« İsrail'in Faşist Yüzü | Ana Sayfa | 'Materyalist İslam'a Dair »
August 18, 2006
Büyüklere Masallar II: Müslümanlar 'Cihad'ı Dinlemedi

Şu günlerde Türk basınının bazı köşelerinde "bu Araplar zaten bizi satmıştı" söylemi yeniden boy gösterdi. Türkiye'nin İsrail'in devlet terörüne maruz kalan Lübnan halkına fazlaca sempati beslememesi gerektiğini açıkça savunan veya ima eden kalemler, ülkemizin ulusal mitlerinden biri olan "Araplar'ın I. Dünya Savaşı'ndaki ihaneti"ni yeniden ortaya sürüyorlar.
"Büyüklere Masallar I: 'Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti'" başlıklı eski bir yazımda, bu mitin doğru olmadığını anlatmıştım. Merhum Prof. Dr. Erol Güngör'ün "İslam'ın Bugünkü Meseleleri" adlı kitabında (Ötüken Neşriyat, 1981) aynı konuda başka bazı önemli bilgiler de var. Güngör, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915 yılında İtilaf Devletleri'ne karşı dünya Müslümanlarına hitaben yaptığı "cihad" çağrısının aslında sanılandan — veya gösterilenden — çok daha etkili olduğunu anlatıyor. Çeşitli tarihsel kaynakları dipnot vererek şöyle diyor:
Cihad Fetvası doğurduğu neticeler itibarıyle çok defa yanlış anlaşılmıştır. İslam dünyasının bu çağrıya hiç aldırış etmediği, hatta Müslümanların Osmanlı ordularına karşı İngilizler safında çarpıştığı veya onlar hesabına Türklere ihanet ettikleri söylenir. Meseleyi biraz derinliğine araştıranlar göreceklerdir ki, bu iddialar bazı gerçeklerin yanlış yorumuna dayanmaktadır. Cihad Fetvası'nın istenen tesiri gösteremeyişinin başlıca sebebi, o çağda İslam dünyasının bir mihrak etrafında savaş için organize olabilmesi şöyle dursun, bizzat savaş davetini gereği gibi duyuracak komünikasyon imkanlarından bile mahrum bulunmasıydı. İngiliz propagandasının Cihad Fetvası'ndan daha tesirli olduğu ve bu propaganda sayesinde fetvanın tam tersine bir maksat için kullanıldığı anlaşılmaktadır.Nitekim Çanakkale muharebelerinde bize karşı İngiliz saflarında çarpışan Müslüman sömürge askerleri arasından alınan esirlerin sorgularından çıkan neticeye göre, bu askerler dinsiz İttihatçılar'ın Halife'yi hapsettikleri ve İngilizler'in de onu kurtarmak için İttihatçılar'a savaş açtıkları propagandasına inandırılmışlardı. İmparatorluk dışında en çok Müslüman nüfus barındıran Hindistan'da da bu hususta çok kesif bir propaganda yapıldığı görülmektedir. İngilizler savaş sırasında Hint Müslümanlarını "harbin bir mahiyet-i diniyyeyi haiz olmadığına, Osmanlı padişahına ve İslam'ın saltanatına hiç bir zararı dokunmayacağına" inandırmışlardı. Ayrıca Lordlar Kamarası'nda "Hilafet'e ait hiç bir şeye müdahale olunmayacağı, muharebenin ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle olduğu" beyan edilmişti. Nitekim Mekke Emiri Şerif Hüseyin de kendi isyan hareketinin "Halife'nin değil, ancak bozkurda ibadet edecek derecede Turancılıkla meşbu olan nazırların aleyhine" olduğunu bildirmişti. (s. 159-160)
Prof. Güngör, I. Dünya Savaşı sonrasında da dünya Müslümanlarının Osmanlı'ya ve Türkiye'ye yönelik süregiden sadakatlerinden şöyle söz ediyor:
Harbin sonunda Osmanlı topraklarının parçalanması, İstanbul'un ve Halifeliğin Türkler'den alınması veya Halife'nin devlet reisliği sıfatından sıyrılarak papa gibi sırf ruhani bir lider mertebesine indirilmesi fikirleri ortaya çıkınca, Hindli ve Mısırlı Müslümanlar arasında büyük reaksiyonlar görüldü. Hind Müslümanları İngiliz hükümetine Hilafet'e dokunulmaması ve Türk devletinin parçalanmaması konusunda çeşitli yerlerde ve birçok defa tehdide kadar varan protestolar yağdırdıktan sonra, Anadolu'daki kurtuluş mücadelesine büyük maddi ve manevi yardımlar yapmışlardır ki, bu yardımların mahiyeti ve akıbeti herkesçe bilinmektedir. Dikkati çekecek bir başka husus da, Hilafet'i korumak üzere harekete geçenler arasında Sünni olmayan Müslümanların da (Ağa Han gibi) bulunmasıdır. (s. 160-161)
Müslümanlar arasında kanlı Sünni-Şii çatışmalarının yaşandığı, Türkler'in Araplar Araplar'ın da Türkler aleyhine milliyetçi tepkilere sürüklendiği şu günümüzde, söz konusu tarihi gerçekleri bilmek ve ortaya koymakta büyük yarar var. Hele de Türkiye içinde Müslümanlığın gereklerinin yaşanmasına engel olmak isteyenlere, bu ülkenin zaten ancak Müslümanlık bilinci sayesinde kurulduğunu göstermek gerek. Belki biraz utanırlar...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 18, 2006 12:22 AM
sayın Akyol iyi güzel sizinle aynı görüşte olduğu için Prof Güngörün kitabından alıntı yapmışsınız ama sayın Güngör kitabında bunları bunları yazdı diye bunlara inanmamız mı gerekiyor , Arapların Osmanlıya karşı pekde hoş bir tavır içinde bulundukları söylenemez. bunun tarihi nedenlerinde biri malumunuz Osmanlının daima İslamın hamisi ve önderi olmasından kaynaklanan bir durumdur. tüm arapların osmanlıyı sevmediğini söylemek yanlış olacaktır tabiki ama önemli bir kesim Osmanlıya pekde sıcak bakmamaktaydı. cihan harbinde yemende hicazda araplar osmanlıya karşı saf tutmuşlar karşı cephede savaşmışlar ama bazı tarihçiler arapların kandırıldığını söylemekte. bunu ülkemizdeki teröristler içinde söylenenlere benzetebiliriz , kandırılmış gençler diyorlarya hani e kardeşim gelip bizi niye kandırıp dağa çıkartamıyorlar şu atasözü bu durumu özetleyecek ateşi olmayan yerden duman çıkmaz. birde itikadımızdan dolayı kimi arap devletleriyle karşıtlık durumunda olmak zorundayız. malumunuz iran şii ve iz sunnilere sapkın yoldalar gözüyle bakıyorlar ha keza ingilizlerin büyük çabalarıyla kurulan suudi arabistandaki vehhabilik innacı , vehhabilerde bize sapkın yolda diye bakıyorlar... ama yine de bzim anlayışımız ümmetçilik itikatı düzgün olan müslüman dünya ahret kardeşimizdir.
Yazan: el-murit Tarih: August 18, 2006 12:53 AM
Kayser, Azzam, Toufik, Muhammed, Marwa, Walid ve ötekiler...
"araplar bizi satti, onlar bizi sevmez!" propagandasina inanmistim çocukken. Kolay degil ezber yikmak. Sonra araplarla tanistim. öyle prensler, seyhler filan degil. Sizin benim gibi, is arayan, kira ödeyen, otobüse binen insanlar. Tarih kitaplarinda ve CNN'de anilmayanlar. Ben genede bazi sözleri, bazi anlari unutmadim:
"Osmanli'nin farkli dinden ve irktan insanlari bir arada baris içinde yasatmayi bilen bir yönetim anlayisi vardi" (Kayser ve Azzam suriyeli iki kardes, bilgisayarci)
"Benim dedem Türk, bizim soyadimiz Gazi'dir. Ben de Türküm senin gibi" (Toufik, Cezayirli, turizmci)
"Türklerin camilerinde namaz kilmayi daha çok seviyorum." (Muhammed, Fasli, bilgisayarci)
Son tanistigim arap irakli bir kiz, 19 yasinda. Evlenip terketmis Irak'i. Arapça disinda bir dil bilmedigi için esi Walid tercüme ediyor söylenenleri. Yeni evlenmisler. Liseli asiklar gibi, el ele tutusmus girdiler evimize. Irak'ta olan bitenlerden dolayi rahatsiz edici konulara girmemeye çalisiyoruz, havadan sudan gidiyoruz. "Hafta sonu piknik yapacagiz" dedik. Diger misafirlemiz basladilar "ben dolma yapayim, ben top getireyim..." Birden Marwa'nin gözleri doldu, sonra katila katila aglamaya basladi. Walid utana sikila tercüme etti : "Bagdat'tan ayrildigimdan beri ilk defa kendimi evimde hissettim. Biz de böyle piknik yapardik ... Yani savas'tan önce demek istiyorum"
Göz yaslarimizi Marwa'ya göstermemeye çalistik, konuyu degistirdik...
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 18, 2006 1:18 AM
Sn.Akyol, üzerinde hassasiyetle durulması gerekli
bir yazı kaleme aldınız. İsrail'in Lübnan'da yaşa-
dığı hezimet; Dünya kamuoyunda uğradığı itibar
kaybı ve Kara operasyonlarındaki başarısızlık, bu
gelişmeler rahatlıkla hezimet olarak adlandırıla-
bilir. Bu hezimet ABD nin yeni taktiklerle BOP u
hayata geçirme arayışlarına yöneleceğini bize söy
lemektedir. bu projeye başından beri Türk askerini
dahil etmeye uğraşan ABD ve yerel uzantıları, bu
kezde Barış Yapıcı Güç adı altında bizi bu batağa
çekmeye çalışabilirler. Barışa tüm yüreğimizle
evet demeliyiz. Ancak bu önü ardı iyice netleşme-
miş bir oldu bitti olmamalı. Ateşkesin şekli ve
zamanı İsrail ve ABD ye nefes aldırmak ve yeni
taktikler geliştirmek adına alındığı izlenimi veriyor. Türk askerini bölgeye çekmek ve sonrasın-
da Hizbullah görünümlü bir saldırıyla, Türk kamu-
oyunda infial yaratmak hedeflenebilir. Lübnan Hiz-
bullahıyla hiçbir ilgisi olmayan Kontra ve İslamı
karalama maksatlı Türk Hizbullahından dolayı kafası zaten karıştırılmlş olan Halk Arap ve İran
düşmanlığına yönlendirilmek istenebilir. Şimdilerde servise konan Araplar bizi arkadan vurdu manüplasyonları bu kuşkuları akla getirmek-
tedir. Maalesef basında gönüllü bir Post modern
haçlı seferi yandaşları mevcuttur. Bunlar İslam
dininden hazetmiyorlar. Dışişleri bakanı Filistin
ve İsrail'in Tapu kayıtları bizde dediğinde, basın
ın amiral gemisi kaptanı, refleks olarak,Marmaris
in tapu kayıtlarının Yunanda olduğunu yazıverdi.
Bu günlerde Türkiye ve Araplar ile İran karşı karşıya getirilmesi için çok yalanlar yazılacak
manüplasyonlar yapılacak, provakasyonlara girişile
cektir. Allah tuzaklarını ayaklarına dolar,başları
na geçirir İnşallah. Bu genişletilmiş Ortadoğu
projesi, daralan pazarların genişletilmesi projesi
dir. Büyüyen Arap sermayesinin başka seçeneklere
yönelmesini önleme projesidir. Bu rusya, Çin gibi
dev ekonomiler karşısında yaşanan paniğin yarat-
tığı çaresizlik projesidir. Bu maddeden ve bu dünya zenginliğini ele geçirmekten başka gayesi
olmayanların çılgınlıkla yapamayacakları şeyin
olmadığını haykırma projesidir. Bu proje kudurup
başını yeme projesidir. Dualarımız gerçek barışın
kurulması için olmalıdır. Saygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: August 18, 2006 9:43 AM
"Araplar Osmanlı'ya ihanet etti" sözü bir propoganda sloganıdır ve Türklerin Araplarla bağlarını kırmaya ve Türkleri İslamiyetten soğutmaya yönelik bir komplonun öğesidir, 80 yıldır söylenen bir yalandır. Araplara düşmanlık beslemek Irkçılıktır, antisemitizm'dir. Sen, nasıl tanımadığın bilmediğin insanlar hakkında peşin hükümler verebilirsin? Nasıl bir mantıktır bu?
Üniversitede non-teknik seçmeli dersimi iki dönem üst üste Arapça olarak almıştım. Üçüncü dönem de Türk-İslam bilimi tarihi dersi almak isteyince danışmanım "nedir bu Arap sevdası? Araplar bizi arkamızdan vurmuştu" dedi. Ben de şöyle dedim: "Benim dedem de Araptır, ve hiç kimseyi arkadan vurmadı !". Danışmandan "Yaa?" diye bir ses çıktı sadece... "Yaa!" diye cevap verdim ben de...
Hani Nihal Atsız diyor ya;
"Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler Acemler, Yunanlar tarihi düşmanımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizler, Domenler yeni düşmanımızdır. Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürciler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.
Zihniyeti görüyor musunuz?
Biz de Papua Yeni Gineyle, Krakazoa adalarıyla filan ilişki kuralım...
Dünya değişti beyler, bayanlar gözünüzü açınız !!! Dünyada her millet eski defterlerini kapadı, eski düşmanlar ekonomik ve siyasi anlaşmalar yapıyorlar, şirketlerini evlendiriyorlar... Uyanın, uyanın, dünya savaşı bitti, 88 yıl oldu !
Hepinize günaydın...
Yazan: blue Tarih: August 18, 2006 9:43 AM
Arapların bizi satması, arkamızından vurması bir yana, onlar için kan döktüğümüz Kıbrıs Türkleri de bizleri hiç sevmezler. Soydaşımız diye bildiğimiz Azerbaycan Türkleri de Türkiye Türklerini sevmez, her fırsatta bunu gösterirler. Ayrıca Bosnalılar da zamanında bizleri satmamış mıydı?...
Ortaokul yıllarında bu ve benzeri sözleri büyüklerimiz bir araya geldiklerinde sık sık duyardım. Fakat anlayamazdım. Benimle aynı dine mensup veya benimle aynı dili konuşan insanlar neden bana düşman olsunlardı?
Çok şükür ki onlu yaşlarımda bunun bir tezgah, bir propaganda olduğunu sezmiş, bunlara asla inanmamıştım. Yine çok şükür ki bugün okuduklarım ve gördüklerim o zamanlar hissettiklerimi teyid ediyor.
Psikolojik harekat ve propaganda faaliyetlerinde sadece "lokal operasyonlar" yapan bir milletin evlatları olduğumuzdan böylesi çalışmaların etkisini ıskalayabiliyoruz.
Bunlara ilaveten sürekli bahsedilen bir Rum-Türk dostluğu hatta bazen (haşa) Kardeşliğinden söz edilir. Esasında sorun devletler arasındaymış da milletler arasında problem yokmuş. Tanıdığım bir tek Rum yok ki, (Türkiye Rum'larını tenzih ederim... Avrupalılardan söz ediyorum...) Türkiye'den duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirmesin... Bırakın Kıbrıs gibi konuları, PKK meselesini bile size değme PKK'lıdan iyi savunurlar...
Konuyu çok dağıttım. İşin özeti bunların psikolojik harb neticesi meseleler olduğuna inanıyorum. Ve bu konuda Fahrettin Paşa'nın Medine Müdafası'nı şiddetle tavsiye ediyorum. Lütfen okumadan "ihanet" konusunda karar vermeyin.
Zira bu konuyu müslümanlıkları ağır basanların "bir kaç kendini bilmez Arap"a, Türklükleri ağır basanların da "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur"a indergediklerini görüyorum. Halbuki milletçe (ümmet anlamında kullanıyorum) objektif olmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde his ve inançlarımızla tarih okuması yapmamalıyız diyorum...
Yazan: Taner AYAZ Tarih: August 18, 2006 9:46 AM
Sn. Mustafa Bey,
Haklisiniz, Ingiliz kiskirtmistir. Firsatini buldugunda bugun de kiskirtir. Kendi menfaati icin gerekli gordugu herseyi yapar. Bunda sasilacak bir durum yok. Ancak yazinizi okuyunca sunu da soylemek istedim : Cok da haksiz sayilmazdi Ingiliz...
``İngilizler savaş sırasında Hint Müslümanlarını "harbin bir mahiyet-i diniyyeyi haiz olmadığına, Osmanlı padişahına ve İslam'ın saltanatına hiç bir zararı dokunmayacağına" inandırmışlardı. Ayrıca Lordlar Kamarası'nda "Hilafet'e ait hiç bir şeye müdahale olunmayacağı, muharebenin ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle olduğu" beyan edilmişti. Nitekim Mekke Emiri Şerif Hüseyin de kendi isyan hareketinin "Halife'nin değil, ancak bozkurda ibadet edecek derecede Turancılıkla meşbu olan nazırların aleyhine" olduğunu bildirmişti. (s. 159-160)``
Ilginc degil mi? Osmanli padisahina, Islam`in saltanatina, Halife`ye dokunan kimdi gercekten? Cok degil, 15-20 sene sonra Osmanlinin kulleri uzerinde yukselen devletin memlekette estirdigi teror havasini hatirlayalim. Kilik kiyafetten, yazidan, ezana varincaya kadar Islam esamesi tasiyan herseyi sokup atmaya calisti bu kadrolar. Simdi siz 1940 li yillarin Arabistan`indan, Yemen`inden Turkiye`ye baktiginizi hayal edin. Bu manzara ne dedirtecekti size?
``Hele de Türkiye içinde Müslümanlığın gereklerinin yaşanmasına engel olmak isteyenlere, bu ülkenin zaten ancak Müslümanlık bilinci sayesinde kurulduğunu göstermek gerek.``
Haklisiniz, 80 kusur yil oldu ama kavga hala bitmedi. Biz daha kendi icimizde bu meseleyi halledebilmis degiliz ki Arap alemine ve diger musluman topluluklara derdimizi anlatabilelim?
Saygilar...
Yazan: Elif Tarih: August 18, 2006 1:42 PM
SİVİL TOPLUM PKK YI BIR KERE DAHA UYARDI
Dünya Barış Günü’nde Silah Bırak!..
Kendisi gibi düşünmeyen aydınları ve sorunun demokratik çerçevede çözümü için mücadele edenleri hedef alan PKK, şiddet yoluyla hayatta kalma mücadelesi içinde. PKK, gerek Kuzey Irak’ta, gerekse Türkiye’de siyasi sürece dahil olamayacağını hissettikçe, eski kirli çatışma ve şiddet günlerinin koşullarını yeniden yaratmaya çalışıyor. PKK’nın yeniden silaha sarılmasının ve şiddeti tırmandırmasının ana nedeni, çözülmeyi önlemek ve örgütsel varlığını sürdürebilmek.
Mayın ve bombalarla hedef gözetmeksizin sivilleri de hedef alan ve bölgede şiddeti tırmandırmaya çalışan PKK’ya karşı, başta bölge halkı ve Kürt siyasetçiler olmak üzere, aralarında akademisyen, yazar, gazeteci, hukukçu, sivil toplum örgütü lider ve üyelerinin de bulunduğu aydınlar, üniversiteler, ABD ve Avrupa ülkeleri yetkililerinden tepki mesajları ve “silah bırak” çağrıları her geçen gün artıyor.
Son olarak, Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, PKK’nın en kısa süre içinde koşulsuz silah bırakması gerektiğini vurguladı. Bedirhanoğlu, dernek binasında düzenlediği basın toplantısında (16 Ağustos 2006), bölgede yeniden tırmanan şiddet ortamının toplumun her kesimi gibi iş camiasını da olumsuz etkilediğini belirterek, şöyle dedi; “Bölgede şiddet ve çatışma var olduğu sürece Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyal, ekonomik, kültürel kalkınması mümkün değil. Son zamanlarda PKK’nın tırmandırdığı şiddet eylemleri, bölge halkının özlediği barış ve huzur ortamının yaratılmasına engel olmaktadır. Bölge halkı adına PKK’ya bir kere daha sesleniyoruz; PKK en kısa süre içinde koşulsuz olarak silah bırakmalı. PKK bunu yaptığı takdirde, sivil inisiyatiflerin önünü açacak, tüm toplumun ikna edilebilmesi için zemin yaratacaktır. Bunun Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye demokrasisi için gerekli, hatta zorunlu olduğunu düşünüyoruz. ”
Geçen hafta benzer bir açıklama da Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu’dan gelmişti. Sorunların silahla çözülmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Tanrıkulu; “Türkiye’deki sorunların, Avrupa Birliği sürecinin desteklenmesi, demokrasinin tüm kurum kurallarıyla içselleştirilmesi, özgürlüklerin yaygınlaştırılması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle çözülebileceğine inanıyoruz. Toplantıya katılan bütün sivil toplum örgütleri temsilcileri olarak, sivillere yönelik eylemlerini sürdüren ve bölgeyi yeniden şiddet ortamının içine çekmeye çalışan PKK’ya, biran önce silah bırakması yönündeki çağrımızı yineliyoruz” demişti.
Sorunların demokratik sistem içerisinde çözülmesinden yana olduklarını vurgulayan Mazlum-Der Genel Başkanı Ayhan Bilgen; “Öncelikli olan PKK’nın silahlı eylemlere son vermesidir” derken (16 Ağustos 2006), İnsan Hakları Genel Başkanı Yusuf Alataş ise, Türk-Kürt birlikteliğinin ve barışın temellerinin sanıldığından daha güçlü olduğunu vurgulayarak; “PKK’nın koşulsuz silah bırakmasını istiyoruz. Dünya Barış Günü’nde PKK’nın şiddet eylemlerine son vererek, silah bıraktığını açıklaması hepimizin dileğidir” vurgusu yaptı.
Öte yandan, Prof.Dr.Gençay Gürsoy, Kutbettin Arzu, Mesut Öztürk, Murat Belge, Osman Kavala, Nebahat Akkoç, Rojbin Tugan, Oya Baydar, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bayramoğlu, Salim Uslu, Sedat Yurtdaş, Sezgin Tanrıkulu, Şahismail Bedirhanoğlu, Tarhan Erdem, Yusuf Alataş, Ayhan Bilgen, Can Paker, Derya Sazak, Elif Şafak, Zozan Özgökçe’nin de aralarında bulunduğu bir grup aydın tarafından yayınlanan ortak bildiride (30 Temmuz 2006) şöyle denilmişti; “Bu memleketin bazı köşeleri bazı köşelerinden daha az kıymetli değil. Türkiye’nin bir köşesinde yaşanan bir acı, hepimizin meselesi. Orada açılan bir yara, herkesi acıtır, kanatır, sızlatır. Hepimiz aynı gemideyiz; kadınlar, erkekler, Türkler, Kürtler, Lazlar, Aleviler, göçle gelenler, işsizler, azınlıklar, şiddet mağdurları… Kemalist-dinci, Türk-Kürt gibi kategoriler etrafında kutuplaşmış bir söylemin parçaları olmayı reddediyoruz. Ortadoğu ve dünyadaki son hadiseler, hem yeni gelişmelere hem de yeni sorunlara gebe. Bu tarihsel dönemeçte, kendi dinamikleriyle sorunlarını çözebilen, demokrasi ve özgürlüklerini geliştirerek, sosyal barış ve adaleti gerçekleştirecek bir Türkiye için çaba göstermeliyiz. Ülkemizde gerilimi tırmandırıcı, tahrik edici ve hukuk kurallarını aşan her türlü eyleme karşı çıkmalıyız. Sorunların şiddet yoluyla çözülmesi mümkün değildir. Silahla siyaset olmaz. Demokratik reformların sürdürülebilmesi ve Türkiye’de barışın kalıcı olabilmesi için silahlı eylemlere son verilmelidir.”
Ortak değerlerimize sımsıkı sarılarak, terör olaylarını tekrar ülkemizin gündemini işgal etmesine, özellikle bölge halkının çektiği ekonomik sıkıntıları dayanılmaz boyutlara getirmesine izin vermemeliyiz. İşsizlik, tüm ülkemizin olduğu gibi Güneydoğu Anadolu Bölgemizin de en önemli sorunlarından biridir. Bu gerçeği göz önünde tutarak, hızlı bir büyüme stratejisi çerçevesinde istihdamın üzerindeki yükler azaltılmalı, yatırımları özendirecek ve istihdamı artıracak önlemlere destek sağlanmalıdır. Ancak bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden kalkınmasının önündeki en büyük engelin PKK terör örgütü olduğu unutulmamalı ve halkımız örgütün provokasyonlarına gelmemelidir. Cumhuriyetimizin temel ilkesi üniter yapımıza sahip çıkılarak, temel hak ve özgürlüklerin ve kültürel hakların geliştirilmesi, kullanılması sürecine katkı sağlayacağı göz önünde tutularak, hukukun üstünlüğünü engelleyecek eylem ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Geldiğimiz noktada sorunlar, silahlı şiddet dışında demokratik bir ortamda, bireysel özgürlüklerin yaygınlaştırılmasıyla, hoşgörü ve uzlaşmayla çözülebilir. PKK provokasyonlardan vazgeçmeli ve koşulsuz silah bırakmalıdır.
Şiddet ve terörün, çözüm olamayacağı görülmüştür. Çözüm; özgürlükçü demokrasidedir. Farklı etnik ve kültür gruplarından oluşan toplumların bir arada, kardeşçe yaşaması, ancak özgürlükçü demokrasi içerisinde mümkün olabilir. Çocukların, kadınların öldürülmesi, trenlerin bombalanması, trafoların tahrip edilmesi, dükkanların taşlanması, belediye otobüslerinin yakılması, aslında demokrasiye, özgürlüklere, huzur, barış ve istikrarın yok edilmesine yönelik eylemlerdir. Bu tür eylemlerin, sıkıntıların giderilmesi yolundaki çabaları engelleyeceği tüm kesimlerce bilinmelidir. Ayrıca, terörün doğuracağı anarşiden kimsenin fayda sağlamayacağı da… Doğacak kaos ortamından ekonomik ve siyasi açıdan en çok bölge insanımız olmak üzere tüm Türkiye’nin telafisi imkansız zararlar göreceği unutulmamalıdır. Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı, Rumu, Yahudisi, Ermenisi, Asurisi, Süryanisi, hep birlikte, bu topraklarda barış ve kardeşlik içinde yaşamayı çoktan hak etmişlerdir.
Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com
Yazan: nail amudi Tarih: August 18, 2006 1:45 PM
bir yorumcu bırakın bunları eski dusmanlıkları demis , biz tarihi gercekleri aydınlatmaya calısıyoruz yoksa dusmanlık edelim is birliği yapmayalım demiyoruz ki unutmamak gerekir ki DEVLETLER İLİŞKİSİNDE DAİMİ DOST DAİMİ DUSMAN OLMAZ MENFİ İLİSKİLER SOZ KONUSUDUR , CIKARINIZ NEYDEN YANA İSE O ANDA O DEVLET SİZİN DOSTUNUZDUR.
Yazan: el-murit Tarih: August 18, 2006 1:48 PM
Türkün, türkten baska dostu yoktur!!!
Ilginc bir paranoya.
Maslesef o kadar icimize yerlestirilmis ki, bu önyargiyla büyüyen nesiller yetismis ve yazik ki onlarda bugünkü nesilleri bu bagnaz düsünceyle hasta ediyorlar.
Halbuki cokkültürlü toplumlarda yasayan arkadaslarinda yukarida belirtigi gibi, araplarla yahut baska irk ve dilden insanlarla tanistikca bu propagandalarin ne kadar yanlis ve kasitli oldugunu özellikle araplarla ilgili olanlarinda "Husmetten" ibaret oldugunu anliyoruz..
Aslinda Araplar bu manada bir misal teskil ediyorlar. Önyargilarin tümü icin gecerli bu. Kaliplasmis Düsman modelleri yada Önyargilar dogru ve adalatli düsünmemizi engelliyor ve maalesef Paranoyalar edimemize sebep oluyor.
Bundan bazi kesimlerin memnun oldugu ve istifade ettigi kesin..
Isin tarihi boyutuna gelince sunu belirtmek isterim; Mekke Emiri Şerif Hüseyinin kendi isyan hareketinin ..."Halife'nin değil, ancak bozkurda ibadet edecek derecede Turancılıkla meşbu olan nazırların aleyhine"... olduğunu belki bildirmişti. Ancak isyaninin temelinde sebep bumuydu yoksa bu sadece bir bahane olarak öne mi sürülmüstü?,
Mekke Serifi Hüseyinin isyan hereketi diger bir asiri kutup olan arap milliyetciligi hareketinin ilklerinden sayilir.
Serif Hüseyinin ingiliz elci Mc Mahon ile Osmanliya karsi yaptigi gizli yazisma ortadogunun bügünkü karmasik yapisinin tarihi bir belgesi niteligini tasidigi gibi Serif Hüseyinin isyan hareketi icin öne sürdügü sözde sebebide yalanlamis oluyor.
Serif Hüseyinin büyük Rüyasi olan "Büyük Arap Devletini" kurma ugruna giristigi bu yanlistan "Araplar bize ihanet etti" mantigini cikarmak yanlistir ki, Serif Hüseyinin yaptigi siyasi ve etik yanlis Osmanlidan ziyade ortadogu- arap halkinin nerdeyse bir asir aci, izdirap ve belirsizlik icersinde yasamasina sebep olmustur.
Saygilarimla
Jale Sentürk
Yazan: Jale Sentürk Tarih: August 18, 2006 8:00 PM
şu geçen döneme kadar psikoloik harbin kitabını okumuştuk ve ben hep merak etmiştim.yaşayarak hiç görmemiştim ya da farkına varamamıştım.ama şimdi yaşayarak görüyorum(belki de büyüyorum ondan).aslında beni çok heyecanlandırdığını itiraf etmeliyim.insanların ruhsal ve yapısal durumlarını yönlendirmek bunu yapanlar için çok zevkli olmalı.şu ana kadar hep başkalarının sözünü kullanıyordum ama ilk defa şimdi kendi sözümü kullanmak istiyorum büyüklerimin izniyle..
TOPYEKÜN HARBİN OLMADIĞI YERDE DE OLDUĞU YERDE DE PSİKOLOJİK HARP VARDIR ya da SAVAŞ PSİKOLOJİK HARBİN TAMAMLAYICISIDIR.
bunlar acizane bana ait.şimdi yeni uydurdum gerçi kale alınacağını zannetmiyorum çünkü üniversiteyi bile kazanamadım(1 hafta sonra inş. dua ile)
aslında demek istediğim hislerimizle düşüncelerimizin ayrıştırıldığı.kendime çevreme en özünden site ziyaretçilerine baktığımda hayretler içerisinde kalıyorum.ufkumuz daralmış hava bulutlarla örülmüş.sanki kendimizi bi kafese kıstırmışız gibi.
bence bi özeleştiriden ziyade ruhumuzu toparlamalıyız.ruhlarımız ayak tabanlarımıza çökmüş.beynimiz ruhumuzdan bi haber..
saygılarımla...
Yazan: zencir Tarih: August 18, 2006 10:28 PM
Yazi buyuk bir buz daginin kucuk bir parcasini ortaya koyuyor. Arap Milliyetciligi aslinda Turk Milliyetciligine verilen bir tepki olarak gelismistir. Ittihat ve Terakki is basina gelince Pan-Islamism politikasini bir yana birakmakla kalmamis Araplara eziyet etmis (Cemal Pasa- Suriye)ve gercekten de içlerinde bozkurta ibadet edecek derecede manyak (tabirimi hos görün) Türk irkcilarini barindirmistir.
Bu konu hakkinda literatürdeki en iyi kitaplardan biri Zeine N. Zeine'nin 'TURK ARAP ILISKILERI' kitabidir. Bulup okursaniz olaylara bakisiniz bir hayli degisicektir.
Maalesef Turkculuk yapalim derken bir imparatorluktan olduk, bari akillanalim da bir de Guneydogu'dan olmayalim.
Yazan: onur atalay Tarih: August 19, 2006 2:53 PM
Şunlar bizi vurdu,bunlar vurmadı tarzı çetele tutmakla bir yerlere varılmaz.Buna herkes katılır zannediyorum.Araplara karşı duyulan hamaset de ihanetten çok onların hala ayağa kalkamamış yani ekonomileriyle,toplum yapılarıyla batı(yüksek daha doğrusu) standartlarını yakalayamamış olduklarındandır.Yunanistan la bile zaman zaman bahar havası yaşanırken Araplar bizi arkadan vurduya takılıp kalmak çok sığ bir düşünce.Yukarıda yazdığım ekonomik sosyal nedenlerden ötürüdür bence bu şehir efsanesini ayakta tutan.
Bununla beraber spektrumun diğer ucundaki insanların da bahsettikleri akıllıca gelmiyor bana.Genellikle müslümanlar kardeştir fantezisi içinden kurtulamayan özellikle tarih okumayan insanlarda da 'koskoca imparatorluğu türkçülükle yitirdik' gibi hezeyan dolu cümleler çıkabiliyor.Efendim böyle Cumhuriyet kadroları şöyle yapmış böyle yapmış demek en hafif tabirle bilgisizlikten kaynaklanan şeylerdir.Daha doğrusu eş dost meclisleri muhabbetinden fazla araştırma yapma gereği duymayan ham entel düşüncesidir.Osmanlı nın son iki yüzyılının savaşlarla dolu olduğunu bilmemektir.Endüstri devrimi yapan milletlerin bu yarışta çok öne geçtiğini bilmemektir.Ayrıca alternatif gerileme nedenleri felan üretmeye gerek yok,ekonomisini fetih çağına göre yürütmeye çalışan bir devletin buhar gücüne karşı tutunamamasıdır başlıca neden.Bunları ne için yazdığıma gelirsek;Cumhuriyet in kurulmasıyla 'koskoca bir İslam İmparatorluğu yıkıldı' gibi bilgiden uzak düşüncelerin ne kadar hayali,ölçüsüz olduğunu gösterebilmek içindir.Uyanınız lütfen,uyanalım.
Vay matbaa ikiyüzyıl sonra geldi onun için geri kaldık diyenlere benzemeyiniz.Geldi,sen iki yüzyıl sonra kaçtane bilimsel makale yazdın derler adama.
Hazetmeyen olacaksa da bu ülkenin gördüğü en büyük aklın,devrimcinin bir cümlesiyle bitirelim
'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir'
Yazan: beyazit köktürk Tarih: August 19, 2006 7:30 PM
Sayin Akyol, neyi ispatlamaya calisiyorsunuz, adamlar bizi bal gibi arkadan vurdu iste. Yok komunikasyon imkanlari sinirliymis da, yok ingiliz propogandasi yuzunden boyle olmus da...Kanmasalarmis ingiliz propogandasina, islerine oyle geldigi icin kanmadilar mi? Turk milliyetciligini, islami ummetcilik icin yipratma cabaniz malum da, bu cabanizda bari tarihi gercekleri sapitmayin, ayip oluyor.
Madem bu kadar, Arap hayranisiniz, gidin, orada Seriati koltugunu daha da saglamlastirmada ve halkini daha da somurmede kullanan kralin rejimi altinda yasayin. Soyleyin o kral hazretlerine de, mumkunse bir daha Turkiye'ye adimini bile atmasin, kirli petrol parasi, islam prensiplerine bile uymayan sasali yasami ve cariyeleriyle ulkesinde otursun.
Once iki tane Arap, su israile karsi sahsiyetli bir sekilde bir araya gelsinler de gorelim. O zaman ingilizlerin kuklasiydilar, simdi de Amerikanin kuklasi durumundalar. O topraklara da ulkemize oldugu gibi laiklik ve demokrasi gelmedikce, bu oyku boyle surer gider. Kimse de bizim kaderimizi o zavalli halklarin kaderine benzetmeye calismasin.
Simdi bizim uzerimizde oynanmaya calisilan politika, Turkiye cumhuriyeti vatandaslarini, islamcilar-milliyetciler, kurtler-turkler vb. gibi gruplara ayirarak yipratmak. Siz de bu emellere sahip kisilerin ekmegine yag surun, aferin. Tarihde de boyle oldu, kaybettiniz, simdi tekrar deneyin sansinizi bakalim.
Biz daha, Seyh Sait isyanlarini, Kubilay olayini unutmadik. Kime hangi masali yutturmaya calisiyorsunuz? Saltanatcilar ve seriatcilar, cumhuriyeti yuzbin kere arkadan vurmaya hazirdilar. Simdi onlarin torunlari olarak ortaya cikip, kendi tarihimizi bize yeniden anlatmaya calismayin. Ingilizlerle bir olup, bizi arkadan vuran Araplar ne ise, milli mucadele hareketini baltalamaya calisan, seriatcilar da o idi. Bu ulke, muslumanliktan once, ulusal egemenlik bilinci sayesinde kuruldu, ve o bilincle de yoluna devam etmektedir. Gucunuz, o bilinci yok etmeye o zaman da yetmedi simdi de yetmez.
..........
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
BEYAZ HANIM/BEY, BU YORUMUNUZ ÜZERİNE SÖYLENEBİLECEK TEK ŞEY, GEREKSİZ ARAP DÜŞMANLIĞINA NEDEN OLAN BİR TARİHSEL YANILGIYI DÜZELTLMEKLE, "KRAL REJİMİ ALTINDA YAŞAMAK" GİBİ ARALARINDA DAĞLAR KADAR FARK BULUNAN İKİ POZİSYONU AYNI ŞEY ZANNEDECEK KADAR İDRAK/MUHAKEME YOKSUNU OLDUĞUNUZDUR.
MUSTAFA AKYOL
Yazan: Beyaz Tarih: August 21, 2006 11:25 PM
Beyaz hanım,
Yine mi şurubunuzu fazla aldınız. Lütfen reçeteyi dikkate alınız...
LAİKOTRANKULER (12 saatte 1 ölçek)
Endikasyonları: "Arap" kelimesi söylendiğinde ortaya çıkan beyne kan sıçramasını inhibe etmek, damarlardaki asil kanda bulunan adrenalin hormon dengesini normal değerlere çekmektir.
Kontra endikasyonları: Aşırı öfke ile anksiyete ve laik Cumhuriyete sahip çıkma dürtüsünün ortaya çıkması, dozuna bağlı olarak Kubilay ve Şeyh Sait sanrıları ortaya çıkabilir. Fazla doz yutulduğunda hastayı açık havaya çıkartıp hava almasını, beynine oksijen gitmesini sağlayınız. Hastayı çoluk çocuktan uzak tutunuz...
Yazan: blue Tarih: August 22, 2006 12:17 PM
Epey oldu noktalari birlestirme oyunumu hatirlatmayali. Bazilari icin kabak tadi vermeye baslamis olsa da bazi ziyretciler icin yararli olabilecegini dusundugum icin tekrarlama geregi duydum.
Gayet basit oyun. Cogu insanlarin bazi konularda sergiledikleri tavirlardan diger bazi konularda ne dusunduklerini pek kolay cikarabilirsiniz. Birkac basit ornek: Islam dusmani olupta Lubnan veya Filistin'de katledilenler icin gozyasi dokenlere rastladinizmi? Ben rastlamadim. Mutlaka onlarin olmeyi hak ettikleri, veya neden kayitsiz kalmamiz gerektigi gibi farkli rasyoneller bulsalar da birlestikleri sonuc aynidir. Siz ateist sitelerine hic baktinizmi? Ben baktim. Nerdeyse zil takip oynayacaklardi on gunluk bebekler katlediliken. Bazilari Hizbullah terorist" rasyonelini kullanirken, bazilari "israil bizim dostumuz", "steratejik ortagimiz", bazilari bu Darwin'in guclunun ayakta kalmasi "survival of the fittest" prensibinin isbatidir fikrinde idi. Ve gene bazilari "bilmem kac yuz milyon arap niye 5 milon Yahudi ile bas edemedi; demekki problem Araplikta", "yok Islamda" fikrini dillendirdi. Ve gerne bazilari olaya daha milliyetci perspektiften yaklasip "onlar bizi arkadan vurmuslardi" dediler. Seytanin cocuklai millyetcilikten, ateizme kadar her turlu ideolojik felsefi kilifi kullanip "OH OLDU" da birlestiler. Hani bunlar atheist idiler? Israil bir din devleti degilmi? Nerede her dinden esit derecede nefret, veya esit mesafe? Yok bunlar gercekte ateist dahi olamazlar bu topraklain insanina ait butun degerlere dusmandirlar. Ihanet duygusu ustun ahlaki deger olarak ikame edilmisir ruhlarinda. Peki laiklik, devletcilik, militarizm savunucusu olupta, Bati emperyalizm,in karsi cikan gordunuzmu? Ben onu da da gomedim.
Bakin son gunlerde fazla kendini gostermeyen birisi "iyi, kotu, ahlak, hak, hukuk" mefhumlari ile mesgul olmayi cocuksu, kasitli hamasat, safdillik gibi kelimelerle tasvif etmisi. Siyon protokolleri ile buyuk bir ortusumu gozledmistim bu "machiavelism gone mad" durusta. Bunlardan sonra "noktalari birlestirme" metoduma gore adamin Israil-ABD Inc. papagani oldugunan emindim. Kendisi daha sonra milletlerararasi iliskilerde cikar konusur, "bizim cikarimiz" da ABD ve onun bolgedeki jandarmasi olan Israil'in suyuna gitmektir diyerek tezimi isbatladi. Daha sona ayni youmcu "bunar Filistinli kardeslerinin ocun almak icin yarimizi kesecekler ya da iceri atacaklar", "simdi alli, gullu basortusu taktiklarina bakmyin yarin herkesi carsafa sokacaklar", "siz Japionlain tirnagi olmazsini" gibi tevziratttan sonra ogrencisi Beyaz'la birlikte Lubnan'daki katliam haberleri birbirini izleyince dayanmayip "yazik oluyor" deme geregi duydular. Ben bunun da srateji oldugundan emindim, ama "samimiyetsizlik" desem onyargililik yapmis olurdum herhalde!?
Beyaz Hanim simdi de gene "a leopard cannot change its spots" (bir leopar beneklerini degistiremez) sozunu isbatlarcasina birkac gun once Lubnan'da katledilenler icin sergiledigi empti/sempati de samimi olmadigini gosterdi. Hatirlarsaniz daha once kwendileri "bu Isten Israil zararli Hizbullah karli cikar ditye korktugunu" ifade etmis idi. Biliriz Beyaz Hanimin bu gunluk hatta saatlik gel-gitlerini. Kendisi daha once Sbel Fidel iken bir defasinda benimle laikligi tartismaya razi olup sonra da camura yatmisti, kendi koydugu tartisma kurallarini ihlal ederek. "laiklik", "demokrasi" "hukuk" kelimelerinin tarifin sordugumda "bunlar derin felsefi meseleler, simdi anlatamam" dedikten sonra insafa gelip "tamam laiklik sinirsiz din ve vijdan ozgurlugunu" de icerir demek gafletinde bulunmus sonra aslinda ne demek istedigini 7 maddelik sadece Sunni muslumanlar icin yasaklar listesi ile "din ve vijdan hurriyetinden ne anadigini aciklamisti. Taa baslangicta Turkiye'nin guzlliklerinden bahsederken sadece azinliklain, yunan mitolojisinin sundugu guzelliklerden baseden bu hanimin gerek laiklik, gerek Araplar, gerek ABD veya Israil konusunda ne dusundugunu ben adim gibi biliyordum."noktalari birlesztirme" oynasaydiniz siz de bilirdinz. Bakin simdi bu sadece azinliklar icin daha fazla dini hurriyet ve cogunluk icin kisitlama isteyen gercek kimligini ve aidiyetini bilmedigimz bayan Mustafa Bey'i nerelere yolluyor? Demirel de birilerimizi S. Arabistan'a yolluyrdu hatirlarsaniz. Demeirkan Efegim "islamin folklolestrilmesi" sarti ile kalmamiza musade diyordu. Gene sormadan edemeyecegim: Kurtulus Savasi'ni hangi teroristler kazanmisti?
Ser ekseni mensuplari degisik etiketler tasisalar, mevzulara degisik zaviyeden yaklasiyor gorunseler de sonucta tek kolon olurlar. Zaten dunyada iyi ve kotunun savasi disinda hicbir mucadele yoktur! Goethe'nin Faust'unda da bundan bahsediliyor. Sadece ozetini okumustum; kendimle beraber herkese tavsiye ederinm tamamini. Simdlerde gri modasi oldugunun farkindayim. Gri diye birincil bir renk yoktur. Renk korlugu astigmatizm, miyopluk, hitermetropluk gibi optik bozukluklar vardir.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 22, 2006 6:33 PM
Mustafa Bey,
Kusura bakmayiniz ama, yukaridaki yazinizi ve yorumuma vermis oldugunuz cevabi dikkate alirsak, sahsinizin idrak yoksunlugundan bahsetmek daha yerinde olur. Oyle gorunuyor ki, bu yoksunluk neticesinde sadece benim yazdiklarimi degil, tarihi gercekleri de idrak etmekte gucluk cekiyorsunuz.
Bir kere ortada tarihsel bir yanilgi falan yok. Araplar bize karsi cephe aldilar mi almadilar mi? Araplarin bize karsi cephe almasi sonucu binlerce sehit verdik mi, vermedik mi, o topraklari kaybettik mi, kaybetmedik mi? Kiminle savastik biz orada, kim oldurdu askerlerimizi, cinler mi, periler mi? Hangi tarihsel yanilgi?
Ha diyorsunuz ki, bize karsi cephe aldilar, cunku o zamanlarda millet hala guvercinlerle anlastigi icin kimse Osmanli'nin cihat fetvasinin ne anlama geldigini anlamadi, ayrica, Arabistan'in sicagindan malum insanlarin biraz beyni sulaniyor onun icin de bizim saskinlar, Osmanli'nin fetvasina inanacaklari yere Ingiliz propogandasina inandilar, vah vah vah...(Bu kadar yanlis anlasmalar kurbani bir milletin Kuran-i Kerim'i tam ve net olarak anlamasina ne kadar sukretsek azdir!). Neyse, sonunda, Osmanli askerlerini, sizin deyiminizle din kardeslerini oldurduler mi, oldurmediler mi?
Sonra devam ediyorsunuz...Komunikasyon problemlerinden madur ve tarihsel yanilgilar kurbani Arap kardeslerimiz, Arabistan yarimadasinda Osmanli askerlerinin kanini dokedursun, Canakkale cephesinde uzerimize yuruyen musluman kardeslerimiz de, kucuk bir yanlis anlasmazliktan dolayi, "dinsiz" Ittihatcilar yerine (bu da Ataturk ve dava arkadaslari oluyor) gayri muslim ingilizleri desteklemeyi daha uygun buldular.
Var misiniz, bu yanlis anlasmalar kurbani musluman gardaslar kumesini biraz genisletip, icine saltanat ve halifeligi muhafaza etmek icin, dusman kuvvetleriyle birlik olmakta tereddut etmeyen, kendi topraklarimizdaki hainler kumesini de eklemeye? Gelin Kubilay'i oldurenleri, Seyh Sait isyanina ve Musul topraklarini kaybetmemize neden olanlari, dusman kuvvetleri ile isbirligi yapan saltanatcilari da ekleyelim bu listeye, liste tamamlansin. Simdi torunlari, kendilerini, Ittihatcilarla birlikte Kurtulus savasini kazanip cumhuriyeti kuran kahramanlar ilan ettiler ama biz onlari biliriz. Onun icin de diyoruz ki, saltanat mi istiyorsunuz, Arabistan'a gule gule! Ulusal egemenlik ve laik cumhuriyet yerine, ummetcilik mi istiyorsunuz, gule gule!
Bir kere ortada Arap dusmanligi diye birsey yok. Insani duzeyde hicbir problem olmadigi gibi, milletler duzeyinde de bir dusmanlik soz konusu degil. Dusunme ve mantikli karar verme yetisine sahip milletler, savas ve baris zamanlarinda cikarlarina ne uygun dusuyorsa o dogrultuda karar verirler. Araplar, 1. Dunya harbinde bizi arkadan vurdu diye bundan sonraki her meselede onlardan kazik yiyecegiz diye bir sonuca gidemeyiz.
Ama, Arap ulkelerinin pek cogu, henuz tam anlamiyla demokratik ve hur toplumlar duzeyine ulasamadiklari icin, onlarin mantikli karar alma yetilerini sorgulayabiliriz. Benim bir onceki yorumumda da gelmeye calistigim nokta tam anlamiyla budur. Araplarin ipiyle kuyuya inilmeyecegini dusunmemin sebebi tarihsel olaylardan cok, bu milletlerin su anda bulundugu durumla ilgili gozlemlerimdir. Kendisi luks ve sefa icinde yasarken, toplumunu ileri toplumlar duzeyine tasimak icin hicbir cabada bulunmayan, Amerika'nin kuklasi durumunda bir kral. Ulkelerinin zengin dogal kaynaklarina ragmen, dini bagnazligin, saltanatin, savaslarin ve somurgeciligin kurbani olmus, cahil, zavalli ve kolayca manipule edilebilen insanlar.
Sayin Blue, asil ben size bir olcek, IQEQPORFAVORTIN surubundan tavsiye edecegim. Bu sayede belki su sorulara cevap verebilirsiniz: Nedir bu memleketlerin bu kadar zavalli durumda olmasinin sebebi? Su anda, kulaklarindan para fiskirmasi, mutluluk ve refah icinde yasamalari gerekirken, somurgeci devletlerin elinde kukla durumuna dusmus olmalarinin sebebi nedir? Bit kadar Israil ile basa cikamamalarinin, mezhep kavgalari icinde birbirlerini yiyip durmalarinin, kafalarina bombalar yagmasinin, burunlarinin beladan bir turlu kurtulmamasinin sebebi nedir? Neden kendi dogal kaynaklarina sahip olamiyorlar, neden bilgi ve teknoloji yarisinda ileri gidemiyorlar, neden halklarina huzur, ozgurluk ve refah vadedemiyorlar?
Tartisacaksaniz, Araplarin 1. Dunya savasinda ne yaptigini degil bunu tartisin, ve Turkiye kendini boyle bir kaderin pencesinden nasil kurtaracak, onun icin kafa patlatin.
..................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
BEYAZ HANIM/BEY, "TARTIŞACAKSANIZ BUNU TARTIŞIN" GİBİ SAYGI YOKSUNU SÖZLERİNİZ, ANCAK BAĞNAZLIĞINIZI ELE VERİYOR. NEYİ TARTIŞACAĞIMIZI SİZE DANIŞMAK DURUMUNDA DEĞİLİZ.
HALA ANLAMADIĞINIZ GERÇEK ORTADA "ARAPLAR" DİYE BİR BÜTÜN OLMADIĞI; BİR KAÇ ARAP KABİLESİNİN OSMANLI'YA KARŞI OLMASININ TÜMÜNÜ BAĞLAMADIĞI, ÇOĞUNLUĞUN İMPARATORLUĞA SADIK KALDIĞI. BU BİR "GÖRÜŞ" DEĞİL, REALİTE. AMA SİZİN BU GİBİ REALİTELERLE ANLAŞILAN BİR İLGİNİZ YOK, İNANDIĞINIZ "ULUSAL YARATILIŞ EFSANESİ"Nİ TEKRARLAMAYA DEVAM EDİYORSUNUZ. İNANCINIZDA MUTLULUKLAR DİLİYORUM.
MUSTAFA AKYOL
Yazan: Beyaz Tarih: August 23, 2006 4:27 AM
"Sayin Blue, asil ben size bir olcek, IQEQPORFAVORTIN surubundan tavsiye edecegim."
Merci, s'il vou plait !
"Bu sayede belki su sorulara cevap verebilirsiniz: Nedir bu memleketlerin bu kadar zavalli durumda olmasinin sebebi?"
Rakıları alın gelin, kesme peynir ve karpuzla çözeriz !
"Su anda, kulaklarindan para fiskirmasi, mutluluk ve refah icinde yasamalari gerekirken, somurgeci devletlerin elinde kukla durumuna dusmus olmalarinin sebebi nedir?"
El-cevap: Kulaklarından para fışkırıyor zaten. Siz Dubai diye bir yer duydunuz mu? Kuveyt'te devlet 18 yaşına gelen vatandaşına villa armağan ediyor biliyor musunuz. Soru yanlış galiba... Neden eşit bir dağılım yok diye sormak istediniz sanırım. Bunu doğudaki vatandaşımız da soruyor. Pişti !
"Bit kadar Israil ile basa cikamamalarinin, mezhep kavgalari icinde birbirlerini yiyip durmalarinin, kafalarina bombalar yagmasinin, burunlarinin beladan bir turlu kurtulmamasinin sebebi nedir?"
El-cevap: Bit kadar israil'in arkasında "a bit of" USA bulunmasından. Kafalarına bombalar yağdıran ve burunlarını beladan kurtarmayan da aynı koalisyon.
"Neden kendi dogal kaynaklarina sahip olamiyorlar, neden bilgi ve teknoloji yarisinda ileri gidemiyorlar, neden halklarina huzur, ozgurluk ve refah vadedemiyorlar?"
Sanki Atatürk Cumhuriyeti 88 senedir bunları başarmış gibi...
"Tartisacaksaniz, Araplarin 1. Dunya savasinda ne yaptigini degil bunu tartisin, ve Turkiye kendini boyle bir kaderin pencesinden nasil kurtaracak, onun icin kafa patlatin."
Bence de !
Yazan: blue Tarih: August 23, 2006 12:03 PM
Sayin Blue,
O Kuveytliler, Amerikalilarin eteginde kole olmaktan vazgecsin, butun petrolumuzu Cin'e satacagiz desin bakalim, kim kime villa armagan ediyor? Ben de diyorum zaten, madem hersey bu kadar harika, siz de gidin Dubai'ye, vergi de yok, birsey de yok. Sayin Akyol da gitsin, madem ulusalciliktan bu kadar nefret ediyorsunuz, verin Turk pasaportlarinizi, takin kafaniza takkelerinizi, giyin Osmanli kaftanlarinizi gidin. Gidin bakalim sizi vatandaslari yapiyorlar mi, kirli petrol paralarindan koklatiyorlar mi, luks otellerde misafir ediyorlar mi, kapali kapilar ardinda buzlu viskiler ikram ediyorlar mi? Yoksa size de Pakistanli gocmen din kardeslerine davrandiklari gibi mi davraniyorlar oralarda? Ummet mi istiyorsunuz, gidin kardesim, bu topraklar uzerinde sizin gibi dusunenlere saygi maygi yok, o kadar!
Not: "A bit of" USA bugun Israil'i destekliyorsa, gene bit kadar olan Israil lobisi sayesinde destekliyor. Yeniden ve yineden 1.3 milyar muslumanin, 15 milyon yahudiye dis gecirememesi noktasina geliyoruz ve soruyoruz, Neden?
Yazan: Beyaz Tarih: August 23, 2006 6:02 PM
Beyaz hanım,
Bırakın artık bu seyahat acentalığını. Kimsenin bir yere gittiği yok. Laf olunca "din, dil, ırk, zart, zurt ayrımı yapmıyoruz, yurtta sulh cihanda sulh" edebiyatları yapıyorsunuz, sonra alıp tırpanı elinize çırpıp biçiyorsunuz. Madem İslam'ı sevmiyorsunuz, bari Karma felsefesi, Budizm, Konfiçyus, Lao Tzu ile filan ilgilenin. Meditasyon yapın, yoga yapın, ruhunuzu dinlendirin. Bu kadar düşmanlık iyi değildir. Kürt'e düşman, Arab'a düşman, takkeliye düşman, başörtülüye düşman, Ermeniye düşman, Batıya düşman, Amerika'ya düşman... Türk'ün Türk'ten başka dostu yok. Yok yok o da düşman... Bunun sonu iyi değildir. Benden söylemesi.
Yazan: blue Tarih: August 24, 2006 9:02 AM
Demirkan Efgil, , Cybille Fidel (aka White)(hani dagdan gelip bagdakine "size bu topraklarda yer yok, gidin araplarin memleketylerine diyen -hos orayi da isgal ettilerya-" diyen, atalarini Engizisondan'dan sonra topraklarimiza alip bagrimiza bastiklarimiz varya?) kimdirler diye merak ediyormusunuz? Peki Emre Konuk kimdir?
Okuyun anlayin:
Hüseyin Hatemi
hhatemi@yenisafak.com.tr
--------------------------------------------------------------------------------
Korkunç bir yazı
Pazar günkü (20 Ağustos 2006) Sabah’ın “İşte İnsan” ilavesinde ve “Eğitim” sahifesinde “Emre Konuk” imzası ile korkunç bir yazı yayınlandı. Yazarı tanımıyorum. Ancak, son zamanlarda bu kadar da hukuk dışı bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum. O kadar ki kapıldığım dehşet olaya mizah açısından bakabilme ihtimalini derhal sıfıra indirdi. Yazar, üstelik bu yazıyı “Eğitim” sahifesinde ve “Pozitif psikoloji” başlığı altında yayımlamaya cür’et ediyor. Elbette bu “Pozitif psikoloji” başlığı da Karşı-Sözlük anlamında kullanılmış. Çünkü gerçekten “Pozitif psikoloji”yi yansıtan bir yazı Uluslararası Hukuk’u böylesine hiçe sayamaz. Yazar belki de psikolog. Fakat psikolog olması Uluslararası Hukuk’u ayaklar altına almaya çalışma hakkını kimseye vermediği gibi kendisine de vermez.
Yazar, Soğuk Savaş Dönemi’ni, hiçbir kahvehane siyaset bilimcisinin bile başaramadığı bir ustalıkla şöyle özetliyor: “O zamanlar bir ülkenin Amerika’dan kopması demek, Rusya’nın hakimiyetine girmek demekti. Her iki güç araziyi büyütmeye bakardı.. Bu işlere bakmak, yani araziyi korumak Amerika’ya ihale edilmişti. Zaten dünyanın bütün pislikleri neredeyse yüz yıldır Amerika’ya temizletilir.” Şimdi temizlenecek pislikler neymiş? Suriye ve İran! Çünkü bu iki devlet de “normal savaş kuralları dışında savaş veren bir düşman” imiş. Demek ki Yazar’a göre “normal savaş kuralları” denen bir kavram var. Fakat bunların ne olduğu anlaşılamıyor. Daha sonra da yine kahvehane siyasetçilerinin dahî vermeye cesaret edemeyecekleri korkunç bir hukuksuzluk örneği veriliyor: “Komşu evde teröristlerin barındığını haber alırsanız polise haber verirsiniz. Teslim olmazlarsa öldürürsünüz. Kimse de sizden hesap sormaz. Çünkü bu eylemin yasal zemini oluşturulmuştur.” - Yok canım? Nerede bu bolluk? Siz bu “meşru müdafaa” teorisini “yaşamımın en verimli, en çok doyum aldığım, kendimi geliştirme olanağı bulduğum” diye nitelediğiniz Amerika’da mı öğrendiniz? Demek ki komşuya kızdığınızda, balkonda patlıcan kızartmasına öfkelendiğinizde, polise (BM’e) telefon ederek yandaki balkonda teroristler olduğunu ihbar edecek, bundan sonra ruhsatsız silâhınızı komşunuza çevirecek, “eller yukarı!” diyecek, adamcağız çatalı elinden atıncaya kadar onu vuracaksınız da İç Hukuk’ta bu davranışınızın yasal zemini oluşturulduğu için kimse sizden hesap soramayacak? Ya Uluslararası Hukuk? Bu örnek, İç Hukuk’a değil, Yazar’ın “en çok doyum aldığı” ABD’nin Uluslararası Hukuk kuramına uyduğu halde, Yazar’a göre “düşman komşu ülkedeyse Uluslararası Hukuk elinizi kolunuzu bağlar. Bundan sonra da nasıl bir akıl yürütmeye dayandığını aslâ anlayamayacağım şu hükme varılıyor: Eğer -Öcalan konusunda- Suriye’yle kapışsaydık, bugün Uluslararası Hukuk’u çiğnediğimiz için kendimizi suçluyor olmayacaktık! - Anlayan beri gelsin! Sayın Turgut Tarhanlı’ya soralım: Anladınız mı? Yoksa siz de ABD’den doyum almadığınız için, bu âlî Uluslararası Hukuk mülâhazalarını anlamaktan âciz misiniz?
Sonuçta da bakla ağızdan çıkarılıyor ve İran hedef gösteriliyor: İsrail’i, Amerika’yı ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi ortadan kaldırmayı hedefleyen örgütler (Hizbullah) ve Devletler (İran) varmış ortada! Birkaç yıl önce Hizbullah örgütü üyeleri Türkiye’de onlarca kişiyi işkenceyle öldürmüşler, parçalara ayırarak bahçeye gömmüşler! - Lübnan’daki Hizbullah ile sizin sözünü ettiğiniz ve sizin doyum aldığınız Amerika’dan müttefikinden doyum alan cinayet örgütünün arasında hiçbir ilişki olmadığını bilmezlikten gelmekle kurnazlık yaptığınızı sanıyorsunuz, fakat halkımızı bu kadar da ahmak yerine koyamazsınız!
Arkadan gelen cümle, dehşeti doruğa vardıran cinsten: Göbeğine bomba bağlayıp çoluk çocuk öldüren adam, yıkıntıların içinden çıkardığı çocuk ölüsünü havada salladığında kahrolabiliriz, içimiz ağlayabilir ama bu kafamızı karıştırmasın! Bu savaşta kimse temiz kalamaz! - Çocuk cesetlerini çıkaran Lübnanlılar’ın bile “terorist” olduklarını görüyor musunuz?
Sanıyorum ki böyle bir yazı, Dünya’da ancak üç ülkede pervasızca yazılabilir. Bunlardan ikisinde yazılması ve yayımlanması olağandır, fakat Türkiye’de Uluslararası Hukuk yanında toplumun hislerinin bu derece saygısızca rencide edilmesi son derece dehşet ve esef verici bir tutumdur. Ey kardeşler, siz bu sözlerin etkisinde kalmayıp bu savaşta da temiz kalın! Allah katına ancak “kalb-i selim” ile varan kurtulur, şefaat makamı da Yüce Sevgili’dir, Bush değil! Böyle “Pozitif psikoloji”lerden Allah hepimizi korusun!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 24, 2006 12:48 PM
Ortaokul öğrencisi kahramanımız, babasının omzuna dokunur, sorar:
- Baba okulda ders verdiler, Politika nedir, anlatmamız lazım. Nedir politika ?
Baba oğlunun yaşına uygun bir formül bulur:
-Bak yavrum , şimdi şu kelimeleri iyice aklında tut... Ben ücretli çalışıyorum, buna Kapitalizm diyoruz. Parayı nasıl harcayacağımıza annen karar veriyor., ona Hükümet diyoruz. Hepimiz aslında senin için çabalıyoruz, sen Halk’sın. Küçük kardeşine bakan dadın da İşçi Sınıfı. Kardeşini de gelecek diye düşün. Şimdi bunları böyle ezberle, yarın kahvaltıda sana politikayı anlatırım.
Oğlan bunları ezberler , akşam olur. , herkes yatar. Gece bizimki , küçük kardeşinin ağlamasıyla uyanır. Gider bebeğin odasına, bebek altına etmiştir. Annesinin odasına girer ,anesi derin derin uyumaktadır. Dadının odasına girer, bir de bakar ki, babasıyla dadı aynı yatakta, “Bebek ağlıyor” demesine hiç aldırış etmeden kendilerinden geçmişlerdir. Bizimkisi gerisingeri döner ve yatar. Ertesi gün kahvaltıda babasına , “Baba ben politika neymiş anladım” der. Babası “Neymiş söyle bakalım” diye sorunca bizimki hemen anlatır:
“Kapitalizm işçi sınıfını beceriyor. Bu arada Hükümet uyuyor. Halk kimseni numurunda değil. Ve de gelecek b ..içinde”.
Bunu neden anlattım?
Burada birisi gözümüzün önünde hem ulusalcılıktan bahsedip hem de emperyalizme ve onun yöntemlerine ağzı sulanarak bakıyor da ondan. Açıktır ki bu iki düşünce (ulusalcılık ve emperyalizm) aynı zihinde barınmaz. Bunu ulusalcılık gibi şapşal bir fikri madah bulduğumdan değil, kendilerini ulusalcı oalarak tanımlayanların "ulusalcılığı" ilkesel olarak nasıl tanımladıklarını bildiğim için söylüyorum.
Şimdi burada iki ihtimal var. Ya Beyaz hanım, bu politik sözleri yutacak kadar embesil zannediyor bizleri.
Ya da bu yaman çelişkinin farkında bile değil. Ama birden daha önceleri Beyaz hanım'ın "felsefi olarak tutarlı olma kaygısı taşımadığı" nı söylediği geliyor aklıma. Ve böylece ikinci ihtimal daha kuvvetli hale geliyor.
Neymiş efendim? Niçin Yahudilere ve lobilerine diş geçirilemiyormuş? Pekii yahudi lobisinin çalışma yöntemleri nedir? ve aynı yöntemleri uygulamak, köpek bizi ısırıyor diye bizim de köpeği ısırmamız doğru mudur?: El cevap: "Efendim bunun ne önemi var? Ahlaki kaygıları bırakalım, siyonist felsefeyi ve emperyalizmin taktiklerini taklit edip biz de aynısını yapalım, insanlığın çanına ot tıkayalım, kadın çocuk, bebek öldürelim. Sanayi devrimi, çevrenin akılalmaz tahribatı, kanlı ideolojiler, İki sünya savaşı ve 100 milyon can önemli değildir. Efendim ilkemiz şudur: Amaç için her yol mübahtır. Amaç nedir, zenginleşmek, ve benmerkezli bir rahatlık. Diğer insanlar ve onların durumlarının önemi değildir. Zaten sosyal darwinizm de bunu söylemez mi? Bugün bir ulusalcı olarak emperyalizmden şikayet ediyor olabiliriz ama yarın bitimiz kanlanınca biz de aynısını hatta daha alâsını yaparız. Laf aralarında içimizdeki "ötekilere" emperyal yöntemleri tavsiye eder, bunlara uymuyorlar diye kızarız. Şu an kullandığımız ahlaki kavramlar köprü - ayı- dayı ilişkisi içinde değerlendirilmeli.. "
Bu ahlak yoksunu pragmatizm gerçekten midemi bulandırıyor artık!..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 24, 2006 3:26 PM
Suat bey,
Hikayenizi ulusalcılar için şöyle revize edelim mi?
Ortaokul öğrencisi kahramanımız, babasının omzuna dokunur, sorar:
- Baba okulda ders verdiler, Büyük Ortadoğu Projesi nedir, anlatmamız lazım. Nedir BOP ?
Baba oğlunun yaşına uygun bir formül bulur:
-Bak yavrum , şimdi şu kelimeleri iyice aklında tut... Ben şirket sahibiyim, buna Emperyalizm diyoruz. Annen ev hanımı, buna Ulusalcılık diyoruz. Hepimiz aslında mutlu olmak için uğraşıyoruz, buna demokrasi diyoruz. Küçük kardeşine bakan Arap dadın da Orta Doğuyu temsil ediyor. Kardeşini de gelecek diye düşün. Şimdi bunları böyle ezberle, yarın kahvaltıda sana BOP'u anlatırım.
Oğlan bunları ezberler , akşam olur. , herkes yatar. Gece bizimki , küçük kardeşinin ağlamasıyla uyanır. Gider bebeğin odasına, bebek altına etmiştir. Annesinin odasına girer ,annesi derin derin uyumaktadır. Dadının odasına girer, bir de bakar ki, babası dadıya tecavüz etmektedir, babasının yüzünde mutlu bir gülümseme vardır. Bizimkisi gerisingeri döner ve yatar. Ertesi gün kahvaltıda babasına , “Baba ben BOP neymiş anladım” der. Babası “Neymiş söyle bakalım” diye sorunca bizimki hemen anlatır:
“Emperyalizm hem Ortadoğuyu, hem ulusalcıları hallediyor. Ulusalcılar Emperyalizmden şikayet ederken, diğer yandan "demokratik sebeplerle" destekliyor. Emperyalizm amacının Ortadoğu'da demokrasi olduğunu söylüyor, ulusalcılar da demokrasi istiyor ! Emperyalizm "sıra sana da gelecek" diyor. Ulusalcılar Ortadoğudan haz etmiyor, bir çeşit kıskançlık duygusu işte... Geleceğimiz ise, uyuyan Ulusalcılarımıza emanet...
Yazan: blue Tarih: August 24, 2006 6:26 PM
"Bu ahlak yoksunu pragmatizm gerçekten midemi bulandiriyor artik!.."
Asil siz bizi bu sozleri yutacak kadar embesil mi zannediyorsunuz? Bir ahlak yoksunu pragmatizmdir tutturmussunuz, o ahlak yoksunlugundan en basta kendilerini yok ummetci, yok ulemaci, yok islamci diye paketleyip, toplumsal duzene hukmetmeye calisanlarda mevcut. Gidin o ahlaki AKP hukumetinin yolsuzluklarinda arayin, milletvekili dokunulmazliklarini neden kaldirmadiklarini sorun, Turkiye'de suc oranlarinin son birkac yil icerisinde neden rekor duzeylere ciktigini arastirin, islamci erkeklerin karilarini Sibel Can'a benzetme arzusunun mavi renkli lens satislarini nasil etkiledigini inceleyin. Emita'nin Chanel cantasina dusmustur belki ahlak, hmm?
Burada ugruna mucadele verdiginiz, cumhuriyeti, ulusalciligi, laikligi, ozgurlugu yok etme; topluma ummetci ve islamci bir sekilde zorla hukmetme arzusu. Bu arzunun da kendine ozgu ahlaksizliklari, benim midemi bulandiriyor. Yeter yahu, bizim kimsenin diliyle, diniyle, irkiyla, yedigiyle, ictigiyle, giydigiyle ugrastigimiz yok, ama Turk vatandasi olacaksaniz, bu ulkenin degerlerine, cumhuriyete, laiklige, ulkenin birlik ve butunlugune saygi gostereceksiniz. Ben niye burada size dil dokmeye calisiyorum ki, siz Turk milletinin ulusalciligini yok edebileceginizi mi zannediyorsunuz, o ulusalcilik, bugun AKP de tutmadigi icin MHP'ye dogru kaymaya baslayan is ve medya dunyamizin ulusalciligina benzemez.
"Neymiş efendim? Niçin Yahudilere ve lobilerine diş geçirilemiyormuş? Pekii yahudi lobisinin çalışma yöntemleri nedir? ve aynı yöntemleri uygulamak, köpek bizi ısırıyor diye bizim de köpeği ısırmamız doğru mudur?"
Ikinci bir embesil kandirmaca slogani daha. Neymis yahudi lobisinin calisma yontemleri? Kisaca aklima gelenleri sayayim, (1) AIPAC gibi organizasyonlar araciligi ile Amerikan politikacilari ve halki icerisince israil lehine orgutlu propoganda yapmak. Kendi goruslerini destekleyen siyasetcilerin secim butcelerine maddi destek olmak. (Bir yerde okumustum, Demokratlarin secim butcesinin %60 civari yahudi secmenlerden geliyormus, yahudilerin nufusun %2'si oldugu dusunulurse korkunc bir istatistik). (2) Medya ve eglence endustrisinde nufuz sahibi olmak. Bugun bir New York Times, Wall Street Journal, Washington Post olmak kolay mi? Bu adamlar bu yayin organlarini ele gecirmek icin bomba ile camileri havaya ucurmuyorlar degil mi? Hepsi cocuklarini en iyi okullara gonderiyor, cebinde iki kurusu olsa onu cocugunun egitimi, yahudi toplumunun daha ileri bir toplum olmasi, daha cok is adami, daha cok bilim adami, daha cok gazeteci, daha cok avukat, daha cok doktor yetistirmesi icin ugrasiyor. (3) Amerikan sirketlerinde ust duzeylere gelerek etki sahibi olmak. Gene ayni sekilde, bir kere Ivy League okullarindan, bilmem nerden mezun oldular, ondan sonra da bu sirketlerde yukselmek icin canla basla calisiyorlar, ben is hayatinda dalgaci yahudi cok az gordum, cogunlugu cok siki bir is etigine sahip, cok caliskan, hirsli ve adaletli insanlar. (4) Gerek yahudilerin kurmus oldugu Think Tank'lerde (WINEP, JINSA, Pew Research Center), gerek daha bagimsiz gorunen organizasyonlarda (Brookings Institution) aktif olmak, etkin ve orgutlu bir sekilde fikir beyan etmek, politika ve stratejiler uretmek. (5) ADL gibi orgutler araciligiyla toplumda yahudilere ve israil'e yonelik elestirilerin polisligini yapmak. Yahudi toplumu gencinden yaslisina kadar kendilerini ilgilendiren konularda cok yakindan ilgili, orgutlu ve tepki veren bir toplum. Bakin gecen hafta Wal-Mart'in halkla iliskilerden sorumlu bir yoneticisi, yahudi, koreli ve arap bakkallarin yuksek fiyatlarla amerikan halkini soydugunu soyledi, yahudi lobisinin tepkileri sonucunda adami bir gunde istifa etmek zorunda biraktilar. Koreli ve araplar da olayi bon bon izledi. Tipki bunun gibi, bir kisi televizyonda cikip israil'i elestirmeye gorsun, o televizyon kanalina aninda binlerce telefon, on binlerce mektup, email yagiyor, artik basa cik cikabilirsen. Yahudi lobisinin calisma yontemleri kisaca bunlardir ve bireysel duzeyde aktif olmak, etkin ve orgutlu bir sekilde calismak, ve her ne kosulda olursa olsun birbirini desteklemekten gecer. Pek cok yahudi icin, yahudilik din ve iman ile ilgili birseyden ote onlari ozel kilan bir kulturdur, benim gozlemledigim kadariyla kucuk bir ortodoks azinlik disinda dini bagnazlik gibi bir problemleri yoktur, bizim gibi din sudur, iman budur diye birbirlerini yiyip durmazlar, cogu pragmatik ama ahlakli insanlardir. Bence bu yontemleri, bir Turk veya musluman lobisi de pekala uygulayabilir. Uygulamaya calisanlar yok mu, var, ama ornegin Turkler ele alindiginda, bizim ummetci Fethullahcilarla hareket etmemiz diye birsey dusunulemez, neden? Iki hos besten sonra, onlar da sizin gibi zirvalamaya baslarlar, ummetci, saltanatci, bagnaz dusuncelerini masanin uzerinde koyarlar; cantadan cumhuriyet, laiklik, ulusalcilik ve Ataturkculuk dusmanligini cikarip; biz Medine'nin gulleriyiz diye oynayama baslarlar da ondan.
Simdi yahudilerin bazi yonlerini takdir ettim diye, gene beni Israil'in politikalarini destekleyen bir canavar ilan edip, hoplayip ziplamaya baslarsiniz, artik benim de ve eminim Demirkan Bey'in de kulagi bu, provokatif ve zirva soylemlere tikali. Ikimiz de Israil'in politikalari konusundaki goruslerimizi, ve bu politikalari tasvip etmedigimizi defalarca ortaya koyduk. Daha once de soyledigim gibi, Amerikalilarin, artik Ortadogu'da kayitsiz sartsiz Israil'e destek vermesinin, herseyden once kendilerini yiprattigini anlamasi gerekiyor, yoksa akilsizlik ederler. Amerika'nin oyle Suriye'ye, Iran'a falan gidebilecek bir durumu yok, bugun Irak yuzunden ic politika fena halde karismis durumda, halkin %60'i Irak'taki savasin karsisinda, savas karsiti soyleme sahip adaylar secimlerde beklenmedik basarilar kaydediyor (orn: Lamont vs. Lieberman). Kaldi ki, Amerika'nin oyle Iran gibi ulkeleri falan haklayacak bir askeri gucu de yok o kadar, ordudaki komutanlar Irak'a gonderilen askerlerin ABD'nin kendi topraklarini savunma gucunu fena halde yiprattigini dile getiriyorlar. Amerika, bugun Iran'a girmek gibi, olumcul bir hata yaparsa, bunu (1) artan petrol fiyati ortaminda petrol kaynaklarina sahip olup, iran'a giden paralari kesmek icin, (2) israil'in gaziyla yapacak. Ama, Rusya ve Cin, Iran'i Amerika'ya oyle kolay kolay yedirmezler. Cin petrol sirketi, Sinopec, daha gecenlerde Iran'daki Yadavaran petrol sahasini gelistirmek icin $70 milyarlik bir anlasmaya imza atti. Rusya, Cin, Kazakistan, Kirgizistan, Tacikistan ve Ozbekistan, Asya'da temelde enerji konusunda isbirligi yapmak icin Shanghai Corporation Organization'i (SOC) kurdu. Simdi, Iran'in da SOC'ye katilimi gundemde. Bazilari SOC'nin yeni dunya duzeninde NATO karsisinda bir dengeleyici unsur olarak ortaya cikacagi yorumlarini yapiyor. Siz hala, Yeni Safak bilmemne gazetesinindeki super zekalarin propogandalari ile kafa utuleyin ve Arap-Osmanli tarihini yeniden yazmaya calisadurun bakalim.
Yazan: Beyaz Tarih: August 24, 2006 8:30 PM
Blue Bey,
Ağzınıza sağlık, çok iyi yapmışsınız. Revize edilmiş hali çok daha iyi olmuş.
Saygılar..
Bir önceki yorumuma ilave:
Ben nasyonal ya da demokrat/liberal taraflarından sosyalist olmadığım gibi vahşi ya da ılımlı(?) kapitalist de değilim. Bunları, yukarıda anlattığım fıkradan ve ardından yazdıklarımdan dolayı, beni bu kavramlarla(özellikle sosyalizm ile) etiketleyecek olan olabilir diye söylüyorum.
Bir de "efendim bir insan sosyalist değilse kapitalisttir, kapitalist değilse de sosyalist" şeklinde gak-guk yapanlar vardır. Düşünceleri onlara kalsın, karışacak değilim, ama bu şablonla etiketleme merakları varsa yukarıdaki not onlar için de geçerli..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 24, 2006 11:56 PM
Vah vah vah,
Ne kadar da masummuş şu Yahudi lobisi yahu. Faks ve email yağdırırlar, medya, film ve eğlence sektörüne yatırım yapar, İsrail lehine propaganda yaparlarmışmış..
Bu mu? Sadece bu kadarcık mı?
Uyanın ey ehl-i gaflet! Haydi bu masum sivil toplum örgütlenmelerini yapıyoruz, biraz para harcıyoruz ve dünya siyaset ve ekonomisini ele geçiriyoruz.. :-))
Peki hiç aklınıza gelmiyor mu ABD nüfusunun %3'ü ne tekabül eden Yahudiler, nasıl oluyorda seçim yardımlarının %60'ını karşılıyor?
Bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Hadi müslümanlar aptal, pekii ya Hristiyanlar? Veya Koreliler, Çinliler, İrlandalılar, İspanyollar, Portekizliler, Ruslar? Ya da kendini "Amerikalı" olarak tanımlayanlar? Şu saydıklarınız kadar kolay madem lobicilik ve etkide bulunmak, neden ABD'yi oluşturan unsurlar böyle bir şeye girişmiyorlar? Ve ABD'yi burnuna halka takılmış ayı gibi oynatan bu azınlığa neden nüfusun %97'si ses çıkartamıyor? Fax çekerler, protesto ederler diye mi? Sabah sabah iyi güldürdünüz beni..
Ayrıca bu yahudi lobisinin içinde Dick Armey ve Tom DeLay gibi eski Temsilciler Meclisi üyesi Hıristiyan Evanjeliklerin niçin yeraldığını merak etmiyor musunuz? Veya Evanjelizm ne anlama gelir siz bilir misiniz?
1976'dan beri ABD İsrail'e 170 milyar $ yardım etmiş. Neden? Yahudiler fax çekiyorlar diye mi? :-))
Emperyalizm ile siyonizmin 100 yılı aşkın içiçe geçmiş faaliyetlerinden haberdar olmamanız bir yana "siyonizm"in anlamından, yöntemlerinden ve bu lobiyi paravan olarak kullanmasından da haberiniz yok. Vah ki vah..
Saflık tercih edilebilir bir şeydir, çünkü aynı zamanda "temiz kalplilik" anlamına da gelir ama bu kadarı fazla yahu. Bu kadar saflık insanı dolaba koydurur.
"Pek cok yahudi icin, yahudilik din ve iman ile ilgili birseyden ote onlari ozel kilan bir kulturdur," müş.. Irkçlılığı bu kadar kibar tarif eden başka birisine rastlmadım şimdiye kadar.. Pekii bu fax yağdıran ABD yahudi lobisinin ırkdaşları Amerikan yahudilerinin yüzde 36’sının duygusal açıdan kendilerini İsrail’e “çok” ya da “hiç” bağlı hissetmediklerini ortaya koyan araştırmalar ne anlama geliyor? Ne oldu birlik beraberlik? İsrail'in varlığını bile tanımayan, siyonizme ateş püskürten yahudi gruplar var; bunlara ne dersiniz? Bunlar bu "birlik beraberlik" resminin neresine oturuyor.
Hayata hep ezberlerle bakıyorsunuz. Tıpkı "Araplar Osmanlı'ya ihanet etti" genelleştirici söyleminiz gibi.. Birkaç aşiretin isyanını genelleştirip tüm arapları karalıyorsunuz. Sebep açıık tabii. Araplar müslüman, biz türkleri de onlar müslüman yaptılar ve işte bu yüzden geri kaldık. Hey gidi garabet.. İşin ilginci kanıt sunularak bu ihanet meselesi çürütüldüğünde bile herhangi karşı bir kanıt göstremeden aynı ezberleri bu kez sloganlaştırarak devam ettiriyorsunuz.
Arada iç politikaya dalmışsınız. Madem konu İsrail/yahudilik size bir tavsiye de bulunayım. Mustafa Bey'in bir yazısı vardı "İsrail Neden Güçlü?" diye.. Daha çok iç politikası üzerine durulmuş İsrail'in. Oradan sizin alacağınız önemli dersler var. İsrail'in devlet yapısını bir inceleyin bakalım karşınıza ne çıkacak? Yani kimişn nasıl yönetildiğinin bari farkında olsanız. Bir okuyun ve "demokrasi kültürünü ve gelenekselliği" içselleştirin derim. Emine Hanım'ın çantasına kafayı takıp ve halkın çoğunluğunun değerlerine al görmüş boğa gibi saldırmak yerine demokratik çoğulculuğun ülkemiz geleceği için çok daha iyi bir şey olduğunu kavrarsınız umarım. Nalıncı keseri gibi hep kendinize yonttuğunuz demokrasi, eşitlik, özgürlük vb. kavramların öve öve bitiremediğiniz yahudilerin memleketinde nasıl tezahür ettiğini de eminim şaşkınlıkla izleyeceksiniz.
Ve bunu gördükten sonra da biz "Türkiye iç politikada prensip olarak İsrail gibi yönetilsin, aynı demokratik çoğulculuk ve geleneksellik ile uyumlu devlet yönetimi olsun" desek başlarsınız hemen hop hop zıp zıp (Bu tabir size ait) yapmaya. Ve artık çevir kazı yanmasın diye binbir dereden su getirir ve çamura yatarsınız.
Siz bu ucube fikirleinizi ancak Milli Öğütüm sistemi için de çocuklara öğretirsiniz. Onlarca yıldıır öğrettiniz, 10 yılda 15 milyon genç yartattınız ama bizimle beraber bu yollara çıkanlar sollayıp sollayıp bizi geçtilr.. Biz hala sayenizde yerimizde sayıyoruz.
Sevsinler sizin batılılaşma azimli(!) ve aynı zamanda anti-emperyalist(!) ulusalcılığınızı.. :-)
(Sınırlı bir vakitte yazdım; daha yazılacak çok şeyler var, vaktim olduğunda tekrar bu konuya döneceğim)
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 25, 2006 8:21 AM
Beyaz hanım,
İlk paragrafta son yıllardaki suç oranları hakkında hükümeti suçlamışsınız. Sizce hükümetin hangi icraatı suç oranlarını arttırdı? Benim bildiğim suç oranları en son baş ulusalcı Rahşan hanımın şefkatinin tezahürü olarak artmaya başlamıştı. Yanılıyor muyum?
Lobiler konusunda haklısınız. Adamlar sıkı çalışıyorlar. Tebrik etmek lazım. Yalnız ben şunu anlayamadım:
Şimdi ben, sizin bir önceki mailinizdeki üslupla "madem o kadar iyi insanlar, gidin İsrail'de yaşayın kardeşim, bakalım sizi bağırlarına basıyorlar mı, yoksa goyim deyip hayvan muamelesi mi çekiyorlar?" desem bozulursunuz ama... Neymiş: "men dakka dukka":). Yahudilerin bağnazlığı yok mudur? Sadece Sebt günü asansörün düğmesine basmamak için her katta duran asansör gibi ilginç icadları var. Ay ama bu çok sempatik bir şey değil mi? Yahudilerle ilgili hoşgörünüzün binde birini kendi vatandaşınıza gösterebilirseniz her şey otomatik olarak çözülecek. Herhalde mavi lensler, Chanel çanta, takke ve başörtüsünü hariç tutuyorsunuz..?Neden koyu şeriatçı kippalı Yahudiler'in örgütlenmesini hoş görürken, Fethullah hocanın cemaatinin örgütlenmesine karşı çıkıyorsunuz? Biri Medine'nin güllerini söyler, diğeri Babil'in küllerini söylüyor... laikliğin, Atatürkçülüğün İsrail'de kokusu bile yok, bu adamlar en azından okullarında Atatürk'ün gençliğe hitabesini filan öğretiyorlar, ne işi varsa Afrikalının Atatürk'le... Size yaranmak için... Yine de yaranamıyorlar garipler.
Son olarak bir de:
demişsiniz. Neye benzer,bir tarif yapar mısınız? Lütfen içinde "Atatürk" ve "laik" kelimesi geçmesin. O kısımları biliyoruz.
Yazan: blue Tarih: August 25, 2006 10:23 AM
Sibel Fidel (Beyaz) Hanim,
Cevabiniz icin tesekkurler. Demekki "saatin sesi" de epeyce dusunceye sevk edebiliyormus. Saatin sesinden acilmisken sizin yorumunuzda bana "durmus saatin gunde iki kere dogruyu gostermesi" tesbihini hatirlatti. Yorumunuzda bazi "dogru veriler" var ama dogru tahlili mumla aradim bulamadim.
Diger arkadaslar bazi tahlil ve onyargilariniza cevap vermisler. Ben ozellikle benim yukariya koydugum Huseyin Hatemi yazisi ile ilgili (?) elestiri ve tahlillerinize cevap verecegim.
Once birazcik cerceve cizelim kimler oldugumuz, 'Masada" kimler adina neyi savundugumuzu ortaya koymak acisindan.
Son yorumunuzda "Demirkan Bey de ben de srail'i elestirdikgimiz halde.." turu Israil'in katliamlaina karsi ciktiginiz halde sizi Israil sozcusu gibi gosteren "provokatif soylemlere" kulaklarinizin tikali oldugu argumani var. Gerek DEmirkan'in gerek sizin "israil muhibliginiz" yargisi sadece ve sadece kendi soylemleriniz uzerine varilmis idi ozellikle benim tarafimdan.
Lubnan katliamlarinin baslarinda "bundan Israil'e gelebileck zararadan ve Hizbullah-Iran'in karli cikacagindan" duydugunuz endiseyi ifade etmistiniz. Daha sonra siz de DEmirkan gibi mealen "bende uzuluyorum insan cesetlerini gorunce ama ne yapalim 'bizim menfaatimiz' bunlara kayitsiz kalmayi gerektiriyor' dediniz. Simdi ise aslinda Israil'in bu babarca katliamlarindan ve bunu da "bati ulkelerindeki lobisi sayesinde" satabilmesinden rahatsizlik duydugunuz anliyorum. Anliyormuyum? Bu pozisyon degisikligi vey "insafa gelme" durumndan memnuniyetimi belirtmek isterim ama sizinle gecmiseki tecrubelerimden Metin Bey'in terimi le "sizinle tartismak dalgali okyanusta surf yapmak gibi" (?) Bir elinizle verdiginizin bes katini obur elnizle alma, bir saat sonra "gecersizdir" damgasi yapisirma gibi ilginc gel-gitleriniz var. Daha once Sibel Fidel olarak "tamam laiklik din ve vjdan hurriyeti de icersin" dediniz ve hemen akabinde "ama masaya oturdugumda benim de sartlarim olacak" deyip Muslumanlara ezan okuma dahil yeni yasaklar listesi sunmustunuz. Ama hakkinzi vereyim Yahudiler, ve diger azinliklar icin yeni haklar da istemeyi ihmal etmemistiniz.
Yogurttan agzim yanmis oldugu icn bu Israil -Yahudolik uzerine getirdiginiz elestririlerin gercekten elestiri olup olmadigindan emin olmak istememi anlayisla karsilarsinz umit ederim. Bu konuda bu sitede ifade ettiginiz fikirler soyle ozetlenebilir:
1) Teroristler muslumanlardir. Tarih boyunca Muslumanlar Yahudi ve Hiristiyanlari oldurmutur (siz HSBC, Hindistan'daki tren olayi gibi ornekleri vermistiniz. Tarih boyunca ve bugun Judeo-Christian entitle tarafindan yapilan soykirimlari, kaliamlarin hicbiri akliniza gelmmisti. Bunlardan ilk ellisini Suat Bey bir yorumunda saymisti, tekralamayayim.
2) Siz Anadolu'ya ait guzellikler saydiginizda, bazi eski Yunan ve diger Islam oncesi medeniyetlerden, mitolojiden romantik ornekler vermistiniz de akliniza hicbir "islami" guzellik gememistiti.
3) Bir yoruma cevaben "asil ilginc olan soyadim (Fidel) degi adim (Sibel)" demistiniz. Bu ismin Fransiz Cybill veya diger dillerdeki kokenleri uzerine gerek siz gerek diger yorumcular bizi bir nebze bilgilndirmis idiniz. Ama etnink vey din aidiyetinizi fa$ etmemistiniz.
4) Simdilerde bircoklarimiza " bu topraklarda size yer yok, gidin Arap ulkelerine" diyorsunuz. Bu ne bicim misafirlik adabidir Cybille Hanim? Bana birazcik Amerikan Yahudilerini hairlatti. Neyse endiseye kapilmayin buralar Mevlana, Selahaddin-i Eyyubi Yunus Emre, Haci Bektas-i Veli topraklariir. Muslumanlar guclu oluklarinda her zaman affedici olmuslardir. Selahaddin-i Eyyubi Kudus'u kurtardiginda, 90 yil once sehirde canli insan birakmayan Haclilar'dan bir tane sivile dokunmamistir. Henuz sizinkilerin Cenevre Konvaniyonu falan yoken. Biz misilleme yapmayacagiz. Bizde "amacla araclari mesru kilmaz" sizin overek bitiremediginiz Judeo-Christian medenyetinin(!) aksine.
Cerceve ve masada kimin kimi temsilen ourdugu mevzuunu hallettikten sonra spesifik argumanlariniza gelelim.
Sibel Beyaz Fidel Hanim, gerek siz gerek Hulagu, DE et al. SIK SIK "1 milyar Musluman, bilmm kacyuzmilyon Arap niye 15 milyon Yahudi ile bas edemior" sousunu degisik kelimelerle soruyorsunuz. Once bir anlayalim soruyu. Siz bu durumdan uzuuntu veya utanc duydugunuzumu belirtmek itiyorsunuz yoksa hani sokakta dayak atan izbandutun yaninda yer alan sak sakcilarin dayak yiyene konustug pozisyondami konusuyorsunuz? Bakin adi muhtemelen tarihin bildigi, en barbarca, en alcak soykirimcisinin adi olan Hulagu, "muslumanlar birbirni oluruyor" dediginde herhlde "vah, vah" demiyor, Bagdat'ta cocuklara iskence yapan Ingiliz askerlerinin resmini cekerken zevkten dort kose olup, nagralar atan kamereman gibi diyor bunlari. EVET BEN RAHATSIZIM, UZUNTU DUYUYORUM MUSLUMANLARIN BU YAHUDILER KARSISINDA DUSTUGU DURUMDAN, SIZ? Cevabiniza gore bunun nedenlerini, gercekten "yenik" dusup dusmedigimizi, karsi metodlar gibi mevzulari tartisabiliriz.Ama masaya Yahudiler adina oturuyorsaniz, gene tartisiriz fakat degisik terimlerle. Size kisa bir avukat bulmacasi: ABD'de artik tibbi deneylerde beyaz fare yerine avukat kullanmaya karar vermisler. Neden?
Bilemediniz! Cunki birincisi, piyasada beyaz fareden cok avukat var. Ve daha onemlisi, ne yapsaniz bir beyaz fareye yaptiramayacaginiz bazi seyler var!
(sizin icin aciklama:
avukata yaptiramayacaginiz hicbrsey yok diyor).
Biz muslumanlar, Bati'nin hele , hele Yahudilerin ahlaki standartlarini, onlarin riyakarligini, sahtekaligini adapte ederek ULASILABILECEK BIR KAZANMA ISTEMEDIK TARIHIMIZ BOYUNCA BU GUN DAHI ISTEMIYORUZ CYBILLE HANIM!
Evet o bahsettigini ABD'deki Yahudilerin neler yaptklari listeniz aslinda tam listenin binde biri degil. Bugunku ABD'deki musluman surek avinin arkasinda Steven Emerson, Daniel Pipes, ADL, AJC, JINSA, Liebeman, Tom Lantos, Peter Engls, Chales Schumer gibi ABD'deki kulturel, poltik, entellektuel hayatin her safhasin "The protocols of the Elders of Zion" gretilerine uygun sekilde kitaptaki her turlu ahlaksizligi, sahtekaligi kullnarak parsellemis yahudiler vardir. Adi "Anti-Defamation Leauge of B'nai Brith olan guya Insanlara karsi nefreti yok etmek icn kurulmus bir Yahudi orgutu 10-15 yil kadar once polis teskilalaini da kullanaRAk BUTUN mUSLUMANLAR HAKKINDA FBI'DAN COK DAHA KAPSAMLI BIR "fisleme" ve istihbarat toplama YAPTIGINI ORTAYA CIKARDI bazi namuslu polisler. Bize benim gibi basarili bir muhendisi "antismit" damgasi ile sten attirmaya calisan ve istifma sebep olan bu ahlaksizlarimi ornek gosteriyorsunuz? Almayayim, tesekkurler. Madem AIPAC'tan bahsettiniz bu orgutun ABD'de Israil'in suyuna gitmekte kusur yapanlara karsi ne taktikler uygulaigina dair, onlar taraindan politik kariyerine son verilen eski Kongre uyesi Paul Findley'in yazdigi "They dare to speak out" kitabini okuyun. ABD'de TV'lerde politik tartisma programlarin seyrediyorsaniz SIK SIK karsilastiginiz duum sudur. Ortaogu il ilgili diyelimki "terorle kuresel savas" konusunda bir tarisma vardir diyelimki PBS'teki News Hour with Jim Lerhrer programinda. Bir tarismaci, disislerindendir, digeri Pebntagn'dan, bir igeri "terorizm uzamin" dir, bir kisi tecrubeli poltikacidir, ve bir kis akademidendir. Yani gayet dengeli gozuken bir panel olustrulmusur. Yalnizpek cok seyircinin bilmedigi bir gercek vardir. Butun tartismacila gibi programin moderatoru Jim Lerer'de Israil destekcisi Yahudilerdir. Bir tanesi Musluman olsa ii zatn adindan belli olurdu veya zaten oraya "islami karsi gorus" temsilen getrikligi aciklnir idi su veya bu sekilde. Sadce Jim Lehrer degil, rogramin "executive roducer"i Lester M. Crystal'da Yahudidir ve "American Century Project" (Amerikan Yuzyili Projesi'nin) mimarlarindan hatta gurur ile "ben yazdim" diyem William Crystal'in akrabasidir. Butun Netwoklerin basinda ve haber dairelerinin baslarinda Yahudiler vardir. ABD'de bu knudaki bir yayinda Yahudiler'in nufusun yuzde 2.5'i olmasina ramen medyadak valiklarinin yuzde 60 civainda oldugu da soyleniyordu. SIZCE BU SONUC SADECE COK CALISIP, BOL BOL E_MAI VE FAX SAYESINDEMI OLUYOR? Siz hiz Yahudi marangoz tanidimizmi? Ya araba tamrcisi? Peki ABDdeki ara[plar, Muslumanlar aptal iseler Japonlar, Koreliler, Hintliler, Latinler demi aptal? Ona neden medya'da, disisleri ve Pentagon'da koseleeri kapmis durumda degiller?
ABD'nin porno endustrisi neden Yahudilerin elinde? TV'lerde gunduz yayinlanan Jerry Spinger, Sally Jessy Raphael, Geraldo, Howard Stern, gibi ensest, subyancilik dahil her turlu sapikliklarin mesrulastirildig sovlain hemen hepsinin sunuculari, yapimlari v patronlarinin Yahudi olmas da tesaduflu "Siyon Protokollei" ile alakali olabilimi? "once goyimin ahlakini elinden alacaksiniz"! Kafalarini bosaltacaksiniz, sonra icn istediklerinizi koyacaksiniz. Belliki koymuslar!
Enerji konusunda Iran, Rusya, Hindistan, Cin ve bazi Asya ulkeleri arsindaki anlasmalar ve ileriye donuk tesebbusler konusunda verdigniz bilgilerin bircogu dogru ama Allah askina siz BUNLARDAN NE ANLIYORSUNUZ? Bu VERILER bizim gibi "dincilerin" tezini dogrulamaktan baska ne ise yairyorki? Siz daha once muhendis oldugunuz ve birkac tane de diplomanz oldugunu yazmistiniz. Nerde sizin enginar tahliliniz Beyaz Hanim?
Ben sizin verdiginiz bu Cin ve Rusya, Iran'i ABD'ye yedirmez, Iran Cin, Hindistan, Asya ulkeler enerji anlasmalari yapiyorlar vb. satirlarinizi konuda hicbir arka plan bilgisi olmayan bir muhendis olarak okusam sunlari cikariim.
1) Fukuyama veya Friedman'in dedikleinin aksine ne taihin sonu geldi neden ABD onderliginde "duz dunya" kuruldu.
2) Dunya tek kutuplu degil, tarih okuyanlarin anlayacagi gibi ABD Imparatorlugu' da catirdiyor; alternatif guc merkezi(leri) olusuyor.
3) Demirkan'in soylediginin aksine ABD ve onun "jandamasi" Israil'in suyuna gitme mecburiyeti yokmus; onlara karsi dengeleyici guc olusmasi dunya icin daha iyi imis ve bizde yerimzi belirlerken bu "dengeleyici guclerden" haberdar olmaliyiz.
4) N. Erbakan'in onlarca yildir soyledigi, ve 10 kusur yil kadar once fiile gecirdigi fakat henuz basarili olamayan (sebepler ayri konu) G-7'ye karsi D-8 (Ekonomisi gelismis Islam Ulkeleri Birligi-Pazari) projesi pek yerinde imis.
Simdi bu bilgleri veripte "siz hala Y. Safaktaki super zekanin propgandalari ile kafa utuleyin" demenin ne anlami varki? Zaten Yeni Safak, Zaman ve diger muhafazakar medya takipcilerinin tezi degilmi "dunyanin sonunu ABD'nin belirleyemeyecegi", "biz dahil diger ulkelerin ABD-Israil ve Bati'ya alternatif ekonomik ve politik guc merkezleri olusturbilecekleri, dis politikada butun yumurtalar ayni kefeye koymama tezleri? VE buna karsi cikip ABD-Israil'in suyuna gitmeten baska caremi yok diyenler sizin ustadiniz Demirkan, G. Civaoglu, E.Ozkok, C. Ulsever et al. degillermi? KIME YAPIYORSUNUZ BU ARGUMANI EGER ARGUMaN ISE?
Ustelik Huseyin Hatemi o makalesinde bir zatin "pozitif psikoloji" mi ne ad altinda ise ahlaksizligi, kanunsuzlugu mesrulastiran bir yazisini Sabah gibi bir gazetenin hem de egitim kismnda nasil yayinlandigini sorguluyordu? Aynen sunlari diyor Hatemi bu Emre Konuk adli ahlaksizin yazdiklarindan alintiladigi kisimlarla ilgili olarak:
“O zamanlar bir ülkenin Amerika’dan kopması demek, Rusya’nın hakimiyetine girmek demekti. Her iki güç araziyi büyütmeye bakardı.. Bu işlere bakmak, yani araziyi korumak Amerika’ya ihale edilmişti. Zaten dünyanın bütün pislikleri neredeyse yüz yıldır Amerika’ya temizletilir.” Şimdi temizlenecek pislikler neymiş? Suriye ve İran! Çünkü bu iki devlet de “normal savaş kuralları dışında savaş veren bir düşman” imiş. (EMRE KONUK BOYLE DIYOMUS- BLY) Demek ki Yazar’a göre “normal savaş kuralları” denen bir kavram var. Fakat bunların ne olduğu anlaşılamıyor. Daha sonra da yine kahvehane siyasetçilerinin dahî vermeye cesaret edemeyecekleri korkunç bir hukuksuzluk örneği veriliyor: “Komşu evde teröristlerin barındığını haber alırsanız polise haber verirsiniz. Teslim olmazlarsa öldürürsünüz. Kimse de sizden hesap sormaz. Çünkü bu eylemin yasal zemini oluşturulmuştur.” - Yok canım? Nerede bu bolluk? Siz bu “meşru müdafaa” teorisini “yaşamımın en verimli, en çok doyum aldığım, kendimi geliştirme olanağı bulduğum” diye nitelediğiniz Amerika’da mı öğrendiniz? Demek ki komşuya kızdığınızda, balkonda patlıcan kızartmasına öfkelendiğinizde, polise (BM’e) telefon ederek yandaki balkonda teroristler olduğunu ihbar edecek, bundan sonra ruhsatsız silâhınızı komşunuza çevirecek, “eller yukarı!” diyecek, adamcağız çatalı elinden atıncaya kadar onu vuracaksınız da İç Hukuk’ta bu davranışınızın yasal zemini oluşturulduğu için kimse sizden hesap soramayacak? Ya Uluslararası Hukuk? Bu örnek, İç Hukuk’a değil, Yazar’ın “en çok doyum aldığı” ABD’nin Uluslararası Hukuk kuramına uyduğu halde, Yazar’a göre “düşman komşu ülkedeyse Uluslararası Hukuk elinizi kolunuzu bağlar. Bundan sonra da nasıl bir akıl yürütmeye dayandığını aslâ anlayamayacağım şu hükme varılıyor: Eğer -Öcalan konusunda- Suriye’yle kapışsaydık, bugün Uluslararası Hukuk’u çiğnediğimiz için kendimizi suçluyor olmayacaktık! - Anlayan beri gelsin! Sayın Turgut Tarhanlı’ya soralım: Anladınız mı? Yoksa siz de ABD’den doyum almadığınız için, bu âlî Uluslararası Hukuk mülâhazalarını anlamaktan âciz misiniz?
Sonuçta da bakla ağızdan çıkarılıyor ve İran hedef gösteriliyor: İsrail’i, Amerika’yı ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi ortadan kaldırmayı hedefleyen örgütler (Hizbullah) ve Devletler (İran) varmış ortada! Birkaç yıl önce Hizbullah örgütü üyeleri Türkiye’de onlarca kişiyi işkenceyle öldürmüşler, parçalara ayırarak bahçeye gömmüşler! - Lübnan’daki Hizbullah ile sizin sözünü ettiğiniz ve sizin doyum aldığınız Amerika’dan müttefikinden doyum alan cinayet örgütünün arasında hiçbir ilişki olmadığını bilmezlikten gelmekle kurnazlık yaptığınızı sanıyorsunuz, fakat halkımızı bu kadar da ahmak yerine koyamazsınız!
Arkadan gelen cümle, dehşeti doruğa vardıran cinsten: Göbeğine bomba bağlayıp çoluk çocuk öldüren adam, yıkıntıların içinden çıkardığı çocuk ölüsünü havada salladığında kahrolabiliriz, içimiz ağlayabilir ama bu kafamızı karıştırmasın! Bu savaşta kimse temiz kalamaz! - Çocuk cesetlerini çıkaran Lübnanlılar’ın bile “terorist” olduklarını görüyor musunuz?" (H. Hatemi)
Simdi SIBEL HANIM Hatemi'nin bu satirlandan hangisi "kafa utuleyici propoganda"? Siz bu propogndanin hangisine karsisiniz? Siz bu Emre Konuk zatinin hukuk anlayisini, ahlaki degerlerin benmsediginiz icinmi icerlediniz superzeka Hatemi'ye? Eger durum bu ise ruhunuzu seytana satmis olmak zorundasiniz. Cunki bu yaratigin onerdigi pozitif psikoloji Frankestayn'i utandirir. Ancak Mefisto ve Hulagu bunu savunabilir. Sahi neydi sizi rahatsiz eden Bayan Sibel? Bunun Iran'in Cin ile petrol anlasmasi ile ne alakasi var; bu dam ustunde saksagan argumanlarin DE'denmi ogrendiniz?
Gene su "enerjik poltikaniz" uzeine bir iki soz ilave edeyim madem bu kadar uzattim. Bu enerji anlasmalari, ittifaklar, birlikler uzerine sunugunuz veriler sizin Israil_ABD propogandisliginizin antitezi olmasinin otesinde fazla nesnel bir tahlil de icermiyor. "Rusya, Cin Iran'i ABD'ye yedirmez" diye birsey yok. Uygun fiyata herkes herkesi herkese yedirir. Gerek Cin gerek Rusya ve Hindistan poltikalarini ideoloji degil menfaat uzerine yapiyorlar. Bu kismi hounuza gitttimi? Yani ABD'yi gecmeleri icin bugun ABD'ye amca demek zorundalar, "bir yere kadar". Her ulkenin milletlerarasi polikada blirli bi kaldirac gucu, agiligi ve FIYATI var. Herkes bununla orantili olcude etkinlik kazanir. Bu etknligi ilerde artirmak icin bu gun mevcut olan sistem icersinde HAKIM GUCLER (YAHUDI-ABD) ile nonconfrontational olmayi pragmatizm addetmislerdir. Gerek K. Kore gerek Iran'in "nukleer" poltikalar konusnda BM guvenlik konseyi karalari (ve 6lar, 5+1 ler vs) bu "diger guclerin"Iran veya baskalarini "uygun fiyata" yedirebilecekleri manasina da gelebilir. Tabiik onlain "yedirmeye" razi olup olmamasi tek deteminant degldir. Irak'in "yedirilmesine" herkes riza gosterdi ama adama bir turlu sindiremediler. Bu bizi saniyorum siz ve benzer kafadakilerin temel yanilgisin getiriyor: SU KIM KAZNIYOR KIM KAYBEDIYOR KUMPASLARINIZI, HATTA PARDIGMANIZI BIR TEMELDEN SORGULAYIN. SIZ BELLIKI ABD'deki YAHUDILERIN VE GENELDE JUDEO_CHRISTIAN DUNYASININ HER TURLU AYAK OYUNLARI ILE, BASKA INSANLARA ACILAR CEKTIREREK, ONLARA HAYATI ZEHIR EDEREK, HAK HUKUGU, INSANI DEGERLERI HIC SAYARAK ELDE ETTIGI NETICLERI KAZANMA OLARAK TELAKKI EDIYORSUNUZ. YANILIYORSUNUZ. IRAK"TA BIR EVE GIRIP AILENIN KADINININ AILE ONUNDE IRZINA GECIP, SONRA BEBEKLER DAHIL BUTUN AILE FERTLERINI OLDUREN VE YAKAN CONILER KAZANDILARMI SIBEL HANIM? Peki Aushwitz'ten kurtulduktan sonra Filistin'e giip Filistinliler icin Gaza'yi Auschwitz yapanlar kazanmis olabilirlermi? Hayir Sibel Hanim kaybettiler. Iste sizin kafanizi utuleyen Yeni Safak'taki super zeka nin propgandasi da bundan ibaret. Eger bu propoganda sizin uzerinizde etkili olmadi ise size acirim. Cok berbat bir hayat olmali!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 25, 2006 6:26 PM
"Türkiye iç politikada prensip olarak İsrail gibi yönetilsin, aynı demokratik çoğulculuk ve geleneksellik ile uyumlu devlet yönetimi olsun"
Ay sevsinler sizi, denize dusen yilana sarilir misali, cogulcu demokrasi ornegi diye bula bula Israil'i mi buldunuz, bu da beni cok guldurdu. Mustafa Beyin de yazisini okudum ama yazida anlatilanlar bana hic de oyle cogulcu demokrasi cagrisimi falan yapmadi. Bir kere Israil, belli bir dinin gudumunde kurulmus olan bir memleket, dunyadaki tum yahudiler kayitsiz sartsiz israil vatandasi olabilir. Ote yandan, benim bildigim, bugun israil vatandaslari ile evlenen filistin'lilerin birakin israil vatandasi olmayi, israil'de yasama ve calisma izni almasi bile mumkun degil, bunun neresi cogulcu demokrasi? Biz de musluman olanlara her turlu hakki ve ayricaligi verelim, musluman olmayanlara ikinci sinif vatandas muamelesi yapalim, bunun ismi cogulcu demokrasi olsun. Anayasasi bile olmayan cogulcu bir demokrasi oyle mi, aman ne guzel, bayilmissinizdir eminim cogulcu demokrasinin bu yeni tanimina. Isgal altindaki filistin topraklarindaki halkin, oy kullanma ve kendilerini yoneten kisileri secme gibi, cogulcu demokratik haklarina ne oldu peki, israil veriyor mu bu haklari?
Baktiniz, laiklikle zerre kadar ilgisi olmayan bir ulke, simdi onu bize cogulcu demokrasi diye yutturacaksiniz oyle mi? Sizin cogulcu demokrasinizde sahillerimizde bikini ile denize girdi diye tartaklanan kizlara ne oluyor, icki yasaklarina ne oluyor, oldurulen rahiplere (daha dun Papa'nin Turkiye'de oldurulen rahip ile ilgili eski bir konusmasini izledim televizyonda), bombalanan sinagoglara/ gazetelere, kursunlanan Danistay uyelerine, suikasta kurban giden aydinlara, basortusu takmadi diye taslanan gazetecilere, milli "ogutum" okullarinda kutlu dogum haftasi senliklerine, zorunlu din derslerine, zorla camiye namaza goturulen cocuklara ne oluyor bu cogulcu demokraside? Bunlar uydurma olaylar degil, bunlar hergun gazetelerde, televizyonda izledigimiz olaylar, siz busunuz, cogulcu demokrasiniz bu! Tamam mi, kim oldugunuzu bilin ve oyle konusun.
Benim de zamanim kiymetli, sizinle daha fazla vakit kaybedemeyecegim bugun.
Yazan: Beyaz Tarih: August 25, 2006 6:55 PM
Ne demiştim ben bir önceki yazımda :
Aynen dediğim gibi oldu.. Hemen çamura yattınız.
Hani "adamlar şöyle.. adamlar böyle.. lobileri şöyle, birliktelikleri böyleydi?" Hani öve öve bitiremiyor örnek almamızı istiyordunuz? Hani fax çekerek, tepki göstererek, örgütlenerek ABD'ye kafa tutuyorlardı? Ne oldu?
O kafaları çok çalışan, üretken insanlar her b..ku beceriyorlarda memleketlerini yönettikleri sistemde mi kusur ediyorlar? Herşeylerini beğeniyorsunuz da yönetimlerini neden beğenmediniz? Örnek alınmayacak pisliklerini, üçkağıtçılıklarını, tefeciliklerini ve zulmlerini örnek olarak veriyorsunuz da örnek alınabilecek bir yönetim şeklini ve çoğulculuğu neden köşe bucak gözlerden kaçırıyorsunuz?
Ben bilerek bu örneği verdim; gerçek düşüncelerinizi açığa çıkartmak için.. Biraz dolanbaçlı oldu ama, oldu.
İşte; öküz öldü ortaklık bozuldu. Buyrun.
Bütün bu garip ve ironik çelişkilerinin bile farkında olmayan şahsınızla tartışmak gerçek bir vakit kaybı olsa da son olarak birkaç şey daha söyleyeyim.
Mustafa Bey'in İsrail'in iç politikası ile ilgili yazısını da dönün tekrar okuyun. Çoğulcu demokrasinin dünyadaki anlamı sizin bildiğiniz "nalıncı keseri" demokrasisi gibi değildir. Öyle "Rabbena hep bana" şeklinde bir çoğulcu demokrasi olmaz. Normal çoğulcu demokrasilerde adi cinayet vak'aları hep olur; sokak kavgaları da ama bunlar kitleleri itham etmek için kullanılmaz. Bilmediğiniz kavramlar üzerine komik yorumlar yapmayın. Laiklik olmadan çoğulcu demokrasi olmaz diye cevher yumurtlayan siyaset bilimci zekanız biraz okumalar yapsın bu konularda.. Hiç olmazsa Derin Sular'da yayınlanan "Laiklik Serisi" ni okuyun. Siyaset biliminde nihayete ermiş, sonuca ulaşmış, sorunları halledilmiş, mükemmel hiçbir yönetim sistemi yoktur. Demokrasi de ehven-i şerdir, birçok sorunları vardır, mükemmel değildir. Bu konuda da -zahmet olacak ama- yine Derin Sular ' da yayınlanan "Demokrasi" serisine bir göz atın.
Siz gerçi okumazsınız, okusanız da daldığınız önyargı çukurundan kurtulup anlamazsınız ama belki bu satırlarda gezinen ve tıpkı sizin gibi düşünen başka bir antiemperyalist, ulusalcı ve aynı zamanda batıcı laikçi birisi okur da ola ki kendisinde "felsefi anlamda tutarlı olma kaygısı" da bulunur ve düştüğü yaman çelişkinin farkına varır..
Ne yapalım, kaç kişi kurtarabilirsek kâr..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 26, 2006 1:36 AM
Zaman gazetesinde, Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un “Laisizm ve laiklik kıskacında Türkiye” başlığıyla iki yazısı yayınlandı. Kavramlara verilen anlamlar bakımından çok önem atfeden bu yazıların mutlaka okunması ve üzerine düşünülmesi gerekiyor; özellikle de laikliği ‘laisizm’ zanneden ’laikçi’lerimiz tarafından.
Sami Selçuk, bildiğiniz gibi, Yargıtay Başkanı iken 1999-2000 Adli Yılı açılışında yaptığı meşhur konuşmayla gündeme oturmuş, demokrasiye ve özgürlüğe yaptığı vurgularla dikkat çekmişti.
İşte, bu konuda meseleye nokta koyucu birer kaynak niteliğinde Sami Selçuk yazıları:
‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)
‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (2)
Madem klavye başına oturdum bir yazı daha aktarayım. Engin Ardıç bazen saçmalıyor ama bazen de gerçekten güzel yazılar yazıyor. İşte onlardan biri. Tartışılan konu ile ne alakası var diye soran olursa gülerim. Konu ile çok alakası var; hem de çok. Kavram karmaşasına düşmüş zihinlere arasıra böyle şok tedavisi uygulamak gerekir.
Ardıç'ın yazısını alıntılamak istiyorum: (Vurgular bana ait)
"İyi ama bu tartışma olmayan tartışma on beş yıl kadar önce yapılmış ve de ilkokul düzeyinde denebilecek bazı bilgiler de Türk basınının büyük imzalarına hatırlatılmıştı yahu...Demek ki iman ve nikah tazeler gibi dönem dönem tanım tazelemek de gerekiyor.
Sayın Deniz Baykal şöyle demiş: 'Türkiye'de marjinal bir çevre, cumhuriyeti etkisizleştirerek tasfiye edecek, demokratikleştirecek, solculaştıracak, Avrupalılaştıracak diye düşünüyor. Türkiye çağdaş değerlere cumhuriyetle yürür, cumhuriyeti kaldırdığınız zaman Ortadoğu'ya döner. CHP bu bilinçtedir.'Uyyy, ne mutlu CHP'ye bu yaman bilinç ile...
Bundan on beş yıl kadar önce, Türk basınının büyük kahramanlarından biri, 'cumhuriyet demokrasi demektir' gibi bir laf etmişti.
Kendisine, en ileri demokratik düzenlerin geçerli olduğu İngiltere ve İspanya gibi ülkelerin cumhuriyet değil krallık oldukları, diğer bazı krallıkların, örneğin İsveç, Norveç, Danimarka ve Hollanda'nın da onlardan pek aşağı kalmadıkları, buna karşılık o zamanlar Saddam diktası altında inleyen Irak'ın da, şeriat düzeninin yürürlükte olduğu İran'ın da birer cumhuriyet oldukları hatırlatılmıştı.
Kaldı ki, Nazi Almanyası'nın da, Sovyetler Birliği'nin de birer cumhuriyet olduklarını hatırlatmak, o büyüğümüze basın kartı verenlere hakaret olacaktı...
Kendisini daha fazla üzmemek için, Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde Osmanlı Sosyalist Fırkası, Halk İştirakiyyun Fırkası, hatta Türkiye Komünist Fırkası'nın 'legal' ve faaliyette oldukları, buna karşılık 1925-1945 yılları arasında bunların hepsinin yasaklı oldukları söylenmemiş, olduğu varsayılan 'ferasetine' bırakılmıştı...
Cumhuriyet, devlet başkanının ya doğrudan halk tarafından, ya da onun yetki verdiği temsilcileri tarafından seçildiği, yani başında bir 'monark' olmayan devlet şekli demekti ve bunun demokrasiyle ya da diktayla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Cumhuriyetin elbette kendine özgü bazı kurumları da vardı. (Olduğu varsayılır.)
Bu kurumların aslında devletin şekliyle ilgileri yoktur, o iki düzende birbirlerini dışlamazlar, 'mutually exclusive' sayılamazlar, birinden ötekinde de bulunabilir ya da bulunmayabilir. Örneğin senato Osmanlı'nın son on yılında vardı ama bugün bizde yok. Cumhuriyetimizin 1961-1980 döneminde vardı ama artık yok. Demek ki 'cumhuriyete özgü' (intrinsic) bir kurum değil. Tıpkı bunun gibi, Danıştay da, Sayıştay da, Yargıtay da Tanzimat döneminin kurumlarıdır ve cumhuriyete özgü değillerdir (Şura-yı Devlet, Divan-ı Muhasebat, falan filan.)
Bütün bu bilgiler 'ortamektep yurttaşlık bilgisi dersi' düzeyindelerdi ve bunları bilmeyen liseye gidemezdi. Ama Türk basınında köşe yazarlığı yapabilirdi.Fakat meşruti saltanat dönemimizde siyasi partiler de vardı, yüksek yargı organları da vardı, parlamento da vardı, genelkurmay da vardı da bir YÖK yoktu örneğin!... Milli Güvenlik Kurulu da yoktu... Ama bunlar Atatürk devrinde de yoklar, İnönü devrinde de!
Öyleyse nelerdir şu 'olmazsa olmaz' demokratik cumhuriyet kurumları, bilen varsa bana da anlatsın.
Demek ki Türk siyasetinde ana muhalefet liderliği de yapabilirmiş...
Gençler bilmezler, Sayın Baykal politikaya atılmadan önce üniversitede hocaydı da, hani o bakımdan ilgimizi çekti yani...
Sayın Baykal, bildiğimiz kadarıyla dinciler arasında hiç 'padişahçı' yok. Birkaç 'egzantrik' vardı ama onların sesi artık pek çıkmıyor. Kimse ne Ertuğrul Osmanoğlu'nu tahta çıkarmayı düşünüyor, ne de Birinci Recep ile yeni bir hanedan başlatmayı...
Gene de, sizi de mutlu etmek için, geliniz çocuklara öğretilen bir cumhuriyet tanımında uzlaşalım. O da şu: Cuumhuuriyeeeet haayaaat demeeek, yüükselmeyeee kaanaaat demeeeek... Vallahi öyle."
********
:-))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 26, 2006 8:45 PM
Suat Bey,
Ortada ironik bir celiski yok, sizin cok acik ki saplanti duzeyine ulasmis olan bir yahudi dusmanliginiz var. Kendi kisisel gozlemlerime dayanarak yahudilerin, genel olarak iyi ahlak sahibi ve caliskan insanlar oldugunu dusunuyorum, bu bir. Amerika'daki israil lobisinin, lobi faaliyetlerinde bulunurken kullandigi yontemlerin, diger lobicilerin de pekala kullanabilecegi, yasal, makul ve mantikli yontemler oldugunu dusunuyorum, bu iki. Israil'in laiklikle celisen yonetim bicimini, yahudi olmayan vatandaslarina ve isgal altindaki filistin topraklarindaki insanlara karsi takindigi tavri, ve kendini bolgede son derece agresif ve militaristik bir devlet olarak konumlandirmasini yanlis buluyorum ve yadirgiyorum, bu da uc.
Basindan beri size bir soru soruyorum, neden 1.3 milyar musluman, 15 milyon yahudi ile basedemiyor diye? Bu konuda onumuze koydugunuz tek cevap, 15 milyon yahudinin felsefi ve ahlaki yonden kabul edilemeyecek yontemleri kullanarak mucadele ettikleri, mucadelelerinde gerektiginde kuresel sermaye ve neoconlarla birlikte hareket ettikleri. Ote yandan muslumanlarin ahlakli ve vicdan sahibi insanlar olduklari ve o nedenle, bu materyalist dunyada kendi durumlarini iyilestirecek bir eylem icinde olma telasinda olmadiklari. Butun bu hararetli tartismalarinizin icinde ortaya koydugunuz yegane tez bu.
Bu teze sahip birisine ne denebilir, peki kardesim, o zaman kafaniza bombalar yemege devam edin, umarim obur dunyadaki yeriniz cennet olur. Arada da sahillerdeki bikinili kizlari falan tartaklamazsaniz ve orda burda bomba patlatip kendinizi havaya ucurmazsaniz seviniriz!
Ama, mesele o kadar basit degil, degil mi? Soguk savas, globallesme falan derken, simdi de radikal islam ile savas cikti piyangodan. Komunist dinsizlerle savasmakla ilgili bir probleminiz yoktu ama, simdi isin ucu size de dokunuyor. Aslinda siz radikal madikal degilsiniz, nasil diyorsunuz "cogulcu demokratsiniz", ama kimse sizi anlamiyor. Bazen kendinizi biz de kapitalistiz, Hz. Muhammed de sapina kadar kapitalist bir tuccardi diye paketlemeye calisiyorsunuz, o da olmuyor. Yuzunuzu Araplardan yana donseniz bir turlu, Iran'dan yana donseniz bir turlu. Biz Turkten once Muslumaniz diyorsunuz, ummetiz diyorsunuz ama sizinle muslumancilik oynayacak ummet de pek yok o kadar ortada. Saltanatci degiliz diyorsunuz ama icin icin de hayiflaniyorsunuz, halife olsaydi, Osmanli olsaydi su dunyanin hali boyle mi olurdu diye. Figaro saga, figaro sola, en sonunda amaaan off, kafam karisti, kahrolsun su dunyanin materyalizmi diyip, bize ahlak ve vicdan nutuklari atmakta buluyorsunuz cikar yolu.
Cekirge, somut bir tez ortaya koyana kadar, ne kadar hoplayip ziplayacak, merakla bekliyoruz.
Yazan: Beyaz Tarih: August 29, 2006 1:30 AM
Beyaz Hanım,
Çevir kazı yanmasına devam.:-) Ama maalesef kaz çoktan yandı. Dediğim gibi öküz öldü ortaklık bozuldu.. Gören gözler ve anlayan zihinler için yukarıdaki tartışma yeterli.
Ben sizin zaten bu ironik çelişkinin farkında olmanızı beklemiyorum. Bunun için en büyük dayanağım da daha önce kendi söylediğiniz "felsefi olarak tutarlı olmak gibi bir kaygım yok" sözlerinizdir.
Aslında bunu söyleyen hedonist ve nihilist bir zihniyetle hala tartışmaya çalışmak abesle iştigal ama izleyenler "şu saçmalığa neden cevap vermemiş?" demesinler diye birşeyler yazmam gerekiyor.
Palas pandaras dünyayı felakete doğru sürükleyenlerin tarafında gönül huzuru içinde durabilirsiniz. Bu çılgın gidişin sonunu kendi zihninizle düşünemiyorsanız hiç olmazsa -her ne kadar birtakım siyasal amaçlar için yazılmış olsa da- Orwell'in 1984'ünü ya da Huxley'in Cesur Yeni Dünya/Yeryüzü Cenneti adlı romanını okuyarak bir nebze olsun görebilirisiniz.
Benim söylemediğim şeyleri bana maletmişsiniz arada. Eh söyleyecek şeyleri olmayanların birincil taktiği budur. Yahudi düşmanı ile itham etmek de en kolayı. Hem blogumda hem de burada yazdığım onca yazım, siyonist emeller gütmeyen, ahlaklı ve erdemli bir şekilde yaşayan, üçkağıtçılık, zulüm, tefecilik yapmayan sağı solu işgal edip kadınları ve bebekleri öldürmeyen tüm yahudileri düşman olarak görmediğime şahittir.Bu saydıklarımı yapan herhangi bir insana ise düşmanım. yahudi olup olmaması hiç farketmez. Kıstasınızı gözden geçirip suçlamanızı ona göre yapın. Eğer saydığım rezillikleri yapanlara karşı düşman olmamdan şikayetçi iseniz bunu bilelim.
Benim nerede "Hz.Muhammed sonuna kadar kapitalisttir" dediğimi bulup çıkartın. Yoksa müfterisiniz. "İslam ekomomisi ile kapitalizmin bazı uyuşan noktaları vardır" demekle hörgücünüzden uydurup bana malettiğiniz sözleriniz arasındaki dağlar kadar farkı o ince(!) zekanızın farketmesini beklemiyorum ama göz göre göre yalan söylemenizi de kabul edecek değilim.
Bikini kızlar tartaklanıyormuşmuş. Sıradan ve bir çocuk neden olduğu kavgası ancak bu kadar çarpıtılabilir. Hayret 10-15 gün tatil yaptım, orada denize girecek rahat yer bulamadım ailemle.. Bütün plajlar bikiniler tarafından istila edilmişken bunu iddia etmek gerçekten ilginç. Hergün TV'de ekrandan odama bikinili kızlar doluşurken hala "bikini giyme özgürlüğü" gibi bir absürd konudan bahsetmek nasıl tipik bir laikçi olduğunuzu gösyeriyor. Bu çarpık bakışınız için F.Koru'nun yazdıklarına da bakmanızı öneririm.
Araya serpiştirdiğiniz, anlamsız gakgukları geçip asıl meseleye gelirsek; sizin birtürlü anlayamadığınız şey bizim dünya hayatını nasıl gördüğümüz. Biz yaşamı "iki dünya" üzerinden görüyoruz. Sizin gibi, geberip gidince böceklere yem olacağımızı ve sonsuz bir karanlığa gömüleceğimizi düşünmediğimiz ve burada bulunmamızın bir oyun ve oyalanmaca olmadığa inandığımız için tüm varoluşu bu eksende ve bu değerlere bağlı olarak görüyoruz. Dünya hayatı bizim için bir imtihandır ve bu imtihanda iyi-kötü savaşımı şeklinde devam eder. Bizim ideallerimiz, değerlerimiz va ahlakımız vardır. Ve biz bu değerlerimizden asla vazgeçmeyiz. Çeşitli sıkıntılar herzaman yaşanmıştır, tıpkı mutlulukların da yaşandığı gibi. Ama önemli olan erdemli yaşamak ve bu şekilde ölmektir.
Sizin ve sizin gibi düşünenler içinse yaşam bir hayatta kalma ve neslini devam ettirme savaşıdır. Yani yegane amaç yiyip içmek ve üremektir. Ben de buna inansam elbette hedonist olur, ahlaktan bahsedenlere popomla güler, erdemden bahsedenlere nanik yaparım. Başka ne yapardım ki?
Hiçbir yerde "yeryüzü cenneti" kurulacak diye birşey iddia etmedik. Bunu iddia edenler sosyalistlerdir. Her zaman söylediğimiz dünya yaşantısının bir imtihan olduğu ve bu imtihanın iyi-kötü, zalim-mazlum ekseninde süregeldiğidir. Çünkü eşya ancak zıddı ile bilinir, ve kötülük bu yüzden yaratılmıştır; iyiliğin ne olduğunun bilinmesi için kötülük olmazsa olmaz şarttır. Ve bu eksendeki çevrim yaşamın sonuna kadar devam edecektir. Biz ancak yaşadığımız süre içinde kendi hayatımızdan sorumluyuz.
Bunları bile anlatmak zorunda kalmak sizin düşman olduğunuz İslam ve onun teolojisi hakkında ne kadar bilgisiz olduğunuzu gösteriyor. Şimdi işimi gücümü bırakıp size teoloji dersi verecek değilim ama başlangıç seviyesi olarak "Ateistler için Din kültürü ve ahlak bilgisi" adlı kitabı önerebilirim. :-))
Biran için bizim tüm bu inandıklarımızın koca birer yalan olduğu kabul edilse bile, bizim elimizde kalan; erdemli, ahlaklı ve insani bir şekilde yaşamak ve bu hal üzerine ölmektir. Şüphesiz bu durumumuz sizin ahlak yoksunu pragmatik duruşunuzdan çok daha onurlu bir duruştur.
Bütün bu duruşumuzu kafa karışıklığı olarak görüp bizim adımıza serzenişte bulunmanız ne kadar feci bir yanılgı. Size, -gerçekten bütün samimiyetimle söylüyorum- acıyorum.
Ve burada bırakın İslam'ı ya da "din" mefhumunu savunmayı; ahlakı ve erdemi bir "insan" a savunmak durumuna düştüğüm için "insan" mefhumundan utanıyorum.
Anlayana sivrisinek saz..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 29, 2006 2:19 PM
Kuran'da onlarca ayette Firavun'un İsrailoğullarına karşı yaptığı zulümlere yer verilir. Bu bağlamda Firavun ZALİM/HAKSIZ/KÖTÜ, İsrailoğulları ise HAKLI/MUZDARİP/İYİ konumundadır.
Ne zaman ki İsrailoğulları, Kuran'da Firavun'a atfedilen ZALİM politikasını güdmeye başlamışlar, o zaman da hali ile "FİRAVUN" un konumuna girmişlerdir.
Sözün kısası, Yahudilerin Müslümanlar tarafından "sevilmeme" durumu yahudilerin fıtri özelliklerinden değil güttükleri "siyonizm" politikasından kaynaklanmaktadır. Bu politikaya karşı olan ve benimsemeyen Yahudiler iel ise hiç bir Müslüman'ın alıp veremediği olamaz.
Yazan: ilhan Tarih: August 29, 2006 3:35 PM
Suat Bey,
Yine bir dizi vicdan ve ahlak nutukunu, sogukkanliliginizi da kaybederek siralamissiniz. Acizlikten, careyi sahsimin dini ve ahlaki gorusleri hakkinda, pesin hukumlere varmakta bulmussunuz. Bir dine bagnazlik derecesinde inananlarin hosgorusuzlugunu gozlemek icin oyle fazla uzaklara gitmeye gerek yok, goruluyor ki, siz bunun en tipik orneklerinden birisiniz. Karsinizdaki kisi, din meselesine sizin gibi yaklasmiyor diye, onu ahlaksiz ve erdemsiz ilan etmekte hic geri kalmadiniz. Bana aciyacaginiza sorularima cevap verseniz cok daha iyi ederdiniz. Kusura bakmayin ama, nefretle dolu uslubunuzla, ahlak ve erdem kavramlarinin da icini bosaltmissiniz siz.
"Hayret 10-15 gün tatil yaptım, orada denize girecek rahat yer bulamadım ailemle.. Bütün plajlar bikiniler tarafından istila edilmişken bunu iddia etmek gerçekten ilginç."
Yukaridaki yorumunuz suslu nutuklarinizdan daha cok ilgimi cekti. Neden ailenizle denize girecek biryer bulamadiniz, bikinili insanlarin arasinda denize girmek sizi rahatsiz mi ediyor? Varsin onlar bikinili olsun, siz kendi tercih etmis oldugunuz kiyafetleriniz ile girseysiniz denize. Ama hayir, sizin denize girebilmeniz icin plajlarin bikinililerden ayiklanmasi, sizin yemek yiyebilmeniz icin restoranlarda ickinin yasaklanmasi gerekiyor degil mi? Cok uzaklara gitmeye gerek yok, satir aralarinda kendi kendinizi ele veriyorsunuz. Herkesin dunyayi, sizin ahlak ve erdem gozluklerinizden gormesi gerekiyor degil mi? Iste ozelestiri yapmaniz gereken konular bunlar, anlayana sivrisinek saz dogru:)
Yazan: Beyaz Tarih: August 30, 2006 5:45 AM
Beyaz Hanım,
Onca yazdığımdan anladığınızın yalnızca bu olması ne kadar acıklı. Bu aynı zamanda tespitlerimin ne kadar da doğru olduğunu gösteriyor.
Anlaşıldı; siz yazdığım hiçbir şeye tutarlı ya da hadi tutarlılıktan vazgeçtim tutarsız bir cevap bile veremeyeceksiniz. Umarım tavsiye ettiğim kitapları bari okur da benzeri bilgi yoksunu yorumları bir daha yapmaz ve var olduğunu iddia ettiğiniz ahlakî ve dinî anlayışınızla, modern emperyal dünya düzenini ve bu düzenin besleyici paradigmalarını nasıl bağdaştırdığınızı kendinize açıklayabilirsiniz.
Madem öyle ben de son olarak şu bikini meselesine değinip meseleyi bağlayayım.
Hatırlarsınız "bikini" meselesini çeşitli başlıklarda söz konusu eden sizdiniz ve "bikinililere saldırıyorlar" diye sanki hiç olmuyormuş gibi adî bir sokak kavgasını dilinize dolayarak serzenişte daha doğrusu hakarette bulunmuştunuz. Ben de bunun üzerine "Bütün plajlar bikiniler tarafından istila edilmişken bunu iddia etmek gerçekten ilginç." diyerek bu anlayışınızın komikliğini söyledim. Siz buna cevap vermek yerine bambaşka bir mevzuuya kaymışsınız.
Bikinililerin arasında rahat giremiyorum çünkü bize -daha doğrusu eşime- öyle bir bakışları var ki gerçekten rahatsız edici. Bu sözlerimden ve benim bu çirkin bakışlardan rahatsızlığımdan ancak paranoya derecesinde korkuları olan birisi yazdığınız anlamları çıkartırdı. ( Birde işin görsel boyutu var. Hadi güzel kızları anladık da; kardeşim yakışan yakışmayan giyiyor, ben mecbur muyum yağlı ve selülitli iri iri üstüme üstüme gelen bedenler görüp mide mi kaldırmaya?)
Bundan rahatsız olup daha tenha yerlere gitme özgürlüğümüzü de mi elimizden almak; ya da Bekir Coşkun, Ö.İnce E.Çölaşan gibi ultra laikçi yobazların yolundan gidip denizleri de kamusal alan ilan edip oralarda giyilecek kıyafetler için de mi yönetmelik çıkartmayı düşünüyorsunuz?
Hiçkimse "denize girilecekse işte burda girilecek, başka yerde değil" diye emir veremez.
Bakın size biraz özgürlük dersi vereyim: Bir kişinin rahatsız edilmeden bikini ile denize girme özgürlüğü olduğu gibi, yine rahatsız edilmeden tesettürü ile denize girme özgürlüğü de olmalıdır. Bir bikinilinin, bir tesettürlünün dünya görüşünü benimsemememe özgürlüğü olduğu gibi bir tesettürlünün de bikinililerin dünya görüşünü benimsememe özgürlüğü olmalıdır. Bir kişinin kalabalık yerleri seçme özgürlüğü olduğu gibi tenha yerleri tercih etme özgürlüğü de olmalıdır. Kimsenin kimseyi rahatsız etme, engelleme, fiili yada psikolojik taciz etme hakkı olmamalıdır. Bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerinin özgürlüğü biter. Sizin birtürlü anlamadığınız çoğulculuk işte böyle birşeydir. Kimse kimsenin görüşlerini kabullenmek zorunda değildir. Saygı duymak ayrı benimsemek apayrı bir şeydir.
Sizin için özel hayatımdan bir ilave bilgi vereyim; Ola ki içinizdeki paronoya derecesine gelmiş korkularınızı azaltır. Yazlık komşum İşçi partilidir, her yıl akşam sohbetlerinde ateşli tartışmalar yaparız. Hanımlarımız da kışın bile görüşecek kadar sıkı dosttur. Onun eşi mayolu denize girer, benim eşim ise tesettürlü. Ve çoğunlukla aynı kumsalı tercih ederler. Dünya görüşlerimizin apayrı olması bırakın birbirimize saygılı olmaya dost olmamıza bile engel değildir. Bilmem anlatabildim mi?
Bu ülkede onyıllardır mayo ve bikini ile denize giriliyordu. Ve hiçbir problem yoktu. Ama ne zaman muhafazakarlar da denizden yararlanmak istediler o zaman sorun çıktı. Haşema işini son yıllarda diline dolayıp alarm verenler kimlerdir? Elbette laikçi yobaz borazanlar. Bu ülkenin %65-70'inin tesettürlü olduğu gerçeğini unutan laikçi yobazlar birden denizleri kendi kamusal alanları ilan ettiler. Efendim haşemalıların sayısında artma varmış, denize giremesinlermiş, illa gireceklerse mayo ile girsinlermiş falan, feşmekan. İşte laikçi yobazların benim "nalıncı keseri gibi kendilerine yontuyorlar" dediğim özgürlük anlayışı budur. Kendi özgürlüğüne bir halel geldiği zaman ortalığı birbirine katan anlayış, başkalarının -örneğin mutaassıpların kimliklerinden ödün vermeden denize girmek istemeleri durumunda- birden askıya alınıyor ve tam aksine despot bir baskıcı anlayışa bürünüyor. Bu hiçbir açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.
Bakın özgürlük ve beğenmediğiniz çoğulculuk neyi gerektir: İsteyen bikinili, isteyen tesettürlü denize girer. İsteyen yoğun plajları tercih eder, isteyen tenha yerleri. İsteyen bikinilerle karışık yerlerde girer isteyen apayrı tenha yerlerde.. İsteyen çıplaklar kampını tercih eder, isteyen tesettürlülerin kampını. İsteyen de hiç girmez.
Tüm bu yazdığım özgürlük anlayışı "içkili restoranlar" için de geçerli.
Bu artık tartışılması bile anlamsız özgürlük ve çoğulculuk kavramlarını bile sizinle oturup tartışacaksak vay bizim halimize..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 30, 2006 12:10 PM
"Umarim tavsiye ettigim kitaplari bari okur da benzeri bilgi yoksunu yorumlari bir daha yapmaz ve var oldugunu iddia ettiginiz ahlakî ve dinî anlayisinizla, modern emperyal dünya düzenini ve bu düzenin besleyici paradigmalarini nasil bagdastirdiginizi endinize açiklayabilirsiniz."
Basitce nasil bagdastirdigimi ifade edeyim. Su anki konjukturde, dini anlayislar, modern emperyal dunya duzeninin elinde kukla haline getirilmistir. Modern emperyal dunya duzeni dediginiz duzen ile dunyadaki diger baslica guc odaklari (Amerika, Rusya, AB, yeni yeni Cin) arasindaki dengeler, dini, milli ve ideolojik anlayislarin nasil sekillenecegini belirlemektedir. Bu guc odaklarinin cikarlarini gozeten toplum muhendisleri, yeri geldiginde ideolojik (sagci-solcu), yeri geldiginde dinci, yeri geldiginde de milliyetci akimlari on plana cikartarak, kendi cikarlarina en uygun dusecek siyasetleri gutmektedirler. Su anda, sizin temsil ettiginiz dinci gorusun Turkiye'de semirmesinde sasilacak birsey yoktur, bugun Mustafa Bey'in milli mucadele sirasinda dinin ne kadar onemli bir faktor oldugu ile ilgili bir yazi kaleme almasinda sasilacak birsey yoktur, bu hafta NY Times'da Kayseri'deki kalvinist islamistler hakkinda bir yazi cikmasinda sasilacak birsey yoktur. Modern emperyalist duzenin Turkiye ve bolge icin tasarlamis oldugu senaryo dikkate alinirsa, sizin bu sekilde davranmaniz son derece beklenen bir olaydir. Aslinda siz, farkinda olmasaniz da, modern emperyalist duzenin kuklasi durumundasiniz, bu duzenin bugun Turkiye'deki bir numarali kuklasi AKP'dir. Su anda siyasi islamin guclenen bir ideoloji olarak karsimiza cikmasi modern emperyal duzenin bir tasarisi degil mi? Eskiden, komunism vardir, simdi dincilik uzerinden oyunlar oynaniyor. Your very selves are the muppets in this show!!!
Bana vermeye calistiginiz ozgurluk dersleri biraz cevir gazi yanmasin olmus, ama bazi yonlerini analiz etmeye deger. Simdi diyorsunuz ki, biz bikinileri yasaklamaya veya tartaklamaya calismiyoruz, ama bikinililerin olmadigi tenha yerlerde denize girmek istiyoruz, sikayetimiz boyle yerlerin olmayisidir. Ehh, olamaz tabi, burasi 70 milyonluk bir ulke ve nufusu da giderek artiyor. Ya parayi bastirip kendine ozel kumsali olan bir ev satin alacaksiniz (ki ben buna da karsiyim cunku kumsallar, bogazin kenari vb. gibi alanlarimiz kamusal alanlarimizdir ve halkimizin tumune acik olmalidir diye dusunuyorum) veya kendinizden farkli kisilere tahammul etmeyi ogreneceksiniz. Kimse sizin veya benim icin tenha yer falan yaratamaz, yaratmamalidir, off-peak zamanda tatile gidilir, herkes kendi cozumunu kendi uretir o kadar.
Bir yandan kumsallarin bikinililer tarafindan isgal edildiginden sikayet ediyorsunuz, bir yandan bu halkin %65-70'i tesetturlu diyorsunuz. Bu iddianiz hangi istatistiklere dayaniyor bilmek isterim.
Esiniz, mayolu bir hanimla ayni kumsalda denize girebiliyormus ne guzel. Oyle anlasiliyor ki, mayo ile ilgili bir problem yok, ama bikini olunca isler karisiyor:))
"Birde işin görsel boyutu var. Hadi güzel kızları anladık da; kardeşim yakışan yakışmayan giyiyor, ben mecbur muyum yağlı ve selülitli iri iri üstüme üstüme gelen bedenler görüp mide mi kaldırmaya?"
Ooo, iste burasi cok cok ilginc!!! Insanlar sizin esinize bakarken rahatsiz oluyorsunuz, ama, butun bu din ve ahlak soylemlerinin ardindan, guzel kizlara bakmakta bir sorun gormuyorsunuz oyle mi? Sizin sorununuz, selulitlerle anladim! Sizin daha o kadar cok ozelestiriler yapmaniz lazim ki Suat Bey, nasil anlatsam bilemiyorum.
Yazan: Beyaz Tarih: August 31, 2006 12:51 AM
Beyaz hanım,
Tartışmanızda araya girmeyeyim, sadece bir iki şey söylemek istiyorum.
Öncelikle kumsallar kamuya aittir. Çekme mesafesi diye bir şey var. Kumsalda herhangi bir yapılaşma kanunla yasaktır ve kumsallar kimseye tahsis de edilemez. Hatırlarsanız Caprice Hotel'in önündeki tahsis edilen kumsal kamuya ait olduğu gerekçesiyle paravanları kaldırılmıştı, artık bayanlar denize giremiyor. Dolayısıyla "bastır parayı, al kumsalı" diye bir şey yok. Aynı kumsalı paylaşmak durumundayız. Ayrıca bu bir görgü meselesidir. Bugün gidip Reina'nın önüne ben buradan denize gireceğim, yok balık tutacağım deme hakkınız var. Ve fakat gidemezsiniz. Giderseniz kıllık olsun diye gidersiniz, derdiniz başkadır onun için gidersiniz. Binlerce km'lik kumsalda da insan bikinisiyle, tangosuyla gidip haşemalıların yanında denize girmeye çalışıyorsa bunda bir görgüsüzlük yok mudur? Bikini-haşema tartışmasını laik Cumhuriyet tartışması haline ancak bizim ülkemizde getirebilirsiniz. Bir çocuğun b.kundan çıkan tartışma ancak bizim ülkemizde meclise soru önergesi olarak gelir. Haşemadan, tesettür mayosundan ancak bizim ülkemizde cumhuriyetin temelleri bağlamında tartışmalar yapılır. Bu "Vurun Kahpeye", "Menemen" psikozundan kurtulun artık. Akl-ı selim lütfen !
Yazan: blue Tarih: August 31, 2006 11:15 AM
Beyaz Hanım,
Bugün arabamı çekmişler. Moralim biraz bozuktu ama yazınızı görünce yine neşem yerine geldi..
Ben bu sitenin bu yönünü de çok seviyorum, bize doğal bir neşe kaynağı oluyor zaman zaman..
Bir slogan:
"Bikini giymiş, selülitli, yağ bağlamış odun gibi beli olan iri bedenler görmek istemiyoruz!!!"
İmza: Görsel ta