« İsrail Militarizmi ve CHP'li Vekil | Ana Sayfa | Savaş Karşıtı Yahudiler ve 'Goyim' »
August 5, 2006
İsrail'e Karşı Ne Yapmalı?
[5 Ağustos 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
İsrail ordusu Lübnan'a haksızca ve insafsızca saldırıyor. "Hizbullah'ı zayıflatmak" adına bine yakın masum insan öldürüldü. Bunların iki yüzden fazlası çocuk. İsrail Başbakanı Ehud Olmert dil ucuyla "siviller için üzgünüz" diyor, ama daha bir çok sivili öldüreceği besbelli olan saldırılara devam emri veriyor. Dünyanın tek süper gücü olan ABD ise, BM ve AB'nin aksine, İsrail'e pervasızca arka çıkıyor.
Evet, durum bu. Tüm kalbimizle kınamalı ve tepki göstermeliyiz. Ancak bunu yaparken bir taraftan da düşünmeliyiz: İsrail militarizmini önlemek için ne yapmak gerek?
Savaş Makinesinin İdeolojisi
Ne yapmak gerektiğini görmek için, önce İsrail'in savaş makinasının arkaplanında çalışan ideolojik yapıyı çözümlemek gerek. Bu yapı, kabaca "İsrail sağı ve onun ABD'deki müttefikleri" diye tanımlanabilir. Bu müttefikleri ise; ABD'deki etkili İsrail lobisi, bu lobiyle gayet içli-dışlı olan neo-con entellektüel ve siyasetçiler, ve "Hıristiyan Siyonist" olarak da bilinen bir kısım Evanjelik Hıristiyanlar olarak özetlemek mümkün.
Bu ideolojik çevrenin belirli dergileri, gazeteleri, internet siteleri var. Son yıllarda bunların odak noktası "radikal İslam" ve bu konuda özetle şöyle bir söylem hakim:
"Geçmişte Nazizm veya komünizmle savaştık, şimdi bir başka totaliter ideoloji olan radikal İslam'la yüzyüzeyiz. Bu ideolojinin inananlarını caydırmak veya ılımlılaştırmak da mümkün değil; tüm dünyayı İslami devlet sistemi altına alıp bize de 'zımmi' olarak boyun eğdirene kadar savaşmak niyetindeler. İsrail'in de radikal İslamcılarla barış yapması imkansız, çünkü onlar İsrail'i yok etme hedefine dini bir görev olarak inanıyorlar ve bundan asla vazgeçmeyecekler. Onlara geri verdiğimiz her toprağı, İsrail'e daha iyi saldırmak için bir tramplen olarak kullanacaklar. Zaten Arap dünyasında koyu bir Yahudi düşmanlığı yerleşmiş durumda. Tek çözüm, radikal İslamcıları sert şekilde ezmek."
İşi daha da ileri götürüp, "radikal İslam aslında İslam'ın doğal sonucudur, bizzat kendisidir" diyenler de var. Daha "ehven" duran çoğunluk ise, en azından İslam dini ile siyasal İslamcılık arasında bir ayrım yapıyor.
Ancak üstteki analiz temelinden yanlış; çünkü radikal İslamcı ideolojinin kökeninde, Batı'ya, onun Ortadoğu politikalarına ve İsrail'in haksız işgaline yönelik tepkinin de yattığını ıskalıyor. Ortadoğu'nun ve İslam medeniyetinin tarihinden, sosyolojisinden bihaber bir şekilde, İslamcı ideolojinin "kök sebeplerini" göz ardı edip, sadece mevcut tabloya ve bazı dini metinlere bakıp buradan tehdit değerlendirmesi yapıyor.
(Ne ilginçtir ki, bu zihniyetin çarpıcı bir benzerini, Türkiye'deki bazı ultra-laiklerde de görmek mümkün. "Müslümanlara demokrasi ve özgürlük veremeyiz, yoksa başa gelip bizi keserler" diye işleyen, bazı Müslümanların radikal eğilimlerinin aslında demokrasi ve özgürlük yokluğundan beslendiğini anlamayan sığ "Jakoben Beyaz Türk" mantığı ile, İsrail sağının İslam algısı hayli örtüşüyor. Zaten araları da gayet iyi.)
İşte Lübnan'a yağan İsrail bombalarının adındaki "kafa" bu...
Farklılıkları Görmek
Bu "kafa" karşısında pek çok Müslüman, "bize ne, ne düşünürlerse düşünsünler, canları cehenneme" diyebilir. Ama bu büyük bir hata olur, çünkü "meydanı" söz konusu şahinlere terk etmek anlamına gelir. Oysa Batı dünyası, ve hatta İsrail'in kendisi, bu şahinlerden ibaret değil. ABD'de İsrail militarizmine karşı giderek büyüyen bir tepki var. Amerikalı Hıristiyanların çoğunluğu İncil'in "ne mutlu barışı sağlayanlara" hükmünün arkasında duruyor. Türkiye'de dillere çok sakız olan Evanjelikler bile tek parça değil; Evanjelik liderlerin en ünlülerinden biri olan Jim Wallis'in Irak işgalini "haksız savaş" olarak tanımlayıp yerden yere vuran, İsrail işgalini kınayan "God's Politics" adlı kitabı geçen yıl "New York Times bestseller" listesinde haftalarca kaldı. Neo-conlar içinde dahi farklı tonlar mevcut. İsrail'in kendi içinde ve hele de Yahudi dünyasının genelinde ise İsrail militarizmine karşı çıkan pek çok entellektüel, din adamı ve sıradan insan var.
İşte, Müslümanların, Batı'nın ve İsrail'in sözkonusu ılımlı kesimleriyle diyaloğu geliştirerek şahinleri marjinalize etmeye çalışmaları gerek. Bunu başarmak, İslam hakkındaki küresel tartışmanın nesnesi değil de öznesi olmak içinse, sembolik "tatlı konuşmalar" değil gerçekçi argümanlar lazım.
Ezber Bozmak
En çok gereken şey, İsrail'in savaş makinasının dişlilerini çeviren ezberleri bozmak. (AKP'nin "siyasal İslam" konusunda Türkiye içinde ezber bozdurmuş olması gibi.) "Müslümanlar İsrail'i yok edene kadar savaşmaya kararlılar" düşüncesi, bunların başında geliyor. Oysa Müslümanlar açısından karşı çıkılması gereken şey, İsrail'in var olma hakkı değil, işgali. Aksini gerektiren bir "teolojik sebep" yok ve dahası, İsmet Berkan'ın da isabetle belirttiği gibi, "'İsrail yok edilsin' demek, savaş devam etsin demek ve bu da daha fazla ölüm ve yıkım anlamına geliyor."
Aslında Hamas'ın Gazze'deki lideri İsmail Haniye de yakın zaman önce bu gerçeği görmüş ve İsrail tanıma noktasına gelmişti; ancak örgütün Suriye merkezli radikal kanadı devreye girdi ve ünlü asker kaçırma olayıyla İsrail'i provoke etti. Gazze'deki trajedi, böyle patlak verdi. İran destekli Hizbullah, ikinci bir asker kaçırma olayıyla Olmert hükümetine bu kez Lübnan'ı vurmak için bahane sundu.
Olayların bu ilginç gelişimi, "İsrail'i yok etme" hedefinin sponsoru olan İran-Suriye ittifakının, hele de mangalda kül bırakmayan İran Cumhurbaşkanı'nın, aslında Filistin ve Lübnan halklarına zarar verdiğini gösteriyor. "İsrail yok olmalı" söylemine kendi otoriter rejimleri açısından ihtiyaç duyan söz konusu Tahran-Şam eksenine itibar etmemeli ve Batı dünyası tarafından da kabul edilecek makul bir barışı savunmalıyız.
Bunu yapmadığımız; aksine "Müslüman düşmanlığı"na karşı "Yahudi düşmanlığı" yaptığımız; örneğin "İslamcı terör Kur'an'dan kaynaklanıyor" diyenlere karşı aynı yüzeysellikle "hayır asıl sizinki Tevrat'tan kaynaklanıyor" diye cevap verdiğimiz; tarihin en korkunç kıyımlarından biri olan Yahudi soykırımına dudak büktüğümüz, hatta "Hitler haklıymış" gibi korkunç ve çirkin laflar ettiğimiz zaman zarar veriyoruz aslında İslam'a da, Ortadoğu'nun Müslüman halklarına da.
Müslümanların öfkeye değil akla, intikama değil barışa ihtiyacı var...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 5, 2006 11:51 AM
akıllı insanın hali başka oluyor..ama bu soğukkanlı ve akılcı yorumları kimsenin dinleyeceğini sanmıyorum..hiçbir ılımlı düşüncenin veya ezber bozan yaklaşımların bu savaşı önleyeceğine inanmıyorum..
ortadoğuda barış bir hayal....
Yazan: deniz Tarih: August 5, 2006 2:37 PM
Bu yazdıklarınızı gerçekleştirecek, olaylara kafasına bu zamana kadar yerleştirilenlerle, benimsedikleriyle, benceli yorumlarla yaklaşmayacak insanlar var ve ben Ortadoğu sorununa kesin çözüm bulunamasa da (bahsettiğiniz kişi ve topluluklardan dolayı) tarafsız bakabilen insaların birgün Radikal İslam'ın asıl İslam'ın kaynağı ve hatta hiçbir şeyi olmadığını anlayacaklarına inanıyorum. İslam tek kelimeyle güzellikler bütünüdür ve onu çirkin gösterenlerin müslüman oldukları inancında değilim. Başarılarınızın devamı dileğiyle...
Yazan: X Tarih: August 5, 2006 3:13 PM
"...örgütün Suriye merkezli radikal kanadı devreye girdi ve ünlü asker kaçırma olayıyla İsrail'i provoke etti. Gazze'deki trajedi, böyle patlak verdi."
Noam Chomsky oyle olmadigini soyluyor:
http://www.chomsky.info/letters/20060719.htm
Yazan: derinsular Tarih: August 5, 2006 8:22 PM
''Blind leads blind line after line, in a world too shallow to defy. Scavengers close in, covering the truth again, castrated society, sarcastic reality...''
Çevirmiyorum .Çünkü bunu neden yazdığımın açıklaması olur ve bu satırlar buna yetmez.Bu güruhun yani leş yiyicilerin (scavengers) ülkemizde medya denilen toplu hipnoz çalışmasına binayendir yazdıklarım.Manipülasyonun her türlüsünü yapmaktalar.Abdülhamit Han ruhun şad olsun mekanın cennet ola yüzyıl öncesinden duruma hakim, neler olacak bir bir kestirmiş. masonlarla, dönmelerle,yahudilerle ve emperyalistlerle savaşının ne yüce destansı olduğunu bugün bile tarih kanıtlamakta.Ders alamayanlar ya hainidr ya ahmak. Bugün Türkiye olarak o hasta adam denilen Osmanlı Devleti Aliye'nin gücünün itibarının ve güçsüzün yanında olma şiarının 100 de birinin bile bizde olmaması ızdırapların en büyüğüdür...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 5, 2006 11:11 PM
Mustafa Bey yazısını bu cümleyle bitirmiş. Elhak doğru. Bizim akla ve barışa ihtiyacımız var. Hoş; kimin yok ki?..
Şimdi aldığım onca pozitivist eğitimin bana öğrettiği rasyonellik ile birlikte bütün benliğimle düşünüyorum. Aklımı kullanıyorum. Ne yapmalı? Önyargılarımdan mümkün olduğunca sıyrılmaya çalışıyorum.Bütün sürece de bu şekilde bakıyorum. Ve gerçekten, bütün kalbimle barış istiyorum. Kudüs'te Hristiyan ve Yahudilerle daha önce yüzyıllarca olduğu gibi kardeşçe birarada yaşamak istiyorum.
Bakalım o halde durum nedir? Yani şu meşhur Filistin sorunu nedir? Bu konunun tarihsel süreci nedir? Çok kısaca başlangıcından bahsedeyim.
1896'da siyasi siyonizmin babası olarak bilinen Theodor Herzl bir Yahudi devletinin gerekliligi tezini ortaya atar. Ancak çok taraftar toplayamasa da bir yıl sonra Isviçre'de toplanan "Birinci Siyonizm Kongresi"nde Filistin'in Allah tarafından Yahudilere verilmiş toprak olduğu, bu yüzden Yahudi göçünü özendirmek gerektiğini, bunun için mali destek sağlanması için örgütlenmeler gerektiği vb. kararlar alınır.
Yahudilerin büyük kısmı buna iltifat etmez hatta ilk etapta oraya göç eden 120.000 dolayında Yahudi'nin bir kısmı sonradan geri döner.
1917 Balfour Deklerasyonu ile Israil Devleti'nin kurulması için ilk adım atılır ve Filistin Yahudiler için "milli yuva" ilan edilir. Ardından Amerikali Siyonistlerin destegi ile "Millî Yahudi Fonu" oluşturulur.
Burdan sonrasını Nurcan Solak'ın makalesinden (kısaltarak) alıyorum:
"1929'da Zürih'deki kongrede "millî yuva" Yahudi Devleti olarak aniliyor, Akabinde Filistin'de gerçeklesen gösteride bir çok Arap ve Yahudi ölüyor.
Kisa bir süre sonra Hitler'in Almanya'da basa geçmesi ile baslayan Yahudi soykirimi Siyonistlerce kullanilarak, göçün hizi arttirilmaya çalisiliyor, ancak bir hizlanma görülmüyor.
1936'da Yahudi göçmenlerinin sayisinin Ingilizlerin koydugu kotayi bile asmasi Filistinlilerin silahli ayaklanmaya baslamalarina sebep oluyor. Bu kargasada Yahudiler 10.000 kisilik silahli "Haganah"i kuruyor.
1939'dan itibaren baris görüsmeleri basladi. Ingiltere ayaklanmanin büyüyüp, sömürgeci emellerinin sekteye ugramasindan korktugundan, Yahudi yerlesimcilerin azalmasi yönünde baski yapip, Yahudilerin formal bir ordu kurmalarim da reddetti. Ancak Yahudi gerillalari Irgun ve Haganah düzenli saldirilara çoktan baslamislardi.
1946'da Amerika'daki seçimleri Truman kazandi ve Filistin'de iki devletin kurulmasini destekledigini açikladi. Ingiltere 1947'de konuyu BM'ye havale ederek bölgeden çekildi. Ayni yil BM tarafindan kabul edilen "Filistin taksim plani" iki bagimsiz devlet kurulmasini ve Kudüs'ün uluslararasi bir sehir olmasini öngörüyordu. Ancak bu da sürecin devamindan baska bir sey demek degildi; nitekim:
1) Nüfusun %31'i Yahudi oldugu halde Filistin'in %56'si Yahudi Devleti'ne birakildi. Bu bölgede yasayan nüfusun yarisinin da tüm etnik temizlige ve göçe zorlamalara ragmen Araplar olusturuyordu.
2) Yahudilere ayrilan topragin %90'i ve narenciye agaçlarinin da %87'si resmen Filistinliler'indi ki, bu Filistin tarafinin iktisadî gelisimini baltaliyordu. Böylece Yahudi devletine ve diger ülkelere bagimli bir devlet olmus olacakti.
3) Bu karar göçe zorlanmis 3.200.000 Filistinli mültecinin ülkelerine dönmesini de içeriyordu. Ancak Israil tarafindan buna müsaade edilmedi, aksine tüm Filistin'e yayilan Siyonist terörü 750.000 Filistinlinin daha sürülmesine neden oldu.
Köyler basilip, köylüler yerlerinden edildi, direnenler katledildi, çocuklu kadinli 254 kisinin katledildigi Dir Yasir katliami bu saldirilardan sadece biriydi. Katliami Irgun ve Israil'in Özgürlügü komandolari gerçeklestirdi.
BM kararindan sadece 6 ay sonra durum suydu: Siyonistler Kudüs'ü ikiye böldüler ve Ürdün'le paylastilar. Filistin'in %77'sini isgal ettiler. 340 köy, sehir yikilmis, nüfusun %70'i sürgün edilmisti. Filistin toplumunu mahveden bu yil "nakbah (felaket)" adiyla anilmaya baslandi. Nakbah'i takip eden 1,5 yil içinde sürgün edilen Filistinlilerin yerine 648.000 Yahudi yerlestirildi. 1948-1956 arasinda 5000'e yakin Filistinli memleketine dönmeye çalisirken can verdi.
Israil'in gözü doymuyor ve Filistinlilere kalan %23'lük dilimde de saldinlara ve iskencelere devam ediyordu. Han Yunus'ta 275, Refah'ta 3 Filistinli öldürüldü. Ariel Saron'un basinda oldugu bir gerilla Kibya köyünde 45 evi bombaladi ve onlarca kadinin ve çocugun ölümüne sebep oldu. Israil tüm bu saldirilari, kendilerini savunduklari kilifiyla örtmeye çalisiyordu. Ancak bu açiklamalar dünya kamuoyunu tatmin etmiyordu, nitekim yalan olduklari da ortaya çikiyordu.Israil uluslararasi arenada sarsilmis pozisyonunu düzeltmek için yeni bir taktikle Misir'a ajanlar gönderip, Arap karsiti kamuoyu olusturmak için Kahire ve Iskenderiye'deki Ingiliz ve Amerikan konsolosluklarini, kültür ateseliklerini, sinema ve kamu binalarini bombalatti. Ancak skandal ortaya çikinca BM tarafindan kinandi.
Tam bu dönemde Misir'in Israil karsiti fedaileri egitmeye baslamasi ve Nasir'in önderliginde güçlenmesi Misir'in isgalini gündeme getirdi. Nasir derhal "olaganüstü tehlikeli fanatik" olarak gösterilmeye baslandi. Zaten Amerika ve batinin çikarlarina aykiri her harekete karsi gelistirilen ideolojik savasin en önemli stratejilerinden biri lideri (Castro, Humeyni, Nasir, Saddam) ya da hareketi "irrasyonel, tehlikeli, fanatik" olarak göstermek olmustur, hala da öyle devam ediyor.
1956'da Israil Misir'a girdi. 1967'ya kadar Süveys kanalina kadar Misir topraklari, Suriye'ye ait Golan tepeleri Misir idaresindeki Gazze seridi, Kudüs, Bati Seria isgal edildi.
Bu yenilgiden sonra 1964'te kurulan FKÖ, ilk zamanlardaki Arap milliyetçisi tutumunu degistirdi. Arafat liderliginde Fetih ve FKÖ içerisindeki sol siyasetler Filistin'in bagimsizlik mücadelesinde yeni bir dönem baslatti. Diger Arap ülkelerinden bagimsiz bir örgütlenmeye gittiler. Filistin'i merkeze almayi hedeflediler. Bu yeni olusumun ilk talebi Filistin'de Yahudilerin ve Araplarin birlikte ve esit sartlarda yasayabilecekleri demokratik bir halk cumhuriyeti önerisiydi. Gerilla mücadelesi yaninda verilen bu "siyasi ve diplomatik mücadele" FKÖ'nün uluslararasi alanda kendine bir yer bulmasini sagladi. FKÖ'yü Israil ve ABD disindaki tüm ülkeler Filistin balkinin temsilcisi olarak tanidi. Aslinda Filistin için bu verilebilecek en büyük tavizdi."
[..]
-----
vs. vs. Ve bugünlere geliniyor. Değişen sadece kişiler. Yöntemler, haksızlıklar, hukuksuzluklar ve katliamlar hep aynı.
Sürecin devamı da alıntılayıp yazının okunabilirliğini azaltmak istemiyorum. Devamına verdiğim linkten ya da çeşitli kronolojik kaynaklardan bakılabilir. Benim verdiğim kaynağı yanlı bulanlar olabilir; başka kaynaklardan da karşılaştırmalar yapılabilir.
Bulaç'ın da kısaca listelediği bugünkü durumu hülasa edersek sorunu şu şekilde özetleyebiliriz:
İsrail'in toprak işgali. Bugün tarihi Filistin topraklarının ancak yüzde 22'si Filistinlilerin elinde, yani %78 lik bir kısmı halihazırda İsrail tarafından işgal edilmiş durumda. Ellerinde olan topraklarda da hakimiyetleri yok. Bir Filistinli kendine bırakılan bu topraklarda dahi biryerden bir yere; hastaneye, karakola, okula gitmek için birçok kontrol noktasından, duvardan geçmek zorunda kalıyor. Utanç verici aşığılanma, ambargo, sıfır ticaret, yaşadıkları yerin kara ve deniz ile irtibatının kesilmesi Filistinli'lerin konumunu açık hava cezaevinde yaşayan mahkum durumuna düşürüyor.
2.5-3 milyona yakın Filistinli mülteci var. Bunların ne olacağı konusunda hiçbir şey belli değil. İsrail bunu pazarlık konusu bile yapmıyor. Hatta İsrail kalan Filistinlileri de bir yolunu bulup Ürdün'e sürmeyi istiyor. Yapılan barış planlarında İsrail mültecilerin geri dönüşünü hiçbir zaman kabul etmedi.
Dünyanın birçok yerinden getirtilmiş Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerine, bahçelerine yerleştirilmesi; mal ve mülklerine el konulması gibi bir vakıa var. Ayrıca Filistinlilerin sistemli bir biçimde etnik temizliğe tabi tutulduğu gerçeği.. Bütün bunların çözümü için "ortak payda" da buluşmak zor görünüyor.
Kudüs'ün nihai anlamda statüsü. İsrail Kudüs'ü paylaşmayı kabul etmiyor. Tek başına bu mesele çözümü kilitliyor.
Mescid-i Aksa'nın yıktırılıp yerine Süleyman Mabedi'nin yaptırılmak istenmesi. Yahudiler nihaî anlamda bunu istiyor ve açıkça söylüyorlar. Müslümanlar Mescid-i Aksa'dan vazgeçmeyeceklerine göre bunda da bir uzlaşma mümkün görünmüyor.
Sözbirliği edilmişcesine herkes "İsrail tanınsın" diyor. İsrail kurulduğundan beri diplomatik her yolu sabote etti ve bu "tanıma" meselesini bile isteye erteletti. Çünkü İsrail bu bahane ile işgaline, katliamlarına ve sömürüsüne kılıf sağlıyordu. Aslında gelinen noktada Arapların taleplerine bakıldığında İsrail'in zımnen tanındığı sonucu çıkıyor. Yine Bulaç'ın tasnifinden yararlanarak bu taleplere bakalım:
İsrail, 1967'de işgal ettiği toprakları boşaltsın. Bu demektir ki, 1948'den sonra işgal ettiği topraklar artık onundur. Bu madde zımnen İsrail'i ve 1967 sınırlarını tanımaktır. Bunu Hamas dahil tüm Filistin kabul etme noktasında.
Mültecilerin geri dönmesine izin verilsin, el konulan mal ve mülkler sahiplerine iade edilsin. Bu Filistinliler en doğal hakkıdır. İsrail buna hiçbir açıdan olumlu yaklaşmıyor.
Doğu Kudüs, Filistin devletinin başkenti ilan edilsin . Yani artık Kudüs'ün tamamı üzerinde hak iddia etmekten vazgeçilmiş. Bulaç'a göre "bu üç noktayla Hamas'ın da yetineceğini bilmeyen yok. Bu, temel bir gerçektir; ama İsrail'in savaş makinesi kadar güçlü olan propaganda makinesi, Filistinlilerin ve Arapların a) Antisemitik olduklarını, b) İsrail'i güvenli sınırlar içinde tanımayıp haritadan silmek istediklerini ve c) Terörist, vahşi bir güruh olduklarını tekrarlayıp duruyor. Maalesef bu propagandaya inanan nice insan var."
İsrail birçok anlamda başlangıçtaki haklarından bile vazgeçmiş Filistinlilerin taleplerini kabul ediyor mu?
Hayır. Kabul etmediği gibi tartışmaya bile açmıyor. (Oslo barış görüşmelerinin taktiksel bir manevra olduğu tıpkı daha önce Mısır'ın ekarte edildiği gibi görece İsrail-FKÖ barış görüşmeleri ile diğer direniş örgütlerinin direnişinin kırılmaya çalışıldığı bir vakıa olarak ortada duruyor.)
Bu sürecin başlangıcından bugüne kadar tarafsız bir gözle baktığımızda ne görüyoruz? Haksız bir işgal, katliam, yıldırma politikası ve kasıtlı bir uzlaşmazlıkla cür'etkar bir küstahlık. Ve müthiş bir medya propagandası. İsrail'in sivil hedefleri bilerek vurduğundan İnsan Hakları İzleme Komitesi artık ciddi şekilde şüpheleniyor. Kana'daki saldırıda dünya ayağa kalktı ama değişen hiçbir şey yok. İsrail yıllar önce yine Kana'da benzer bir katliam yapmıştı. Sabra ve Şatilla katiamları hafızalardan silinmedi. Dün çiftçi taşıyan bir kamyonu vurdu onlarca işçiyi katletti. İsrail 1948 yılından bu yana 180 katliam gerçekleştirmiş. Bunların tamamı savaş suçu niteliğinde. BM bir kukla gibi. Güvenlik konseyinin 5 daimi üyesi 200 tane ülkeyi ayı oynatıcısının ayının burnuna halka geçirip oynattığı gibi elinde oynatıyor. Çünkü BM' nin yapısı öyle. Bu 5 ülkeden sadece birinin istemediği herhangi bir karar konseyden çıkamıyor. Bunların başındaki efe de ABD. 200'e karşı 1. ABD bu yolla defalarca İsrail aleyhine karar alınmasını engelleyerek güvenlik konseyinin aldığı onlarca kararı veto etti. En son saldırılarda yine bu yüzden kınama bile çıkmadı. Ayrıca İsrail BM'nin bu konuda aldığı hiçbir karar uymuş değil. Roma konferansı komedisini gördük. İsrail Kana'dan sonra 48 saat ateşkes ilan etti ama Rice bastırınca ateşkesi bozdu. Bütün bunlar dünyanın gözü önünde oluyor.
En son olayların tetikleyicisi olarak Mustafa Bey hizbullahı göstermiş ama ben buna tam olarak katılmıyorum. Öbür ilmeğe de yazdığımı burada da tekrar edeyim.İsrail-Filistin çatışmasının son aşaması, İsrail kuvvetlerinin Gazze’den iki sivili; bir doktor ve kardeşini kaçırmasıyla başladı. Ayrıca bir sahilde piknik yapan aileden 7 kişi İsrail kuvvetlerince öldürüldü. Bütün bunlardan sonra asker kaçırma eylemi oldu ve iş bu boyutlara geldi. (Halen İsrail zindanlarında tutulan ve suçunun ne olduğu belli olmayan 10.000 dolayında Filistinli var. Bunu da hatırlatalım) Bu konuda Tarık Ali, John Berger, Noam Chomsky, Eduardo Galeano, Naomi Klien, Harold Pinter, Arundhati Roy, Jose Saramago, Guiliana Sgrena, Howard Zinn gibi isimler 24 Temmuz'da bir açıklama yapmışlardı. Onlarda aynı şeyi söylüyorlar. Başlatan, provoke eden tıpkı daha önceki intifadalarda da olduğu gibi İsraildi. Şahin Alpay o günlerde bu açıklamadan da "Batı'nın utanç verici çifte standardı" başlıklı yazısında bahsetmişti. Hamas, Hizbullah belki fevri davranmış olabilir ama tahrik unsuru tıpkı daha önceleri olduğu gibi yine İsrail'den gelmişti. İran ve Suriye'yi ise sürekli kışkırtan yine İsrail ve ABD'dir. BOP planlarına İran ve Suriye kendi kendilerini dahil etmediler. Meselelere "Kök sebep" araken Ahmedinejat'ın açıklamalarına da aramalıyız.
Şimdi aklımızı kullanalım ve düşünelim. Nasıl davranmalı bu durumda Müslümanlar?? Köpek gelmiş baldırımıza yapışmış, yere yıkmış önüne gelen yerimizi ısırıyor. "Hoşt" diyorsun gitmiyor, mücadeleye gücün yetmiyor. Çaresizce altında kıvranıyorsun. Etrafına toplanmış kalabalık sesini çıkartmadan öylece seyrediyor. Bu örnek ekstern durabilir kabul ederim ama "anafikir" olarak İsrail-Filistin meselesinin tarihsel süreci bu örneğe çok uyuyor.
(Biz bu vahşete tepki gösterince de bazı aklı evveller bu tepkiyi "sanal bir sohbet kadar samimiyetsiz" olarak görüyorlar. Kendilerinin sana sohbeti öyle olabilir ama bizim sohbetlerimizin sanalının da gerçeğinden bir farkı yoktur. Hepsi samimidir. Onlar bu tepkileri samimiyetsiz görebilirler. Görsünler. İnsanlıktan nasibi olmayanları ciddiye alacak değiliz. Bizim burada yüreğimiz yanarken kimsenin samimiyet testinden geçmeye ihtiyacımız yok. "İçindeki ifrazatı dökmüş" deyip bu gibi saçmalıklara cevap bile vermiyoruz.)
Pekii ne yapmalı?
Filistin tüm haklı taleplerinden vaz mı geçmeli? İsrail'i tanıma aşamasında oldukları zaten meydan da. Sakinim ve aklımı kullanıyorum. İsrail'i tanıyalım. Tamam. İyi de hangi İsrail'i? Yani hangi sınırlarını, hangi başkentini tanıyalım? Mültecilerin durumu ne olacak? Yahudi yerleşimcilerin üzerine oturduğu evler araziler ne olacak? Kudüs'ün durumu ne olacak.? Filistin'in işgal edilmiş %78 toprağının durumu ne olacak? 10.000'i aşkın tutuklu ne olacak? Bütün bunlardan vaz mı geçmeli Filistin? Söylenmek istenen bu mu?
Açıkçası barışı en çok isteyenlerden birisiyim. Ama nasıl olacak bu? Bunun nasılını söyleyen yok. 1967 sınırlarına çekilmiş bir İsrail'in hayat hakkını bütün Arap dünyası gibi ben de tanıyorum. Daha İsrail'i yok etmek istemediğimizi nasıl ispatlayacağız?
Filistinden tamamen vazgeçerek mi?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 5, 2006 11:30 PM
Israil'in doktoru ve kardesini kaçirmasi dahi baris ihtimallerinin ortadan kaldirilmasina yönelik hareketler zincirine dahil. Radikal'deki yazinin en önemli kismi bence su :
"Aslında Hamas'ın Gazze'deki lideri İsmail Haniye de yakın zaman önce bu gerçeği görmüş ve İsrail tanıma noktasına gelmişti; ancak örgütün Suriye merkezli radikal kanadı devreye girdi ve ünlü asker kaçırma olayıyla İsrail'i provoke etti. Gazze'deki trajedi, böyle patlak verdi. İran destekli Hizbullah, ikinci bir asker kaçırma olayıyla Olmert hükümetine bu kez Lübnan'ı vurmak için bahane sundu. "
önce kimin baslattigi elbette önemli. Ama daha önemlisi sanirim neden bitmedigi.
Israil'in askeri üstünlügü ortada. MOSSAD'in da etkinligine süphe yok. Israil lobisi Dünya'da da oldukça güçlü. Arkasinda ABD de var. Nasil oluyor da sonu gelmiyor bu isin? Israil ordusu neden bu direnisi ezip geçemiyor?
Dünya'nin tepkisi vb demeye lüzum yok sanirim, 50 yilldir bu zulüme herkes göz yumuyor.
Hizbullah veya Hamas gibi örgütler ile Israil ordusu birbirlerine muhtaç olamaz mi? Yani mücadele sürsün ama bitmesin.
Ne zaman bir ateskes olsa, bir anlasma imzalansa ya Israil ordusu veya Hizbullah bir saldiri yapiyorlar ve her sey bozuluyor. Yaser Arafat da benzer biçimde hareket ediyordu. Bu iste bir tuhaflik yok mu?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 6, 2006 12:00 AM
'İsrail'in kendi içinde ve hele de Yahudi dünyasının genelinde ise İsrail militarizmine karşı çıkan pek çok entellektüel, din adamı ve sıradan insan var.'
Bu konuda Mustafa Bey'in elinde bir istatistik mi var?bu söylediği insanlar nerede?ne gibi faaliyetler yapıyorlar bu militarizme karşı..yüzde kaçlık bir kesim..? gerçekten merak ediyorum..
Mustafa Bey o kadar iyi niyetli bir insanki..kimseye kıyamıyor..bu düşünceler sadece kağıt üzerinde..kimsenin taktığı yok..israil ideolojisinin peşinde..onu gerçekleştirinceye kadar yakıp yıkacak..biz antisemitik olmamak için bu iyimserliğimizi devam ettirip cici yazılar yazabiliriz..bu sadece kariyerimizi kurtarır..o kadar..gerçekler ise çok acı..Suat beye katılıyorum..Mustafa beye saygılarımı sunuyorum..
Yazan: deniz Tarih: August 6, 2006 12:29 AM
Israil karsiti yahudiler
Sayin Deniz, 15 dk kadar önce yüzlerce israillinin Telaviv'de savas karsiti yaptigi gösteriyi izledim. Böyle kestirmeden gitmeyelim ne olursunuz.
Yillardir "islamci" gösterilerde israil ve amerikan bayraklari yakiliyor... Ne oldu? Bir filistinli veya lübnanli çocugun hayati kurtarilabildi mi?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 6, 2006 2:06 AM
bende dostluk ve barış kazansın istiyorum tabiki..
israil füzelerinin üzerine mesaj yazan çocukları gördüğümde bu gösterilerinde samimi olduğuna inanasım gelmiyor..elinden birşey gelmeyen müslümanların sloganları ne kadar işe yarıyorsa israillilerinki de o kadar işe yarar bence..
ben ümitvar olmak istiyorum ..ümit var mı?..
SEVGİLERİMLE...
Yazan: deniz Tarih: August 6, 2006 7:31 AM
ilgiyi ortadoğuda, müslüan ve yahudi ekseninden fazla tutmayın.
hrioşima'nın yıl dönümü bugün.
hrimoşima gelmiş geşmiş büütn sivil katliamların en sonucudur.
ben hrioşimaya bomba atılmasını savunan biri ile tartışmıştım.
diyor ki, bir savşta duygu, muygu çocuk olmaz.
eğer o bamba atılmasaydı savaş uzar yine başkaları ölürdü.
hem japonya iyi mal değildi, çini işgal edip işkenceler yapmıştı.
peki ya vietnam; vietnamın uzaydan görünen haritası değişti. Beyrttan defalarca fenadır.
ama ona da, birimde içiminden bir çok hocaefendiler destek verdi.,
sebep şuydu; neyapalım, komunizim yayılacaktı.,
Alanyada Dresden'in bombalanması var.
yanlış hatırlamıyorsam,
400 bin sivil insan öldü ve bu bombalama almanya teslim olduktan sonra oldu veya nazi yönetimi dağılmıştı zatEN. Gerkesiz yere oldu. Yani cezalandırmak için yapıldı. Sivil halk cezalandırıldı adeta.,
yani amerika bunu hep yapıyor.
20-40 yıl arAyla bir şamaroğlan bulup yapıyor.
gerçi vietnem ve hamasın kolay lokma olmadıkları kesin.
savaş tücarlarının sebeplerini ortadan kaldırmak gerek., çünkü kazanan onlar oluyor.
ırak savaşı başladığında tom hawk füzeleri borsa da tavan yapmıştı.
kitle imha silahları nasıl olur borsada olur ?
ben bunu (şimdi adını unuttum ) belgesel filimler yapan amerikalı yönetmenin filminde görmüştüm. amerikadaki silah çılgınlığını alatıyordu ?
ftoğraflar, filimlerle insanlara ulaşmalı,.
çok insana ulaşmalı, muhalifleri bulmalı vs..
Yazan: knz Tarih: August 6, 2006 10:05 AM
Tesekkurler DERINSULAR!
Sadec Yahudi Chomsky degil, pek cok Yahudi dusunur, Hiristiyan dusunur, gazeteci de ayni seyi soyluyorla ama bazi arkadaslara resmen Sharon ile Olmert'in ellerinde bir yil once cekilmis LUBNAN'a SADIRI PLANI gostersek dahi bizer "antisemit" iddiamiz "komlo" demete isra edeckler. Cunki aksini soyleme omurga ister, simdinin modasi "ilimli", "uzlasmci", "pragmatist" , "stratejist", "duygudan arinmis", "hesapcidir". Ortadan vijdan, ahlaki kompas, Islami olculeri kaldirdiginizda "seytanin" dah aslnda o kadar da kotu olmadigina dair argumanlar sunulur! Yersen.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 6, 2006 4:53 PM
Suat Bey'in yazdıklarına tümüyle katılıyorum.
Zaman hızla ilerliyor, olaylar o kadar çabuk gelişiyor ki, sorun nasıl başlamış unutuyoruz.
İsrail dünyayı tanımıyor, BM'yi tanımıyor. Her konuda sadece kendini haklı görüyor, sorunu da ben çözerim diyor. (Nasıl çözdüğünü de her akşam televizyonlarda görüyoruz!) Demokrasi gelsin diyenler, söz konusu İsrail'in çıkarları olunca sus pus oluyorlar. Hani Hz. Ömer anlatırmış ya: "Biz Cahiliyye devrinde helvadan yaptığımız putlara tapar, karnımız acıkınca da yerdik! diye...İşte onun gibi bir şey.
Fazla söze gerek yok. Ortadoğu sorununun çözümünün ana hatlarını bir kez daha belirtmek gerek.
1. İsrail artık realite. Arap Dünyası da dahil bunu artık kimse tartışmıyor.
2. İsrail'in hakkında daha önce çıkan tüm BM kararlarını tanıması 1967 öncesi sınırlara çekilmesi gerekli.
3. Filistin Devleti üzerindeki tüm kara, hava, deniz ambargosu kalkmalı, sınırları güvencede bir devlet olarak yerini almalı.
4. İsrail hapishanelerinde haksız yere bulunan binlerce Filistinli mahkum salıverilmeli.
5. Demokratik yollardan seçimle işbaşına gelmiş Filistin Hükümeti tüm dünya tarafından tanınmalı.
6. İsrail Devletinin sorumsuzca Filistin ve Lübnan'ın altyapısını tahrip etmesi, sivilleri öldürmesi cezasız kalmamalı. (Tazminat ve savaş suçu mahkemesi)
7. Arap ülkelerinin kesinlikle halklarının tercihine saygı göstermesi gerekiyor.%90 oy almış(!) diktatörler sadece kendi koltuklarını düşünüyor.
Yukarıda ana hatlarıyla söylediklerimin şu andaki moda tabirle reel konjonktürde gerçekleşme şansının olmadığını bilsem de temel noktaları belirtmek istedim.
Saygılarımla.
Tuncay Yılmazer
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: August 6, 2006 5:37 PM
Değerli yorumcular, işin gerçeği önümüzde asla kabul edilemeyecek kanlı bir tablo var. Bu tablo-
nun müsebbibi İsrail-ABD ekseni olmakla birlikte
bu ülkelerin azgın yönetici sınıflarını hedef alır
ken tek bir barışçı ferdini dahi tenzih etmeliyiz.
Bu ateş sönmez ümit yok diyenlere, Allah'tan ümidi
kesmenin ağır bir gaflet olduğu ve sapıklıkla suç-
landığı Kur'an gerçeğini hatırlatmak isterim. Bu
tür felaketlerle karşılaşan insanın ümitsizliğe
düşmeden nemrut ateşine su döken karınca misali,
barışçı ve yapıcı rol oynamasını tavsiye ederim.
Yarın ilahi hesap gününün sahibi sorduğunda - buna
ilahi vicdan da diyebilirsiniz- söndüremesemde küçük ağzımla su taşıdım diyebilmeliyiz. Hem unut-
mayalım sonuçta Nemrut ateşi bu su taşıyan ağızla-
ra mağlup olmuştur. Lütfen Barışçı ağızları küçüm-
semeyelim. Savaştan korkmayalım ancak barışa mut-
laka şans verelim. Unutmayalım gerçek başarı Hak
ve adaletin kazanmasıdır. Gerçek başarı Hakk'ın
razı olacağı bir yol tutmaktır. Saygı ile. Levent.
Yazan: Levent Tarih: August 7, 2006 11:43 AM
Levent Beyin karınca misalini bende yazmayı düşünmüştüm..herkesin aklından aynı örnek geçiyor demek ki..Allah katında sorumluluktan kurtulabilmek için herkes bir şey yapmalı..elinden ne geliyorsa..
hiçbir şeye güCümüz yetmiyorsa dua edelim..dua müminin silahıdır..mazlumun ahı indirir şahı demişler..
ancak benim ümitsiz olmamın sebebi 21.yy'ın kıyamet yüzyılı olduğuna inanmam..ve bu ateşin daha fazla büyüyeceğini düşünüyorum..1997 yılından beri buna inanıyorum.ikibinli yılların hemen başında itibaren yangının başlayacağını tahmin ediyordum..
benim bir çözüm önerim var..seccademize oturup hergün günahlarımıza tövbe etmek..ve bu halkayı büyütmeye çalışmak..duası makbul kulların sayısının artması.
biz dünyanın kaderini değiştiremeyiz..beklenen saat mutlaka gelecektir ve çok yaklaşmıştır..
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 7, 2006 1:39 PM
"Oysa Müslümanlar açısından karşı çıkılması gereken şey, İsrail'in var olma hakkı değil, işgali." demişsiniz...
Söyler misiniz, İsral'in tamamı işgal edilmiş topraklara kurulmamış mıdır? Söyler misiniz, İsrail'in kendi sınırları neresidir, işgal ettiği topraklar nereleridir?
Hamas asker kaçırarak İsrail'e ihtiyacı olan bahaneyi verdi demişsiniz... Hamas'ın ihtiyacı olan bahaneyi de sahilde piknik yapan sivilleri öldürerek İsrail vermiş olmasın?
Akl-ı selime çağrı yapmanızı takdirle karşılıyorum ama söyledikleriniz dayak yedikten sonra, benim de kabahatim var, sanırım biraz da ben bu dayağı hakkettim diyen birinin sözlerine benzemiyor mu?
İran, Suriye, Hamas, Hizbullah... bunların hepsi haksız bir işgal neticesi meydana gelmiş kuvvetlerdir. Analiz edildiğinde "ideale uymayan" uygulamalar yapıyor olabilirler... Fakat sivillerin öldürülmesinde, işgale karşı boyun eğmeyerek, zımnen onlarında katkısı vardır sözünü büyük haksızlık olarak görüyorum...
Sakarya'da verdiğimiz şehitlerin sebebi de, Erzurum ve Sivas'da alınan direniş kararlarıydı. Teslim olsaydık, belki hiç kayıp vermeyecektik. Ama direnerek yanlış mı yaptık? Kurtuluş Savaşı kaybedilmiş olsaydı bile doğru yapmıştık ve bugünün mücahitleri de doğru yapmaktadır.
Allah yardımcıları olsun.
...............
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
TANER BEY, TEPKİNİZİ ANLIYORUM. CEVAPLARIM ŞÖYLE:
BENCE ISRAİL'İN TÜMÜ "İŞGAL TOPRAĞI" DEĞİL. INGİLİZ SÖMÜRGE YÖNETİMİ BİTTİĞİNDE BM, FİLİSTİN'İ YÜZDE 50/50 AYIRMIŞTI. BU BENCE ADİL BİR PAYLAŞIMDIR. SONRA SAVAŞ OLDU VE İSRAİL BATI ŞERİA VE GAZZE DIŞINDAKİ BÖLGELERİ İŞGAL VE İLHAK ETTİ. 67'DE GERİ KALANI DA İŞGAL ETTİ.
İDEALİ 47'E DÖNMEK, AMA KİMSE BUNU MÜMKÜN GÖRMÜYOR. ZATEN NÜFUS DURUMU DA ONA UYGUN DEĞİL. ARAPLARIN ÇOĞU 67 SINIRLARINA DÖNMEYE RAZI. (KUDÜS DE HER İKİ DEVLETİN ORTAK BAŞKENTİ OLABİLİR.)
BUNDA FAZLASINDA ISRAR ETMEK, MÜMKÜN OLANI DA ELDE EDEMEMEK SONUCUNU DOĞURUYOR.
FİLİSTİN DİRENİŞİ ELBETTE HAKLIDIR; AMA DOĞRUDAN SİVİLLERİ HEDEF ALAN BOMBALAMALARLA BENCE BÜYÜK HATA YAPMIŞ VE HAKLILIKLARINI ZEDELEMİŞLERDİR.
"FİLİSTİN BUNU HAK ETTİ" DEMİYORUM KESİNLİKLE; BU İNSAFA SIĞMAZ. AMA "NEREDE YANLIŞ YAPTIK, BUNDAN SONRA NE YAPMALIYIZ" DİYE SORUYORUM....
SAYGILAR
M.A.
Yazan: Taner AYAZ Tarih: August 7, 2006 1:39 PM
Uygun şartlarda "kerhen" anlaşmayı bende makul görüyorum. Ama neticede İsrail'in varlığının bir hata olduğunu teslim etmek gerek. İsrail'in varolma hakkına en güzel cevabı Ahmedi Nejat vermiştir bence. Madem varolma hakkı var, Avrupa'dan Amerika'dan yer verilsin. Oraya gitsinler...
Ayrıca prensipte sivillerin öldürülmesine katılmamız tabiki mümkün değil. Her şeyden evvel inancımıza aykırı. Fakat böylesi bir savaşta sivil-asker ayrımı yapmak çok zor. Diyeceksiniz ki aynı argümanı İsrail'de kullanıyor, sivillerle militanları ayırd edemiyoruz diyorlar. Fakat ellerindeki teknolojik üstünlükle savaşın seyrini ve şartlarını belirleyen İsrail ve Amerika'dır.
İnançlarında Hz.Musa'ya çok fazla değer veren biri olarak tüm yahudileri ve hatta yahudiliği hedef almaktan Allah'a sığınırım ama İsrail halkının yapınısını da gözden kaçırmamak gerek.
Bu halk savaşmak üzere dünyanın dört bir yanından gelmiş, Şaron'u iki kere seçmiş, Olmert'in politikalarını destekleyen, kadın-erkek askerlik yapan militarize olmuş bir halktır.
İsrail'de yaşamayan yahudiler dahi zamanı geldiğinde kalkıp İsrail ordusunda askerlik yapmaya gitmektedirler. (Türkiye'de çok önemli kaynakları elinde bulunduran yahudi ailelerinin çocuklarının İsrail'e askerlik yapmaya gittiklerini biliyoruz.)
Bir millete olan kininiz sizi onlara karşı aşırılığa gitmeye meyletmesin şeklindeki ilahi emri hiç bir zaman aklımdan çıkarmıyor, Rasullah'ın savaşa giden erlere verdiği din adamı, kadın ve çocuk öldürmeyin emirlerini hala hatırlıyor olmakla birlikte, bizler için entellektüel tartışma konusu olan meselelerin ordaki insanlar için, bir can-namus-vatan kavgası olduğunu göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.
Hiç birimiz kucağımıza bir bebek cesedi almamışken ordaki insanları anlayamayız.
Sizin yaklaşımınızı diplomatik olarak ele aldığımızda kabul etmekle birlikte, bir müslüman olarak düşüncelerimi ifade ettiğim bu platformda daha subjektif olmayı uygun görüyorum.
Allah mücahitlerin yardımcısı olsun. Amin.
Yazan: Taner AYAZ Tarih: August 7, 2006 3:17 PM
Mustafa ve Taner Beyler'in yazilarinin tanmamini okuyamadim ama "ideal cozumden" bahsettiklerini anlayabildim.
Bunun uzerine bir Israil'li Yahudi (dinden cikti ama Ibrani) olan Israel Shamir'in "ideal cozum" teklifi aklima geldi.
Cozumu cok basit, demokratik ve de "cagdas". "one state, one man, one vote" (bir devlet, bir kisi, bir oy). O kadar.
Baskenti Kudus olan bir devlet. Butun Filistinli ve Israilliler bu Demokratik Filistin Cumhuriyet'nin vatandasi. Ulkeden kovulanlara donme hakki. Tamam baska yerlerden getirilen milyonlarca Yahudi de kalabilir.
Benim kafama yatti. Ya sizin?
Planinin detaylarini www.isrelshamir.net'te bulabilirsiniz.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 7, 2006 7:09 PM
ULUSLARARASI TEPKİLER BÜYÜYOR
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına karşı tepkiler de büyüyor.
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in, İsrail’in Lübnan operasyonunu yeni bir soykırım olarak nitelemesi üzerine, iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. İsrail’deki elçisini geri çağıran Chavez, ikinci aşamada başta diplomatik ilişkiler olmak üzere ticaret de dahil tüm işbirliğini keseceklerini belirtti.
Tepki ve vicdan dediğin böyle olmalı...sağol Chavez
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 10, 2006 12:57 AM
Aynen katiliorum Mustafa Ajlan Bey kardesim. "ahlaki, entellektuel omurgali devlet Adami" diye buna derim ben! Arap kabile reisleri aynaya bakip kendilernden utanmalilar!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 10, 2006 5:23 AM
NE YAPMALI?
Israil'e ve ABD'ye kafa tutabilen bir Islâm dünyas mi istiyorsunuz? Kitap okuyun, etrafinizdaki insanlara okuma-yazma ve internette bilgi aramayi ögretin, evlatlarinizi okutun, okutmayanlari uyarin. Gazaniz mübarek olsun!
ALLAH'in Kur'an'da çok açikça belirttigi gibi "akli olmayanin dini de olmaz".
Yahudi lobisine karsi bir Müslüman lobisi yoksa bu kimin suçu? Yahudilerin mi yoksa müslümanlar açliktan ve savaslardan ölürken altin kaplama arabalarla gezen kuveytlilerin mi?
Bütün yahudi evlerinin ortak noktasi nedir biliyor musunuz? Kütüphane! Bütün yahudi tanidiklarimin evleri 2 veya 3 dilde kitaplarla dolu. Dünyada kaç yahudi var? 20 milyon? 30 milyon? Kaç müslüman var? 1,5 milyar. Fark? Bilgi ve zekâ.
Türkiye'de okullarda bile bir kütüphane yok. Biz müslümanlar kendimizi zorla ortaçag avrupasi'nin karanligina boguyoruz sonra da bu yahudilerin veya hristiyanlarin suçu diyoruz. Müslüman dünyasi bilgice zayif ve bazi müslümanlar da dahil olmak üzere herkes bundan istifade ediyor.
"Alim'in mürekkebi sehidin kanindan yegdir." (SAV)
Sorun bizde, çözüm bizde.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 10, 2006 3:19 PM
Yapmayin be Tunc Bey kardesim! Birazcik tevazu lutfen. Bu ne uslup? Demirkan Efegil yerine sizimi tayin etti de bizim gibi cuhelaya "yahudinin usunlugunun sirlari" dersi veriyorsunuz? Bir ustteki ilmekteki yorumumu okuyn lutfen?
Uslubunuz koyden sehre lise okumaya gitmis gencin koyune dondugunde koyluleri icin kullandigi usluba benziyor. Teolojiden, poltikaya, sanata kadar yahudilerin "goyimden" ustun olduklari Yahudiligin bir "irk dini" oldugu konusunda pek cok Yahudi kaynagi, siyon protokolleri dahil yuzlerce refransi, pek cok Yahudi alimi, ve mutfekkirin bu minvaldeki yazilarini, ve kendi yasadiklarimizi baz alarak yaptigimiz degerlendirmelerden hicbirsey anlamadinizmi? "bilgi ve zeka" kadar basit bir aciklamasi vardi da herseyin Noam Chomsky'den Israel Shamir'e, Haham Michel Lerner'e kadar pek cok dusunur niye goremedi acaba sizin sak diye ortaya koydugunuz bu bilgelik urununu.
En azindan bu konuda fikir beyan eden diger insanlarin da sizin kadar bilgisi olabilecegine ihtimal vermenizi rica edebilir miyim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 10, 2006 7:31 PM
Tunç Bey,
Anlaşılıyor ki sizin bugünkü Batı uygarlığının herşeyini yalapşap bünyenize katmış ve benimsemişsiniz. Batı uygarlığının nasıl yükseldiğinden, hangi katliamlarla zenginleştiğinden sömürgeciliğin ve modernizmin gezegenimize ve insanlığa maliyetinden de haberdar değilisiniz.
Bir de ortadoğuda bu vahşilikleri sergileyen siyonistleri "bilgi ve zeka" küpü şirin yaratıklar yapıp onları "örnek alınacak şahsiyetler" haline getirmişsiniz tam olmuş. Buyrun siz onları örnek alın ve "uygarlaşın." Biz böyle bir uygarlık istemiyoruz.
Bizler hiçbir zaman "Müslümanlar sütten çıkmış ak kaşık" demedik, ve "İslam'ı dört dörtlük yaşıyoruz" diye birşey de söylemedik. Tam aksine Müslümanların birçok hataları olduğunu sürekli dillendirdik. Fakat bu ataletin suçu yalnızca müslümanların değil. Birçok küresel olay İslam dünyasının ataletinde önemli rol oynadı; başta Moğol istilası, haçlı seferleri ve dünya ticaret yollarının değişmesi olmak üzere. Bu kozmopolit etkenler ve Batı dünyasının İslam'dan aldığı düşünsel altyapıyı -İslamın asla izin vermeyeceği- acımasız bir sömürgecilikle birleştirip zulm ile zenginleşerek kalkınması tarihi bir gerçek iken, bu kan uygarlığına ağzı sulanarak bakmak ve bugün bebeleri bile katleden ırkçı siyonistlerin, ahlak yoksunu, "amaç için her yol mübahtır" felsefelerini bizlere "örnek" olarak vermek hangi vicdana sığar? Efendim her evde kütüphaneleri varmışmış.. Tam bir yahudi propagandası. Ben İsrail'e gittim; size yobazlığın kralı için yığınla örnek verebilirim. Eski Ahit'i, Talmud'u açın okuyun bakalım bu nasıl bir "bilgi ve zeka" imiş. Nasıl bir "mantık" imiş? Allah'a ve O'nun aziz peygamberlerine akla hayale gelmedik iftiralar atan, 10 yaşında çocukların bile okuyunca yüzünün kızaracağı fiilleri o kutlu elçilere yamayan bu öğreti mi "bilgi ve zeka" küpü? Size gerçekten hayret ediyorum..
Avrupalılar popolarını yıkamayı bilmiyorken Endülüs uygarlığının kütüphanelerindeki kitaplar yüzbinlerce cildi buluyordu. Bağdat kütüphaneleri ha keza.. Müslümanlar ilimde öncüydü ve birçok ilim adamı çıkarttılar. Müslümanlar "insana saygı" medeniyeti kurdular; herkese "insan" gibi davranıyorlardı. Tarihin hiçbir döneminde yahudiler ve Hristiyanlar azınlık olarak bulundukları yerlerde Müslüman hakimiyetindeki kadar rahat etmemişlerdir. İspanya'dan sürüldüklerinde onlara kucak açan bizdik. Avrupada gettolarda yaşarlarken biz de huzur içinde serbestçe dolaşabiliyorlardı. İstanbul'un fethinden önce, Hristiyan dünyadan yardım geleceği dedikoduları çıkınca -daha önce haçlı seferinde yağmalandıkları için -Konstantin elitlerinin "latin külahı görmektense müslüman sarığı görmeyi tercih ederim" demeleri boşuna değildir.
Ama bugün müslümanlara yapılanlar ortada.. Soykırımı yapanlar da batılılardı ama diyetini yine müslümanlara ödetiyorlar. Eğer birazcık insafa sahipseniz bu yazdıklarımı vicdanınıza danışarak düşünün..
Normalde daha önce yazdıklarımı tekrar etmem ama sizin de savunduğunuz bazı argümanlara cevap niteliğinde bir yazı yazmıştım daha önce. Eğer okursanız görüşlerimi bütünlüğü içinde daha net değerlendirebilirsiniz.
Saygılar..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 10, 2006 9:33 PM
Ozturk bey,
Benim baktigim yerden, Tunc beyin bir idol yaratmak iddiasi var gibi gelmedi bana, ama, bir kizginligin dile getirilisi de yok degil.
Kizginligin en keskin olani da insanin kendisine, kendisini ait gordugu yere olanidir. Be o yazidan daha cok onu okudum.
'Onlari' ornek alarak degil de aksini yaparak uygarlasmak mumkunse o da kabul, ama, okumadigimizi, ogrenmek ve yeni bir seyler gelistirmek veya icad etmek yolunda dise dokunur hic bir cabamiz olmadigini red mi edecegiz.
Tek basina bu eksiklikleirmizi dile getirmenin anlamli olmadigini, anlamli olacak olanin da bu eksikligi gidermek yolunda metodik bir seyler yapmak oldugunu inkar mi edecegiz.
Begenin ya da begenmeyin, adamlar 50 sene icinde, isgal altinda tuttuklari topraklari dunyanin sayili teknoloji merkezlerinden biris haline getirdiler. Finans merkezi demiyorum, teknoloji merkezi.. Bu tur bir seyi firfilli mimari ekollerinin sergilendigi binalar, ya da asfalt yerine dolarla kaplanmis otoyollarla yapmak mumkun degil.
Baska bir seyler gerekiyor. her ne lazimsa ne oldugunu bulup cikarmamiz, ve uygulamamiz gerekiyor.
Simdilerde bolca yaptigimiz gibi, oralarda hayatinin en verimli zamanlarini harcadiktan sonra geri gelip --gida zincirine karismak oncesi-- karin doyuracak hic bir bilgi aktarimi yapmaksizin --Oktay Sinanoglu vd oldugu uzere-- muhtelif manevi komoplolar hakkinda lagaluga edenlerin agzinin icine bakmak bunlardan birisi olmasa gerek. Aktif katki lazim. Aktif ve ise yarar bilgi katkisi.
Bunlar kulaga hos gelen mazeretler. Daha once de konustuk. Ama, eksik bir iki nokta var.
Mogol Istilasi hakkinda bir suru urkunc ve demonizasyon lakirdisi okudum. Okuyup gectim, ama, bazan da durup cevap vermek gerekiyor.
Mogol Istilasi dediginiz seyi gerceklestirenlerin bir kac nesil onceki numuneleri Islamin Kilici olmustu. Kilic koreldi, baska bir kilic geldi ve onlari tepeledi. Bunu bundan daha farkli degerlendirmek bence iltimas gecmek ve masala donusturmektir.
Hacli seferleri, sizin vurguladiginiz olcude bu topraklarda zarar-ziyana yol acmis degil. Bir capulcu ordusu olarak geldiler, bulduklarini talan ettiler ve kirilanlardan arta kalani geri dondu. Islam dunyasi uzerinde o derece anlamli bir etkisi yoktur yani.
Ticaret yollari meselesi de bir vakia olmakla beraber, 'kesif' oldugu iddiasi abartidir. O yollar, o rotalar biliniyordu. Bu topraklarda da, Cin'de de biliniyordu. Iltifat edilmemistir.
Butun dunyanin bizim basiretsizligimizi bekleyecegini umMUyorsak, olanlar bizim kabahatimizdir. Bildigimiz yollari kullanmadik.
Nicin kullanamdigimiz uzerine gunlerce konusabiliriz, empatiler yapabiliriz, ve kullanMAmakta hakli da cikabiliriz.
Ama, kullanmis degiliz ve kaybettik.
Su vicdana sigar: Tavuklar evcillestirilir ve yumurtalari alinir. Kesilir ve etleri yenir. Hayat budur ve acimasizdir.
Kendimizi tavuk gibi (lame duck) konumlandirirsak bizi somurmeyenler sadece bizden dqaha beceriksiz olanlar olabilir; saf ve temizligimiz safligimiza donusurse yuzumuzun yumusakligindan avret yerlerimizin uzun zaman kuru kalacagini da bekleyemeyiz. Biz simdi ve uzun zamandir bu moddayiz.
Bir Mogol istilasi daha yemediysek, bu bizim sansimiz kadar sartlarin tam olusmadigindan ya da farkina varilmamilsigindan olsa gerek...
Bugun benim gordugum sudur ve bundan olaganustu bir uzuntu ve hinc duyuyorum: Milliyetciler alenen arazi; butun 'musluman'lar ve solcu eskileri de bir bariscil kesilmisler bir bariscil ki, degmeyin gitsin...
Herkes Lubnan'la ilgili her turlu duygu somurusu ve empatiyi yapiyor ve ardindan sorduklari soru da su 'Nicin birileri bir sey yapmiyor?'..
'Nerede o eski yagmur duasinda nefesi kuvvetli hocalar; simdi bir tanesini bulsak da Israil'e ufleyip baris yagdirsa'.. der gibiyiz... Ufurukten empati bu kadar olur.
Kim yapacak?
Bati mi?
Biz mi?
Biz gercekten istiyor muyuz; yoksa Hizbullah'i bir Sii orgutu olarak silmesi bizim de isimize mi geliyor? Yani, doktugumuz onca gozyasi aslinda bir tur vicdan yikama midir?
Ne yapilacak?
Kimin kolasini icecegimiz, kimin donunu fanilasini satin alacagimiz gibi olaganustu anlamli tedbirlerle mi bir seyler yapmis olacagiz?
Dolar banknotunu oy pusulasina cevirmek.. Vay canina! Nicin kimsenin aklina bu denli etkili baska klasik ortasinif kandirmacalari gelmez..
Malum, McDonald's'in satislari durdu diye ordusunu dizginlemeyecek devlet yoktur...
Hadi canim sende..
OK. Kabul. Onlari gecelim.
Aynen oyle. Fakat ilginc degil midir ki, Sofu Bayezid, Dindar Bayezid, Sultan Bayezid bahsettiginiz ilim ve irfan diyarindan sadece Yahudileri kurtarmak icin savas gemileri de dahil olmak uzere sefer duzenlemis, fakat popolarini yikamayi bilen, hatta kutuphane sahibi olan din kardesleri icin parmagini dahi kipirdatmamistir.
Hadi, Osmanliyi bir yana biraalim, Enduslus artiklarini, diger din kardesleri arasndan kucak acarak kabul eden olmus mudur?
Yani, belki Endulus Emevileri baskalarina 'insan' gibi davraniyordu; ama, mukabil bir davranisi --birakin baska insanlardan-- kendi din kardeslerinden dahi gormediler.
Kisacsi, o iste gercekten bir gariplik var; ve ben 500.cu yil teranelerini dinlerken bunu hatirlamaktan artik utaniyorum.
Evet. Eskiden ovunecek cok seyimiz vardi. VarDI.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 11, 2006 12:19 AM
Sayin Suat Bey,
Tarihte müslümanlar bilim ve teknoloji bayragini 8ci yüzyildan 16ci yy'a kadar tasimistir süphe yok. Bunu avrupa'da bile akli basinda tarihçiler teslim ediyor.
Ama sonra tökezledik, meselâ matbayi neden o kadar gecikerek soktuk ülkeye? Bugün için internetin yasaklanmasi gibi bir sey.
16-17yy müslüman alemi için bir inisin baslangici gibi. Askeri, politik, ekonomik... her alanda gerileme var. Kurtulus arayislari ise batiya özenme ve sekilci, taklitçi...
su sözlerinize de biraz kirildim :
"Anlaşılıyor ki sizin bugünkü Batı uygarlığının herşeyini yalapşap bünyenize katmış ve benimsemişsiniz. "
Hakli olsaydiniz eziyet çeken müslümanlar için endise içinde bu satirlari yaziyor olmazdim.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 11, 2006 3:46 AM
Müzmin Bey,
Bu konuyu sizinle benim blogumda çeşitli boyutları ile uzun uzun tartışmıştık, hatırlayacağınız gibi. Tekrar aynı tartışmaya burada girmeye gerek yok; ama yukarıya yazdıklarınızın birkısmında zaten sizinle hemfikir olduğumuzu biliyorsunuz. Eksiklerimiz olduğunu hiç reddetmedik, bu eksiklikleri gidermek için metodik birşeyler yapmanın gerektiğine de herzaman söylüyoruz. Sizin, "Ne yapmalı" sorusuna "aynı onların yöntemi ile onlar gibi davranmalı" dan başka verebildiğiniz bir cevap denemeniz bile yok.. Varoluşa "tek dünya" açısından bakanlar için anlamlı bir cevap olsa da zaten bizim reddettiğimiz, temel olarak felsefemize ters düzeni ve bunun illegal argümanlarını tekrar bize allayıp pullayarak sunmaya çalışmak vakit kaybından başka birşey değil. İşin ilginci bu "onlar gibi olmalı" cevabının bile bu emperyal düzende -bu saatten sonra- nasıl olacağına dair bir şey yok ortada.
Yazınızda dikkat çeken bir diğer husus da Osmanlı ve Endülüs. Bu soru sorulur bazen; "Osmanlı niçin yardım etmedi?" Bana da çok ilginç gelmişti. Bir çırpıda sayılır hemen, Cem Sultan meselesi ve Akdeniz buna engel oldu diye.. Osmanlı ile Endülüs arasında hiçbir resmi ilişki olmamış. Bu da çok ilginç gelir bana. Endülüsteki son müslüman devlet Beni Ahmer'ın yıkılış tarihine baktığımızda 1492'yi görürüz. Bu tarihte Osmanlı donanmasının gücünü ve Beni Ahmer'in tüm irtibat yollarının İspanya tarafından kapatıldığını ve kuşatıldığını bildiğimiz için, aslında "neden yardım etmedi?" sorusu da biraz anlamsızlaşıyor. Ayrıca tam o günlerde Osmanlı-Memlüklü savaşının (1485-1491) devam ettiğini unutmamalıyız. Yine atlanan bir husus daha var. II Beyazıd bu konuyu divanda görüşür. Ve Kemal Reis komutasındaki donanma 1487'de İspanya seferine çıkar. (Prok.A.Akagündüz-Bilinmeyen Osmanlı) Böylece Osmanlı; Kastilya(İspanya), Aragon, Napoli ve Sicilya Krallıklarına harp ilan etmiş olur. Kemal Reis İtalya'yı vurarak İspanya sularına kadar gelir, hatta Magala'yı tekrar geri alır fakat bir yandan da akdenizde Tunus Hafsî sultanlığı ile uğraşmaktadır. Diğer yandan da Memlüklülerle uğraşan Osmanlı buna rağmen Kemal reis komutasındaki donanma ile İspanyollara 23 defa saldırı düzenler ama bu, 1492'de düşen Gırnata'ya ve Endülüs'e yetmez. Yani yardım etmediğini iddia edenler buna neyi dayanak olarak gösteriyorlar? Ayrıca Osmanlı Donanması İspanyol kıyımı sonrası yollara düşen 300.000 müslümanı Fas ve Cezayir'e nakleder. Bunları unutmayalım.
Öyle "oturup seyretmiş" gibi bir durum yok ortada.. Tarihi yaşanan çağa inip şartları mucibinde okumak gerek..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 11, 2006 8:13 AM
Tunç Bey,
Sizi kırdıysam özür dilerim; ben yazdıklarınıza bakarak öyle bir çıkarım yaptım. Benim tahmin edeceğiniz gibi burada kimseyle isimler üzerine bir husumetim yok. Ben fikirleri tartışıyorum..
Çoğumuz eziyet çeken müslümanlar için konuşuyoruz. Çareler arıyor zulmü önlemenin yollarını arıyoruz. Nerelerde hatalar yaptığımızı görmeye çalışıyoruz.
Belki sizinle farkımız, bizim resmin bütününe bakma çabamızdan kaynaklanıyor. Yani biz bugünkü batı uygarlığının yükselme sebeplerini irdelerken felsefi temellerine ve bunu gerçekleştirme yöntemlerine bakıyoruz. Bu yöntemlerin bizim varoluş felsefemize uyup uymadığına bakıyoruz.Bu yöntemin insanlığa maliyetine bakıyoruz. Ve eleştirisini yapıyoruz. Biz teoriyi konuşurken siz pratikte kalıyorsunuz aslında; verdiğiniz lokal örnekler pratiğin ayrıntılarından çıkamadığınız gösteriyor.
İslam Dünyasının ataleti konusu çok uzun bir konu.. Söylediğim gibi birçok farklı nedenleri var bunun..
Matbaa konusunda ise klasik genelleştirmeyi yapmışsınız. Belki düşüncelerinizi şu link değiştirebilir.
http://gelenek.wordpress.com/2006/06/18/matbaa-hurafeleri-ve-hakikat/
Saygılarımla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 11, 2006 10:03 AM
Sn. Müzmin Anonim,
Suat bey'in yaklaşımını külliyen reddetmişsiniz. Sizi fazla reaksiyoner buldum... Suat bey'i bir defa gördüm, şunu söyleyebilirim yazdığı ne varsa ta ciğerdendir, edebiyat olsun, duygu sömürüsü olsun diye yazmaz, hata ediyorsunuz, ayıp ediyorsunuz. Evet Tunç bey'in ve sizin bahsettiğiniz gibi dünyada bilgi ve teknoloji ne yazık ki ötekilerde. Ağzımız açık "vay be, adam yapmış abi !" , "Bizde yok abi, millet aya çıktı bizden bir şey olmaz !" diye de iç geçiriyoruz. Bu geri kalmayı tamamen moğol istilalarına, haçlı seferlerine bağlayamayız tabi ki ama tamamen soyutlamak doğru olur mu?. Tabi isterseniz bu geri kalışı resmi ideolojinin okullarımızda bizlere öğrettiği gibi matbaanın yobaz Osmanlı tarafından geç getirilmesi, lale devri sefahatleri, Baltacı Mehmet Paşa hikayeleri vs. ile de açıklayabiliriz. Hatta ileri götürüp "din terakkiye engeldir, onlar top tüfek diye diye ileri gitti, biz Allah Allah diye geri kaldık" diyerek son noktayı da koyabiliriz... Hiç şüphesiz atalarımız kusursuz değillerdi ama deniz ticaret yollarını bildikleri halde, biz böyle iyiyiz bize dokunmayın dediklerini de hiç sanmıyorum, el insaf ya!. Hadi hep beraber Bayezid'den başlayıp padişahlarımızı eleştirelim... Batı da böyle yapmış zaten !... Onlar, mesela hala III. Lui'nin, bilmem 8.Henry'nin ne yanlışlar yaptıklarını konuşuyorlar...
Ne yazık ki İslamın medeniyeti adına anlatacağımız geçmişten başka bir şey yok. İslam medeniyetinin bir geleceği olacaksa bu geçmişteki örneğinden yola çıkılarak olacaktır... Peki geçmişi anlatmayalım. Bayezid'in aslında sofu, dindar, sultan olmadığını, dindaşlarına ihanet etmiş bir zorba olduğunu söyleyelim. İyi de bunları söyleyen karşı cenahta yeterince insan var zaten. Nedir istediğiniz? O seslere bir ses eklemek mi?
Kimin donunu, fanilasını alacağımız konusu size basit gelmiş. Siz büyük hamleler bekliyorsunuz. Kimden bekliyorsunuz? "Ey müslüman ! Titre ve kendine gel !" demek kolay. Herkes elinden geleni yapıyor zaten. Bugün Amerika'da ve Avrupa'da birçok müslüman, üniversitelerde araştırmalar yapıyor. İslam memleketlerinde bu araştırmaları yapma imkanı olmadığı için gelemiyorlar. Gelip YÖK'le mi cebelleşsinler? İdealistlik uğruna aldıkları ünvanlardan mı olsunlar? Çözümünüz nedir? Somut şeyler söyleyin... Bakın "Yahudilerden fanila almayın, don almayın!" diye ti'ye aldığınız düşünce gayet somut ve pratik edilebilir bir düşünce. Siz ne diyorsunuz: "Eğitim şart!". Haydi hep beraber atom altı parçacıkları araştıralım, belki bir şeyler buluruz !
Yazan: blue Tarih: August 11, 2006 10:14 AM
Blue bey,
Oyle noktasal degil; fakat, 'icinde Suat beyin de oldugu yaklasimi' derseniz itiraz etmem.
Size 'fazla' gelen kismini ayirabilirsiniz; geriye kalan da, tarifi geregi, hala daha reaksiyoner olur: Yazilan bir yaziya cevap yazmak, cevaba cevap yazmak vs hep oyledir. Nitekim, bu yazi, ve sizin yazdiginiz da.
Sima tavaf konusunda benim hic bir zaman ozel bir gayretim olmadi. Ozturk beyin yuzunu gormedim, gerek de duymadim. Yine de, merak ya da endise etmeyin, sizden daha iyi taniyor olabilirim. Tanimiyor da olabilirim.
Fakat, onemli olan o degil; kirve ya da damat adayi belirlemiyoruz.
Yazilan yazinin kendisini muhatap almak daha dogrudur bence ve ben de onu yaptim.
Ayip etmissem, tekerrur edecegine emin olabilirsiniz.
Hic bir sey hic bir seyden tamamen soyutlanamaz. Bkz Kelebek Etkisi.
Aciklayamayiz. Mazeretlendirebiliriz, ama, aciklayamayiz.
Din degil, ama, dinsel olsun olmasin, bir seyler terakkiye engel. Bunu gorebiliyoruz.
Bunun ne ve nicin oldugunu analiz etmemiz gerekiyor.
Dini sorumlu tutmuyorum, ama, dindarligimizla ovundugumuz devirleri de oyle cok da bastaci edemeyebilecegimizin farkindayim.
'El insaf'in oncelikli muhatabi ben olmamaliyim.
Osmanli icin Amerikalarin 'bulunmasi'nin bir esprisi yoktu. Oralardan once ele gecirmesi gereken cok daha karli yerler vardi. Misir vb, yani ticaret yolunun bir baska koprubasi. Osmanli da tam olarak bunu yapmistir.
Cin de, bir Musluman amiralin komutasindaki bir donanma ile 100-150 sene once Amerikalara gitmis, harita filan da cikarmistir. Sonra? Sonra da, asagi yukari aynen sizin dediginiz sekilde 'biz böyle iyiyiz bize dokunmayın' dediklerini biliyoruz. Sozkonusu donanmayi da yakmislardir.
Yoo.. sirf bizim olduklari icin butun Al-i Osman elestiriden munezzeh olsunlar. Oldu mu; yeteri derecede rahat ettirici buldunuz mu simdi?
Birincisi, ille de 'onlar' yapacak ki mesru olsun diye bir sart yok bence.
Ama, madem degindiniz, evet, konusanlar var. Haclilarin filan birer samimiyetsiz capulculuk seferi oldugunu Bati'da soyleyenler de var.
Ama, konusan sayisi artik cok degil. Cunku, onlari astilar.
Bizim ise konusabilecegimiz yegane sey, yegane kiymetli yeri toprak altinda olan patates misali, mazimiz --bir onbasi ile butun Filistin'in nasil da iyi idare edebilmisiz filanlar..
Bir Latin atasozu vardir: 'Ey yolcu! Burada yol yoktur. Yol ardinda kalandir!' der..
Gecmisteki ornekler iyi hos da, bugune cok da faydasi olsaydi, bugun de o ornekler yasiyor olurdu.
Gecmisi anlatalim. Tabii ki anlatalim. Cunku, 'eskisi olmayanin yenisi olmaz' [bunu da Gelenek'e motto olarak teklif ediyorum], ama, gecmise gecmisten ders cikarmak amaciyla bakmak daha akillica.
Gecmisi sadece savunmak, ya da bastaci etmekle gecmisimizin bize bir faydasi olmaz cunku.
Kimsenin elinden geleni yapmaga yeltendigini dahi dusunmuyorum. Herkes dilinden/diline geleni soyluyor. Lafla peynir gemisi seferleri duzenliyoruz yani.
Diploma ve makam fetisini bir yana birakabilsek, ne YOK'ten ne de seraitten sikayet edecegiz. Ama, once hersey dortdortluk olacak, ondan sonra bizler de dokturecegiz. Bu da akademisyenligin 'kalkiyim kalkiyim tuz kavuriyim' ekolu olsa gerek.
Ti'ye almak icin ozel gayret gosterdim --yani, ti'ye almaga bile degmezdi.
Somut sey istiyorsaniz, ve bunu da Israil'e yonelik istiyorsaniz, once Israil'in en zayif noktasini bulmak lazim. Bulunmasi da hic de zor degil.
Egitim denince akliniza atom alti parcaciklar geliyorsa, egitim surecinizi ve size katkilarini bastanbasa ve yeniden gozden gecirmemizde onemli faydalar olabilir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 11, 2006 2:10 PM
Sayın Müzmin,
"Fazla" reaksiyondan kastım, "insanların samimi hislerini duygu sömürüsü olarak nitelemeniz". Yoksa reaksiyona lafımız yok. Aksiyon olsun da atr-aksiyon olsun, re-aksiyon olsun farketmez. Ama "over-reaction" zarar verir.
Suat beyle diyalogunuz benden uzun, benden fazla tanımanız ihtimali fazla. Ama, benim daha fazla tanıma ihtimalim daha fazla. İyi insan tanırım. Allah vergisi.
Amaç damat adayı bulmak değil, gelin olsaydık olabilirdi. Amaç sapla samanı ayırmak. Samanı tırpanlarken arada domateslere, üzümlere, güllere zarar vermemek.
Moğol istilası kelebek etkisi mi? Buna camış etkisi filan desek daha doğru olmaz mı???
Dindarlığımızla övündüğümüz devirleri neden baştacı etmeyecekmişiz? Roma'ya gidin Collesseum'a gelmeden sağ tarafta büyük duvarda Roma İmparatorluğunun anlı şanlı haritası asılıdır. Adamlar barbar geçmişleriyle hava atıyorlar. Biz, 600 senelik Osmanlı'yı Bayezid Endülüs'e asker göndermedi diye çöpe mi atacağız? Yazık etmiş olmaz mıyız?
Osmanlı için Amerika'nın önemi yoksa ve Osmanlı Mısır'ı seçmişse, doğru olanı yaptıysa eleştirmek niye anlayamadım?
Bizim oldukları için Al-i Osman eleştiriden münezzeh olmasın ama yeterince eleştiren var. Analarından girip cariyelerinden, mey sofralarından cinselliklerine kadar eleştirilmedik bir şey bırakmadılar zaten. İhtiyacımız olan bu mu tartmak lazım...
Geçmişteki örneklerin bugün olmayışı, bugün geçmişte yaşayanların olmayışındandır. Geçmiştekiler güzel olsaydı bugün de olurdu demek kıyas-ı maalfarıktır.
Lafla peynir gemisi yürümez, peynir gemisi yürütenler laf etmiyor, gemi yürümüyor zannediyorsunuz. Belki hem gemiyi yürütmek hem de lafını etmek lazımdır bilmiyorum.
Kalkiyim kalkiyim tuz kavuriyim ekolü nedir bilmiyorum ve diploma ve makam ele geçirmenin neresi fetiştir onu anlayamadım. Diplomayı diploma olsun diye alıyorsa, makamı makam olsun diye ele geçiriyorsa fetiştir tabi. Fetişistler var diye makamdan, diplomadan feragat mi etsin. Diplomayla makamı diğerlerine buyur mu etsin?
Boykotu ti'ye almak bile yersiz diyorsunuz. Ne yazık ki böyle ti'ye bile alınmaya değmeyecek şeylerle kendimizi tatmin etmeye uğraşıyoruz. İsrail'in en zayıf noktasını bulmaya uğraşıyorum ama bulamıyorum. Bulunması zor da değilmiş ! Belki siz söylersiniz. Buyrun !
"Eğitim şart !" sloganından "atom altı parçacıklar" bağlantısını basit eğitim-öğretim terminolojisi üzerinden tartışmak biraz ham düşmüyor mu? Arif olan anlamıyorsa bundan sonra kelimeleri daha dikkatli seçerim. Not ettim.
Yazan: blue Tarih: August 11, 2006 3:19 PM
spilberg israile 1 milyon dolar vermiş.
dünyanın gidişi bukadar yozlaşmayı kaldırmaz.
nestle sakıncalı listesiydi; bizim erikliyi satın aldı. NİHAT GENÇ geçen hafta lemanda yazmış, nestle israil bombardımanın kaçan halka bedeva cafe dağıtıyormuş. dalga geçer gibi,
bişey lazım ama, ne ?
bilgece bir laf, bir eylem.
gandi lazım bize. Sivil itaatsizlik. İNSANLARI ŞAŞIRTACAK BİŞEY. tOP TÜFEK, SAVAŞ DEĞİL. iran kesin yanılıyor. Yazık olacak acem gözlü halka.
http://www.weaccuse.net/
şunu yapın bari.
teyze amca bir imza var. imza verin.
Yazan: knz Tarih: August 11, 2006 5:44 PM
bulduuuum.
hepimiz evimizin penceresine "çocuklar öldürülmesin" diye pankart açalım.
ama dini bir terminoloji kullanmayın.
Yazan: knz Tarih: August 11, 2006 5:53 PM
Blue bey,
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 11, 2006 6:03 PM
Spielberg son filmi "Münih"te Münih olimpiyatlarında Filistinliler tarafından öldürülen İsrailli atletleri işlemişti. Film bizde gösterime girmedi galiba ama CNN'de baya bir tartışmışlardı. Bazı İsrailliler filme teröristleri mazur gösterdikleri için karşı çıkıyordu. Spielberg'in Irak savaşına da karşı olduğunu biliyorum. Bu 1 milyon dolar olayı bana biraz aspara(gas) geldi.
Nestle'ye söyleyecek sözüm yok. "Ülker fıstıklı" diyorum, başka bir şey demiyorum.
Gandi güzel bir örnek. İnsanları şaşırtacak bir şey ben de bekliyorum. Düşünüyorum, çıkmıyor... Müslümanların kollektif ruhu böyle bir çözüm bulacak gibi, seziyorum... Göreceğiz bakalım.
Yazan: blue Tarih: August 11, 2006 6:24 PM
Müzmin bey,
Link verdiğiniz Nuray Mert kritiğini daha önce okumuştum, çok da beğenmiştim, elinize sağlık !
Yalnız bu sorunun soykırımı inkar ederek çözülebileceğine inanmıyorum. İkinci ağızdan soykırım geçirenlerin anlattıklarını ve anlatamadıklarını dinledim. Bu faciayı yok saymanın ne insanca ne de müslümanca bir tavır olmadığını düşünüyorum.
Ya olmadıysa? sorusu abes bir soru. Yahudilerin soykırımı iyi kullandıkları ve emellerine alet ettikleri savunulabilir ama olmadığını, palavra olduğunu iddia etmek hiç doğru değil.
Osmanlı'yla ilgili konuya gelince; padişahların şehzadeleri katletmelerinin sizce amacı nedir? Padişahlar, doğuştan cani ruhlu, katil tabiatlı olduklarından mı şehzade boğuyorlar. Peki Osmanlının son zamanlarında şehzade boğulmayan, bunun yerine boş odalarda hapis altında tutulup kafayı yiyen padişahları,kardeş kavgalarını ve ayak kaydırma entrikalarını nasıl açıklıyorsunuz?
Sizin içeriden "Osmanlı'yı" eleştirmeniz ile başkasının "dışarıdan" eleştirmesi arasındaki farkı elbette anlayabilirim. Fakat kabul edemem. Çünkü yapıcı değil. Muhteşem Süleyman'a bu ismi veren batılılardır. Siz onun şehzade katili olduğunu söylüyorsunuz. Sonuç: Batılılar onun muhteşem yönlerinden istifade ederken siz daha ilk hamlede çöpe gönderiyorsunuz. Bu yüzden eleştirinin içeriden veya dışarıdan olmasından çok yapıcı veya yıkıcı olması önemli... Enver Paşa bizi 1.dünya savaşına sokmasaydı ve Abdülhamid Jön Türkleri bastırsaydı bugün farklı bir dünyada olacağımız kesin...
Suat beyin yazdığı yoruma karşı yazdığınız yorumu yanlış yorumlamış olabilirim, eğer öyleyse özür diliyorum. Evden bekliyorlar, tekrar okuyacağım...
Kelimeleri seçerken dikkat edemeyişimin nedeni özensizliğim değil, dönüp bir daha okuma fırsatımın olmaması. Zaten geçen gün "veriminiz son zamanlarda düştü" diye zılgıtı yedim patrondan. Yine de daha dikkatli olmaya çalışırım bundan sonra.
Yazılarınızı beğeni ile okuyorum. Yalnız bir kritik: Muhalif olmak iyidir, ama her şeye muhalif olmayın. Sinirleriniz yıpranır. Her kelimeye de bir karşılık yazılmaz ki canım !
Yazan: blue Tarih: August 11, 2006 7:00 PM
Knz hanim,
Aciklamaga calisayim. Gerci daha onceki yazimda da vardi, ama, bu anlamda aciklama sayilmazdi.
Once sondan bir alinti yapayim: Bu yazinin sonunda sunu demissiniz "Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim".
Buradaki sorun ve sizin gormediginizi sandigim sey sudur: Kimse kendisini *bir* sembole baglamis degil, herkesin kimligini degisik isimlerle nitelendirebilecegimiz ya da sembolize edebilecegimiz unsurlar olusturur.
Kimse de, bu sembolleri (ya da kimligini olusturan unsurlari) akli olmaksizin secmez. Akli yetmedigi icin celiskili sembollleri benimseyenler vardir, ama, bunu da --yetersiz dahi olsa-- kendi aklinin erdigi kadariyla yapar.
Dolayisi ile, kisinin kimlik (din dahil) tercihi akli bir surectir; din de akil ile secilmis bir inanclar butunudur. Yani, eger ilgili birey tarafindan dahil edilmisse, kimlikten dini ayiramayiz.
Kimlik seciminin, ozellikle de disariya yansitilan kimlik seciminin, kisinin akli tercih prosesi sonucunda oldugunu eger kabul edebilirseniz --ki, su ana kadar sergilediginiz kismi onyargi yuzunden zor olabielcegini kabul ederim, ama, denemelisiniz--, bunu secip olusturan herkesin en az sizin kadar ozgur oldugunu da kabul edebileceksiniz.
Yani, ozgurluk sadece sizin tekelinizde olan bir sey degil.
Gelelim Italya ornegine --ki, bu baglamda benzeri angutluklar bu ulkde de hem maneviyaci cenahta hem de laikci cenahta gorulmus ve eminim daha da gorulecektir--, o yaklasimin sakat tarafi, kimlik ve dolayisiyla sembollerin zenginligiyle bir arada yasamagi tercih etmek yerine, sembolleri yok ederek ve giderek ucu (kimlikler ve semboller acisindan) yoklukta bulusmaga varacak olan bir yola girmeleridir.
Uzun bir cumle oldu. Ozetleyeyim:
Sembolleri birer birer --ve, ilgilisini ikna etmeksizin, cebren ve tasallutla-- ayiklamak 'tek tipcilik' meragidir ve bunun da siyasi literaturdeki karsiligi 'fasizm'dir.
Fasizm kelimesinin size asina gelecegini saniyorum. Fakat, pek de asina gelmeyecegine emin oldugum, ve tepki vereceginize emin oldugum bir vechesi var bunun:
Sizin bu konudaki durusunuz da fasizandir. Tek tipciligi dayatiyorsunuz cunku.
Umarim bu Italya meselesini, ve su-i emsalden emsal cikarmak gayretlerinizi kapatabiliriz artik.
Italyanlarin takintilarini cozmek isterdim; ama, once kendi evimi bir hale yola koymaliyim. Malum, hamiyyet vatanda baslar (charity begins at home).
Evet, magazinel fakat hayatin bir parcasi.
Ben size mekanlarin, kamusal hizmet mekanlarinin, sembol ve kimliklerle donatilamsini savunuyor olsam, bu dediklerinizi dikkate alacagim.
Ben tersini soyluyorum. Mekanlar kimliksizdir, sembolleri filan kaldirmak gerekir. Ama, icindeki bireyleri kimliksiz yapamazsiniz. Buna yonelmek dahi fasizmdir.
Once kendi yanlisimi duzelteyim: Daha once Ibrani dinler demistim. 'Ibrahimi' olmaliydi, yaziyi gonderdikten sonra farkettim. pardon.
Yukarida bahsettiginiz sey mumkun mudur? Tabii ki. Muhtemel midir? Bence hayir.
Simdi boylesine dogmamis cocuga don bicen bir ornek uzerine neyi tartisacagim.. Bence vehimdir bu.
Arayan Mevlasini da bulur, belasini da :)) Dolayisi ile cok ararsaniz sonunda bulursunuz. Buldugunuzun anlamli olup olmadigina bakmak lazim. Bence anlamli degil.
Anlamsiz olan sudur: Ortada olan bir sorunu konusurken, ortada olmayan bir seylere atlamak kisinin kendisini taca atmasidir bence.
Oyle yapmayalim demek istiyorum.
Olmuyor ama.. Benim soyleyeceklerimi benden once davranip bana sizin soylemeniz hic de olmuyor. :)
Benim baktigim yerden, bu dediginizi yapan siz olarak gorunuyor.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 11, 2006 7:24 PM
Blue Bey,
Hakkımdaki güzel düşünceleriniz için teşekkür edeyim. Çok daha fazlasını benim sizin için düşündüğüme emin olabilirsiniz.Bir daha ki toplantı da daha uzun görüşebiliriz inşaallah.
Yazdığım herşey gönlümden kopan haykırışlarımdır. Müzmin Bey "herkes Lübnan'la ilgili her türlü duygu sömürüsü ve empatiyi yapıyor (..)" derken tam olarak kimleri ve hangi davranışlarını kasdetti bilmiyorum. Ve o "herkes" içinde ben de varmıyım onu da bilmiyorum. Ben ya da bir başkası bu duygu sömürüsü yapanların içinde yoksa o halde neden genelleştirdi ve "herkes" dedi onu da bilmiyorum. Daha doğrusu vicdan testinde olduğumu düşünmediğim için bunu umursamıyorum.
Bu lanet olası dünyaya bir kere geldim ve ömrüm, ahlak yoksunu bir pragmatizmle feda edilecek kadar değersiz değil.. "Başarılı olmak" mı? İnanın nihai anlamda hiç önemli değil. Kainatın sahibi ben değilim. Onu Sahibi(cc) düşünmüştür. Burada amaçsız bir yaşam savaşı için bulunmadığıma inanıyorum. Yaşamın bir anlamı olduğuna, dünya hayatının bir "oyun ve oyalanmaca" olmadığına inanıyorum. Bana merhameti, iyiliği, güzelliği, adalet duygusunu, akıl gibi bir nimeti veren; İslam ile şereflendiren Yüce Yaratıcıma her gün hamdediyorum. Ben Nemrut'un ateşine su taşıyan karınca olmayı bile isteye seçtim. Ve zulmün her türlüsüne de bu yüzden karşı çıkıyorum.
Vaad bebeği annesin kollarında kaskatı görünce nutkum tutuldu; ama ağlayabildim. Gözyaşlarımı saklıyorum ama hala ağlayabiliyorum ben. "Yaşarmayan gözden Allah'a sığınırım" demiş Efendimiz.. Hala gözlerim yaşarabiliyorsa ne mutlu bana..
Tekrar teşekkür ederim güzel düşünceleriniz için.. Görüşmek dileğiyle..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 11, 2006 7:38 PM
Ozturk bey,
Dilim keskindir, ama, cok nadiren kizginlikla yazi yazarim. O yazim [ilk yazim] kesinlikle bir kizginlik yazisiydi. Ofkeli degil, kizgin.
Ve, evet, kastettiklerimin icerisinde [durustce ve samimiyetle soyluyorum] siz de varsiniz.
Sizi ya da bir baskasini 'vicdan testi'ne tabi tutuyor degilim, benim haddim degil.
Ama, soyledikleriniz (genel ve cogul anlamda 'siz', yani 'onlar', yani 'soylenen seyler') sadece ve sadece bence birer gecistirmece... Hani, ilerde sorarlarsa, kimimiz de nutuk soyledik turunden gosterilecek turden seyler.
OK. Ne siz, ne de ben karar merciinde degiliz --kimin oldugunu da cumleten namalum galiba-- fakat, karnindan konusarak bugz etmenin de bir siniri olmali bence.
Birileri cikip, bugz etmege filan gerek olmadigini soylese onunla sebeplerini pekala tartisabilirim --belki de o hakli cikar--, ama, bir taraftan bugz etmege sebep var gibi davranip, ote taraftan da --artik dilime pelesenk olmaga baslayan su lafi tekrarlamak zorundayim-- 'gelme dusman su serperiz' turunden 'tedbir'ler onermek, bariscil bir cozum icin bambaskalardan care beklemek ve beklentileri de hep bu yone yonlendirmek [dedim ya, genelleme yapiyorum] bana ya samimiyetsizlik, ya vurdumduymazlik, ya da bastansavmacilik ya da kandirmaca geliyor.
Yazinizin geri kalanina da bir seyler yazabilrdim, ama, bu yazinin icinde olmasi [daha fazla] yanlis anlamalara yol acabilir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 12, 2006 1:04 AM
Blue bey,
Once pesinen ben ozur dilerim. Tamam, teknik olarak size yazdigim yazida degil; ama, evet Ozturk beye yazdigimda bu cumlem vardi.
Kendi baglami icinde bu cumle icin ozur dilemiyorum. Cunku, haksizlik ettigimi dusunmuyorum.
Ben, size, "Bu amacla, benim yazdigim ve sizin de cevap vermekle basladiginiz yaziyi tekrar gozden gecirmenizi, ve tirnak icine aldiginiz sekilde [ya da ona hizmet edecek sekilde] sizin su "insanların samimi hislerini duygu sömürüsü olarak nitelemeniz" deyisinizi hakli cikaracak bir seyler araminizi onermek zorundayim. Buldugunuzda tekrar goruselim." dedigim icin ozur diliyorum; cunku, 'ya da ona hizmet edecek sekilde' kismi dediklerimi gecersiz kiliyor.
Inkar edelim demiyorum. Oyle bir vakia tabii ki vardir. Ama, gercek boyutlari nedir, olus sekli nasildir gibi seyleri bilmemiz ve tartismamiz lazim bence.
Tipki, Irak yahudilerini (mesela) Israil'e cekmek icin Irak'ta yapay bir yahudi dusmanligi cikartmis olmalari gibi, Almanya'daki anti-Yahudi hareketin arkasinda bir miktar (onemli miktar?) Siyonist ajan provakatorlugun oldugunu degisik yer ve muteber sayilacak agizlardan duydum. Dolayisi ile, bu meselenin ne kadari ne derece ve kim(ler)in gunahidir sorusunu sormak ve cevap aramak gerekiyor.
Dedim ya, 'olmadiysa' demek anlamli degil. Ne kadar ve failleri kimdi sorusunu sormak --bence-- anlamli. Ayrica, bunun kefaretini de sonsuza kadar ve alakasi olmayan insanlar mi cekmeli sorusu --su gunlerde moda olan kelimeyle-- 'ahlak'i bir soru degil midir?
Tamaminin akrasinda tabii ki iktidar endiseleri gelir. I.ci Suleyman [Kanuni?] sozkonusu oldugunda ise, Rustem Pasa ve onun da akil hocasi olan Hurrem'in elinde oyuncak olmasi, onlarin deprestirdigi iktidar korkusudur evlat katline sebep olan.
Bu derece salaklik edebilen birisinin salakliklarini da yazamayacaksak [yani, cope atilmis sayilacaksa], Kanuni'nin turbesinde Allahtan magfiret dileyen bicaregan bidalcilerden ne farkimiz kalir? Kanuni'nin bir kutsalligi mi var? Bence yoktur.
Hayir. ben boyle bir sey demedim. Boyle denildiginde de itiraz ederim. Ama, Bayezid'in neyi yaptigini neyi de yapmadigini soylemek hakkim (ozgurlugum) vardir ve bunlari fincanci carvanina halel gelebiulir korkusuyla da gizlemek zorunda degilim. Kace sene gecti --hala daha mi devlet sirri olacak?
Ikitdar oyunlarinda ahlak arayacak kadar saf degilim :)
Ben onun 'kanuni'ligini --sizin tabirinizle-- cope gonderiyorum. Cunku, olmayan bir kanun ve gelenekle en kiymetli sehzadeyi bogdurtmustur. Geriye de kala kala bir sarhos Selim kalmistir. Bunu siz dogru buluyorsaniz, kanuni demege devam edebilirsiniz, ama, ben dogru bulmuyorum.
Her efsane otomatik olarak savnulacak bir sey degil --malum. Geriye sarhos Selimi birakan bir devlet adami --en hafif tabiri ile-- basiretsizdir. I.ci Suleyman'in, kendi soyuna degilse bile, devlete ihanet ettigini dahi iddia etmek mumkundur. Bunu soylemek mi yikici? Yoksa yapilan ve savunulan mi?
Enver Pasa hakkinda bulabildigim ne varsa okudum. Hakkindaki kanaatlerim --giderek-- onun (butun yanlislariyla birlikte) masum olduguna isaret ediyor. Garip bir masumluk bu... kotu niyeti olmadigi halde kifayetsiz muhterislik illeti yuzunden yuzbinlerin canina mal olmus bir masumluk.. Yani, masum mu, evet; ama, sadece kotu niyetli olmayan bir kumarbaz oldugundan.. Bilmem anlatabiliyor muyum :)
Abdulhamid'in Jon Turkleri bastirmak gibi bir luksu yoktu. Tek yanlisi --ki, nasil duzeltirdi bilmiyorum-- Jon Turkleri devletin realitelerini idrak edecek sekilde bilgilendirememis olmasi olabilir... Ama, dedim ya, nasil yapacakti? Hem vakit yoktu; hem de Jon Turkler dedigimiz taife kurtulusun disaridan gelecegine iman etmislerdi --dusmana iman etmis aydinlar yani... bugun etrafiniza baktiginizda tanidik bir tarif degil mi bu? :)
Ozur dilemeyin. Kizginlikla yazdigim bir yaziydi. yanlis oldugu icin degil, ama, kelimeleri daha iyi secebilirdim belki. fakat, bazan da kelime secimiyle melali kaybetmek ihtimali doguyor.
Dert etmeyin. Ducar olan tek siz degilsiniz --goruldugu uzere :)
Sinirlerim, soylenecekleri soyleyemeyice daha cok yipraniyor :)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 12, 2006 1:35 AM
Müzmin Bey,
Yazdıklarım/söylediklerim analiz ya da öngörülerim yanlış ve/veya çözümsüz olabilir; önerdiğim yöntemler çaresizlikten kaynaklanan, çürük, netice vermeyecek beyhude uğraşlar da olabilir. Hatta bu çaresizlikten birşey öner(e)miyor onun için bu analizlere başvuruyor durumda da olabilirim. Ya da sizin gibi hiçbir şey söylemeyip salt muhalefet de yapabilirdim.
Ama ben bütün bu yazdıklarımı doğru olduğuna inanarak yazıyorum.
Bana -mealen- "evet duygu sömürüsü yapıyorsun" demeniz "Suat sen yalancı ve sahtekarsın, inanMAdığın şeyleri, inanmış gibi söylüyorsun" demenizle eşdeğerdir. Bu, size aynen iade edemeyeceğim kadar ağır bir hakarettir. Çünkü ben sizin de ( tüm bu ve başka konularda ) yazdıklarınızı inanarak yazdığınızı düşünüyorum.
Size benim söyleyecek bir şeyim yok artık.
Selametle..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 12, 2006 8:21 AM
Ozturk bey,
Iyi de, bunu birisinin dile getirmesi midir yanlis olan?
Olabilir. Hepimiz bazan boyle durumlarda olabiliriz.
:) Hadi bu da kabul. Boyle yazilmis yazilarin icinde bir seyler denilmek zorunda cunku...
Dogru olduguna inanmakla bunun ne alakasi var? 'Duygu somurusu' illa ticari amacli ve baskalarina yonelik mi olmak zorunda? Kendimizin farkinda olmaksizin kendimizi avutmamizi nasil degerlendirirsiniz?
Demedigim seyleri kasdetmedigim kadar uzaga cekmek de bir seyi degistirmiyor malesef.
Demek isteseydim, kasdim o dedikleriniz olsaydi, klavye onumde. Yazardim. YazMAdim. Ben ne yazdigimi biliyorum.
Bir an icin --yukarida atifta bulundugunuz durumdan arinarak-- geri durup perspektifinden bakarsaniz, belki ne demek istedigim daha iyi anlasilir.
Oratiliga bakin... bir de karikatur krizini hatirlayin... Aradan 3 ay gectikten sonra, 3 ay sonra, Islam cografyasindan bir kac bin km uzaktaki avuc ici kadar bir memlekete nerdeyse her babayigit savas acacakti.. Ona siz de ben de, baskalari da itiraz ettik.
Simdi? Simdi tam ortamizda ve taze taze olanlara bakiyorum ve verilen tepkileri inceliyorum. ne goruyorum biliyor musunuz?
Evet, aynen daha onceki yazdiklarimi.
Yazanlari samimiyetsizlikle itham etmedim; ama, basta kendileri olmak uzere, bir empati bir duygu somurusudur almis basini gidiyor.
Sanki, olan olmus --tipki bir deprem sonrasi, yapilacak bir sey yok, kalanlara Allah saglik ve sabir versin ve acilarini da dil ve kalple paylasalim der gibiyiz..
Depremlerde, sellerde sunlarda bunlarda bunu yapmak dogrudur, ama, bu deprem degil sel degil. Ve, hala daha ayni metod.
Ilk yazimda sadece 'inanlar'a degil, ayni zamanda milliyetcilere, ve solculara da ayni seyi soylemistim. Hala daha da soyluyorum.
Mesele Apo ya da bir sehit cenazesi oldugunda, karikatur vb gibi rezaletler oldugunda 'tutmayin beni' diyenleri gozum ariyor; ama, yok ortada kimse... hani, hic olmazsa esmeseler, yagmasalar bile gurlemelerini bekliyorum; ama, tis yok.
Fisiltiyla o resmin altina acikli bir seyler yazmak, bu clip'in uzerine voice-overlar yamamakla gecistiriliyor.
Benim ettigim kadar olan kismini ben kabul ederim. Hic merak etmeyin. uzerine ilave gelenler benden kaynaklaniyor degil ama.
Azizim, inanmak isin sadece bir ayagi.. Inanmakla bitmiyor. Fiiliyatta da bir seylerin olmasi lazim. O olmuyor.
Ama, gordugum kadariyla, atlarin dislerini magarada tartismak daha bir tercih ediliyor ve 'atlar disarda, cikip sayalim' diyen dovuluyor gene. narmaldir ve tarihtir bu, tekerrur edecektir.
Beni bosverin. Bana degil, kendinize soylecek bir seyleriniz vardir umarim.
Gittigi yere kadar?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 12, 2006 9:31 AM
Müzmin Anonim bey,
Duygu sömürüsü konusunda sizlere katılıyorum. Mesela her olayda Coca Cola boykot edilir. 3-5 ay içilmez, sonra lıkır lıkır götürülür. Filistin olaylarıyla ilgili, karikatür krizi ile ilgili de bu tip şeyler defalarca yaşandı. Ne yazık ki dirayetli değiliz. Bence boykot sağlam yapılsa etkili olur. Ama gevşek bir yapımız var, hemen koyveriyoruz. Uluslararası şirkette çalıştığım için ve çalıştığım şirket benzer bir şey yaşadığı için biliyorum, şirketlerin en çok korktuğu şeydir pazar payını kaybetmek... Yıl başında hedefler koyulur. Yıl sonunda yanlış giden bir şeyler varsa huzursuzluk başlar. İkinci yıl da satışlar artacağına azalmaya başlamışsa önce yöneticileri değiştirirler, sonra mentaliteyi değiştirirler. Siz neden Ramazanda semazenli, ezanlı Coca Cola reklamları başladı zannediyorsunuz. Cola Turka'nın kaptığı payı geri almaya çalışıyorlar. Şimdi izleyin bakalım reklamları, kampanyaları, ne kadar Türk ve İslam motifleriyle bezenecek... Nestle'nin güney Lübnan'da bedava kahve dağıtmasının sebebi de dalga geçmek filan değil aslında. Dünyada satışlarının azalacağından korkuyorlar. CEO'ları yanlış bir karar almış, kahve dağıtmak yanlış, çukulata filan belki, ama yaptıkları şey basit: Pazardaki paylarını kaptırmamak için çırpınıyorlar... Şimdi Türkiyeye ihracat yapan İsrailli şirketlerin halini düşünüyorum. Hepsi telaştadır, emin olabilirsiniz. Şirketlerin dini, imanı yok. Ben öyle Nestle'nin siyonizme destekte bulunduğunu filan da zannetmiyorum. Hiçbir şirket menfaati olmayan bir yere yatırım yapmaz. Çıkarı varsa yapar. Fakat tam tersi doğrudur. Satışları azalırsa siyasete baskı yapar... Kapitalizm'in çarkları bu şekilde işliyor.
Duygu sömürüsü olarak nitelendirdiğiniz konularda da haklısınız. Kime baksan ağlıyor, lanet ediyor. Sonra açıp dansöz yarışmasında kimin birinci olduğunu, yarın hangi kuaförde perma yaptıracağını, bilmemkimin yeni sevgilisini filan konuşuyor. Bu TV zapping kültürü duyguları da zappingli bir hale getirdi. Dozu arttı mı zapping yapıp rahatlıyorsun. Arada vicdanını rahatlatmak için öldürülen bebelere vah vah çekip yine eğlencene dönüyorsun. Ne yazık ki mal bu !
Ben de bu görüntüden ve yapmacıklıktan iğreniyorum. Güllerle ayrık otlarını ayırmak lazım bunun için demiştim size (ya da ona benzer bir şey demiştim, ama bu daha şık oldu :))
Önceki yazınızda benden yazınızı tekrar okumamı ve ondan sonra yorum yapmamı söylemiştiniz. Bunu demenizin sebebi "Suat bey'in duygu sömürüsü yaptığını" düşünmemenizdendi. Fakat neden yazınızın arkasında durmak adına Suat beyi incitiyorsunuz anlayamıyorum. "Duygu sömürüsünü eleştirdim ama kastım sen değildin abicim kusura bakma !" demek o kadar zor mu? Bence insanın kendine de duygu sömürüsü yapabileceği şeklindeki te'vilden daha şık olurdu.
Çok duygu sömürüsü yapan var. Kendi kendini aldatan da çok var. Ama elinden bir şey gelmeyen ama çaresizce çırpınan yürekli insanlar da var.
Onların yüreklerinden öpüyorum...
Yazan: blue Tarih: August 12, 2006 1:30 PM
Blue bey,
Keske bunun bir anlama gelecegini dusunebilseydim. Ama, dusunemiyorum.