« Muhammed Hatemi'den Teröre Reddiye | Ana Sayfa | 'Nothing Buttery'e Giriş »
September 11, 2006
Hangi Komplo Gerçek?
[11 Eylül 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Türkiye enteresan ülke. Güncel siyasi tartışmalara bakınca, aynı konuda birbiriyle taban tabana zıt komplo teorilerinin havada uçuştuğunu, bu teori sahiplerinin de 'Bu işte bir gariplik yok mu' diye düşünmeye hiç zahmet etmediklerini görüyorsunuz.
ABD ve özellikle de Bush yönetimi hakkında komplo teorileri, tam da böyle. Türkiye'deki bir grup 'kanaat önderi', Washington'daki güç odaklarının Türkiye'de bir İslam devleti kurmaya karar verdiği, AKP iktidarının ise bu karanlık planı hayata geçirmek için göreve gelmiş bir 'taşeron' olduğu kanısında. İlhan Selçuk, Cumhuriyet'teki köşesinde sık sık, 'laik ve bağımsız bir Türk ulusuna diş geçiremeyeceğini anlayan emperyalizmin şeriatçılığı tercih ettiği'ni savunuyor. Ruhat Mengi, Vatan'daki 'Sıra geldi Atatürk'ün inancına!' başlıklı yazısında, aynı görüşü paylaşıyor ve Atatürk'ün 'deist' (Allah'a inanıp dine inanmayan) bir insan olduğuna dair tarihçi Rıfat Bali'nin ortaya çıkardığı ve Radikal'de de yayımlanan 'Amerikan kaynaklı' ifşaatları endişeyle karşılayarak, ABD'nin 'Türkiye'nin modern, laik, demokratik, Atatürk'ün izinden yürüyerek akılcı çizgisini koruyan, onun ilkeleri etrafında bütünleşen bir topluma sahip olmasını' istemediğini ileri sürüyor.
Öte yandan 'İslami basın'daki bazı kalemler de, ABD'nin İslam'a karşı yeni bir 'Haçlı seferi' başlattığını, İslam ülkelerini tek tek işgal edip sömürgeleştireceğini, hatta 'Müslüman Soykırımı'na hazırlandığını savunuyorlar. Aynı görüşe göre, ABD'nin Türkiye içindeki planı da 'Sabetaycı, mason' vs. gibi yerli işbirlikçileri kullanarak İslam'ı olabildiğince zayıflatmak, gerektiğinde yeni askeri darbeler tetikleyerek baskı altına almak.
Tabii bu iki komplo teorisi birbiriyle çelişkili, ABD yönetiminin aynı anda hem 'İslam düşmanı' hem de 'şeriatçıların destekçisi' olması akla aykırı... Ama bize fark etmiyor.
Çelişkili komplo teorilerini Lübnan'a asker gönderilmesi hakkındaki tartışmalarda da görmek mümkün. Bir görüşe göre AKP hükümeti Lübnan'a 'ABD'nin dümen suyuna girmek' ve 'İsrail'in hizmetine koşmak için' gidiyor. Yani 'İslam'a ve bölge halklarına ihanet' içinde... Tam aksi yöndeki bir görüşe göre ise, AKP'nin amacı 'Hizbullah'a destek çıkmak.' Akşam gazetesi editörü Serdar Turgut ve Washington'dan stratejist Soner Çağaptay, AKP'yi 'Hizbullahçılık'la ve 'İslam davası gütmek'le suçluyorlar.
Kuşkusuz Lübnan'a hem 'İsrailcilik' hem de 'Hizbullahçılık' niyetiyle asker göndermek mümkün değil, ama yine, her iki komplo teorisinin sahipleri, görüşlerini kendilerinden son derece emin bir şekilde savunuyor, 'niye başkaları aynı meseleyi farklı şekilde görüyor' diye düşünme zahmetine katlandıklarına dair bir emare vermiyorlar.
Tüm bunlar, Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçimindeki ciddi bir probleme işaret ediyor. Bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi. Bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması. Realiteyi, bu önkabullere uygun veriler sunduğunda önemsiyor, diğer zamanlarda ise göz ardı ediyoruz. Önümüzdeki karmaşık gerçeklerin içinden, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirip, sonra da 'Bu kadar tesadüf biraz fazla!' diye 'zekice' yorumlar yapmaya, ülkemizde 'siyasi analiz' deniyor.
Bu sorunlu akıl yürütme biçimi, sadece güncel meseleleri değil, tarihi olayları, hele de 'resmi tarihi' ele alışımızda da egemen. Etyen Mahçupyan, İpek Çalışlar'ın 'Latife Hanım' adlı kitabının 'Atatürk'ün çarşaf giyerek kaçması'ndan söz ettiği için yargılanmasına atıfta bulunduğu 'İdeoloji Hastalandırır' başlıklı yazısında , şu önemli teşhisi yapıyor:
"Gerçekte ne yaptığından hareketle Mustafa Kemal'i anlamaya çalışmıyoruz, hayalimizdeki Mustafa Kemal'den hareketle gerçekliğin ne olduğunu kurguluyor, bir de bunun aksini söyleyeni cezalandırmak istiyoruz."
İşin kötü tarafı, gerçekliğin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan insanların da, hemen mevcut komplo teorileri içinde bir yere yerleştirilmesi. 'Kral çıplak' diyenler, başka kralların ajanı, taşeronu, maşası olmakla suçlanıyor. Realitenin böylesine kapalı bir zihne sızması ise neredeyse imkânsız.
Eğer bu kısırdöngü böyle sürüp gider ve söz konusu zihinsel kalıpları aşamaz isek, Türkiye'nin 21. yüzyılda işi hayli zor. Dünyayı anlamayanın onda saygıdeğer bir pozisyon edinmesi mümkün değil çünkü...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 11, 2006 1:32 PM




"Tüm bunlar, Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçimindeki ciddi bir probleme işaret ediyor. Bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi. Bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması. Realiteyi, bu önkabullere uygun veriler sunduğunda önemsiyor, diğer zamanlarda ise göz ardı ediyoruz. Önümüzdeki karmaşık gerçeklerin içinden, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirip, sonra da 'Bu kadar tesadüf biraz fazla!' diye 'zekice' yorumlar yapmaya, ülkemizde 'siyasi analiz' deniyor. " dioyor Mustafa. Bey.
Bu akli-i selim degerlendirmeye katilmamak zor. Fakat Mustafa Bey'in yazisinda bu degerlensdirmeden hareket ile "bir taraf boyle diyor obur taraf tam tersini oyleyse ikisi de yanlis" yargisina varmasina katilamiyorum.
Dogrudur, "birileeri" Bush Islam'a savas acti, ya da Hacli seferi baslatti diyor, hatta bu satilari yazan o bilirilerindendir. ve diger birileri ABD "Turkiye'yi islamlastirma" projesinin arkasinda diyor; yazidaki orneklerde oldugu gibi. O zaman GERCEK ikisini toklayip ikiye bolmekle, yani eksi artiyi goturur, demekki Bush 'un kimseye birsey yaptigi yok demeklemi ifade edilmis olur?
Burda olumcul derecede hatali bir mantik orgusu goruyorum. Birileri Hitler 6 milyon Yahud oldurdu iyor digerleri hic oldurmedi diyorsa gercek 3 milyon Yahudi'ywe gelir bu mantik ile. GErcek kimin ne dediginden bagimsiz dir.
Ben dahiyane bir metod buldum gercekligin nerde oldugunu degerlendirmek icin: VERILERE BAKMAK. Bush ve Israil_ABd Inc'in Islam dunyasina topyekun savas acip acmadigini ne Tasbpinar ne de Ilah Selcuk, ne Gungor Mengi'nin hatunu nede Ibrahim Karagul'un sozleri ile degerlendirelim. Kac ulkeye savas acmis, bunlarin yonetimleri, halklari muslumanmi, Bahaimi, Rasfatarianmi, ulkesinde ve diger Bati ulkelerinde surek avi yapilanlar muslumanmi, zerdustmu yoksa mecusimi, kac ulkeye ABD islam goturdu, kac ulkeye demokrasi goturdu, kac tane musluman oldurdu, kac tane hiristiyan veya Yahudi gibi verilere baksak birseyler cikaramazmiyiz? Yoksa "sosyal bilimler" bu tur metodlari redmi eder? Ben bilmem bu sosyual/politik bilimleri. Bir bilen aydinlatirmi beni acep?
Eger "tamam bunlar Judeo-Hacli seferi falan degil; adam sadece dunyayi fethetmek istiyor simdi gunahini almayin; "american Century Project" te judeo-Hacli'mi yaziyor, ne yapsin muslumanlar da direniyor" desek kurtarirmiyiz acep?
Komplo terileri coktur, cunki komplolar coktur. Artik Amerika'nin dunya ve Islam dunyasi icin planlarindan komplo teorisi diye bahsetmek komiktir. Bu bilmsel kesinlikte dokumanlarla, uygulama ile sabittir. Bunu curutmek icin "ama oburu de tam tersini soyluyor" dan daha kuvvetli seyler gerekir.
Ama yazidan yukariya alintiladigim soyut degerlendirmeye tamami ile katiliyorum. Keske yazinin geri kalanida bu prensibe sadik kalinsaydi bi super olurdu yani! :)
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 11, 2006 4:10 PM
Sevgili Bekir bey,
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ancak ben "iki çelişkil komplo teori varsa, ortalaması doğrudur" diye bir sonuca varmıyorum. Böyle bir sonuca vardığımı gösteren bir şey yok bu yazıda, sanırım.
Sadece düşünce yöntemi problemini ele aldım. Belirli bir sonuca varmadım.
"ABD bugün ne yapıyor" sorusuna cevabım sorulur ise, şunu derim: ABD'de "İslam'a karşı savaş" fikrinde olan İslam düşmanları da var, "sadece teröre başvuran İslamcı hareketlere karşı savaş" diyen "mainstream" bir çizgi var. Bir de "suç bizim politikamızda" diyen liberal muhalefet var. İkinci ve hele de üçüncü grubun birincilere karşı elini güçlendirmenin iyi bir "İslami strateji" olduğunu düşünüyorum. Bunu zaten daha önce online olarak biraz müzakere etmiştik.
Selam, sevgi ve saygılarıma,
Mustafa Akyol
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 11, 2006 4:19 PM
Akıl yürütmek bir metodoloji ister.
Ön görmek, tahmin etmek, taraf tutmak. Bunlar her insanın istemli ya da istemsiz sürekli yaptığı işlerdir. İnsan bu fiilleri yapmaktan çoğu zaman kendini alamaz.
Ancak kendi yorumlarını gerçek olarak addetmesi düşünce bozukluğuna sebep verir. Doğru düşünceyi elde edebilmek ise bir ilim dalının alanına girer: "Mantık".
A=B ve B=C ise A=C dir sonucuna varmak, nasıl matematik ile elde ediliyorsa, iki önermeden netice çıkarmak da mantık ilminin sınırları içine girer.
Kimisi matematik iliminin inceliklerine vakıf olmadığı halde pek çok matematiksel işlemi güzelce gerçekleştirebilir. Ancak bunu matematiğe dayandırmadığı, matematiği bilmediği müddetçe, elde ettiği sonuçlar dikkate alınmamalıdır.
Keza, yorumlarından çıkarımlarda bulunanlar, komplo teorilerinden gerçekler çıkarmaya çalışanlar için de aynı sual sorulmalıdır. "Bunu hangi mantık kurallarına dayandırıyorsun, söylediklerin mantıklı mı?"
Kesin olmayan zanları delil olarak mı kullanıyor. %100 geçerli olmayan genellemeleri her zaman geçerli gibi mi düşünüyor. Bunlar sorgulanmalı.
Mantık deyince, "biber acıdır, hayat da acıdır, o halde hayat biberdir" şeklindeki lise seviyesi esprilerden başka bir şey anlayamayanların, ürettiği neticelere nasıl inanılabilir ki zaten.
Tahmini veri ile, hayali gerçek ile, yorumu haber ile karıştırmak sadece sıradan insanların değil, çoğu siyasetçi ve gazetecimizin genel illeti değil mi?
Aramızda mantık dersleri alan var mı?
Yazan: ilhan Tarih: September 11, 2006 5:41 PM
Sevgili Mustafa Bey,
Haklisiniz siz "dogru ikisinin ortasidir" ya da ikiside komplo terisidir demiyorsunuz, genel bir prensipten bahsediyorsunuz. Sizi elestrirken sadece verdiginiz bir iki ornek uzerine yogunlamali idim. saniyorum Bush ornegi pek oturmamis demek daha dogru olurdu. Bu dusuncemin sebebi de Bush Hacli seferi yapiyor iddiasi ile Ruhat Mengi, Suat Tabpinar vb.nin vehimlerini ayni duzleme koymaniz idi. Tabii orneklerin iyi secilmemis olmasi ana fikri curutmez.
"ABD bugün ne yapıyor" sorusuna cevabım sorulur ise, şunu derim: ABD'de "İslam'a karşı savaş" fikrinde olan İslam düşmanları da var, "sadece teröre başvuran İslamcı hareketlere karşı savaş" diyen "mainstream" bir çizgi var." demissiniz. Bu tesbite katiliyorum. Fakat malesef politikalari belirleyen cizgi o sizin "mainsteram" dediginiz bvenim "establishment" hakim guc diyebilecegim cigidir. Bu ikincu grubunuzdakiler ile birinci arsina cizg cekmek ise cok zordur. Siz de musagede etmistiniz ABD'deki pek cok "ilimli" musluman'in bu sadece Daniel Pipes, jerry Falwell and Co., gibi birinci gruptakiler degil ikinci gruptakiler tarafindan da "islamist" "terorist" muamelesine tabii tutuldugunu; sorun IIIT'deki dostlara. Hehalde bu "mainsteam" in hangi islama musade ettigini hangisini zararsiz gordugunnu, terorist-barisci cizgisini nereye cizdiklerini belirlemek nesnel bir yontem olabilir. Eger bu arstirmayi yaparsaniz bazi bulgulariniz sizi dehsete dusurebilir. Gecen isminden bahsettiginiz Charles Karuthammer, Washington Post gibi saygin bir mainstram medya kurulusunda yaziyor; kimse fazla dindar veya siyonist oldugunu dahi iddia etmez. Yani "as mainstam as you can get" . Kendisinin "iyi muslumani" kimmis sorun bakayim. Sizin dahi o testten gececeginizi sanmiyorum; Allah uzun omurler versin.
Bakin birkac ay once BBC'de bir programda Irshad Manji adinda bir kadini takdim ettiler. Bayan'in lesbiyen oldugunu ve Allah erkek oldugu icin artik ona tapmadigini , ve Filstin meslesinde Israil yanlis oldugunu soylediler ve son cumleleri su idi "but she is a practicing Muslim" (fakat o Islami yasayan bir musluman)! Daniel Pipes ise ayni hanimdan "ilmli musluman" olarak bahsediyor.
Kisacasi Israil_ABD Inc'in surucu gucunun, yani hakim ideolojinin sizin dediginiz "ucuncu grup"tan fazla etkilendigini sanmiyorum. 50 lerden beri ABD'de bir "anti-nuke grup" ta var. Bu sure icerisinde ABD'nin nukleer gucu en az 20 misline cikti. Birkac yil once saniyorum Nation adli dergi "Diger superguc" diye bir kapak yapmis idi. Bu diger superguc daha insancil, adil bir poltika isteyen, simdiye kadar sessiz kalmis kitleler idi; umitlenmistim. Bu "uyuyan dev" hala uyuyor.
Onlarin "elini guclendirmek" gerekliligi konusunda size katiliyorum; ah birde metod konusunda anlasssak daha bi super olacak :)
Burada benim orneklerimde iyi secilmemis olabilir. Ama metodolojide anlasabiliriz saniyorum. Gelin yazinizda bahsettiginiz onyargisiz olarak "somut gerceklerden cikarim yapma" yontemine mumkun mertebe sadik kalalim ihtilaflar oldugunda. Bu dahi yeterli olmayabilir bazi konularda ama cogu temel tesbitlerde fazla uzak dusmeyiz.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 11, 2006 6:25 PM
Acaba Lübnan'a "Hizbullah yanlısı" veya "İsrail yanlısı" olarak gidilmesini düşünme yerine "Barışı sağlamak için" gidildiğini düşünmek bu kadar mı zor?
İlla taraflardan birinden "yana" olmak zorunlu mudur?
Aynen "İsrail yendi, yenemedi" ya da "Hizbullah kazandı, kazanamadı" tartışmaları gibi bu da anlamsız. İki hasım devlet arasında bir tampon oluşturulup Lübnan ordusunun etkinliği artırılmaya çalışılacak ki denetimi eline alsın, güç dengesi oluşsun, olay budur. Legal güç dengesi illegal güçleri dışlar. Mafya gibi... Adalet etkin bir biçimde yerine getirilemezse mafya güçlenir. Mafyayı çökertmek liderlerini öldürmekten geçmez, adaleti sağlamaktan geçer. Adalet mekanizması işleyince mafya kalmaz zaten.
Sayın Akyol'un yazısını akılcı buldum ve destekliyorum. Karşıt komplo teorilerini toplayıp ikiye bölerek ortalamasını almıyor, böyle yapması tabii ki sakatların birleşmesinden yeni bir sakat doğurmak olurdu. Tam tersine, iki uç tarafın da aynı sakat düşün tarzıyla malül olduğunu göstererek aklın yolunu işaret ediyor...
Dilerim Hizbullah=Mafya mantığı sergilediğim eleştirisi yapan olmaz. Bunu örnek olarak söyledim. Fakat şu kadarını savunurum: Doğru olan, bir ülkenin güvenliğini legal ordu güçlerinin sağlamasıdır, örgütlerin değil. Örgütler her zaman çıkar ilişkilerine, sızma ve provokasyonlara, taşeron işler yüklenmeye çok daha yatkın yapılardır.
Yazan: demirkan efegil Tarih: September 11, 2006 6:26 PM
Bekir bey,
Tamam, büyük ölçüde anlaştık yine... :)
Manji'yi çok iyi biliyorum ve zaten Batı kamuoyunda İslam hakkında "uzman" olarak o ve onun da daha beterleri (Hirsi Ali, Wafa Sultan gibi alenen "mürted" olanlar) öne çıkmasın, meydan sadece bu gibileri kalmasın diye gayret ediyorum biraz da...
Daha önce de belirttiğim gibi, söz konusu "meydan", İslam adına faydalı işler yapılabilecek farklı alanlardan biri. Her alanın kendini göre farklı üslup gereksinimleri olabilir. Her doğru her yerde söylenmeyebilir, vs... Biliyorsunuz.
Selam, sevgi ve saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 11, 2006 6:55 PM
"Tüm bunlar, Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçimindeki ciddi bir probleme işaret ediyor. Bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi. Bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması."
Bunun en guzel ornegini Danistay cinayeti meselesinde gorduk. Bu cinayet ile ilgili halkin kafasi siyasiler tarafindan karistirildi ama somut gercekler hala ortada degil. Biz bu cinayeti unutmadik, ve somut gerceklerin ortaya cikmasini bekliyoruz.
Ayni sekilde, Ismail Aga cinayeti katilleri hakkinda da somut gerceklerin ortaya cikmasini bekliyoruz.
Somut gerceklere dayali olarak tartismak ve hesap sormak cok onemli bir mesele, Sayin Akyol, yorumunuza katilmamak elde degil.
Yazan: Beyaz Tarih: September 11, 2006 6:57 PM
Gene de herseyin en dogrusunu ALLAH bilir
Büyük Islâm bilgini Ibn Haldun gibi bir çok alimin yazdiklari paragraflarin sonunda "gene de herseyin en dogrusunu ALLAH bilir" ibaresi dikkatimi çekmisti.
Sanirim insan bilgilendikçe tevazu göstermesi kolaylasiyor.
Zaten virüsü
Mayis-haziran 2006 siralarinda bazi fanatik atatürkçü arkadaslar "zaten ... yoktur ve olamaz!" diye biten cümlelerle savunduklari ideolojiye puan kaybettirdiler. Sonra fanatik türkçüler "zaten bütün kürtler söyledir, böyledir..." diye içlerini döktüler ama kimseyi iknâ edemediler.
Bütün bu zatenci insanlarin içinde beni en çok endiselendiren ise bazi müslüman arkadaslar oldu. "Zaten bu yahudiler/hristiyanlarin hepsi ..." diye baslayan cümleleri ile miras aldiklari Kur'an, hadisler, Mesnevi ve daha sayisiz bir çok kaynaktan henüz yeterince istifade etmediklerini gösterdiler kanimca.
Komplo teorilerinin karsi konulmaz cazibesi
Komplo teorileri fasizmin en sevdigi propaganda araci kanimca. Çünkü gerçekte karmasik çikar hesaplari ve diplomatik oyunlarla dolu olan Dünya'yi anlamak için herkesin ekonomi, sosyoloji, jeoploitik vs ile kaybedek vakti yok. Böyle "kestirmeden" bir açiklama isteyen halk yiginlarina :
1) Anlasilmasi kolay,
2) baskasina aktarilmasi kolay,
3) Kimin hangi takimdan oldugu belli,
4) Bir günah keçisi içeren,
5) Sorumluluktan kaçmaya yarayacak,
bir teori uydurmak gerekiyor. Uydurdugunuz sey ne kadar basit (haliyle gerçekten uzak) olursa o kadar hizli yayiliyor halk arasinda.
Depremde insanlar mi öldü? Elbette ABD yapti, mütahitlerin, onlara ruhsat veren belediyelerin ve buna göz yuman basbakanlarin ne suçu olabilir?(!) Veya onlara oy vermis olan bizlerin?
Müslümanlar neden ilerledi? Neden geriledi?
Islâm uygarliginin en parlak dönemlerinde disa açildigini meselâ eski yunan filozoflarinin çok tanrili dinlere mensup olmasina bakmadan onlarin kitaplarini arapçaya çevirdiklerine tanik oluyoruz. Hatta avrupa ve hindistan'dan alimlerin ve talebelerin Bagdat'a gelip müslümanlarla kaynasmasi da çarpici.
Osmanli imparatorlugunun da ilerledigi dönemlerde bu açiklik politikasi dikkat çekici:
1)Fatih'in hristiyan askerlerden (sirp ve venedikli) istifade etmesi,
2)Sirbistan alindiktan sonra sirp maden isletme kanunlarinin "Seriat kanunlarina" eklenmesi (Robert Mantran, Histoire de l'Empire Ottoman)
3) Sokollular gibi hristiyan osmanlilarin basvezir rütbesine kadar çikabilmesi
kanimca bu açikligin göstergesi. Oysa Osmanli'nin çöküsünde milliyetçiligin getirdigi içe kapanma ve "öteki" korkusu ne kadar önemli bir rol oynamis.
Amacim elbette tarih dersi vermek degil. Yanliz Kur'an ayni Kur'an, Seriat ayni, nasil oluyor da yüzyillarca parlayan bir uygarlik sönmeye yüz tutabiliyor?
Politik görüsü ve dini aidiyeti ne olursa olsun Türkiye'de yasayan her insanin önyargisiz tartismasi ve gerçekleri anlamaya çalismasi çok önemli. Zira hem türklerin hem de müslümanlarin önünde açilan yeni yüzyil hem firsatlar hem de risklerle dolu :
1) Önümüzdeki onyillarda AKP ile baslayan hareket Türkiye'de kalici degisiklikler yapacak güçte ve süreklilikte,
2) Dünya müslümanlarinin önemli bir kismi Türkiye'nin Dünya'da daha önemli bir rol oynamasini hatta bir anlamda liderlik etmesini bekliyor,
3) Bazi ekonomik ve siyasî rant sahipleri ise Islâm'i eski "düsman/öcü" komünist rusya'nin yerine koymak ve bu suretle :
istiyorlar. Meselâ ABD'deki Patriot Act gibi ingiltere ve Fransa da terörle mücadele kanunlari çikariyor, gözalti sürelerini uzatiyor. Bunun yaninda Fransa okullarda basörtü yasagi getirdi ve Fransiz ordusunun yaptigi soykirimlari okullarda anlatmak subat 2005'ten beri yasak.
Tabi tahmin etmek zor degil, Bati da kendi komplo teorilerini üretiyor. Bizdeki ABD/Bati nefretinin tirmanisina paralel bir Islâm korkusu/nefreti yükseliyor. Geçenlerde bir fransiz TVsinde PKK'nin aslinda El-Kaide'nin bir dali oldugu söylendi !!!!!!
Çünkü büyük halk kitlelerinin dünya meselelerine ayiracak vakti günde 15 dakikayi geçmiyor.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 11, 2006 7:36 PM
Sn. Efegil,
Bu defa "kes yapistir" metodunun dogru olacagini dusundum.
Oncelikle Mustafa Bey ile aramizdaki ihtilafi gidermekte yardimci oldugunuz icin tesekkurler.
Yalniz gene cokta "ilimli" gozuken sozlerinizin aciklanmaya ihtiyaci ldugu ve tesbitlerinizin fazla tarafsiz olmadigi dusnesindeyim. Aciklayayim:
""Acaba Lübnan'a "Hizbullah yanlısı" veya "İsrail yanlısı" olarak gidilmesini düşünme yerine "Barışı sağlamak için" gidildiğini düşünmek bu kadar mı zor?
İlla taraflardan birinden "yana" olmak zorunlu mudur?" (DE)
Elcevap. Evet "bu kadar zor" ve evet "illa birinden yana" olma zorunlulugu var.
Bir kere "basristan yana olmak" soyutta kuaga hos gelsede "somut gercekler" bazinda bakildiginda alti herkesin istedigi gibi doldurulabilecek, dolyisi ile manasiz ya da sizin deyiminizle "hamasi" bir solem. Hangi baris? Hangi sartlarda? Kiminle kim arasinda. Bunlar cevaplnmadan "baris" tan bahsetmek her ne kadar insancil ve de "ahlaki" (oops!) gelsede kulaga, bos soz. Sakagima tabancayi dayayarak veya tetigi cektikten sonraki "baris" ta bir "equilibrium" (denge) vardir ama Adil, veya ahlaki degildir bu baris. Olmert te "baris" isiyor eminim, seytan da.
Kimden "yana" olacagiz? Gayet basit. Tabiiki "haklidan". Eger hakli zaten hakkini alacak gucte ise bizim yaninda olmamiza da ihtiyaci yoktur. Ama burdaki "sonmut veriler" durumun boyle olmadigni acik secik ortatya koyuyor. Burda hakli olan, ayni zamanda mazlum ve magdur olandir. Kolay soru.
" İki hasım devlet arasında bir tampon oluşturulup Lübnan ordusunun etkinliği artırılmaya çalışılacak ki denetimi eline alsın, güç dengesi oluşsun, olay budur. Legal güç dengesi illegal güçleri dışlar. Mafya gibi... Adalet etkin bir biçimde yerine getirilemezse mafya güçlenir. Mafyayı çökertmek liderlerini öldürmekten geçmez, adaleti sağlamaktan geçer. Adalet mekanizması işleyince mafya kalmaz zaten." (DE)
Dogrusu son zamanlarda "insaf" "hak" "adlet" gibi daha once "kasitli hamaset degilse safdillik" "cocuksu.." vb olarak nitelediginiz mefhumlara muracat etmeniz sevindirdi beni. Hidayetmidir nedir bilmem ama onemli degil; dogru yolda adimlar.
Ama bu kavramlari burdaki "somut verili" ornege uygulayisiniz gene eski DE'nin kurnazliklarini barindiriyor. Ornegin "tampon bolge" diye neden bahsediyorsunuz? Bir ulkenin ucte birin isgal edeceksiniz, tas ustunde tas birakmayacaksiniz, sonra da burayi tampon bolge olacak, Hizbullah buraklarda olmayacak diye Batii'li dostlarinza devredeceksiniz. Bolgeye daha onceki isgallerinizde yerlestirdiginiz mayin tarlalarinin haritalarini vermemekte israr edeceksiniz, ve "ateskes" ten sonra tonlarca misket bombalari birakacaksiniz. Sizi bilmem ama Sn. Efegil benim bildigim tampon bolgeler diger bazi arkadaslarin da soyledigi gibi "mavi cizginin" iki tarafinda birkac km'lik ":silhtan arindirilmis bolge" icerir. Madem adaletten konusuyoruz, Israil tarafnda da bir o kadar buyuklukte bir "askerden arindirilmis "bolge olmasi gerekmezmi "tampon" olmasi icin?
"legal guc" "illegal guc" "gucler dengesi" kavramlariniz da epeyce aciklamaya ihtiyaci var. "denge" den baslayalim. Kimle kim arsindaki denge? Israil-Lubnan? Amenna. Hemen tesis edilsin. Once Lubnan'a da besyuz kusur nukleer silah sevkiyati yapilsin ABD , Ingiltere ve diger "baris yanlisi" Bati ulkelerinden. Daha sonra tabiiki konvansiyonl denge. Detaylarini siz doldurun isterseniz. Prensipte anlastik. Kim demis biz anlasamayiz diye?
Legalite'ye gelince, gene hangi legalite? Milletlerarasi? Tamam onda da anlastik, "guvenlik konseyindeki" ABD ve Israil yanlisi devletler hakimiyetine ragmen BM bircok kararlar cikrdi Israil. Lubnan, Filistin, Suriye ile ilgili. HEPSI DE UYGULANSIN! Alin size legalite.
Yoksa siz onu demiyormuydunuz. Ha, siz "legal" derken yoksa Olmertcemi konusuyordunuz? BM GK 1701 ve 1559 geregi Hizbullah silahsizlandirilsin mi diyorsunuz yoksa? Ha onlar Israil'i Lubnan'dan cikaran (Sheba ciftlikleri haric) halkin icinden gelen ve Israil'in kan dusmani olan ve simdiye kadar Israil'i yenilgiye ugratmis tek guc oldugu icin "illegal" olmuyor degilmi? Sahi sizin derdiniz Lubnan icerisindeki "legalite" mi? Size ne bize ne ordaki "legalite" den? Bunu Lubnanlilar karar veremezlermi? Hizbullah'mi Lubnan'i isgal etti yoksa tersimi oldu en az yedi defa? Kim kimden kac kisiyi ne icin oldurdu? Bunlar legal mevzular, ahlaki oldugu kadar. Israil Lubnan'in toprak butunlugunu ve insanlarin canini malini, varligini tehdit etmedigi surece Hizbullah'in dogusuna da sebep olmaz idi askeri varligina da sebep kalmaz. Oyle legaliteyi nalinci kesri gibi kullanamazsinz.
Ustelik "legalite" nin ne mesruiyet ne de adalet manasina gelmedigini herhalde siz de taktir edersiniz. Bakiniz Hitler Almanyasi veya Stalin Rusya'sinda "legaliteye". Ama o dundu diyorsaniz bakin Turkiye'ye! Legalite de israr ediyorsaniz tamam 1701, 1559, 242, 338 , 191 (?) dahil bolge ile ilgili butun BM Karalari (ABD onayi ile cikanlar-aksi olmazki) uygulamaya konulsun hemen. Ben raziyim, siz?
Mustafa Bey'in yazisinda ifade ettigi genel ilkelere katilmaniza da katiliyorum. Iyi bir baslangic.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 11, 2006 10:17 PM
Aylardır bu sitede İslamcı terör bir yere yerleştirilmeye çalışılıyor. Sn. Akyol'un teröre karşı ortak tavır mesajlarına verilen cevap: Batı yaptığını çekiyor, Hizbullah İsrail'i yenmiştir, zayıf olan biziz bir de üstüne onlara barış teklifini biz mi götüreceğiz... Toplamda İslam adına terör yapanların ezilmiş müslümanların ahını çıkardıkları yönünde bir kanaat belirtildi. Ama bugün görüyoruz ki Hatemi İslam adına yapılan terörü kınayınca aynı kişiler "resmin tümünü görmemiz gerektiğini" ve "olayın öyle basit bir şekilde analiz edilemeyeceğini", "bu terörü yapanın aslında Amerika'nın kendisinin olduğu" gibi argümanlar getiriyorlar.Öyleyse Müslümanlar tarafından yapılmamış olan bu hareketi neden savunuyoruz.
Öte yandan daha önceki tartışmaların birinde "dini özgürlüklerin dindarlığımızı kısırlıktan kurtaracağı ve aydın dindarların oluşacağı" tezine karşı başka bir yorumcu İran'ı örnek vermiş ve "İslam'ın özgürce yaşandığı İran ne kadar aydın di mi" diyerek cevap verince, Bekir bey isabetli bir cevap vermiş ve "İran'ın İslam'ı karikatürize ettiğini İran'da yaşananın İslam'ın karikatürü olduğunu" söylemişti. Buna katılmamak tabii ki mümkün değil. Ama bugün görülüyor ki Bekir bey İran için sanki tastamam Müslüman insanlar insiyatifiyle kurulmuş, hatta nerdeyse Müslüman dünyanın sesiymiş gibi bir tavır içinde. 11 Eylül olaylarına Amerika ,en azından, izin vermiştir. Bu da demek oluyor ki bu hareket Müslüman kamu vicdanının, artık haksızlıklara dayanamayarak, örgütler halinde harekete geçirmiş de, biz de zulme direnenlere tüm kalbimizle destek veriyoruz gibi bir durum yok.
Tıpkı Afganistan'daki gibi,hatırlıyorum çocukluğumuzda uykudan önce "Allah'ım Afganistandaki müslümanlara Afrika'daki açlara yardım et" diye dua ederdik.Büyüdük ve Afganistandaki müslümanların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını ve orada yaşananların müslümanlıkla hiç bir ilgisi olmadığını öğrendik! Neyse.Üzerimize bırakılan ve safça kabul ettiğimiz terör iddiaları Amerika'dan hiç hoşlanmayan Avrupayı Amerika ile ortak cepheye çekmiştir . Batı ortak bir hedef için birleşmiştir. Amerika da kendine bu yolla bir birlik- beraberlik söylemi üretmiştir . Biz Müslümanlar ne yapıyoruz? Dostlar alışverişde görsün deyip bazı Müslümanların piyonluğunu yaptığı çirkin olayları üstümüze alıyoruz.
Şu durumda eski defterleri çıkarıp hesap yapamayız acilen bizim terörle alakamız yok demeliyiz, hep beraber ve gür bir şekilde.
Böylece piyon olmaktan çıkıp aktör olabiliriz belki.
Yazan: ME Tarih: September 11, 2006 11:10 PM
Sn. ME,
Goruluyorki iyi bir kurgu yazarisiniz ne bana atfettiginiz ""İran'ın İslam'ı karikatürize ettiğini İran'da yaşananın İslam'ın karikatürü olduğunu" soyledim, ne de "Ama bugün görülüyor ki Bekir bey İran için sanki tastamam Müslüman insanlar insiyatifiyle kurulmuş, hatta nerdeyse Müslüman dünyanın sesiymiş gibi bir tavır içinde". Baska bir Beki Bey'den bahsediyor olabilirsiniz.
Kafanizdan birtakim karakterler kurgulamis birtakim roller vermissiniz. Belki "Demir Firtina.." vb gibi bir politik kurgu icin felan ilginc olabilir ama en azindan basligi "komplo teorilerinin hangisi gercek" olan ve onyargi, kurgu yerine somut verilerin nesnel degerlendirilmesi gerekektigini telkin eden bir yazinin altina bunlar "gercek" gibi yazmaniz hic hos kacmadi.
Benim icin ve anonim bazi insanlar icin yaptiginiz yakistirmalarin daha kotusunu Afgan Halki icin de yapmissiniz ""Allah'ım Afganistandaki müslümanlara Afrika'daki açlara yardım et" diye dua ederdik.Büyüdük ve Afganistandaki müslümanların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını ve orada yaşananların müslümanlıkla hiç bir ilgisi olmadığını öğrendik!" (ME).
Bir ulkedeki butun magdur ve mazlum muslumanlar icin cirkin bir suclama. Bu hesaba gore butun Bati ulkeleri halkinini "uyusturucu muptelasi " ilan etmemiz gerekmezmi? Ustelik bir detayi da not edelim hashas veya afyon bitkilerdir, muhtemelen miyonlarca yildir var olan ve binlerce yildir tarimi yapilan. Uyusturucu dsinda her ikisinin de yag, ilac, yiyecek maddeleri, endustriyel gibi pek cok kullanimlari vardir. Bati'da uyusturucu kullanimi var diye yuzyillardir gecimlerini bundan saglayan insanlarin gecim kaynaklarini elinden almak hic te adil bir cozum gib gelmiyor. Burda da emperyalist Bati kendi insanina daha yuksek ahlaki degerlerle donatmaktan aciz oldugu icin gidip fakir fukaraya, sunu eleceksin, sunu ekmeyeceksin diyebiliyor ve kimsenin zararlarini da karsilamiyor. Bizim Afyon'da afyon ekimi bundan durduruldu 70lerde (Erim zamaninda) ve pek cok insan bundan dolayi gecim kanaklarin kaybetti.
Eger "Afganli muslumanlar uyusturucu kacakcisi" diye Afrika ve Afganlilar icin dua etmekten vaz gecti iseniz korkarim baslangicta da duaniz samimi degildi.
Teror analiziniz de mevzuda yuzeysel bazi bilgilerle genel degerlendirmeler yaptiginizi gosteriyor. "islami teror" soyleminin Avrupa ve ABD'yi yaklastirdigi argumaniniz yazinizda bulabildigim tek dogru tesbit. Ege teror uzerine ciddi fikir yurutmek istiyorsaniz once kelimenin taninmindan baslamanizi tavsiye ederim, sonra tarih kitaplarini acmanizi. Hurriyet kesmez.
Ilgilenenler icin birkac gun once Zaman'da Ibrahim Kalin kaleminden 11 Eylul'le ilgili iki degerlendirme cikti. Yakininda bulundugum bu olayla ilgili bazi kisisel tecrubelerimi anlatan bir yaziyi ben kaleme aldim; ve politik degerlendirmeler iceren bir digeri de bugun cikacak blogumda insha-Allah.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 12, 2006 5:05 AM
Sayin ME,
Demissiniz, denize düsen yilana sarilir ME Bey (/hanim). ALLAH hiç birimizi açlikla terbiye etmesin. Hirsizlik veya fahiselik yapanlar çocukken bunu mu hayal ediyorlardi?
Afganistan'da malesef devlet otoritesi yok ve bu bosluk bazi "derebeyler" tarafindan dolduruluyor. "Kötü" bir devlet bile sanirim devletsizlikten iyidir.
Isgal veya katliam gibi bir suç islendigi zaman tipki polisler gibi "bu kime yarar" diye sormakta fayda görüyorum. Yani Sovyet Rusya 1977 yilinda Afganistan'i isgal ettiginde milliyetçiler "pis ruslar" dediler, Islâmci çevreler ise bunu komünist-müslüman çatismasi olarak gördü. Simdi komünizm bitti ama Afganistan'in çilesi bitmedi... Neden?
Bekir Bey gene beni "Demirkanlik" yapmakla itham edecek ama, bana en mantikli gelen o dönemde Rusya'nin ortaasya petrollerini hint okyanusuna ulastirma çabasi. Bildiginiz gibi diger alternatifler Rusya'yi Türkiye veya Iran'a gebe birakiyor.
Bugün orta asya türkleri kismî bir bagimsizlik elde ettiler. Yönetimlerine ruslar karisiyor ama ABD nüfuzu giderek artiyor. On kadar ABD hava üssü açildi bu ülkelerde ve petrol çikarma lisanslarini da ABD sirketleri kazaniyor.
Ve "her nedense" ABD afganistan ve pakistan'i kontrol altina almak için ugrasiyor.
Bu çerçevede baktiginiz altüst olmus bir ülkede yasam savasi veren zavalli afganlarin patates yetistirmelerini bekleyebilir misiniz?
Gelin biz dualarimizi eksik etmeyelim afganlardan, ALLAH en kisa zamanda onlara da adaletli bir baris ortami saglasin.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 12, 2006 10:36 AM
Sn.Akyol, yazınızın başlığını komployu sulandırmak
olarak değiştirsek... Komplonun Ortadoğunun yeni
den yapılandırılması süreci olduğu ve bundan nasıl
bir siyasi-coğrafi yapılanma hedeflendiği öngörül
se, bu yapılandırma işinin ABD İsrail ve İngiltere
öncülüğünde olduğunu herkes kabul ediyor bu veri kesin. Türkiyenin bu yapılandırmada ne rol alacağı
ise tartışma konusu. Neo-Conlar ve İsrail Müslüman
lardan hazetmiyor ve AKP nin iktidarda olduğu bir
Türkiyenin bu projede etkin rol almasına izin ver
miyorlar. Onların tercihi İslamdan hazetmeyen Laik
çi bir cunta. İngiltere AKP ilede olur desede ve
diplomatik ve Arapları da projeye katan daha esnek
bir yaklaşım göstersede ağırlık Neo-Con,İsrail blo
kunda. Yani Türkiye neredeyse Tüm İstihbarat örgüt
lerinin ve kontr-gerilla, kontr-terör örgütlerinin
gerek eylemli, A4ler, C4ler, uzaktan kumandalı ma
yınlar gibi teknik terör ve önleme faliyetleriyle
sarsılıyor, gerekse basın kanalıyla üretilen komp
lo teorileri, psikolojik yıpratma taktikleri ile
yıpratılıyor. İslama düşman, İran ve Suriye'ye
gözü kapalı dalacak bir yönetim arzulayanlar, İsla
mı karalayıcı komplolara hız verecek gibi görünse
de, İsrailin Hizbullahtan yediği darbe, neo-con
ların ABD de giderek etkinlik kaybetmesi Türkiye
ye nefes aldırabilir. AK Partiden hoşlanmayanlar
bile Askeri darbelerin nelere yol açacağını bildi
ği için vede asıl önemlisi, ABD ve İsrailin bağımsız bir Kürt devleti amaçladığını bildiklerinden ustaca manevralarla tuzakların bozulmasına
gayret ediyor. Danıştay saldırısının hemen aydınla
tılıp kaosa izin verilmemesi buna örnek verilebi
lir. Oysa Anti-komünist bir darbe beklentisi ile çok
daha basit kontra eylemlerin aydınlatılması için
hiçbir çaba gösterilmediği olayları yaşı yetenler
hatırlayacaktır. ABD 12 Eylül için hiç zorlanmamış
tı. Dindarlar o zaman kurulan tuzaklara engel olma
mıştı. Artık oradan doğacak sorumluluk din gününde
ilahi hesaplaşmada görülür zannımca.
Konuyu toplayalım, ABD ve hempaları İslam karşıtı
bir iktidar istiyor. AKP den kurtulmak istiyor ve
komplolar kuruyor. Geçmişte ödeneklerle kurdurduk
ları yapiları kullanarak yeterli sonuca ulaşamamak
tan asabileşiyor ve Türkiyeye hakarete varan saldrılarda bulunuyorlar. Merkez medya kanalıyla
İslamı karalama kampanyaları yürütüyor. Acı olan
bu yapılanlar, Türkiyenin hür iradesini karatma
kampanyaları. Korkutma operasyonları.. Ne zaman
yapılıyor, Türkiyenin üst üste rekor büyüme hedef
lerini tutturduğu zaman. Bu büyüme ve gelişmeler
Türkiyenin büyümesidir. AKP bugün var yarın hoş
bir sada olacak...Bu yollar, tüneller, havaalanlar
limanlar AKP nin babasının malı değil. Ben Göcek
tünelinden geçtim, Saatte Elli Km. ile bir dakika
sürüyor. umarım komplocular, komplolarının altında
kalır, Türkiyemiz İlelebed payidar olur. Saygılar.
Levent.
Yazan: levent Tarih: September 12, 2006 9:29 PM
Mustafa Bey;
'Tabii bu iki komplo teorisi birbiriyle çelişkili, ABD yönetiminin aynı anda hem 'İslam düşmanı' hem de 'şeriatçıların destekçisi' olması akla aykırı... Ama bize fark etmiyor.'diyorsunuz.
bence akla aykırı bir durum yok burda.ABD işine nasıl geliyorsa öyle davranıyor.bazen islam yanlısı bazen islama karşı haçlı seferi başlatan bir ülke.
herkes kendince haklı ABD 'yi eleştirirken.siz neden şaşırıyorsunuz?
dünyayı anlamayanın işi zor diyorsunuzda peki dünyanın bizi anlama gibi bir derdi var mı acaba?
bush'un Tanrı ile konuşmasının faturasını ödüyor masum bebekler,zavallı insanlar.hangi realite Allah aşkına.
karmaşanın bu kadar yoğun olduğu zamanlarda çelişkili yorumlardan daha doğal ne olabilir?
siz bana siyah ve beyazı gösterin.ben aradan gri tonları çıkarırım.
SEVGİLER..
Yazan: deniz Tarih: September 13, 2006 12:08 AM
Levent Bey ve Deniz Bey (Hanim?)'in yorumlarindaki goruslerin hemen tamamina katiliyorum. Ben onlarin yorumlarindaki "ABD" yerine hemen her zaman "Israil_ABD INc" kullanabilirim.
Yalnz Levent Bey'in yorumundaki "Konuyu toplayalım, ABD ve hempaları İslam karşıtı
bir iktidar istiyor. AKP den kurtulmak istiyor ve
komplolar kuruyor." kisimina birazcik muhalefet mimi koyacagim.
Soyleki Sn. Deniz'in de degindigi gibi "ABD" denilen ortak irade AK-Parti'nin kan dusmani degil. Onlar da Cuneyt Zapsu'nun dedigi gibi AK-Parti'yi "kullanmak" isterler; isin kolayi devirmek yerine "islah etmektir" onlar icin de. Mustafa Bey'de "Washington Demokrasi'nin arkasinda" baslikli yazisinda buna deginmisti; her ne kadar ben onun goruslerini fazla iyimser bulsamda. Washington demokrasi isine geldigi surece demokrasinin arkasindadir.
ABD AK-Parti ile ilgili olarak bir havuc ve deynek poltikasi uyguluyor. "iyi cocuk" oldugun surece "islami koken" i mesele yapmayiz diyor mealen. Su ana kadar da hukumet ic poltika mulahazalari ile maalesef buyuk olcude "iyi cocuk" olmustur. Ahlaksiz bir oyun var. Icredeki darbe muptelalarina karsi elini guclendirmek icin imparatora sirin gorunme mecburiyeti; ve bunu yaparken de kendi degerlerini koruyabilme. Zor bir denge oyunu. Bu paradigmayi kirmak icin yurekli liderler ve yurekli millet lazim.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 13, 2006 7:42 AM
İkide bir başıma kakılıp durulan bir sözümü buraya yeniden alıntılamak zorunda kalıyorum: "Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır."
Bu cümleden dostluk, kardeşlik, hak, hukuk kavramlarının aşağılandığı ve yerildiği şeklinde bir izlenim nasıl ediniliyor anlamadım. Ben bu kavramları genel anlamda yermiyorum, "politikaları değerlendirirken" bu kavramlara başvurmanın safdillik olduğunu söylüyorum. Yâni "dost kazığı" diye bir şey vardır, tanıdık diye gittiğiniz satıcı eğer uyanık olmazsanız sizi tanımadığınız herhangi bir satıcıdan daha fazla kazıklar. Böyle bir şeyden söz ediyorum. İranlılar da din kardeşleri Iraklıların kimyasal silah kullanacak kadar alçalmayacaklarını zannederek feci şekilde yanılmışlardı ve Fao siperleri gaz maskesiz binlerce İran askerinin cesetleriyle dolmuştu. Politikada böyle kardeşlik yavelerine aldanmak böyle feci sonuçlara yol açabilir, bunun uyarısını yaptım. Ana baba bir öz kardeşlerin "senin tarlan iyi, benim tarlam taşlı" diye baba malı paylaşmak için kanlı bıçaklı olduklarını gördüğümüz bir dünyada bu uyarı yerindedir sanıyorum.
Bu iyi niyetli uyarıyı böyle aleyhime ikide bir kullanıp durmak çirkin kaçıyor, söyleyeyim dedim.
Lübnan'a gelince, yıllardır illegalitenin üssü olan bu ülkenin artık legal bir yapıya kavuşturulmasının ilk adımları atılmıştır. Lübnan ordusu eğitilerek adamakıllı bir ordu haline getirilecek. O zaman İsrail ikide bir gelip bu ülkeyi şamar oğlanı gibi dövüp geri gitmeyecek. Nükleer silahları kimse İsrail'e armağan etmedi. Çalıştı, yaptılar. "Nazar etme ne olur, çalış senin de olur" mantığı geçerli. O yüzden kimse güç dengesi için Lübnan'a nükleer silah hediye etmeyeceği için kusura bakılmamalı.
Bana sorulsa, ABD K. Kore ve İran kadar İsrail'in nükleer çalışmalarına da karşı çıkmalıydı derim. Ama Pakistan ve Hindistan'ın nükleer silah yapmasına engel olamadığı gibi, belki İran'ın da olamayacağı gibi İsrail'e de engel olamazdı sanırım. Millet, bakın ciddi ciddi söylüyorum: Dünyada nükleer silahın kullanıldığı bir gün mutlaka ama mutlaka gelecek. Hiroşima ve Nagazaki'den sonra ilk kez bu ne zaman ve nerede olacak bilinmiyor. İstihbarat örgütleri buna şimdilik engel olmayı başarıyor. Ama bir boşluğun doğduğu ve felaket çanlarının çaldığı bir gün mutlaka olacak. Pandora'nın kutusunun kapağı bir kez açıldı ve halen kapalı tutuluyor. Bir gün mutlaka yeniden açılacak. Bunun dünyayı bir yokoluşa götürmemesi umuluyor. II. Dünya savaşında atoma karşı atom atacak kimse yoktu. Bugün çok var ve artıyor.
Bir nükleer savaştan en az zararı Amerika kıtası görecektir. Fakat boyutuna bağlı. Yeterince büyük bir savaş olursa hayat yeryüzünde sona erebilir!..
Yazan: demirkan efegil Tarih: September 13, 2006 8:02 PM
Sn. Efegil,
Simdi o sizin sozlerinizden SIK SIK alintiladigim kismi, ve onu baz alarak yaptiginiz diger pek cok argumani alt alta dizerim ve bahsettiginiz "cirkinligin" bana ait olmadigini ortaya koyarim, ama benim karsimdakini mat etmek gibi bir gayem yok. Simdiki "aslinda ne demek istediginiz" aciklamaniz o zamanki argumanlarinizdan cok farkli. Hak, hukuk hakkinda da benzeri yorumlariniz vardi. Mecbur kalmadikca tekar etmem. Ama yanlis yorumladigim veya baglamdan cikardigim iddiasini yapmamanizi tavsiye ederim.
Ama insanlar degisebilir. Ben simdiki aciklamanizin su anki gorusunuz oldugunu kabul etmeye hazirim; ve bundan memnunluk duyarim.
Lubnan'a nukleer silah verilmesi "sizin "dengenin saglanmasi gerektigi" argumaniniz uzerine idi. Lubnan ile Israil arasindaki "gucler dengesinden" bahsediyorsaniz tabii olarak akla nukleer ve konvansiyonl gucler geliyordu. Yaptigim sadece sizin mantik cizginizde yurumekti.
Israil'in nukleer silahlarini sadece "calisarak" elde ettigi fikrinizi tekrar gozden gecirmenizi umid ederim. Banka soyguncusu da "calisarak" elde ediyor parayi ama gayrimesru, gayriahlaki yontemlerle. Israil ABD'den ve Ingiltere'den plutonyum ve zenginlestrilmis uranyum caldigi sabittir en azindan. Teknolojinin de oralardan geldigine suphe yok; butun Bati ulkelerinde Israil'in casuslari, ajanlari, propogandistleri de muhendisleri bilim adamlari kadar haril haril calisiyor. Ustelik pek cok GOYIM'in mesela muslumanlarin aksine ahlaki fren mekanizmalari da yok; filistin ve Lubnan;da goruldugu uzre.
Lubnan'in yillardir kanusuzluk ulkesi oldugu dogru da bunu "nedensellik iliskileri" icerisinde aciklasak nasil olur? Tarihin baslangicina inemeyiz, 1948'de yuzbinlerce Filistinli'nin evlerinden koylerinden surulup oraya kacmalarindan baslayabiliriz dilerseniz. Yada 1982'de Israil'in Lubnan'a girip 30 bin insani katledip, Falanjist kasaplari kullanarak Shabra ve Shatilla'da 1500 kisiyi bogazlamasi'ni milat yapalim istersniz. Sonra bu Falanjist usaklarin baslarini da katletti gene Israil; akilma gelen son isim Hobeika.
Nukleer felaket korkularinizi paylasiyorum. Peki dunyayi bu hale kim getirdi? Simdiye kadar bu silahi kullanmis tek ulke kim? Kullanmasi en muhtemel olan kim? Amerikanin saygin din adamlarindan, Bush'un dostu Jerry Falwell "Nuke them in the name of God" (Tanri adina nukleer bombalayalim) dedi son olarak Iran icin. Bugun ABD'nin elinde 12 bun kusur nukleer (yada Bush'un deyimi ile "nukiler") silah var. Dunyada hayata en az on defa son vermeye , dunyayi gunesin yorungesinden oynatmaya yeterli guc!Israil'in elinde 500-550. Pakistan'da 3-5 tane "islamic bomb" ve Iran'in elinde sifir. Iran su anda ancak yuzde 5 zenginlestirebilmis durumda uranyumu. Nuke icin yuzde 85-90 zenginlestirme gerekiyor.
Burada Iran'in olmayan nukleer gucunden dolayi bu gucu olanlar tarafindan hedefe konulmasinda ve buna da BM, IAEA'nin alet edilmesinde bir ahlaki probleminiz yokmu?
Cevabiniz sayesinde SIK, SIK alintiladigim sozlerin aslinda nasil anlasilmasi gerektigini de anlariz belki.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 13, 2006 9:56 PM
Bekir Bey'e atıflarından dolayı teşekkür ederim.bana Deniz Hanım diyebilirsiniz.
Ak partinin içerdeki darbecilere karşı elini güçlendirmek için imparatora şirin gözükmeye çalıştığını,bu arada da değerlerini kaybetmeme mücadelesi verdiğini söylüyorsunuz.
bu sıkıntıların yaşanmaması için benim nacizane görüşüm iktidara gelen partilerin milliyetçi,muhafazakar,demokratik ve laik değerlerimize rahat bir şekilde sahip çıkabilmesi için islami bir parti görünümünden tamamen uzak olması gerekir.liberal bir parti müslümanların sıkıntılarını çözebilir ama AKP asla.AKP'nin bir değerler mücadelesi yok.bu değerler üzerinden oy toplama mücadelesi var.asla ve asla samimiyetine inanmıyorum.
ben başörtüsü kullanan bir bayan olarak AKP'nin görüntüsünden çok rahatsızım.vekillerin eşlerinin yaşadığı rahatlığın onda birini dahi ben yaşamıyorum.benim sıkıntım üzerinden oy toplayıp sonra da beni unutmak var mı?yazıklar olsun hepsine.işlerine gelince 340 vekille tezkereyi geçiriyorlar.hepsine yazıklar olsun.
AKP'yi duyunca çok sinirleniyorum. bu meseleyi burda kapatayım.
Mustafa Bey'İn size verdiği bir cevap çok dikkatimi çekti.şöyle diyor kendisi;
'Manji'yi çok iyi biliyorum ve zaten Batı kamuoyunda İslam hakkında "uzman" olarak o ve onun da daha beterleri (Hirsi Ali, Wafa Sultan gibi alenen "mürted" olanlar) öne çıkmasın, meydan sadece bu gibileri kalmasın diye gayret ediyorum biraz da...'
SN.Akyol,bu samimi gayretiniz ne kadar takdire şayan.Allah bu iyi niyetinizin hürmetine sizi razı olduğu yolundan yürütsün.ayaklarınızı razı olduğu yol üzere sabitlesin inşaallah.
yalnız cehenneme giden yollarında iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu lütfen unutmayın.biliyorsunuz biz tamamıyla onların istediği gibi olmadıkça onlar bizden razı olmayacaklar.
efendim onlar meydanı istedikleri gibi doldururlar.adam mı yok?siz onların nazarında ciddiye alınabilmek için biraz tavize göz yumup azıcık onların dilinden konuşup şu meydana bir gireyim derseniz Allah korusun farkına varmadan ayağınızı kaydırırlar.bakara suresi 35-36 nolu ayetlerinde şeytanın hz.Adem'in ayağını kaydırışı anlatılır.girmek istediğiniz meydan insan görünümlü şeytanlarla dolu.neden taviz veriyorsunuz?neyden korkuyorsunuz?
ben bütün kalbimle şuna inanıyorum.eğer Allah dilerse bu dini bir kafirin eliyle de yayar.Nemrut'u bir sinekle devirmesi gibi,Kabe'yi ebrehenin fillerine hükmederek koruması gibi..
O İSTERSE CÜZİ İRADELERİ SUSTURUR VE KÜLLİ İRADESİNİ KONUŞTURUR.O bizim tavizsiz ,dik duruşumuzu imtihan ediyor.
bizim bir elime ayı diğerine de güneşi verseniz davamdan dönmem diyen peygamberi duruşa ihtiyacımız var.lütfen bana hudeybiye barışında verilen tavizi kimse örnek vermesin.orada somut bir muhatap vardı.bizimle anlaşma yapan bir taraf vardı.önümüzü görebiliyorduk.şu anda zifiri karanlıkta,kurtlar sofrasında şeytanlara meze olmamanın mücadelesini veriyoruz.
BEN BİR ON SENE SONRA MUSTAFA BEYİ ÇİZGİSİNİ DEĞİŞTİRMİŞ VE O MEYDANDA KAYBOLMUŞ GİTMİŞ OLARAK GÖRÜRSEM(ALLAH KORUSUN)ÇOK ÜZÜLÜRÜM.ONLAR SİZDEN ÇOK DAHA KURNAZLAR.KENDİNİZE BU KADAR ÇOK GÜVENMEYİN.BİZ KOLAY ADAM YETİŞTİREMİYORUZ.KENDİNİZE SAHİP ÇIKIN.
SEVGİLER.
...................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
DENİZ HANIM, İYİ NİYETLİ TAVSİYELERİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKKÜR EDERİM. DİKKATE ALIYORUM. ANCAK İSLAM'DAN TAVİZ VERMEKTEN DEĞİL, DİYALOĞU MÜMKÜN KILACAK BİR ÜSLUPTAN SÖZ EDİYORUM. YANİ BURADA İTİKADİ BİR TAVİZ DEĞİL, YÖNTEM SÖZ KONUSU.
BARIŞ VE DİYALOG YANLISI BİR YAKLAŞIMIN İSLAM'A İLKESEL OLARAK UYMADIĞINI SÖYLEYEN MÜSLÜMANLARA İSE, HUDEYBİYE'DEN BAŞLAYARAK PEK ÇOK AKSİ YÖNDE ÖRNEK VEREBİLİRİM.
SAYGILARIMLA,
M.A.
Yazan: deniz Tarih: September 13, 2006 10:39 PM
Deniz Hanim,
Guzel sozleriniz icin tesekkurler. Islam'a hamiyetiniz, ihlasiniz icin Allah sizden razi olsun.
Bir erkek olmama ragmen, yuregimi en fazla daglayan, ve ozellikle son 8 yilda hayatimin en onemli mesgalelerinden bir olmustur basortusu zulmu. Eski esimden dolyayi da bu konuda epeyce mucadele vermisligim vardir; ve fiyat odemisligim.
Bu konuda "asiri" olmakla sclandigim cok oldu ama tavizkar olmakla suclandigim hic olmadi.
Ben buradaki muhtemelen yuzlerce yorumumda partilerden bahsettigim pek ender olmustur. Burada saniyorum Levent Bey'in yorumu uzerine konu acildi, beni kafamda en azindan.
Basortusu konusunda mevcut hukumetin hicbir iyilestirme yapamadigi dogrudur. Bundan dolayi ben de onlari zaman zaman siddetle elestirdim fakat kendi eslerini dahi zaman zaman "kamusal alana" sokamadiklarini bildigim bu insanlarin duyarsiz olduklarini dusunmuyorum; bircogunu da oldukca yakindan tanidigim icin "biliyorum" diyebilirim. Tayyip Bey "benim icimde de hickiriklar var" dedigi zaman samimi idi. Askeri oligarsi "28 Subat 1000 yil devam edecek" dedi. Bulent Arinc mecliste "laiklik din, vijdan hurriyeti de icerir" dedigi icin adama Ahmedinejad dediler; ve danistay Aytac Ogretmen'e "sen sokakta basini orttugun zaman dahi okuldaki ogrencilere kotu ornek oluyorsun" dedi. Bunun givi yuzlerce ornek hafizamda. Iste yasadigimiz Turkiye'den manzaralar size. Simdi bu ahval ve serait icerisnde hukumeti daha insafli degerlendireceginizi dusnuyorum; eminim bu memlekette basbakanlarin, bakanlarin asildigini, ve asanlarin hala "gercek iktidar" oldugunu biliyorsunuzdur.
Hassasiyetinizi tamami ile paylasiyorum, dulararim sizler icin; ama lutfen sizin acinizi duyan fakat "muktedir olmayanlar" ya da muhtemelen yeteri kada kuvvetli olurgasi olmayanlar icin dahi husn-u zanda bulunalim.
AK-parti konusunda farkli dusunsekte gonul birligi icinde oldugumuzdan suphem yok. Zaten partiler sadece aractir; amac degil.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 12:06 AM
öncelikle yorumumu yayınladığınız için teşekkür ederim Mustafa Bey.ben nedense yayınlanmaz gibi düşünmüştüm.
BARIŞ VE DİYALOG YANLISI TAVIRLARIN İSLAMA İLKESEL OLARAK UYMADIĞINI SÖYLEYENLERE BEN CEVAP DAHİ VERMİYORUM.
Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bana tasavvufi düşünceyle fikri yapımı geliştirmeyi nasip etti.
yerdeki bir taşa bile sert vurma.çünki o Allah ile kaimdir diyen gönül ehli insanlar bütün eşyaya öncelikle sevgi nazarıyla bakarlar.din,mezhep,meşrep,ırk vs.farklılıklarına bakmaksızın yaradılanı yaradandan ötürü seven insanların diyalogla sorunu olmaz.
amma velakin diyalog diye benim dinimin sulandırıldığını hissedersem buna karşı çok sert mücadele ederim.ve sizi tenzih ediyorum.benim endişem savaştığınız meydanın kurallarının sizi farkında olmadan değiştirmesi tehlikesi.
müslüman demek izzetli insan demektir.ezilmeyi,eğilmeyi,bükülmeyi ben kabul edemiyorum.müslümanlar şu anda malesef batıya karşı bir kompleks içinde.diyalog yaparken hristiyan uzmanlarla karşı karşıya gelindiğinde ,bilinçaltımıza yerleşmiş komplekslerimiz yüzünden
dinimizi fazlaca bir reforme etme çabasına mı giriliyor acaba?
aynı şey hadislerin ayıklanması meselesinde de görülüyor.AB standartlarına uymayan ayet ve hadislerimizden yavaş yavaş utanır hale mi geliyoruz?
daha çok şey söylenebilir..ben bir müslüman olarak uyarı görevimi yapayımda müslüman kardeşlerime de dinimede bir zarar gelmesin kaygısını taşıyorum.sadece bu.
BEKİR BEY;başörtüsü konusundaki hassasiyetiniz için size derin şükranlarımı sunuyorum.bu konuda ödenen bedellerin bu dünyada tazmini yok.çünki acıları karşılayabilecek ne maddi ne de manevi olarak dünyevi bir bedel yok.bende yaklaşık 10 senedir 28 Şubatla beraber bu mücadelenin içinde buldum kendimi.ben hayatımı kaybediyordum bu kavganın içinde.o kadar masum ve suçsuzki bu kızlar.onların üzerinden siyaset yapan ,onların hayatlarını karartan ,onlara yaratık muamelesi yapan herkese yazıklar olsun.
AK PARTİ meselesine gelince oyumu onlara vermiş olmamın pişmanlığını duyuyorum.biz artık iktidardayız.daha ne istiyorsunuz.bu sorunu kurcalamayın diyen TAYYİP BEYİN resmi danışmanları etrafında olduğu müddetçe söyleyeceğim tek birşey var benim.YAZIKLAR OLSUN!!
SEVGİLER.
Yazan: deniz Tarih: September 14, 2006 1:38 AM
"bu sıkıntıların yaşanmaması için benim nacizane görüşüm iktidara gelen partilerin milliyetçi,muhafazakar,demokratik ve laik değerlerimize rahat bir şekilde sahip çıkabilmesi için islami bir parti görünümünden tamamen uzak olması gerekir.liberal bir parti müslümanların sıkıntılarını çözebilir ama AKP asla.AKP'nin bir değerler mücadelesi yok.bu değerler üzerinden oy toplama mücadelesi var.asla ve asla samimiyetine inanmıyorum.
ben başörtüsü kullanan bir bayan olarak AKP'nin görüntüsünden çok rahatsızım.vekillerin eşlerinin yaşadığı rahatlığın onda birini dahi ben yaşamıyorum.benim sıkıntım üzerinden oy toplayıp sonra da beni unutmak var mı?"
Deniz Hanim, bravo size, ISTE BUDUR!
Yazan: Beyaz Tarih: September 14, 2006 2:25 AM
Deniz Hanim,
Ak_Parti hakkinda, ozellikle bir basortusu magduru ve mazlumu olarak dusuncelerinize saygili oldugumu soylemistim.
Ama sizin onlar hakkinda soylediklerinizden zevkten dort kose olacaklarin da siz basortusu mazlum ve magdurlarinin dertleri ile hemdert olanlar degil, tam tersine sizlerin bir numarali dusmanlariniz olacagini da biliyordum.
Siz burayi belki takip etmiyorsunuzdu size "budur", "bravo" "yassa" "yippee" diyen sahis gecmiste bu sitede basortsu dahil bu ulkenin insanlarinin butun kutsal degerlerine savas acmis bir kisidir.
O ne laiklik istiyor ne demokrasi, ve de sizleri, bizleri ancak Arap ulkeleine gonderiyor. Bati ulkeleri universitelerine gitmek zorunda birakilip orada basari gostermnizden de rahatsiz oldugu kayilardadir bu sitede. Daha once benimle tartismasinda basortusu yasaginin kanunlarla desteklendigini iddia edip, hangileri oldugun sordugumda "uygulamalardan", YOK kararlarindan bahsetmisti. "hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz, biz raziyiz: ABD olsun atta Fransa olsun dedigimde "yok ben Turkiye'ninkin istiyorum" demis sonra da Turkiye'de muslumanlar icin yeni kistlamalar, yasaklamalar getirecegini soylemistir, ezan dahil, azinliklar icin yeni haklar isterken.
Merkez medyanin pacavralarindaki "hasemalilar, bikinili diye genc kiza saldirdi" kurgularini buralara "veri" larak tasiyip muslumanlara hakaretler, iftiralar yagdirmistir. Israil Lubnan'i bombalamaya basladiginda "israil'in zarar goreceginden , Hizbullah'in ve Iran'in karli cikacagindan korktugunu" ifade etmistir. Simdi size gecmisteki sicilinin tamamini vermeyeyim. Bu kadar yeter.
Simdi size "budur" demesi musluman veya insanhaklari dostu degil dusmani olmasindandir. Muhtemelen sizinle bulustugu tek nokta AK_Parti'den nefretidir. Sorun size bir laiklik, bir demokrasi tanimi yapsin. Yahutta Mustafa Bey'e yonelttiginiz Islami kaygilariniz konusunda ne dusundugunu sorun.
Bu derece samimiyetsizlik, seytani niyet karsinda susmayi basaramadim. Sizi her alkislayani dostunuz sanmayacak kadar basire sahibi oldugunuZdan eminim fakat haiz oldugum bazi verileri aktarayim dedim.
selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 11:01 AM
Konumuz "hangi komplo terileri gercek" olduguna gore benim bir komplo terim var. Siz karar verin gercekmi degilmi:
Israil kasitli olarak sivilleri ketlederken, olu sayisini maksimize decek yontemler kullanir. Kadin cocuk, sivil olumleri "Beyaz" Ertugrul Ozkok'un dedigi cocuklarin one surulmesinden veya roketatarlarin evlerin telesinde bulunmasindan degildir.
Ne dersiniz? Dogru, yanlis?
Ha bir de haber var bugunku Sabah'tan (14/9/2006) aklima gelmisken:
===================================
İsrail'den korkunç itiraf
Roket birliklerini yöneten İsrailli komutan: Lübnan'a bin 800 misket bombası yolladık. Daha çok sivilin ölmesi için özellikle camiden çıkmalarını bekliyorduk.
İsrailli komutanın Lübnan savaşıyla ilgili itirafları şok yarattı. İsrail Haaretz gazetesine adını vermeden konuşan roket birlikleri komutanı, "Yaptığımız çok korkunç ve anlamsızdı. Bütün köyleri misket bombalarıyla doldurduk. Fosfor bombası da kullandık" dedi. Lübnan'a bin 800 misket bombası taşıyan roket fırlatıldığını söyleyen komutan, bu roketlere de toplam 1.2 milyon misket bombası yüklendiğini belirtti. İsrailli komutan uluslararası hukuka göre yasak olmasına karşın fosfor bombalarının kullanıldığını da kabul etti. Komutanın hedeflere ilişkin sözleri ise sivil katliamını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu: "Sadece bir hedefi vurmak gibi bir şanşımız yoktu. Komutanlar da bunu çok iyi biliyordu. Bizden özellikle sabah saatlerinde ateş açmamız isteniyordu. Çünkü bu saatlerde insanlar camiden çıkıyordu ve daha fazla öldürme şansımız oluyordu" İsrail ordusu, savaşta misket bombaları kullandığı gerekçesiyle eleştirilmiş, müttefiki ABD bile iddialarla ilgili olarak soruşturma açmıştı.Lübnan'da patlamamış 500 bin dolayında cephane bulunuyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 1:35 PM
Bekir L.Yıldırım bey,
Hangi laik'ten bahsediyorsunuz? Demokrasi ve laik'lik adına yer gök İsmailağa cemaati'ne mi benzesin?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 14, 2006 4:36 PM
Bekir L.Yıldırım bey,
Fena halde aklınızı şeytanla bozmuşsunuz siz. Hem demokrasi ve laik'lik ten bahsedeceksiniz hem de sizlerle aynı fikirde olmayan insanların fikirlerini şeytani ilan edeceksiniz. İşte bu yüzden tüm insanlığın mutluluğu için laik'lik gerekli bir kavramdır.
Her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın laik'lik, dünya'nın özgür insanlarını, demokrasiyi ve özgür düşünceyi aklını şeytanla bozan insanlardan koruyan çok yüce bir erdemdir.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 14, 2006 5:20 PM
Mustafa Akyol'un 2005 yılında Washington Times'ta yayınlanan komplo teorileri üreten kafa yapısını ve Türkiye'deki çılgınlığın boyutunu afişe eden süper bir makalesi:
http://www.thewhitepath.com/archives/2005/03/turkey_and_conspiracies.php
Yazan: azure Tarih: September 14, 2006 5:49 PM
Lafa bakın :
Benzesin ne olacak?
Yeterki birileri böyle olmaya zorlamıyor olsun.
İnsanlar kendi tercihleriyle ismail ağa cemaati gibi giyinmeye meyledecse etsinler. Bunun kime zararı olur?
Yazan: ilhan Tarih: September 14, 2006 6:18 PM
İlhan bey gibi lafa bakarsanız İsmailağa cemaati'nin sadece kılık kıyafetine takılıp kalırsınız.
İçerde neler olup bitiyor onu anlatın. Taliban kılık kıyafetinin pek tabii olarak doğal çevreye bir zararı yok. Bin Ladin'in kıyafetininin kimseye bir zararı olmadığı gibi.
Bin Ladin'i kim yetiştirdi? Bunu sorgulayın. Hangi cemaat'in, tarikat'ın ürünü? Kılık kıyafet'e bu kadar takılıp kalmayın canım. Aşın kendinizi. İşin özüne takılın.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 14, 2006 6:45 PM
Biraz konu disina cikmis olacak ama tartisma bir nebze GENE din, laiklik yonune kaydigi icin asagidaki Zaman makalesinin ihtiyac duyabilecekler icin bilgilendirici olcagini dusundum Mustafa Bey'in musadesi ile.
Bu arada Mustafa Bey'in Sn. Azure'in linkini verdigi makaleyi okudum. Esasen buradaki yazibnin birazcik Amerikan okuru icin modifiye edilmis sekli. Gene itirazlarim var birbiri ile esitledigi veya ayni kategoriye koydugu "komplo teorileri" orneklerine ve bu olguyu tamami ile irrasyonel, mesnetten yoksun ilan edip, sebeplerini de Turk halkinin sosyo-psikolojisi ile izah etmeye calismasina (sebeplere girmeyecegim ama sanki komplosuz bir dunyada yasiyoruz, ve sanki butun komplo terileri Turkliye veya Islam ulkerinden cikiyor gibi bir intiba ediniyor okur).
Fakat yazinin Washington Times'ta yayinlandigini goz onune aldigimizda, zaten oradaki okurlarin Turkiye veya Islam dunyasinndaki "anti-amerikanizm" konusunda yeteri kadar negatif on kabulleri oldugu icin muhtemelen yazidaki "yerli islamofobi" ve Amerikan halkina telkin ettigi "bu Islamofasizm turu hikayelere inanmayin" masajinin oradaki (hele hele W. Times gibi Bush'cu ve oldukca Islamofobik bir yayinin okur kitlesi) bazi stereotipleri kirmaya yardimci olcagini tahmin ve umit ediyorum.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
------------------------------------------
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE (ZAMAN)
14.09.2006 PERŞEMBE
Laikliğin tanımı ve askerî vesayet
“Laikliğin koruyucusu kim?” Yargıtay Başkanı, bu soruya bilindik cevabın dışında yeni bir cevap verdi ve “Laikliğin koruyucusu yargıdır.” hükmünü tarihe kaydettirdi.
Yargıtay Başkanı’nın, yeni adli yılı açış konuşmasında laiklik kavramı etrafında üzerinde dikkatle durulması gereken başka sözleri de var. Kanun gereği Yargıtay Başkanlar Kurulu’nu, dolayısıyla yargının bütününü temsil eden bu sözler tartışmalara yol açmasına açtı, ama asıl üzerine alınması gerekenlerde bir karşılık bulmadı. Yargıtay Başkanı, tıpkı Meclis Başkanı’nın bu yıl 23 Nisan konuşmasında öne sürdüğü gibi Anayasa’mızda bir laiklik tanımı olmadığını vurguladı. Vurgulamakla kalmadı, konuşmasında Yüksek Yargı’nın sözcüsü olarak kapsamlı ve tutarlı bir laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü ilkesi tanımı da yaptı.
Yargıtay Başkanı’nın yaptığı tanım esas olarak Anayasa’nın başlangıç kısmının 5. fıkrasına ve 10. maddeye dayanıyor. Başlangıç’ta “kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılmayacağı” yani devletin dinler karşısında tarafsızlığı vurgulanıyor. İkincisinde, yani 10. maddede... “Herkes... siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep...” sebebiyle “ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit” ilan ediliyor. Yüksek Yargı Başkanı’nın yaptığı bu analitik tanım, evrensel düzeyde benimsenen ve bizim de örnek aldığımız Fransa gibi ülkelerde uygulamaya konu olan laiklik tanımıdır. Hukuk ve hukukçu gözüyle sorunsuz, uygulanabilir, yargıçların referans alarak kararlarına gerekçe yapabilecekleri ve aklı başında kimsenin itiraz edemeyeceği bir tanımlamadır bu. O zaman sorun nedir?
Sorunun kaynağı laikliğin tanımı değil koruyucusudur.
Yargıtay Başkanı’nın “Laikliğin koruyucusu yargıdır.” sözü, boşlukta söylenmiş bir söz değil. İki kurum, koruyuculuk konusunda birbirine rakip. Tanım konusunda ise keskin bir fark var: Yargı tanımlamaya uğraşırken diğerininki muallakta duruyor. Öyleyse tartıştığımız şey laiklik tanımı değil, “hukuk” veya “askerî vesayet” düzenlerinin gerekçesi.
Ümit Kardaş, 12 Eylül münasebetiyle iki gün önce Zaman gazetesinde Genelkurmay Başkanı’nın devir teslim töreninde yaptığı konuşmayı yorumlarken şu kritik soruyu soruyordu: “Hangi demokratik ülkede, silahlı bürokrasinin başı sosyal devletin, hukuk devletinin, laik devletin ne anlama geldiğini yorumlamak, değerlendirmek hakkını kendisinde görebilir ve tamamen siyasal olan anayasa hukuku alanını askerî güvenlik alanına sokabilir?” Toplum üzerinde silahlı vesayet kuran zorlama denkleminin püf noktası, tam da Ümit Kardaş’ın sorduğu sorudur. Yargıtay Başkanı’nın, “Laikliğin koruyucusu yargıdır.” sözü, hem laiklik yorumlarını hukuk alana çekiyor hem de bu prensibin bir iktidar aracı olarak kullanılmasına, soysuzlaştırılmasına engel oluyor. Doğru, laiklik silahla korunmaz, hukukla korunur. Bugün, darbe ideolojisi yerine bir “sürekli askerî vesayet” ideolojisi geliştirilmektedir. Laiklik prensibi de bu vesayetin ve totaliter bir düzenin gerekçesi olarak takdim edilmektedir. Halbuki siyaset bilimci olarak benim veya bir hukukçu olarak Ümit Kardaş’ın bu kavramları yorumlama konusundaki birikimimiz ve vukufumuz, elbette bir generalinkinden daha ileridir. Ömrünü hukuka vermiş, üstelik yargı adına konuşan bir yüksek yargıcın sözleri ise hepimizin fevkindedir; zira ülkemizin hukukta geldiği düzeyi yansıtmaktadır. Söz hükmünü silahla sağlıyorsa, o zaman sözün değil silahın hükmü geçerli olur. Böyle bir ülkeden de hiçbir şey olmaz.
Bu hafta, 12 Eylül’ün yıldönümü vesilesiyle askerî darbeleri tartıştık. İç Hizmet Kanunu’na, Anayasa’nın muğlak yorumlarına dayalı müdahalelerin yerine, özellikle laikliği koruma gerekçeli “sürekli askerî vesayet düzeni”ni yerleştirmeye niyetlenenler var. Siviller üzerine düşeni yapmıyor ama yargı tek başına, laikliğin tanımını yaparak, üstelik bu prensibi kendi güvenli ve saygın korumasına alarak vesayet düzenine meydan okuyor.
14.09.2006
e-posta adresi:m.turkone@zaman.com.tr
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 14, 2006 6:55 PM
(....) O ne laiklik istiyor ne demokrasi, ve de sizleri, bizleri ancak Arap ulkeleine gonderiyor. Bati ulkeleri universitelerine gitmek zorunda birakilip orada basari gostermnizden de rahatsiz oldugu kayilardadir bu sitede.
(....) "hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz, biz raziyiz: ABD olsun atta Fransa olsun dedigimde "yok ben Turkiye'ninkin istiyorum" demis sonra da Turkiye'de muslumanlar icin yeni kistlamalar, yasaklamalar getirecegini soylemistir, ezan dahil, azinliklar icin yeni haklar isterken.
Merkez medyanin pacavralarindaki "hasemalilar, bikinili diye genc kiza saldirdi" kurgularini buralara "veri" larak tasiyip muslumanlara hakaretler, iftiralar yagdirmistir. Israil Lubnan'i bombalamaya basladiginda "israil'in zarar goreceginden , Hizbullah'in ve Iran'in karli cikacagindan korktugunu" ifade etmistir.
(...) Simdi size "budur" demesi musluman veya insanhaklari dostu degil dusmani olmasindandir. Muhtemelen sizinle bulustugu tek nokta AK_Parti'den nefretidir.
(Bekir L.Yıldırım)
İşte asıl budur.
Deniz Hanım, AKP'ye olan duygusal -ama bence aşırı- tepkiniz sizi kimlerle bir araya getiririyor dikkat edin derim.
Başörtüsü mağdurlarının çektiği sıkıntıları yüreğimde hissediyor ve bu sorunun hallolmasının mücadelesini veriyorum. Ama iktidar olup muktedir olamamanın suçu AKP de değil. Denebilir ki "o halde neden siyasetteler?" Bu da farklı bir bakış açısıdır fakat pasifist ve teslimiyetçi bir duruşu temsil eder. Çünkü bu ülkede Müslümanların yalnızca başörtüsü sorunu yok. Ayrıca muhafazakar kitlelerin siyasal olarak temsil edilemek de en doğal haklarıdır. Konuyu duygusallıktan uzak daha bir akl-ı selimle düşünmenizi öneririm. Eşi ve çocuğu başörtülü bir kişinin bu sorunu çözmek istememesi mümkün mü?
Yine de düşüncelerinize ve tepkinize saygılı olduğumu hassaten belirteyim.
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 14, 2006 8:18 PM
Hülagü Bey,
"Laiklik ve demokrasi adına yer gök İsmailağa cemaati'ne mi benzesin?" derken, laiklik ya da laiklik ilkesinin verdiği inanç hürriyeti ile mi böyle olaylar olduğunu söylemek istiyorsunuz? Yoksa, laikliğin ülkemize has tanımı ve uygulaması yüzünden böyle şeyler oluyor mu demek istiyorsunuz? Bu cümlenizden laiklikten ne anladığınızı, hangi laiklik tanımına istinaden bu cümleyi yazdığınızı anlayamadım. Ben de size soruyorum: Hangi laikliktir bahsettiğiniz?
İsmail Ağa Cemaati hakkında çok fazla fikir sahibi değilim. Son olaylar tabii ki çok kötü ama, olaylar nasıl ve neden cereyan etti, öncesinde oluşum gerçekten sorunlu muydu, tam bir fikrim yok. Hakim basın-yayının söyledikleri ile de karar vermek istemiyorum. Ama diyelim ki bu oluşum sorunlu bir oluşum, insanlar kullanılıyor, kandırılıyor, sömürülüyor vs. Eğer böyle ise, İsmail Ağa Cemaati’nin oluşma sürecinde, laiklik ilkesini histeri derecesinde korumaya çalışmanın etkileri yok mudur? Laikliği, tanımının tamamen dışına çıkararak, insanların hayatlarına ve inançlarına doğrudan müdahale etme aracı olarak kullanmanın hiç ilgisi yok mudur? Etki tepkiyi doğurur. Siz insanlara yaşam alanı bırakmazsanız, onlar da kendilerine yeni yaşam alanları yaratırlar. Yeni yaşam alanı yaratırken, çoğunlukla, kabul gormeyen, dışlanan fikirler keskinleşir, insanlar uçlara sürüklenir. Ülkemizdeki sorunlu laiklik tanımının ve bu tanım bahane edilerek yapılanların, insanları marjinalleşmeye ittiğini, ruhsal dengelerini etkilediğini düşünüyorum. Bunun sonuçları da çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor. Elbette “Gerçekten demokrasi ve/veya laiklik olsaydı, İsmail Ağa Cemaati gibi cemaatler, o tip olaylar olmazdı.” diye kesin bir yargıya varmak mümkün değil. Ama ülkemiz koşulları düşünülürse, laiklik ilkesinin, tamamen anlamı dışında kullanılarak, müdahalenin nerelere vardırıldığı hesaba katılırsa, "Sorunlu oluşumların ve cereyan eden olayların, laiklik kavramının hayata yansıması ile ilgisi yoktur." demek, kendimizi aldatmak olur. Hatta bunlar olmasın diye daha çok Türk tipi laiklik istemek, kendimizi aldatmanin da ötesine geçer, doğrudan intihar olur. Yanlış teşhis, yanlış tedavi, sonuç malum... Kavramları yerlerine oturttuktan sonra, olan bitenleri, bu kavramlardan ve etkilerinden bağımsız düşünebiliriz ancak. Ve ancak o zaman, sorun, bu kavramların içselleştirilmemesi ise, bunun için çalışabiliriz.
Ama ülkemizdeki olaylar laikliğin verdiği inanç özgürlüğünden?! kaynaklanmaktadır diyorsanız, aynı ülkeden mi bahsediyoruz, aynı laik anlayışa mı maruz kalıyoruz diye sormam gerekecek.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 14, 2006 9:14 PM
Deniz Hanim,
Dun yorumunuza iste budur diyerek, kisaca cevap vermistim, islerin yogunlugundan, bugun konuyu biraz daha irdelemek geregi duydum. Arada, benim, "saat tikirtisi" olarak niteledigim bir dizi yorumlar gelmis, o yorumlara cevap vermeye gerek bile gormuyorum. (Suat Bey, kusura bakmayin, "selulitsiz" bikinili kizlari izlemekten hoslandiginizi itiraf ettikten sonra, sizi de "saat tikirtisi" grubuna ekledim.)
"Iktidara gelen partilerin milliyetçi,muhafazakar,demokratik ve laik değerlerimize rahat bir şekilde sahip çıkabilmesi için islami bir parti görünümünden tamamen uzak olması gerekir. Liberal bir parti müslümanların sıkıntılarını çözebilir ama AKP asla." demistiniz, bu dusuncenize yurekten katiliyorum.
Ulkemizde insanlarin din konusunda yasadiklari sikintilari ancak tum dinlerden esit uzaklikte, herhangi bir dini kimlik tasimayan ama insanlarin dini, baskalarina zarar vermedigi surece, sonuna kadar yasama ozgurlugu oldugunu kabul eden bir parti cozebilir.
AKP, bu sorunu cozmeye yetkin degil, cunku onlarin acendasi baska, ve bu kesinlikle liberal bir acenda degil. Onlarin acendasi, global sermaye guclerinin elinde kukla olurken, halki aptal yerine koyarak, bu memleketin kaynaklarini samimiyetsiz bir din politikasi uzerinden somurme acendasi. Ben, AKP kadrosu icinden kisilerin, global sirketlerin elinde nasil kukla gibi oynatildigina, bu sirketlerin kaynaklarini kendi cocuklari ve akrabalari icin nasil kullandiklarina kendi gozlerimle sahit olmus bir insanim. Bu insanlar ile, her bir araya gelmek durumunda kaldigim ortamda, allahim bizim ulkemizin bakanlari, burokratlari bu mu, bu ne kepazelik diye yerin dibine girmis bir insanim. Oyle eslerinin basi kapali oldugu icin falan degil, yolsuzluklari ve soysuzluklari yuzunden, beni yurt disinda da, yurt icinde de Turk vatandasi oldugum icin utandiran insanlar bunlar, delikten supurulmeyi hak eden insanlar, yaziklar olsun hem de binlerce kere yaziklar olsun.
Ya su Huseyin Celik olacak, Milli Egitim bakani bozuntusuna ne demeli? Takip ediyor musunuz bilmiyorum, Yatili Ilkogretim Bolge Okullarindan (YIBO) mezun olan cocuklarimizi, diger yatili liselerde kontenjan doldu bahanesiyle ve ZORLA imam hatip liselerine kaydettiriyor. Halbuki diger liselerde kontenjan doldugu falan yok, kontenjanlar bos oldugu gibi, devlet bu bos kontenjanlar icin okullara para odemeye devam ediyor. Cocuklar ve veliler, imam hatiplere degil, kontenjani olan diger liselere kayit yaptirmak istiyor, ama cocuklari ZORLA imam hatiplere kaydettiriyorlar. Ondan sonra da cikip, serefsizce, imam hatiplere olan talep artmistir diye beyanat verebiliyorlar. Boyle bir bakanin partisinin, liberal oldugundan, tum vatandaslarina esit uzaklikta bulundugundan bahsedilebilir mi?
Bence, ulkemizin iyiligi icin, tum dinlerden, tum irklardan, tum vatandaslarimizdan esit uzaklikta liberal bir olusumun varligi en iyisi olurdu. Ama Turk siyasi hayatinin icinden boyle bir olusumu nasil cikaracaksiniz, hadi ODP, LDP gibi bir olusumu cikardiniz diyelim, bu adamlara nasil laf degil icraat yapacak kadro ve kaynaklari yaratacaksiniz? Sorun burada. Bence Turk halki ve Turk gencligi, islamci, milliyetci, sagci, solcu deli gomleklerini cikarmak, ve hep birlikte bizi daha ileriye goturecek icraatlara odaklanmak istiyor, ama icinde bulundugumuz cografyada bunu saglamak cok zor, izin vermiyorlar ki basaralim. Islamcilik bitse, kurtculukten kaziyorlar, bu hikaye boyle surup gidiyor, olan insanlarimiza oluyor.
Bugun tum vatandaslarimizdan esit uzaklikta olan bir liberal olusum iktidara gelse, ve ben basortusu yasagini kaldiriyorum dese, bravo iyi yapiyorsunuz derim. Acik acik soyleyeyim, basortusunu mantiksiz bulan bir insanim, simdi o konunun icine dalmak istemiyorum, ama konu acilirsa neden mantiksiz buldugumu, size basortusunun Pagan zamanlarina dayanan tarihi kokenlerini de anlatarak aciklayabilirim. Ama, bugun ben, size tarif ettigim gibi liberal bir olusumun icinde iktidara gelseydim, yapacagim ilk seylerden biri basortusu yasagini kaldirmak olurdu. Ama AKP, bu yasagi kaldirmaya kalsin, pankartlar acar sokaga dokulurum, bu yuzden askeri darbe olsun umrumda bile olmaz. Cunku, AKP'nin bu yasagi kaldirmasi, basortusu takmayan insanlarin ozgurlukleri uzerindeki baskinin ve tehditin, bu insanlarin yasam haklarina tecavuzun bir nebze daha ihlali demektir. Yukaridaki imam hatipler orneginde oldugu gibi, bikinili kizimizin tartaklanmasi orneginde oldugu gibi. Bu zulumleri hepimizden esit uzaklikta ve hepimizi icinde barindiran bir olusumun cozmesi lazim.
Yazan: Beyaz Tarih: September 15, 2006 1:12 AM
Beyaz Hanım,
Efendim beni de "saat tıkırtsı" grubuna eklemişsiniz, ne kusura bakması bilakis memnun oldum.
Bilmukabele. :-))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 15, 2006 7:13 AM
Verdiğim linkte Daniel Pipes'ın tespit ettiği "komplo teorileri en çok ortadoğuda üretiliyor" kısmına katılıyorum. Bunun arka planında bu coğrafyanın son 50 senedir durulmayan çatışmalarının rolü şüphesiz var. Türkiye'de ise Mustafa bey'in bahsettiği gibi Sevr anlaşmasıyla topraklarımızın paylaşılmasının getirdiği histerik bir reaksiyon. Komplo teorilerinin geri kalmışlığın ve çaresizliğin bir getirisi olduğunu düşünüyorum. Avrupa'da ve Amerika'da da komplo teorileri üretiliyor ama bu boyutta kesinlikle değil. Bizde çılgınlık düzeyine ulaşmış durumda. Hiç bir olay aklı selimle değerlendirilemiyor. Şöyle oturup mantıklı, ayakları yere basan bir değerlendirme yapmanız imkansız hale geliyor. Sözgelimi Lübnan'ın durumu petrol fiyatlarını arttırmak isteyen İran'ın bir manevrası, danışıklı dövüşü haline gelebiliyor. Veya bir başkası Nasyonalist Sosyalist Parti'nin kurucusunun İstanbul'da yaşayan bir Bektaşi ajan olduğundan, gamalı haçın Bektaşi simgesine benzediğinden yola çıkıp Nasizm dahil her meretin altında tasavvufun ve kabala öğretisinin bulunduğunu savunabiliyor.
Peki komplo teorisi diye bir şey yok mu? Elbette büyük devletler varlıklarını devam ettirmek için stratejiler hazırlıyor, komplolar kuruyor. Fakat bizdeki kadar üretken teorisyenleri ve stratejistleri olduğunu hiç sanmıyorum.:)
Bu üretkenliğimizi ticarette kullanabilsek çok verimli bir yol alabileceğiz. Yılmaz Erdoğan'ın güzel bir tespiti vardı... İngilizler bizimle turkey-hindi diye dalga geçiyorlar. Bunda gülecek ne espri buluyorlar bilinmez ama bunu değerlendirip hindi çiftlikleri kursak, "dünyanın en güzel hindileri bu ülkeden çıkar" desek mesela.. demişti, alın size üretken ve fırsatçı bir zeka... Tekstilcilerimiz, fındıkçılarımız dövüneceklerine, devletten bir şeyler bekleyeceklerine biraz innovatif düşünüp güzel çıkış yolları bulamazlar mı? Google gibi bir arama motoru fikrinin karşılığı milyonlarca dolara tekabül ediyor. Nerededir bizde fikir üreten zevat? Amerika'nın bir şirketinin (GM) yıllık geliri Türkiye'nin gelirine denk gelirken bizlere komplo teorisi üretmek kalır tabii.
Umarım Türkiye ve İslam dünyası bu ezilmişlikten bir an önce kurtulur ve Endülüs medeniyeti güneşi tekrar aynı ihtişamıyla parlar. Bunun yönteminin komplo teorileri üretmekten geçmediğini düşünüyorum.
Yazan: azure Tarih: September 15, 2006 10:08 AM
Sayın Beyaz,
Sizin bir siyasal parti olan AKP'ye düşman olup, dine ve başörtüsü gibi dinsel simgelere düşman olmadığınızı belirtmeniz sevindirici. Her görüşe eşit mesafede bir partinin iktidarında başörtüsü için özgürlük talebini destekleyeceğinizi görmek beni mutlu etti. Umarım samimisinizdir. Hele AKP'nin bu yasağı kaldırması sonucu insanların özgürlükleri üzerindeki baskı ve tehditin, bu insanların yaşam haklarına tecavüzün artacağını düşünmeniz, mağdura arka çıkmanız beni sürura gark etti. Sanki Beyaz gitmiş, yerine başkası gelmiş. Go ahead !
Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 10:18 AM
Basörtüsü yasagi AKP'nin isine mi yariyor?
Bu yasak sayesinde AKP kendi üyelerini bir arada tutuyor sanki. AKP'nin dahilinde degisik cemaatlerden ve siyasal kökenlerden insanlar var. basörtüsü bir bagimsizlik savasi gibi saflari siklastiriyor.
AKP'ye yolsuzluklar veya dokunulmazliklarla ilgili bir elestiri gelirse "durun! simdi sirasi degil, kutsal mücadelemiz bitmedi" denebilir. Veya ABD-Israil düsmani üyeler ayrilip bir parti kurmak isterlerse "yapmayin, birlikten kuvvet dogar" denebilir.
Ne garip bir basörtüsüymüs, yoklugu varligindan daha "faydali"!
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 15, 2006 10:23 AM
Esra hanım,
İslam dini öyle dışardan göründüğü gibi değildir. Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz. Çünkü buna müsade etmez.
Dininiz İslam ama demokrasi'den ve laiklik ten de vazgeçemem diyorsanız bu din sürekli olarak pür dikkat devlet'in kanunlarıyla kurumlarıyla kontrolü altında olmalıdır. Uygulamadaki Diyanet İşleri Başkanlığı gibi.
Laik devlet dini kontrol altında tutabilir mi? Kelime anlamı olarak tutamaz tutmamalıdır. Ama, bu din İslam olursa kontrol altında tutulması zorunludur. Ne adına? Demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü adına. Tutulmazsa ne olduğunu ortadoğu'ya bakıp görebilirsiniz.
Efendim laiklik tanımı Amerika daki gibi mi olsun yoksa Fransa veya diğer Avrupa ülkelerindeki gibi mi olsun soruları ve arayışları abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Bu saat'ten sonra din mi, değiştireceğiz? Oldu olacak değiştirelim dinimizi Hıristiyan olalım, anayasamızdaki laiklik ilkesini de yeniden tanımlayalım hatta yoğun istek üzerine Amerika daki laiklik uygulamalarını benimseyelim. Ne dersiniz? Var mısınız din değiştirmeye?
Sonuç olarak kimse kendini kandırmasın İslam dini'nin gerçekleri ortada. Tercih sizin. Ya demokrasi, din ve vicdan hürriyeti'nin teminatı laik bir devlet ya da gözlerimiz önünde cereyan eden devleti yönetenlerin açıkça göz yumduğu tarikatların cirit attığı İsmailağalar düzeni mi?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 15, 2006 11:35 AM
Hülagü bey,
Vallahi hangisini tercih edeceğimi şaşırdım. Benim anlamadığım şu: Şeriatın karşısında demokrasi, din ve vicdan hürriyetini sağlayan laikliği sunan siz; bunu anti-demokratik ve İslam düşmanı olarak nasıl yapıyorsunuz? Tutarsızlığın bu kadarı olur. Demokrasi ve din/ vicdan özgürlüğü adına despotizmi savunmak mı istediğiniz, yoksa despotizm için demokrasi ve laikliği kullanmak mı?
Vallahi geçen ATV'de gösterdi. Çarşamba'nın muhtarı bir hanımefendi. Gayet modern görünüşlü, ne benim onlardan bir şikayetim var, ne de onların benimle bir sorunu var dedi. Sorun kıyafetse benim için hiçbir sorun yok. Sorun şeriat mahkemeleri filansa, bu zırvalarla uğraşacak vaktim yok.
Dün BBC'de Almanya'da Rabbi diplomalarını alan ilk yahudi din adamlarını gösterdi. Aynı Çarşamba cemaatine benziyorlardı. Hani İslam'dan çıkın başka din seçin demişsiniz ama hangi dini seçeceğimi de şaşırdım. Yahudi olsam bir türlü, keşiş olsam başka türlü. Budist olsam kafamı kazıtıp turuncu cübbe giymeme izin verir misiniz? Yerim sizin demokrasi ve din-vicdan hürriyetinizi...
Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 1:56 PM
Esra Hanim ve Blue Bey'in ilimli usluplarini takdir ediyor, kendilerindek tevazu ve sabira hayran oldugumu da belirteyim. Acikca HULAGU (=SEYTAN) ismini kendine yakistiranlara dahi,her insanin fitratinda var olan olan "iyiyi" cikarma saiki, ve herkesin IQ'sunun en az 70 oldugu varsyimi ile, temel kavramlari aciklmaya calismalarina hayranim. Gayretlerinde basarili olmalari icin dua ediyorum.
Ben "saatin sesini" desifere edip cevap yetistiren bayan Sibel Fidel Beyaz'in basortusu sorununun cozulmesi konusundaki samimiyeti konusunda Blue Bey kadar iyimser degilim. Gerci onun da soyledikleri ve anladigimi sandigim soylemediklerinden bunun bir dilek oldugunu saniyorum ve mesajina zarar vermek istemem, fakat bazi okurlarin kafalarini karistirabilecegini dusundugum, oldukca onemli bir nokta var. Ona deginme geregi hissettim.
Saat dinleyen fakat anlamayan hanim burada Deniz Hanim gibi AK-Parti'den basortsu cozmsuzlugunden dolayi hayalkirikligina ugramis (muhtemelen hakli olarak) bircogumuzu digerlerimizden sogutmak , aramiza nifak sokmak icin akilnca bir "wedge strategy" kullaniyor.
Aslinda bu hicte yeni degil. Daha once cari duzen bunu MHP vasitasi ile uygulamisti. "Bunlar erkek degil urkek, basortusu problemini biz cozeriz" dediler ve 1999'da hukumet ortagi oldular. Daha olmadan kendi basortulu milletvekillerinin basini actirdilar ve FP'li hanim milletvekili lincinde verilen rolleri oynadilar, Ecevit, Sulu ve malum uniformali ve uniformasioz aktorlerle.
Simdilerde "sagda birlik" aaryislarinda olan lardan Deniz Baykal (ne yapsin , ABD'de meshur bir banka soyguncusun "niye banka soyuyorsun" diye sormuslar o da "naapiyim, para orda" demis)dahi zaman, zaman "bu sorunu da ancak bizim gibi laik bir parti cozer" de dedi. Benzeri mesajlar diger "merkez" partilerden de geliyor. Kimse bana sormasin simdilerde neresi merkez, neresi sag, sol diye benim de kafam iyici karisik bu mevzuda..
Demek istedigim dostlar, eger Sibel Fidel Beyaz'in gercekten basortsu veya genelde muslumanlar uzerindeki fasist baskilar, insan haklari ihlalleri sorununu cozmek istedigini dusunenleriniz varsa benim bogaz uzeinde uygun fiyata satlik iki tane koprum , birkac tane de kulem var; duyurulur.
Samimiyetsizligini anlamak icin kendisinin gecmiste yazdiklarina gitmeye gerek yok. "laik liberal bir parti ikidarda olsa" cozecekmis sorunu ama ne yapsin iktidar partsi Islamci imis (simdi Islamci olmakla "laik olmanin" hicbir celiski teskil etmedigini anlatsam Beyaz anlamaz, ve digerleri eminim biliyordur- zaten kisi veya parti laik olmaz, devlet laik olabilir ancak, ki SULU ble ogrendi bunu) O zaman darbe yapar gene yasagi kaldirmazmis Sn. MISAFIRIMIZ! Bu ne bicim misafirlikse, gecenlerde de Mustafa Bey ve digerlerimizi Arap memleketlerine tayin etmis idi.(bizim azinlik haklarina saygimiz onlardan dolayi degil, kendi dinimiz, ahlakimiz, tarihimzden dolayidir).
Bu hukumet zamaninda basortusu serbestisi, onun uzerinde baski demek imis. Surdaki mantik orgusune, ahlaki standarda bakin Allah askina! Niye acaba bugun onun uzerinde baski olusturdugu icin gasp edilmesi reva gorulen bir insan hakki, "liberal, laik" bir iktidar zamaninda boyle olmaktan cikar?
Saati dinleyen bayan'in AK-Parti veya digerleri icin kufur seviyesindeki tezviratina cevap vermiyecegim. Ak-Parti sozcusu olsam da yapmazdim. Fakat sunu hatirlatmakta yarar var:
1971'den beri bu ulkede en az dort tane "islami kokenli parti" kapatildi. Ak-Parti'nin kurulmasina ve su ana kadar yasamasina izin verilmesinin sebebi "islami gomlegi cikamasidir" maalesef. Ironi'ye bakinki Deniz Hanim gibi mazlunmlari, ve bizim gibi pek cok hassas muslumani rahatsiz eden "dindar insanlarin meseleleri konusunda birsey yapamama, veya duyarsizlik" Sibel Fidel Beyaz icin "FAZLA ISLAMI" olma olarak telakii ediliyor. Yani Deniz Hanim "bizim icin birsey yapmadi" diye yakinirken kendileri "sizin icin cok sey yapiyor; basortusu yasagini kaldirsin, darbe yaparim" diyor.
Bunlari dedikten sonra da aklinca "parcala ve fethet" stratejisi kullaniyor ve "ama liberal, laik, herkesten esit uzaklikta" (ha bu siyasi parti degilmi??!) iktidar oldugunda kaldiracak yasagi! Boyle bir parti hangisi imis peki? ODP, LDP felan olmaz imis, kaynaklari felan yokmus (oyleya devlet herkese bir Is Bankasi veremezki) Hmm, geriye kim kaliyor acep?
Cok basit ve cok kullanilmis bir kavram ama bazi okurlar icin ekleyeyim: birilerinin bas ortusu digerleri icin baski veya tehdit unsuru ise, tam tersinin de varit olmasi axiyom degilmidir?
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Not: Bir yorumcu Danilel Pipes'i referans alan birseyler soylemis, saniyorum "komplo teorileri" konusunda Mustafa Bey'n yazisina referans yaparak. Mustafa Bey Daniel Pipes'i tanir. Yasayan en buyuk Islam dusman olan bu Yahudi ustun irkciyi herhangibir konuda "dogru" icin refrans almayi poblemli buluyorum. Adam ABD'deki Ted Keennedy gibi koyu Israil muhibleri tarafindan bile "islamofobe" ilan edimis ve USIP (US Institute for Peace) ten atilmistir. Bugun ozellikle Bati ulkerindeki muslumanlar inim inim inleten baskilarin, surek avinin arkasindaki bas mimardir. Mustafa Bey'in onu referans yapmasini ancak Washington Times gibi gene Israil muhibbi ve Islam dusmani bir yayinda yayinlanan bir makale icin stratejik bir secim oldugunu fakat her halukarda yanlis oldugunu dusunuyorum. Bu "seytanin da isaret ettigi gibi" turlu bir argumana esdegerdir kanimca. Bahsedilen yaziyi okumadim ama adami iyi tanirim. O "komplo teorisi" kavramini yalniz ve yalnizca Israil-ABD'nin Islam dunyasina yonelik kirli oyunlarini isaret edenler icin kullanir. Ondan genel teorik cikarimlar yaparsaniz, onun "maksadini asmis" olursunuz.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 4:38 PM
Keşke Budist olabilseniz. Budizm bile bin kat daha iyidir yahudilik'ten ve müslümanlık'tan. Keşişlerin de kendilerine bir faydaları yok zaten.
Söylediklerimi biraz daha genişletiyorum. Yahudilik ve İslamiyet kesinlikle çok sıkı kontrol altında tutulmalıdır. Kendi hallerine bırakılmamalıdır. Dünya barışı, huzur ve mutluluğu buna bağlıdır.
Bu kontrol mekanizmasının adı size göre despotizm se despotizm. Can kurban böyle despotizm'e. İnsanlığın bir iki bin yıl daha yahudi hıristiyan müslüman çekişmesine tahamül edeceğini hiç sanmıyorum. Din'ler haddini bilmek zorunda artık. İnsanlığın lüzumu yok.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 15, 2006 5:24 PM
Bekir bey,
Herkesin içinde bir "iyi" olduğuna inanıyorum. Musa'nın Firavun'a konuştuğu gibi "kavl-i leyyinle" konuşmaya çalışıyorum. Ona son dakikada malum olan gerçeği, vakit geçmeden bildirmeye, farkettirmeye çalışıyorum. Şeytanın dahi öğreneceği şeyler olabilir. Onun içinde de bir melek saklı...
Beyaz hanım için ise "çıkmamış candan ümit kesilmez" diyorum. Kendisi bize çatır çatır kafa tutan bir arkadaşımız da olsa bu vatanın evladıdır, İslamdan bütün bütün uzak olması imkansızdır. Bir yeri ağrıyınca "Allah" diyorsa, O'nunla diyaloğa girmiş demektir. Mahşerde beraber hesaplaşacağımız birinin bana kendisiyle kapıları kapattığımı söylemesini istemem.
Lisedeki en iyi arkadaşımı geçen yıl bir trafik kazasında kaybettim. Onunla hiç konuşmadığım ve fikirlerimiz uyuşmadığı için görüşmediğim için pişmanlık duyuyorum. Onun hayatı 28 yaşında noktalandı. Hep bir gün buluşup konuşma hayalleri kurdum ama onun perdesi erken kapandı ve anlatamadıklarım içimde yumru olarak kaldı... Her temas kurduğum insanda sorumluluk hissediyorum. Sokakta gördüğüm bebekler için bile dua ediyorum. Beyaz hanıma bile dua etmişliğim vardır...
Boğaz köprüsü ne kadar demiştiniz? Taksit olur mu?? :)
Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 5:35 PM
Bekir L.Yıldırım bey,
Sözde beni aşağılamak için sanal ismimi =ŞEYTAN 'la özdeşleştirmeye kalkmışsınız.Aslında beni yücelttiğinin farkında değilsiniz. Dinsel alemin kağıt üzerinde en güçlü, en korkulan fakat insanların onun sözünden hiç çıkmayan nerdeyse insanların kankası olan ŞEYTAN sıfatını bana yakıştırmışsınız.
Bari başka bir sıfat yakıştırsaydınız da Taliban'dan ve Bin Ladin'den bir farkınız olsaydı. Onlarda karşıt fikirde olanları aynen sizin gibi =ŞEYTAN olarak yaftalıyorlar çünkü.
İslamcılar, başkalarının fikirlerine hoşgörü ve saygı göstermeyi öğrenmediği müddetçe, onları ŞEYTAN olarak tanımlamaktan vaçgeçmediği müddetçe İslamcı terör, dinci, Talibancı, Bin Ladinci terör hiç bitmez.
Bütün klasik dinciler gibi aklınızı ŞEYTAN 'la bozmuşsunuz siz. Şu mevhumu anmadan edemiyorsunuz.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 15, 2006 6:04 PM
yapılan yorumlara şöyle bir baktımda,beyaz hanımın yorumlarını okurken,sanki monitörden biri fırlayacakta beni tokatlıcak hissine kapıldım.uslubu aşırı derecede ve bir o kadar da gereksiz sert,keskin,saldırgan ve farklı fikirde olanlara nefret dolu.sık sık modern,atatürkçü,kültürlü vs vs...bir bayan olduğunu dile getirmiş fakat uslup "saçını başını yolarım valla" tarzı bir uslup.hiç yakışmamış o modern kimliğe.kimi yerde yorumcuları ülkeden kovmuşsunuz(kovduğunuz kesmin insanlarının sayısını bi düşünün,onlar giderse ülke bomboş kalır,kimse gitmesin ama illaki birileri gidecekse azınlık olanların gitmesi daha mantıklı öyle değilmi?)kimilerine kukla rolü biçmişsiniz,faklı kültürdeki ırktaki inanıştaki insanları topluca cahil ilan etmişsiniz,yine farklı fikirdeki insanlara zavallı türü laflar filan...birde milli eğitim bakanına "şerefsizce" demişsiniz.bu tavırlar fazla küstahça değilmi?yoksa "alemin kralı benim" sendromu mu?
akp ye vermiş veriştirmişsiniz.siz istesenizde istemesenizde halkın çok büyük bir çoğunluğunun oylarıyla tek başına iktidar olmuş ve muhtemelen ilk seçimdede yine tek başına iktidar olacaklar.oyumu akp ye verdim ama sempatizanı değilim.tek başına iktidar olduklarının üzerine basa basa belirtmemin nedeni;bunlar malesef sizin için "acı gerçekler" ve bunu hazmetmek zorundasınız.öyle bakanına filan küfür ederek kusmayın sindiremediklerinizi.dedim ya "modern bayan"a hiç yakışmıyor.şuraya gelmek istiyorum;
yeni nesil artık öyle sabit fikirlileri(hangi kesimden olursa olsun),"cumhuriyet laiklik ulusalcılık elden gidiyor" lafları yapanları,kendinden farklı olanlara "çatır çatır kafa tutan"ları,sürekli gerilim yaratan ve isteyen insanları istemiyor.artık insanlar uyanık,yeni nesil akıllı.saplantılı insanları ne tasvip ediyor ne de onlardan hazzediyor. değişin artık,çok geç kalmiş sayılmazsınız,beyninizde kariyer yapın,yükselin,yenilenin,gelişin.çatır çutur kafa tutmak yüceltmez insanı,insanı yücelten her ne fikirde,görüşte olursa olsun saygı göstermeyi bilmektir,saygı çerçevesinde tartışabilmektir.bırakın bu ülkede kardeşçe yaşayan islamcısıda olsun milliyetçiside sağcısıda solcusuda.renk olsun.farklı seslerden ürkmeyin,farklı melodilerin tadını çıkarın.tek tip aynı sabit saplantılı insan neye yarar.herkes tek tip.cehennem gibi,herkes benim gibi yada sizin gibi.
çeşitlilikten ve güya çeşitliliğin getireceği o hayal ürünü zararlardan korkmayın artık...
Yazan: zeynep Tarih: September 15, 2006 6:49 PM
Sayın Beyaz,
"/.../, bugun ben, size tarif ettigim gibi liberal bir olusumun icinde iktidara gelseydim, yapacagim ilk seylerden biri basortusu yasagini kaldirmak olurdu. "
dediğinize göre, başörtüsü takan insanlar üzerindeki baskıyı, bu yasağın kötü etkilerini ya da en azından bu yasağın mantıksızlığını gördüğünüzü düşünebiliriz. Fakat bunu dedikten hemen sonra, "ama" ile başlayan bir cümle gelmesi insanı bu düşünceden uzaklaştırıyor. "Ama"lı cümleniz ise şöyle:
"Ama AKP, bu yasagi kaldirmaya kalsin, pankartlar acar sokaga dokulurum, bu yuzden askeri darbe olsun umrumda bile olmaz. Cunku, AKP'nin bu yasagi kaldirmasi, basortusu takmayan insanlarin ozgurlukleri uzerindeki baskinin ve tehditin, bu insanlarin yasam haklarina tecavuzun bir nebze daha ihlali demektir."
Bu cümleyi sarf ettiğinize göre, başörtüsü takmayanların üzerinde olduğunu ve artacağını iddia ettiğiniz baskıyı (!?), başörtülülerin üzerindeki baskıdan daha önemli buluyorsunuz demek ki.Bir başka söyleyişle, "Herkes eşittir ama bazıları daha daha eşittir. Herkes özgürdür ve ama bazı daha özgürdür." diyorsunuz."Bazılarının korunması gereken hakları, diğerlerinin hakkından önceliklidir" diyorsunuz. Yazdıklarınızdan bu anlaşılıyor. Bu düşünce tarzının, hangi sebeple olursa olsun, "tüm vatandaşlarımızdan eşit uzaklıkta" olduğunu söylemek zor. Daha çok bir kast sistemine dayanıyor, o sistemin gözlüğü ile bakarak söylendiği izlenimini uyandırıyor. Su anki siyasi, politik koşullar farklı diyerek, hukuk-özgürlük-eşitlik haklarının, kişiye göre faklılık göstermesini desteklemek de çözüme yönelik konuşulduğu, hatta ortada sorun olduğunun düşünüldüğü konusunda şüpheye düşürüyor insanı. Bu da "ama" dan önceki cümlenin inandırıcılığını azaltıyor.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 15, 2006 7:45 PM
Hülagü Bey,
Ortadoğu'ya bakarak ne görmemi bekliyorsunuz? Ortadoğu'daki karışıklığın laiklik ile, ülkemizdeki uygulamalar ile ne ilgisi var? Oradaki olaylara sadece dinler arasındaki çatışmalar gözlüğü bakarsak, savaşı din savaşı gibi görürsek, çok yüzeysel yaklaşmış oluruz. Üstelik ABD, İsrail, İngiliz çıkarlarını, 100 küsür yıllık çabalarını da görmezden gelmiş oluruz. Bir bakıma onlarin emegine(!!) haksizlik(!!) yapmis oluruz. Ortadoğu'da, ülkemizdeki gibi laiklik uygulamaları yok diye mi cereyan ediyor olaylar? Ben yine aynı Ortadoğu'dan bahsetmediğimizi ya da bakıp da aynı şeyleri görmediğimizi düşünüyorum. Bu arada, Irak'ın demokrasi adına ne hale getirildiğini, insanlara nasil zulmedildigini gormez gibisiniz. Orada da din kontrol altına alınamadığı için mi "demokrasi" adina(!) zulüm yapılmaktadır? Kontrol altında tutulan dinden ziyade ülkenin yönetim hakları, ekonomik kaynakları, vatandaşlarının ellerinden alınan da yaşam hakları gibi görünüyor oysa. Her neyse, Ortadoğu'nun, ülkemizdeki laiklik uygulamaları ile uzak-yakın ilgisi olmadığı için, bu konuyu konuşurken oraya bakmaya da gerek yok kanaatindeyim. Kendi ülkemizdeki insanların yaşantılarına, üzüntülerine bakmamız yeterli. Ama illa bu konu ile ilgili de bakalım derseniz, Suriye’deki laiklik uygulamasına bakmanızı öneririm. Orada uygulanan laikliğe sadece "laiklik", bizdekine ise "aşırı (extreme) laiklik" deniyor. Aradaki farkları görmek ilginç olacaktır.
İslam dini öyle dışardan göründüğü gibi değildir. Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz. Çünkü buna müsade etmez. demişsiniz. Şeriat hükümleri ile yönetilen bir devletteki uygulamalardan mi bahsediyoruz, yoksa laikliği temel prensip olarak kabul etmiş, dini kurallara göre yönetilmeyen bir ülkedeki uygulamalardan mi? Öncelikle ikisini ayıralım.
Şeriat hükümleri ile yönetilen bir ülkedeki uygulamalardan bahsediyorsak: Laikliği din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak olarak tanımladığımızda, bu ülke için laiklik ilkesinin varlığından bahsetmek anlamsız olur tabii ki. Ama bununla beraber, laiklik insanlara din ve vicdan hürriyeti tanımayı da içerir dersek (ki içerir), İslamiyet'teki "Dinde zorlama yoktur" temel prensibini düşünerek, Şeriat ile yönetilen ülkelerde, insanların din ve vicdan hürriyetine karışılmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca Şeriat hükümleri Şeriat'ı tanıyanlara uygulanabilir ancak. Şeriat ile yönetilen bir ülkede, müslüman değil iseniz, yani Şeriat hükümlerini tanımıyorsanız, bu hükümler size uygulanamaz.
Şeriat ya da herhangi bir dinin kuralları ile yönetilmeyen, laikliği temel prensip olarak kabul etmiş bir ülkedeki uygulamalardan bahsediyorsak: Bu ülkede tabii ki laikliğin her iki tanımının da hayata geçirilmesi beklenir. Böyle bir devletin din işlerine karışması abes olur. Bizim ülkemiz maalesef bu sınıfa giriyor. Bu durumda Islamiyet'te "Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz." demek yerine, laik olduğunu iddia eden ama alenen din ve vicdan hürriyetine müdahale eden bir ülkede, "Demokrasi ve laikliğin esamesi bile okunmaz." demek daha doğru olur. Çünkü bu tip ülkeler, "demokrasi ve laiklik" ile doğan hakları, istedikleri kişi ya da gruplara, kendi belirledikleri oranlarda dağıtırlar. Korudukları, insanların haklarından ziyade kurdukları düzendir. (Bu arada ülkemizde din işlerini tanzim eden Diyanet ise de, karışan, baskı kuran, hatta karar veren o kurum değildir. Laiklik kavramı çerçevesinde düşünürken, Diyanet’in varlığı da tartışmalıdır, sorunludur tabii ki, ama günümüz koşullarında ondan daha büyük sorunlar olduğu için, o tartışmalı konuya sıra gelmemektedir bile. Diyanete varana kadar, olaya doğrudan müdahil olan kurumlardır burada asıl bahsedilen. )
"Dininiz İslam ama demokrasi'den ve laiklik ten de vazgeçemem diyorsanız bu din sürekli olarak pür dikkat devlet'in kanunlarıyla kurumlarıyla kontrolü altında olmalıdır. demişsiniz. Nerede kaldı laiklik demiyorum artık, gerek yok. Çünkü kafalarımızdaki laiklik tanımı farklı. Farklı değil ise keskin bir mantık hatası var ortada. Din kontrol altında tutulursa, laiklik zaten ortada yoktur. O vakit, zaten ortada olmayan bir şeyden yani laiklikten vazgeçemem demenin de bir anlamı olmaz. Mantık hatası burada. Dinin sürekli kontrol altında tutulmasına neden gerek var? Bu gereklilik altında çok derin korkular olduğunu hepimiz biliyoruz aslında. Bu derin korkular ki insanları baskı altında tutmaya itiyor uygulayıcıları ya da düzenlerini korumaya çalışanları. Maalesef çok zaman da etki tepkiyi doğuruyor. Sonra da bu tepkiler daha çok baskı için bahane olarak öne sürülüyor. Olayları gitgide kötüleştiren, haksızlıkları keskinleştiren kısır döngüye hoşgeldiniz.
Sonra Uygulamadaki Diyanet İşleri Başkanlığı gibi." demişsiniz. Yukarıda söylediğim gibi kontrol Diyanet’te değildir. Bu yüzden “uygulamadaki” kurumlar sadece Diyanet ile sınırlanamaz.
Din değiştirme konusuna nereden geldiniz hiç anlayamadım. Laiklik prensibinin uygulamasındaki sorunları tartışırken, kavramları yerlerine oturtalım derken, nereden aklınıza düştü din değiştirmek? Yoksa biraz tuhaf ve örtülü şekilde, “laiklik uygulaması ile insanların dini yaşamalarının önüne geçiliyor, aslında gizliden (ya da alenen) dininizi bırakın, vazgeçin, evlere hapsedin propagandası yapılıyor.” mu demek istiyorsunuz? “Laikliği yerine oturtmak isterken, daha da keskin bir laiklik uygulaması geliverirse (ki bizdekinden keskini doğrudan dini yasaklamak olabilir heralde), bu açıkça din değiştirin, dini terk edin demek olur” mu demek istiyorsunuz? “Bari bununla yetinelim, zorlayarak da olsa, yara bere alarak da olsa, dinimizi yaşayalım. Beterin beteri var. Konuyu kapatalım” mı diyorsunuz? Açıklarsanız sevinirim. Ben din değiştirmekten değil, laiklik ilkesinin uygulamadaki sorunlarından, kafalara yerleşmiş yanlış şablonlardan bahsediyorum. Uygulamadaki sorunları tartışmaya, laiklik ilkesinin doğru anlaşılması için uğraşmaya ise varım.
Konumuza dönersek, "demokrasi, din ve vicdan hürriyeti'nin teminatı laik bir devlet"in, insanların inançlarına, bu inançtaki uygulamalara karışmaması gerekir. Hatta vatandaşlarının dinini serbestçe yaşayabilmesi için gerekli ortamı sağlaması gerekir. Ancak o zaman bir şeylerin teminatı olabilir. Tersi durumda ise “etki/tepki” prensipleri gereği daha önceki yorumumda yazdığım gibi uçlara savrulmalar olabilir, sorunlu oluşumlar doğabilir. Tercih (aynı zaman da) sizin.
Bu söylediklerim “İslam dininin gerçekleri”nden bağımsızdır (ki Islam dininin gerçeklerinin bunlara aykırı olmadığını da yukarıda anlattım.) Devlet vatandaşlarının dinlerinin gerçekleri ile ilgilenmeden öncelikle bu asgari görevlerini yapmalıdır. Aksi durumda engelleyici durumuna düşer. O zaman da bu hürriyetlerden, bu görevlerden daha çok önemsediği öncelikleri olduğu ortaya çıkar. Vazgeçilemeyen laiklik değildir aslında. Vazgeçilemeyenler yüzünden, olabilecek ya da olan sonuçları da izliyoruz.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 15, 2006 9:12 PM
Ah Hulagu vah Hulagu sioz neymissiniz siz? Atamanlar olmez diye bosuna dememisiz!
Gercekten musterainizin kime ait oldugunu , yani insanligin insan kiligindaki SEYTAN mansinda kullandigini bilmedenmi sectiniz bu musteari?
Hulagu Bir Hiristyan annenin oglu olarak Islam dusmanligindan dolayi butun Islam medniyetlerini yok etmek icin sefere cikan ve bunu buyuk olcude basaran Mogol kumandannin ismidir. En cok Bagdat'i yakip yikmasi butun nufusu en hunharca iskenxcelerle katleden Bagdat kutuphanesini yakan adam olarak bilinir. Bugun dahi butun tarihciler tasrihin en acimasiz, en tahripkar saldisi olarak, Asagidaki Wikipedia alintisinda bu kisim yazmiyor ama ben bircok Ingilizce kaynakta ordularinin oldurdukleri nsanlarin eti ile beslendiklerini de okumustum,. Saniyorum Karen Armstron da bunu yaziyordu bir kitabinda.
Background
Hulagu, the child of Tolui and Sorghaghtani Beki, a Christian woman, was dispatched by his brother Mongke (who was Great Khan from 1251-1258), in 1255 to accomplish the destruction of the remaining Muslim states in southwestern Asia. His mother, a passionate Nestorian Christian, as was his wife, Dotuz Khatun and his closest friend and general, Kitbuqa. Their influence was said to have instilled in him a deep animosity against the Muslims, and a desire to help Christians- unusual for the generally tolerant Mongol Empire. First, the subjugation of the Lurs, a people of southern Iran; second, the destruction of the sect of the Assassins; third, the submission or destruction of the Abbasid caliphate; the submission or destruction of the Ayyubid states in Syria, and finally, the submission or destruction of the Mamluk Sultanate of Egypt. [1] Mongke Khan had ordered Hulagu to treat kindly those who submitted, and utterly destroy those who did not. Hulagu certainly carried out the latter.
The Assassins and marching on Baghdad
Hulagu marched out with perhaps the largest Mongol army ever assembled. Among his subsidiary generals was Kitbuqa, a Christian. Hulagu easily destroyed the Lurs, and his reputation so frightened the Assassins (also known as the Hashshashin) that they surrendered their impregnable fortress of Alamut to him without a fight..........
Hulagu probably always intended to take Baghdad, which the Mongols had been meaning to attack for over ten years (see Eljigidei), but he used the caliph's refusal to send troops to him as a pretext for conquest, since his brother the Great Khan had ordered him to be merciful to those who submitted. Hulagu sent a message to the caliph, Al-Musta'sim, containing the following (trans. John Woods):
"When I lead my army against Baghdad in anger, whether you hide in heaven or in earth
I will bring you down from the spinning spheres;
I will toss you in the air like a lion.
I will leave no one alive in your realm;
I will burn your city, your land, your self.
If you wish to spare yourself and your venerable family, give heed to my advice with the ear of intelligence. If you do not, you will see what God has willed."
[edit]
Battle of Baghdad
Main article: Battle of Baghdad (1258)
Hulagu's army attacks Baghdad, 1258. Note siege engine in foreground.The Mongol army, led by Hulagu Khan set out for Baghdad in November of 1257. He marched with what was probably the largest army ever fielded by the Mongols. By order of Monke Khan, one in ten fighting men in the entire empire were gathered for Hulagu's army (Saunders 1971).
Hulagu demanded surrender; the caliph refused, warning the Mongols that they faced the wrath of God if they attacked the caliph. Many accounts say that the caliph failed to prepare for the onslaught; he neither gathered armies nor strengthened the walls of Baghdad. In fact, he had done the very worst things he could have done, he had angered Hulagu, given him an excuse to sack Bagdad, and done nothing to prevent the tragedy.
Once near the city, Hulagu divided his forces, so that they threatened both sides of the city, on the east and west banks of the Tigris. The caliph's army repulsed some of the forces attacking from the west, but were defeated in the next battle. The attacking Mongols broke some dikes and flooded the ground behind the caliph’s army, trapping them. Much of the army was slaughtered or drowned.
The Mongols under a Chinese general, Guo Kan, then laid siege to the city, constructing a palisade and ditch, wheeling up siege engines and catapults. The siege started on January 29. The battle was swift, by siege standards. By February 5 the Mongols controlled a stretch of the wall. Al-Musta'sim then tried to negotiate, but was refused.
On February 10 Baghdad surrendered. The Mongols swept into the city on February 13 and began a week of massacre, looting, rape, and destruction.
Sack of Baghdad
As far as damage done, the sack of Bagdad by the Mongols made the sack of Rome by Alaric look kindly. The Grand Library of Baghdad, containing countless precious historical documents and books on subjects ranging from medicine to astronomy, was destroyed. Survivors said that the waters of the Tigris ran black with ink from the enormous quantities of books flung into the river. Citizens attempted to flee, but were intercepted by Mongol soldiers who raped and killed with abandon.
Although death counts vary widely and cannot be easily substantiated, a number of estimates do exist. Martin Sicker writes that close to 90,000 people may have died (Sicker 2000, p. 111). Other estimates go much higher. Muslim historian Abdullah Wassaf claims the loss of life was several hundred thousand or more. Ian Frazier of The New Yorker says estimates of the death toll have ranged from 200,000 to a million.
The Mongols looted and then destroyed. Mosques, palaces, libraries, hospitals — grand buildings that had been the work of generations were burned to the ground. The caliph was captured and forced to watch as his citizens were murdered and his treasury plundered. The caliph was trampled to death. Marco Polo reports that Hulagu starved the caliph to death, but there is no corroborating evidence for that. Most historians believe the Mongol accounts (and Muslim) that the Mongols rolled the caliph up in a rug, and rode their horses over him, as they believed that the earth was offended if touched by royal blood. All of his sons but one were killed. Prior to this, the Mongols destroyed a city only if it had resisted them. Cities that capitulated at the first demand for surrender could usually expect to be spared. Cities that surrendered after a short fight, such as this, normally could expect a sack, but not complete devastation. The utter ferocity of the rape of Baghdad is the worst example of Mongol excess known. (It is said some Chinese cities suffered a similar fate, but this is not documented).
Baghdad was a depopulated, ruined city for several centuries and only gradually recovered something of its former glory. Of all the Mongol Khans, he is, for obvious reasons, the most feared and despised.
---------------------------
Simdi bunu ben Hulagu icin tercume edecek degilim. Tonlasrca Turkce kaynak ta vardir eminim ama Batili'lara taptigi icin Wikipedia kullandim.
Simdi bir HULAGU=SEYTAn denklemini anladinmi Hulagu? Yahudi'ye sor bakkim neden HITLER=SEYTAN imis.
Ataman Ertugrul'a selam soyle.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 9:53 PM
herkese selamlar sevgiler...
yapılan yorumları yeni okuma fırsatı buldum.bu hafta fakülteye kayıt haftasıydı.inanın kayıt olamadım.
artık kafama ne takacağımı şaşırdım.ben bu kaygılar yüzünden panik atak hastası oldum.iki yıl çektim.Allah kimseye vermesin.sanırım haftaya cezalı olarak kayıt olacağım kısmet olursa.okul açıldığında derslerde yaşadığımız kaygıda apayrı birşey.hoca bana takarmı kafayı,acaba notum düşük mü gelir.bana niye dikkatli bakıyor.vs.bir sürü düşünce ile gidip geliyoruz.neyse...
tartışmalar daha çok AKP ve Beyaz Hanım(?)ın yorumları üzerinde olmuş.
kendimi biraz tanıtacak olursam;ben 6 yıl imam hatip lisesinde okudum.benim zamanımda orta kısmıda vardı.96 yılı mezunuyum.ben o yıl üniversiteyi kazandığımda Türkiye'de hiçbir üniversite de başörtüsü sorunu yoktu.pozitif bilim
okumayı tercih etmiştim.okula örtülü kayıt yaptırmıştım.halen dosyamda o resmim vardır.bir yıl sonra 28 şubat süreci başladı.devlete karşı olmak adına başörtmek hayatımda aklıma gelmezdi.hakkımda açılmış olan soruşturmalar ve aldığım disiplin cezalarıyla kendimi vatan haini gibi hissettim.ne oluyordu böyle?
gerek ailemde gerek okulumda ben vatan sevgisinden başka birşey öğrenmedim.benim dayım askerde şehit olmuştur.biz bu topraklarıda devletide kutsal bildik.ne suç işlemiş olabilirdim acaba?
tek suçum başörtmekse beni neden fakülteye örtülü aldınız?İHL mezunu olmak bu kadar kötü birşeydi de
bu okulları neden açtınız?bize devlet hangi yolu gösterdiyse biz oradan yürüdük.şimdi neden üvey evlat olduk.bu aşağılanma niye?
neden bize bu kadar düşman oldunuz?biz size ne yaptık?
belki daha rahat okurum diye okulumu bırakıp ilahiyat fakültesine geçtim.din adamının örtüsüne de karışılmaz artık diye düşünmüştüm.ne kadar yanlış düşünmüşüm.meğer ilahiyatların üzerinde daha fazla baskı varmış.ben nasıl okuduğumu bilmiyorum ama sağlığımdan çok şeyler kaybettim.
şu an afla ilk kazandığım fakülteye geri dönme imkanı buldum.orda okuyorum.yaklaşık 10 yıl geçti.ben otuzuma yaklaştım.hala çekiyorum.yazık değil mi?suçum neydi?
biz bunları yaşarken aile çevresinden de farklı baskılara maruz kalıyoruz.bunlar çok zor şeyler.ben inancını ve düşüncesini paylaşmasamda kimsenin başına böyle şeyler gelmesini istemem.
BEYAZ HANIMA(?) gelince liberal bir parti konusunda anlaşmak çok güzel.bu sorunun çözülmesi için insanların ortak bir noktada buluşması lazım.Türkiye'nin normalleşmesi için buna ihtiyaç var.Beyaz Hanımın benim inancıma ve kutsalıma düşmanlık derecesinde bir tutumunun olacağı intibaını almadım.veya varolmuşsada insanlar değişebilir.zira ben hem refah partisi hem fazilet hemde akp sürecinde az çok teşkilatları uzaktanda olsa takip etme şansım oldu.çok sevdiğim samimi arkadaşlarım var.bende değiştim.herkes değişir ve gelişir.Rabbim beni yolunda sabitleştirsin.siyaset benim sorunlarımı çözdüğü sürece önemli.
ben hangi partide olursa olsun samimi bir şekilde müslümanların problemlerini çözmeye çalışan bütün kardeşlerimi canı gönülden kucaklıyorum.AK-partiye olan sitemim belki duygusal olabilir.beklentimiz çok olduğundan belkide.ben demokrasi adına kaygı duyuyorum.kimse inancından ötürü horlanmasın.
benim sitemkar olduğum şey ben bu kadar acı çekerken onlar çocuklarını ABD'ye gönderiyorlar.benim gibi burda bu acıya katlansalardı bu kadar feryat etmeyecektim belkide.ve bu sorunu neden çözmüyorsunuz dediğimiz bir resmi danışmanın(biz iktidardayız ya daha ne istiyorsunuz)demesi oldu.bana ne AKP'nin iktidarından.bunlar benim hayal kırıklıklarım.yine de samimi insanları tenzih ediyorum.hiç bir müslümana zarar gelmesin.buna sebep olmaktan ALLAH'A sığınırım.
son bir şey söylemem gerekirse Türkiye'nin sisteminden kaynaklanan çok büyük hassasiyetleri var.islami görüntülü bir parti demokratik sorunlarımızı çözemiyor malesef.ne kadar iyi niyetlide olsalar Türkiye'nin sistemi bunu kaldırmıyor.ben geldiğim noktada buna inanıyorum.
eğer incittiğim bir müslüman kardeşim olmuşsa ondan da özür dilerim.hakkını helal etsin.müslüman olmayan diğer arkadaşlarıda yaradandan ötürü sevdiğimi belirteyim.HULAGÜ arkadaşımızda ben büyük bir nefret görüyorum.dinlerden hoşlanmayabilirsin ama lütfen insanları oldukları gibi kabul et.bu kadar sevgisiz olma.
SEVGİLER..
Yazan: deniz Tarih: September 15, 2006 11:20 PM
Bekir Bey'e katılmamak elde değil,
Bazı kişiler tarihin en kan dökücü isimlerinden biri olan HÜLAGU’yu sitelerine ad ve nicklerine koyacak kadar sevmektedirler. Yeter ki din düşmanlığı olsun, Bağdat’ı oradaki ünlü kütüphaneyi, halkı yakıp, yıkıp, kılıçtan geçiren bir VAHŞİ de olsa onlar için Hülagu’nun Tarihte Arap Müslümanlarını yenmiş ilk Türk olması bu kişilerin Hulagü’yü ismini alacak kadar baş tacı etmeleri için yeterli bir sebebtir.
Çünkü onlar için Hülagü’nün ne yaptığı veya ne düşündüğü önemli değil Müslümanlara karşı katliam yapan biri olması önemlidir.
Aynı kişiler, Müslümanlıkla alakası olmayan 3-5 beyni yıkanmış veya alet edilmiş kişinin yaptığı terör eylemlerini tüm müslümanlığa malederler. Oysa, isimlerini aldıkları ve temsil ettikleri kişilerin yaptığı kanlı eylemler ile gurur duyup böbürlenirler.
Bence de HÜLAGU=ATAMAN ERTUĞRUL (en azından zihn,yet bakımından:)
Yazan: ilhanb Tarih: September 16, 2006 12:10 AM
Zeynep Hanim,
Vakit ayirip yorumlarimi okudugunuz icin tesekkur ederim. Yanliz o yorumlarin icinden yukarida dile getirmis oldugunuz sonuclari cikarmis olmaniz, asil sizin farkli fikirlere karsi nefret dolu saldirganliginizi ortaya koyuyor. Onemli degil, ben ve benimle ayni paralelde dusunen kisiler bu sitede afaroz edilmeye coktan alistik, ben strateji olarak eger beni afaroz eden kisilerin ortaya koydugu ilginc bir tez, veya aktardigi ilginc bir bilgi varsa gene de okuyor, dinliyor, yeri geldiginde cevap yaziyorum. Umarim, sizin gibi bayan yorumculardan, gelecekte daha icerikli yorumlar alma sansimiz olur.
Ataturkcu oldugumu soyledim dogru, ama ben modern ve kulturlu biriyim falan demedim, modern ve kulturlu olmak ne demektir, bunlar goreceli ve kendi kafanizda yakistirdiginiz kavramlar. Ulkemizde, bir bayanin cikip da, goruslerini net bir sekilde ortaya koymasi ve yeri geldiginde elestirinin dozunu arttirmasi, nedense baylardan cok daha fazla yadirganiyor. Burada infaz edenlerin, baylardan cok bayanlar olmasi da, bana ayrica ilginc gelen bir fenomen. Milli Egitim Bakani'nin en son imam hatiplere olan ragbet konusundaki beyanlari serefsizlik degil de nedir, alevere daleverelerin ardinda, halkin ve velilerin gozunun icine baka baka yalan soyleyen bir Milli Egitim Bakanina alkis mi tutacagiz? Siz ne sendromu derseniz deyin, ben inandiklarimi soylemeye devam edecegim.
Ben demokrasinin ilkelerine saygili bir insanim. AKP %33 mu, %35 mi bir oy aldi geldi. Bu oy, secim sistemi yuzunden onlara mecliste cogunluk sagladi, ama, bu halkimizin yarisini bile temsil etmiyor, bu bir. Ikincisi, halkin yarisini temsil etse bile, demokrasi kalan yarinin da, haklarinin gozetildigi ve anayasa ile korundugu bir rejimdir. Turkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Devletimizin bu niteliklerine saygi gostermeyen, Arabistan'a da gidebilir, Timbuktu'ya da gidebilir. Hicbir hukumet, tek basina iktidar oldum diye, devletin ve cumhuriyetin temel niteliklerine saygisizlik etmeye curet edemez, etmemelidir.
Ulkemizde, bu degerlere karsi gelisen tehdit, cok ciddi duzeylere varmistir. Burada "cumhuriyet laiklik ulusalcilik elden gidiyor" laflarindan degil, gerceklerden bahsediyoruz. Belki bu gercekler sizi sikiyor, olaylardan cabuk etkilenmek ve cabuk unutmak, Turkiye'de de bir toplumsal hastalik duzeyine ulasti. Ama unutmayin, sizin ozlemini cektiginiz farkli melodilerin tadini cikarmanin tek yolu, o farkli melodileri muhafaza edecek laik bir hukuk sistemine, etkin isleyen bir adalet sistemine, anayasaya ve kanunlara saygili yoneticilere, halkin egemenliginde bir cumhuriyete, hur ve bagimsiz bir devlete sahip olmaktan geciyor. Siz bu degerleri ozumsemeden, ben farkli melodilerin tadini cikarmaktan hoslaniyorum diye konusamazsiniz.
Aslinda ayni seyi istiyoruz ama bir turlu uzlasamiyoruz. Geliyorsunuz ve benim goruslerimi bana sanki sizin gorusleriniz gibi sunuyorsunuz, bu cok ilginc. Ben, bu islamik bagnazligin bizi tek tip ve cehennem gibi bir ulkeye cevirecegini dusunuyorum. Ben islama dayali bir rejimde, farkli tonlarin, liberalizmin, ozgurlugun, demokrasinin barinabilecegine inanmiyorum. Din bizim ruhani dunyamizi ilgilendiren bir olaydir, beyinlerde yapilabilecek en buyuk kariyer, ruhani dunyamizda Tanri ile aramizdaki tum engelleri ortadan kaldirmak olabilir, ne mutlu bu hayatta o noktaya ulasabilen kisilere. Benim karsi ciktigim, dini, toplumsal ve bireysel yasama bir dayatma araci olarak kullanmak, farkli tonlari yok etmenin yolu sizce buradan gecmiyor mu? Ben buna karsi cikiyorum.
Neyse, herkese iyi haftasonlari. Blue Bey, dualara tesekkur ediyorum, sizi henuz "tikirtilar" grubuna dahil etmedim bilmis olun:))
Yazan: Beyaz Tarih: September 16, 2006 2:26 AM
Ilhan Bey kerdesimin verdigi bilgiler ve tesbitleri icin tesekkurler. Yalniz dun buralarda yazan bir dosta da ozel sohbetimde sordugum bir mevzu kafamda tam cevaplanmis degil Hulagu'nun Turklugu hangi veriye dayaniyor acaba. Ben fazla tarihi arstirmalar yapmadim. Ama rastladigim butun Bati kaynaklarinda kendisinden Mogol olarak bahsedilir. Alintiladigim wikipedia dahil, hicbiryerde Turkulugunden bahsedildigini gormedim. Ancak bizim referanslarimizda Turklugunden bahsedilir. Belki yeteri kadar gerilere gidildiginde akraba ciktigimizdanmidir acaba ona Turk dememiz? Kendim de arstirabilirim ama fazla merakta etmiyorum dogrusu. Nihai tahlilde "iyiler" ve "kotuler" milletlerinin hangisinden oldugu su goturmez herhalde.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 8:15 AM
Değerli Bekir bey,
Ben de bir çok kaynaklarda Hülagü Han'a Moğol, Tatar ve Türk yakıştırmalarının olduğunu gördüm. Sanırım aşağıdaki açıklamalar biraz tatminkar;
"Tatar sözü, çeşitli zamanlarda değişik anlamlarda kullanılmıştır. Ruslar bu deyimi, yüzyıllar boyunca, Avrupa Rusyası’nda yaşayan Türk soylu Müslümanlar için kullanmışlardır
1. Batılı yazar ve araştırmacılar "Tatar" kelimesini, Türkistan'da ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Türkler için kullanmaktaydılar
2. Osmanlılar ise, miladî on altıncı yüzyıldan başlayarak "Tatar" deyimini, kuzey Türkleri için kullanmışlardır: "Kırım Hanı el Hac (Hacı) Selim Geray Han'a Name-i Hümâyundur: ... bu sene-i "amiymu’l meymenede (uğuru yaygın bu yılda) dahi musammem (plânlanmış) olan gazve-i meymûn ve Cihâd-ı Hümâyûnumuza murafakât ve muvafakatları (katılmaları) me'mûl-i Hümâyûnumuz olub ... ve sâir ümera ve mirzayanı şecâ'at disâr ve cumhûr-ı Tatar-ı "aduv-şikâr ... (1107/1696)"
3. Konunun açıklığa kavuşması için; başa dönmek, Tatar kelimesinin ilk defa kullanılışından itibaren kazandığı yeni manaları gözden geçirmek gerekir. Durum incelenince görülüyor ki, İslâm dünyasında ilk kullanıldığında, "Tatar" kelimesiyle kasdedilen, "Moğol" idi. Miladî onüçüncü yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi İbnül Esir, Moğollardan bahsederken daima "Tatar" kelimesini kullanmaktadır: "Tatarların İslâm ülkelerine gelişi"4, "Tatarların Türkistan ve Maveraünnehr'e çıkışı"5, "Kâfir Tatarların Harzemşah üzerine yürüyüşü"6, "Tatarların Kıpçaklara ve Ruslara yaptıklarının anılması"7 gibi. Tabiî, şamanist, kısmen budist Moğollardan bahsetmektedir. Cıngız Han'ın Celâleddin Harzemşah'a yetişmesini anlatırken "Celâleddin (Sind nehrini) geçemedi, Cıngız Han Tatarlarla ona yetişti"8 demektedir.
İbn Kesir (öl.774/1372), Cıngız Han'ı anlatırken "Tatarların en büyük sultanı, bugünkü meliklerinin babası" ifadesini kullanır9. İbn Haldun da "Bu sultan, Cıngız Han, Tatarların sultanıdır" demektedir10. Çok iyi bilindiği gibi Cıngız Han, Moğol hükümdarıdır.
"Tatar" kelimesi, günümüz Arap araştırmacılar tarafından da "Moğol" yerine kullanılmaktadır. Meselâ, Moğol istilâlarını gösteren haritanın yaftası "Tatar yağması"11dır. Moğollar, 656/1258 de Bağdad'ı işgal edip Abbasî Halifeliğini yıkmadan önce, 635/1237 de Moskova'yı zaptettiler. Moğol (Tatar) ordusunda en kalabalık zümre Kıpçak Türkleri idi. Türklerin büyük çoğunlukta olduğu Moğol ordusu, günümüzde Rusya denen bölgeyi, on üçüncü yüzyılın ilk yarısında zaptetmişti12. Bu durum, Rusların, Avrupa Rusya'sındaki bütün Türk kökenli Müslümanlara niçin Tatar dediklerini açıklar: Moğol (Tatar) ordusunun büyük çoğunluğu Türktü; Ruslara göre, bütün Avrupa Rusya'sında yaşayan Müslüman Türkler, Moğolların (Tatarların) torunlarıydı. Şurasını hemen belirtelim ki, Moğol (Tatar) ordusunun çoğunluğu Türk olmakla birlikte, bütün komuta kademeleri Moğolların tekelindeydi. Kıpçaklar, Peçenekler ve öteki Türk boylarından gelenler rütbesiz askerlerdi.
Abbasî Halifeliğini 1.258'de yıkmış olan, Cıngız Han oğlu Tuluy'un oğlu Hülagü ve ordusundan, bütün çağdaş ve sonraki Arap tarihçileri "Tatar" diye bahsettikleri gibi, diğer milletler de, on üçüncü yüzyılda yeryüzünün en büyük devletini kurmuş olan Moğollardan "Tatarlar" diye söz etmektedirler. Meselâ, Ermeni müellif Aknerli Grigor, "Tatarlar Bağdad'ı zaptettikleri sırada ..." ifadesini kullanmaktadır.13
On üçüncü yüzyılda Çin'in çok büyük bir bölümü, Türkistan14, İran, Irak, Suriye, Anadolu, bugünkü Rusya, Kafkasya, Kırım, Ukrayna, Polonya, Tatarlar (Moğollar) tarafından zaptedildi. Bu Tatar hakimiyeti altında yaşayan milletler de Tatar (Moğol) sülâlesinden hanedanların idaresinde yaşadıkları için "Tatar" diye anıldılar.15 Böylece, on dördüncü yüzyıldan başlayarak "Tatar" kelimesi, kavmî, etnik, soyla ilgili bir söz değil, ra'iyyet olmayı, teba'iyyeti (uyrukluğu), -hukukî durumu farklı olmakla birlikte- vatandaşlığı ifade eden bir deyim haline geldi. Yani, artık "Tatar" sözü, etnik (kavmî) değil, siyasî bir anlam ve içerik kazandı. Türk ülkeleri dışındakiler zamanla Tatar (Moğol) hakimiyetinden çıktı, Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyindeki bölgelerde yaşayan Türk topluluklarında Tatar siyasî ismi devam etti. Cıngız Han'ın diğer oğlu Cuci'nin oğlu Batu Han'ın hükümdarlığında, Karadeniz ve Hazar Denizi'nin kuzeyinde, Arapların ve Avrupalıların "Altın Orda" (Rusça Zolotaycı Orda) dedikleri "Kök (Gök) Orda" devleti ortaya çıktı. Batu'nun kardeşi Burka Müslüman oldn, 1255 yılında Kök Orda Han'ı olunca Müslümanlığını ilân etti. Bereke16 adını alan bu zat, Altın Orda'nın ilk Müslüman hanıdır. Bereke Han, Anadolu Selçuklu hanedanından bir hanımla evlendi. Bu evlilikten doğan oğlu İzzeddin'e, Solhat ve Sudak şehirleriyle yörelerini verdi. İzzeddin ve annesi, binlerce Müslüman Türkü Anadolu'dan Kırım'a getirip yerleştirdiler.17 İslâm Gök Orda'da hızla yayıldı ve çok sağlam bir şekilde yerleşti, kök saldı.18
Gök Orda'da (Altın Orda'da) hanedan Cıngız Han soyundandı, fakat "Türk unsuru o kadar kuvvetliydi ki on dördüncü yüzyıl başlarında Altın Orda bu unsurun tesirine direnemedi ve bir Türk Devleti haline geldi".19
Gök Orda Hanı Toktamış 1396'da Timur'a yenilince, bu hanlık parçalandı; toprakları üzerinde Kazan, Kırım, Astrahan ve Kasım Hanlıkları kuruldu. Bu hanlıkların sadece hanları ve yüksek kademedeki idarecileri gerçek Tatar, yani Moğol idiler, fakat, idare edilenlere de hükümdarlarından dolayı Tatar denildi: Türkistan'daki Türklere, başlarındaki Özbek Han'dan dolayı "Özbek" denmesi, son Gök Orda (Altın Orda) Hanı Toktamış'a karşı ayaklanıp onunla savaŞan tümen (10.000 atlı) beyi Nogay'ın buyruğu altındakilere ve onların günümüze kadar gelen torunlarına "Nogay" adı verilmesi, Osmanlı idaresindekilere "Osmanlı" denilmesi gibi. Zamanla hanlar ve yöneticiler de Türkleştiler. Meselâ, Kırım'ın ünlü kahramanı, XVI. yüzyılda yaşamış olan Bora Gazi Geray Han, Türkçe söyleyen birinci sınıf bir şair ve klasik Türk musikisinde çok usta bir bestekârdır.20 Nitekim, "Çarlık Rusyasının son yıllarında milliyet prensibi ön plâna çıkınca, Rusya'daki halklar kendilerine "Türk" mü yoksa "Tatar" mı denmesi gerektiğini tartıştılar."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tatar
Sizin de belirttiğiniz gibi Hülagü'nün ırkı, milliyeti ne olursa olsun halk ayırd etmeden yaptığı katliamlar, zalimlikler ve kötülükler haklı çıkartılamaz.
Saygılar,
Yazan: ilhanb Tarih: September 16, 2006 9:52 AM
Sen neymişsin be Hülagü. Valla helal olsun. Boşuna dememişler Türk gibi kuvvetli. Ellerine sağlık Hülagü. Tarih te gözü dönmüş Arap vahşetine bir nebze dur dediğin için. Toprağın bol olsun büyük TÜRK HÜLAGÜ.
Katliam mı dediniz? Zalimlikler ve kötülükler mi dediniz? Pek gurur duyduğunuz Arap tarihini iyi okumanızı tavsiye ederim. Görün katliam neymiş, zalimlik ve kötülük neymiş!
Hayali kahramanınız İBLİS !
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 1:22 PM
Ilhan Bey kardesim,
Bilgiler icin tesekkurler. Insan hergun yeni seyler ogreniyor. Allah dilerse Hulagu'lari bile hayirlara vesile yapabilirmis demekki. Hulagu'nun ordularindan bircoklari sonra Musluman oldu ve Hulagu, Jr. sayesinde ben de yeni seyler ogrenmis oldum. Kimbilir belki kendisi dahi isminin ne oldugunu ogrenmistir.
Ben kollektif sucluluk, veya gururu fazla rasyonel bulmam, ama dogrusu gonlum bu asagilik yaratigin "turklugunun curutulmesini" diliyor. Ama ozaman "turk dediginiz" ne "kavimler" "etnik kokenmler" ne demek diywebilir insan? Hepimiz biryerlerde birlestigimiz, biryerlerde karistigimiza gore. Verdiginiz bilgiler arsinda "Tatar neye denir" kisimlarini okuyunca bugun gundemimizde olan "turk neye denir" tartismasini hatirlayarak hic sasirmadim.
Bir de sunu ilave edeyim: Benim alintiladigim wikipedia da Hulagu'nun aslinda Mogollarin da "hosgurulu bir kultur" olarak bilindiginden Hulagu'nun kin ve hunhaliginin dercesini sok edic buluyor ve bunu Hiristiyan annesinden dolayi edindigi bir musluman kini olabileceginden bahsediyor. Sonucta ne mogol ne turklerin tarihlerinden cikardigimiz "milli karakterlerini" temsil etmedigi ve "musluman Turk" karakterinin tam ziddi oldugu konusunda fikir birligi var.
Selam, saygi ve muhabbelerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 1:23 PM
beyaz hanımefendi;
benim yorumumdan saldırganlık çıkarmanıza şaşırdım doğrusu.çünkü ben ne birilerini ülkeden kovma cüretinde bulundum,ne çatır çatır kafa tuttuğumu söyledim,ne benden farklı inanış ve fikirdekilere "cahil,kukla"rolü biçtim,ne de küfür derecesinde sözler sarf ettim.saldırganlığım sizin düşünceniz saygı duyarım.aynen bu sitede size ve aynı paralellikte olanların aforoz edildiğini düşündüğünüz gibi...
ülkemizde özellikle bayanların net bir şekilde görüşlerini ortaya koyması ve eleştirinin dozunun artmasının yadırgandığını ifade etmişsiniz.hayır,bay-bayan farketmiyor.hangi cinsiyetten olursa olsun karşısındakilere ve farklı fikirdekilere yaptığı eleştiriyi saygıdan yoksun ve ağır ifadelerle yapması elbette hoş karşılanmaz.ama tabi siz "ben yaparım,küfürde ederim" diyorsanız o başka.demokrasinin ilkelerine saygılı bir insan olduğunuzu belirtmişsiniz ama o yüzde bilmem kaç alan partinin seçmenlerine "kuklalar" demiştiniz.nedir kukla beyaz hanım?kaç milyon insan kukla bu ülkede?kukla lafına alındığımı sanmayın,sadece demokrasi ilkelerine olan saygınızın ölçüsünü göstermek için belirttim.ayrıca laik,hukuk,devlet yapısını,cumhuriyetçiliğin,laikliğin,ulusalcılığın tehlikede filan olduğu yok.bırakın Allah aşkına bu paranoyaları.işte bu tarz söylemlerdir bizi toplumsal hastalık düzeyine götüren.ve işte bu hasta insanlar yüzünden farklı melodilerin tadını çıkarmak yerine "bak şu şöyle yaptı rejim elden gidiyor,yok bu şöyle söyledi laiklik elden gidiyor" zırvalarını dinliyoruz.farklı melodilerden hoşlandığınızı söylüyorsunuz ama islamcı milliyetçi sağcı solcu kimliklerini deli gömleğine benzetiyorsunuz(bu arada neden milliyetçilik deli gömleği oluyorda,ulusalcılık kutsal?)bu melodileri dinlemek için türkiyenin alt yapısını sağlamlaştırmaya gerek yok.türkiye zaten hür ve bağımsız bir ülke ve aksinide söyleyen yok,dedim ya bunların hepsi boş,laf salatası bunlar,paranoya...birde şu tektiplilik meselesine gelince;ben her türlü tek tipliliğin cehenneme çevirdiğini düşünüyorum.ama anlaşılan siz eğer şeriatçılar,ıslamcılar olursa cehennem,sizin gibiler olursa cennet gibi olur düşüncesindesiniz.çünkü yorumlarınızda sadece tek bir yöndeki fikirler ve düşünceleri bombardımana tutmuşsunuz.sadece aynı yönde eleştiride bulunmakta tek tiplikliktir(hemde bunu rejımı korumak adına yapıyorsanız tehlikeli bir tek tipliliktir)
dinin bizim ruhani dünyamız olduğuna katılıyorum.ve birey inancının gereği olarak başını örtüyorsa,kippa takıyorsa,o şekilde daha dindar olduğunu hissediyor ve mutlu oluyorsa ona da bu hakkı vermek demokrasinin gereği olsa gerek.
hoşçakalın
Yazan: zeynep Tarih: September 16, 2006 1:52 PM
## HULAGÜ arkadaşımızda ben büyük bir nefret görüyorum.dinlerden hoşlanmayabilirsin ama lütfen insanları oldukları gibi kabul et.bu kadar sevgisiz olma.## (deniz)
Deniz hanım,
Lütfen bu uyarınızı kendisiyle aynı görüşte olmayan insanların fikirlerini ŞEYTANİ olarak nitelendiren Taliban zihniyetli siayasal islamcı arkadaşlara yapınız. Bilakis nefret ve sevgisizliğe gönlümde yer yoktur. Aklımın ucundan dahi geçirmem.
Ama şu bir gerçek ki, sevgisizliğin ve nefretin kaynağı dinler ve din adamlarıdır. Bunun en son en güzel örneğini katolik Hıristiyanların dini lideri Papa sergilemiştir.
Bu sevgisizlik ve nefret elbet bir gün son bulacaktır ama henüz daha erken. Çok değil 200 - 300 yıl sonra dinler tarihin karanlık sayfasına gömülünce insanlık gerçek sevgi ve barış ile mutlaka tanışacaktır. İnsanlık bunu hakediyor ve başaracağına inanıyorum.
Bu uğursuzlukların hepsi gelip geçici. İnsan aklı evrimini tamamlayıp her şeyin üstesinden gelecektir.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 2:04 PM
Bir bulmaca:
HULAGU'dan Sevgi uzerine!
Ilhan Arsel'den ummetin kardesligi.
Hitler Rosh Hassanah'i anlatiyor!
Cehennemin dondugu ve domuzlarin uctugunda buralarda!
Evet zerre kadar suophenm kalmadi: Tekrar hosgeldin Ataman, ozelemistik, Beyaz'in mizah kaabiliyeti kesmiyordu!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 2:49 PM
Hülagü,
200-300 yıl sonra ne olmasını bekliyorsunuz? "Din"'in olmadığı komünist Rusya'da gerçek sevgi ve barış neden yoktu? İnsan aklı evrimini tamamlayınca sizin aklınız gibi mi olacaktır? 200-300 yıl sonra insanlık mutlu olacaksa bu yırtınmanız nedendir? Çünkü dinsiz olduğunuza göre o sırada siz "YOK"lukta olacaksınız. Kasmayın bu kadar...
Yazan: blue Tarih: September 16, 2006 2:57 PM
Pes doğrusu ülkesini şehirlerini İslamiyeti yayma gayreti içersindeki Arap ordularının vahşetinden koruyan kahraman Türk Hülagü tu kaka, Türk şehirlerine saldırıp çoluk çocuk demeden on binlerce Türk evladını Türk şehirlerini islam dinini kabul etmeleri için kılıçtan geçiren Arap'lar pek yaman öyle mi?
Hülagü'nün yerinde hangi Türk evladı olsaydı aynı şeyi yapardı. Şuan ki durumunuza bakıp Tarihi değerlendirmeye kalkarsanız böyle lafı ağzınızda eveleyip gevelemeketen başka bir şey yapmazsınız. Ya bu Arap vahşeti karşısında bütün Türk şehirleri direnip Hülagü gibi başarılı olsaydı ne diyecektiniz? Belki de bugün Papa ile aynı görüşleri paylaşıyor olacaktınız. Değil mi? Bu yüzden Tarihi doğru okumak gerekiyor. İslamiyet Türklere kılıç zoruyla kabul ettirilmiştir. Aynı şekilde gagavuz Türkleri'ne de Hıristiyanlık zorla kabul ettirilmiştir.
Bilmeden bu konunun açılmasına sebep olduğu için önce Bekir L.Yıldırım bey'e sonra da Hülagü'nün Türklüğünü vurguladığı için de İlhanb bey'e sonsuz teşekkürler.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 3:56 PM
blue,
Yazdıklarımı tekrarlıyorum. Henüz daha çok erken olduğunu söyledim zaten. Bu gerginliğinize bir anlam veremedim. Hayırdır?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 4:00 PM
Bekir L.Yıldırım bey,
Sizde tuz eksikliği var anlaşılan. Yemeklerinize biraz tuz atın. Mineral eksikliği çok ciddi bir problem. Çok sağlıksız gördüm sizi canım.
Ataman kim? İBLİS gibi bu da hayali kahramanınız mı yoksa?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 4:07 PM
Tekrar hos geldin Ataman!
Yok geri aldim, devam edin , gercekten ozlemistik kusup gittiginizden beri. Burada ne var bilmiyorum, hicbir kusup giden fazla gecmeden reinkarnasyon yapiyor.
Belirli tur cehalet sergileri adeta kisinin imzasi vardir. Bazilarimiz bunu okur; neden bahasettigimi anlamiyorsunuz eminim. Ama zaten mizah ta ordan kaynaklaniyor.
Keske Metin Bey'de burlarda ulup bu gunkleri gorseydi; ardinzdan epey agitlar yakmisti.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 4:14 PM
Hülagü, evladım, çocuğum,
Sana sorular sordum, hiçbirine cevap vermedin. Niyetin tartışmaksa tartışalım. Sen sorularını sor, ne güzel sormuşsun Türkler İslamiyeti kılıç zoruyla mı kabul etti diye mesela. Ama bizlerin bu sorulara cevap verebilmesi için karşımızda makul, efendi, diyaloğa açık biri görmemiz gerekiyor. Böyle tuz eksikliği var gibi adi esprilerle ve suçlamalarla sağlıklı bir tartışma yapamayız. Lütfen bu sitenin entellektüel seviyesini aşağıya çekme. Çoluk çocukla uğraşacak vaktimiz yok. Bazı argümanlar öne sürüyorsun. Senden bunları desteklemen için sorular soruyorum. Bana hiçbir cevap vermediğin gibi yeni suçlamaları ekleyip devam ediyorsun. Bu şekilde devam edersen seni muhatap almayacağım. Site sakinlerine de aynısını öneririm. Her üren kelbin ağzına bir taş atacak olsan dünyada taş kalmaz (söz meclisten dışarı).
Yazan: blue Tarih: September 16, 2006 4:30 PM
Bekir L.Yıldırım bey,
Merak ediyorum hayal dünyanızdaki hangi kahraman sizi daha çok etkiledi? Bana öyle geliyor ki bundan sonra İBLİS ve HÜLAGÜ de hayal dünyanızın vazgeçilmez bir kahramanları artık.
Burada çok yeni olmakla birlikte aklınızı ŞEYTAN dan sonra insanların IQ'larıyla da bozmuşsunuz anlaşılan.
Sizinle aynı fikirleri paylaşmayan üstelik sizin gibi dindar olmayan herkes şeytani fikirli ve IQ'su düşük. Tamam bunu anladık. Peki bu gezegen'in en akıllı Bekir'i siz misiniz?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 5:14 PM
Hulagu'nun Ataman oldugundan zerre kadar suphesi olanla 2-3 ay kadar onceki Ataman Ertugrul yorumlarina bir goz atabilirler.
Once ben de kizmistim tabiiki, karsimdakinin en basit Turkce ifadeleri anlamamasini. Sonradan Suat Bey'in gecmis tecrubesin dayanan tavsiyesi uzerine kendisine cevap vermez oldum. Ama sevdik kendsini; bizleri gulmekten kirip gecirir oldu. Ve kustum deyip veda ettiginde de uzulmustuk. Anladigim kadari ile bu Ataman'in ikinci degil ucuncu teinkarnasyonu imis ama ilki ile muserref olamadim.
Ne deigim bilmeyenler lutfen suraya bakiniz: Ben Hulagu'da Hitler gibi insanlik tarihine SEYTANIN INSAN FORMU olarak gecen bir kisilik oldugun syluyorum ve Wikipedia referansindan bilgi sunuyorum, yaptigi hunharliklari anlatan. Ataman (anladigim kadari ile Ottoman' demekmis bizimki icin) Hulagu ne diyor? "begenmediginiz fikir sahiplerine iblis diyorsunuz".
Iste bu PARMAK IZINI Ataman'in gecmis yorumlarinda onlarca defa gorebilirsiniz.
Neyse welcome back Ottoman Hulag Khan! Sayende biraz stres dagitiyoruz. Birakin kalsin Blue Bey sizde seveceksiniz, bahse girerim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 7:04 PM
Yetişkin, olgun, olmuş blue,
Ahmet Hakan'ın yaptığı gibi sizlerin seviyesine ineceğimi zannetmeyin.
Gereksiz ve mantık kurgusu zayıf sorularınıza ayıracak vaktim de yok. Karşılıklı laf yetiştirmekten de vazgeçin. Önünüze gelene ŞEYTAN , IQ su düşük yakıştırmaları da bırakın.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 7:10 PM
Forum, bayan yorumcularin katilimiyla oldukca hareketlenmis. Oncelikle bundan dolayi memnuniyetlerimi ifade edeyim.
Deniz Hanim, icten yorumunuz icin tesekkur ederim. Sizin sarf ettiginiz cumleler, tecrubeleriniz, belki de buradaki yorumlar icinde en gercek ve insancil olanlari.
Ben, basortusu takarak universitede istediginiz bolume gitme hakkinizi destekliyorum. Bence bu hakki size vermek, size coktan hak etmis oldugunuz ozgurlukleri vermek icin onemli bir adim. Yazinizda, basortusunu cikardiginiz zaman da kendi aileniz ve sosyal cevreniz tarafindan yargilandiginizi dile getirmissiniz, o kadar zor bir durum ki, anliyorum. Bir yandan en sevdiginiz kisiler, aileniz ile iliskilerinizi dengelemek zorundasiniz, bir yanda okul, bir yanda gelecek, hayattan beklentiler….bir yanda sizin basinizdaki ortunun uzerinden oynanan cirkin politikalar. Butun bunlarin arasinda, Tanri’ya ve sevgiye siginmak, yuce bir davranis. Bence, basiniza o ortuyu takmak isteyip istemediginize ozgurce karar vermeniz, ancak bir bayan olarak hayatta ayaklarinizin uzerinde tek basiniza durma yetisini kazandiginiz gun mumkun olacak. Onun icin de o universitenin kapisini size sonuna kadar acmak zorundayiz, size en iyi is imkanlarini yaratmak zorundayiz.
Ben universiteye gittigim zaman da bas ortusu serbestti. Bizim kampusumuzde bir yanda basortulu kizlar oturur sandviclerini yerlerdi, hemen yanlarinda iki sevgili yari ciplak halde opusurdu. Hic kimse de bir digerini taciz etmezdi. Ben boyle bir ulkede yasamaya varim ve buna memnun olurum.
Ben AKP’nin bize boyle bir ulke vadettigine inanmiyorum. Iktidara geldiklerinden beri yaptiklari icraatlar ortada. Icki yasaklari, zorla kutlu dogum haftasi kutlamalari, zinayi suc haline getirmeye calisacak uygulamalar, en son ismail aga cami orneginde oldugu gibi hukuk disi bir takim dini cetelere destek vermek, yatili okullardaki cocuklari zorla imam hatip okullarina gondermeye calismak.
“Herkes esittir ama bazilari daha esittir” diye birsey yok. Bu ulkede din yuzunden zulum goren kisiler sadece basortulu olanlar degil. Ben de ortaokulda zorunlu din dersinde din hocasinin sozlu tacizine maruz kaldim. Bu hoca tacizinin tonunu her derste biraz daha arttirdi. Arkadaslarimin onunde cok onur kirici sekillerde asagilandim. Sirf bu nedenle okul degistirdim. Bizlere hic mufredatta olmayan seyleri ogrettiler, seriat kanunlarini ogrettiler, siralarin uzerinde zorla namaz kildirdilar, zorla Arapca din sureleri ezberletip sozlu notu verdiler. Ben, islam dininde zorlama yoktur diyenlere inanmiyorum, pratikte boyle birsey gecerli degil.
Yukarida Esra Hanim, seriati savunmus, ulkemizde seriat sisteminin olmayisina uzuldugunu ifade ettikten sonra, seriat ulkelerinde musluman olmayanlara seriat kanunlarinin uygulanmadigini soylemis. Hicbir seriat ulkesinde musluman anne babadan dogan cocuklara, cocugum sen ne dinini secmek istiyorsun diye sormuyorlar ki? Turkiye’de bile dogar dogmaz nufuz cuzdanina dini islamdir diye yazilmiyor mu? Bu devlet, daha dogdugumda karar veriyor benim dinimin ne olacagina, artik bir de seriat ulkelerini dusunun. Afganistan’da hristiyan olmaya karar veren o adamin idam edilmesine yuksek mahkeme karar verdi. Adamcagizi akli dengesi bozuktur bahanesi ile yurt disina kacirdilar. Nerede zorlama olmayan bu din?
Ben odedigim vergilerin imam maaslarina, cami yapimina ve isletilmesine gitmesini istemiyorum. Hayatimda birkac tane imam ile irtibatim oldu. Bir tanesi, eskiden ickisinde sigarasinda bir adammis (hala sigarasinda), kendi kurdugu isini iflas ettirmis, anladigim kadariyla imam hatip mezunuydu, refah partisi zamaninda devlet imam hatip mezunlarina kadrolu imam olma olanagi saglayinca, gitmis imam olmus, imam oldugu bolgede emlakcilik ve imamlik islerini birlikte yurutuyordu. camiyi ve imamlik gorevini de, emlakcilik isi almak icin kullaniyordu. Buyrun bakalim?
Bir baska imam biliyorum, yurt disindan gelirken benden kendisine bir karoke cihazi getirmemi istedi. Bes vakit ezan okumasi zor oluyormus, hep caminin yakinlarinda bulunmasi gerekiyormus. Bizimkisi karoke cihazina sarki gibi ezani okuyacak, sonra hoparlorle banttan yayinlayacakmis. Bu karoke cihazini bulana kadar epey yoruldum, o zamanlar yasadigim ulkede karoke cihazlari 1980’li yillarda modaymis, ama sonradan talep dusmus. Neyse, karoke cihazina benzer birsey bulup goturdum imama. Isine yaradi mi bilmem. Buyrun bakalim?
Bu imamlarin parasini siz ve biz oduyoruz.
Ben yasadigim ve gozledigim seylerden dolayi Islam dininden cok sogudum. Baska bir dine gecmeyi de dusundum ama Hristiyanlik da, Yahudilik de ayni (Uzak Dogu ve Asya dinlerinden kulturel olarak epey uzak hissediyorum, ama ogrenmeye calisiyorum). Hepsinin icinde sevgi, guzellik ve saflik oldugu gibi, nefret, siddet, insanlari yonetme hirsi ve politik guc kaygilari da var. Teraziye koydugumda, bu organize dinlerin bizlere verdigi zarar, yararlarindan cok daha fazla diye dusunuyorum.
Kotulukleri bir tarafa birakalim, bu dinlerin felsefeleri icine de kendimi konumlandirmakta zorlaniyorum. Kuran’i acip okudugumda, icinde cok guzel, cok erdemli sozler de var, ne yalan soyleyeyim, bana hicbir anlam ifade etmeyen ve hatta ters gelen bir suru sey de var. Bazi sureler, Hz. Muhammed’in kisisel hayati ile fazla hasir nesir, sanki peygambere bir ayricalik taniyor gibi geliyor, bundan suphe ediyorum. Ayrica, bu dinlerin kadinlara karsi takindigi tavirdan da rahatsizim. Kadini, hep teslim olan, boyun egen, erkekten sonra gelen bir varlik gibi konumlandiriyorlar. Sonra, Tanri ve cehenneme gitme korkusu, Tanri sevgisi ve Tanri ile butunlesme isteginden daha onemli bir faktor olarak karsimiza cikiyor.
Gecenlerde burada bir mevlute gittim. Oradaki hoca Arapca dualarin arkasindan Turkce dualar da okudu. Arapca bilmedigim icin Turkce dualarin okunmasi bana daha cok hitap ediyor. Simdi gozlerimi kapatayim, ve tamamen bu dualara konsantre olarak dunyadaki tum kotuluklerden arinayim diyorum ama dualarin icinde cok guzel seyler oldugu gibi bana garip gelen seyler de var. Mesela bir yerde diyor ki, ‘Tanrim, sen kuskusuz, en buyuk aci ve izdiraplari en cok sevdigin kullarina cektirirsin.” Buyrun bakalim simdi, halbuki ben o mevlute gelene kadar kendimi mutlu hissediyordum, cok sukur hayatta hersey yolunda ve genel olarak huzur icerisindeyim diye dusunuyordum. Ne olacak simdi, en buyuk aci ve izdiraplari ceksek bir turlu, cekmesek bir turlu….
Neyse, cok uzun bir haftasonu sohbeti oldu. Sizi sikmak istemem. Diyecegim, aslinda din cok ilginc bir mesele. Ben de inancli bir insanim ve gercek anlamda inancli insanlara da saygi duyuyorum.
Deniz Hanim, bence basortusu sorununu, islami goruntuden arinmis ve sistemin degerleri ile barisik bir olusumun cozecegini cok dogru bir sekilde tespit etmissiniz. Sorun, su konjukturde, bir yandan milliyetcilik dalgalari buyurken, bir yandan islam ile bati arasindaki ucurum acilirken ve bu da iki kutupta da radikal egilimleri kuvvetlendirirken, bu noktaya nasil ulasacagimiz…
Iyi dileklerle.
Yazan: Beyaz Tarih: September 16, 2006 7:31 PM
## Bu derece samimiyetsizlik, seytani niyet karsinda susmayi basaramadim. Sizi her alkislayani dostunuz sanmayacak kadar basire sahibi oldugunuZdan eminim fakat haiz oldugum bazi verileri aktarayim dedim.
selam, saygi ve muhabbetlerimle ##(Bekir L.Yıldırım)
Bekir L.Yıldırım bey,
Yukardaki yazı Deniz hanımla Beyaz hanımın ortak bir payda da buluşmalarına istinaden kıskançlık ve fesatlık örneği sergileyerek her lafa maydanoz misali dayanamayıp yazdığınız bir yazıdır. Sizlerle aynı fikirleri paylaşmadığı için Beyaz hanımın niyetinin ŞEYTANİ olduğunu söyleyen sizsiniz. Bin Ladin'den ve Taliban dan bir farkınız yok sizin.
İçinizdeki şeytanı yenin. Bu fitne ve fesatlıktan bu kıskançlıktan kurtulmaya bakın. Tekrarlıyorum aklınızı şeytanla bozmuşsunuz. Görende şeytanla yatıp şeytanla kalktığınız zannedecek.
Her gördüğünüz sakallıyı da dedeniz sanmıyorsunuzdur umarım?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 16, 2006 7:51 PM
Bay Hülagü TTT,
Ulu manitu aşkına bi söyleyiverin, meraktan çatlayacağım. Koşup geldim öğrenmek için: Siz Ataman Bey'in reenkarne hali misiniz gerçekten? Söz, kulağıma fısıldayın, kimselere demeyeceğim walla.
Ben buna pek inanmak istemiyorum. Çünkü Ataman Bey tipik bir kemalistti, sizse tipik bir faşistsiniz. İkisi ne de olsa farklı. ("İdi" mi gelecekti yoksa bu cümlenin sonuna?)
Yazan: metin-thePoor Tarih: September 16, 2006 11:10 PM
Kıyamet alametlerinden birisi de Yecüc ve Mecüc adında iki kavmin ortaya çıkarak dünyada karışıklığa sebep olmalarıdır. Bediüzzaman bunların İslam coğrafyasını harabeye çeviren Mançur ve Moğol kabileleri olduğunu söyler. Ve çekirge sürüleri örneği verir. Ortadan kalksalar da bir kısmı yaşamaya devam eder. Kıyamete yakın tekrar ortaya çıkarlar. Ben, bunların hep Çinliler olduğunu düşünmüşümdür. Allah bilir.
200-300 yıl sonra dinlerin ortadan kalkması da makuldür. Sahih olmayan ama makul bir hadiste Hz.Muhammed ümmettimin yaşı 1500'ü çok geçmez demiştir. Din, insanlar için vardır. İnsanın olmadığı yerde din de yoktur. Dolayısıyla 200-300 yıl sonra din olmayacaktır yorumu doğru olabilir. (Söyleyene değil, söyletene bak demişler. Şeytan yakıştırması doğru değil elbet. Ama söyletenin bilgili biri olduğu muhakkak...)
Fakat Hülagü kardeş sana bir müjdem var. Sen yok olmayacaksın. Baki bir alemde hepimiz buluşacağız. Ve sana kendisine küfretme özgürlüğü veren adaletli Rabbinin huzuruna getirileceksin. Yaptıklarının mükafatını görecek, veya rehabilite edileceksin. 200-300 yıl sonra değil, en geç 40-50 yıl sonra dinin ne olduğunu ve Rabbinin sözlerini anlayacaksın. Umarım senin için çok geç olmaz.
Yazan: blue Tarih: September 17, 2006 9:15 AM
deniz hanımın; "biz bunları yaşarken aile çevresinden de farklı baskılara maruz kalıyoruz.bunlar çok zor şeyler..."şeklindeki ifadesini beyaz hanım; "Yazinizda, basortusunu cikardiginiz zaman da kendi aileniz ve sosyal cevreniz tarafindan yargilandiginizi dile getirmissiniz, o kadar zor bir durum ki, anliyorum. Bir yandan en sevdiginiz kisiler, aileniz ile iliskilerinizi dengelemek zorundasiniz, bir yanda okul, bir yanda gelecek, hayattan beklentiler…" şeklinde yorumlamış.bir başörtüsü mağduru kızın aileside ancak bu kadar yobaz,gerici,baskıcı,yargılayıcı olabilir değilmi beyaz hanım?e pes doğrusu.deniz hanımın ifadesi ancak bu kadar mükemmel bir şekilde çarpıtılabilirdi.muhteşem bir çarpıtma kaabiliyetiniz var.yani bir genç kızın mağduriyetinin altından kendi idefiksinizi destekleyeceksiniz diye üçkağıtçılıktan hiç çekinmemişsiniz,
çok ayıp,çok ayıp
Yazan: zeynep Tarih: September 17, 2006 12:39 PM
Av.metin-thePoor,
Siz Şeytan'ın avukatı mısınız? Başka bir değişle İslamcı FAŞİSTLERİN?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 17, 2006 1:07 PM
Burada garip şeyler olmaya başladı. Gaip'ten konuşanlar vs. korkarım yakında ben peygamberim diyenlerde olacak burada. Boşuna dememişler Allah'a inanmak bir ruh hastalığıdır diye.
Müjdemi bekliyorum. Hz.İsa'nın çileli yaşamını anlatan DVD ile birlikte ücretsiz sokaklarda dağıtılıyor ama olsun yine de müjdemi isterim. Sahi Mehdi ne zaman gelecek? Gözümüz yollarda kaldı.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 17, 2006 1:26 PM
Bay Hülagu TTT,
Bir aralar reenkarnasyona kafayı takmıştım. Şimdi anladım ki gerçekmiş! Vay be! Siz gerçekten de Ataman Bey'siniz ha! (Bekir Bey bana bir gol atmış oldu üslup avcılığı hususunda, kendisine tebriklerimi sunuyorum.) Siz buralardan gideli ben de uğramaz olmuştum, sizsiz tadı tuzu kalmamıştı buranın. Ardınızdan da epeyce bir üzülmüştüm. Ama gerçekten de düşkırıklığına uğradım; sizi alelade bir kemalist olarak tanımıştık. Hatta Lazkopat'a siz de kızmıştınız. Demek ki o kızgınlığınız da sahteymiş.
Size birşey diyeyim mi, dünya çok değişti Bay Hülagü Han. Uyanın, Üsküdar'da sabah değil neredeyse akşam olmada... Buraya takılmakla ne geçiyor elinize bilemiyorum; ne işiniz var sizin fikir tartışmalarının yapıldığı bir platformda acep, anlamakta güçlük çekiyorum.
Gelelim sorularınıza... Sakin sakin cevaplandırayım. Siz biliyorsunuz zaten ya, neyse. Avukat değilim maalesef, fark derslerini verseydim vaktinde, olabilirdim tabii. Hukuk Fakültesi yanıbaşımızdaydı da, ama hiç düşünmedim bile. Akademik kariyer yapacaktım, 12 Eylül faşizmi darmadağın etti hayallerimizi. Sizin şu laikçi 12 Eylül'ünüz yani.
Şeytan Bey'i tanımıyorum. Kimdir? Beni bizahmet kendisiyle tanıştırırsanız memnun olurum. Bu Şeytan Bey'in titri de bi tuhaf doğrusu: "İslamcı faşist". Yoksa Busht Bey'in "İslamofaşist"lerinden midir kendisi? Bunu da bi açıklığa kavuşturur musunuz lütfen?
Son söz: Ricamı tekrarlıyorum: Reenkarnasyona olan inancımı canlandırıp canlandıramayacağınızı merak etmekteyim. Beni meraktan kurtarınız. Kediyi merak öldürür derler. Her ne kadar kedi filan değilsem de bir kedi dostuyum, belki beni de öldürebilir bu merak. Ondan yani!
Yazan: metin-thePoor Tarih: September 17, 2006 3:51 PM
Hala ikilem icindemisiniz sevgili Metin Bey? Dogrusu darildim; maden bulma kaabiliyetime biraz daha kredi verediginizi sanmistim oysa. Birde petrolcuyuz ustelik!
Bence siz Ataman ile tatile ciksa idiniz, hafizanz taze olur bu amesiayi yasamazdiniz. Laikci, fasist, Atatrukcu, "uzerimize gunes giobi dogan dusunurumuz" tasviflerinin hicbiri Ataman'i sinirlayamaz ATAMAN birtanedir; olur olur gene dogar; en az uce kere! Bir dahaki reinkarnasyonu icin ben SHARON'u teklif ediyorum, Hitler'i kullanan cok; ozgun olsun bizim Ottoman'imizinki.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 3:52 PM
Sayın Beyaz,
Yorumunuzda, Yukarida Esra Hanim, seriati savunmus, ulkemizde seriat sisteminin olmayisina uzuldugunu ifade ettikten sonra, diye bir ifadeniz var. Şeriat sisteminin olmadığına üzüldüğümü nerede ifade ettigimi açıklarsanız sevinirim. Yazımda böyle bir ifade yok çünkü. Şeriat ile ilgili bir kaç açıklama yaptım, evet ama açıklamalarda herhangi bir üzüntü ibaresi yok. Üzüldüğüm noktayı yanlış anlamışsınız. Üzüntüm, laiklik ilkesini bahane ederek insanların inançlarına karışılması ile ilgili. Laikliğin bir baskı aracı olarak kullanılması ile ilgili. Laikliğin tamamen yanlış anlaşılmasına üzülüyorum anlayacağınız. Sizin de din derslerinde baskı görmeniz hoş değil. Bu da laiklik ilkesine aykırı. Din devlet denetiminde olursa bunların olması şaşırtıcı değil. Çocukların hangi dine göre eğitilecekleri sadece ailelerini ilgilendirir sonuç olarak. (Hangi din olacak diye çocuğa sorulması gerekir demek istemediğinizi düşünüyorum.) Buradaki uygulama da diğer ülkelerdeki uygulamalar da tasvip edilebilir değil. Islam dinin de zorlama yoktur, uygulamadaki yanlışlar, insanların içinde bulundukları imtihanda, (tabii ki en doğrusunu Allah bilir ama) başarısız olduklarının bir kanıtıdır. Müslümanların yaptıkları yanlışlar Islam dinine mal edilemez. Örnek verdiğiniz imam profilleri de bu düşünce ile değerlendirilmelidir. İmamlar da insan, iyisi de var, kötüsü de. Yaptıkları yanlışlar Islam dininden kaynaklanıyor diyemeyiz.
"Ben odedigim vergilerin imam maaslarina, cami yapimina ve isletilmesine gitmesini istemiyorum." diyerek, "laik devlet dini işlere karışmamalı" demek istemişsiniz aslında. Laiklik de bunu gerektirir, doğru. (Bu arada camiler bildiğim kadarı ile devlet tarafından yapılmıyor, hatta işletilmiyor.) Ama sonra şimdiki hükümet başörtüsü yasağını kaldırarak devletin dine müdahalesine son verirse, sokaklara çıkarım, darbe olması da umurumda olmaz demişsiniz. Buradaki çelişkiyi görüyor olmalısınız. Sizin ödediğiniz vergilerin harcandığı yerler ile ilgili hoşnutsuzluğunuz gibi, bir başörtülü genç kızımızın ailesi de, bizim ödediğimiz vergilerle ayakta duran üniversitelere benim çocuğumun girişi nasıl engellenebilir, bu nasıl iştir demektedir haklı olarak. Dini konulara giden paralardan hoşnut değilsiniz, tamam. Ama bu oluşumların size etkisi ile, üniversiteye girişin engellenmesi karşılaştırılırsa, haksızlık konusunda hangisinin ağır basacağı ortada. (Herkes esittir ama bazilari daha esittir” bu noktada var ne yazık ki. Keşke olmasaydı. Sözü şöyle söyleyelim, daha doğru olsun. "Herkes haksızlığa uğrar, ama bazılarının maruz kaldıkları haksızlık daha şiddetlidir, daha uzun sürer, daha çok zarar görürler." ) Üniversiteye giremeyen kişinin hayatı engellenmektedir. Bu konuda aslında sağlıklı düşünüyorsunuz, samimiyetinize inanıyorum. Deniz Hanım'a da üniversitelerin kapısı sizlere açılmalıdır demişsiniz. Ama bu düşüncenize şerh koymamanızı beklerdim. Bu düşünce, daha önce de dediğim gibi, bir ama ile kesilince inandırıcılığı kalmıyor. Ama'nın arkasındaki endişeleriniz, böyle bir haksızlığın devamına göz yummanıza sebep olmamalıydı. Endişeleriniz, haksızlığın devamından doğacak kötü sonuçlardan, daha kötü sonuçlar doğuramaz.
Islam dini ile ilgili yazdıklarınız, konu üzerinde düşündüğünüz, gözlerinizi tamamen kapatarak reddetmediğiniz izlenimi doğurdu içimde. Şüphelerimiz olması, herşeyin berrak şekilde görünür olmaması, bizlere belletilen çarpık bakış açıları ile, dine yaklaşmamız yüzünden oluyor genelde. (Tabii ki imtihanın varlığı da sebeplerden biridir diyebiliriz.) Önyargılardan kurtulmak gerekiyor öncelikle. Kuran'daki her ifadeyi kendi bütünlüğü içinde değerlendirmek, tek kaynak ile hareket etmemek gerekiyor. Anlamak için çaba harcamak gerekiyor diyebiliriz. Peygamberimize özel yazılan bölümlerin sebeplerini ayrı ayrı değerlendirmek gerek. O'nun hayatından örnekler verilerek, bizlere yol gösteriliyor olabilir. Olabilir diyorum, neye istinaden bunu söylediğinizi bilmediğim için. Ayrıcalık derken neden bahsediyorsunuz peki? O'nun bizden daha çok sorumluluğu olması gibi ayrıcalıklar mı? Adalet anlamında bir haksızlık olması olası değil. Islam dinindeki kadının konumu konusu ise benim de kafamı çokca kurcalamıştır. Halen de arka planda da olsa, bu konu hep gündemdedir. Günümüz şartlarında sorunlu görüntüler, uygulamalar var. Uygulamada, Islam dininin felsefesinden değil de başka sebeplerden sorunlar çıkıyor. Sebeplere örnek verecek olursak: insanların yanlış yorumlamaları, kolaya kaçmaları, din bahane edilerek dinden bağımsız kurallar koymaları (buna gelenek, töre diyebiliriz) vb. Bununla mücadele gerekli. Bu da dinin doğru yorumlanması ile mümkün. Doğru yorum da doğru eğitim ile mümkün. Islam'ın kadın-erkek konusuna bakışı ile ilgili daha önce başka başlık altına yazdığım bir alıntı var. Alıntı, bakışı çok güzel anlatıyor. Belki kafanızdaki soru işaretlerini bir nebze olsun azaltabilir diyerek buraya da almak istedim. Yazı uzayacak, site sakinlerinden özür diliyorum. Islami düşüncenin kadın-erkek eşitliğine nasıl baktığı ile ilgili olarak Seyyid Hüseyin Nasr’ın “Modern Dünya Rehberi” isimli kitabında yazdıkları:
“Erkek Ve Kadin
Kur'an-i Kerim insandan bahsederken Arapça insan yahut beser terimlerini kulanir. Her iki terim de insanoglu manasina gelir ve sadece erkek cinsi anlaminda degildir. Bu yüzden Kur'an-i Kerim'de "insan"a yönelik emirlerin hepsi ayni zamanda hem erkege, hem de kadina hitap eder. Bundan baska, Kur'an-i Kerim'in bazi ayetleri vardir ki, açikça her iki cinse birden seslenir: "Hiç süphesiz, Allah'a itaat eden erkekler ve Allah'a itaat eden kadinlar, mümin erkekler ve mümin kadinlar, sadik olan erkekler ve/sadik olan kadinlar..." (XXXIII:35)
Burada sunu anlamak önem kazanmaktadir: Bati dünyasi içindeki ve özellikle Amerika'daki modern akimların aksine -ki erkek ve kadini sanki aralarında hiçbir fark yokmuşçasina niceliksel bir sekilde esitlemeye çalisirlar- Islam her iki cinsi birbirini tamamlayan varliklar olarak görür. Keza Islam onları, ölümsüz bir ruha ve bu nedenle de ölümden sonra cennette saadeti kazanmasi ya da Allah'in Iradesine itaat etmedigi için cehennemde cezaya çarptırılmasi sözkonusu olan temel veya nihai suurda esit kabul eder. Islam'da ibadetler erkek ve kadina göre degismez; bunun tek istisnasi, namaz, oruç veya hac ibadetlerini yerine getirmesine izin verilmedigi kadinin adet dönemidir.
Bundan baska, ruhun ölümsüzlügü, ahirete dair vaad ve tehditler ve insanlik durumunun nihai imkani erkekler ve kadinlar için aynidir. Cinslerin farkli oldugu husus, Islamin niceliksel esitlikten çok bir tamamlayicilik olarak gördügü zahiri sosyal islevindedir.
…
Bu son derece karmasik meselede, Islamin bir yandan hesaba katmak zorunda kaldigi sosyal normlar ve zaruretlerle, öbür yandan da son asirda Bati toplumuna egemen olan erkek ve kadin arasindaki sürekli degisen modalarla ve iliski biçimleriyle iliskili temel Islami ögretileri dikkatle incelemek fevkalade önemlidir. Hiç bir sart altinda Batidaki bu degisen iliski biçimleri, herhangi bir özel Islam toplumunun uygulamalarının görünümlerini iyi veya kötü diye yargilamada ölçüt olarak kabul edilemez, Müslümanlar tarafindan. Burada farketmemiz gereken sey, Islami bakis açisindan erkekler ve kadinlarin Allah önünde esit olduklari ve kurtulusa erebilmek için ayin firsatlara sahip olduklari, ayni ahlaki ve manevi sorumlulugu, nihayet manevi ve dini anlaminda ayni hürriyet ve hakları haiz bulunduklaridir.
Belirli bir seviyede kadinlarin ayni iktisadi ve sosyal haklara sahip olmamalari, onlarin hiçbir hakki bulunmadigi kanisina götürmemelidir bizi. Bu, Islam'in erkek ve kadinların rollerini, örnegin daima varolmus olan iktisadi alanlarda kadinlarin faaliyetlerine kapiyi tamamen kapatmadan, birbirini bütünleyici bir tarzda tasavvur ettigi anlamina gelir. Bizzat Peygamber Efendimiz'in ilk esi Hazret-i Hatice bir tüccardi. Kadinlarin tahsil görmelerine de kapinin kapatildigi anlamina gelmez bu. Bu meyanda sunun hatirlanmasi gerekir ki, bazi ilk Hadis râvileri kadindi. Aynı zamanda ara sira yüzyillar boyunca büyük kadin Müslüman alimler de yetismistir. Ayin durum, gerçekte Islam aleminde yetisenlerden fazla olmayan kadin alimlerin çiktigi geleneksel Hiristiyan, Yahudi, Hindu
Budist dünyalarinda da.görülür. Bu meselede anlasılmasi gereken en önemli husus, Islamin yalmz erkege degil, insan türünün bütününe hitab ettigi ve ögretilerinin, her ne kadar ,ataerkil ve eril bir görünüm arzetse de, güçlü bir disil unsuru da içerdigidir.
Tarihi boyunca Islamin ondördüncü/yirminci yüzyil Batisinda ve hatta Dogunun bazi kisimlarinda bulunacak kadar çok sayida kadin hukukçu, iktisatçi veya doktor yetistirmis oldugu vâkiasi, Islamin kadinlarin rol ve görevlerinin bastirildigi varsayimini yalanlamaktadir. Daha önce zikredildigi gibi, egemen dinin Islamiyet olmadigi diger medeniyetlerin gerçekte çesitli meslek 'alanlarinda yetistirdigi, kadin sayisi Islam'in yetistirdiklerinin sayisindan fazla degildir; bu vakianin sebebi de Islam dininin, yapisindan baska bir yerde aranmamalidir.
Insan sorununu düsünmek için sunu da hatirlamak önemlidir: Islam bütün alanlarda tevhidi temin etmeye çalistigi için insan toplumunun cinsleri yahut çesitli siniflari arasindaki tahripkar rekabet ve karsi karsiya getirmelerden kaçinmaya gayret eder. Islamiyet yüzyilimizda dünyanin çesitli bölgelerinde yaygin bulunan cins ayrimciligi yahut cinslerin mücadelesine karsi oldugu kadar terimin Marksist anlaminda onüçüncü/ondokuzuncu yüzyilin sinif çatismalarına da karsidir. Islam bütün insanligi hem erkek hem de disi formlari içinde ve bu toplumu olusturan farkli tipteki insanlarin hepsiyle insan toplumunu hemahenk kilmaya çalisir. Islamiyet bastan, beri irkçiliga karsi olmustur ve karsi olmaya devam etmektedir; ayni zamanda bazi diger geleneksel toplumlarda bulunabilecek tam manasiyla tabakali bir toplum yapisina da karsidir.
Islam tipki bir evli rahipler toplumuna benzer; her kisi dogrudan Allah'a karsi sorumludur ve uzlete çekilmek suretiyle degil, evlilik kurumu dahil pek çok vasitayla dünyaya katilarak dine istirak etmektedir.” (Sayfa 56-60)
Yukarıdaki açıklamalarda “Islam her iki cinsi birbirini tamamlayan varliklar olarak görür.” ve “Cinslerin farkli oldugu husus, Islamin niceliksel esitlikten çok bir tamamlayicilik olarak gördügü zahiri sosyal islevindedir.” cümleleri işin özü olarak kabul edilebilir diye düşünüyorum.
Acı ve ızdırap konusuna yazıyı daha fazla uzatmamak için girmiyorum. Ama bu dünya hayatı bir imtihan olduğuna göre, bazı zorluklar içereceği de muhakkak. Zorluklar olacaktır ama bize yardımcı olacak Ana kitap ve yardımcı kitaplar herkesçe ulaşılabilir durumda. Yani "kitabın açık olduğu bir imtihan"* olarak düşünebiliriz hayatı. Allah doğru bakışa ulaşabilmemiz ve şüphelerimizi yok edebilmemiz için yardımcımız olsun.
Selam ve saygılarımla,
* İfade, http://www.hayatsadece.com/sorular.html sayfasından alıntılanmıştır.
Yazan: Esra Tarih: September 17, 2006 4:02 PM
Sevgili Bekir Bey, darılmayın lütfen, hakkımı yersiniz o zaman! Son paragrafta söz sanatı uygulamaya çalıştım, ama becerememişim. Bakın şöyle demiştim, atlamışsınız sanırım: "Bekir Bey bana bir gol atmış oldu üslup avcılığı hususunda, kendisine tebriklerimi sunuyorum."
Yazan: metin-thePoor Tarih: September 17, 2006 4:48 PM
Bir önceki yorumumda yazmayı unutmuşum ama Zeynep Hanım yazmış sağ olsun. Beyaz Hanım, Deniz Hanım'ın "biz bunları yaşarken aile çevresinden de farklı baskılara maruz kalıyoruz.bunlar çok zor şeyler..." cümlesini, Deniz Hanım'ın "basortusunu cikardigi" ve bu yüzden "aile ve sosyal cevre"den baskı gördüğüne nasıl yordu ben de anlayamadım. Beyaz Hanım, tüm başörtüsü takanların, başörtüsünü kendi istekleri dışında, aile zoru ile taktıklarına inanıyor sanırım. Bu inancın sağlıklı bir dayanağı olması mümkün görünmüyor.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 17, 2006 4:51 PM
Esra ve Zeynep Hanimlar,
Beyaz Hanim'in (butun adlari ile) neleri nelere yormaya kabil olduguni iyi takip etseydniz buna hic te sasirmaziniz. Butun entellektuel beslenme kaynagi Bekir Coskun, Colsan, ve Turenc; ne bekliyordunuzki? Gecenlerde benim "sizin Turkiye'de okumadsina musdae etmedikleriniz yurt disinda ,A,B, C gibi iyi universitelerde basarili oluyor; bu sizi rahatsiz etmiyormu" dememi neye yordu dersiniz? "Diploma kompleksi var sende; o diplomalar kartvizitten baska bisey degil, bende de va birkac diploma..." vs.
Sibel Fidel Beyaz'da inciler coktur. Ben durust laikciye rastlamadim simdiye kadar; isin guzel tarafi akillisina da rastlamadim. Demirkan Efegil'in bazi hunerleri va ama o da vehmettigi kadar zeki degil.
Selam, saygi ve muhabbwtlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 6:20 PM
Esra Hanim,
Bizim ulkemizin seriat ile yonetilmediginden uzuntu duydugunuz konusundaki yorumunuzu yanlis anlamis olabilirim, acikliga kavusturdugunuz icin tesekkurler. Yanliz, mumkunse direk olarak cevaplamanizi istedigim bir soru var, bizim ulkemizin hangi sisteme gore yonetilmesini istiyorsunuz? Yukaridaki yorumunuzdan seriat'dan yana degil, laik bir hukuk sisteminden yana oldugunuz sonucunu cikarabilir miyiz?
Zeynep Hanim,
Yorumlarinizda benim uslubumu elestiriyorsunuz, Malesef ben de sizin uslubunuzu ayni derecede nezaketsiz buluyorum, o nedenle sizinle direk diyaloga girmeyecegim. Yukaridaki sohbetimin muattabi Deniz Hanim'dir.
Yazan: Beyaz Tarih: September 17, 2006 6:26 PM
"...Malesef ben de sizin uslubunuzu ayni derecede nezaketsiz buluyorum, o nedenle sizinle direk diyaloga girmeyecegim..."
ama beyaz hanım sizde hemen "saat tıkırtısı" kategorisine koyuyorsunuz insanları(ne demekse saat tıkırtısı???)ne kadar çabalasamda sizin geçmişteki üslubunuz kadar nezaketsiz olamam.geçmişteki dedim dikkat ederseniz,görüyorumda son zamanlarda daha nazik,daha hanımefendi bir üslup takınıyorsunuz üslubunuzun eleştirilmiş olması işe yaradı sanırım,bu çok güzel.siz beni her ne kadar "saat tıkırtısı" kategorisine koymuş olup muhattab almıcak olsanız da ben sizi hala "kapı gıcırtısı" kategorisine dahil etmiyorum :)
(sanırım bu sitede yorum yapan bir zeynep daha var,herhangi bir yanlış anlaşılma durumu söz konusu olmasın diye belirtmek istedim)
Yazan: zeynep xx Tarih: September 17, 2006 7:47 PM
Hülagu bey,
Türklerin yaklaşık 1000 seneden beri müslüman oluşunu ve bu zaman dilimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Müslümanlıkla geçen bu bin yıl bir kayıp mı? Türkler, göçebe ve Şaman olarak mı kalmalıydılar sizce?
Saygılar,
Yazan: ilhanb Tarih: September 17, 2006 10:49 PM
Değerli yorumcular, konu başlığı komplo teorileri
ile ilgiliydi, tartışma ilginç gelişme gösteriyor.
Komplocuların babaları olarak ABD İsrail ve İngil
teredir dersek,bunların bugünkü hedefinin İslam
dini olduğunu da veri kabul edersek. Bu düşmanlık
hedefi ile dünya üzerindeki hegomonyalarını pekiş
tirmeyi sağlamaya çalıştıklarını ön görürsek...
1-Türklerin ve Türkiye cumhuriyetinin mutlaka bu
savaşta saflara kazanılması gerekiyor.
2-Bunun sağlanması için Türklerin İslamla arasının
açılması gerekiyor.
3-Böyle bir operasyonun başarıya ulaşması için
islamcı görünümlü iğrenç eylemler tasarlanabilir,
ve islam karşıtı merkez medya ile bunlar abartıla
bilir.
4-Hiçbir seçilmiş iktidar İran ve Suriye'ye saldıramaz. Bunun için parlemento dışı bir iktidar
için çalışılmaktadır.
Bu alçakça komplonun gerçekleşmesi çok kolay değil
çünkü, geçmişte bu Babalara hizmet etmiş pek çok
etkili güç, sıra İslama gelince ayak diriyorlar.
Bu ayak direme bu güçlerin islamcı olmasından çok,
din ayağı kırılmış bir ülkenin ayakta durma şansı-
nın kalmayacağını idrak etmelerindendir. Ülkenin
bütünlüğünü sağlayan en etkili faktörlerin başında
İslam dini geldiğini görmektedirler. Bu komploya
hizmet eden herkese şeytana uyuyor demek insafsız
lık olmaz zannımca.
Gelelim AK Partiye dönük eleştirilere.
27 Mayıs- 12 Mart- 12 Eylül- 28 Şubat darbeleri
seçim kazanmanın iktidar olmak anlamına gelmediği
gerçeğinin tarihsel damgalarıdır.
İktidarlar İMF den aldıkları parayla memur maaşla
rını ödemekle yetinmeye zorlanmışlardır.
Sezarın hakkı sezara, AK Parti buna ek olarak,
Tüm orta öğretim kitaplarını ücretsiz olarak
dağıtmaktadır.
Batı ve Doğu illeri farkı olmadan Sekizbin km.dub
le yol yapmıştır.
Havayolları ile taşımacılık zengin ayrıcalığı ol
maktan çıkmıştır.
Sadece Kayseride 20 Milyar dolarlık reel yatırım
yapılmıştır ki. bu bütüne yayıldığında 200 Milyar
dolara tekabül eder.
Hızlı Tren yapımı dünyada 7 ülke tarafından gerçek
leştiriliyor. Sekizincisi Türkiye olacak.
Dalaman, İzmir Antalya havaalanları Modern ve çok
apronlu hale geldi. Turist syısı inanılmaz artıyor
Osmanlı ve Selçuklu vakıf eserleri talandan kurtu
lup gün ışığına çıkıyor.
Leş gibi Tekel rakısı özelleşince 20 çeşit çok
leziz rakı tüm dünyada satılıyor. Maalesef irtica
gelecek diye karalar bağlayanlar şaşkınlığa uğruyor.
Baş örtüsü zulmü komplocu babalar izin vermediği için çözülemiyor. Onların istediği bu gerginlik
üzerinden hükümeti rehin tutmak.
Kızılay iğrenç bir yağma alanı olmaktan çıkıp, Lüb
nan dahil her derde düçar olanın dermanı oluyor.
Çokmu uzadı burada keselim. Hiçbir ortamda aktif politika yapmamaya yeminli biri olarak andımıza halel getirmeyelim. Haksızlıklara tahammül edeme
dim. Büyük politik sorunların çözümü maalesef AK
Partinin yada herhangi bir partinin tek başına
aşabileceği şeylerden değil. Komplocu babalar izin
vermezse demokratik iktidarlar maalesef itilip
kakılır. Ne yapalım emir demiri keser, ABD şimdi
lik istediğini yaptırmanın iplerine sahip.
Hakkı teslim etme cesaretine sahip olamayanlar yarın İlahi divanda başı önde durmaya mahkumdur.
Saygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: September 17, 2006 11:04 PM
Beyaz hanım,
Şüpheler iyidir, yargılar iyi değildir.
Kur'an'ın 23 yılda ayet ayet inmesine, hatta bir surenin içinde aralarında yıllar bulan ayetler birarada bulunmasına karşın bütünlüğe sahip olması mucizedir. Kur'an'ın mesajının Hz.Muhammed'in yaşamına paralel şekilde verilmesine karşın bütün insanlığa hitap edebilmesi bir mucizedir. Kur'anda "Muhammed" tabiri yanılmıyorsam sadece 1 defa geçer (Fetih suresinin son ayetlerinden birinde galiba). Hz. Muhammed'e ayrıcalık mı? Huh ! Ayrıcalık olarak verilen Rabbine daha çok yaklaşması için ekstra gece namazının verilmesidir. O'nun sorumluluğudur, tabi isteyen bu "gece ekstra"sına çıkmakta serbest, ama bizim sorumluluğumuz yok. Sabah namazını ruh gibi kılarken bir de gece kalkıp namaz kılmak ! Hiç yapabileceğim bir şey değil. Bir ayrıcalığı da eşlerinin yabancılarla kapı arkasından görüşmesidir. Hz. Muhammed gibi sosyal bir insan için bu ağır bir mükkelefiyet. Ama bedeviler gibi geri kalmış insanların içinde Hz. Muhammed'in yaptığı gibi eşlerini her gittiği yere yanında götürmek çok tehlikeli, nitekim Hz. Ayşe gibi bir insana iftirayla sonuçlanması böyle bir toplumda mukadderdi. Sizin ataerkil toplumda yaşadığınız sıkıtıları Hz. Ayşe ve Hz. Muhammed 14 asır önce yaşamışlardı. Peygamberliğin ve liderliğin paklığının korunması için böyle bir yasağın Allah tarafından gelmesini anlayabiliriz. İmtiyaz... Bir kabilenin ileri geleniyle konuşmak için kör ve yaşlı bir adamı ikinci plana aldı diye Kur'an'da azarlanan bir peygamber mi imtiyazlı? İmtiyazlı bir insan kendisinden her isteneni yapar mı, fakir adamı geri çevirmemek için üzerindeki gömleği çıkarıp verir mi Allah aşkına? Müslümanların yazdığı siyerleri taraflı buluyorsanız Goethe'yi okuyun mesela. Doğu-Batı divanını okuyun...
Sizin şüphelerinizin hemen tamamı yanlış uygulamalarla ilgili. Ne yazık ki insan tabiatında dini, kendi yaşayışına, konforuna, töresine uydurma adeti var. Öyle olmasaydı Hz. Adem'den sonra 124 bin peygamber gelmezdi. Taliban'a bakıp İslam'ı yorumlamaya kalkarsanız tabi ki çok farklı bir perspektif çıkar ortaya.
Yazan: blue Tarih: September 18, 2006 9:33 AM
Beyaz Hanım,
"Bizim ulkemizin seriat ile yonetilmediginden uzuntu duydugunuz konusundaki yorumunuzu yanlis anlamis olabilirim" cümleniz hala benim böyle bir yorumda bulunduğum yargısını ve hatta yorumu bu kelimelerle yaptığım izlenimini içeriyor. Yanlış anlamış olabilir değilsiniz, yanlış anlamışsınız. Cümlenizi şöyle kurmuş olsaydınız itirazım olmazdı : "Bizim ulkemizin seriat ile yonetilmediginden uzuntu duydugunuz konusundaki yargım yanlışmış, yazınızı yanlış yorumlamışım." Daha net bir zeminde konuşabilmek için bunu yeniden söylemek istedim. Sorduğunuz soruya cevap vereyim: Laikliğin tanımı doğru yapılırsa ve uygulaması da bu tanım çerçevesinde yapılırsa laik bir hukuk sisteminden ve laik bir devletten yanayım. Devlet, doğru tanımlanmış laiklik ilkesi gereği, tüm dinlere ve düşüncelere eşit mesafede ve saygılı olmalı, herhangi bir dini ve düşünceyi kayırmamalı, dayatmamalı ya da reddetmemeli, dinlerin ya da dinsizliğin yaşanabilmesi ve uygulanabilmesi için teminat olmalıdır. Laikliğin kendisi bir din olmamalıdır, din ve vicdan hürriyetinin tam olarak yaşanmasının teminatı olmalıdır.
Ülkemiz için yukarıda tanımladığım düzenden yana olmam Şeriat'ı kötü ya da eksik bulmamdan dolayı değil. Şu anda sadece müslümanlardan oluşan bir toplum değiliz. Başka dinden insanlar ve dinsiz olanlar var aramızda. Şeriat'ı, çok hukuklu bir sistem de olsa, kabul etmeyecek kişiler olacaktır toplum içinde. Bu koşullarda da uygulamada zorluklar yaşayacağımız aşikar. Herkesi kapsayacak bir hukuk sistemi daha kolay uygulanabilir, herkesçe kabul edilebilir. Böylece, barış ve birlik daha kolay sağlanabilir. Koşullar gereği, müslümanların da, dinlerini yaşamaları engellenmediği sürece, bu düzen içinde hayatlarını sürdürebilecekleri, bunda bir mahzur olmayacağı din alimlerince de dile getirilmektedir.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 18, 2006 12:27 PM
İlhanb bey,
Türklerin müslüman olması iyi midir kötü müdür, acaba Türkler iyi müslüman mıdırlara takılıp kalmıyorum ben. Dünya Türklerden ibaret değil. Net bir şekilde dinleri dünya barışına tehdit olarak görüyorum. Dinlerde barış, sevgi, hoşgörü diye bir şey olmadığı gibi dünyada kendi isteğiyle din seçen hiçbir millet'te yoktur. Hepsi kılıç zoruyla mecburen olmuştur.
Kutsal kitaplardaki sevgi, barış, hoşgörü kelimelerini toplayın bakalım sonuç ne çıkacak? Kin, nefret, intikam ve tehdit içeren kelimelerin bunlardan kat kat daha fazla olduğunu göreceksiniz. Her üç dinin mensuplarının birbirlerinden nefret etmeleri kanlı bıçaklı olmaları sizce tesadüf mü? Asırlardır en küçük bir tahrik te bile kan gövdeyi götürmesi sizce tesadüf mü?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 18, 2006 4:08 PM
Hülagü bey,
Kur'anda merhamet ve bağışlayıcılık her sayfada en az 3-4 defa geçer. Cehennemle ilgili ayetlerden hemen sonra da yine Allah'ın bağışlayıcı olduğu ve tevbeleri kabul ettiği belirtilir. Savaş ayetleri de çok azınlıktadır. İncil'de de durum farklı değil. Her üç dinin mensuplarının kanlı bıçaklı olması diye bir durum yok. Tarihteki savaşların hepsi siyasi arka plana sahiptir. Din, siyasiler tarafından motive edici bir unsur olarak kullanılmıştır sadece. Bunda din'in bir suçu olmasa gerek, öyle değil mi? Dünya savaşları hangi ayete binaen çıktı? Hitler çok dindar bir Hristiyan mıydı? Fazla ezberden konuşuyorsunuz.
Siz dünyada huzur ve barış için ne öngördüğünüzü söyleyin. Tamam, dinler kalksın... Yerine ne koyacaksınız? Hırsızı, ipsizi, sapsızı, caniyi nasıl adam edeceksiniz. Buyrun, formülünüzü bekliyorum.
Yazan: blue Tarih: September 18, 2006 5:22 PM
Esra Hanim,
"Ülkemiz için yukarıda tanımladığım düzenden yana olmam Şeriat'ı kötü ya da eksik bulmamdan dolayı değil. Şu anda sadece müslümanlardan oluşan bir toplum değiliz."
Bu yorumunuzdan, sadece muslumanlardan olusan bir toplum olsak, Seriat sistemini, laik hukuk sistemine tercih edeceginiz sonucunu cikarabilir miyiz? Laik hukuk sistemini tercih etmedeki motivasyonunuzu anlamak istedigim icin soruyorum. Tesekkurler,
Beyaz.
Yazan: Beyaz Tarih: September 18, 2006 6:20 PM
"Leş gibi Tekel rakısı özelleşince 20 çeşit çok
leziz rakı tüm dünyada satılıyor. Maalesef irtica
gelecek diye karalar bağlayanlar şaşkınlığa uğruyor."
Levent Bey, AKP icraatlari ile ilgili yorumlariniz arasinda yukaridaki en cok ilgimi cekti, uzerinde bir iki yorum yapma geregi hissettim. Kanimca, ulkemizin son yillarda yasamis oldugu ozellestirme tecrubeleri, AKP iktidarinin sermaye cevrelerinin kuklasi oldugu konusundaki tezimin, en carpici orneklerinden birisi.
TEKEL'in raki kismi ozellesti, ama nasil ozellesti takip edebildiniz mi bilemiyorum. Devlet bu sirketi yanilmiyorsam $300 milyona yakin bir fiyatla bir Turk yatirimci grubuna satti. Aradan bir sene gecti gecmedi, bu yatirimci grubu ayni sirketi $900 milyon gibi bir fiyatla, Amerika'li bir finansal yatirim firmasina satti. Aradaki $600 milyonun ne oldugu sizi pek ilgilendirmiyor olabilir ama beni ilgilendiriyor.
Sizin de ifade ettiginiz gibi TPG (TEKEL Rakinin yeni sahibi) ihracata yonelik bir stratejisi olacagini acikladi. Yani, Turkiye'deki alkollu icecek vergileri artsa bile rakiyi yurt disina pazarlayacaklar, onlar icin problem degil. Arti, vergi oranlarina dair ne pazarliklar dondu onu da bilemiyoruz tabi. Ornegin hukumet, viski, cin vb. gibi yuksek alkol ihtiva eden yabanci iceceklerin ithal edilmesine yonelik vergileri arttiracaginin sinyalini vermis olabilir. Kaldi ki, bu adamlar, gidip orada burada icki yasagi koyduklarinda bunu en basta kendi saf secmen kitlelerine yaranmak ve din uzerinden halki somurmek icin yapiyorlar. Benim tanidigim tuccar kafali AKP yoneticilerine, biraz parayi sokuldun mu, evvel allah bir oturusta bir sise rakiyi bile icirebilirsiniz.
Oyle icraat siralamadan once, o icraatlarin arkasindaki alevere dalevereleri de iyi dusunelim lutfen.
Yazan: Beyaz Tarih: September 18, 2006 6:50 PM
Komplo teorileri!
Herkes teorisyen oldu günümüzde.....
Ve buradada yaratılan suni ortama katkı verilmekte. Bazı gerçekler varki gün gibi aşikar ve bir teori olarak sunulmasına hiç gerek yok. Köylü Mehmet Efendide, Okullu çocuklarda, Girişimciler ve Politikacılarda bu durumun farkında herkes dümenini yürütme, daha fazla maddi yarar sağlama derdine düşmüş durumda.. hal böyle olunca alır gider bir popüler kültür reyting izdihamı ve başlar ne idüğü belirsiz kalemler komplo teorileri üretmeye...
her kimki üç kuruş uğruna bunlara prim vermekte hainlerin emellerine alet olmakta amellerine belkide farkında olmadan belkide bir aymazlık ile hizmet etmektedir..
neden teoriler üretmektense gerçekler görülmüyor ve gidişatta bir nebze olsun onurlu bir duruş gösterme gayretinde olunmuyor?
teorilerle zaman geçirmektense neden daha fazla üreten daha fazla tüketen ve yarınlarına güvenle bakan bir ülkenin refahı için çalışıp birer nefer olunmuyor?
son zamanlarda aldı gidiyor yeni söylemler simdide Turk Milletinin en Saygın Kurumu acze düşürülmeye çalışılıyor seklinde.. Günaydın!!
Dış mihrakların dertleri imanları budur yıllardır. Nasıl yapsak, nasıl etsek, acze düşürsek, daha fazla yararlansak, etkisiz kılsak kurumlarını yıpratsak, değerlerini yozlaştırsak, düşünmeyen, üretmeyen, paparazi ve stadyum programları ile uyuşturulmuş nesiller yaratsakta biz işimize baksak diye...
Kac tane çok kazanan köşe yazarı ve komplo teorisyeni halkın hassasiyetlerine hitap edip servetlerini arttırmak ve yaz sezonlarında tropik adalardaki tatil maceralarını yayınlamaktan başka reel ekonomiye katkı yaratacak alanlara el atmış durumdalar? Kaç tanesi bir araya gelmiş ve bir üretim tesisi kurmuş 3-5 kişiye istihdam yaratmış?(lafa gelince her konunun uzmanıdırlar atıp tutup ahkam kesmek ve böbürlenip şekil yapmak onlarda pek bilindiktir..) Kaç tanesi hür iradeleri ile yazı yazar halde? Kaç tanesi vergi kaçır mıyor? Kaç tanesi çocuklarını y.dısında burslu okut muyor? Kaç tanesi yazdıklarından onur duyuyor ve huzurlu uyuyor?
Pek azdır sanırım.. onurlu olmak zor zanaat günümüzde.. dik durmak, eyvallah etmemek, yalakalık yapmamak ve gerektiğinde maddi çıkarları göz ardı edebilmek Erdemdir. Maalesef bu yozlaşmadan siyasilerde nasibini aldılar ve yıllardır işe yarar milli çıkarların farkındalığında ülkeyi yarınlara taşıyacak verimlilikten uzaklar... onu yapmışlar bunu yapmışlar şunu özelleştirmişler falan düzenleme getirmişler.. bunlar her ahvalde süregelen ve zaten yapılması ve hangi hükümet dönemi olursa olsun yapılagelecek olan devletin bürokrasinin döngüsüdür..ve yapılmış bir görev olarak öğünülmeyecek kadar basit meseleler.. yol yapılmış .. okul yapılmış vb. ELBETTE YAPILACAK, BUNLAR TÜRK MİLLETİNİN ÖDEDİĞİ VERGİLERİN ÇARÇUR EDEMEDİKLERİ KISMI ile yapılan ve yapılırkende çarçur edilerek iltimasın yaygın olduğu işlerdir.. bu tip basit işlerle öğünmek siyasi cehalettir... dua etsinlerki sırtlarını dayayabildikleri dinamik bir girişimci sınıf oluştu ve halk yetinmesini bilen sebat sahibi onurlu Türk Milleti. Hep özendikleri avrupa toplumlarında bu siyasetçilerden hiçbirisi 1 hafta görev başında durabilme becerisini gösteremezler. Çünkü beğenmediğimiz avrupda Liberal ekonominin değerleri Birey tarafından anlaşılmış ve Ben bilinci onlarda daha bir oturmuştur... böylelerine geçit vermeyeceklerdir. Bizimkiler ise bir hayli pişkin hepimizi şaşırtan bir eda ile bildiklerini okumaya devam etmekte herkes seyirci kalmaktadır... ama nereye kadar?
Yakında (belki 2-3 seçim sonrası) milli değerleri ön planda tutan, daha ulusalcı ve tam bağımsızlık yanlısı güçlü bir Siyasi İradeyi Millet Meclise taşıyacaktır.
DAHA FAZLA ÜRETMEYE ve bir KALKINMA HAMLESİ YAPMAYA İHTİYACIMIZ VARDIR!
Peki ya kaç makro proje devreye girmiş?
Kaç bölgemizde ekonomik bir sıçrama yaşanmış?
Üniversiteler üretken mi?
Adalet sistemi nasıl işliyor?
Hortumcu ve Kaçakçıların teşvik edilmesi, kamu mallarının talanı önlenebildi mi?
Ulus AT, KIBRIS, ORTADOĞU siyasetinden memnun mu?
Yapay göstergeler dışında gözle görülür bir ilerleme var mı?
Halk artan Milli Gelirden payına düşeni alıyor mu?
Elbet süregelen oyunlar var ancak inanın bunlar sadece teori olmaktan uzak fakat gerçeğin ta kendisi. Komplo teorileri ise gerçeği perdeleme çabaları ve bu yürütülen oyunların bir parçası haline gelmiş durumdadır ve kendi kendini büyütmektedir.
Neyseki elit bir azınlık varlığının çabalarından ibaret bir durumdur ve çark etmeleri kolaydır bu döneklerin.. tepkiler yoğunlaşıp milletin şuuru ön plana çıkmaya başladıkça ister istemez çark edecekler ve yine çıkarları gereği kraldan çok kralcı olacaklar Vatan Millet Sakarya edebiyatı yapacaklardır böyleleri...
Bende verilere bakmak taraftarıyım. Olup bitenler mevcut veriler ışığında gerçekliğin kendi kurgusu içinde elbette farklı yorumlara gebedir ancak bunların direkt yada dolaylı olarak hizmet ettikleri amaç ve yarattıkları bilinçaltı etkisi önemlidir. Her fikir komplo teorisi olarak adlandırılmamalı ancak her gerçek durum bir teoriye oturtularak insanlar taraf edilmeye uğraşılmamalıdır. Gerçeklik tüm çıplaklığı ile göz önüne serilmelidir.. halk kendi yorumunu zaten yapacaktır. MEDYA KENDINE GELMELIDIR YA DA ADAM EDILMELIDIR! TV izlenebilir, gazeteler okunabilir objektif ve doğru haber kaynakları olmalı ayşenin fatmanın donu, gömleği, medyumlar, cinler, periler, abuk subuk diziler ve kotu orneklerden bir nebzede olsa arındırılmalı daha nezih bir genç nesilin gelmesine hizmet etmelidir. Soytarı kılıklı nerede işe yaramaz konu var bunlarla uğraşan tembel ve üretken olmayan populist haberci kalıntılarını kazımalı ve daha düzeyli bir çizgi yakalamalıdır. Bu MEDYA için sosyal bir sorumluluktur.
Milletin komplo teorisyenlerine ihtiyacı yoktur. Çalışan, üreten, değer yaratan, Katma değer Oluşturan, sonraki nesillere aktaran, Atatürkçü bir çizgiye sahip tam bağımsızlık yanlısı vatanperverlere ihtiyacı vardır. Ve milletin bağrında azımsanmayacak kadar çok vardır.
Yazan: Mustafa E. ORAN Tarih: September 18, 2006 9:27 PM
Metin Bey,
"Sahi Mehdi ne zaman gelecek? Gözümüz yollarda kaldı." diyor Hulagu Han bey...
bu ayni cumle Ataman Bey'in "Su Cilgin Turkler" ilmegindeji bir yazisinda da aynen var..
Hulagu kesinlikle ataman bey..
ben bir pasif okurunuz olarak taniklik edeyim dedim...
Hulagu Han'in dine bakisi bir dusunce ya da dunya gorusunden ileri gelmiyor. tamamen mesrebinden ileri geliyor. buna isterseniz sosyopsikolojik deyin isterseniz de 'dinsel'.
cunku ancak bu kadar Islam dusmanligi ancak dini fanatizmle mumkundur...
selam ile
Yazan: hakki Tarih: September 18, 2006 9:37 PM
Hülagu bey,
Size, özellikle bin yıllık Türk-İslam tarihini vurgulamamın sebebi, Türklerin Müslüman oluşları iyi mi yoksa kötü mü tartışmasını yapmak değil. Siz bir ateist ve din düşmanı olarak karşınızdaki ile karşınızdakinin kutsalı ile alay etmeden istediğinizi düşünüp ahlaki boyutlarda bunun tartışmasını yaparsınız. Bakınız benim çevremde bir çok ateist insan var. Ancak, hiç birisi beni, dindar bir insan olarak, "niçin namaz kılıyorsun", sen git budist ol", "sen bir ruh hastasısın" gibi cümleler ile rencide etmiyorlar. Ben de onları, hiç zorlamadan bilgim dahilinde bilgilendirmeye çalışıyorum ama kesinlikle birbirimizi rencide etmiyoruz. Biz dindarlar için de aynı şey geçerli geçerli. Eğer bizler de sözlerimiz de veya davranışlarımız da terbiye sınırlarını zorlayıp haddimizi aşarsak bizler de suçluyuzdur.
Benim asıl merak ettiğim konu şu; yukarıdaki yazılarınızdan birinde “Allah’a inanmak bir ruh hastalığıdır” demişsiniz. Bu bağlamda, size göre bırakın bugünkü Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 85’ini, Allah’a olan imanlarının verdiği motivasyonun da büyük etkisiyle yadsınamayacak başarılara imza atan bin senelik Türk-İslam toplumunda yaşamış olan (şehitlerde dahil) rahmetlileri de “ruh hastası” olarak ilan ediyorsunuz.
Öte yandan, daha da yakın tarihe gelirsek; bu ülkeyi Kurtuluş savaşında Atatürk’ün stratejik zekası kadar zafere taşıyan en büyük motivasyonsal sebeplerden birini nedense görmezlikten geliyorsunuz. Şehitlerimizi bu ülkeyi savunma konusunda motive eden en büyük faktörlerden biri ne idi sizce? Ben söyleyeyim: rahmetliler bu ülkeyi “Allah Allah” nidaları ile savunuyorlardı, “ Darwin Darwin” nidaları ile değil. Siperlerinde savaş esnasında Kuran okuyup namaz kılıyorlardı. Birazda bu gerçeklerden bahsedelim lütfen. Sıcacık, modern yuvalarımızda, rahat rahat klavye karşısında ahkam kesmek kolay (hepimiz için). Evet hülagu bey, sadece bir cümleniz ile bu şehitlerimiz de bir “ruh hastası” olarak lanse etmiş oldunuz. Ne diyeyim size bilmiyorum. Allah bir an önce aklınızı başınıza getirsin.
Bu arada Hülagu bey. Şu açıdan da size teşekkür etmek istiyorum (en azından kendi adıma); sizin gibi (alaycı) ateist ve din düşmanları ile karşılaşmak aslında bizim gibi imanlı insanların inancını bir kat daha arttırarak imana daha da sarılmamızı ve halimize binlerce defa şükretmemizi sağlıyor. Yani, Ebu Cehil’lerin bile zıtlıktan oluşan gelişme babında bizlere faydası oluyor. Ancak, ne yazık ki bu faydadan siz nasibinizi alamıyorsunuz, sadece bizim işimize yarıyor. Blue bey’in de belirttiği gibi eğer bu düşünce tarzı ile devam edecekseniz yaşamınıza, benden size nacizane bir nasihat; tüm anti-aging yöntemlerini deneyip sağlıklı kalmak ve uzun yaşamak için elinizden geleni yapın ve bu maddi alemin tadını çıkartın. Çünkü, belki de hiç düşünmek istemediğiniz o gün gelipte ölüm meleğini karşınızda gördüğünüzde belki bunlarla teselli bulursunuz biraz.
Yazan: ilhanb Tarih: September 18, 2006 10:13 PM
Beyaz Hanım,
Yazımı, içinden istediğiniz bir sonucu söküp çıkarmak için okumasaydınız (ki ben böyle bir izlenim edindim açıkcası), motivasyonumu biliyor olurdunuz. Olsun, yeniden tekrar edelim: Günümüz koşullarında, barış ve birliğin sağlanabilmesi için, herkesin kabul ettiği, herkesi kapsayan, uygulamada zorluklar yaşamayacağımız standart bir hukuku benimsemek daha mantıklıdır. Motivasyonlar=herkesçe kabul edilmesini, herkesi kapsamasını, barış ve birliğin sağlanabilmesini, kolay uygulanabilir olmasını istemek, tercih etmek. Toplumsal barış ve huzur için, önceki yazımdaki laiklik tanımı çerçevesinde, vatandaşların en temel haklarına kavuşmalarını istemek.
Ben laik hukuk sistemini kabul etmiş bir ülkede doğdum ve şu anda da aksaklıklarla beraber bu sistem yürümeye çalışıyor. Mevcut koşullar içinde sorunlarımızı halletmeye çalışıyoruz. Saik bundan ibaret aslında. Din ve vicdan hürriyetinin ülkemizde tam manasıyla hayata geçmesi ve tüm vatandaşlarına eşit mesafede duran, haklarını koruyan bir devlet sorunları halledebilir. Bugün homojen bir toplum kalmamıştır, bizim toplumumuz da homojen değildir. Bu yüzden sorduğunuz soru anlamını yitiriyor. Bu noktada, nereye varmak istediğinizi sormak ihtiyacı hissediyorum. Şeriat deyince aklınıza ne geldiğini de az çok tahmin etsem de sizden duymak istiyorum. (Şeriat’ın anlamını, benim neden bahsettiğimi aşağıya ekliyorum.) Homojen bir toplum olsak yani hepimiz şeriat ile yönetilmek isteyen Müslümanlar olsak, Şeriat ile de yönetilebilirdik ve bu çok doğal bir şey olurdu. Bu mu duymak istediğiniz? Şimdi bu cümleden yola çıkarak, “Şeriat istemeyen Müslüman olur mu? Onlara isteyip istemediklerini soracak mısınız? Yoksa despotizm mi uygulayacaksınız?” ya da “Siz mecburiyetten laik hukuk ve devlet istiyorsunuz, ilk fırsatta asıl istediğinizi hayata geçirmek isteyeceksiniz.” demeyeceksiniz umarım. Derseniz, yazdıklarımla ilgilenmeme/anlamak istememe ve aklınızdakileri söylemek için araç olarak kullanma çabanızı zorlamış olacaksınız.
Bu arada Şeriat ‘ın tanımını yapmak ihtiyacı duydum. Hayrettin Karaman Hoca’nın tanımı ile Şeriat’ın iki anlamı vardır: “Birisi şeriat eşittir din ve İslâm; ikincisi şeriat eşittir dinin bir kısmı, yani siyasî, iktisadî, ictimaî ve hukukî hükümleri, düzeni ifade eden kısmı. /…/ (İkinciyi) İslâm hukuku, iktisadî, siyasî ve ictimaî nizamı, bu nizamı oluşturan kurallar bütünü şeklinde tanımlayabiliriz.” *
Burada ister misin, olur mu olmaz mı diye bahsettiğimiz Şeriat, 2. tanımda ifade edilen şeriattır. En azından ben bu anlamı ile şeriattan bahsediyorum.
Peki Beyaz Hanım, siz hangi hangi sistemden , devletten yanasınız? Laikliği kullanan despot, dayatmacı bir devletten mi, yoksa insan haklarına saygılı, her düşünceye, fikre, dine eşit mesafede, hepsine saygılı, vatandaşlarının haklarını koruyan bir devletten mi? Laiklikten, laik hukuk sisteminden anladığınız nedir? Bu tanım bazı vatandaşları, en temel insan ve vatandaşlık haklarından mahrum ediyor mu? Bu soruyu kendinize soruyor musunuz? Soruyor ve cevabı da evet olarak veriyorsanız, bundan rahatsızlık duymuyor musunuz? Bunun sebepleri sizce nedir? Bu düşüncelerinizdeki motivasyonunuz nedir? Paylaşır mısınız? Cevap hayır ise vereceğiniz tanımı daha çok merak ettim. Bir de şeriat denince aklınıza hangi tanımı ya da ne geliyor?
Bu silsile halindeki sorularım için harcayacağınız zahmete şimdiden teşekkür ederim.
Saygılarımla,
* Tanım , http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/2/0208.htm sayfasından alınmıştır.
Yazan: Esra Tarih: September 19, 2006 1:08 AM
Mustafa Bey,
Hosgeldiniz. Soylediklerinize gonulden katiliyorum.
Yorumlariniz arasinda bir tanesi oldukca ilgimi cekti. Universitelerimiz uretken mi diye sormussunuz? Bence, zannedilenin aksine, oldukca uretken, hem de tum imkansizliklara ragmen. Gecenlerde Amerika'da yasayan bir Turk akademisyen arkadasim ile konusuyordum, dunya yayin siralamasinda Turkiye'nin 21. siradan 19. siraya yukseldigini ifade etti. Hangi ulkelerle yaristigimiz ve yabanci dilde yayin gerekliligi goz onune alinirsa bence 19. sira hic de azimsanacak bir konum degil. Hem de, hukumetin universiteler ile kavgaya tutustugu ve politik cekememezlikler yuzunden universitelerin arastirma butcesini cok kayda deger bir sekilde kesip, diyanetin butcesini arttirdigi bir donemde.
Bu sevindirici gelismeyi paylasmak istedim.
Beyaz.
Yazan: Beyaz Tarih: September 19, 2006 2:00 AM
Hakkı Bey,
Teşekkür ederim. Mesajınızı Bekir Bey -sağolsun- iletti bana.
Bekir Bey'in ilk uyarısından sonra Hulagü Han'ın yorumlarını daha dikkatli okuyunca Ataman Bey'in üslubunu yakaladım. Daha önce yakalardım ama konduramamıştım doğrusu! Analar ne Hulagü'ler doğururmuş meğerse! Pes doğrusu.
Ataman Bey,
Keşke daha önce açık açık deklare etseydiniz faşist olduğunuzu; size o kadar vaktimi ayırmazdım. Sizden alacaklıyım, haberiniz olsun!
Yazan: metin-thePoor Tarih: September 19, 2006 1:20 PM
Sn. Beyaz,
Keske bu konuda size tam olarak katılabilseydim.
Üzülerek belirtmek istediğim husus akademik yayinlarin sayisal coklugundan ziyade nitelik bakimindan cagin gereklerine uygunluk ve toplumun cikarlarina hizmet etme olcutleri ele alinarak değerlendirilebilirliğidir.
Elbette akademik üretkenlik düzeyi ve bunu iredelemeniz hususu sevindiricidir ancak resmi geniş aciyla ele almali ve asıl kastetmek istediğimin Üniversitelerimizin genel durumu olduğu gerçeğini işaret etiğimi anlamnızdır. Yoksa üniversiteleri eleştirmek gibi bir kastım olmamıştı elbet bir ucu dokunacaktır ancak asıl hedef değindiğiniz gibi Üniversitelerin imkanlarının arttırılması, özel sektör-Üniversiteler arasında organik bağlar kurulması ve cıktıların sadece akademik birer yayın olma niteliğinden ziyade reel ekonomi ve ülke kalkınmasına hizmet edecek projelerin birer parçası olması yönünde atılacak makro adımlar arzusu içinde olduğumu belirtmekti.
Bu arada pek çok yayın aslında birer çeviri niteliğinden öteye geçemiyor. Ve ben bu tip çevirilerde akademik bir zenginlik yaratıldığı görüşüne katılamayacak kadar rasyonel düşünen bir bireyim. (Mikro iktisat dersine hazırlanırken ders kitabının orjinali olduğuna inandığım ve onunla hazırlandığım İngiliz dilinde yazılmış bir kitaptan hazırlanmış ve bolumun en yuksek notlarından birisini almıştım... ilginç olan ise kitabın aynı üniversitenin kütüphanesinde bulunanlardan biri olmasıydı..)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devlet başkanı Sn. Talat Türkiye'nin Tanıdığı ve Garantörü olduğu bir Kardeş Ülke Lideri konumunda ve Türkiye'de düzenlenen bir Sportif Organizasyonda Ödül Törenine katılarak bir ödül takdim ettiği için Petrol Amca Türkiye'ye 5 milyon USD ceza kesiyor ve bir bakanımız bunun ödeneceğini bu tip buyuk organizasyonlarda bu tip buyuk risklerin bulunduğunu ifade ediyor.. aklım almıyor doğrusu ben mi fazlasıyla garip biriyim yoksa gercekten akıl almaz bir riyakarlık örneği mi sergilenmektedir? Nasıl bu kadar sessiz bir şekilde içine sindirebiliyor insanlarımız, aydın diye geçinenlerimiz.. İstemiyorum Formula falan, oynatmayın ulusların serefi namusu ile biraz onurlu olun yeter... izin vermeyin bu kadar içimize nüfuz etmelerine... onurlu olmak yaptığının arkasında durmak ve izinden gitmektir..
Türkiye'ye gelmek bu pastadan pay almak, reklam geliri elde etmek, şirketleşmek istemiyorlar ise gelmesinler zaten ne yapacaklar KIBRIS'ı tanıyan Türkiye'de... baksanıza bir ödülü dahi sindiremiyorlar içlerine... tanıtım ise Türkiye tanınıyor zaten hemde sanıldığından fazla tanınıyor.. hem bırakın Tüm dünya Türkiye Grand Prisinin iptal olması ve Türklerin onurlu duruşu ile tanısın bizleri.. daha fazla tanıtım sağlar inanın... silik ve ezik cezaya tabi tutulmuş ve bunu kabullenmiş bir garantör devlet olmaktansa bu daha iyi olacaktır.. ceza falanda ödemeyiniz ... hele benim ödediğim vergilerle!!
Yazan: Mustafa E. ORAN Tarih: September 19, 2006 9:42 PM
Esra Hanim,
Insan haklarina saygili, her dusunceye, fikre, dine esit mesafede, hepsine saygili, vatandaslarinin haklarini koruyan bir devletten yana oldugumu yuksek sesle soyleyebilirim. Ikimiz de aslinda ayni seyden yanayiz gibi gorunuyor, ama ya birbirimizin samimiyetine inanmiyoruz veya, daha muhtemel olani, inandigimiz noktaya nasil ulasacagimiz konusunda ciddi gorus ayriliklarimiz var.
Haftasonu, yazmis oldugum yoruma uzun bir cevap verdiniz. O cevabi okudum, ama size yanit vermeden once bazi noktalari acikliga kavusturmak istedim.
Yazinizda su ifadeye vermistiniz:
"Buradaki uygulama da diger ülkelerdeki uygulamalar da tasvip edilebilir degil. Islam dinin de zorlama yoktur, uygulamadaki yanlislar, insanlarin içinde bulunduklari imtihanda, (tabii ki en dogrusunu Allah bilir ama) basarisiz olduklarinin bir kanitidir. Müslümanlarin yaptiklari yanlislar Islam dinine mal edilemez. Örnek verdiginiz imam profilleri de bu düsünce ile degerlendirilmelidir. Imamlar da insan, iyisi de var, kötüsü de. Yaptiklari yanlislar Islam dininden kaynaklaniyor diyemeyiz."
Sorun su ki, biz bu Islam dinine nasil guvenecegiz? Ortada bir suru yanlis uygulamalar var, ama bu yanlis uygulamalari ne Muslumanlara maletmek mumkun, ne Islam dinine maletmek mumkun. Sizin gibi, kendilerini ilimli olarak tanimlayan muslumanlar, bir cogulcu demokrasi, insan hak ve ozgurlukleri soylemidir tutturmus gidiyorsunuz, ama bana sizin bu soylemlerinize inanmak icin bir neden gosterebilir misiniz? Dunyada islama dayali ve sizin yukarida tarif ettiginiz, ozgurluklere, her turlu dusunceye, insan haklarina saygili bir rejim var mi? Artik bu soylem, cidden biraz komedi halini almaya basladi. Papa'nin soylediklerinden sonra gene gittiler bir rahibeyi oldurduler. Aksam CNN'de sizin gibi ilimli muslumanlari cikariyorlar, onlar da "biz bu rahibenin oldurulmesini tasvip etmiyoruz, yanlisliklar olabilir ama bu yanlisliklar Islam dinine maledilemez" diye konusuyorlar. Size samimi onerim, bu ilimli islam koncertosunu calacaksaniz, daha orjinal bir soylem, ama daha onemlisi bir icraat gelistirmeniz.
Yanlis anlasilmasin Papa'nin soylediklerini kesinlikle tasvip etmiyorum. Ancak, insallah, Papa, Turkiye'ye gelmez diye umit ediyorum, gelirse korunmasi cok zor olacak. Papa'nin basina da Turkiye'de birsey gelirse o zaman ayikla pirincin tasini. Onceki Papa, Agca'dan pacayi zor kurtardi, bu seferkinin akibeti ne olur bilemiyorum.
Olayin ozu su ki, hangi din olursa olsun, din siyasal bir felsefe veya bir yonetim sistemi olarak ortaya kondugu takdirde yanlisliklarin olmasi kacinilmazdir. Hele de icinde bulundugumuz cagin sartlari icerisinde, toplumlarin gittikce daha da heterojen bir yapi almaya basladigi bir duzende. Bu da bizi su noktaya getiriyor: Bir parti, hem din uzerinden siyaset yapip, hem de tum vatandaslarina esit mesafede durdugunu iddia edemez. Boyle bir sistemde yanlisliklarin olmasi kacinilmazdir. Onun icin, Deniz Hanim gibi ben de, ortak dilegimiz olan daha ozgur bir Turkiye, daha demokratik ve hosgorulu bir devlet hedefine, ancak dini siyasete alet etmeyen ve laik hukuk rejiminin degerlerine saygili bir parti altinda bulusarak ulasabilecegimizi dusunuyorum. Icinde bulundugumuz cagda, pek cok toplum gibi ulkemizin de ilerlemesi, ancak kompleks ve heterojen yapisini huzur ve baris icerisinde muhafaza etmesiyle saglanabilir. AKP bize, boyle bir yol onermiyor.
Ha, siz oneriyor derseniz, buyrun, inandiginiz gorus dogrultusunda AKP catisi veya benzeri bir olusum altinda mucadele edin. Ben mucadeleme farkli bir kulvarda devam edecegim. Bu yorumumu daha once dile getirdigim yorumlar ile birlikte okuyup, gereken sonucu cikaracaginiz konusundaki muhakeme gucunuze inancim tamdir.
Umarim, sonunda ozlemini cektigimiz Turkiye hedefinde bulusuruz?
Yazan: Beyaz Tarih: September 20, 2006 4:02 AM
Beyaz Hanım,
Cevabınız için teşekkür ederim. Gerçi sorularımın hepsine cevap vermemişsiniz ama neyse, canınız sağ olsun... Cevapları bana söylemeseniz de üzerlerinde düşündüğünüzü varsayıyorum. Ya da ümit ediyorum diyelim.
"Insan haklarina saygili, her dusunceye, fikre, dine esit mesafede, hepsine saygili, vatandaslarinin haklarini koruyan bir devletten yana oldugumu yuksek sesle soyleyebilirim." diyorsunuz. Bu noktada anlaşmış olmamız sevindirici. Ama bu düşünceyi yüksek sesle söyledikten sonra, birilerinin en doğal haklarının engellenmesine karşı çıkmıyorsunuz. Hatta bazı koşullarda haksızlığı ortadan kaldıracaklar karşılarında beni bulur diyorsunuz. Bunu yaptığınız anda kendinizi tekzip etmiş oluyorsunuz. Yüksek sesle söylediğiniz fikrinizde ne kadar samimi olursanız olun! (Samimiyetinizden şüphe etmiyorum. Ama söylediklerinizle, yaparım dedikleriniz arasındaki uyumu bozan birşeyler var. Sadece ortadaki çelişkiyi göstermeye çalışıyorum.) Bence en mühim ayrılık noktamız burası. Yöntem konusunda ayrılıklarımız olabilir ama ilk adımda birilerinin haklarının engellenmesine göz yummamalıyız. Yöntem birilerine karşı hak ihalili yapmayı ya da göz yummayı içermemeli. İçerirse, aslında anlaşmış olmuyoruz. Aynı kelimeleri kullanarak aynı cümleyi kurmuş olsak da, samimi olsak da.
"Sorun su ki, biz bu Islam dinine nasil guvenecegiz?" sorunuzdaki "Islam dinine" yerine "müslümanlara" demiş olsaydınız, sorunuz doğru ve daha anlamlı olurdu. Çünkü bu sorunuzun devamındaki cümlenizdeki "bu yanlis uygulamalari ne Muslumanlara maletmek mumkun, ne Islam dinine maletmek mumkun." cümlesindeki ilk kısma katılmıyorum. Sadece onlardır dememek kaydı ile yanlışları müslümanlara maletmek mümkün. Yanlış uygulamaların failleri müslümanlar ama ortamı hazırlayanlar her zaman ya da sadece onlar değil. Araştırmak, incelemek lazım. Sebeplerden biri bilgisizlikse, diğeri de müslümanların üzerindeki baskıdır kaanatimce. Dini eğitim iyi verilemedikçe, engellendikçe bilgisizlik artmaktadır. (Eğitimi iyi veremeyenler: müslümanlar, verilmesini ya da daha iyi verilmesini engelleyenler: din ile ilgili ortada birşey görmek istemeyenler). Bilgisizlik ile beraber, yaşam alanları daraltıldıkça uçlara savrulmalar, kapalı, 'sık dokulu'* cemaat yapılanmaları, akabinde yanlış uygulamalar artmaktadır. (Yaşam alanlarını daraltanlar: ortalıkta din ile ilgili birşey görmek istemeyenler, bundan faydalananlar: sorunlu cemaat içindeki müslüman liderler). İkisinin etkileşimi ile durum daha da vahimleşmektedir. Öncelikle bu gidişatı durdurmak gerek. İnandığımız noktaya ulaşmak konusunda ilk atılacak adımlar bence bunlar: baskının, engellemenin ve bilgisizliğin önüne geçmek. (Bu mücadele konusunda bir görüş ayrılığımız var mı?) Bu ilk adımların atılabilmesi için "cogulcu demokrasi, insan hak ve ozgurlukleri " zorunludur. Bu yüzden de tekrar edilip durulmakta, sizin deyişinizle tutturulmuş gidilmektedir. Neden gösterin demiştiniz, bir tane değil, birkaç nedeni yukarıda sıraladım. Bu sebeplerle ısrarcı olunmaktadır. Ayrıca bu ısrar, Islam'a ya da herhangi bir dine dayandırılmamaktadır. Herhangi bir dini rejim ile bunlar hayata geçer denmemekte, mevcut koşullar içinde bu hak ve özgürlükler verilmelidir denmektedir. (Bu yüzden "Dunyada islama dayali ve sizin yukarida tarif ettiginiz, ozgurluklere, her turlu dusunceye, insan haklarina saygili bir rejim var mi? " diye sormanız da bu yazışmamızla ilgili bir soru değil, bu yüzden konuyu dağıtmamak için bu soru etrafında birşeyler yazmıyorum.) Yazdıklarımın komik unsurlar içerdiğini, komedi olduğunu da düşünmüyorum. Sürekli tekrar edilmesi, sizin deyişinizle tutturup gidilmesi komik değil, ilk adımların bir türlü atılamıyor olduğunun göstergesi. Bu konularda bir arpa boyu yol alamıyoruz. Papa'ya gösterilen tepkiler de yine yukarıda söylediklerim ile de ilintili. Baskıya maruz kalan, bilgisiz bırakılmak için uğraşılan ve üstüne bir de tahrik edilen yığınlardan farklı davranış beklemek gerçekçi değil. Hiç bir şekilde şiddete meyletmeyi tabii ki tasvip etmiyorum ama meyletmeyeceklerini düşünmeyi, beklemeyi gerçekçi bulmuyorum. Bekir ve Suat Bey'lerin sürekli tekrar ettikleri gibi suçlu sandalyesinde sadece ve hep müslümanların olması da anlamsız. Şiddete meyledenler ne kadar suçlu ise, bu insanları buna itenler de, kışkırtanlar da o kadar suçludur. Yargılanacaklarsa hep beraber, hatta suçun işlenme sırasına göre yargılanmalıdırlar. Yoksa amacın üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğuna inanmamak için sebep kalmaz. Çözüm bulmak istiyorsak, daha bütüncül şekilde ve geniş açıdan bakmak zorundayız. Icraat geliştirmelisiniz diyorsunuz, icraat için önce baskı ve engellemenin kalkması lazım. Sonraki ya da beraberindeki ilk adım da bilgisizliğin yok edilmeye başlanması. Elbette serbest değil iken de icraatlar geliştirilebilir ama bunlar ancak engellemeleri son buldurmak konusunda olur. Üzerinde düşünün isterseniz. Komik bulmayacağınızdan eminim. Ayrıca müslümanlar dışındaki sorumlulara güvenmek mümkün müdür ondan da emin değilim. Ne dersiniz? Çözüme yönelik davranabileceklerini umabilir, onlara güvenebilir miyiz?
Sizinle yaptığımız yazışmalarda, en baştan beri siyasal Islam'dan bahsettiğimizi düşünmüyorum Beyaz Hanım. AKP ile ilgili iyi-kötü bir fikir belirtmedim. AKP yazılarımda seçimle iş başına gelmiş bir parti manasındadır. Yerine seçimle gelmiş başka bir parti ismini de koyabilirisiniz. Deniz Hanım ile AKP ile ilgili yazışmalarınız oldu, Hülagü Bey'in yazısındaki kavram karmaşasını açıklığa kavuşturmak için şeriat ve laik düzen ile ilgili ben birşeyler yazdım. Ama aslında ilk yazıdan beri söylediğim en önemli ve belki de tek şey, yani ana fikir şu: öncelikle, şart koşmadan, ama demeden, kim vesile oluyor bakmadan herkesin temel hak ve özgürlüklere kavuşmasını sağlamalıyız. Diğer konular sonra tartışılmalı. Siyasi Islam ile ilgili söylediklerinizde haklı da olabilirsiniz, haksız da. Ama konumuz bence bu değil, konuyu dağıtmamak için de bu konuya girmiyorum. Kaldı ki Islami söylemi olan partilerle iş yürütelemeyeceğini düşünüyorsanız, onlara oy vermezsiniz olur biter. Böyle düşünüyorsunuz diye insanların parti kurmasının, seçilmesinin önüne geçmekten zaten bahsetmediğinizi düşünüyorum. Ama sırf Islami söylemi var diye, seçilmelerinin akabinde, bazı sorunları çözmeye kalkarlarsa, darbe marbe dinlemem demek, engellenmelerini istemek ne kadar mantıklı, işte orada durup uzun uzun düşünmek gerekir. Bu kendi bindiğimiz dalı kesmek gibi ya da boğulmak üzere iken, uzatılan can simidini, kim veriyor diye bakıp, hoşlanmadığımız biri ise, istemem demek gibi birşey bence. Burada boğulan ülkemiz değil mi? Öyle bir girişimleri yok ama, çözecekleri sorun "temel hak ve özgürlüklerin hak sahiplerine verilmesi ise" bu daha da anlamsız kalmıyor mu? Kendi kendimizi baltalamak, bir çeşit intihar olmuyor mu? Seçimle işbaşına gelmiş bir partiyi engellemek demoktik midir, ülke için faydalı olur mu diye üzerinde düşünmeye değmez mi? Bence önce bunlar netleştirilmeli. Sonra hangi tip parti iyi olur, siyasi Islam'a dayalı rejim iyi mi kötü mü diye düşünmeye sıra gelir. Daha biz demokratik bir ortamda bile değiliz.
"Umarim, sonunda ozlemini cektigimiz Turkiye hedefinde bulusuruz" demişsiniz. Özlemini çektiğimiz Türkiye hepimizin rahat edeceği, birbirine eziyet etmeyeceği, baskı kurmayacağı bir ülkedir inşallah ve dediğiniz gibi inşallah o hedefe ulaşırız.
Saygılarımla,
* Taha Akyol'un 19 Eylül 2006 tarihli "Tarikat ve birey" isimli yazısından alınmıştır. Adresi: http://www.milliyet.com/2006/09/19/yazar/akyol.html
Yazan: Esra Tarih: September 20, 2006 9:11 PM
Esra Hanim,
"Sebeplerden biri bilgisizlikse, digeri de müslümanlarin üzerindeki baskidir kaanatimce. Dini egitim iyi verilemedikçe, engellendikçe bilgisizlik artmaktadir."
Bu tezinize katilmadigimi ifade etmek isterim. Dini egitim neden iyi verilemiyormus veya engelleniyormus anlamis degilim. Hepimiz, bu ulkede sunni islam egitimi verilsin diye vergi veriyoruz bu bir. Milli Egitim Bakanliginin okullarinda sunni islamin sartlarinin ogretilmesine dayanan din dersleri zorunlu bu iki. Sayilari gittikce artan ve hic ihtiyac duymadigimiz halde imam yetistiren okullari destekliyoruz bu uc. Bu okullardan mezun ettigimiz imamlari devlet memuru yapiyoruz, ve gidip halka din hizmeti sunsun ve din egitimi versinler diye maas bagliyoruz bu dort. Temelde sunni islam inancina hizmet eden, ve butcesi hukumet tarafindan rekor duzeylere cikarilmis olan bir Diyanet Islerimiz var bu bes. Ortalik, pratikte denetlenmeyen Kuran kurslarindan gecilmiyor bu alti. Her yerde mantar gibi Fethullahcilarin, bilmem kimlerin dershaneleri, okullari, tarikatlari turemis durumda bu yedi. Anlamiyorum, sizin ve cocuklarinizin dininizi ogrenebilmesi icin daha ne gerekiyor? Butun bunlari birakin, onunuzde kitap var, kaynak var, internet var, ailenizden aldiginiz egitim, kultur ve gelenekler var. Bunlarin hicbiri muslumanlarin saglikli bir din egitimi almasi icin yeterli olmuyor mu?
Hadi diyelim, bizim ulkemizde durum cok kotu, diger islam ulkelerinde, seriat ile yonetilen ulkelerde din egitiminin onunde ne gibi engeller var? Kucucuk cocuklara, sabahtan aksama kadar yadilli dudilli daladula da diye sallana sallana dua ezberletiyorlar, gene de din egitimi veremiyorlar oyle mi? Kusura bakmayin ama gercekten komik ve zayif buluyorum bu tezinizi.
Merak ediyorum, siz nasil bir din egitim modeli oneriyorsunuz, bu egitimin parasini kim verecek, ogrencilere dogru bilgilerin ogretildiginden emin olmak icin herhangi bir denetim yapisi ongoruyor musunuz, bu yapi kimin kontrolunde olacak? Din egitimi veren kisiler nasil yetistirilecek? Her dine mensup kisinin din adami yetistirmesine, yurt disindan gelen din adamlarinin ulkemizde egitim vermesine olanak saglanacak mi? Hangi dilde din egitimi verilecek? Din egitimi, kiz ve erkeklere ayrim gozetmeksizin, esit kosullarda ve ayni mekanlarda mi saglanacak? Turkiye'de uygulandigi haliyle laikligi yerden yere vururken iyi, ama temel hak ve ozgurluklere saygili bir baska model ortaya koymaya gelince, sadece sikayet, sadece talep.
Peki benim ve cocuklarimin temel hak ve ozgurluklerine kavusmasini kim saglayacak Esra Hanim? Bizim zorunlu din derslerini okumaya mecbur edilmemiz temel hak ve ozgurluklerimize aykiri degil mi? Sizin sunni islam dinini ogrenmeniz, ve din hizmetlerinden yararlanmaniz icin odedigimiz vergiler temel hak ve ozgurluklerimize aykiri degil mi? Basimiz acik olarak giremedigimiz (ve dolayisiyla turistik ziyaret disinda girmeyecegimiz) camilerin masraflari ve bu camilerde gorev yapan imamlarin maaslari icin odedigimiz vergiler temel hak ve ozgurluklerimize aykiri degil mi? Imam egitimi verilmesi icin odedigimiz vergiler temel hak ve ozgurluklerimize aykiri degil mi? Sabahin korunde hoparlorle okunan ezanin sesiyle uykumuzdan uyanmak temel hak ve ozgurluklerimize aykiri degil mi? Nufus cuzdanimiza bize sorulmadan, dinimizin yazilmasi temel hak ve ozgurluklerimize aykiri degil mi? "Herkes esittir ama bazilari daha esittir diye birsey yok". Daha onceki yorumlariniza, bu problemleri onemsiz problemler gibi tanimlayarak, basortusu sorununu sanki dini anlamda tek temel hak ve ozgurluk problemi gibi ortaya koydunuz. Umarim, bundan sonra gene ayni hataya dusmezsiniz. Kanimca bu temel hak ve ozgurluk problemlerinin hepsinin, tum dinlere ve tum vatandaslarimiza esit uzaklikta bir olusum tarafindan cozulmesi gerekiyor. O nedenle, basortusu konusunda daha once ifade etmis oldugum pozisyonu korumaya devam edecegim, cunku su anda bu sorunu cozmek icin ortaya cikmis kisilerin derdinin temel hak ve ozgurlukler oldugunu hic ama hic zannetmiyorum.
Diger konulari tartisabilriz ama basortusu konusunu da daha fazla uzatmak istemiyorum, soyleyecegimi soyledim. Deniz Hanim ile ayni gorusleri paylastigimi ifade ettim. Bu basortusu tartismasinin bizi bu noktadan daha ileriye goturecegini zannetmiyorum. Siz, bu konudaki mucadelenize inandiginiz dogrultuda devam etmekte serbestsiniz, bu konudaki hakkiniza saygi duyarim.
Saygilarimla,
Beyaz
Yazan: Beyaz Tarih: September 21, 2006 3:31 AM
Allah sabir versin Esra Hanim. Bu kisinin yazdiklarini okuyunca tuylerim diken diken oluyor; asilda asina olmama ragmen. Belki benim tavizsiz uslubun ise yaramiyor, iltisimio zorlastiriyor diyordum. Hala aksini isbatlamaniz icin dua ediyorum. Allah siz ve Bue Bey'in yardimcisi olsun. Benim tahammul sinirimi asiyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 21, 2006 5:19 PM
Beyaz Hanım,
Hem devletin din işlerine kaynak ayırmasını şiddetle kınıyor, tasvip etmiyorsunuz, sürekli bizim vergilerimizle şu yapıldı, bu yapıldı diyorsunuz, hem de devletin dini denetlemesini doğal buluyorsunuz. Çok yaman bir çelişki! Ben de benim vergilerimle ayakta duran laik kurumlarca, dine baskı uygulanmasını, insanların engellenmesini istemiyorum. Elini çekecekse tamemen çekmeli. Ne bütçe, insan kaynağı ayırmalı, ne de baskı altında alıp insanların dini inançlarına müdahale etmeli. Kısacası karışmamalı. Ama sizin istediğinizin, laik devletin dini baskı altında tutması ve aynı zamanda kesinlikle kaynak ayırmaması şeklinde olmasından şüpheleniyorum. Yani nefes almasına müsade etmesin istiyor gibisiniz. Yazınızın sonraki kısımlarında da sürekli vergilerinizin gittiği yerleri söylemişsiniz, üstelik benim önceki yazılarımda ısrarla bunu laikliğe aykırı bulduğumu söylediğim halde. Bu konuda size karşı çıkmıyorum ki! Siz de bu kadar rahatsızsanız, devletin dinden ve inanan insanlardan elini çekmesi için mücadele edin o zaman. Ne kaynak sağlasın ne de baskı yapsın. Kendi kendinizle çelişiyorsunuz sürekli. Devlet dinden elini çekerse, zorunlu din dersi olmaz. (Bunun da yanlış olduğunu yazmıştım yukarıda, okumuş olmalısınız.). Devlet dinden elini çekerse " sunni islam dinini ogrenmeniz, ve din hizmetlerinden yararlanmaniz icin " vergi ödemek zorunda kalmazsınız. Bu kapsama cami işletmesi (ki ben böyle bir harcama olduğundan emin değilim ), imam eğitim masrafları ve maaşları dahil. (Bu arada camileri de halk kendi kendine yapıyor merak etmeyin, sizin vergilerinizle bir ilgisi yok.) Ve devlet dinden elini çekerse nüfus kağıdındaki din hanesi ile ilgilenmez. Bu söylediklerimi yukarıdaki yazılarımda önemsiz gibi göstermedim, sadece hayata etkisi açısından ağırlıklarına göre sıralarım. Zaten "herkes eşittir, bazıları daha eşittir" sözünü de"Herkes haksızlığa uğrar, ama bazılarının maruz kaldıkları haksızlık daha şiddetlidir, daha uzun sürer, daha çok zarar görürler." dedim. Eğitim hakkının o an kanuştuğumuz haklardan çok daha ağırlıklı olduğunu söyledim ki hala da sözümdeyim. Ve bu sorun, seçimle iş başına gelmiş herhangi bir hükümetçe çözülebilir. Yeter ki sorunu çözmesi için önüne konan engeller kalksın. Burada illa AKP çözsün demiyorum, bunu da yukarıda söylemiştim. Çözmek isteyen hükümet çözsün, engellemeyin diyorum. İlla şu tanıma uyan hükümet çözsün demek bana kalırsa çözümden değil sorundan yana olmak demek. Ama siz böylesini doğru buluyorsanız, tabii ki ben de sizin fikrinize saygı duyarım. Siz de istediğiniz gibi şekillendirebilirsiniz davranışlarınızı. Ve isteğiniz üzerine konuyu kapatıyorum.
Camilere başörtüsüz girmemek ise bir saygı ifadesidir Beyaz Hanım, bunun temel hak ve özgürlüklerle ilgisi yok. Caminin söz konusu olmadığı benzer örnekleri düşünürseniz siz de bana hak vereceksiniz. Ezanın ise müslümanların yaşadığı bölgelerde okunması son derece doğal. Buna tepki göstermemek de bir saygı ve hoşgörü ifadesidir bence. Siz de kendi inancınıza uygun olarak ezana benzer ne varsa onu yapabilirsiniz. Ben rahatsız olmam.
Katılmadığım tezime istinaden yazdığınız paragrafınızda, dinin devlet tarafında baskı altında tutulmasının (ki bunu zaten doğru bulmadığımı daha önceki yazılarımda ve önceki paragrafta söylemiştim,) bariz işaretleri olan Diyanet kurumu, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden bahsetmişsiniz. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde bir hayat felsefesi olarak dinin öğretildiğini düşünmeniz beni hem hayrete düşürdü hem de güldürdü. Okullarımızda hangi felsefeyi öğretiyorlar ki din felsefesini öğretsinler! Üstün körü anlatılıyor. Zaten adı üstünde: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi. Doğal olarak genel kültür düzeyinde bilgiler veriliyor, hem din hem de ahlak ile ilgili. Zaten bu derslerle dini eğitim verilemeyeği için imam hatip okulları, Kuran kursları ortaya çıktı. Hepimiz biliyoruz ki insanlar çocuklarını dini bilgileri doğru düzgün öğrenebilsinler diye imam hatiplere yolladılar. Çoğunun aklında çocukları imam olsun diye bir düşünce yoktu. Ama çocukları dini eğitim alsın istiyorlardı ve başka da seçenek de mevcut değildi. Talep arzı doğurdu. Imam hatip okullarında da illa ki sorunlar, düzeltilecek yanlar vardır. Garip koşullar içinde çoğaldıkları için bu ihtimal daha da kuvvetli. Kuran kurslarında insanlara bahsettiğimiz, verilmiyor dediğimiz din eğitimini vermiyor zaten. Ayrıca çok derme çatma olanları var ki vermelerini de bekleyemiyorum açıkcası. Hem çocukların Kuran kursuna gönderilmesi belli bir yaşa kadar da yasak değil mi? Son durumu bilmiyorum açıkcası, takip edemedim. Diyanet kurumunun varlığı ise laiklik ile çelişir, bunu zaten defalarca söyledim. Hangi koşullarda kuruldu, hala neden var, işlevi nedir ve düzgün müdür araştırılır, tartışılır. Bazı konularda faydalı çalışmaları olduğunu da düşünüyorum açıkcası, varlığını çelişkili bulsam da. Yetmiyor mu bunlar diye soruyorsunuz. Evet, yetmiyor ki sorunlarımız var. Devlet denetiminde olan bir Diyanet ve memurları, okullarda kültür adı altında eğreti şekilde öğretilenler, imam hatip mezunları, halka yani kaynaklara, internete uzak, gelenek ve töreyi dinle karıştırmış, her türkü kışkırtmaya açık insanlara yeterince ulaşamıyor demem ki. Sorunları tespit edip, iyileştirmeler gerekiyor.
7. madde olan sizin deyişinizle "Fethullahcilarin, bilmem kimlerin dershaneleri, okullari, tarikatlari" ise eğitim vermeye çalışıyor gibi görünüyorlar. Bu madde sizin bir icraat yapmalısınız teklifinize cevap gibi aslında. Birşeyler yapmaya çalışıyorlar. Eğitim vermeye çalışıyorlar. Her birini tek tek incelemedim ama gözlemleyebildiklerim fanatik, cahil bir insan kesimi yetiştirmiyor. Kısacası, iyi niyetli girişimler olsa da hala herkese ulaşan, kapsayıcı bir eğitim verilemediğini düşünüyorum. Aslında bu ortada. Bu arada, diğer ülkeler adına konuşmuyorum kesinlikle. Oradaki ortamları, durumları bilmiyorum. Benim bir önceki yazım tamamen bizim ülkemize özel sorunlardan bahsediyordu. Bu yüzden o ülkelerdeki olaylara bakarak tezimi komik ve zayıf bulmanızın bir anlamı yok. Bizim ülkemiz ile ilgili olarak ortaya koyduklarınıza ise yukarıda cevap verdim.
Merak ediyorum, siz nasil bir din egitim modeli oneriyorsunuz, .. diye başlayan paragfanızdaki sorulara şu anda zaman darlığı ve iş yoğunluğu sebebi ile cevap veremiyorum. Sorularınız biraz da kapsamlı olmuş. İlk fırsatta cevap vermeye çalışacağım ama arası biraz uzayabilir. Kusura bakmayın.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 22, 2006 12:48 AM
Esra Hanim,
"Ama sizin istediğinizin, laik devletin dini baskı altında tutması ve aynı zamanda kesinlikle kaynak ayırmaması şeklinde olmasından şüpheleniyorum. Yani nefes almasına müsade etmesin istiyor gibisiniz." (E) demissiniz Beyaz Hanim'a yazdiginiz cevapta.
Gecmiste bu tartismanin aynisini kendileri ile yaptik. O "tamam laiklik vijdan, din hurriyeti sinirsiz olsun" der bir satirda arkasindan "sunni islam" icin yeni yasaklar siralar; azinliklar icin yeni hurriyetler istiyor; Lozan kesmiyor. Diyaneti rejim muhafizlarinin Islam'i kontrol icin kurduklarini bilmez bununla bize iyilik yapildigini dusunur ve geri alir. Ve ustad Demirkan Efegil kendisine hatirlatir "ne yapiyorsunuz Beyaz Hanim, diyaneti biz 'koyunlari kaplana kaptirmamak' icin kurduk, Bekir Bey onun icin ferah-i gonul ile 'tamam diyaneti kaldirin' herkes kendi kurumlarini dursun diyor" der. Bu hanima basortusu yasaginin dayandigi anayasa maddesi veya kanun gosterin dedigimde once YOK'un uygulamasini, gosterdi. ma o kanun veya Anayasa maddesi degil dedigimde ise "anyasa mahkemesinin kararini" (ki o da basortusunu yasaklamiyor) gosterdi bana. Daha sonra ise baska bir deha "sapka kanunu" dediginde kendisi de "tamam, simdi ozur dileyin ondan" dedi. Hasil-i kelam laikciler simdiye kadar bu mevzuklar uzerine dusunce gelistiremediler; cunki zorbalikla getirildi bu is simdiye kadar, tefekkur gucu ile degil. Tartismaya girmediler ki fikir uretsinler? Baksaniza acikli hallerine? Liberalligi, ozgurlukculugu Bekir Coskunm, Colasan ve Ilhan Selcuk'ta ogrenmislerdir. Baska sozluklerde aramayin onlarin nev-i sahsina munhasir tanimlarini. Demedimi "ben Fransiz, Amerikan felan degil Turkish laiklik istiyorum diye?
Laikcilerin argumanlarinda icsel tutarlilik, mantik, akil izan, insaf, bulamazsiniz. Cok denedik. "laikci entellektuel" malesef oxymoron (tezatlarin tevhidi) dir.
Girmeyecektim soze dayanamadim. Kimsenin bana cevap yazmasina gerek yok. Benim SITKIM siyrildi; bitap dustum. Iyiki siz genc, dusunebilen arkadaslar varsiniz.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 22, 2006 2:28 AM
Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde ne öğrendiniz diye sorarsanız, Atatürk'ün her şeyle ilgili ne kadar çok şey söylemiş olduğunu öğrendim. Bir de hadesten teharet-necasetten taharet diye bir şey kalmış aklımda :)
Geçen gün bir ilkokul fen kitabı geçti elime, merak ettim hala zihniyet aynı mı diye? Fen kitabında konunun sonunda çocuklardan şöyle bir araştırma yapması istenmiş:
- hücre-organel-organizma arasındaki ilişkiyle Atatürk'ün milli birlik ve beraberlik anlayışını değerlendiriniz.
Buyrun değerlendiriniz...
Yazan: blue Tarih: September 22, 2006 11:23 AM
Esra Hanim,
Bu sefer de siz benim soylediklerimi yanlis anlamissiniz. Ben, devletin dini denetlemesini dogal buldugumu soylemedim. Sadece, sizin ongordugunuz modeldeki din egitimi denetlenecek mi, ve bu denetimi kim yapacak diye sordum. Benim sahsi fikrimi sorarsaniz, devletin dini denetlemesini dogal bulmuyorum, ama din egitiminin kesinlikle denetlenmesi gerektigini dusunuyorum. Bu denetimi, icinde tum din ve mezheplerden kisileri barindiran, daha ozerk bir kurulus yapamaz mi ornegin? Cunku, cocuklara cihad diye gidip kendileri gibi dusunmeyen insanlari oldurmeleri gerektigini, ustlerine bir bomba baglayip kendilerini havaya ucururlarsa cennete gideceklerini, cumhuriyet gazetesini bombalayip, danistay uyelerini kursunlamanin, bahsiye ucok'lari, turan dursun'lari oldurmenin tanriya hizmet oldugunu, hukuk kurallarini bosverip islamaga orneginde oldugu gibi linc ile cezalandirmanin Allah katinda en dogru yaklasim oldugunu ogretmeye kalkarlarsa, sizce buna din ozgurlugu adina seyirci kalinmasi mi gerekiyor? Cocuklara, baslarini ortmeyen kadinlarin gunahkar oldugunu, bu devletin seriat ile yonetilmesi gerektigini ve diger insanlarin temel hak ve ozgurluklerini kisitlamanin Allah'in bize emrettigi duzenin bir geregi oldugunu ogretmeye kalkarlarsa, aman ne guzel diyip, buna seyirci kalinmasi mi gerekiyor sizce? Ayni sekilde, hristiyan okullarinda da (bahsettigimiz din ozgurlugu sistemine kavusunca bunlarin da sayisi kuskusuz ki artacak), islam bir siddet dinidir, akla ve mantiga aykiridir diye ogretim yapilirsa buna da hic karismamamiz gerekiyor sizce, oyle mi? Boyle bir ogretim, temel hak ve ozguluklere saygili, huzurlu ve heterojen bir toplumun varligi icin tehlikeli degil mi? Kaldi ki, sizin din yorumunuza bakildiginda, bu ogretiler, dinin yanlis ogretildigi anlamina geliyor. Dinin dogru ogretilmesi ne demektir, bunu nasil tanimlayacaksiniz, nasil denetleyeceksiniz?
Ben devletin dinden elini cekmesi taraftariyim, ve bunun yeni bir basortusu duzenlemesi ile es zamanli olarak yapilmasi gerektigini dusunuyorum. Bunu, yapacak iktidarin da, islam sapkasini kafasindan cikarmis ve dini konular soz konusu oldugunda tum vatandaslarimiza esit uzaklikta duran bir iktidar olmasi cok onemli. Bu iktidarin, hepimizi icinde barindiran, ve bu konulari samimiyetle cozmek isteyen bir iktidar olmasi gerekiyor o nedenle Deniz Hanim'in soylediklerine katiliyorum. Cunku, AKP iktidari, bu konulari cozmeye talip olsa bile islam sapkasi ile cozmeye kalkacak, insanlara temel hak ve ozguruklerini verme kaygisindan ziyade, bu duzenlemeleri nasil yapsak da, din ile bu halki somurme gucumuz artsa diye alevere dalevere yapacak, muhalif grup da, uzlasmamak icin tum gucuyle isi yokusa surecek ve en sonunda masadan daha buyuk bir buhran ve gerginlik ile kalkilacak. Siz de bunun boyle olacagini biliyorsunuz.
Bakin, zorunlu din dersleri konusunda Alevi bir baba, AIHM'ye basvurdu ve AIHM bu Alevi vatandasimiz lehinde karar aldi. AKP iktidari, acik yureklilikle cikip, evet haklisiniz, zorunlu din derslerini kaldiracagiz demek yerine, efendim bu karar Turkiye'nin gerceklerine uygun degil falan fistik diye, konuyu hemen hasir alti etti. Bu karar onumuzdeki aylarda tekrar onumuze gelecek, iktidarin tavrini tekrar gorecegiz. Su ana kadar, kutlu dogum haftasi kutlamalarindan, yatili okul ogrencilerini zorla imam hatiplere kaydettirme icraatlarina kadar, pek cok icraatlarini gozledik, lutfen samimi olunuz, bu adamlarin sizin dile getirdiginiz temel hak ve ozgurluklere saygisindan bahsetmek mumkun mu, hangi kafada olduklari belli degil mi?
Bakiniz, burada tum imam hatiplerin kapatilmasindan veya ozellestirilmesinden, imam ve din gorevlisi olarak gorev yapan tum memurlarin gorevlerine son verilmesinden bahsediyoruz. Din hizmetlerinin sekteye ugramamasi icin, bir gecis donemi gerekiyor, ayrica vergilerde halkin kendi din hizmetini kendi saglayabilmesi icin bir indirime gitmek gerekecek. Ama en sonunda, bu kurumlar olmayacak, halk kendi hizmetini kendi temin etmek durumunda olacak, bu kurumlari somurecek siyasetciler olmayacak. Hadi bakalim, bugun AKP iktidari ciksin da ben imam hatipleri kapatacak bir modele gitmeyi planliyorum desin. Siyasetciler, vampir gibi, bu organizasyonlarin varligi uzerinden besleniyor, Deniz Hanim'in basindaki ortuden besleniyor. AKP, kendi secmeninin gonlunu oksayip, muhalif gruplarin tepkisini cekecek, toplumsal gerginlige yol acacak, birkac duzenleme yapabilir, onun otesini yapamaz.
"Camilere basörtüsüz girmemek ise bir saygi ifadesidir Beyaz Hanim, bunun temel hak ve özgürlüklerle ilgisi yok. Caminin söz konusu olmadigi benzer örnekleri düsünürseniz siz de bana hak vereceksiniz. Ezanin ise müslümanlarin yasadigi bölgelerde okunmasi son derece dogal. Buna tepki göstermemek de bir saygi ve hosgörü ifadesidir bence. Siz de kendi inanciniza uygun olarak ezana benzer ne varsa onu yapabilirsiniz. Ben rahatsiz olmam."
Bu konu daha once Blue Bey'le de gundeme geldi. Kendisine de soyledim, size de soyleyecegim. Bu saygi ifadesi, gorgu ifadesi gibi seyler son derece soyut ve goreceli kavramlar. Size saygisiz gibi gorunen bir seyi ben dogal bulabilirim, tersi de olabilir. Hem liberal bir sarki tutturmussunuz, cogulcu demokrasi, temel hak ve ozgurlukler, farki melodiler istiyoruz diyorsunuz, hem de muhafazakar sapkanizi cikarip vestiyere asamiyorsunuz. Sorununuz da buradan kaynaklaniyor, sizce burada ozelestiri yapmanizi gerekli kilan bir celiski yok mu?
Camilere basortusu ile girmemek kime gore saygi ifadesi, ben Tanrinin evine girerken, nasil giyinecegimin bana dikte edilmesini haksizlik ve saygisizlik olarak goruyorum. Birkac tane erkek camide bayanlarin basini acik gorunce nefislerine hakim olamiyorlar diye, neden basimizi kapatmak zorundayiz? Neden duamizi erkeklerden ayri bir mekanda etmeliyiz, bence bu bana da saygisizlik, erkeklere de saygisizlik. Biz, yanyana durduk mu nefsimize hakim olamayan, zayif karakterli yaratiklariz, onun icin ayri mekanlarda olmamiz en hayirlisi demek. Kadin olarak, o caminin bana ayrilan arka kosesine gidip dua etmek, kendimin ikinci sinif vatandas ve alt sinif oldugunu kabul etmek demek. Benim icin cok komik, zavalli ve acinasi bir durum. Tabi, siz buna katilmayacaksiniz, katilmanizi beklemiyorum, saygi meselesinin goreceli bir kavram oldugunu ispatlamak acisindan ornek veriyorum.
Dinde, daha liberal bir olusuma gidilse, belki biz de kendi camimizi yaptiracagiz, kendi imamizi destekleyecegiz ve ona gore ibadetlerimizi yapacagiz. Cankaya'da, Nisantasi'nda, Izmir'de, Sisli'de kadinlarin basi acik, erkeklerle birlikte namaz kildigi, kadin imamlarin da oldugu camiler acilacak. Gecen gun Starbucks'da oturuyorum, yanima 10 tane hanim oturdu, belli ki birbirlerini bir kilise grubundan taniyorlar, konustuklari mesele, kadinlarin kilisedeki otoritesini nasil arttiracagiz, din bizden hep teslimiyetci olmamizi istiyor, biz hristiyan kadinlar olarak kilisede ve hayatta daha cok soz sahibi olmak istiyoruz, bu konuda gorus alisverisi yapiyorlar. Konusmanin %90'i geyik tabi, maksat orada oturup bir aksam, kocalardan ve cocuklardan uzakta kahve icmek, rahatlamak. Ama diyecegim o ki, boyle gruplar olusacak. Dikkatinizi cekerim, bu senaryolar, sizin akil hocasi diye nitelediginiz, kafayi seytanla bozmus talibanlarin korkulu ruyasi. Bu kadar fikir alisverisinden sonra, sizden bundan daha fazlasini bekliyorum Esra Hanim.
Ezan meselesi de gene ayni. Anlamiyorum, bu cagda herkes i-pod'unu ayarlayip, radyosunu, televizyonunu ayarlayip ezani evinin icinde okutabilir. Hadi, mesai saatleri icinde, sehrin tozu, dumani, gurultusu icinde okundu. Ama sabahin bir korunde veya gecenin bir yarisinda, yandaki camiden hoparlorle, sizi rahatsiz edecek, bebeginizi uykusundan uyandiracak tonda Arapca birseyler okunmasi, insanlara saygi mi? Ben bunu, saygisizlik olarak goruyorum. Saygisizliktan ote, Arapca olarak okunmasini komik, sacma ve anlamsiz buluyorum. Turkce olarak okunsun bari de ne diyor icinde anlayalim. Belki Diyarbakir'daki vatandasimiz da Kurtce olarak okunsun istiyor. Simdi, biri Arapca, biri Turkce, biri Kurtce okumaya kalkarsa ne olacak? Dini devlet kontrolunden cikarip, serbestlestirdiginiz anda, ben kendi kurmus oldugum camide Turkce okutacagim ezani mesela, degil mi? Buyursunlar imamlar ciplak sesle okusunlar, ona da tamam, ama oyle hoparlorden, echo yapan karoke cihaziyla, bilmem neyle okumak yigitlige sigiyor mu? Gene saygi konusunun goreceli oldugunu ifade etmek acisindan soyluyorum, yanlis anlamayiniz lutfen.
Saygilarimla,
Beyaz.
Yazan: Beyaz Tarih: September 22, 2006 7:51 PM
Sayın Blue,
"Hücre-organel-organizma arasındaki ilişkiyle Atatürk'ün milli birlik ve beraberlik anlayışını değerlendiriniz."
Gerçekten oldukça ilginç. Değerlendirilmek gerekir.
İleri düzey bir zorlamayla bunu sosyolojideki social organism kavramıyla ilişkilendirebiliriz ama bu herhalde durumu kurtarmaz.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: September 22, 2006 11:54 PM
Asagidaki yazinin uygun olcagi en azindan yirmi tane baslik bulabilirdim bu sitede. Kismet burasi imis. Buralardaki kadrolu laikcilerin zihinyet ve "verilerinin " kokeni konusunda birazcik olsun bilgilendirci olabileceini dusundu. Efenim "niye gidip kendi bloguna koymadin" diyebilecekler icin savunmam hazirdir: Rahmet, bereket PAYLASMA ayi olan Ramazan-i Serif ruhu ile PAYLASMAK istedim? Get it?
=============================================
M. NEDİM HAZAR
23.09.2006 CUMARTESİ
Omerta ve (sürprizsiz) yumurta!
Daha önce de bu köşede yazdım; Andıç Medyası’ndan hiçbir patron bu ülkede özgürlük ve demokrasi mücadelesi, ifade hürriyeti suçlaması yüzünden yargılanmamıştır…
Ama yolsuzluk başta olmak üzere bilumum yüz kızartıcı suçtan bazıları hakim karşısına geçmiş, bazıları ise bir şekilde sıyırmış/sıyırmaktadır.
Geçtiğimiz gün -ismi lazım değil- Ankara’da ikamet eden ve bu işlerden anlayan bir arkadaşım, iktidarın Andıç Medyası’ndaki bir grubun üzerine gitmemesini şöyle açıkladı: “Çünkü delik o kadar büyük, bataklık o kadar derin ki, bu millet bu hortumu kaldıramaz. Bu nedenle üzerlerine çok gidilmiyor; çünkü tahmin edilen hortumun miktarının öncekilerle kıyaslanmayacak bir boyutu var…” Bu nasıl bir yarıktır ki, Türk ekonomisini sarsacak diye pisliğin üzerine gidemiyorlar, diye düşünüp dururken siyah cübbeli rektörü gördüm ekranda. O nasıl bir cevvaliyet, o ne eşsiz celadet, o ne mene bir alikıran başkesenliktir anlayamadım. Bir an için sevgili öğretim üyelerimizin ülkedeki demokrasi ve özgürlükler adına, söz gelimi Elif Şafak davası, 301. madde hakkında filan, parladıklarını düşünebilirsiniz. Ancak ne acıdır ki durum öyle değil. Tipik bir tutucu ve statükocu ağzı ile siyasi söylemler ve aba altından sopa gösterme tavırları, 28 Şubat’ta şahit olduğumuz efelenme tripleri vesaire…
Üniversitesi böyle olan bir ülkenin baskın medyasının tavrı çok farklı olmayacaktı elbet. Koskoca dekanların, rektörlerin, yükseköğretim kurumu yetkililerinin tüm enerjisini, ‘nasıl yapsak da inançlı çocukları okullara almasak’ üzerine harcadığı bir ülkenin Andıç Medyası da bir yandan sürekli bir 28 Şubat Forever durumu…
Başka bir ülkede olsa geçmişinde Andıç utancı taşımış olan bir medya en azından başkasına akıl/fikir verirken birazcık toparlanır, kem/küm eder, hafiften kızarır, birazcık utanır/sıkılır filan… Ancak bizim Andıççılar hem dersini çalışmaz, hem de otoriterdirler herkesten. Bunun üzerine bir de bidayetinden beri, ‘tencere dibin kara, Müslümanlar bizden bile ahlaksız’ psikolojisi ekleyin ortaya böyle yok İslami omerta, yok ‘falanca hatun başörtüsünü attı’ filan durumu çıkıyor. Sakın ola ki abarttığımı filan düşünmeyin.
Bakınız işte yine geldi Ramazan ayı.. Başlayacak, ‘aslında din insanın içindeki bir olgudur, iman gizlenmesi gereken bir durumdur, benim kalbim temiz’ furyası. Sonra ‘nasıl oruç tutulmaz, nasıl ibadet edilmez’ fetvaları, teknik ve teolojik, post/modern fetva arayışları. Zekeriya Hocamız Ramazan hazırlıklarını çoktan yapmış, yeni delikler, boşluklar bulmuştur eminim… Azzz sonra yani…
Efendim, ‘İslamcı basın (yahu bırakınız yaftalamayı, kendilerine inançla ilgili, arsızlıkla ilgili en küçük bir imada bulunsak acayip alıngan ve hırçın oluyorlar da, yine de klişelerinden vazcaymıyorlar!) çayda çıra oynayan belediye yetkilisi hakkında yazmıyor’muş! Beyler, uçkur ile, bekaret ile, cinsel sapkınlıklar ile manşetten uğraşmak sizin işiniz. Belki farkında değilsiniz ama muhafazakar basın Şebnem Şeffer (böyle mi yazılıyordu bu hanım kızımızın ismi?) itirafları ve hatta Ali Bey’in gizli kayıtlarıyla ilgili de yazmıyor çizmiyor. Benzer bir şey, başkasının -sözgelimi- Fehmi Koru’nun başına gelse sizlerin ne yapacağını hepimiz çok iyi biliyoruz değil mi? Yani bunun omerta ile yumurta ile ilgisi yok… Şebnem kızımızın bekaret demeçlerini sürmanşetten veren Hürriyet’in Elif Şafak davasını iç sayfalara taşımasına bir şey demeyince de omerta mı oluyoruz yani? Kimse kimseye beleşten sosyal vakanüvislik, toplumsal okuyuculuk, tespit makamlığı yapmasın, ayıp oluyor. Kabak bile 301’den yargılanacak, ‘artık tadımı ortalık malı ettiniz’ diye söyleyelim… Hem kuzum bırakınız artık bu ağır medya abisi rollerini de, Ramazan gündemine geçiniz… Zira biliyoruz ki, hepinizin dedesi hacı, amcası müftü, haminnesi başörtülü filan. Bekliyoruz hani… Durum bu yani; sonra da adımız hırçın ve keskin dilli yazara çıkıyor işte!
Zeki zeki, omerta ne ki, Andıç Medyası yayla yayla!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 23, 2006 11:54 AM
Cumhuriyet maalesef bizde kendi tarihine küsmüşlerin projesidir.300 yıllık modernleşme serüvenimizde içe kapanarak Dünya yı kaçırmamızda bundandır.Osmanlı Müslümanlığını ve Pax-Ottomana yı yaşamış olan insanlar 400 sene boyunca barış-güvenlik-huzur bulmuşlar.Asıl komplo bizim kendimize yaptığımızdır.Çünkü Türkün kendine yaptığı zulmü yedidüvel 1.harbde yapamamış ,Türkü en güçsüz durumunda bile esarete alamamıştır.Bu sadece Türk'ün milli kimliğine haiz özellikleri ile değil, komplo teorilerini önceden öngörebilen ve ona göre önlemler tedbirler ve düzenlemeler gerçekleştirebilen büyük bir İmparator sayesinde olmuştur.Abdülhamid Han bu ülkede en az Atatürk kadar konuşulmalı, öğrenilmeli ve öğretilmelidir.Atatürk'ün askeri dehasını Abdülhamit Han'ın evrensel devlet şuuru ile birleştirdiğimizde herkesin birşeyler yapmak için bize ihtiyaçı olduğu görülecektir.Mühim olan Türkün bu istemdışı çekildiği kaostan en az zarar en fazla yarar ile çıkabilmesidir.Gidin aynaya bakın, göreceğiniz Dünyayı 3 asır hakkaniyetle yönetmiş bir imparatorluğun mirasıdır.Onun çocuklarıdır..Dostlar buna uygun hareket etmek için tarihimizle kültürümüzle devletimizle barışmamız gereklidir.Hem devleti soyup hem onun için ölmeyelim.Nihayi önerim,İlber hocam ve Halil İnalcık hocam ders kitapları yazsınlar.Bu sayede Tarihi ile barışık evrenselliğinin şuurunda ve neler yapabileceklerinin bilincinde Cumhuriyetine bağlı Türk gençleri yetiştirmek mümkün olacaktır.Komplolar mı bundan sonra vız gelir tırıs gider...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 23, 2006 1:20 PM
bana göre en büyük komplo türk milletinin 1000 yıllık vatanı olan anadoludan çıkartma komplosusur 1, dünya savaşının en büyük nedenlerinden biride budur dikkat edelim gözümüzü açalim
Yazan: joker Tarih: November 15, 2006 11:48 PM