« Büyüklere Masallar II: Müslümanlar 'Cihad'ı Dinlemedi | Ana Sayfa | İngilizce Makale: 'Islam and The West' »

August 18, 2006

'Materyalist İslam'a Dair

Son günlerde sitenin diğer ilmeklerinde "materyalist Müslüman" bazı okurların ruhun varlığına yönelik itirazları gündeme geldi. Meseleyi burada derli-toplu bir şekilde yeniden ele almakta yarar görüyorum.

Malum, felsefe tarihinde bu konuda üç temel ekol vardır: İdealizm, dualizm, materyalizm. İdealizm, sadece ruhların var olduğunu, madde dediğimiz şeylerin ise ruhların muhatap olduğu algılardan ibaret olduğunu savunur. Materyalizm, sadece maddenin var olduğunu, ruh dediğimiz şeyin insan beyninin bir fonksiyonu olarak çıktığını iddia eder. Dualizme göre hem madde hem de ruh gerçektir; aralarında etkileşim vardır.

Materyalizm "madde ötesi"ni reddettiği için, çoğunlukla Allah'ı da reddetmenin, yani ateizmin yanında yer almıştır. Ünlü materyalist düşünürlerin hemen hepsi de ateisttir. Ama "materyalist Müslüman" okurların da bizzat göstermekte oldukları gibi, teistik bir materyalizm de mümkün; "Allah sadece maddeyi yaratmıştır, Allah'tan başka hiç bir ruhsal varlık yoktur" demek, olası.

Burada kanımca kritik olan nokta, bu üç pozisyonun hiç birinin kesin olarak ispatlanamayacağının anlaşılmasıdır. İdealizmi çürütüp materyalizmi kanıtlamak imkansızdır, çünkü "tüm gördüklerimiz bir rüya gibidir" argümanını çürütmenin hiç bir yolu yoktur. Buna karşı "ama kafamızı vurunca acıyor" veya "gözümüz hastalanınca gidip tedavi ettiriyoruz" gibi itirazlar öne sürenler, sadece sığ bir şekilde düşündüklerini ispatlamış olurlar. Çünkü rüyanızda da gözünüz hastalanabilir ve gidip tedavi ettirebilir, daha net görmeye başlayabilirsiniz. Rüyanızda da kafanızı vurup acı hissedebilirsiniz.

Materyalizmi çürütmek de imkansızdır; çünkü ruhu ortaya çıkarıp "işte burada" diye gösteremezsiniz. İsteyen, var olan her şeyin "hareket halinde madde" olduğuna, kendi düşüncelerinin de beynindeki kimyasal/fiziksel etkilerin sonucunda ortaya çıktığına inanabilir. (Tabii bu durumda "o zaman neden senin beyninin kimyasal/fiziksel durumunun bir neticesi olan materyalist felsefeyi ciddiye alalım" sorusu ile karşılaşabilir; bir başka deyişle her şeyin maddeye indirgendiği bir düşünce sistematiği, bizzat kendisini güvenilmez hale getirmektedir. Bu, materyalizmin ilginç bir çıkmazı...)

Bana en yakın gelen açıklama ise dualizmdir; yani hem madde hem de ruhun varlığıdır. İslam geleneğindeki çoğu düşünür de dualizme itibar etmiştir. Dualizm lehine geliştirilmiş pek çok bilimsel ve felsefi argüman var; bunlara burada girmeye gerek görmüyorum.

Bu bahsettiklerim, işin felsefi yönüyle ilgili... Ancak "Materyalist Müslümanlar" felsefi yönden materyalizme ikna olmakla kalmayıp, bunun Kuran'da da ortaya konduğunu, Kuran'ın ruhun varlığına dair hiç bir kanıt sunmadığını, aksine bunu yalanladığını söylüyorlar.

Kuran'da "Ruh" kelimesi ile çoğunlukla Cebrail'in kast edildiği doğrudur. Ancak Hz. Adem için meleklere verilen "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın" (38/72) emri, ve yine insanoğlu için haber verilen "Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi" (32/9) hakikati, insana Allah'tan bir "ruh" verildiğini gösteriyor.

"Materyalist Müslümanlar", "oradaki kasıt sizin anladığınız ruh değildir, candır, bilgidir" vs. diyorlar. Olabilir. Olmayabilir de. İnsana, bedenini oluşturan et-kemiğin dışında bir "şey" daha verildiği anlaşılıyor; ama bunun mahiyetinin ne olduğu yoruma açık. Belki de hiç bir zaman tam anlayamayacağımız bir sırdır. Felsefi sebeplerden dolayı materyalizme ikna olmuş bir Müslüman, "buradaki ruh, bildiğiniz ruh değildir" diyebilir. Dualizme ikna olmuş bir Müslüman, aynı ayette "madde-ötesi bir öz" görebilir. İdealist bir Müslüman, Allah'ın zaten her şeyi "vehim mertebesinde" yarattığını savunabilir. Her yorum mümkündür ve zaten İslam geleneğinde evveliyatı vardır.

Bunlarda sorun yok. Sorun, sitemizde "materyalist Müslümanlık" bayrağı açan yorumcuların, kendi fikirlerini "tek doğru" gibi sunmaları; dahası diğer Müslümanları da şirkle suçlamaları. (Mesela her insanın Allah'tan bir ruh taşıdığını savunmakla, Allah'ın belirli bir insana "hulul ettiği" [içine girdiği] şeklindeki sapkın inancı aynı şeymiş gibi göstermeye kalkmaları.)

Bu sadece yanlış değil, aynı zamanda da İslam ve Müslümanlar'a yönelik zararlı bir tutum, hatta bir saldırıdır. İslam tarihinde bu gibi "kimsenin göremediği bir hakikati bulma" iddiasıyla ortaya çıkan — ve dolayısıyla diğer Müslümanları tekfir edenler — Müslümanlara hep zarar vermiş, en iyi ihtimalle gereksiz gerilimlere, daha kötü ihtimalle kan dökülmesine neden olmuşlardır.

"Kimsenin göremediği bir hakikati bulma" iddiasıyla ortaya çıkan bu Müslümanlara dostça bir tavsiyem, niyet ve motivasyonlarının kaynağını kontrol etmeleridir. Büyük bir buluş yapmış, herkesin içinde bulunduğu gaflet uykusundan uyanmış, "seçilmiş" bir insan olma duygusu, insanın egosuna çok hoş gelir ve çoğu zaman da onu tatmin etmenin etkili bir yoludur.

Ancak ego tatmini, başkalarına haksızlığa neden oluyorsa, hoş görülemez. Bu nedenle bu sitenin yorum bölümüne bir kural daha getirmeye karar verdim: Tekfir yasağı. Yani başka Müslümanlara karşı, itikadi nedenlerle, "sapkın, müşrik" gibi suçlamalar getirilmesine, bu sitede izin verilmeyecektir. "Tarikatlar, dervişler" gibi genellemelerle inançlı insanların karalanmasına imkan tanınmayacaktır.

Aslında ben de tarikatlara, şeyhlere ve dervişlere hiç yakınlık duymam ve duymadım. Ama o gelenekte sevdiğim ve takdir ettiğim bir özellik vardır: Tevazu. Yorumlar, "şu fakirin zannı odur ki" diye başlar, "en doğrusunu Allah bilir" diye biter. En doğrusunu bildiklerinde ısrar edip duran tasavvuf düşmanı ve materyalizm dostu Müslümanlar, biraz buradan örnek alsalar, herkes için iyi bir iş yapmış olacaklar.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 18, 2006 11:30 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sevgili Mustafa Akyol :)

Allah aşkına ne seçilmişi,ne suçlaması,ne gerilimi?

Bir şeyin şirk olduğunu söylemek,yanlış olduğunu söylemek özgürlüğünü kısıtlayacaksanız zaten bir işimiz kalmamış burada demektir.Yani siz bir bardak su içeceksiniz ve ben de o suyun içinde zararlı birşey olduğunu bileceğim ve "dur hasta edecek seni" diyemiyeceğim öyle mi?Ve bunun adı saldırı,hakaret olacak :)

Burada sizin duyduğunuz gerilim,bugüne kadarki kabulunüzün ciddi şekilde sorgulanması ve bunun dayanaklarla yapılmasıdır.Belki de ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyorsunuz ve sizde sıkıntı yarattı bu gelişme.

Hayır hiçbir yerde size "sapkın" gibi bir ifade kullanmadığımız gibi,"suçlama yapmıyorum bilgilerimi paylaşıyorum" diye de belirttim.Sorun bizim ifademizde değil,sorun sizin konudan rahatsız olmanızda.

"Her şeyi Allah bilir" deyip yalnızca Kuran diyen biziz.Ama buna karşılık rivayetleri,falancanın görüşlerini,mezhepleri din edinip Allah'ın yanına ortaklar koşanlar başkaları(bakın yine hiçbir hakaret yok).

Burada hakaretvari bir şekilde bize kişisel ifadeler kullanıldığı halde,çok daha alttan alarak fikrimizi savunan yine biziz.Tevazu yapan biziz ama tam tersi bir tutum sergileyenler başkaları.(hakaret yok)

Hayır siz ne kadar inanç ve görüşünüz de "emin" ifadeler kullanıyorsanız,biz de aynısını kullanıyoruz.Lütfen bu gerilime yol açar falan deyip eski kabullere devam edelim demeyin,ya da karşınızdakileri sansürlemeye kalkmayın.Bana hadisleri redettiğim için "sen dinden çıkmışsın" diyen biri çıkınca asla onun bu özgür ifadesine engel olmaya kalkmıyorum.Ama aynı olgunluğu sizden de bekliyorum.

Ortada ne bir ego tatmini var ne de tartışma ...

Sadece bildiklerimizi,gördüklerimizi aktarıyoruz ki "yalnızca kuran" diyerek hiç kimsenin egosunun tekelinde olmayan gerçek dine işaret ediyoruz.

Bu mesele halolduktan sonra konuyu tartışabiliriz diyeceğim ama sizin gücünüzü kullanarak haksız ifadeleri bize yöneltmeniz ve de yetmiyormuş gibi "sansür sopanızı" masa altından göstermeniz hiç de tartışma adabına uygun olmadı :) . Hele ki televizyonlardan tanıdığım Mustafa Akyol'a gerçekten yakışmadı.

Selam ve sevgiler.

Not:Hiç bir kurala aykırı olmadığını düşündüğüm 2 iletim yayınlanmadı bugün henüz.Bunu da arz edelim.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 19, 2006 12:41 AM

Tek kelimeyle harika bir yazı.

İdealizmi çürütmek gerçekten imkansızdır. Tabii tam tersi de geçerli. Ama daha önce diğer ilmekte de söylediğim materyalizmin sorunları daha büyüktür. İdealizm ve/veya dualizm, materyalizme çok daha tutarlıdır ve daha kolay savunulabilir. Her üç ekolünde İslamî gelenek de temsilcileri vardır.

Yine Mustafa Bey'in belirttiği gibi, her insanın Allah'tan bir ruh/öz taşıdığını savunmakla, Allah'ın belirli bir insana "hulul ettiği" [içine girdiği] şeklindeki sapkın inancı aynı şeymiş gibi göstermeye kalkmak çok yanlış ve İslam geleneği ile bağdaşmayacak bir davranıştır.

Dikkatimi çeken bir başka şey de şu: Daha önce de bu sitede Hadisleri toptan reddeden arkadaşlarla uzun uzun tartıştık. Ne hikmetse bu arkadaşlar "hadis" konusu açılınca akın akın geldikleri bu siteden, biz ateist düşüncedeki kişilerle bilimsel konularda tartışırken veya İslam'a önyargılı bir şekilde her cepheden saldıranlarla tartışırken aniden ortadan kayboluveriyorlar.

En son Emre Bey bu konuya girdi ve daha ilk yorumundan itibaren (hem de İsrail'in ile ilgili başlıkta) konu ile ilgili sadra şifa tek kelime etmeden işi ruhçuluğa oradan da hoop hadis reddiyeciliğine bağladı. İster istemez insan şüpheleniyor; başka bir amaç; ne bileyim bir propaganda/tebliğ ya da akıl karıştırma mı var diye?

Her neyse.. Yine de su-i zandan kaçınıyorum.

Mustafa Bey açık ve net olarak meseleyi açıklamış. Bütün düşüncelerine katılıyorum.

Elinize sağlık Mustafa Bey..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 19, 2006 12:46 AM

Suat Bey,

"İster istemez insan şüpheleniyor; başka bir amaç; ne bileyim bir propaganda/tebliğ ya da akıl karıştırma mı var diye?" demissiniz.

Size hak vermemek mümkün degil. Hele Ali Imran suresinin mütesabih ayetlere itibar eden kimseler hakkinda yaktigi alarmi düsünürsek...

Emre Bey'in sözleri Hz Mevlana'nin deyimi ile "içinde igne sakli ekmek" gibi. Mevlana demisken, Mesnevi'de de bu nifak konusuna deginilmis:
"Taassub yüzünden hristiyanlari öldüren yahudi padisahin hikayesi" (325-700) hristiyanlari mahvetmek için bir vezirin dini çarpitarak insanlari nasil böldügünü anlatiyor.

Bundan sonra da Rûm suresi 32. ayetin hatirlanmasinda büyük fayda var :
"Onlar dinlerini parçaladilar, bölük bölük oldular. Her grup kendi inanci ile sevinmekte ve ferahlamaktadir."

Fakat gönlümüzü ferah tutalim. Gene Kur'an da dendigi gibi "Onlar hilelerini kurarlar. Süphesiz ki ALLAH'in hilesi hepsinden üstündür".

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: August 19, 2006 2:09 AM

Su fakirin zannı odur ki; eger bir kisi bazi seyler iddia ediyor ise bu iddialarini ispatlamakla yukumludur. Asagida degisik yerlerde konu basligini hice sayarak yazara ve yazinin basligi altinda her normal insan gibi konu ile alakali yorum yapmak isteyen insanlara yapilan saygisizliktan alintilar vardir. Simdi Emre bey'den alintiladigim yerlerle ilgili aciklamalar istiyorum

Yanlış çevirilerdeki "ruhunu alırız" gibi yanlış ifadeleri de gözden geçirmek durumundasınız.Ayetin orijinalinde ruh kelimesi geçmezken,hadislerdeki öğretiye uygun düşsün diye "ruhunu alırız,ruh bedenle birleştiğinde" şeklindeki hatalı tercümelere de dikkat lütfen.Ayetlerde yok böyle birşey.Can ve beden bütünlüğünden başka bir ifade bulamazsınız.
Bize kelimenin gectigi ayet , ayetteki arapca kelime, kelimenin orijini, turkce yanlis cevirildigini dusundugunuz kelime ve bunlarla ilgili kelime bilgilerini verir misiniz? Yada okudugunuz kitabin adi, link,... Yoksa size bu bilgilerin ruh yolu ile geldigine inanacagim...
Kuran'da kalu bela demişsiniz.İşte ayet çevirilerinde ruhçuluğa göre hatalı çevirilerden bahsederken kastettiğim bölümlerden biri odur.Açın o ayetin orjinalini eğer arapça biliyorsanız kendiniz bakın,bilmiyorsanız uzmanına kelime kelime çevirtin.Bakalım ezeli zamandan gelme tanrısal hayaletlerle ilgili bir mite rastlayacak mısınız?

Siz Arapca bilmeyen bana aciklar misiniz? Cidden merak ediyorum. Siz biliyor gibi konusuyorsunuz. Ya da bilmeyip ezberden her yerde bu bilgileri tekrarliyorsaniz, bunlari ezberlediginiz original belgelerin adini, linkini verir misiniz??

Adem'e ruhundan üflemesi olayını başka iletimde açıklamıştım(seküler ahlakla ilgili başlıkta).İnsana vahyedilmesi,temel bilgilerin işlenmesi olayıdır.

Ben bunu da bulamadim bunun da linkini rica edecegim...

tek başına düşünebilen bir Casper'a dönüşmüş,

Casper??? Ruh ve hayalet??? Anladigim kadari ile siz ruh ile hayaleti karistiriyorsunuz. Bakin eger kasteddiginiz hayalet ise ben burdaki arkadaslara kefilim. Hicbiri hayaletlere inanmazlar. Wallahi diyorum :))

Toprak madde de,ateş anti madde mi?

O zaman ben de size sunu sorayim. Ateş bir madde midir, yoksa enerji mi? Bakin bilimteknik dergisine gore : Kütlesi olan ve boşlukta yer kaplayan herşey maddedir. Alev, bir gaz karışımıdır. İçinde oksijen, karbondioksit, karbonmonoksit, su buharı gibi birçok gaz bulunur. Ateş de alevlerden oluştuğuna gore maddedir. Ateşin meydana getirdiği ışık ve ısı ise, madde değil enerjidir. Simdi cinler bu enerjiden mi yoksa maddeden mi yaratilmistir? Eger madde ise bu maddenin formulu nedir? Enerji ise bunu nasil aciklayacaksiniz?

Ben tamamiyle tarafsız bir gözle bakıyorum ayetlere,siz de buna var mısınız?O zaman dediğim gibi kimin ayetleri çarpıttığı-zorladığı,kimin olduğu gibi iman ettiği ortaya çıkacaktır.Ben madde ötesi Allah'a inanan birisiyim ve O'nun dışında madde ötesi olmadığını ayetlerde görüyorum.Bütün yarattıkları O'ndan ayrı ve maddiler.Cinlerin "ateşten" yaratılması bile açıkça bunu söylüyor.

Mesela ben ayetlere tarafsiz gozle bakiyorum" ne demektir? Neye gore tarafsiz. Musluman bir insan ayetlere nasil tarafsiz bakabilir. Siz nasil basardiniz bunu? Biz nasil tarafsiz bakabiliriz? Dediginiz sozler kendi kafanizda bir mana ifade ediyor mu?

Budistler de ruhun varlığını kabul etmezler.Ama gelin görün ki reenkarnasyonu kabul ederler.Orada ruhun yerini bilinç vs. başka bir ad veya kavram alır.Şimdiden reenkarnasyonu kabul eden ateistler tek tük de olsa var bildiğim.

Su paragrafta ne diyorsunuz Allah askina ne anlatmaya calisiyorsunuz? Neyi ne ile destekliyorsunuz.. Sayfalar dolusu birbiri ile hicbir bagi olmayan bilgiler. Budistmiyiz biz. Ornek niye? Yoksa ruhun olmadigina inananlar budizmden mi etkilendiler diyorsunuz. Hani inananlar hep baska yerlerden etkilenmislerdi ya!!

Yalnız ayetlerin apaçık birinci anlamlarını kabul ettikten sonra,ayetlerin işaret ettiği başka anlamlara da kafa yorabiliriz öyle değil mi?Tabii bizim yükleyeceğimiz bu ikincil ve üçüncül anlamlar birer iddia ve varsayım olmaktan ileri geçemiyecektir.Bu yüzden şimdi bu söyleceklerimi sadece "bir beyin jimnastiği" olarak kabul ediniz lütfen.Bunun dışında bir amacım yok.
Zaten sizin ayetlerden anladiginiz seylerin bizim nezdimizde farkli bir manasi yoktur. Yani beyin jimnastigi yapiyorsunuz. Dilediginiz gibi yapin tabi. ama bunlari yaparken sozlerinizi vahiy sozleri gibi bizlere dyatmaya kalkmayin. Ben boyle inaniyorum deyin ama iste budur, boyledir, digerleri hatalidir gibi seyleri bence kendinize saklayin.

Bu arada bu kadar maddeciligin icinde sihiri ve mucizeleri nasil degerlendiriyor sunuz??? Hersey madde ise mucizeler icin formulunuz nedir? Sopanin yilan olmasi icin 3 tutam kurbaga gozu, bir tutam bilmemne otu mu?

Sadece evrim değil,komunizm de binlerce yıldır bu öğretiyle yaşamaktadır.

Komunizm?? binlerce?? bize komunizmi binlerce yildir yasatan ulkeleri orneklerseniz size minnettar olucam. Samimi soyluyorum bu bir devrim olur :)

Kuran'da ise dediğinize denk gelen "nefs" veya "can" şeklinde ifadeler vardır.Ama asla bunlar evrenin merkezine konmaz.Allah yoktan yaratmıştır her şeyi ve bize verilen alıcıların izin verdiği ölçüde bu yaratılmış madde alemini algılıyoruz.Nefsimizin hiçbir yaratıcılığı yoktur.

Nefsimizin nasil yaraticiligi yok? Wallahi benim nefsim turlu turlu oyunlarla inanilmaz becerilere sahip. Neler uydurdugunu anlatamam. Belki sizin ki tembel bir nefistir? Ne biliyim yeni seyler bulma kabiliyetinden yoksundur.

Ha zaten verdiğim cevapları doğru bulduğunuzda tartışma da bitmiş olacaktır.Ama tatmin olmadığınız sürece "cevaplar bunlar değil" diyeceksiniz tabii ki.

tabii ki :)))

Ben birçok defa rüya görürken,rüya gördüğümün farkına varıyorum ve hatta onu yönlendirebiliyorum bile.Çünkü orada zihnimize göre şekillenen bir hayal dünyası var.Bir ilizyona veya hipnoz-telkin benzeri etkilerle yalana inanmak,hayal kurmak ve rüyalar

Nasil yonlendiriyorsunuz anlamadim? Ruyalarinizda istediklerinizi mi goruyorsunuz?? Bu isi ogretebilirsek emin olun milyonlarca dolar yapabiliriz :) Dileyin istediginizi ruyalariniza getirelim de sloganimiz olur :) Bir de mesela daha once yasadiginiza emin oldugunuz seyleri nasil acikliyor sunuz?

"açıkça dinin bile kesin ispatlara dayandığını" söylüyor.İnanç bir zan değildir,gerçek inanç yani bilgi kesindir ve delilleri vardır.Tıpkı Kuran'ın Allah'tan olduğunun sayısız delilleri olması gibi.
İman meselesi,inanç meselesi de hep nedense "zan-hüsnü kuruntu" ile karıştırılıyor.Hayır gerçek "inanç",gerçek "iman" bilgi demektir.Bilgi derecesine gelmemiş inanç ise sadece "bir zan-tahmnindir".


Mesela ben de bu kelimenize taktim. Inanc ve bilgi. Ben bu maci kazanacagimiza inaniyorum mesela. Inancim tam. Ama kaybediyoruz. Bunu nasil aciklayacaksiniz? Eger ayni kelime ise. Hani sizin hayalet ve ruh kelimeleri ayni ya. Benim de iman ve inanc kelimelerim ayni o zaman? Bilgiyi de siz eklemisiniz. Kelime cumbusune bakiniz..

.Hayır "din de","madde gerçek mi değil mi" meselesi de ispatlar sonucu kesin olarak bilinebilir.Yoksa onun adı iman-bilgi olmaz da,"zan-şüphe" olur.
Mesela Cin'lerin hangi maddeden yapildiginin bilgisi,imani,inanci ile ispatlayabilirsiniz. Yoksa bizler suphe duyacagiz. Zan altinda kalacaksiniz.

"en doğrusunu Allah bilir"

Yazan: fatih demir Tarih: August 19, 2006 7:45 AM

Mustafa bey,

Bu nedenle bu sitenin yorum bölümüne bir kural daha getirmeye karar verdim: Tekfir yasağı. Yani başka Müslümanlara karşı, itikadi nedenlerle, "sapkın, müşrik" gibi suçlamalar getirilmesine, bu sitede izin verilmeyecektir.
...[devamla]..
Ama o gelenekte sevdiğim ve takdir ettiğim bir özellik vardır: Tevazu. Yorumlar, "şu fakirin zannı odur ki" diye başlar, "en doğrusunu Allah bilir" diye biter. En doğrusunu bildiklerinde ısrar edip duran tasavvuf düşmanı ve materyalizm dostu Müslümanlar, biraz buradan örnek alsalar, herkes için iyi bir iş yapmış olacaklar.

Kuralin getririlmis olmaisini memnuniyetle kabul ediyorum --ama, burada yazili oldugu sekilde uygulanmak kaydiyla. Yani, birisi cikip acikca "senin[/sizin] goruslerin[/iz] sapkinliktir" ya da "senin[/sizin] goruslerin[/iz] şirktir" dememelidir. Bu kabul. Cunku, bir hukum veriyor.

Fakat, sunu diyebilecek midir: "kanaatimce[/bence/su kaynaga gore], senin[/sizin] goruslerin[/iz] sapkinliktir" ya da "kanaatimce[/bence/su kaynaga gore], senin[/sizin] goruslerin[/iz] şirktir"

Bu ikincisi de soylenemeyecekse, gercekten buradan tasi taragi toplayip gitmek zamanidir.

Gelelim simdi "hulul ettiği" [içine girdiği] meselesine.. Benim kanaatim bu gorus, ozellikle Budizm'den neset eden bir yaklasimdir --meraklilari 'avatar' kelimesini [forumlarda kullanilan karsiligindan biraz daha derinlemesine] incelemelerini oneririm.

Peki de, bunun ('hulul'un) cok az farkla benzestigini kanaatinde oldugum [dikkat: bir 'tekfir-savar'dir: 'kanaatinde oldugum' diyorum] 'vahdet-i vucut' kavrami icin ne diyeceksiniz?

Aralarindaki farki aciklamak icin bir kutuphane dolusu serhe serh dusmekten ibaret kulliyat onermeden, sade ve anlasilir bir dille, nicin ikisinin farkli oldugunu ve birinin ('vahdet-i vucut' kavraminin) makbul digerinin ('hulul'un) mekruh oldugunu, ya da olmasi gerektigini aciklayabilir misiniz?

Yoksa bu soruyu sormak otomatik olarak tasavvuf dusmani mi yapiyor beni, ve dolayisiyla tekfir zanlisi? :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 19, 2006 8:17 AM


Yaziniza tamamen katiliyorum..; Suat bey inde belirttigi gibi..; bence de harika bir yazi olmus,.!!!

Akliniza, ellerinize saglik Mustafa Bey,..Allah, sizden razi olsun!!!

Yazan: Aslı Altay Tarih: August 19, 2006 8:31 AM

Emre bey,

"Sevgi,aşk veya nefretinin nedeni içindeki hayalet değil.Senin insan olman"

İnsan olmak ne demek??? Hayvanın da hormonları ve beyni var ama insan değil. Farkı oluşturan nedir, bir düşünün isterseniz...

"Sen hormanlarınla,nefsinle,zihninle,elin ve ayağınla bir bütünsün ve maddi bir varlıksın.Hayaletlerin maneviyatla,erdemle bir ilgisi yok.Maneviyat ve erdem senin bedeninde-beyninde."

Bu hayalet saplantısından ne zaman kurtulacaksınız? Benim hayaletlere inandığımı nereden çıkarıyorsunuz. Ben ruhtan ne anladığımı size açıkladım. Sürekli bana ait olmayan kafanızdaki bir heyulayı bana ait bir fikirmiş gibi sunmaktan vazgeçin... Maneviyat ve erdem bedenimin ve beynimizin neresinde açıklar mısınız? Hep yüksekten konuşuyorsunuz, hiç açıklama çabası yok. Halbuki her şey maddi olduğuna göre ispat etmek de çok kolay olmalı, öyle değil mi?

"O dalga geçtiğin söz Allah'ın sözüydü,o dalga geçtiğin öğreti Allah'ın öğretisiydi.Ama senin ruhçu öğretinle çeliştiği için hemen tarafını seçiverdin bakıyorum :)"

Hayır efendim Kur'an'da bahsedilen "kötülük nefsindendir" senin anladığın olamaz, dalga geçtiğim senin kısır anlayışındır... Hz. Eyüp hangi günahı yüzünden acı çekmiştir, işkenceyle öldürülen peygamberler ne büyük günah işlemişler ki böyle eziyet görmüşler? Hayatı boyunca nezle dahi olmamış Firavun, ak pak olduğundan dolayı mı kötülük görmemiş? Senin maddeci öğretine göre belayı gören müstehak olduğu için görmektedir. Bunun doğuracağı sonuçları düşünebiliyor musun? Bu, insanı kalpsiz yapar, ruhsuz yapar (tam üstüne bastım galiba !) Akıl ve erdem zihindedir. Ayetleri yorumlarken biraz onu kullanmak gerekir, değil mi? Hem şu ayetleri gözden mi kaçırdınız ne?

Enbiya / 35. Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.

"Eğer onlara bir hayır gelirse "Bu Allahtandır" derler, eğer onlara bir şer gelirse "Bu sendendir" derler. De ki: "Hepsi Allahtandır"(4-78)


"Bir de sonradan "kaderinize razı olun" diye alayına devam etmişsin.Hayır Kuran bu gidişatı değiştirmenizi emrediyor.Tüm zorlukları ve sıkıntıları ortadan kaldırmak için çabalamak ve dünyayı cennetimsi bir hale getirmek Allah'ın emridir.Bunun en güzel yollarından biri de o musibete neden olan hatamızı bulup düzeltmek ve bataklığı kurutarak en başından sorunu çözmek.Yok bu sıkıntıları kaldırmak için mücadele etmezsen bu sefer ahirette de kaybedenlerden oluyorsun."

Bataklık tabir ettiğiniz ruhçu öğreti Lübnan'daki masumlar için ağlayıp dua ederken, sizin dünyayı "cennete" çevirecek materyalist öğretiniz başlarına ne gelirse müstehaktırlar diyor. Neydi? Akıl ve erdem zihnimizin eseri miydi??

"Nanenin ve hatta tuzun bile ruhu var ama kılını bile kıpırdatmıyor bak.Ama buna karşılık "ruhsuz-hayaletsiz" insanoğlu duygulara sahip"

Bir de benim arkadaşım Ruhi var, o da kılını kıpırdatmaz. Ne diyorsun kuzum? Nane ve tuz ruhuyla konunun ne alakası var?

"O üflenen Ruhtan kasıt Allah'ın iyiyi doğruyu en başından bize "temel olarak" vahyetmesidir.Her kim ki bu programa karşı gelirse sapmışlardan ve zalimlerden oluyor:"

Bu, sizin tefsiriniz. Delilsiz inanma olmayacağından bahsetmişsiniz. Şimdiye kadar ruhun olmadığına dair tek bir delilinizi göremedim. Hep Kurandaki "ruh" kavramının başka anlama geldiğini, kastın başka olduğunu savunup duruyorsunuz. İyi de neden size inanalım? Veya size inanmazsak neden müşrik olalım, orasını anlayamıyorum.

Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete...:)

Yazan: blue Tarih: August 19, 2006 11:02 AM

"bir şeyin şirk olduğunu söylemek,yanlış olduğunu söylemek özgürlüğünü kısıtlayacaksanız zaten bir işimiz kalmamış burada demektir" bu cümleyi söylerken bile gelmiş geçmiş milyarlarca müslümanı şirkle suçlayıp cehenneme yolluyorsunuz.bu tartışmanın başından beri hiç bir yorumcu sizi açık açık şirkle suçladımı emre bey?bu ifade özgürlüğü değil inanan insanlara yapılacak en büyük kötülüktür herhalde.çünkü ortada ŞİRK var.siz şimdiden geçmişteki,gelecekteki,bugün,müslümanların çoğunu Allah a şirk koşmakla cehenneme gönderdiniz.kusura bakmayın emre bey "sansür sopasını" çoktan haketmişsiniz...

Yazan: zeynep Tarih: August 19, 2006 1:03 PM

Daha ilk iletilerimden itibaren kimseyi cehenneme gönderme yetkisinin kimsede olmadığını söylediğimiz halde,sadece yapılan hataları göstermeye çalıştığımızı belirttiğimiz halde yine umursamazca "cehenneme gönderiyorsun,suçluyorsun" deme mekanikliği sürüyor.Hayır efendim,hoşunuza gitmeyen bir konuyu susturabilmek için bu çarpıtmanıza devam etmeyin.

İkincisi, gerçek islam'ı sunmaya çalışırken,başka dinlerin-öğretilerin "kısmen" etkisine girmiş arkadaşlar bizi İslam'a değişik şeyler sokmakla suçlamaya,kafa karıştırmakla itham etmeye kalkmaya devam ediyor.Hayır efendim,o eklemeler evvelden yapılmış ve biz ayıklanmasını istiyoruz.Yani sizin kafanızı karıştıranlar başkaları.Bizse onların yaptığı bu şeyi gösterip dini ilk haliyle sunuyoruz.Bu yüzden hadisleri-masalları,falancanın görüşlerini,değiştirilmiş eski kutsal kitapları,yahudi ve arap geleneklerini dinden söküp atın diyoruz.

Bir başkası hala "hayaletim olmadan asla" demeye devam ediyor.Birde Allah'ın sözüne alaycılığını örtmek için hadislerdeki uydurma peygamber hayatlarını,uydurma peygamber işkencelerini delil diye sunma komedisini sürdürüyor.hayır efendim,hiçbir peygamberin dişi kırılmadı,hiçbiri çarmıha gerilmedi ve sakatlık yaşamadı.Hepsi size değişmiş eski kitapların,rivayet ve hurafelerin benimsettiği yalanlar.Kuran'daki gerçek peygamber hayatlarına bakın ve dünyada nasıl yaşadıklarını görün.Dünyada başımıza ne sıkıntı geliyorsa elimizle yaptıklarımız yüzünden,.Kendi öğretinizle çeliştiği için Allah'ın sözlerine saldırma ve çarpıtma suçuna devam etmeyin.

Bir de hayvanı örnek olarak vermiş arkadaş ama kendi tezini çürüttüğünü görememiş.Hayvanların da aynı duyguları vardır,içlerinde hayaletleri olmadığı halde.Ama zekaları bizim kadar ileri seviyede olmadığı için daha basit düzeydedir hepsi bu.Yani duygu için ruha ihtiyaç olmadığını bir kez de siz kanıtladığınız için teşekkürler.

Bir başka arkadaş da hala "şu ispatlanamaz,bilemeyiz" diye bir felsefenin esiri olduğunu ısrarla vurgulamaya devam ediyor.Hayır efendim biliyoruz ve iman ediyoruz işte.Hem evreni ve yasalarını ve hem de onun yaratıcısını-dinini....

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 19, 2006 1:38 PM

Müzmin Bey,
Hulul inancıyla vahdet-i vücud birbirinden çok farklıdır. Hulul inancında Allah tek bir insanın (imamın) şahsına girer, bu yüzden o şahsın kendisi bir "ilah" olmuştur. Vahdet-i vücud, maddenin vehim düzeyinde var olduğunu aslında tek var olanın Allah olduğunu, bu yüzden "varlık birliği" olduğunu söyler. Başka bir deyişle, vahdet-i vücud şahısların varlığını kabul etmez ki Allah'ın bazı şahısların bedenine hulul ettiğini kabul etsin. Bu söylediğiniz vahdet-i vücud hakkındaki panteizm suçlamasına benziyor biraz. Panteizmde evren vardır ve kendisi bir ilahtır. Vahdet-i vücud, evreni hayal olarak kabul eder, panteizme taban tabana zıttır bu açıdan.

Yazan: Ahmet Tarih: August 19, 2006 1:51 PM

emre bey;
bizim şirkte olduğumuzu söylemeniz bizim cehennemlik yapıyor zaten,açık açık "siz cehennemliksiniz" demek abes olurdu herhalde.birde bu yetmiyormuş gibi "Allah ın sözlerine saldırmak ve çarptırmak"la suçluyorsunuz.bu suçlamak değil de nedir efendim.size en fazla kafanıza göre yorum yaptığınız söylendi.yorumla, saldırmak ve çarpıtmak arasında anlam olarak epeyce bi fark var. "sizin kafanızı karıştıranlar başkaları bizse onların yaptığı bu şeyi gösterip dini ilk haliyle sunuyoruz" alemin tek akıllısı sizsiniz zaten,bizde aklımız karışmış düşünemeyen zavallılarız.bu arada şahsen bu konu benim hoşuma gitmiyor değil,bilakis komik fikirleriniz beni eğlendiriyor.bu arada dikkatimi çeken bişey:emre bey yorumlarınız gittikçe saldırganlaşıyor

Yazan: zeynep Tarih: August 19, 2006 2:24 PM

Bir bilgi kaynağımız var.
VAHİY.

vahiy özü itibariyle bilimsel bilgi değil. kaynağı "ilahi " olan bu bilgi, sizin inaç alanınıza giriyorsa bigini kaynağınız oluyor.

dolayısıyla vahiy, ispatlanacak bir bilgi değil.
ancak bu deemk değil ki, biz bunu anlamlandırıken, en akla yatkın görüşü aramayacağız ?

vahiy tek başına bir şey değil.
biz vahiy bilgisini beynimiz aracılığı ile alıyoruz.

o halde beyin bu bilgi kaynağını nasıl "process" etmeli ki, output gerçeğe en yakını olsun.

bence akla yatkın açıklama "virtual " hayali olanlar değildir. / yani ruh gibi.
bilmediğimiz bir kutu var., buna ruh demişiz.

Biz bu evrende madde ve enerjiden başka birşey bilmiyoruz. Ve madde ve enerji biribine dönüşebliyor.

şimdi eğer bazı şeyler madde ve enerji ile açıklayabiliyorsak bunu yapmak zorundayız.

nekadar zorlayabiliyorsak.

eskiden ruh hastalıkları diye bilienen bir çok rahatsızlığın şimdi beyinde tanısı konabiliyor.

aşk, sevgi, özlem artık beynimizin fonksiyonları ve hormanlarla açıklanabiliyor.

bu sizi neden rahatsız ediyor ?

tabiatı beğenmiyor muusnuz ?

herşey bir bütündür. tabiatta insana özgü farklı neyi arıyorsunuz ?

muhteşem bir çeşitlilik var. BUNLARDAN BİRİ İNSAN.

ateş örneği gördüm yukarda,. insanlar eskiden onu ısınan gazların yer değiştirmesi olarak bilmezdi.,

kuran insanlara bişey anlatırken mecaz kullanmış olablir üstelik. cin ve ateş derken gerçek ateşi kastetmiyor da olablir. / bunu bilmenin ne önemi var, onu da pek anlamıyorum.

cin hakkında sadece bizim gibi olmadığını bilmek yetmez mi ?

örnek vermeye devam edeyim:

şizofren son derece maddi bir hastalıktır.
kafandaki nöronlardan biri bi yere yanlış bağlantı yapmış.

ama eskiden bu hastaya cin girmiş derlerdi.

bence birşeyi bilinen kavramlarla açıklayabiliyorsak, onu yapmalı.

nedir ruh ? glonlar mı ? protonun yapı taşı mı ?
o da bir enerjiye karşılık geliyor, ve madde.

sizin dediğiniz açıklamayı yapmanın imkanı yok ki zaten. ruh dediğinizde hiçbir şey demiş olmuyorsunuz.

Yazan: knz Tarih: August 19, 2006 3:23 PM

Emre bey,

'Daha ilk iletilerimden itibaren kimseyi cehenneme gönderme yetkisinin kimsede olmadığını söylediğimiz halde,'

Söylediğiniz halde ruha inananları en büyük günah olan şirkle itham eden başka bir Emre midir?

'sadece yapılan hataları göstermeye çalıştığımızı belirttiğimiz halde'

Çok masum bir şey yapıyormuş gibi konuşuyorsunuz. Ruhçu öğretinin nasiszmin ve evrim teorisinin kaynağı olduğunu iddia ediyor, ruha inanan tüm müminleri müşrik ilan ediyorsunuz.

'yine umursamazca "cehenneme gönderiyorsun,suçluyorsun" deme mekanikliği sürüyor.'

Sizin de şirk suçlamanız ortadayken pişkin bir şekilde beni suçluyorsunuz diye insanları suçlama mekaniğiniz devam ediyor.

'Hayır efendim,hoşunuza gitmeyen bir konuyu susturabilmek için bu çarpıtmanıza devam etmeyin.'

Çarpıtma olduğunu siz söylüyorsunuz. Şeyhin kerameti kendinden menkul.

'Hayır efendim,o eklemeler evvelden yapılmış ve biz ayıklanmasını istiyoruz.Yani sizin kafanızı karıştıranlar başkaları.Bizse onların yaptığı bu şeyi gösterip dini ilk haliyle sunuyoruz.'

Ne zamandan beri müşriğiz söyleyin de öğrenelim...

Bu yüzden hadisleri-masalları,falancanın görüşlerini,değiştirilmiş eski kutsal kitapları,yahudi ve arap geleneklerini dinden söküp atın diyoruz.

Öyle deyip dursanız belki anlaşacağız. Siz Kuran'a benim inandığım gibi inanın diyorsunuz. Her Kurancı mezhepsiz ayrı telden çalıyor. Hangi birine uyalım? Niye uyalım?

Bir başkası hala "hayaletim olmadan asla" demeye devam ediyor.Birde Allah'ın sözüne alaycılığını örtmek için hadislerdeki uydurma peygamber hayatlarını,uydurma peygamber işkencelerini delil diye sunma komedisini sürdürüyor.

Hz. Eyüp'ün hastalığı hadis midir? Yusuf kıssası masal mıdır? Kur'anda 'Onları lanetlememizin sebebi peygamberleri öldürmeleriydi' demiyor mu? Siz Kur'ancı olduğunuza emin misiniz??

'Dünyada başımıza ne sıkıntı geliyorsa elimizle yaptıklarımız yüzünden,.Kendi öğretinizle çeliştiği için Allah'ın sözlerine saldırma ve çarpıtma suçuna devam etmeyin.'

Benim bir öğretim yok... Hiçbir tarikata, cemaate mensubiyetim yok. Sizden farklı olarak hadis okurum. Ayetlere geniş perspektifle yorum getirmeye gayret ederim. Evet, söyledikleriniz peygamberin sözleriyle çelişiyor. Müddei davasını ispat etmelidir. Öyle uydurma hepsi diye hadisleri silip atamazsınız. Önce uydurma olduğunu ispat ediniz. Ben neden sadece Kuran'a bakmak mecburiyetinde hissedeyim ki kendimi? Benim ve 1500 senedir yaşamış ümmetin 'öğretisi' bellidir. Aksini iddia eden ispat etmek durumundadır.

'Bir de hayvanı örnek olarak vermiş arkadaş ama kendi tezini çürüttüğünü görememiş.Hayvanların da aynı duyguları vardır,içlerinde hayaletleri olmadığı halde.Ama zekaları bizim kadar ileri seviyede olmadığı için daha basit düzeydedir hepsi bu.'

Ben, hayvanların, bitkilerin ve hatta cansız maddenin dahi ruha sahip olduğunu düşünüyorum. Fakat vehmettiğiniz gibi hayaletçik değil, Allah'ın iradesine teslim olmuş ve etkiye karşı oluşan reaksiyonların bütünü olan bir olgu olarak... Sizi Emre, ineği de inek yapan bir olgu. Tabi ikisinin aynı seviyede olduğunu düşünemeyiz. Siz bunu zekayla ilişkilendirmişsiniz, ben ruhla ilişkilendiriyorum. Siz inekten daha zeki olduğunuz için üstün olduğunuzu savunabilirsiniz. Ben, inekle insanı ayıran üstünlük çizgisinin zekanın ötesinde olduğunu düşünüyorum.

'Bir başka arkadaş da hala "şu ispatlanamaz,bilemeyiz" diye bir felsefenin esiri olduğunu ısrarla vurgulamaya devam ediyor.Hayır efendim biliyoruz ve iman ediyoruz işte.Hem evreni ve yasalarını ve hem de onun yaratıcısını-dinini....'

Hem materyalist bir dini savunuyorsunuz, hem ispatsız iman etmemizi bekliyorsunuz. Ne yaman çelişki !

Yazan: blue Tarih: August 19, 2006 4:05 PM

Emre Bey,

Peygamberler sıkıntı çekmemiş, işkence görmemiş mealinde birşeyler yazmışsınız.

Allah aşkına sizin inandığınız peygamberler kimler? Bu nasıl bir şeydir ki sırf hadisleri inkar edeceğiz diye böyle garip şeyler yazıyorsunuz?

Peygamberimizin mekke döneminde çektikleri neydi? Tebliğe başladığı ilk zamanlarda karşılaştığı güçlükler neydi? Tebbet süresi niçin nazil oldu? Meşhur üç yıl süren boykot neyin nesiydi? Uhud savaşında neler oldu? Müslümanlar ve dolayısı ile Hz. Peygamber niçin yenildi ve sıkıntı çekti? Hendek savaşında çekilen sıkıntılar neydi? Madem sıkıntı, işkence çekmedi, niçin hicret etti? Kur'an'da birçok peygamberin kısası anlatılır. Madem peygamberler sıkıntı çekmez, işkence görmez neden Kur'an bazı peygamberlerin öldürüldüğünden sözeder? Hz.Yusuf'un kıssası nedir? Hz.Yakup'un kıssası nedir? Niçin Kuran'da "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır. " (Ali İmran 144) denmektedir? Öldürülme ihtimali sıkıntı kavramına girmiyor mu? Hz.İsa çarmıhtan son anda Allah tarafından kurtarılmıştır. O ana kadar çektikleri sıkıntı değil de neydi?

Saçmalamanın da bir usulü olur. Hem Hz.İsa'nın çarmıha gerildiğini Müslümanlar'dan kim söylüyor da onu bize yöneltip suçluyorsunuz?

Hadisleri reddedeceğiz diye düştüğünüz şu hale bak. Hadislerle beraber tarihi de reddediyorsunuz. Ayetleri kafanıza göre tev'il ediyorsunuz. Sadece Kur'an diyorsunuz ama daha kendi aranızda namazın bırakın rek'atlerini, vakitlerinde bile anlaşamıyorsunuz. Şu anda sayıları çok çok az da olsa sizin gibi Kur'anıyyun akımını savunanlar var. Ve aralarında onlarca farklı görüşe bölünmüşler. Madem sadece Kur'an yetiyor bu farklılıklar neden çıkıyor? Biz "ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisi gereğince mezhepleri ve çeşitli ekolleri İslam'ın esnekliği, çoğulculuğu ve Allah'ın rahmeti olarak görüyoruz. Ya siz, hepiniz sadece Kur'an demenize rağmen aranızdaki namazda bile düştüğünüz bu ayrılığı nasıl açıklıyorsunuz? Bu çelişki de nasıl boğulmuyorsunuz?

İslam'ın temel direği ve tüm ümmetin detaylarına varıncaya kadar ittifak ettiği namazı bile çeşit çeşit biçimlerde ( namazın 2, 3, 4 veya 5 vakit olduğunu iddia eden ve kılan ayrı ayrı kurancılar var) kılan ve hepsi de Kur'an'dan bu anlamı çıkarttığını söyleyen Kuraniyyun akımı mensuplarını biliyoruz. İslam'ın temel direğini maymuna çevirdiniz. İslam'a çok büyük zarar veriyorsunuz.

Daha büyük bir sorun da şu. Hadisleri reddederken sebeb-i nüzülleri, siyakı, sibakı da reddediyorsunuz. Dolayısı ile ayetin indiği ortamı ve tarihsel kişilikleri de. Peki o zaman o ayetin indiğini nasıl ve neye göre kabul ediyorsunuz? Yani hadisleri ve tarihsel konumları, ve ayetin içine indiği toplumsal olaylarını reddediş ve şüphe saplantısı, Kur'an ayetlerinde ve onların yazılma, toplanma ve korunması konularında nasıl aniden durabiliyor? Bu ne yaman ve tehlikeli çelişkidir ki bunun farkına bile varmıyorsunuz?

Sizen önce buraya uğrayan hadis reddiyecilerinin tezlerinin nasıl bir saçmalık olduğunu Mustafa Bey'in ilgili yazısının altında birçok arkadaşla beraber yeterince açıkladık. Bütün argümanlarını çürüttük.Düştükleri açmazları, yaptıkları hataların vahim boyutlarını tek tek gösterdik ve tartışmayı bitirdik. Dileyen arkadaşlar bakabilir. Ama hala bu saçma fikirde ısrar eden arkadaşları görmek bana cidden acı veriyor. Bu İslam'dan Hz.Peygamber'i kovmak ve Kur'an'dan dilediğin manayı dilediğin gibi çıkartmak demektir. Bu İslam'ın içini boşaltmak demektir. Muhakkak ki hadislerin içine uydurma sözler karışmıştır, zaten bunu reddeden kimse de yok. Ve bu uydurma hadisleri ayıklama üzerine birçok metodolojiler belirlenmiştir. Benim de benimsediğim metodoloji, ravi kritiği yanında hadisin metin sağlamasınında yapılmasıdır. Fakat bunun hadisleri topyekün uydurma damgası vurmak da neyin nesi? Hz.Peygamber 23 yıl bıoyunca Kur'an ayetleri dışında sustu mu? Türkiye'nin en önemli hadis bilginleri ve eleştirmenleri H.Kırbaşoğlu, S.Hatipoğlu gibi isimler bile sadece Kur'an akımını saçmalık ve tartışılması bile gereksiz bir ekol olarak görürken, sizde ki bu anlamsız ısrar niye?

Bu konu o kadar anlamsız ki tartışmaya bile gerek yok. Onun için benim de bunu uzatmaya niyetim yok. Ama açıklayıcı ve hadislere bakışın nasıl olması gerektiği babında Mustafa İslamoğlu'nun kısa ama güzel bir yazısını da alıntılamak istiyorum:

Sünnet ve hadis bazılarımızın sandığı gibi Kur'an'a paralel akan müstakil bir nehir değildir. Allah'ın mesajını insanlara iletmekle yükümlü olan Peygamber Aleyhisselam'ın hayatında ve sözlerinde Kur'an'ın yankılanmasıdır.

Kur'an'ın ilk ve en büyük muhatabı olan Rasulullah'ın fiil ve kavillerindeki bu yankıyı yok sayarak, ona görmezden gelerek, İlahi vahiy ne kadar anlaşılabilir ki? Peygamber'i gözardı ederek Kur'an'ı anlamaya kalkmak, olsa olsa Kur'an'ı gözardı ederek Peygamber'i anlamaya kalkmak kadar vahim bir hata olur.

Allah Rasulü'nün hayatı, vahyin ete kemiğe bürünmüş şekliydi. Onun içindir ki mü'minlerin annesi Hz. Aişe'ye onun ahlakı sorulduğunda "Siz hiç Kur'an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur'an'dı!" diye cevap vermişti.

Sünnet ve hadisin bize vereceği birçok ders vardır. Bunların başındaysa şu sorunun cevabı gelir: "İlahi bir inşa projesi olan vahiy bir insanın tasavvurunu, aklını, kişiliğini, özetle bütün bir hayatını nasıl inşa eder?"

Bu sorunun en güzel cevabını Allah Rasulü'nün uygulamalarında ve sözlerinde buluruz. Dahası, Kur'an'ın inşa ettiği bir insanda göz nasıl bakar, kulak nasıl duyar, akleden kalp nasıl çalışır, ağız nasıl konuşurun cevabını da yine onda buluruz.

Hadislere analitik değil de kategorik bir zihniyetle yaklaşan süpürücü her akıl, bilerek ya da bilmeden ilahi vahyin yere basan ayaklarını kesiyor demektir. Vahyin ayaklarını kesmek, aynı zamanda vahyin ayaklarını yerden kesmek demektir. Ayakları yerden kesilen bir mesaj yeryüzünde "iz" bırakamaz. Yeryüzünde iz bırakmayan ise "izlenemez". Birine "izle" diyorsanız, ona bir "iz" göstermek zorundasınız. Sünnet ve hadis, işte bu izleri temsil ederler.

Okumak ciddi bir iştir. Hele okunan metin dini bir metinse, bu ciddiyet daha bir gereklidir. Okumanın bir yolu yordamı vardır. Tabiî ki hadis okumanın da bir yolu yordamı olacaktır.

Okuduğu, içinde sünnet olan bir hadisi (çünkü içinde sünnet bulunmayan birçok hadis de var) uygulamanın yanında dini bir delil olarak başkalarına da iletecek olanların mutlaka yapmaları gereken birkaç husus var:

1. Kur'an'ın muhkematını iyi bilmeli ve hadisin sağlamasını Kur'an'la yapabilmeli. Yoksa farkında olmadan Rasulullah'ın hayatıyla o hayata mesnet olan ilahi mesajı çatıştırır. Bu ise hiç de arzulanan bir durum değildir.

2. Hadislerin durup dururken öylesine söylenmiş sözler olmadığını, onların da "3 N 1 K"sının bulunduğu, yani bir yeri, zamanı, muhatabı, gerekçesi, ortamı, amacı, özetle bağlamı bulunduğu unutulmamalı. Hadisin doğru anlaşılması ve yorumlanmasında bu bağlamın önemi sanıldığından büyüktür.

3. Hadislerin lafzen değil anlam olarak nakledildikleri akıldan çıkarılmamalıdır. Muhtemeldir ki Hz. Peygamber'in ağızlarından o lafızlarla çıkmamışlardır. Dolayısıyla hadisin tek tek lafızları üzerine yorum bina etmenin birçok mahzuru beraberinde getirebilir. Eğer yorum bina edilecekse o konuda Rasulullah'ın söyledikleri yanında yaptıklarının bütünü gözönüne alınarak yorum yapılmalıdır.

4. Yine bu meyanda, hadislerde geçen kimi kalıp ifadeler ve ıstılahlar vahyin inşa ettiği bir zihinle anlaşılmalıdır. Bir örnek vermek gerekirse, bir önceki yazımda "Bir yöneticinin hayra yönelişini destekleyen Allah.." diye çevirdiğim ibarenin lafzi karşılığı "Bir yöneticinin hayrını isteyen Allah.." şeklindedir. Fakat Allah'a izafe edilen her hayır ve hidayet şu ilke ışığında anlaşılmalıdır: "Doğru yola yönelenin Allah bu konudaki yeteneğini artırır" 47:17) Tabiî ki "Allah'ın sapmasını dilediği" türünden her tür metin de yine "Allah yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmaz" (2:26) ilkesi ışığında anlaşılmak zorundadır. İşte bunun gibi.

5. Hadis kitaplarının, çok yüksek sayıdaki rivayet arasından müellifinin belirlediği kriterler doğrultusunda seçilmiş hadislerden oluşan bir "seçki" olduğu unutulmamalıdır. Bu seçimde Buhari ve Müslim en titiz davrananlar arasında yer alırlar. Fakat seçimde ne kadar titiz davranılırsa davranılsın, insan hali az da olsa gözden kaçan kimi rivayetlerin olabileceği hatırlanmalı. Buhari'nin Sahih'i tekrarlı 7397, tekrarsız 2602 hadis içerir. Buhari bu hadisleri 600.000 hadis arasından seçtiğini söyler (Siyeru A'lam, 11/187). Bu rakamlar, sanırım meramımı izaha kafidir.

6. Bu tür hadis derlemelerinden azami istifade isteniyorsa, hadisi anlama hususunda yardımcı kaynaklarla birlikte okunmalıdır. Mesela bu konuda M. Esed'in İslam'ın İlk Yılları adlı Sahih'in dört kitabını içeren şerhi, H. Kırbaşoğlu'nun konuyla ilgili eserleri. M. Görmez'in Sünnet ve Hadisin Anl. Met. Sorunu adlı eseri, M. İslamoğlu'nun Üç Muhammed'i ilk anda akla gelenler.

Gerçekten bu konuda M.İslamoğlu'nun "Üç Muhammed" i çok iyi bir kitaptır. İlgilenenler muhakkak okumalı.(Kitapyurdunda tükenmiş görünüyor ama piyasada mevcut)

Bizim aklımızın karışması değil mesele.. Bizim İslami bilgimiz/altyapımız sizin yazdıklarınızla karışmayacak kadar sağlam, merak etmeyin. Ama bu satırları okuyan ve islami bilgisi zayıf olan arkadaşların kafalarının karışmasına neden olma ihtimaliniz var. Ve ben amacınızın da zaten bu olduğunu düşünüyorum bazen.

İfratta ve tefrite diretmenin alemi yok. Tıpkı hadislerin tamamını sahis kabul edip Kur'an-ı Kerim hatmi yapar gibi Buhari Şerif hatmi yapanların düştüğü marjinaliteye siz de tam aksi yönde tüm hadisleri reddederek düşüyorsunuz. İslam itidaldir, orta yoldur.

Yanlış da ısrar etmeyin.. Siz bırakın yanlışta ısrar etmemeyi, kendi düşüncelerinizin kesin doğruluğundan bahsediyorsunuz.

Ört ki ölem!..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 19, 2006 5:51 PM

Sayın AKYOL

Bir genelleme halesi olan yazısında bizim birtakım düşüncelerimizide tenkit etmiş.Fakat biz bu tavrı doğru bulmamaktayız o yazıyı okuyanlar sizin genellemeleriniz(Materyalis Müslümanlar) muvazenesinde bizim söylemediğimiz! sözleri de bize ait sanabilirler.

Ayrıca bu ifadeyi ''materyalist Müslüman'' son derece çirkin bulduğumuzu bilmenizi isterim.Biz yazılarımızda kimseyi tekfir! etmememize rağmen sadece mücerret/soyut hakikati söylememize bu ifadelerimizi de yeni birşey keşfetmiş gibi değil daha önceki İslam düşünürlerine dayandırarak(Ruhun varlığı yokluğu meselesi İslam aleminde bugünün meselesi değildir) ifade ettiğimiz halde sizin bu nitelemeniz üstü kapalı ve belkide açık tekfir içermektedir.

Lütfen uyguladığınız sansür kuralından kendinizi azade tutmayınız.

Birde;
"Materyalist Müslümanlar", "oradaki kasıt sizin anladığınız ruh değildir, candır, bilgidir" vs. diyorlar. Olabilir. Olmayabilir de.Her yorum mümkündür. Belki de hiç bir zaman tam anlayamayacağımız bir sırdır''
demişsiniz.
Bu ifadeye nedemek lazım bilemiyoruz.Nerden tutsak bizim olur.

Terminolojik bir dil kullanalım Kuran'ın ayetlerinin delaleti kat'i olmadığını söylemekle yeni bir hüküm tesis etmiş oldunuz bu yeni usulünüzu bir gerçeği dile getirmesi bakımından dikkate değer buluyoruz.

Kuran'ı Kerim'i anlayamama diye özetleyebiliriz.

Kuran için ''Olabilir. Olmayabilir de.'' ifadelerini kullanırken hangi tasavvurata dayandığınız usul kitaplarında ders olarak okutulmaktadır.Bu kadarı sanırım yeterli olacaktır.

Ayrıca hulul meselesinde söylediklerinizde yukaridaki tasavvurunuzun ürünü zira yorumlarımıza dikkat etmemeşsiniz.

Şöyle demişsiniz;

(Mesela her insanın Allah'tan bir ruh taşıdığını savunmakla, Allah'ın belirli bir insana "hulul ettiği" [içine girdiği] şeklindeki sapkın inancı aynı şeymiş gibi göstermeye kalkmaları.)

Eğer itikad kitaplarını boş bir vaktinizde inceleyebilrseniz hulul'ün tam bizim ifade ettiğimiz şey olduğunu göreceksiniz.Yineliyorum insanda Allahtan bir ruh veya bir parça ruh olduğunu söyleyeceksiniz sonra da bunun hulul olmadığını iddia edeceksiniz ifadelerinizdeki paradoksu nasıl oluyorda göremiyorsunuz.

İtikad ve kelam kitaplarına bakıldığında hulu'ün daha ziyade iki şekilde tanılandığını görürürüz.

1. Tecessüm: Bir insanda veya varlıkta Allahın cisimlendiğini somutlaştığını(Allah'ın haşa o varlıkta vucut bulduğunu) öngören hulul.

2.Bir varlığa veya canlıya/insanın içine Allah'ın girdiği yani özel örneklere bakıldığında da görülecektir bu içe girme durumu Allah'ın ruh olarak algılanıp kişinin içine girmesidir ki bu da hulul'ün başka bir şeklidir.

3.İtikad kitaplarında hepsi islam dışı ŞİRK olarak nitelenen görüşler olduğu görülecektir hemde daha önce hatırlattığımız gibi İslam alimlerinin ittifakıyla.Yine hatırlattığımız bir konu; bu kadar basit bir konudan İslamın temelleri olan akaid bilgilerinden yoksun olmamız bizi dehşete düşürmüştür.

Diğer yorumlarınızla ilgili fazla birşey söylemeye ihtiyaç hissetmiyoruz.Maalesef hamasi konuşmuşsunuz.Ayrıca sansürü doğru bulmuyoruz.

SAYGILARIMLA

MUHAMMED ALİ DİKTAŞ

................


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

MUHAMMED BEY, BENİM BURADAKİ "MATERYALİST" SÖZÜM, KENDİ İCADIM DEĞİL, EMRE BEY KENDİNİ AÇIKÇA MADDECİ İLAN ETTİ, HATTA "MATERYALİSTLER BİLE SAPIP RUHÇU OLMAYA BAŞLADI" DİYE HAYIFLANDI.

MATERYALİZM YOLUYLA BİR TEKFİR DE YAPMIYORUM; "TEİSTİK BİR MATERYALİZM" MÜMKÜN DEDİM ZATEN. BEN SİZLERİ İSLAM DAİRESİ DIŞINA SAPMAKLA DEĞİL, BAŞKA MÜSLÜMANLARI SAPKIN İLAN ETMEKLE ELEŞTİRİYORUM.

SİZLE "HULUL" TARTIŞMASINA GİRMEME GEREK YOK; MÜSLÜMAN ALİMLERİN HEMEN HEPSİNİN MADDE-ÖTESİ BİR RUHU KABUL ETTİĞİNİ, AMA TÜMÜNÜN "HULUL"U BİR SAPIKLIK SAYDIĞINI HATIRLAR İSENİZ, İKİ GÖRÜŞÜN ARASINDA DAĞLAR KADAR FARK OLDUĞUNU GÖREBİLİRSİNİZ.

KURAN'I KERİM KONUSUNDA İSE "ANLAŞILAMAZ" DEMEDİM; DEDİĞİMİ ÇARPITMAYINIZ LÜTFEN. FARKLI YORUMLARIN MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİM; BU DA ÜMMETİN GENEL KABULÜDÜR. "TEKFİR" MERAKLILARI DIŞINDA....

SAYGILARIMLA,

M.A.

Yazan: MUHAMMED ALİ DİKTAŞ Tarih: August 19, 2006 5:57 PM

sayın knz;
"bilmediğimiz bir kutu var buna ruh demişiz"peki sizce bilmediğimiz o kutu ne?maddeyle açıklanabilirmi?"cin hakkında sadece bizim gibi olmadığını bilmek yetmez mi"sizin gibi sadece "akla yatkın açıklamalar" yapan ve bekleyen biri için oldukça dar ve kıt bir fikir.illaki de madde kökenli bir açıklama istiyorsanız,foton adı verilen ışık zerreciklerinin belirli bir oranda ve düzende birleşmesiyle ve yüklenmiş dalgalarla cin dediğimiz varlığn oluştuğunu dahası bu ışık zerreciklerinin sahip olduğu enerjiyi meydana getiren özün RUH olduğunu gayet "akla yatkın açıklamalarla"uzun uzun dile getiren araştırmacılar var.sanırım biraz araştırırsanız bulursunuz.bu arada akıllı tasarımla ilgili bölümleri okursanız tabiatı daha çok beğeneceksiniz buna emin olun.

Yazan: zeynep Tarih: August 19, 2006 6:23 PM

Ahmet bey,

Hulul inancıyla vahdet-i vücud birbirinden çok farklıdır.

Ben buna cok da emin olamiyorum.

Hulul inancında Allah tek bir insanın (imamın) şahsına girer, bu yüzden o şahsın kendisi bir "ilah" olmuştur.

Yani, Budizm filanda karsilasilan 'avatar'a benzer bir sey. Farki, 'avatar'larda Tanri daha cok belli ozellikleri ile bir kulda 'hulul' ya da 'zuhur' eder.

Sizin bahsettiginizden anladigim dogru ise, 'hulul' bir kulun Tanriyi kendi vucudunun icine, yani bir cesit kendi tekeline almasi oluyor.

Benim baktigim yerden, boyle bir iddianin anlamli olmadigini soylememe gerek bile yok.

Vahdet-i vücud, maddenin vehim düzeyinde var olduğunu aslında tek var olanın Allah olduğunu, bu yüzden "varlık birliği" olduğunu söyler.

OK. Bu cumlenizin uzerinde asagida duracagim --tekrar alintilayarak.

Başka bir deyişle, vahdet-i vücud şahısların varlığını kabul etmez ki Allah'ın bazı şahısların bedenine hulul ettiğini kabul etsin.

Vahdet-i vucut 'yandas'larinin, ya da o ekolden olanlarin 'hulul' hakkindaki gorusleri yardimci olsa da, beni cok fazla ilgilendirdigini soyleyemem --malum, 'misafir misafirden, evsahibi hic birinden hoslasmaz misali'... :)

Bu söylediğiniz vahdet-i vücud hakkındaki panteizm suçlamasına benziyor biraz.

Ben sucluyor degilim. Sonucta butun bunlar bilmiyor oldugumuza yonelik modelleme tefekkurleridir; dolayisi ile 'suc'lu demek bence dogru degil.

Ben sadece, Islam teolojisinde (inanc modellemesinde) nasil olup da [bence tutarli ve dolayisi ile hakli olarak] 'hulul' yok kabul gormezken, 'vahdet-i vucut' kabul gorebiliyor oldugunu ogrenmek istiyorum.

Simdi tekrar donelim sizin yukaridaki cumlenize:

Vahdet-i vücud, maddenin vehim düzeyinde var olduğunu aslında tek var olanın Allah olduğunu, bu yüzden "varlık birliği" olduğunu söyler.

Allahi kendi vucudunda goren kul ile Allah ile ayni 'vucud'u paylastigini soyleyen bir kul arasinda tabii ki fark var ama bu olsa olsa bir derece farkidir. Yani, sonucta --benim baktigim yerden [dikkat: tekfir-savar]-- Allah ile bir 'ortak'liktan bahsediyor oluruz.

Baska bir deyisle, benim sordugum soru duz ve teknik bir sorudur ve su kelimelerle yeniden dile getirilebilir:

Vahdet-i vucut kavraminda kul ile Allah arasinda zimnen de olsa bir ortaklik iddiasi yok mudur?

Yok ise --ki, bence var--, nicin/nasil yok; var ise, Islamda nasil oluyor da kabul goruyor?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 19, 2006 7:43 PM

Emre beyin iddialari isiginda ruhun olmadigini gösterebilmenin mümkün olup olmadigina dair bir incelemede bulunalim. Eger bunu göstermek mümkünse Emre bey iddiasinda yani "-ruh maddenin bir ürünüdür, insana ait ölümsüz bir ruh (nefs, can veya bilinc) yoktur" derken haklidir. Ama aksi en az bir mantiksal durumda gösterilebiliyiorsa Emre bey iddiasinda yaniliyordur.

Ayni zamanda knz hanimin

bence akla yatkın açıklama "virtual " hayali olanlar değildir. / yani ruh gibi.
bilmediğimiz bir kutu var., buna ruh demişiz

eskiden ruh hastalıkları diye bilienen bir çok rahatsızlığın şimdi beyinde tanısı konabiliyor.
aşk, sevgi, özlem artık beynimizin fonksiyonları ve hormanlarla açıklanabiliyor

görüsüne de cevap olacaktir.


Madde üstü oldugu varsayilan bilinc veya ruh materyalizmin iddialari tarafindan neden cürütülememektedir?

Bunu anlamamiz icin önce materyalizme göre ruh veya bilinc denen seyin tarifini yapmaliyiz :


En kaba haliyle ruh veya bilinc (benlik, farkindalik da diyebilirsiniz) maddenin en üst düzey organizasyonu olarak kabul edilir. Beyindeki fizikokimyasal reaksiyonlar insan zihnini yönetmekte, bu sayede insan karar verme, secim yapma, düsünebilme gibi iradi vb. eylemleri gerceklestirebilmektedir.

Materyalistler bu iddiayi desteklemek ve idealizmin töz iddiasini cürütmek icin söyle bir örnek verirler; beyinden bir parca kesilir (veya deneklere sarhos edene kadar icki icirilir), daha sonra bu denegin zihinsel faaliyetleri kayda alinir. Sonuclar tahmin edeceginiz gibi materyalizmin lehine gibi görünür. Zira denek artik saglam bir zihin fonksiyonuna sahip degildir. İctiginde sapitan insanlar buna örnektir. Ruh veya bilinc artik eskisi gibi islev görememekte ve maddede meydana gelen olumsuz degisikliklerden olumsuz etkilenmektedir. Bu da ruh veya zihnin maddeye bagimli, hatta onun organizasyonunun bir ürünü oldugunu göstermektedir materyalistlere göre.

Oysa bu iddiayi en az bir mantiksal durum gecersiz kilmaktadir. Materyalistler ruh veya bilincin maddeye bagimli olmasini maddenin ürünü olmasi ile karistirmaktadirlar. Ruh/bilinc maddeye bagimlidir ama, bu onun maddenin ürünü oldugunu göstermez. Cünkü ruh dogru organize olmus bir beyinde (yani saglam beyinde) normal is görebilmektedir.

Burayi acalim; ruhu veya bilinci bilgisayardaki software veya isletim sistemi (windows) olarak düsünün, maddeden ibaret olan beyni ise hardware yani donanim farzedin. Software ve hardware muhakkak birbirine bagimli hareket etmek zorundadir. Software'in (ruhun) hardware olmadan bir anlami olmaz, tersi de gecerli. Bu durumda ben hardware'in bir kismini mesela islemcisini söksem veya ona hasar versem (beynin bir parcasini alsam, veya adama icki icirip sarhos etsem), bu davranisim hardware'den (beyinden) bagimsiz olan software'in (ruhun) fonksiyon durumunu etkiler. Software yani ruh, islemcisi hasar görmüs olan hardware'in yani sarhos beynin icinde artik vazifesini eskisi gibi saglikli yerine getiremez. Software hardware'deki hasardan dolayi düzgün calismayip sürekli hata verecektir, yani icki icip beynini sarhos eden adam normal zihinsel fonksiyonlarini yerine getiremeyecektir.

Sonuca gelirsek, demek ki materyalistlerin iddia ettigi gibi ruh maddenin organizasyonunun ürünü olmuyor. Daha dogrusu beyne bagimli oldugunu söylemek onun maddenin ürünü oldugunu kanitlamiyor, hatta dogrulamiyor. Cünkü ruh sadece saglam bedende saglam is görebilir. Bozuk plaktaki sarki aslinda plagin bozuklugundan bozuk calar, ayni sarki saglam plaga kondugunda düzgün calar. Ruhta böyle, saglam beyinde saglam is görür, icki icerse adam o zaman ruh normal islevini yitirir ve belkide normal calismak istedigi halde calisamaz.

Ruh veya bilinc elle tutulamaz ama gercektir, bunu her felsefe kabul eder. Sorun onun maddenin bir ürünü olup olmadigi iddiasinda ortaya cikiyor. Bu örnekte maddeye verilen hasarla ruhun maddeden etkilendigini gösterip "-gördünüz mü ruh (bilinc) maddenin bir ürünüdür" diyen materyalistlerin bu iddialarinin gecersizligi gösterilmistir.


Görüldügü gibi bir mantiksal durum, ruhun maddenin ürünü oldugu iddiasini cürütmektedir. Daha dogrusu materyalizmin bu iddiasini gecersiz kilmaktadir.

Düsünce mi yoksa madde mi önce gelir?


Bir kisi mesela yazi yazarken disaridan gürültülü bir ses isitirse mutfakta bir esyanin düsmesi veya yan dairenin tüpünün patlamasi düsüncesini aklina getirir. Burada fiziksel dünyanin zihinsel dünyayi etkileme gücü görülmektedir (somutun soyutu etkilemesi = materyalist argüman).


Ancak buna karsilik zihinsel dünya irade gücüyle fiziksel dünyayi etkiler. O sesi duyduktan sonra zihin önlem almayi irade eder, yan daireye yardima kosar, ya da mutfakta ne olup bittigine bakmaya karar verir. Zihinsel dünya burada fiziksel dünyayi (soyutun somutu etkilemesi = idealist argüman) yani somutu yönlendirir, maddeye hükmeder.


Bilgisayardaki software'ler programcilarin zihnindeyken maddi alt yapiya sahiptir, ama bu yine onun maddenin ürünü oldugunu göstermez, software'i (windows'u) silsek dahi degisen birsey olmaz. Yazilim (hayalet) bir bedene (makineye) ihtiyac duyuyor. .


O ancak madde olan yerde calisir ama, bu o'nun maddenin organizasyonunun bir sonucu oldugunu göstermez.

O halde ben bir sey irade etmek istedigim zaman, mesela Camlica'ya cay icmeye karar verdigim zaman bunu bana emreden sey beyindeki fizikokimyasal reaksiyonlar degildir, ben istiyorum bunu, ben irade ediyorum ve fizikokimyasal reaksiyonlar benim bu istegim sonucu devreye giriyor. Ve beynimin iradi olan bu emrini bedene intikal ettiriyor, dogruca Camlica'nin yolunu tutuyorum.


Artik bu "ben" neyin nesi ise, bunu bende bilmiyorum))) (ruh veya bilinc). Ama maddeye/donanima bagimli calisan bir software/ruh oldugunu biliyorum. İkisi de dualizme götürüyor beni. Bilincim maddeden ayri degil ama maddenin ürünü de degil. İkisi de farkli varliklar ve birbirine cok sıkı baglilar.

Yazan: Clausewitz Tarih: August 19, 2006 9:30 PM

Sayın knz,

'Bir bilgi kaynağımız var.VAHİY'

Sizin için bilgi, benim için hikmet ve hidayet kaynağı...

'vahiy özü itibariyle bilimsel bilgi değil. kaynağı "ilahi " olan bu bilgi, sizin inaç alanınıza giriyorsa bigini kaynağınız oluyor.'

gottcha !

'dolayısıyla vahiy, ispatlanacak bir bilgi değil.
ancak bu deemk değil ki, biz bunu anlamlandırıken, en akla yatkın görüşü aramayacağız ?'

kimin aklına yatkın görüşü? Hangi bilimsel veriye göre? Platon mu? Newton mu? Kuantum mu?

'vahiy tek başına bir şey değil.
biz vahiy bilgisini beynimiz aracılığı ile alıyoruz.'

Hayır, biz gayba iman ediyoruz. Gayb, adı üstünde gayb'dır. Maddi ve fiziksel değildir ve iman denilen budur.

'o halde beyin bu bilgi kaynağını nasıl "process" etmeli ki, output gerçeğe en yakını olsun.'

Hangi gerçek? Beyin, binlerce yıldır aldığı bilgiyi farklı proseslere tabi tutup farklı outputlar çıkarıyor. Öyle ortak bir beyin, hiç bir zaman olmadı. Nedensellik de kuantuma başını tosladı. Siz her şeyi iki yüz yıl geriden takip ediyorsunuz...

'bence akla yatkın açıklama "virtual " hayali olanlar değildir. / yani ruh gibi.
bilmediğimiz bir kutu var., buna ruh demişiz.'

Biz demiyoruz, bilgi kaynağı! vahiy diyor. Ruh, bilmediğimiz bir kutu, doğru. Bildiklerimizden yola çıkıp açıklama yapmak gerçeğe haksızlık olur, çünkü daha canlılığın ne olduğunu bile bilmiyoruz. Bilime göre ruh ve cin yoktur demek kusura bakmayın, cahilliktir. Bunu böyle cesaretle söyleyebilecek bir bilim adamı olduğunu sanmıyorum.

'Biz bu evrende madde ve enerjiden başka birşey bilmiyoruz. Ve madde ve enerji biribine dönüşebliyor.'

Bilmememiz olmadığını göstermez. Enerjiyi maddeye dönüştüremiyoruz, yanlış bilgi...

'şimdi eğer bazı şeyler madde ve enerji ile açıklayabiliyorsak bunu yapmak zorundayız.'

Neden zorundayız anlamadım. 100 yıl önce babasız doğumun olmayacağını düşünüyorduk. Atomun maddenin bölünemez yapı taşı olduğunu sanıyorduk. Işığın tanecikler şeklinde yayıldığını düşünüyorduk. Tabiatta her olayın geri dönüşümlü olduğuna, entropiye, vs. inanıyorduk. 100 sene sonra neye inanacağımız ise tamamen meçhul. Eldeki veriler, kuantum fiziği bize maddenin ötesinde bir şeyler olduğunu fısıldıyor.

'eskiden ruh hastalıkları diye bilienen bir çok rahatsızlığın şimdi beyinde tanısı konabiliyor.'

Ruh, hasta olmaz. Beden hasta olur. Ruh hastalıkları yanlış bir deyim. Beyin hastalıkları olmalı. Maddi olmayan bir şeyin nasıl hastalığı olabilir. Ruh hastalığı ismini veren, ruhu maddi bir şekilde açıklamaya çalışan bilim adamlarının isimlendirmesidir.

'aşk, sevgi, özlem artık beynimizin fonksiyonları ve hormanlarla açıklanabiliyor.'

Hadi ya? Siz birini hangi hormonunuzla özlüyorsunuz söyleyin bakalım... Peki sevgiye yol açan hormon nedir? Hangi durumda salgılanıyor? Bilen bilmeyen konuşuyor !!!

'herşey bir bütündür. tabiatta insana özgü farklı neyi arıyorsunuz ?'

Bir şey aramıyorum. Olduğunu biliyorum. Ne olduğu umrumda değil. PC gibi, nasıl yazıyorum, hangi chiplerde nasıl elektrik akımı geçiyor, monitore aksediyor umrumda değil, yazıyorum...

'muhteşem bir çeşitlilik var. BUNLARDAN BİRİ İNSAN.'

eğer her şey maddi ise bu kadar çeşitlilik olamazdı. Topu topu 20 küsür hormon var. Bunların en fazla kaç permutasyonu olabilir. Demek ki bu çeşitlilik de ruhun varlığını gösteriyor.

ateş örneği gördüm yukarda,. insanlar eskiden onu ısınan gazların yer değiştirmesi olarak bilmezdi.,

Yeni öğrendim demiyor da...

'kuran insanlara bişey anlatırken mecaz kullanmış olablir üstelik. cin ve ateş derken gerçek ateşi kastetmiyor da olablir. / bunu bilmenin ne önemi var, onu da pek anlamıyorum.'

Hiçbir önemi yok. Maddidir diye iddia ederseniz, büyük önemi olur. İspatlarsınız, Fatih bey'in dediği gibi nobel ödülünü alabilirsiniz.

'cin hakkında sadece bizim gibi olmadığını bilmek yetmez mi ?'

Fransızlar nasıl diyorlar: Exactement !

'şizofren son derece maddi bir hastalıktır.'

Tüm hastalıklarda olduğu gibi. Eee?

'kafandaki nöronlardan biri bi yere yanlış bağlantı yapmış.'

Beyin cerrahı olmanıza az kaldı, ha gayret !

ama eskiden bu hastaya cin girmiş derlerdi.

'Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamak çok doğal bir refleks ! Yerçekimi de hayali ipler olarak açıklanıyor, yani Yunan mitolojisiyle. O zamanlar sizin gibi bir mütehassıs bulunmadığı için insanlar bildikleri kavramlar üzerinden konuşmuşlar. Bir karikatürü vardı Selçuk Erdem'in. Orta çağda ölmek üzere olan bir adamın üzerinde konuşma baloncuğu. Şöyle yazıyor: 'Hayatım bir şey şeridi gibi geçiyor ama ne şeridi söyleyemeyeceğim...'. Aynı durum !

'bence birşeyi bilinen kavramlarla çıklayabiliyorsak, onu yapmalı.'

Açıklayabilseydik, açıklardık.

'nedir ruh ? glonlar mı ? protonun yapı taşı mı ?
o da bir enerjiye karşılık geliyor, ve madde.'

'De ki: O Rabbimin emrindendir. Ve size ondan çok az bilgi verilmiştir.'(17/85) Mucizevi bir cevap...

'sizin dediğiniz açıklamayı yapmanın imkanı yok ki zaten. ruh dediğinizde hiçbir şey demiş olmuyorsunuz.'

Hiç bir şey demiş olmuyoruz... Belki de her şeyi demiş oluyoruz. It depends !

Yazan: blue Tarih: August 19, 2006 9:49 PM

Emre bey diğer başlıkta veda etmiş, ruhu sıkılmış burada:))

Yazan: furkan taha Tarih: August 19, 2006 11:44 PM

" Sizin bahsettiginizden anladigim dogru ise, 'hulul' bir kulun Tanriyi kendi vucudunun icine, yani bir cesit kendi tekeline almasi oluyor.

Tanrı'nın kulun bedenine girmesi desek daha doğru olur. Kul kendisi tanrıyı içine almıyor, tanrı zaman zaman insan biçiminde tecessüm ediyor. Yine de verdiğiniz tanımın doğru olduğunu söyleyebiliriz. Dürziler bu inanca örnektir. http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCrzi

Vahdet-i vucut 'yandas'larinin, ya da o ekolden olanlarin 'hulul' hakkindaki gorusleri yardimci olsa da, beni cok fazla ilgilendirdigini soyleyemem --malum, 'misafir misafirden, evsahibi hic birinden hoslasmaz misali'... :)"

Bahsettiğiniz "vahdet-i vücud yandaşları"nın hulul hakkındaki görüşlerini örneklerseniz daha iyi anlayabilirim demek istediğinizi.


" Bu söylediğiniz vahdet-i vücud hakkındaki panteizm suçlamasına benziyor biraz.

Ben sucluyor degilim. Sonucta butun bunlar bilmiyor oldugumuza yonelik modelleme tefekkurleridir; dolayisi ile 'suc'lu demek bence dogru degil.

Yok, sizin suçladığınızı söylemedim. Vahdet-i vücud görüşünü panteistlikle suçlayan kişilerin sayısı az değildir hani. O bakımdan söyledim.

Ben sadece, Islam teolojisinde (inanc modellemesinde) nasil olup da [bence tutarli ve dolayisi ile hakli olarak] 'hulul' yok kabul gormezken, 'vahdet-i vucut' kabul gorebiliyor oldugunu ogrenmek istiyorum."

Çok basit: Vahdet-i vücudun İslam'a aykırı bir yanı yok, çünkü tamamen Kuran üzerine yapılan bir tür yorum. Hulul inancı, az önce de bahsettiğim gibi sapkın bir inançtır ve tabii ki kabul görmez.


"Simdi tekrar donelim sizin yukaridaki cumlenize:

Vahdet-i vücud, maddenin vehim düzeyinde var olduğunu aslında tek var olanın Allah olduğunu, bu yüzden "varlık birliği" olduğunu söyler.

Allahi kendi vucudunda goren kul ile Allah ile ayni 'vucud'u paylastigini soyleyen bir kul arasinda tabii ki fark var ama bu olsa olsa bir derece farkidir. Yani, sonucta --benim baktigim yerden [dikkat: tekfir-savar]-- Allah ile bir 'ortak'liktan bahsediyor oluruz.

Baska bir deyisle, benim sordugum soru duz ve teknik bir sorudur ve su kelimelerle yeniden dile getirilebilir:

Vahdet-i vucut kavraminda kul ile Allah arasinda zimnen de olsa bir ortaklik iddiasi yok mudur?

Yok ise --ki, bence var--, nicin/nasil yok; var ise, Islamda nasil oluyor da kabul goruyor?"

Vücud derken herhalde "maddi vücut"u anlıyorsunuz. Vücud birliği, varlıkta Allah'tandan gayrı bir şey bulunmamasıdır. Kişinin Allah'ı kendi varlığında görmesi, sözkonusu ayete ve Allah'ın her zerrede bulunmasına dayanıyor. (Allah'ın Adem'e kendi ruhundan üflemesi vs.)

İkinci soruya gelince: Bu ortaklıktan ne anlaşıldığına bağlı. Vahdet-i vücud anlayışında Allah ile ortaklık iddiası vardır tabii. Bir dakika hemen tekfire başlamayın açıklayabilirim. :)
Tasavvuf anlayışında Allah'ın 99 ismi vardır ve bu isimler mahluk değil, ezelidir. Allah insanı bu isimlerin manalarını ortaya koymak üzere yaratmıştır. Allah'ın "Halim" ismi insanda da bulunan bir "isim" yani özelliktir. Biz buna tecelli diyoruz. :) Daha önce de söylenilen Allah'ın Adem'in kalıbına kendi ruhundan üflemesi meselesi de konuyu açıklayan başka bir örnektir. Kainat Allah'ın yansıması olduğu için Allah'la cüzi olarak ortak yanları vardır tabii ki. Sizin ortaklıktan kastınız nedir?

Yazan: Ahmet Tarih: August 20, 2006 3:07 AM

Ahmet bey,

Tanrı'nın kulun bedenine girmesi desek daha doğru olur. Kul kendisi tanrıyı içine almıyor, tanrı zaman zaman insan biçiminde tecessüm ediyor. Yine de verdiğiniz tanımın doğru olduğunu söyleyebiliriz. Dürziler bu inanca örnektir. ">http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCrzi

Durzilik hakkinda hic bilgim yok; wikipedia da pek bir sey icermiyor. Ismailiye'den bir arkadasim olmustu vaktiyle; fakat teoloji tartismaga sira geldiginde 'once bir inan, sonra sorularinin cevaplarini veririm' deyince 'merci, ben almiyim' demistim.. :)

OK, sonucta asagi yukari ayni seyi soyledigimizi saniyorum. Avatarlar da aynen sizin dediginiz uzere, kulun bedenine Tanrinin girmesi, o bedende zuhur etmesidir. Mutabiksak, bu kismi gecebiliriz herhalde.

Bahsettiğiniz "vahdet-i vücud yandaşları"nın hulul hakkındaki görüşlerini örneklerseniz daha iyi anlayabilirim demek istediğinizi.

Bildigim kadariyla: Sevmiyorlar. Yetmez mi? :)

Çok basit: Vahdet-i vücudun İslam'a aykırı bir yanı yok, çünkü tamamen Kuran üzerine yapılan bir tür yorum. Hulul inancı, az önce de bahsettiğim gibi sapkın bir inançtır ve tabii ki kabul görmez.

Bence aykiri tarafi var. Tek ve yegane oldugunu her nefeste soyledikten sonra, maddi ya da manevi vucutla Allaha katilmak iddiasini ben hic bir zaman anlayabilmis degilim.

Vücud derken herhalde "maddi vücut"u anlıyorsunuz.

Hayir. Maddi vucut olmasi sart degil --zaten, Allahin maddi bir vucudundan da bahsetmedim. Dolayisi ile, 'vucut' kavraminin butun anlamlari cinsinden soyluyorum.

Vücud birliği, varlıkta Allah'tandan gayrı bir şey bulunmamasıdır.

Bu ifade hersey icin gecerli. Yani, butun yaratilanlar icin gecerli -eger, yaratilani Yaratanin bir parcasi olarak kabul edersek [sayet edersek].

Ve, boyle bir kabulumuzun var oldugunu farzedelim: Bu kabul, hic kimseye bir digerinden daha farkli bir sey kilmaz. Yani, 'vahdet-i vucut taa basindan beri vardir ve herkese, her zerreye taninmis bir imtiyazdir' demek zorunda oluruz.

Ama, vahdet-i vucut'cular bunu demiyor --yanlis anlamadiysam. Onlar, kullarin bir sekilde bir seylerin sirrina ererek vucud vahdedine ulastigini soyluyorlar --yanlis mi biliyorum.

Eger yanlis bilmiyorsam, bu yukaridaki faraziyeden farkli bir sey olmak zorunda. Oyle degil mi?

Kişinin Allah'ı kendi varlığında görmesi, sözkonusu ayete ve Allah'ın her zerrede bulunmasına dayanıyor. (Allah'ın Adem'e kendi ruhundan üflemesi vs.)

Abes bir benzetme olacak, biliyorum, ama, soylemek zorundayim: Okyanustan bir damla su alip siseye koyup yanimda gezdirdigim zaman, yanimda Okyanus mu gezdirmis olurum?

İkinci soruya gelince: Bu ortaklıktan ne anlaşıldığına bağlı. Vahdet-i vücud anlayışında Allah ile ortaklık iddiası vardır tabii. Bir dakika hemen tekfire başlamayın açıklayabilirim. :)

Tekfir pesinde eli tetikte olanlardan degilim; dolayisi ile, benden cekinmenize gerek yok :) Ama, dediginize katilmadigimi soyleMEyecegim, bilakis, katiliyorum.

Tasavvuf anlayışında Allah'ın 99 ismi vardır ve bu isimler mahluk değil, ezelidir.

Tasavvuf anlayisindaki isimlerin bir dayanaginin olmadigini da biliyoruz degil mi?

Allah insanı bu isimlerin manalarını ortaya koymak üzere yaratmıştır.

Oooops.. Benim bildigim kadariyla, sizin atifta bulundugunuz esma-ul husnanin ele gelir bir dayanagi yok --birileir bir zamanlar bir sekilde bir seyleri tadat etmisler. Dolayisi ile, boyle bir listeden yola cikip Allahin kullarina ne emrettigini soylemek bana cok cok zor gelirdi.

Allah'ın "Halim" ismi insanda da bulunan bir "isim" yani özelliktir. Biz buna tecelli diyoruz. :)

Baskalari da onomasti diyorlar, ama, bu konuyla alakasi yok :)

Saka bir yana, uyduruk bir listeden birilerine birilerinin verdigi ismin vahdet-i vucuta 'delil' getirilebiecegi aklima gelmezdi dogrusu.. :)

Daha önce de söylenilen Allah'ın Adem'in kalıbına kendi ruhundan üflemesi meselesi de konuyu açıklayan başka bir örnektir.

Simdi.. mecazlar icinden mecaz begenin.. Once ruhun ne oldugunu anlamak lazim. Kolay degil. herkese gore tarifi baska --can da oyle ama, ruh esittir can degil. Ne oldugunu pek de anlamadigimiz bir seyden bahsediyoruz.

Ondan sonra da, 'Ruhundan ruhuna uflemek'ten bahsediyoruz. Maddesinden maddesine, ya da Ruhundan maddesine degil.. Bir de, tabii, 'uflemek' kelimesi var ki; o da basli basina bir mecaz gayyasi. Nicin dokmek, katmak, eklemek, aktarmak degil de uflemek? Bilmiyoruz.

Bilmedigimiz bunca sey varken, benim yukaridaki okyanus benzetmemi mumla aratacak --okyanustan bir damla su degil de, okyanusu ruyasinda gormus olmak falanla daha yakin dusecek-- bir mecazlar sarmalindan 'vahdet-i vucut' cikarmak degme yetenegin yapacagi is degil gibi geliyor bana..

Bu devirde o tur bir yetenegin kesrine sahip olanlar corporate lawyer oluyorlar bence :)

Kainat Allah'ın yansıması olduğu için Allah'la cüzi olarak ortak yanları vardır tabii ki.

Kainatin tamami? Belki. Onun da Allahin tamamina benzeyip bnzemedigi hakkinda hic bir sey bilmiyoruz.

Butun bunlar boyleyken, kainatin icinde zerre olceginde dahi sayilamsi zor olan bir insanin --bir ferdin-- bundan gelin-guvey olmasi ne derece anlamlidir?

Sizin ortaklıktan kastınız nedir?

Dort harfli. 'Sureka'nin tekili --ve onun fiil koku.. :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 20, 2006 11:28 AM

Blue sakin olun, ben bu sayfanın misafiriyim.
Hiç bir zaman bu sayfanın asıl konuşmacısı olmam.
Emre benimle ilgili sürekli "ruhçu" ruhçu dediği için geldim. knzce bir kaç söylemek istedim.

VAHİY' :Sizin için bilgi, benim için hikmet ve hidayet kaynağı...

az sonra kendiniz onaylayacaksınız "output" farklı diye. Sizin hikmet ve hidayet olarak yorumladığını durum aslında zihninizin sizi aldatması olablir. Onun için vahiyi bilgi olarak kabul etmekten yanayım ben(Kendi adıma )

'vahiy özü itibariyle bilimsel bilgi değil. kaynağı "ilahi " olan bu bilgi, sizin inaç alanınıza giriyorsa bigini kaynağınız oluyor.'

gottcha !

gottcha :) iyi bişey mi dedniz, kötü bişey mi ?
bu sadece bir tanım. vahiy deyince genel bir tanımlama düşünmelisiniz. inaçlarınıza saldırmadım.

Mesela hasan mezarcının aldığını söylediği "vahiy", sizin inanç alanınıza gir-me-diği için, bu sizin için bilgi ve hikmet kaynağı değil değil mi ? yoksa öyle mi ? yorum yapmam tabiki gelecek cevaba.


'dolayısıyla vahiy, ispatlanacak bir bilgi değil. ancak bu deemk değil ki, biz bunu anlamlandırıken, en akla yatkın görüşü aramayacağız ?'

kimin aklına yatkın görüşü? Hangi bilimsel veriye göre? Platon mu? Newton mu? Kuantum mu?

kimin aklına göre kavram yoktur. Akıl insanın doğal yetisidir. İnsan türünün diğer birçok canlıya nazaran hayatta kalamsına yarayan yetidir.

aklın ne olduğunu annenizden öğrenebilirsiniz.
O aklını kullanmasaydı bugün hayatta olmazdınız,.

beşikten düşmeyin diye önünüze koyduğu sandalye akıldır.

akılımı kullanarak hayatta kalma şansımızı artırız. Çok karmaşık düşünüyorsunuz. Basiti kaçırmayın.

akıl sayaesinde günlük deneyimlerimiz almalandırır ve öğreniriz.

dolayısya bilinmeyen birşey hakkında akla yatkın bir açıklama varsa, yapabiliyorssak yaparız. Yapamıyorsak susarız. Susmak büyük bir erdemdir.
Tevazudur. Bilim o yüzden tevazudur.


'vahiy tek başına bir şey değil.
biz vahiy bilgisini beynimiz aracılığı ile alıyoruz.'

Hayır, biz gayba iman ediyoruz. Gayb, adı üstünde gayb'dır. Maddi ve fiziksel değildir ve iman denilen budur.

gayb bilinmeyense,siz maddi ve fiziksel olup olmadığını nerden biliyorsunuz?
gayp hakkında bir iddia cümlesi yazamazsınız.

katılmıyorum. Gayb bilinmeyen gerçektir.
Bilinmeyen gerçeğe iman ederiz.

bilinmeyen gerçek hakında sadece kuşa, yaprağa, yere düşen taşa bakmaktan başka çareniz yok.

evrim karşıtı düşünceler mi maddeye düşman yapıyor bizi ? bir yaprakla kendinizi aynı hissetmezseniz doğayı anlayamazsınız.

öyle aynı hissetmelisniz ki sonunda, yaprak kırıldığında siz cız edersiniz.

Bir yaprağa zarar veremezsiniz.

evrim karşıtı olmak marifet değil, bunu size söylemiyorum. Zeynep hanıma diyorum.

kendini yapraktan ayrı tut, maymundan ayrı tut, düşen taştan başka tut,. o zaman varlığın hikmeti ne ?

size ibrahim peygember oğlunu kurban etmeye götürdüğü zaman diye anlatıklarında bu hikayeyei nasıl anlamlandırıyorsunuz ?

kaprisli bir tanrıya bağlılık mı ?
tanrı da aman aman insafa geldim, mademki bu kaadr çok bağlıymışsın demiş ve bir koyun göndemiş.

iman etmek için çok şık hikaye değil bu.

hikaye belki şöyledir; siz farketmiyorsunuz.
başkalarının çocuklarını çok kolay kurban ediyorsunuz.,

filistinde orda burda, tapınklar da, ve hatta yollarda tekmelediğiniz kurbanlık danalar da..

Onların hepsi sizin çoğunuzdur.
Sen kendi çoğunu kurban etmek isiter miydin ?
Bunu hisset ve bu duyguyu yaşa.
kemiklerine kadar yaşa.

o halde herbir kurban kemiklerini tiretsin.
aklınla ölüm döngüsü içindesin.
nasıl kurban vereceğini o döngünün içinde öğren.

aslan avını parçlarken ilk darbayi felç eden yerinden vurur. Acıkmadan ava çıkmaz.

siz aslandan, yapraktan nefret ederseniz, gözünün hep dışarda olursa neyi nerden ve nasıl öğreneceğiz ?

'o halde beyin bu bilgi kaynağını nasıl "process" etmeli ki, output gerçeğe en yakını olsun.'

Hangi gerçek? Beyin, binlerce yıldır aldığı bilgiyi farklı proseslere tabi tutup farklı outputlar çıkarıyor. Öyle ortak bir beyin, hiç bir zaman olmadı. Nedensellik de kuantuma başını tosladı. Siz her şeyi iki yüz yıl geriden takip ediyorsunuz...


ortak çözüm arayışlarımız hiç bitmez. Umuttur bu.
neden burda yazıyorsunuz ? aklınızı mı kaçırdınız ? dağılın gidin öyleyse herbiriniz bir yere ??

'bence akla yatkın açıklama "virtual " hayali olanlar değildir. / yani ruh gibi.
bilmediğimiz bir kutu var., buna ruh demişiz.'

Biz demiyoruz, bilgi kaynağı! vahiy diyor. Ruh, bilmediğimiz bir kutu, doğru. Bildiklerimizden yola çıkıp açıklama yapmak gerçeğe haksızlık olur, çünkü daha canlılığın ne olduğunu bile bilmiyoruz. Bilime göre ruh ve cin yoktur demek kusura bakmayın, cahilliktir. Bunu böyle cesaretle söyleyebilecek bir bilim adamı olduğunu sanmıyorum.

bilinmiyorsa açmaktan yana değilim., evet sohbet güzel, spekülasyonlar bizim hoşumuza gider, bize iyi gelir. sadece o kadar. Ben ondan bişey öğrenemem. Öğrenme alanıma girmeyen bişey bana bişey öğretmez. O kutuyu oraya bırakır, yaprağa geri dönerim. bence sizleri okumak fena değil, fakat spekülasyonları gerçek sanma vehmine kapılmayın sadece.

bir de, insan için topu topu 20 horman demişsiniz ya; bu da benim ağırıma gidiyor. Madde hakkında herşeyi öğrendik mi ?
o hormaon araya nasıl geldi ?
yaprak gibi çiziliyorum.
bir tek sizler hasass değilsiniz ki ?

yani; sözün özü emre bana ruhçu derken de, sizler ruhsuz derken de ne dediğinizi anlamıyorum :)

Yazan: knz Tarih: August 20, 2006 11:31 AM

Müzmin bey

Ve, boyle bir kabulumuzun var oldugunu farzedelim: Bu kabul, hic kimseye bir digerinden daha farkli bir sey kilmaz. Yani, 'vahdet-i vucut taa basindan beri vardir ve herkese, her zerreye taninmis bir imtiyazdir' demek zorunda oluruz.

Ama, vahdet-i vucut'cular bunu demiyor --yanlis anlamadiysam. Onlar, kullarin bir sekilde bir seylerin sirrina ererek vucud vahdedine ulastigini soyluyorlar --yanlis mi biliyorum.


Dediginiz gibi Vahdeti Vücud bu kabule göre tüm varliklar icin gecerli oluyor.

Fakat Vahdeti Vücud'cularin kullarin bir sekilde bir seylerin sirrina ererek vücud vahdedine ulastigini söylemeleri bu gercegin her zerreye taninmis bir imtiyaz olmasi ile zitlik icermiyor.


Onlarin her zerre icin gecerli olan bu gercegi bir takim yollarla tecrübe etmeleri onlari imtiyazli kilmiyor bence. Onlar calisip cabalayip -herkes icin gecerli olan bu gercegi- bir sekilde ögreniyorlar, buna kazanc diyebiliriz, ama verilmis bir hak demek dogru olmaz zannedersem..

Hatta bu sirra eren kullar kendilerini digerlerinden daha imtiyazli görmüyorlar, tam tersi daha mütevazi oluyorlar diyerek cok bilindik bir laf edeyim dedim )).

Yazan: Clausewitz Tarih: August 20, 2006 1:54 PM

Değerli yorumcular, Ruhun mahiyeti konusunun çok
ilgi çektiği yazılan yorumların bolluğundan belli.
Bununla ilgili bir konu başlığı açılması Faşist
Siyonist çeteyi yaptıkları konusunda uyarma görevi
mizi engellememeli. Bu herşeyden önce onların hayrına olacaktır. İçlerinden bir teki bile yaptık
larından utanıp, pişmanlık duysa Rahmanın rahmeti
ni kazanabilir ki buda çok büyük bir kazanımdır.
Gelelim Ruhun mahiyeti konusuna, Bu hususta bize
en önemli ipucu İsra süresi 85. Ayettir.
Ayet bize mealen, Ruhun Rabbimizin emri olduğunu
ve insan denen yaratılmış akıllı varlığın ilmiyle
bunu kuşatmakta yetersiz olduğu mesajıdır.
Acizane anladığım, Hiç birşey yokken var olan
Allah, Kün yani ol emriyle yaratışı başlatmıştır.
Ruh Rabbin yaratış vasıtası emridir. İlk formdan
son forma kadar bu emir devam etmektedir. Bu emre
muhatap olan her varlık Ruhtan bir eser taşımakta
dır.Cebrail As. da bu Emir Kemal mertebesindedir.
Peygamberlerde, ilim sahiplerinde Ruhun alametleri
daha yapıcı bir mahiyettedir. Yağmur bile ilahi
emirle yağıyor ve rahmet adını alıyorsa Ruhtan
vareste değildir. Yinede bunun gerçek mahiyetinin
insan tarafından kavranamayacağı, Rbbimizin sözü
dür. Bu söze saygılı olmalı ve haddi aşmamalıyız.
Söylediklerim için Allahın af ve mağfiretine sığı
nırım. En doğrusunu Allah bilir. Sevgi ve saygılar
Levent.

Yazan: levent Tarih: August 20, 2006 3:11 PM

syn knz;
vahiyle başlayıp,ara formda gayb,akıl,yaprak,kuş,taşı kullanıp evrime geçmiş,ibrahim peygamberin kıssasına çarpmış,hormonlarla sonucu bağlamışsınız.acayip bir potansiyeliniz var,şaşırtıcı doğrusu.
tabiatı sizden daha çok sevdiğime inanıyorum,çünkü her kuşa yaprağa taşa baktığımda önce yaratıcının gücünü görüp irkiliyor sonrada beni bir kuş maymun taş olarak yaratmadığı için teşekkür ediyorum yani tabiat benim için çok daha fazla işlev görüyor.sizin yerinizde olsaydım eğer bir maymunla akraba olduğum için üzülürdüm herhalde.ve işte o zaman nefret ederdim belki aslandan yapraktan maymundan.bu arada "akıl insanın doğal yetisidir.insan türünün diğer birçok canlıya nazaran hayatta kalmasına yarayan yetidir"emin olun aklınızı kullanarak yaşam şansınızı artırmaktan çok daha fazlasını yapabilirsiniz.aklınızı zorlamaktan korkmayın...

Yazan: zeynep Tarih: August 20, 2006 5:33 PM

zeynep,
ben bu konularda kimseyle yarışmam.
siz benden daha iyi olun, daha çok sevin.

Yazan: knz Tarih: August 20, 2006 7:13 PM

Clausewitz bey,

Dediginiz gibi Vahdeti Vücud bu kabule göre tüm varliklar icin gecerli oluyor.

Fakat Vahdeti Vücud'cularin kullarin bir sekilde bir seylerin sirrina ererek vücud vahdedine ulastigini söylemeleri bu gercegin her zerreye taninmis bir imtiyaz olmasi ile zitlik icermiyor.

Simdi... once o 'kabul'u kabul ediyor muyuz?

Sizi bilemem, ama, ben etmiyorum. Cunku, eseri eser sahibinin bir parcasi olarak gormek benim icin hic de kolay degil; anlamli gelmiyor bana.

Anlamli kilabilecek tek analoji, canlilarin dogrumasinda oldugu uzere, dogan seyin dogurandan bir suru sey ihtiva etmesi ornegi olabilir.

Eger soylenmek istene bu ise, bunu o kadar dolambacli bir sekilde soylemege ne gerek var: Kestirmeden herkesin ve herseyin tanrisallik icerdigini soylersiniz ve dinler, ve --o cok sevdigimiz kelime-- eskatoloji filan gereksiz olur... Herkes tanridan bir parca ise, peygamber kim oluyor, imtihan filan da ne?

[tekrar] Simdi... su 'zitlik icermiyor' deyisinizi bir daha gozden gecirmek ister miydiniz?

Onlarin her zerre icin gecerli olan bu gercegi bir takim yollarla tecrübe etmeleri onlari imtiyazli kilmiyor bence.
Onlar calisip cabalayip -herkes icin gecerli olan bu gercegi- bir sekilde ögreniyorlar, buna kazanc diyebiliriz, ama verilmis bir hak demek dogru olmaz zannedersem..

Bu gercek --eger gercek ise, eger her zerre Allahin bir parcasi ise (ki, ben oyle dusunmuyorum; ait olmak baska, zatindan parca olmak baska cunku)-- kimlerden gizli bir gercektir?

Simdi, o gercegin farkina (sizi bilmem, ama,) ben vardim; bu beni 'vahdet-i vucut' iddiasinda bulunmak hakkini haiz kilar mi?

Kilarsa, ben ne olurum? Icinde Allah olan, Allahi (kismen de olsa) temsil eden --yani, bir tur Avatar, ya da 'hulul' sahibi-- olmaz miyim?

Hatta bu sirra eren kullar kendilerini digerlerinden daha imtiyazli görmüyorlar, tam tersi daha mütevazi oluyorlar diyerek cok bilindik bir laf edeyim dedim )).

Kulaga hos gelecek laflar edilince ben de mest oluyorum, ama, iki kulagimin arasinda bir seyler devreye giriyor ve 'dur bakalim', 'yahu, bu ne diyor' filan gibi seylerle ortaligi karistiriyor..

Buna bir ornek de, bu ilmekteydi galiba, birisi 'Biz gaibe iman ederiz' cinsinden bir seyler demisti.. Hos, guzel bir soz..

Ama, 'gaibe iman etmek' ne demek? 'Gaip' ise 'bilinmez' demek degil mi, 'bilinmez' ise 'icerigi de bilinmez' demek degil mi?

'Icerigi bilinmez' olanin nesine ve nasil iman ediliyor gibi sorular da sormadan edemiyorum..

Bunu, biraz da, yukarida Levent beyin su guzel vaazi baglaminda soyluyorum:

Yağmur bile ilahi emirle yağıyor ve rahmet adını alıyorsa Ruhtan vareste değildir. Yinede bunun gerçek mahiyetinin insan tarafından kavranamayacağı, Rabbimizin sözü dür. Bu söze saygılı olmalı ve haddi aşmamalıyız.

'Ne'den vareste olmadigini soyluyor; orda bir sey oldugu kesin: Ruh.

Ama, kavranamaz oldugunu da ekliyor.

Yani, hem hukum var, hem de varligina dair hukum verilen seyin mutlak kavranamazligi..

Gaibin icini doldurmak da bu tur seyler olsa gerek..

Neyse. Senenin moda lafi ile bitireyim: En dogrusunu Allah bilir. :)

Haddimizi asmak konusunu da dolayisi ile Allaha havale etmis oluyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 20, 2006 7:35 PM

Bay AKYOL

Sözlerinize ''BENİM BURADAKİ "MATERYALİST" SÖZÜM, KENDİ İCADIM DEĞİL, EMRE BEY KENDİNİ AÇIKÇA MADDECİ İLAN ETTİ''diye başlamıssınız.Görülüdüğü üzere materyalist tanımlamasını üzerine alan Emre Bey ve onun kendini böyle tanımlıyor olması sadece onu bağlar siz bu başlık altında bizim görüşlerimizden bahsetmişsiniz ve bu yaftalamadan bizde nasibimizi almışız.Biz kendimizi sizin tamamen nev-i şahsınıza münhasır yaptığınız maddeci müslüman(teisitik bir Materyalist) gibi bir tanımlamayı kabul etmiyoruz zira reel materyalizm çağrışımı yapıyor. Ama sizin yazınızı okuyanlar oradaki ifadelerimize bakarak böyle bir sınıflamayı kabullendiğimizi sanabilirler.
Bu tanımlamanın bu yüzden hatalı olduğunu belirtmiştik.


Yazımızda kimseyi isim vererek sapkın ilan etmediğimizi vefa kat soyut hakkikati gizlemediğimizi ifade etmiştik.Ayrıca hatalı bir inanışın İslam göre sapkın olduğunu söylemenin yanlış tarafı olmasa gerek.Siz bizim yargılarımıza takılacağınıza illada eleştirecekseniz düşüncelerimizi, yazdıklarımızı delil getirerek tenkit edin eğer yanılmışsak özür dilemekten çekinmeyeceğimizi bilmenizi isteriz.

Ayrıca bizimle hulül tartışmasına girmenize gerek olmadığını söylemişsiniz, o tercih bize ait zira yazdıklarımızın hiçbirisinde polemik uslubu kullanmadık ve birileriyle tartışmak için hiç yazı yazmadık sadece bildiğimiz hakikatleri acizane dile getirmeye çalıştık.

Bu ifadelerinizle alakalı son birkaç kelam edip bu konuyu nihayete erdirmek niyetideyiz.

MÜSLÜMAN ALİMLERİN HEMEN HEPSİNİN MADDE-ÖTESİ BİR RUHU KABUL ETTİĞİNİ, AMA TÜMÜNÜN "HULUL"U BİR SAPIKLIK SAYDIĞINI HATIRLAR İSENİZ,

Burada ifade ettiğiniz müslaman alimlerin hemen hepsi olmasada bir tarafında ruhun varlığı kabul ettiğini ve bu kabullerinden dolayı sapık diye nitelenmediklerini kabul ediyoruz.Eğer yazılarımıza dikkat edilmiş olsaydı bizim ulemaya istinaden sapıklık olarak nitelediğimiz görüşlerin insanın bir ruhu olduğuna olan inanç olmadığı anlaşılacaktı.Bizim sapıklık olarak nitelediğimiz, insandaki varlığına inanılan ruhun Allah'ın yoktan varettiği ve ontolojik olarak onunla bir ilişkisi olmayan yani Tanrısal bir cevher değilde insana özgü manevi bir varlık olan ruh değildir.


İnsanın bir ruhu olduğuna inanmak onu İslam dairesinin dışına çıkarmaz.
O halde İslam dairesinden çıkaran anlayış nedir; çok basit şekilde ifade edersek insanı şirke sokan davranış Allah'a beşeri sıfatlar atfetmek insanla aynı varlık sferi/tarzına sahip olduğuna yani insandaki(var olduğuna inanılan) gibi bir ruhu olduğuna inanmak ve ona iftira etmektir.

Bizim buradaki dikkat çektiğimiz nokta Allah'ın Kuranda kendini tanıtmasına İsim ve sıfatlarına muhalif bir inanca sahip olmak.Bu bağlamda insandaki ruhu Allah'la ilişkilendirmek ve ona ruh atfetmek ve bu ruhunu insanla paylaştığını ve bu ruhundan bir nefhada insanda bulunduğunu insanın tanrısal özellik taşıdığını ki hulul'ün küfür olmasının temelinde uluhiyyeti paylaşmaya dair inanış vardır; söylemek saf islam inacıyla örtüşmemektedir.

ASLINDA BİZİM BELİRTTİĞİMİZ SON DERECECE TEMEL VE BASİT BİR MESELE. BAZI AŞIRI SUFİLERİN DIŞINDA RUHUN VARLIĞINA İNANAN İSLAM ALİMLERİNDEN TEK BİRİNİN BİLE İNSANDAKİ BU RUHUN ALLAH'IN RUHU OLDUĞU VE İLGİLİ AYETİ SİZİN YAPTIĞINIZ GİBİ BUNA DELİL OLARAK GETİRMELERİ ASLA SÖZ KONUSU OLMAMIŞTIR.ONLAR BU AYETLERİ MÜTEŞABİH OLARAK ANLAYIP TEVİL ETMİŞLERDİR.YOKSA BU AYETE DAYANARAK İNSANIN ALLAHA'A AİT VEYA ALLAH'TAN RUH TAŞIDIĞINI HİÇBİRİ SAVUNMAMIŞTIR.
BÖYLE BİR ŞEYİ İDDİA ETMENİN KURANDA GEÇEN BİR ÇOK AYETLE ÇELİŞCEĞİ VE BU ÇELİŞMENİN İZALE EDİLEMEYECEĞİ BİLENLERİN MALUMUDUR.

SAYGILARIMLA

MUHAMMED ALİ DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: August 20, 2006 10:25 PM

Muhammed bey,

Yazıda size ait olmayan görüşleri size atfetmek gibi bir niyetim yoktu. Eleştirilerimin de tamamı aslında Emre beyin argümanlarına ve üslubuna yönelikti. Fakat sizin bir kaç fikrinizi de geçirince, amaçlamadığım bir karmaşa ortaya çıkmış. Bundan dolayı özür dilerim.

Ruhun varlığına inanmanın şirk olmadığına ittifak ettiğimize memnun oldum, Diğer "hulul" meselesinde ise, ben yine de bunu Sufizm ile bir tutma eğilimine katılmıyorum. İnsanların Allah'ın kulu olduğunu tasdik ettikten sonra ruhta ilahi bir özün bulunduğunu kabul etmek, zannımca şirk olmaz.

Buradaki "öz" lafını tabii açmak lazım. Benim anladığım ve kast etiğim, Allah'ın sıfatlarının bazılarının (görme, işitme, bilme, merhamet etme, adil olma gib) çok cüzi de olsa insanda da bulunduğu; dolayısıyla bu sıfatların insanda tecelli ettiği şeklindedir. Allah bize yarattıklarında tecelli edip sıfatlarını gösterebilir; ama tüm bunların sonsuz ve hakiki kaynağı sadece O'dur. Benim anladığım ve inandığım bu...

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 20, 2006 10:45 PM

Müzmin bey

Simdi... once o 'kabul'u kabul ediyor muyuz?


Ben tasavvuftan cok iyi anlamasamda ne demek istediklerini az cok anlar gibiyim.


Kabule gelince, benim herhangi bir seyi kabul etmemle ilgisi yok aslinda. Eger Vahdetciler sizin dediginiz gibi;


Ve, boyle bir kabulumuzun var oldugunu farzedelim: Bu kabul, hic kimseye bir digerinden daha farkli bir sey kilmaz. Yani, 'vahdet-i vucut taa basindan beri vardir ve herkese, her zerreye taninmis bir imtiyazdir' demek zorunda oluruz (Müzmin Anonim)

bir kabulden yola cikiyorlarsa bu kabulleri bir kimseye bir digerinden daha farkli bir üstünlük vermiyor. Vahdeti Vücut ta basindan beri var ve her zerreye taninmis bir imtiyaz oluyor bu durumda.


Ben buna itiraz etmiyorum, sorun Vahdeti Vücud'un kendisini imtiyazli görüp görmediginde yatiyor kanimca. Eger bu adamlar biz astik arkadas diyorlarsa sorun var demektir, ama yok calisip cabalayip bir takim sirlara eriyorlar ve bunu herkese söylemiyorsa bu onlarin imtiyazli oldugunu degil, calisip bir seyler elde ettigi anlamina geliyor. Vahdetciler her zerre ile ayni degerdeler, ama calismis olduklarindan bir kazanim elde etmisler. Demek istedigim buydu.

Ben kabul ediyor muyum böyle bir seyi? Acikcasi bilmiyorum tam olarak )).


Sizi bilemem, ama, ben etmiyorum. Cunku, eseri eser sahibinin bir parcasi olarak gormek benim icin hic de kolay degil; anlamli gelmiyor bana

Bu bakimdan bana da anlamli gelmiyor ama, söyle düsünülünce sanki sorun kalmiyor gibi; heykeltras heykelinin bir parcasi degil, tipki Allah'in insanin bir parcasi olmadigi gibi. Ancak her mahluk O'ndan geliyorsa, zaten onun bir parcasidir. Düsünün hersey O'ndan geliyor, O'na gidiyor. Demek ki sadece O var. Bu pencereden bakildiginda sorun yok gibi gözüküyor. Tabi ne düsünüyorsunuz bu konuda onu da ögrenecegiz )..


Anlamli kilabilecek tek analoji, canlilarin dogrumasinda oldugu uzere, dogan seyin dogurandan bir suru sey ihtiva etmesi ornegi olabilir

Bu güzel bir ifade, ancak doguran ve dogrulan üzerine kurulan bu analoji ontolojik ve ilahi bir soruna yol acmakta. Cünkü Allah, İhlas Süresi'nde dogurmadigini iddia etmekte. Benzetmedeki sorunu es gecince akla su da geliyor; mesela Allah insani yaratti, ona kendinden bir seyde katti. O halde yaratilan yaratandan bir vasif veya bir deger tasiyor demektir. Eger bu deger üzerinden ben Allah'im diye bir sonuca gidilirse bu belli kaliplara göre ciddi sorun olusturur, hatta basi omuzdan indirir (Hallac). Ancak bazi havas tarafindan olumlu karsilaniyor (Mevlana).Yine Mevlana (sanirim) "-Kabe'yi kaldirin kime secde ettiginizi görün" gibi bir sey demisti.


Peki kücük bir parcadan yola cikarak sadece Allah'in oldugu, alemde baska bir seyin olmadigi sonucuna varmak dogru bir yaklasim midir? Bu haldeyken ben bir yamuklu göremiyorum. Ama yöntemin dogru sonuc verip vermedigini tasavvufcudan (havas'tan) baskasi bilmiyor, bu da sorun oluyor.

Eger soylenmek istene bu ise, bunu o kadar dolambacli bir sekilde soylemege ne gerek var: Kestirmeden herkesin ve herseyin tanrisallik icerdigini soylersiniz ve dinler, ve --o cok sevdigimiz kelime-- eskatoloji filan gereksiz olur... Herkes tanridan bir parca ise, peygamber kim oluyor, imtihan filan da ne?

Tasavvuf'ta dör insan tipinden bahsedildigini duymussunuzdur, seriatte, tarikatte, marifette ve hakikatte. Alt tabaka (yani seriat mertebesi) genis kitlelere yani toplum idaresine yöneliktir, seriattekiler cok anlayisli olmak zorunda degildir, asgari ölcüde anlayis kafidir. Tarikattekiler ise biraz daha disipline olmus bir anlayisa sahip iken marifettekiler daha genislesmistir. Hakikat mertebesi ise anlayisin zirvesini temsil eder.


Simdi keskin kurallar ve disipline edici ibadetler bazi görüslere göre seriattekiler icindir. Havas asmis oldugundan ona Allah (ya da kendisi) yeterlidir ("-cübbemin altinda Allah'tan gayrisi yoktur - Beyazidi Bestami)..

Kestirmeden herseyin tanrisallik icerdigini söylemek neden dinleri gereksiz kilsin ki? Veya Tanri'dan bir parca olmak neden peygamberi gereksiz kilsin? Ya da imtihan neden anlamsiz olsun? Bunlar hangi nedensel kosullarla birbirine baglidir size göre?


Simdi... su 'zitlik icermiyor' deyisinizi bir daha gozden gecirmek ister miydiniz?

Elbette ))

Bu gercek --eger gercek ise, eger her zerre Allahin bir parcasi ise (ki, ben oyle dusunmuyorum; ait olmak baska, zatindan parca olmak baska cunku)-- kimlerden gizli bir gercektir?

Evet dogru bir yaklasim, "-madem herkes Allah'in bir parcasi, o halde neden bu sir herkesten gizleniyor?"

Benim buna cevabim su olabilir, yukarida da dedigim gibi; insan dört plan üzere yaratilmis, tabaka tabaka. En alttakiler daha cok yoz fikirleri temsil ettiklerinden (tabula rasa herkes icin gecerli), üst tabakalarin sirrini kaldiramayacagi düsünülür.

Bu tipki politik bir gercegin halktan gizlenmesine benzer, örnegin devlet kapali kapilar ardinda Kürdistan'i kabul etmis ve onun üzerinden politika güdüyor olabilir. Anca bunu avama duyurmasi sistemi tehlikeye sokabilir. Bu sir olarak kalmalidir.)


Simdi, o gercegin farkina (sizi bilmem, ama,) ben vardim; bu beni 'vahdet-i vucut' iddiasinda bulunmak hakkini haiz kilar mi?

Vahdedi Vücuda varan bir insan cikipta "-ben Vahdeti Vücuda vardim" diyebilir bu onun kendi sorunudur, ben onun yasadigi tecrübeyi bilmedigim icin bir sey diyemeyecegim. Ama böyle bir sy yasamissa bile ulu orta söylememesinde fayda var ))


Kilarsa, ben ne olurum? Icinde Allah olan, Allahi (kismen de olsa) temsil eden --yani, bir tur Avatar, ya da 'hulul' sahibi-- olmaz miyim?

Kismen öyle görünüyor.


Buna bir ornek de, bu ilmekteydi galiba, birisi 'Biz gaibe iman ederiz' cinsinden bir seyler demisti.. Hos, guzel bir soz..
Ama, 'gaibe iman etmek' ne demek? 'Gaip' ise 'bilinmez' demek degil mi, 'bilinmez' ise 'icerigi de bilinmez' demek degil mi?
'Icerigi bilinmez' olanin nesine ve nasil iman ediliyor gibi sorular da sormadan edemiyorum..

Bildigim kadariyla Allah'in insanlardan öncelikle istedigi sey iman. İman ise gayba iman etmek diye anlatilir. Allah tecrübi olarak bilinemeyecegine göre akilla anlamlandirilabilir. Rasyonalize edilen bir Allah, hala bilinmeyen olarak kalacaktir. İste bize verdigi aklin bile yetmeyecegi bir seydir Allah (kendisi Kuran'da öyle diyor). Kendisini bilinmeyen (gayb) ile özdeslestirdigi icin ve tecrübi olarak bilemeyecegimiz icin, gaybe iman ettik diyoruz.

İcerigi bilinmeyen cok seye iman ederiz, örnegin bir evrim teorisyeni icerigini bilmedigi halde tecrübi bilgiye haiz olmadan ortak ataya iman eder (ilk canli hücreye). Dogadaki bir cok fenomenin icerigini bilemiyoruz, ama o bilinmeyeni anlamak icin bilimsel modeller olusturuyoruz. Teolojide veya felsefede de böylesi modeller mevcuttur, Tanri degisik sekillerde tanimlanir.

Neyse. Senenin moda lafi ile bitireyim: En dogrusunu Allah bilir. :)

))))

Yazan: Clausewitz Tarih: August 22, 2006 1:55 AM


ok"Ve sana ruh hakkında soru
soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim
verilmiştir."ISRA 85


 


            "O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın)
bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir.
Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını
yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını
ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz
katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar." Âli
İmran 7


 


            Bu konuda bu ayetler benim işimi görüyor.
Yalnız ben şu tekfir yasağı üzerine bir kaç söz söylemek istiyorum.


 


 Dediğiniz gibi tekfir odaklı
akımların müslümanlara ciddi zararlar verdiği kanısındayım. Fakat Tevhid
akidesinden uzaklaşmanın, gizli ve açık şirke "gömülmenin" müslüman dünyaya
verdiği zararın daha büyük olduğu kanısındayım.


 


 İslam'ın ilk ve en büyük
hedefinin gizli-açık her türlü şirki ortadan kaldırmak olduğunu görmek için
ulemadan olmaya gerek yok. Her müslümanın da kötülükten nehy, iyiliği emr ile
mükellef olduğunu düşünürsek, şirki gördüğümüz yerde vurmamız gerektiğine
inanıyorum.


 


            Şirkin açıktan hemen tanınabilecek türleri
olduğu gibi "çıkarımlara" dayanan türleri de vardır. (Yanılmıyorsam Hz.Ömer
(değilse de sahabeden  olduğuna eminim) en büyük endişesinin gizli şirk içinde
olabileceğini belirtmiştir.)


 


            Örneğin Mekke müşriklerinin putlar karşısındaki
durumu açık şirkti.


 


            Fakat insanın kendini müstağni görmesi de bir
şirktir. Fakat özgüven ile tuğyanı nasıl ayıracağız?


 


            Çıkarımlara dayanan şirke şöyle bir örnek
vereyim. "Laik, islam ve müslüman düşmanı devlete oy vermek, o devleti meşru
görmek manasına gelir ki bu da şirktir." Burda yapılan mantıksal çıkarım çok
açık. Aynı mantıkla hareket edersek, her türlü kamu hizmetinden yararlanmayı da
(kimlik taşımak dahil) şirk olarak tanımlayabiliriz.


           


Bu çıkarımların yanlış olduğu
iddaasında değilim. Fakat uzun bir süre şirk-tekfir meselesine kafa yormuş biri
olarak kendimce vardığım sonuç şudur;


 


            -Kendini müslüman addeden herkes islam
hukukuyla muamele görmelidir.


            -Çıkarımlara dayalı şirk tanımları içinde doğru
olanları da vardır yanlış olanları. Ayrıca sosyo kültürel farklar mucibince bir
kişi için şirk olduğuna hükmedilebilecek bir uygulama bir diğeri için
olmayabilir.


            -Bu ince yargılamayı yapacak olan Malik-i yevm
eddiyn'dir.


 -O güne kadar benim vazifem,
tevhidi bi hakkın anlamaya ve yaşamaya çalışmak olmalıdır.


 -İyiliği emr, kötülükten nehy
noktasında da şirk olduğunu düşündüğüm fiiller "sağlam ayetlerle" tespit edilip
"vurulmalı" faillerin hukuku muhafaza edilmelidir. (Örn. şeyhini ilah edinmiş
olmasına rağmen müslümanım diyen biriyle selam sabah kesilmemeli, mirasdan men
edilmemeli, nikahı boş sayılmamlı vs...

Yazan: Taner Tarih: August 22, 2006 1:59 PM

Carl bey, [artik ben de size isminizle hitap etmek istiyorum, musadenizle] :)

Kabule gelince, benim herhangi bir seyi kabul etmemle ilgisi yok aslinda.

Mesele sizin ya da benim kabul etmemden cok, kabul edilir bulup bulmayacagimiz bence.

bir kabulden yola cikiyorlarsa bu kabulleri bir kimseye bir digerinden daha farkli bir üstünlük vermiyor.

Vermiyorsa, bu tefrik nedendir?

Vahdeti Vücut ta basindan beri var ve her zerreye taninmis bir imtiyaz oluyor bu durumda.

Eh, herkese verilmis ise, bu artik bir imtiyaz degil herhalde. Vaka-i adiye (ya da sifat-i adiye) de diyebilirz o zaman --diyemez miyiz?.

Ben buna itiraz etmiyorum, sorun Vahdeti Vücud'un kendisini imtiyazli görüp görmediginde yatiyor kanimca.

[hicivli bir tebessum].. Hic bir ekstra imtiyaz elde etMEmek icin mi gayret ediyorlar --onca 'cile' ne icindir? :)

Eger bu adamlar biz astik arkadas diyorlarsa sorun var demektir, ama yok calisip cabalayip bir takim sirlara eriyorlar ve bunu herkese söylemiyorsa bu onlarin imtiyazli oldugunu degil, calisip bir seyler elde ettigi anlamina geliyor.

Istisnasiz herkeste var olan bir seye ermek ne demektir? Ben bunu anlamiyorum.

Vahdetciler her zerre ile ayni degerdeler, ama calismis olduklarindan bir kazanim elde etmisler. Demek istedigim buydu.

Ne kazanmislar?

Ben kabul ediyor muyum böyle bir seyi? Acikcasi bilmiyorum tam olarak )).

Yani, konusurken ya da yazarken (veya az oncesinde) bir kanaat sahibi de olamiyor musunuz? :))

Bu bakimdan bana da anlamli gelmiyor ama, söyle düsünülünce sanki sorun kalmiyor gibi; heykeltras heykelinin bir parcasi degil, tipki Allah'in insanin bir parcasi olmadigi gibi.

OK. Ben size derin bir sir vereyim: Bu yaziyi her ne kadar ben yazdiysam da, bu yazi ben degilim. :)

Ancak her mahluk O'ndan geliyorsa, zaten onun bir parcasidir.

Ondan geliyor olmak ile, onun bir parcasi olmak ayni sey midir?

Düsünün hersey O'ndan geliyor, O'na gidiyor. Demek ki sadece O var.

Buradaki 'sadece o var' meselesi sizin kafanizi karistiriyor olmasin?

Bu pencereden bakildiginda sorun yok gibi gözüküyor. Tabi ne düsünüyorsunuz bu konuda onu da ögrenecegiz )..

Ne dusundugumu bir soru ile sorarak anlatayim: Inanciniza gore, Allah 'Ol' demis de mi 'ulumus' yoksa, 'suramdan bir parcayi da kainat yapayim' mi demistir?

Bu güzel bir ifade, ancak doguran ve dogrulan üzerine kurulan bu analoji ontolojik ve ilahi bir soruna yol acmakta. Cünkü Allah, İhlas Süresi'nde dogurmadigini iddia etmekte. Benzetmedeki sorunu es gecince akla su da geliyor; mesela Allah insani yaratti, ona kendinden bir seyde katti.

Ne katti?

O halde yaratilan yaratandan bir vasif veya bir deger tasiyor demektir.

Yaratilanda Yaratanin amaclari olabilir. Bundan baska Yaratandan bir parca iceriyor oldugunu soylemek icin bir seyleir biliyor olmamiz gerekiyor. Ben bildigimizi dusunmuyorum.

Eger bu deger üzerinden ben Allah'im diye bir sonuca gidilirse bu belli kaliplara göre ciddi sorun olusturur, hatta basi omuzdan indirir (Hallac). Ancak bazi havas tarafindan olumlu karsilaniyor (Mevlana).Yine Mevlana (sanirim) "-Kabe'yi kaldirin kime secde ettiginizi görün" gibi bir sey demisti.

Eh, yani.. Kimsenin anlamyacagi dilden tanrisallik iddiasi yapilirsa sorun yok demek istiyorsunuz galiba.. Ama, ya birileri bu 'kimsenin anlamyacagi dil'i anlamaga kalkarsa..

Peki kücük bir parcadan yola cikarak sadece Allah'in oldugu, alemde baska bir seyin olmadigi sonucuna varmak dogru bir yaklasim midir?

Alemden kasit nedir? Baska bir seyin olamayacagindan kasit nedir?

Bu haldeyken ben bir yamuklu göremiyorum. Ama yöntemin dogru sonuc verip vermedigini tasavvufcudan (havas'tan) baskasi bilmiyor, bu da sorun oluyor.

Havas kimdir; neyi daha iyi bilebiliyorlar ve nasil?

Tasavvuf'ta dör insan tipinden bahsedildigini duymussunuzdur, seriatte, tarikatte, marifette ve hakikatte.

Durun bakayim.. Bu gida zincirinin tepesinde de Tasavvufcular var degil mi? Nicin sasirmadim acaba? :))

Alt tabaka (yani seriat mertebesi) genis kitlelere yani toplum idaresine yöneliktir, seriattekiler cok anlayisli olmak zorunda degildir, asgari ölcüde anlayis kafidir. Tarikattekiler ise biraz daha disipline olmus bir anlayisa sahip iken marifettekiler daha genislesmistir. Hakikat mertebesi ise anlayisin zirvesini temsil eder.

Yep. Ve, Hakikat mertebesinde de bizim Brahmanlarimiz var degil mi --yani, Tasavvuf ehli..

Peki, nereden almislar bu rutbeyi?

Hiiic.. Birbirlerinden. :)

Simdi keskin kurallar ve disipline edici ibadetler bazi görüslere göre seriattekiler icindir. Havas asmis oldugundan ona Allah (ya da kendisi) yeterlidir ("-cübbemin altinda Allah'tan gayrisi yoktur - Beyazidi Bestami)..

Valla.. ayni seyi ben de dedim (burada, daha once), ama, basimda kallavi sarigim, cenemde de belime inen ak sakalim olmadigi icin olsa gerek pek kabul gormedi. Halbuki, ben o kanaatteyim. Bazilari bazi seylerden muaf olmali ki yapilan isin tadi olsun :)

Kestirmeden herseyin tanrisallik icerdigini söylemek neden dinleri gereksiz kilsin ki?

Bilmem.. Benim bildigim kadariyla Allahin dini yoktur :)

Veya Tanri'dan bir parca olmak neden peygamberi gereksiz kilsin?

Madem ki tanrisallik anlamli bir acilim, bizim de peygamberlerimiz olabilir galiba :) ya da kendimizi peygamber ilan edebiliriz.. Tutarliligi goruyor musunuz? :)

Ya da imtihan neden anlamsiz olsun? Bunlar hangi nedensel kosullarla birbirine baglidir size göre?

Tanrisallik icerenlerin yanlis bir seyler yapmasi sozkonusu mudur? Degilse, imtihan anlamli olur mu?

Evet dogru bir yaklasim, "-madem herkes Allah'in bir parcasi, o halde neden bu sir herkesten gizleniyor?"

Ya da gizlenmiyor. Gizlenmiyorsa, birilerinin cikip bu sirra erdim demesi anlamli midir?

Benim buna cevabim su olabilir, yukarida da dedigim gibi; insan dört plan üzere yaratilmis, tabaka tabaka.

O sizin dediginizdeki en onemli yer '-mis' tarafidir; yani rivatet. Yani, uydurma.

Gerisinin nesini konusalim.

En alttakiler daha cok yoz fikirleri temsil ettiklerinden (tabula rasa herkes icin gecerli), üst tabakalarin sirrini kaldiramayacagi düsünülür.

:) Usttekiler de Brahmanlar.. :)

Bu tipki politik bir gercegin halktan gizlenmesine benzer, örnegin devlet kapali kapilar ardinda Kürdistan'i kabul etmis ve onun üzerinden politika güdüyor olabilir. Anca bunu avama duyurmasi sistemi tehlikeye sokabilir. Bu sir olarak kalmalidir.)

OK. Simdi anlamli oldu :)))

Usttekilerin Allahla dogrudan irtibatli oldugunu daha dolabacli soyleyemezdiniz herhalde. :))

Vahdedi Vücuda varan bir insan cikipta "-ben Vahdeti Vücuda vardim" diyebilir bu onun kendi sorunudur, ben onun yasadigi tecrübeyi bilmedigim icin bir sey diyemeyecegim. Ama böyle bir sy yasamissa bile ulu orta söylememesinde fayda var ))

OK. Ben de bir sey dememis olayim :)))

Bildigim kadariyla Allah'in insanlardan öncelikle istedigi sey iman. İman ise gayba iman etmek diye anlatilir.

Cok avami kacmayacagini bilsem, sizin bu dediklerinize 'Hikaye!' diyerek tepki verir olurdum. Oyle yapmayacagim; ayni anlama gelecek sekilde uzun cumlelerle bir seyler soyleyecegim:

Sizin dediginizin isabetli olmadigini dusunuyorum. Soyle ki, 'Gaibi yalniz Allah bilir'e inaniyoruz; biz de Allaha iman ederiz. Bu bizi gaibe iman eder kilmaz; bilakis 'Gaibi sadece Allahin bilebilecegine iman etmek'tir bizimkisi.

Ikisinin --yani, 'Gaibi sadece Allahin bilebilecegine iman etmek' ile 'Gaibe iman etmek'in-- ayni sey oldugunu dusunuyorsaniz, bana bunun hangi din oldugunu da soylemeniz gerekir bence. Cunku, benim bildigim islam bu degil. :)

Allah tecrübi olarak bilinemeyecegine göre akilla anlamlandirilabilir. Rasyonalize edilen bir Allah, hala bilinmeyen olarak kalacaktir. İste bize verdigi aklin bile yetmeyecegi bir seydir Allah (kendisi Kuran'da öyle diyor). Kendisini bilinmeyen (gayb) ile özdeslestirdigi icin ve tecrübi olarak bilemeyecegimiz icin, gaybe iman ettik diyoruz.

II-IIhhh... 'Bildim seni ey Rab, bilinmez meshur' da oldugu uzere; butun bilin[e]mezligiyle birlikte Allahi verili kabul edemiyorsaniz, bence butun ugrasilar akim kalir.

Baska bir deyisle, 'bilin[e]mez'i Allahi gorup ona iman etmek bence anlamli degil. Bunun adi herhangi bir sekilde teizm olmaz bence.

İcerigi bilinmeyen cok seye iman ederiz, örnegin bir evrim teorisyeni icerigini bilmedigi halde tecrübi bilgiye haiz olmadan ortak ataya iman eder (ilk canli hücreye).

Su-i emsal emsal olamaz. Bkz. Mecelle.

Dogadaki bir cok fenomenin icerigini bilemiyoruz, ama o bilinmeyeni anlamak icin bilimsel modeller olusturuyoruz. Teolojide veya felsefede de böylesi modeller mevcuttur, Tanri degisik sekillerde tanimlanir.

Ama, Tanriyi 'x' semboluyle gostermek bence abestir.

Yine: Neyse. Senenin moda lafi ile bitireyim: En dogrusunu Allah bilir. :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 22, 2006 3:18 PM

Carl bey, [artik ben de size isminizle hitap etmek istiyorum, musadenizle] :)

Tabiki izin sizin, arkadaslar da bana kisaca On War derdi ))
(XSI niki, icinde x barindirdigi icin elekten gecemedi -)..


Vermiyorsa, bu tefrik nedendir?

Bu fark onlara üstünlük vermiyor demistik, fark olmasinin nedeni birileri (havas) baska birilerinin (avam) ilgilenmedigi alanda bir takim tecrübeler elde etmesidir.


Eh, herkese verilmis ise, bu artik bir imtiyaz degil herhalde. Vaka-i adiye (ya da sifat-i adiye) de diyebilirz o zaman --diyemez miyiz?.


Deriz tabi, bende onu diyordum zaten )


[hicivli bir tebessum].. Hic bir ekstra imtiyaz elde etMEmek icin mi gayret ediyorlar --onca 'cile' ne icindir? :)

İmtiyaz elde etmedikleri konusunda anlasmistik)) Cile cekmelerinin nedeni ettikleri tecrübenin cile cekmeye deger olduguna yorumlanabilir.


Istisnasiz herkeste var olan bir seye ermek ne demektir? Ben bunu anlamiyorum

İstisnasiz herkeste olupta bu potansiyelini degerlendiremeyen veya degerlendirmeyenler var. Örnegin, cocuk yapma potansiyeline sahip olan birileri bu potansiyeli kullanmiyor. İstisnasiz herkeste var ama, herkes ugrasmak istemiyor, ugrasmak isteyen bir takim cilelere katlaniyor. Bu bir memlekette herkeste varolan patron olma potansiyeline ragmen, cogunlugun patron olmaya girismeyipte isci olarak kalmasina da benziyor. Havas patron statüsünde degil tabi ki)


Ne kazanmislar?
Hakikati kazanmislar, tabi ben onlarin yalancisiyim ))

Yani, konusurken ya da yazarken (veya az oncesinde) bir kanaat sahibi de olamiyor musunuz? :))
Kanaatim var ama omuzumu basimdan indirirler diye cekiniyorum, sizin gibiyim yani ))

OK. Ben size derin bir sir vereyim: Bu yaziyi her ne kadar ben yazdiysam da, bu yazi ben degilim. :)

Dogru, bu yazi sizin eseriniz, ama cansiz. Dolayisiyla cile ceke ceke size ulasmasina olanak yok ))..


Ondan geliyor olmak ile, onun bir parcasi olmak ayni sey midir?


Ayni sey degildir tabi ki, ama orada demek istenen suydu: ondan geliyor olmak ona ait olmak demektir. Yazdiginiz yazinin size ait olmasi gibi. O yazi siz degilsiniz belki ama, o yazida size ait bir cüz var. Benzer sekilde o yazi size ait bir parca seklinde de yorumlanabilir. O yazi evrende sadece size aittir, sizinle birlikte anilabilir, sizin bir parcanizdir. Hani bazilari der ya, "-eserlerim benim cocuklarimdir diye. (cok mu lirik oldu? Ece ve Knz nerede? )))


Buradaki 'sadece o var' meselesi sizin kafanizi karistiriyor olmasin?


Yoo, yalin düsünüldügünde bile kafa karistirmiyor. Gercekte sadece programci var, programci bunu kanitlamak icin yazdigi programi silebilir ve yine kendisi kalir.


Ne dusundugumu bir soru ile sorarak anlatayim: Inanciniza gore, Allah 'Ol' demis de mi 'ulumus' yoksa, 'suramdan bir parcayi da kainat yapayim' mi demistir?

Bence her ikisi de ayni anlama geliyor, biz ondan birer cüz isek, ol emri, onun bögründen (tesbih) cikmakla es anlamli oluyor. İslam yorumlarinda da bu böyledir. Biz ondan bir cüzüz gibi.

Ne katti?


Allah insana ne üfledi? Evet bu sorunun cevabini kimse bilemeyecek, zira ayette "-sana ruhtan sorarlar, de ki; onun bilgisi rabbimin katindadir" der..


Eh, yani.. Kimsenin anlamyacagi dilden tanrisallik iddiasi yapilirsa sorun yok demek istiyorsunuz galiba.. Ama, ya birileri bu 'kimsenin anlamyacagi dil'i anlamaga kalkarsa..

Zaten günümüzde bedavaci En-El Hakk'cilar cogaldi, "-kalbim temiz, insanlari seviyorum, daha ne olsun?" ))


Alemden kasit nedir? Baska bir seyin olamayacagindan kasit nedir?

Alem = yaratilan hersey, meta fizik ve fizik evren manalarinda kullanilir, ben alemi (alemde Allah'tan cikti). Baska bir seyin olamayacagindan kasit ise, baska bir seyin olmadigidir.

Havas kimdir; neyi daha iyi bilebiliyorlar ve nasil?

Havas = zadegan )) Bunlar herkesin tecrübe etmedigi yalnizca kendilerinin tecrübe ettigi seyi daha iyi biliyorlar, nasili ise muamma)


Durun bakayim.. Bu gida zincirinin tepesinde de Tasavvufcular var degil mi? Nicin sasirmadim acaba? :))

Caktirmayin, sistemin stabilize calismasi sarsilmamasi gerekiyor ))


Peki, nereden almislar bu rutbeyi?
Hiiic.. Birbirlerinden. :)

Bu yetkilesmeyi "-körler sagirlar birbirini agirlar" gibi görmek mümkündür, ama hani yetkilesme bu sekilde yapilmiyor ki? Komutan komutana yetki verir, sivile vermez. Cinsler kendi aralarinda yekilesiyorlar. Bu sizi sasirtmamali. Ayrica bkz. Aydin Dogan ödülleri))

Valla.. ayni seyi ben de dedim (burada, daha once), ama, basimda kallavi sarigim, cenemde de belime inen ak sakalim olmadigi icin olsa gerek pek kabul gormedi. Halbuki, b