« Bir Kaç Not: Ayasofya, Filistin, Irak... | Ana Sayfa | Batı ve İslam »

July 6, 2006

Yeniden Filistin ve Irak Üzerine

"Bir Kaç Not: Ayasofya, Filistin, Irak..." başlıklı son yazım bazı eleştiriler aldı. Ne demek istediğimi belki daha iyi ifade etmeliyim.

İşaret etmek ve eleştirmek istediğim gerçek, Müslümanlara yapılan zulümlere karşı gösterdiğimiz tepkinin bir benzerini, faili Müslüman olan bir başka zulüm karşısında pek göstermiyor oluşumuz. İsrail'in Filistin'de 1967'den beri süregiden haksız ve acımasız işgalini kınamakta yerden göğe kadar haklıyız. Aynı şekilde ABD'nin Irak işgaline karşı çıkmakta, burada yaşanan; binlerce masum sivilin ölümü, Ebu Garip cezaevindeki işkenceler, Hadissa katliamı, Amerikan askerlerinin tecavüz suçları gibi zulümleri tüm kalbimizde lanetlemekte de haklıyız. Bu zaten Türkiye'de sıklıkla yapılıyor da. Dolayısıyla Müslüman kamuoyunda bu konularda ciddi bir duyarlılık var.

Ancak ben başka bir konuda duyarlılık eksikliği görüyorum: Faili Müslüman olan katliam ve zulümlere karşı gösterilmesi gereken, ama pek gösterilmeyen tepki. Irak'taki "direnişçi"lerin, ülke nüfusunun yüzde 60'ını oluşturdukları için yeni Irak'ta avantaj kazanan Şiilere karşı açtıkları kanlı savaştan, örneğin, Türkiye'de söz eden yok gibi. 2003 yazından beridir Şii camileri defalarca bombalandı, çarşı-pazarda patlatılan dinamitlerle binlerce masum insan cayır cayır yakıldı; ama nedense Türkiye'de çok az insan çıkıp da buna karşı bir şey söyledi. Aksine, bu vahşetin bir numaralı sorumlusu olan Ebu Musab el Zerkavi adlı teröriste, "direnişçi" diye sempati bile gösterildi.

Bu durum karşısında, daha önce "Müslüman Müslümanı Vurur mu?" başlıklı yazımda belirttiğim gibi, Türkiye'nin Şii cemaatinin lideri Hüccetullah Selahattin Özgündüz haklı olarak tepki göstermiş, "peygamber torununun türbesini bombalayacak kadar gözü dönmüş bu adamların 'direnişçi’ diye nitelendirilmesi kanıma dokunuyor" demişti.

İşin daha da çarpıcı yanı ise, Zerkavi gibi İslamcı teröristlerin, sivil Müslümanları, kasten ve bilerek yok etmeleri. Bu, İsrail veya ABD ordusunun eliyle gerçekleşen ölüm ve katliamların çoğundan bile daha ötede bir suç. (ABD, "imaj kurtarmak" için dahi olsa, Ebu Garip'in sorumlularını yargıladı, Hadissa katliamınınkileri yargılamaya hazırlanıyor.) Dahası bu ülkelerin içinde ciddi bir sivil tepki var. Son yazımdaki "dipnot"un anlamı buydu.

Bir de tabii "bunları yapanlar Müslüman olamaz, olsa olsa CIA veya Mossad ajanıdır" diye bir söylem var. Süleyman Demirel'in 70'li yıllardaki ünlü "bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz" sözünü hatırlatıyor. Buna karşı iki şey söyleyeyim: Müslümanlar kötülük yapabilir, tarihte bunun örnekleri vardır, bugünkü İslamcı teröristlere çok benzeyen Hariciler gibi. Dahası, birisi İslam adına çıkıp da adam öldürdüğünde sizin buna "bu adam olsa olsa ajandır" demeniz, hiç bir şeyi değiştirmiyor. Birisi İslam adına yanlış bir şey yapıyorsa, buna karşı çıkıp doğrusunu savunmak göreviniz. O adam her kim olursa olsun.

Müslüman kaynaklı zulme tepkisizliğimiz, Irak'la sınırlı değil. Sudan'daki İslamcı yönetimin Darfur'da bir etnik temizlik gerçekleştirdiğine yönelik haberler son bir kaç yıldır dünya basınının gündeminde; konuya çok vakıf değilim, ama bizde bundan pek söz edilmemesi garibime gidiyor. Öte yandan İslam dünyasının dört bir yanında başta Hıristiyanlar olmak üzere diğer dinlere hoşgörüsüz tavırlar var, bazen cinayetler işleniyor; bunlara karşı yine pek bir şey söylemiyoruz. Kendimiz için istediğimiz din özgürlüğünü, başkaları için yeterince savunmuyoruz. (Bu noktada Gülay Göktürk'ün Türkiye'deki "Sünni refleksini" eleştiren dünkü yazısını da tavsiye ederim.)

Bu gibi tutumlar, Müslümanların ahlaki kıstasları konusunda diğer insanları anlaşılabilir bir endişeye sürüklüyor. İslam'ın, kendinden olanları her şartta savunan, kendinden olmayanlara her şartta önyargılı davranan bir "kabile dini" olduğunu zannetmeye başlıyorlar. Oysa bizzat Kuran, Müslümanlara, Müslümanların da kötülük yapabileceğini ve buna karşı koymaları gerektiğini bildiriyor. (Örneğin bkz; 49/9, 4/135)

Dolayısıyla eğer ortada bir sorun varsa, bu, İslam'ın değil, Müslümanlar'ın sorunu. Ve bunu Müslümanca oturup tartışmamız gerekiyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 6, 2006 11:42 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Ne zamandan beri Müslüman toplumlar eşkiyaya eşkiya demiyor. Müslüman toplumların geçmişi de tıpkı Batınınki gibi eşkiyalarla doludur. Eşkiya her çağda eşkiyadır. Bu mantık Müslüman olup da cehenneme gidecek olanları nasıl açıklıyor kendine? Bu biraz da tarihi bilmemek ve propaganda/ kes-yapıştır Müslümanlığıyla mı ilgili acaba?

Yazan: Hande E. Tarih: July 6, 2006 12:03 PM

Mustafa Bey,

Bu mevzuyu sizinle gerek "Musluman Muslumani Vururmu", gerek "Muslim Manifesto ve Kendime Dair" basliklari altinda tartismistik. O zaman oldugu gibi simdi de gorus ve elestrilerim soyle ozetlenebilir:

1. Siz muslumanlar arasinda Zerkavi veya El-Kaide vb orgutler tarafindan ifa edilen siddetin Muslumanlarca yeteri kadar kinanmadigini bir veri olarak kabul edip ordan ise basliyorsunuz. Ben bunun dogru olmadigini dusunuyorum. Ozellikle musluman devletler, STK'lar, ulema, Bati'da yasayan Muslumanlarin temsilcileri, kannat onderleri, akademisyenler arasinda bu kinama isinin yeterinden az degil nesnel olculer icerisinde yeterinden fazla yapildigi dusuncesindeyim. Bunun nesnel olcutleri vardir. Bir metod oneriyorum; ABD'nin, Israil,in ve genelde Bati dunyasinin son 50 yilda yaptigi katliamlar, sebep oldugu olumler bu ulkelerdeki Hiristiyan-Yahudi gruplar, intelligentsia, kliseler, havralar tarafindan ne kadar kinandigi (bu gunku Guantanamo, Ebu-Garib, Hadissa, Gazza dahil) ile muslumanlarin "islami teroristler" (veya direnisciler) tarafindan yapilanlari ne kadar kinadigi oldukca nesnel metodlarla belirlenebilir, ve konu "gorus farki" olmaktan cikar verilerle tesbit edilir.

2. "direnisci" kelimesi birtakim Muslumanlarca uydurulmus bir kelime degiir, bilakis Pentagon ifadelerinde dahi gecer "insurgent" kelimesi. Cogunlukla Rumsfeld hatta Bush ve Cheney dahi "insurgents and terrorists" kullanir. BBC veya CNN'de "resistanc" kelimesini de cok duyarsiniz. Ustelik "direnisci" kelimesi bahsedilen kisileri kahraman falan yapmaz. Isgale direnen direniscidir.

3. Mustafa Bey daha oncede vurguladigim gibi siz bir cesit equivalency (esitleme) olusturuyorsunuz, "onlarin" yaptiklari ile Muslumanlain yoptiklari arasinda. Daha onceki tartismalarda Tel Aviv'de olen cocuklar icin de aglamamiz gerektigini soylediginizde saniyorum soyle demistim. "Evet onlar icin de aglayaym ama gozumde sinirsiz goz yasi olmadigi icin soyle bir goz yasi ekonomizasyon metodu kullaniyorum. Diyelimki gzumd 10 milyon damla yas var. Her katledilen insan icin 1 damkla kullanabilirim. Bunlarin 3 milyonu Viet-Nam'da katledilnler icin gitti.......1.3 milyon Irak'takiler (I., ve simdiki Korfez Savaslari ve arada yiyecek, ilac amabargosunda olenler, binlerce tuketilmis uranyumlu bombalarin yarattigi cevre felaketi, kanserden olenlwer). Listeyi uzatmaya gerek yok, kirli savaslar, soykirimlari, katliamlar tarihini herkes biliyor. Simdi siz benim Tel Aviv'de veya isgal edilmis Filistin'de olen isgalci milyonerlerin cocuklari icin kac damla goz yasi dokmemi istersiniz" demistim ve ilave etmistim "sizin vijdaniniz aritmetik bilmiyor Mustafa Bey'. Neyle neyi esitliyoruz? Zekavi kac kisiyi oldurdu Allah askina? O "verilerin" kaynagi kim? Nerden, niye cikt bu Zerkavi?

4. Bendeniz gecmiste birbirni olduren muslumanlar arsinda hakli-haksiz ararken kimin Sunni kimin Sii oldugunu bilme geregi duyanlari siddetle kinadim. Son olarak Zaman gazetesinde Iranlilari "bizi sevmiyorlar" mealinde portre eden Nevval Sevindi'yi protesto ettim. Turkiye'deki "suurlu islami camia" arsinda da Zerkavi sunni, Bedir tugaylari degil oyleyse biz sundan yana olalim turu kabileci, nifakci, dar kafali yaklasimi benimseyenlere pek rastlamadim. Her oldurulen musluman, veya insan esit degerdedir bendeniz ve bildigim diger muslumanlar icin.

5. Saniyorum sizin onemli yanilgilarinizdan biri kareler odaklanip buyuk resmi gozden kacirmanizdan kaynaklaniyor. Zerkavi kim, nerden cikti, El-Kaide kim, nerden cikti, daha buyutelim bu mevcut "Islam terorizm" sizce Muslumanlarin DNA'larina mi kodlanmis yoksa Bati'da yaygin olan gorusteki gibi problem Islammi? Benim nesnel cevabim hicbri. Neden nesnel? Cunki tarih bize bunu soyluyor; uzak veya yakin. Diyelimki ABD-Israil Inc. ve Bati'li yandaslarinin "terorist" dediklerinin hepsi terorist. Gelin basit bir grafik cizelim. Bir eksene "islami terorizm olaylari" ni bir eksene de bu sure zarfinda Israil-ABD INc.-Bati dunyasi tarafndan Islam dunyasin karsi yapilanlari. Ben diyorumki dogru oranti vardir. Bunu Israil_ABD INc. cok iy biliyor ve onun icindirki ozellikle "KOK SEBEPLER" kelimeleri tabu haline getirilmistir Bati medyasi ve politik establishment icerisnde. Bizde maalesef onlarin paradigmasi soyle dursun onlarin gozlukleri ile bakiyor, onlarin terorizm tanimlarini (kasitli muglakliklarini) kullaniyoruz analizlerimizde.

Mustafa Bey "kurt Sorununu yeniden dusunmek" kitabinizda bir nedensellik sorgulamasi yaptiniz "kurt meselesi" ve "teror" konusunda, Ayni metodu burda kullanmanizi beklemeye hakkimiz vardir saniyorum. Hayir anoloji falan yapmiyorum, sadece metodoloji den bahsediyorum. Irak'taki Siiler ve Sunniler birden bire "hadi birbirimizi oldurelim" mi dediler yoksa bu zaten Judeo-Christian isgalcilerin planimi idi? Bir sosyal bilimcinin en azindan, -onlar bunu planlamalar idiyse dahi- bu muslumanin muslumani olduremesi olgusunu hicbir ahlaki, kanuni, mantiki mesruiyeti olmayan bu isgalden bagimsiz olarak analiz yapmaya hakki varmidir? O zaman "tamam ABD'yi Israil'i kinadik ama Zerkavi'yi, diger musluman teroristleri niye kinamiyoruz" sorusu ne derecede nesneldir?

Ben sosyoloji okumadim ama sosyo-psikoloji hakkinda bazi gozlemlerim vardir. II. Dunya savasi sonunda Almanya'da yiyecek dagitimi sirasinda o cok narin, zarif vede rafine Alman kadinlarinin ekmek icin kopekler gibi biribirlerine saldirdiklarini gordum. Ve bir sinemada "yangin" iye bagrildiginda kalabaligin nasil irrasynel tepki verdigi ornegini herkes blir. Demek istedigim kabahat insnlari bu hale getiren ortamda ve o ortami kasitli veya istenmeyen sonuc olarak yaratan mussebiblerde. Size ABD'de bir spor anonscusundan duydugum bir sozu nakledeyim. "BU mac benim icin Iran_Irak savasi gibi idi; kimin kazanacagi umurumda bile ergil ama seyretmek cok zevkli". Zerkavi'ninde Bin-Laden'inde yaptiklarinin sorumlulari Bush-Sharon-"Kucak kopegi" seytan eksenleridir. (bunlar sembolik isimler alin Bush'u Wolfowitz'i koyun farketmez, hatta daha uygun olur).

6. Su anda Filistin'de Irak'ta, Afganistan'da hergun yuzlerce musluman katledilirken, "size demokrasi getirecegiz" diyenler bir katilin Filistin'lilere esir dusmesine karsilik secimle is basina gelmis kabinenin bakanlarinin, milletvekillerinin rehin alinmasini, liderlerinin hergun oldurulmesini, hergun sayisini bilmedigimiz kadin cocugun katlini degil Gilad Shalit adli saldirganin nasil geri alinacagin konsurken bizlein de "once kubani kina" oyununa katilmamizi aciklamakta zorlaniyorum. El insaf! Simdi zamanimi gene muslumani sanik sandalyesine oturtmanin? Hangi mesru sebeple? Lutfen pragmatizm demeyin.

7. Daha once "might makes it right" (guc caiz kilar) i ahlaki olara kabul ettigim icin degil mevcut gercek bu oldugu icin akilli poltikalar izlemeyi oneriyorum demistiniz mealen. Derimki Mustafa Bey, kojukturel, politically correct poltikalar zannettiginiz kadar "akilli" olmayablir uzun vadede. Bu is satranc oyununa benzemez. Nukleer guc, konvansiyonel gucun otesinde bir super guc vardir: O da AHLAKI USTUNLUKTUR. Yakin ve uzak tarih bu super gucun zaferleri ile doludur. Hakli olmanin sagladigi manevi ustunluk kolay kolay alt edlebilecek guc degildir. "gerceklik" sizin gozlerinizden bagimsiz degildir. Kimin oldugunu bilmedigim bir sozle bitireyim "Bazilari dunyayi oldugu gibi goruler ve 'neden' derler; ben ise dunyayi olmasi gerektigi gibi gorurum ve 'neden olmasin' derim.

Son bir not: Darfur ve Somali konusun yeteri kada arstirmadiginzi ve baz aldiginiz verilerin Washington ve Bati'daki "merkez medya" kaynakli oldugun dusunuyorum. Hal boyle olunca orda ABD-Israil INc';in her iki ulkede Islami rejimleri zayiflatmak icin yuruttukleri kirli savaslar goz ardi ediyorsunuz. Mesele onlarin yansittigi gibi degil. Son olarak Darfur'de merkezi hukumet karsi tarafin butun taleplerine 'evet' demesine, ve ABD'de OK vermesine ramen, bazi "warlords" rantlari kesilecegi icin barisa razi olmadilar ve ABD'yi de guc durumda biraktilar. Sizin deginiz katlilimalar her iki tarafin gerillalar tarafindan yapiliyordu merkezi hukumet degil. ABD-Israil Inc. ve Batili destekcileri Islam'a karsi global savasin bir parcasi olarak once Sudan'i Musluman Kuzey ve Hirisiyan uney diye bolduler. Simdi Musluman Kuzey'i tekrar bolmeye ve Islami hukumeti zayilatmaya ugrasiyorlar. Yapilan Irak'takinden sadece metodoloji olarak farkli. Somali'de ise gene "warlords" halkin destegini almis Islami rejime ragmen terorlerine devam ediyorlaer, ABD-Israil Inc'in destegi ile. Yani mevzuu Washington'un yanisttigindan cok daha karmasik ve buradaki tezinizi destekleyen malzeme cikaracak cinsten hic degil.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 6, 2006 1:50 PM


Sn Akyol'un yazisini okudugumda, tamam aklimdan gecen herseye tercüman olmus, yeterince tatmin edici demistim, ancak Bekir beyin yorumunu okuduktan sonra bu düsüncem hafiften silkelendi.

Mustafa beyin, -Bekir beyin dedigi gibi- bu tipik müslüman davranisini olaylardan izole bicimde aciklamaya calistigini gördüm. Kanaatimce Bekir bey bu noktada hakli görünüyor.

Ancak bence Mustafa bey ve Bekir beyin burada asil uzlasamadigi nokta örneklerden (Zerkavi, Sudan) yola cikilarak yapilan sosyolojik tespitlerdir.

Örneklerin gercekte kimden yana oldugu büyük bir bilinmez iken, her iki tarafta bu bilinmezin üzerinden yorumlar yapiyor.

Zerkavi müslüman : demek ki müslüamnlarda kötülük yapabiliyor.

Zerkavi ajan : gördünüz mü müslümanlar katliam yapmaz.

Hangisi gercek? Kuskusuz kimse bu soruya kesin cevap veremez. O halde aciklamalarin konu mankenlerinden (Zerkavi) izole bicimde aciklanmasi icin rasyonel bir sart yoktur.

Mustafa bey hakli olarak Kuran'dan bir referansa aliyor. Cünkü Kuran'a göre teoride müslüman kötülük potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Zerkavi'yi bu baglamda elestirmesi mantiklidir.

Bende müslüman kesimde bu yönde bir duyarsizlik oldugunu gözlüyorum. Hatta müslüman kötü hic bir sey yapmaz, adeta sütten cikmis ak kasiktir, yapan olsa olsa ajandir, araya sokulmus bir fitnedir, hirsizlik yapan müslüman degildir, cünkü müslüman hirsizlik yapmaz gibi savunmalarla cok karsilastim.

Ama bir gercek varki, müslümanlar gerek birey olarak gerekse kitle halinde dünyadaki bir cok kötülük cesidini icra etmislerdir, hala da etmekteler. Müslümanlari topyekün kötülüklerden izole düsünürsek hataya düseriz.

Müslümanda kötülük potansiyeli olmasaydi Kuran'da bunu engelleyici yönde uyarilar olmazdi. Su halde müslümanlarinda kötülük yapabilecegi varsayimindan hareketle müslümanlarin tepkisizliginin elestirilmesi bence hakli bir tutumdur.

Yazan: Clausewitz Tarih: July 6, 2006 2:45 PM

Hala okumayan varsa Bernard Lewis'in klasiği Ortadoğu'yu mutlaka okusun! Tartışılan tüm konuların tarihsel köklerine mükemmel bir genel değerlendirme içeriyor.

Tek bir konuda naçizane fikrimi belirtmek isterim. Türkiye de ve tüm dünyada Hıristiyanlara yönelik Sünni refleksi olarak addedilen şeyi devletler açıkça terörist bir tutum olarak yargılamadığı sürece, ölen rahiplerin cinsel tercihlerine atıfta bulunan iğrenç haberler, basından pompalanmaya devam edilmediği sürece, özellikle ülkemizde misyonerlik faaliyetleri sürekli "vatana ihanet" çizgisinde değerlendirildiği sürece... bahsettiğimiz değişimler için daha çok bekleriz...

Yazan: Gökhan Tarih: July 6, 2006 2:47 PM

Bekir bey,

Eleştiri ve katkılarınıza teşekkür ediyorum.

"Root causes" meselesinde haklısınız. Ama bence "root causes"i dinletebilmek için, öncelikle ortadaki terörü kınamak lazım. Bu "kök sebepleri", terörü meşrulaştırmak için değil de, onun uzun vadede önünü kesmek için ortaya koyduğumuzu göstermek lazım.

Doğrudur ben PKK terörünün kök sebeplerini anlattım. Ama PKK birini öldürünce "siz de Kürtleri bunca yıl reddettiniz" demek, doğru bir tepki değil. Kürtlerin çoğu bunu dedikleri için Türk tarafında hiç kaale alınmıyorlar.

Bazen Müslümanlar Filistin konusunda bunu yapıyor. Sivil bir Batılı öldürülünce, "Siz de Müslümanlara bu kadar eziyet ettiniz" diye başlayan bir retorik gelişiyor. Bunu Batılılar, "bunlar bizi öldürmeyi kafaya koymuş, bunun için meşrulaştırma sağlıyorlar" diye anlıyorlar.

Mesela 11 Eylül olduğunda Vakit gazetesi "Yakanı da yakarlar" gibi bir başlık atmıştı. "Oh olsun" demek gibi bir şey... Bu başlık burada "tribün" sempatisi toplayabilir; ama bunu gören Amerikalı "bize karşı topyekün cihad açtılar" diye anlıyor. Buna göre de tepki gelişiyor tabi...

Demek istediğim, "root causes"ları dinletebilmeniz için, teröre karşı önce "ama"sız bir tavır almak gerektiği. Ancak bundan sonra diyalog için bir kanal oluşabiliyor. Tabii "diyalog işe yaramaz" da diyebilirsiniz, ama bence kişisel tecrübem içinde yaradığını gördüm; Kuran ve Sünnet'den de pek çok dayanak bulunabilir.

Darfur konusunda ise; açıklamanıza teşekkkür. Ama benim derdim, Darfur'da akan onca kanın Türkiye'deki İslami medyada pek bir yankı bulmamış olmasıydı. Olayın içyüzünün şöyle veya böyle olduğunu anlatmak iyi; ama olayın kendisi ele alınmadı bile. Alındıysa da ben görmedim, hatamdır.

Selamlar, saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 6, 2006 3:28 PM

Mustafa Bey,
Son yazinizi okuduktan sonra; sizi dun de belirttigim gibi yanlis anlamis oldugumu dusunup, ozellikle teror kimden gelirse terordur ve onaylanmamalidir ana fikrinize katildim.
Ancak benim de Clausewitz Bey, Hanim'inda belirttigi gibi Bekir Bey'in yorumunu okuyunca aklim biraz karisti..
Simdi son yorumunuzu okudum ve yine ayni sey dikkatimi cekti;Muslumanlarin yaptiklarininin degerlendirmesini yine Amerika ve Bati gozuyle yapmissiniz.
Simdi tam tersini dusunelim;onlarin Muslumanlara yaptiklarini "bunlar bizi öldürmeyi kafaya koymuş, bunun için meşrulaştırma sağlıyorlar" ve "bize karşı topyekün cihad açtılar" diye algilayalim. Simdi de muslumanlar karsi taraftan dialog icin caba, olumlu hareket bekliyor konumuna dusuyor..
Ama tabi ki sanirim burada sizin bakis aciniz guclu olan diger taraf (Amerika, israil..) ve baris icin biz harekete gecip, aklimizi basimiza alalim durumu.
Acikcasi; benim dusuncem biz olumlu bakip, hatalarimizi kabul etsek de birsey degismeyecegi..Cunku diger tarafin baris ve hep beraber guzel gunlere dogru temennisinde samimi olmadigini dusunuyorum.
Ama yine de her kimden gelirse gelsin teroru mesrulastiracak soylevler ve hareketler icinde bulunmamaliyiz. Duyarliligimizi ve tepkimizi her iki tarafin yaptigi olumsuz olaylar icin gostermeliyiz gorusunuze bir kere daha katildigimi belirtmek istiyorum.

Saygilar, selamlar,..
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 6, 2006 4:17 PM


Bekir Bey'in de dediği gibi ben de müslümanların müslüman eliyle yapılan yanlışlara yeterince karşı çıktığını düşünüyorum.
Fakat ortada şöyle bir durum var. Hemen hemen tüm medya kaynakları ABD-Israil Inc. (Bekir Bey müsadenizle bu gösterimi ödünç alıyorum, çok isabetli bence.) elinde. Bu yüzden kınamalar da tepkiler de onların istediği derecede duyuluyor.
Üstelik Kur-an'da da belirtildiği üzere fasıklardan gelen haberlerden emin olmadan bir yargıya varmamak gerekir. Açıkçası ben bu yüzden Zerkavi noktasında bir fikre varamıyorum. CNN, FOX ya da Reuters'den gelen haberlerle Zerkavi hakkında bir yargıya varamam. Şii-Sünni çatışmaları da bence aynı şekildedir.
Ayrıca özellikle Filistin olmak üzere dünyada müslümanların çarpışmalarını değerlendirirken pozitif ayrımcılık yapmamız geektiğini düşünüyorum. Zira müslümanlar hücumda değil müdaafadalar. Üstelik inanılmaz bir güç dengesizliği var. Sivil ve çocuk katlimı bence kınanması gerek bir durum ama ben bu düşünceye klimalı ofisimde, bir yandan çayımı içerken bir yandan bu güzel yaz akşamında ne yapsam diye düşünürken vardım.
Kız kardeşim bir işgalcinin saldırısına uğramış olsa, Süleymaniye bombalanmış, Anadolu yakasına geçmek için vize gerekiyor olsa bu "hümanist" düşüncelere ne kadara kulak asarım bilmiyorum.
Nerde okuduğumu hatırlayamasam da böyle durumlarda hiç aklımdan çıkmayan bir söz vardır,
"Savaş hukuku savaş meydanında yapılır."

Yazan: Taner AYAZ Tarih: July 6, 2006 4:20 PM

Asli hanım,

Zaten şu an Batı dünyasında tam da dediğiniz gibi "Müslümanlar topluca saldırıya geçti" algısı var. Burada Batı'nın "Haçlı seferi" açtığı düşünülüyor, orada ise "Cihad." Aslında çok benziyor bu iki algı birbirine...

Oysa kritik nokta şu: Ne Batı ne de İslam dünyası "tek parça" değil. Bekir Bey'in sözünü ettiği gibi bir ABD-İsrail inc.'ın varlığı bence tartışılır; ABD içinde İsrail'e aşırı angaje olmaktan rahatsız olanlar çok.

Öte yandan Batı'nın kimi durumlarda Müslümanlara yardım ettiğini, örnreğin ABD'nin Bosnalı ve özellikle de Kosovalı Müslümanlara karşı soykırıma girişen Hıristiyan Sırpları bombaladığını da unutmayın.

Kısacası ortada bir "Batı dünyası" yok. Bunun içinde sayısız farklı grup ve eğilim var. Bunu tek parça olarak algıladıkça, büyük bir yanlışa düşüyoruz bence.

Bir de "Müslümanların yaptığı kötülük" meselesinde Batı'yı filan da bırakıp ahlaki ilkeler açısından bakmamız lazım. Zarkavi'yi cami bombaladığı için lanetliyorum; Fox News şunu-bunu dediği için değil. "Cami bombaladığına inanmıyorum" derseniz, gidin Şiilerle konuşun derim...

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 6, 2006 4:40 PM

Bosna Hakkında...

Mustafa Bey,
Amerika'nın Bosna Müdahalesi üzerine Ali Bulaç'ın bir yazısından alıntı yapmak istiyorum;
Bosna dramıyla ilgili tashih etmemiz gereken iki bilgi yanlışlığı var: İlki, Müslümanlara karşı Hırvatların Sırplardan çok daha acımasız davrandığı; ikincisi Amerikan müdahalesinin zamanlaması itibarıyla Bosnalıları büyük bir kayba uğrattığı hususudur. Savaşta Bosnalılar tam toparlanmış ve Sırpları püskürtecek konuma gelmişken Amerikalılar müdahale etmeye karar verdi. Bosnalı liderler saatlerce Amerikalılara müdahaleyi bir hafta, hiç değilse iki gün ertelemeleri için adeta yalvarmışlar, Amerikalılar dinlememiş bile.

Yazının tamamı aşağıdaki linkten okunabilir.
http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=&trh=20060529&hn=289160

Yazan: Taner AYAZ Tarih: July 6, 2006 5:32 PM

Müslümanların, karşı tarafın öldürülmasine yeterince tepki verdiğine kesinlikle katılmıyorum. Bu sitede bile, karşı tarafa yapılan saldırıların lanetlenmesi tek bir ağızdan desteklenmedi. Akyol böyle bir yazı yazdığında, yalnızca birkaç kişiden destek alıyor. Sn. Akyol batının zulmetmediğini söylemiyor ki zaten, ilkin bu iyice anlaşılmalı. Müslümanların zulme uğramadığını söyleyen yok ve hatta bugün dünyanın büyük bir kısmı da gelişmiş ülkelerce zulme uğruyor. Bu duruma tepkileri azaltmak için modern dünyanın yumuşatma taktikleri mevcut,mesela ilk aklıma gelen "sürdürülebilir kalkınma projesi" veya çevreye zarar vermemeyle ilgili çeşitli konvensiyonlar vs. Bunlara "taktik" diyorum çünki bügünki dünyanın üzerine kurulduğu felsefi alt yapının başkalarını öldürmeyi yanlış bulması, tanımı gereği mümkün değildir,(survival of the fittest).Bu yüzden, din göz ardı edilerek gösterilen bu gayretlerin samimi gayretler olmadığına inanıyorum. Ama gelişmiş ülkelerin samimiyetsizliği, bizim, yani sadece müslümanlar arasında değil, tüm dünyaya "sulh" ve "adalet" getirmekle vazifeli müslümanların tavırlarına nasıl yansımalı? Tavrımız bu kısır döngüyü kırmaya yönelik olmalı.
Karşımızdakiler samimiyetsiz, diyalog bir çözüm getirmez diyenlere soruyorum bunca yıldır "terör" bir çözüm getirdi mi?
Başkalarını kabul etmek, kabuledilmenin ilk şartıdır. Başkalarını kabul etmek de, kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmamandır. Ben teröre "devam" diyenlerin, çözüm aradıklarını düşünmüyorum.

Yazan: Marvin Tarih: July 6, 2006 5:50 PM

Mustafa Bey,
Hem Bekir Bey'e yaptiginiz yorumda hem de bana verdiginiz cevabin ilk paragrafinda siz de Bati dunyasi termilojisini kullanmissiniz..Aliskanliktan olsa gerek ya da belki de butunu goremedigimizi dusundugunuz icin kelimelerinizi "bizim" anlayacagimiz sekilde kullaniyorsunuz..Her neyse; tamam kabul edelim; tek bir bati dunyasi yok.
Ikincisi; ABD'nin Bosnalı ve özellikle de Kosovalı Müslümanlara karşı soykırıma girişen Hıristiyan Sırpları bombaladığını da unutmayın demissiniz. Ben de asagiya bir sonraki paragrafa bu konu ile ilgili birkac not dusmek istedim izninizle..
"ABD ve müttefikleri Bosna'ya, Kosova'ya ve Afganistan'a saldırıları, soykırımı durdurmak ve uluslararası terörizmi ezmek için girdiler. Bosna ve Kosova'da güç kullanımı "insani müdahale" doktrinine bağlı idi ve tekrarlanmalı ki, bu hedefin ötesine gitmedi. Sırbistan, Kosova'daki tecavüz ve soykırımı durdurmaya zorlanmak için bombalandı, Miloşeviç rejimini devirmek için değil, oysa bu rejim Uluslararası Mahkeme'ce suçlanılıyordu.
Meşhur Amerikalı diplomat Richard Holbrook kitabı "Bir Savaşı Bitirmek"te (Bosna Savaşı) şöyle der: "Bu ABD'nin nasıl gecikerek ve isteksizce müdahale ettiğinin ve bu müdahalenin Bosna Savaşı'nı sona erdirdiğinin hikayesidir" (s. XV, 1999 baskısı). demis..
Sanirim mudahaledeki gecikme; ne kadar gec olursa o kadar temizlik gerceklesir dusuncesiyle yavas olmamistir..Bu cumleyi benim kotu niyetime verin..Sakin endise etmeyin;butun Muslumanlar benim gibi degil. Sakin beni ornek gostererek; bak boylesiniz iste; sizi gidi art niyetli, uzlasmadan uzak, duyarsiz, komplocu Muslumanlar diye dusunmeyin. Bunun vebalini odemek istemem.
Son olarak;Bir de "Müslümanların yaptığı kötülük" meselesinde Batı'yı filan da bırakıp ahlaki ilkeler açısından bakmamız lazım". demissiniz. Sanirim siz benim yorumumu tam okumayip, soyle bir bakip cevap verme nezaketi ile ugrastiginiz icin son paragrafimi gozden kacirmissiniz. Bir daha oradan bu paragrafimi alintiliyorum musadenizle;Ama yine de her kimden gelirse gelsin teroru mesrulastiracak soylevler ve hareketler icinde bulunmamaliyiz. Duyarliligimizi ve tepkimizi her iki tarafin yaptigi olumsuz olaylar icin gostermeliyiz gorusunuze bir kere daha katildigimi belirtmek istiyorum.

Saygilar, selamlar,..
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 6, 2006 8:03 PM

Mustafa Bey,

Her Muslumanin annesi, babasi, kardesi, cemaati, vatani ya da dini adina yaptigi seyler diger Muslumanlari da baglar mi? Toplamlarinin 1.5 milyarlik Musluman topluluk icindeki payi onemsenemeyecek kadar kucukken, koca bir Dini ozelestiriye cagirmak ne kadar haklidir?

Ben okulda uzun saclilari dovup, sonra Cuma namazinda yanimda oturan ulkuculerin yaptiklari yuzunden de Muslumanligi suclamiyorum. Bunu Ramazanda Oruc tutmadigi icin yapsa da benim icin farketmiyor. Ben dinimi biliyorum. Bilmeyenlere niye ogretmiyorum diye uzulebilirim. Bilmeyenlerin neden oldugu acilar icin uzulebilirim. Ama onlar bilmiyor diye ben kendi dinime ozelestiri yapmam.

Marjinal Gruplarin yaptigi teror tehlikelidir ama Devlet Teroru ile karsilastirilamaz bile. Bir grup asker kacirdi diye koca bir ulusu cezalandirmak hepsinden daha adicedir.

az zayiat vermek icin ucaktan cami, koy, hastane bombalayanlarin yaptigina az zayiatla cevap verme yontemidir teroristlerin yaptiklari.

Hristiyan Ingiliz ve Ispanyollara, ETA ve IRA'nin verdigi cevaptan bir farki yoktur. Onlar o gruplar nedeni ile Hristiyanligi mi sucladi?? Hem de onlar direkt olarak sivil hedefleri seciyorlardi. Iclerinde asker falan olmayan.

Ben Irakli yada Filistinli teroristlerin yaptiklari icin uzulurum elbette. Keske yapmasalar. Ama ben eger kalem sahibi isem onlari o pozisyona getiren Devlet teroru yapanlari durdurabilmek icin kullanirim kalemimi. Cunku istatistiksel olarak kimin diger taraftan daha fazla olume neden oldugu ortadadir.

Bir de fuze konusunda birsey soyleyecegim : Askerler sivilleri hedef almasalar bile bir fuzeyi kullanirken alinan risk bellidir. Fuze ile, ucaktan bomba ile, elektrik ve suyunu keserek dusman askerine karsi savasilir. Teroristlere karsi degil!!!

Yazan: fatih demir Tarih: July 6, 2006 8:09 PM

Belirtmeyi unutmusum; yukaridaki yorumumda Bosna-Kosova Savasi ile ilgili paragraf Arnavutluk eski BM daimi temsilcisi ve Arnavut dünyasının tanınmış entelektüeli Abdi Baleta'ya aittir.
Ayrica gec mudahaleye ragmen ABD ve muttefiklerinin yaptigini takdir ettigimi de eklemeyi atlamisim.

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 6, 2006 8:40 PM

Arkadaslar,

Saniyorum Mustafa Bey'le benim ve diger yorumcu arkadaslarin nerelerde ayrildiklari acik secik ortada. Dolayisi ile Mstafa Bey'in ileve yorumlarina cevap vermek degildi niyetim. Arzu edenler "Musluman Muslumani Vururmu" ve "Manifesto ve Kendime Dair" basliklari altinda da bu mevzuudaki yorumlara bakabilirler.

Bunu sadece Asli Altay Hanim'in Bosna yorumu uzerine aklima gelen bir iki ilave yapmak icin basladim. O sureci yakindan takip eden biri olarak Bati'nin hicte Mustafa Bey'in portre ettigi gibi Bosnalilarin falan yaninda yer almadigini hatirlamak zorundayiz; Asli Hanim da bunu yapmis. Bu tesbiti yapmak icin Hollbrooke'a bas vurmaya dahi gerek yok. O zamanin gazetelerini acip bakmak dahi yeterli. Bati Avrupa'nin ortasinda, kendi gozlemleri ve "korumalari" altindaki bolgelerde soykirim, irza gecme kamplarini seyrettiler hatta Fransiz komutanlar, Yunanlilar, Ruslar, Italyanlar bunlarin yapilmasi icin Sirplara destek verdiler. O zamanlar cikan haberlerde Bosnali kadinlarin kullanildigi "irza gecme kamplarinin" (rape camps)musterilerinin bircogunun bu Bati'nin "koruyucu askerleri, komutanlari" oldugu duyrulmustu hem de Bati medyasi tarafindan. Bosna soykirimi baba Bush zamaninda basladi, Bosnali musluman nufusun ucte biri ya katledildi ya diger ulkelere kacti. Onlarin yaninda ancak Ortadogu'dan Afganistan'dan giden "teroristler" vardi; aksi taktirde Bati, Avrupa'nin ortasindaki "muslim enclave" problemine "nihai cozum" bulmus olacakti. Bir kere tarihi carpitmayalim lutfen. Bati Bosna'ya mudahele etmedi; bilakis yardimci oldu. Ancak Clinton zamannda Kosova'da da benzeri soykirimi uygulanmaya basladiktan epey sonra artik durum, medya sayesinde gozden saklanamaz hale geldi ve dunyanin vijdani, artik iki yuzlu Avrupali ve ABD icin statukonun korunamaz oldugu gercegi ile yuzyuze geldikten sonra cok nazik, cerrahi saldiri da bulundu Bati. Ordaki askeri operasyonu Irak ile kiyaslamak abes kacar. Sivil hedeflere zarar vermediler, sadece Belgrad'a korku verip Bosna'da goz yumulan soykiriminin Kosova'da tekrarina O.K. vermiyoruz demek oldu yaptiklari. Bundan dolayi muslumanlarin tesekkur borcu falan yoktur. Bosna'da katledilen muslumanlarin kanlari Sirplar kadar "Avrupa'nin ortasinda musluman bir devlete musade edemeyiz" diyen suc ortaklari "demokratik Bati" nin ellerindedir.

Burada tartistigimiz konunun hala "muslumanlarin yaptiklari kotulukler" olmasinda bir gariplik yokmu? Tabiiki mazlum da, magdur da sorgulansin ama el insaf! Simdi sirasimi bunu yapmanin? Hitler soykirimini yaparken Yahudilerin suclarinin tartiilmasindan ne farki var bunun?

Burada biz muslumanlarin yaptigi "onlarda yapti biz de yapiyoruz" mudur Allah askina? Nesnel kriterler yokmudur kim ne yapti diye? Yukardaki yorumumda bir grafik onerdim. Daha onxce ORANTILILIK kelimesini vurgulamistim ve sembolik bir gozyasi ekonomizasyonu testi. Burada Mustafa Bey'in pozisyonunu elestiren bendeniz ve diger yorumcular onun oylediklerini gayet iyi anladigimizi cevaplarimizda ortaya koyduk ama onun bizi yeteri kadar anladigi ve soylediklerimizi dogru karakterize ettigi konuunda ciddi tereddulerim var.

Israil_ABD INc. bir gercektir. Benim tahayyulum urunu degildir. Bun asoyleyenler fiyat oderler Bati'da am bazilari bunu hala soylerler. Bu gercek artik hasir altnda saklanamayacak boyuttadir; kilic cuvala sigmiyor artik. Bunu soylemek icin Bati'da bu soylemin politically correct olusunumu beklemek zoundayiz? Sabik Malezya Baskani Mahatir Muhammed "Jews run the world by proxy" (Yahudiler dunyayi vekalet yoluyla ilave ederler) dediginde herkes bunun dogru oldugunu fakat soylemenin zararli oldugunu biliyordu. Bu gun Bat'nin tek derdinin "Gilad Shalit Nasil kurtulur" olmasini baska NASIL ACIKLAYABILIRIZ?

Mustafa Bey Bati icersinde de bu ortadogu poltikalaina karsi cikanlarin oldugun yani tek bir Bati olmadigini soylemis. Elhak dogrudur. Fakat musadenizle "proof of the pudding is in the eating" (muhallebinin isbati yenildiginde bell olur) sozundeki gibi sonuc ne? Bati'nin icindeki Cindy Shehanlarin varligi Fiklistin poltkasini degistirdmi simdiye kadar, ya Irak, Iran, Suriye, Sudan, Somali? Bati "bakin bizde demokrasi var' herseyi acikca tartisiyoruz" diyebilmek icin bu aykiri seslere musade eder. ABD'de "anti-nukleer silah" gruplar da 60 yildir varlar. Sonuc? ABD 12, 000 nukleer silahtan olusan, dunyada hayati 10 defa son buldurmaya yeterli arsenaline her gun daha sofistike silahla ilave ederken bir taraftanda bilere tartisma konusu veriyor: Nukleer Iran. Bizde konumuzu tartisiyoruz. Simdi biz entelletuelmi oluyoruz yani?

Mustafa Bey "root causes" (kok nedenleri) dinletebilmmiz icin terore karsi tavir almamiz gerekir demis. Gene donup dolasip baslangic noktasina geliyoruz. Ben "terore kars tavin" fazlasi ile alindigini soylemistim baslaken oysa. Bunu sayisiz ornekleri var. Ustelik gecmis yorumlarimda da bugun Bati;da Islamofobi'nin 11 Eylul akabinin cok daha ilerisinde oldugu verisinded bahsetmistim. Hala sbjektif, soyut yargilarla ve cevap verilmis sorularla konuyu tartismak ne kadar nesneldir? Hizcbir nesnel olcut kullanmadan "senin ikrin benim fkim diyeceksek sisyasi-bilimler, hatta sosyal-bilimler derken oxymorondan bahsediyor olmazmiyiz? Ne kadar kinadigimizda yeteri kadar kinamis oluruz? Karsi taraftan, onlarin Judeo-Christiam din merkezlerinden kend devlet terorlerine bizdekinin yuzde biri kadar knama bekleyemezmyiz? Gordukmu? Hayir. Kimse munferit orneklerle istatistiksel gerceg karistirmasin. Bati'daki protestan, metodist, Baptist, evangelist, Yahudi hatta Katolik gruplarin ezici cogunlugu bu saldirgan poltikalarin destekcisi olmuslardir. Bazi evangelist ve Yahudi dini liderlerin soylemlerini buraya koymaktan hicab duyarim. Kimse onlara "niye kinamiyorsdunuz" demiyr da herkes "muslumanlar yeteri kadar kinamiyor" diyor. Oyleya onlar odev veriyor biz de yapiyoruz odevimizi.

Su "teror' kelimesinden artik nefret etmeye basladim. Kelime artik Bati'nin kendi ahlaksiz emperyalizmine direnen herkes kullandigi etiket oldu. Bakin bir nesnellik test sorusu sorayim: Israil'in isgalleine karsi cikipta Bati'nin terolistesinde yer almayan Filistinli veya Lubnanli grup ismi biliyomusunuz? Eger objektiflik iddiamiz varsa once s kavramin bi tanimin yapalim ve kelimeyi kullandigimiz zaman o kavrama referans yapalim. Aksi taktirde dusmanin propgandasina bilincsiz olarak alet oluyor durumuna duseriz.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 7, 2006 6:06 AM

Ben Bekir Bey'in ve Aslı Hanım'ın yazdıklarının büyük çoğunluğuna katılıyorum. Ortamın sosyal ve siyasal şartlarını gözönüne almadan yapılanları değerlendirmek sağlıklı bir sonuç çıkartmaya engeldir.

Buradaki ince çizgiyi ayıramıyoruz. Çok marjinal tekfirciler dışında Zerkavi'nin yaptıklarını sahiplenen, Zerkavi'ye "şehid" diyen çıkmadı.Zerakavi'nin yaptıklarına tepkiler hem Irak'ın içinden hem de dışarıdan; Müslüman kanaat önderlerinden, zaten başından beri vardı. Hatta birçok İslam Aliminin, marjinal gruplar tarafından bu eylemlere olan tepkileri nedeniyle "işbirlikçi" ilan edildiklerini unutmamalıyız. Bu nasıl görmezden gelinebilir bilmem. Daha ne yapacak müslümanlar? Zaten Zerkavi'nin yaptıklarını engelleyebilecek siyasal ve/veya fiziki güçleri olsa ABD'nin oralara kadar gelip Irak'ı işgal etmesine engel olur, İsrail'in onyıllardır süren işgal ve curetkarlığının haddini bildirirlerdi.

Öncüller yanlış olunca kıyas sonucu yanlış çıkıyor. Hande Hanım'ın dediği gibi "eşkiyaya eşkiya" diyeceğiz elbette ama eşkiyayı doğuran şartlara gözümüzü kapatarak hüküm vermeye çalışmak meseleye bakışları daraltıyor; hatta körleştiriyor. Kaldı ki Müslümanlar "eşkiyaya eşkiya" diyor; yıllardır "terörün İslam'da yeri olmadığı, masum insanları öldürmenin çok büyük vebali olduğu" Kanaat önderleri tarafından bangır bangır söyleniyor, daha nasıl bir tepki bekleniyor anlamış değilim.

İrrasyonel tepkiler konusunda Bekir Ağabey güzel örnekler vermiş; sinemada "yangın" feryadı ve Alman kadınlarının ekmek kavgalarını.. Bir tane de ben ekleyeyim; bir zaman boğulmak üzere olan birisini kurtarmıştım, yanına yaklaştığımda can havliyle üzerime atladı ve beni de tutup aşağıya çekmeye başladı. O anda gözü hiçbir şey görmüyordu, güç bela elinden kurtulup arkasına geçtim ve hem onu hem kendimi kurtardım..

Müslümanların kitlesel durumunu böyle ele almalıyız. İnsanlara ABD'nin Irak'ta ne işi olduğunu, niçin çocukları öldürüp, kadınlara tecavüz ettiğini izah edemeden bu avam kitlelerin Zerkavi'ye fikri olarak şiddetli tepki göstermelerini beklemek ütopik bir beklentidir. Havvasta bu tepki zaten yıllardır var, ama 200 yıldır tüm kaynakları sömürülen, ülkeleri işgal edilen, başlarına bela edilmiş rejimler altında inleyen insanlardan ve bu iniltiyi duyan, aynı dine gönül vermiş, çekilen acılardan birer parçayı yüreklerine hisseden ve görece olarak daha rahat (mesela Türkiyedeki) avam müslümanlardan sağlıklı tepkiler beklemek haksızlıktır.

Şöyle çevirip soralım; aynı durumda batı dünyası olsaydı, yani ABD yerine Osmanlı olsaydı ve gelip Hristiyan toprağı olan Irak'ı işgal etseydi, ve Müslümanlar 200 yıl tüm hristiyan ortadoğu kaynaklarını sömürseydi, kukla rejimleri başa getirip onlarla işbirliği yapsaydı, İsrail yerine de mesela Endülüs olsaydı da hristiyanların içine kadar getirilip yerleştirilse ve curetkar katliamlar yapsaydı, ve tüm dünya tarafından sessizce desteklenseydi acaba bu zulümlere yönelik, çaresiz insanların tepkileri nasıl olurdu?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 7, 2006 7:29 AM

Sorunun kaynağına bir türlü inemiyorsunuz. Sorun burada müslümanlarda değil.

Cihat, savaş, şehitlik, kafirler, nifak, münafıklık, öldürme, nefret vs vs...

bunlar nerede yazıyor acaba?

Yazan: Yilmaz Tarih: July 7, 2006 10:07 AM

DIŞ HABERLER 07.07.2006 CUMA

İsrail, sivil-asker ayrımı gözetmiyor: 20 ölü


Bir askerinin Filistinli örgütler tarafından kaçırılmasının ardından 11 ay önce çekildiği Gazze'de geniş çaplı askeri operasyon başlatan İsrail, dün düzenlediği saldırılarda aralarında sivillerin de bulunduğu 20 kişiyi katletti.

İsrail, “Yaz Yağmuru” adıyla başlattığı operasyonun ismini kaçırılan asker Gilad Şalit'in ismine de gönderme yaparak “Gilad Kılıcı” olarak değiştirirken Filistin, Ekim 2004'te 16 kişinin öldüğü Han Yunus mülteci kampına düzenlenen baskından sonraki en kanlı gününü yaşadı. Beyt Lahiya'da Hamas üyeleriyle girilen çatışmada bir askerin ölmesinin ardından helikopterlerle bölgeyi tarayan İsrail ordusu burada 6 sivili öldürdü. Uygulanan ambargolar sebebiyle tam bir insanlık dramı yaşanan Filistin'de ise Hamas yönetimi halka İsrail işgaline karşı direnme çağrısı yaptı. Filistin Başbakanı İsmail Haniye, İslam ülkeleri ile uluslararası gruplardan Filistin’e yardım etmelerini ve İsrail saldırısını durdurmalarını istedi. Bölgedeki sorunun çözümü için arabuluculara konuşan Hamas'lı yetkililer ise Gilad Şalit ile değiş tokuş önerisinin kabul edilmesi durumunda uzlaşmaya hazır olduklarını bildirdi.

Bir İsrail askerinin kaçırılmasının ardından Ortadoğu'da başlayan gerginlik iyice tırmanıyor. Sivillere yönelik katliamlarını sürdüren İsrail dün gün boyunca düzenlediği saldırılarda 8'i sivil en az 20 Filistinliyi katletti. İsrail ordusu, Beyt Lahiya'daki Filistinli örgütlerle girilen silahlı çatışmada bir askerinin öldürülmesinden sonra bölgeyi helikopterlerle taradı. Olayda 6 sivil hayatını kaybederken, bölgede operasyonlarını yoğunlaştıran İsrail askerleri, 14 Filistinliyi daha öldürdü. Saldırılarda yaklaşık 45 kişi de yaralandı.

İsrail'in sivil-asker ayrımı yapmaksızın Filistinlileri katletmesinin ardından Hamas yönetimi Gazze Şeridi'nde olağanüstü hal ilan ederken güvenlik güçlerini de İsrail ordusuna karşı savaşmaya çağırdı. Filistin İçişleri Bakanı Said Siyam, sözcüsü aracığıyla, "Tüm Filistin güvenlik ve savunma güçlerini, korkak Siyonist işgale ve saldırılara karşı ahlakî, milli ve dinî bir sorumluluk olan halk savunması vazifesine katılmaya çağırıyorum." dedi. İsrail özel timlerinin, Gazze'nin orta kesimindeki Tufah bölgesinde İslam Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr. Hüseyin Ebu Acva'yı evinin önünde kurşuna dizerek öldürdüğü belirtildi. Daha önce iki kez füze saldırılarının hedefi olan Acva'nın, El Fetih kıyafeti giyen İsrail özel timlerince öldürüldüğü kaydedildi. Hamas, Acva'yı El Fetih'in öldürdüğünü öne sürerken örgütün Tufah bölgesi sorumlusu Ebu Şaban, bu suikastın kendilerince değil, İsrail tarafından yapıldığını söyledi. İsrail basını ise Acva'nın öldürülmesini 'bilinmeyen saldırı' başlığıyla verdi.

Bu arada, Arap ülkeleri, BM Güvenlik Konseyi nezdinde girişimde bulunarak, İsrail'in geniş çaplı askeri saldırılarının kınanmasını talep etti. Ancak ABD ve Fransa, Arap ülkeleri tarafından sunulan ve karar olarak oylanmasını istedikleri metnin “dengeli” olmadığını belirtti. İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki gösteren İtalya da İsrail ordusunun “orantısız güç” kullandığını açıkladı. Gazze'de bulunan Şifa Hastanesi'ndeki yaralıları ziyaret eden Filistin Başbakanı İsmail Haniye, “Dünya bu gidişe bir ‘dur' demelidir. İsrail insanlık suçu işlemektedir. İsrail kaçırılan askeri bahane ederek Filistin hükümetini yıkmaya çalışmaktadır, ancak başaramayacaktır.” diye konuştu.

Dış Haberler Servisi


Kaynak: Zaman

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 7, 2006 11:48 AM

Kendi blogumda "Seytan Resimleri" basligi altinda "Peygamber Karikatuleri" nin hicte sanildigi gibi bir Danimarka Gazetesinin bagimsiz insiyatifi olmadigini, yasayan en buyk Islamofob "ustun irkci" Yahudi , Daniel Pipes'in rolunu anlatan Israel Shamir yazisini koymustum. Ben gecmiste ve bugun "ABD Israil'i kullaniyor" diyenlere hep karsi cikmisim. Ve dogrusunun "Israil ABD'yi kullaniyor" olmasi gerektigin soylemistim. ABD'nin Ortadogu maceralirinin temel sebebi "petroldur" diyenlr de yaniliyorlar kanimca (bunun rolu olsa da); yanilmakla kalmiyorlar, bu fikiri ortaya atan ve tedavulde tutanlarin dahi Bati'daki Yahudi kontrolundeki savas muhalifi medya diger intelligentisa oldugundan da habersizler. Oyunun adi kamuflajdir ve misdirection (yanlis yonlendirme). Kimse "root causes" tan konusmasin, ve ister istemez Israil demesin diye muhalif seslere oynamalari icin "petrol" kemigi atilmis durumda; sanki ABD petrolu zaten Ortadogu'daki usaklari vasistasi ile kontrol etmiyormus gibi.

Asagidaki yazi bugunku Yeni Safak'tan Yusuf Kaplan'a ait. Her satirina katiliyorum. Bu gunku ikinci alintima da musade ettigi icin Mustafa Bey'e tesekkurler.
-------------------------------------
Frankenstein Ruhlu Adamlar

Kıyamet, insanın sonu demek; insanlığın sonu demek; dünyanın sonu demek; hayatın sonu demek.

Kıyamet, elbette ki, hak; elbette ki, tahakkuk edecek muhakkak. Ama şirret bir milletin, aşağılık bir insan türünün, türünün tek örneği bir varlık türünün türlü tuhaf iğrençliklerinden ötürü mü kopacak kıyamet?

İnsanlığın gözünün önünde en büyük, en hunharca, en barbarca cinayetler işleniyor yarım asırdır; ama bütün insanlık susuyor! Üstelik de, “siz bunlara layıksınız! Çünkü siz itiraz ediyorsunuz; çünkü siz ezber bozuyorsunuz” denilerek haksızlığa, işgale, işkenceye, katliama isyan eden, teslim bayrağı çekmeyen, insanın ve insanlığın onurunu koruyan ve kurtaran bu küçücük, bu kimsesiz kavmin katledilmeleri meşrulaştırılıyor.

İnsanlığın kıyameti değil de, nedir bu? Yahudi, yarın, hükümranlığına boyun eğmeyen herkese de aynı şeyi yapmayacak mı sanıyor bu dünyanın tuhaf insanları?

Evet, Filistin, yine kan ağlıyor. Oluk oluk kan akıyor Filistin’de yine. Günahsız çocukların, masum kadınların, her ân pis bir Yahudi saldırısının kurbanı olmaya aday bütün Filistinlilerin kaynayan kanı, fokur fokur kaynatıyor Filistin’deki cadı kazanını.

Avrupa tarihi, insanların, cadı kazanlarında cayır cayır yakıldıkları kanlı bir tarihtir, aynı zamanda. Cadı kazanlarını hiç söndürmedi Avrupalılar tarih boyunca. İnsanlar cayır cayır yakıldı. Afrika yakıldı. Amerika yakıldı. Amerika’daki bütün yerliler, kıtanın asıl sahipleri; hırsız, soysuz, haydut Avrupalılar tarafından gözlerinin yaşlarına bakılmadan alev alev yakıldı.

Yüzyıllarca bütün Avrupa kentlerinde Yahudi cadı kazanları kuruldu; Yahudi darağaçları kuruldu; zincirlere vurularak sokaklarda süründürüldü Yahudiler. Luther, Yahudileri imha planları hazırladı. Luther’in torunu Hitler, gaz odaları kurdu; cayır cayır yaktı Yahudileri.

Avrupa, Yahudiler için tam bir cehennemdi. O yüzden Amerika’ya kaçtılar. Amerika’yı kurdular. “Yahudi ruhu” olmasaydı, Amerika kurulur muydu? Hayır! Çünkü, “Yahudi ruhu”, kapitalizmin, açgözlülüğün, doymak bilmezliğin, uslanmazlığın azdırdığı, azmanlaştırdığı bir ruhsuzluk hâli/ydi.

Avrupa’da Yahudiler esirdiler. Amerika ise, Yahudilerin eseri ve esiri oldu: Amerika, New York demektir. New York yoksa, Amerika yok demektir. Amerika’nın da, dünyanın da kabesi, New York’tur. Finans dünyasının, siyaset dünyasının, ekonomi dünyasının, medya dünyasının tapınakları New York’tadır. New York’tan gelecek her buyruğa uymak zorundadır Washington.

New York’u New York yapanlar, Yahudilerdir: Dünyada İsrail’den bile fazla Yahudi’nin yaşadığı tek yer, New York’tur. O yüzden New York’a, Jew York denir Batı’da. (Jew, Yahudi demektir).

New York, Yahudiler tarafından rehin alınmıştır. Amerika ve dünya, Jew York tarafından esir ve rehin alınmıştır. Bu gerçeği, Batı’da yaşayan herkes bilir, iliklerine kadar hisseder; ama hiçbir şey demez; diyemez. Bir şey demeye kalktığı ân, hayatını söndürürler adamın.

Nitekim Actor’s Studio’nun yetenekli “metodist” oyuncusu Marlon Brando, sadece “Hollywood’a Yahudiler hâkim” demişti de, anasından doğduğuna pişman edilmişti. Yahudilerin kontrolündeki gazeteler ve televizyonlar, Marlon Brando’ya bu dünyayı dar etmişlerdi. Adam, sonunda kahrından öldü gitti.

Şimdi Yahudiler, dünyayı esir kampına dönüştürmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Bunun en aşağılık provasını, Filistin’de yapıyorlar yarım asırdır. Amerika’yı ve Avrupa’yı dize getiren insan türünün en aşağı örneği insan-altı varlıklar, İslâm dünyasını, Müslümanları, münhasıran da Filistin’i, Filistinlileri, Filistinli çocukları dize getiremedikleri, kendilerine boyun eğdiremedikleri için çıldırıyorlar. Kuduruyorlar. O yüzden, kan banyosu yaptırıyorlar, kan kusturuyorlar Filistinlilere. Bütün Müslümanlara âlem-i ibret olsun diye.

Oysa tarih boyunca Batılıların aşağılamalarından, cadı kazanlarından sadece Müslümanlar kurtarmış, Müslümanlar kucak açmışlardı Yahudilere. Yahudiler, intikamlarını Batılılardan alacaklarına Müslümanlardan alıyorlar. Böyle bir şeyi, ancak aşağılık bir varlık türü yapabilir/di yalnızca.

Kansız bu adamlar. Kana susamışlar. Kan içerek yaşabiliyorlar. Çünkü Frankenstein ruhu var bunlarda. Dünya, Frankenstein ruhlulara emanet edilebilir mi?

Not: Bu yazının geniş bir versiyonu, Gerçek Hayat dergisinin bu haftaki sayısında yayımlandı-YK.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 7, 2006 12:21 PM

Sayın Akyol

yazılarınızı okudukca humanist
söylemlere kaydığınızı görüyorum.Akıl gözünüz görmeye başladı artık.Bunu görmek beni son derece mutlu ediyor.Şu bir gerçekki humanist duygularınız ağır bastıkca dinlerden uzaklaşacaksınız ,dinlerden uzaklaşdıkca humanist olacaksınız insanları daha çok sevecek ve onları katledenleri savunanlarla çok daha büyük çatışmalar yaşayacaksınız.
Bekiryıldırım ve suat öztürkle olduğu gibi katliamları sözde kınayan ama gerçekte savunan yorumcularla sık sık karşı karşıya geleceksiniz..

Şunuda unutmadan geçmeyelimki Suat Öztürk, bir arap olan Ebu Musab el Zerkavi'ye de kuran dersi vermeli..zira o da kuranı yanlış anlıyor olmalı..Alparslan arslanı azmettiren ve şuanda hapiste olan imamında bir derse ihtiyacı var..Onu da hapishanede ziyaret edip kuranı yanlış anladığı yönünde bir ders versin... Ona tevbe ve bakara surelerindeki ayetlerin sadece cihad durumunda geçerli olduğunu anlatsın.. Ancak Allahın sözü iktidara gelmedikce cihat var sayılır derse ne cevap vereceğini de şimdiden düşünsün..

Humanizm ve din dedimde geçenlerde okuduğum bir mektup geldi aklıma..İlhan arselin sitesine çeşitli görüşlerden insanlar mektup gönderiyor.. Bir mektup dikkatimi çekti..Bunu sizinle paylaşmak istiyorum..Humanizmle din arasındaki ters orantıyı son derece net bir biçimde ortaya koyuyor... ateist bayanın mektuba verdiği cevabdaki olgunluğa da dikkatinizi çekmek istiyorum...


Kaynak:http://www.ilhan-arsel.org/Mektuplar/2006.html

Mail:
Comments

Gerçek su ki sizin gibi küfür kuduzlarinin bu dünyada yasama hakki yok. Siz hayat süren lesler toplumun kangrenli uzvusunuz ve insanligin islahi ve fesadin izalesi için bize düsen de sizin köküzü kurutmaktir. Vallahi eger sizin gibi itlerle bir karsilasirsam pislik dolu kafalarinizi kökünden koparmak boynumun borcu, rabbimin emri rasulullahin(s.a.v)rizasidir. Sizn gibi domuzlara (domuzlar sizden sereflidir) tavsiyem eger yasamayi seviyorsaniz saklandiginiz deliklerden asla disari çikmayin!


Cevap:

Sayfalarimiza baktiginiz icin tesekkur ederiz.

Lutfen okumaya ve dusunmeye devam ediniz.

Ebru

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

SEZGİN BEY, TEŞEKKÜR EDERİM AMA BEN HİÇ HÜMANİST DEĞİLİM. TEİSTİM. BU AÇIDAN SANIRIM VE BEKİR VE SUAT BEYLERLE ÇOK TEMEL VE ÖNEMLİ BİR ORTAK NOKTAMIZ VAR. ONDAN SONRASI DETAYLAR ÜZERİNDE FİKİR AYRILIKLARI...

Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: July 7, 2006 1:32 PM

bugun amerikada ve avrupada her insan kendi dinini rahatlikla icra edebiliyor, isteyen istedigi sekilde cami vs acabiliyor, kuran vs dagitabiliyor. ozgurluk buyuk bir oranda Allahin butun insanlara verdigi en buyuk nimet olarak algilaniyor. fakat maalesef yaklasik hicbir arap ve musluman ulkede amerika ve avrupada muslumanlara taninan ozgurlukler burada oteki inanclara sahip insanlara taninmiyor. tam aksine bircok yerde incil okumak ve dagitmak hapislik bir suc olarak goruluyor, yahudiler ve kutsal kitablari cogu zaman lanetli olarak gorulup asagilaniyor vs.
sonra bunun ardindan kalkip da "mazlum muslumanlar" teranesini hic utanmadan ve Allahtan korkmadan empoze edebiliyor bazilari..... pes dogrusu, gercekten mide bulandirici.......

Yazan: hakan karaman Tarih: July 10, 2006 11:13 AM

Hakan Bey,

Sizde acaba vicdan var mı? Veya siz gazete kitap falan okuyor musunuz? Dünya siyasi tarihinden haberiniz var mı?

Aydınlanmadan? Sömürge tarihinden, coğrafi keşiflerden? Amerika kıtasının işgal edilip yağmalanmasından? Afrikanın ele geçirilip milyonlarca insanın kölelştirilmesinden? Tüm zenginliklerinin sömürülmesinden* Filistinden, Irak'tan? Bosna'dan haberiniz var mı; orada yaşanan katliamlardan? Irak'ta tecavüze uğrayanlardan, öldürülen çocuklardan? Ebu Gureyb'de suçunun ne olduğunu bilmeden ikence görenlerden haberiniz var mı? Ya Guantomalo yıllardı işkenceye ve tecavüze uğrayanlardan? Peki İsrail'in bugünlerde Gazze sokaklarına evlerin aralarına kadar tanklarla girip rastgele ateş ederek çocukları ve kadınları öldürdüğünden haberiniz var mı?

200 yıldır Batı dünyası tüm dünyanın kanını emip, bütün zenginlikleri sömürüp milyonlarca insanı katledip kendisine bir saltanat kurdu.Ve bu saltanatında mazlumların kanı üzerine yükseltti.İki dünya savaşında birbirine girdi 60 milyon insan öldü.İki kanlı ideoloji(Komünizm ve faşizm) 100 milyon masumun canına maloldu. Bunca bedelden sonra yine kendi insanlarına görece özgürlükler sundu. Ortaodoğunun zenginliklerine zorbaca oturdu 100 yıldır sömürdü hala da sömürüyor. Sömürmesi yetmedi, Ortadoğunun kalbine yine kendi katlettiği, soykırıma uğrattığı Yahudileri hançer gibi yerleştirdi ve güya diyet ödemiş oldu. O da yetmedi pervasızca destekledi, Yahudilerin teolojilerinin gereğini yapmalarına izin verdi.. Hala da destekliyor, zulme seyirci kalıyor..

Yahudi teolojisi ne söyler bilir misiniz? Yahudi olmayanların tümü "goyim" dir.Yahudilere göre "goyim"ler insandan sayılmazlar; çünkü yahudi değillerdir. Bakınız Mustafa İslamoğlu bir yazısında Yahudi teolojisi hakkında neler söyler:

"Her Yahudi tevrata geçmeden önce "Beraha"yı okumak zorundadır:
"Baruh Ata A-do-nay, E-loenu Meleh Aolam, Aşer Bahar Banu Mikol Aamim, veNatan Lanu Et Torato!" (= Tüm dünya milletleri arasından bizi seçen ve bize Tora'sını veren Evrenin Kralı, Sen, Tanrımız: Kutsalsın).

Talmud Zeyli olan ve İsrail'de heryerde dağıtılan Hesronot Shas adlı "ilmihalde", bir Yahudi bir mezar önünden geçerken mezarda yatanlar Yahudi'yse dua etmesini, değilse (Jeremiah 50.12'ye uyarak), mezardaki ölülerin annelerine lanet etmesini şart koşar.

Kabalist geleneğe ait Shevet Musar adlı ahlak kitabında yer alan "Yahudi kadın şu dört şeytani varlıkla karşılaşmaktan kaçınmalı: goyim, domuz, köpek, maymun" ilkesine ne dersiniz acaba? Pekii "Halacha'ya göre tüm goyim (Yahudi olmayan) kadınların fahişe olarak kabul edilir" hükmüne ne dersiniz? "

İsrail bugün Yahudi olmayanları "insan"dan bile saymıyorken ve bütün zulmünün temelinde bu teoloji yatıyorken sizin midenizi bu zulüm bulandırmıyor da ezdiği, katlettiği tecavüz edip çocuklarını öldürdüğü insanlar için "Mazlum müslüman" nitelendirilemesi bulandırıyor öyle mi? Hem de "incil" dağıtamıyorlar diye!?..

Bugün Ali Ünal şöyle yazmış:

"İsrail’in yarım asra yakındır Filistin’de uyguladığı politikalar, sınır tanımaz zulüm ve katliamlar, Jewish Fundamentalismin Israil’in kendileri de birer Yahudi olan yazarları Israel Shahak ve Norton Mezvinsky’ye göre, dinle kaynaştırılmış ve dünyayı Yahudi olan ve olmayan şeklinde ikiye bölen en ayrımcı bir ırkçılıktan kaynaklanmaktadır. Shahak ve Mezvinsky, bütün milletlerin karşı çıkması gerektiğini ifade ettikleri bu ırkçılığın Talmud’a dayandırıldığını belirtmekte ve şöyle yazmaktadırlar: “Talmud der ki: Birbirine zıt iki ruh vardır: Yahudi olmayan ruh şeytanî âleme aittir; Yahudi ruh ise, kudsiyet âleminden gelir.” Yahudi köktendinciliğinde Mesihî akımın babası olan Rabbi Kook, şöyle der: “Bir Yahudi’nin ruhu ile Yahudi olmayanların ruhları arasındaki fark, insan ruhu ile hayvan ruhu arasındaki farktan daha derindir "

Bu satırlarda kendisi de bir Yahudi asıllı olan İsrael Şhahak'ın "Yahudi Tarihi-Yahudi Dini" adlı kitabından. Bakalım okuyunca mideniz nasıl olacak:

"1980 yılı yazında, Yahudi teröristler tarafından düzenlenen ve Nablus Belediye Başkanı Bassam Shak'a'nın iki bacağını; Ramallah Belediye Başkanı Kerim Hallaf'ın da kolunu kaybettiği saldırı ardından bir grup Yahudi Nazi, Tel Aviv Üniversitesi'nin bahçesinde toplanmıştı. Bu grup, birkaç kediyi kızartmış ve Arap belediye başkanlarının kopan etlerinden yapılmış "şiş kebap" olarak yoldan geçenlere sunmuştur. Bu korkunç partiye -benim gibi- şahit olanlar; şu anki bilgi düzeyi ile bu tür bir korkunçluğu tanımlamanın mümkün olmadığını itiraf etmişlerdir." (s. 125, dn. 25)

Ama bunlar önemli değil size göre.. Müslüman düşmanlığı öylesine gözünüzü bürümüş ve zihniniz öylesine iğdiş edilmiş ki mazlumla zalimi, iğfal edenle iğfal edileni,katille maktülü, sömürenle sömürüleni, tecavüz edilenle sapığı yer değiştirmek de bir beis görmüyorsunuz.

Evet ortada mide bulunduran birşey var. O da sizin bu ahlak yoksunu, ifrazatı paçalardan akan kindar düşünceleriniz... Hayret ki alenî zulmü görmezden gelip mazluma dil uzatıyorsunuz..

Yazıklar olsun!...

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 10, 2006 7:42 PM

Suat Bey,
Hakan adli sahsin yorumunu ben de simdi gordum; yanitiniz sadece kendisi icin degil, bu konuda onunla taraf olan herkes icin de cok aciklayici ve yerinde tespitlerle dolu! Hatta verdiginiz cevabi, kopyalayip arsivime kaydettim.
Iste benim de boyle gercekleri gormezden gelip,utanmadan bu tarz nutuklar ceken insanciklar midemi bulandiriyor! Bir de Allah korkusundan bahsetmis; acaba bunun anlamini ve yukledigi vicdani sorumlulugu kendileri ne kadar biliyorlar!
Bu tarz insanlari Allah'a havale ediyorum!
Saygilar,selamlar,
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 10, 2006 8:53 PM

İsrailliler gazzeden çekilmişler ve barış için olumlu bir adım atmışlardır .Ancak filistin halkının onlara cevabı,terörist örgüt olan haması iktidara getirmek olmuştur. Bu yetmiyormuş gibi son olarak filistinliler israilli bir askeri kaçırmışlardır...
Bu, bardağı taşıran son damladır..Dikkat ettiyseniz dünya israilin saldırılarına tepki vermemişdir. Çünkü müslümanlar yaptıkları her katliamlarla artık sabırları taşırmışlar, kredilerini doldurmuşlar ve dünyadaki tüm desteklerini yitirmişlerdir...Bundan sonra süreç bu şekilde işleyecekdir...İnsanoğlu katliamlar yapan,dünyayı kana bulayan bu teröristleri ve destekcilerini birbir yok edecekdir..... Zerkaviden sonra çeçen terörist Şamil Basayev de öldürülmüştür... Katlettiği 320 rehinenin ve diğer masum insanların intikamı alınmıştır...Bununla beraber Halit meşalin de sonu aynıdır...Zaman Sayın Akyolu haklı çıkaracakdır. Müslümanlar uyguladıkları terörle ve teröre verdikleri destekle kendi sonlarını getireceklerdir..

Müslümanların yaptıkları savaş değildir bu kurtuluş mücadelesi değildir..Bu çok açık terördür... Hiçbir kurtuluş mücadelesi, insanları katlederek,masum rehineleri öldürerek camide ibadet eden din kardeşlerini katlederek yapılmaz.. Kuvayi milliye de zamanında kurtuluş mücadelesi vermiş ama bu mücadeleyi sivil halkı katlederek değil,cephede çarpışarak vermişdir..

Teröre bulaşanlar ve teröre bulaşanları destekleyenleri insanoğlu sonsuza dek affetmeyecekdir...

Hakan beyin tesbitleri son derece yerindedir... İslam ülkelerinde diğer dinlere özgürlük verilmez..Diğer dinlerden olan insanlarla konuşulması bile ayetlerle yasaklanmışdır... Ancak zincirlerini kıran ve özgürlüğü dinlerine tercih eden bazı modern müslümanlar, bu ayetleri dikkate almamakta ve birçok yabancı dost edinmektedirler... İnsanlar özgürlükleri için dinlerinden bile vazgeçer...ve vazgeçecekdir de..


.....................................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

BU YORUMU TAMAMEN HAKSIZ VE YANLIŞ BULUYORUM. FİLİSTİNLİLERİN TERÖRE BAŞVURMASI BENCE DE YANLIŞ, AMA BU, YAŞADIKLARI BÜYÜK MAĞDURİYETİ ORTADAN KALDIRMIYOR. İSRAİL'İN SON SALDIRISI DA HAKSIZDIR VE GİDEREK "KATLİAM" BOYUTUNA VARAN BİR TECAVÜZDÜR.

"DİĞER DİNLERDE OLAN İNSANLARLA KONUŞULMASI AYETLERDE YASAKLANMIŞTIR" İDDİASI İSE TAMAMEN GERÇEK DIŞIDIR. KURAN'DA BÖYLE BİR AYET YOKTUR.

Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: July 11, 2006 1:10 AM

her dinin icinde fanatikler ve asirilar vardir.
yahudilerin icinde de yukarida arkadasin aktardigi asiriliklari yapan insanlar oldugu gibi
cok sayida son derece hosgorulu, saygili, demokrat insanlar var elbette. onemli olan bence bu pozitif yanlari ortaya cikarip vurgulayarak
insanlari ozgurluklerle dolu, adil ve hosgorulu bir toplum haline getirebilmektir. aksi takdirde
herkes bu arkadasin yaptigi gibi asiriliklari on plana cikarip provokasyon yaparsa, bu hem yahudi, hem hristiyan ve hem de muslumanlar icin
kotu sonuclar dogurur. birkac ornekle ne demek istedigimi ozetle anlatayim o halde:

daha gecenlerde afganistanda hristiyanligi kabul eden bir afganli neredeyse linc edilecekti. bu adam ancak afganistandan kacirilarak hayati kurtarildi. cunki islamci fanatiklere gore baska bir dini kabul eden insanin yasama hakki yoktur.
boyle biri insan yerine bile konulmaz. fakat bu zulmu isleyen boyle egoist ve fanatik bir afganli bugun amerika ya da avrupaya gittiginde istedigi gibi camiye girip namaz kilabilir. orada islami yeni bir din olarak kabul etmis bircok insanla da karsilasabilir.
yine boyle egoist ve fanatik bir afganli kendi yurdunda diger insanlarin kutsal kitaplarini asagilar ve yirtip cope atar. fakat yine bu egoist afganli yuzu bile kizarmadan amerika ya da avrupanin her kosesinde kendi kutsal kitabini rahatlikla taleb edip okuyabilir. hatta burada Kurani yirtip atmaya calisan biri derhal devlet tarafindan cezalandirilir. bunun gibi nice orneklerle bu listeyi sayfalarca uzatabilirim.
fakat benim niyetim bunun yerine daha kestirme bir sekilde ozgurlugun, hosgorunun onemini vurgulayarak ve Muhammed Peygamberin getirdigi "senin dinin sana, benim dinim bana" anlayisini hakim kilarak insanlari bir araya getirmektir. dolayisiyla yukarida --yapilan provokasyonlar karsisinda-- verdigim tepkinin
biraz asiri oldugunu kabul ediyorum, ve daha ilimli bir tarzda butun insanlari adalet, hosgoru, ve karsilikli anlayis cercevesinde yasamaya davet ediyorum....... eger bunu basaramaz ve yukaridaki tarz provokasyonlarla gitmeye kalkarsak, bunun sonu butun insanlik icin karanlik olur. nitekim bugun avrupada da yukaridaki arkadaslarin mantalitesinde dusunup islami son derece egoist, kan dokucu, bencil,
somurucu bir vampir gibi gostermeye calisan yazarlar var ve bunlar bunu Kurandan getirdikleri orneklerle insanlara kanitlamaya calisiyorlar. Allahtan su an icin bu provokasyon faaliyetinde o kadar basarili degiller......
ne demek istedigimi anlatabilmisimdir insallah.....

Yazan: hakan karaman Tarih: July 11, 2006 4:02 AM

bence de hakan arkadasin soyledigi seylerde
buyuk oranda dogruluk payi var. aksi takdirde bu konulara negatif bir bakis acisiyla yaklasirsak, ornegin suat arkadasin yahudileri yermek icin verdigi ornekler saniyorum bugun tum fanatik ve asiri muslumanlarin da yaptigi seyler degil mi?
bugun musluman disindaki tum insanlar "gayri muslim" seklinde damgalanarak asagilanmiyor mu? bugun hangi fanatik musluman baska dinlere mensup kisilerin mezari yanindan gecerken onlara lanet etmiyor? dolayisiyla once merhameti, hosgoruyu butun insanlik icin kendimiz kazanmaliyiz, daha sonra belki daha uygun ve hakli elestiriler getirebiliriz sanirim. aksi takdirde bu artistik mazlum soylemleri sadece
kisilerin kendi gaddarliklarini, kinciliklerini, egoizmlerini maskelemeye yonelik ucuz tavirlar olmak disinda medeni ve kulturlu insanlar nezdinde olumlu bir etki yapamaz saniyorum.

Yazan: kemal akbulut Tarih: July 11, 2006 4:41 AM

Bazı cehaleti paçalardan akan arkadaşlar İsrail-Filistin meselesini öyle bir değişik göstermeye çalışıyorlar ki neredeyse benim bile yahudilere acıyıp memleketimdeki birkaç yüz dönüm tarlayı bile veresim geliyor.

Neymiş "İsrailliler gazzeden çekilmişler ve barış için olumlu bir adım atmışlardır"mış mış.. :-))Bu cahilane sözlerin sahibi İsrail'in Gazze'nin ne kadarından (sahi Gazzede ne arıyor İsrail?) ve ne gibi şartlarla (Batı Şeria'nın işgalinin devamı, su ve tarım kaynaklarının işgalinin devamı, gettolara benzer ayrımların derinleştirilmesi vs vs)) çekildiğini bilmediğnden okuduğu birkaç haberi meşrebine uygun bir biçimde yorumlama çabasına giriyor. Bu cahilliği sırıtma modunu geçip kahkahaya dönüşen sözleri aslında ciddiye almaya gerek yok ama Filistin sorunun tarihçesini buraya yazmak için bir vesile olarak kullanılabilir.

Bu tür yazılar başka bir yazımda da söylediğim gibi büyük bir kavram karmaşası yaşayan, bilgiden yoksun, tarihten ve büyük dinlerin teolojilerinden habersiz, sömürgeye uğramış beyinleriyle kraldan daha fazla kralcı olan klişe kişilerin düşüncelerine güzel birer örnek. Neymiş "Hakan Bey'in tespitleri son derece yerindeymiş"miş. Yerinde bulmasa şaşardım zaten meşrebine ihanet etmiş olurdu.

Önceleri bir başka İslam düşmanı vardı bu forumda, kendine ait fikri yoktu intihaller yapar, intihali meydana çıkınca da yüzsüzlüğün alasını sergiler ve "ne var bunda?" derdi. Bunda da aleni kasıtlı/kasıtsız çarpıtma, bodoslama cehalet ve yalan var ve anlaşılıyor ki bunda arkadaşımız bir beis görmüyor..

Şimdi Filistin'de İşgalin ve Direnişin tarihçesini çok kısa şekilde ele alan 2002 tarihli Yürüyüş dergisinin 12.sayısından, Nurcan Solak imzalı yazıyı alıntılıyorum.Belki bu meşrepteki vicdan yoksunu şahıslar okurlar da biraz bilgi sahibi olup saçmalama modundan çıkarlar:

-------------------------------------------------
Filistin'de son birkaç yildir yasananlar Oslo'da baslayan "baris süreci"nin sonu degil sonuncusuydu. Bir çok siyasî göz­lemci, dirilen intifadayi baris olasiligina vurulmus bir darbe olarak gördü. Hatta daha da ileri gidip Filistinlilerin bu sü­reci adeta baltaladigi ve onunla da kalmayip çocuklari as­kerlerin önüne sürüp, ölmelerine neden olduklari yazildi. Yüzlerce müslümanin katledilmesinin faturasi yine onlara çikartilmaya çalisildi ve hala da çalisiliyor. Tüm bu isabetsiz gözlemler sorunun baslangicindan beri Filistin'in sömürgelestirilme tarihinin parçasidir ve bu yüzden de anlasilir açiklamalardir. Filistin direnisini tam manasiyla anlayabilmek için onun tarihine bir göz atmak gerekir:

1896'da siyasi siyonizmin babasi olarak bilinen Theodor Herzl bir Yahudi devletinin gerekliligi tezini ortaya atti. Ancak o dönem çok fazla taraftar toplayamadi.

Bir yil sonra Isviçre'de toplanan "Birinci Siyonizm Kongresi"nde Yahudi Devleti'ni kurmak amaçli bir takim kararlar alindi:

Filistin Allah tarafindan Yahudilere verilmis topraklar­dir.

Filistin'e Yahudi göçünü özendirmek gerekir.

Bunu basarmak için malî destek saglayacak örgütlenme gerçeklestirilmeli ve diger ülkelerin destegi saglanmalidir.

Böylece bölgede sömürgeci çikarlari olan Ingiltere'nin destegi saglandi.

1904'te Herzl öldü, ancak onun temelini attigi siyonizmin ana siyasî taktigi hiç degismedi. "Emperyalist bir mer­kezin güdümünde ve onun çikarlarinin hizmetinde bir Yahudi Devleti kurma fikri ve bunun olasi yerel direnisleri kir­manin tek çaresi olarak görülmesi." Her zamanki gibi sö­mürgeci iktidar, yaptigi haksizliklari "ilerleme ve aydinlanma" kilifiyla örtüyor.

Yahudilerin büyük kismi, bu devletlesme hareketinden uzak duruyor ve Filistin'i bir vatan olarak görmüyor. Siyonist örgütlerin malî destegi ile göç eden 120 bin Yahudi'nin çogu sonradan geri dönüyor.

1917 Balfour Deklerasyonu ile Israil Devleti'nin kurulmasinin ilk adimi atiliyordu. Filistin Yahudiler için "millî yuva" ilan ediliyor ve bunun yerli halkin varligim tehdit etme­digi ileri sürülüyor.

Hem göç eden Yahudilere destek olmak, hem de Filistin'de olabildigince çok toprak satin almak için, özellikle Amerikali Siyonistlerin destegi ile "Millî Yahudi Fonu" olusturuluyor. Satin alinan topraklar Yahudilerin kollektif mali kabul ediliyor, baska birisine satilmasi ve kiralanmasinin önüne böylece geçilmis oluyor.

1929'da Zürih'deki kongrede "millî yuva" Yahudi Devleti olarak aniliyor, Akabinde Filistin'de gerçeklesen göste­ride bir çok Arap ve Yahudi ölüyor.

Kisa bir süre sonra Hitler'in Almanya'da basa geçmesi ile baslayan Yahudi soykirimi Siyonistlerce kullanilarak, göçün hizi arttirilmaya çalisiliyor, ancak bir hizlanma görül­müyor.

1936'da Yahudi göçmenlerinin sayisinin Ingilizlerin koydugu kotayi bile asmasi Filistinlilerin silahli ayaklanmaya baslamalarina sebep oluyor. Bu kargasada Yahudiler 10.000 kisilik silahli "Haganah"i kuruyor.

1939'dan itibaren baris görüsmeleri basladi. Ingiltere ayaklanmanin büyüyüp, sömürgeci emellerinin sekteye ugramasindan korktugundan, Yahudi yerlesimcilerin azalmasi yönünde baski yapip, Yahudilerin formal bir ordu kurma­larim da reddetti. Ancak Yahudi gerillalari Irgun ve Haganah düzenli saldirilara çoktan baslamislardi.

1946'da Amerika'daki seçimleri Truman kazandi ve Filistin'de iki devletin kurulmasini destekledigini açikladi. In­giltere 1947'de konuyu BM'ye havale ederek bölgeden çe­kildi. Ayni yil BM tarafindan kabul edilen "Filistin taksim plani" iki bagimsiz devlet kurulmasini ve Kudüs'ün ulusla­rarasi bir sehir olmasini öngörüyordu. Ancak bu da sürecin devamindan baska bir sey demek degildi; nitekim:

1) Nüfusun %31'i Yahudi oldugu halde Filistin'in %56'si Yahudi Devleti'ne birakildi. Bu bölgede yasayan nüfusun yarisinin da tüm etnik temizlige ve göçe zorlamalara ragmen Araplar olusturuyordu.

2) Yahudilere ayrilan topragin %90'i ve narenciye agaçlarinin da %87'si resmen Filistinliler'indi ki, bu Filistin tarafinin iktisadî gelisimini baltaliyordu. Böylece Yahudi devletine ve diger ülkelere bagimli bir devlet olmus olacakti.

3) Bu karar göçe zorlanmis 3.200.000 Filistinli mülteci­nin ülkelerine dönmesini de içeriyordu. Ancak Israil tara­findan buna müsaade edilmedi, aksine tüm Filistin'e yayi­lan Siyonist terörü 750.000 Filistinlinin daha sürülmesine neden oldu.

Köyler basilip, köylüler yerlerinden edildi, direnenler katledildi, çocuklu kadinli 254 kisinin katledildigi Dir Yasir katliami bu saldirilardan sadece biriydi. Katliami Irgun ve Israil'in Özgürlügü komandolari gerçeklestirdi.

BM kararindan sadece 6 ay sonra durum suydu: Siyo­nistler Kudüs'ü ikiye böldüler ve Ürdün'le paylastilar. Filis­tin'in %77'sini isgal ettiler. 340 köy, sehir yikilmis, nüfusun %70'i sürgün edilmisti. Filistin toplumunu mahveden bu yil "nakbah (felaket)" adiyla anilmaya baslandi. Nakbah'i takip eden 1,5 yil içinde sürgün edilen Filistinlilerin yerine 648.000 Yahudi yerlestirildi. 1948 1956 arasinda 5000'e ya­kin Filistinli memleketine dönmeye çalisirken can verdi.

Israil'in gözü doymuyor ve Filistinlilere kalan %23'lük dilimde de saldinlara ve iskencelere devam ediyordu. Han Yunus'ta 275, Refah'ta 3 Filistinli öldürüldü. Ariel Saron'un basinda oldugu bir gerilla Kibya köyünde 45 evi bombaladi ve onlarca kadinin ve çocugun ölümüne sebep oldu. Israil tüm bu saldirilari, kendilerim savunduklari kilifiyla örtmeye çalisiyordu. Ancak bu açiklamalar dünya kamuoyunu tat­min etmiyordu, nitekim yalan olduklari da ortaya çikiyor­du.

Israil uluslararasi arenada sarsilmis pozisyonunu dü­zeltmek için yeni bir taktikle Misir'a ajanlar gönderip, Arap karsiti kamuoyu olusturmak için Kahire ve Iskenderiye'deki Ingiliz ve Amerikan konsolosluklarini, kültür ateseliklerini, sinema ve kamu binalarini bombalatti. Ancak skandal ortaya çikinca BM tarafindan kinandi.

Tam bu dönemde Misir'in Israil karsiti fedaileri egitineye baslamasi ve Nasir'in önderliginde güçlenmesi Misir'in isgalini gündeme getirdi. Nasir derhal "olaganüstü tehlike­li fanatik" olarak gösterilmeye baslandi. Zaten Amerika ve batinin çikarlarina aykiri her harekete karsi gelistirilen ide­olojik savasin en önemli stratejilerinden biri lideri (Castro, Humeyni, Nasir, Saddam) ya da hareketi "irrasyonel, tehli­keli, fanatik" olarak göstermek olmustur, hala da öyle de­vam ediyor.

1956'da Israil Misir'a girdi. 1967'ya kadar Süveys kanalina kadar Misir topraklari, Suriye'ye ait Golan tepeleri Mi­sir idaresindeki Gazze seridi, Kudüs, Bati Seria isgal edildi.

Bu yenilgiden sonra 1964'te kurulan FKÖ, ilk zamanlardaki Arap milliyetçisi tutumunu degistirdi. Arafat liderliginde Fetih ve FKÖ içerisindeki sol siyasetler Filistin'in ba­gimsizlik mücadelesinde yeni bir dönem baslatti. Diger Arap ülkelerinden bagimsiz bir örgütlenmeye gittiler. Filis­tin'i merkeze almayi hedeflediler. Bu yeni olusumun ilk ta­lebi Filistin'de Yahudilerin ve Araplarin birlikte ve esit sart­larda yasayabilecekleri demokratik bir halk cumhuriyeti önerisiydi. Gerilla mücadelesi yaninda verilen bu "siyasi ve diplomatik mücadele" FKÖ'nün uluslararasi alanda kendine bir yer bulmasini sagladi. FKÖ'yü Israil ve ABD disinda­ki tüm ülkeler Filistin balkinin temsilcisi olarak tanidi. As­linda Filistin için bu verilebilecek en büyük tavizdi.

Israil de karsi atagi seçti ve bir yandan Bati Seria'daki kolonizasyon birimlerinin sayisini artirirken, diger yandan da Gazze seridi ve Bati Seria'da sinirli özerkligi olan bir si­vil idare önerdi. Böylece isgal edilen topraklari yerel çikar­larin muhafazasi için bölüp yönetecekti, Filistinlilerin top­luca organize olmalannin da önüne geçilmis olunacakti, Dünyanin gözünün Filistin'e çevrilmis olmasi önceki gibi toplu katliamlari mümkün kilmiyordu. Israil de bu gibi ge­listirdigi daha pek çok stratejiyle aslinda pek bir etkinligi ol­mayan Filistin yönetimim de kendine baglamisti. Düzen ve idare kanunlarim tüm Israil topraklarinda uygulayarak ve askerî bir yönetim kurarak tüm hakikî yetki ve idareyi orduya transfer etti. Böylece egitimden tarima, vergiden güven­lige, su kullanimindan mülk alim satimina kadar Filistinlile­rin tüm toplumsal hayati emir komuta zincirine baglandi.

1977'de Nasir'in ölümüyle basa geçen Enver Sedat kay­bettigi topraklari düsünerek Israil'le baris yolunu seçti ve Camp David anlasmalari akabinde topraklarim geri aldi, an­cak Israil'i de tanidigini ilan etti. Böylece Israil Misir'i nötralize etmis oldu.

FKÖ önceleri Ürdün'de aktifti, sonra, güneyinde 300.000 mültecinin yasadigi Lübnan'da mücadeleye devam etti. Bu bölgede Israil tarafindan Hristiyan Güney Lübnan Ordusu kuruldu. Bu ordu FKÖ'ye karsi savas veriyordu. Zamanin Likud hükümeti savunma bakani Ariel Saron sid­detli antipropaganda ile FKÖ'nün gözden düsmesini saglamaya çalisiyordu. Sanki hiçbir sebep yokmus gibi direnisi dis mihrakli FKÖ'ye bagliyordu. Devlet tarafindan planla­nan kolanizasyon politikalari da kendilerine ayrilmis toprak parçalarina sigmayan Yahudi yerlesimcilerin gayri nizami yerlesme çabasi olarak gösteriliyordu.

Basbakan Begin ve savunma bakani Ariel Saron Lüb­nan'i isgal edip FKÖ'yü sürme ve Beyrut'ta Israil yandasi bir hükümet kurma planlari yapiyorlardi. 1978'de Israil 1000 Filistinli'yi öldürüp, onlarca Lübnanli'yi surup, güney Lüb­nan'i isgal etti. FKÖ kamplari bombalandi. 1981'de Ameri­ka'nin oraya gitmesi ile ateskes ilan edildi.

Bu arada Londra'da Israil Büyükelçiligi'ne bir saldiri düzenlendi. Israil'in bekledigi de buydu ve Saron'a bagli ordu Beyrut'a girdi. Israil'in en kanli operasyonu ile 10.000 kisi katledildi. Yine Saron'un parmagiyla Sabra ve Satilla'daki kamplara sokulan 150 Falanj gerillasi gece gündüz çalisarak, kadin ve çocuklardan olusan 3000 Filistinli'yi öldürdü. Bu Israil kamuoyunda bile tarihin en büyük gösterilerine sebep oldu. Begin Saron'u savundu, Saron istifa etmedi, sadece baska bir yere atandi.

1987'de Filistin tarihinde yeni bir sayfa demek olan "in­tifada" basladi.

1989'da FKÖ sürgünde Filistin Devleti'ni ilan etti. Israil ve Amerika disindaki ülkeler tarafindan tanindi.

1991'de Madrid konferansi ile Filistinliler FKÖ tarafin­dan temsil edilmeyecekler ve delegasyonlari Ürdün tarafin­dan nötralize edilecekti. Bu görüsmeler sirasinda da Israil stratejisi degismedi.

1992'de bir yil içinde baris sözü veren Kabin hükümet kurdu. Degisen bir sey yoktu. Halk Yahudi yerlesimcilerle çevrili kocaman hapishanelerde yasiyordu adeta. Bu sirada Oslo'da Israil ve FKÖ arasinda gizli görüsmeler basladi. 1958'de son halini alan anlasmada FKÖ'ne kismî özerklik veriliyordu. Siyasî egemenlik, Kudüs'ün gelecegi gibi konu­lar söz konusu bile edilmedi. Pek bir degeri olmayan diger kararlar da Israil'in stratejik muglaklik siyaseti ile istedigi sekilde yorumlanip ihlal ediliyordu. Tüm bu süreçle FKÖ Israil'in varligim tanimis, karsiliginda ise sadece Arafat'in Fi­listin balkinin temsilcisi olma hakkini kazanmisti. Filistin balkinin haklarinin lafi bile edilemiyordu. Bu anlamda ne ufak bir istek bile görüsmelerin sonlandirilmasiyla tehdit ediliyordu.

FKÖ'nün artik yapamadigi mücadeleyi Hamas yürütü­yordu. Siklasan Yahudi saldirilari Hamas ve Hizbullah'in iyi­ce güçlenmelerini sagladi. Israil destekli Güney Lübnan orduna karsi mücadele ettiler. Bu direnis tutucu Yahudilerin tavrinin keskinlesmesine sebep oldu. 1996'daki seçimlerde Likud lideri Netenyahu kazandi. Netenyahu Oslo'nun Filis­tinliler açisindan güdük metnini bile bir taviz olarak görü­yordu. Dogu Kudüs'te Israil egemenligini derinlestirme amaçli çevre yerlesim birimlerini artirdi ve Harem eSerifin altina Yahudilerin kullanmasi için bir tünel kazilmagi projesini baslatti. Kutsal yerlere yapilan her tecavüz bir kar­si direnisle karsilasiyordu. Her seferinde onlarca kisi ölü­yordu.

1999'da Netenyahu hükümeti devrildi. Yerine "baris insani" kod adli Ehud Barak seçimi kazandi. Barak, Israil ordusunu isgal altindaki Güney Lübnan'dan anan baski, dire­nis ve de askerî basarisizlik nedeniyle çekti. Bu arada Filis­tin yönetimi gün geçtikçe yolsuzluk ithamlari altinda sarsil­mis, önderi Arafat sosyal destegi yitirmisti. Artik Israil kisa bir süre önce tanimadigi Arafat'i oldu bittiye getirilmeye ça­lisilan "Baris Süreci"nin tek güvencesi olarak görüyordu. Ancak Filistinliler artik Arafat'in bu temsilciligin; istemiyor­lardi. Diger baris görüsmelerinden pek farki olmayan 2. Camp David basladi.

En son Ariel Saron'un 1000 Israil askerini Barak'in da onayiyla yanına alarak Kudüs'deki Harem el-Serifi ziyaret etmesi Kudüs Israil'indir mesaji tasiyordu ki, yeni intifadanm baslamasini tetikledi. Saron bu küstahligini Filistinliler için Kibya'ya Sabra ve Satilla'ya girmesinin sembolik bir kar­siligi oldugunu çok iyi biliyordu. Ertesi gün baslayan göste­rileri bastirmak için Israil askerleri 7 Filistinli'yi öldürdüler. Yaralanan 200 Filistinlinin çogu da ömür boyu sakat kalacakti. O günden beri yüzlerce müslüman Filistinli öldürüldü.Buna ragmen Israil benzeri görülmemis bir kampan­yayla masumu zalim gösterme çabasinda. Çocuklarin ölümünden, onlari askerlerin önüne sürenleri sorumlu tutu­yor, isgali normallestirip, o askerlerin Filistin topraklarinda ne aradiklari, kendilerine tas atan çocuklara niçin mermi siktiklari; ayni askerlerin, okullari neden bombaladigi ve Fi­listinli Müslümanlarin hala nasil direnebildigi sorulari hasir alti edilmeye çalisiliyor.


-------------------------------------------------

Sorunun, zulmün, işgalin kısa tarihçesi böyle..

Bir de bu sorunu detaylarıyla işleyen güzel bir kitap var. Mete Çubukçu'nun "Bizim Filistin"adlı kitabı..

Bu kitap için Hilmi Yavuz'un yazdıklarını da göz atmakta fayda var. Mustafa Bey'in affına sığınarak alıntılıyorum:

-----------------------------------------
Sevgili Mete Çubukçu’nun kitabı tam zamanında yayımlandı ‘Bizim Filistin: Bir Direnişin Tarihçesi’, gerçekten büyük bir gazetecilik ve elbette yazarlık başarısıdır. Türk medyasında Filistin üzerine uluorta ahkam kesen bir kısım köşe yazarının, bu kitabı başından sonuna kadar, dikkatle okumasını öneririm. Çubukçu’nun ‘Sunuş’ yazısında da belirttiği gibi, ABD’ye yönelik saldırının ardından, Arap ve Müslüman avına çıkan dünya ve Türkiye medyası da yıllardır Ortadoğu’da olanların farkında değil’. Evet, maalesef, farkında değil!

Gazetecilik başarısıdır;– evet, bütün bu ‘namüsait ahval ve şerait’ karşısında, Ramallah’ta İsrail askerî kuşatması altındaki evinden İntifada’yı yiğitçe yöneten Başkan Arafat’la yaptığı özel röportaj, Filistin’de olup bitenlerin iyi anlaşılması bakımından büyük önem taşıyor. Başkan Arafat, diplomatik yollardan kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için bütün imkanların, İsrail ve özellikle de ‘Sabra ve Şatila’ katliamlarının bir numaralı sorumlusu Ariel Şaron marifetiyle nasıl berhava edildiğini, kanıtlarıyla ve birer birer gözler önüne seriyor: Camp David, Oslo Anlaşması, BM kararları, Taba Anlaşması, Wye River Anlaşması... İsrail, bu uluslararası kararların hiçbirini neden tanımadı? 28 Eylül 2000’de başlayan İkinci İntifada (‘El Aksa İntifadası’), İsrail’in Oslo Anlaşması koşullarına ‘büyük ölçüde’ uymamasından ileri gelmiyor mu? Şaron, Harem ül Şerif’e niçin girdi? Bu, açık bir provokasyon değil miydi? Sayın Cumhurbaşkanımız, El Aksa İntifadası’nı başlatan İsrail saldırılarını 2000 Ekim’inde yapılan İSEDAK toplantısında şu sözlerle eleştirmemiş miydi: ‘Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de meydana gelen ve sorumsuz kimi kışkırtmaların ardından İslamiyet’in en kutsal yerlerinden biri olan Harem ül Şerif’te, 28 Eylül Cuma namazından sonra Filistinli kardeşlerimize karşı girişilen şiddet hareketleri İslam dünyasını derinden yaralamıştır.’

Dahası var: Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Konferansı’nın 1–2 Eylül 2001 tarihinde, Güney Afrika’nın Durban şehrinde yaptığı toplantıda, İsrail’in ‘ırk ayrımcısı’ ve ‘insanlığa karşı suç işleyen’ bir devlet olduğuna ilişkin kararı niye göz ardı ediliyor? Çubukçu’nun kitabında, kendi deyişi ile ‘İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı politikaların’ ‘apartheid’den başka bir şey olmadığı’nın kanıtları, hâlâ görmezden mi gelinecek?

‘Şaron, uyguladığı ‘abluka’nın hemen arkasından Filistinlilerin karşısına ‘duvar’la çıktı’, diyor Mete Çubukçu... Şaron’un, ‘yıllardır dikenli tellerle yerleşim birimlerini ayıran, örneğin El Halil kentinde camilere ulaşmak isteyen Filistinlileri engelleyip, dikenli tellerin önünde namaz kılmaya zorlaması’na karşı hiç mi ses çıkarılmayacak?

Gazze’nin, ‘İsrail tarafındaki sınırı yüksek tellerle, diğer tarafı Akdeniz’in mavi sularıyla çevrilmiş, dünyanın en büyük hapishanesi’ olduğu nasıl unutuluyor? ‘Dikenli telleri, teknolojinin en gelişmiş silahlarıyla donatılmış gözetleme kuleleriyle, yıllardır gözetleme altında’ tutulan Gazze’nin bir ‘toplama kampı’ndan ne farkı var?

Peki, ya yerlerinden yurtlarından sürgün edilenler? Mete Çubukçu yazıyor: ‘Dünya coğrafyasında hiçbir ulus, 50 yıl kendi topraklarından uzakta yaşamamıştır.’ Filistinlilerin sürgündeki nüfusu, şu anda, kendi topraklarındaki nüfustan daha fazla. ‘Filistinli mülteciler konusu, uluslararası sorun olmaktan öte, bir insanlık dramıdır’ diye yazıyor Mete Çubukçu. Ve geri dönüş umudu yok;– hiç yok!

İnsan hakları ihlallerine gelince, İsrail’in yüz kızartıcı bir sicile sahip olduğu görülmüyor mu? ‘Bizim Filistin’ kitabında, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı rapora göre, İsrail’in ‘insan hakları ihlallerinde ilk sırayı aldığı’ yazılı. Raporda, 2000 yılında Yahudi olmayanlara yönelik ihlaller(in) rekor seviyeye ulaştığı’ bildiriliyor. Ya ölenler, öldürülenler? Onların adı var mı gündemimizde? Yok;– hiç yok!

Çubukçu, ‘Önsöz’de şunları yazıyor:

Beni en çok etkileyen, Filistinli çocuklar oldu. 1995’te Gazze Şeridi’ndeki Cebeliye Mülteci Kampı’nı ve Beyrut’ta İsrail ile işbirliği yapan sağcı Falanjist güçlerin Ariel Şaron’un emriyle Filistinlileri katlettiği Sabra ve Şatila’yı gördükten sonra, Filistinli çocukların İsrail’e karşı verdikleri mücadelenin nedenini daha iyi anladım.’

Son söz’ü de Çubukçu’ya bırakalım: “Terör” ile “haklı mücadele” arasındaki ince çizginin burada iyice belirginleştiğini sanıyorum.” Bizim Filistin: Bir Direnişin Tarihçesi, Metis Yayınları, Nisan 2002)
-------------------------------------------------

Bütün bunlardan sonra hala utanmadan "müslüman teröristlerin ellerinden sıkıntıya garkolan zavallı yahudi kardeşlerimiz" mealinde ağıt yakanlar varsa bay Sezgin Kıroğlu ve avanesi gibi ben de onlara Sevgili Peygamberimiz(sav)'in söylediği veciz sözü şamar gibi yüzlerine fırlatırım:

"Utanmıyorsan dilediğini yap!.."

Not: Biraz uzun oldu kusura bakmayın..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 11, 2006 7:21 AM

Suat Bey, bir ustteki ilmekte Gaza'yi seyredince aklina ezilen, asagilanan katledene kufretmek gelen yaratiklar icin "mide bulandirici ifrazat" ifadesini kullanmis. Bir ustteki Sezgin Kiroglu yorumunu okuyunca bende ayni seyi hissettim. Evet ifrazat. Herhalde haya damarinin catlamai hali icin daha guzel bir ornek dusunulemez. Dilim tutuldu.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 11, 2006 9:47 AM

"Bu çok açık terördür."
Valla bu sezgin kıroğlunun durumu vahim arkadaşlar

İslam düşmanlığı yüzünden hastanelik olmuş bu arkadaş

Yazan: Sami Muzafferoglu Tarih: July 11, 2006 10:23 AM

ben kendi capimda bir muslumanim, ve filistinliler ile yahudilerin birarada merhamet, hosgoru, karsilikli anlayis ve ozgurluk icerisinde yasamasi taraftariyim. saniyorum peygamberimiz hayatta olsa, o da bugun bu yonde faaliyette bulunurdu. dolayisiyla yukarida alintilanan uzun yazilari sadece tahrik ve tek tarafli provokasyon olarak degerlendirdigimi soylemeliyim. ve bu tip yazilarin ne muslumanlara, ne yahudilere hicbir yarar saglamayacagini dusunuyorum. bunun yerine hep beraber oturup karsi tarafin yasam hakkini taniyarak ve nasil baris ve adalet icinde yasanabilecegini tartisip planlar ureterek bir yere varmaliyiz saniyorum. ayrica yukaridaki humanist arkadasa da selamlarimi iletirim. ben onu da kesinlikle islam dusmani olarak gormuyorum. Allah ateistlere ve humanistlere karsi da merhametlidir..... yeter ki birbirimizin inanclarina saygili ve hosgorulu kalalim ve daima elele hastaliklara, kazalara,
afetlere vs. karsi mucadele verelim.

Yazan: kamil arslan Tarih: July 11, 2006 12:26 PM

Saçmalamalar hız kesmeden devam diyor. İşte buyrun bir tane daha:

"ornegin suat arkadasin yahudileri yermek icin verdigi ornekler saniyorum bugun tum fanatik ve asiri muslumanlarin da yaptigi seyler degil mi? bugun musluman disindaki tum insanlar "gayri muslim" seklinde damgalanarak asagilanmiyor mu? bugun hangi fanatik musluman baska dinlere mensup kisilerin mezari yanindan gecerken onlara lanet etmiyor?"

Deveye "boynun neden eğri" demişler o da "nerem doğru ki" demiş. Bu satırların neresini düzeltelim bilmem?

Bir kere ben Yahudi inancını yermek için vermedim o örnekleri, İsrail'in zulmünün kökeninin nereye dayandığını göstermek için verdim. Her inanca (ateizm dahil) saygım olduğu gibi Yahudi inancına da saygım vardır. Ama başka inanç sahipleri, hem zulüm yapıp hem de mazlumlara iftira atarlarsa orada susmam beklenmesin.

Gelelim diğer argümanlara..

İslamda müslüman olmayanlar "Gayr-i Müslim" olarak "nitelendirir". Yani tanımdır, tıpkı hristiyanların ve diğer tüm dinlerin hariçtekileri tanımlamaları gibi. Me yapacak "bunlarda olgunlaşmamış ham müslümanlardır" mı diyecek.? Elbette "Gayr-i Müslim" Yani "islam dışında.." Zeka testi böyle bir şey galiba. Kelime aralarında ne kadar da belli oluyor?.. "Gayri müslim" tanımı belirtir, aşağılamaz. Gidin biraz kitap okuyun "zımnilik" ne demektir ve İslam nasıl görür, ona bakın.

Ve bir gayri müslim İslam'ı seçtiğinde "Müslüman" olur, dil, ırk, renk farkı yoktur İslam'da. Müslümanlar dinde kardeş, diğer insanlarda yaratılışta "eş"tir.

Ama mesela siz isteseniz de yahudi olamazsınız. Yahudi olmak için annenizin yahudi olması "olmazsa olmaz" şarttır. Babnıızn yahudi olması bile yeterli değildir. Hadi gidin bakalım "ben yahudi olmak istiyorum" deyin ne cevap alacaksınız.(tabi eğer değilseniz) Yüzünüz kızarmadan ırkçı bir teolojiyle, inanmayan birçok ateistin ve oryantalistin bile övgüyle bahsettiği İslam'ın tertemiz teolojisini karşılaştırmaya, o da olmadı çarpıtmaya çalışıyorsunuz. Pes..

Hiçbir Müslüman mezardan geçerken ölmüş diğer din mensuplarına lanet etmez. Hele bu hiçbir İslam'i nassa dayanmaz.Kaldı ki yahudilerin yahudi olmayanlara laneti inancç olarak değildir, ırk olaraktır, çünkü yahudi olunmaz yahudi doğulr. Bunu da mı ayıramıyorsunuz? İfrat ve tefrit her inançta/düşüncede vardır. Birkaç kendini bilmezin yediği herzeleri genelleştirerek hüküm vermek hakperestçe değildir. Yine İslam'da mürted olanlar öldürülür diye bir şey yoktur. Genelleştirme yaparak komik duruma düşmeyin. Müslümanlara, hem de tümüne, böyle iftiralar atmayın.. Bilginiz varsa konuşun, yoksa kafanızda hayal ettiklerinizi "bilgi" diye buralarda pazarlamaya kalkmayın..

Bütün bu yazdıklarımdan "Filistinlilerin yaptığı hiçbir yanlış yoktur" anlamı çıkmasın. Elbette yanlışları var, masum sivillere yönelik eylemleri gibi. Burada sorunun ne olduğunu anlamaya ve kökenini bulmaya çalışıyoruz. Ve zulmün artık durmasını istiyoruz. Bu yazdıklarımı da hem kendi blogumda hem de burada yazdıklarımla bütünlüğü içinde değerlendirin.

Yukarıda yazdığım, yahudi teolojisi ile ilgili argümanlara ve İsrail-Filistin meselesinin tarihsel süreci ve zulmün tarihi hakkında söyleyecek birşeyiniz varsa söyleyin, yoksa karnından, desteksiz ve cahilane konuşanlara kaybedecek kadar boş vaktim yok..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 11, 2006 12:57 PM

Sezgin Bey,

"İsrailliler gazzeden çekilmişler ve barış için olumlu bir adım atmışlardır .Ancak filistin halkının onlara cevabı,terörist örgüt olan haması iktidara getirmek olmuştur. Bu yetmiyormuş gibi son olarak filistinliler israilli bir askeri kaçırmışlardır...
BU, BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLADIR..Dikkat ettiyseniz dünya israilin saldırılarına tepki vermemişdir. Çünkü müslümanlar yaptıkları her katliamlarla artık sabırları taşırmışlar, kredilerini doldurmuşlar ve dünyadaki tüm desteklerini yitirmişlerdir...BUNDAN SONRA SÜREÇ BU ŞEKİLDE İŞLEYECEKTİR...İnsanoğlu katliamlar yapan,dünyayı kana bulayan bu teröristleri ve destekcilerini birbir yok edecekdir..... Zerkaviden sonra çeçen terörist Şamil Basayev de öldürülmüştür... Katlettiği 320 rehinenin ve diğer masum insanların intikamı alınmıştır...Bununla beraber Halit meşalin de sonu aynıdır...Zaman Sayın Akyolu haklı çıkaracakdır. Müslümanlar uyguladıkları terörle ve teröre verdikleri destekle kendi sonlarını getireceklerdir.."

diyorsunuz.

bir an için bunu sizin mi yazdığınızı yoksa İsrail Fanatik Kukuletalı yahudi faşistlerden mi alıntı yaptığınızı anlamadım. bardağı taşıran son damladan falan bahsediyorsunuz. Yahudi igalciler olarak mı sabrınız taştı ya da başka bir şey mi anlıyamadım burayı da!

"BUNDAN SONRA SÜREÇ BU ŞEKİLDE İŞLEYECEKTİR" derken de aynı şeyi hissetim...

bunu bebek katili Yahudi siyonist askeri istihbarat şefi mi söylüyor yoksa onların adına siz mi, başkası mı onu da anlıyamadım. anlıyamadım çünkü üslup bir fikir yazısı üslubuyla değil bir tarafın meydan okuması şeklinde yazılmış.

BEn bir süredir Amerikadayım ve yahudilerle birlikte çalışıyorum bir konuda. bir proje. Ne tuhaf ki bu yahudi arkadaşlarım İsrail'in politikalarını ve özellikle şu canice katliamlarını kesin bir dille eleştirip lanetlerken sizin şu tavrınızı görmek beni şoke etti. gerçekten şoke oldum. projenin yoğunluğundan uzun süredir ne okumaya ne yazmaya vakit bulabildim ama artık bu kadarına da pes doğrusu.

siz sadece islama değil aynı zamanda müslümanlara da aşırı derecede düşmansınız. Şaron kadar, BEgin kadar düşmansınız. Netenyahu'dan ise daha fazla düşmansınız. ne yaptı size bu insanlar? Acaba bu düşmanlığınızın gerçek sebebi nedir Sezgin BEy?

kusura bakmayın ama yazdıklarınız ben de sizin aslında fanatik yahudi olduğunuz izlemi uyandırdı. Bu kusura bakılacak bir şey de değil üstelik herkes istediği dine inanır. istediğiniz dine inanmakta ya da hiç inanmamakta tamamen özgürsünüz. kimse size en ufak söz söyleyemez. saygımız da sonsuz. ama siz de başkalarına bırakın saygı göstermeyi bari hiç olmazsa bu kadar kin ve nefret kusmayınız. bu kimseye bir şey kazandırmaz.

bakın bunu size bir iyiniyetli eleştiri olarak söylüyorum:

1-İslam hakkında en ufak bir bilginiz yok. kendinizi inandırdığınız saçma sapan bir İslam canavarı yaratmışsınız ve ona kin kusuyorsunuz.

2-Tarih, sosyoloji de okumamışsınız

3-Felsefe ve bilim felsefesiyle hiç ilgilenmemişsiniz.

4-Siyasi tarih ve siyaset felsefesinden en ufak bir iz bile yok yazdıklarınızda.

5-Hermenötik, linguistik gibi üst konulara artık sıra bile gelmez.

YAzdıklarınız sadece ve sadece İsrail Fanatizminin ve ABD emperyalist projesinin propagandasını ifade eden üstelik de çok daha fazla hamaset kokan kelimelerin bir araya gelmesinden ibaret..

Siz Bush yönetimine karşı Amerikan halkının tepkisini bile bilmiyorsunuz. sizin kanlı katilin ellerini öpmenize bedel, Amerikan halkının yarısından fazlası ona küfrediyor, yaptığı zulümlerden dolayı tepki gösteriyor.

bu bile sizin açınızdan ne kadar trajikomik bir durum.

yaptığınız yorumlar gerçek dünyadan tamamen kopuk. gerçeklerden kopuk algı ve hayal dünyası Allah korusun kişiyi şizofreniye kadar götürür. kendinizi bu derece yıpratmayın.

size daha önceki bir cevabımda belli konularda okumanızı tavsiye etmiştim. şimdi bu propaganda etkisinden bir nebze sıyrılmanız için, aydınlık, cumhuriyet, şalom gibi gazete ve dergileri bir süre okumayı kesip, Kant, Hegel, MArx, Heiddegger, Gadamer, Derrida okumanızı, sonra da herhangi bir dünya tarihi, ekonomi-politik okumanızı salık veririm. bunları okuyup sindirin inanın bir sorununuz kalmayacaktır. Kuran ya da dini kitap da okuyun demiyorum. ben de ne zamandır okumuyorum zaten. ama en azından düşünmek nedir, düşünce nedir, bir olay farklı boyutlarıyla nasıl değerlendirilir bu konularda açılım sağlarsınız.


Amacım sadece objektif olmanızı sağlamak. taraf olmayın, önyargılı olmayın yeter.

inanmayın, beğenmeyin, sevmeyin hiç önemli değil.

Yazan: nuri saglam Tarih: July 11, 2006 1:03 PM

"Zaman Sayın Akyolu haklı çıkaracakdır. Müslümanlar uyguladıkları terörle ve teröre verdikleri destekle kendi sonlarını getireceklerdir.."
Mustafa Bey'in bunu iddia ettiğini ancak bu arkadaş söyeleyebilirdi.

Kendisi cehaletin babası olma yolunda tebrik ediyorum

tüm yorumculara :

Alim ile eyle ulfet lal u mercan incidir
Cahil ile etme sohbet akibet can incitir

Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 11, 2006 4:00 PM

Mustafa bey bir dini savunuyorsanız,o dine ait kitabı en ince detayına kadar bilmelisiniz.
Buyrun..Diyanet çevirisidir.Yoruma mahal yoktur.Ancak siz kuranı diyanet işlerinden daha iyi bildiğinizi söylüyorsanız bana hiçbirşey söylemek düşmez..

Mâide Sûresi 51
- Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.


Filistin meselesine gelince, Türkler olarak elbette meseleye israillilerin bakış açısıyla da bakmak zorundayız... Şöyle düşünelim..Doğuda pkknın yerleşik olduğu bir bölge olsa ve onlar bizim askerimizi kaçırsa,İsrailin filistine yaptığından farklı davranabilirmiydik?Askerlerimizin başına çuval geçirdiklerinde neler hissettiğimizi unutmuş gibisiniz..
Müslümanların 1400 yıl öncesine saplanıp kalmış doğrularıyla, evrim geçirerek olgunlaşmış,olgunlaşarak daha insancıl hale gelmiş global etik değerler birbirleriyle örtüşmemektedir..

Bu forumda bile insanları katletmek cihad durumunda caizdir savunmalarını hep beraber okuduk... Bu savunmalar, gerek çeçenlerin gerek elkaidenin,gerekse filistinlilerin yaptığı katliamların onayıydı...Bekir Yıldırımla Suat öztürk, haması ve katliamları kınasınlar.. Kınayamazlar..çünkü o katliamlar cihadın parçasıydı diye düşünüyorlar...
Ancak ben İsrailin DİREK SİVİLLERE KARŞI YAPTIĞI KATLİAMI SONUNA KADAR KINIYORUM TEÖRİSTLERİN BULUNDUĞU BÖLGELER DIŞINDAKİ ZAVALLI FİLİSTİNLİ ÇOCUKLARI ,KADINLARI KATLEDEN VE BU KATLİAMIN EMRİNİ VERENLER HAYATLARI BOYUNCA SÜRÜNSÜNLER!!
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok vahim bir nokta daha var..Filistinliler terör kamplarına sivilleri yerleştirmekle kadınları ve çocukları kalkan yapmışlardır... Akılları sıra dünyaya İsrail sivilleri katlediyor mesajı vermektedir... Ancak durum artık inandırıcılığını yitirmişdir...Dünya müslümanlara olan desteğini tamamen çekmiştir...

Sayın Muzafferoğlu aynı cümleyi Mustafa akyol söyleyince doğru Sezgin kıroğlu söyleyince yanlışmı oluyor? Bu çifte standarttır... Filistinlilerin yaptığının terör olduğunu Mustafa bey de söylüyor...
FİLİSTİNLİLERİN TERÖRE BAŞVURMASI BENCE DE YANLIŞ, (MS)

Eğer insanoğlunun barış içinde yaşamasını istiyorsanız, her türlü terörü kınamalısınız... Aksi takdirde inandırıcılığınızı yitirirsiniz..
Suat öztürkün yazısını okudum bilgilendim aydınlandım güneş gibi oldum... Hayatımda bunun kadar tek taraflı yazılmış bir yazı daha görmedim..Tek yanlı ve taraflı yazıldığı belli... İsrail bugüne kadar hiç zulme uğramamış gibi gösterilmiş.. Kuruluşunun ilk yıllarında tüm müslüman ülkelerin birleşip israile açtıkları savaşdan ve bu savaşda ölen 6000 israilliden bahsedilmemiş...Yazının içinde filistinlilerin yaptığı katliamlara dair tek bir cümle yok.Sanki tüm suç israillilerde gibi anlatılmış... Böyle olunca da inanılırlığını yitiriyor.. Eğer bu süreç analiz edilecekse,hem filistinlilerin hemde israillilerin hataları ortaya konmalı..Bu ülke halkları geçmişde yaşananlardan ders çıkarmalı ve bu hataları tekrarlamamalıdır...
Suat öztürkün yazıları terörü haklı çıkarmaya dönük yazılardır..... İnsanlığa hiçbir faydası yoktur... İşgal altındayken nasıl örgütlenilmesi konusunda, neyapılması gerektiği konusunda kurtuluş savaşı tarihi incelenmelidir... Bu savaşta, insanları katleden ve savaş suçlusu olarak esir alınan yunan komutanlara bile işkence yapılmamışdır... Bu insanlar katledilmemişdir... Türkiyedeki sivil rumların kılına dokunulmamışdır... Arap müslümanları Türklere bakıp insanlığı öğrenmelidir..

İsraillilerin yaptıkları şiddet eylemlerini saymazsak, filistinlilere uyguladıkları göç ile bizim ermenilere uyguladığımız zorunlu göç benzerlikler göstermektedir..
Eğer filistinlilere yapılanlardan dolayı onların yaptıkları katliamları doğru buluyorsanız,ermeni tecritinden dolayı asalanında bizlere karşı yaptığı terör eylemlerini haklı bulmanız gerekir... Halklar tarih içinde bazen göç etmek zorunda kalacak bazen de göç ettirmek zorunda kalacakdır... Ancak 60 yıl önce olmuş bitmiş bir sürecin intikamının bu yıla kadar sürdürülmesi anlamsızdır..

Pkk, devletimizin sözde kürdistandan çıkması için teröre başvurmuşdur..Sizlere göre pkklılar bu terörü yapmakta haklıdır... Çünkü bizlerin sözde kürdistanı işgal ettiğimizi düşünmüşlerdir...
Yani her örgüt kafasına estiği gibi bahaneler bulup insanları katledebilirmi?İstanbulu işgal ettik diye bir rumun çıkıp da türkleri katletmesi sizce nekadar mantıklıdır?
Arkadaşlar, terörün hiçbir haklı yanı yoktur... Savaşların ise haklılığı olabilir... 2 halk cephede delikanlı gibi savaşırlar ama bu savaşda bile sivil hedeflere dokunulmaz... Sapla samanı karıştırmayalım... Savunduğunuz terör birgün gelir sizi de vurur.. hemde sizin şuanda filistini haklı bulduğunuz nedenlerle..

Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: July 11, 2006 4:11 PM

Sezgin Bey,

Sizin siyasi konulardaki cehaletinizi gidermek isteyecek kadar mazoşist değilim. Siyasi tarih bilginiz sıfır olduğu için bazı şeyleri size temeldan anlatmak gerekiyor.Buna da burada takdir edersinizki imkan yok.Bilgi düzeyiniz bu derece yerlerde sürününce de Filistin direnişi ile PKK'yı, Filistinlere reva görülen sürgün, ve işkence ile Osmanlı'nın, Harb-i Umumi'de Ruslarla ve İngilizlerle işbirliği yapmalarından dolayı Ermenilere uyguladığı tehciri karıştırmaya çabalamanız normal.. Gülüyorum ve geçiyorum.Biraz bu konularda kitap okumanızı öneririm.

Bu arada Nuri Bey gibi ben de sizin bir Yahudi olduğunuzu düşünmeye başladım. Bunda elbette kötü bir şey yok ama bir fanatik yahudiler bile argümanlarını bu kadar komik, bu kadar çürük, ve bu kadar "kör gözüne parmağım" şeklinde dillendirmezler. Çünkü Yahudiler son derece akıllı insanlardır, bizzat müşahade ettim, ayrıca yahudi forumlarından biliyorum. Daha önceki dehşet verici mantık örgülerine sahip yorumlarınızdan tanıdığım kadarı ile sizde bu konuda bayağı sıkıntı var. O bakımdan Yahudi olma ihtimaliniz ile ilgili şüpheme bir rezerv koymak durumundayım. Neyse bu önemli değil. Herkes "aklen" eşit yaratılmamıştır; "Vermemiş Mabut" diyerek geçelim..

İsrail-Filistin siyasi tarihine ilişkin yazdıklarım için hiçbir argümanınınız olmaması şaşırtmadı. Arapların İsrail'e saldırıya geçtiğini iddia edecek kadar bilgisizsiniz. Arap-İsrail savaşını başlatan İsraildir ve İsrail'in Mısırı işgali ile başlamıştır. Saldırıya uğrayanların ellerinin armut toplayıp kendilerini öldürmeye gelenlere duruvermelerini beklemenize sadece gülüyorum; elbette saldıran taraftada kayıplar olacaktır. 1956'da Israil Misir'a girmiştir. 1967'ya kadar Süveyş kanalına kadar Mısır toprakları, Suriye'ye ait Golan tepeleri Mısır idaresindeki Gazze şeridi, Kudüs, Batı Seria isgal edilmiştir.Yazık olmuş değil mi bu topraklarını işgal edenlere karşı, direnenler tarafından, işgalci Yahudi saldırganların öldürülmesi!?.. Vah vah, üzüntünüzü anlayabiliyorum ama maalesef katılamayacağım; bu yüzden bunu da geçelim..

Bana sağlam argümanlarla gelmenizi rica edeceğim. Mesela işe şunla başlayabilirsiniz: Karşılıklı olarak İsrail ve Araplar/Filistinliler ne kadar sivil ve asker, kadın ve çocuk öldürmüştür, ne kadar insanı yurtlarından sürmüştür, ne kadarını gettolara hapsedip dünya ile ilişkilerini kesmiş ve ne kadarına işkence etmiştir. Buyrun, bunun cevabını bekliyorum..

Çarpıttığınız bir diğer konuda benim, Filistinlilerin sivillere yönelik yaptığı eylemlere ilişkin düşüncelerim. Neymiş; ben Filistinlilerin yaptığı sivillere yönelik eylemleri cihadın parçası olarak görüyormuşum. Benim yazılarımı okumadığınız ya da anlama düzeyinden mahrum olduğunuz ne kadar da belli.. Ben bu tür eylemlerin İslam'da hiçbir yerinin olmadığını defalarca söyledim. İslam savaş hukuku konusunda size adeta sayfalarca hem ben hem de Sevgili Nuri Bey sayfalarca ders verdik. Hamas'ın, El-Fetih'in savaşçı olmayan sivilleri hedef alan eylemlerinin İslam'da yeri yoktur. Bu tür masum insanları hedef alan eylemler İslam'a aykırıdır. Tutar hiçbir yanı yoktur.

Bakın Mustafa Bey'in "Birkaç not: Ayasofya, Filistin, Irak" başlıklı yazısının altına neler yazmışım:

"Tabii burdan Irak'taki sivil hedeflere yapılan saldırıları ya da İsrail'de sivillere yönelik bombalama olaylarını meşru gördüğümüz zannedilmesin.

Elbette iğneyi hem de irice bir iğneyi Hamas'a, El-Fetih'e, iktidarlarının derdine düşmüş komşu azınlık hanedanlarına, Irakta siyasal amaçlar için cinayet işleyen gruplara batıralım; tabii Hamas'ı, El fetih'i ve Iraktaki kargaşayı doğuranları unutmadan.."

Yine Mustafa Bey'in "Yeniden Filistin ve Irak Üzerine" başlıklı yazısının altına da bakın ne yazmışım:

"Öncüller yanlış olunca kıyas sonucu yanlış çıkıyor. Hande Hanım'ın dediği gibi "eşkiyaya eşkiya" diyeceğiz elbette ama eşkiyayı doğuran şartlara gözümüzü kapatarak hüküm vermeye çalışmak meseleye bakışları daraltıyor; hatta körleştiriyor. Kaldı ki Müslümanlar "eşkiyaya eşkiya" diyor; yıllardır "terörün İslam'da yeri olmadığı, masum insanları öldürmenin çok büyük vebali olduğu" Kanaat önderleri tarafından bangır bangır söyleniyor, daha nasıl bir tepki bekleniyor anlamış değilim."

Yani ben sandığınız gibi masum insanların öldürülmesine taraftar falan değilim. Böyle bir mücadele yöntemninin İslam'da yeri omadığını söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Fakat ben burda olayın sosyolojik tahlilini yapıyorum. Bunu daha önce de defalarca yazdım..Bu inanları bu hale getiren nedir? Neden böyle davranıyorlar?

Kendi blogumda da "Müslümanlar Teröre Tepkisisiz mi?" başlıklı yazımda XSI rumuzlu arkadaşa hitaben şöyle bir yorum yazmışım:

Neden yapıyorlar? Bunun sosyolojik sebebi nedir? Durup dururken olmuyor öyle değil mi? Burada değerlendirme yaparken haksızlık yapılıyor. Yanlış kıyaslar yapılıyor. İşgalci zalimle, işgale uğramış mazlumun eylemleri kıyaslanmaya çalışılıyor. Bosna’da olmadı diyor Mustafa Bey.. Evet Bosna’da olmadı ama Bosna Savaşının süresinın, İsrail zulmünün süresinin yanında kıymet-i harbiyesi var mıdır? Bir düşünün 100 yıldır onca zenginliğin üstünde oturduğu halde ortadoğunun çektiği sıkıntıları.. Bosna’da böyle bir şey olmuş muydu? Her coğrafyanın farklı yapısı ve sosyal şartları var.Zerkavi meselesini ise ayırıyorum; o meselenin ardında neler olduğu hala belli değil.. Ama Filistin direnişini bu şekilde değerlendirmek gerek..


Yine aynı yazımın altında Hande Hanım'a hitaben şöyle yazmışım:

"Ben İslam adına Batı’ya topyekün karşı duranlardan değilim. Tam aksine Batı ile yapılacak diyalogtan ve insanlığın ortak kazanımlarının paylaşımından yanayım. Ve bu diyalogtan da hem Müslümanların hem de insanlığın kazançlı çıkacağını düşünüyorum.

Mustafa Bey’le birçok konuda örtüşen fikirlerimiz var. İslam’da tecdid’den, hadislerin (ravi kritiğinin yanında) metin kritiğinin de yapılmasını savunan alternatif hadis metodolojisine, demokratikleşmeden, doğru tanımlanacak bir laikliğin Müslümanların dinlerini daha rahat yaşayabilmelerini sağlayacak bir sistem olacağına kadar, birçok konuda fikir birliği içindeyiz. Konuştuğumuz konudaki yazılarının da çoğu bölümüne katılıyorum. Katılmadığım noktaları ve sebeplerini ise zaten belirttim.

Benim eleştirilerim hiçbir zaman Hristiyanlığa/Yahudiliğe karşı olmadı. Ehl-i Kitap ile birçok birçok ahlakî ortak noktalarımız olduğunu da bazı yorumlarımda vurguladım. Dışlayıcı ve genelleyici tutumlara da karşı olduğumu yine birçok kez söyledim.

Elbette elimizi taşın altına koyalım anlatalım, öğretelim. CNN’de BBC’de 10 yaşında çocukların Müslümanları kaleşnikoflarla görmelerine çok üzülüyorum, bu şüphesiz düşmalıkları besliyor ve ben Müslümanların artık böyle görülmesini istemiyorum. Fakat bunu söylerken “bu Müslümanlar niçin kaleşnikoflarla görünüyor?” sorusunu da beraberinde gündeme getirelim diyorum çünkü bunu yapmazsak çıkarım topal kalıyor ve işgal, sömürü, katliam ve Müslüman = Terörist yaftası farkında olmadan meşrulaştırılmış oluyor. Ve hem vurup hem de “ne vuruyorsun” diye bağıran haklıymış gibi bir konuma yükseliyor. Bu da -Müslüman taraf açısından- çözümü imkansızlaştırıyor, yaraları derinleştiriyor, düşmanlıları körüklüyor.

Ben böyle diyerek elbette radikalliği savunup “aynen bu şekilde devam etsin” demiyorum. Dediğim sadece şu; “Sorunu tüm sebepleri birlikte ele alıp doğru bir şekilde tanımlayalım. Böyle yaparsak çözüme ulaşma imkanımız artar.”

Biz özeleştiri yapalım; hem de şiddetle yapalım.. Buna her zamankinden daha fazla bugün ihtiyacımız var. Fakat bunu kendimiz yapalım, kendimiz istediğimiz için yapalım, kendimize gerektiği için yapalım, kendi kelimelerimiz ile yapalım.

Bizi kategorize etmek isteyenlere kolaylık sağlar tarzda değil.."

Hadi bunları okumadınız diyelim yukarıdaki yazımda şu cümleleri de mi okumadınız?:

"Bütün bu yazdıklarımdan "Filistinlilerin yaptığı hiçbir yanlış yoktur" anlamı çıkmasın. Elbette yanlışları var, masum sivillere yönelik eylemleri gibi. Burada sorunun ne olduğunu anlamaya ve kökenini bulmaya çalışıyoruz. Ve zulmün artık durmasını istiyoruz. Bu yazdıklarımı da hem kendi blogumda hem de burada yazdıklarımla bütünlüğü içinde değerlendirin."

Ben zulüm kimden gelirse gelsin karşısındayım.İnancım bana bunu emrediyor. En büyük dileklerimden birisi Tunus'a Fas'a,Ürdün'e gittiğimde "barış içinde bir Kudüs"e de uğrayıp Mescid-i Aksa 'yı ziyaret edebilmek.Yahudilerle Hristiyanlar ve Müslümanlar birarada barış içinde Kudüs'te yaşayabilir. Bu tarihte oldu, yine olabilir. Ben Yahudiler ortadoğudan defolup gitsin demiyorum; işgal ettikleri topraklardan çekilsinler, sürgündeki Filistinlilerin dönmelerine izin versinler, katliamlarına, zulümlerine, tecavüzlrine son versinler, gettolara/mülteci kamplarına hapsettiği Filistinlileri bıraksınlar diyorum.

Bunlar Ali Bulaç'ın tasnifi ile 5 başlıkta toplanabilir.:

1) İsrail’in toprak işgali. Bugün tarihi Filistin topraklarının ancak yüzde 22’si Filistinlilerin elinde, bunların üzerinde de hükümran olarak yaşamıyorlar; 2) 2,5 milyon Filistinli mültecinin trajik durumu; 3) Dünyanın çeşitli ülkelerinden getirtilmiş Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerine, bağ bahçelerine yerleştirilmesi; mal ve mülklerinin çalınması ve Filistinlilerin sistemli bir biçimde etnik arındırmaya tabi tutulması; 4) Kudüs’ün nihai anlamda statüsü; 5) Mescid-i Aksa’nın yıktırılıp yerine Süleyman Mabedi’nin yaptırılmak istenmesi.

İsrail barış görüşmelerine bu beş maddeye hiç yanaşmıyor bile.. Müslümanlar İsrail'in işgal ettiği Kudüs'ün tamamından bile vazgeçtiler, "Doğu Kudüs Filistin'in başkenti olsun, bağımsız Filistin'i tanıyın" diyorlar, İsrail bunu da kabul etmiyor.Ali Bulaç'ın konu ile ilgili yukarıdaki tasnifi yaptığı yazısından bir paragraf alıntılıyorum:

"Bu beş sorun çözülmedikçe Ortadoğu, İslam dünyası ve elbette dünyanın ana sorunu veya asıl deyimiyle “sorunların anası Filistin” sorunu çözülmeyecek. Nihai anlamda bu beş sorunun nasıl bir çerçevede çözüleceğini şimdiden tam olarak bilemiyoruz. Ancak şu anda bütün dünya “İsrail’i tanıyın” diye Filistinlilere baskı yapıyor. Filhakika Hamas dahil, Arapların ve Müslüman ülkelerin neredeyse tamamı zımnen İsrail’i tanımış durumda. İstenenler şunlar: a) İsrail, 1967’de işgal ettiği toprakları boşaltsın. Bu demektir ki, 1948’den sonra işgal ettiği topraklar artık onundur. b) Mültecilerin geri dönmesine izin verilsin, çalınan mal ve mülkler sahiplerine iade edilsin. c) Doğu Kudüs, Filistin devletinin başkenti ilan edilsin (Bu demektir ki artık Kudüs’ün tamamı üzerinde hak iddia etmekten vazgeçilmiş.) Bu üç noktayla Hamas’ın da yetineceğini bilmeyen yok. Bu, temel bir gerçektir; ama İsrail’in savaş makinesi kadar güçlü olan propaganda makinesi, Filistinlilerin ve Arapların a) Antisemitik olduklarını, b) İsrail’i güvenli sınırlar içinde tanımayıp haritadan silmek istediklerini ve c) Terörist, vahşi bir güruh olduklarını tekrarlayıp duruyor. Maalesef bu propagandaya inanan nice insan var. "

Eğer hala daha meseleyi ve bizim durduğumuz yeri anlayamadıysanız kendinizi zorlamayın, maazallah aklınıza birşeyler olabilir.

Tatile çıkın bol bol yiyin için eğlenin.. Şu İsrailli "yahudi kardeşlerinizin" uğradığı "acımasız zulmü"de kafanıza takmayın, düşünmeyin bunları, onlar nasılsa bu zaman kadar yaptıkları gibi, arkalarındaki büyük biraderleri sayesinde işlerini halletmeyi bilirler.

"Cahil cesaretli olur" derler ama sizde ki bu klinik vak'a derecesine de pes diyorum!..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 11, 2006 8:08 PM

Bu yaziyi Mart ayinda www.Dorduncukuvvetmedya.com da yazmistim Dilek Yaras’in “Ha Hamas, ha PKK” baslikli yazisina cevaben. Yazinin guncelligini kaybetmesi gerekirdi. Ama en azindan son 40 yildir, bu yazilar hic guncelligini kaybetmiyor. Bunun tek avantaji benim gibi usengen blogculasrin isini koaylastirmasi. Karsiliginda verilen ise binlerce can, zulum altinda inleyen milyonlar, ve katledilen insanlik! Boyle avantaj batsin!

DİLEK YARAŞ’IN “HA HAMAS HA PKK” YAZISI ÜZERİNE….
19.03.2006

BUGÜNKÜ KONUMUZ: ‘HAMAS VE TERÖRİZM’ BUYURULDU

BEKİR L. YILDIRIM

Bu oyunu daha once gorduk. 70′lerde ve 80′lerde, Filistin Kurtulus Orgutu ve onun oncu grubu El_Fetih’in “terorist” ve Arafat’in “teroristbasi” oldugu icin “dokunulmaz” oldugu gunleri hatirlayiniz yasiniz musade ediyorsa.
Arafat’la veya herhangibir Filistin temsilcisi ile gorusme sucunu isleyen Amerika’li dipolmatlar, poltikacilar marjinalize oluyor, (Or.: Paul Findley- Eski ABD Kongre Uyesi, Charles Percy-Eski ABD senatoru- ikisininde kariyeri son buldu Arafat’la gorustukleri icin) ancak ABD’nin BM daimi temsilcisi Andrew Young’un yaptigi gibi, tevbe ettikten Yahudi patronlardan ozur diledikten ve Israil’e sadakat yeminlerini davranislar ile destekledikten sonra, sinirli af kapsamina giriyor ve belediye baskanligina kadar yukselebiliyorlardi!
Dost, dusman herkes FKO ve Arafat’a “terorizmi lanetlemeden kurtulus yok arkadas” ogutunu verdi. Arafat’ta denileni yapti. Ama yeterli olmadi; “Israil’i de taniyacaksin” dediler. Onu da yapti Arafat. “Yetmez” dediler, icerdeki “teroristlere” savas acacaksin. Onu da yapti. El-Fetih’ten olusan Filistin polisi ile diger kurtulus orgutleri arasindaki catismalarda yuzlerce Filistinli oldu ve Israil’in verdigi listedeki binlercesi hapse atildi, sorgusuz sualsiz. Bunlar da Arafat’i Israil ve yandaslarinin gozunde musrulastirmaya yetmedi. Ramallah’taki karargahi bombalandi, pek cok insan can verdi, binalarinin cogu yerle bir edildi ve gene Israil’in verdigi listedeki insanlarin tutuklanip, ABD ve Ingiltere tarafindan gozlenen bir hapishanede tutulmasi sarti ile Ramallah saldirisi son buldu. Fazla uzatmaya gerek yok Arafat’in sonunun ne oldugu ve Filistinlilerin bu tavizler sonunda neler kazandiklari ortada.

Ayni oyun tekrar sahnede. Bu defa FKO yerine Hamas var. Istenen? Once Israil’in yasama hakkini taniyin, sonra teroru lanetleyin, siddetten vaz gecin, Arafat ve Abbas zamaninda verilen tavizleri kabul edin. Karsiliginda ? Israil Isgal ettigi topraklardan cekilecekmi? Hayir. 242, 337 ve ABD’nin engellemedigi daha pek cok BM Guvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararlarina uyacakmi? Hayir. Peki Israil cani istedigi zaman isgal altindaki topraklarda istedigi yeri bombalama, istedigine “targeted asassination” (hedefli suikast) poltikasina son verecekmi? Oyle bir garanti de yok. Tam tersine daha once Hamas kurucusu Seyh Yasin ve sonraki lideri Abdulaziz El-Rantisi’yi katleden Israil yonetimi demokratik olarak secilmis Hamas hukumeti uyelerini “oldurebilecegini” ilan etti. Israil isgal ettigi Filistin topraklarindaki insanlari Insan Haklari Beyannamesi, Cenevre Konvansiyonu yada en basit evrensel insani degerler cercevesinde muameleye tabii tutacakmi? Dedik ya hicbir garanti yok, ve boyle sacma sorularla kimseinin ugarasacak vakti yok. Konumuz Hamas, terorizm ve Islam. Konuyu dagitmayalim.

Dilek Yaras konuyu dagitmamis. Konusu bayagi spesifik: Hamas “terorunu” lanetlemek. Spesifik ama orijinal oldugunu soylmek pek zor. ..” Eşiniz-çocuğunuz, ananız-babanız, kardeşleriniz, bir otobüste giderken yanlarına oturan bir intihar eylemcisi bombanın pimini çekse ve uçursa otobüsü havaya ve dagilsa,,” edebiyatini ayni kelimelerle binlerce Israil propogandisti sitede bulabilirsiniz. Burada Sn, Yaras’in ifadelerinde samimi olmadigini yada bilerek Yahudi propogandasi yaptigini kastetmiyorum. Bu iddiayi yapacak bilgiye sahip degilim. Yalniz, eger Sn. Yaras odaga “otobuste havaya ucan Yahudi cocuklarin” dramini koyuyor bu sekilde olen her bir Yahudi’ye karsilik Israil devleti ve yermesimciler tarafindan oldurulen en az 20 tane Filistinli ve diger Araplari goz ardi ediyorsa “el Insaf” demekten kendimi almam zor. Sn. Yaras olaya Bati gozlugu ile bakiyor. Bati gozlugunun nerde nasil imal edildigini de oldukca iyi bilen biriyim. Ama burada bunlara derinlemesine girmeye yer musait degil. Bilgilenmek isteyenler ABD ve genelde Bati medyasinin sahiplerinin, CEO’larinin, editorlerinin ve kose yazarlarinin kimler oldugunu arstirabilirler, ornegin www.israelshamir.net’i ziyaret ederek. Yalniz bir uyarim veya ipucum var. Bu kisilerin tabiyetlerini, iliksilerini soyleyip yazdiginiz zaman “antisemit” damgasi yiyeceksiniz ve bu sadece bir baslangic. Iskembeden atmiyorum; ABD’deki basmuhendislik gorevini boyle bir suclama sonucu terk etmeye zorlanmis biriyim.
Bati’da “mainstream medya” bizdeki “merkez medya” nin modus operandi’si budur. “dunya kamuoyu” nun bagimsiz akli yoktur. Onlara ne dusunecklerini neyi lanetliyeceklerin ve neyin uzerinde duracaklarini siz ogreteceksiniz. Kisacasi ajandayida, alt basliklarida muhtevayida sizden alacaklar ve kendilerinin zannedecekler. Oyle sahipleneceklerki sizin urettiginiz replikleri kendilerinin diye sunabilecekler. Ornek: Dun bizim bagimsiz kose yazarlarimizdan pek cogunun odaginda Suriye vardi. Ne yapacagiz bu Suriye’yi? Gecmiste bize neler yaptilar? Ocalan’a yataklik yaptiklarini unuttukmu? Simdi unuttuk. Nedenmi? Cunki hedef tahtasinda Iran var simdi ve Hamas. Iran’in nukleer silahlarini ne yapacagiz? Turkiye’ye karsi kullan