« İngilizce Makale: "[Sexism Deleted] in Turkey" | Ana Sayfa | Londra'da Konuşma: İslam ve Serbest Piyasa »

July 21, 2006

Yeni Şafak'ta Röportaj: Kürt Sorunu ve Türkiye

Yeni Şafak gazetesi, 20 Temmuz 2006 tarihli sayısında, Mustafa Akyol ile yapılmış "Milliyetçilik Bu Çağı Trajediye Dönüştürdü" başlıklı bir röportaj yayınladı. Elif Yıldız'ın yaptığı söyleşinin tam metni, aşağıdaki gibi:

Mustafa Akyol, 'Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek' adlı kitabında, Türk ve Kürt milliyetçiliğini karşısına alarak Kürt meselesini irdeliyor. Milliyetçiliğin ayrımcı ve çatışmacı yaklaşımının, modern çağı trajediye dönüştürdüğünü anlatan Akyol, yeni kitabı ekseninde, Türklerle Kürtler arasındaki ilk kırılmadan, Kürtlerin Kurtuluş Savaşı'ndaki rolüne ve Atatürk'ün Kürtlere bakışına kadar bir çok konuyu sizler için değerlendirdi.


Yerel dillerin serbest kalmasıyla ülkede Kürt ve Türk olmak üzere iki ulusluluğun başgösterebileceğini anlatıyorsunuz kitapta. Bu durumun ülkeyi bölmesinden mi endişe ediyorsunuz?

Kürtçe'nin serbetçe kullanımını ve Kürt kültürünün özgürce ifadesini savunuyorum. Bence bunlar üzerine geçmişte konan yasak ve baskıların çok olumsuz etkileri oldu; Kürt vatandaşlar arasında tepki ve güvensizlik gelişti. Ama artık yasaklar kalktı. Bunun iki sonucu olabilir: Kürt etnik milliyetçileri bu imkanları kullanarak ideolojilerini daha da yayabilir ve Türkiye'yi etnik gerilime ve bölünmeye sürükleyebilirler. Ya da Kürt vatandaşlarımız, elde ettikleri özgürlüklerle tatmin olup, Türkiye'nin halinden memnun vatandaşları olmayı seçebilirler. Zaten aslında önemli bir bölümü de seçmiş durumda; fakat diğer bölümün ne yöne gideceği hâlâ bir soru işareti. Bu, önümüzdeki bir kaç on yıl içinde, farklı sosyal, siyasi, kültürel etkenlerle belirlenecek. Bu süreçte bence yapılması gereken önemli bir iş, Kürt vatandaşları kucaklarken, etnik Kürt milliyetçiliğine karşı çıkmak.


Modernizm bir çok değeri alt üst ederek, kalan boşluğu ürettiği yeni değerlerle doldurdu. Bu değerlerden biri de milliyetçilikti. Bu değer neleri götürdü, ne kazandırdı insanlığa?

Milletlerin varlığı sosyolojik bir olgu. Ulusal farklılıkları daimi bir çatışma nedeni olarak gören militan milliyetçi yaklaşım ise anlamsız ve yıkıcı. Modern çağda bu çatışmacı yaklaşım güçlendi ve korkunç trajidelere neden oldu. Oysa Kur'an'da Allah'ın insanları "birbiriyle tanışmaları" için farklı kabileler ve halklar şeklinde yarattığı bildirilir. Bir de kendisini millet olarak tanımlayan her etnik grubun bağımsız bir devlete sahip olması gerektiği fikri var ki, son iki yüzyılın savaşlarının çoğu bu yüzden çıktı. Oysa aynı devletin çatısı altında farklı etnik ve dini gruplar yaşayabilir. Bunun mümkün olmadığını varsaydığınızda, savaşlara davetiye çıkarmış oluyorsunuz.


Kürtlerin hilafet konusundaki hassaslığından bahsediyorsunuz. Hilafetin kaldırılması Türk ve Kürtler arasında nasıl bir bölünme yarattı?

Kürt sorunu Osmanlı'nın değil, Cumhuriyet'in sorunudur. Osmanlı'nın son bir kaç onyılında bir grup Kürt milliyetçisi çıktı ortaya, ama hiç etkili olamadılar. Bunun en büyük nedeni, Osmanlı'daki Kürt kitlelerin kendilerini her şeyden önce Müslüman olarak görmeleri, Osmanlı'ya ise Hilafet'e sadakat duygusu içinde şiddetle bağlı olmalarıydı. Kırılma, Osmanlı'dan ulus devlete radikal bir biçimde geçilmesiyle oldu. En büyük dönüm noktası da Hilafet'in kaldırılmasıydı. Şunu da belirteyim: Bu tarihsel gerçekten "o zaman Hilafet geri gelsin" sonucu çıkmaz. Sadece İslami değer ve sembollerin bu mesele açısından çok önemli olduğu sonucu çıkar.


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Kürt meselesine bakışını nasıl buluyorsunuz?

Son derece isabetli buluyorum. Sayın Başbakan Güneydoğu'da "Kürt sorunu" kavramını telaffuz eden, "devlet hatalar yaptı" diyebilen bir lider. Bazıları bunu çok eleştirdi; oysa bence gereken tam da budur. Toplum, "ben hata yapmam" diyen devlete değil, "yaptım, yine yapabilirim, beni uyarın" diyen devlete güvenir ve saygı duyar.

Öte yandan Sayın Başbakan Kürt etnik milliyetçiliğine karşı da tavır alıyor, Türkiye'nin bölünmezliği ve üniterliği üzerinde ısrarla duruyor. Bu da çok doğru. Zaten son 100 yıla bakarsanız, Kürt vatandaşların güvenini kazanmış olan siyasi çizginin, Sultan Abdülhamid-Terakkiperver Fırka-Menderes-Özal diye devam ettiğini, bugün de AKP tarafından temsil edildiğini görürsünüz.


Atatürk'ün Kürt toplumuna bakışı ve yaklaşımı nasıldı?

Atatürk Kurtuluş Savaşı yıllarında büyük bir deha göstererek Anadolu'daki tüm "İslam unsurları"nı birleştirdi. Zaten Kürtler Milli Mücadele'yi canla başla desteklediler. Atatürk Cumhuriyet'le birlikte Kürtleri onore ederek yeni sisteme dahil etme hedefindeydi, bu konuda 1923 yılında verdiği önemli bir demeç var. Ancak Şeyh Said isyanı, Ankara'da büyük bir bölünme endişesi yarattı ve İsmet İnönü'nün başını çektiği şahinler ipleri ele aldı. Ondan sonra her bastırılan isyan bir sonrakinin zeminini hazırladı.


12 Eylül rejimi PKK'ya çok yaramıştı

Mustafa Akyol, Kürt aktivistlere düşen en önemli görevin, bölünme ve federasyon gibi çok tehlikeli projeler peşinde koşmak yerine, Türkiye'nin demokratikleşme sürecini desteklemek olduğu görüşünde. Çünkü ona göre zaten Kürt sorununun geleceği, Türkiye'nin geleceğine bağlı. Eğer Türkiye'nin demokratikleşme, özgürleşme, dışa açılma süreci devam ederse, Kürt sorunu da olumlu bir mecraya kayabilir. Kürt milliyetçiliğine en çok yarayacak şey ise, Türkiye'de yeniden otoriter bir rejimin veya söylemin egemen olması. Bu tecrübe ile sabit. 12 Eylül rejimi PKK'nın çokça işine yaramıştı.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 21, 2006 1:01 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sayın Akyol bence "Kürt aktivistlere düşen en önemli görevin, bölünme ve federasyon gibi çok tehlikeli projeler peşinde koşmak yerine, Türkiye'nin demokratikleşme sürecini desteklemek olduğu" görüşüyle kendiyle çelişkiye düşüyor.
Gerçek bir demokraside bunlar tehlikeli görüşler değildir. Örneğin Batasuna Partisi'ni kapatan İspanya'da her platformda her bölgenin ayrılığı savunulabilir, yasak ve tehlikeli olan şiddet kullanımıdır. Demokrasiyi ya içimize sindirelim, ya da demokratlık oynamayalım.
Ben Türkiye'nin bölünmesine karşıyım, ve fakat şiddeti kesinlikle dışlayarak, demokratik platformlarda "Türkiye topraklarında bir Kürdistan kurulmalıdır" görüşüne -tekrar söylüyorum- net bir şekilde karşı çıkmakla beraber, kendi fikrim kadar saygı duyarım. Demokrasi bunu gerektirir. Yok, bunu içimize sindiremiyorsak, demokratçılık oynamayalım.

Yazan: harriet Tarih: July 21, 2006 3:12 PM

Ah genemi bu mevzuu? Please spare us from the agony!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 21, 2006 3:50 PM

## Şunu da belirteyim: Bu tarihsel gerçekten "o zaman Hilafet geri gelsin" sonucu çıkmaz. Sadece İslami değer ve sembollerin bu mesele açısından çok önemli olduğu sonucu çıkar.##

Vah zavallı Türkiyem vah bu devirde hala gözleri ve beyinleri kör, tarihten ders almamış böyle aydın yazarların olduğu müddetçe bir arpa boyu dahi ilerleyemezsin.

Ortadoğu da olup bitenler gözümüzün önündeyken hala hangi mantık kurgusu ve cesaretle İslami değer ve sembollerden bahsedebiliyorsunuz pes doğrusu.

İslami değer ve semboller insanların huzur ve mutluluğu için madem bu kadar çok önemli ortadoğu'da akan kanı durdursun. Birbirleriyle kavgalı Arap ülkelerini barıştırıp birleştirsin önce. Sonra bizim ülkemizdeki dış güçlerin maşası olan bir bölüm Kürt haydutlarına sıra gelsin.

Siz hiç durmadan İslam İslam, İslami değerler İslami semboller diye nefes tüketin İslamı gündelik siyasetlerine alet eden ülkeler birbirlerini yiyip bitirmeye devam ediyorlar.

Şunu anlayın artık dinler, Yahudilik, Hristiyanlık ya da İslam insanların ahiret inançlarına yönelik manevi tatmin dışında hiçbir şeye çözüm değildir.

Madem hilafet, İslami değer ve semboller, tarihsel bir gerçekti de kurtuluş savaşını başlatmak için anadoluya gidenler hakkında hilafet makamının çıkardığı idam fetvasına neden hiçbir müslüman Osmanlı evladı riayet etmedi?

Günümüz akıl ve bilim çağında gözümüzün önünde dinsel savaşlar yaşanıyor. Zaten mezhepler yoluyla bin parçaya bölünmüş kendi can derdine düşmüş bir İslamı hala konuyla alakasız dertlere deva olarak göstermenin bir alemi yoktur.

İslam kendi derdine çare bulsun önce.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: July 21, 2006 6:26 PM

sayın akyol,
kürtlerin dil ve kültürünü ifade hakını savunuyorum diyorsunuz.Bu ifade ilk planda insana sevindirici geliyor.Ama bu genel bir ifade takdir edrsiniz ki.Bunun içini siz nasıl dolduruyorsunuz merak ediyorum.Mevcut yapılanları kastediyorsanız.Bunun çok yetersiz ve kandırmacaya dönük olduğunu bilmeyen yoktur.Miliyetçiliğin halkları zehirleyen bir ideolojik akım olduğu doğrudur.Ama bu da ümetçiliği doğrulamaz.Ortada kimliğinden ileri gelen haklarını isteyen bir müslüman ulus gerçeği var mıdır.Öyleyse bu haklarını alması için diğer müslüman kardeşlerin yardım etmesi gerekmez mi?ama gerçekleşen bu değil.Türk müslümanlar hiçbir zaman kürtlerden yana olmadılar.Türk islam sentezinin öğütlediği türkçülüğü kürtlere kabul ettirme çabası içinde oldular.Bügün eğer bir sahiplenme görüntüsü varsa bu da kürtlerin sorununun çözüm zorunluluğunun kendini dayatmasıdır.Yani tekrardan bir oyun oynanmak isteniyor.Sayın başbakanın kürt sorunu konusunda ortya koyduğu yaklaşımın tutarlı olmadığını pek çok kesim ifade etmiştir.Merak ettiğim sorular var mesela; Sayın Akyol kürtlerin dilinin ilköğretimden üniversiteye kadar eğitim dili olması konusunda ne düşünüyor?Ayrıca kürtlerin dili türkiyede ikinci resmi dil olması konusunda ne düşünüyor? Bu sorulara verilecek cevaplar bence demokrasi konusundaki yaklaşımı ele verecektir.Zira bu ülkede herkes kendine demokrat olma gibi bir profil ortaya koyuyor.

Yazan: yücel Tarih: July 22, 2006 2:07 PM

Sayın Hülagü TTT,

"Günümüzün akıl ve bilim çağı olduğu"nu pek çok kimseden işitiyoruz. Her ne kadar çok açık gibi görünse de bence bunun anlamı pek açık değil. Yada belki ben pek iyi anlayamıyorum. Bu söylemi biraz açıklamanız mümkün müdür?

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: July 22, 2006 2:13 PM

Sayin Hülagü

Ortadoğu da olup bitenler gözümüzün önündeyken hala hangi mantık kurgusu ve cesaretle İslami değer ve sembollerden bahsedebiliyorsunuz pes doğrusu.

Hangileri mi? Mesela haclilar gelene kadar güllük gülistanlik olan Kudüs buna güzel bir örnektir. Ne zaman ki İslam hegemonyasi vahsi yöntemlerle tepe taklak oldu, ne yahudi huzur buldu, ne müslüman ne de hristiyan. Burada (nikini cikaramadigim) bir yorumcunun dedigi gibi Osmanlinin son 30-40 yilinda ne olduysa olmus. Ne zaman ki yöreye özgü olmayan unsurlar topraklara girmis, o andan itibaren karmasa baslamis. İslami degerler yabanci unsurlarca cözülmüs zayiflatilmis olan olmus.

İslami değer ve semboller insanların huzur ve mutluluğu için madem bu kadar çok önemli ortadoğu'da akan kanı durdursun. Birbirleriyle kavgalı Arap ülkelerini barıştırıp birleştirsin önce. Sonra bizim ülkemizdeki dış güçlerin maşası olan bir bölüm Kürt haydutlarına sıra gelsin.

Failin sucunu fiile atma hatasi, İslam bölünün demiyor ki? İslam adam gibi yasayin diyor, dinlemeyen kim? Zamaninda yabanci unsurlarin kontrol altina alip tasma taktigi yöneticiler.

Şunu anlayın artık dinler, Yahudilik, Hristiyanlık ya da İslam insanların ahiret inançlarına yönelik manevi tatmin dışında hiçbir şeye çözüm değildir

Din en eski sosyal kurumdur, en iyi vicdan dizginleyicisi, en hazir ve en yalin ahlak recetesini dinler sunar. Alternatifini bulamazsiniz, bulunamadigi icin hala ayaktalar zaten. Dinleri ortadan kaldirin global curcunayi görün ))..



Günümüz akıl ve bilim çağında gözümüzün önünde dinsel savaşlar yaşanıyor. Zaten mezhepler yoluyla bin parçaya bölünmüş kendi can derdine düşmüş bir İslamı hala konuyla alakasız dertlere deva olarak göstermenin bir alemi yoktur


Sanki savas rasyonel olmayan bir seymis gibi yazmissiniz. Oysa savas son derece rasyoneldir.Akil ve bilim her cagda vardi, önceden akil ve bilim kilic yapardi, simdi nükleer basliklar, helikopterler, napalmler yapiyor. Dünyadaki savaslar hep cikar yüzünden cikmistir, din icin yapilan savaslar pek nadir ve önemsizdir (adina din savasi dense de arka planda baska amaclar vardir, bkz. hacli seferleri). Politika daima herseyin üstündedir, bu nedenle daima cikar pesinde kosacaktir, bunu elde etmenin yolu ise son care olan savastir. Savasa kilif bulmak kolaydir, sudan bir sebeple dahi savas acabilirsiniz, yeterki halklari galeyana getirecek bahaneleriniz olsun. Bu mezhep catismasi seklinde olur, terör eylemine (11 eylül) misilleme seklinde olur, kadin kacirma (Troy) seklinde olur, altin, baharat ve toprak icin. Sonucta hep cikar icin savasilmistir. Din ise savas icin kullanilan bir enstrüman konumundadir. Tipki günümüzde bilimin enstrüman olarak kullanilmasi gibi.
Kisacasi savasin ana nedeni her zaman cikar olmustur. Eskiden o cikar unsurlarinin basinda ganimetler (altin) ve verimli topraklardi. Simdi petrol ve enerji icin savas veriliyor. Demek ki savas hem rasyonel hem de (hayvan ihtiyaclarini karsilamadigimiza göre) insanidir (insancil demiyorum).
Hasili akil ve bilim caginda gecmiste hic olmadigi kadar la-dini savaslar olmustur. 2. Dünya savasi dünyanin basina gelmis en pahali fekalettir, emsalsizdir.

Yazan: Clausewitz Tarih: July 25, 2006 2:31 AM

Sayın Hülagu,

İsminizin sonundaki TTT, acep "Tanrı Türkü Korusun" sloganının kısaltması mıdır?

Merak ettim de...

Yazan: metin-thePoor Tarih: July 26, 2006 7:26 PM

metin-thePoor kardeş,

Pek yiğit birisine benziyorsun. Hangi millettensin?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: July 27, 2006 9:23 AM

Ben Sayın Akyol'un "Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek" adlı kitabını okudum. Genel olarak tatmin edici bulduğumu söyleyebilirim.


kitapta temelde 3 hususa vurgu yapılmış:

-Kürtler tarihte Türklerle birlikte yararlı işlere imza atmışlardır.

-Kürt-Türk toplumlarının birbiriyle büyük oranda entegre olmaları nedeniyle ayrışma zordur, zorlanırsa felaketlere sebebiyet verir.

- Etnik milliyetçilik, özellikle Kürt etnik milliyetçiliği tehlikelidir,safdışı edilmelidir.

Kitap, her ne kadar, M. Şerif Fırat'ın "Varto Tarihi" gibi, resmi ideolojinin propaganda aracı olarak ortaya çıkarılan ve yayılan kitaplardan ayrılsa da yine de ortaya "sorun demokratik yollarla çözülmelidir" tarzında soyut bir önerme dışında çözüm şekli sunmuyor.

Ayrıca Kürt etnik milliyetçiliğini çürütme konusunda verilen çaba Türk etnik milliyetçiliği, 12 Mart, 12 Eylül sıkıyönetim dönemlerinin Kürt sorununun alevlenmesine olan etkisi konusunda gösterilmiyor.

Şu husus artık iyice bilinmelidir ki, Kürt sorunu sadece Türkiye'de değil tüm ortadoğuda çözümü en fazla aciliyet arzeden bir sorun haline dönüşmüş durumdadır.Bir anlamda, Kürt sorunu Ortadoğu tarihini etkileyecek konuma ulaşmıştır.

Ya felaketlere sebep olacaktır ya da huzurlu bir geleceğe.Ne yazık ki, görünen gelecekte birinci durumun daha ihtimal dahilinde olduğu ortaya çıkmıştır.

Artık somut önerilerle ortaya çıkmanın vakti gelmiştir.Bu çerçevede yardımcı olabileceği düşüncesiyle değerli yazar Tarık Ziya Ekinci tarafından formüle edilen Kürt taleplerini aşağıya almak istiyorum:

Sosyal ve kültürel talepler

• Kürtler, ayrı bir halk olarak tanınmayı ve kimliklerine saygı gösterilmesini,
• Her türlü ayırıcı uygulamaya son verilmesini ve eşit haklı vatandaş muamelesi görmeyi,
• Kültürlerini geliştirme hakkına sahip olmayı,
• Çocuklarının anadilde eğitim ve öğrenim görmesini,
• Zorlayıcı asimilasyonun son bulmasını,
• Köy, mezra ve kasabalar ile dağ, tepe, dere, ırmak vb. coğrafi antitelerin değiştirilen tarihsel isimlerinin eski haline getirilmesini,
• Okullarda Kürtçe eğitim verecek öğretim elemanlarının yetitirilmesi için Doğu ve Güneydoğu üniversitelerinde Kürtçe dil, edebiyat ve kültür eğitimi başta olmak üzere, diğer bilim dallarında da Kürtçe lisans ve lisansüstü eğitim yapmaya elverişli enstitülerin kurulmasını,
• Toplum ve devlet yaşamına ilişkin konularda Kürtçe bilgilendirilme, bilgi değiş tokuşu yapma ve bilgilenme hakkına sahip olmayı,
• Her alanda özgürce örgütlenme hakkını,
• Kürtçenin eğitim, yargı, idare, medya, kültür ve ekonomik etkinliklerde kullanılabilmesini,
• Eğitim kurumlarında tarih ve kültür öğrenimi çerçevesinde Kürtlerin tarih ve kültürlerinin de okutulmasını, okul kitaplarından Kürtleri hedef alan ayırıcı, küçültücü ve aşağılayıcı ifadelerin çıkarılmasını,

Siyasal ve yönetsel talepler
• TBMM'de Kürt kimliğini benimseyen kendi milletvekilleriyle temsil edilmeyi,
• Yerel yönetimlere özerklik tanınmasını ve yerinden yönetim ilkesinin geniş biçimde uygulanmasını,
• Kürtlerin yaşadıkları coğrafi alanlara saygı gösterilmesini, her türlü nüfus mübadelesinin yasaklanmasını ve yabancı mültecilerin topluca Kürt bölgelerine yerleştirilmesine son verilmesini,
• Kürtçe radyo ve TV yayını, önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, özel kuruluşların münhasıran Kürtçe yayın yapmalarına izin verilmesini,

Ekonomik talepler
• 'Düşük yoğunluklu' iç savaşta göçe zorlanan Kürtlerin eski yerlerine dönmelerine izin verilmesini, dönüş koşullarının hazırlanmasını ve yeniden üretici olmaları için gerekli maddi desteğin sağlanmasını,
• Doğu ve Güneydoğu illerinin mahrumiyet bölgesi olmaktan kurtarılmasını ve bölgelerarası dengesiz kalkınmaya son verecek önlemlerin alınmasını,
• Kişi başına düşen milli gelir açısından da en çok mağdur olan Kürtlerdir. Bu nedenle, Türkiye'de gelir dağılımındaki adaletsizliğin düzeltilmesi için gerekli ekonomik önlemlerin alınmasını,
• Kürt köylülerini baskı altında tutan ağalık kurumunun tasfiyesi ve köylü vatandaşların özgür üreticiler konumuna gelmelerini sağlayacak köklü toprak ve tarım reformunun yapılmasını, istemektedirler.

selamlarımla...

Yazan: Vesna Prishla Tarih: July 27, 2006 11:03 AM

PKK NIN ŞİDDET TUZAĞINA DÜŞMEYELİM!..

Şiddetten Beslenen PKK Terörünün Panzehiri: Birlikte Yaşama İradesi, Demokrasi ve Etnik Ayrımcılığı Tecrit!..

Abdullah Öcalan yakalanmasının ardından örgütüne "sınır ötesine çekilme" ve "silahları susturma" talimatını vermişti. PKK, gerek Kuzey Irak’ta, gerekse Türkiye’de siyasi sürece dahil olamayacağını hissettikçe, eski kirli çatışma ve şiddet günlerinin koşullarını yeniden yaratmaya çalışıyor. PKK’nın yeniden silaha sarılmasının ve şiddeti tırmandırmasının ana nedeni, çözülmeyi önlemek ve örgütsel varlığını sürdürebilmek.

PKK’nın liderlik kadrosu, Türkiye’de Kürtlerin geleceğe umut ve güvenle bakacakları bir ortamı sağlayacak koşulların oluşmaya başladığını görüyor. PKK ve Abdullah Öcalan için ölmenin bir Kürdün öncelikli görevi olduğu inancı kaybolurken, dağa çıkartacak insan bulmak da gittikçe zorlaşıyor.

İmralı'da ortaya konulan "demokratik cumhuriyet" tezi, aslında PKK'nın kuruluş ideolojisinin inkârı anlamına geliyor. Çünkü dört parçada (Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de) Marksist-Leninist temelde bağımsız bir Kürdistan kurmak için yola çıkan PKK, İmralı sürecinde geldiği anlayış çizgisiyle, sadece tabanını değil tavanını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Örgütün başkanlık konseyini oluşturan etkili isimlerden birçoğu örgütten ayrılırken, tabanda da büyük ölçekli bir güç kayması meydana geldi.

PKK, İsrail-Filistin çatışması dolayısıyla barut fıçısına dönen ve Suriye, İran'ı da içine alarak büyüme potansiyeli yaratan Ortadoğu'daki savaş oyununun içine Türkiye'yi de çekmek istiyor. Son dönemde kanlı eylemlerini artırmasının arkasındaki asıl sebep, Türkiye’yi tuzağa düşürmek.

PKK, Türkiye’ye nasıl bir tuzak hazırlıyor?..

Bu sorunun cevabını, bir dönem HADEP Genel Başkan Yardımcılığı yapan, ancak HADEP-PKK ilişkisi nedeniyle partiden kopan Kürt aydını Mehmet Metiner irdeliyor;

“Son dönemde Türkiye’de şiddeti tırmandıran PKK’nın hedeflerini söyle sıralayabiliriz: Silahlı mücadeleyi derinleştirerek politik Kürt mahallesinin patronu olduğunu göstermek. Kendi dışındaki Kürt muhalefetini de silah zoruyla bloke etmek veya oluşturacağı kanlı oyunla boşa çıkartmak. Silahı aynı zamanda siyasetin bir şantaj aracı olarak kullanmak. Ancak silahlı mücadele için gerekli olan ulusal-ideolojik talepler, bizatihi Öcalan tarafından ortadan kaldırıldığı için PKK geçmişteki gibi kitlesel desteğe sahip değil.Kürt kitlesinin gücünü yeniden arkasına alabilmek ve dilediği zaman onları militan unsurlar olarak mobilize edebilmek için geniş bir mağduriyet alanı oluşturmak. Tıpkı geçmiş dönemde olduğu gibi bölgeyi bir ateş çemberinin içine sokmak ve güvenlik güçlerinin demokrasi, hak ve özgürlükleri askıya alan otoriter güvenlikçi yaklaşımlarını ön plana geçirmek. Türkiye'nin tahammül sınırlarını zorlayarak ve Türk toplumunun milliyetçi duygularını tahrik ederek Türkiye’yi sınır ötesi bir operasyona mecbur etmek. Böylece Türkiye’yi sadece ABD ve AB ile değil, Iraklı Kürtler ve Araplar'la da karşı karşıya getirmek. İçerde oluşacak "Türk-Kürt düşmanlığı" üzerinden kendini yaşatmak. Sonuçta AK Parti iktidarının sonunu hazırlayacak ekonomik-siyasal bir kriz ortamına Türkiye'yi sürüklemek…” (Bugün Gazetesi, 21 Temmuz 2006)

Mehmet Metiner’in saptamalarını son derece önemli buluyorum. Sorunun çözümünde hiçbir şekilde muhatap güç olarak kabul edilmeyeceğini gören PKK, artık kaybedecek bir şeyinin kalmadığının bilincinde son hamlelerini yapıyor. Türkiye'nin ABD'yi karşısına alması halinde ABD'nin de kendisini Türkiye'ye karşı kullanmak isteyebileceğini ve böylelikle bölgede tekrar etkili bir aktör haline gelebileceğini varsayıyor.

Hep söylediğim bir şeyi bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum: Terör, ne kadar tahammül sınırlarının dışına çıkarsa çıksın, Kürt vatandaşlarımızı PKK'nın kucağına itmeyecek tek mücadele stratejisi, "demokrasiyi derinleştirmek"ten geçiyor. PKK'nın "terörü derinleştirme" siyasetine karşı demokrasiden ödün vermeyen etkili bir mücadele stratejisinde ısrarın, Türkiye’nin terörle mücadeledeki başarısı için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bütün terör örgütleri gibi PKK da çatışma ve şiddet ortamından besleniyor, kitle temeli buluyor ve militan sağlıyor. Terör örgütünün palazlanma taktiklerinden en dikkat çekici olanı budur.

Yıllarca bölgede aydınları ve sorunun demokratik çerçevede çözümü için mücadele edenleri hedef alan PKK, şiddeti tırmandırmak suretiyle Türkiye’de milliyetçiliği körüklemeye çalışıyor. Eski tarz yöntemlerle hayatta kalmaya çalışan PKK yönetiminin bu taktiği tutmayacaktır. Çünkü Türkiye’de demokrasi zihniyeti, çok daha güçlü bir biçimde ülkenin dört köşesine, en ücra noktalara kadar kök salmaya başlamıştır.

İşte bu nedenle PKK yönetimi, demokrasinin tıkanması ve Türkiye’de Kürt-Türk ayrımı yaratarak vatandaşlarımızın birbirine düşmesi için çaba gösteriyor. Çünkü çatışma olmazsa, şiddet yerine sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alandaki gelişmeler, başta Diyarbakır olmak üzere, Türkiye’de etkin hale gelirse, masum sivillerin ve dağlardaki gençlerin cesetleri üzerinden saltanatını sürdüremeyeceğini ve kepenk kapatmak zorunda kalacağını çok iyi biliyor.

Bu yüzden de PKK’nın şiddeti tırmandırma çabalarına karşı, yetkililerin, terörle mücadelenin demokratik hukuk devleti çerçevesinde sürdürüleceği yönündeki mesajlarını çok önemli buluyorum.

Türkiye’de barışın ve güven ortamının yeniden tesisi ve kalıcı olabilmesi için, birlikte yaşama iradesinin korunabilmesi ve üniter devlet içerisinde farklı görüşlerin özgürce dile getirilebilmesi, demokratik alandaki reformların önünün açılabilmesi için devlet yetkilileri kadar, “PKK ile aynı tabanı paylaştıklarını” söylemekte bir mahsur görmeyen bölgedeki belediye başkanlarının, Kürt siyasetçilerin ve sivil toplum örgütlerinin açıklamaları da sorumluluk taşımalı. İster Türklük, ister Kürtlük duygusuyla olsun, Türkiye’de etnik çatışmayı körüklemek, Türkiye’ye büyük zarar verir. Türkiye’nin ve dünyanın evrimine şöyle bir bakacak olursak; çatışmacı ideolojiler çağın gerisinde kalırken, rasyonel, uzlaşmacı, müzakereci, pratik, çoğulcu görüşlerin geliştiği, doğası itibariyle çatışmacı olan etnik milliyetçiliğin toplumdan “tecrit” edildiği görülecektir.

Türkiye’de, bugün tüm aydın ve siyasetçilerden beklenen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik/çağdaş milliyetçiliğe ve yurtseverliğe destek verildiğini, etnik ayrımcılığı ve şiddeti temel alan tüm grupların karşısında olunduğunu, “PKK terörüne karşı çıkıldığını”, “Sorunların çözümü için ön koşulun PKK’nın silah bırakması olduğunu” yüksek sesle haykırmaktır. Türkiye’nin dört bir yanından yükselen bu sesler öylesine gür çıkmalı ki, PKK’nın, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve sorunlara çözüm arayışının önünü tıkamasına izin vermemeli.


Nail Amudi
Nail_amudi@hotmail.com

Yazan: nail amudi Tarih: July 27, 2006 11:34 AM

Hülagü Bey,

Savaş sanatında ve satranç oyununda bir taktik vardır: Karşınızdakine en zayıf olduğunuz izlenimini verdiğiniz noktadan size saldırma fırsatı verirsiniz. Ben de öyle yaptım. "Tanrı Türkü Korusun" sloganının kısaltmasının TTT olmayacağını bilmemek için alfabe bilmiyor olmak gerek. Sizin de buradan bana saldırmanız gerekirdi. Hayret! Ona bile gerek görmeden pek bir kabadayı üslubuyla soru sormuşsunuz. Siz kim oluyorsunuz da benimle senli benli konuşuyorsunuz ve o kabadayı üslubunu nereden aldığınız güçle satıyorsunuz? Hele bir söyleyin bakalım...

Yazan: metin-thePoor Tarih: July 27, 2006 2:51 PM

Hülagü Han Hazretleri,

Pek de gençmişsiniz meğer, eğer şu adresteki vatandaş sizseniz: http://www.blogcu.com/hulagu

Hele bi büyüyün, Hanya'yı Konya'yı öğrenin, öyle çıkın karşıma. Hötzötü de bırakın, .

Yazan: metin-thePoor Tarih: July 27, 2006 4:30 PM

metin-thePoor,

Pek yiğitmişsin. Sevdim seni. Ama hangi milletten olduğunu söylemedin?

Sakın beni arama motorlarından aramaya kalkma bulamazsın. Blogsuzum ve dinsizim.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: July 27, 2006 7:08 PM

Blogsuz, dinsiz (emin degilim bundan teokratik soykirimci/irkci Israil muhibligini dinsizlikle bagdastiramadim- bizim "Turkish ateist-agnostik bilmem ne boyle oluyor-dusmanliklari sadece muslumana) ve OMURGASIZ! Buna Turkce'de baska kelimeler de kullanilir ama mubarek gunde dilim varmiyor.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 27, 2006 8:24 PM

Sevgili dostlar,

Hulagu isimli kisinin yorumunu okudum da,,;bayagi onemli seyler anlattigini sanip?? kulhanbeyi edesiyla ahkam kestigini farkettim. .Ve anlatmaya calistiklarindan ote uslubu beni cok rahatsiz etti,..

Ustelik Cengiz Cebi ve diger arkadaslar, kendisini muhattap alip cevaplar vermeye calismislar, hatta Cengiz Bey kendisine bir de soru yoneltmis,..Ancak, Hulagu bey, bunlara cevap vermemis ya da verememis mi desek?? Ama ne zamanki Metin Bey, olayi cozup, kendisine anlayabilecegi bir dilde bir dokundurma yapinca hersey degismis,..

Bence; ortaligi bos zannedip, haddini bilmeden ici bos sloganlarla konusanlari muhattap almakla hata ediyoruz..,cunku soylediklerinin arkasinda belli bir birikim tasimadiklarindan, sikistiklari yerlerde, sozleriyle ve davranislariyla ucuz saldirilara girisiyorlar,..

Metin Bey, Bekir Bey, soylediklerinizde size tamamiyle katiliyorum ve bu kisiyi bu konusma tarzindan oturu kiniyorum!!!

Saygilar, selamlar,
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 27, 2006 9:21 PM

Sizin ve babanızın yazılarını arasıra takip ediyorum. kürt sorunuyla ilgili sözyledğiniz herşeye katılıyorum. eklemek istediğim bişey var oda şu: '' kürt sorunu olduğunu kabul etmek ve hatalarımız vardı demek kedinlikle doğru bişey(aynı zamanda gerçek). bazıları ''olsa bile kabul etmememiz gerekirdi'' diyor. kürt sorunu olduğu turgut özal zamanında ve bu hükümet zamanında kabul edilmişti. bu diplomatik bi sözdür bence 'kürt sorununu kabul etmek'. önemli olan ise kabul etmesek ne olacağı. kabul etmeseydik abd ve birleşmiş milletler,'' sizin ülkenizin kürtlerle bir sorunu yok, bu yüzdende kuzey ırakta kurulacak bi kürt devletinin size olumsuz yönde bi etkisi olmayacak '' diye söyleyecekleri sözle orada bir kürt devletinin temellerini atmış olacaklardı. (yazılarınız için yeniden teşekkür ederim)

Yazan: Burak Arüv Tarih: July 28, 2006 2:47 PM

"İman" gibi "inkar" da bir çıkış yolu değildir. İman edince sadece inanmış olursunuz, inkar edince de sadece inanmamış olursunuz, bunun ötesinde bir şey değişmez. Dünyayı ve toplumları değiştiren, bilimdir. (Demirkan Efegil)

İnsanlığın tek doğru yol göstericisi de son 300 yıldır bellidir ve netleşmiştir. BİLİM. İnsan aklı zaferini kesinkes ilan etmiştir. BİLİM.(Hulagu TTT)

Sevgili dostlar,

Acaba Demirkan Efegil ile Hulagu TTT ayni kisiler olabilir mi?

Hem yukariya alintiladigim cumleler hem de esasen biraz dikkat edersek..; yorumlardaki tinilar birbirine benzemiyor mu? Cunku Hulagu Bey, biraz sulandirilmis bir hayal kahramanina benziyor,..Sanki Demirkan Bey, herkesi anladigini gostermeye calisip, alttan alta gorusunu empoze etmeye calistigi ama etkili olamadigi bizlere farkli bir tarzla yaklasmaya calisiyor..; ayrica kimse melek degil ya; sanirim gercek kimliginin altinda ne kadar hosgorulu yorumlar yapmaya calisiyor olsa da, aldigi cevaplar onu birazcik kizdiriyor olabilir,..yani diyorum ki; Hulagu Bey de bu rahatlamayi saglamak icin devreye girmis olmasin??

Ama benimki sadece bir tahmin, kimsenin gunahini almak istemem,..

Saygilar, selamlar,
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 28, 2006 8:50 PM

Aslı Hanım,

Buna inanmak istemiyorum. Demirkan Efegil Bey, bunca insanla söyleşirken saygılı ifadelerin dışına çıkmayıp bir tek bendenizi kurban seçmiş olamaz!
Şizofreninin de bir sınırı vardır. Yok yok, Hülagü Han hazretlerini Demirkan Efegil'le bağlantılandırmayı mantıklı bulmadım.

Yazan: metin-thePoor Tarih: July 29, 2006 10:58 AM

Ilginc bir tahmin Asli Hanim. Elimizde kesin veri olmadigi surece ancak bunu diyebiliriz. Son zamanlarda fazla takip edemiyorum buradaki yorumlari ama daha once "kurnaz laikcinin" psikoanalizini biraz yapmis oldugum icin Hulagu'nun fazlaca iyi kamufle edilememis bir suuralti oldugu yargisina varmak icin Freud olmaya gerek yok. Aslinda fazla orijnal de degil. Buralarda Islam ve bize ait herseyin dusmanlarinin cok farkli isimlerle ifrazat yaptiklari vakidir. Bazen entel-dantel ayaklarini denerler; olmayinca iclerindekini kusarlar, gunluk hayatlarindaki lisanlari ile. Birkac tanesini bendeniz ve diger akadaslar afise etmistik. Hulagu ve Sharon adina konusup "bizim cikarimiz" diynlerin "biz"inin kim oldugunu artik desifre etmeye dahi gerek kalmadi. TAVSIYEM herkes herkesle konussun ama "kiminle" konustugunu bilmek icin adamlarin postlarini cikarmaya zorlanmalarini beklemesin.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 29, 2006 12:13 PM

Metin Bey,

Zaten sadece sizi hedef almis degil.;dikkat edin genel konusma tarzi herkesle boyle.., bizi kendince hizaya getirmeye calisan bir hali var,???..sozle yola gelmeyenin sonu kotektir gibi bir tarzi var da, lakin boyle kisiler kim, hizaya koymak kim?? Ayrica suslu ifadelerle acik edilmeyen gercek niyetler, bir de niyetler karsi taraftan desifre edilmisse, kisi icin buyuk sikinti yaratir..,once ikna yolu ile manipule etme., bakti ki olmuyor direkt hedefe saldiri..,

Bekir Bey, bu tarz kisilerin ruh hallerini ve davranis bicimlerini oyle guzel ifade etmis ki.., Allah, kendisinden razi olsun!..

Acikcasi ben hala ayni seyi dusunuyorum ama tabi ki benimkisi sadece bir varsayim,.

Saygilar, selamlar,
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 29, 2006 5:39 PM

1. "İman" gibi "inkar" da bir çıkış yolu değildir. İman"İman" gibi "inkar" da bir çıkış yolu değildir. İman edince sadece inanmış olursunuz, inkar edince de sadece inanmamış olursunuz, bunun ötesinde bir şey değişmez. Dünyayı ve toplumları değiştiren, bilimdir.
(Demirkan Efegil)


2. İnsanlığın tek doğru yol göstericisi de son 300 yıldır bellidir ve netleşmiştir. BİLİM. İnsan aklı zaferini kesinkes ilan etmiştir. BİLİM.
(Hulagu TTT)


Bu iki cümlenin icerik olarak birbirine benzer olmasi ayni kisiden ciktigini öne sürmeniz icin bir neden olmamali bence. Nitekim burada kurulan bir cok cümle birbirinin ayni, Hülagü bey, Demirkan beyden etkilenip ondan alinti yapmis olabilir, veya dinlere karsi benzer düsüncelere sahip olabilirler.

Ateistforumlarinda papagan gibi bikmadan usanmadan hep ayni seyleri ayni cümlelerle tekrarlarlar. Bunlarin ayni kisi olabilecegini düsünebiliriz ama buna gerek yok. Aksi durumda isin icinden cikmak mümkün olmaz.

Yazan: Clausewitz Tarih: July 30, 2006 12:26 AM

Bekir Bey'in de belirttigi gibi farkli seyler dikkatimi cekmeseydi, boyle bir benzetme yapmazdim., yoksa her buldugumuz iki birbirine benzer cumle ile boyle cikarimlar yapacak olsak, isimiz zor gibi gozukuyor,..yoksa zorlama daha mi uygun olur..?? Allah tan henuz muhakeme gucum o kadar zayiflamadi,..

benimkisi sadece bir varsayimdi.., farkli goruste olanlara saygi duyuyorum,..

Saygilarimla,
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 30, 2006 12:55 AM

Bu sayfayı tamamen bir tesadüf eseri okudum ve keşke okumaz olaydım. Bloglarda linkler değil, yazılan görüşler önemlidir. Sadece yazılan görüşe yanıt verirsiniz. Hoşunuza gitmeyen bir üslup olursa da dışlar, kaale almazsınız. Muhatabınız ister yanıt vermediğinizi, ister veremediğinizi düşünsün, hiç önemli değildir. Böyle dedikodu yapmaya hiç gerek yoktu.

Özellikle Aslı hanımın hanımefendiliğine hiç yakıştıramadığım ilgisiz değerlendirmesinden dolayı kendisine çok teessüf ediyorum. Bana özür borçlusunuz Aslı hanım. Metin beye aklıbaşında değerlendirmesi için teşekkür ederim.

Cengiz ve Hulagu isimlerinden tarihsel olarak hiç hoşlanmam. Boşuna vehime kapılmışsınız, saygılarımla...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 30, 2006 7:42 PM

Türkiye'nin kürt veya PKK sorunu yok, Türkiye'nin güney dogusu kendi ordusu tarafindan isgal edilmis, emekli korgeneral Altay Tokat utanmadan "bir iki bomba attirdim sivilleri korkutmak için" diyor (aktüel'in son sayisi) PKK korkusu sürdükçe orduya silah alimindan komisyon alan subaylar köseyi dönüyor. Yoksa nasil açiklarsiniz Londra'daki lüks Harrods magzasindan alis veris yapan subay esi türk kadinlarini?

Nasil oluyor da Türkiye'nin en büyük gübre fabrikasi olan BAGFAS (bandirma) 'in ortaklari arasinda eski bir hava kuvvetleri komutani bulunuyor? Subay maasi ile mi biriktirmis bu paralari yoksa sehit kanlariyla mi?

Hasan Cemal'in "kimse kizmasin" adli kitabini da mi okumadiniz? Bari Ugur Mumcu'yu okuyun da APO'nun ailesinden 4 kisinin MIT'te çalistigini ögrenin.

Bahriye üçok öldürülmeden önce telefonla tehdit aldi, polise dilekçe verdi telefonlarinin dinlenmesi için. Arayan numaranin genel kurmay baskanligina ait oldugu anlasilinca savci takibi birakti. Ve prof üçok sadece türk ordusunda bulunan tipte bir bomba ile öldürüldü.

Neden ihaleler sirasinda helikopterler düsüyor? Dünyanin her yerinde uçan bir alet nasil oluyorda ihale sirasinda iki kaza yapiyor ve bir sürü sehit veriyoruz?

özel timde görev yapan akrabalariniz yok mu? Sorun onlara neden PKK telsizlerinde çok düzgün ingilizce ve fransizca konusulduktan sonra bizim komandolarimiz geri çekilme emri aliyorlar?

Neden her genel kurmay baskani degisiminde PKK eylemleri doruga tirmaniyor?

"hirsiz içerdeyse kilit bir ise yaramaz" diyen bir emniyet müdürü görevden alindi... Neden?

iste bunlari düsünmek lâzim ...

Yazan: hilmi kaya Tarih: August 1, 2006 1:25 AM

SİVİL TOPLUMDAN PKK YA UYARI!..
SİLAHLA SİYASET OLMAZ!..

Kendisi gibi düşünmeyen aydınları ve sorunun demokratik çerçevede çözümü için mücadele edenleri hedef alan PKK, şiddet yoluyla hayatta kalmaya çalışıyor. PKK yönetiminin taktiği, bugün tutmuyor. Çünkü Türkiye’de demokrasi zihniyeti, ülkenin dört bir köşesine, en ücra noktalara kadar kök salmış durumda.

Mayın ve bombalarla hedef gözetmeksizin sivilleri de hedef alan ve bölgede şiddeti tırmandırmaya çalışan PKK’ya karşı, başta bölge halkı ve Kürt siyasetçiler olmak üzere, aralarında akademisyen, yazar, gazeteci, hukukçu, sivil toplum örgütü lider ve üyelerinin de bulunduğu aydınlar, üniversiteler, ABD ve Avrupa ülkeleri yetkililerinden tepki mesajları ve “silah bırak” çağrıları yükseliyor.

"Barış İçin Diyarbakır Girişimi” tarafından düzenlenen panele katılan Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, “Bölgede şiddet ve çatışma varolduğu sürece Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyal, ekonomik, kültürel kalkınması mümkün değil. Bölge halkı adına PKK’ya bir kere daha sesleniyor ve şiddeti yöntem olarak kullanmaktan vazgeçerek, sorunun çözümü için silah bırakmaya çağırıyoruz. PKK, demokrasi ve ekonomik kalkınma sürecinin önünü kesmemeli” diyerek, bölge halkının PKK şiddetinden duyduğu rahatsızlığa tercüman oldu.

Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu da, sorunların silahla çözülmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak, şöyle dedi; “Türkiye’deki sorunların, Avrupa Birliği sürecinin desteklenmesi, demokrasinin tüm kurum kurallarıyla içselleştirilmesi, özgürlüklerin yaygınlaştırılması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle çözülebileceğine inanıyoruz. Toplantıya katılan bütün sivil toplum örgütleri temsilcileri olarak, sivillere yönelik eylemlerini sürdüren ve bölgeyi yeniden şiddet ortamının içine çekmeye çalışan PKK’ya, biran önce silah bırakması yönündeki çağrımızı yineliyoruz.”

Sorunların demokratik sistem içerisinde çözülmesinden yana olduklarını vurgulayan İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Başkanı Selahattin Demirtaş ise, “Türk-Kürt birlikteliğinin ve barışın temellerinin sanıldığından daha güçlü olduğunu” vurgulayarak, “Bu birlikteliği ve barış ortamını bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Sorunların çözümü silahta değildir. PKK, Kürtlerin haklarını savunuyorsa, silah bırakmalı ve demokratik sürecin önünü tıkamamalıdır” dedi.

Öte yandan, Prof.Dr.Gençay Gürsoy, Kutbettin Arzu, Mesut Öztürk, Murat Belge, Osman Kavala, Nebahat Akkoç, Rojbin Tugan, Oya Baydar, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bayramoğlu, Salim Uslu, Sedat Yurtdaş, Sezgin Tanrıkulu, Şahismail Bedirhanoğlu, Tarhan Erdem, Yusuf Alataş, Ayhan Bilgen, Can Paker, Derya Sazak, Elif Şafak, Zozan Özgökçe’nin de aralarında bulunduğu bir grup aydın tarafından yayınlanan ortak bildiride (30 Temmuz 2006) şöyle denildi; “Bu memleketin bazı köşeleri bazı köşelerinden daha az kıymetli değil. Türkiye’nin bir köşesinde yaşanan bir acı, hepimizin meselesi. Orada açılan bir yara, herkesi acıtır, kanatır, sızlatır. Hepimiz aynı gemideyiz; kadınlar, erkekler, Türkler, Kürtler, Lazlar, Aleviler, göçle gelenler, işsizler, azınlıklar, şiddet mağdurları… Kemalist-dinci, Türk-Kürt gibi kategoriler etrafında kutuplaşmış bir söylemin parçaları olmayı reddediyoruz. Ortadoğu ve dünyadaki son hadiseler, hem yeni gelişmelere hem de yeni sorunlara gebe.

Bu tarihsel dönemeçte, kendi dinamikleriyle sorunlarını çözebilen, demokrasi ve özgürlüklerini geliştirerek, sosyal barış ve adaleti gerçekleştirecek bir Türkiye için çaba göstermeliyiz. Ülkemizde gerilimi tırmandırıcı, tahrik edici ve hukuk kurallarını aşan her türlü eyleme karşı çıkmalıyız. Sorunların şiddet yoluyla çözülmesi mümkün değildir. Silahla siyaset olmaz. Demokratik reformların sürdürülebilmesi ve Türkiye’de barışın kalıcı olabilmesi için silahlı eylemlere son verilmelidir.”

Şiddet ve terörün, çözüm olamayacağı görülmüştür. Çözüm; özgürlükçü demokrasidedir. Farklı etnik ve kültür gruplarından oluşan toplumların bir arada, kardeşçe yaşaması, ancak özgürlükçü demokrasi içerisinde mümkün olabilir. Çocukların, kadınların öldürülmesi, trenlerin bombalanması, trafoların tahrip edilmesi, dükkanların taşlanması, belediye otobüslerinin yakılması, aslında demokrasiye, özgürlüklere, huzur, barış ve istikrarın yok edilmesine yönelik eylemlerdir. Bu tür eylemlerin, sıkıntıların giderilmesi yolundaki çabaları engelleyeceği halkımız tarafından bilinmelidir. Ayrıca, terörün doğuracağı anarşiden kimsenin fayda sağlamayacağı da… Doğacak kaos ortamından ekonomik ve siyasi açıdan en çok bölge insanımız olmak üzere tüm Türkiye’nin telafisi imkansız zararlar göreceği unutulmamalıdır. Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı, Rumu, Yahudisi, Ermenisi, Asurisi, Süryanisi, hep birlikte, bu topraklarda barış ve kardeşlik içinde yaşamayı çoktan hak etmişlerdir.


Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com

Yazan: nail amudi Tarih: August 1, 2006 3:39 PM

Bence Hulagu Demirkan Efegil'mi degilmi sorusu fazla onemli degil. Ne farkeder adi Demirkan olmus Sibel Fidel olmu Beyaz, Sharon, Olmert, Sait Faki Feramoglu olmus (sahi neydi Sibel Hanim?) veya Sedat-Vedat Sertoglu olmus (ne kadar da Turkce isimler degilmi?) Daha once kurnaz laikcinin sifreleri basligini koydugum yorummda bu "ilmli dusunurumuzun" aslinda hicte sanildigi kadar ilimli dsnceler, niyetler beslemedigini "bizden" yani "icerden" uslubu ile aslinda bize ait hicbir seyi savunmadigi tam tersine biz karsi olan hemen herkesi ve herseyi savundugunu ortaya koymustum kendi sozlerini baz alarak. Dileyenler o yorumlari tekar okurlar. Bu desifreden sonra artik ilimli laikcimiz postunu cikardi ve sokulmus pencelerini ortaya koydu. "siz Japonlarin tirnagi olmazsiniz" idi son hatirladigim iltifati; "ismam folklorletirilecek" ve "bunla Filistinli kardeslerinin intikamini almak icin yarmizi kesecekler" hezeyanindan hemen sonra. Herhalde bahsettigi "siz" e kendisi dahil degildi. Peki kim olarak konumlandiriyordu kendini? Musluman? Turk? Turkiyeli? Benim kimligi hakkinda bildigim tek olumlu veri DE'nin Turkceye hakim oldugu.

Bu arada bir hatirlatma yapayim. Daha once DE'nin "iyi, kotu, hak, jukuk, dostluk, kardeslik" kavramlari ile alay eden, onlarin deghil "cikar" in esas alinmasi gerektigini dis piltikamizdaki "cikarin" da ABD ve Israil "dumen suyuna gitmek" oldugunu savundugunu hatierlayacasiniz. Ben bu goruslerin kendisin ait olmadigini Washington v Kudus kaynakli oldugunu soylemistim. Bu tam dogru degildi. Cikarciligin (pragmtizm) poltik terosyeni Machiavelli olarak bilinir fakat meydani DE'nin bahsettigi ahlaki deger yargilarindan temizlemenin doktrin haline getrildigi ilk belge benim blogumda kopyesin bulacaginiz Siyon Liderlerinin Protokolleri'dir. Sadece DE'nin "doktrini" degil, bugun etrafimizdaki kan golunden tutun mimarlari bilinen neconlara, finans kuruluslarindan medya ve poltik partilere, ve bize musalla edilen kartel medyadina kadar hemen etrafimizda cerayan eden her turlu kulturel, politik olgunun planlarini gorebilirsiniz bu dokumanda.

Ve bir nacizane uyari ile bitireyim musadenizle : Herkesle herseyi konusma hakkinizi ne kontrol veya teftis hakkim veya kaabiliyetim var. Fakat lutfen MUHATABINIZI TANIYIN! Gazeteciler dahi basin toplantilarinda soru sorarken ulkesini, gazetesinin ismini soyler. Ona gore cevap alir. Her soruya herkes icin ayni cevap verilmez.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 1, 2006 10:39 PM

HAMİLİ YILDIRIM, ABDULLAH ÖCALAN VE HAMLET

Murat Karayılan tarafından ihbar edilen, Suriye tarafından yakalanarak Türkiye’ye verilen Hamili Yıldırım ile ilgili elektronik posta adresime gelen bir mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum.

PKK ve Abdullah Öcalan konusunda çok ilginç açıklamaları olan ve “Apo’nun Ayetleri” isimli kitabı nedeniyle, örgütün ölüm listesinde ilk sırada yer alan Selim Çürükkaya anlatıyor;

“Abdullah Öcalan’ın Hamili Yıldırım için ‘Sen de bizim Hamletimizsin’ dediğini biliyorum. Acaba Öcalan İngilizlerin büyük yazarı Shakespear’ın ünlü eseri “Hamlet”i okumuş mu? Eğer Öcalan o kitabı okumuş ve ona rağmen Hamili Yıldırım’a ‘Sen de bizim Hamletimizsin’ demişse, durum vahimdir. Eğer Hamili Yıldırım kitabı okumuşsa ve Öcalan’ın o sözüne karşı sessiz kalmışsa, ihaneti onaylamıştır demektir.
Ama ben inanıyorum ki, ne Öcalan, ne de Hamili Yıldırım Hamlet adlı tiyatro kitabını okumamışlardır. Öcalan Hamlet adını duymuş ve Hamili adı ile Hamlet adı birbirine benzediği için bu bağlantıyı kurmuştur. Yoksa ne Öcalan, ne de Hamili Yıldırım Hamlet ile Hamili’nin kaderlerinin birbirlerinin tıpkısı olduğunu bilmezlerdi. Bu konuyu bilselerdi, ne Öcalan Hamili’ye ‘Sen de bizim Hamletimizsin’ derdi, ne de Hamili sessiz kalıp bunu onaylardı.”

Selim Çürükkaya’nın sözlerini daha iyi anlamak için, Hamlet’in öyküsünü şöyle bir hatırlayalım:

Hamlet, Danimarka kralının oğluydu. Hamlet’in amcası, yani babasının ağabeyi Hamlet’in annesiyle işbirliği yaparak, Kralı (Hamlet’in babasını) zehirleyerek öldürüyorlar.Bir gün sonra şatafatlı bir törenle Kralı gömüyorlar. Cenaze merasiminden bir gün sonra bu kez Hamlet’in annesi ile amcası görkemli bir düğün töreniyle evleniyorlar. Aradan fazla zaman geçmiyor. Bir gece ölen Kral saray nöbetçisine görünüyor. Oğlu Hamlet’i soruyor. Bir gece sonra Hamlet ile ölü Kral babası sarayın bahçesinde buluşuyorlar. Hamlet’in babası oğluna, ‘Ben ölmedim, öldürüldüm. Amcan ve annen bana komplo kurdular ve uyurken kulağıma zehir damlattılar. Cenaze töreni için hazırlanan yemekleri düğün töreninde insanlara sundular. Kardeşim ve karım kotuğum için beni öldürdüler. Ben öldükten sonra da kardeşim hem karıma, hem de iktidarıma sahip oldu. Babasını dinleyen Hamlet büyük bir üzüntü içinde saraya, babasının hayaleti de mezarına dönüyor. Hamlet, deli numarasına başvuruyor, annesi ve amcası onu bir odaya kapatıyor. Hamlet kaldığı odada bir tiyatro eseri kaleme alıyor. Eseri bitirince oyuncular buluyor. Provolar yapıyor. Oyunu sahneleyince annesi ile amcasını da davet ediyor. Oyunda Hamlet’in amcası oturduğu koltuktan fırlayarak oyunu durduruyor ve kendini ele veriyor. Bu oyundan sonra Kral, Hamlet için bir komplo düzenliyor. Komployu fark eden Hamlet gemi ile kaçarak Danimarka’ya geri dönüyor ve başka bir çok entrikayı atlatınca amcasıyla karşı karşıya geliyor. Bir kılıç darbesiyle amcasının kellesini uçuruyor.

Evet, Hamlet’in hikayesi kısaca böyle.

Hamili Yıldırım’ın hikayesini de Süleyman Çürükkaya’nın kaleminden aktarayım; “Hamili Yıldırım, Tunceli doğumlu, PKK’nın ilk kurucularındandır. Tunceli Öğretmen Okulu’nda öğrenci olan Ayten Yıldırım ile evlendi. Ayten güzelliğiyle, mavi gözleriyle, uzun saçlarıyla çok güzel bir kadındı. Hamili 1979’da Elazığ’da, Ayten de Gaziantep’te tutuklandı. Hamili cezaevinde uzun süre yattı. Ayten ise tahliye olunca, Hamili’nin isteği üzerine Şam’a, Abdullah Öcalan’ın yanına gitti. Öcalan, PKK koltuğunu yalnız başına ele geçirmek için Ayten Yıldırım dahil 25 PKK yöneticisini komplolarla öldürerek, iktidar koltuğunu ele geçirdi. 18 yıl sonra Şam’a, Abdullah Öcalan’ın yanına giden Hamili Yıldırım da, Hamlet gibi amcasının, eşi Ayten’i ve arkadaşlarını neden öldürdüğünü bilmiyordu. Ama Öcalan onları neden öldürdüğünü çok iyi biliyordu. Eğer Öcalan, Hamlet’in öyküsünü bilseydi Hamili’ye “Sen de bizim Hamletimizsin’ der miydi? Ayten Yıldırım’ın hayaleti Beka Vadisinde Hamili Yıldırım ile konuşsaydı, Hamili şu anda ikinci kez ömür boyu hapse mahkum olup, cezaevine girer miydi? Örneğin, bir gece taşların arasından ortaya çıkıp beyaz gelinliğiyle Hamili’ye görünen Ayten şöyle konuşsaydı: ‘Sevgili eşim Hamili, ben ölmedim, öldürüldüm. Senin amcan olacak o alçak adam, sırf iktidarı için beni ve 25 arkadaşını öldürdü. Ben deli değildim. Senin arkadaşların da deli değillerdi. Amcan, iktidar için kalleşçe, bizi acımadan toprağa gömdü’ deseydi. Öcalan’ın ‘Sen de bizim Hamletimiz ol’ sözlerine karşı Hamili ne derdi acaba? Şimdi diyorum ki, keşke Hamili Yıldırım daha önce Hamlet’i okusaydı. Bir gün birileri, Hamili ya da onun gibilerini yazarsa, inanıyorum ki Hamlet dramını bile geçecek eserler ortaya çıkacaktır.”

Hamili Yıldırım, belki Hamlet’i okumadı, ama yargılanırken, dağlardaki örgüt kadrolarına yaptığı çağrı, yeni Hamletler için bir uyarı niteliğindeydi diye düşünüyorum;
“Arkadaş bildiğim bugünkü PKK’nın başındakiler, beni Suriye’ye satmaktan çekinmedi. Hem de çok alçakça ve en aşağılık yöntemlerle. Belki de en çok bu bana acı veriyor. Biraz namuslu, dürüst, tekrar geçmişe dönmek istemeyenler, ‘öl ve öldür’ politikası izleyen alçakların aracı olmaktan kendilerini kurtarmalılar. Geriye dönüp baktığımda, 30 yılımın örgüt saflarında boşa geçtiğini görüyorum. 30 yıllık örgüt içi süreçte, belki de en çok eleştirilen, tutuklanan, sorgulanan, rapor sürecine alınan, haksızlığa uğrayan, defalarca komplolarla düşürülmek istenen bir kişi olduğumu görüyorum. Haksızlıklara, uyduruk yönetim tarzlarına, antidemokratik uygulamalara, feodal, geri ve çirkef yaklaşımlara, oligarşik yapılanmaya dil uzattığım için her zaman örgüt yönetiminin hedefi oldum. Sonunda beni satmayı başaran PKK’nın başındakilerden bir gün mutlaka hesap soracak birileri çıkacaktır. Kan, tehdit, şantaj, hile, yalan, sahtekarlık hiçbir zaman karşılıksız kalmaz. Belki bir anlam ifade etmeyecek ama, dağlardaki arkadaşlar, vicdanlarının sesini dinleyerek, sorunların silahla çözülemeyeceğini görmeliler ve saltanatlarını kan, gözyaşı üzerine kuran örgüt yöneticilerinin dürüstlüklerini sorgulayarak, insan yaşamının kutsallığının her şeyin üzerinde olduğunu idrak etmeliler.” (Milliyet, 30 Aralık 2004)

Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com

Yazan: nail amudi Tarih: August 4, 2006 10:47 AM

celim cürükkaya ve hamili yildirimla ilgili yaziyi okudum.bence apdulah öcalan ve hamili yildirim shakesperin hikayesini cok iyi biliyorlar.tarih hic birzaman ihaneti ve isbirlikciligi kabül etmez.madem30 yil emek verdin neden bir anda tüm emegini yok etdin.ve hamili yildirimda kendini iyi tanidigi icin hamlet yakistirmasini kabul etdi.

Yazan: serhildan Tarih: December 7, 2006 1:29 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)