« Muhafazakarlara İyi Bir Eleştiri | Ana Sayfa | Cumhurbaşkanı'nın Dünyası »
August 28, 2006
Müslümanca Öz Eleştiri I: Din Özgürlüğü
Etyen Mahçupyan'ın makalesine atıfla siteye eklediğim son yazıda, içine doğru sürüklenmekte olduğumuz "medeniyetler çatışması" girdabında Müslümanların da herhangi bir öz eleştiriye ihtiyacı olup olmadığını sormuştum. Gelen cevapların önemli kısmı, tahmin ettiğim gibi, "hayır, suç Batı'da" diye özetlenebilecek bir içerikteydi.
Bu cevaplara karşı Batı'nın tek parça olmadığı, vicdanlı ve barış yanlısı pek çok Batılı çevrenin de bulunduğunu hatırlatmak mümkün. Şimdiye kadar başka yazılarımda bu hatırlatmayı yapmaya çalıştım zaten. Ama kanımca daha da önemli olan, çoğumuzun hiç yanaşmak istemediği o "öz eleştiri" kısmı. Acaba Müslümanlar yanlış bir şeyler yaparak Batı'nın saldırganlığını kışkırtıyor veya gerekçelendiriyor olabilirler mi?
Bu konuda cevap vermeden önce, İngilizce bir makaleyi tavsiye edeyim: Cleveland Eyalet Üniversitesi'nden hukuk profesörü (ve İslam hukuku hakkındaki bir kitabın yazarı) olan David Forte'nin Islam's Trajectory (İslam'ın Yörüngesi) adlı uzun yazısı. Forte, son yıllarda mantar gibi çoğalan İslam düşmanı "İslam uzmanları"ndan biri değil. Yazısında, İslam'ı, daha doğrusu Kur'an-ı Kerim'i ve İslam peygamberini hayli övmüş. Kur'an'ın diğer dinlere karşı hoşgörülü hükümler getirdiğini, kadınlara görülmemiş özgürlükler ve haklar verdiğini, adaletli ve barışçıl bir toplum düzeni öngördüğünü anlatmış. Makalenin devamında ise, İslam'ın devletleştiği dönemde, özellikle Emeviler ve Abbasiler zamanında, Kuran dışı çeşitli geleneklerin, örneğin Bizans ve Sasani imparatorluklarından alınan despot hukuk anlayışlarının İslam fıkhına karışarak baskıcı hükümler ürettiğini, bunların bazı durumlarda hadislerle karıştığını izah etmiş. Bu yoruma büyük ölçüde katılıyorum.
Neyse, İslam fıkhının gelişimi ayrı ve çok uzun bir konu. Demek istediğim, söz konusu Prof. Forte'nin "İslam düşmanı" bir Batılı olmadığı, aksine olumlu bir profil çizdiği. 11 Eylül olayının hemen ardından kaleme aldığı "Din, Düşman Değil: Bin Ladin'e Bakıp İslam'ı Görmeyin başlıklı yazısında da hayli "İslam yanlısı" bir yorum getirmiş.
Ama Forte'nin makalesi bunlardan ibaret değil. İlk paragraflarında bu yıl Afganistan'da yaşanan ve Batı dünyasını ayağa kaldıran bir olayı anlatıyor: Din değiştirip Hıristiyanlığı seçen Abdül Rahman adlı Afganlı hakkında ülkede çıkarılan ölüm fetvasını. Bu fetva üzerine aralarında Papa XVI. Benedict de olmak üzere pek çok Batılı lider devreye girmiş ve Afgan yönetimini cezayı infaz etmekten caydırmıştı. Eski Müslüman yeni Hıristiyan Abdül Rahman, şimdi iltica ettiği İtalya'da yaşıyor, ama suikast endişesiyle kimliğini gizli tutuyor.
Abdül Rahman olayı, İslam dünyasındaki din özgürlüğü probleminin sayısız örneğinden biri. İslam fıkhında "din değiştirenin katli gerekir" gibi hükümler olduğu için, şeriatın uygulandığı ülkelerde bir Müslümanın din değiştirmesi idam gerektiren bir ceza sayılıyor. (Oysa Kur'an'da din değiştirmeyi suç sayan hiç bir hüküm olmadığı gibi, aksine "dinde zorlama yoktur" [Bakara, 256] veya "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin" [Kehf, 29] gibi din özgürlüğünü tesis eden ayetler var.)
Söz konusu baskıcı zihniyet nedeniyle İslam ülkelerinde Hıristiyanlığın veya başka dinlerin yayılması, yeni kiliseler veya başka ibadethaneler açılması çoğu zaman problem yaratıyor. Suudi Arabistan gibi katı rejimlerde bu tamamen yasak. Başka ülkelerde ise hukuki yasaklama olmasa bile toplumsal bir reaksiyon var. Ülkemizde de, malum, son yıllarda giderek yükselen bir kilise/Hıristiyanlık düşmanlığı mevcut. (Gerçi bu, dindar kesimden ziyade bazı "ülkücüler"den kaynak buluyor, ama uzaktan haber bültenlerini okuyan bir Batılı için aradaki farkı farketmek zor. Trabzon'da bir rahip vurulunca, "Müslümanlar yine Hıristiyan öldürdüler" diye algılıyorlar. )
"İslam'ın Yörüngesi" başlıklı makalesinde Abdül Rahman olayını anlatan David Forte ise, şu yorumu yapıyor:
İşte bu gibi olaylar, Amerikalıları, İslam'ın saygı değer bir din olduğu fikrinden uzaklaştırmaya başladı. 11 Eylül'den sonra George Bush "İslam bir barış dinidir" demişti ve İslam'ın içinde bunu doğrulayacak güçlü bir mutedil ve manevi damar var. Ama Amerikalılar İslam adına yapılan o kadar [kötü] şey gördüler ki, bu konudaki yaklaşımları değişti.
Bunu "abartıyorlar" diye yorumlayabilirsiniz. Osmanlı'daki dini hoşgörüden, kilise-cami-sinagog kardeşliğinden söz edip, bunun karşısında Engizisyon vahşetini hatırlatabilirsiniz. Ama artık ne Engizisyon ne de Osmanlı var. Batı, din özgürlüğü konusunda Engizisyon'un çok çok ilerisinde, İslam dünyası ise ne yazık ki Osmanlı'nın çok gerisinde.
Onun için mevcut durumu analiz edelim. Gelin iğneyi kendimize batıralım ve bir an için kendimizi Hıristiyanların yerine koyalım: Afganistan'daki Abdül Rahman olayının tam tersi yaşansaydı ne hissederdik? Bir Hıristiyan ülkede, örneğin ABD'de, "Hıristiyanlıktan çıkmak yasaktır" diye bir kanun olsaydı ve Hıristiyanlık'tan çıkıp İslam'ı seçen bir Amerikalı'nın katline karar verilseydi, ne düşünürdük? Bunu din kardeşimize yapılan korkunç bir zulüm olarak görüp, tepki vermez miydik?
İşte bugün İslam dünyasında örnekleri görülen "din despotizmi", Batılıları da böyle tepkiye ve öfkeye sürüklüyor. Böyle bir toplumsal tepki gelişince de, İslam dünyası hakkında ideolojik düşmanlıkları veya emperyalist planları bulunan politikacılar veya kanaat önderleri, saldırgan projelerini hayata geçirebiliyorlar. Biz de o saldırganlıklara haklı olarak kızıyoruz. Ama bunları kızarken İslam dünyasının kendi içindeki yanlışlara karşı hiç bir şey demiyoruz. (Böyle demeyi, "düşmanın eline koz vermek" zannediyoruz; oysa gerçekte asıl bu şekilde koz veriyoruz.)
Sonuçta Batılılar Müslümanları despot ve hoşgörüsüz, Müslümanlar da Batılıları saldırgan ve emperyalist olarak görüyor. Bu kısır döngüyü kıracak, hem karşı tarafın suçlarını hem kendimizin yanlışlarını eleştirecek bir söylem ortaya koyamaz isek, bu iş böyle sürecek ve daha kötüye gidecek. Olan, Lübnan'da İsrail bombasıyla ölen masum çocuklara veya Londra metrosunda işine giderken havaya uçurulan suçsuz sivillere olacak. Ve en kötüsü, tüm insanlığa yönelik bir kurtuluş mesajı olan İslamiyet'in, insanlığın önemli bir bölümüne ulaşmasının önüne büyük bir set çekilecek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 28, 2006 1:12 PM




Sayın Akyol, seçtiğiniz konular bir harika. Evet özeleştiriyi bir yana bırakın kendimize bakmanın, neredeyiz diye sormanın zamanı geldi de geçiyor.işte ''İŞİN ÖZÜ'' başlıklı yazısında KAZIM YARDIMCI'NIN bölgede büyük yankı uyandıran yazıSI. Yazı www.varliktanveriler.com dan alınmıştır.(Sitenin ingilizce böşümünden ingilizcesine ulaşabilirsiniz.) Tetkik ile gözlemlerinize sunuyorum.Saygılar
İŞİN ÖZÜ
Hazret-i Peygamber’den(S.A.V) 30 yıl sonra Haşimi’lerin ezeli düşmanı Emeviler Nebevi sistemi(Hilafet’i) kaldırmış, yerine faşizmden başka bir şey olmayan krallık(meliklik) sistemi kurmuşlar.
Ne Kur’an tanımışlar ne Sünnet tanımışlar. Beşeri emirlerle Devlet’i ve Millet’i şedit baskı altında yönetmişlerdir. Ve hep Haşimoğulları ve onları sevenlerle uğraşmışlardır. Onların ne dini vardır ne de imanı. (Zaten Fetih Günü korkularından kerhen Müslümanlığı kabul etmişlerdir.) Devleti Aileleştirmeyi de onlar yapmıştır. Kayzerin , Kisranın zulüm sistemini getirmişlerdir. Tamamen gayri İslami olan zulüm devletini kurmuşlardır.
Sonra Haşimi Abbasiler bu küfür devletini imha etmiş ancak onlar da Kayzerin sistemini benimsemişlerdir. Fakat onların zamanında Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli Mezhepleri kurulmuş Tasavvuf tekkeleri serbest bırakılmış, Felsefe ve Kelam çalışmalarına izin verilmiş, Abbasiler Hanefi mezhebini resmi mezhep olarak kabul etmişler, Aşariliği de benimsemişlerdir.
Ama onlar da taht elden gider korkusu ile halkın sevdiği Evlad-ı Resul-ü, Evlad-ı Ali’yi incitmişlerdir. Devlet sistemi olarak küfridir. Ancak İtikat ve Fıkıh olarak İslami bir devlettir. Abbasi Devleti yarı İslami bir devlettir.
Türki devletler olan Gazneliler ve Selçuklular da; Haşimi-Abbasi devlet sistemini ve Haşimi-Abbasi din yorumunu benimsemişlerdir yani Sünniliği.
Sünnilik şudur: Dört mezhep, Tasavvuf, Aşarilik, maturidilik. Osmanlılarda aynı Haşimi-Abbasi din yorumunu kabul etmişlerdir. Ancak Sultan Selim ve Şah İsmail’in kavgalarından sonra(1514) Osmanlılarda bir kırılma olmuştur. Hem Şiiliğe şiddetli bir aleyhtarlık hem de Haşimi Abbasi sultanlarına bir aleyhtarlık başlatılmıştır. Hilafeti Abbasilerden savaş neticesi aldıkları için Abbasilik aleyhtarlığı yapılmıştır. (Bakınız; Hoca Sadeddin’in Tacut Tevarih isimli kitabı, Kültür Bakanlığı yayınlarındandır.)
Bunu fırsat bilen Osmanlı ulemasının bir kısmı Emevi din yorumcularına (İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye gibi ) yönelmiş, Abbasi din yorumu ile Emevi din yorumu sentez yapılarak karma bir din yorumu yapmışlar ve Emevi Meliklerinin aleyhine gitmeyi yasaklamışlardır. Bunu Selim’den sonraki Osmanlı Medreseleri ve Şeyh-ül İslamlar yapmıştır. Medreseler kaldırıldı ama sonra açılan İmam Hatipler işte bu son Osmanlı karma din anlayışını devam ettirmişler ve devam ettirmektedirler.
Bununla Şii bahanesi altında hem Ehl-i Beyt’e, Evlad-ı Ali’ye, Seyyidlere karşı hem de Haşimi Abbasilere karşı bir tavır sergilemektedirler. Bu bir batıl zihniyettir. Bu zihniyeti belki Padişahlarını korumak için geliştirmişlerdi. Ama şimdi Padişahlar yok. Peki ne diye devam ettiriyorlar, Padişahlara ve Şeyhül İslamlara toz kondurmuyorlar? Akla gelen şudur: Şiddetten yana, baskıcı ve dünyevi (seküler) düzen olan Padişahlığı özlüyorlar ve bu hayalleri ile yaşamak istiyor olabilirler. Ütopyaları, umutları yok olmasın istiyorlar.
Bu durumda, bu zihniyette olanların gerçek cumhuriyetçi olmaları mümkün değildir. İşte Türkiye’mizdeki sıkıntı da bundan kaynaklanmaktadır. İşin özü budur. Diğerleri, türban, haşema ve benzerleri meselenin özü değil, şeklindendir. Türban ve benzeri şeyler dinin aslından olmayıp, füruundandır. Dinde ve İslam’da bu gibi şekli konular kebairden olmayıp, sağairdendir. Yani türban, tesettür büyük günahlardan olmayıp, küçük günahlar kategorisindedir. Küçük günahları ise, Allah’ın affedeceği vâdi vardır. Bunun böyle olduğunu bütün din bilginleri bilir.
Şeriat(fıkıh ilmi) İslam Devletini yönetenler ve kadılar için geçerli idi. Peygamber’den 30 yıl sonra Şeriat(Nebevi Hilafet) kaldırılmış yerine Sultani Hilafet getirilmiştir.
‘’ Elhilafetü badi selasune seneten summe caele melikül adud ‘’(Benden sonra Hilafet-yani şeriat 30 senedir, sonra ısırıcı-vahşi bir melik gelir.)’’ Gerçek nebevi hilafetin olmadığı yerde şeriat olmaz. Sultani hilafeti emeviler icad etmiştir. Sahte ve batıldır. Hadisi Şerif Said Bin Ümhandan Ebu Davut, Tirmizi, Nesei, Tac terc. Cilt 3 sayfa 79 Bekir Sadak İst. 1973, ayrıca Sahihi Buhari ve Tecridi Sarih terc. Diy. İşl.Bşk. Yayınları)
Ama şu var ki: Nebevi Hilafet’in(ilk dört Halife gibi) olmadığı yerde Şeriat(İslam Fıkhı-hukuku) olmaz. Dört Halifeden sonraki devletlerin hiç birisi İslami değildir. Hepsi sözde İslami’dir ve şeriatın cezai hükümlerini fukara halklara baskı aracı olarak kullanmışlar, şeriat adına zulüm yapmışlardır. Şeriat’ın, İslam Devletinin olmadığı yerde ise Fıkıh-İslam Hukuku okutmaya gerek yoktur. Herkes kadı olacak diye İslam’da bir emir de yoktur. Şeriat –Fıkıh yani İslam hukuku kadılar için gereklidir. Dört halifeden sonraki sözde İslam devletlerinin kadılarının beş-on tanesi dışında adil bir kadıya rastlanamaz. Hepsi şeriat adına, sultanlar şahlar, padişahlarla yani sarayla işbirliği yaparak şeriat adına zulüm yapmışlardır, hep kitabına uydurmuşlardır.
Onun için diyoruz ki; sadece ibadet edecek kadar özet bir ilmihal bilgisi kafidir, diğeri Maneviyattır. Ledünni-Allah katından gelen manevi ilimlerdir ki Allah’ın “ilim” dediği de budur. Okuma-yazma ile öğrenilen Fıkıh ilmi değildir. Onun adı Fıkıh-Hukuktur. Kadılar için lazımdır. Bu Maneviyat ilmi ise Tasavvuf Pirleri, Arif Velilerdedir. İlahiyat Fakülteleri boşuna Fıkıh ilmi okutmakta; Ancak İtikatta Tasavvuf-Kelam(Aşarilik-Maturdilik’ten) uzaklaşmış Abbasiler çağında geliştirilen Aristo-Yunan Felsefelerine yönelmişlerdir. İlahiyat’ta ağırlıklı ders; Felsefe ve Rasyonalizm(akılcılıktır) -Vahiycilik değildir, felsefedir.
Allah Kur’an’da dini ikmal ettiğini buyurmaktadır. Elyevme ekmeltü leküm dineküm’’ Bugün sizin dininizi ikmal ettim. (Maide 3) Ama hiçbir kimse Allah’ın İman işini tamamladığını iddia edemez. İman ve İrşat devam etmektedir ve kıyamete kadar sürecektir.
Allah’ın ilim dediği: okuma-yazma, defter-kalem ile olsaydı, Allah’ın ve Peygamber’in muhataplarının yüzde 97’si ümmi olan(okuma-yazma bilmeyen) ilk Müslüman kardeşlerimiz olan Ashab-ı Kiramdır, hiçbir kimse bu okuma yazma dahi bilmeyen büyük kardeşlerimize cahil diyemez. Onlara Allah derece derece ilim verdiğini beyan buyurmuştur. ‘’Utul ilme derecatin’’ (Mücadele 11) derece derece ilim verildi.
Peygamberimiz sadece sohbet etmiş, ilk Mü’minler de sohbetinde bulunarak onun İlahi lisanından kulak yolu ile ilmi öğrenmişlerdir. Peygamberimiz, hiç bir Ashab-ı Kiram’a “kağıt-kalem getirin, size ders vereceğim.” “Öğrenin gelin sizi müzakere yapacağım” dememişlerdir. Bu bir tarihi gerçektir. Sadece sohbet(söyleşi yapmış) Mü’minler de dinlemişlerdir. Bütün Peygamberler de böyle yapmışlardır.
Nebevi sistemde okuma-yazma(medrese-mektep) yolu ile tedrisat-öğretim yoktur. Medreseler, mektepler Peygamber’den 50 yıl sonra işte hep o Sultanlar(Melikler-Krallar) tarafından açılmış ve ondan sonra, Din-İman, kültür olmuştur(Kültür, İman ve İlahi ilim değildir). Okuma yazma yolu ile sadece fiziki bilimler, hukuki ve sosyal bilimler öğrenilir. Akılla metafiziği (Uhrevi bilimler) bilmek mümkün değildir. Akıl fizik ötesi RUH , melek, cin, şeytan, cennet ve cehennem gerçeklerinin ne olduğunu vahyin dışında bilemez. Çünkü bu saydıklarımız soyut varlıklardır. Aklın gücü fizik aleminin bittiği yere kadardır. ‘’Onlar zahiri bilirler ancak maneviyatı (ahireti) yani fizik ötesi gerçekleri bilemezler.’’ (Sure-i Rum Ayet 6 ) (Bknz.’’Aklın Çeşitleri’’isimli yazı Rufai Külliyatı 3.Cilt Kazım Yardımcı Ayrıca www.varliktanveriler.com den ‘’59 nolu Veri-Aklın Çeşitleri’’)
Bu ayet açıkça aklın neleri bileceğini ve neleri bilemeyeceğini açıklamıştır. Zaten bu bir gerçektir. Akıl, soyut varlıkların nasıllık ve nitelikleri hakkında fikir yürütemez. Bilgi elde edemez. Ancak kutsal kitaplar yolu ile bu gerçekleri öğrenebilir.(Anlayabilir) Zaten aklın Türkçesi anlama yeteneğidir. İnsandaki akıl ise, ancak fizik aleminin gerçeklerini anlayabilir.fizik ötesi gerçekleri , evreni yaratan Allah, istediği kullarına bildirir, öğretir. Bunlar başta peygamberlerdir. Eğer akılla fizik ötesi gerçekleri anlamak, çözmek, bilmek mümkün olsaydı her akıl sahibi peygamber veya arif veli olurdu. Yağma yok!
Ayet: ‘’Amenna ve Ata’na ‘’(Nur 47) (Ya Muhammed inandık ve itaat ediyoruz diyenler iman etmedi) .’’Semi’na ve Ata’na’’ (İşittik ve İtaat ediyoruz diyenler İman ettiler(Bakara 285 Nolu Ayet).) Hazreti Peygamberdeki O İlahi ve tatlı sesi, pâk ve kutsal nefesi işitip etkilenenler-Algılayanlar; İman ettiler. Bu bir gerçektir.İman, Okuma-Yazma ile öğretilemez. Ama; Dini Fıkıh ilimleri Okuma-Yazma ile olur. Bir gerçektir ki; Okuma-yazma ile İslam Fıkhını gayri Müslimlerde (Papazlarda, Ateistlerde)öğrenebilir. Ancak genede Papaz papaz , ateist Ateisttir, Salih Mü’min’i ve onun yüzündeki Muhammedi(İlahi) Nurlu yüzü ve ondaki Fazileti, dürüstlüğü görmeden bir kimse (onun tatlı sesini duymadan) okuma ve yazma ile İman’ı bulamaz. İman kesin olarak Hidayet meselesidir ve Vehbidir, Kesbi değildir. Bir Mevhibe-i Rahman’dır. İlahi bağıştır. İman kazanç değildir. Allah’ın Hibesi-bağışı, Hidayetidir. Bu yazdığım Hidayet meselesi Kur’an ile sabittir. Okuma-yazma ile herhangi bir dini veya tüm dinleri öğrenebilirsin. Ancak İman’ı öğrenemezsin. İman gökseldir, gökten kula gelir. Allah diridir ve her an bir şanda-bir tecellidedir. İstediğine İman’ı hibe ve Hidayet eder ve O’na bir veli-mürşid gönderir. Allah inanmayanlar için: Onlara bir veli-mürşid yoktur.(Kehf Suresi 17) ayetini Kur’an ile açıklamıştır. Demek ki, inanalar için Allah Onlar’a birer Veli mürşid lütfetmek suretiyle yardım etmektedir. Bu bir İlahi nusrettir (yardımdır).
Not: İbni Hazm (Kurtuba 994- Manta Lişan 1064) Soy olarak Emevi kökenli olup, Emevi bilginlerindedir. Hem dört mezhebe, hem de Şii mezheplerine karşı Zahiriye mezhebini kurmuştur. O dört mezhebe ve şii mezheplerine karşıdır ve kendisi mezhep müctehididir .Mezhebinin adı Zahiriye mezhebidir. Yani asla Ehli sünnet ve Sünni değildir. İbni Teymiye (Harran 1263-Şam 1328) de onun mezhebini benimsemiş ve onun yolunda yürümüş zahiriye mezhebi müçtehitlerindendir. O da Sünni ve ehli sünnet değildir. (Bu iki zahiriye mezhebinin kurucusu ve bilginlerini birer Sünni müçtehidi ve bilgini olarak halkımızın bu konuda bilgisizliğinden yararlanarak bazı çevrelerce Sünni alimi diye sinsice sunulmaktadır ve ehli sünnet halkımız bu suretle şaşırtılmaktadır. Bu iki zahiriye mezhebinin kurucusu ve taraftarı olan bu iki bilgin asla ehli sünnet (Sünni alimi) değildir. Bunlar dört mezhebe olduğu gibi ilk dört halifeye de muhalefet etmektedirler.) İşte Vahabilik, Zahiri mezhebinin kurucularından İbni Hazm ve İbni Teymiye’nin görüşlerinin pratikleştirilmiş şeklinden başkası değildir. Asla bilimsel bir mezhep olmayıp katı, zorbacı, dayatmacı şiddet içeren bir ideolojidir. Vahabilik, asla İslami bir mezhep değildir.
Çünkü İslam’da şiddet ve dayatmacılık yoktur ve İslam’ın kendilerinden evvel yetiştirdiği binlerce İslam Alimlerini inkâr etmek yanlıştır. İslam’ı ve ilmi tekeline almak hiçbir kimsenin ve hiçbir gerçek mezhebin haddi değildir. Bunlar İslam’ı ve ilmi tekellerine almak isteyenlerdir. İslamı ve ilmi tekeline almak ise en büyük sapıklıktır. Hiçbir bilgin kendisinden evvelki binlerce İslam Alimini reddedip, kendi görüşünün doğruluğunu Müslümanlara dayatamaz. Zaten o eski İslam Alimlerini inkâr etmek, ilmi de inkâr etmektir. İlim, Alimlerle yaşar ve sonsuza dek devam eder. Geçek Alimleri (İslamın bilginlerini) inkar ilmi inkardır. İlmi inkar edenin dinden söz etmek hakkı yoktur. Onların ki olsa olsa bir ideolojidir. Din, mezhep ve iman değildir.
KAZIM YARDIMCI/ ADIYAMAN
18.08.2006
info@varliktanveriler.com
www.varliktanveriler.com
Yazan: İrem kılıc Tarih: August 28, 2006 1:33 PM
Mustafa Akyol'un yazısının özeti;Acaba Müslümanlar yanlış bir şeyler yaparak Batı'nın saldırganlığını kışkırtıyor veya gerekçelendiriyor olabilirler mi?
El cevap;kesinlikle KATILMIYORUM...hatta gereğinden bile çok sabır gösterilmektedir.
..............
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
AJLAN BEY, YORUMUNUZA TEŞEKKÜR. ANCAK EĞER BU YAZIDAKİ DİN ÖZGÜRLÜGÜ PROBLEMİ HAKKINDA DA BİR YORUM YAPARSANIZ SEVİNİRİM. SİZCE DİNDEN ÇIKANIN ÖLDÜRÜLMESİ UYGULAMASI DOĞRU MUDUR?
SAYGILAR,
M.A.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 28, 2006 4:27 PM
Sayın Akyol,
Yazının genel içeriğinden çok alıntı yaptığınız yazıda katıldığınız bir görüş hakkında kafamda oluşan soruları paylaşmak istedim.
Demişsiniz ki: “Makalenin devamında ise, İslam'ın devletleştiği dönemde, özellikle Emeviler ve Abbasiler zamanında, Kuran dışı çeşitli geleneklerin, örneğin Bizans ve Sasani imparatorluklarından alınan despot hukuk anlayışlarının İslam fıkhına karışarak baskıcı hükümler ürettiğini, bunların bazı durumlarda hadislerle karıştığını izah etmiş. Bu yoruma büyük ölçüde katılıyorum.”
Katıldığınız kısımlar arasında, İslamın devletleşme sürecinin Hz.Muhammed(as)’ın zamanında değil de bu sözü edilen zamanda olduğu da var mı ? Bir de bu despot hukuk anlayışı ile günümüzde bir devlet kurumunun din adına söz söyleme hakkını elinde bulundurur bir görüntü çizmesini nasıl karşılıyorsunuz? Ya da paralellik kuruyor musunuz bu iki oluşum arasında?
................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
SERKAN BEY, DEVLETLEŞME KUŞKUSUZ RESULULLAH ZAMANINDA BAŞLADI; ANCAK BURADA KAST ETTİĞİM DAHA SONRAKİ DÖNEMDİR.
BUGÜN KANIMCA HERHANGİ BİR DEVLET KURUMUNUN DİN ADINA SÖZ SÖYLEME HAKKI YOKTUR. TEOKRATİK REJİMLER, KANIMCA ALLAH ADINA İNSANİ POLİTİKALARI EMPOZE EDEN YANLIŞ REJİMLERDİR. TEOKRASİ, SADECE PEYGAMBERİN VARLIĞINDA MÜMKÜNDÜR; ÇÜNKÜ O VAHİY ALIR. ONDAN SONRASINDA MÜSLÜMANLARIN KENDİ KENDİLERİNİ İDARE ETME PROBLEMİ VARDIR VE BU DA KANIMCA DEMOKRASİYİ GEREKTİRİR.
SAYGILAR,
M.A.
Yazan: Serkan Tarih: August 28, 2006 4:30 PM
Sayın Akyol,
Yabancılar (aslında batı demek daha doğru) karşısında benim Haldun kompleksi dediğim, kendini yenilmiş görmek, hissetmekten kaynaklanan bir iştiyakla üstünü başını toparlamaya çalışmak çabalarına her zaman karşı çıkmışımdır. Burada üstünü başını toparlamak ifadesini hem mecazen hem de esas manasıyla kullandım. Ne yazık ki -hala da devam eden bir şekilde- batı karşısındaki geri kalmışlığımızı kılık kıyafetimizi onlara bezeterek telafi edebileceğimizi öngören yaklaşımları yakın tarihimizde bolca görebilmekteyiz.
Bozuk yollarına bakıp, "bir avrupalı görse rezil olacağız", hastane kuyruklarında "avrupa birliğine böyle mi gireceğiz" diyen insanları her görüşümde mideme bir yumruk yemiş gibi olmuşumdur.
"Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,
Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri!
O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?"
Dediğiniz gibi İslam medeniyetinin sistemetik bir öz eleştiri yapması son derece gerekli. Fakat kanımca öz eleştireye başladığınız nokta, varacağınız noktayı da belirleyecektir.
Yazınızdan böyle bir intiba almadığımı özellikle belirterek söylemek isterim ki, Batı karşısında yenilmişlik hissiyatıyla yapılacak öz eleştiri bizi "bizden adam olmaz" noktasından ileri götüremeyecektir.
Eğer hareket noktamız "nasıl daha iyi müslüman birey/toplum olabiliriz" şeklinde olursa amenna... Yok bu adamlar bizi nasıl kendilerinden kabul ederler, nasıl onların yanında rahat hissedebiliriz, nasıl bu dayaklardan yırtabiliriz olursa... Netice malum. Bkz. Tanzimat ve sonrası.
Bu arada İrem Hanım'ın eklediği makale hakkında da söylecek çok sözüm var ama zamanım yetersiz.
Bu yüzden yazıya Emevi Devleti kafir idi diye başlayıp Vahhabilik asla islami bir mezhep değildir demek nasıl oluyor diye sorarak yetineceğim. Pek bir vahhabi yaklaşım olmadı mı?
Şunu da eklememe izin verin, mezhep zaten diğerlerinden ayrılan bir bakış açısı, anlayış demekken, hangi mezhepler Islami, hangileri değil, bunun kararını kim verecek?
Teşekkürler.
.................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
TANER BEY, DERDİM İSLAM'I BATI'YA BEĞENDİRMEK DEĞİL. AMA ZATEN İSLAM'IN KENDİNDE OLMAYAN BİR TAKIM GELENEKLERİ BİZ İSLAM ZANNEDİP KORUYOR İSEK, BATI İLE VE BAŞKALARIYLA OLAN SORUNLARIMIZDA BUNUN DA ROLÜ VARSA, BUNU GÖRMEK LAZIM...
"BATI'YA KARŞI ÜSTÜNÜ-BAŞINI TOPARLAMAK" SENDROMU DEDİĞİNİZ ŞEYİN YANINDA, "BATI'YA KARŞI ÜSTÜNÜ-BAŞINI TOPARLAMAK GİBİ BİR TAVRA GİREMEYECEĞİZ, ONUN İÇİN KENDİMİZİ ASLA ELEŞTİRMEYECEGİZ" SENDROMUNA DA DİKKAT ETMEK GEREK.
SAYGILAR,
MUSTAFA AKYOL
Yazan: Taner Ayaz Tarih: August 28, 2006 4:38 PM
Yorum öz olsun diye kısa tutmuştum.Çünkü bu konular sitede giderek 'Circle of Beliefs' halini almaya başladı.Ben kendimi diğer insanların İslam algısı üzerinden referansla değerlendirmeye kalksam herhalde polemik malzemesi olarak bu siteye yorum yazan herkes bana yeterde artar.Din özgürlüğü ile derdi olan jacoben zihniyetli Aydın denilen güruhtur.Dışarıdaki algı ise İslam hariç her dinin özgür olabileceğidir.Neden?çünkü yapılan tüm desenformasyona,talana,vahşete ve aşalamaya rağmen İslam gün geçtikçe Dünya nüfusu içinde büyümekdir.İslam din özgürlüğü demektir ,İslam dini tüm dinleri kuşatıcı kucaklayıcıdır.Bizi dışlayanlar onlardır.Diyalog adı üzerinde di'iki karşılıklı bireyin gerçekleştirebileceği bir durumdur.Benim anladığım diyalog Hz.İsa nın sözü olduğu varsayılan diğer yüzünü dön değildir olmayacaktır.Kabul ediyorum ki suç İslam topluluklarınındır.Kendilerini sömürge yaptırmaları ,mehzeplere bölünmeleri, öz kaynaklarını peşkeş çektirmeleri, feodaliteden kurtulamamış olmaları vesaire...Yok efendim Reaksiyonlarımız çiçek uzatmak olmuyor diye Batı kendi yazıp oynadığı senaryoları sahneye koymayacakmıydı?Sorun apaçık ortada, daha öncede yazmıştım Petrol kapital güç adı her ne haltsa o.Bu çoban torunu anglo-saxonlar yada pramidlerin duvar işcisi yahudiler(köleleri masonlar) bugün gelip ortak paydada hayalini kurdukları Krallıklarını kurmaya yeltenecek cesareti kendilerinde bulamazlardı.Burada Demokrasiden gem vuruyoruz anket diyorki sadece yüzde 3 lük kesim Lübnana yapılan saldırıyı haksız buluyormuş,demokratik paradigmaya göre bu anketin sonuçu demokrasinin ehil ellerde olmadığında nasyonel sosyalizmden başka bişey olmadığıdır.İşte bu yüzden Circle of beliefs...
...............
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
AJLAN BEY, TEKRAR TEŞEKKÜR EDERİM. ANCAK DİN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA SADECE "İSLAM DİN ÖZGÜRLÜĞÜ DEMEKTİR" DEMİŞSİNİZ. BENCE DE ÖYLE. AMA MEVCUT "ŞERİAT DEVLET"LERİNDE DİN DEĞİŞTİRMENİN CEZASI İDAM. BURADA SİZCE BİR PROBLEM YOK MU?
YAHUDİLERE, ANGLO-SAKSONLARA, HER KİME NE İSTERSENİZ SÖYLEYELİM. AMA İSLAM'I ZORLA KABUL ETTİRMEYE DAYALI BİR ZİHNİYET, MÜSLÜMAN OLARAK BİZİ RAHATSIZ ETMELİ DEĞİL Mİ? İSLAM "DİN ÖZGÜRLÜĞÜ" İSE...
SAYGILAR,
M.A.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 28, 2006 5:53 PM
Dogru tespitler iceren bir yazi. Sadece islamin din degistirenlere ve baska dinlere mensup kisilere karsi gosterdigi hosgorusuzlugu degil, islamin nasil yasanmasi gerektigi konusundaki dayatmacalarini da ele almak lazim. Sahillerimizde bikini giydigi iciz tacize ugrayip tartaklanan genc kizimiz bunun en yakin orneklerinden birisi. Herkes tutturmus, Turkiye'de "ultra-laik" bir kesim var, bu kesim aslinda islam dusmanidir diye. Siz kendi kendinize soruyor musunuz, bugun islam dusmani diye damgaladiginiz kisiler neden bu noktaya geliyorlar, bu tepkinin kokenleri nedir? Sadece bir onyargi mi bu? Bu tepkinin kokenlerini islamin bu ulkeye getirdigi hosgorusuzlukte, bagnazlikta aramak lazim. Bugun kendilerini gogsunu gere gere "cogulcu demokrat" ilan etmekte bir sakinca gormeyen dinci tayfanin bu oz elestirileri yapmalari lazim.
Yazan: Beyaz Tarih: August 28, 2006 6:21 PM
Bize okulda tarih dersinde Hz. Ebu Bekir'in "dinden dönenlere" karşı savaştığı öğretilmişti vakt-i zamanında.
"mürtedin katli" meselesinin islam hukukunda, hadislerde dayanağı var diye hatırlıyorum. Bu konularda bence bir açıklama yapmanız gerekiyor.
Yazan: VolkanS Tarih: August 28, 2006 8:15 PM
Mustafa Bey'in yazısını ve atıfta bulunduğu yazıları okudum.
Şuradan başlayayım. Öncelikle ben Mustafa Bey'in bu yazısı ile atıfta buluınduğu Etyen Mahçupyan'ın yazısı ve ona yapılan eleştiriler arasında organik bir bağ göremiyorum. Yani Etyen Bey'in yazısı mevcut şartlar müvacenesinde doğan ve son derece grifit ilişkilerle beslenen Batı karşıtılığına yapılmış bir eleştiriydi ve bence bu eleştiri haksız olarak, ultra ulusalcısından kemalistine, İşçi Partilisinden milliyetçisine, sosyalistinden muhafazakarlarına kadar herkesin bir şekilde bir noktasından taraf olduğu bir konuda salt muhafazkarlara yönelik haksız bir yüklenmeydi. Herhalukarda Etyen Bey'in yazısı ülkemizdeki genel bir sosyolojik tavrın eleştirisiydi ve o yazıyla "Müslüman özeleştirisi" arasında benim düşündüğüm anlamda organik bir bağ yoktur.
O yüzden ben Mustafa Bey'in yazısı üzerinde bu atıftan bağımsız olarak, "Müslüman özeleştirisi" bağlamında durmak istiyorum.
Mustafa Bey can alıcı bir soru ile başlamış:
Bu soruya evet ya da hayır diye cevap verip kestirip atmak pek mümkün görünmüyor. Fakat meseleye "kök sebepler" açısından bakarsak meselenin asıl/kök nedeninin Batı saldırganlığı/emperyalizmi ve yayılmacılığı olduğu zaten sorudan da belli oluyor. Eğer bu konuda Mustafa Bey ile hemfikirsek -ki ben hemfikir olduğumuzu düşünüyorum- soruyu şöyle revize edebiliriz:
İşte bu şekilde sorulmuş bir soruya biz "evet müslümanlardan da bu saldırganlığı kışkırtanlar var" şeklinde cevap verebiliriz. Ve burada bizim Müslüman özeleştirimiz devreye girer.
Ne bu sitede ne de başka yerlerde müslümanların "İslam medeniyeti pirûbaktır, bizim yaptığımız hiçbir hata yoktur" dediğini okumadım. Bütün müslümanlar bilir ki İslam=müslümanlar değildir. Ve defaatle söylediğimiz gibi yine söylüyoruz; müslümanların bir çok hataları vardır. Ve bağlamda bizim sıkı bir özeleştiye şiddetle ihtiyacımız var. Yani kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmüyor ve aslında bu; özeleştirinin de başlangıç noktasını oluşturuyor.
Özeleştiri konusunda asıl önemli olan nokta da bu özeleştirinin muhtevası ve dayanacağı normlar. Ben bunun üzerinde durmak istiyorum.
Bu özeleştiriyi kimler hangi normlara göre istiyor? Ve bu normlar konusunda "gerçeklik" nedir?
İslamî geleneğin yaşayan en büyük savunucularından Seyyid Hüseyn Nasr “The Heart of Islam” adlı 2002′de yayınlanan kitabının sonuç bölümünde şöyle diyor:
Yani norm koyma yetkisi kimde? Ve yukarıda da söylediğim "gerçeklik"ten ne anlıyoruz?
”Gerçeklik” olarak modernizm ve sekülerizm anlatılmak isteniyor ise bu “gerçeklik” kimin gerçekliği? Ve neye göre bu “gerçek” sıfatını haketmiş oluyor? Batılı normları, sorunları halledilmiş, haklarında son nokta konmuş kavramlar olarak görmek; yine Batılı normların, toplumsal dinamiğin sürekli değişken olduğunu ve meselelere tarihsel biçimde bakmamızı öğütleyen söylemlerine ters düşmüyor mu? Bu, Batılı normları kesin doğrular olarak kabul edenler için kayda değer bir iç çelişki.
Bu özeleştiriyi yaparken “özne” olarak kimi gördüğümüz çok önemli. Eğer “özne” olarak Batı medeniyetinin normlarını görüyorsak bu özeleştiri değil eklemlenme sevdasıdır. Ve bu sevda ile ayırıcı -ve aslında özümüzü teşkil eden- unsurlarımınızı silip atmak veya en iyi ihtimalle törpülemek; -Batılı normlar açısından- “güya zararsız” ve “iddiasız” hale getirip ”gerçek” olarak addettiğimiz Batılı normlara uydurmak demektir. Bu ise medeniyetimizin yeniden üretimine ile değil kat’i ölümüne neden olacaktır.
Bu özeleştiriyi biz istemeli ve biz istediğimiz için yapmalıyız. Başkaları yada başkalarının normları değil. Ve bizim normlarımız bellidir: Kur'an-ı kerim ve Rasulullah(sav)'ın sahih sünneti.
Bu temel noktadan sonra müslümanların özeleştiride bulunacağı o kadar çok konu var ki bunlar için ciltlerle kitap yazılabilir. Mustafa Bey'in yazısında değindiği "din özdürlüğü" konusuna kısaca bakalım.
Emeviler ve Abbasiler zamanında, Kuran ve sahih sünnet dışı birtakım çevresel geleneklerin İslamî hukuk literatürüne sızdığı noktasına ben de katılıyorum. Bu anlamda Mustafa Bey'in örnek verdiği din değiştirip Hıristiyanlığı seçen Abdül Rahman adlı Afganlı olayında Afgan İslamî yorumu temel noktada Kur'an ile çelişiyor. Bu konuda yaşayan en önemli İslam hukuku profesörlerinden biri oolarak gösterilen, bir dönem selefi geleneğe yakın olduğu için -ki selefi gelenek İslam'ın dar ve lafzi yorumu olarak görülür bazılarınca- Vahhabilikle suçlanan Prof.Hayrettin Karaman'ın görüşlerini aktarmak yeterli olacaktır. "İrtidad'ın (din değiştirmenin) cezası ölüm müdür?" sorusuna Hayrettin Karaman Hoca şu cevabı veriyor:
Bu cevap gayet açık ve nettir.
Ayrıca elimizde Hz.Peygamber'in uygulamaya koyduğu Medine Vesikası gibi bir belge varken Peygamberimizin Necran hristiyanlarına nasıl davrandığına dair tarihsel kayıtlar ortadayken İslam hoşgörüsünün büyüklüğünü ayrıca anlatmaya gerek yok.
İslam dünyasında din özgürlüğü konusunda gerçekten Osmanlı hoşgörüsünden çok gerideyiz. Bunun küçük bir örneği için Ali Bulaç'ın Oryantalist Auguste Bebel’in “Hz. Muhammed ve İslam Kültürü” adlı kitabından ve Yahudi yazar Max Dumant’dan bazı alıntılar yaptığı “Müslümanlar Gayri Müslimlere Nasıl Davrandı?” başlıklı yazısına bakılabilir.
Türkiyedeki din özgürlüğü konusu ise tam bir garabet; çünkü Türkiye'de başta İslam Dini olmak üzere, dini özgürlüklere karşı ciddi engellemeler var. O yüzden ülkemizdeki gayri müslimlerin dini özgürlüklerine karşı girişilen kısıtlamaların yanında bizzat bu ülkenin büyük çoğunluğunun dini olan İslam'a karşı yapılan baskıdan da bahsetmek yerinde olacaktır. Gayri müslimlere karşı yer yer oluşan toplumsal tepkilerin -ulusalcıların garip şaklabanlıklarını saymazsak- sebebinin de yine bu genel dini özgürlükler üzerindeki baskılar olduğunu düşünüyorum. (Öyle ya, çocuğunu Kur'an kursuna göndermesini yasakladığınız, başörtüsü nedeniyle ünv.almadığınız, namaz kıldığı için ordudan attığınız birisine apartmanının alt katına kilise açılmasını nasıl kabul ettirebilirsiniz?)
Bu bağlamda ben mesela Heybalıada Ruhban okulunun açıklamasına kesinlikle karşı olmadığım gibi bunu din özgürlüğü anlamında destekliyorum, ama aynı statüde bir İslam Üniversitesi (dikkat ilahiyat fak. değil) kurulmasına engel olunurken Heybeliada ruhban okulu açılırsa orada durup "Ne oluyoruz?" demek benim en tabii hakkım olsa gerek.
İslamofobi konusunda Ekrem Dumanlı'nın "İslamofobiden kim(ler) sorumlu?" başlıklı bir yazısı yayınlandı geçenlerde. O yazıdaki görüşlerin çoğunluğuna da katılıyorum. Bu konuda Ali H.Aslan'ın "Batı ve İslamofobi" başlıklı yazı dizisi de kayda değer tespitler içeriyor. Meseleye bütün olarak bakmak istiyorsak bu gözlemleri de dikkate almalıyız.
Sonuç olarak mesele yine dönüp dolaşıp sosyal şartlara ve bunun toplum üzerindeki tezahürlerine geliyor. Ve bunlarda kök nedenler olmadan çözülemiyor. Baskıcı rejimlerdeki (örn.Suudi Arb. vb) dini özgürlüklerin İslam'a rağmen kısıtlanması oradaki rejimin jakoben tutumunun tezahürü aslında. Burada ironik olan şu ki İslam'ın dar ve yanlış yorumlarının baskıcı rejimlerde ortaya çıktığı ve bu baskıcı rejimlerin emperyal güçler tarafından şu veya bu şekilde destekleniyor olduğu gerçeği.
Ama bu asla ve asla özeleştiri yapmamıza engel olmamalı..
Bilmem Mustafa Bey bu yazdıklarım konusunda ne düşünür?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 28, 2006 8:50 PM
biz bugünleri kendimize yakistirabiliyormuyuz ?
Sevgili Yorumcular,
Su "bati bizi nasil görüyor" konusunu bir parça askiya alsak ve biz bugünleri kendimize yakistirabiliyormuyuz diye sorsak?
AYŞE BÖHÜRLER'in bu konudaki bir yazisi
Yazan: Tunç Tarih: August 28, 2006 9:50 PM
Sayın Mustafa AKYOL
YAHUDİLERE, ANGLO-SAKSONLARA, HER KİME NE İSTERSENİZ SÖYLEYELİM. AMA İSLAM'I ZORLA KABUL ETTİRMEYE DAYALI BİR ZİHNİYET, MÜSLÜMAN OLARAK BİZİ RAHATSIZ ETMELİ DEĞİL Mİ? İSLAM "DİN ÖZGÜRLÜĞÜ" İSE...
İslamın kendisi yukarıda bahsedilene zaten ayetle karşılık vermiş, senin dinin sana benim dinim bana...Ben bunu sölemeye bile gerek görmüyorum diğerlerine İslam a saygı göstermek zorunda oldukları için saygı gösteririm olaki cahaletlerinden Müslümanlara kötü davranmasınlar diye, saygı görmek istediğimden saygı gösteririm ama onları sevmek, dost olmak zorunda asla değilim.(Beşeri ilişki olmalıdır elbette)Zorla kabul ettirmek olsa bunu Atalarımız Osmanlıdan daha çok yapma imkanı tarihte kimin elinde vardı?Hem dinde zorlama bizim doğamıza aykırıdır.Varlık nedenimize ters bir durumdur.Zorla ancak bugünkü Büyük Orta Doğu Projesi gibi emperyalist şeytani ve hayali işler yürütülebilir.Şunu belirtmek isterim ki dünya görüşümde kötülere her zaman ihtiyaç vardır.Diğer taraf daima kötü olduysa bunun sorumlusu yada hep kendisinden daha iyi ,olumlu ve yapıcı işler beklenen neden asıl Müminlerdir?Paradigmayı değiştirecek olan 'onlar'iken el altında fundementalistleri körükleyip sonrada bunu bahane ederek kin kusan acizler kimlerdir? Maide suresi 51 ve 59uncu ayetler olması gerektiği gibi yegane bakış acımdır.(İhtiyaç yoktu ama kısa beşeri tecrübemde de sağlamasını yapmış bulunmaktayım )Saygılarımla....
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 28, 2006 11:05 PM
Suat Bey,
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Katılıyorum. Hayrettin Karaman hocadan yaptığınız alıntı meseleyi gayet iyi özetliyor. Ben "zoraki iman" olamayacağı gibi, "zoraki ibadet" ve "zoraki ahlak" da olamayacağı kanaatindeyim. İslam'da davet vardır, zorlama yoktur. Ne yazık ki bugün İslam dünyasında bu anlayış erozyona uğramış durumda.
Volkan Bey,
Hz. Ebubekir'in ridde (dinden dönme) savaşlarından söz etmişsiniz. İyi bir nokta; meselenin çıkışı burada zaten. Ama şu önemli: Hz. Ebubekir'in savaşları siyasi bir isyana karşılık geliyordu. "Ridde" yapan kabileler, daha önceden tanıdıkları İslam devletine siyasi isyan çıkarmış oluyordu. Her devlet siyasi isyanları bastırır ve Hz. Ebubekir de öyle yaptı. Ama sonradan bu iş siyaseti aşıp bireyleri İslam'da kalmaya zorlama boyutuna geldi ki, kanımca burada bir bozulma oldu. Sözünü ettiğiniz hadisleri de bu çerçevede görüyor, yani ya mevzu olduklarını ya da yanlış yorumlandıklarını düşünüyorum. Hadis, Kuran'a aykırı bir ilke ve hüküm tesis edemez.
Saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 28, 2006 11:07 PM
Bu konularda pek bilgim yok ama M. Akif'in 1913 yılında kaleme aldığı şu dizeleri konu ile biraz ilgili buldum. Devamı var. Ben yalnızca ilk dört dizeyi aktardım. Bugünkü durumu yansıtıp yansıtmadığı da yoruma açık.
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile
Alem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir"
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: August 29, 2006 1:14 AM
Yazınızdan böyle bir intiba almadığımı özellikle belirterek söylemek isterim ki...şeklinde sizin yazınıza karşı değil size katkı olarak yazmak istediğimi belirtmiştim...
İyi günler dilerim.
Not: Notunuza mukabil yolladığım bu yorumu yayınlamayınız.
Yazan: Taner Ayaz Tarih: August 29, 2006 9:08 AM
Nerden baslayacagimi bilemiyorum. Gerek konu basligi, gerek Mustafa Bey'in yazisi'nin muhtevaasi gerek goz atabildigim bazi yorumlar kafama o kadar cok dusunceler getiriyorki, mevzunun kapsamli bir tahlilini yapmak soyle dursun, yuzeyini kasiyabilir insan ancak burdaki bir yorumda.
Gene de aklima gelen bazi dusunceleri, aklima gelis sirasina gore kisaca ifade etmeye calisayim.
Once kafamda kesin cevabini olan, Suat Bey'in "can alici" olarak niteledigi soru ile baslayayim.
"Mustafa Bey can alıcı bir soru ile başlamış:
Acaba Müslümanlar yanlış bir şeyler yaparak Batı'nın saldırganlığını kışkırtıyor veya gerekçelendiriyor olabilirler mi?
Bu soruya evet ya da hayır diye cevap verip kestirip atmak pek mümkün görünmüyor." (SO)
Benim icin bu soruya "hayir" deyip kesip atmak pek te mumkun gozukuyor. Bu soruyu sorduran saikin de ozellikle son yillardaki Bati saldirganligi karsisinda bazi Muslumanlarin kafalarina ve kalplerin musallat olan yenilmislik psikolojisi oldugu fikirindeyim. Basit bir zihinsel egzersiz ile bunu test edelim isterseniz. Iki kutuplu dunyadan tek kutupluya gecmis olmasa idik, yani Rusya ve Demirperde bugun ayakta olsa idi biz bu "ozelestriyi" yapiyor olurmu idik? Peki son 5-6 yildir biz yapilan "ozelestri" daveti neden 6, 10 veya 15 yil once bugunkune benzer siddette, yogunlukta yapilmiyordu? Lutfen birazcik dusunelim cevap vermeden once.
Demek istedigim problem internal degil externaldir. Bu "ozelestiri" aslinda fazla "oz" degildir. Mahcupyan veya Forte'nin yazilari uzerinden "ozelestri" olurmu? Bu kisiler "oz" degillerki. Mahcupyan Tukiyelidir ve yazilarinda demokrasi savunuculuig yapar cogunlukla ama "muslumanin oz elestrisi" icin "disardandir". Onun yazisi ile ilgili goruslerimi bir onceki ilmkte kisaca ifade etmistim. Kendileri "cemaat olmak" , toplum olamamak, bolgeyi arka bahcesi sanmak ve "ABD'deki Evangelistler" ve hatta Bush'un tavrina benzettigi "Islami tepkiler" konusunda insafsizlik yapiyor resmen. Ayni "vur muhafazakara" kesimi diger her grup Mahcupyan'inknden cok farkli hatta 180 derece zit isnatlarla sucluyor. Ornegin Nuray Mert "Islami kesimi" Irak, Suriye, Lubnan, Iran, Filistin meselelerine kayitsiz olmakla, sadece kendilerin direkt ilgilendiren meselelerle istigal etmekle suclarken, Mahcupyan bu meselelerle "fazla ilglenmekle" Bolgemizden "bolgemiz" diye bahsertmenin orayi "aka bahcemiz" telakki etmemiz manasina geldigin soyluyor. Gulay Gokturk'e gore ise "muhafazakar kesim" kendini ilgilendirmeyen konularda yeteri kadar "demokratik tavir" koymuyor, ornegin "gayrimesru cocuk yapin" diyen Millyet yazari (E. Temelkuran) , Oktay Eksi'nin basin konseyi tarafndan gostermelik bir uyari cezasi aldiginda Islami kesim buna siddetle karsi cikmali imis, kendisinin en temel inanisdin inkar ederek. Simdi bunlarin hangisi dogru? Laikcilerin ne dediginden bahsetmeye dahi gerek yok.
Gelemim David Forte ve gerek onun gerek Mustafa Bey'in yazisinin esas mevzu olan "din degistirmeye". Once gene usul uzerine. David Forte hakkinda birkac yil once birkac yazi okumusum. Adamdan ABD medyasinda "Bush'un en guvendigi Islam uzmani (ya da danismani)" diye bahsedilmis idi. Digeri, ve muhtemelen mevcut Islam'la savas politikasi uzerinde daha etkili olan ise meshur Yahudi oryantalist Bernard Lewis'tir.
Makalesini hizli okuma teknigi ile okudum, sadece ana fikrini cikarmak icin. Islam fikhi, onun Islam tarihi boyunca farkli yorumlar ve uygulamalari, bazi uygulamalarin, ozellikle de murtedler mevzuundaki, kokenleri degisimleri uzerine iyi arastrilmis bir yazi. Fakat sorulmasi gerektigini dusundugum sorular sunlardir:
1) Neden simdi bu sorgulama? Bu gun veya dun kac murted $eri hukumler geregi olduruldu? Yani olayin sosyal gerceklik boyutu nedir? Bugun Islam-Bati iliskilerini ele aldigimizda akla gelen, gelmesi gereken en onemli yuz problemi adil, ve nesnel olarak siralarsak bu Afganstan'daki murted ornegi veya benzerler kacinci sirada olur?
2) David Forte'nin motivasyonu nedir yahutta bunu bugunku Bati duyasinda Islami yargilama furyasinin disnda mi telakki etmeliyiz feraset sahibi dostlar?
Forte, Mustafa Bey'in vurgu yaptigi gibi Islam'a karsi saldirgan degil, oldukca nesnel bi yalasim sergiler gozukuyor. Fakat ANAFIKIR nedir?
Benim cikarabildigim anafikir Bernard Lewis'in "What Went Wrong" (Yanlis giden neydi) (Ne tesaduf biz de ayni soruyu souyormusuz "ozelestirimizde!") kitabuindaki anafikirdir. O ise sudur:
Jerry Falwell, Pat Robertson, Jerry Vine, Franklin Graham gibi evangelistlerin, Danilel Pipes, Steven Emerson gibi pek cok Yahudi tezviralari aksine, Islam aslinda soylendigi kadar seytani degil; gecmiste buyuk medeniyetler de kurdular muslumanlar ve Islam gecmiste bugunku bazi asirilarinki gibi uygulanmadi Islam Peygamberi (sas) zamaninda, ve tarih boyunca. AMA BUGUNKU HAL BOYLE! Bugun radikaller islami "hijack ettiler" . Hal boyle olunca "islam'a karsi savas" (pardon "radikal islama savas", pardon "islamofasizm'e savas" pardon "global terorizmle savas" caiz ve gereklidir. Ilimli Islam ile problemimiz yoktur. Islam "gecmisteki gibi" ilimlilastirilirsa, bizinmki gibi reformasyon gecirirse, sekulerlestrilirse, ve DEmirkan;in ifadesi ile "folklorletirilirse" problem yok. Tabiiki boyle olklorlestrilmis, reformdan gecmis bir "islam dnyasi" ile gul gibi geciniriz. (nOt: Bur anafikir David Forte'nin BU yazisi icin "maksadi asan" denbilir, Bernard Lewis icin degil. Ben Forte yazisini Lewis ve Bati unyasinda Islam elestiren diger duasnurlerin yaklasimi ile birlestirdim biraz. Sadece soyledikleri degil, okundugunda cikan mesaj uzerinede durdum).
Kusura bakmayin dostlar ben bu mesaj da "iyi, bak bizi dahil etmiyor, sadece asirilara savas ediyor" tepkisi veren muslumanlari anlamakta gucluk cekiyorum.
Lewis ve Forte'nin uzeinde mutabik olduklari nokta: Bugunku Islam'in problemli oldugu. Bizim cevabmiz: Hadin o zaman ozelestri yapalim. Olmaz dostlar. Ozelestii boyle baSLAMAZ. Metod da yanlis, saikte.
Eger mevzuu sadece "din degistirmeye tolerans" ise "dinde zorlam yoktur" ayetine uygun olarak gerek Mustafa Bey, gerek Suat Bey gerek referans yaptiklari Hayreddin Karaman Hoca'nin yorumlarina can-i gonulden katiliyorum.
Ama yukarda da dedigim gibi "neden bu mevzuu", 'neden simdi" ve evet "NEDEN GENE ISLAM SANIK SANDALYESINDE"?
Ve gene "ozelestri" uzerine bir daha dusunelim. Dostlar, siz ailenizde "ozelestrinizi" misafirlerinizin yaninda veya onlarin arzusu, talebi uzerinemi yaparsiniz? Pek dusmanlarinizin?
Burada yapilan "ozelestri" uzerine Islam dusmanlarinin nasil mal bulmus magribi gibi atldiklarina disardan ornege gerek yok,. Okuyun BEYAZ SIBEl Fidel'in yorumunu. "bikinli kiza yapilan" yalanindan tutun "mini etekli kizi diri dir yaktilar", Kubilay, Menemen, "vurun kahpeye" yalanlarinin hepsi ile saldirmaya hazir bekliyor islam dusmanlari. Bumu idi OZELESTRIDEN beklediginiz islev?
OZELESTRI YAPMADIGIMIZI KIM SOYLEDI? Ozelestiri 1400 yildir yapiliyor. Biz aile ici problemlerini, butun mahremiyetleri ifsa ederek TV kanallarinda, gunduz programlarinda tartisan kadinlar gibi ozelestri yapmayiz. Burasi bir kamu forumudur. Ornegin ben Suat Bey'e yazigim bazi e-postalarimda bu "ozlestiriyi" yaptim bir nebze; diger pek cok MUSLUMAN DOSTLA yaptigim gibi.
Ama dusman kullanacak diye ozelestiri yapmayalimmi? Yapalim, usulu dairesinde, zamaninda ve yerinde ve KENDI INSIYATIFIMIZLE. BUSH, DAVID FORTE HATTA MAHCUPYAN INSIYATIFI ILE DEGIL.
Bu Ozelestri furyasinin kaynagi oldugunu dusundugum yenilmislik psikolojisi, tepkisel tavir uzerine bir ilave: DOSTLAR YENILMIYORUZ, KAZANIYORUZ! Su psikolojiden kurtarin kendinizi. Demirkan Efegil kistaslari ile olcmeyin YENILGIYI, ZAFERI. Su Guantanamo, Ebu Garib, Nebatiye (emin deglim isimden su Irak'ta bir ailenin haniminin irzina gecilip, butun aile fertlerinin olduruldugu yer), Kana, Gaza, Afganistan ve kendi ukleleri "tek disi kalmis canavarin" resmidir! Bunu goremiyorsaniz gozluklerinizi degistirin!
Simdiye kadar "yanlis giden neydi" diyen "icerden" insanlar, a priori olarak yenilmisligi kabul ediyorlar. MKA'nin Kurtrulus Savasi'nin hemen akabindeki psikolojisi de ayni idi. ONLAR USTUN OLDUGUNA GORE ONLAR GIBI OLMALIYIZ diyerek ise basladi. Geldigimiz nokta ortada.
"Bati ilerde biz gerideyiz. Islami toplumlar medeniyette geri kaldilar" yargilar bazi felsefi onkabuller olmadan yapilamaz. "ileri gitme" ne demektir? Suat Bey bu mevzulara bir miktar deginmis. Ben gene meseleyi basitklestirmek icin soyle bir hipotetik soru sorayim: Dusunun ki bazi Batili cevrebilimcnin, iklim-bilimcinin tahmin ettigi gibi dunyada hayat, onlem alinmadigi taktirde 100 yil icersinde son bulacak olsun su veya bu mekanuizma ile. Bundan 90 sene sonra yapilacak bir tahlilde BATI MEDENIYETININ KAZANDIGI YARGISINA VARILABILIRMI?
Bu soruy sadece su KAZANMA, INSANLIK ICIN IYI, KOTU yargilarinizi, paradigmanizi kokten sorgulamaya davet etmek icin sordum. Yuz yil degilse uc yuz yil olsun fazla fark edermi? Su ustun Bati Medeniyet'nin dunyada hayata kattigi, ve ondan aldiklarinin muhasebesini yaptik ve Insanligin, diger canlilar aleminin, dunyanin karli cikigi kararin verdikmiki "ONLAR NEDEN ILERI GITTI BIZ GERI KALDIK" sorusunu soruyoruz. ILERI NE GERI NE?
Size bi haberim var doslar: ONLA ILERI FALAN GITMEDI. Ah bunu bir gorebilsek! Cocuklarinin 18 yasinda evi terkedip nerede ise ailesi ile iliskiyi tamami ile kestigi, toplmun ucte birinin ensest tecubesi (maghduriyeti) olan, aile icin cinayetlerin en buyuk sebeplerinden birinin hayat sigortasi parasi almak motifini tasidigi, erkek erkege evliligi mesrulastiran bir kultur, atom bombasini yapsa da AIDS'e care bulsa da kazaniyor denemez. ILERLEME VEYA MODERNLESME dedigimiz her yenilik icin odenen fiyati da katalim muhasebmize. Bundan kimse modernite dusmabnligi yorumu cikarmasin. Modernite ve Bati'nin hayata katkisi konusundaki gorusum eski Iran Cumhurbaskan Hatemi'ninki gibidir: Bati'nin medeniyet onemli katkilari olmustur. Burada sadece soylenmeyeni soylemek istiyorum. Bati medeniyetinin faziletleri konusunda soylenmedik soZ kalmadi, ama FIYATI konusu fazla gundeme gelmiyor.
Bakin burada biz Muslumanlarin dahi "gerceklik" aliglamasi, paradigmasi, referanslarinin hepsi Bati'ya ait. Kendi hikayemz yok burda. Onlarin kistaslari ile kendimizi yargiliyoruz.
Batidan neden geri kaldik diyenlere benim kisa cevabim sudur: BIZ ONLARLA YARISMADIKKI. Ayni kulvarda degiliz. Bizde "amacla araclari mesru kilmaz". Musluman "maddi tatmin icin herseyi yapamaz" Musluman "if it feels good, do it" (zwevk veriyorsa yap) veya "if it is techincally possible it is ethically justified" (pratik olarak mumkunse ahlaki olarak mubahtir) "greed is good" (tamah iyidir) diyemez. Hintli de Gandhi gibi "there is enough for our need but not for our greed" (ihiyacimiza yetecek kadar var ama tamahimiz degil) dedigi icin "geri kaldi" o zaman. Evet bu ahlak, bu hayat felsefesi bizi bazilarinin deyimi ile "geri birakti" ise ben geri kalmaya raziyim.
Bu gunku Musluman ulkelere bakarak "o Bati'da var dedigin illetler bizde de var" diyebilecekler icin" Bunu sorumlusu Islam degil Islam'dan uzaklasmadir; ve o illetlerin varligi su ucube Batililasma ile dogru orantilidir; sadece Islam dunyasi icin degil. Yukarda ornekledigim ahlaki cerceve yerine, yenilmislik kompleksi ile Bati'nin sefaletini, daha da sefilce taklit edenler versin hesabini, gercek Musluman degil. Su Turkiye'deki sosyal hastaliklari ve sebeplerini sosyal bilimcler olcsun tartsinlar; Kac tanesinin altinda Islam bulursunuz?
Es dogenlerin buyuk cogunlugu Islam'la uzaktan yakindan alakasi olmayan ayyas takimi; bu benim gozlemim. Ama ne zaman konu gundeme gelse bu ahlaksizligin mussebbibleri Islami sanik sandalyesine oturtur.
Kac tane "muslumanin muslumani" nin birden fazla esi vardir? Sosyal gerceklik olarak olcun bicin bir "islam cevaz verdigi icin" demeden once! Bunu diyenler, kocasinin bir sevgili ile, o sevgiliyi de birkac baska sevgili ile aldatan bilmem ne dizisi yildizi, ve gayrimesru cocuk yapan bilmem ne unluler icin "devrimci". Duygu asena'ya "bize sevismeyi ogrettin nur icinde yat" diyenlerin kendileridir. Bunlarin agendalarina goremi ozelestiri yapacagiz?
Son olarak gene esas mevzuu olan "din degistirme" uzerin bir degerlendirme:
Muslumanlarin din degistrme uzerine Bat'li hiristiyanlardan farkli, daha muhafazakar, daha toleranssiz daha suophec yaklasmasinin birkac mussebibi soyle siralanabilir:
1) Birtakim Msluman ulkelerde "din degistrmede" kullanilan mekanizmalar. Burda "level playing field" olmayisi. Yani bir ABD'de ki muslumanin teblig yapmasi ile Turkiye, Afganistan veya Endonezya'da Hiristiyan misyonerlerin faaliyetlerin kiyaslayamazsiniz.
Bu gun hiz kazanan misyoner faaliyetler poltik unsur icermektedir. ABD veya genelde Bati'nin "islam'la savas" poltikasindan soyutklayamazsiniz bu faliyetleri ne terik olarak ne de organik olarak.
Son yiloarda b misyoner faaliyetlerio en gucl olanla, bunlara en cok para akitanlar Quaker, Christian Sicentist, Menenit, Jesuit degil PROTESTANLAR (VE OZELLIKLE EVANJELIK BRANSI) dir.
Dolyisi ie olayi sadece "hu irade ile din degistirme" olara telakki etmek nesnel olmaz.
Ben gecmiste ve bugun butun misdyoner faaliyetlerinin serbest olmasini savundumm, savunuyorum. Benim probklmm onlara taninan hurriyetin muslumandan esirgenmesi. TURKIYE"DE HER TURLU ISLANMI FAALIYET SERBEST OLDUGU ZAMAN BENIM JERRY FALWELL"IN DOLARLARINDAN DA, ONUN NEFRET PROPGANDASINDAN DA KORKACAK BIRSEYIM YOK Ama dedigim gibi "tASLAR BAGLANMIS".
Mustafa Bey'in cagrisina uygun olarak BUNDAN SONRA DIN DEGISTRENLERI ASMAYALIM. Simdi ben kac haya kurtardim. Ajandamizda ne var: Ha bikini giyen kizlari da artik canli canli yakmayalim. Bira icenleri de artik dayaga cekmeyelim; zaten yorucu oluyor o kada adama dayak atmak; sizi bilmem ama ben eskisi kadar guclu degilim artik.
Simdi kac hayat kurtardim? Boylece ortalik gulluk gulistanlik olsun ve Hiristiyan-Musluman-Laikci-Yahudi el ele tutusup Kumbaya sarkisini soyleyelim.
Selam, saygi ve muhabbetleimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 29, 2006 10:30 AM
"Gerceklik"ten ne anliyoruz? Gerceklikten baskalarina ve dogaya zarar vermedigi muddetce, bireysel ozgurluklerin sonuna kadar yasanmasi gerektigini anliyoruz. Bu ister din degistirme ozgurlugu olsun, ister bikini giyme ozgurlugu olsun, ister turban takma ozgurlugu olsun. Bunun icin referans noktasi olarak Bati'yi almak gibi bir zorunluluk yok, her ozelestiri yapacaginiz noktada Bati'ya kan kusmak sizin kendi kompleksiniz. Asil sorun, bireylere hayatlarini nasil yasamalari gerektigini, islama dayali bir toplumsal ve ahlaki duzen cercevesinde, dikte etme arzusundan geciyor.
Yorumcular arasinda, "green" islam teziyle yola cikanlar olmus, hem islamin yesil renkleri ile de uyumlu, vallahi cok hosuma gitti. Bu tezi bana bile yutturabilirsiniz. Ama ortada pek de oyle kuresel isinmaya karsi mucadele eden veya alternatif enerji kaynaklari gelistirmeye calisan muminler gormedigimiz dusunulurse, bu teziniz de pek cok teziniz gibi lafta kaliyor. Bugun musluman ulkelerin cevreyi koruma konusundaki bilinci, gerek Bati dunyasindan gerek Cin gibi Asya ulkelerinden cok daha geri duzeyde. Onlarin, cevreye verdikleri tahribatin az olmasi endustriyellesmeden nasiplerini alamamalarindan kaynaklaniyor. Ama cahillllik ve egitimsizlik yuzunden cevreye gaddar bir sekilde zarar vermekte ustlerine yok. (ornek: cocugunun pis diaper'larini kumsala atip bikinili kizlari pataklamaya giden zihniyet!!). Ayrica kendi karinlarini doyurmak icin petrol satmaktan baska cikar yollari olmadigindan cevrenin tahrip edilmesine de dolayli olarak katkida bulunuyorlar. Parayi ellerine gecirince de Dubai'deki gibi etrafa gereksiz derecede abartili insaatlar dikmeyi ihmal etmiyorlar.
Yazan: Beyaz Tarih: August 29, 2006 7:00 PM
Saygudeger SUPERZEKALI Mrs. Whiteinfidel,
Soylediklerimimin GREEN ISLAMLA Burgundy Islamla, Hiristiyanlikla falan alakasi yok. Ben BASARININ, ILERI GITMENIN, IYI, KOTU OLCUTLERININ INSANLAIN FELSEFESI URUNU OLDUGUNDAN BAHSEDIYORUM. Kullandigim bir ornektir; hatta metafor da telakk edilebilir. KAVRAMDAN BAHSEDIYORUM KAVRAYABILIYORMUSUNUZ? Iklimi, cevreyi cikarin ahlaki, koyun sosyal bilimlei, koyun, aile kyun yerine fark etmez, Sadece VERILMIS YARGILARI TEKRAR GOZDEN GECIRIN diyorum. Muslumanlarin cevreci olup olmamasi ile alakasi yoktur.
Soylenenlerin yuzde doksanini anlamiyor kalan yuzde onunu yanlış anliyorsunuz. Birde "bikinkilyi dovduler", "danistay" vs,. diye RESMEN YALAN OLDUGU ISBATLANMS VERILE ZERNDEN ARGUMAN URETIYORSUNUZ> YAHU SIZIN arguman kazanma ugruna yaopamayacaginiz ne var? Daha once "Turkiye'de okutmadiklainiz Bati'da seckin niversiteleer idiyorlar itanmiyormusunuz" dedigimde "diploma komplerksli" dediniz. Suat Bey b kadar ovduugunu istail'in Yahudiler icin uyguladigi cogulculugu niye TURKIYE"LILERR ICIN UYGULAMIYORSUNUZ dediginde bu defa "Filistinliler'in valigini" hatirladiniz.
Siz Yalan soyleme, soz carpitma, demagoji ve Judeo-Christian propgagandistlerin papaganligi yapma disinda hicbir hunere sahip degilmisiniz. Bir isaret bir emare lutfen!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 29, 2006 9:04 PM
Sn.Akyol, şeytanın avukatlığını yapma iyi bir gaze
tecilik yöntemi sayılabilir. Böylelikle canlı tar
tışmalara zemin hazırlamayı başarabiliriz. Medeni
yetler arası savaşı biz seçmedikki. Biz diyerek
Batının ötekileştirdiği bizleri anlamak zorundayız
yoksa hepimiz aynı Rabbin kullarıyız.Şeyhi Ekber,
Muhyiiddin Arabi,Alah tek bir din tarafından kuşatılmaktan münezzehtir diye buyururken, İslamın
kapsayıcılığı ile birlikte diğer dinlerede saygının da bayraktarlığını yapmaktadır. Ancak Batının derdi dinle imanla ilgili olmaktan bir hay
li uzak. Hayat standartlarının düşmesi, yaşlı ve
tutucu nüfus, Asyada ortaya çıkan Çin ve Hint kap
lanı kapitalistlerin pazarlarını delik deşik etmesi saldırganlıklarının temeli budur. Arap ve
İslam ülkelerinin bu yeni rakiplerle iş tutmasını engellemek, petrol sopasını kullanabilmek amacıyla
Ortadoğuya yeniden düzen vermek istiyorlar. Manadan bihaber olduklarından her attıkları maddi adımla islam ümmetini kırmaktan ve onları uzaklaş
tırmaktan başka bir şey yapamıyorlar. güneşi Batı
dan doğurmaya çalıştıkça insanlığın ufkunu karartı
yorlar. Batıyla stratejik ortaklık yapan pekçok
İslam ülkesi var, onların bile karşılaşacakları
tepkileri hesaba katamayacak kadar manadan uzak
bunlar. Halklarınızı gerekirse faşist rejimlerle yönetin, darbe yapın ne yaparsanız yapın yeterki
bana hizmet edin. İncelikle, ferasetle, nezaketle
Basiretle işi yok bunların, İslam ülkeleri içinde
kimi kişi ve guruplar hatta devletler aşırı ve zorba yöntemler izliyorsa, bu ülke ve grupları
dikkatle takip edin, Kazı kazan kartı gibi altın
dan CIA çıkabilir. Hadi özeleştiri olarak diyelim ki, bir İslam ülkesi olarak Türkiyede Batıya dönük
ciddi bir tehdit olgusu olarak ne var. Şu tehditse
var, İran, Irak, Suriye, Batının hedefi olduğundan
beri Türkiye ve Türk milliyetçileri bu kuşatmanın
Kürt devletiyle sonuçlanacağını gördüklerinden,
yıllardır beraber iş tuttukları ABD ve İsrail ile
nasıl aynı çuvalda kalabilecekleri karabasnını iliklerinde hissediyorlar. Yıllarca Sovyetlere karşı cansiperane işbirliği yapanlar, şimdi aynı
işbirliği İslama karşı istendiğinde üstelik bunun bağımsız bir Kürt devletiylede sonuçlanacağını gördüklerinden batıya ayak diriyorlar. Türkiyenin
ayak diremesi işleri olağanüstü zorlaştırıyor ve
bu direnci kırmanın akıldışı yöntemlrini deneye-
bilirler. Türk halkını sola düşman etmek için Yakı
lan kültür sarayları, şehir hatları vapurları
bu kez İslam düşmanlığı için denenebilir. Uyanık
olalım, İslamcı görünümlü kontra olaylara bakıp,
kendimizi suçlamayalım. ABD ve ortakları çok sıkış
mış ve nükleer silah bile kullanırız derken, yeni
hiroşimalarda binlerce çocuğu kadını yakarız derken, bizde mürted olan bir kişinin aşırı ve zorba bir yorumla eğer yakalanırsa öldürülebilece
ğinden hareketle büyüklere masallar anlatalım.
Çok dikkatli olmalıyız, yarın huzuru mahşerde Hakk
terazisi var unutmayalım. Saygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: August 29, 2006 9:28 PM
Elestiri firsati ve reform rehlikesi
Bekir Bey ve Ajlan Bey gibi Bir çok yorumcu hakli olarak bu "elestiri" dalgasinin ardindan hristiyanliktakine benzer bir "protestan reformu" çikmasindan korkuyor.
Ayrica Taner Ayaz'in dedigi gibi :
Müslümanlari elestirmek baska sey, Islâm'i elestirmek baska sey
Bir konuda reform yapmak için onu iyi tanimak lâzim. Islâm'i ise hakkiyla tanimak için kaç insan ömrünün gerektigini ancak ALLAH bilir.
Bunun yaninda herkesin bildigi gibi bazi müslümanlarin yaptigi akla, mantiga ve Islâm'a aykiri isler var. Bunlari da malesef bazen "ALLAH adina" yapiyorlar :
1) Somali ve Sudan'da kizlarin "sünnet" adi altinda sakat birakilmasi,
2) Bazi politikacilarin kendilerine "ALLAH'in ayeti", partilerine "ALLAH'in partisi" gibi isimler takmasi,
3) Sivillerin öldürülmeleri,
4) Kur'an'da ve hadislerde açikça yazilmasina karsin müslümanlarin önemli bir kisminin akla, bilime, bilgiye ve öz elestiriye kapali olmasi,
... Liste uzun.
Bunlarin elestirilmesi mutlaka gerekli. Eger yaniliyorsam onlar bana ögretir ama "acil durum var, elestiri zamani degil!" demekle olmuyor galiba.
Kanimca Islâm'in ne reforma ihtiyaci var ne de baska bir seye. Ama biz müslümanlarin dinimizi tanimaya ihtiyacimiz var. Sorun biz insanlarin sorunu.
Fanatik kemalistler fanatik müslümanlara karsi !
Zeki, çevik, pagan ve fasist baslikli bir makalede Mustafa Akyol atatürkçü düsünce derneginin bazi üyelerinin Necdet Sezer'i elestirenlere sopa attigini yazmisti.
Ben de dahil bir çok yorumcu ise öz elestiriye kapali bir topluluk olan atatürkçülerin gitgide yozlastigini, savunmaya geçtiklerini ve iyice fasistlestiklerini yazmistik.
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/06/zeki_cevik_pagan_ve_faist.php
Ne yazikki müslümanlarin da özelestiriye ciddi olarak ihtiyaci oldugu bu tartismada açikça göründü. Bir çok arkadas savunma pozisyonundan çikamiyor, düsmana koz vermeyelim diye agzini açmiyor. (bana kalirsa düsman bizim zayif yönlerimizi ezbere biliyor ve yüzyillardir kullaniyor ya neyse)
Bakin kaç gündür konuya bile giremedik.
Ne yazikki bu konunun ilk gündeme gelisi degil bu : "Öz elestiri zamani" baslikli yazida Mustafa AKyol söyle demis:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/oz_elestiri_zamani.php
Sevgili peygamberimiz "düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir" demis. Isler ne kadar ters gidiyorsa o kadar öz elestiriye ihtiyacimiz var.
Israil ve ABD saldirganliginin hayatta kalan müslümanlara verdigi en büyük zarar bu oluyor sanki : Tipki mogol ve haçli saldirganligi karsisinda oldugu gibi :
1) devletlerimiz ordulasiyor,
2) insanlarimiz askerlesiyor,
3) tartisma ve açik toplum yerine emir-komuta zinciri içinde hareket eden,
4) ulemâ, imam ne derse onu yapan, aklini iman çengeline asmis, robotlasmis, bir sinif çikiyor ortaya. Israil ve ABD ordulari bombaladikça da düsünmeyi elestirmeyi red eden müslümanlarin sesi diger müslümanlari bastiriyor.
Fasizmin ortaya çiktigi ülkelerin tarihlerinde de benzer kosullarin oldugunu görmek mümkün : Meselâ birinci dünya savasi sonunda asagilanan ve sefil bir hayata mahkum olan alman halki Hitler'i desteklemisti.
Islamo-fasism lafi benim de midemi bulandiriyor ama bunu bir suçlama degil de bir uyari gibi görelim derim.
Elestirinin kalktigi yerler fasizmin en güzel kök saldigi yerlerdir.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 29, 2006 11:15 PM
Sayın Tunç bey
Bir çok yorumumda zaten suçun bizde yani Müslümanların İslam algısında olduğundan bahsettim ayrıca sizi belirttiğiniz haçlı savaşları ile ilgilide bu sitede en çok herhalde ben yorum yazmışımdır.(çünkü sonuncusunun başladığına inandığım için BOP).Ben Reform kelimesinin çarpık köklere sahip insanların bedeller ödeyip akıllanıp gerçkeleştirebileceği bir kavramı ifade ettiği görüşündeyim.Oysa kök olarak taş gibi sağlam bir İslam dininin ne reforma ne yeniden anlaşılmaya nede yorumlanmaya ihtiyaçı var.İkinci kez kimsenin Batı Hindistanı keşfe çıkmasına gerek olmadığı gibi..(ödenen bedeller feodalite kavimcilik mehzepçilik gibi suni İslam dışı olgular sebebiyle değil mi?)
Bizim iç mesellelere yorum gerekmez kanaatindeyim çünkü her iki kesimde belli rantların peşinde heleki statükoya sahip olanlar!İmam Gazalinin orta yolunu tavsiye eden yazınız elbette aklı selim ve gönülün istediği gibi, ama bir önceki yazımda da belirtmiştim eğer bu romantik bakış acısı ile ülke yönetilirse orman kanunlarını kendine şiar edinmiş Judeo-protestan güruh sizi yem yapmaktan kaçınmaz.Oyunun kuralının biz koymuyorsak niye biz suçlu olalım ki...ve eğer bu kirli oyundan geleceğe uzanmak istiyorsak her zamankinden çok asker her zamankinden çok müderris her zamankinden çok vatan ve millet perver olmak gerekmez mi?Geçmişte bu tip insanlar olmasaydı.Kudüs Hristiyan Krallığı, Suriye ortadox devleti yada Antakyada Katolik Krallığı olur tarihin seyri baştan aşağa değişirdi.Yazınızda yerdiğiniz İnsan tipleri sayesindedir ki Ezan hala Ortadoğunun simgesi...ve gelişmeyip bugünkü Barbar Batı'nın gerisinde kalma sebebimiz Müderisden çok asker yetiştirmke zorunda bırakılmamızdır dikkat edin bu ilk haçlı savaşından beri böle süregelmiştir.Amiyane tabirler rahat bıraktılarda biz mi alim yetiştirmedik daha fazla ?Rahat kaldığımız vakit,Endülüs gibi Osmanlı bigi aydınlatmışız.Buyrun binbir gece masalları nerden çıkmış;
http://www.1001inventions.com/
Tüm Kürey-i arzı aydınlatmışız.Bundandır ki tüm Barbar dillerine Candle,candella, kaars ışık veren mum türü nesnelere verilen addır kökünü Kandilden alan...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 30, 2006 1:36 PM
Sayın Mustafa Ajlan Abudak,
Evet, Yeni Haçli savaslari hem resmen ilân edildi Bush’un agzindan, hemde din kisvesi altindaki maddi ve politik rant beklentisi bakimindan birincisini çok andiriyor.
Bu noktada anlastigimiza sevindim, %100 haklisiniz bence.
İmam Gazali’nin tavsiye ettigi orta yol hakkinda bilgim yok, beni aydinlatirsaniz sevinirim. Bahane ile bana bu konu hakkinda siteler tavsiye ederseniz minnettar kalirim.
Belki bir de platform belirlemek lâzim, suçlu mu ariyoruz yoksa çikis noktasi mi? Malesef « Judeo-protestan güruh » uluslararasi hukuku ticari bir malzeme gibi alip satiyor, bu noktada haklisiniz tabi. Belki « elestiri » yerine iyilestirme/gelistirme eksenlerinden bahsetmek gerek. Zaten elestiri konusundaki israrim bastan beri bu gelecege dönük çaba için yoksa geçmiste olanlari yargilamak su an için faydasiz. iyilestirme/gelistirmeden beklentim ise mûslümanlarin (sadece filistinlilerin degil) adil bir baris çerçevesinde iyi hastahane ve okulllara kavusmalari, bilimsel alanda ilerlemeleri ve elbette düsmanlarini kendinden uzak tutacak kadar güçlü ordulari olmasi.
Bakin, sanki bu noktada farkli kelimelerle de olsa birlikte yaptigimiz çok önemli bir saptama var, asker veya müderris. Benim bu konuyu ele almaktaki amacim sehitlerimizi veya fatihlerimizi yermek degil hâsâ. Ama bir sekilde bu döngüyü kirmak gerek diye düsünüyorum. Çünkü :
1) Bati, teknolojisi sayesinde az sayida asker besleyip bilime ve egitime vakit ve para ayirabiliyor.
2) Uzun süre askerlerin kontolünde kalan rejimler baris gelse bile ellerindeki gücü birakmak istemiyorlar, mevcut tehlikeleri abartabiliyorlar veya sahte düsmanlar icad edebiliyorlar. (Gazi olsalar bile onlar da insan, nefis sahibi. Tipki bilim adami olmalarina ragmen rektör/dekan olacagim diye koltuk kavgasi yapanlar gibi) Bilmiyorum takip edebildiniz mi, Altay soyadli bir orgeneral Hakkâri’de bazi yerleri « sivil idarecileri egitmek » için bombalattigini açikladi. (Zaman, Temmuz 2006)
Müslümanlarin kendine gelmesine engel olan bu döngünün kirilmasina dönük fikirleriniz nelerdir ?
Dostlukla
Tunç
Not : Ziyaretçiler görsün diye verdiginiz siteyi tekrar yaziyorum. http://www.1001inventions.com/ gene Akyol forumunda bana tavsiye edilen www.muslimheritage.com
sitesi de görülmeye deger.
Yazan: Tunç Tarih: August 30, 2006 3:26 PM
Sayın Tunç Bey
Öncelikle yorumlarımdan zannedilebileceği üzere benim fundementalistlikle alakam yok aşırı olan herşeye karşıyım.Tepkim en başından bu yana iyi ,doğru ve öngörülü davranışlarımızın (Hz.Nebi (SAV)den Selahattin Eyyubiye ve Endülüsten Abdülhamit Han'a değin)sürekli Barbarlık yağma talan, ikiyüzlülük ile bertaraf edilmesi yüzündendir.Dinler arası Diyalog oyun kağıtlarından yapılan kulelere benzer biz nekadar itinayla 400 sene bu kuleyi ayakta tuttu isek bu adamlar 50 senede Ortadoğudan manzaray-ı beşer için bir bataklık çıkarmaktan öte birşey yapamamışlardır.Bana sormuşsunuz Müslümanlarin kendine gelmesine engel olan bu döngünün kirilmasina dönük fikirleriniz nelerdir ?
Bu benim haddime düşecek bir görev değil!Ne benim entellektüel bilgim nede yorum kabiliyetim buna izin verir.Sizin için sadece şu çıkarımları yapabilirim; Döngülerin kırılma süreci kolaydır. Genelde toplumsal histerinin duygusal hezeyanlarla birleşip fitinlenmeyi beklemesi gerekir.Fitili birileri birilerine yaktırtır.Bunun sonucu elbette yıkımdır.Yıkımında iki türü vardır biri ortada ne varsa alıp götürür geride insaniyet tortusu bırakır biride anka kuşu misali küllerden yeni bir orman müjdeler.Ben ikincisinin olacağını biliyorum ama şuanki ormanı feda etmekde çok kolay olmayacak,bunun benzerini biz Çannakale'de yaşadık,Enderunumuz mezun vermedi,Mektebi Sultanide öyle.. bu bedeller tarih döngüsü içinde hep ödenir, ödenecektir sırası gelen görevini ifa eder tıpkı Judeo-Christian ve Yahudiler gibi tıpkı Müslümanlar gibi...bize düşen İslamın adı gereği barışa yol açmaktır.Bu belkide Barış için savaşmakla mümkün olacak.(İnşallah yanılırım tüm kalbimle diliyorum)Bunu yaparken asla boyun eğerek, paradigmanın ezik tarafını oynayarak,öldürün bizde amele çok diyerek yapamayız.Benim için Mustafa Aldura'nın göz yaşları hala tazedir unutanlar unuttuklarından, unutturanlar insanlıklarından utansın...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 31, 2006 12:56 AM
Sayin Abudak,
Yanitiniz için tesekkür ederim. Çarenin elinizde olmadigini söylüyorsunuz. Kanimca her müslüman çarenin küçük bir parçasina sahip, bir puzzle gibi birsey bu. Çalisip çözümü hak etmemiz gerek.
Geçen yorumunuzda "asker-müderris" ikileminden söz etmistiniz. Bilmedigim için soruyorum, Islâm'in ilk yillari nasildi? Sayica ve maddi olarak da zayif olan müslümanlar nasil oldu da bu "savunma psikolojisi" içinde kitlenip kalmadilar? Elbette baslarinda Hz Muhammed vardi, ayni sey degil ama bugünkü Islâm'in durumu 1400 yil önceki ilk müslümanlara bakarak çok daha iyi degil mi?
Meselâ müsriklerin zulmünden kaçarak Habesistan'daki hristiyan kralligina siginacak kadar ciddi güvenlik problemleri söz konusu.
Gerçekten merak ediyorum, vaktinin ve parasinin önemli bir kismini bu ölüm-kalim savasina harcamak zorunda olan müslümanlar nasil oldu da 8ci yy'dan itibaren dünyada bilimin liderligine soyundular?
ALLAH'a inanmak ve Peygamberimizi sevmek iyi güzel. Fakat bunlarin ötesinde belli zorluklar karsisinda ALLAH'in ne tavsiye ettigini, Hz Muhammed'in ne yaptigini da arastirmak gerekmez mi?
Bagdat'taki bir kütüphanenin kitap listesinde 400 binden fazla kitap oldugunu ve her bir kitaptan da bir kaç nüsha bulundugunu ögrendim. Oysa Paris'in en parlak dönemlerinde bulunan bir indekste sadece 15 bin kitap varmis ve hepsi de kütüphanede yokmus.
Demekki ölüm kalim savasi verirken 1 veya 2 asirda bir süper güç haline gelmek mümkün hem de sadece askeri alanda degil, bilimsel ve ekonomik alanda da.
Iste bu noktalarda sizden istifade etmek isterim.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 31, 2006 3:48 PM