« Tevrat ve Şiddet | Ana Sayfa | Müslümanca Öz Eleştiri I: Din Özgürlüğü »

August 25, 2006

Muhafazakarlara İyi Bir Eleştiri

Etyen Mahçupyan'ın bugünkü Zaman'da yer alan "Muhafazakarlar Huntington’cu mu oldu?" başlıklı yazısı, bence yabana atılmamalı. Türkiye'deki dindar kesimde hızla yükselen Batı karşıtlığını eleştiren Mahçupyan, bunun "Amerika’nın Irak’a yaptığı müdahale, Bush ve tayfasının kışkırtıcı beyanları, Genişleyen Ortadoğu fikrinin neocon yorumu altında ikiyüzlü bir tahakkümcülüğe dönüşmesi ve nihayet İsrail’in önceden planlanmış olduğu apaçık olan saldırısının Batı dünyasınca zımni kabulü" gibi anlaşılabilir sebepleri olduğunu belirtiyor. Fakat ardından şunları yazıyor:

Ancak muhafazakar aydınların bu ufuk ve tavır değişikliğini böylesine kolaylıkla gerçekleştirmesi de başka ipuçlarına işaret etmekte. Örneğin Kıbrıs’ta iki toplumlu bir devleti destekleyenlerin şimdi bölünmeden yana olduklarını görüyoruz. AKP’yi çevredeki dışlanmış kitlenin merkeze taşıyıcısı olarak alkışlayanlar, bugün aynı partiyi aşırı Batılılaşmakla ‘derin’ kitleden kopmakla suçluyorlar. Diğer bir deyişle dış dinamik muhafazakar aydınları tahrik etti etmesine, ama onlar da buna epeyce teşneydiler... Aksi halde fütuhatçı içgüdülerin kuşattığı bir ruh halinin böylesine çekici olması kolay değil.

Huntington’un ‘medeniyetler çatışması’ tezi tartışıldığında ona net bir biçimde karşı çıkanlar arasında yer alan bu kişilerin, şimdi tam da bu tezi doğrular şekilde siyasi pozisyon almaları son derece öğretici. Dinlerin birbirine benzerliğinden dem vuranlar, bugün öteki dine mensup birileriyle olan farklılıklarına dayanarak dindar çatışmasını körüklüyorlar. Artık AB falan onları kesmiyor... Müslümanların birleşerek dünyanın geri kalanına had bildireceği zamanı özlüyorlar... Ne var ki bu bakış Bush’un evangelizminden hiç de farklı değil. Medeniyeti taşıyamayanlar medeniyetlerin çatışmasını arzularlar. Oysa medeniyet ötekine ders vererek üretilmiyor, burada ve şimdiki duruşunuzla ayakta kalıyor.

Bu, bence haksız bir eleştiri değil. Ya sizce?

Şunu da eklemek gerek: Acaba Mahçupyan'ın sözünü ettiği "çatışmacı" muhafazakarların projesi ne? Batı medeniyetine karşı giderek daha çatışmacı bir üslup geliştirerek nereye varılabilir; bu, Müslümanlara ne getirir? Bu sorunun şimdiye kadar pek tatminkar bir cevabını göremedim. Varsa öğrenmek isterim. Yoksa, o zaman oturup çatışmacılığın iyi bir şey olup olmadığını tartışalım.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 25, 2006 2:02 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Maalesef dogru olmasina dogru da; muslumanlarin son 5 yil boyunca Bati'ya yaptiklari tum kurlar neden bu kadar hoyratça terslendi asil sorulmasi gereken soru bu.

1) Avrupa Insan Haklari Mahkemesi basörtüsünün önünü acsaydi bugün Müslumanlarda Bati karsitligi bu oranda olur muydu?
2) Avrupa Kibris'da sözlerini tutsaydi durum ne olurdu?
3) Avrupa sagi Turkiye'yi ne yapsa üye kabul etmeyeceklerini bu kadar saygisizca ilan etmeseydi pekiI gene nefret olusur muydu?
4) Avrupa dini baskilarin en buyugunden en ufagina kadar her çesidini raporlarinda siralarken bu ülkedeki Sunni Müslümanlarin sorunlarina bu denli duyarsiz kalmasaydi da boyle mi olurdu?


Maalesef bu maddeler boyle uzar gider. Bati'da Müslümanlarin muhatap olabilecegi hic bir merci, hicbir kapi kalmadigi icin ortaya cikan umitsizlik hali bu dusmanligi besliyor.


Dikkat ederseniz yukaridaki satirlarda ne Bush var, ne Amerika, ne Israil. Avrupa bile bu kadar duyarsiz iken Muslumanlarin tavrini anlamak cok zor olmasa gerek.

Bati (Amerika-Avrupa)iyi polis kotu polisi bile oynamadi; kötü polis berbat polisi oynadi, oynuyor.

Etyen bey herseyi biraksin da Paris'te yapilan Abant Toplantisinda Fransizlarin onde gelen dusunurlerinin nasil Bir Turkiye gormek istedigini (daha Kemalist) ve nasil bir Turkiye gormek istemedigini (dini ozgurlukleri tam kucaklayan) nasil da gozlerinin icine baka baka anlattiklarini hatirlasin.

Ben Muslumanlarin Bati'ya sirtlarini dönmelerini öok tehlikeli bulan birisiyim. Yazdigim kitapta savundugum gorusler ortada. Ama nedense artik eskisi kadar ikna edici olamiyorum.

Müslümanlar eger bugun Bati'dan nefret ediyorlarsa, ne yazik ki bunda en az suclu taraf gene kendileri.

Yazan: onur atalay Tarih: August 25, 2006 3:22 PM

Muhafazakarlar Huntington’cu mu oldu yoksa bir kismi zaten hep öylemiydi ?

Mesela bkz : http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/04/irkcla_ulaan_ce.php

"Uygarliklar çatismasi", "irklarin üstünlügü" gibi tehlikeli teoriler aslinda karmasik olan dünyayi basit görmeye yariyormus gibi görünüyor.

Dini ne olursa olsun iyi insanlar birlesip baris için çalissin deyince o kadar cazip gelmiyor kimseye.

Islâm'i dogru dürüst tanimayan bir batili için iki seçenek var :
1) "bize bomba atmalari normal, onlar Cihad yapiyorlar, zaten onlarin dini saldirgan" diyen politikacilar,
2) Endülüs'ten, Gazali'den, Ibn Haldun'dan Osmanli'dan dem vuran aydinlar.

Müslümanlarin arasinda da durum çok farkli degil, "Müslümanlari öldürmeleri normal, onlar hristiyan/yahudi, onlarin kitabi kötü" diye kestirip atmak, jeopolitikle, vicdan sahibi yahudilerle ve hristiyanlarla filan kafa yormadan bolca yandas toplamak mümkün.

Bundan dolayi artik sagduyulu ve baris yanlisi muhafazakar aydinlar yorgun, söyledikleri ile yasanan veya TV'de gösterilen (ikisi arasindaki fark oldukça azaldi...) arasinda bir tutarlilik kalmadi. Bir yanda vicdan sahibi yahudiler de var diyenler, diger yanda bebek ölüleri.

Barisi ve sagduyuyu savunmak gittikçe zorlasiyor. Ama Mahçupyan'in da bizi uyardigi gibi bu intikam çigliklari bizim degil Huntington'un isine yariyor

Çünkü asagi yukari 50 yildir müslümanlar ABD ve Israil'in saldirgan tavirlari karsisinda büyük bir çaresizlik ve eziklik içindeler. Rusya'in çöküsü ile silah ve petrol endüstrisinin bütün saldirganligi bize yöneldi. Gerçekten de son olarak Irak'ta müslümanlar camilerin bombalanmasini kadinlarin tecavüze ugramasini, hapishanelerde çekilen iskence fotograflarini ya yasadilar ya da TV'den naklen seyrettiler.

Eziklik yerini asagilik kompleksine birakiyor, ifade edilemeyen öfke ise kine dönüsüyor

Uzun bir zamandir ortadogudaki bazi müslüman cenazeleri ALLAH'in emrettigi gibi sade ve hizli bir sekilde yapilmiyor :
Cesedin beyazlasmis yüzü açikta, üzerine bir örgütün bayragi örtülmüs, cenazeye katilanlar sloganlar atip ABD/Israil'e küfür ediyorlar, ellerinde pankartlar var. Hatta bazen kizdiklari liderlerin saman doldurulmus kuklalarini yakiyorlar, Israil bayraklarini yirtiyorlar. ölen kimsenin yakinlari çiglik çigliga kamera ve fotograf makinelerinin önünde kendilerini yerden yere atiyorlar.

Müslümanlarin bir kismi artik sanki ALLAH'tan ümit kesmiscesine savasiyor : Sivillere saldiriyor, intihar ediyor, hatta sünni/sii ayrimini bahane ederek camilere saldiri düzenliyor, veya bunlari yapanlari onayliyor, savunuyor.

Herhalde Huntington bunlari gördükçe sevinç içinde ellerini ogusturuyordur.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: August 25, 2006 4:16 PM

Sayın Akyol;

Sitenizde dikenli gül istenmediği, dikensiz güllerle aralarında al gülüm ver gülüm tartışmak isteyen yorumcular bulunduğu için artık yorum yazmıyordum. Fakat son yazınızı görünce yine dayanamadım. Her şeye rağmen saçma sapan smililer, düzeysiz ve içeriksiz mesajlar pek yer almayan sitenizin kalitesini çok takdir ediyorum.

Fakat "...nereye varılabilir; bu, Müslümanlara ne getirir?" sorusunu nasıl sorarsınız, anlamıyorum. Nasıl böyle polarize bir bakış açısına sahip olursunuz? Bu sorunun, "insanlığa ne getirir?" şeklinde sorulması gerekmiyor muydu? Tamam, hümanist olmadığınızı deklere ettiniz, ama bu tavrınızın arkasında hep müslümanları kollamak, müslümanları dünyaya egemen kılmak özleminin ipuçları yatmıyor mu? Bunun mazlumdan yana olmakla filan ilgisi yok. Siz bu taraflılığı sürdürdükçe, herkes sürdürecektir.

İsrail tabii ki iki askeri kaçırılmadan önce Lübnan saldırısını planladı. Bunda tuhaf olan nedir, ben onu anlamıyorum. Asker kaçırılmasa başka şey olacaktı. Hizbullah İsrail'i yok etmek isteyen, ortadan kaldırmak isteyen, devlet olma hakkını tanımayan bir örgüt ve Lübnan'da iktidar ortağı. İran'dan da sürekli İsrail'e karşı kullanılan silah desteği alıyor. İran'ın Ankara büyükelçisi Firuz Devletabadi tarafından İran'ın resmi görüşü de "Amerika kendi topraklarında İsrail'e devlet versin" şeklinde açıklandı. Böyle saçmalık ve bundan iyi savaş nedeni olur mu? İsrail'in ne işi var ABD topraklarında, adamlar neredeyse yazılı tarih başlayalı beri Orta-Doğu' da yaşıyorlar ve üstelik bu bölgede geçmişte büyük devletler kurmuşlar. Yapmayın, etmeyin, çıkarın şu din gözlüklerini, insan olarak bakın olaylara!

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 25, 2006 4:27 PM

Ethem Bey'in haklı olduğu unsurlar var. Yani haklı olduğu derken, tarif ettiği gibi düşünen muhafazakarlar var demek istiyorum.

Ben bir muhafazakar demokrat (moda olduğu için söylüyorum) olarak yaptığı eleştirileri kendimde test ettim. Mustafa Bey'in alıntı yaptığı kısımlara bakalım:

Ancak muhafazakar aydınların bu ufuk ve tavır değişikliğini böylesine kolaylıkla gerçekleştirmesi de başka ipuçlarına işaret etmekte.

Bu ufuk ve tavır değişikliği için salt Batı karşıtlığıdan bahsediyorsa bunun, kendisinin de dediği gibi anlaşılır sebebi var. Ama "Batı"nın ne olduğunu zaten bilenlerde bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum ben.

Örneğin Kıbrıs’ta iki toplumlu bir devleti destekleyenlerin şimdi bölünmeden yana olduklarını görüyoruz.

Kendi fikrimi söyleyeyim. Kıbrıs'ta bölünmeden yana değilim. Bu fikri davunmak nihai çözümü imkansızlaştıracağı gibi Türkiye'yi de birçok uluslararası alanda sıkıntıya sokacaktır. İki toplumlu tek devletli "adil" bir çözümü daha önce desteklediğim gibi şimdi de destekliyorum. Birçok muhafazakarın da bu fikirde olduğunu düşünüyorum.

AKP’yi çevredeki dışlanmış kitlenin merkeze taşıyıcısı olarak alkışlayanlar, bugün aynı partiyi aşırı Batılılaşmakla ‘derin’ kitleden kopmakla suçluyorlar. Diğer bir deyişle dış dinamik muhafazakar aydınları tahrik etti etmesine, ama onlar da buna epeyce teşneydiler... Aksi halde fütuhatçı içgüdülerin kuşattığı bir ruh halinin böylesine çekici olması kolay değil.

AKP'yi iktidara taşıyanlar sadece muhafazakarlar mı? Bu genelleme çok yanlış. Bu kitle içinde milliyetçiler de vardı solcular da. (Sonra muhafazakarlar da sanki tek bir blok gibi yazmış Ethen Bey.)

AKP'nin başta ekonomi olma üzere birçok politikasını destekliyorum." Batılılaşmakla" bir kitleden koptuklarıyla falan suçladığım yok. AKP elinden gelenin en iyisini yapmak için çırpınıyor. Hem tahrik var deyip hem de eh zaten buna teşneydiler demek de neyin nesi oluyor? Böyle analiz olur mu? Ayrıca AKP'ye olan destek azalmış gibi görünnüyor. Bunun tev'ili nedir peki?


Bence AKP dengeleri iyi muhafaza ediyor.



Huntington’un ‘medeniyetler çatışması’ tezi tartışıldığında ona net bir biçimde karşı çıkanlar arasında yer alan bu kişilerin, şimdi tam da bu tezi doğrular şekilde siyasi pozisyon almaları son derece öğretici. Dinlerin birbirine benzerliğinden dem vuranlar, bugün öteki dine mensup birileriyle olan farklılıklarına dayanarak dindar çatışmasını körüklüyorlar.



Mahcupyan burada tahrik unsurunu niçin gözardı ediyor? Ve hep efendilik muhafazalarlardan mı bekleniyor? Yani "sana ne yaparlarsa yapsınlar aman ses çıkartma.." Duyguları mı alınmış bu insanların? Tüm dünyanın gözü önünde vahşet yaşanırken insanlar elbet bunun sebeplerini irdeleyecekler. Bu sebepler içinde zulmeden devletlerin dayandığı öğretilerin bazı teolojik argümanları, atlama taşı vazifesi görüyor hatta bu zulme cevaz veriyorsa bunun dillendirilmesinden daha tabi ne olabilir? Ve körükleyici olarak neden mazlum taraf görülüyor anlamak güç. Merak ediyorum; müslümanlar aynı emperyal politikaları izlese ve aynı zulmleri yapsalardı, yani Judeo-Christo uygarlık mazlum ve sömürüye uğramış durumda olsaydı aynı şeyler yazılır, tepki gösteren Judeo-Christo muhafazalarlar böyle suçlanır mıydı?


Bu efendilik, halim selimlik neden sürekli bizden bekleniyor? (Bu "efendi olmayalım" demek değil elbette. Ben bunca gözönünde olup bitene rağmen bu beklentisinin sebebini soruyorum.)



Artık AB falan onları kesmiyor...



Muhafazakarların AB'yi niçin istedikleri iyi düşünülmeli. Batı'dan "almamız gerekenleri, bize uyanları alalım" demekle "hurra ne pahasına olurda olsun batılılaşalım" demek aynı şey değil. Bu yapay batılılışma ve körükörüne taklit, zaten şimdiye kadar olsaydı; balolarla, kanunla fötr taktırmakla, 19 mayıs gösterilerinde kızlara kısa etek giydirmekle, birçok alanda hukuk düzenini Batı'dan aynen copy-paste etmekle olurdu..


Kendi memleketlerinde esir gibi davranılan, itilip kakılan insanlar mı suçlu oldu şimdi AB konusunda? Muhafazakarlar daha büyük dertlere garkolunca AB gibi hedeflerini ikinci plana attılar mecburen. Çünkü ortadoğuda olanlardan dolayı ciğerleri yanıyor.. Bu ikinci plana düşme AB hedeflerinden vazgeçtiler demek değil.. AKP sempatizanlarını klasik muhafazakar olarak tanımlarsak, ben muhafazakar kitle içinden AB desteği konusunda yine eski oranların çıkacağını düşünüyorum. Ama Türkiye genelinde genel anlamda AB desteğinde düşüş var. Bu düşüşün AB kendisi ile direk ilgili olan, ortadoğu olaylarından ilintisiz birçok sebebi var. Bu düşüş, başta milliyetçiler olmak üzere merkez sağ ve solda da var. Muhafakalara özel olan ne var burada bunu anlamak mümkün değil.



Müslümanların birleşerek dünyanın geri kalanına had bildireceği zamanı özlüyorlar... Ne var ki bu bakış Bush’un evangelizminden hiç de farklı değil. Medeniyeti taşıyamayanlar medeniyetlerin çatışmasını arzularlar. Oysa medeniyet ötekine ders vererek üretilmiyor, burada ve şimdiki duruşunuzla ayakta kalıyor.



Bu eleştirye katılıyorum. Bu tepkisellik mevcut. Fakat dikkat! Bu da bir tepkisellik nihayetinde. Durduk yere ortaya çıkan bir şey değil. Kimin başına aynı şey gelse benzer tepkiler çıkardı. Dünyanın geri kalanına had bildirmek ne demek? Bu müslümana yakışan bir şey değil. E.Mahçupyan'ın da dediği gibi böyle bir özlem Bush'un evangalizminden farklı değil.


Mustafa Bey son sözlerinde -gayet duyarlı bir biçimde- "çatışmacı muhafazalar" diye ayırmış ama E.Mahçupyan muhafazakarların tamamını aynı "çatışmacı" kategoriye sokuyor yazısında


Şunun ayırdına varmamız lazım: Bir meselenin adını koymak -yani kökenlerini, sebeplerini, besleyen damarlarını- ve o meseleyi tanımlamak, illaki çatışmacılık olarak görülmemeli. "Ben Batı'nın zihinsel arkaplanını, batı düşüncesini anlama çabasındayım, onlarla şu şartlarda, şu çerçevede, şöyle iletişime geçmeli ve -Batı bir bütün olmadığı için de- şöyle şöyle düşünenlerle diyalogu arttırmalı, Batı medeniyetinden de işimize yarayan şunları şunları örnek almalı " demekle "Ben fırsatını bulduğumda Batı'nın köküne kibrit suyu dökeceğim, canları cehenneme, onların herşeyleri kötü" demek aynı şey değil. İkinciyi söyleyenler var muhakkak ama birinciyi söyleyip Batı eleştirisi de yaparak(ki Batı bu eleştiriyi sonuna kadar hakediyor) meseleyi tanımlamaya çalışan ama diyaloga da açık olan muhafazakarlar ikinci kategoriye sokulmamalı.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 25, 2006 4:33 PM


Lubnan’daki yangin ve Turkiye’nin rolu

“Lubnan’da bu gun kac insan katledildi” yerine “asker gonderelimmi” “rules of engagement (angajman kuarallari) ne olacak” gibi sorular ile istigal etmek her ne kadar kalpler icin nisbeten daha dayanilabilir olsa da beyinler icin o kadar kolay ustesinden gelinebilir cinsten degil. Bu gunlerde hemen her kose kadisi ahkam kesiyor mevzuda. Fakat gene adet oldugu uzre yerli ve yabanci medyada hemen herkes kendi aidiyeti ve tercihleri perspktifinden bakmis mevzuuya. Nesnel olmaya calisanlar arasinda olayin butun parametrelerini hesaba katarak muhakeme yapana pek rastlamadim okuduklarim arasinda. Bircoklari ise gitmeliyiz yada gitmemeliyiz temennilerini yazarkan baz aldiklari temel degerler veya felsefi politik mulahazalari yani “dogru” ve “yanlisi” belirleyen kumpaslarini ortaya koymamislar.

1 Mart teskeresinden kuyruk acisi olanlar cogunlukla “Irak’ta kacirdigimiz treni simdi yakalayalim” derken neden iki treninde ayni oldugu uzerine okuru bilgilendirme zahmetine girmiyorlar cogunlukla. Bazilari icin Israil-ABD Inc.’in suyuna gitmek uzerinde tartisma bile gerektirmeyen ontoloji. Bazilari ise bir adim ileri gidip “hemen yanibasimizda” cikan yangin kayitsiz kalamayacagimiz gorusunde.

Refusenikler arsinda da “buyuk resmin” tahlilini yaparken ulasilabilen butun parametreler hesaba katma mevzuunda “gidelimcilerden” cok daha nesnel davrandiklari soylenemez. Hemen her biri tek veya birkac saik uzerin tahlil yapmaktalar. Ornegin pek cok muhafazakar kesim mensuplarinin temel argumani “Israil ve ABD’nin bu derece kontrolundeki bir BM guvenlik Konseyi’nin bu derece tek tarafli karari (1701 sayili karar) nin mandasi Israil in ve ABD’nin bolgedeki “yeni ortadogu” ve/veya GOP ile cizilmis saldirgan/emperyalist gayelerine hizmet islevi gorecek olmasi” tesbitine dayaniyor. “Israil ve ABD ayni anda Turkiye’nin bu UNIFIL (Lubnan’daki Gecici BM Gucu) icresinde yer almasina sadece riza gostermesi degil iki gun once Israil’i ziyeretyinde Olmert’in agzindan ifade edilen “Turkiye’nin katilimini istiyoruz” un baslibasina hayra alamet olmadigi fikrindeler. Benzeri durusu bircok “muhafazakar olmayan savas karsiti ve antiemperyalist STK ve dusunce kurulus tarafindan da dile getrildi.

Bu muhakeme mantiktan yoksun degil. 34 gun suren Lubnan katliamlari, ve ondan once rutin haline gelen Gaza katliamlarini sadece seyreden, kendi gozlemcilerinin kasitli olarak katledildigi konusunda zerre kadar tereddut olmadigi halde ilimli bir kinama mektubu dahi uretemeyen BM’nin inanilirligi, etkinligi, bagimsizligi ortada. Nitekim 1701 sayili karar da bu milletlerarasi kurumun da Israil ve ABD’nin arzulari hilafina karar almaktan aciz oldugunu teyid eder niteliktedir. Sadece bir tarafa bilakaydisart ates kes diyen diger tarafa icinden fillerin gecebilecegi buyuklukte “kendin savunmak icin askeri hareket” araligi birakan, bir tarafin kendi ulkesinde silahsizlandirilmasini ve ulkenin hangi kisimlarinda hangi gruplarin bulunabilecegini dikte eden bir anlasmaya “ateskes” denilebilirmi? Elcevap: Denileblir de denilemez de.

Bu nokta da duygusalliktan uzaklasip mevcut opsiyonlara bakmak zorundayiz. Evet bunu soyledigime ben de sasiriyiorum! Rasyonmelimi biraz muhendis yaklasimi ile uretmeye calisayim sesli olarak. Baslangic sartlarimiz hatirlayalim musadenizle. Gunde ortalama elli kadin, cocuk sivil insan can veriyordu. Ve bu vahsete dur diyebileck bir guc ortalikta gozukmuyordu. Yaslari musade edenler Israil’in Lubnan’i yedi defa isgal etigini, halen Lubnan’da 1 milona yakin evlerinden kovulmus Filistinli’nin yurekler yaralayan sartlar altinda multeci olarak yasadigini, Israil’in son olarak Lubnan’i yerle bir ettiginde (1982- Hizbullah’in dogus sebebi ve tarihi) ) 30 bin Lubnanli’yi katlettigini, o zamandan beri de Lubnan’a elini kolunu sallayarak girip ciktigini, hava sahasini adeta ucus egitimi yapar gibi hemen her gun ihlal ettigini hatirlamalilar. Status quo ante budur. Ne adaletinden bahsediyoruz? Adaletin bununla ne alakasi var? BM bir New York kurulusudur. New York’un nerde oldugu ve kimin kontrolnde oldugunu bilmeyenlerin www.iasraelshamir.net’i ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Bu konjuktorde “adil cozum” beklemek biraz fazla pollyannacilik olmazmi?

Frenklerin “you play the cards you are dealt” (sana dagitilan kartlari oynamak zoundasin) diye bir sozu vardir. Kart dagitici utansin!

Turkiye asker gondemelimi?

Bu ahval ve serait icerisinde meseleye “satranc oyunu” stratejileri uretir gibi pramatik bir tahlil yapmak kaliyor karar vericilere. Tabiiki “kazanmanin” tarifini her ulke oldugu gibi Turkiye’de kendi tarihinden, inanislarindan kultuundn suzulup lrustallesmis degerler sistemne gore yapacaktir.

Bu karari verirken sorulmasi ve cevaplanmasi gerektigin dusundugum sorular:

1. BM Guvenlik Konseyi Karari (1701) ne diyor?

Kararin maddelerini tek tek ele alma geregi duymuyorum. Ana hatlari ile Litani nehrinin guneyindwe adindan bahsetmeden Hizbullah askeri varligina son verilmesini, bolgede askeri varligin ve sorumlulugun Lubnan hukmetinin resmi gucleri taraindan saglanmasini, bolgenin silahsizlandirilmasi isinin Lubnan Askeri guclerince UNFIL gozetiminde saglanmasini, ve Hizbullah’in Israil’e tehlike olusturmamasi icin her turlu silah tedarikinin engellenmesini, daha onceki 1559 sayili kararin Hizbullah’la ilgili ayni minvaldeki kisitlayici maddelerinin uygulandiginin teyid edilmesini istedigini goruyoruz. Buna karsin yukarda dedigim gibi Israil icin “kendini mudafa” kapisini acik birakiyor. Nitekim Israil bu hafif acikligi, kapinn sona kadar acik oldugu anlaminda telakki ediyor ve cani istedigi zaman Lubnan’in iclerine kadar girip “terorist” hedefleri bombalayabiliyor.

Karar tabiiki “ateskes” ve “Lubnan’in toprak butunlugune saygi” dan da bahsediyor mealen. Fakat gaye olarak, ve Israil’i tatmin edecek “guvenligin” saglanmasindan sonra; on sart olarak degil.

2. Taraflar ne anliyorlar ve ne bekliyorlar?

Israil-ABD Inc. tabiiki onceden planladiklari, ve katliamlarla basaramadiklari kirli isleri BM semsiyesi adi altinda (UNIFIL) Batili ve gostermelik bir iki musluman ulkeden tasreonlara bitirtmek istiyolar. Daha once onbinlerce Lubnanli katleden Israil “war of attrition” (yipratma savasi) nin kana susamisligini tatminin otesinde bir objktife hizmet etmedigini anlamis gozukuyor, muhtemelen Bati ulkelerindeki “bilge siyon liderlerinin” feraseti sayesinde.

Bu kirli isi bitirerek hem kafalarindaki seytani “yeni Ortadogu” planlari geregince Iran ve Suriye’nin bolgede politik guc olarak elimine edilmesi projesinde ustune basacaklari Hizbullah mayinini etkisizlestirme isini BM’e yaptirmis olacaklar. Hem Lubnan’i politik olarak kendilerine amca diyen kukalarin yonetimine verip haklini da “uslu durmazsak ocu gelir” sinmisligine mecbur edecekler, ve burada edindikleri kontrolu Suriye’yi tanzim etmek icin kaldirac olarak kullanacaklar. Nitekim 1701 sayili kararda bahsedilmemesine ragmen sayisi 15 bin kisiye cikarilacak olan UNIFIL’in Suriye sinirinda da konuslandirilmasi plani, Israil-ABD Inc. ve onlarin gudumundeki AB ulkelerinden olusacak ilave gucun niyetlerini acik secik ortaya koymaktadir. Olmert yonetiminin tipik Yahudi kurnazligi sergileyerek bir taraftan “eteskes” e evet derken diger taraftan “ikinci raunda haziriz” demesi bir “olumu gosterip sitmaya razi etme” yani “Senyor Senyora, mirin girin etme yoksa..” taktigidir.

3. Turkiye’nin tavri ne?

Bu konuda muhalefetin ozellikle CHP’nin dahi hukumet’e yonelttikleri elestrilerinde nisbeten olculul davranmasi hukumetin ozellikle de Abdullah Gul’un mevzu ile ilgili cevirmedik tas birakmayan tahlil ve temaslainin butun cevrelerce taktir toplaiginin gostergesidir. Fakat Bati Medayasinda Turkiye veya herhangibir diger Musluman ulkenin katilimindan hemen hic soz edilmemesi de not edilmeye degerdir. Ornegin duzenli olarak takip ettigim BBC ve CNN nerde ise butun UNIFIL gucunun AB ulkelerinden olusacagi intibasi uyandiriyor mevzu il ilgil haber ve yorumlari ile. Fransa’nin asker sayisini 2000’e cikaracagi , 3000 asker vermeye razi gorunen Italya’nin komutada olacagi haberler geciliyor. Malezya, Banglades gibi bircok Musluman ulkenin de istekli oldugu fakat Israil’in sadece Turkiye ve muhtemelen Fas’a musade edecegi de gelen haberler arasinda.

Gul ve yonetimndeki disisleri GK ile koordinasyon icerisinde “Rules of Engagement” (Gorev veya Angajman Kurallari) nin acikliga kavusturulmasini, ve bu kurallarin Hizbullah ile catimaya girmeyi veya onlari zorla silahsizlandirmayi icermemesini, tercihen gidecek birligin muharebe degil istihkam birligi olmasini istiyor.

Burada tabii olarak akla gelen soru: Hukumet boyle istiyor diye boyle olacak garantisimi var? Israil_ABD Inc’in ne istedigi, ve 1701 sayili karain acik ve ortulu olarak onlarin gayesine hizmet edecek sekilde ciktigi ortada iken “Turkiynin beklentsi veya tercihi” nin ne kiymet-i harbiyesi olabilir?

Elcevap: Zaten Gul ve disislerinin, askerin mevzuu ile ilgili yaptiklari tahliller ve pazarliklar da bunun uzerine yogunlasiyor. Gul Israil ABD ve AB’li muhataplarina muhtemlen: BIZ BU SARTLARDA GIDERIZ diyor. Peki bu kendi sartlarini dikte etime gucu nereden gliyor? Kendi sartlarini dikte ettiremese de Turkiye bu konuda tamami ile edilgen ve gucsuz durumda degildir. Su sebeplerden: Butun ulkeler “aman ben de gideyim’ diye can atmiyor. Nitekim 15000 askerin toplanmasi o kadar kolay olmadigi gibi en azindan gorunuste Lubnan ve Islam dunyasina “dengeli” gorunum vermek icin BM Gucu’nde onemli sayida Musluman ulke katkisi olmak zorunda. Daha oncek ABD, Fransiz ve iger Bati ulkelerinden olusan sozum on “baris gucunun” sicili de akibeti de pek parlak degil. 10 yil once gene Kana’da , Nobel oldullu “barisci” Perez basbakan iken, BM korumasindaki multeci kampinda 10 insan kaletmisi Israil! Herhangibi musluman ulke degil , Israil’in kabul edebilecgi musluman ulke lazim. Onun icndirki Olmert “Turkiye’yi istiyoruz” diyor. Baska secenek yok. Dolayisi ile Turkiye kosullarini buyuk olcude kabul ettime gucune sahip.

Turkiye icin riskler: Turkiye ne kadar “guvenli risksiz kosullar” talep etse Turk birligi’nin, doktor olan kardesimin de sagliktan sorumlu komutan olarak gorev yaptigi Afganistan’daki ISAF kadar emniyetli sartlarda gorev yapacagi beklenemez. En hafifinden bolgedeki mayinlar, patlamamis misket bombalari, ve Israil’in kullandigindan suphe edilen fosfor ve diger kimyasal silahlarin yarattigi tehlike gozonune alinirsa bu gorevin risksiz olmasini beklemek fazla iymserlik olur. Birde “diger taraf” yani Israil’in gerekli gordugunde BM korumasi altindaki sivilleri katlettigi hatta BM gozlemcilerini de katledilmesinin kinanamadigi, ve UNIFIL’e asker verecek diger cogunlugu AB ulkelerinin en temiz isleri Turkeler verelim deme centilmenligi gostermesi beklenemeyecegi gozonune alinma vgereken diger askeri risk faktorleridir.

Turkiye Icin Politik kazanc-risk tahlili:

Bu mevzuu da yukarda bahsettgim “gorev kurallari” ve “askeri risklerden” bagimsiz degildir. “ne kadar ekmek o kadar kofte” ya da “no pain, no gain” (acisiz kaznac olmaz) sozleinde ifade edildigi gibi politik kazanc ta ustlenilen gorevin onemi ve alinan risklerle dogru orantili olacaktir. Politik riskler Turk Birligi’nin ustlendigi islevin cinsi ve takinigi tavir ihtimallerine gore sunlardir:



1.Hizbullah’i ozellikle Hizbullah’a ragmen silahsizlandirma gibi bir rol kabul edilirse. Bunun mumkun olan en kotu ihtimal oldugunu, ve seytanin beklentilerine hizmet edecek, Turkiye’yi resmen Yeni Ortadogu’nun sekilendirilmesinde ma$a rolunu teyid edecek, hem Lubnan hem Suriye hem Iran’la iliksilere agir darbe vuracak nerde ise “felaket senaryosu” olarak telakki ediyorum. Hukumetin de boyle bir “rules o engagement”a razi olacagini sanmiyorum. Buyukanit yonetimine gececek olan GK’nin dahi bu ihtimale sicak bakacagini dusunmuyorum.


2.Bir Gozlemci Guc ve tesis edilmis barisin muhafazaini saglayici guc rolu ustlenmesi. Bu ihtimal Israil’in “guveligimiz icin mudahele ederiz” hatta “ikinci raunda haziriz” turu dursunun sergilendigi bir konjukturde gecerliligi olamaz. Yakin gelecekte bu sartlarin olusacagina dair pek olumlu bir gosterge de yok. “ateskes” anlasmasinin he iki tarafca gercek ateskes olarak algilanmasi gerekir en azindan aeskes gozlemciligi icin, kalici barisin tesisi degilse de. Bu sartlarda Hizbullah’in da oluru veya en azindan karsi cikmamasi sonucu konuslandirilmis bir Turk gucu’nun Israil tarafindan kara veya hava sahasi ihlalleri ve hatta daha kotusu simdiki gibi saldirilari sonucu direkt olarak Israil gucleri ile karsi karsiya gelebilir. Bu senaryo ister istemez Turkiye’nin Israil-ABD Inc. ile iliskilerini muhtemelen tamiri cok guc sekilde etkileyecetir. Turkiye’deki politik irade veya asker ne kadar etkisini minimize etmeye calisirsa calisin, “cuval gecirme” olayina rahmet okutacak boyle bir gelismenin halk arsinda yaratacagi millyetci duygular ve muhtemel infial, sadece dis poltika degil ic poltikada da artik islerin “boyle gelmis ama boyle gitmeyecegi” gercegini hakim guclerin kafasina da kaziyabilir, “olayin” buyuklugu ile orantili olarak.


3.Afganistan’da ISAF icersinde gorev yapan Turk birligininkin benzer sicak catisma icemeyen mayin temizleme, patlamamis bombalari defuze etme, saglik, sosyal hizmetler, polis, sivil guvenlik, altyapinin tamiri gibi kamu hizmetlerinin yeniden tesisine yardimci olma gorevi. Bu ihtimal muhtemelen en az risk iceren “kazan, kazan” formuludur. Hem halk hem yonetim uzerinde iyi bir intiba birakir, hem Hizbullah dahil hicbir Lubnanli kesimi karsisina almaz, gonuller kazanir ve hem dahi “seytan’in kendisi” yani Israil_ABD Inc. karsi cikmaz cunki, he ikisi de simdilerde “Hizbullah yiktigimiz evler yapiyor, yaralari sariyor; onlari devre disi birakalim” diyebilme hayasizligini sergileyebilmekteiler. Hizbullah yerine bu isin Turkiye’nin askeri, S. Arabistan, Kuveyt , Birlesik Arap Emirlikleri’nin parasi ile yapilmasi onlarin da tercihidir, en azindan simdilik.

SONUC:


1.Israil ABD Inc. ve Batili “kucak kopekleri” nin yeni Judeo-Hacli kirli oyunun sahneye koyduklari bu baglamda Turkiye “bana dokunmayan yilan bin yil yasasin” deme luksune sahip degildir. Seyirci degil oyuncu olmak zorunlulugu ve bunun icin gerekli gucu vardir. Bu gucu frenleyen en buyuk faktor dis degil ic kaynaklidir. Gercek bir demokrasi olmayi basarabilse idik eli cok daha guclu olan bir siyasal otorite ile dis poltikada da bazilarimizin hayal dahi edemeyecegi kadar onemli aktor olugumuzu gorurduk.


2.Turkiye’nin Lubnan’daki UNIFIL’e mudahil olmasi yukarda 2. ve 3, paragraflarda bahsettigim sartlar altinda olmalidir. Eger 1701 sayili karardaki veya yeni cikabilecek bir “Rules of Engagement” karari bunlari acik secik ifade etmiyorsa, Turkiye de mevcut “manda”yi sahada kendisi, kendi ahlaki ilkelerini ve politik onceliklerini gozetir sekilde yorumlamalidir. Hicbir halukarda Israil-ABD Inc’in Suriye-Iran planlainin teseronu veya ma$asi islevini ustlenmemeli veya Lubnan halki tarafindan bu algilamaya yol acabilecek tavirlara girmemelidir. Ahlaki dogrular ayni zamanda politik dogrulardir. Haktan adaletten yana olmak EN PRAGMATIK POLTIKADIR. “AMA BIZIM CIKARIMIZ” diyenler seytan adina konusanlardir. Onlarin “biz” i “biz” degiliz.


3.Tarihin muhtemelen en hassas ve kader belirleyici donemlerinden birinden gecerken, kisa goruslu, gunu kurtarma adina, kazananin yaninda olma saiki ile politika uretenleri ne tarih, ne gelecek nesiller ne de Allah affeder.
ABD -Israil Inc. ile olan “stratejik” veya “askeri” isbirligi kavramlari Ahmet Davutolglu’nun vurguladigi “stratejik derinlik” konseptine uygun olarak bolgede Turkiye’nin rolunun ve kaderinin kendisi tarafindan cizilmesi yonunde revize edilmeli veya Isarail’in yaptigi gibi “yorumanmalidir”. Burada feraset testinin ana unsuru “gecici” ile “kalici” farkini belirleyebilmededir. Israil-ABD In ile iliskilerde kaybedilebilecek zeminden cok fazlasi Gaza-Lubnan konularinda Turkiye’nin gosterdigi ve S. Arabistan, Misir gibi diktatorluklerin gesteremedigi hassasiyet sayesinde kazanilmaya zaten baslanmistir. Basta Islam ulkeleri olmak uzere dunya halklarinin gozunde kazanilan punlar uzerine dolar isareti konulamayacak kadar degerli tarihi yatirimlardir.

4.Yukarda da belirttigim gibi Turkiye’nin ahlaki, tarihi ve stratejik larak “dogru maksalar” ile Lubnan’a gitmesinin onundeki en buyuk engel gene “icerden” gelecktir. Bazilarimiz eski GK Baskan yardimcisi, JINSA (Jewish Institute for National Security affairs- Yahudi Milli Guvnlik Enstitusu) tarafindan “yilin adami” secilmis Cevik Bir’in Israil’de muhtemelen en cok sevilen Turk oldugun hatirlayabililer. Gaza ve Lubnan katliamlarinin hemen akabinde Turk halkinin ortak hissiyatini, ulkemizin asker kanadinin da hesaba katarak bu konuda hukumete kostek degil destek olacagini umit ediyorum.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 25, 2006 6:37 PM

Sn.Akyol, Sayın Mahçupyan'ın endişelenmesini anla-
yışla karşılamakla birlikte; bu endişeyi ortaya
çıkaran tutumun batının saldırganlığından kay-
naklandığını görmek zorundayız. Huntington'un
medeniyetleri çatıştırma projesi, batıya düşman
bulma projesi idi ve bunuda başarmış oldular. Müs
lüman ülkelerdeki batı karşıtlığının artması iste
nen bir olguydu ve bu gerçekleşti. Şimdi yarattık
ları düşmanca tutum yavaş yavaş kendilerine
bedel ödetmeye başlayınca, bu bedeli ödemenin fark
lı şekilleriyle yüzleşmek zorunda kaldılar. Etyen
beyi çatışma istemekle suçlamak istemem ancak, bu
hususta duyarlı olmak, batıyla uzlaşma arayan Türk
muhafakazarlarını, batıyla çatışmaya yöneldiği ile
itham etmek haklı bir tutum değil. Neden değil.
Öncelikle adeta bir bilgisayar oyunu imişçesine
seyredilen ABD ve Yandaşı saldırganlık, direnişle
karşılaşıp tehditkar olunca, batı yanlılarında
endişe başladı. Şunun şurasında İslam ülkeleri
ABD ve İsrail'e sert karşılık verdikleri ve bunun
kendine güvenlerini arttırmalarını sağlayan Lübnan
direnişinden önce, batı yanlısı medya, ABD İran'ı
şugün mü vuracak, Suriye'yi bugün mü vuracak. Kara
dan Basradan mı girmeli, yoksa Hazardan mı dalmalı
gibi hiçde orada yaşayanlar için endişe taşımayan
akıl hocalıkları satıyordu. Çünkü müslümanların
ölmesi ve acı çekmesi umurlarında bile değildi.
Şimdi artık hiçbir biçimde İranla kara savaşı ihti
mali kalmadı.
Toparlayalım, batı saldırganlığına sert direniş ve
karşılık, şamar oğlanı gibi bombalanan, istendiğin
de ABD nasıl vuracak diye ekran karşısında seyredi
len perişanlığa son vermiştir. Artık müslümanlar
ABD den ve hempalarından daha az korkmaktadırlar.
Bu cesaret ve özgüven korkulanın aksine barışa
hizmet edecektir. Medeniyetler savaşının sabahtan
akşama tek yanlı bir katliam olmaktan çıkması,
Batılıları endişelendireceği için barışa yönelen
lerinin sesi daha gür çıkacaktır. Güçe tapan,maddi
batı güçlü ve sert direnişten etkilenecektir.
Türkiye başta tüm müslüman ülkeler daha bir dik durabilecektir. Bu Sayın Mahcupyanı'ı lütfen endi
şelendirmesin, Türkler ve Müslümanlar eğer kontra
bir kışkırtma olmazsa hiçbir sivile zarar vermez haddi aşmazlar. Bu Allah'ın emridir, Saldırgan
tecavüzüne devam ederse savaşmak Allahın emridir,
ancak savaşmaktan vazgeçer ve barış isterse, bukez
barışmak Allah'ın emridir. Türk muhafakazarları
Irak'ta, filistin'de, Lübnan'da akan kanlardan çok
ama çok acı çektiler. Bu acıyı adil bir barış için kalbimize gömmeye hazırız. Ancak güç toplamak
için taktik geri çekilmeler, yeni tuzaklar bizleri
asıl endişelendirmesi gerekli olan bu saldırgan ve
çatışmacı Hungtingtoncu davranış olmalıdır.
Bu kadar kan akması Türkiyede tek bir Yahudi vatandaşımızın burnunun kanamasına yol açmamıştır.
Muhafakazar olsun, olmasın Türk insanı vakar tutu
munu sürdürecektir. Batıdan barış için uzanacak
en ince dal bu topraklarda sıkıca kavranacaktır.
Doğunun bilge ve insancıl tavrının yarısı batıda olsa medeniyet çatışması dile bile gelmezdi.
Sonuç olarak, Batı saldırganlığına giderek daha
sert bir karşılık bulacağını anlamalıdır. Bu barış
isteğini güçlendirip, medeniyetler çatışması proje
sini rafa kaldırmalarını sağlayacaktır.
Asıl endişe,tekyanlı karşılık bulmayan saldırgan
lığın sürmesi halinde yaşanmalıdır.Saygılarımla.
Levent.

Yazan: levent Tarih: August 25, 2006 9:29 PM

Bu enteresan bir durum gerçekten ezilen biz suçlanan biz.Üzerinde durduduğumuz meselede hakkı teslim gibi bir gayemiz varsa lütfen olayları mukayeseli bir şekilde ortaya koyalım ve bir yazara atıf yaparken söylediğini tümden meşrulaştırıcı ifadelerden kaçınalım.Her şeyden önce doğruyu tüm yönleriyle ortaya koyalım.Yoksa bizim doğruluk adına ortaya koyduklarımız eksik bir tanımlama olursa bu zalimlerin ekmeğine yağ sürebilir.

Bahse mevzu yazar ve yazarın gazetesi politik olarak bu ABD/İsrail katliamlarını ne kadar kınamıştır ya da verdiği tepki olması gereken şekildemidir.Bu yazarın konumuzla alakalı olmadığını elbette biliyorum fakat bu güzel bir örnek, diyolog sözkonusu olduğunda müslümanların yaptıkları aşırılıkları insanların gözlerinin içine sokan batılıar ve onlarla aynı paralelde bulunanlar sanki buna sebep kendileri değilmiş gibi zulumlerine devam ediyorlar hatta yaptıkları bu zulmu meşrulaştırmak için böyle şeytanca bakın bu müslümanlar bize cihat ilan etti ve neler yapıyorlar bunlara bizim zulümlerimiz hak demeye getiriyorlar.Elbetteki müslümanların zulmetmeleri kabul edilemez ama aynı tepkiyle diğerlerininde.

Şunada dikkat çekmek yerinde olacak müslümanların müslümanlar tarafından kınanması ABD tarafından dünya komuoyunun gözlerine sokulurken müslümanların batıya yaptığı zulümden vazgeç çağrısı kaale alınmamaktadır.Böyle yaparak amerika kendi politikarına meşruiyet aramakta ve dünya kamuoyunda batıya karşı gelişen tepkiyi bir takım entellektüeller üzerinden azaltma çabasındadır.Bu entellektüellerin iyi niyetli olması ve doğruyu istiyor/yazıyor olmaları ABD nin 50-100 yıllık küresel devlet politikalarında etkili olması gibi bir olasılık hayalden öte birşey değildir.
ABD kendi vahşi kapitalist düzenini heryıl 800 milyar dolar açık veren ekonomisi ayakta tutabilmek için sömürmek ve kan dökmek zorundadır.Yoksa herşey daha önceden planlanmış bir oyundur şunu aklımıza dahi getirmemeliyiz ki müslümanlar nizami bir direniş gösterirlerse ABD/İsrail işgallerinden vazgeçecek ve BM müslüman ve ezilen/sömürülen halkların yardımına koşacak böyle düşünüyorsanız çok safsınız/iyi niyetli Fakat siyaset bilimi bize bu işlerin böyle yürümediğini söylüyor.


SAYGILARIMLA

Muhammed Ali DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: August 25, 2006 9:38 PM

Burada sözkonusu edilen "MUHAFAZAKAR" tanımını, lütfen bir kez daha yapar mısınız!

Ayrıca şu anda mevcut çatışmacı(!!) batı karşıtları kimlerdir bir bakalım?

*Dindarlar
*Milliyetçiler
*Sosyal demokratlar
*Liberal demokratlar
*Ulusalcılar(!)
*Kemalistler
*İşçi partililer(!)
*CHP liler
.....
?????
Geriye kim kaldı?

[*TSK yı eklemekte tereddüt ettim, Büyükanıt ı bir yere koyamadım çünkü..]

Listeyi daha uzatabiliriz, o halde
son dönemde oluştuğu iddia edilen batı karşıtlığı, sadece dindar/muhafazakar kesim arasında varolan bir durum değil ki!

Güney Amerika ülkelerini alkışlayan bizler, acaba neyi kriter alıyoruz ve kendimizi ne diye tanımlıyoruz?

İsrail yada Amerika ya antipati duyanlar sadece dindar insanlar mıdır?
Tabi ki hayır !

SAYG.

Yazan: Ece Tarih: August 25, 2006 9:40 PM

Mahcupyan yazisinda bazi dogru tesbitler var. Yalniz su “pis muhafazakarlarin” ne Isa’ya ne Musa’ya yaranabliyorlar. Mahcupyan’in fazla milliyetci, cemaatci, devletci reflekslerle sucladigi kesimi, laikci/ulusalci hatta liberal-fasist-sovenist (bende olmaz sanirdim, oluyormus iste, bilen bilir) bazilari Turk dusmani, Arap dostu vs olmakla sucluyor. Gene Mahcupyan’in konusmalarinda “bolge” gectigi icin “bolgeyi arka bahceleri saniyorlar” cikarimini yaptigi ‘muhafazakalar’ Nuray Mert’e gore sadece bas ortusu, Imam Hatip meselesi ile ilgileniyorlar, ne Irak ne Lubnan ne Filistin umurlarinda. Gulay Gokturk ise ayni kesimi “gayrimesu cocuk yapin dedigi icin gazetesi tarafindan uyarilan Ece Temelkuran’a sahip cikmayarak demokratlik testinde kalmakla” sucluyor. Laikcilein ne dediklerini tekrarlamaya gerek yok.Demirkan Byaz;i okuyun bilmiyorsaniz.

Kisacasi bu “muhafazakarlarin” hic tekin olmadiklari kesin ama sebepleri arsinda 9o ile 180 derece arasinda acilar var. Bir de su Mahcupyan baskalari icin kullandigi nesnellik standartlarini kendisi icin uygulasa (mesela Atilla Yayla ile olan tartismalarinda) bi super olacak. Ornnegin “toplum olmama, cemaat mensubu gibi hareket etme” elestirisini birileri kendisne Ermeni meselesi uzerine soylemlerini ornek vererek yoneltse acaba gecebilirmi bu testten? Kendisi ile biraz e-posta yoluyla tarismamiz olmustu bu mevzuuda.

Mahcupyan’in gozlemlerinden muhafazakar kesimnin en az bir kismi icin varit olan kismi, son zamanlarda bu gerek diyalogculuk gerek Bati ile entegrasyon, AB vs. konusunda umitsizlige kaplima halidir. Mahcupyan bunun sebeplerinden bazilarina zaten deginmis, ama bu tepkisel tavri Bush’unkine, ABD’deki Evanjelislerinkine muadil olarak tanimlayarak kantarin toluzunu epeyce fazla kacirmis. Sanki Huntington’un teorisini isbatlama veya curutme gucu Muslumanarin elinde. ABD’de koleler istediler diyemi koleler serbest birakildi. Hayir. Beyaz adam istedigi icij boyle oldu; ayn sey sivil haklar icin de soylenebilir. Hesap guc sahibinden sorulur! Butun muslumanlardan Mevlana olmayi beklemek kendsinini sosyal bilimci olarak sunan birinin hakki degildir. Bati’da simdilerde “islam gorunumlu” veya “cogunlugu musluman olan ulkelerden gorunusluler” dahi dislanmaktadir. Birazcik insan psikolojisi bilen bir kimse bu tepkisel tavri, bu hayalkirikligini anlmakta gucluk cekememeli. Muslumanin “bolgeye” gosterdigi ilgiyi de anlamak zor olmamali. Bolgedeki butun ulkeler Israil_AB INc’in tehdidi altnda, Ortak ozellikleri komsumuz olmasi disinda insan, mazlum, magdur ve evet “din kardesimz” olmalari. Ermenistan ayni durumda olsa biz veya Mahcupyan kayitsizmi kalmali idi? El insaf!

Dunyada bu gun mevcut olan paradigma ve guc dagilimi icerisinde nesnel degerlenimele yapan kimseler "muhafazakarlarin" Bati-Islam iliskilerind EDILGEN DURUMDA OLDUKLARINI AJANDAYI BELIRLEYECEK, HUNTINGTON"U YANLIS CIKARABILECEK INSIYATIF SAHIBI OLMADIKLARINI GORMEK ZORUNDALAR.

Bircok yorumcularin da dedigi gibi bu dinamigi degistirme gucune sahip olan Batidir. Guantanamo, Ebu Garip, afganistan, Gaza, Lubnan'dan sonra birde yaraya tuz eker gibi "Islami fasistlerden" bahseden Imparator karsisnda Muslumanlarin takindiklari tavira "catismaci" tasvifinin kullanmanin nesnel veya adil olmadigi dusuncesindeyim. Onlar bir adim gelselerdi, mesela BM karar ile Israil'i kinayarak, ya da katliami durdurarak Musluman dunyasi "Turk muhafazakarlari" dahil bes adim giderdik supheniz olmasin. "medeniyetler bulusmasi" diyen Erdogan'a da "diyalogcu" F. Gulen Hocaefendi' ye de diger butun ilimli dostlara da ihanet eden uzattiklari zeytin dalini kirip suratlarina firlatan "DIGER TARAFTIR". It takes two to tango. Adil olalim simdi.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 26, 2006 1:21 AM

yahu müslümanları batı karsıtlıgıyla sucluyorsunuz. simdi soralım bir kendimize islam dunyası niye boyle bir karsıtlık hissiyatında. dusunelim bir bir kac gun once bile ne kadar masum sivil olduruldu degil mi , israil tarafından sucları neydi bunların musluman olmak degil mi , ya da bosnada ki katliama ne demeli , avrupanın ortasında islenen katliama hangi avrupalı devlet hemencecik dur dedi , sadece izlemediler mi bu katliamları peki neydi bosnalıların sucu tabiki musluman olmak , veya amerikanın ırakta ki muslumanlara yaptıkları , simdi avrupada muslumanlara karsı takınılan tavır ve vurulan terörist damgası , yeni basa gelen papa venedigin ( papa olmadan once )turkler avrupa birligine asla alınmamalı cunku onlar musluman ve bizim can dusmanımız dediginide hatırlatmak gerek. simdi biz hangi avrupalıyı sevecegız ki. sunuda hatırlatayım kuzey ırakta asker olan bir arkadasım diyor ki kuzey ırakta haftalık 10 dolar vererek ordaki kisiler hristyanlastırlmakta heyhat. hem bushun tarih tekerrürden ibarettir atasözüne paralel bir sekilde "haclı seferlerini baslatıyoruz" demesi neyi ifade ediyor. ne diyelim suclu yine biz olduk

Yazan: elmurit Tarih: August 26, 2006 1:32 AM

Müslümanlarin elestirilmesi hakkinda...

Sayin yorumcular,

Biz müslümanlar kendi kendimizi elestirmezsek düsmanlarimiz zaten bunu yapacak ve bulduklari zayif noktalardan bizi vurmaya devam edecekler.

Kendimizi elestirelim ki gerilemeyelim. Yoksa Bati'ya hos görünmek kanimca faydasiz bir çaba. Neredeyse bütün dünya ISrail'i terörist bir devlet olarak görüyor ama bunun Filistin'e faydasi ne?

Hizbullah'i, El Kaide'yi, FKö'yü veya müslüman ülkelerin yönetimlerini elestirmezsek nasil daha iyiye gidebiliriz? Müslüman aydinlar hatta ulema elestiriye kapanirsa kendini "hata yapmaz ve hesap vermez" ilân etmis olmaz mi? O zaman katolikerden ne farkimiz kalir?

Elbette elestiri baska sey, saldiri baska sey Islâm dünyasi'nin yapici elestirilere ihtiyaci var. Bugünkü müslümanlar ne yazik ki artik Endülüs'ün, Bagdat, Semerkant, Buhara gibi kentlerin nostaljisi ile yasiyorlar. Neden 8.yy'dan 16yy'a kadar bilimin ve felsefenin bayragini biz tasidik da simdi tökezledik?

Elbette Mogol ve Haçli saldirilarindan bahsedebiliriz ama bu dis etkilerin bazi iç sonuçlari oldu belki de?

"Türke türkten baska dost yok" diyen paranoyak milliyetçiler gibi bazi muhafazakarlar da "müslümana müslümandan baska dost yok" diyor. Ayaklari her tökezlediklerinde ya yahudi lobisi, ya ermeni usagi Fransa veya neocon kuklasi ABD! Hani vardir ya "elektrikler kesikti, çalisamadim"

Hz Muhammed'in zamaninda hiç mi yahudi yoktu arap yarim adasinda? Hiç mi iç veya dis düsmani olmadi Hz Muhammed'in? Mazereti yokmuydu Fatih Sultan Mehmet'in , Istanbul'u almamak için?

Bugün müslüman kardeslerimizin bir kismi bütün öfke gösterilerine ragmen yenilgiyi kabul etmis vaziyetteler. Hani sinifta kalinca gidip okul duvarina "pis ögretmen" yazan çocuk gibi Israil bayragi yakiyorlar cuma namazi çikislarinda.

Yakinda Ehud Olmert'in balmumu heykellerini yapip igne filan saplariz. Büyü yasak tabi dinimizde ama intihar etmek te yasak, sivilleri öldürmek de. Sanki ALLAH bu kurallari koyarken Israil ve ABD'yi hesaba katmamis (Tövbe) gibi!!!

Dinimizde irkçilik yasak ama yahudi düsmanligi sanki kelime-i sahadet'e dahil oldu. Yenemedigimiz düsmanlarimiza duydugumuz kin ve intikam istegi bizleri dinimizden uzaklastiriyormus gibi geliyor bana.

Etyen Mahçupyan en azindan bu noktada çok hakli. "müslümana müslümandan baska dost yok" mantigi bizler için çok büyük bir tehlike içeriyor:

1) Müslüman olmayan dostlarimizi görmemek,
2) Müslüman kiligindaki düsmanlarimizi görmemek.

Eger bu kavgadan galip çikmak istiyorsak bu "din gözlügü"nden kurtulmamiz lâzim.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: August 27, 2006 2:10 AM

Aman ne romantik olmuşuz gene, Aksiyon Reaksiyonu doğurur bunda şaşılacak bir şey görmüyorum. Ayıplanacak birşey hele hiç göremiyorum;halkların kardeşliği romantikliğine alerjim zaten doğdum doğalı var. Diyelim ki kör oldum, kalbimde dostluğa kapandı taş kesildi..Etyen Bey Alev Alatlı Ablamın karşısındada Ermeni katliamları hakkında bu şekilde konuşabilseydi belki inandırıcı olabilirdi yazısı,Orman kanunlarının hüküm sürdüğü yerlerde ve zamanlarda pastoral orman manzarası sizi ancak yokolmaya götürür.Kardeşleri ölürken ölmüşken , katilleri ile dost olmayı becerebilecek kadar 'medeni' olamadık kusura bakmayın..

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 27, 2006 3:10 AM

Tebrik ve takdirler sayın Ajlan

Söylenmesi gerektiği yerde...

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: August 27, 2006 2:18 PM

Yukardaki Mustafa Bey (ajlan) yorumuna aynen katiliyorum. Bazi bilge arkadaslara ne soylesek, ne kadar birikim, referans sunsak "bunlar Yahudilerden nefret ediyor" tezi ile fikir uretiyorla. "bunun Filisine ne faydasi var" sloganini tekrarlayip duruyorlar. Yahu biz baska hicbirsey soylmedikmi sahiden? Insani tepkiler olan, imanin geregi olan mazlum, magdur icin uzulme "kotuluge el, dil ile engel olmaya calisma" icin ozur mu dilemmiz gerekiyor? Dunya tersinemi dondu? Ustelik biZ sadece Yahudi'yi lanetleme, ve mazlum icin agit yakma isimi yapiyoruz sahiden ey akil, izan , insaf sahipleri? Sadece bu sitede yuzlerce sayfayi bulan argumanlar yaptik, referAnslar gosdterdik, Yahudi dusunurlerin kendilerinin degerlendirmeleri sunduk. Olayin dini, felsefi kokenlerini, pratik hayata yansimalarini, isleyis mekanizmalarini, stratejik onemini, aktorlerin, dinamiklerin her vechesini inceledik; yapilan elestrilere cevap verdik. Hala kalkip bu tesbitlerin, tahlillerin argumanlarin ve verilen cevaplarin hicbrini okumadan "bakin size ne ogretiyim ey cahiller" edasi ile bilgelik, bilgiclik taslamanin ne alemi var? Hangi techizatiniza, birkiminize dayanarak bu Demirkan Efegillik yapiyorsunuz?

Eminim asagidaki yazi (bugunku Yeni Safak) da hala bu "biliyorum siz Yahudi dusmanisiniz, onlar zekalari, calismalari ile BASARILI (!!!???) oldular' sloganini dilinden dusurmeyenlerin bir kulagindan girip oburunden cikacaktir, ama diger ziyaretciler bilgilendirici ve dusundurucu bulabilirler belki.
-----------------------------
Abdullah Muradoğlu
amuratoglu@yahoo.com

--------------------------------------------------------------------------------


İsrail, dezenformasyon ve Daltonizm hastalığı
Daltonizm diye bir hastalık türü var. Bu hastalığın, çizgi roman kahramanı Red Kit'in amansız düşmanları haydut Daltonlar'la bir ilgisi var mı, bilmiyorum.

Daltonizm, bir 'görememe hastalığı'.

Özellikle kırmızı ve yeşil renkleri görmemekle ilgili. İsrail'in Lübnan'da yaptığı, bir tür Red Kit Daltonluğu.

Ama bu yazının konusu değil.

Geçen hafta bu köşede Lübnan'da 400 çocuğun İsrail tarafından katledilmesini konu almıştık.

Yanı sıra başta Hürriyet olmak üzere bazı gazetelerde Lübnanlıların "çocukları kullandıkları" şeklindeki iddiaları değerlendirmiştik.

400 çocuk cesedinin "gerçek" olduğu bir durumda "propagandaya" ne gerek var ki..

Mazlumun 'mazlum edebiyatı' tuhaf değil mi?

Hep beraber izliyoruz, görenler de anlatıyor.

Gördüklerimiz, göremediklerimizin yanında bir hiç. Ama İsrail öyle bir propaganda yürütüyor ki, 400 çocuğun ve iki misli sivil insanın katledilmesi bile bu propagandanın gölgesinde kalıyor.

* * *
Geçen yazımda bir Hürriyet yazarının yorumlarını konu edinmiştim. Aynı Hürriyet yazarı, geçen Salı günü yazdığı yazıda İsrail'in katilliğini itiraf etmekle birlikte sözkonusu yaklaşımını sürdürüyor.

Hakkını teslim etmek gerek, bu da bir mesafe.

Ne var ki sayın yazar, Lübnanlıların dezenformasyon yaptıkları ve çocukları propaganda aracı olarak kullandıkları iddiasını yineliyor.

Buna göre Hizbullah, şunun bunun evinden roket atarak, evleri içindekilerle birlikte hedef yapıyormuş.

Yazar, iddiasını desteklemek için, Hizbullah'ın yanına PKK'yı da koyarak okurları zihin yanılsamasına uğratıyor. PKK, Diyarbakır'da çocukları ön saflara sürmüştü ya. Böylece Hizbullah ve PKK aynı kareye sokuluyor.

Yazara göre, zaten Ortadoğu'nun inanç kültürü, küçücük çocuk bedenini siyasi malzeme olarak kullanmayı propaganda dehası olarak kabul ediyormuş.

Oysa Hizbullah'ın çocukları kullandıklarına ilişkin bir tablo ortada yok.

Dahası, bu bir İsrail dezenformasyonu.

Sayın yazar, yorumuna dayanak olması için, Mine Kırıkkanat'ın Le Monde'den aktardığı iddiaya yer vermiş. Hizbullah, sivillere ait evlerden roket atıp, evleri hedef yapıyormuş.

Buna benzer İsrail mahreçli o kadar çok iddia var ki.

Bu bir meşrulaştırma refleksi.

Ama asıl dikkate alınması gereken husus, -isterse iddialar doğru olsun- her türlü teknolojiye sahip olan İsrail'in, sivillerin öleceğini bile bile bu binalara bomba yağdırmasını haklı çıkarmaya çabalamak.

İsrail'in hem kendi toplumunu, hem dünya kamuoyunu aldattığı ve bilgileri saptırdığı giderek netleşiyor.

12 Ağustos tarihli Radikal'de yayımlanan "Bilgi nasıl 'kana' bulandı?" başlıklı bir makalede 'İsrail dezenformasyonu' detaylarıyla anlatılıyordu.

Yıldıray Oğur imzalı yazıda, Human Rights Watch adlı insan hakları örgütünce hazırlanan raporların İsrail'in 'Hizbullah sivilleri kalkan olarak kullanıyor" iddiasını çürüğe çıkardığı belirtiliyor.

Geçmişten örnekler de veriliyor.

İsrail, 10 yıl önce Kana'da BM korumasındaki bir binaya yapılan ve yarısı çocuk 106 sivilin öldüğü bombalamayı önce inkar etmiş, ama İsrail uçaklarının görüntüleri yayınlanınca, aynı yalanlara başvurmuş. Neymiş? O binadan İsrail tarafına katyuşa roketleri fırlatılmış.

Bu iddialar da yalanmış.

Öte yandan Lübnan'da Hizbullah'tan hazzetmeyen çevrelerden de, sivillerin canlı kalkan olarak kullandığı suçlaması yapılmamış hiç.

Hürriyet yazarı, kardeş gazetesi Radikal'de çıkan makaleyi görmemiş olsa gerek.

* * *
Diyelim ki bu bilgiler yetersiz.

O halde bir Yahudi yazarın söylediklerine kulak verelim. Bianet'te yer alan bir makalenin yazarı Uri Avnery, İsrail'in 1982'deki Lübnan'ı işgal gerekçesini katyuşa roketlerini 40 km öteye sürmek olarak açıklamış.

Avnery, olayın gerçeği şöyle anlatıyor:

"Kasten söylenmiş bir yalandı bu. Savaştan önceki 1 ay boyunca ne bir Katyuşa ne de bir mermi sınırlardan içeri girmişti. Baştan beri operasyonun amacı Beyrut'a ulaşıp bir vatan haini diktatörü yerleştirmekti. Bunu daha önce de birkaç kez yazdım; bunu bana savaştan dokuz ay önce Şaron'un kendisi söylemişti, ben de onun rızasıyla usulünce yayınlamıştım, ama Şaron'a dayandırmamıştım"

Avnery İsrail parlamentosu üyesi ve eski bir asker.

Gerçekler bunlar.

'Gerçekle propagandayı biribirinden ayırmak', en başta gazetecilere düşen bir görev.

Ama Daltonizm hastalığı bir virüs.

Bu virüs ne aydın tanıyor, ne cahil.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 27, 2006 5:52 PM

Sayin Abudak,
Asagidaki sözlerinizi açar misiniz?

katilleri ile dost olmayı becerebilecek kadar 'medeni' olamadık kusura bakmayın..

Katiller" derken gerçekten failleri degil de katillerin dahil odugu kavimleri mi kasdediyorsunuz?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: August 27, 2006 6:56 PM

Iste bu internet böyle Sayin Bekir Bey,

Sizin gibi birikim sahibi insanlarla benim gibi çoluk çocuk takimini ayni kefeye koyuyor :-))

Darilmaca yok, biraz ortami yumusatayim dedim.

Aklima takilan bir soru var ve sizin fikrinizi almak isterim :

Hizbullah'in attigi füzeler öyle evlere filan saklanacak cinsten degil gibi geliyor bana. Bu konudaki Israil propagandasi çok açik. Malesef Fransa TVleri de bu dezenformasyonu böylece verdiler hatta birde uydurma bir lübnanli aileyi "sahit" gösterdiler : "çatimiza tirmanip roket attilar, sonra evimize bomba düstü" dedirttiler.

Neyse, bu roketlerin gerçek büyüklügü (katettigi mesafeye bakilirsa) en az bir kaç yüz kilo olmali. Yani gizlenmesi nispeten zor. Israil'in sahip oldugu askeri güce, gizli servislerine ve lübnan topraklarinin basibosluguna bakilirsa Hizbullah ile daha degisik bir mücadele yapmasi gerekmez mi? Yani topyekün saldiri degil de gerilla savasina daha uygun "sessiz" bir metod? Yani Israilliler "görünmeyen" bir Hizbullah'a karsi neden böyle "bando mizika" ile ve aptalca saldiriyorlar? O kadar çoluk çocugu öldürünce Hizbullah'i güçlendireceklerini bilmiyorlar miydi?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: August 28, 2006 12:10 AM

Yazan: Tunç Tarih: August 28, 2006 12:14 AM

ben de Muhammed ve Bekir bey in de destekledigi Mustafa Ajlan bey in yorumuna tamamen katiliyorum,..

gercekler butun ciplakligi ile ortadayken, hala kivirtanlari ise butun yuregimle kiniyorum,.!

Saygilar, selamlar,
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: August 28, 2006 3:38 AM

Kınadığım ve eylemlerini aşırı bulduğum bir İsrail'i burada savunmak konumuna düşmekten son derece rahatsızım fakat benim derdim İsrail'in yaptıklarının aklanması filan değil. Olaylara gerçekçi ve yansız bakabilmek.

Hizbullah sivilleri kalkan yapmış mı yapmamış mı, evlerden roket fırlatılmış mı fırlatılmamış mı, bunlar ayrıntı... Bunların olup olmaması hiç bir şeyi değiştirmez. Olmuş da olabilir, olmamış da. Mantık olarak silah bakımından zayıf konumda bulunan tarafın her türlü yola başvurabileceği düşünülür. Bir füze rampası bir evin bahçesine ya da çatısına niye yerleştirilemesin anlamak güç. Kabak gibi boş arazinin ortasına yerleştirilecek değil elbet. Bunlar düzenli ordu güçleri değil ki kamuflaj ağları gerecek de üzerine yapraklar serpiştirecek. Ordan oraya gezdirilip saklanan, gösterilmeyen rampalar bunlar. Elbette en kolay evlerde saklanır.

Fakat önemli olan, Hizbullah'ın Lübnan'da yerleşik bir iktidar ortağı olması ve İran'dan aldığı silah desteği ile İsrail'in var olma hakkını sürekli tehdit etmesi.

İsrail'in yaptığı da bu örgütün taban desteğini yok edip Lübnan'ın güneyinde bu örgütün besleneceği sivil kaynakları kuzeye kaydırmak için ölüm, katliam korkusu yaratmak ve göçe zorlamak. Merhametli olsa kimse yerinden kıpırdamaz. Katliam korkusu yaratacak ki halk kaçsın. Halk kaçınca da ya Lübnan ordusu adam gibi, mert bir ordu gibi kendi toprağını kendi denetlesin, taşeron güçler kullanmasın, ya yapamıyorsa gelsin barış gücü Hizbullah'ı Güney Lübnan'a geri sokmasın. Yani İsrail Hizbullah ile arasında bir tampon bölge oluşmasını istiyor. Bu bölgenin oluşması için orada yaşayan halk arasında bir katliam korkusu uyandırıp kuzeye sürdü ve alt yapıyı yok etti. Böylece Hizbullah'ın dayanaklarını çökertti. Eğer barış gücü tampon bölgeyi oluşturamazsa bir saldırı daha yapar ve yine ve belki daha fazla acımasız davranır, onu da söyleyeyim. Herkes güvenliğini sağlamak zorundadır ve bunun için her şeyi yapar. "İsrail başaramadı, Hizbullah güven tazeledi" diyenlere hayret ediyorum. Güney Lübnan depremden çıkmıştan beter olmuş, hâlâ Hizbullah'ın neyi başardığından söz ediyor bu insanlar anlamak zor.

Yunanistan bize "Hadi bakayım, geldiğiniz Orta-Asya'ya, yallah... İstanbul ve İzmir'i derhal boşaltacaksınız!" dese ne yapardık? Kaldı ki biz burayı geldik sonradan işgal ettik. Gücümüz yetiyordu ettik. Gücü yeten çıkarsın!

İsrail ise tarih başlayalıberi Kudüs merkezli devletler kurmuş Orta-Doğu'da. Romalılara kadar bu devletlere pek kimse bir şey de yapamamış. Romalıların katliamlarından sonra Yahudiler günümüze kadar bellerini doğrultamamışlar. Avrupa'nın Yahudi sempatisi Romalı atalarının günahını çıkarmadır belki de.

Sonuç olarak İsrail Lübnan'ı işgale veya Hizbullah'ı yok etmeye gelmedi. Böyle uzun ve meşakkatli bir işe girişmeyecek kadar akıllıdırlar. Amacı tampon bölge oluşturmak ve etkisiz kalan Hizbullah'ın zamanla İsrail'in varlığını tanımama tavrının ortadan kalkması, gücünü ve desteğini yitirmesi. Lübnan ordusunun güçlü olması İsrail'in lehinedir. Ordu denetimi ele alır ve Hizbullah iktidardan dışlanırsa hem Lübnan, hem İsrail kazanır. İsrail'in Lübnan'dan toprak isteği yoktur. Bazıları da niye Nasrallah'ı gizli Mossad yöntemleriyle öldürmüyor da halkı öldürüyor diyorlar. Nasrallah öldürülürse hem şehit bir kahraman olur, hem hemen yerine yenisi geçer. İsrail bu tür nokta operasyonları sadece istihbaratının gücünü kanıtlamak için şov amaçlı yapıyor. Bir telefon hedefin yerini ele veriyor ve güdümlü bir füze gönderiyor. Böylece istihbaratının ve teknolojisinin gücünü gösteriyor. Bu da bir korku salma yöntemi.

Yani İsrail kahrolsun, yok olsun demekle olmuyor. Örneğin petrol paralarının teknolojiye, yatırıma dönüşmesi gerekiyor. Irak Arap ülkeleri içinde güçlenmeye en büyük adaydı. Çok güçlü bir ülke olabilirdi. Çünkü hem suyu, hem petrolü olan tek Arap ülkesi. Bir deli çıktı, Irak'ı yerden yere vurdu. Etrafında kafa tutmadığı ülke kalmadı, biz dahil. Bir oraya, bir oraya kuduz gibi saldırdı. Sonunda şimdi mahkeme salonlarında bağırıp çağırarak eski diktatörlük günlerini hatırlayıp hayıflanıyor.

Vermeyince Mabud, ne yapsın kel Mahmut? Akıl lâzım akıl!

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 28, 2006 11:23 AM

Vermeyince Mabud, ne yapsın kel Mahmud? Akıl lazım akıl!!!

"benim derdim İsrail'in yaptıklarının aklanması filan değil. Olaylara gerçekçi ve yansız bakabilmek"
DE Human Rights Watch'dan daha tarafsız! HRW İsrail kasten sivilleri vuruyor, Hizbullah'ın evlerden ateş açması sadece bahanedir diyor. Akıllı Demirkan bey, buradan ahkam kesiyor. Bir de bunun adını "olaylara gerçekçi ve tarafsız bakmak" koyuyor. Yesinler...
Bir füze rampası bir evin bahçesine ya da çatısına niye yerleştirilemesin anlamak güç. Kabak gibi boş arazinin ortasına yerleştirilecek değil elbet
Evin bahçesi veya çatısı kabak gibi olmuyor mu akıllı Demirkan bey? Neden oralara çıkıp açık hedef olsunlar? Akıl var, mantık var... Sen Hizbullah olsan evin çatısından mı ateş açarsın? Sahi Lübnan'da evlerin çatısı nasıl? Beşik çatı mı, teras mı? Sonra sahi çatıya vinçle mi çıkıyor, merdivenlerden mi çıkarıyorlar? Yoksa asansörle mi taşıyorlar? Kör atışı buna diyorlar işte... İsrail evin çatısında bir tane füze rampası görse, bin tane resmini çeker, bütün ajanslara gönderirdi. Sadece konuşuyorlar...
"İsrail başaramadı, Hizbullah güven tazeledi" diyenlere hayret ediyorum. Güney Lübnan depremden çıkmıştan beter olmuş, hâlâ Hizbullah'ın neyi başardığından söz ediyor bu insanlar anlamak zor.
Güldürmeyin beni, İsrail başaramadı'yı İsrail diyor. Bugünkü The Independent'ın haberi, buyrun: http://news.independent.co.uk/world/middle_east/article1219280.ece Savaş tahribatla kazanılmaz beyefendi. Amaçlara ulaşıldı mı? Pros/cons nelerdir? Dünya kamuoyunda prestiji arttı mı, savaş sonucunda diplomatik ilişkileri güçlendi mi? Ticareti arttı mı? Ne ele geçirdi? Siz bina tahrip etmekle, insanların suyunu, elektriğini kesmekle savaş kazanılır zannediyorsunuz galiba.
Yani İsrail kahrolsun, yok olsun demekle olmuyor. Örneğin petrol paralarının teknolojiye, yatırıma dönüşmesi gerekiyor.
Yani İran'ın yaptığı gibi :) Peki İran'a neden karşısınız? Gayet güzel teknolojik yatırımlar yapıyorlar, değil mi?

Ah, ah ! Akıl lazım akıl !

Yazan: blue Tarih: August 28, 2006 3:01 PM

Sayin Abudak,
Asagidaki sözlerinizi açar misiniz?
katilleri ile dost olmayı becerebilecek kadar 'medeni' olamadık kusura bakmayın..

Katiller" derken gerçekten failleri degil de katillerin dahil odugu kavimleri mi kasdediyorsunuz?

Benin ne kastettiğimi bal gibi anlamış olmalısınız hiç dürtmeyin.Ama 68 çiçek çoçuklarından arta kalan zihniyetle yapılan yorumlara karşı genede özetleyelim; Sadece İsrail de Lübnana yapılan saldırıları haklı buluyormusunuz? anketinin sonuçları ve ordaki istatisliki veri benim kimleri kastetiğimi çok aşikar ortaya koymaktadır.Ayrıntılı bilgi için Bekir abinin önceki yorumlarını daha dikaktli okuyun.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 28, 2006 4:32 PM

Demirkan Efegil, Yunanistan bize, Ortaasyaya yallah! çekerse neler yazacağınızı çok merak etmekteyim doğrusu :)

İyidir iyidir gençken böyle evhamların olması iyidir.

Yazan: furkantaha Tarih: August 28, 2006 4:50 PM

Demirkan Efegil,

(Kınadığım ve eylemlerini aşırı bulduğum bir İsrail'i burada savunmak konumuna düşmekten son derece rahatsızım fakat benim derdim İsrail'in yaptıklarının aklanması filan değil. Olaylara gerçekçi ve yansız bakabilmek.) (DE)

Buna kim itiraz edebilirki? Daha once DE “gercek ve yansiz” bakisi: ABD’nin Islam dunyasindan, ornegin Iran-Suriye’den, kendisine yoneltilen tehditlere (mesela birilerini bir canta icersinde ABD’ye nukleer bomba sokmasi tehlikesine) ne kadar “serinkanli” reaksiyon gosterdigini, giristigi saldirilarda ne kadar hakli oldugunu iceriyordu bilmeyenler icin. Ve ayni DE taa baslangicta Imparator’un guvenlik anlayisi ve menfaatleri cercevesinde, onun ve bolgedeki “jandarmasi” olan Israil’in “dumen suyuna gimekten” baksa caremiz yok demis idi. Bunun felsefi zeminini de hazirlamayi ihmal etmemis idi: Poltikada “iyi, kotu, ahlak, hak, hukuk, dost, kardes” gibi efhumlarl ugrasmayi “cocukluk”, “kasitli hamaset degilse safdillik” gibi kelimelerle tavsif emis idi. Bakalim bu defa “gercekci ve yansiz” baktiginda neler goruyor:
(Hizbullah sivilleri kalkan yapmış mı yapmamış mı, evlerden roket fırlatılmış mı fırlatılmamış mı, bunlar ayrıntı... Bunların olup olmaması hiç bir şeyi değiştirmez. Olmuş da olabilir, olmamış da. Mantık olarak silah bakımından zayıf konumda bulunan tarafın her türlü yola başvurabileceği düşünülür. Bir füze rampası bir evin bahçesine ya da çatısına niye yerleştirilemesin anlamak güç. Kabak gibi boş arazinin ortasına yerleştirilecek değil elbet. Bunlar düzenli ordu güçleri değil ki kamuflaj ağları gerecek de üzerine yapraklar serpiştirecek. Ordan oraya gezdirilip saklanan, gösterilmeyen rampalar bunlar. Elbette en kolay evlerde saklanır.) (DE)

Iyi gidiyor simdilik. Sonu hayrola.

(Fakat önemli olan, Hizbullah'ın Lübnan'da yerleşik bir iktidar ortağı olması ve İran'dan aldığı silah desteği ile İsrail'in var olma hakkını sürekli tehdit etmesi.)
.
“İsrail'in yaptığı da bu örgütün taban desteğini yok edip Lübnan'ın güneyinde bu örgütün besleneceği sivil kaynakları kuzeye kaydırmak için ölüm, katliam korkusu yaratmak ve göçe zorlamak. Merhametli olsa kimse yerinden kıpırdamaz. Katliam korkusu yaratacak ki halk kaçsın. Halk kaçınca da ya Lübnan ordusu adam gibi, mert bir ordu gibi kendi toprağını kendi denetlesin, taşeron güçler kullanmasın, ya yapamıyorsa gelsin barış gücü Hizbullah'ı Güney Lübnan'a geri sokmasın. Yani İsrail Hizbullah ile arasında bir tampon bölge oluşmasını istiyor. Bu bölgenin oluşması için orada yaşayan halk arasında bir katliam korkusu uyandırıp kuzeye sürdü ve alt yapıyı yok etti. Böylece Hizbullah'ın dayanaklarını çökertti. Eğer barış gücü tampon bölgeyi oluşturamazsa bir saldırı daha yapar ve yine ve belki daha fazla acımasız davranır, onu da söyleyeyim. Herkes güvenliğini sağlamak zorundadır ve bunun için her şeyi yapar. (DE)

Hosgeldiniz Demirkan Efegil! Now you are talking; ozlemistik!!

Hep boyledir bizim DE. Once size biraz “gercekci, yansiz” falan yemi atar sonra boyle “asil onemli olan” bombasini birakir. Bazilari da girizgahin etkisi altinda hala “aslinda ilimli” veya “akilbasinda” oldugunu dusunur.
“onemli olan” kismini anladik, bu bazi balgamlarda “onemli olabilir” ama “demirkan Efegil” burda "asil onemli" derken Israil’i hakli cikaran sebep demek istiyor. Simdi biraz mantik akil, izan kullanalim.

Once biraz arka plan:

Israil’in Filistin’den kovdugu 1 milyon’a yakin Filistinli yaklasik 60 yildir Lubnan’da multeci kamplarinda yurekler-paralayan sartlar altinda yasam musadlesi veriyor (evet gittim gordum). Sadece bununla Israil hem Filisinlilerin hem Lubnanlilarin hak, hukukunu, milletlerarasi hukuku cignemis durumda; bu BM kararlari ile de sabittir (evet ABD ve Bati'ya ragmen cikabilmis kararlar!)

Bu da yetmemis gibi, cani istedikce gidip Lubnan’i isgal etmistir. (simdiye kadar yedi defa). Bu isgallerin her birinde binlerce Lubnanli’yi katletmistir. 1982’de “Galile’ye Baris” adi altinda, henuz Hizbullah yokken, Filistinli multecilerin, Galile’ye fuze atan bataryalarini yok etmek icin” girmis idi Lubnan’a. Girmisken Lubnan'i, Beyrut dahil yerle bir etti ve 30 bin Lubnanli ve Filistnli’yi katletti. Ancak BM semsiyesi altinda ABD’li ve Fransiz dostlari yardimi ile FKO Lubnan’dan kovulduktan sonra cikti.

Cikti ama aradan gecen defalarca tekrar girdi, ve binlerce Lubnanliyi daha kaletti. 1996’da birkac hafta once girip sivilleri , bilerek katlettigi Kana’da bu BM korumasi altindaki 130 kisiyi katlettirme emrini veren Nobel Baris odullu Shimon Perez idi. Bunlarin “bariscisi” boyle Sn. “Butun Yahudiler demeyin” diyen dostar! Artik Israil’in Lubnan’i bombalmasi o kadar rutin hale gelmistiki haberlerde bir iki satir dahi yer verilmez duruma gemlis idi.

Hizbullah 1982 Isgal, ve soykirimi’na tabii direnis olarak ortaya cikmis bir harekettir. Kullandigi silahlerin buyuk cogunlugu demir atolyelerinde kendisinin urettigi, primitif silahlardir. Gercek silahlari davalarina inanclari ve HAKLILIKLARIDIR. Bunu DE anlamaz..
Iste bu sataus quo ante’yi baz alarak “esas onemli olan” diyor Demirkan. Yani Israil-ABD Inc’in “guvenlik konsepti” ni onlarin terimleri ile, hicbir ahlaki, hukuki suzgecten gecirmeden kabul ediyor. Diger deyimle Israil’in “guvenligim icin” dedigi hersey tartismasiz ve makul “guvenligi” gereksinimidir Demirkan’a gore.

Su “Israil’in var olma hakki” neyin nesidir kimin fesidir, ne Israil, ne ABD, ne Bati’daki popogandistleri hic aciklamadilar. Belki DE bizi aydinlatir.

“Israil’in var olma hakki”, Turkiye’nin, Suriye’nin, Iran’in Filstin’in , Nikaragua, veya Madagaskar’inkinden fakli butun degerlerden ayri ve izahtan vareste kutsal bir hakmidir? Bu “Tevrat’ a mi dayanir, Talmud’ami? Yoksa bunlarin “SECLIMIS” olmalarindan dolayi onlarin var olma hakki ile digerlerinin (Goyim) var olma hakki arsinda insanlar ve farelerinki gibi bir ucurummu olmak zorundadir? Test edelim bakalim: “Israil’in var olma hakki” ve bunun korumak icin yapmaya hakki olanlari diger bir ulkeleree uygulayin bir zihinsel egzersiz olarak. Dunya da biribirinin topragini isgal edip, insanlarini katletme hakkini kendinde gormyen bir ulke bulabilirmisiniz Allah askina? Mesela Tuk ordusu yarin gidip ABD’deki Evangelislerin oldugu bolgeleri bombalayabilir oyleya onlarin Amramegoddon'u bizin "var olma hakkimzi" da ortadabn kaldirmiyormu? “ama ABD Turkiye’ye komusu degil” derseniz ben de “Irak, Iran, Suriye, Afganistan ABD’ye komusumu” derim.
Ermeniler Turkiye’nin “var olma hakkini taniyorlarmi acep” bir anket yaptiralim ve degilse hemen isgal edelim gercek "soykirimini" yapalim ve bu dusuncedekilerden arindirilmis Tampon Bolge kurulmadan cikmayalim. Hicbir ULKENIN SADECE KENDISINI SEVEN, ULKELERLE CEVRILME HAKKI VARMIDIR? Hele, hele, o cevre ulkelerinin hemen her birinin topragin isgal eden bir ulkenin bu hakki varmidir? Bir irz dusmaninin irzina gectigi kadinlarin beddualarindan korunma hakki varmidir?

“Hizbullah Iran’dan siah aliyormus”. Sorular: 1. Hangi silah? Ikinci dunya savasindan kalma teknolojideki Kaytusha (kor fuzeler)? Baska?

Niye almasin? DEmirkan hangi rasyonl ile ulkesi isgal edilen, insanlari katledilen, bu barbar ustun rkci teokratik, terorist entiteye karsi kendini koruma hakkini gayrimesru ilan ediyor? Peki Israil silahlarini kimden aliyor? Mesela elindeki 550 nukleer bomba? ABD’nin dahi elinde bulunmayan (onlardan alip kendisinin gelistirdigi) insanligin tanidigi en oldurucu, ve en modern olum makineleri? Milletlerarasi anlasmalala yasaklanmis, ABD’ ile yaptigi kullanim anlasmasi ile dahi yasaklanmis misket bombalari (dustugu yerlerde maksimim olum yaratmak icin, pek cok parcalara ayrilan, parcalarin her biri etrafa dagilip tekrar bagimsiz patlamalarla maksimim sayida can almak icin yapilmis bu bombalari Israil sivil yogunlugun en fazla oldugu bolgelerde kullanmisir 1982’den beri) ni ne yapacagiz?

Bunlara girmiyor Demirkan cunki kendisi “gercekci ve yansiz” bakiyor.
Israil’in ne Lubnanli, ne Suriyeli ne Filistinliden “israil’in yasama hakkini tanima” talep etme hakki yoktur. Bu mazlum, magdur, haklari cignenmis insanlardan saldirganin yasama hakkini talep edilmesi ahlak, hukuk, vijdan ile tevil edilebilir tarafi yoktur. Once hakki iade edeceksin, sonra tamir edeceksin sebep oldugun hasari. Ancak bundan sonra YASAMA HAKKI talep edebilirsin. Irzina gectigin kadindan irzina gecmeye devam ettigin surece “yasama hakki” talep edemezsin Demirkan! HUKUK NOSYONU derler buna!

DE, “ne yapsin merhametli davransa cikmayacakla Guney Lubnan’dan” derken de ayni ahlaktan, vijadandan, hak, hukuktan arindirilmis “saldirganin rasyonelini” kullaniyor. Herhalde Demirkan’a “Irak’ta bir eve girip one cocuklari ve diger ev haklinin gozleri onunde ev haniminin irzina gecip sonra her birini kesip, ve sonra cesetleri evle beraber yakan ABD askerleri icin de DE’nin rasyoneli vardir: “NE YAPSINLAR, OLDURMESELERDI GIDIP ONLARIN KIMLIKLERINI TESBIT ETMESINE VE YAKALANMALARINA SEBEP OLURLARDI (hos ABD birsey yapmaz onlara, bakmayin sdiz gostermelik sorgulamalara, mahkemelere, Viet-Nam’daki aliamlardan dolayi uc bes kis “akil hastasi” ilan edildi o kadar), GAYET RASYONEL degilmi Demirkan efegil?

"İsrail başaramadı, Hizbullah güven tazeledi" diyenlere hayret ediyorum. Güney Lübnan depremden çıkmıştan beter olmuş, hâlâ Hizbullah'ın neyi başardığından söz ediyor bu insanlar anlamak zor. (DE)

Demirkan Efegil, bunu diyenler oncelikle Israil’in icinden. Gidin okuyun Haaretz, Yehidot Aranot, Jeursalem Post vb gazetelerini. Sonra Bati’daki Yahudi kontrolundeki NY Times, New Yorker, Washington Post, Guardian vb’yi. Bu degerlendirme sadece muslumanlara ait degildir. “Israil basardi” ise Israil simdi neyi sorguluyor? Ipucu: Lubnan’da katledilenleri degil. Bakin bir Yahudi muhalif, eski asker, matematikci anti-siyonist dusunur Israel Shamir ne diyor “Between Victory and Defeat" baslikle makalesinde:

"Now we are entering a most crucial period, a forking of destinies, when our actions or inactions are liable to determine our future and that of our children for many years to come. The hardest fighting in Lebanon is playing out right now, as a small Resistance force – 2,000 warriors at the beginning of the war, and probably much less now - takes its stand against the onslaught of a 30,000-strong fully equipped army, attacking in spite of the cease-fire resolution. If they survive, they win."

Simdi cok onemli, hareket veya ataletimizin bizim ve cocuklarimizin gelecegini belirleyecegi, kaderin catalina giriyoruz. Lubnan’daki siddetli savas, savasin basinda 2000 kisiden olusan, simdi muhtemelen cok daha az olan, kucuk direnis gucunun 30000 kisilik ateskese ragmen saldirmaya devam eden tam techizatli ordunun, direnmesi ile devam ediyor.

"The US-drafted and Israel-approved Security Council resolution is profoundly unfair: the UN troops will be stationed - not in Galilee to protect weak Lebanon from Jewish fury, but in South Lebanon in order to protect the strong neighbour. The defender, not the aggressor, will be disarmed. This is unfair, but not unfair enough for the Jews: the moment the resolution was accepted, the Israeli army swept forward, in order to grasp as much territory as possible before the official cease-fire deadline. It was a foul trick, going against the spirit of the UN resolution, but within its letter: “It is kosher, but stinks”, say the Jews about such dishonesty."

ABD imzali, Israil onayli Guvenlik Konseyi karari fevkalade haksizdir: BM askerleri zayif Lubnan’i Yahudi gazabindan korumak icin Galile’de degil, fakat Guney Lubnan’da guclu komusuyu korumak icin konuslandirilacak. Saldirgan degil savunan silahsizlandirilacak. Bu haksizlik fakat Yahudileri tatmin edecek kadar haksiz degil: Kararin kabul edildigi anda Israil ordusu resmi ateskes tarihine kadar kazanabilecegi azami topragi kazanabilmek icin ilerlemeye devam etti. .Bu, BM kararini ihlal eden bir sahtekarlik fakat kitaba uygundu : Yahudiler bu tur sahtekarlik icin “Kosher dir fakat cok pis kokar” derler.

"The Israeli government decision was truly Orwellian, if not schizophrenic: agree to the cease-fire AND proceed full speed with the conquest of South Lebanon. In a clarification given by an IDF Northern Command officer, Israel intends to surround South Lebanon and keep fighting there AFTER the cease-fire as well, calling it “mopping-up of terrorists”. Sayed Nasrallah, the Hezbollah leader, also pledged to fight the invader on the ground, while accepting the cease-fire."

Israil’in karari sizofrenik degilse gercekten Orwelyan idi (George Orwell’in 1984 adli kitabinda ilerde insanarin bir sey soyleyip tam tersini yapacaklarndan bahsetmesine gonderme yapiyor-BLY) : ates-kes’e riza goster VE Guney Lubnan’in fethine tam gaz devam et. Israil’in Kuzey Komuta subayinin aciklamasina gore Israil Guney Lubnan’i isgal etmeyi ve ates-kes’tan SONRA da “teroristleri temizlemeyi” devam etmeyi planliyordu. Hizbullah lideri Seyid Nasrullah’ ta ates-kes’i kabul ederken, dusmana karada direnecegini ilan etti.
(bu yazinin tamamin tercume edip bloguma koyacagim bir iki gun icerisinde insha-Allah.

"Yunanistan bize "Hadi bakayım, geldiğiniz Orta-Asya'ya, yallah... İstanbul ve İzmir'i derhal boşaltacaksınız!" dese ne yapardık? Kaldı ki biz burayı geldik sonradan işgal ettik. Gücümüz yetiyordu ettik. Gücü yeten çıkarsın! (DE)

WOW! Dur hele yavas bir! Kimim kime nereden cok diyor hemserim? Su analojideki akil, izan mantik, ahlak yoksunluguna bakin Sn. Seyirciler. Sizin probleminiz ne biliyomusunuz Sn. Efegil? Ruhunuzu seytana gonullu olarak teslim etmissiniz. Tabiiki hak, hukuk, ahlak, dost, kardeslik kavramlarinidan temizlenmis kalp ve beyin bu tur argumanla uretir. Bu mantiga gore hicbir halkin hicbir yerde olma hakki yoktur. VE HICBIR ULKE MESRI DERGILDIR. GUCUN VARSA HAKKIN VAR. Ya da “might makes it right”. Herkes bulunugu yere bir zaman once gelmistir; ve her zaman bu "gelmeye” birisi itiraz etmis, karsi cikmistir; ve catismalar ve anlasmalar sonucunda mesruiyet gelmistir. Hukukta “zaman asimi” (statute of limitations) diye bir kavram vardir. Baslangicta herhangibir metodla yaratilmis de facto durum, zamanla de jure hale gelir. Hangi de facto halin ne zaman de jure hale geldigine herkes kendisi karar vermez. Bunu topluluklarin ve butun insanligin ortak adalet duygularinin ifadesi olan hukuk nosyonu belirler. 1948’de gayrimesru olarak kurulan Israil Bati sayesinde “mesruiyet” kazanmis idi. Ama 1967’den sonraki Israil Bati gozunde de MESRU DEGILDIR. 1967 ve sonrasinda isgal ettigi topraklari kimse Israil olarak tanimiyor. Dolayisi ile “ISRAIL”I TANIMA” dahi manasiz icin bos bir ifadedir. Hangi Israil’i taniyacagiz? 1948, 1967, 1973, 2000 (bu tarihlerin her birinde farkli bir Israil’den bahsediyoruz). TANIMA kavrami SINIRLA icerir DE! Israil'in snralarini ciz bana!

Yunanistan anolojiniz bana 25-30 sene kadar once tartismaya girdigim bir Yahudi cocugu hatirlatti. Kudus’un isgalinden bahsettigimde “orasi bizim baskentimiz, Washington ABD icin ne ise, Ankara sizin icin ne ise orasi da bizim icin ayni” demisti. Ama o Israil icin konustugunu saklamamisti. Neyseki siz “israil’i kinayan, savunmayan” rolundesiniz. Birde aksi olsaydi?

“İsrail ise tarih başlayalıberi Kudüs merkezli devletler kurmuş Orta-Doğu'da. Romalılara kadar bu devletlere pek kimse bir şey de yapamamış. Romalıların katliamlarından sonra Yahudiler günümüze kadar bellerini doğrultamamışlar. Avrupa'nın Yahudi sempatisi Romalı atalarının günahını çıkarmadır belki de. “ (DE)

Sahi niye Niye bu CHOSEN (SECILMIS) Mllet “belini dogrultamadi” acaba sayin bilge kisi? Dost dusman herkes bu adamlarin ne menem, zeki, caliskan, uyanik, bilge vb. Oldugunu anlata anlata bitiremez. Bende derimki: Bakin su 4 bin senelik tarihe! Nerde akil,. Nerde bilgelik? 4 bin sene belini dogrultamamama, ve bugun sadece 20 milyondan az butun insanligin nefret ettigi, zaman zaman korktugu, guvenmedigi millet olma hali gercekten “AKIL” ile tevil edilebilirmi? Ey ahali su kazanma, kaybetme standartlarimizi, degerler sistemimizi, paradigmamizi bir temelden sorgulayalim derim. Kazanma nedie Allah askina? Israil gibi kazanma istermisiniz?

Iste DE’nin anlayamidigi bu. Ahlak, hak, hukuk, vijdan, kutsallik kavramlarinin hicbirine inanmadig icin kazanmayi Marquie de Sade veya Mephisto’nun ta kendisi gibi anliyor. Guney Lubnan’da tas ustinde tas birakmayan, firinlari, hastaneleri, ve EVET GUNEYDEN KUZEYE INSANLARIN KAXMAK ICIN KULLABDIKLARI KOPRUKLERI, YOLLARI, VE KACAN INSANLARI ve Beyrut’taki yakit depolarini, elektrik trafolarini (bunun Guneyde tampon bolge olusturmakla vetya ordaki sivil hakli kamakla ne alakasi olabilir) BOMBALAYAN ISRAIL’i “kazanan” ilan ediyor. Simdi benim Mephisto Jr. tavsifimi “asiri” bulan varmi?
Hizbullah MORAL ZAFER KAZANMISTIR, Sn. DE. Bunu herkes anladi. Cok adam olduren kazanmaz. Sizx hic tarih okumadinizmi? ABD Viet-Nam’da uc milyon insan katletti, sadece 57 bin olu verdi ama kaybetti. Bu gun hala Viet-Nam;da cocuklar Agent Orange ve dfepleted uranyum’dan dolayi sakat doguyorlaer ama ABD kaybetti sn Efegil. Size bunu anlatmanin zor oldugun biliyorum. Akadaslar, siz teslim olmadikca dusmaniniz kazanamaz! Iste JUDEO_Hirstiyan saldirganlari kudurtan bu. KENDILERINE VEREMEDIKLERI SAYGIYI BIZDEN ISTIYORLAR. O zamana kadar kendilerini kazanmis ilan edemiyorlaer. Cunki kendiler dahil butun insanligin kalbinde kaybettiklerini cok iyi biliyorlar. Bakin Turkiye’deki laikcuilerin tesetturlu hanimlara, veya temiz hayat yasamak isteynlere besledikleri uygularda ayni hastaliktir. Kalplerinde kendilerine veremedikleri saygiyi, kendilerinden duyduklari tiksintiyi, sizden kendilerini taklit etmenizi, onlarin ustunlugun kabul etmenizi talep ederek tedavi etmeye calisiyorlar. Bakin gerek Bat’nin Islam dunyasina, gerek Israil’in “goyime” gerek bizim laikcilerin dindarlara karsi segiledikleri zorbaliklara! Hiz KAZANAN boyle davranirmi?
Fazla uzattim. Anlayana sivrisinek saz, Demirkan Efegil’e davul zurna az.

Ha bir sey daha: Batililar Romali dedelerinin, veya Hitler'in veya Engizisyon yapan dedlerinin diyetini oduyor olabilirler Demirkan'in dedigi gibi. AMA DOSTLAR "ODEME" KENDI KESEINDEN DEMEK DEGILMI? SU BATILUILAR COK BONKER BASKALARININ KESESINDEN ODEME KONUSUNDA DEGILMI?

Selam, saygi ve muhabbelerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 28, 2006 6:21 PM

Blue, iyi polemik yapıyor ama mizahı hiç beceremiyorsunuz. Esprileriniz tam buzdolabında saklamalık yarın canımız sıkılır hiç bi espri bulamazsak çaresiz çıkarıp gülmelik.

Koca yazıda bir füze rampasının çatıya çıkarılamayacağını mı buldunuz mantık hatası olarak? Siz bu füzeleri şu tırlarda taşınan devasa füzelerle karıştırdınız galiba. Hizbullah'ın füze envanteri oldukça çeşitlidir. Bir kısmı Sovyet yapımı, çoğu İran tarafından geliştirilmiştir. 2. Dünya savaşından kalma ünlü Katyuşa'ların yanısıra: İran yapımı Raad-1=13 km. Sovyet yapımı BM-21 Grad=25 km. İran yapımı Fecr-3=45 km. İran yapımı Fecr-5=75 km. (Bunu Hizbullah ilk kez bu savaşta kullandı. Füze Lübnan sınırından 70 km. içerde Beyt Şean'da açık alana düştü ve can kaybı olmadı. Füzelerin hiç birinde güdüm sistemi bulunmuyor.) Ve henüz doğrulanmayan, İran yapımı Zilzal-2 füzesi 200-400 km. menzili olabileceği ve 600 kg. başlık taşıyabileceği tahmin ediliyor. Medya her Hizbullah füzesine Katyuşa deyip geçiyor. Bunlar içinde omuzdan bile atılabilenler yanında basit rampalardan atılabilenler, daha büyük cip, kamyon gibi araçlardan atılan, çok namlulu vs... Bir çok füze çeşidi var. Çatıdan da atarsınız, hatta balkondan da... Ciplerden atılan çok namlulu bir Katyuşa'yı söküp basit amatör işi bir rampadan tek olarak atabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi polemik, bilgi karşısında işe yaramıyor.

İsrail'de de şahinler tabii ki vardır. Bunlar Lübnan'ın güneyinden girip kuzeyinden çıkarak taş üstünde taş kalmamasını ve tüm Lübnan'a İsrail bayrağı asılmasını isterler. Türkiye'de de Kıbrıs'ın niye tamamını almadık diyenler olmuştu. Bunlara göre başarısızdır tabii ki.

İsrail operasyonu amacına ulaşmıştır. Altyapıyı öyle tahrip etmiştir ki, daha barış gücü gelmeden bile bölge bir tampon bölge durumundadır. Barış gücü geldikten sonra da uzun süre belini doğrultamayacak durumdadır. Hizbullah'ın paraları uzun süre evleri, yolları yapmaya harcanacak. Sakın bunları sevinerek söylediğimi sanmayınız. Keşke bu akıl dışı durumlara meydan verilmeseydi. Ancak olumlu bir gelişme olmuş, bölgeye yıllardır giremeyen Lübnan birlikleri sınıra kadar gelmişlerdir. En akılcı yol, bölgenin Lübnan ordusunca denetlenmesidir. Fakat ordu birlikleri yetersiz olduğu için barış gücü gelecek.

İran yatırımları konusunda yukarıda verdiğim füze örneklerinden fazla bir şey söylemeye gerek yok. İran silah teknolojisine yatırımlar yapıyor, evet. Bunun ne getireceğini zaman gösterecek. Benim bir şey söylememe gerek yok.

Akıl'ın kime lâzım olduğu hemen belli olmuyor. Uzun vadeli strateji planlayabilenleri zaman haklı çıkarıyor.

Fakat stratejiler de garantili, boş çıkmayan şeyler değildir. Sürpriz denen şeyler de yok değildir hayatta. Ancak akıllı olan, olmadık sürprizlere bel bağlamaz, yine de strateji planlar...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 28, 2006 7:14 PM

Demirkan bey,

Ben mizah yapmıyorum. Yaptığım, ironik durumunuzu faş etmekten ibaret. Bir insanın bu kadar duyarsız ve tutarsız olması sinirlerimi bozuyor. Halet-i ruhiyem hiç de neşeli değil. Size akseden soğukluk Demirkan etkisidir.

Füze rampaları konusundaki ayrıntılı bilgiler için teşekkürler. Menziller konusunda güzel bilgiler vermişsiniz. Ağırlıklar konusunda ise verdiğiniz tek bilgi 600 kg başlık taşıyabilen Zilzal-2. Roketin tüm ağırlığı ise ben söyleyeyim, 3500 kg! Ben de bunu soruyorum zaten. Mühendis kafam binlerce kiloluk o roketleri nasıl çatıya çıkarıyorlar işlemiyor. Çatıda sizin tabirinizle kabak gibi neden hedef olsunlar onu da anlamıyor. Yok bahsettiğiniz kısa menzilli portatif füzeler ise bunlara neden noktasal karşılık verilmiyor da bina komple indiriliyor. Madem Hizbullah çatıda, neden İsrail roketi çatıya göndermiyor da binanın taşıyıcı kolonlarına gönderiyor, binayı yerle bir ediyor onu merak ediyorum. Sonra Human Rights Watch İsrail'in bu argümanını reddederken sizin ne haddinize konuşmak onu merak ediyorum. Yine Ehud Olmert ve İsrail halkı savaşta amaçlara ulaşılmadığını söylerken size ne yapmak düşer onu merak ediyorum.
Ve yine soruyorum: 3.dünya savaşı olsaydı hangi tarafta olurdunuz? En çok da bunu merak ediyorum. Buyrun...

Yazan: blue Tarih: August 28, 2006 11:18 PM

Blue, evet, tabii ki Zilzal-2'nin henüz hiç kullanılmadığını zaten söyledim, bunun çatıya çıkarılması diye bir şey sözkonusu değil. Bir Katyuşa tek olarak uyduruk bir rampadan atılabilir dedim, siz hâlâ tonlarca füzenin çatıya nasıl çıkarıldığını soruyorsunuz. Bakın kardeşim, bir kez daha söyleyeyim: Bir Katyuşa'yı fırlatmak için en ideal yol, bir cipin üzeridir. Cipi de sokak arasına, ev bahçesine sokabilirsiniz. Yüksek bir yere çıkıp menzil artırmak için rampayı rahatlıkla söküp bir çatıya çıkarmanız da mümkündür. Çok namlulu Katyuşa'lar için bu biraz zor olur ama tek bir Katyuşa için uyduruk amatör işi bir rampa yapabilirsiniz. Açık arazide kamufle olmak zordur, şehir içinde evlerin ve araçların arasında gizlenmek daha kolaydır.

Zaten portatif füzelerin çatıdan atılmış olabileceğini kabul ediyorsunuz ki "niye çatı değil kolonlar hedef alınıyor?" diye soruyorsunuz. Bunun gerekçesini açıkladım, tekrar etmeyeyim.

Olmert'in amaçlara ulaşılmadı dediğini net olarak duymadım. Eğer dediyse bu, yeni operasyonlara zemin hazırlamak bakımından söylenmiş bir söz olabilir. Keşke ulaştık deseydi. Nihai amaç Hizbullah'ın etkinliğinin sıfırlanması ise, amaca tabii ki ulaşamadılar. Şu anki amaç tampon bölge oluşturmaktır. Fakat Zilzal-2 füzesi tampon bölgeyi aşacak kabiliyette olduğuna göre, kısa sürede tampon bölge de işe yaramayabilir. Yani amaca sadece "şimdilik" ulaşılmıştır.

Bakınız kardeşim, ben bir şeyi ya yerin dibine batırıp lânetleme, ya da göklere çıkarıp kutsama şeklindeki arabesk tavıra karşıyım. Bunu duyarsızlık olarak algılamayınız, tutarsızlık hiç değildir. Asıl tutarsızlık bir şeyi arada bir yerlerde tutamama, ya yerin dibine batırma, ya göklere çıkarmadır. Bizim kültürümüzün aşka bakışı da böyledir. Aşkı kutsar, yüceltir, olmadık ilahi kılıklara sokarız, aşk için mız mız sızlanan arabesk şarkılardan tiksinti derecesinde nefret ederim. Bu mikrobu bu bünyenin ne yapıp edip reddetmesi gerekiyor.

3. Dünya savaşı çıktığı zaman taraflara ve o günün şartlarına bakar, ona göre karar veririz...

Bunlar haricinde bana yöneltilen tek mantıklı soru "Hangi İsrail'i tanıyacağız?" sorusudur. Evet, gerçekten bu ciddi bir sorun ve aşılması çok zor. Sorunun can alıcı noktası da bu. Bu sorunun sorulmasına aslında sevindim, çünkü en azından "İsrail'e ABD kendi topraklarından yurt versin" türü saçmalıklardan uzak, Orta-Doğu'da İsrail varlığını tanımaya hazır bir tavır olarak göründü. Fakat hangi sınırların tanınacağı gerçekten çok çetrefil bir sorun. Bu soruya bir zamanlar "1948 öncesi sınırları" şeklinde yanıt vermek moda idi. Bu, İsrail'in kuruluş yılı olunca, ne demek istendiği açık oluyor. Bu köktenci tavır biraz yumuşadı şimdi (mecburen) ama, hangi sınırların kabul edileceği gerçekten ciddi bir sorun. İsrail'in Kudüs'u bırakacağını hiç sanmam. Hem İsrail,hem Filistin "Kudüs başkentimiz" dedikçe bu savaş kıyamete kadar sürecek gibi gelir bana. Tek çözüm kalıyor: "Kimin gücü kime yeterse!" Üzgünüm, başka çıkış yolu bulamıyorum.

Acaba Kudüs'e tüm semavi dinlerin ortak merkezi adı altında bir dünya başkenti kimliği kazandırılabilir mi? Bağımsız, tüm dünyanın garantisi altında bir şehir devlet? Çok hayal gibi geldi bana... Bu kadar kan ve gözyaşının üzerinde böyle bir yapı duramaz gibi geliyor. Bunun gerçekleşebilirliğini görsem inanın tez olarak ortaya atardım. Belki yüz sene sonrası için bu fikri rezerve ediyorum. Kudüs'te yan yana üç bina ve bir Halife, bir Papa, bir Hahambaşı... Sembolik olarak böyle bir yapı kurulabilir. Tabii o zaman Halife kalkıp "cihad" veya Papa kalkıp "Haçlı seferleri" yahut Hahambaşı kalkıp "vaadedilmiş toprakları fetih" çağrısı filan yapmayacaktır.

Dünya o düzeye gelene kadar çok fırın ekmekler yenmesi gerekecek.

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 29, 2006 3:31 PM

Demirkan bey,

Tartışmayı uzatmayalım. Ben yüksek menzilli füze ve rampaların apartman çatıları üzerine çıkarılamayacağını, diğer havan topu ve portatif kısa menzilli füzelere de güdümlü füzelerle karşılık verilebileceğini, "evlerden füze gönderiyorlar" argümanının 10 katlı binayı sivillerin başına yıkmak için sadece bir bahane olabileceğini söylüyorum, aynen HRW'nin dediği gibi (http://hrw.org/reports/2006/lebanon0806/5.htm#_Toc142299223)... Ortada öldürülen 3-5 Hizbullah militanına karşılık 1000 sivil var. Böyle bir katliamın hiçbir gerekçesi olamaz. Buna gerekçe aramak, tarafsız bakış adı altında sebep aramak benim gözümde suça ortak olmaktır, katillerle aynı safa geçmektir. Siz bunu arabesk yaklaşım diye değerlendirin, safdillik, bünyeden atılması gereken mikrop veya başka bir şekilde değerlendirin hiç önemli değil. 10 yaşında bebeğin cesedini görünce pragmatik olamıyorum...
Aşkın göklere çıkarılması, doğu ile batının farkıdır. Doğu aşkı ilahi kılıklara büründürür, evrenin yaratılış sebebi sayar. Bu, kökü kazınması gereken bir mikrop değil; yeşertilmesi gereken bir olgudur. Sivillerin üzerine bombayı atarken ne hissettiniz sorusuna "sadece uçakta hafif bir sarsıntı !" diye cevap veren zihniyet tabi ki aşkı, duyguyu sevmez. Savaşın kaç sivil öldürülüp, kaç binanın yerle bir edildiğiyle ölçen bir düşünce yapısı "o öldürülen çocuğa bakıp aklınızı karıştırmayın, onu kaldıran el teröristtir" diyebilir. İşte bu pragmatizm mikrobudur bünyeden atılması gereken !

Yazan: blue Tarih: August 29, 2006 5:08 PM

Başta muhafazakarlık tanımı üzerinde durmak gerekir? Nedir muhafazakarlık? Hiçbir görüşe sahip olmamak, konjoktüre göre fikir ve yer değiştirmek kısacası güçlü olanın yanında yer almaktır. Dolayısıyla bugün Türkiyede muhafazakarlık kapsamı içine giren hiç bir bilinçli birey batıya karşıt değildir. Çünkü batı bugün ilerisi belirsizlikde olsa hala gücünü korumaktadır.
İkincisi müslümanlar biraraya geldikleri zaman hiçbirşekilde yeryüzünde firavun zihniyetiyle hareket etmeyenlere cephe açmaz aksine gaza düşüncesi ve ufkuyla yeryüzünde sadece adaletin hakimiyeti için bayrakları sallandırır. Çünkü İslam bunu gerektirir.

Yazan: yahya Tarih: August 29, 2006 6:32 PM

Kısa bir yorum yazmıştım ama arada kayboldu galiba. Daha da kısaltıp yalnız şunu yazayım.

Demişsiniz ya:

Bizim kültürümüzün aşka bakışı da böyledir. Aşkı kutsar, yüceltir, olmadık ilahi kılıklara sokarız, aşk için mız mız sızlanan arabesk şarkılardan tiksinti derecesinde nefret ederim. Bu mikrobu bu bünyenin ne yapıp edip reddetmesi gerekiyor.

İşte nirengi noktası burası... Asya'lı, aşkı ve ruhu kutsar, yüceltir. Avrupalı ise aklı ve menfaati ön planda tutar. Anlaşamadığımız nokta tam da burası. Bizim için amaçlar araçları meşru kılmaz, değil bir suçlu için yüzlerce masum, yüzlerce suçlu arasında bir tek masum can bile değerlidir. Yüzlerce masumun ortasına bomba bırakan ve ne hissettiniz sorusuna 'sadece uçakta hafif bir sarsıntı' yanıtını veren, savaşta galibiyeti tahrip edilen binalar ve ölen insan sayılarında arayan bir düşünce bize uzaktır. Hiçbir bahane 3-5 hizbullah askerine karşılık 1000 sivilin katledilmesini haklı gösteremez.

Yazan: blue Tarih: August 30, 2006 1:18 AM

katliama,vahşete,soykırıma karşı gerçekci ve tarafsız bakabilmek...nasıl bir tarafsızlık bu?neyin tarafsızlığı?ne dün nazilerin yahudilere yaptığı soykırımıda "tarafsız"olabilirsiniz,ne de bugün yahudilerin müslümanlara karşı yaptığı katliamlara "tarafsız" bakabilirsiniz.israil hizbullahı yok etmeyemi geldi,peki önceki saldırılarında hizbullah yoktu,onlar nedendi?görmedinizmi tvlerden,internetten kollaraı bacakları kopmuş insanları,başı gövdesinden ayrılan,yanarak kömürleşen insanları,minicik gövdesine kocaman kurşun yiyen bebekleri,barsakları dışarı fırlayan küçük kızı,govdesinin alt kısmı paramparça olan çocuğu,enkaz altından çıkan 10 günlük vaad'ı...arabesk olan ne bunlarmı?bu insanları görüp dehşete düşmek mi arabesk?israilin hizbullaha karşı yürüttüğü savaşta kaçınılmaz olan sivil "kayıpcıklar"mı bunlar?hani şu savaşlarda oluşan kaçınılmaz olan ve bizlerinde kabullenmesi beklenen kayıpcıklar.evet beklersiniz kabullenilmesini,çünkü o kayıpçıkların içinde ne siz nede sevdiğiniz bi yakınınız yok.güvenli ve huzurlu evinizde,rahat koltuğunuza yaslanıp ahkam kesebilirsiniz.ne de olsa ölen,kolu bacağı kopan,yanan,iç organları dışarı fırlayan onlar.sağ kalıpta mülteci durumuna düşüp açlıkla susuzlukla savaşan onlar.acaba lübnan ordusu mertmi,namertmi anlaşılsın diye binlerce sivili katletmek nasıl bir mantık?mantık arıyorum artık vicdan değil.yinemi arabesk kaçtı,bunlardamı arabesk oldu?peki,işe birde realist ve tarafsız bakalım;sizlerin o bilgi dolu sözleriniz,işe yarayan stratejileriniz,çok bilimsel olan kendi çapınızdaki barış arama yollarınız,lübnan ve filistin için sadece ölüm olan bombalar hakkındaki müthiş bilgileriniz,akıl oyunlarınız,ahkam kesmeleriniz...bunların hiçbiri ne lübnanlı ne de filistinli çocukları ilgilendirmiyor,anlamıyorlarda zaten.onların(yaşayanlarının)anlayıp merak ettikleri tek şey neden o korkunç ve kocaman askerlerin postallarının altında ezildikleri ve bombaların neden üzerinde patladığı.ve yıllar sonra büyüdüklerinde evlerine zorla giren askerleri ve silahlarını,babalarının soyularak dövülerek zorla götürüşlerini,annelerinin gözlerinin önünde aşağılanmasını,ölen yakınlarını,yangınları hatırlayacaklar.kin ve nefret tohumları çoktan atıldı bile.
savaş bittimi sizce?
hayır,ne yazıkki savaş yeni başladı.

................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

ZEYNEP HANIM, İSRAİL VAHŞETİNE TARAFSIZ BAKMAYI ÖNEREN YOK BURADA. BEN KENDİ PAYIMA BU VAHŞETE SİZİN KADAR KARŞIYIM. SADECE BU VAHŞETİ ÖNLEMENİN YOLLARI KONUSUNDA FİKİRLERİMİ İFADE ETTİM. SİZİN "SAVAŞ"INIZ BU VAHŞETİ NASIL ÖNLEYECEK (VEYA YENİLERİNİ Mİ DOĞURACAK) BUNU DA DÜŞÜNSENİZ İYİ OLABİLİR.

SAYGILARIMLA,

MUSTAFA AKYOL

Yazan: zeynep Tarih: August 30, 2006 1:09 PM

sayın mustafa akyol;
ne söylemek istediğinizi anlamadım,yazımı sayın demirkan efegil ve onun gibi düşünenlere atfen yazmıştım ve açıkcası konunun asıl başlığı olan"muhafazakarlara iyi bir eleştiri"yi tamamen unutmuştum.neyse bundan sonra önce isimleri zikredip,sonra yazarım
saygılar...

............

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU

ZEYNEP HANIM, EVET SANIRIM ELEŞTİRİNİZİN MUHATABI BELİRSİZDİ. SORUN DEĞİL.

SELAM VE SAYGILAR,

M.A.

Yazan: zeynep Tarih: August 30, 2006 2:18 PM

Zeynep Hanim,

Yazinizin muhatabini bulmustir umarim. Gerek bu yorumunuz gerek diger bir ilmekte KNZ ile olan diyalogunuzdaki fikir ve dusuncelere can=i gonulden katiliyorum. Maaleswef oyle gunlere kaldikki herkes sogukkanli, pragmatik stratejist; bizim gibi "duygusal tepkisel" tavi koyanlarin modasi gecmis gibi. Nerde ise merhame, empati icin ozur dilemek zorunda hissettiriyor nsani simdiki bazi bilge arkadaslar. Yok, Mustafa Bey'i kastetmiyorum; genel bir egilim gozlemim.. Bayagi demode hissetmeye baslamistim kendimi. Tesekkurler

Selam, sagi ve muhabbetlerimle

Not: Bu vesile il birazcik reklam programi musadenizle: Kendi blogmda bu "gri modasi" konulu bir yazi dusunuyrum insha-Allah. AZZ SONRA!!!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 30, 2006 4:15 PM

bekir bey,
yorumunuz için çok teşekkür ederim.ayrıca bu sitede sizin bilgileriniz ve tecrübelerinizden de çok şeyler öğrendim,bunun içinde teşekkürler...

Yazan: zeynep Tarih: August 30, 2006 10:33 PM

Zeynep Hanımefendi, en başından beri İsrail'i kınadığımı söyledim. Katliama kimse hoşgörü gösterme hakkına sahip değildir. Ben sadece olayları değerlendiriyorum. Hizbullah varken de, henüz yokken de İsrail devletinin etrafı onu yok etmek ve topraklarından çıkarmak isteyen düşmanları ile çevrili idi. Bunu defalarca söyledim, kimse yanıt vermedi: İsrail tarihin başlangıcından beri devletler kurmuş olduğu bölgede yine var olmayı sürdürmek istemektedir ve bundan doğal bir hak olamaz. Bir kediyi de köşeye sıkıştırır üzerine giderseniz dişi tırnağı nesi varsa size karşı kullanır. Acıma aklından bile geçmez. Verebileceği maksimum zararı vermeye çalışır size. Bomba attığı zaman da kendisini yok etmek isteyen düşmanlarının yok olmasına değil üzülmek, sevinir. Uçağın kanadında hafif bir sarsıntının ötesinde bir şey hissetmemesine şaşırmadım. Aslında "İçimi sevinç kapladı" diyecekmiştir ama demek istememiştir. Kendisini yok etmek isteyen düşmanını yok eden herkes sevinir. Bana hiç "bebekler mi İsrail'i yok etmek istiyor?" diye sormayın. Maalesef o kadar akıllı, bebek görünce patlamayan bombalar yapılamadı. Bombalar hedeflerine gönderilir ve hedefin yanında yakınında ne varsa yok ederler. Bombaların yapılış amacı budur. Üstelik nasıl İsrail topyekün bir hedef olarak ele alınıyorsa, İsrail de çevresini topyekün bir hedef olarak algılamaktadır. Bir tümöre bile ışın terapisi uygularken çevresindeki sağlıklı dokulara da yaygın ve ciddi zararlar verirsiniz, bundan kaçınılamıyor. Bölgedeki savaşın pis yönü budur, ne yazık ki.

Üstelik işi karmaşaya götüren bir konu da şudur: Tarihteki hem İsrail, hem Filistin devletleri o kadar eski ki, bunlar hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Çoğunu efsanelerden, kutsal metinlerden öğreniyoruz. Tabii ki Filistinliler de aynen Yahudiler gibi burada tarih bilineli beri varlar ve devletler kurmuşlar. Fakat Arapların hepsi genel olarak "Arap" yâni, hepsi bir ırk. Özellikle ayrı olarak Filistinlilerin geçmişte yaşamış oldukları, devlet kurmuş oldukları bölgeleri ayırd etmek zor. Mutlaka ki sonuçta bir Filistin devleti kurulacak. Bu konuda bir konsensüs oluşacak, Arap devletleri de buna katkıda bulunmak, toprak vermek zorunda. Söylemeye kolay: "İsrail defolsun, Filistinliler evlerine dönsün." İsrail'in hiç bir yere defolması imkan dahili görünmüyor. Bir çaresi bulunup hem Filistin, hem İsrail devleti bölgede var olacaktır, başka çözüm yoktur. Araplar hep alıştıkları kolaycılığı ve beleşçiliği bırakıp biraz çözüm üretmek zorundadırlar. Yapmazlarsa bu sorunlar böyle sürer gider, İsrail'e de kimse bir adım geri attıramaz, Filistin devletine de izin vermezse kimse bir şey yapamaz. Önce tüm Arapların oturup konsensüs şeklinde İsrail'i tanımaları gerek. Kudüs İsrail'in elindeyken de bu mümkün görünmüyor. Peki ne olacak? Bilmiyoruz. Orta -Doğu böyle bir çıkmaz işte...

Gel de şimdi kutsallıkları yumuşatma teorisini yine ortaya atma!

Bakın açıkça söylüyorum: Globalleşmenin önünde görülen en büyük engel radikal İslam'dır. Bu bir güç meselesi değil, dünya müslümanlarının böyle bir gücü yok. Fakat dünya bir kuzeybatı-güneydoğu kutuplaşmasına götürülmek isteniyor, ABD ise tek kutuplu global sistemi yerleştirmeye çalışıyor. ABD başarılı olamaz da global bir çatışma olursa müslümanlar arada feda edilen piyonlardan başka bir şey olmayacaklar. İran Çin ve Rusya ile yakınlaşarak ateşle oynuyor. Onlar İran'ı ve müslümanları sadece kullanırlar, öne, ateş hattına sürerler.

Bu global krizi Vietnam ile filan kıyaslamayın. ABD Vietnam'da dersini aldı filan diyorlar. Yok öyle bir şey. ABD "Vietnam'ı komünizme terketmemek için bu kadar çabaya değmez" deyip çabasını bir yerde bıraktı o zaman. Dersini filan almadı. Yâni bir Vietnam'ı bırakmamak için komünist blokla boğazlaşmaya değmeyeceğini düşünüp çekildi. Zaten de komünizm çok geçmeden yıkıldı, savaşa gerek kalmadı. Olayları doğru okuyunuz, taraf gözlükleri ile okumayınız. Hele kutsal gözlükler bakış açınızı çok fazla polarize eder. Belli bir dalgaboyundan başka hiç bir ışınımı göremezsiniz.

"Dünya savaşı çıkarsa çıksın, biz de o arada cumhuriyeti yıkar, işimize bakarız" diyorsanız, hiç ama hiç konuşmayalım, herkes kendi işine baksın. Şu an itibariyle Türkiye ABD ile müttefiktir ve bunun değişmesini düşünmek için bir neden yoktur. Gün olur devran dönerse, kime düşeş gelir kime hepyek, onu zaman gösterir...

Yeri gelmişken ekleyeyim: Türkiye de âdeta minyatür bir dünya... Burada da kuzeybatı-güneydoğu çelişkisi yaratılmak isteniyor. Kürtler artık Marksist ideolojiden kopup İslamcı söylemlere kaymaktalar. PKK çok yakında hiç bir biçimde Kürtleri temsil etmiyor olacak.

Görülen o ki "etnik ve dinci bölücülük" diye iki ayrı bölücülükten söz etmeye gerek kalmayacak. Belki de yeni strateji bu olacak. Şimdiden benden söylemesi. Anadolu dünyanın çekirdeğidir, tıpkı zeytinin ortasındaki çekirdeği gibi. Sadece bu konumunu sarsan yeni kıtanın keşfi olmuştur. Bana kesinlikle inanın, yeni kıtadan eski dünyaya göz atıldığı anda göze ilk ilişen Türkiye oluyor...

Afrika'dan çıkan ilk insan göçleri Mezopotamya-Anadolu-Kafkasya yolunu izleyerek yayıldı. Sonra insan türü iki millete ayrıldı: Bir kısmı batıya, bir kısmı doğuya gitti. O günden beri yeryüzünde iki insan tipi var. Kim bilir? Belki de Habil ile Kabil söylemi bundan kaynaklanır. Öteden beri Afganistan'ın başkentinin Kabil olması raslantı mı diye aklıma gelir...

Bir şey daha: Amerika yerlileri Asya kökenlidir. Bering boğazından geçmişlerdir. (Bir dönem iklim ısındı ve Grönland bile yeşerdi. Herhalde o zaman geçtiler.) O yüzden batı kanadı bu kıtayı doğu kanadının elinden almıştır.

Yeni kıtanın keşfi çok şeyi değiştirdi çook... Amerika olmasa, ikili kutup Almanya-Rusya biçiminde olurdu, globalleşme nasıl olurdu bilmem.

Yazan: demirkan efegil Tarih: September 1, 2006 7:34 PM

Demirkan Bey,

Zeynep hanıma hitaben yazmışsınız ama benim de dikkatimi bir cümleniz çekti. (Diğer cümleler çekmedi mi? Hayır çekmedi. Neden? Çünkü Klasik Demirkan Efegil laforizmaları.Birçoğu alakasız çeşni. Globalleşme misyonerliği..:-) Heil Determinizm! )

"Bir kediyi de köşeye sıkıştırır üzerine giderseniz dişi tırnağı nesi varsa size karşı kullanır." demişsiniz.

Şİmdi burdaki kedi herhalde İsrail oluyor. Kuzum aynı İsrail'den bahsettiğinize emin misiniz siz? Yani şu Ortadoğuda ki İsrail'den?

Biraz geçmişi hatırlayalım. İsrail'in kuruluşu 1897'de Birinci Siyonizm Kongresine dayanır. Filistin’in Allah tarafından Yahudilere verilmiş toprak olduğu, bu yüzden Yahudi göçünü özendirmek gerektiğini, bunun için mali destek sağlanması için örgütlenmeler gerektiği vb. kararlar alınır. 1917 Balfour Deklerasyonu ile "mili yuva" olduğu ilan edilir, 1936′da Yahudi göçmenlerinin sayısı Ingilizlerin koydugu kotayi bile aşar. 1946′da Amerika’daki seçimleri Truman kazanınca bu göçe destek daha da artar. Nihayetinde 1947'de savaşla falan değil de dünyada ilk kez birleşmiş milletler kararıyle ve “Filistin taksim planı (%50-50) ” adlı suni bir plan ile İsrail kıurulmuş olur. Buradaki plana göre Nüfusun %31′i Yahudi oldugu halde Filistin’in %56’sı Yahudi Devleti’ne bırakılır, Yahudilere ayrılan topragın %90′i ve narenciye agaçlarinin da %87’si resmen Filistinliler’indir ama bunlar da İsrail'e bırakılır. Bu plan Filistin de iki bağımsız devlet öngürülürken ve aslında adil çözüm değilken İsrail daha ilk anlardan itibaren buna plana uymaz.

Bu karar göçe zorlanmış 3.200.000 Filistinli mülteci­nin ülkelerine dönmesini de içerir ancak İsrail buna müsade etmediği gibi tam aksine tüm Filistin’e yayi­lan Siyonist terörüyle 750.000 Filistinlinin daha sürülmesine neden olur.

Köyler basılıp, insanlar yerlerinden edilir, direnenler katledilir, çocuklu kadınli 254 kişinin katledildigi Dir Yasir katliami bu saldirilardan sadece biridir. Katliami Irgun ve Israil’in Özgürlügü komandolari gerçeklestirmiştir.

BM kararından sadece 6 ay sonra durum şudur: Kudüs ikiye bölerler ve Ürdün’le paylaşırlar. Filis­tin’in (Filistine bırakılan) %77’sini işgal ederler. 340 köy, şehir yıkılmış, nüfusun %70′i sürgün edilmistir. Filistin toplumunu mahveden bu yil bu yüzden “nakbah (felaket)” diye anılmaya baslanır. Nakbah’i takip eden 1,5 yil içinde sürgün edilen Filistinlilerin yerine 648.000 Yahudi yerlestirilir. 1948-1956 arasinda 5000′e ya­kın Filistinli memleketine dönmeye çalışırken yollarda can verir.

İsrail durmaz. BM tarafından Filistin'e bırakılan toprakların %77 sini (bugün %82) işgal ettiği gibi kalan % 23 lük dilimde de saldırılara devam eder. Uluslararası arenada bu pervasız işgal durumunu biraz sarsmıştır. Bunu düzeltmek ve mücadelesine katkıda bulunmak için kamuoyu oluşturmak amacıyla Kahire'ye ve İskenderiye'ye ajanlar gönderip -araplar yapmış gibi- İngiliz- ABD konsolosluklarını, kültür ateşeliklerini, sinama ve kamu binalarını bombalatır. Ancak bu skandal ortaya çıkar ve İsrail BM tarafından sadece kınanır.

Nasır önderliğinde güçlenen Mısır'dan rahatsız olur. 1956 yılında İsrail Mısıra girer.1967'ye kadar Süveyş kanalına kadar Mısır toprakları, Suriye'ye ait golan tepelerini, Gazze şeridini, Kudüs ve Batı Şeria'yı işgal eder.

Yazıyı uzatmak istemiyorum ama bütün bu yapılanlar mı köşeye sıkışmış kedi davranışı? 1967'den bugüne olanlarda yukarıda yazdıklarımdan farklı değil. Kudiüs'ün başkenn ilan edilmesi, barış görüşmelerinde uyulmayan önşartlar, intifada için yapılmış tahrikler.. En son da planlı Lübnan katliamları. Bunları detaylıca birçok kaynaktan bulabilirsiniz. Bu nasıl bir korku ve köşeye sıkışıklıkmış ki işgal ve katliam ile giderilmeye çalışılıyor? Kurulduğu günden bu yana yaptığı anlaşmaların hiçbirisine uymayan, işgal ettiği topraklardan bırakın çekilmeyi bu işgali daha da arttıran İsrail mi kedi?

İsrail yapılan antlaşmalara uysa da Araplar onlara rahat vermese, bir nebze anlaşılabilir ama hem antlaşmalara uymayan hem de sürekli pervasız biçimde sağa sola saldıran ve insanları katleden İsrail mi kedi?

Zaman Turkuazda tarihçi Mustafa Armağan’ın yazısını okumuştum. Orada ABD’nin ünlü düşünürlerinden Richard Cohen’ın, 18 Temmuz 2006 tarihli Washington Post’da çıkan yazısından bir söz alıntılamış Armağan. Cohen -mealen- şöyle diyormuş:

İsrail’in yapabileceği en büyük “hata”, kendisinin bir hata (mistake) olduğunu unutmaktır diyor. İsrail kuzeyde Hizbullah’la, güneyde Hamas’la savaşıyor olabilir ama en amansız düşmanının “tarih” olduğunu unutmamalıdır, diye ekliyor Cohen. Nedir bu hata? Cohen’e göre bu hata, etrafı Müslüman ülkeler ve halklarla çevrili bir coğrafyaya Avrupalı Yahudilerin göç ettirilerek bir millet ve devletin kurulabileceğine inanılmış olmasıdır.

İşte buyrun bu da determist bir bakış. Ne oldu sizin determist bakışınız? Dolaşmaya mı gitti ? Neden herşeyde detrerminist düşünürken söz konusu olan İsrail olduğunda birden yelkenleri suya indiriveriyorsunuz?

Tüm olan bitenlere rağmen Müslümanlar 1947 anlaşmalarına uymayı zaten kabul ediyorlar. Hatta 1947 anlaşmasından -İsrail'in yanaşması mümkün görünmediğinden- hemen bütün müslümanlar vazgeçti, 1967 sınırlarına dönmüş bir İsrail ile, iki devletli, Kudüs'ün başkent olduğu, ve 3 milyondan fazla mültecilerin mağduriyetinin giderildiği bir çözümü kabul ediyorlar. Ve bu bağlamdaki bir İsrail'i tanıyalım diyorlar. Daha ne yapılması isteniyor? Devletlerinden tamamen mi vazgeçsinler?

Siz ise, bunca olan bitenden, gözümüzün önünde cereyan eden olaylardan, yaşanmış 100 yıllık bir işgal ve zulm tarihinden sonra bize dumuş "İsrail köşeye sıkışmış kedi" martavalını okuyorsunuz. Bu dediklerinizi İsrail-Filistin tarihi konusunda bilgisi olmayanlara söyleyebilir, kahvehane sohbetlerinde felsefe yaparken ya da memleketi ve -hadi eliniz deymişken ortoduğuyu- kurtarmaya çalışırken yutturabilirsiniz.

Bu nasıl bir anlayış, nasıl bir akıl ve mantık örgüsü anlamak çok güç. Bunun bir halka, bir ırka, bir dine duyulan kinden başka bir açıklaması olamaz.

İsrail'in 60 yıldır yaptıkları kudurmuş köpek davranışlarıdır.Ne zamandan beri "kudurmuş köpek" ile "köşeye sıkışmış kedi" bir tutulur oldu?

Sizin oralara insaf hiç uğramaz mı Demirkan Bey?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 2, 2006 9:03 AM

sayın demirkan efegil;
siz her nekadar tarafsız olduğunuzun ısrarla üzerinde duruyorsanızda,yazdığınız tek bir cümlede değil tarafsızlık,tarafsızlık alametibile bulunmuyor.bunca katliama vahşete karşı kılıf uydurma çabalarınızda bunu gösteriyor zaten.öyle ki bebek görünce patlamayan bombaların yapılmadığını yani yüzlerce bebeğin parçalanarak can verdiği katliamları gayet normal ve soğukkanlı ifade etmişsiniz.belki kendi çapınızda haklısınız,gerçektende bebek görünce patlamayan bombalar yok henüz,peki hastaneleri,doğumevlerini,mültecilerin sığındığı yerleri,okulları vurmadan önce tespit edebilicekleri teknolojıleridemi yok.aslında bu katliamları israil için normal karşılamak lazım.çünkü geçmişide bugünü gibi kanlı ve insanlık dışı soykırımlarla süslü.geçmişte sabra ve şatilla kamplarına girerek binlerce masum sivili kurşuna dizen,gazap üzümleri operasyonunda çocukların bulunduğu BM kampını bombalayan,koruyucu duvar operasyonunda erkekten kadına,çocuktan emzikte olana,öküzden koyuna önlerine çıkan ne varsa yok eden,tutuklulara ağır ve insanlık onurunu ayaklar altına alan işkenceler uygulayan,hırsını alamayıp ahırdaki hayvanları öldüren,ağaçları kesen bir millet.tabi siz tüm bu katliamları israilin etrafının onu yok etmek isteyen düşmanlarına bağlıyorsunuz.oysa ki israil hemen hemen tüm arap devletleri tarafından en azından da facto olarak tanınmış ve varlığına karşı gerçek bir tehtit kalmamıştır.tüm bunlara rağmen dilinden düşürmediği güvenlik sorununu bahane ederek bölgede terör estirmiş,estirmeye de devam ediyor.malum "vadedilmiş topraklar"tüm yahudilerin hayallerini süslemiştir.suat bey tarihini çok güzel açıklamış.vadedilmiş topraklar siyonizmin temelini oluşturmakta ve bunun için israil bölgeye kan kusturmaktadır.yoksa güvenlik sorunu,kedinin köşeye sıkıştığında saldırıp maksimum tepki vermesi filan bahane.israil her zaman köşeye sıkıştıran taraf,filistinli çocuklarında verebileceği maksimum zarar tanklara sapanla taş atmak olmuştur.
yazınızda yakın tarih,uzak tarih,habil,kabil,coğrafya,rejim tehtidi(burada da yerini almış),globalleşme,pkk,optik ve çeşitli konulardan bahsederek çok renkli bir içerik oluşturmuşsunuz.ben elimde olmayarak sizin tabirinizle "arabesk" takıldım yine.dedim ya elimde değil.bu arada olayları doğru okuyup taraf gözlükleriyle okumamamızı tavsiye etmişsiniz,teşekkürler.benimde tavsiyem,siyonist gözlüklerinizi çıkartıp,israilleşen kafanızı değiştirebilirsiniz.(en azından yumuşatabilirsiniz)

Yazan: zeynep Tarih: September 2, 2006 5:45 PM

Suat bey ve Zeynep hanım haklılar... İsrail gerçekten de "olmaması gerektiğinin söylendiği" bir yerde var olabilmek için vahşi bir savaş veriyor. Bu savaş bir çok örneklerinde olduğu gibi ve kendilerine hak verdiğim iki yorumcunun söylediği gibi vahşi ve insaf dışı bir savaş. Determinist açıdan bakınca evet, Yahudilerde bir ezilmişlik ve bunun öcünü alma görünümü var. Yaptıkları normal, insancıl değil, hatta insanlık dışı, anormal davranışları var. Yani altta yatan "neden" bu, determinizm açısından konuşursak.

Ayrıca küçücük bir İsrail kurulacakmış gibi yapılıp türlü oyunlarla toprakların genişletildiği de doğru. Hep böyle olur zaten. Kürdistan için de durum böyle. Kurulursa kısa süre sonra deniz çıkışına ihtiyacı olacak. Kerkük petrolleri denize nasıl çıkacak? Biraz Suriye'den, biraz da Türkiye'den tırtıklamak gerekecek. Bu bilindiği için Suriye kendi Kürtler'ine karşı çok acımasız, (bizimkileri politik amaçlarla bir ara beslese de) Türkiye de eh işte, pek fırsat vermiyor sayılır. Şimdi yine eylemleri arttı ve 1 Mart tezkeresi "hayır" yediği için elimiz kolumuz bağlı. Şimdi Lübnan tezkeresi ile durumu kurtarma çabasındayız ama geçmiş ola.

Neyse, İsrail konusuna dönersek yine de küçük bir ülke. Güvenliği sağlayabilmek için hâlâ küçük bir yüzölçüme sahip. Bundan fazla ilerlemesi de olası görünmüyor. Hatta kurulacak bir Filistin devletine toprak verme durumunda. Golan tepelerini de Suriye'ye vermek zorunda kalacak sanırım. Tıpkı Sina'yı Mısır'a geri vermek zorunda kaldığı gibi.

Fakat yanıldığınız nokta, bütün müslümanların konsensüs halinde İsrail'i tanıma tavırlarının olmadığı. İran'ın resmi görüşünün "ABD kendi topraklarında İsrail'e devlet versin" şeklinde olduğunu yazmıştım. Savaş nedeni olan Hizbullah da aynı görüşte...

Mısır ile savaşı da Nasır'ın Süveyş kanalını devletleştirmesi üzerine Avrupa devletleri tarafından başlatılmıştı ve İsrail de fırsattan istifade savaşa katıldı. Bu İsrail'in yaptığı ahmakça bir davranıştı. Güya kanalın bir tarafına sahip olup ortak olacaktı. ABD böyle bir şey olamayacağını söyleyerek ağırlığını koydu ve yabancı kuvvetler Süveyş'ten çekildiler. Buna karşılık Nasır devletleştirmeden vaz geçti mi şu an tam hatırlayamadım. Fakat en azından kanalın uluslararası serbest geçişe açık kalması sağlanmıştır sanıyorum. Yani ABD İsrail'e bir yerde "dur" demesini de bilir. Katliamlara "dur" demesini niye bilmiyor diye ne siz sorun, ne ben yanıt vereyim. Bu Orta-Doğu'daki, pis ve karışık bir savaş. İnsanın bazen dili tutulup ne söyleyeceğini şaşırdığı çok oluyor. Filistinli grupların kendi aralarında İsrail'den bile daha vahşi katliamlar yaptıkları da görüldü. Bilmiyorum, bu bölge tuhaf, karmakarışık bir yer. Yahu kardeşim, dünyanın adalet tanrısı da değil bu ABD, adalet dağıtmakla yükümlü de değil. İşte bir Vietnam komünist olmasın diye savaştı, tüm dünyanın ve hatta kendi halkının nefretini çekti. İnsanlara yaranmak kolay değil. İsa'ya yaranır, Musa'ya yaranamazsın, öbürüne yaranınca beriki