« Nasrallah'tan Öz Eleştiri | Ana Sayfa | Akyol/Matzke Tartışması, II. Bölüm »

September 3, 2006

Devletin Affetmeye Hakkı Var mı?

Victor Hugo'nun ünlü romanı: SefillerBugün gazeteleri çevirirken, ""Kadın dişçinin katili seri tecavüzcü çıktı" başlıklı bir habere rastladım. İzmir'de bayan bir diş hekimi önce tecavüze uğramış, sonra da öldürülmüş. Polis faili yakalamış. Adam tam bir "suç makinesi" imiş: 11 yıl önce yine bir diş hekimi kadına tecavüzden hapse girmiş, ama afla serbest bırakılmış.

Bu, ilk değil. Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde — ve eşi Rahşan Ecevit'in fikri öncülüğünde — çıkarılan af yasası sonucunda serbest kalan bir sürü katil, ırz düşmanı, hırsız ve bilumum suçlunun eski alışkanlıklarına geri döndüğünü gösteren bir dizi feci olay yaşandı son yıllarda. Affedilenlerden bazıları aynı suçları tekrar işleyip yeni masum insanları kurban ettiler.

Bu olaylar ne zaman yaşansa, Türk medyası "afla çıkan katil yine adam öldürdü" diye manşet atıyor. Doğru da yapıyor. Ama sanki problem sadece "Ecevit affı"ymış gibi bir hava var. Oysa kanımca devletin suçluları affetme hakkına sahip olması başlı başına sorunlu bir düşünce: Devlet kimi hangi yetkiyle affedebiliyor ki?

Bir devletin kendisine yönelik suçların (örneğin siyasi bir isyanın) faillerini affetme hakkı vardır kuşkusuz. Ama bir yurttaşa karşı işlenmiş bir suçu affetmek, ancak o yurttaşa veya onun yakınlarına ait olmalıdır. Düşünün, Allah korusun, bir katil sizin çok sevdiğiniz bir yakınınızı öldürecek, bir süre sonra da devlet gelip o adamı affedip serbest bırakacak... "Devlet de kim oluyor" diye sorarsınız. Ama "devlet" kavramının fetiş haline getirildiği ülkemizde, devlet, üstüne vazife olmayan daha pek çok alana el attığı gibi, buraya da müdahale etme hakkını kendinde görüyor.

Oysa geleneksel hukuk sistemlerinde devlet bu kadar belirleyici değildir. Örneğin Kur'an'ı Kerim'de çok daha adaletli ve insancıl bir hukuk ilkesi verilir: Öldürülen bir insanın katilini affetmeye yetkisi, öldürülenin velisine, yani anne-babasına veya en yakınlarına aittir. Ayette şöyle denir:

Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır. (Bakara, 178)

Görüldüğü gibi, Kur'an'ın hükmüne göre, suçluyu affetme yetkisi mağdura ve yakınlarına aittir. Olayla hiç bir ilgisi olmayıp da, kendi siyasi hesapları nedeniyle oturduğu yerden "af kanunları" çıkaracak "devlet adamları"na değil. Mevcut hukuk sistemimizin 1400 yıl önceki Kurani ilkeden çok daha "geride" olması, düşündürücü. (Elbette suçun ve suçlunun tespitinde modern mahkemelerin gerekliliği tartışılmaz; ancak affetmek gibi vicdani bir meselenin konuyla ilgisiz üçüncü kişilere değil, suçun mağdurlarına ait olması en doğrusu.)


Sefiller ve Jean Valjean

Meselenin ikinci bir can alıcı yönü daha var: Affın, suçlu üzerindeki psikolojik etkisi.

Victor Hugo'nun "Sefiller" romanını okuyanlar, Jean Valjean'ın dramatik dönüşümünü hatırlayacaklardır. Romanın başlarında Jean Valjean, uzun süre hapis yattıktan sonra şartlı bırakılan eski bir mahkumdur. Ancak suçlarından ders almamıştır. Aç ve sefil bir halde bir rahibin evine sığınır. Rahip ona olağanüstü derecede iyi davranır, en iyi yemekleri sunar, rahat bir yatak verir. Ama gece vakti Jean Valjean'ın kötülüğü tutar. Evin salonundaki gümüş şamdanları çalıp kaçar. Son anda uyanıp da kendisiyle karşılaşan rahibi ise başına vurarak bayıltır.

Ertesi gün polisler Jean Valjean'ı yakalayıp rahibe geri getirirler. "Şamdanları sizden çalmış efendim, itiraf etti" derler. Ama rahip hiç beklenmedik bir cevap verir: "Hayır der, bu beyefendiye şamdanları ben hediye ettim, lütfen kendisini serbest bırakın, bir yanlışlık olmalı." Şaşkın polisler Jean Valjean'ı bırakıp giderler. Ama o daha da şaşkındır: Ağlayarak "neden beni kurtardınız" der, "ben kötü bir adamım." Rahip ona bir başka gümüş kap daha verir ve şöyle der: "Jean Valjean, ben bunlarla senin ruhunu satın aldım, sen artık Şeytan'ın değil Tanrı'nın hizmetkarı olacaksın".

Jean Valjean gözyaşları içinde tövbe eder. Bundan sonraki hayatında dindar, dürüst ve iyiliksever bir insan olacaktır...

Evet, Hugo'nun anlattığı hikaye bu. Bir kurgu kuşkusuz, ama bize önemli bir ders veriyor. Kötü insanların vicdanını harekete geçirmenin mümkün olduğunu, bunun da en iyi, onların suçlarını affedecek, kötülüklerine karşı iyilikle cevap verecek erdemli insanlar tarafından başarılabileceğini anlatıyor. Nitekim Kuran'da müminlere tasviye edilen de bu:

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz. (Fussilet, 34-35)

İşte suçluların affedilmesi, ancak bu ayetlerde tarif edilen ahlaki erdemin bir ifadesi olarak hayata geçiriliyorsa bir işe yarar. Ama bizde "ahlak" kavramı uçup gittiği, "dini ahlak" denince de "irtica" korkusundan gözlerine uyku girmeyen "rejim bekçileri"nin öncülüğünde kollektif histeriler yaşandığı için, bu hakikatleri konuşamıyor ve dolayısıyla da hayata geçirme şansı bulamıyoruz. Af, sadece Kadir-i Mutlak devletin keyfi yöneticilerinin tekelinde kalıyor. O zaman da bir işe yaramıyor, salınan adamlardan Jean Valjean tiplemeleri pek çıkmıyor. Ve Türkiye, amiyane tabirle, "sefilleri oynamaya" devam ediyor…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 3, 2006 12:25 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa bey,

Oysa kanımca devletin suçluları affetme hakkına sahip olması başlı başına sorunlu bir düşünce: Devlet kimi hangi yetkiyle affedebiliyor ki?

Bu sorunlu dusunceyi isterseniz biraz daha sorunlu yapip sorunu dengeleyelim: Devlet kimi hangi yetkiyle cezalandiriyor ki?

Bu iki soruyu beraber sormazsaniz, cezayi vermek yetkisini verdiginizin cezanin miktar ve derecesine de, cezanin kismen veya tamamen kaldirilmasina karar vermekte yetkili kilindigini atlamis olursunuz.

Kiyamet mi kopar? Tabii ki hayir --aksine pek de hos ve duygusal retoriklerin yazilmasina imkan vermis oluruz. Edebiyatimiz zenginlesir.

Görüldüğü gibi, Kur'an'ın hükmüne göre, suçluyu affetme yetkisi mağdura ve yakınlarına aittir.

Bu da cok guzel bir cikarsama.. oyle de, sanki bir miktar eksigi var gibi..

Bir ornek vermek isterim.

Ama, ornek vermeden hemen once de Kuran'da ya da baska herhangi bir birincil kaynakta, hangi sartlarda islenmis olan hangi suclarin hangi derecelerinin ne gibi cezalarla karsilik goreceginin tadat edilmemis oldugunu ikimizin de bildigini farzettigimi kaydetmek isterim.

Simdi de ornek:

Diyelim ki, birisi benim Internet'teki sanal kimligimi caldi. Bu yepyeni bir suc turudur. Ve, magdur olan da benim.

Ne kadar magdur oldum? Walla cok...

Ne kadar cok sorusu abes. Cok iste.

Peki, cezasini kim verecek? Sizin yukaridaki paragrafinizdan anladigim kadariyla, ben verecegim.

Yani, cezanin siddet derecesini de suresini de ben takdir edecegim. Cunku magdur benim.

Magdur olan 'ben' adina baska kimse --benim yerime-- ceza takdir edemez; ederse, cezayi az ve yetersiz bulacagim icin, daha isin basindan benim adima ve bana ragmen tenzilat yapildigini dusunecegim.

Tekrar edeyim --daha bir anlasilsin diye.

Magdur olan benim. Kul hakkini Allahin da affetmedigini aklinizda tutun; dolayisi ile, benim adima, hic bir mahkeme, benim rizam olmaksizin, bana gadredene ceza takdir edemez...

Kabul mu?

Iyi o zaman.

Devlet fetisizmi kotuydu.

Simdi, buyrun ihkak-i hak devrine.

Hayirli olsun. ;)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 3, 2006 6:02 AM

Mustafa Bey,

hicbir muhalefet mimi koymayacagim enfes bir yazi. Tesekkurler. Gerek Kur'a-i Kerim'deki affetme hukumleri gerek cocuklugumda okuyup agladigim sefille ornegi cok guzel otutmus.

Herhangibir entite tabiiki ancak kendine ait olan birseyi hibe edebilir. Devlet denilen entit'nin kendisini adeta hasa ilahlastitmasi mutlak, hikemeti sorgulanmaz guc addedmesi temel problem. Degindiginiz gibi aslinda can SIKILDIKCA af cikaran "YUCE DEVLET" ile milleti "adam etme" adeta bir camu gibi yourup istedig sekle sokma hakkn oren devlwet ayni zihniyetin urunur.

Dilerim bu yaziniz toplumda "sahi devlet nedir, kokeni nedir, kendisine ait haklarimi vardir; orayi sgal edene kimin adina hangi yetkiyi kullanir" gibi sorular uzerinde tartismalara neden olur.

Bizim ortaokul yillarimizda "Yurttalik Bilgisi" diye bir ders vardi. Adi guzel ama verilen, gene "Yuce Devletin" mevcut hakimlerinin ezberler idi. Hemen hepsi yurttasin bu "yuce devlete: karsi gorevlerinden olusuyordu. Temel kavram uzerinde ne dusunmeye ne sorgulanmaya sevk edic idi. YAPILACAAK, YAP deniyordu.

Simdi varmi boylesi dersle bilmiyorum ama zihniyette, ve kavramlar konusunda toplumun bilgi seviyesinde fazla bir ilerleme olmadigini gozlemleyebiliyorum.

Elinize zihninize saglik.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 3, 2006 9:51 AM

Devletin, siyasi kaygilarla af cikarmasina ben de sizin kadar karsiyim. Ama karsisinda one surdugunuz cozum, ki cozumun ne oldugu da belli degil, tam anlamiyla icler acisi!

"Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır. (Bakara, 178)"

Ozgure karsi ozgur, koleye karsi kole, disiye karsi disi demek ne demektir? Yani bir ozgur erkegin caninin degeri, bir koleden veya disiden farkli mi? Maktulun varisi veya velisine diyet odenmesi oneriliyor, ee, ondan sonra ne olacak? Diyet odendi diye bu kisi af mi edilecek, yoksa odenen diyet, cezanin miktarini mi dusurecek? Bu diyetin ne kadar olacagina kim karar verecek? Varis ve veli mi? Bu ne demektir, diyet odeyebilen zengin katil ve tecavuzculere hem kanunlar, hem de Rab katinda daha cok hafifletme ve rahmet olacak oyle mi? Diyetin miktarina varisler karar verecekse bu daha buyuk bir problem, cunku uygulanacak cezalar, varislerin kafasina gore degisecek demektir? Af meselesi de, varislerin hissiyatina gore subjekif bir hale getirilecek yani. Boyle subjektif bir karar mekanizmasi altinda, nasil buyuk sorunlar ortaya cikacagini gormuyorsunuz tabi, bunun mafyasi var bilmem nesi var, insanlar arasinda af konusunda bin turlu cikar iliskisi dogar ondan sonra, bunlar nasil onlenecek??? Bu sureye bir de yonetmelik lazim onu da siz yazacaksiniz herhalde?

Ben su anki hukuk sistemi, bu ne kastetmeye calistigi havada olan sureyi, nasil geriden takip ediyor anlamadim. Kuran-i Kerim'e hakaret etmek istemem, ama madem bu sureyi hukuki bir alternatifmis gibi ortaya atiyorsunuz, elestirilmesine de tahammul etmek zorundasiniz.

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

"BEYAZ" HANIM/BEY, KURAN AYETLERİNDEKİ TÜM HUKUKİ HÜKÜMLERİN AYNEN GÜNÜMÜZE AKTARILABİLECEĞİNİ DEĞİL, BUNLARDAKİ İLKELERİN AKTARILABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM. ÖZGÜR, HÜR GİBİ KATEGORİLER ELBETTE BUGÜN YOK. SORDUĞUNUZ "KİM NASIL HANGİ DİYETİ BELİRLEYECEK" GİBİ SORULAR DA, BUGÜN BAŞKA İLKELERE GÖRE YAPILMIŞ KANUNLARLA NASIL DETAYLAR BELİRLENİYORSA, O ŞEKİLDE KANUNLA DÜZENLENEBİLİR.

SAYGILAR

M.A.

Yazan: Beyaz Tarih: September 3, 2006 6:50 PM

Mustafa Bey'in yazısında belirttiği husulara katılıyorum.

"Suç ve Ceza" konusu üzerinde hemen uzlaşmaya varılamayacak kadar derin felsefî arkaplanı olan bir konudur.

İslam Ceza Hukuku'nda yalnızca cana kıyma suçuna -maktülun varislerine- kısas yoluyla misilleme hakkı verilmiştir. Yani "her suça misilleme hakkı" gibi bir şey yok.

Temel ilkeler belli olduktan sonra bunlar üzerinden detayların ve değişen sosyal şartların getirdiği yeni olguların tasnifi ve bunlara uygulanacak yaptırımları belirlemek zor değil.

Konunun uzmanı Hayrettin Karaman Hoca'nın sitesinden küçük bir alıntı yapayım

İslâm, ceza hukukunu iki esasa istinad ettirmiştir:

1. Her yasaklanmış fiil suç sayılır; her suçun, işlenen suç fiiline uygun, iç güvenliğin gerçekleşmesi ve fâilin ıslâhı için yeterli olacak şekilde bir ceza ile karşılanması -bu fiil için din daha önce bir ceza tayin etmemiş bile olsa- gereklidir,

2. (Beşi müstesna olmak üzere) İslâm hukuku suçların çoğunun cezasını tayin etmemiştir. Çünkü bu cezaların, zaman ve mekanın değişmesiyle değişikliğe uğraması îcabeder. Teşrî organı bu esasa göre cezaları kanuna bağlayabileceği gibi, kanun bulunmadığında hakim, zaman, yer ve şahsın durumunu göz önüne alarak cezayı takdir edecektir. İslâm'ın tahdit etmediği ve ulü'l-emre bıraktığı bu cezalara "ta'zir" ismi verilmektedir.

İslâm Hukuku yalnız cana kıyma suçuna "kısas" ismiyle misilleme cezası vermiş, maktulün yakınları ısrar ettikleri takdirde kasten öldürenin öldürülmesini gerekli kılmıştır. Bunlar kısas cezasını affettikleri takdirde ise ceza tazir nevine dönüşür ki, toplumun suçu engelleme ve suçluyu ıslah etme hakkını korumak maksadıyle bu cezanın takdiri de hakimlere ve ulü'l-emre aittir.

[..]

İslâm Hukuku ilk ileri adım olarak şahsî intikam yerine şer'î kısas, kuvvet yerine düzen getirmiştir. Fakat burada durmuştur. Taammüden öldüreni kısas yoluyla öldürmeye, maktûlün vârislerinin hakkı vardır. Şu kadar var ki vârisler diyet kabul ederse kısas düşer. Hatta vârislerden biri -diyeti kabul ederek- diğerlerini de buna mecbur edebilir. Öldürmenin hata, şibh-i amd gibi diğer nevilerinde diyet kabûlü mecburidir. Bu diyet üç yılda, üç taksit ile ödenir. Diyetlerin miktarı belli ve muayyendir.

Hukuk çok geniş kapsamlı bir alandır. Modern hukuk'ta sadece "borçlar" alanında "temel ilkelerden" kareketle ciltler dolusu detay hükümler yazılabiliyor.

"Adam öldürme" konusunda kabul edilecek başka "temel ilkeleler" den (Örn.Kısas ve diyet) hareketle bunun detaylarını belirlemek zor değil.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 3, 2006 8:33 PM

"İşte suçluların affedilmesi, ancak bu ayetlerde tarif edilen ahlaki erdemin bir ifadesi olarak hayata geçiriliyorsa bir işe yarar. Ama bizde "ahlak" kavramı uçup gittiği, "dini ahlak" denince de "irtica" korkusundan gözlerine uyku girmeyen "rejim bekçileri"nin öncülüğünde kollektif histeriler yaşandığı için, bu hakikatleri konuşamıyor ve dolayısıyla da hayata geçirme şansı bulamıyoruz."

Türkiye'de dinden faydalanılarak üretilen her söyleme, her çözüm arayışına karşı atik, yokedici, mantık kurallarına uymasa da 'ben dedim oldu' tavrıyla saldıran bir kesim var. İtiraz et, şüphe kalsın. Bağlamdan kopukmuş, mantıksızmış ne çıkar. Hele bu söylem "dindar ve kapsayıcıysa" işte tam o zaman saldır. Ne dediği önemli değil; sen konuş ve karıştır. Böyle bir mantığın konuştuğu daha doğrusu susturduğu, sabote ettiği bir ülkede konuşmak çok sabır isteyen uzun bir yol. Ama bugün uygarlığın geleceğinden ümidi kesmemizi engelleyen sadece dindir. O yüzden bu sabra değer. Bütün kötü niyetli çarpıtmalara sabrederek İslam'ın üzerinden ve içinden yapılacak konuşmalarla yeni, özgürlükçü, kapsayıcı ve gerçek bir aydınlanmanın üretimine katkıda bulunmalıyız.

Yazan: Hande E. Tarih: September 3, 2006 9:30 PM

geçenlerde bir yazınızda devlet millete hizmet etmeli,varlık sebebi bu olmalı diye yazmıştınız..fikrimce devlet;pekçok insanın ortak fikir çıtalarından oluşmuş bir sınırlar zinciri..eh insan haklarındaki özgürlük tanımına uygun"bir diğerinin özgürlüğüne değene kadar özgür olma hali...devlet,çocuklarımızın güvenle oynayabilmeleri için tüm güvenlik sistemleri ile donatılmış bir oyun bahçesi ise,hangi çocuk bahçesi bekçisi=hükümet gelip bu bahçenin çitlerinden birini yerinden çıkarırsa,çocukları göz göre göre tehlikeye atan sorumlu da o olmaz mı?
Bu bekçi, bahçede oyun oynayan çocukların velilerin asgari müşterekde birleşerek oybirliği ile oyun bahçesine atanıyor,bekçine yapıyor?velilerden birkaçının evine kestirme yol olacak diye çitlerdeki çıtalardan birini çıkarıyor..ve üzerinede bir yazı asıyor"bu çit boşluğundan bir tek Veli,Ahmet ve Ayşe geçebilir" Tabii uyarı velilerin bir kısmı için yeterli..Ya okuma yazma bilmeyen ve gözetilmeyen çocuklar için !! Bu çitteki çıtalar hep birileri için sökülmüyor mu?tek sökük hapisdeki bir kısım insan için mi?Evet, suç eyleminde bulunan kişilerin bir kısmı afla çıkmış yada cezasını tamamlamış sabıkalı dediğimiz, suçu yineleyen kişiler olduğu açık..Bekçinin tüm velilerin rızasını alması gerekliydi?Bir ekmek yada baklava çaldığı için hapse giren aç karınlı insanı doyurması gerekirdi... ki sonradan kusura bakma vicdanımı rahatlatmak için şimdi sana af dememeliydi..kızını yada kardeşini töre uğruna öldüren insanı önce eğitebilmeliydi..alacağı için mahkeme kapılarında davanın adil olarak sonuçlanması için bekleyen adamın cinnet geçirmesine sebep olmamalıydı..bu dünyada hesaplaşamayan (!) pekçok insan ahırette hesap sormak üzere tecilli(!) bir adalet huzuru beklentisinde..pekii şimdi ben size sorayım..devlet milletin dinini nasıl yaşayacağına karışmasın diyorsunuz..doğru..peki bekçi emanetli yaşaması gereken halk herşeyini Allaha emanet yaşıyorsa, kendini hiçe sayılmışlık duygusu ile bu büyük abi sizce karışmaz mı?Çocuk bahçesi çok güzel arasıra boyanır bakımı yapılır ve güvenlik sistemine de eklemeler yapılırsa ...
not:güvenlik sistemi=eğitim,sağlık,hukuk,anayasa ve silahlı kuvvetleri algılanmalı!

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 3, 2006 10:23 PM

Beşeri hukukun içine düştüğü durum içler acısı. Cemil Meriç'in enfes ifadesi "Kanun, küçük olanların takıldığı, büyük olanların ise yırtıp geçtiği bir ağdır." Bugün malesef hukuk sistemimiz adaleti sağlamaktan çok uzak. Suçluya dahi avukat hakkı veren kanun, aynı hakkı mağdura vermemektedir. Kesinlikle devletin suçluları affetme yetkisi olmamalı. Kanaatimce idam cezaları yerinde olacaktır. Neymiş efendim; suçluyu idam etmek insanlık dışı bir eylemmiş. Peki o suçlunun yaptığı eylem çok mu insancıl. Suçlu psikolojisi konusunda bu kadar hassas olan insanlık havarileri, mağdura gelince ne kadar anlayışsızlar.

Yazan: maestro Tarih: September 3, 2006 10:27 PM

ayrıca bir de şöyle bir nokta var,

eğer ki "kurban"ın ailesine veya yakınlarına "suçlu"yu affetme olanağı verirseniz, bu durum korkunç istismarlara yol açar.

düşünün, eğer ki "suçlu" güçlü ve nüfuzlu bir kişi ise?

"suçlu"nın tabiri caizse "arkası sağlam" ise ve "kurban"ın yakınlarını tehdit, korkutma veya diğer yöntemlerle baskı altına alırsa?

işte bu nedenledir ki modern hukuk sistemlerinde cinayet gibi suçlar, "kamu suçu" olarak ele alınır. kurbanın ailesinin vs. suç duyurusunda bulunmasına veya suçu affetmesine imkan yoktur.

doğru olanı budur. gerisi abestir.


...................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

YILMAZ BEY, O "ARKASI SAĞLAM" SUÇLUNUN HAKİMLERİ VE DİĞER HUKUK MEKANİZMALARINI DA SATIN ALABİLECEĞİNİ HESABA KATMANIZ GEREKİR. BİREYLERİN VİCDANIN "KAMU"DAN DAHA AZ GÜVENİLİR OLDUĞUNU GÖSTEREN BİR VERİ YOK ELİMİZDE...

Yazan: Yilmaz Tarih: September 3, 2006 11:48 PM

şimdi bu affı çıkaranlar ölen diş hekimini geri getirebilecekler mi veya ailesinin acısını telafi edbilecekler mi? bu suça bu affı çıkaran kişileri başa getirenlerde ortak olmuyor mu şimdi , oy verirken ölçüp biçip vermek gerek. bu zihniyeti anlamak mümkün değil vallahi , adamlar ülkeye doğru dürüst bişey yapmadıkları halde hep seçimlerde ön planda oldular , önemli mevkileri işgal ettiler. daha utanmadan birlik yapmaya çalışıyorlar bu ne hırs be kardeşim...

Yazan: el_murit Tarih: September 4, 2006 1:09 AM

Eger dogru anladi isem burada Mustafa Bey hangi haklarin kim ait oldugu, yani hukuk nosyonunun temel kavramlarini tanimlamak saiki ile ayet-i kerimelerden bahsetmis. Islam hukuku konusunda bilgisi olmayanlar hemen bunun meali, tefsiri uygulamasina ait bazi yorumcu arkadaslarinda degindigi ciltlerce, sartlar, aciklamalar bulundugu gercegini gozardi ederek ayet-i kerimenin duz ifadesinin akillarina getirebilecegi butun itirazlari siralamislar.

Ben ozellikle bu yorumculari sunu dusunmeye davet ederim. Uygulamaya da bir baksak? Bugunku bizdeki hukuk sisteminin sagladigi adalet, ve bunun suc onlemedeki rolu, Bati'daki ayni veriler, ve herhangibir donemde Islam Hukuku'nun gercekten uygulandigi durumlardaki ayni verilerle karsilastirin bir zahmet. Ne yargiya varirsiniz?

Konuyu birazcik genisletmis olacagiz ama bazilarinin SIK kullandiklari ornek, S. Arabistan'da hirsizlik yapanlarin elinin kesilmesi ornegidir. Bunun ne kadar "barbarca" oldugunu soyleye soyleye bitiremezler, gerek Bati'da gerek onlarin ezberleri ile konusulan ulkemizde. Hesaba katmadiklar veri, Bati'da ve ulkmizde "cezanin caydirici" rolunun budanmasi, ceza hukukunda manipulasyonlara ye verilmesi sonucu Bati ulkelerinde sadece hirsizlik sirasinda S. Arabistan'da el kesme sayisinin binlerce misli kadar insanin olduruldugu, sakat kaldigidir. Acin ABD suc istastiklerine bakin. Buna karsin butun kusurlarina ve hakim vehhabi monarklarin, otoriteryen yonetimine ragmen suc ve ceza konusunda bu gunun S,. Arabistani ABD'ye gore cenettir. Yilda hirsizliktan dolayi eli kesilenlerin sayisi bir elin parmaklarini gecmez; ve bazi sarraflar namaza giderken dukkanlarini acik birakilar, Birde "nisastanin isbati yenilisinden belli olur" perspektifinde bakin mevzuya.

"Hangi hak kime aiittir" nosynonunu tanimlamasi acisindan ayet-i kerimelerde belirtilen hukumlerden daha adil kirterleri beseri hukuk uretememistir; bu tarihi uygulama gozlemleri ile de sabittir.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 4, 2006 1:22 AM

konuyu gücrelerine bölersek sanırım suçlu olarak "genleri" ilan edeceğiz..af,affı çıkaran,zarar ve fayda gören kamu,kamunun bireylerinin sahip olduğu vicdan..
af=kamu vicdanını rahatlatma yolu
affa sebep=kamu vicdanın yanlış/eksik tecellisi!
kamu zararı=vicdanları yok olmuş yada uykuya dalmış olanların eyleminden etkilenenler(satın alınanlar,suçlunun yakınları,magdur ve yakınları)
kamu faydası=satın alınanların,aldıkları bedelle ailelerini daha müreffeh yaşatacaklarına dair duydukları vicdan rahatlığı,büyük kamu abilerin geri dönecek oy artışı!,affedebilecek kadar büyük olmanın verdiği vicdan rahatlığı ve tabiiki boşuna kuru kalabalığı hapislerde beslemenin getireceği maddi külfetin de bir rahatlamsı var ama konu dışı!
kısaca herkeste kendi çapınca bir vicdan var..bu vicdanı besleyen ne? ne yapalım?önce herkesi imanı kuvvetli insanlar yapalım,kurana el bastıralım sonra mi işe alıp görev verelim?
verdiğiniz örnek ve kurandan alıntı güzel bir şekilde bağlanmıştı..bence vicdanın temeli İNANÇ,şüphesiz ve acabasız bilinçle..

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 4, 2006 1:30 AM

Hande hanim,

Türkiye'de dinden faydalanılarak üretilen her söyleme, her çözüm arayışına karşı atik, yokedici, mantık kurallarına uymasa da 'ben dedim oldu' tavrıyla saldıran bir kesim var.

Mantik kurallarinin tekeli cok sukur ki herhangi kesime bagislanmis degil; dolayisi ile en azindan bu acidan musterih olmak gerektigini dusunuyorum.

Ote yandan, 'dinden faydalanilarak uretilen her soyleme' amennna demek gerektigini bilmiyordum.

Icinde dinsel referanslar mevcut ise, bundan boyle --bunu kim soylerse soylesin-- 'duyduk ve uyduk' demege gayret edenler arasinda kendimi gormege calisirim.

Her zaman begenilecek seviyede beceremeyebilirim, ama, olsun, 'gayret bizden' olur; o da bir seydir --diye umit ediyorum.

İtiraz et, şüphe kalsın.

Evet. Bu son derece yanlis. Bunun yerine, en makulu soyle olabilir mi acaba: Birisi beyan etsin, digerleri de sorgusuz sualsiz kabul etsin.

Sizi bilmem, ama, bence cok makul gorunuyor --ilk beyan edenin bendeniz oldugunu da kaydetmek isterim.

Bağlamdan kopukmuş, mantıksızmış ne çıkar.

Ya da degilmis.. ama, ne farkeder, bam telimiz titretilmis... Arkasini getirmemiz lazim... mi?

Hele bu söylem "dindar ve kapsayıcıysa" işte tam o zaman saldır. Ne dediği önemli değil; sen konuş ve karıştır. Böyle bir mantığın konuştuğu daha doğrusu susturduğu, sabote ettiği bir ülkede konuşmak çok sabır isteyen uzun bir yol.

Evet. her konusanin sabote etmek ihtimali var; ve dolayisi ile onlarin degil de makbullerin konusmasi cok daha iyi olur...

Bunun neresinin yeni yaklasim oldugunu pek cikaramadim, sikayet edenleri yer degistirmis gibi gorunse de, tavir ve yaklasim cok da tanidik geliyor nedense.

Her degisimin iyi oldugunu iddia edecek degilim tabii ki. Mesela, bu yaklasimin pek de degismeyecegini gormek, baskalarini bilemem ama, benim icimi ferahlatti. Devamlilik esastir cunku.

Ama bugün uygarlığın geleceğinden ümidi kesmemizi engelleyen sadece dindir. O yüzden bu sabra değer. Bütün kötü niyetli çarpıtmalara sabrederek İslam'ın üzerinden ve içinden yapılacak konuşmalarla yeni, özgürlükçü, kapsayıcı ve gerçek bir aydınlanmanın üretimine katkıda bulunmalıyız.

Sabrin iyi bir fazilet oldugunu dusunuyor oldugumu zannedersem ihsas ettim. Simdi, madem 'gercek aydinlanamanin uretimine katkida bulunma'ktan bahsettiniz, benimle baslamak isteyebilirsiniz. Yani, bir kac kisa sorum olacak:

1) Dinen, islenmis olan bir suca ceza verilirken, magdurun 'olur'u alinir da mi ceza takdir edilir; yoksa cezanin takdiri magdurun talebinden bagimsiz midir --baska bir deyisle, magdur az buldugu hallerde cezanin artirilmasi soz konusu mudur?

Magdurun az bulmasi halinde degismiyorsa, bugunkunden farkinin ne oldugunu merak ediyorum.

2) Hangi suca hangi cezanin verilmesi gerektigi konusunda bir merkezi otoriteden bahis gecti. Bu otorite baslangictan beri mi vardi, yoksa zaman icinde, her bir kadi tarafindan verilen cezalarin fakliligi gorulerek, daha sonra mi ihdas edildi?

Eger daha sonra ise,

a) Bunun bugunkunden farki nedir? (Temel referansin dunyevi mi uhrevi mi oldugunu degil, sadece yapilanmayi soruyorum.)

b) Alternatifin, yani daha onceleri oldugunu sandigim sekilde, hakimlerin (merkezi otoritenin tadat ettiginden) bagimsiz olmalari mi daha makuldur size?

Kisacasi, kulaga hos gelen bu onerinin iceriginde, ilerleme adina (ilerlemeyi sol soylemin jargonuyla degil, daha iyi bir ortam saglamak anlaminda kullaniyorum), evet, ilerleme adina, yukaridaki teklifte ne goruyorsunuz; ya da gordunuz?

Ne fark edecek?

Istirham etsem, 'gercek aydinlanamanin uretimine katkida bulunma'k adina beni de aydinlatir misiniz lutfen.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 4, 2006 3:27 AM

Kanunların ne şekilde uygulanacağı hukukçularımıza münhasırdır.

Ancak Mustafa Bey’in belirttiği konu çok önemli.. Hemen hemen her gün TV’den, gazetelerden daha önce bu tarz suç işleyen insanların afla veya cezasını çekip tamamladıktan sonra serbest kalmasıyla aynı olayı ilk fırsatta tekrar yapma potansiyelinin maalesef çok fazla olduğunu görüyoruz... Çözüm noktasının af olduğunu düşünmüyorum. Ciddi anlamda tedavi gerektiren suçlar işleyip, akabinde mahkumiyet ortamında psikolojinin bir sürü zorlukla sınanacağı bir ortamdan çıkan insanın sağlıklı bir ruh hali ile tekrar sokağa çıkması, kanımca mümkün değil…Durup düşünülmesi gereken nokta bu….

Bu tarzda afla salıverilen bir suçlunun yine kendisine bir kurban seçip aynı suçu işlemesi durumunda hem bireyde hem de yakınlarında oluşacak devlete inancını ve güveni yitirme duygusunun önüne “devlet nasıl geçecek”?…

Yazan: sazer Tarih: September 4, 2006 9:33 AM

Cezaların caydırıcılığının olmaması beraberinde başka sorunlar oluşturmaya başladı: LİNÇ ! Bir arkadaşımın evine, kızlarına tecavüz amacıyla bir adam girdi. Bütün mahalleli toplanıp adamı bir güzel benzetmişler. Bir başka arkadaşımın arabasını çalan hırsız da kefalet parasını arkadaşımdan istiyormuş, yoksa fena olur tehdidini savurarak... Eminim okuyan herkesin duyduğu ve yaşadığı bu tür yüzlerce olay var. Geciken adalet, caydırıcılığı olmayan cezalar ve devlet afları bu ülkenin güvenliği üzerindeki en büyük tehlikelerdir. Emniyet müdürünün linci takdir etmesi ise olayın ne kadar vahim bir boyuta ulaştığının göstergesi. Dün de bir cami imamını bıçaklayan katili cami cemaati linç ederek öldürmüş. Bu gidiş hiç iyi sinyaller vermiyor...

Yazan: blue Tarih: September 4, 2006 9:45 AM

sn akyol,

anlıyorum ki savunduğunuz fikrin yanlışlığını asla kabul etmeyeceksiniz.

şöyle dmeişsiniz:

YILMAZ BEY, O "ARKASI SAĞLAM" SUÇLUNUN HAKİMLERİ VE DİĞER HUKUK MEKANİZMALARINI DA SATIN ALABİLECEĞİNİ HESABA KATMANIZ GEREKİR. BİREYLERİN VİCDANIN "KAMU"DAN DAHA AZ GÜVENİLİR OLDUĞUNU GÖSTEREN BİR VERİ YOK ELİMİZDE...

hakimlerin ve hukuk mekanizmalarının satın veya baskı altına alınması, zaten mevcut bir tehdit olup, hukuk düzeni iyi işleyen batı ülkelerinde gayet güzel bir şekilde önlemniş bir hadisedir. kanunun gerçek anlamıyla uygulandığı bir ülkede hukuk sisteminin baskı altına alınma olasılığı en aza indirilir.

kaldı ki, modern hukuk sisteminin baskı altına alınma olanağını "olası" saysak bile, yine de hukuk sistemi, kişi İSTESE DE İSTEMESE DE onun can güvenliğini teminat altına almaktadır. uygulamada hatalar olabilir, ancak kişi güç karşısında tek başına değildir. arkasında koskoca bir devlet sistemi vardır.

ayrıca sizin mantığınızdan gidersek, yaşama hakkı elinden alınan kişinin yakınlarının, o kişi adına bu haktan vazgeçmeleriyle devletin bu haktan vazgeçmesi arasında herhangi bir fark göremiyorum. akrabalık bağı dışında.

rahşan ecevit hanımefendi argümanınızı duysa sanırım çok sevinirdi.


.....................


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

YILMAZ BEY, "GAYET İYİ İŞLEYEN HUKUK DÜZENİ" HAKİMLERİ KORUYABİLİYORSA MÜŞTEKİLERİ DE KORUYABİLİR. DOLAYISIYLA SİZİN ARGÜMANINIZ YİNE ÇÜRÜK...

SUÇLUYU DEVLETİN VEYA MAĞDURUN AFFETMESİ ARASINDAKİ FARKI GÖREMEYİŞİNİZ İSE ŞAŞIRTICI. BİR; DEVLET TOPLUCA AFFEDİYOR SUÇLULARI. BU KOLLEKTİF YAKLAŞIM, SUÇLULARI AYRI AYRI DEĞERLENDİRMEYİ İMKANSIZ KILIYOR. DAHASI BİR DE MAĞDURUN AFFININ SUÇLUDA HAREKETE GEÇİREBİLECEGİ VİCDAN MESELESİ VAR. DEVLETİN AFFINI SUÇLULAR "PAÇAYI YIRTTIK" DİYE GÖRÜYOR

M.A.

Yazan: Yilmaz Tarih: September 4, 2006 11:16 PM

Müzmin Bey,
Hande Hanım'ın yazısına istinaden yazdığınız cevabı, sizin pencerenizden bakarak okumaya ve düşünmeye çalışınca, yorumunuzun sorular haricindeki kısmına hak verdim. Sorular hakkında ise derinlemesine düşünmedim. Islam hukuku konusunda da çok bilgi sahibi değilim, bu yüzden hak verip vermediğimi şu an için bilemiyorum. Gerçi, şimdi, biri tarafından kısıtlı da olsa haklı bulunmak sizi kendinizden şüpheye düşürecek ama durum bu. Öncelikle bunu paylaşmak istedim. Bununla beraber, Hande Hanım, zannederim, din denilince tüyleri diken diken olan, sinir uçlarına bıçakla dokunuluyormuş gibi tepki veren ve anında laf kalabalığı içinde konuyu dağıtan kesimden bahsetmeye çalışıyordu. Onların neye nasıl ket vurduğunu anlatmaya çalışıyordu. Laf kalabalığını engellemek, tartışma kabul etmeden yafta yapıştırılmasının önüne geçmek ve asıl konuya yaklaşmak için, çarpıtmalarla mücadele edelim diyordu. (Hande Hanım'ın bu sözlerine de hak veriyorum bu arada.) Yoksa, din konusunda, bahsettiği kesimin verdiği tepkinin tam tersini, sorgusuz sualsiz kabullenişi göstermeliyiz demiyordu. Dinde elbette bazı bilgiler sorgusuz sualsiz kabul edilmelidir. Ama bu, hiç bir konuda tartışma olmayacaktır demek değil. Yorumunuzun sorular hariç kısmına hak versem de Hande Hanım'ın yazısına istinaden yazmanızı alakasız buldum. Daha doğrusu Hande Hanım'ın yazdığı cümleleri tam terse çevirince, bunları Hande Hanım söylemiş olmuyor ki. Elbette, yorumunuza cevap yazabilir, sorularınıza cevap verebilir. Hatta bu, konunun derinleştirilmesi için faydalı da olur. Ama bunları yapması, sanki yazısı çelişki içeriyormuş gibi düşünülmesine sebep olmamalı. Bunu da söylemek istedim.
Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 5, 2006 1:02 PM

Yılmaz Bey,

Mustafa Bey'in son dipnotunda söylediği şaşkınlığı ben de yaşadım açıkcası. Herhangi birine karşı, dolaysız olarak, bizzat işlenen suç, toplum düzeni açısından düşünündüğümüzde, devlete karşı da işlenmiştir ama aslında 1. dereceden mağdur olan kişi suçun işlendiği kişidir. Mağdur (ya da şikayetçi olan kişi) ile devletin affetmesi birbirinin aynı olamaz bu sebeple. Sonuçta ateş (sadece ya da daha çok) düştüğü yeri yakar. Devlet kendisi affetse de asıl mağdura ya da şikayetçi olana da sormalı değil midir? Belki o kişi ya da kişiler affetmeyecek. Burada da toplu değerlendirme yerine daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılması gerektiği ortaya çıkıyor bence. Hatta tek tek her suçlu değerlendirilmeli aslında. Böylece kader kurbanlarını affediyoruz diyerek bir sürü insanlık düşmanını da affetmek durumunda kalmaz devlet. Hukuk sistemimizin iyi işlememesi yüzünden olduğu kadar, daha bir sürü özel ve genel sebepler yüzünden, hapishanedekiler arasında gerçekten kader kurbanları da vardır. Ya da kader kurbanı olmasa da, suçu bir yaşam biçimine çevirmemiş olanlar, ciddi olarak pişman olanlar, topluma kazandırılabilecekler vardır. Ama sadece bu kader kurbanlarını ya da düzeleneleri düşünerek, çıkarcı bir şekilde ya da samimi olarak -sonuç değişmiyor-, toplu değerlendirme yapılınca, asla toplum içine çıkmaması, hatta tamamen tecrit edilmesi gerekenler, ruhi rahatsızlığı sebebi ile suç işleyenler de toplumun içine salınıveriliyor. Sonuçlarını da maalesef hep beraber izliyoruz. Böyle bir af faydadan çok zarar getiriyor. Kesinlikle daha ince elenip sık dokunmalı. Ayrıca suçluları, topluma kazandırma çalışmaları yapılmadan ya da çalışmalar tamamlanmadan topluma salıverilmeleri de böyle bir affın işe yaramayacağının bir başka işareti. Devlet kendine sormalı : Ben ne yaptım da bu insanların değişmesini bekliyorum?! Cevap "Birşey yapmadım" ise affın iyileştirici bir etkisi olamayacağı, aksine herşeyi kötüleştireceği ve hatta maalesef suçluları daha da azgınlaştıracağı, yüzsüzleştireceği gün gibi ortada. Olan da bundan başkası değil.

Konuyu dağıttım. Yazıma başlarken söylemek istediğim, suçlar sadece devlete karşı işlenmediğine göre sadece devletin affetmesi anlamsız, yetersiz. Devlet kendi affetse de şikayetçi olana da sormalı. Bunun pratik olup olmadığını, hukuk sistemi ile uyumunu tartışmıyorum. Sadece adaletli olması açısından düşünüyorum.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 5, 2006 2:38 PM

Esra hanim,

Hande Hanım'ın yazısına istinaden yazdığınız cevabı, sizin pencerenizden bakarak okumaya ve düşünmeye çalışınca, yorumunuzun sorular haricindeki kısmına hak verdim. Sorular hakkında ise derinlemesine düşünmedim.

Sorularima hak verilmesini beklemiyorum, cevap verilmesi.. cevap verilmesini belki..

Gerçi, şimdi, biri tarafından kısıtlı da olsa haklı bulunmak sizi kendinizden şüpheye düşürecek ama durum bu.

Evet, acaba neresini eksik degerlendirmisim diye kendime sormak zorunda biraktiniz beni :))

[...] Yorumunuzun sorular hariç kısmına hak versem de Hande Hanım'ın yazısına istinaden yazmanızı alakasız buldum.

Ilginc. Hal boyle ise, bu cumleden once (burada '[...]' temsil edilen) bahsettiginiz senaryonun neresinin bu ilmekle alakali oldugunu gordugunuzu merak ettim simdi.

Isin dogrusu, bendeniz Hande hanimin cevabinin/yazisinin alakali olabilmesi icin elimden gelen gayreti gostermis oluyorum.

Bu ilmekte, sozkonusu yazidan once, 'simdi yazacaklarim makale yazarinin acemice bir stampasidir' mealinde olmayan, bir itiraz iceren tek yazinin hangisi oldugunu sizin de gorebileceginizi umuyorum. [Kopya veriyorum: benim yazdigim yazi]

Simdi... Alakasizlik konusundaki fikriniz degismediyse, adalet adina, ilk alakasiz tasini Hande hanimin yazisina yoneltmeniz gerekecek bence.

Daha doğrusu Hande Hanım'ın yazdığı cümleleri tam terse çevirince, bunları Hande Hanım söylemiş olmuyor ki.

Oyle iddialarim oldugunu mu dusunuyorsunuz --yani, birincisi tam tersine cevirmek, ikincisi onlari Hande hanimin soyledigini iddia etmek.

Elbette, yorumunuza cevap yazabilir, sorularınıza cevap verebilir. Hatta bu, konunun derinleştirilmesi için faydalı da olur. Ama bunları yapması, sanki yazısı çelişki içeriyormuş gibi düşünülmesine sebep olmamalı. Bunu da söylemek istedim.

Burada ne soylemek istediginizi eminim siz cok iyi biliyorsunuz. Ama, ben hic bir sey anlamadim.

Her neyse.

Benim baktigim yerden pekala 'celiski iceriyormus' gibi gorundugunu rahatca soyleyebilirim.

Ote yandan, neyin dusunulmesine, ya da dusunulMEmesine sebep olmasi nicin o kadar da onemli?

Sozun sahibinin benim bilmedigim bir ayricaligi, yanilmazligi mi var?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 5, 2006 3:54 PM

Mustafa bey ve esra hanım,

"mağdur" ile "mağdur yakını" arasındaki farkı görmezden mi geliyorsunuz acaba?????

bir kişi öldürülmüşse, o kişi kendisini öldürenleri affedebilir mi??

ben devletin de, (rahşan ecevit hanımefendi versiyonu) kişilerin de (islami hukuk versiyonu) bunu yapabilmesine karşıyım ve günümüzdeki tüm modern hukuk sistemleri de bunu bu şekilde uygulamaktalar.

sn. akyol argümanlarını sadece "uygulamdaki yetersizliklere" dayandırmış.

bakınız, şöyle izah edeyim:

bir bina yapıyorsunuz, elinizde bir plan var.

eğer bina planınız sağlamsa ancak işçilik kötüyse, binanız yıkılabilir. bu durumda plana birşey söyleyemezsiniz. işçilik güzel yapılırsa binanız yıkılmaz.

ancak planınız hatalıysa, işçiliğiniz ne kadar iyi olursa olsun binanız ayakta duramaz.

bu nedenledir ki, ne devlet ne de kişiler, bugünkü kanunlarda "kamu suçu" olarak nitelendirilen suçları AFFETME HAKKINA SAHİP O-L-A-M-A-M-A-L-I-D-I-R.

bunun aksi, adaletin bir mal gibi alınıp satılabilmesine olanak tanır.

bilmem anlatabildim mi?

Yazan: Yilmaz Tarih: September 5, 2006 5:47 PM

Merhabalar Muzmin Bey,

Ne sizin yazınızı ne de Hande Hanım'ın yazısını ilmekle alakasız buldum. İkisi de alakalı. Sadece yazınızı Hande Hanım'a yöneltmenizi, ve hatta O'nun yazısından alıntı yaparak yazmanızı alakasız buldum. Sebebi de yazınızın O'nun söylemediği sözleri sanki O söylemiş gibi göstermesi ya da öyle algılanmasına sebep olması. Mesela "'dinden faydalanilarak uretilen her soyleme' amennna demek gerektigini bilmiyordum. " cümlenizi ele alalım. Bu cümle ya da anlam Hande Hanım'ın yazısında bence yok. Bu fikirde midir bilmiyoruz. O sadece dini söylemleri tartışmasız reddetmenin yanlışlığını vurgulamak istemiş, tartışmasız kabulü kabul ettirmeye çalışmamış. Ama sizin yorumunuzdan sanki böyle bir anlam varmış gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu yanlış algılama ihtimaline dikkat çekmek istemiştim. Sözün sahibinin bir ayrıcalığı, yanılmazlığı yok ama söylenen söz neden yanlış / ters anlaşılsın?! Ben doğru anlaşılmasını anlamlı bulduğum için yorum yazdım, yazıyorum.

Sanırım ortada şöyle bir durum var: Hande Hanım sizin düşünce dünyanızı harekete geçirmiş ve aslında size kendi kendinizle tartışma ortamı yaratmış. Siz bu tartışmayı Hande Hanım'la tartışırmış gibi yapmayı tercih etmişsiniz. Karşınızda biri olsun istemişsiniz. Bunların hiçbiri de yanlış değil, hatta sizi harekete geçirmesi açısından güzel birşey. Sizin kendi kendinizle yaptığınız tartışmalar ilgi çekici oluyor genelde. En azından benim ilgimi çekiyor. Söylemenize gerek yok, biliyorum, elbette hoşa gitmek, ilgi çekmek için yazmıyorsunuz. Ama ne yapalım, hoşunuza gitse de gitmese de böyle bir durum var. Konuya geri dönersek, aklınızdan geçenleri söylemeniz için Hande Hanım'ın yazısı bir vesile olmuş sadece. İlmekle alakalı ama Hande Hanım'in yorumu ile alakasız bir yorum çıkmış ortaya. Ben de algı karmaşasının önüne geçmek istedim. Belki de hakkım olmayarak. Tabii ilmekle en alakasız yazı da benimki oldu sayenizde. Mustafa Bey'in ve okuyucuların bu alakasız açıklamadan dolayı affını rica ediyorum.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 5, 2006 7:05 PM

Yilmaz bey,

ancak planınız hatalıysa, işçiliğiniz ne kadar iyi olursa olsun binanız ayakta duramaz.

Dogru. Sakatlik sakatliktir. Sakatligin nerede oldugu sadece yikilan binanin yikilmasindaki sorunlulugunun kime ait olduguna yardimci olmak acisindan faydalidir. Yoksa, plan ya da iscilik.. sakat ise bina yikilabilir.

bu nedenledir ki, ne devlet ne de kişiler, bugünkü kanunlarda "kamu suçu" olarak nitelendirilen suçları AFFETME HAKKINA SAHİP O-L-A-M-A-M-A-L-I-D-I-R.

Kamu sucu ya da degil, ceza takdir yetkisini vermis iseniz, bu --zimnen-- cezayi ortadan kaldirmak (affetmek), ya da azaltmak, artirmak vb (yani tadil etmek) yetkilerini de icerir. ['Yanlis karar vermisim, simdi, duzeltiyorum' da bunlar arasindadir.]

Icermiyor dediginiz yetkileri de birisine (kisi, ya da makam) devretmek gerekir. Boyle bir kisi/makam ismini soylemeden bazi yetkileri ortadan kaldiramazsiniz.

Demem o ki, tabii talep edebilirsiniz, ama, makul karsilanacagini hic sanmiyorum.

bunun aksi, adaletin bir mal gibi alınıp satılabilmesine olanak tanır.

Bence, her devirde, bu boyle olmustur. Tek farki --bence-- derece cinsinden olabilir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 5, 2006 7:59 PM

ayrıca ben sayın akyol'a şu soruyu sormak istiyoum:

kişi yakınları, suçluyu affetme hakkını nereden alıyorlar?

bu hakkı bir yakının kullanmasıyla devletin kullanması arasındaki fark nedir?

sn akyol dayanak olarak yalnızca kur'an hükümlerini göstermiş ve bu hükümlerin modern hukuk sistemlerinden bile ileri olduğunu öne sürmüş.

rahşan ecevit de kendi vicdanını sebep gösteriyor.

görünüşe göre, duruşunuz son derece önyargılı "a priori" kabullere dayanıyor ve bu nedenle olayları değerlendirmede tam anlamıyla bir çifte standart uyguluyorsunuz.

Yazan: Yilmaz Tarih: September 5, 2006 10:43 PM

Yılmaz bey,

Herhalde şunu belirtmem yeter: Bireyi ve aileyi, ontolojik olarak devletten daha öncelikli ve asli kabul ediyorum. Buradan kalan kısmını çıkarsayabilirsiniz.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 6, 2006 1:10 AM

Yılmaz Bey,

Acaba kim "a priori" kabullere dayanıyor?

Söylediklerinize bakar mısınız?

"kişi yakınları, suçluyu affetme hakkını nereden alıyorlar?"

Kişi yakınları, ölen yakınlarının mirasını alma hakkını nerden alıyorlarsa oradan.

"bu hakkı bir yakının kullanmasıyla devletin kullanması arasındaki fark nedir?"

Bunun arasında çook fark var.

Ama bunu farkedebilmeniz için -Mustafa Bey'in dediği gibi- siz de ontolojik olarak birey'i ve tabii aileyi devletten öncelikli ve asli kabul etmelisiniz. Bu kabulün dayandığı temel de şudur: Devlet bireyler için vardır, bireyler devlet için değil. (Yoksa size göte tam tersi mi?)

Bir şeye sırf 'Din'e dayanıyor diye itiraz etmek yerine "a priori" kabul ettiğiniz kavramlarınızı sorgulayın derim. Mesela işe "devlet" "birey" ve "adalet" kavramlarından başlayabilirsiniz.

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 6, 2006 7:17 AM

Dün yine gazetede bir tecavüz olayı vardı. Olayın detaylarını yazmak istemiyorum.

Değinmek istediğim nokta şu ki, bir birey olarak benim hakkıma yapılmış bir saldırıyı (ki, bu tarz suçlar yenir yutulur suçlar değildir..Ne aç kaldığın için ekmek çalmaya benzer, ne de parası olmadığı için çocuğuna bakamayan birinin süt çalmasına) benim yerime bir başkası cezasını bitirmemiş birini affetmemelidir.Böyle bir durumda da bana sorulsa affetmem zaten mümkün değil..Hukuk sistemimizin bu tür suçlar için daha ağır, daha caydırıcı cezalar vermesi temennimdir.

Mustafa Bey'in makalesinden ne demek istediğini anlayıp da anlamak istemeyen arkadaşlarıma sormak istediğim bir soru var?

Olaya lütfen şu açıdan bakın; Anneniz, kızkardeşiniz veya eşiniz yıllarca emek sarfedip eğitimini alıyor, mesleği üzerine diş hekimliği muayenehanesini açıyor adamın biri gelip işyerinde kadına hem tecavüz edip hem öldürüyor. Suçlu yargılanıyor. Bilmem kaç sene hapis yatması gerekirken 7-8 sene sonra seçim dönemine denk gelen bir afla serbest kalıyor. Ya bu sekiz sene içinde çok sevdiğiniz bir insanın canice öldürülmesi nedeni ile sizin yaşadığınız travmalar, adalet sistemine olan güven duygunuzu sorguladığınız anlar..Bunların cezası kime kesilecek?

Yazan: sazer Tarih: September 6, 2006 9:41 AM

Esra hanim,

Sadece yazınızı Hande Hanım'a yöneltmenizi, ve hatta O'nun yazısından alıntı yaparak yazmanızı alakasız buldum.

Anliyorum. Fakat, malesef email adresiniz bende olmadigi icin, o yaziyi da, bunu da, bundan sonraki yazilarimi da size onceden gosterip, alaka-metrik degerlendirmelerinizden istifade edemeyecegim.

Buyuk bir eksiklik olarak teessufle ve hayiflanarak kaydediyorum.

Sebebi de yazınızın O'nun söylemediği sözleri sanki O söylemiş gibi göstermesi ya da öyle algılanmasına sebep olması. Mesela "'dinden faydalanilarak uretilen her soyleme' amennna demek gerektigini bilmiyordum. " cümlenizi ele alalım.

Aliniz bakalim ;)

Bu cümle ya da anlam Hande Hanım'ın yazısında bence yok.

Buradaki 'bence'ye gercekten gerek var miydi?

'Bence'ler uzerinden icsel tahminlerle yola cikip --na-alaka, la-alaka, bi-alaka ve usulumtrak seyleri tartismaga calismak yerine--, 2-3 defa scroll yapsaydiniz tirnak icine aldigim kismin ilgili yazida mevcut oldugunu gorebilirdiniz.

Bu fikirde midir bilmiyoruz.

Hay Allah.. Hande hanimi kayip mi ettik? Basimiz sag olsun mu demeliyim..

Yazisini yazarken buraya gelebilen birisi, 'bu fikirde midir' sorusunu da cevaplayabilir herhalde.

Ya da, sag ise, siz kendisine sorabilirsiniz. Cekiniyor oldugunuzu mu farzetmeliyim yoksa?

O sadece dini söylemleri tartışmasız reddetmenin yanlışlığını vurgulamak istemiş, tartışmasız kabulü kabul ettirmeye çalışmamış. Ama sizin yorumunuzdan sanki böyle bir anlam varmış gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Dikkatli okudugunuza emin misiniz?

Ben sizin dikkatli okudugunuzdan, veya hatirladiginizdan hic de emin degilim. Var olan, acikca yazilmis, seyleri gormuyor, olmayanlari da varsayiyorsunuz cunku.

'O'nun ne demek istedigini en dogru yorumlayan siz mi oluyorsunuz? Pek sanmiyorum, cunku, --tekrar ediyorum-- var olan, acikca yazilmis, seyleri gormuyor, olmayanlari da varsayiyorsunuz.

Bu yanlış algılama ihtimaline dikkat çekmek istemiştim. Sözün sahibinin bir ayrıcalığı, yanılmazlığı yok ama söylenen söz neden yanlış / ters anlaşılsın?! Ben doğru anlaşılmasını anlamlı bulduğum için yorum yazdım, yazıyorum.

Tesekkur ederim, zahmet ettiniz.

Ters anlasilmanin giderilmesi adina, ve ettiginiz zahmetin kefareti olmasi amaciyla, simdi sizden ricam, ilgili yazilari bir (ya da bir kac) defa daha okumanizdir.

Sanırım ortada şöyle bir durum var:

Buradan sonrasi, bence, sizin son bir iki yazinizda nedense nuksetmis olan hayal dunyanizin hareketliliginin bir devami olmus...

Nitekim, bir onceki yaziniza da soyle baslamistiniz:

Hande Hanım'ın yazısına istinaden yazdığınız cevabı, sizin pencerenizden bakarak okumaya ve düşünmeye çalışınca,

Benim 'pencere'min ne oldugunu bildiginizi dusunuyor olmalisiniz; olabilir, istediginizi dusunebilrisiniz.

Ama, benim 'pencere'mden bakiyor oldugunuzu sanmak, benim adima degerlendirmelerde bulunmak, ekstrapolasyonlar yapmak yetkisini size vermez. Yani, ben, izin filan vermis degilim.

Eskiden boyle degildiniz diye hatirliyorum; bu degisikligi ilginc buluyor olsam da, acikca yazilmis seyleri gormek melekelerinde ciddi gerileme olan birisinin boyle luzumsuz analizlere yeltenmesini anlayisla karsiliyor fakat istifade edilebilir bulMUyorum.

Yazdiklarimi okumak zorunda degilsiniz --kimse de degil-- ama, okuyacak iseniz lutfen yazdiklarimi okuyun; yazmadiklarimi degil.

Tabii ilmekle en alakasız yazı da benimki oldu sayenizde.

Benim degil, kendi 'saye'nizde.

Bunun haricinde, onermenizin diger kismi, son iki yazinizin icerdigi en (ya da tek) isabetli olanidir bence.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 6, 2006 11:30 AM

Asıl olan kamu düzeninin ve bireysel hakların teminidir. Suçların cezasız kalması ya da kalmaması esas değildir.

Ben, benim hakkımı gaspeden kişiyi affediyorsam, ya da karşılığında bir diyeti kabul görüyorsam, bunun hükmü buna göre verilmelidir.

Benim adıma benim hakkımı affetmek, çok haksız hatta zalimce bir davranış olur. Hakkından feragat etme ya da diyet biçme yetkisi mağdurun kendisinde olmalıdır.

Kamuya karşı işlenen suçlarda ise esas,


  • kişiyi suçu işlemekten vaz geçirmek,

  • zararını temin ettirmek ve

  • diğer kişilere ibret olması için bir ceza biçmek olmalıdır.


Bu kanunlar ve cezalar önceden belirlenmeli, ilan edilmeli ve herkesce bilinir hale getirilmelidir.

Bazı insanların dedikleri "Mahkemeler: milletin vicdanıdır" önermesi yanlıştır. Mahkemeler herkesin, önceden ilan edilmiş kanunlar yani toplumsal (kanun) veya bireysel sözleşmeler çerçevesinde hakkını (diyet-ceza) alabileceği yerler olmalıdır.

Yazan: ilhan Tarih: September 6, 2006 5:33 PM

Sn. akyol ve suat bey,

gerçekten dediklerinize söyleyebileceğim birşey yok. eğer ki, bir insan örneğin öldürüldükten sonra akrabalarının veya yakın çevresinin katili affetmesinin mümkün olabileceğini düşünüyorsanız, hiçbir sözüm yok. ancak bu, "planın" yanlış olması anlamına gelir ve adaletin güç ve paraya teslim olmasına neden olur.

kamu suçları gibi ağır suçların (cinayet, yaralama, gasp vs.) kesinlikle affedilmeyerek devlet tarafından infaz edilmesindeki kusurlar ise, planı doğru ancak "inşaa"sında hatalar olabilecek işler sınıfına girer. inşaa'yı düzgün yaparsanız, binanız yıkılmaz.

ayrıca sn suat bey'in söylediğine gerçekten hayret ettim, miras hakkı ile can hakkı aynı şey olabilir mi???? bunları nasıl denk tutabilirsiniz?

sizin mantığınızla gidersek, örneğin bir kişinin kardeşi öldürülürse siz de o kişinin kardeşini öldürme hakkına sahip olabilir misiniz??

eminim ki, kuran'da bu söylenseydi -ki söylenip söylenmediğinden gerçekten emin değilim- şu anda ateşli bir biçimde bunu savınuyor olurdunuz!!

alın size "a priori"

tekrar ediyorum, ben devletin de bireyin de kişinin temel hakları gasp edildiğinde, bu haktan vazgeçmeleri gibi bir seçeneklerinin bulunmaması gerektiğini düşünüyorum. sn. suat bey sürekli dediklerimi ters yönlere çekerek beni devletçi veya faşist bir sınıflandırmaya çalışıyor, kesinlikle durum bu değil.

kısacası ne sayın ecevit, ne de sn akyol haklı.

tüm batı ülkelerinde benimsenen şu anki hukuk düzenimiz, inşaa'daki olası sorunlara rağmen gayet sağlam temellere dayanıyor.

bence bu konuyu sayın akyol ulemalar heyetinde "çağımıza göre revize edilecekler" kısmına geçirmelidir (kölelik vs. gibi konulara gönderme yapıyorum. takip edenler bilirler)

Yazan: Yilmaz Tarih: September 6, 2006 10:32 PM

Sazer bey,

Dün yine gazetede bir tecavüz olayı vardı. Olayın detaylarını yazmak istemiyorum.

Olay hakkinda gercekten cok detayli bilgiye sahipseniz, yazMAmanizin isabetli olmus denilebilir.

:)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 6, 2006 11:49 PM

Yılmaz Bey,

Siz mi anlamıyorsunuz ben mi anlatamıyorum bilmiyorum.

Siz şöyle dediniz: ""kişi yakınları, suçluyu affetme hakkını nereden alıyorlar?""

Ben de cevaben "Kişi yakınları, ölen yakınlarının mirasını alma hakkını nerden alıyorlarsa oradan." dedim.

Bu kan bağının nasıl bir silsile ile hak devri yaptığını olduğunu belirmek içindi.

Buradan nasıl oluyorda "bir kişinin kardeşi öldürülürse siz de o kişinin kardeşini öldürme hakkına sahip olabilir misiniz?? " anlamı çıkartıyorsunuz.?

Benim kardeşimi öldüren kişinin kardeşinin ne suçu var ki ben onu öldüreyim? Şuçu şahsiliği ilkesi ne olacak? Ben burada varislerin affetme yetkisinin nereden geldiği sorunuz ile ilgili olarak "kan bağı" mefhumuna dikkat çektim. Bunu düşünemiyor musunuz? Eğer bunları ciddi olarak yazdıysanız sizin gerçekten ilginç bir mantık örgünüz var. (Bu arada üzülmeyin(!) Kur'an da böyle aptalca ve cahilce bir hüküm yok. İslam; dünyada vahşi bir Roma hukuku egemenken şuçun şahsiliği ilkesini getirmiştir. Bu olsaydı da böyle yapardınız gibi zihin okumalarınızı da lütfen kendinize saklayın.)

Maalesef sizin ne "suç" ne "suçun şahsiliği" ne "ceza" ne de "adalet" kavramları konusunda bir derinliğiniz yok.

Kaldı ki burada biz, mağdurun yakınlarının "affetme" yetkisinden sözediyoruz. İlla da kısas demiyoruz. Modern Hukukun yaptığı gibi benim adıma razı olmadığım kararlar verilmesin diyoruz.

Sizi devletçi ve faşist diye sınıflandırmıyorum, sadece yazdıklarınız üzerine konuşuyorum. Önceki yazıda değindiğim "Devlet bireyler için vardır, bireyler devlet için değil. (Yoksa size göre tam tersi mi?)" soruma net cevap vermeyip böyle dolambaçlı bir şekilde birkaç cümleden sonra dilinizin ucuyla devletçi bakışı yansıtan cümleler yazarsanız benim yaptığım sınıflandırma, suçlama değil tanımlama olur.

Sizin "suç" ve "ceza" kavramlarından da ne anladığınız açık değil.

Öbür ilmekte Demirkan Bey'e sorduğum soruyu -benzer düşüncelerde olduğunuz için- size de sorayım:

Modern hukukta var olduğunu iddia edilen bu "insanlık bilinci" nin içinde "maktülün bilinci" de var mı? Yani hiç katledilen biri ile konuştunuz mu? Ona sordunuzda mı bu kısası reddetmeye karar verdiniz? Herkes maktülün yerine/adına konuşuyor burada, öyle değil mi? O halde bu bilinç hangi değere göre kısası reddiyor ve bir can'a karşılık tam karşılığı olmayan çeşitli cezalar peydahlıyor? Size soruyorum; taammüden bir cana kıymanın "mutlak adalet" bağlamında karşılığı ne olursa vicdani açıdan mümkün olan en yüksek tatmin gerçekleşir?

Konunun yüzeyselliğinden sıyrılıp, suç ve ceza bakımından felsefi derinliğine inmenizi, önyargıların ve modern parametrelerin penceresinden değil de direk "hak" ve "adalet" penceresinden bakmanızı istirham ediyorum. (Yani "idam ilkel cezadır, elinde tutamazsın" -niye tutamayacaksın ki, bu sözünüz de ayrı bir garabet- "bu yüzden öldürüsün" gibi, absürd argümanlar yerine meseleyi "ahlak ve adalet felsefesi" bağlamında tartışalım.)

Mutlak adalet anlamında bir "can" ın karşılığı nedir?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 7, 2006 12:01 AM

Sn. öztürk, siz anlatıyorsunuz, ben de anlıyorum ancak dedikleriniz anlamsız. bu nedenle birşey anlam ifade etmiyor.

Yazan: Yilmaz Tarih: September 7, 2006 1:52 AM

Sn. Müzmin,

Bildiğim detaylar gazeteden okuduklarım ile sınırlı!

Okurken bile çok sinirlendiğim için tekrar aynı cümleleri yazamayacaktım...

Yazan: sazer Tarih: September 7, 2006 8:00 AM

Müzmin Bey,

Sizden cevap gelmeyince endişenlemeye başlamıştım açıkcası. Neyse ki bu sabah itibari ile cevabınızı görünce iyi olduğunuzu anladım, içim rahatladı. Endişelenecek birşey yokmuş. Hayat kendi sakin ve şaşırtmayan akışında devam ediyormuş. Gerçi ben değişmişim ama bu değişim de, ne benim hayatımı ne başkasınınkini değiştirecek, o yüzden müsterih olabilir, hiçbirşey olmamış gibi davranabiliriz. Yine de yorumlarınızı dikkate alarak, baştan okumamı rica ettiğiniz kısımları yeniden okudum. Yazmadıklarınızı okumadım. Sadece yazdıklarınızı okudum. Gerçekten! Ama fikrim değişmedi ne yazık ki. Hala yazdıklarınızın haklı şüpheler, sorular içerdiğini kabul etmekle beraber, başlangıç noktasını, sizi yazmaya iten yazıdan uzak görüyorum. Neyse canim, siz değiştiğimi düşünerek yazdıklarımı yazılmamış sayın, dikkate almayın. Gerçi son yorumunuzla bunu yapmış da olabilirsiniz. Konu kapandı demek ki.

Bu arada verilmemiş yetkileri izinsiz alarak ve hatta bununla da kalmayıp tepe tepe kullanarak size karsi ayip etmisim, kusura bakmayin. Özürlerimi kabul edin lütfen. Ama ne yetki kısıtlaması olduğunu biliyordum, ne de sizin bana bu yetkiyi vermediğinizi, vermeyeceğinizi. (Bunu öğrendiğimde biraz mahsunlaştım ama çabuk geçti. Yetki verilmez alınır diye düşünmüş olmalıyım.) Bilmediğim için sormak da aklıma gelmedi. Bundan sonrası için de, söz verip, elimi kolumu bağlamak istemiyorum.

Hayal dünyamın bu konu etrafındaki hareketliliği, sizin hayal ve düşünce dünyanızdaki durmak bilmez hareketliliğin bir yansıması olabilir. Bunun için de siz teşekkür borçluyum. Ne de olsa "İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar."* Allah eksikliğinizi göstermesin.

Saygılarımla,

* Yahya Kemal Beyatlı'nın 'Deniz Türküsü" şiirinden.

Yazan: Esra Tarih: September 7, 2006 11:52 AM

Yılmazın yazdıklarını okuyunca Bush'un söylemlerini hatırladım.

Ahmedinejadın muhteşem bir mektubu vardı. Gazeteciler işgüzarlık olsun işte sormuşlardı mektubu okudunuz mu diye. Bush da, "Okudum ama nükleer faliyetlerden ne zaman vaz geçeceklerini yazmamışlar" diye cevap vermişti.



Bir canın, karşılığı o canı kaybedenin affetmesinden başka karşılığı yoktur. Mevta konuşamadığından yerine vekili karar veriyor affedip etmeyeceğine. Onun öcünü almaya niyetlenecek kişi karar veriyor.

Bir takım hümanistler: "Birisi öldü diye başkasının ölmesi neden gereksin" diyorlar.

Bazen birisinin ölmesi, yaşamasından daha iyidir. Yaşayıp, yakalanıncaya kadar insan öldürecekse, görenlere "adam öldürmek ne kadar kolay" dedirtecekse, ölen kişinin yakınları: "o benim babamı öldürdü bende onu öldüreceğim" diye kan davası güdüp düşman olacaklarsa, katili affetmeyip, aileler birbirine düşman olacaksa, o katilin ölmesi, yaşamasından hayırlıdır. Bunu en iyi bir yakınınızı kaybettiğinizde anlayabilirsiniz.

Hırsızın elini kesmeyi gerilik kabul edenlerin evleri soyulduğunda hırsızın elini değil, boğazını kesmeye kalkarlar.

Dünyadan bir kişi eksildi diye dünya bir şey kaybetmez. Ancak mazlumların, "dünyada adaletin yerini bulmadığı" inancı kuvvetlenirse dünya çok şey kaybeder.

Yazan: ilhan Tarih: September 8, 2006 3:52 PM

Esra hanim,

Sizden cevap gelmeyince endişenlemeye başlamıştım açıkcası. Neyse ki bu sabah itibari ile cevabınızı görünce iyi olduğunuzu anladım, içim rahatladı. Endişelenecek birşey yokmuş. Hayat kendi sakin ve şaşırtmayan akışında devam ediyormuş.

Sizin oralari bilmiyorum, ama, aradabir bazi muhataplarimda musahade ettigim apansiz entellektuel irtifa kayiplarinin verdigi momentary ve onemsiz uzuntuleri saymazsak, buralarda hayat her zamanki sakin ve sasirtmayan seyrinde devam ediyor.

Ote yandan, pek tabii ki, sizi ziyadesiyle onemsemekle beraber, her zamanki sakin ve sasirtmayan seyrinde devam eden hayatin mutad ve cok sayidaki ertelenebilir detaylari uc-bes dakika ayirip size cevap yazmama mani oldu.

Durum bundan ibarettir. Dolayisi ile, ne endiselenecek ne de sizin ozel ihtimaminiza muhtac bir sey sozkonusu, cok sukur. Anlayisla karsilayacaginizi, icinizin daha da rahatlayacagini umit ediyorum.

Ama fikrim değişmedi ne yazık ki.

Denedim, ama, sadece /bu basarisizligimdan bir uzuntu cikaramadigim icin/ uzgunum: Siz belki bilmiyorsunuz ama benim sizin fikrinizi degistirmek gibi bir gayem hic olmadi. Mumkun olup olmadigini da bilmiyorum.

Siradan her okur, yazarin yazdiklarinin ne kadarinin kendi duygularini (okuyanin duygularini) yansittigina bakar. Yapabilecegi tek katki turu de, 'bir yerlerini sevmedim', 'bir yerleri eksik olmus', 'ya da bravo, azizim, pek de guzel ifade etmissiniz' filan gibi iceriksiz duygusal gurultu eklemekten oteye cok nadir gecer.

Yazdiklarimi catir catir curutseniz gam yemem bilakis sizi takdir ederdim; ama, siz, soylenmesi gereken seyleri kismen ya da tamamen eksik soylemisim gibi, ya da bilmemkim hanim ya da beyin dediklerini arzu ettiginiz sekilde tamamlayamamisim filan gibi uzaktan niyet okuyuculugu ya da proje amirligine kalkisiyor intibai veriyorsunuz.

Dolayisi ile, kismen ya da tamamen hakli bulmanizdan da tarifsiz mutluluklar duymus ya da duyacak degilim.

(Bunu öğrendiğimde biraz mahsunlaştım ama çabuk geçti. Yetki verilmez alınır diye düşünmüş olmalıyım.)

Yukaridaki cumleyi buraya yazmis olmaniz bence cok buyuk bir talihsizliktir!

Buna yeltenmek sizin bileceginiz bir seydir --sizi onceden engelleyemem, cok olsa bu safhada nazikce ikaz edebilirim.

Ve, simdi, tekrar, ve son derece nazik bir dille, ben boyle bir seye izin verMiyor oldugumu kaydediyorum. Buna ragmen, israrci olursaniz, benim kisisel sahama tecavuz etmis olursunuz.

Karar sizin.

Bilmediğim için sormak da aklıma gelmedi. Bundan sonrası için de, söz verip, elimi kolumu bağlamak istemiyorum.

Hepimiz bir sekilde ogreniyoruz, sizin icin de gec kalmis sayilmaz bence.

Elinizi kolunuzu baglamak gibi ne bir niyetim ne de imkanim sozkonusudur; ama, tecavuzde israrin ihak-i hak yoluyla cevaplanacagini da gorebilecek melekelerinizin devam ediyor oldugunu umit edebilirim saniyorum..

Hayal dünyamın bu konu etrafındaki hareketliliği, sizin hayal ve düşünce dünyanızdaki durmak bilmez hareketliliğin bir yansıması olabilir.

Sizce oyle olabilir.. Ama, bu benden bir yansima degil, icerden ya da baska bir kaynaktan neset etmis olmali. Yine de, benden yansimis oldugunu dusunuyorsaniz, bu analizinizi de iyice bir gozden gecirmeniz cok yerinde olur bence.

Bunun için de siz teşekkür borçluyum.

Benim isteyerek yaptigim bir katkim yok, dolayisi ile, bence, tesekkur edilmek de gerekli degil.

Ne de olsa "İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar."*

Caglarustu bir mutefekkir olan Yahya Kemal tarafindan soylendigi icin bir postulate idi benim acimdan; simdi teyiden bir de sizden duyunca bunu, artik axiom mertebesi bile az gelir.

Allah eksikliğinizi göstermesin.

Gosterecek. Gosterecek. Benim icin sizin endise etmenize hic gerek yok.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 9, 2006 1:21 AM

Müzmin Bey,
Anlayışla karşılamamak ihtimal dahilinde değil. Sonuçta hiçbir mecburiyetiniz yok. Yine de açıklamalarınız için teşekkür ederim. Evet, içim ziyadesiyle rahatladı.

İlk yazımdan sonra açıklama yapma nezaketi göstermeniz, çok çok zayıf olmakla bereber, fikrimi değiştirme yönünde bir gayeniz olduğu yanılgısına sürüklemiş beni. O anda kiminle yazıştığımı bir an için unutmuş olmalıyım. Hiç olmayan çabanızı varmış gibi göstermişim, kusura bakmayın lütfen.

Sıradan okur tanımınıza katılıyorum. Güzel tanımlamışsınız.

Yazdıklarınızın, sizi mutlu etmek amacından tamamen uzak olarak, haklılık payı olduğunu düşünürken ve bunu da belirtmişken, sırf sıradan okur tanımının dışına çıkmak ve sizden takdir görmek için, fikirlerinizi çürütme çabasına giremezdim. Yazarken sıradan okur muyum değil miyim diye de düşünüyor değilim. Ama fikirlerin başlangıç noktasını bağlamdan uzak görüyorsam da, bunu da söylemeden edemezdim, söylememek yanlış olurdu. Süreç de aynen böyle gerçekleşti. Sizde yarattığım intiba ise, bu anlattığım süreç ile hiç örtüşmüyor. Eksik söylem ya da birilerinin söylediklerini tamamlayamama gibi bir ithamda bulunmak niyetinde değildim, bulunduğumu da düşünmüyorum. Ama bir şekilde böyle anlaşılmış. Umarım şimdi bu yanlış izlenimi biraz doğrultabildim.

Talihsiz dediğiniz cümle bana kalsa sadece şımarıktı. Hadi hatırınız kalmasın, talihsiz bir şımarıklık olarak geçsin kayıtlara. Sizin kişisel sahanıza girmeyeceğimden emin olabilirsiniz. Bunu bilmenizi beklerdim ama beklentilere boşverelim şimdi. (Ayrıca sanırım anlık şımarıklık sizi bu düşüncelere sürükledi.) Ben size güvence veriyorum yeniden, müsterih olun.

Gayet samimi duygularla söylüyorum: Allah eksikliğinizi göstermesin. Endise değil bir temmenidir bu.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: September 10, 2006 1:26 AM

Böyle bir ayeti "ahlak" diye koymanız inanılmaz gerçekten. Şuna bir bakın:

Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır. (Bakara, 178)

Yani diyelim ki bir erkek, bir kadını öldürdü. Eğer öldürülen kişinin ailesi bunu bağışlamazsa, o zaman öldüren kişinin ailesinden bir kadın alınır ve "öldürülür". İşte İslam ahlakı! Kısas olarak olarak öldürülen kadının ne günahı var diye sormayın! O cennete gidecek :) İşte İslam ahlakı!

Peki affetmek? Beni öldüren birini devletin affetme yetkisi yok diyorsunuz. Gerçekten de öyle. Peki ailemin affetme yetkisi var mı? Yani giden can benim canım. Bu bağlamda affetme yetkisi sadece bana aittir ve ben de ölü olduğuma göre bu dünyada onu affedecek kimse olamaz. Annem veya babam onu affedebilir. Peki ya ben affedilmesini istemeseydim? Sonuçta ölen benim.

Akla uygun olanın bu olduğunu biliyorsunuz, ahlaklı olanın bu olduğunu biliyorsunuz. Ama:

"Ahlak size ne söylenirse söylensin doğru olanı yapmaktır. Din, doğru ne olursa olsun size söyleneni yapmaktır."

Eğer o ayette "kimsenin onu affettme yetkisi yoktur" yazsa, o zaman da bu sefer ailesinin bile affetme hakkı olamayacağını, sonuçta eylemden zarar görenin kendisi olacağını ballandıra, ballandıra anlatacaktınız :)

Söyleyen ne doğru söylemiş: Dinin her savunuluşunda, akla bir saldırı bulunur. Dini kucaklamak, aklı terk etmektir.

Yazan: Pagan Tarih: October 9, 2006 5:28 PM

Sayın Pagan,

Sizin bahsettiğiniz uygulama pagan Arap uygulamasıdır. Ayetteki kadına karşı kadın, esire karşı esir vs. diyet oranlarının takdiri içindir. İslam'da "Kimse bir başkasının yaptığından sorumlu değildir" ayeti uyarınca bahsettiğiniz gibi bir uygulama söz konusu olamaz. Hiçbir zaman da olmamıştır.
Ayetlerle ilgili yorum yapmadan önce açıp bir iki satır okursanız kendinizi zor durumda bırakmamış olursunuz.

Yazan: blue Tarih: October 10, 2006 9:12 AM

Annem veya babam onu affedebilir. Peki ya ben affedilmesini istemeseydim? Sonuçta ölen benim.

Pagan olarak öldüğünüze göre sizin için bir şey farketmez. Müslüman olarak ölürseniz affetmeme hakkınızı öldükten sonra da kullanabilirsiniz :)

Yazan: blue Tarih: October 10, 2006 11:29 AM

Sayın Pagan,

Blue Bey açıklamasını yapmış ama ben de iki cümle söyleyeyim.

"Bu devirde pagan mı olur?" diyordum ama tevekkeli değil; bu mantıkla değil pagan, herşey olunur.

Sizin İslam hakkındaki bilginiz nedir kuzum? Kısas hakkında ne biliyorsunuz da böyle saçma sapan ve ahlak dışı bir "suçsuzu öldürme" hususunu İslam'a yamamaya çalışıyorsunuz? Biraz kitap karıştırın da böyle komik durumlara düşmeyin. Ayetin sebeb-i nüzuluna bakarsanız bu ayetin "pagan" arap adetlerinin uygulamalarının haksızlığı (Soy-şeref-zenginlik gibi ayrıcalıklar) karşısında indiğini ve eşitliği vurguladığını görürsünüz. Bu ayet sizin evhamınızın tam tersine öldürülen birisinin yerine katilden başkasının öldürülmesinden kaçınılması içindir. Kısas'ın hükmü Mâide 5/45 te de belirtildiği gibi "Cana can "dır. Kim bir kişiyi suçsuz yere öldürürse ona ÖLDÜREN KİŞİYE kısas yapılır. (Maktülün varisleri affetmezse.)

Bir zahmet saçmalamadan önce biraz okuyun..

Bir de şöyle yazmışsınız:

"Annem veya babam onu affedebilir. Peki ya ben affedilmesini istemeseydim? Sonuçta ölen benim."

Bu şekilde düşünüldüğünde aynı şey pozitif hukuk cezaları için de sorulabilir. Öyle ya öldürülen benim; katilimin cezasının sadece hapis olması beni tatmin etmez. Modern hukuk bu açıdan çok problemlidir. Çünkü bir "can"ın mutlak adil bir karşılığı ancak ve ancak "can"dır.

Farklı düşünüyorsanız buyrun cevaplayın. Daha önce de burada sordum bir cevap alamadım: Bir canın "mutlak adalet" bağlamında karşılığı nedir?

Kan bağı olanlar affedebilir; çünkü onlar bu kaybın acıyı en birincil şekilde çekenlerdir. Maktülün herşeyinin varisleri oldukları gibi "can"ının da varisleridirler. Bu yüzden af yetkisi vardır.

Katilin yaşam hakkının maktülün varisleri tarafından bağışlanması onun "adam öldürme" cezasından tamamen kurtulması anlamına gelmez.Katilin affedilmesi canının kısastan azad edilip bağışlanması içindir. Ama yalnızca bu dünya için.. İslam tek dünya düzlemiyle bakmaz meseleye; bunun bir de "hesap günü" ciheti vardır. Nihai anlamda katil, maktül ile hesap gününde "kul hakkı" bağlamında hesaplaşacaktır. İşte bu "mutlak adalettir"

Şimdi önyargı peçenizi kaldırın ve dönüp bakın bakalım hangisi akla uygun, hangisi mantıklı, hangisi mutlak adaleti içeriyor?

Kıytırık modern hukukunuz mu, İslam'ın kısası mı?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 10, 2006 1:42 PM

sizin yazılarınızı ilk kez okuma imkanı buldum gerçek anlamda değerli fikirlere sahipsiniz umarım birgün birilerinin dikkatini çeker

saygılarla....

Yazan: sinan akbulut Tarih: January 14, 2007 8:53 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)