« Muhammed Hatemi'den Teröre Reddiye | Ana Sayfa | 'Nothing Buttery'e Giriş »

September 11, 2006

Hangi Komplo Gerçek?

[11 Eylül 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Türkiye enteresan ülke. Güncel siyasi tartışmalara bakınca, aynı konuda birbiriyle taban tabana zıt komplo teorilerinin havada uçuştuğunu, bu teori sahiplerinin de 'Bu işte bir gariplik yok mu' diye düşünmeye hiç zahmet etmediklerini görüyorsunuz.

ABD ve özellikle de Bush yönetimi hakkında komplo teorileri, tam da böyle. Türkiye'deki bir grup 'kanaat önderi', Washington'daki güç odaklarının Türkiye'de bir İslam devleti kurmaya karar verdiği, AKP iktidarının ise bu karanlık planı hayata geçirmek için göreve gelmiş bir 'taşeron' olduğu kanısında. İlhan Selçuk, Cumhuriyet'teki köşesinde sık sık, 'laik ve bağımsız bir Türk ulusuna diş geçiremeyeceğini anlayan emperyalizmin şeriatçılığı tercih ettiği'ni savunuyor. Ruhat Mengi, Vatan'daki 'Sıra geldi Atatürk'ün inancına!' başlıklı yazısında, aynı görüşü paylaşıyor ve Atatürk'ün 'deist' (Allah'a inanıp dine inanmayan) bir insan olduğuna dair tarihçi Rıfat Bali'nin ortaya çıkardığı ve Radikal'de de yayımlanan 'Amerikan kaynaklı' ifşaatları endişeyle karşılayarak, ABD'nin 'Türkiye'nin modern, laik, demokratik, Atatürk'ün izinden yürüyerek akılcı çizgisini koruyan, onun ilkeleri etrafında bütünleşen bir topluma sahip olmasını' istemediğini ileri sürüyor.

Öte yandan 'İslami basın'daki bazı kalemler de, ABD'nin İslam'a karşı yeni bir 'Haçlı seferi' başlattığını, İslam ülkelerini tek tek işgal edip sömürgeleştireceğini, hatta 'Müslüman Soykırımı'na hazırlandığını savunuyorlar. Aynı görüşe göre, ABD'nin Türkiye içindeki planı da 'Sabetaycı, mason' vs. gibi yerli işbirlikçileri kullanarak İslam'ı olabildiğince zayıflatmak, gerektiğinde yeni askeri darbeler tetikleyerek baskı altına almak.

Tabii bu iki komplo teorisi birbiriyle çelişkili, ABD yönetiminin aynı anda hem 'İslam düşmanı' hem de 'şeriatçıların destekçisi' olması akla aykırı... Ama bize fark etmiyor.

Çelişkili komplo teorilerini Lübnan'a asker gönderilmesi hakkındaki tartışmalarda da görmek mümkün. Bir görüşe göre AKP hükümeti Lübnan'a 'ABD'nin dümen suyuna girmek' ve 'İsrail'in hizmetine koşmak için' gidiyor. Yani 'İslam'a ve bölge halklarına ihanet' içinde... Tam aksi yöndeki bir görüşe göre ise, AKP'nin amacı 'Hizbullah'a destek çıkmak.' Akşam gazetesi editörü Serdar Turgut ve Washington'dan stratejist Soner Çağaptay, AKP'yi 'Hizbullahçılık'la ve 'İslam davası gütmek'le suçluyorlar.

Kuşkusuz Lübnan'a hem 'İsrailcilik' hem de 'Hizbullahçılık' niyetiyle asker göndermek mümkün değil, ama yine, her iki komplo teorisinin sahipleri, görüşlerini kendilerinden son derece emin bir şekilde savunuyor, 'niye başkaları aynı meseleyi farklı şekilde görüyor' diye düşünme zahmetine katlandıklarına dair bir emare vermiyorlar.

Tüm bunlar, Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçimindeki ciddi bir probleme işaret ediyor. Bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi. Bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması. Realiteyi, bu önkabullere uygun veriler sunduğunda önemsiyor, diğer zamanlarda ise göz ardı ediyoruz. Önümüzdeki karmaşık gerçeklerin içinden, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirip, sonra da 'Bu kadar tesadüf biraz fazla!' diye 'zekice' yorumlar yapmaya, ülkemizde 'siyasi analiz' deniyor.

Bu sorunlu akıl yürütme biçimi, sadece güncel meseleleri değil, tarihi olayları, hele de 'resmi tarihi' ele alışımızda da egemen. Etyen Mahçupyan, İpek Çalışlar'ın 'Latife Hanım' adlı kitabının 'Atatürk'ün çarşaf giyerek kaçması'ndan söz ettiği için yargılanmasına atıfta bulunduğu 'İdeoloji Hastalandırır' başlıklı yazısında , şu önemli teşhisi yapıyor:

"Gerçekte ne yaptığından hareketle Mustafa Kemal'i anlamaya çalışmıyoruz, hayalimizdeki Mustafa Kemal'den hareketle gerçekliğin ne olduğunu kurguluyor, bir de bunun aksini söyleyeni cezalandırmak istiyoruz."

İşin kötü tarafı, gerçekliğin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan insanların da, hemen mevcut komplo teorileri içinde bir yere yerleştirilmesi. 'Kral çıplak' diyenler, başka kralların ajanı, taşeronu, maşası olmakla suçlanıyor. Realitenin böylesine kapalı bir zihne sızması ise neredeyse imkânsız.

Eğer bu kısırdöngü böyle sürüp gider ve söz konusu zihinsel kalıpları aşamaz isek, Türkiye'nin 21. yüzyılda işi hayli zor. Dünyayı anlamayanın onda saygıdeğer bir pozisyon edinmesi mümkün değil çünkü...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 11, 2006 1:32 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"Tüm bunlar, Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçimindeki ciddi bir probleme işaret ediyor. Bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi. Bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması. Realiteyi, bu önkabullere uygun veriler sunduğunda önemsiyor, diğer zamanlarda ise göz ardı ediyoruz. Önümüzdeki karmaşık gerçeklerin içinden, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirip, sonra da 'Bu kadar tesadüf biraz fazla!' diye 'zekice' yorumlar yapmaya, ülkemizde 'siyasi analiz' deniyor. " dioyor Mustafa. Bey.

Bu akli-i selim degerlendirmeye katilmamak zor. Fakat Mustafa Bey'in yazisinda bu degerlensdirmeden hareket ile "bir taraf boyle diyor obur taraf tam tersini oyleyse ikisi de yanlis" yargisina varmasina katilamiyorum.

Dogrudur, "birileeri" Bush Islam'a savas acti, ya da Hacli seferi baslatti diyor, hatta bu satilari yazan o bilirilerindendir. ve diger birileri ABD "Turkiye'yi islamlastirma" projesinin arkasinda diyor; yazidaki orneklerde oldugu gibi. O zaman GERCEK ikisini toklayip ikiye bolmekle, yani eksi artiyi goturur, demekki Bush 'un kimseye birsey yaptigi yok demeklemi ifade edilmis olur?

Burda olumcul derecede hatali bir mantik orgusu goruyorum. Birileri Hitler 6 milyon Yahud oldurdu iyor digerleri hic oldurmedi diyorsa gercek 3 milyon Yahudi'ywe gelir bu mantik ile. GErcek kimin ne dediginden bagimsiz dir.

Ben dahiyane bir metod buldum gercekligin nerde oldugunu degerlendirmek icin: VERILERE BAKMAK. Bush ve Israil_ABd Inc'in Islam dunyasina topyekun savas acip acmadigini ne Tasbpinar ne de Ilah Selcuk, ne Gungor Mengi'nin hatunu nede Ibrahim Karagul'un sozleri ile degerlendirelim. Kac ulkeye savas acmis, bunlarin yonetimleri, halklari muslumanmi, Bahaimi, Rasfatarianmi, ulkesinde ve diger Bati ulkelerinde surek avi yapilanlar muslumanmi, zerdustmu yoksa mecusimi, kac ulkeye ABD islam goturdu, kac ulkeye demokrasi goturdu, kac tane musluman oldurdu, kac tane hiristiyan veya Yahudi gibi verilere baksak birseyler cikaramazmiyiz? Yoksa "sosyal bilimler" bu tur metodlari redmi eder? Ben bilmem bu sosyual/politik bilimleri. Bir bilen aydinlatirmi beni acep?

Eger "tamam bunlar Judeo-Hacli seferi falan degil; adam sadece dunyayi fethetmek istiyor simdi gunahini almayin; "american Century Project" te judeo-Hacli'mi yaziyor, ne yapsin muslumanlar da direniyor" desek kurtarirmiyiz acep?

Komplo terileri coktur, cunki komplolar coktur. Artik Amerika'nin dunya ve Islam dunyasi icin planlarindan komplo teorisi diye bahsetmek komiktir. Bu bilmsel kesinlikte dokumanlarla, uygulama ile sabittir. Bunu curutmek icin "ama oburu de tam tersini soyluyor" dan daha kuvvetli seyler gerekir.

Ama yazidan yukariya alintiladigim soyut degerlendirmeye tamami ile katiliyorum. Keske yazinin geri kalanida bu prensibe sadik kalinsaydi bi super olurdu yani! :)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 11, 2006 4:10 PM

Sevgili Bekir bey,

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ancak ben "iki çelişkil komplo teori varsa, ortalaması doğrudur" diye bir sonuca varmıyorum. Böyle bir sonuca vardığımı gösteren bir şey yok bu yazıda, sanırım.

Sadece düşünce yöntemi problemini ele aldım. Belirli bir sonuca varmadım.

"ABD bugün ne yapıyor" sorusuna cevabım sorulur ise, şunu derim: ABD'de "İslam'a karşı savaş" fikrinde olan İslam düşmanları da var, "sadece teröre başvuran İslamcı hareketlere karşı savaş" diyen "mainstream" bir çizgi var. Bir de "suç bizim politikamızda" diyen liberal muhalefet var. İkinci ve hele de üçüncü grubun birincilere karşı elini güçlendirmenin iyi bir "İslami strateji" olduğunu düşünüyorum. Bunu zaten daha önce online olarak biraz müzakere etmiştik.

Selam, sevgi ve saygılarıma,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 11, 2006 4:19 PM

Akıl yürütmek bir metodoloji ister.
Ön görmek, tahmin etmek, taraf tutmak. Bunlar her insanın istemli ya da istemsiz sürekli yaptığı işlerdir. İnsan bu fiilleri yapmaktan çoğu zaman kendini alamaz.

Ancak kendi yorumlarını gerçek olarak addetmesi düşünce bozukluğuna sebep verir. Doğru düşünceyi elde edebilmek ise bir ilim dalının alanına girer: "Mantık".

A=B ve B=C ise A=C dir sonucuna varmak, nasıl matematik ile elde ediliyorsa, iki önermeden netice çıkarmak da mantık ilminin sınırları içine girer.

Kimisi matematik iliminin inceliklerine vakıf olmadığı halde pek çok matematiksel işlemi güzelce gerçekleştirebilir. Ancak bunu matematiğe dayandırmadığı, matematiği bilmediği müddetçe, elde ettiği sonuçlar dikkate alınmamalıdır.

Keza, yorumlarından çıkarımlarda bulunanlar, komplo teorilerinden gerçekler çıkarmaya çalışanlar için de aynı sual sorulmalıdır. "Bunu hangi mantık kurallarına dayandırıyorsun, söylediklerin mantıklı mı?"

Kesin olmayan zanları delil olarak mı kullanıyor. %100 geçerli olmayan genellemeleri her zaman geçerli gibi mi düşünüyor. Bunlar sorgulanmalı.

Mantık deyince, "biber acıdır, hayat da acıdır, o halde hayat biberdir" şeklindeki lise seviyesi esprilerden başka bir şey anlayamayanların, ürettiği neticelere nasıl inanılabilir ki zaten.


Tahmini veri ile, hayali gerçek ile, yorumu haber ile karıştırmak sadece sıradan insanların değil, çoğu siyasetçi ve gazetecimizin genel illeti değil mi?


Aramızda mantık dersleri alan var mı?

Yazan: ilhan Tarih: September 11, 2006 5:41 PM

Sevgili Mustafa Bey,

Haklisiniz siz "dogru ikisinin ortasidir" ya da ikiside komplo terisidir demiyorsunuz, genel bir prensipten bahsediyorsunuz. Sizi elestrirken sadece verdiginiz bir iki ornek uzerine yogunlamali idim. saniyorum Bush ornegi pek oturmamis demek daha dogru olurdu. Bu dusuncemin sebebi de Bush Hacli seferi yapiyor iddiasi ile Ruhat Mengi, Suat Tabpinar vb.nin vehimlerini ayni duzleme koymaniz idi. Tabii orneklerin iyi secilmemis olmasi ana fikri curutmez.

"ABD bugün ne yapıyor" sorusuna cevabım sorulur ise, şunu derim: ABD'de "İslam'a karşı savaş" fikrinde olan İslam düşmanları da var, "sadece teröre başvuran İslamcı hareketlere karşı savaş" diyen "mainstream" bir çizgi var." demissiniz. Bu tesbite katiliyorum. Fakat malesef politikalari belirleyen cizgi o sizin "mainsteram" dediginiz bvenim "establishment" hakim guc diyebilecegim cigidir. Bu ikincu grubunuzdakiler ile birinci arsina cizg cekmek ise cok zordur. Siz de musagede etmistiniz ABD'deki pek cok "ilimli" musluman'in bu sadece Daniel Pipes, jerry Falwell and Co., gibi birinci gruptakiler degil ikinci gruptakiler tarafindan da "islamist" "terorist" muamelesine tabii tutuldugunu; sorun IIIT'deki dostlara. Hehalde bu "mainsteam" in hangi islama musade ettigini hangisini zararsiz gordugunnu, terorist-barisci cizgisini nereye cizdiklerini belirlemek nesnel bir yontem olabilir. Eger bu arstirmayi yaparsaniz bazi bulgulariniz sizi dehsete dusurebilir. Gecen isminden bahsettiginiz Charles Karuthammer, Washington Post gibi saygin bir mainstram medya kurulusunda yaziyor; kimse fazla dindar veya siyonist oldugunu dahi iddia etmez. Yani "as mainstam as you can get" . Kendisinin "iyi muslumani" kimmis sorun bakayim. Sizin dahi o testten gececeginizi sanmiyorum; Allah uzun omurler versin.

Bakin birkac ay once BBC'de bir programda Irshad Manji adinda bir kadini takdim ettiler. Bayan'in lesbiyen oldugunu ve Allah erkek oldugu icin artik ona tapmadigini , ve Filstin meslesinde Israil yanlis oldugunu soylediler ve son cumleleri su idi "but she is a practicing Muslim" (fakat o Islami yasayan bir musluman)! Daniel Pipes ise ayni hanimdan "ilmli musluman" olarak bahsediyor.

Kisacasi Israil_ABD Inc'in surucu gucunun, yani hakim ideolojinin sizin dediginiz "ucuncu grup"tan fazla etkilendigini sanmiyorum. 50 lerden beri ABD'de bir "anti-nuke grup" ta var. Bu sure icerisinde ABD'nin nukleer gucu en az 20 misline cikti. Birkac yil once saniyorum Nation adli dergi "Diger superguc" diye bir kapak yapmis idi. Bu diger superguc daha insancil, adil bir poltika isteyen, simdiye kadar sessiz kalmis kitleler idi; umitlenmistim. Bu "uyuyan dev" hala uyuyor.

Onlarin "elini guclendirmek" gerekliligi konusunda size katiliyorum; ah birde metod konusunda anlasssak daha bi super olacak :)

Burada benim orneklerimde iyi secilmemis olabilir. Ama metodolojide anlasabiliriz saniyorum. Gelin yazinizda bahsettiginiz onyargisiz olarak "somut gerceklerden cikarim yapma" yontemine mumkun mertebe sadik kalalim ihtilaflar oldugunda. Bu dahi yeterli olmayabilir bazi konularda ama cogu temel tesbitlerde fazla uzak dusmeyiz.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 11, 2006 6:25 PM

Acaba Lübnan'a "Hizbullah yanlısı" veya "İsrail yanlısı" olarak gidilmesini düşünme yerine "Barışı sağlamak için" gidildiğini düşünmek bu kadar mı zor?

İlla taraflardan birinden "yana" olmak zorunlu mudur?

Aynen "İsrail yendi, yenemedi" ya da "Hizbullah kazandı, kazanamadı" tartışmaları gibi bu da anlamsız. İki hasım devlet arasında bir tampon oluşturulup Lübnan ordusunun etkinliği artırılmaya çalışılacak ki denetimi eline alsın, güç dengesi oluşsun, olay budur. Legal güç dengesi illegal güçleri dışlar. Mafya gibi... Adalet etkin bir biçimde yerine getirilemezse mafya güçlenir. Mafyayı çökertmek liderlerini öldürmekten geçmez, adaleti sağlamaktan geçer. Adalet mekanizması işleyince mafya kalmaz zaten.

Sayın Akyol'un yazısını akılcı buldum ve destekliyorum. Karşıt komplo teorilerini toplayıp ikiye bölerek ortalamasını almıyor, böyle yapması tabii ki sakatların birleşmesinden yeni bir sakat doğurmak olurdu. Tam tersine, iki uç tarafın da aynı sakat düşün tarzıyla malül olduğunu göstererek aklın yolunu işaret ediyor...

Dilerim Hizbullah=Mafya mantığı sergilediğim eleştirisi yapan olmaz. Bunu örnek olarak söyledim. Fakat şu kadarını savunurum: Doğru olan, bir ülkenin güvenliğini legal ordu güçlerinin sağlamasıdır, örgütlerin değil. Örgütler her zaman çıkar ilişkilerine, sızma ve provokasyonlara, taşeron işler yüklenmeye çok daha yatkın yapılardır.

Yazan: demirkan efegil Tarih: September 11, 2006 6:26 PM

Bekir bey,

Tamam, büyük ölçüde anlaştık yine... :)

Manji'yi çok iyi biliyorum ve zaten Batı kamuoyunda İslam hakkında "uzman" olarak o ve onun da daha beterleri (Hirsi Ali, Wafa Sultan gibi alenen "mürted" olanlar) öne çıkmasın, meydan sadece bu gibileri kalmasın diye gayret ediyorum biraz da...

Daha önce de belirttiğim gibi, söz konusu "meydan", İslam adına faydalı işler yapılabilecek farklı alanlardan biri. Her alanın kendini göre farklı üslup gereksinimleri olabilir. Her doğru her yerde söylenmeyebilir, vs... Biliyorsunuz.

Selam, sevgi ve saygılarımla,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 11, 2006 6:55 PM

"Tüm bunlar, Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçimindeki ciddi bir probleme işaret ediyor. Bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi. Bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması."

Bunun en guzel ornegini Danistay cinayeti meselesinde gorduk. Bu cinayet ile ilgili halkin kafasi siyasiler tarafindan karistirildi ama somut gercekler hala ortada degil. Biz bu cinayeti unutmadik, ve somut gerceklerin ortaya cikmasini bekliyoruz.

Ayni sekilde, Ismail Aga cinayeti katilleri hakkinda da somut gerceklerin ortaya cikmasini bekliyoruz.

Somut gerceklere dayali olarak tartismak ve hesap sormak cok onemli bir mesele, Sayin Akyol, yorumunuza katilmamak elde degil.

Yazan: Beyaz Tarih: September 11, 2006 6:57 PM

Gene de herseyin en dogrusunu ALLAH bilir

Büyük Islâm bilgini Ibn Haldun gibi bir çok alimin yazdiklari paragraflarin sonunda "gene de herseyin en dogrusunu ALLAH bilir" ibaresi dikkatimi çekmisti.

Sanirim insan bilgilendikçe tevazu göstermesi kolaylasiyor.

Zaten virüsü
Mayis-haziran 2006 siralarinda bazi fanatik atatürkçü arkadaslar "zaten ... yoktur ve olamaz!" diye biten cümlelerle savunduklari ideolojiye puan kaybettirdiler. Sonra fanatik türkçüler "zaten bütün kürtler söyledir, böyledir..." diye içlerini döktüler ama kimseyi iknâ edemediler.

Bütün bu zatenci insanlarin içinde beni en çok endiselendiren ise bazi müslüman arkadaslar oldu. "Zaten bu yahudiler/hristiyanlarin hepsi ..." diye baslayan cümleleri ile miras aldiklari Kur'an, hadisler, Mesnevi ve daha sayisiz bir çok kaynaktan henüz yeterince istifade etmediklerini gösterdiler kanimca.

Komplo teorilerinin karsi konulmaz cazibesi
Komplo teorileri fasizmin en sevdigi propaganda araci kanimca. Çünkü gerçekte karmasik çikar hesaplari ve diplomatik oyunlarla dolu olan Dünya'yi anlamak için herkesin ekonomi, sosyoloji, jeoploitik vs ile kaybedek vakti yok. Böyle "kestirmeden" bir açiklama isteyen halk yiginlarina :
1) Anlasilmasi kolay,
2) baskasina aktarilmasi kolay,
3) Kimin hangi takimdan oldugu belli,
4) Bir günah keçisi içeren,
5) Sorumluluktan kaçmaya yarayacak,

bir teori uydurmak gerekiyor. Uydurdugunuz sey ne kadar basit (haliyle gerçekten uzak) olursa o kadar hizli yayiliyor halk arasinda.

Depremde insanlar mi öldü? Elbette ABD yapti, mütahitlerin, onlara ruhsat veren belediyelerin ve buna göz yuman basbakanlarin ne suçu olabilir?(!) Veya onlara oy vermis olan bizlerin?

Müslümanlar neden ilerledi? Neden geriledi?
Islâm uygarliginin en parlak dönemlerinde disa açildigini meselâ eski yunan filozoflarinin çok tanrili dinlere mensup olmasina bakmadan onlarin kitaplarini arapçaya çevirdiklerine tanik oluyoruz. Hatta avrupa ve hindistan'dan alimlerin ve talebelerin Bagdat'a gelip müslümanlarla kaynasmasi da çarpici.

Osmanli imparatorlugunun da ilerledigi dönemlerde bu açiklik politikasi dikkat çekici:
1)Fatih'in hristiyan askerlerden (sirp ve venedikli) istifade etmesi,
2)Sirbistan alindiktan sonra sirp maden isletme kanunlarinin "Seriat kanunlarina" eklenmesi (Robert Mantran, Histoire de l'Empire Ottoman)
3) Sokollular gibi hristiyan osmanlilarin basvezir rütbesine kadar çikabilmesi

kanimca bu açikligin göstergesi. Oysa Osmanli'nin çöküsünde milliyetçiligin getirdigi içe kapanma ve "öteki" korkusu ne kadar önemli bir rol oynamis.

Amacim elbette tarih dersi vermek degil. Yanliz Kur'an ayni Kur'an, Seriat ayni, nasil oluyor da yüzyillarca parlayan bir uygarlik sönmeye yüz tutabiliyor?

Politik görüsü ve dini aidiyeti ne olursa olsun Türkiye'de yasayan her insanin önyargisiz tartismasi ve gerçekleri anlamaya çalismasi çok önemli. Zira hem türklerin hem de müslümanlarin önünde açilan yeni yüzyil hem firsatlar hem de risklerle dolu :

1) Önümüzdeki onyillarda AKP ile baslayan hareket Türkiye'de kalici degisiklikler yapacak güçte ve süreklilikte,
2) Dünya müslümanlarinin önemli bir kismi Türkiye'nin Dünya'da daha önemli bir rol oynamasini hatta bir anlamda liderlik etmesini bekliyor,
3) Bazi ekonomik ve siyasî rant sahipleri ise Islâm'i eski "düsman/öcü" komünist rusya'nin yerine koymak ve bu suretle :


a) Petrol fiatlarini yüksek tutmak,
b) Askeri harcamalari mesru göstermek,
c) ABD ve bati avrupa'da kisisel özgürlükleri sinirlamak,

istiyorlar. Meselâ ABD'deki Patriot Act gibi ingiltere ve Fransa da terörle mücadele kanunlari çikariyor, gözalti sürelerini uzatiyor. Bunun yaninda Fransa okullarda basörtü yasagi getirdi ve Fransiz ordusunun yaptigi soykirimlari okullarda anlatmak subat 2005'ten beri yasak.

Tabi tahmin etmek zor degil, Bati da kendi komplo teorilerini üretiyor. Bizdeki ABD/Bati nefretinin tirmanisina paralel bir Islâm korkusu/nefreti yükseliyor. Geçenlerde bir fransiz TVsinde PKK'nin aslinda El-Kaide'nin bir dali oldugu söylendi !!!!!!

Çünkü büyük halk kitlelerinin dünya meselelerine ayiracak vakti günde 15 dakikayi geçmiyor.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 11, 2006 7:36 PM

Sn. Efegil,

Bu defa "kes yapistir" metodunun dogru olacagini dusundum.

Oncelikle Mustafa Bey ile aramizdaki ihtilafi gidermekte yardimci oldugunuz icin tesekkurler.

Yalniz gene cokta "ilimli" gozuken sozlerinizin aciklanmaya ihtiyaci ldugu ve tesbitlerinizin fazla tarafsiz olmadigi dusnesindeyim. Aciklayayim:

""Acaba Lübnan'a "Hizbullah yanlısı" veya "İsrail yanlısı" olarak gidilmesini düşünme yerine "Barışı sağlamak için" gidildiğini düşünmek bu kadar mı zor?

İlla taraflardan birinden "yana" olmak zorunlu mudur?" (DE)

Elcevap. Evet "bu kadar zor" ve evet "illa birinden yana" olma zorunlulugu var.

Bir kere "basristan yana olmak" soyutta kuaga hos gelsede "somut gercekler" bazinda bakildiginda alti herkesin istedigi gibi doldurulabilecek, dolyisi ile manasiz ya da sizin deyiminizle "hamasi" bir solem. Hangi baris? Hangi sartlarda? Kiminle kim arasinda. Bunlar cevaplnmadan "baris" tan bahsetmek her ne kadar insancil ve de "ahlaki" (oops!) gelsede kulaga, bos soz. Sakagima tabancayi dayayarak veya tetigi cektikten sonraki "baris" ta bir "equilibrium" (denge) vardir ama Adil, veya ahlaki degildir bu baris. Olmert te "baris" isiyor eminim, seytan da.

Kimden "yana" olacagiz? Gayet basit. Tabiiki "haklidan". Eger hakli zaten hakkini alacak gucte ise bizim yaninda olmamiza da ihtiyaci yoktur. Ama burdaki "sonmut veriler" durumun boyle olmadigni acik secik ortatya koyuyor. Burda hakli olan, ayni zamanda mazlum ve magdur olandir. Kolay soru.

" İki hasım devlet arasında bir tampon oluşturulup Lübnan ordusunun etkinliği artırılmaya çalışılacak ki denetimi eline alsın, güç dengesi oluşsun, olay budur. Legal güç dengesi illegal güçleri dışlar. Mafya gibi... Adalet etkin bir biçimde yerine getirilemezse mafya güçlenir. Mafyayı çökertmek liderlerini öldürmekten geçmez, adaleti sağlamaktan geçer. Adalet mekanizması işleyince mafya kalmaz zaten." (DE)

Dogrusu son zamanlarda "insaf" "hak" "adlet" gibi daha once "kasitli hamaset degilse safdillik" "cocuksu.." vb olarak nitelediginiz mefhumlara muracat etmeniz sevindirdi beni. Hidayetmidir nedir bilmem ama onemli degil; dogru yolda adimlar.

Ama bu kavramlari burdaki "somut verili" ornege uygulayisiniz gene eski DE'nin kurnazliklarini barindiriyor. Ornegin "tampon bolge" diye neden bahsediyorsunuz? Bir ulkenin ucte birin isgal edeceksiniz, tas ustunde tas birakmayacaksiniz, sonra da burayi tampon bolge olacak, Hizbullah buraklarda olmayacak diye Batii'li dostlarinza devredeceksiniz. Bolgeye daha onceki isgallerinizde yerlestirdiginiz mayin tarlalarinin haritalarini vermemekte israr edeceksiniz, ve "ateskes" ten sonra tonlarca misket bombalari birakacaksiniz. Sizi bilmem ama Sn. Efegil benim bildigim tampon bolgeler diger bazi arkadaslarin da soyledigi gibi "mavi cizginin" iki tarafinda birkac km'lik ":silhtan arindirilmis bolge" icerir. Madem adaletten konusuyoruz, Israil tarafnda da bir o kadar buyuklukte bir "askerden arindirilmis "bolge olmasi gerekmezmi "tampon" olmasi icin?

"legal guc" "illegal guc" "gucler dengesi" kavramlariniz da epeyce aciklamaya ihtiyaci var. "denge" den baslayalim. Kimle kim arsindaki denge? Israil-Lubnan? Amenna. Hemen tesis edilsin. Once Lubnan'a da besyuz kusur nukleer silah sevkiyati yapilsin ABD , Ingiltere ve diger "baris yanlisi" Bati ulkelerinden. Daha sonra tabiiki konvansiyonl denge. Detaylarini siz doldurun isterseniz. Prensipte anlastik. Kim demis biz anlasamayiz diye?

Legalite'ye gelince, gene hangi legalite? Milletlerarasi? Tamam onda da anlastik, "guvenlik konseyindeki" ABD ve Israil yanlisi devletler hakimiyetine ragmen BM bircok kararlar cikrdi Israil. Lubnan, Filistin, Suriye ile ilgili. HEPSI DE UYGULANSIN! Alin size legalite.

Yoksa siz onu demiyormuydunuz. Ha, siz "legal" derken yoksa Olmertcemi konusuyordunuz? BM GK 1701 ve 1559 geregi Hizbullah silahsizlandirilsin mi diyorsunuz yoksa? Ha onlar Israil'i Lubnan'dan cikaran (Sheba ciftlikleri haric) halkin icinden gelen ve Israil'in kan dusmani olan ve simdiye kadar Israil'i yenilgiye ugratmis tek guc oldugu icin "illegal" olmuyor degilmi? Sahi sizin derdiniz Lubnan icerisindeki "legalite" mi? Size ne bize ne ordaki "legalite" den? Bunu Lubnanlilar karar veremezlermi? Hizbullah'mi Lubnan'i isgal etti yoksa tersimi oldu en az yedi defa? Kim kimden kac kisiyi ne icin oldurdu? Bunlar legal mevzular, ahlaki oldugu kadar. Israil Lubnan'in toprak butunlugunu ve insanlarin canini malini, varligini tehdit etmedigi surece Hizbullah'in dogusuna da sebep olmaz idi askeri varligina da sebep kalmaz. Oyle legaliteyi nalinci kesri gibi kullanamazsinz.

Ustelik "legalite" nin ne mesruiyet ne de adalet manasina gelmedigini herhalde siz de taktir edersiniz. Bakiniz Hitler Almanyasi veya Stalin Rusya'sinda "legaliteye". Ama o dundu diyorsaniz bakin Turkiye'ye! Legalite de israr ediyorsaniz tamam 1701, 1559, 242, 338 , 191 (?) dahil bolge ile ilgili butun BM Karalari (ABD onayi ile cikanlar-aksi olmazki) uygulamaya konulsun hemen. Ben raziyim, siz?

Mustafa Bey'in yazisinda ifade ettigi genel ilkelere katilmaniza da katiliyorum. Iyi bir baslangic.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 11, 2006 10:17 PM

Aylardır bu sitede İslamcı terör bir yere yerleştirilmeye çalışılıyor. Sn. Akyol'un teröre karşı ortak tavır mesajlarına verilen cevap: Batı yaptığını çekiyor, Hizbullah İsrail'i yenmiştir, zayıf olan biziz bir de üstüne onlara barış teklifini biz mi götüreceğiz... Toplamda İslam adına terör yapanların ezilmiş müslümanların ahını çıkardıkları yönünde bir kanaat belirtildi. Ama bugün görüyoruz ki Hatemi İslam adına yapılan terörü kınayınca aynı kişiler "resmin tümünü görmemiz gerektiğini" ve "olayın öyle basit bir şekilde analiz edilemeyeceğini", "bu terörü yapanın aslında Amerika'nın kendisinin olduğu" gibi argümanlar getiriyorlar.Öyleyse Müslümanlar tarafından yapılmamış olan bu hareketi neden savunuyoruz.
Öte yandan daha önceki tartışmaların birinde "dini özgürlüklerin dindarlığımızı kısırlıktan kurtaracağı ve aydın dindarların oluşacağı" tezine karşı başka bir yorumcu İran'ı örnek vermiş ve "İslam'ın özgürce yaşandığı İran ne kadar aydın di mi" diyerek cevap verince, Bekir bey isabetli bir cevap vermiş ve "İran'ın İslam'ı karikatürize ettiğini İran'da yaşananın İslam'ın karikatürü olduğunu" söylemişti. Buna katılmamak tabii ki mümkün değil. Ama bugün görülüyor ki Bekir bey İran için sanki tastamam Müslüman insanlar insiyatifiyle kurulmuş, hatta nerdeyse Müslüman dünyanın sesiymiş gibi bir tavır içinde. 11 Eylül olaylarına Amerika ,en azından, izin vermiştir. Bu da demek oluyor ki bu hareket Müslüman kamu vicdanının, artık haksızlıklara dayanamayarak, örgütler halinde harekete geçirmiş de, biz de zulme direnenlere tüm kalbimizle destek veriyoruz gibi bir durum yok.
Tıpkı Afganistan'daki gibi,hatırlıyorum çocukluğumuzda uykudan önce "Allah'ım Afganistandaki müslümanlara Afrika'daki açlara yardım et" diye dua ederdik.Büyüdük ve Afganistandaki müslümanların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını ve orada yaşananların müslümanlıkla hiç bir ilgisi olmadığını öğrendik! Neyse.Üzerimize bırakılan ve safça kabul ettiğimiz terör iddiaları Amerika'dan hiç hoşlanmayan Avrupayı Amerika ile ortak cepheye çekmiştir . Batı ortak bir hedef için birleşmiştir. Amerika da kendine bu yolla bir birlik- beraberlik söylemi üretmiştir . Biz Müslümanlar ne yapıyoruz? Dostlar alışverişde görsün deyip bazı Müslümanların piyonluğunu yaptığı çirkin olayları üstümüze alıyoruz.

Şu durumda eski defterleri çıkarıp hesap yapamayız acilen bizim terörle alakamız yok demeliyiz, hep beraber ve gür bir şekilde.
Böylece piyon olmaktan çıkıp aktör olabiliriz belki.

Yazan: ME Tarih: September 11, 2006 11:10 PM

Sn. ME,
Goruluyorki iyi bir kurgu yazarisiniz ne bana atfettiginiz ""İran'ın İslam'ı karikatürize ettiğini İran'da yaşananın İslam'ın karikatürü olduğunu" soyledim, ne de "Ama bugün görülüyor ki Bekir bey İran için sanki tastamam Müslüman insanlar insiyatifiyle kurulmuş, hatta nerdeyse Müslüman dünyanın sesiymiş gibi bir tavır içinde". Baska bir Beki Bey'den bahsediyor olabilirsiniz.

Kafanizdan birtakim karakterler kurgulamis birtakim roller vermissiniz. Belki "Demir Firtina.." vb gibi bir politik kurgu icin felan ilginc olabilir ama en azindan basligi "komplo teorilerinin hangisi gercek" olan ve onyargi, kurgu yerine somut verilerin nesnel degerlendirilmesi gerekektigini telkin eden bir yazinin altina bunlar "gercek" gibi yazmaniz hic hos kacmadi.

Benim icin ve anonim bazi insanlar icin yaptiginiz yakistirmalarin daha kotusunu Afgan Halki icin de yapmissiniz ""Allah'ım Afganistandaki müslümanlara Afrika'daki açlara yardım et" diye dua ederdik.Büyüdük ve Afganistandaki müslümanların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını ve orada yaşananların müslümanlıkla hiç bir ilgisi olmadığını öğrendik!" (ME).

Bir ulkedeki butun magdur ve mazlum muslumanlar icin cirkin bir suclama. Bu hesaba gore butun Bati ulkeleri halkinini "uyusturucu muptelasi " ilan etmemiz gerekmezmi? Ustelik bir detayi da not edelim hashas veya afyon bitkilerdir, muhtemelen miyonlarca yildir var olan ve binlerce yildir tarimi yapilan. Uyusturucu dsinda her ikisinin de yag, ilac, yiyecek maddeleri, endustriyel gibi pek cok kullanimlari vardir. Bati'da uyusturucu kullanimi var diye yuzyillardir gecimlerini bundan saglayan insanlarin gecim kaynaklarini elinden almak hic te adil bir cozum gib gelmiyor. Burda da emperyalist Bati kendi insanina daha yuksek ahlaki degerlerle donatmaktan aciz oldugu icin gidip fakir fukaraya, sunu eleceksin, sunu ekmeyeceksin diyebiliyor ve kimsenin zararlarini da karsilamiyor. Bizim Afyon'da afyon ekimi bundan durduruldu 70lerde (Erim zamaninda) ve pek cok insan bundan dolayi gecim kanaklarin kaybetti.

Eger "Afganli muslumanlar uyusturucu kacakcisi" diye Afrika ve Afganlilar icin dua etmekten vaz gecti iseniz korkarim baslangicta da duaniz samimi degildi.

Teror analiziniz de mevzuda yuzeysel bazi bilgilerle genel degerlendirmeler yaptiginizi gosteriyor. "islami teror" soyleminin Avrupa ve ABD'yi yaklastirdigi argumaniniz yazinizda bulabildigim tek dogru tesbit. Ege teror uzerine ciddi fikir yurutmek istiyorsaniz once kelimenin taninmindan baslamanizi tavsiye ederim, sonra tarih kitaplarini acmanizi. Hurriyet kesmez.

Ilgilenenler icin birkac gun once Zaman'da Ibrahim Kalin kaleminden 11 Eylul'le ilgili iki degerlendirme cikti. Yakininda bulundugum bu olayla ilgili bazi kisisel tecrubelerimi anlatan bir yaziyi ben kaleme aldim; ve politik degerlendirmeler iceren bir digeri de bugun cikacak blogumda insha-Allah.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 12, 2006 5:05 AM

Sayin ME,

"Afganistandaki müslümanların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını ve orada yaşananların müslümanlıkla hiç bir ilgisi olmadığını öğrendik"(ME)

Demissiniz, denize düsen yilana sarilir ME Bey (/hanim). ALLAH hiç birimizi açlikla terbiye etmesin. Hirsizlik veya fahiselik yapanlar çocukken bunu mu hayal ediyorlardi?

Afganistan'da malesef devlet otoritesi yok ve bu bosluk bazi "derebeyler" tarafindan dolduruluyor. "Kötü" bir devlet bile sanirim devletsizlikten iyidir.

Isgal veya katliam gibi bir suç islendigi zaman tipki polisler gibi "bu kime yarar" diye sormakta fayda görüyorum. Yani Sovyet Rusya 1977 yilinda Afganistan'i isgal ettiginde milliyetçiler "pis ruslar" dediler, Islâmci çevreler ise bunu komünist-müslüman çatismasi olarak gördü. Simdi komünizm bitti ama Afganistan'in çilesi bitmedi... Neden?

Bekir Bey gene beni "Demirkanlik" yapmakla itham edecek ama, bana en mantikli gelen o dönemde Rusya'nin ortaasya petrollerini hint okyanusuna ulastirma çabasi. Bildiginiz gibi diger alternatifler Rusya'yi Türkiye veya Iran'a gebe birakiyor.

Bugün orta asya türkleri kismî bir bagimsizlik elde ettiler. Yönetimlerine ruslar karisiyor ama ABD nüfuzu giderek artiyor. On kadar ABD hava üssü açildi bu ülkelerde ve petrol çikarma lisanslarini da ABD sirketleri kazaniyor.

Ve "her nedense" ABD afganistan ve pakistan'i kontrol altina almak için ugrasiyor.

Bu çerçevede baktiginiz altüst olmus bir ülkede yasam savasi veren zavalli afganlarin patates yetistirmelerini bekleyebilir misiniz?

Gelin biz dualarimizi eksik etmeyelim afganlardan, ALLAH en kisa zamanda onlara da adaletli bir baris ortami saglasin.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 12, 2006 10:36 AM

Sn.Akyol, yazınızın başlığını komployu sulandırmak
olarak değiştirsek... Komplonun Ortadoğunun yeni
den yapılandırılması süreci olduğu ve bundan nasıl
bir siyasi-coğrafi yapılanma hedeflendiği öngörül
se, bu yapılandırma işinin ABD İsrail ve İngiltere
öncülüğünde olduğunu herkes kabul ediyor bu veri kesin. Türkiyenin bu yapılandırmada ne rol alacağı
ise tartışma konusu. Neo-Conlar ve İsrail Müslüman
lardan hazetmiyor ve AKP nin iktidarda olduğu bir
Türkiyenin bu projede etkin rol almasına izin ver
miyorlar. Onların tercihi İslamdan hazetmeyen Laik
çi bir cunta. İngiltere AKP ilede olur desede ve
diplomatik ve Arapları da projeye katan daha esnek
bir yaklaşım göstersede ağırlık Neo-Con,İsrail blo
kunda. Yani Türkiye neredeyse Tüm İstihbarat örgüt
lerinin ve kontr-gerilla, kontr-terör örgütlerinin
gerek eylemli, A4ler, C4ler, uzaktan kumandalı ma
yınlar gibi teknik terör ve önleme faliyetleriyle
sarsılıyor, gerekse basın kanalıyla üretilen komp
lo teorileri, psikolojik yıpratma taktikleri ile
yıpratılıyor. İslama düşman, İran ve Suriye'ye
gözü kapalı dalacak bir yönetim arzulayanlar, İsla
mı karalayıcı komplolara hız verecek gibi görünse
de, İsrailin Hizbullahtan yediği darbe, neo-con
ların ABD de giderek etkinlik kaybetmesi Türkiye
ye nefes aldırabilir. AK Partiden hoşlanmayanlar
bile Askeri darbelerin nelere yol açacağını bildi
ği için vede asıl önemlisi, ABD ve İsrailin bağımsız bir Kürt devleti amaçladığını bildiklerinden ustaca manevralarla tuzakların bozulmasına
gayret ediyor. Danıştay saldırısının hemen aydınla
tılıp kaosa izin verilmemesi buna örnek verilebi
lir. Oysa Anti-komünist bir darbe beklentisi ile çok
daha basit kontra eylemlerin aydınlatılması için
hiçbir çaba gösterilmediği olayları yaşı yetenler
hatırlayacaktır. ABD 12 Eylül için hiç zorlanmamış
tı. Dindarlar o zaman kurulan tuzaklara engel olma
mıştı. Artık oradan doğacak sorumluluk din gününde
ilahi hesaplaşmada görülür zannımca.
Konuyu toplayalım, ABD ve hempaları İslam karşıtı
bir iktidar istiyor. AKP den kurtulmak istiyor ve
komplolar kuruyor. Geçmişte ödeneklerle kurdurduk
ları yapiları kullanarak yeterli sonuca ulaşamamak
tan asabileşiyor ve Türkiyeye hakarete varan saldrılarda bulunuyorlar. Merkez medya kanalıyla
İslamı karalama kampanyaları yürütüyor. Acı olan
bu yapılanlar, Türkiyenin hür iradesini karatma
kampanyaları. Korkutma operasyonları.. Ne zaman
yapılıyor, Türkiyenin üst üste rekor büyüme hedef
lerini tutturduğu zaman. Bu büyüme ve gelişmeler
Türkiyenin büyümesidir. AKP bugün var yarın hoş
bir sada olacak...Bu yollar, tüneller, havaalanlar
limanlar AKP nin babasının malı değil. Ben Göcek
tünelinden geçtim, Saatte Elli Km. ile bir dakika
sürüyor. umarım komplocular, komplolarının altında
kalır, Türkiyemiz İlelebed payidar olur. Saygılar.
Levent.

Yazan: levent Tarih: September 12, 2006 9:29 PM

Mustafa Bey;

'Tabii bu iki komplo teorisi birbiriyle çelişkili, ABD yönetiminin aynı anda hem 'İslam düşmanı' hem de 'şeriatçıların destekçisi' olması akla aykırı... Ama bize fark etmiyor.'diyorsunuz.

bence akla aykırı bir durum yok burda.ABD işine nasıl geliyorsa öyle davranıyor.bazen islam yanlısı bazen islama karşı haçlı seferi başlatan bir ülke.
herkes kendince haklı ABD 'yi eleştirirken.siz neden şaşırıyorsunuz?

dünyayı anlamayanın işi zor diyorsunuzda peki dünyanın bizi anlama gibi bir derdi var mı acaba?

bush'un Tanrı ile konuşmasının faturasını ödüyor masum bebekler,zavallı insanlar.hangi realite Allah aşkına.

karmaşanın bu kadar yoğun olduğu zamanlarda çelişkili yorumlardan daha doğal ne olabilir?
siz bana siyah ve beyazı gösterin.ben aradan gri tonları çıkarırım.

SEVGİLER..

Yazan: deniz Tarih: September 13, 2006 12:08 AM

Levent Bey ve Deniz Bey (Hanim?)'in yorumlarindaki goruslerin hemen tamamina katiliyorum. Ben onlarin yorumlarindaki "ABD" yerine hemen her zaman "Israil_ABD INc" kullanabilirim.

Yalnz Levent Bey'in yorumundaki "Konuyu toplayalım, ABD ve hempaları İslam karşıtı
bir iktidar istiyor. AKP den kurtulmak istiyor ve
komplolar kuruyor." kisimina birazcik muhalefet mimi koyacagim.

Soyleki Sn. Deniz'in de degindigi gibi "ABD" denilen ortak irade AK-Parti'nin kan dusmani degil. Onlar da Cuneyt Zapsu'nun dedigi gibi AK-Parti'yi "kullanmak" isterler; isin kolayi devirmek yerine "islah etmektir" onlar icin de. Mustafa Bey'de "Washington Demokrasi'nin arkasinda" baslikli yazisinda buna deginmisti; her ne kadar ben onun goruslerini fazla iyimser bulsamda. Washington demokrasi isine geldigi surece demokrasinin arkasindadir.

ABD AK-Parti ile ilgili olarak bir havuc ve deynek poltikasi uyguluyor. "iyi cocuk" oldugun surece "islami koken" i mesele yapmayiz diyor mealen. Su ana kadar da hukumet ic poltika mulahazalari ile maalesef buyuk olcude "iyi cocuk" olmustur. Ahlaksiz bir oyun var. Icredeki darbe muptelalarina karsi elini guclendirmek icin imparatora sirin gorunme mecburiyeti; ve bunu yaparken de kendi degerlerini koruyabilme. Zor bir denge oyunu. Bu paradigmayi kirmak icin yurekli liderler ve yurekli millet lazim.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 13, 2006 7:42 AM

İkide bir başıma kakılıp durulan bir sözümü buraya yeniden alıntılamak zorunda kalıyorum: "Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır."

Bu cümleden dostluk, kardeşlik, hak, hukuk kavramlarının aşağılandığı ve yerildiği şeklinde bir izlenim nasıl ediniliyor anlamadım. Ben bu kavramları genel anlamda yermiyorum, "politikaları değerlendirirken" bu kavramlara başvurmanın safdillik olduğunu söylüyorum. Yâni "dost kazığı" diye bir şey vardır, tanıdık diye gittiğiniz satıcı eğer uyanık olmazsanız sizi tanımadığınız herhangi bir satıcıdan daha fazla kazıklar. Böyle bir şeyden söz ediyorum. İranlılar da din kardeşleri Iraklıların kimyasal silah kullanacak kadar alçalmayacaklarını zannederek feci şekilde yanılmışlardı ve Fao siperleri gaz maskesiz binlerce İran askerinin cesetleriyle dolmuştu. Politikada böyle kardeşlik yavelerine aldanmak böyle feci sonuçlara yol açabilir, bunun uyarısını yaptım. Ana baba bir öz kardeşlerin "senin tarlan iyi, benim tarlam taşlı" diye baba malı paylaşmak için kanlı bıçaklı olduklarını gördüğümüz bir dünyada bu uyarı yerindedir sanıyorum.

Bu iyi niyetli uyarıyı böyle aleyhime ikide bir kullanıp durmak çirkin kaçıyor, söyleyeyim dedim.

Lübnan'a gelince, yıllardır illegalitenin üssü olan bu ülkenin artık legal bir yapıya kavuşturulmasının ilk adımları atılmıştır. Lübnan ordusu eğitilerek adamakıllı bir ordu haline getirilecek. O zaman İsrail ikide bir gelip bu ülkeyi şamar oğlanı gibi dövüp geri gitmeyecek. Nükleer silahları kimse İsrail'e armağan etmedi. Çalıştı, yaptılar. "Nazar etme ne olur, çalış senin de olur" mantığı geçerli. O yüzden kimse güç dengesi için Lübnan'a nükleer silah hediye etmeyeceği için kusura bakılmamalı.

Bana sorulsa, ABD K. Kore ve İran kadar İsrail'in nükleer çalışmalarına da karşı çıkmalıydı derim. Ama Pakistan ve Hindistan'ın nükleer silah yapmasına engel olamadığı gibi, belki İran'ın da olamayacağı gibi İsrail'e de engel olamazdı sanırım. Millet, bakın ciddi ciddi söylüyorum: Dünyada nükleer silahın kullanıldığı bir gün mutlaka ama mutlaka gelecek. Hiroşima ve Nagazaki'den sonra ilk kez bu ne zaman ve nerede olacak bilinmiyor. İstihbarat örgütleri buna şimdilik engel olmayı başarıyor. Ama bir boşluğun doğduğu ve felaket çanlarının çaldığı bir gün mutlaka olacak. Pandora'nın kutusunun kapağı bir kez açıldı ve halen kapalı tutuluyor. Bir gün mutlaka yeniden açılacak. Bunun dünyayı bir yokoluşa götürmemesi umuluyor. II. Dünya savaşında atoma karşı atom atacak kimse yoktu. Bugün çok var ve artıyor.

Bir nükleer savaştan en az zararı Amerika kıtası görecektir. Fakat boyutuna bağlı. Yeterince büyük bir savaş olursa hayat yeryüzünde sona erebilir!..

Yazan: demirkan efegil Tarih: September 13, 2006 8:02 PM

Sn. Efegil,

Simdi o sizin sozlerinizden SIK SIK alintiladigim kismi, ve onu baz alarak yaptiginiz diger pek cok argumani alt alta dizerim ve bahsettiginiz "cirkinligin" bana ait olmadigini ortaya koyarim, ama benim karsimdakini mat etmek gibi bir gayem yok. Simdiki "aslinda ne demek istediginiz" aciklamaniz o zamanki argumanlarinizdan cok farkli. Hak, hukuk hakkinda da benzeri yorumlariniz vardi. Mecbur kalmadikca tekar etmem. Ama yanlis yorumladigim veya baglamdan cikardigim iddiasini yapmamanizi tavsiye ederim.

Ama insanlar degisebilir. Ben simdiki aciklamanizin su anki gorusunuz oldugunu kabul etmeye hazirim; ve bundan memnunluk duyarim.

Lubnan'a nukleer silah verilmesi "sizin "dengenin saglanmasi gerektigi" argumaniniz uzerine idi. Lubnan ile Israil arasindaki "gucler dengesinden" bahsediyorsaniz tabii olarak akla nukleer ve konvansiyonl gucler geliyordu. Yaptigim sadece sizin mantik cizginizde yurumekti.

Israil'in nukleer silahlarini sadece "calisarak" elde ettigi fikrinizi tekrar gozden gecirmenizi umid ederim. Banka soyguncusu da "calisarak" elde ediyor parayi ama gayrimesru, gayriahlaki yontemlerle. Israil ABD'den ve Ingiltere'den plutonyum ve zenginlestrilmis uranyum caldigi sabittir en azindan. Teknolojinin de oralardan geldigine suphe yok; butun Bati ulkelerinde Israil'in casuslari, ajanlari, propogandistleri de muhendisleri bilim adamlari kadar haril haril calisiyor. Ustelik pek cok GOYIM'in mesela muslumanlarin aksine ahlaki fren mekanizmalari da yok; filistin ve Lubnan;da goruldugu uzre.

Lubnan'in yillardir kanusuzluk ulkesi oldugu dogru da bunu "nedensellik iliskileri" icerisinde aciklasak nasil olur? Tarihin baslangicina inemeyiz, 1948'de yuzbinlerce Filistinli'nin evlerinden koylerinden surulup oraya kacmalarindan baslayabiliriz dilerseniz. Yada 1982'de Israil'in Lubnan'a girip 30 bin insani katledip, Falanjist kasaplari kullanarak Shabra ve Shatilla'da 1500 kisiyi bogazlamasi'ni milat yapalim istersniz. Sonra bu Falanjist usaklarin baslarini da katletti gene Israil; akilma gelen son isim Hobeika.

Nukleer felaket korkularinizi paylasiyorum. Peki dunyayi bu hale kim getirdi? Simdiye kadar bu silahi kullanmis tek ulke kim? Kullanmasi en muhtemel olan kim? Amerikanin saygin din adamlarindan, Bush'un dostu Jerry Falwell "Nuke them in the name of God" (Tanri adina nukleer bombalayalim) dedi son olarak Iran icin. Bugun ABD'nin elinde 12 bun kusur nukleer (yada Bush'un deyimi ile "nukiler") silah var. Dunyada hayata en az on defa son vermeye , dunyayi gunesin yorungesinden oynatmaya yeterli guc!Israil'in elinde 500-550. Pakistan'da 3-5 tane "islamic bomb" ve Iran'in elinde sifir. Iran su anda ancak yuzde 5 zenginlestirebilmis durumda uranyumu. Nuke icin yuzde 85-90 zenginlestirme gerekiyor.

Burada Iran'in olmayan nukleer gucunden dolayi bu gucu olanlar tarafindan hedefe konulmasinda ve buna da BM, IAEA'nin alet edilmesinde bir ahlaki probleminiz yokmu?

Cevabiniz sayesinde SIK, SIK alintiladigim sozlerin aslinda nasil anlasilmasi gerektigini de anlariz belki.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 13, 2006 9:56 PM

Bekir Bey'e atıflarından dolayı teşekkür ederim.bana Deniz Hanım diyebilirsiniz.

Ak partinin içerdeki darbecilere karşı elini güçlendirmek için imparatora şirin gözükmeye çalıştığını,bu arada da değerlerini kaybetmeme mücadelesi verdiğini söylüyorsunuz.

bu sıkıntıların yaşanmaması için benim nacizane görüşüm iktidara gelen partilerin milliyetçi,muhafazakar,demokratik ve laik değerlerimize rahat bir şekilde sahip çıkabilmesi için islami bir parti görünümünden tamamen uzak olması gerekir.liberal bir parti müslümanların sıkıntılarını çözebilir ama AKP asla.AKP'nin bir değerler mücadelesi yok.bu değerler üzerinden oy toplama mücadelesi var.asla ve asla samimiyetine inanmıyorum.

ben başörtüsü kullanan bir bayan olarak AKP'nin görüntüsünden çok rahatsızım.vekillerin eşlerinin yaşadığı rahatlığın onda birini dahi ben yaşamıyorum.benim sıkıntım üzerinden oy toplayıp sonra da beni unutmak var mı?yazıklar olsun hepsine.işlerine gelince 340 vekille tezkereyi geçiriyorlar.hepsine yazıklar olsun.

AKP'yi duyunca çok sinirleniyorum. bu meseleyi burda kapatayım.

Mustafa Bey'İn size verdiği bir cevap çok dikkatimi çekti.şöyle diyor kendisi;

'Manji'yi çok iyi biliyorum ve zaten Batı kamuoyunda İslam hakkında "uzman" olarak o ve onun da daha beterleri (Hirsi Ali, Wafa Sultan gibi alenen "mürted" olanlar) öne çıkmasın, meydan sadece bu gibileri kalmasın diye gayret ediyorum biraz da...'

SN.Akyol,bu samimi gayretiniz ne kadar takdire şayan.Allah bu iyi niyetinizin hürmetine sizi razı olduğu yolundan yürütsün.ayaklarınızı razı olduğu yol üzere sabitlesin inşaallah.
yalnız cehenneme giden yollarında iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu lütfen unutmayın.biliyorsunuz biz tamamıyla onların istediği gibi olmadıkça onlar bizden razı olmayacaklar.

efendim onlar meydanı istedikleri gibi doldururlar.adam mı yok?siz onların nazarında ciddiye alınabilmek için biraz tavize göz yumup azıcık onların dilinden konuşup şu meydana bir gireyim derseniz Allah korusun farkına varmadan ayağınızı kaydırırlar.bakara suresi 35-36 nolu ayetlerinde şeytanın hz.Adem'in ayağını kaydırışı anlatılır.girmek istediğiniz meydan insan görünümlü şeytanlarla dolu.neden taviz veriyorsunuz?neyden korkuyorsunuz?

ben bütün kalbimle şuna inanıyorum.eğer Allah dilerse bu dini bir kafirin eliyle de yayar.Nemrut'u bir sinekle devirmesi gibi,Kabe'yi ebrehenin fillerine hükmederek koruması gibi..
O İSTERSE CÜZİ İRADELERİ SUSTURUR VE KÜLLİ İRADESİNİ KONUŞTURUR.O bizim tavizsiz ,dik duruşumuzu imtihan ediyor.

bizim bir elime ayı diğerine de güneşi verseniz davamdan dönmem diyen peygamberi duruşa ihtiyacımız var.lütfen bana hudeybiye barışında verilen tavizi kimse örnek vermesin.orada somut bir muhatap vardı.bizimle anlaşma yapan bir taraf vardı.önümüzü görebiliyorduk.şu anda zifiri karanlıkta,kurtlar sofrasında şeytanlara meze olmamanın mücadelesini veriyoruz.

BEN BİR ON SENE SONRA MUSTAFA BEYİ ÇİZGİSİNİ DEĞİŞTİRMİŞ VE O MEYDANDA KAYBOLMUŞ GİTMİŞ OLARAK GÖRÜRSEM(ALLAH KORUSUN)ÇOK ÜZÜLÜRÜM.ONLAR SİZDEN ÇOK DAHA KURNAZLAR.KENDİNİZE BU KADAR ÇOK GÜVENMEYİN.BİZ KOLAY ADAM YETİŞTİREMİYORUZ.KENDİNİZE SAHİP ÇIKIN.


SEVGİLER.

...................


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

DENİZ HANIM, İYİ NİYETLİ TAVSİYELERİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKKÜR EDERİM. DİKKATE ALIYORUM. ANCAK İSLAM'DAN TAVİZ VERMEKTEN DEĞİL, DİYALOĞU MÜMKÜN KILACAK BİR ÜSLUPTAN SÖZ EDİYORUM. YANİ BURADA İTİKADİ BİR TAVİZ DEĞİL, YÖNTEM SÖZ KONUSU.

BARIŞ VE DİYALOG YANLISI BİR YAKLAŞIMIN İSLAM'A İLKESEL OLARAK UYMADIĞINI SÖYLEYEN MÜSLÜMANLARA İSE, HUDEYBİYE'DEN BAŞLAYARAK PEK ÇOK AKSİ YÖNDE ÖRNEK VEREBİLİRİM.

SAYGILARIMLA,

M.A.

Yazan: deniz Tarih: September 13, 2006 10:39 PM

Deniz Hanim,

Guzel sozleriniz icin tesekkurler. Islam'a hamiyetiniz, ihlasiniz icin Allah sizden razi olsun.

Bir erkek olmama ragmen, yuregimi en fazla daglayan, ve ozellikle son 8 yilda hayatimin en onemli mesgalelerinden bir olmustur basortusu zulmu. Eski esimden dolyayi da bu konuda epeyce mucadele vermisligim vardir; ve fiyat odemisligim.

Bu konuda "asiri" olmakla sclandigim cok oldu ama tavizkar olmakla suclandigim hic olmadi.

Ben buradaki muhtemelen yuzlerce yorumumda partilerden bahsettigim pek ender olmustur. Burada saniyorum Levent Bey'in yorumu uzerine konu acildi, beni kafamda en azindan.

Basortusu konusunda mevcut hukumetin hicbir iyilestirme yapamadigi dogrudur. Bundan dolayi ben de onlari zaman zaman siddetle elestirdim fakat kendi eslerini dahi zaman zaman "kamusal alana" sokamadiklarini bildigim bu insanlarin duyarsiz olduklarini dusunmuyorum; bircogunu da oldukca yakindan tanidigim icin "biliyorum" diyebilirim. Tayyip Bey "benim icimde de hickiriklar var" dedigi zaman samimi idi. Askeri oligarsi "28 Subat 1000 yil devam edecek" dedi. Bulent Arinc mecliste "laiklik din, vijdan hurriyeti de icerir" dedigi icin adama Ahmedinejad dediler; ve danistay Aytac Ogretmen'e "sen sokakta basini orttugun zaman dahi okuldaki ogrencilere kotu ornek oluyorsun" dedi. Bunun givi yuzlerce ornek hafizamda. Iste yasadigimiz Turkiye'den manzaralar size. Simdi bu ahval ve serait icerisnde hukumeti daha insafli degerlendireceginizi dusnuyorum; eminim bu memlekette basbakanlarin, bakanlarin asildigini, ve asanlarin hala "gercek iktidar" oldugunu biliyorsunuzdur.

Hassasiyetinizi tamami ile paylasiyorum, dulararim sizler icin; ama lutfen sizin acinizi duyan fakat "muktedir olmayanlar" ya da muhtemelen yeteri kada kuvvetli olurgasi olmayanlar icin dahi husn-u zanda bulunalim.

AK-parti konusunda farkli dusunsekte gonul birligi icinde oldugumuzdan suphem yok. Zaten partiler sadece aractir; amac degil.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 12:06 AM

öncelikle yorumumu yayınladığınız için teşekkür ederim Mustafa Bey.ben nedense yayınlanmaz gibi düşünmüştüm.

BARIŞ VE DİYALOG YANLISI TAVIRLARIN İSLAMA İLKESEL OLARAK UYMADIĞINI SÖYLEYENLERE BEN CEVAP DAHİ VERMİYORUM.

Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bana tasavvufi düşünceyle fikri yapımı geliştirmeyi nasip etti.
yerdeki bir taşa bile sert vurma.çünki o Allah ile kaimdir diyen gönül ehli insanlar bütün eşyaya öncelikle sevgi nazarıyla bakarlar.din,mezhep,meşrep,ırk vs.farklılıklarına bakmaksızın yaradılanı yaradandan ötürü seven insanların diyalogla sorunu olmaz.

amma velakin diyalog diye benim dinimin sulandırıldığını hissedersem buna karşı çok sert mücadele ederim.ve sizi tenzih ediyorum.benim endişem savaştığınız meydanın kurallarının sizi farkında olmadan değiştirmesi tehlikesi.

müslüman demek izzetli insan demektir.ezilmeyi,eğilmeyi,bükülmeyi ben kabul edemiyorum.müslümanlar şu anda malesef batıya karşı bir kompleks içinde.diyalog yaparken hristiyan uzmanlarla karşı karşıya gelindiğinde ,bilinçaltımıza yerleşmiş komplekslerimiz yüzünden
dinimizi fazlaca bir reforme etme çabasına mı giriliyor acaba?
aynı şey hadislerin ayıklanması meselesinde de görülüyor.AB standartlarına uymayan ayet ve hadislerimizden yavaş yavaş utanır hale mi geliyoruz?

daha çok şey söylenebilir..ben bir müslüman olarak uyarı görevimi yapayımda müslüman kardeşlerime de dinimede bir zarar gelmesin kaygısını taşıyorum.sadece bu.

BEKİR BEY;başörtüsü konusundaki hassasiyetiniz için size derin şükranlarımı sunuyorum.bu konuda ödenen bedellerin bu dünyada tazmini yok.çünki acıları karşılayabilecek ne maddi ne de manevi olarak dünyevi bir bedel yok.bende yaklaşık 10 senedir 28 Şubatla beraber bu mücadelenin içinde buldum kendimi.ben hayatımı kaybediyordum bu kavganın içinde.o kadar masum ve suçsuzki bu kızlar.onların üzerinden siyaset yapan ,onların hayatlarını karartan ,onlara yaratık muamelesi yapan herkese yazıklar olsun.

AK PARTİ meselesine gelince oyumu onlara vermiş olmamın pişmanlığını duyuyorum.biz artık iktidardayız.daha ne istiyorsunuz.bu sorunu kurcalamayın diyen TAYYİP BEYİN resmi danışmanları etrafında olduğu müddetçe söyleyeceğim tek birşey var benim.YAZIKLAR OLSUN!!

SEVGİLER.

Yazan: deniz Tarih: September 14, 2006 1:38 AM

"bu sıkıntıların yaşanmaması için benim nacizane görüşüm iktidara gelen partilerin milliyetçi,muhafazakar,demokratik ve laik değerlerimize rahat bir şekilde sahip çıkabilmesi için islami bir parti görünümünden tamamen uzak olması gerekir.liberal bir parti müslümanların sıkıntılarını çözebilir ama AKP asla.AKP'nin bir değerler mücadelesi yok.bu değerler üzerinden oy toplama mücadelesi var.asla ve asla samimiyetine inanmıyorum.

ben başörtüsü kullanan bir bayan olarak AKP'nin görüntüsünden çok rahatsızım.vekillerin eşlerinin yaşadığı rahatlığın onda birini dahi ben yaşamıyorum.benim sıkıntım üzerinden oy toplayıp sonra da beni unutmak var mı?"

Deniz Hanim, bravo size, ISTE BUDUR!

Yazan: Beyaz Tarih: September 14, 2006 2:25 AM

Deniz Hanim,

Ak_Parti hakkinda, ozellikle bir basortusu magduru ve mazlumu olarak dusuncelerinize saygili oldugumu soylemistim.

Ama sizin onlar hakkinda soylediklerinizden zevkten dort kose olacaklarin da siz basortusu mazlum ve magdurlarinin dertleri ile hemdert olanlar degil, tam tersine sizlerin bir numarali dusmanlariniz olacagini da biliyordum.

Siz burayi belki takip etmiyorsunuzdu size "budur", "bravo" "yassa" "yippee" diyen sahis gecmiste bu sitede basortsu dahil bu ulkenin insanlarinin butun kutsal degerlerine savas acmis bir kisidir.

O ne laiklik istiyor ne demokrasi, ve de sizleri, bizleri ancak Arap ulkeleine gonderiyor. Bati ulkeleri universitelerine gitmek zorunda birakilip orada basari gostermnizden de rahatsiz oldugu kayilardadir bu sitede. Daha once benimle tartismasinda basortusu yasaginin kanunlarla desteklendigini iddia edip, hangileri oldugun sordugumda "uygulamalardan", YOK kararlarindan bahsetmisti. "hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz, biz raziyiz: ABD olsun atta Fransa olsun dedigimde "yok ben Turkiye'ninkin istiyorum" demis sonra da Turkiye'de muslumanlar icin yeni kistlamalar, yasaklamalar getirecegini soylemistir, ezan dahil, azinliklar icin yeni haklar isterken.

Merkez medyanin pacavralarindaki "hasemalilar, bikinili diye genc kiza saldirdi" kurgularini buralara "veri" larak tasiyip muslumanlara hakaretler, iftiralar yagdirmistir. Israil Lubnan'i bombalamaya basladiginda "israil'in zarar goreceginden , Hizbullah'in ve Iran'in karli cikacagindan korktugunu" ifade etmistir. Simdi size gecmisteki sicilinin tamamini vermeyeyim. Bu kadar yeter.

Simdi size "budur" demesi musluman veya insanhaklari dostu degil dusmani olmasindandir. Muhtemelen sizinle bulustugu tek nokta AK_Parti'den nefretidir. Sorun size bir laiklik, bir demokrasi tanimi yapsin. Yahutta Mustafa Bey'e yonelttiginiz Islami kaygilariniz konusunda ne dusundugunu sorun.

Bu derece samimiyetsizlik, seytani niyet karsinda susmayi basaramadim. Sizi her alkislayani dostunuz sanmayacak kadar basire sahibi oldugunuZdan eminim fakat haiz oldugum bazi verileri aktarayim dedim.

selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 11:01 AM

Konumuz "hangi komplo terileri gercek" olduguna gore benim bir komplo terim var. Siz karar verin gercekmi degilmi:

Israil kasitli olarak sivilleri ketlederken, olu sayisini maksimize decek yontemler kullanir. Kadin cocuk, sivil olumleri "Beyaz" Ertugrul Ozkok'un dedigi cocuklarin one surulmesinden veya roketatarlarin evlerin telesinde bulunmasindan degildir.

Ne dersiniz? Dogru, yanlis?


Ha bir de haber var bugunku Sabah'tan (14/9/2006) aklima gelmisken:
===================================
İsrail'den korkunç itiraf

Roket birliklerini yöneten İsrailli komutan: Lübnan'a bin 800 misket bombası yolladık. Daha çok sivilin ölmesi için özellikle camiden çıkmalarını bekliyorduk.

İsrailli komutanın Lübnan savaşıyla ilgili itirafları şok yarattı. İsrail Haaretz gazetesine adını vermeden konuşan roket birlikleri komutanı, "Yaptığımız çok korkunç ve anlamsızdı. Bütün köyleri misket bombalarıyla doldurduk. Fosfor bombası da kullandık" dedi. Lübnan'a bin 800 misket bombası taşıyan roket fırlatıldığını söyleyen komutan, bu roketlere de toplam 1.2 milyon misket bombası yüklendiğini belirtti. İsrailli komutan uluslararası hukuka göre yasak olmasına karşın fosfor bombalarının kullanıldığını da kabul etti. Komutanın hedeflere ilişkin sözleri ise sivil katliamını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu: "Sadece bir hedefi vurmak gibi bir şanşımız yoktu. Komutanlar da bunu çok iyi biliyordu. Bizden özellikle sabah saatlerinde ateş açmamız isteniyordu. Çünkü bu saatlerde insanlar camiden çıkıyordu ve daha fazla öldürme şansımız oluyordu" İsrail ordusu, savaşta misket bombaları kullandığı gerekçesiyle eleştirilmiş, müttefiki ABD bile iddialarla ilgili olarak soruşturma açmıştı.Lübnan'da patlamamış 500 bin dolayında cephane bulunuyor.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 1:35 PM

Bekir L.Yıldırım bey,

Hangi laik'ten bahsediyorsunuz? Demokrasi ve laik'lik adına yer gök İsmailağa cemaati'ne mi benzesin?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 14, 2006 4:36 PM

Bekir L.Yıldırım bey,

Fena halde aklınızı şeytanla bozmuşsunuz siz. Hem demokrasi ve laik'lik ten bahsedeceksiniz hem de sizlerle aynı fikirde olmayan insanların fikirlerini şeytani ilan edeceksiniz. İşte bu yüzden tüm insanlığın mutluluğu için laik'lik gerekli bir kavramdır.

Her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın laik'lik, dünya'nın özgür insanlarını, demokrasiyi ve özgür düşünceyi aklını şeytanla bozan insanlardan koruyan çok yüce bir erdemdir.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 14, 2006 5:20 PM

Mustafa Akyol'un 2005 yılında Washington Times'ta yayınlanan komplo teorileri üreten kafa yapısını ve Türkiye'deki çılgınlığın boyutunu afişe eden süper bir makalesi:

http://www.thewhitepath.com/archives/2005/03/turkey_and_conspiracies.php

Yazan: azure Tarih: September 14, 2006 5:49 PM

Lafa bakın :


Hangi laik'ten bahsediyorsunuz? Demokrasi ve
laik'lik adına yer gök İsmailağa cemaati'ne mi
benzesin?

Benzesin ne olacak?
Yeterki birileri böyle olmaya zorlamıyor olsun.
İnsanlar kendi tercihleriyle ismail ağa cemaati gibi giyinmeye meyledecse etsinler. Bunun kime zararı olur?

Yazan: ilhan Tarih: September 14, 2006 6:18 PM

İlhan bey gibi lafa bakarsanız İsmailağa cemaati'nin sadece kılık kıyafetine takılıp kalırsınız.

İçerde neler olup bitiyor onu anlatın. Taliban kılık kıyafetinin pek tabii olarak doğal çevreye bir zararı yok. Bin Ladin'in kıyafetininin kimseye bir zararı olmadığı gibi.

Bin Ladin'i kim yetiştirdi? Bunu sorgulayın. Hangi cemaat'in, tarikat'ın ürünü? Kılık kıyafet'e bu kadar takılıp kalmayın canım. Aşın kendinizi. İşin özüne takılın.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 14, 2006 6:45 PM

Biraz konu disina cikmis olacak ama tartisma bir nebze GENE din, laiklik yonune kaydigi icin asagidaki Zaman makalesinin ihtiyac duyabilecekler icin bilgilendirici olcagini dusundum Mustafa Bey'in musadesi ile.

Bu arada Mustafa Bey'in Sn. Azure'in linkini verdigi makaleyi okudum. Esasen buradaki yazibnin birazcik Amerikan okuru icin modifiye edilmis sekli. Gene itirazlarim var birbiri ile esitledigi veya ayni kategoriye koydugu "komplo teorileri" orneklerine ve bu olguyu tamami ile irrasyonel, mesnetten yoksun ilan edip, sebeplerini de Turk halkinin sosyo-psikolojisi ile izah etmeye calismasina (sebeplere girmeyecegim ama sanki komplosuz bir dunyada yasiyoruz, ve sanki butun komplo terileri Turkliye veya Islam ulkerinden cikiyor gibi bir intiba ediniyor okur).

Fakat yazinin Washington Times'ta yayinlandigini goz onune aldigimizda, zaten oradaki okurlarin Turkiye veya Islam dunyasinndaki "anti-amerikanizm" konusunda yeteri kadar negatif on kabulleri oldugu icin muhtemelen yazidaki "yerli islamofobi" ve Amerikan halkina telkin ettigi "bu Islamofasizm turu hikayelere inanmayin" masajinin oradaki (hele hele W. Times gibi Bush'cu ve oldukca Islamofobik bir yayinin okur kitlesi) bazi stereotipleri kirmaya yardimci olcagini tahmin ve umit ediyorum.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle
------------------------------------------
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE (ZAMAN)
14.09.2006 PERŞEMBE

Laikliğin tanımı ve askerî vesayet

“Laikliğin koruyucusu kim?” Yargıtay Başkanı, bu soruya bilindik cevabın dışında yeni bir cevap verdi ve “Laikliğin koruyucusu yargıdır.” hükmünü tarihe kaydettirdi.


Yargıtay Başkanı’nın, yeni adli yılı açış konuşmasında laiklik kavramı etrafında üzerinde dikkatle durulması gereken başka sözleri de var. Kanun gereği Yargıtay Başkanlar Kurulu’nu, dolayısıyla yargının bütününü temsil eden bu sözler tartışmalara yol açmasına açtı, ama asıl üzerine alınması gerekenlerde bir karşılık bulmadı. Yargıtay Başkanı, tıpkı Meclis Başkanı’nın bu yıl 23 Nisan konuşmasında öne sürdüğü gibi Anayasa’mızda bir laiklik tanımı olmadığını vurguladı. Vurgulamakla kalmadı, konuşmasında Yüksek Yargı’nın sözcüsü olarak kapsamlı ve tutarlı bir laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü ilkesi tanımı da yaptı.

Yargıtay Başkanı’nın yaptığı tanım esas olarak Anayasa’nın başlangıç kısmının 5. fıkrasına ve 10. maddeye dayanıyor. Başlangıç’ta “kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılmayacağı” yani devletin dinler karşısında tarafsızlığı vurgulanıyor. İkincisinde, yani 10. maddede... “Herkes... siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep...” sebebiyle “ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit” ilan ediliyor. Yüksek Yargı Başkanı’nın yaptığı bu analitik tanım, evrensel düzeyde benimsenen ve bizim de örnek aldığımız Fransa gibi ülkelerde uygulamaya konu olan laiklik tanımıdır. Hukuk ve hukukçu gözüyle sorunsuz, uygulanabilir, yargıçların referans alarak kararlarına gerekçe yapabilecekleri ve aklı başında kimsenin itiraz edemeyeceği bir tanımlamadır bu. O zaman sorun nedir?

Sorunun kaynağı laikliğin tanımı değil koruyucusudur.

Yargıtay Başkanı’nın “Laikliğin koruyucusu yargıdır.” sözü, boşlukta söylenmiş bir söz değil. İki kurum, koruyuculuk konusunda birbirine rakip. Tanım konusunda ise keskin bir fark var: Yargı tanımlamaya uğraşırken diğerininki muallakta duruyor. Öyleyse tartıştığımız şey laiklik tanımı değil, “hukuk” veya “askerî vesayet” düzenlerinin gerekçesi.

Ümit Kardaş, 12 Eylül münasebetiyle iki gün önce Zaman gazetesinde Genelkurmay Başkanı’nın devir teslim töreninde yaptığı konuşmayı yorumlarken şu kritik soruyu soruyordu: “Hangi demokratik ülkede, silahlı bürokrasinin başı sosyal devletin, hukuk devletinin, laik devletin ne anlama geldiğini yorumlamak, değerlendirmek hakkını kendisinde görebilir ve tamamen siyasal olan anayasa hukuku alanını askerî güvenlik alanına sokabilir?” Toplum üzerinde silahlı vesayet kuran zorlama denkleminin püf noktası, tam da Ümit Kardaş’ın sorduğu sorudur. Yargıtay Başkanı’nın, “Laikliğin koruyucusu yargıdır.” sözü, hem laiklik yorumlarını hukuk alana çekiyor hem de bu prensibin bir iktidar aracı olarak kullanılmasına, soysuzlaştırılmasına engel oluyor. Doğru, laiklik silahla korunmaz, hukukla korunur. Bugün, darbe ideolojisi yerine bir “sürekli askerî vesayet” ideolojisi geliştirilmektedir. Laiklik prensibi de bu vesayetin ve totaliter bir düzenin gerekçesi olarak takdim edilmektedir. Halbuki siyaset bilimci olarak benim veya bir hukukçu olarak Ümit Kardaş’ın bu kavramları yorumlama konusundaki birikimimiz ve vukufumuz, elbette bir generalinkinden daha ileridir. Ömrünü hukuka vermiş, üstelik yargı adına konuşan bir yüksek yargıcın sözleri ise hepimizin fevkindedir; zira ülkemizin hukukta geldiği düzeyi yansıtmaktadır. Söz hükmünü silahla sağlıyorsa, o zaman sözün değil silahın hükmü geçerli olur. Böyle bir ülkeden de hiçbir şey olmaz.

Bu hafta, 12 Eylül’ün yıldönümü vesilesiyle askerî darbeleri tartıştık. İç Hizmet Kanunu’na, Anayasa’nın muğlak yorumlarına dayalı müdahalelerin yerine, özellikle laikliği koruma gerekçeli “sürekli askerî vesayet düzeni”ni yerleştirmeye niyetlenenler var. Siviller üzerine düşeni yapmıyor ama yargı tek başına, laikliğin tanımını yaparak, üstelik bu prensibi kendi güvenli ve saygın korumasına alarak vesayet düzenine meydan okuyor.

14.09.2006


e-posta adresi:m.turkone@zaman.com.tr

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 6:55 PM

(....) O ne laiklik istiyor ne demokrasi, ve de sizleri, bizleri ancak Arap ulkeleine gonderiyor. Bati ulkeleri universitelerine gitmek zorunda birakilip orada basari gostermnizden de rahatsiz oldugu kayilardadir bu sitede.

(....) "hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz, biz raziyiz: ABD olsun atta Fransa olsun dedigimde "yok ben Turkiye'ninkin istiyorum" demis sonra da Turkiye'de muslumanlar icin yeni kistlamalar, yasaklamalar getirecegini soylemistir, ezan dahil, azinliklar icin yeni haklar isterken.

Merkez medyanin pacavralarindaki "hasemalilar, bikinili diye genc kiza saldirdi" kurgularini buralara "veri" larak tasiyip muslumanlara hakaretler, iftiralar yagdirmistir. Israil Lubnan'i bombalamaya basladiginda "israil'in zarar goreceginden , Hizbullah'in ve Iran'in karli cikacagindan korktugunu" ifade etmistir.

(...) Simdi size "budur" demesi musluman veya insanhaklari dostu degil dusmani olmasindandir. Muhtemelen sizinle bulustugu tek nokta AK_Parti'den nefretidir.

(Bekir L.Yıldırım)

İşte asıl budur.

Deniz Hanım, AKP'ye olan duygusal -ama bence aşırı- tepkiniz sizi kimlerle bir araya getiririyor dikkat edin derim.

Başörtüsü mağdurlarının çektiği sıkıntıları yüreğimde hissediyor ve bu sorunun hallolmasının mücadelesini veriyorum. Ama iktidar olup muktedir olamamanın suçu AKP de değil. Denebilir ki "o halde neden siyasetteler?" Bu da farklı bir bakış açısıdır fakat pasifist ve teslimiyetçi bir duruşu temsil eder. Çünkü bu ülkede Müslümanların yalnızca başörtüsü sorunu yok. Ayrıca muhafazakar kitlelerin siyasal olarak temsil edilemek de en doğal haklarıdır. Konuyu duygusallıktan uzak daha bir akl-ı selimle düşünmenizi öneririm. Eşi ve çocuğu başörtülü bir kişinin bu sorunu çözmek istememesi mümkün mü?

Yine de düşüncelerinize ve tepkinize saygılı olduğumu hassaten belirteyim.

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 14, 2006 8:18 PM

Hülagü Bey,

"Laiklik ve demokrasi adına yer gök İsmailağa cemaati'ne mi benzesin?" derken, laiklik ya da laiklik ilkesinin verdiği inanç hürriyeti ile mi böyle olaylar olduğunu söylemek istiyorsunuz? Yoksa, laikliğin ülkemize has tanımı ve uygulaması yüzünden böyle şeyler oluyor mu demek istiyorsunuz? Bu cümlenizden laiklikten ne anladığınızı, hangi laiklik tanımına istinaden bu cümleyi yazdığınızı anlayamadım. Ben de size soruyorum: Hangi laikliktir bahsettiğiniz?

İsmail Ağa Cemaati hakkında çok fazla fikir sahibi değilim. Son olaylar tabii ki çok kötü ama, olaylar nasıl ve neden cereyan etti, öncesinde oluşum gerçekten sorunlu muydu, tam bir fikrim yok. Hakim basın-yayının söyledikleri ile de karar vermek istemiyorum. Ama diyelim ki bu oluşum sorunlu bir oluşum, insanlar kullanılıyor, kandırılıyor, sömürülüyor vs. Eğer böyle ise, İsmail Ağa Cemaati’nin oluşma sürecinde, laiklik ilkesini histeri derecesinde korumaya çalışmanın etkileri yok mudur? Laikliği, tanımının tamamen dışına çıkararak, insanların hayatlarına ve inançlarına doğrudan müdahale etme aracı olarak kullanmanın hiç ilgisi yok mudur? Etki tepkiyi doğurur. Siz insanlara yaşam alanı bırakmazsanız, onlar da kendilerine yeni yaşam alanları yaratırlar. Yeni yaşam alanı yaratırken, çoğunlukla, kabul gormeyen, dışlanan fikirler keskinleşir, insanlar uçlara sürüklenir. Ülkemizdeki sorunlu laiklik tanımının ve bu tanım bahane edilerek yapılanların, insanları marjinalleşmeye ittiğini, ruhsal dengelerini etkilediğini düşünüyorum. Bunun sonuçları da çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor. Elbette “Gerçekten demokrasi ve/veya laiklik olsaydı, İsmail Ağa Cemaati gibi cemaatler, o tip olaylar olmazdı.” diye kesin bir yargıya varmak mümkün değil. Ama ülkemiz koşulları düşünülürse, laiklik ilkesinin, tamamen anlamı dışında kullanılarak, müdahalenin nerelere vardırıldığı hesaba katılırsa, "Sorunlu oluşumların ve cereyan eden olayların, laiklik kavramının hayata yansıması ile ilgisi yoktur." demek, kendimizi aldatmak olur. Hatta bunlar olmasın diye daha çok Türk tipi laiklik istemek, kendimizi aldatmanin da ötesine geçer, doğrudan intihar olur. Yanlış teşhis, yanlış tedavi, sonuç malum... Kavramları yerlerine oturttuktan sonra, olan bitenleri, bu kavramlardan ve etkilerinden bağımsız düşünebiliriz ancak. Ve ancak o zaman, sorun, bu kavramların içselleştirilmemesi ise, bunun için çalışabiliriz.

Ama ülkemizdeki olaylar laikliğin verdiği inanç özgürlüğünden?! kaynaklanmaktadır diyorsanız, aynı ülkeden mi bahsediyoruz, aynı laik anlayışa mı maruz kalıyoruz diye sormam gerekecek.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 14, 2006 9:14 PM

Deniz Hanim,

Dun yorumunuza iste budur diyerek, kisaca cevap vermistim, islerin yogunlugundan, bugun konuyu biraz daha irdelemek geregi duydum. Arada, benim, "saat tikirtisi" olarak niteledigim bir dizi yorumlar gelmis, o yorumlara cevap vermeye gerek bile gormuyorum. (Suat Bey, kusura bakmayin, "selulitsiz" bikinili kizlari izlemekten hoslandiginizi itiraf ettikten sonra, sizi de "saat tikirtisi" grubuna ekledim.)

"Iktidara gelen partilerin milliyetçi,muhafazakar,demokratik ve laik değerlerimize rahat bir şekilde sahip çıkabilmesi için islami bir parti görünümünden tamamen uzak olması gerekir. Liberal bir parti müslümanların sıkıntılarını çözebilir ama AKP asla." demistiniz, bu dusuncenize yurekten katiliyorum.

Ulkemizde insanlarin din konusunda yasadiklari sikintilari ancak tum dinlerden esit uzaklikte, herhangi bir dini kimlik tasimayan ama insanlarin dini, baskalarina zarar vermedigi surece, sonuna kadar yasama ozgurlugu oldugunu kabul eden bir parti cozebilir.

AKP, bu sorunu cozmeye yetkin degil, cunku onlarin acendasi baska, ve bu kesinlikle liberal bir acenda degil. Onlarin acendasi, global sermaye guclerinin elinde kukla olurken, halki aptal yerine koyarak, bu memleketin kaynaklarini samimiyetsiz bir din politikasi uzerinden somurme acendasi. Ben, AKP kadrosu icinden kisilerin, global sirketlerin elinde nasil kukla gibi oynatildigina, bu sirketlerin kaynaklarini kendi cocuklari ve akrabalari icin nasil kullandiklarina kendi gozlerimle sahit olmus bir insanim. Bu insanlar ile, her bir araya gelmek durumunda kaldigim ortamda, allahim bizim ulkemizin bakanlari, burokratlari bu mu, bu ne kepazelik diye yerin dibine girmis bir insanim. Oyle eslerinin basi kapali oldugu icin falan degil, yolsuzluklari ve soysuzluklari yuzunden, beni yurt disinda da, yurt icinde de Turk vatandasi oldugum icin utandiran insanlar bunlar, delikten supurulmeyi hak eden insanlar, yaziklar olsun hem de binlerce kere yaziklar olsun.

Ya su Huseyin Celik olacak, Milli Egitim bakani bozuntusuna ne demeli? Takip ediyor musunuz bilmiyorum, Yatili Ilkogretim Bolge Okullarindan (YIBO) mezun olan cocuklarimizi, diger yatili liselerde kontenjan doldu bahanesiyle ve ZORLA imam hatip liselerine kaydettiriyor. Halbuki diger liselerde kontenjan doldugu falan yok, kontenjanlar bos oldugu gibi, devlet bu bos kontenjanlar icin okullara para odemeye devam ediyor. Cocuklar ve veliler, imam hatiplere degil, kontenjani olan diger liselere kayit yaptirmak istiyor, ama cocuklari ZORLA imam hatiplere kaydettiriyorlar. Ondan sonra da cikip, serefsizce, imam hatiplere olan talep artmistir diye beyanat verebiliyorlar. Boyle bir bakanin partisinin, liberal oldugundan, tum vatandaslarina esit uzaklikta bulundugundan bahsedilebilir mi?

Bence, ulkemizin iyiligi icin, tum dinlerden, tum irklardan, tum vatandaslarimizdan esit uzaklikta liberal bir olusumun varligi en iyisi olurdu. Ama Turk siyasi hayatinin icinden boyle bir olusumu nasil cikaracaksiniz, hadi ODP, LDP gibi bir olusumu cikardiniz diyelim, bu adamlara nasil laf degil icraat yapacak kadro ve kaynaklari yaratacaksiniz? Sorun burada. Bence Turk halki ve Turk gencligi, islamci, milliyetci, sagci, solcu deli gomleklerini cikarmak, ve hep birlikte bizi daha ileriye goturecek icraatlara odaklanmak istiyor, ama icinde bulundugumuz cografyada bunu saglamak cok zor, izin vermiyorlar ki basaralim. Islamcilik bitse, kurtculukten kaziyorlar, bu hikaye boyle surup gidiyor, olan insanlarimiza oluyor.

Bugun tum vatandaslarimizdan esit uzaklikta olan bir liberal olusum iktidara gelse, ve ben basortusu yasagini kaldiriyorum dese, bravo iyi yapiyorsunuz derim. Acik acik soyleyeyim, basortusunu mantiksiz bulan bir insanim, simdi o konunun icine dalmak istemiyorum, ama konu acilirsa neden mantiksiz buldugumu, size basortusunun Pagan zamanlarina dayanan tarihi kokenlerini de anlatarak aciklayabilirim. Ama, bugun ben, size tarif ettigim gibi liberal bir olusumun icinde iktidara gelseydim, yapacagim ilk seylerden biri basortusu yasagini kaldirmak olurdu. Ama AKP, bu yasagi kaldirmaya kalsin, pankartlar acar sokaga dokulurum, bu yuzden askeri darbe olsun umrumda bile olmaz. Cunku, AKP'nin bu yasagi kaldirmasi, basortusu takmayan insanlarin ozgurlukleri uzerindeki baskinin ve tehditin, bu insanlarin yasam haklarina tecavuzun bir nebze daha ihlali demektir. Yukaridaki imam hatipler orneginde oldugu gibi, bikinili kizimizin tartaklanmasi orneginde oldugu gibi. Bu zulumleri hepimizden esit uzaklikta ve hepimizi icinde barindiran bir olusumun cozmesi lazim.

Yazan: Beyaz Tarih: September 15, 2006 1:12 AM

Beyaz Hanım,

Efendim beni de "saat tıkırtsı" grubuna eklemişsiniz, ne kusura bakması bilakis memnun oldum.

Bilmukabele. :-))

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 15, 2006 7:13 AM

Verdiğim linkte Daniel Pipes'ın tespit ettiği "komplo teorileri en çok ortadoğuda üretiliyor" kısmına katılıyorum. Bunun arka planında bu coğrafyanın son 50 senedir durulmayan çatışmalarının rolü şüphesiz var. Türkiye'de ise Mustafa bey'in bahsettiği gibi Sevr anlaşmasıyla topraklarımızın paylaşılmasının getirdiği histerik bir reaksiyon. Komplo teorilerinin geri kalmışlığın ve çaresizliğin bir getirisi olduğunu düşünüyorum. Avrupa'da ve Amerika'da da komplo teorileri üretiliyor ama bu boyutta kesinlikle değil. Bizde çılgınlık düzeyine ulaşmış durumda. Hiç bir olay aklı selimle değerlendirilemiyor. Şöyle oturup mantıklı, ayakları yere basan bir değerlendirme yapmanız imkansız hale geliyor. Sözgelimi Lübnan'ın durumu petrol fiyatlarını arttırmak isteyen İran'ın bir manevrası, danışıklı dövüşü haline gelebiliyor. Veya bir başkası Nasyonalist Sosyalist Parti'nin kurucusunun İstanbul'da yaşayan bir Bektaşi ajan olduğundan, gamalı haçın Bektaşi simgesine benzediğinden yola çıkıp Nasizm dahil her meretin altında tasavvufun ve kabala öğretisinin bulunduğunu savunabiliyor.
Peki komplo teorisi diye bir şey yok mu? Elbette büyük devletler varlıklarını devam ettirmek için stratejiler hazırlıyor, komplolar kuruyor. Fakat bizdeki kadar üretken teorisyenleri ve stratejistleri olduğunu hiç sanmıyorum.:)
Bu üretkenliğimizi ticarette kullanabilsek çok verimli bir yol alabileceğiz. Yılmaz Erdoğan'ın güzel bir tespiti vardı... İngilizler bizimle turkey-hindi diye dalga geçiyorlar. Bunda gülecek ne espri buluyorlar bilinmez ama bunu değerlendirip hindi çiftlikleri kursak, "dünyanın en güzel hindileri bu ülkeden çıkar" desek mesela.. demişti, alın size üretken ve fırsatçı bir zeka... Tekstilcilerimiz, fındıkçılarımız dövüneceklerine, devletten bir şeyler bekleyeceklerine biraz innovatif düşünüp güzel çıkış yolları bulamazlar mı? Google gibi bir arama motoru fikrinin karşılığı milyonlarca dolara tekabül ediyor. Nerededir bizde fikir üreten zevat? Amerika'nın bir şirketinin (GM) yıllık geliri Türkiye'nin gelirine denk gelirken bizlere komplo teorisi üretmek kalır tabii.
Umarım Türkiye ve İslam dünyası bu ezilmişlikten bir an önce kurtulur ve Endülüs medeniyeti güneşi tekrar aynı ihtişamıyla parlar. Bunun yönteminin komplo teorileri üretmekten geçmediğini düşünüyorum.

Yazan: azure Tarih: September 15, 2006 10:08 AM

Sayın Beyaz,

Sizin bir siyasal parti olan AKP'ye düşman olup, dine ve başörtüsü gibi dinsel simgelere düşman olmadığınızı belirtmeniz sevindirici. Her görüşe eşit mesafede bir partinin iktidarında başörtüsü için özgürlük talebini destekleyeceğinizi görmek beni mutlu etti. Umarım samimisinizdir. Hele AKP'nin bu yasağı kaldırması sonucu insanların özgürlükleri üzerindeki baskı ve tehditin, bu insanların yaşam haklarına tecavüzün artacağını düşünmeniz, mağdura arka çıkmanız beni sürura gark etti. Sanki Beyaz gitmiş, yerine başkası gelmiş. Go ahead !

Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 10:18 AM

Basörtüsü yasagi AKP'nin isine mi yariyor?

Bu yasak sayesinde AKP kendi üyelerini bir arada tutuyor sanki. AKP'nin dahilinde degisik cemaatlerden ve siyasal kökenlerden insanlar var. basörtüsü bir bagimsizlik savasi gibi saflari siklastiriyor.

AKP'ye yolsuzluklar veya dokunulmazliklarla ilgili bir elestiri gelirse "durun! simdi sirasi degil, kutsal mücadelemiz bitmedi" denebilir. Veya ABD-Israil düsmani üyeler ayrilip bir parti kurmak isterlerse "yapmayin, birlikten kuvvet dogar" denebilir.

Ne garip bir basörtüsüymüs, yoklugu varligindan daha "faydali"!

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 15, 2006 10:23 AM

Esra hanım,

İslam dini öyle dışardan göründüğü gibi değildir. Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz. Çünkü buna müsade etmez.

Dininiz İslam ama demokrasi'den ve laiklik ten de vazgeçemem diyorsanız bu din sürekli olarak pür dikkat devlet'in kanunlarıyla kurumlarıyla kontrolü altında olmalıdır. Uygulamadaki Diyanet İşleri Başkanlığı gibi.

Laik devlet dini kontrol altında tutabilir mi? Kelime anlamı olarak tutamaz tutmamalıdır. Ama, bu din İslam olursa kontrol altında tutulması zorunludur. Ne adına? Demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü adına. Tutulmazsa ne olduğunu ortadoğu'ya bakıp görebilirsiniz.

Efendim laiklik tanımı Amerika daki gibi mi olsun yoksa Fransa veya diğer Avrupa ülkelerindeki gibi mi olsun soruları ve arayışları abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Bu saat'ten sonra din mi, değiştireceğiz? Oldu olacak değiştirelim dinimizi Hıristiyan olalım, anayasamızdaki laiklik ilkesini de yeniden tanımlayalım hatta yoğun istek üzerine Amerika daki laiklik uygulamalarını benimseyelim. Ne dersiniz? Var mısınız din değiştirmeye?

Sonuç olarak kimse kendini kandırmasın İslam dini'nin gerçekleri ortada. Tercih sizin. Ya demokrasi, din ve vicdan hürriyeti'nin teminatı laik bir devlet ya da gözlerimiz önünde cereyan eden devleti yönetenlerin açıkça göz yumduğu tarikatların cirit attığı İsmailağalar düzeni mi?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 15, 2006 11:35 AM

Hülagü bey,

Vallahi hangisini tercih edeceğimi şaşırdım. Benim anlamadığım şu: Şeriatın karşısında demokrasi, din ve vicdan hürriyetini sağlayan laikliği sunan siz; bunu anti-demokratik ve İslam düşmanı olarak nasıl yapıyorsunuz? Tutarsızlığın bu kadarı olur. Demokrasi ve din/ vicdan özgürlüğü adına despotizmi savunmak mı istediğiniz, yoksa despotizm için demokrasi ve laikliği kullanmak mı?
Vallahi geçen ATV'de gösterdi. Çarşamba'nın muhtarı bir hanımefendi. Gayet modern görünüşlü, ne benim onlardan bir şikayetim var, ne de onların benimle bir sorunu var dedi. Sorun kıyafetse benim için hiçbir sorun yok. Sorun şeriat mahkemeleri filansa, bu zırvalarla uğraşacak vaktim yok.
Dün BBC'de Almanya'da Rabbi diplomalarını alan ilk yahudi din adamlarını gösterdi. Aynı Çarşamba cemaatine benziyorlardı. Hani İslam'dan çıkın başka din seçin demişsiniz ama hangi dini seçeceğimi de şaşırdım. Yahudi olsam bir türlü, keşiş olsam başka türlü. Budist olsam kafamı kazıtıp turuncu cübbe giymeme izin verir misiniz? Yerim sizin demokrasi ve din-vicdan hürriyetinizi...

Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 1:56 PM

Esra Hanim ve Blue Bey'in ilimli usluplarini takdir ediyor, kendilerindek tevazu ve sabira hayran oldugumu da belirteyim. Acikca HULAGU (=SEYTAN) ismini kendine yakistiranlara dahi,her insanin fitratinda var olan olan "iyiyi" cikarma saiki, ve herkesin IQ'sunun en az 70 oldugu varsyimi ile, temel kavramlari aciklmaya calismalarina hayranim. Gayretlerinde basarili olmalari icin dua ediyorum.

Ben "saatin sesini" desifere edip cevap yetistiren bayan Sibel Fidel Beyaz'in basortusu sorununun cozulmesi konusundaki samimiyeti konusunda Blue Bey kadar iyimser degilim. Gerci onun da soyledikleri ve anladigimi sandigim soylemediklerinden bunun bir dilek oldugunu saniyorum ve mesajina zarar vermek istemem, fakat bazi okurlarin kafalarini karistirabilecegini dusundugum, oldukca onemli bir nokta var. Ona deginme geregi hissettim.

Saat dinleyen fakat anlamayan hanim burada Deniz Hanim gibi AK-Parti'den basortsu cozmsuzlugunden dolayi hayalkirikligina ugramis (muhtemelen hakli olarak) bircogumuzu digerlerimizden sogutmak , aramiza nifak sokmak icin akilnca bir "wedge strategy" kullaniyor.

Aslinda bu hicte yeni degil. Daha once cari duzen bunu MHP vasitasi ile uygulamisti. "Bunlar erkek degil urkek, basortusu problemini biz cozeriz" dediler ve 1999'da hukumet ortagi oldular. Daha olmadan kendi basortulu milletvekillerinin basini actirdilar ve FP'li hanim milletvekili lincinde verilen rolleri oynadilar, Ecevit, Sulu ve malum uniformali ve uniformasioz aktorlerle.
Simdilerde "sagda birlik" aaryislarinda olan lardan Deniz Baykal (ne yapsin , ABD'de meshur bir banka soyguncusun "niye banka soyuyorsun" diye sormuslar o da "naapiyim, para orda" demis)dahi zaman, zaman "bu sorunu da ancak bizim gibi laik bir parti cozer" de dedi. Benzeri mesajlar diger "merkez" partilerden de geliyor. Kimse bana sormasin simdilerde neresi merkez, neresi sag, sol diye benim de kafam iyici karisik bu mevzuda..

Demek istedigim dostlar, eger Sibel Fidel Beyaz'in gercekten basortsu veya genelde muslumanlar uzerindeki fasist baskilar, insan haklari ihlalleri sorununu cozmek istedigini dusunenleriniz varsa benim bogaz uzeinde uygun fiyata satlik iki tane koprum , birkac tane de kulem var; duyurulur.

Samimiyetsizligini anlamak icin kendisinin gecmiste yazdiklarina gitmeye gerek yok. "laik liberal bir parti ikidarda olsa" cozecekmis sorunu ama ne yapsin iktidar partsi Islamci imis (simdi Islamci olmakla "laik olmanin" hicbir celiski teskil etmedigini anlatsam Beyaz anlamaz, ve digerleri eminim biliyordur- zaten kisi veya parti laik olmaz, devlet laik olabilir ancak, ki SULU ble ogrendi bunu) O zaman darbe yapar gene yasagi kaldirmazmis Sn. MISAFIRIMIZ! Bu ne bicim misafirlikse, gecenlerde de Mustafa Bey ve digerlerimizi Arap memleketlerine tayin etmis idi.(bizim azinlik haklarina saygimiz onlardan dolayi degil, kendi dinimiz, ahlakimiz, tarihimzden dolayidir).

Bu hukumet zamaninda basortusu serbestisi, onun uzerinde baski demek imis. Surdaki mantik orgusune, ahlaki standarda bakin Allah askina! Niye acaba bugun onun uzerinde baski olusturdugu icin gasp edilmesi reva gorulen bir insan hakki, "liberal, laik" bir iktidar zamaninda boyle olmaktan cikar?

Saati dinleyen bayan'in AK-Parti veya digerleri icin kufur seviyesindeki tezviratina cevap vermiyecegim. Ak-Parti sozcusu olsam da yapmazdim. Fakat sunu hatirlatmakta yarar var:

1971'den beri bu ulkede en az dort tane "islami kokenli parti" kapatildi. Ak-Parti'nin kurulmasina ve su ana kadar yasamasina izin verilmesinin sebebi "islami gomlegi cikamasidir" maalesef. Ironi'ye bakinki Deniz Hanim gibi mazlunmlari, ve bizim gibi pek cok hassas muslumani rahatsiz eden "dindar insanlarin meseleleri konusunda birsey yapamama, veya duyarsizlik" Sibel Fidel Beyaz icin "FAZLA ISLAMI" olma olarak telakii ediliyor. Yani Deniz Hanim "bizim icin birsey yapmadi" diye yakinirken kendileri "sizin icin cok sey yapiyor; basortusu yasagini kaldirsin, darbe yaparim" diyor.

Bunlari dedikten sonra da aklinca "parcala ve fethet" stratejisi kullaniyor ve "ama liberal, laik, herkesten esit uzaklikta" (ha bu siyasi parti degilmi??!) iktidar oldugunda kaldiracak yasagi! Boyle bir parti hangisi imis peki? ODP, LDP felan olmaz imis, kaynaklari felan yokmus (oyleya devlet herkese bir Is Bankasi veremezki) Hmm, geriye kim kaliyor acep?

Cok basit ve cok kullanilmis bir kavram ama bazi okurlar icin ekleyeyim: birilerinin bas ortusu digerleri icin baski veya tehdit unsuru ise, tam tersinin de varit olmasi axiyom degilmidir?

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Not: Bir yorumcu Danilel Pipes'i referans alan birseyler soylemis, saniyorum "komplo teorileri" konusunda Mustafa Bey'n yazisina referans yaparak. Mustafa Bey Daniel Pipes'i tanir. Yasayan en buyuk Islam dusman olan bu Yahudi ustun irkciyi herhangibir konuda "dogru" icin refrans almayi poblemli buluyorum. Adam ABD'deki Ted Keennedy gibi koyu Israil muhibleri tarafindan bile "islamofobe" ilan edimis ve USIP (US Institute for Peace) ten atilmistir. Bugun ozellikle Bati ulkerindeki muslumanlar inim inim inleten baskilarin, surek avinin arkasindaki bas mimardir. Mustafa Bey'in onu referans yapmasini ancak Washington Times gibi gene Israil muhibbi ve Islam dusmani bir yayinda yayinlanan bir makale icin stratejik bir secim oldugunu fakat her halukarda yanlis oldugunu dusunuyorum. Bu "seytanin da isaret ettigi gibi" turlu bir argumana esdegerdir kanimca. Bahsedilen yaziyi okumadim ama adami iyi tanirim. O "komplo teorisi" kavramini yalniz ve yalnizca Israil-ABD'nin Islam dunyasina yonelik kirli oyunlarini isaret edenler icin kullanir. Ondan genel teorik cikarimlar yaparsaniz, onun "maksadini asmis" olursunuz.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 4:38 PM

Keşke Budist olabilseniz. Budizm bile bin kat daha iyidir yahudilik'ten ve müslümanlık'tan. Keşişlerin de kendilerine bir faydaları yok zaten.

Söylediklerimi biraz daha genişletiyorum. Yahudilik ve İslamiyet kesinlikle çok sıkı kontrol altında tutulmalıdır. Kendi hallerine bırakılmamalıdır. Dünya barışı, huzur ve mutluluğu buna bağlıdır.

Bu kontrol mekanizmasının adı size göre despotizm se despotizm. Can kurban böyle despotizm'e. İnsanlığın bir iki bin yıl daha yahudi hıristiyan müslüman çekişmesine tahamül edeceğini hiç sanmıyorum. Din'ler haddini bilmek zorunda artık. İnsanlığın lüzumu yok.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 15, 2006 5:24 PM

Bekir bey,

Herkesin içinde bir "iyi" olduğuna inanıyorum. Musa'nın Firavun'a konuştuğu gibi "kavl-i leyyinle" konuşmaya çalışıyorum. Ona son dakikada malum olan gerçeği, vakit geçmeden bildirmeye, farkettirmeye çalışıyorum. Şeytanın dahi öğreneceği şeyler olabilir. Onun içinde de bir melek saklı...
Beyaz hanım için ise "çıkmamış candan ümit kesilmez" diyorum. Kendisi bize çatır çatır kafa tutan bir arkadaşımız da olsa bu vatanın evladıdır, İslamdan bütün bütün uzak olması imkansızdır. Bir yeri ağrıyınca "Allah" diyorsa, O'nunla diyaloğa girmiş demektir. Mahşerde beraber hesaplaşacağımız birinin bana kendisiyle kapıları kapattığımı söylemesini istemem.
Lisedeki en iyi arkadaşımı geçen yıl bir trafik kazasında kaybettim. Onunla hiç konuşmadığım ve fikirlerimiz uyuşmadığı için görüşmediğim için pişmanlık duyuyorum. Onun hayatı 28 yaşında noktalandı. Hep bir gün buluşup konuşma hayalleri kurdum ama onun perdesi erken kapandı ve anlatamadıklarım içimde yumru olarak kaldı... Her temas kurduğum insanda sorumluluk hissediyorum. Sokakta gördüğüm bebekler için bile dua ediyorum. Beyaz hanıma bile dua etmişliğim vardır...
Boğaz köprüsü ne kadar demiştiniz? Taksit olur mu?? :)

Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 5:35 PM

Bekir L.Yıldırım bey,

Sözde beni aşağılamak için sanal ismimi =ŞEYTAN 'la özdeşleştirmeye kalkmışsınız.Aslında beni yücelttiğinin farkında değilsiniz. Dinsel alemin kağıt üzerinde en güçlü, en korkulan fakat insanların onun sözünden hiç çıkmayan nerdeyse insanların kankası olan ŞEYTAN sıfatını bana yakıştırmışsınız.

Bari başka bir sıfat yakıştırsaydınız da Taliban'dan ve Bin Ladin'den bir farkınız olsaydı. Onlarda karşıt fikirde olanları aynen sizin gibi =ŞEYTAN olarak yaftalıyorlar çünkü.

İslamcılar, başkalarının fikirlerine hoşgörü ve saygı göstermeyi öğrenmediği müddetçe, onları ŞEYTAN olarak tanımlamaktan vaçgeçmediği müddetçe İslamcı terör, dinci, Talibancı, Bin Ladinci terör hiç bitmez.

Bütün klasik dinciler gibi aklınızı ŞEYTAN 'la bozmuşsunuz siz. Şu mevhumu anmadan edemiyorsunuz.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 15, 2006 6:04 PM

yapılan yorumlara şöyle bir baktımda,beyaz hanımın yorumlarını okurken,sanki monitörden biri fırlayacakta beni tokatlıcak hissine kapıldım.uslubu aşırı derecede ve bir o kadar da gereksiz sert,keskin,saldırgan ve farklı fikirde olanlara nefret dolu.sık sık modern,atatürkçü,kültürlü vs vs...bir bayan olduğunu dile getirmiş fakat uslup "saçını başını yolarım valla" tarzı bir uslup.hiç yakışmamış o modern kimliğe.kimi yerde yorumcuları ülkeden kovmuşsunuz(kovduğunuz kesmin insanlarının sayısını bi düşünün,onlar giderse ülke bomboş kalır,kimse gitmesin ama illaki birileri gidecekse azınlık olanların gitmesi daha mantıklı öyle değilmi?)kimilerine kukla rolü biçmişsiniz,faklı kültürdeki ırktaki inanıştaki insanları topluca cahil ilan etmişsiniz,yine farklı fikirdeki insanlara zavallı türü laflar filan...birde milli eğitim bakanına "şerefsizce" demişsiniz.bu tavırlar fazla küstahça değilmi?yoksa "alemin kralı benim" sendromu mu?
akp ye vermiş veriştirmişsiniz.siz istesenizde istemesenizde halkın çok büyük bir çoğunluğunun oylarıyla tek başına iktidar olmuş ve muhtemelen ilk seçimdede yine tek başına iktidar olacaklar.oyumu akp ye verdim ama sempatizanı değilim.tek başına iktidar olduklarının üzerine basa basa belirtmemin nedeni;bunlar malesef sizin için "acı gerçekler" ve bunu hazmetmek zorundasınız.öyle bakanına filan küfür ederek kusmayın sindiremediklerinizi.dedim ya "modern bayan"a hiç yakışmıyor.şuraya gelmek istiyorum;
yeni nesil artık öyle sabit fikirlileri(hangi kesimden olursa olsun),"cumhuriyet laiklik ulusalcılık elden gidiyor" lafları yapanları,kendinden farklı olanlara "çatır çatır kafa tutan"ları,sürekli gerilim yaratan ve isteyen insanları istemiyor.artık insanlar uyanık,yeni nesil akıllı.saplantılı insanları ne tasvip ediyor ne de onlardan hazzediyor. değişin artık,çok geç kalmiş sayılmazsınız,beyninizde kariyer yapın,yükselin,yenilenin,gelişin.çatır çutur kafa tutmak yüceltmez insanı,insanı yücelten her ne fikirde,görüşte olursa olsun saygı göstermeyi bilmektir,saygı çerçevesinde tartışabilmektir.bırakın bu ülkede kardeşçe yaşayan islamcısıda olsun milliyetçiside sağcısıda solcusuda.renk olsun.farklı seslerden ürkmeyin,farklı melodilerin tadını çıkarın.tek tip aynı sabit saplantılı insan neye yarar.herkes tek tip.cehennem gibi,herkes benim gibi yada sizin gibi.
çeşitlilikten ve güya çeşitliliğin getireceği o hayal ürünü zararlardan korkmayın artık...

Yazan: zeynep Tarih: September 15, 2006 6:49 PM

Sayın Beyaz,

"/.../, bugun ben, size tarif ettigim gibi liberal bir olusumun icinde iktidara gelseydim, yapacagim ilk seylerden biri basortusu yasagini kaldirmak olurdu. "

dediğinize göre, başörtüsü takan insanlar üzerindeki baskıyı, bu yasağın kötü etkilerini ya da en azından bu yasağın mantıksızlığını gördüğünüzü düşünebiliriz. Fakat bunu dedikten hemen sonra, "ama" ile başlayan bir cümle gelmesi insanı bu düşünceden uzaklaştırıyor. "Ama"lı cümleniz ise şöyle:

"Ama AKP, bu yasagi kaldirmaya kalsin, pankartlar acar sokaga dokulurum, bu yuzden askeri darbe olsun umrumda bile olmaz. Cunku, AKP'nin bu yasagi kaldirmasi, basortusu takmayan insanlarin ozgurlukleri uzerindeki baskinin ve tehditin, bu insanlarin yasam haklarina tecavuzun bir nebze daha ihlali demektir."

Bu cümleyi sarf ettiğinize göre, başörtüsü takmayanların üzerinde olduğunu ve artacağını iddia ettiğiniz baskıyı (!?), başörtülülerin üzerindeki baskıdan daha önemli buluyorsunuz demek ki.Bir başka söyleyişle, "Herkes eşittir ama bazıları daha daha eşittir. Herkes özgürdür ve ama bazı daha özgürdür." diyorsunuz."Bazılarının korunması gereken hakları, diğerlerinin hakkından önceliklidir" diyorsunuz. Yazdıklarınızdan bu anlaşılıyor. Bu düşünce tarzının, hangi sebeple olursa olsun, "tüm vatandaşlarımızdan eşit uzaklıkta" olduğunu söylemek zor. Daha çok bir kast sistemine dayanıyor, o sistemin gözlüğü ile bakarak söylendiği izlenimini uyandırıyor. Su anki siyasi, politik koşullar farklı diyerek, hukuk-özgürlük-eşitlik haklarının, kişiye göre faklılık göstermesini desteklemek de çözüme yönelik konuşulduğu, hatta ortada sorun olduğunun düşünüldüğü konusunda şüpheye düşürüyor insanı. Bu da "ama" dan önceki cümlenin inandırıcılığını azaltıyor.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 15, 2006 7:45 PM

Hülagü Bey,

Ortadoğu'ya bakarak ne görmemi bekliyorsunuz? Ortadoğu'daki karışıklığın laiklik ile, ülkemizdeki uygulamalar ile ne ilgisi var? Oradaki olaylara sadece dinler arasındaki çatışmalar gözlüğü bakarsak, savaşı din savaşı gibi görürsek, çok yüzeysel yaklaşmış oluruz. Üstelik ABD, İsrail, İngiliz çıkarlarını, 100 küsür yıllık çabalarını da görmezden gelmiş oluruz. Bir bakıma onlarin emegine(!!) haksizlik(!!) yapmis oluruz. Ortadoğu'da, ülkemizdeki gibi laiklik uygulamaları yok diye mi cereyan ediyor olaylar? Ben yine aynı Ortadoğu'dan bahsetmediğimizi ya da bakıp da aynı şeyleri görmediğimizi düşünüyorum. Bu arada, Irak'ın demokrasi adına ne hale getirildiğini, insanlara nasil zulmedildigini gormez gibisiniz. Orada da din kontrol altına alınamadığı için mi "demokrasi" adina(!) zulüm yapılmaktadır? Kontrol altında tutulan dinden ziyade ülkenin yönetim hakları, ekonomik kaynakları, vatandaşlarının ellerinden alınan da yaşam hakları gibi görünüyor oysa. Her neyse, Ortadoğu'nun, ülkemizdeki laiklik uygulamaları ile uzak-yakın ilgisi olmadığı için, bu konuyu konuşurken oraya bakmaya da gerek yok kanaatindeyim. Kendi ülkemizdeki insanların yaşantılarına, üzüntülerine bakmamız yeterli. Ama illa bu konu ile ilgili de bakalım derseniz, Suriye’deki laiklik uygulamasına bakmanızı öneririm. Orada uygulanan laikliğe sadece "laiklik", bizdekine ise "aşırı (extreme) laiklik" deniyor. Aradaki farkları görmek ilginç olacaktır.

İslam dini öyle dışardan göründüğü gibi değildir. Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz. Çünkü buna müsade etmez. demişsiniz. Şeriat hükümleri ile yönetilen bir devletteki uygulamalardan mi bahsediyoruz, yoksa laikliği temel prensip olarak kabul etmiş, dini kurallara göre yönetilmeyen bir ülkedeki uygulamalardan mi? Öncelikle ikisini ayıralım.

Şeriat hükümleri ile yönetilen bir ülkedeki uygulamalardan bahsediyorsak: Laikliği din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak olarak tanımladığımızda, bu ülke için laiklik ilkesinin varlığından bahsetmek anlamsız olur tabii ki. Ama bununla beraber, laiklik insanlara din ve vicdan hürriyeti tanımayı da içerir dersek (ki içerir), İslamiyet'teki "Dinde zorlama yoktur" temel prensibini düşünerek, Şeriat ile yönetilen ülkelerde, insanların din ve vicdan hürriyetine karışılmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca Şeriat hükümleri Şeriat'ı tanıyanlara uygulanabilir ancak. Şeriat ile yönetilen bir ülkede, müslüman değil iseniz, yani Şeriat hükümlerini tanımıyorsanız, bu hükümler size uygulanamaz.

Şeriat ya da herhangi bir dinin kuralları ile yönetilmeyen, laikliği temel prensip olarak kabul etmiş bir ülkedeki uygulamalardan bahsediyorsak: Bu ülkede tabii ki laikliğin her iki tanımının da hayata geçirilmesi beklenir. Böyle bir devletin din işlerine karışması abes olur. Bizim ülkemiz maalesef bu sınıfa giriyor. Bu durumda Islamiyet'te "Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz." demek yerine, laik olduğunu iddia eden ama alenen din ve vicdan hürriyetine müdahale eden bir ülkede, "Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz." demek daha doğru olur. Çünkü bu tip ülkeler, "demokrasi ve laiklik" ile doğan hakları, istedikleri kişi ya da gruplara, kendi belirledikleri oranlarda dağıtırlar. Korudukları, insanların haklarından ziyade kurdukları düzendir. (Bu arada ülkemizde din işlerini tanzim eden Diyanet ise de, karışan, baskı kuran, hatta karar veren o kurum değildir. Laiklik kavramı çerçevesinde düşünürken, Diyanet’in varlığı da tartışmalıdır, sorunludur tabii ki, ama günümüz koşullarında ondan daha büyük sorunlar olduğu için, o tartışmalı konuya sıra gelmemektedir bile. Diyanete varana kadar, olaya doğrudan müdahil olan kurumlardır burada asıl bahsedilen. )

"Dininiz İslam ama demokrasi'den ve laiklik ten de vazgeçemem diyorsanız bu din sürekli olarak pür dikkat devlet'in kanunlarıyla kurumlarıyla kontrolü altında olmalıdır. demişsiniz. Nerede kaldı laiklik demiyorum artık, gerek yok. Çünkü kafalarımızdaki laiklik tanımı farklı. Farklı değil ise keskin bir mantık hatası var ortada. Din kontrol altında tutulursa, laiklik zaten ortada yoktur. O vakit, zaten ortada olmayan bir şeyden yani laiklikten vazgeçemem demenin de bir anlamı olmaz. Mantık hatası burada. Dinin sürekli kontrol altında tutulmasına neden gerek var? Bu gereklilik altında çok derin korkular olduğunu hepimiz biliyoruz aslında. Bu derin korkular ki insanları baskı altında tutmaya itiyor uygulayıcıları ya da düzenlerini korumaya çalışanları. Maalesef çok zaman da etki tepkiyi doğuruyor. Sonra da bu tepkiler daha çok baskı için bahane olarak öne sürülüyor. Olayları gitgide kötüleştiren, haksızlıkları keskinleştiren kısır döngüye hoşgeldiniz.

Sonra Uygulamadaki Diyanet İşleri Başkanlığı gibi." demişsiniz. Yukarıda söylediğim gibi kontrol Diyanet’te değildir. Bu yüzden “uygulamadaki” kurumlar sadece Diyanet ile sınırlanamaz.

Din değiştirme konusuna nereden geldiniz hiç anlayamadım. Laiklik prensibinin uygulamasındaki sorunları tartışırken, kavramları yerlerine oturtalım derken, nereden aklınıza düştü din değiştirmek? Yoksa biraz tuhaf ve örtülü şekilde, “laiklik uygulaması ile insanların dini yaşamalarının önüne geçiliyor, aslında gizliden (ya da alenen) dininizi bırakın, vazgeçin, evlere hapsedin propagandası yapılıyor.” mu demek istiyorsunuz? “Laikliği yerine oturtmak isterken, daha da keskin bir laiklik uygulaması geliverirse (ki bizdekinden keskini doğrudan dini yasaklamak olabilir heralde), bu açıkça din değiştirin, dini terk edin demek olur” mu demek istiyorsunuz? “Bari bununla yetinelim, zorlayarak da olsa, yara bere alarak da olsa, dinimizi yaşayalım. Beterin beteri var. Konuyu kapatalım” mı diyorsunuz? Açıklarsanız sevinirim. Ben din değiştirmekten değil, laiklik ilkesinin uygulamadaki sorunlarından, kafalara yerleşmiş yanlış şablonlardan bahsediyorum. Uygulamadaki sorunları tartışmaya, laiklik ilkesinin doğru anlaşılması için uğraşmaya ise varım.

Konumuza dönersek, "demokrasi, din ve vicdan hürriyeti'nin teminatı laik bir devlet"in, insanların inançlarına, bu inançtaki uygulamalara karışmaması gerekir. Hatta vatandaşlarının dinini serbestçe yaşayabilmesi için gerekli ortamı sağlaması gerekir. Ancak o zaman bir şeylerin teminatı olabilir. Tersi durumda ise “etki/tepki” prensipleri gereği daha önceki yorumumda yazdığım gibi uçlara savrulmalar olabilir, sorunlu oluşumlar doğabilir. Tercih (aynı zaman da) sizin.

Bu söylediklerim “İslam dininin gerçekleri”nden bağımsızdır (ki Islam dininin gerçeklerinin bunlara aykırı olmadığını da yukarıda anlattım.) Devlet vatandaşlarının dinlerinin gerçekleri ile ilgilenmeden öncelikle bu asgari görevlerini yapmalıdır. Aksi durumda engelleyici durumuna düşer. O zaman da bu hürriyetlerden, bu görevlerden daha çok önemsediği öncelikleri olduğu ortaya çıkar. Vazgeçilemeyen laiklik değildir aslında. Vazgeçilemeyenler yüzünden, olabilecek ya da olan sonuçları da izliyoruz.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 15, 2006 9:12 PM

Ah Hulagu vah Hulagu sioz neymissiniz siz? Atamanlar olmez diye bosuna dememisiz!

Gercekten musterainizin kime ait oldugunu , yani insanligin insan kiligindaki SEYTAN mansinda kullandigini bilmedenmi sectiniz bu musteari?

Hulagu Bir Hiristyan annenin oglu olarak Islam dusmanligindan dolayi butun Islam medniyetlerini yok etmek icin sefere cikan ve bunu buyuk olcude basaran Mogol kumandannin ismidir. En cok Bagdat'i yakip yikmasi butun nufusu en hunharca iskenxcelerle katleden Bagdat kutuphanesini yakan adam olarak bilinir. Bugun dahi butun tarihciler tasrihin en acimasiz, en tahripkar saldisi olarak, Asagidaki Wikipedia alintisinda bu kisim yazmiyor ama ben bircok Ingilizce kaynakta ordularinin oldurdukleri nsanlarin eti ile beslendiklerini de okumustum,. Saniyorum Karen Armstron da bunu yaziyordu bir kitabinda.

Background
Hulagu, the child of Tolui and Sorghaghtani Beki, a Christian woman, was dispatched by his brother Mongke (who was Great Khan from 1251-1258), in 1255 to accomplish the destruction of the remaining Muslim states in southwestern Asia. His mother, a passionate Nestorian Christian, as was his wife, Dotuz Khatun and his closest friend and general, Kitbuqa. Their influence was said to have instilled in him a deep animosity against the Muslims, and a desire to help Christians- unusual for the generally tolerant Mongol Empire. First, the subjugation of the Lurs, a people of southern Iran; second, the destruction of the sect of the Assassins; third, the submission or destruction of the Abbasid caliphate; the submission or destruction of the Ayyubid states in Syria, and finally, the submission or destruction of the Mamluk Sultanate of Egypt. [1] Mongke Khan had ordered Hulagu to treat kindly those who submitted, and utterly destroy those who did not. Hulagu certainly carried out the latter.

The Assassins and marching on Baghdad
Hulagu marched out with perhaps the largest Mongol army ever assembled. Among his subsidiary generals was Kitbuqa, a Christian. Hulagu easily destroyed the Lurs, and his reputation so frightened the Assassins (also known as the Hashshashin) that they surrendered their impregnable fortress of Alamut to him without a fight..........
Hulagu probably always intended to take Baghdad, which the Mongols had been meaning to attack for over ten years (see Eljigidei), but he used the caliph's refusal to send troops to him as a pretext for conquest, since his brother the Great Khan had ordered him to be merciful to those who submitted. Hulagu sent a message to the caliph, Al-Musta'sim, containing the following (trans. John Woods):

"When I lead my army against Baghdad in anger, whether you hide in heaven or in earth
I will bring you down from the spinning spheres;
I will toss you in the air like a lion.
I will leave no one alive in your realm;
I will burn your city, your land, your self.
If you wish to spare yourself and your venerable family, give heed to my advice with the ear of intelligence. If you do not, you will see what God has willed."
[edit]
Battle of Baghdad
Main article: Battle of Baghdad (1258)

Hulagu's army attacks Baghdad, 1258. Note siege engine in foreground.The Mongol army, led by Hulagu Khan set out for Baghdad in November of 1257. He marched with what was probably the largest army ever fielded by the Mongols. By order of Monke Khan, one in ten fighting men in the entire empire were gathered for Hulagu's army (Saunders 1971).

Hulagu demanded surrender; the caliph refused, warning the Mongols that they faced the wrath of God if they attacked the caliph. Many accounts say that the caliph failed to prepare for the onslaught; he neither gathered armies nor strengthened the walls of Baghdad. In fact, he had done the very worst things he could have done, he had angered Hulagu, given him an excuse to sack Bagdad, and done nothing to prevent the tragedy.

Once near the city, Hulagu divided his forces, so that they threatened both sides of the city, on the east and west banks of the Tigris. The caliph's army repulsed some of the forces attacking from the west, but were defeated in the next battle. The attacking Mongols broke some dikes and flooded the ground behind the caliph’s army, trapping them. Much of the army was slaughtered or drowned.

The Mongols under a Chinese general, Guo Kan, then laid siege to the city, constructing a palisade and ditch, wheeling up siege engines and catapults. The siege started on January 29. The battle was swift, by siege standards. By February 5 the Mongols controlled a stretch of the wall. Al-Musta'sim then tried to negotiate, but was refused.

On February 10 Baghdad surrendered. The Mongols swept into the city on February 13 and began a week of massacre, looting, rape, and destruction.

Sack of Baghdad
As far as damage done, the sack of Bagdad by the Mongols made the sack of Rome by Alaric look kindly. The Grand Library of Baghdad, containing countless precious historical documents and books on subjects ranging from medicine to astronomy, was destroyed. Survivors said that the waters of the Tigris ran black with ink from the enormous quantities of books flung into the river. Citizens attempted to flee, but were intercepted by Mongol soldiers who raped and killed with abandon.

Although death counts vary widely and cannot be easily substantiated, a number of estimates do exist. Martin Sicker writes that close to 90,000 people may have died (Sicker 2000, p. 111). Other estimates go much higher. Muslim historian Abdullah Wassaf claims the loss of life was several hundred thousand or more. Ian Frazier of The New Yorker says estimates of the death toll have ranged from 200,000 to a million.

The Mongols looted and then destroyed. Mosques, palaces, libraries, hospitals — grand buildings that had been the work of generations were burned to the ground. The caliph was captured and forced to watch as his citizens were murdered and his treasury plundered. The caliph was trampled to death. Marco Polo reports that Hulagu starved the caliph to death, but there is no corroborating evidence for that. Most historians believe the Mongol accounts (and Muslim) that the Mongols rolled the caliph up in a rug, and rode their horses over him, as they believed that the earth was offended if touched by royal blood. All of his sons but one were killed. Prior to this, the Mongols destroyed a city only if it had resisted them. Cities that capitulated at the first demand for surrender could usually expect to be spared. Cities that surrendered after a short fight, such as this, normally could expect a sack, but not complete devastation. The utter ferocity of the rape of Baghdad is the worst example of Mongol excess known. (It is said some Chinese cities suffered a similar fate, but this is not documented).

Baghdad was a depopulated, ruined city for several centuries and only gradually recovered something of its former glory. Of all the Mongol Khans, he is, for obvious reasons, the most feared and despised.
---------------------------

Simdi bunu ben Hulagu icin tercume edecek degilim. Tonlasrca Turkce kaynak ta vardir eminim ama Batili'lara taptigi icin Wikipedia kullandim.

Simdi bir HULAGU=SEYTAn denklemini anladinmi Hulagu? Yahudi'ye sor bakkim neden HITLER=SEYTAN imis.

Ataman Ertugrul'a selam soyle.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 9:53 PM

herkese selamlar sevgiler...

yapılan yorumları yeni okuma fırsatı buldum.bu hafta fakülteye kayıt haftasıydı.inanın kayıt olamadım.
artık kafama ne takacağımı şaşırdım.ben bu kaygılar yüzünden panik atak hastası oldum.iki yıl çektim.Allah kimseye vermesin.sanırım haftaya cezalı olarak kayıt olacağım kısmet olursa.okul açıldığında derslerde yaşadığımız kaygıda apayrı birşey.hoca bana takarmı kafayı,acaba notum düşük mü gelir.bana niye dikkatli bakıyor.vs.bir sürü düşünce ile gidip geliyoruz.neyse...

tartışmalar daha çok AKP ve Beyaz Hanım(?)ın yorumları üzerinde olmuş.

kendimi biraz tanıtacak olursam;ben 6 yıl imam hatip lisesinde okudum.benim zamanımda orta kısmıda vardı.96 yılı mezunuyum.ben o yıl üniversiteyi kazandığımda Türkiye'de hiçbir üniversite de başörtüsü sorunu yoktu.pozitif bilim
okumayı tercih etmiştim.okula örtülü kayıt yaptırmıştım.halen dosyamda o resmim vardır.bir yıl sonra 28 şubat süreci başladı.devlete karşı olmak adına başörtmek hayatımda aklıma gelmezdi.hakkımda açılmış olan soruşturmalar ve aldığım disiplin cezalarıyla kendimi vatan haini gibi hissettim.ne oluyordu böyle?

gerek ailemde gerek okulumda ben vatan sevgisinden başka birşey öğrenmedim.benim dayım askerde şehit olmuştur.biz bu topraklarıda devletide kutsal bildik.ne suç işlemiş olabilirdim acaba?

tek suçum başörtmekse beni neden fakülteye örtülü aldınız?İHL mezunu olmak bu kadar kötü birşeydi de
bu okulları neden açtınız?bize devlet hangi yolu gösterdiyse biz oradan yürüdük.şimdi neden üvey evlat olduk.bu aşağılanma niye?

neden bize bu kadar düşman oldunuz?biz size ne yaptık?

belki daha rahat okurum diye okulumu bırakıp ilahiyat fakültesine geçtim.din adamının örtüsüne de karışılmaz artık diye düşünmüştüm.ne kadar yanlış düşünmüşüm.meğer ilahiyatların üzerinde daha fazla baskı varmış.ben nasıl okuduğumu bilmiyorum ama sağlığımdan çok şeyler kaybettim.

şu an afla ilk kazandığım fakülteye geri dönme imkanı buldum.orda okuyorum.yaklaşık 10 yıl geçti.ben otuzuma yaklaştım.hala çekiyorum.yazık değil mi?suçum neydi?

biz bunları yaşarken aile çevresinden de farklı baskılara maruz kalıyoruz.bunlar çok zor şeyler.ben inancını ve düşüncesini paylaşmasamda kimsenin başına böyle şeyler gelmesini istemem.

BEYAZ HANIMA(?) gelince liberal bir parti konusunda anlaşmak çok güzel.bu sorunun çözülmesi için insanların ortak bir noktada buluşması lazım.Türkiye'nin normalleşmesi için buna ihtiyaç var.Beyaz Hanımın benim inancıma ve kutsalıma düşmanlık derecesinde bir tutumunun olacağı intibaını almadım.veya varolmuşsada insanlar değişebilir.zira ben hem refah partisi hem fazilet hemde akp sürecinde az çok teşkilatları uzaktanda olsa takip etme şansım oldu.çok sevdiğim samimi arkadaşlarım var.bende değiştim.herkes değişir ve gelişir.Rabbim beni yolunda sabitleştirsin.siyaset benim sorunlarımı çözdüğü sürece önemli.

ben hangi partide olursa olsun samimi bir şekilde müslümanların problemlerini çözmeye çalışan bütün kardeşlerimi canı gönülden kucaklıyorum.AK-partiye olan sitemim belki duygusal olabilir.beklentimiz çok olduğundan belkide.ben demokrasi adına kaygı duyuyorum.kimse inancından ötürü horlanmasın.

benim sitemkar olduğum şey ben bu kadar acı çekerken onlar çocuklarını ABD'ye gönderiyorlar.benim gibi burda bu acıya katlansalardı bu kadar feryat etmeyecektim belkide.ve bu sorunu neden çözmüyorsunuz dediğimiz bir resmi danışmanın(biz iktidardayız ya daha ne istiyorsunuz)demesi oldu.bana ne AKP'nin iktidarından.bunlar benim hayal kırıklıklarım.yine de samimi insanları tenzih ediyorum.hiç bir müslümana zarar gelmesin.buna sebep olmaktan ALLAH'A sığınırım.
son bir şey söylemem gerekirse Türkiye'nin sisteminden kaynaklanan çok büyük hassasiyetleri var.islami görüntülü bir parti demokratik sorunlarımızı çözemiyor malesef.ne kadar iyi niyetlide olsalar Türkiye'nin sistemi bunu kaldırmıyor.ben geldiğim noktada buna inanıyorum.

eğer incittiğim bir müslüman kardeşim olmuşsa ondan da özür dilerim.hakkını helal etsin.müslüman olmayan diğer arkadaşlarıda yaradandan ötürü sevdiğimi belirteyim.HULAGÜ arkadaşımızda ben büyük bir nefret görüyorum.dinlerden hoşlanmayabilirsin ama lütfen insanları oldukları gibi kabul et.bu kadar sevgisiz olma.

SEVGİLER..

Yazan: deniz Tarih: September 15, 2006 11:20 PM

Bekir Bey'e katılmamak elde değil,

Bazı kişiler tarihin en kan dökücü isimlerinden biri olan HÜLAGU’yu sitelerine ad ve nicklerine koyacak kadar sevmektedirler. Yeter ki din düşmanlığı olsun, Bağdat’ı oradaki ünlü kütüphaneyi, halkı yakıp, yıkıp, kılıçtan geçiren bir VAHŞİ de olsa onlar için Hülagu’nun Tarihte Arap Müslümanlarını yenmiş ilk Türk olması bu kişilerin Hulagü’yü ismini alacak kadar baş tacı etmeleri için yeterli bir sebebtir.

Çünkü onlar için Hülagü’nün ne yaptığı veya ne düşündüğü önemli değil Müslümanlara karşı katliam yapan biri olması önemlidir.

Aynı kişiler, Müslümanlıkla alakası olmayan 3-5 beyni yıkanmış veya alet edilmiş kişinin yaptığı terör eylemlerini tüm müslümanlığa malederler. Oysa, isimlerini aldıkları ve temsil ettikleri kişilerin yaptığı kanlı eylemler ile gurur duyup böbürlenirler.

Bence de HÜLAGU=ATAMAN ERTUĞRUL (en azından zihn,yet bakımından:)

Yazan: ilhanb Tarih: September 16, 2006 12:10 AM

Zeynep Hanim,

Vakit ayirip yorumlarimi okudugunuz icin tesekkur ederim. Yanliz o yorumlarin icinden yukarida dile getirmis oldugunuz sonuclari cikarmis olmaniz, asil sizin farkli fikirlere karsi nefret dolu saldirganliginizi ortaya koyuyor. Onemli degil, ben ve benimle ayni paralelde dusunen kisiler bu sitede afaroz edilmeye coktan alistik, ben strateji olarak eger beni afaroz eden kisilerin ortaya koydugu ilginc bir tez, veya aktardigi ilginc bir bilgi varsa gene de okuyor, dinliyor, yeri geldiginde cevap yaziyorum. Umarim, sizin gibi bayan yorumculardan, gelecekte daha icerikli yorumlar alma sansimiz olur.

Ataturkcu oldugumu soyledim dogru, ama ben modern ve kulturlu biriyim falan demedim, modern ve kulturlu olmak ne demektir, bunlar goreceli ve kendi kafanizda yakistirdiginiz kavramlar. Ulkemizde, bir bayanin cikip da, goruslerini net bir sekilde ortaya koymasi ve yeri geldiginde elestirinin dozunu arttirmasi, nedense baylardan cok daha fazla yadirganiyor. Burada infaz edenlerin, baylardan cok bayanlar olmasi da, bana ayrica ilginc gelen bir fenomen. Milli Egitim Bakani'nin en son imam hatiplere olan ragbet konusundaki beyanlari serefsizlik degil de nedir, alevere daleverelerin ardinda, halkin ve velilerin gozunun icine baka baka yalan soyleyen bir Milli Egitim Bakanina alkis mi tutacagiz? Siz ne sendromu derseniz deyin, ben inandiklarimi soylemeye devam edecegim.

Ben demokrasinin ilkelerine saygili bir insanim. AKP %33 mu, %35 mi bir oy aldi geldi. Bu oy, secim sistemi yuzunden onlara mecliste cogunluk sagladi, ama, bu halkimizin yarisini bile temsil etmiyor, bu bir. Ikincisi, halkin yarisini temsil etse bile, demokrasi kalan yarinin da, haklarinin gozetildigi ve anayasa ile korundugu bir rejimdir. Turkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Devletimizin bu niteliklerine saygi gostermeyen, Arabistan'a da gidebilir, Timbuktu'ya da gidebilir. Hicbir hukumet, tek basina iktidar oldum diye, devletin ve cumhuriyetin temel niteliklerine saygisizlik etmeye curet edemez, etmemelidir.

Ulkemizde, bu degerlere karsi gelisen tehdit, cok ciddi duzeylere varmistir. Burada "cumhuriyet laiklik ulusalcilik elden gidiyor" laflarindan degil, gerceklerden bahsediyoruz. Belki bu gercekler sizi sikiyor, olaylardan cabuk etkilenmek ve cabuk unutmak, Turkiye'de de bir toplumsal hastalik duzeyine ulasti. Ama unutmayin, sizin ozlemini cektiginiz farkli melodilerin tadini cikarmanin tek yolu, o farkli melodileri muhafaza edecek laik bir hukuk sistemine, etkin isleyen bir adalet sistemine, anayasaya ve kanunlara saygili yoneticilere, halkin egemenliginde bir cumhuriyete, hur ve bagimsiz bir devlete sahip olmaktan geciyor. Siz bu degerleri ozumsemeden, ben farkli melodilerin tadini cikarmaktan hoslaniyorum diye konusamazsiniz.

Aslinda ayni seyi istiyoruz ama bir turlu uzlasamiyoruz. Geliyorsunuz ve benim goruslerimi bana sanki sizin gorusleriniz gibi sunuyorsunuz, bu cok ilginc. Ben, bu islamik bagnazligin bizi tek tip ve cehennem gibi bir ulkeye cevirecegini dusunuyorum. Ben islama dayali bir rejimde, farkli tonlarin, liberalizmin, ozgurlugun, demokrasinin barinabilecegine inanmiyorum. Din bizim ruhani dunyamizi ilgilendiren bir olaydir, beyinl