« Batı ve İslam | Ana Sayfa | 'Hür Kürtler'in Yanıldığı Yer »
July 11, 2006
Kur'an Hakkında Cehalet Sorunu
Bir okur (Sezgin Kıroğlu), "Yeniden Filistin ve Irak" başlıklı sayfaya eklediği bir yorumda şöyle demiş:
Diğer dinlerden olan insanlarla konuşulması bile ayetlerle yasaklanmıştır... Ancak zincirlerini kıran ve özgürlüğü dinlerine tercih eden bazı modern müslümanlar, bu ayetleri dikkate almamakta ve birçok yabancı dost edinmektedirler.
Kıroğlu'nun yorumlarının çoğunda büyük yanılgılar var, siyasi olanları şimdilik geçiyorum, ama buradaki derin bilgisizlik ve "bilgi sahibi olmaksızın argüman sahibi oluş" problemine işaret etmek gerek.
Türkiye'de ne yazık ki çok az insan Kur'an'ı Kerim'in içeriği hakkında sağlıklı bilgiye sahiptir. Bazen en mütedeyyin insanlar bile neyin Kur'an'da olup olmadığını bilmez, gelenek olarak kendisine miras kalmış tüm dini uygulama ve anlayışların bu kutsal kitapta yazılı olduğunu varsayar. Öte yandan da kimi seküler insanlar ve özellikle İslam karşıtları Kuran hakkında batıl inançlara sahiptir.
Kıroğlu'nun üstteki yorumu, bu ikinci kategoriye giriyor.
İddiasının aksine, Kur'an'da "diğer dinlerden olan insanlarla konuşulması"nı yasaklayan hiç bir hüküm yoktur. Aksine, çeşitli ayetlerde, Müslümanlar, diğer dinlerin mensuplarıyla nazikçe ve dostça diyalog kurmaya davet edilirler. Örneğin bir ayette şöyle emredilir:
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi, 125)
Allah Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’u da Firavun’a elçi olarak gönderirken, "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar" demiştir. (Taha Suresi, 44)
İşin ilginç yanı, bazı durumlarda kötülük yapan insanlara karşı dahi iyiliğin tavsiye edilmesidir. Allah, inkar eden ve Müslümanlara kötülük yapan bazı Yahudilerden söz ettikten sonra, Hz. Muhammed’e şöyle seslenir:
İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)
Kuran’da diğer dinlerin mensuplarından İslam’a ve Müslümanlara gelebilecek tehlikelere dikkat çeken, Müslümanları gerektiğinde onlara karşı koymaya davet eden ayetler de vardır. Bazıları, bu ayetleri tek başına ele alarak, İslam’ın tüm gayrı müslimlere karşı nefret telkin ettiğini ileri sürüyor. Bunu yapanların bir kısmı, İslam’a karşı olan, onu karalamak isteyen ideologlar. Diğer bir kısmı da ulusalcılık veya oksidentalizm gibi ideolojileri İslam üzerinden meşrulaştırmak amacında. Bu ikinci grup, örneğin, aşağıdaki ayeti, Hıristiyan ve Yahudilere karşı dostça yaklaşan Müslümanları eleştirmek için sıkça kullanıyor:
Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (Maide Suresi, 51)
Ancak ayette kast edilen Yahudi ve Hıristiyanlar, bu dinlerin mensuplarının tümü müdür, yoksa İslam’a düşmanlık gösterenler mi? Bir başka ayet, üsttekini “tefsir” ederek bu soruya açıklık getirir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (Mümtehine Suresi, 8-9)
Sezgin Kıroğlu’nun “diğer dinlerden olan insanlarla konuşulması bile ayetlerle yasaklanmıştır” şeklindeki gerçek dışı iddiası ise, belki aşağıdaki ayetle ilişkilendirilebilir:
O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. (Nisa Suresi, 140)
Oysa açıkça görüldüğü gibi, burada da kıstas, gayrı müslimlerin İslam’ın kutsal değerlerine karşı saldırgan davranıp davranmadıklarıdır. Müslümanlar herkesle konuşmalı, hem de “insanlara güzel söz söyleyin” (Bakara Suresi, 83) emri uyarınca konuşmalıdırlar. Bunun “modern Müslüman” olmakla filan ilgisi yoktur; doğrudan Kuran’ın emridir. İslam’ın kutsal değerleriyle alay edenlere karşı ise elbette tavır koyacaklardır. Hem de “onlarla oturmamak” gibi son derece barışçıl ve asil bir yöntemle.
Diyebilirsiniz ki “bunlar, bugünün Müslümanları tarafından ne kadar uygulanıyor?” Bu haklı bir sorudur ve üzerinde tartışabiliriz. Ama günümüz Müslümanlarının yanlışlarını İslam’ın kendisine ve hele de Kuran’a mal etmeye kalkmak, hem de bunu Kur’an hakkında bilgisizce atıp-tutarak yapmak, kabul edilebilir bir hata değil.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 11, 2006 11:47 AM
Mustafa Bey
Bu konuda detaylı bir yorum yazacaktım
Benim yerime siz yazmıssınız zaten.
Yalnız bu yazdığınız yazı Sezgin Kıroğlu gibilerini iyice sacmalamaya itecektir.
Kurani bir ifade bu Kuran bizim imanımızı onların küfrünü artırır ancak.
Fakat iftira ve sacmalama acısından örnek verme acısından bu konuda yazmanız cok iyi oldu
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 11, 2006 6:07 PM
Bukadarda olmaz artık.. Ayette açık açık konuşmayın diyor ama Sayın Akyol şahsımı cehaletle suçluyor..
Burda Kuranın ayetine ve bu ayetten çıkan anlama bile tahammülünüz yok... Bu tarz provakatif suçlamalara devam etmeniz durumunda bir daha geri dönmemek üzere mustafa akyol.orga veda edeceğim..
Ben neyapmışım? Ayetde ne diyorsa onu demişim. Ayetde açık açık hristiyan ve yahudilerle dost olmayın diyor ben de bunu söylemişim...Bu ayeti çarpıtmışmıyım ?hayır.. ne yapmışımda bukadar cehaletle suçlanıyorum? Mustafa bey bu yaptığınız çok ayıptır...
72 Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kafir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
3.28. Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.
Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor.
Dönüş yalnız Allah'adır. (Ali-imran )
Bakın Ali imran suresindede kafirleri dost edinmeyin diyor....
Maide 51 bu ayetin amacını pekiştiren bir ayettir..
Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (Maide Suresi, 51)
Ayetleri yazmak ve onun anlamını tekrarlamak nezamandan beri suç oldu.... Birisi çıkıpda Maide 38i buraya yazdığında, bunu buraya yazanmı suçludur?
Maide 38
.
Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu ayet kuranda duruken böyle bir ayet yok diyebilirmisiniz? Bu ayette el kesmekten bahsetmiyor araplar bunu yanlış anladı diyebilirmisiniz?
Keşke tüm müslümanlar bu ayetleri yanlış anlasa da ,hristiyanlarla yahudilerle dostça yaşamayı öğrenseler..Keşke maide 38 yanlış anlaşılsada Şeriat devletlerinde el kesme gibi vahşi bir uygulama sona erse...ah keşke..
.......................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
SEZGİN BEY, SİTEYE YAZMAYA DEVAM EDİP ETMEMEK SİZİN BİLECEĞİNİZ İŞ. BEN SADECE YANLIŞ GÖRDÜĞÜM ARGÜMANLARINIZI ELEŞTİRİYORUM. SİZ DE ZATEN İSTEDİĞİNİZ GİBİ ELEŞTİRİ YAZABİLİYORSUNUZ.
SİZ MÜSLÜMANLARIN GAYRI MÜSLİMLERLE "KONUŞMALARININ" YASAKLANDIĞINI İLERİ SÜRMÜŞTÜNÜZ, BEN BÖYLE BİR ŞEY OLMADIĞINI ANLATINCA "KONUŞMA" YERİNE "DOST OLMAKTAN" SÖZ ETMEYE BAŞLADINIZ. (YUKARIDAKİ İLK PARAGRAFLARINIZDA DA BU "EL-ÇABUKLUĞU MARİFET" TARZI KAYMA GÖRÜLEBİLİYOR.)
"DOST OLMA" KONUSUNU İSE AÇIKLADIM; SADECE KONUYLA İLGİLİ TEK BİR AYETİ DUYMUŞ OLDUĞUNUZU, BAŞKA BİR AYETİN BUNA AÇIKLIK GETİRDİĞİNİ BELİRTTİM. "BİLGİSİZLİK SORUNU" DA BU ZATEN.
BUNU ŞAHSINIZA YÖNELİK BİR RENCİDE ETME GİRİŞİMİ OLARAK DA ALGILAMAYIN. BİLGİSİZLİK OBJEKTİF BİR TANIMLAMADIR VE ZATEN HİÇ KİMSE TÜMÜYLE "BİLGİLİ" DEĞİLDİR. SORUN, YETERİNCE BİLGİ SAHİBİ OLMADAN ARGÜMAN ÖNE SÜRMEKTE...
M.A.
Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: July 11, 2006 7:49 PM
Merhaba,
Yerinde bir yazı olmuş Mustafa Bey, elinize sağlık. Söz konusu ayetler kasıtlı olarak ya da olmayarak, yanlı(ş) bilgiler yüzünden, sürekli, Islam dinine ve Kuran'a karşı argüman olarak kullanılıyor. Oysa ayetler bütününden ayrılmadığında iddia edilen anlamlara ulaşmak imkansızdır. Ayetleri kendi bütünlüğü içinde anlamak için değil de, zaten akıldaki fikri ispat etmek ya da desteklemek amacı ile anlamaya çalışınca, sanırım böyle bir sonuç çıkıyor. Bu açıdan bakınca sonuç şaşırtıcı değil ama üzücü. Keşke Mustafa Bey'in yazısındaki tanımla, Kuran ve Islam'la ilgili batıl inançlara sahip kişiler, önyargılarından ve batıl inançlarından sıyrılarak Kuran'ı okumaya, anlamaya çalışsalar. Kolay birşey değil istediğim, biliyorum. Hatta anlamaya çalışmak kimileri için bastıkları yerin ayaklarının altından kayması gibi birşey. Ama keşke cesaret edebilseler.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: July 11, 2006 10:57 PM
Sezgin Bey,
Artık size yalnızca gülüyorum. Hatta o kadar çok gülüyorum ki gülmekten sandalyeden düşmek üzereyim.. Başıma birşey gelire mes'ulü bu son yorumunuzun şahsında sizsiniz..:-)
Allah aşkına şu sözlerinizi okuyun bakalım:
"Bukadarda olmaz artık.. Ayette açık açık konuşmayın diyor ama Sayın Akyol şahsımı cehaletle suçluyor.."
Şimdi sonraki cümlenize bakalım:
"Ben neyapmışım? Ayetde ne diyorsa onu demişim. Ayetde açık açık hristiyan ve yahudilerle dost olmayın diyor ben de bunu söylemişim.."
Mustafa Bey'in "el çabukluğu marifet" dediği işte bu.. Eskiden panayırlarda "bul karayı al parayı" adlı bir kumar vardı. El çabukluğu ile her seferinde "karo" diğer kağıtlardan çıkardı:-) Önceki cümlede "açık açık konuşmayın" yaz, sonra cehaletiniz, hatta iftiranız da denebilir, ortaya çıkınca "dost olmayın" diye "çevir kazı yanmasın" yap.İnsan bunu hiç olmazsa aynı yorumda yapmaz. Biraz laf kalabalığı, biraz felsefi üslup, biraz alakasız konulardan çeşni, konuyu kaynatamaya çalışın bari..
Ama bu da tabii yetenek meselesi..
Bir de "Mustafa bey bu yaptığınız çok ayıptır..." diyorsunuz. Ortada ayıp bir şey varsa sizin Kur'an'a yaptığınız iftirayı el çabukluğu ile hasıraltı etmeye çalışmanız. Bu yaptığınız buradaki yazıları okuyanların akıllarına hakarettir. Yazık ki siz bunun bile farkına varamıyorsunuz.
İnsan bu yanlışı koca bir yazı ile ortaya çıkınca hiç olmazsa sessizce kaybolur gider, ya da efendi gibi "ben yanlış anlamışım/anlatmışım" der özür diler. Ama bu bir erdem meselesi..
Biz sizinle "konuşuyoruz" ama "dost" değiliz.. İkisi çok farklı şeyler. Hayır bir sonraki aşamada ola ki "dost olmayın demek konuşmayın demektir" şeklinde kazın zaten yanmış olmasına aldırmadan bir kaz çevirme denemesi daha yaparsınız belki diye önceden uyarıp parmaklarınızı yormayın diye söylüyorum..:-)
Bir de şöyle yazmışsınız:
"Bu tarz provakatif suçlamalara devam etmeniz durumunda bir daha geri dönmemek üzere mustafa akyol.orga veda edeceğim.."
:-))
Ne olur terketmeyin, Ataman Bey'den sonra buraların tadı tuzu kaçtı; siz de giderseniz bizi kim eğlendirecek?..
:-))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 12, 2006 1:14 AM
Sezgin BEy öyle hınçla yoğrulmuş ki kulakları duymuyor, gözleri görmüyor. islama ve müslümanlara kin ve nefreti o derece yoğun ki sadece görmek istediğini görüyor.
sağduyulu yahudi ve hristiyanlara Kur'an'ın ehli kitap dediğini bilmiyor, bilmek ve duymak da istemiyor.
kısa kısa yazayım da artık insanlara mide krampları geçirten bu akıldışı iftiraları sergilemekten belki vazgeçer.
1-Sezgin BEy, hiç sen MEdine Vesikası diye bir şey duydun mu?????? bu sorunun cevabını istiyorum. duyduysan nedir bu?
Ben hemen kısaca söyliyim: Medine Site Devletinin anayasasıdır. MEdine site devleti bu anayasaya göre idare olunmuştur.
PEki Sezgin bey bu anayasayı kimler hazırlamış ve onaylamıştır?? bu sorunun da cevabını istiyorum.
Ben kısaca vereyim: Hz.Muhammed, MEdine Yahudileri ve Hristiyanları, Müşrikler.
peki nedir bunun içeriği sezgin bey?
Hepsi BARIŞ içinde yaşayacaklar ve herkes kendi inandığı gibi yaşamakta serbest olacak, hukuki davalara kendi kitapları esas olacaktır.
Bu tarihi bir vakıdır, gerçektir, belgedir.
Bunun üzerine artık başka bir söz söylemeye gerek var mı Sezgin BEy!
DEmek ki İSlam bir barış ve uzlaşma dinidir. Bizzat Peygamberin yaşam pratiği bunun ispatıdır.
2-Sezgin beye defalarca anlattım ama kör gözüm parmağına anlamak istemediği şu savaşla ilgili ayetler meselesinden artık gına geldi. yeniden yazamam.
ama anlayabilmesi ümidiyle bir kere daha şunu açıklayayım:
SEzgin BEy hani sen şu eline alıp da ayetler okuduğun iki kapak arasına alınmış Kur'an varya, sen onu öyle önünde hazır bulduğun için kafan karışıyor ve olayın gerçeğini anlıyamıyorsun. bak güzel kardeşim o elindeki kitap Ebu Bekir tarafından iki kapak arasına alındı. gökten öyle hazır cumburlop inmedi.
veya senin tabirinle pat diye yazılmadı. peki nasıl ortaya çıktı Kur'an ? bu sorunun cevabını eğer kendine verirsen bu saçmalamalarına da bir son vermen gerektiğini anlarsın sanırım.
buraya iyi bak: 23 SENEDE İNDİ(veya yazıldı). gelelim sonraki aşamaya. bu inme (yazılma) nasıl oldu. Senin dilinle konuşalım:Muhammed bunu 23 senede binlerce olay karşısında her olayla ilgili olarak yazdı. demek ki bu yazılan ayetler o günün somut koşullarıyla ilgili, değil mi? İki de bir millete saç baş yoldurtan yorumlarınla Tevbe suresini örnek verip duruyorsun. eğer bunu Muhammed yazdıysa laf olsun diye, birgün ağacın dibinde oturuyorken aklına geldi canı çekti de
"bu Allah ve Resulünden müşriklere son ültimatomdur" diye mi yazdı? yoksa somut savaş koşullarında MEdine İSlam devletiyle savaşan o günün canlı düşmanlarına mı yazdı? bunu da mı ayırt edemiyorsun?
iki de bir MEscid-i HArama sığınanlara dokunma ayetini mantık bilimini ağlatırcasına yorumluyorsun ama yeter artık. Kardeşim Muhammed bunu niye yazdı peki laf olsun torba dolsun diye mi? Eğer bu Miladi 630 tarihinde yazılmışsa bir zamanda, mekanda yazılmış değil mi? acaba ne oldu da yazıldı. bak, eski bir Roma kalıntısı bulunduğunda hemen oradaki yazılar okunur, yazının yazıldığı yer, tarih, bölge, kim tarafından yazıldığı araştırılır ve ona göre ANLAMAYA çalışılır.
böyle damdan düşer gibi ayetlerin başını sonunu kırparak saçmalayarak bize kabus yaşatma artık, yeter gayri.
bak kardeşim sen bir yerde yazıt bulsan ve o yazıtta
MEsela bir arkeolojik araştırma sonucunda "onları öldürün" diye bir ibare görsen nasıl anlarsın bunu? bu yazıtın mekanı, zamanı, coğrafyası, kim tarafından yazıldığı, kime yazıldığı anlaşılmadan "eyvaaah onları öldürün diyor bizi öldürecekler" diye şizofrenik paranoyalar geliştirmenin bir anlamı olur mu? böyle bir adama sen deli demez misin?
ve yine çok dikkatle okumanı ve üzerinde düşünmeni istediğim bir nokta: Hz.Peygamber bu ayetleri nasıl uygulamış? bu konuda bir fikrin ve bilgin var mı?
Ve merak ettiğim bir konu var: SEzgin BEy siz yahudi misiniz?
Yazan: nuri saglam Tarih: July 12, 2006 1:43 AM
o kadar da yuklenmeyin Sezgin beye, sevgili arkadaslar! sonucta onun sayesinde Kuranin daha insancil yorumlarini tesbit edip hepimiz ders alabiliyoruz. ve ayrica Sezgin beyin belirttigi gibi bu ayetleri vahsice ve gaddarca algilayip butun insanliga maddi ve manevi zulum yapan tonlarca musluman kiligindaki garib yaratigin varligi hepimizin malumu degil mi? sakin bir yere gitmeyin Sezgin bey, bizim sizden ve sizin de bizden ogrenecek cok iyi seylerimiz olabilir saniyorum....... selamlar........
Yazan: cemal akoren Tarih: July 12, 2006 4:07 AM
Hristiyan ve yahudi arkadaşlarım var. Ve birçok müslüman arkadaşımdan benim dini inancıma (İslam'a) karşı çok çok daha saygılılar...
"O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. (Nisa Suresi, 140)
Müslüman olduğunu söyler ya da idda ederken içten içe de gıcık kapan, alay eden müslümanlarla nasıl konuşacağız.
Asıl sorun bu...
Yazan: sazer Tarih: July 12, 2006 8:15 AM
Vakti zamanında da bir kazak atamanı bu sitede ilk önce mustafa beye hergün yazdıgınız vaklit gazetesi demişti. sonra ona öyle olmadıgını söylediğimizde bu sefer sempati duydugunuz mealinde birşeyler söylemişti.El çabukluğu mudur dersiniz yoksa laf ebeliği mi yoksa cehaletin tavan noktası mı bilmiyorum. Ama ben sezgin kıroğlu ile kazak atamanının yorumlarını nedense cok benzetiyorum.
Sahi bunlar aynı kişiler mi?
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 12, 2006 8:42 AM
Suat bey,
Ne olur terketmeyin, Ataman Bey'den sonra buraların tadı tuzu kaçtı; siz de giderseniz bizi kim eğlendirecek?..
Bazı olguları eşzamanlı biçimde zikredince, ister istemez C.G. Jung'u yadediyorum.. Hiss-i kablel vuku mu, önsezi mi yoksa bazı karakterlerin psikoanalizi mi dersiniz bilmem ama yukarıda geçen malum tavır beni hiç mi hiç şaşırtmadı ;)
Yazan: A. Esin Tarih: July 12, 2006 9:43 AM
Mustafa Akyol bey siz tanidigim kadariyla iyi ve ilimli bir insansiniz. Fakat bu yazi gercekten benim de hosuma gitmedi. Sonucta yukarida bahsedilen ayetleri sezgin beyin belirttigi sekilde anlayip hicbir yahudi ve hristiyana saygili bir sekilde konusmak icin bile yaklasmayan tonlarca musluman kimlikli adam yok mu piyasada? Hele bir de yukarida musluman kimliginde yapilan alayci tavirlar ve yine utanmadan bu konu konusulurken dahi sezgin beyi yahudi olmakla suclayip asagilamaya calisan hasta yaklasimlar gercekten cok uzucu! Sezgin bey ben kendi capimda bir musluman olarak sizden ozur diliyorum. Ve sayin mustafa akyol siz de bu yonde bir ozur dilerseniz, sizi de aydin ve insancil bir musluman olarak tebrik ederim, eger bunu yapmazsaniz sanirim sorumluluk altinda kalabilirsiniz........ Selamlar ve sevgiler.
.................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
UYARINIZA TEŞEKKÜR EDERİM. ANCAK SEZGİN BEY'E ÖZÜR GEREKTİREN BİR ŞEY SÖYLEDİĞİMİ SANMIYORUM. KENDİSİNE "YAHUDİ MİSİNİZ" DİYE SORULMASI BENCE DE GARİP; SİZİN BUNU "AŞAGILAMA" OLARAK TANIMLAMANIZ DA AYNI GARİPLİĞE EKLENİYOR. YAHUDİ OLSA NE OLUR? BUNDA NE BİR KÖTÜLÜK NE DE BİR "AŞAĞILANMA" GEREKÇESİ VAR.
YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARA DÜŞMANCA YAKLAŞAN MÜSLÜMANLAR, EVET, NE YAZIK Kİ VAR. BEN DE BUNU BELİRTTİM ZATEN. AMA KURAN, BU DÜŞMANLIĞI EMRETMİYOR. SEZGİN BEY BU NOKTADA YANILIYOR BENCE VE BUNU DA AÇIKLADIM.
SAYGILAR,
M.A.
Yazan: kaan kadiroglu Tarih: July 12, 2006 11:03 AM
Mustafa Bey,
Bir insana sen müslüman mısın hristiyan mısın ya da yahudi misin diye sormak neden garip olsun? bunlar utanılacak şeyler midir ki sormak da şık olmasın!
sürekli yahudi katliamlarını savunan, sürekli Kurana terör kitabı muamelesi yapan, ırakta, filistinde yapılan zulümlere alkış tutup haklı göstermeye çalışan insanlara eleştiri hakkını kullanmak yanında neden bu kadar taraflısın yoksa yahudi misin? diye sorulması neden tuhaf görülüyor?
asıl ben sizin bunu garip görüyorum.
yoldan geçen bir insana çekip de sorulmuyor bu soru. ama şu anda bebek, çocuk, kadın demeden gözüdönmüş bir şekilde filistinlilerin üzerinden tanklar geçirildiği bir zaman kesitinde bu konuyu çok haklı ve meşru göstermek için "zaten müslümanlar cani katildir, hakettiklerini görüyorlar" diyen insanlar için başka ne düşünülebilir????
ben samimi bir ateistin bu olayı lanetleyeceğine eminim. nitekim şu an bulunduğum ortamda birçok amerikalı da bunu yapıyor. bırakın, ırakın işgalini bile eleştiriyorlar.
mesele budur!
üstelik de ben de Suat bey de defaatle yazdık bir kişinin yahudi olup olmamasının bir sorun olmadığını. ne eksiklik ne fazlalık olduğunu. zaten siz de benim o vurgumu aynen kullanmışsınız farkında olarak ya da olmayarak.
burada, yani bu bağlamda meseleyi ele alış tarzı bana farklı bir kimliği çağrıştırmıyor. neden mi önemli:kişinin samimiyetini gösteriyor da ondan.
aynı şeyi Kaan kadiroğlunun yazdıklarında da görmek mümkün. sağ gösterip sol vurmak:
"Sonucta yukarida bahsedilen ayetleri sezgin beyin belirttigi sekilde anlayip hicbir yahudi ve hristiyana saygili bir sekilde konusmak icin bile yaklasmayan tonlarca musluman kimlikli adam yok mu piyasada?"
neredeymiş bu "tonlarca" müslüman?
kardeşim bu ülke İspanyada zulümden kaçan yahudilere 500 sene önce sahip çıktı. 50 sene evvel de yine nazi zulmünden gemilerle kaçanlar buraya geldiler.
nazi zulmünden kaçan ünlü profesörler de buraya geldiler. burayı tercih ettiler.
İsraillilerin en çok gittikleri turistik ülke de burası.
turistlere en çok saygı gösterilen yer de burası.
azınlık olmalarına rağmen asırlardır sadrazam, vezir, bakan, vekil, üst düzey bürokrattan en zenginlere kadar da bir sürü yahudi ve hristiyan var.
eğer müslümanlara aşağılık yaratıklar olarak bakılan dünya coğrafyasını gözünüz görmüyorsa söyleyecek lafım yok. gidin bakalım avrupaya amerikaya müslümanlara nasıl yaklaşılıyor!!!
burada veya başka yerde müslümanların da başkalarının da hatalarını, yanlışlarını, yanlış anlamalarını konuşmak, tartışmak, samimiyetle çözüm üretmek varken sürekli olarak Kuranı bir terör kitabı, müslümanları da terörist olarak yaftalamanın anlamı nedir?
"kendi çapınızda müslüman" olsaydınız sahiden önce buna tepki gösterirdiniz!
bir fıkrayla konuyu tamamlayayım:
Yahudi Moiz, komşusu Abdullah'ı yere yatırmış tekme tokat dövmeye başlamış. Suratına vururken de "vurma vurma" diye bağırıyormuş.
yaşanan durum budur.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 12, 2006 12:56 PM
Özür dilemesi gereken kişi, sayın sezgin kıroğludur. Sözleri kasıt, nefret, çarpıtma dolu.
cem giray
Yazan: cem giray Tarih: July 12, 2006 1:00 PM
sevgili mustafa akyol, ben kendi cevremde dahi bugune kadar bir insan hristiyan ya da yahudi diye konusmaktan bile cekinen bircok musluman kimlikli cahil insani sahsen gordum. Allah bu konuda sahidimdir. ve ben sizin yaptiginiz bu hatayi algilayip bir gun bu sahistan ozur dileyeceginize dair umidimi de kaybetmis degilim. dedigim gibi ben sizi taniyorum ve iyi niyetli bir musluman oldugunuzu biliyorum.
karsimizdaki bu sahis evet bazi yonlerden asiri
yorumlar yapmis olabilir, fakat yukarida ilettigi ayetin bircok arap ve islam ulkesinde onun dedigi gibi algilandigi da bir gercek degil mi maalesef? dolayisiyla sizin yukarida yaptiginiz aciklayici ayet mealinden sonra en azindan bunu dile getirmeniz beni hosnut ederdi gercekten.
yukaridaki diger arkadaslarin ne maksatla hangi kelimeleri ne zaman kullandiklarini ise orta bir zekaya sahip butun insanlar hakli bir sekilde degerlendirirler saniyorum. bu kisilerin simdi de benim muslumanligima dokundurma yapmalari hic sasirtici degil bu acidan. yakinda mutlaka bana da soracaklari icin simdiden cevap vereyim: "hayir yahudi degilim."
ben daima hosgoru, merhamet, karsilikli anlayis icinde butun insanlarin yasamasi taraftari bir insan olmaya calisiyorum. ve butun yahudileri, filistinlileri ve her toplumu da --ve yukaridaki arkadaslari da-- bu ugurda caba sarfetmeye cagiriyorum. size de tekrar cok sevgi ve selamlarimi iletiyorum.
Yazan: kaan kadiroglu Tarih: July 12, 2006 1:37 PM
Değerli yorumcular;
Burada minyatür bir örnek olay yaşanıyor. Buna hepinizin dikkatini çekmek istiyorum. Bir yorumcu, toplumun kutsal saydığı kitabı saçmalıklar kompozisyonu olarak görüp aşağılıyor, üstelik bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir ayetine yanlış anlam veriyor. Böylece iki yönlü bir provokasyon yapıyor. Önce onları kinlendiriyor ve diş bilemelerini sağlıyor, sonra ellerine küçük bir koz vererek oradan saldırıya geçmelerini sağlıyor. Bu kozu vermese, berikiler sadece diş bileyip onu dışlamakla yetinecekler. Ama kozu görünce dalıyorlar.
Yönetimi temsil eden Mustafa bey de baştaki ılımlı yazılarını terketmeye zorlanıyor. Bunu aynen hükümet olarak düşünebilirsiniz. Yorumcuları da halk... "Kardeşim burada kutsallarımıza küfrediliyor, sen orada oturmuş izliyorsun. Bunları yayınlamaman bile gerekir. Madem yayınlıyorsun, cevabını ver!" diye sıkıştırılıyor. Tabii yönetim varlığını borçlu olduğu tabanın sesine kulak tıkayabilir mi? O da döşeniyor. Sonra tebrikler, aferinler, beri taraftan karşılık vermeler...
Arkadaşlar biz bu filmleri durmadan izliyoruz. Kutsalları yıkıp yok edemezsiniz, boşuna uğraşmayın. Edebilse Sovyetler ederdi. Kızıl Kmerler Konfüçyüs dininin saçmalıklarına daha fazla dayanamayıp son çare olarak bu dini Kamboçya'dan silmek için inananlarını yok etmeye karar verdiler. Bu kadar insanı kurşuna dizseler kurşun yetmezdi. Başlarına naylon torbalar geçirerek boğulmaya terketme yöntemini seçtiler. Bu yöntemle kaç bin (belki milyon, bilmiyorum)insanın öldürüldüğü dahi belli değil. Bu olayın filmi de yapıldı. "Ölüm tarlaları." Esir kampından kaçan bir Amerikalı bataklıklara daldığında korkunç bir manzara ile karşılaşıyordu. Sayılamayacak kadar ceset bataklıkta kokuşmaya bırakılmıştı. Esir kampında esirlere pirinç toplattırılıyordu. Konfüçyüs dini ile ilgili bir sembol taşıyan, dua etmek için bir hareket yapan derhal alınıp bataklıklara götürülüyordu.Bu insanların akibetini böylece öğreniyordu. Bu bataklık sadece bir imha bölgesi idi. İçindeki cesetler yakılmış ya da olduğu gibi gömülmüş bir çok toplu mezar çukuru bulundu. Bu çukurların dehşet verici fotoğrafları arşivlerde durmaktadır. Buralarda cesetleri üstüste yığılan insanların tek suçu Konfüçyüs'e inanmaktı. Yaşadıkları şartların zorluğundan bunalıp dua etmek için diz çöktükleri görüldüğü anda Kmerler tarafından sürüklenerek öldürülmeye götürülmüşlerdi.
Ne oldu? Konfüçyüs'e yine milyonlarca insan inanıyor.
Gelelim ülkemize... Bir suç işleyen bir kaç kişi jandarma tarafından izlenmektedir. Kaçaklar bir aşiret düğününe sığınırlar. Jandarmalar da izi sürüp düğün yerine kadar gelir ve kaçakların verimesini isterler. Düğün yapılan aşiret Şeyh Said'in aşireti. Şeyh Said düğün sırasında düğüne gelen misafirlerin korunmasının töre ve gelenek olduğunu söyleyip kaçakları düğün bitince teslim edebileceklerini söyler. Senin tören de batsın, geleneğin de, koca devlet senin töreni bekler mi ama, jandarmalar yine sabırlı, nasılsa düz ovada bir yere kaçamazlar deyip beklerler. Fakat birden silahlar patlamaya başlar. Kim ateş etti, havaya mı, kutlama için mi, öldürmek için mi, belli değil. Ortalık bir anda karışır ve aşiret adamları ile jandarmalar çatışmaya başlar.
Sonucu biliyorsunuz.
Atatürk'e suikast da böyle, Menemen de böyle, Dersim de böyle, 27 mayıs ta böyle...
Şeyh Said olayında İngiliz parmağı olduğu söylenir. Muhtemelen doğrudur, bilemem. Hiç önemli değil. Tanker devrilip benzin asfaltta akmaya başlamışsa kıvılcım bir şekilde çakar nasılsa. Kıvılcımı neyin, kimin çaktığı önemli değil. Ben bunu canlı bir şahitten dinledim: Suriye'de esir düşen bir askerimiz esir kampında İngiliz komutanın gözüne girip biraz serbestlik elde etmiş ve gezebiliyormuş. Bir yerde Kur'an okuyan hafızlar görmüş. Hafızları eğiten İngiliz subayı esire nereli olduğunu sormuş. söyleyince "Orayı iyi bilirim, kimlerdensin?" diye sormuş. Filanca deyince "Köyüne dönersen babana selam söyle, onun çok iyiliğini gördüm, ben o köyde imamlık yaptım" demiş. Ben bu olayı esirin torunundan dinledim. O da dedesinden bizzat dinlediğini söyledi. Kulaktan kulağa bir miktar değiştirilmiş olabileceğini varsaysak bile (çok kuşkucuyumdur) büyük ölçüde doğruluğundan şüphe etmek için hiç bir neden yok.
Sayın Kıroğlu'nu porovakatör olarak afişe etmiyorum. Kendisinin mantıksal kurgulama yönünü takdir ediyorum. Fakat belli davranış kalıpları bir tarz haline getirilir ve bilinçaltımız bizi inanın bana bilincimizden çok daha etkin yönetir. Bunu bilimciler bir çok davranış deneyi ile kesin biçimde kanıtlamışlardır. Sosyopsikolojik davranış tarzları en çok koyun sürülerini etkiler, ama sosyal bir canlı olan bizlerin bundan tamamen beri olduğumuzu hiç de sanmayın.
Belki burada insanların yüzlerine karşı söyleyemediklerimizi söyleyerek rahatlayabildiğimiz bir ortam buluyor ve içimizdeki birikimleri boşaltmak için bu alanı kullanıyor olabiliriz. Fakat kaos teorisi uyarınca her hareket, her etki bir birikimin toplamına küçük de olsa bir katkı yapar. Hele "başlangıç durumuna hassas bağlılık" olarak adlandırılan durum geçerliyse, (bilardo masası üzerindeki topun harekete başlama açısı bunun en iyi örneğidir) birikim sonucunda tahmin edilemeyen bir kaotik durum ortaya çıkma olasılığı vardır.
Buradaki durumun bir minyatür olduğunu gösterebildi ve anlatabildi isem, bu bir katkı sağlar diye umuyorum. Bir yorumumda AKP nin durumunu yine bu şekilde belirterek hükümeti tribünlere oynamaya kışkırtmayın, "kutsallara saldırılıyor, uyumayın" diye fevri harekete zorlamayın, ta ki İslamcı hareket ılımlılaşsın diye çağrı yapmıştım.
Arkadaşlar, çok rica ediyorum. Burası sonuçta bir müslüman ülke. Bizim ulusumuz bu nedensellik içinde yoğrulmuş. Bu ülkede İslamın köküne kibrit suyu dökemezsiniz, kutsalları ayaklarınızın altına alıp çiğnemeniz onları yok etmez, sadece sizin gözünüzde kutsallıkları düşer, berikiler daha çok sahiplenirler. Daha kutsallaşır onların gözünde.
Yapmayın, etmeyin! Bu oyunlara daha fazla gelmeyin artık. Bu ülkede birbirimize tahammül ederek yaşamayı öğrenmemizin vakti geldi.
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 12, 2006 1:50 PM
"ben daima hosgoru, merhamet, karsilikli anlayis icinde butun insanlarin yasamasi taraftari bir insan olmaya calisiyorum. ve butun yahudileri, filistinlileri ve her toplumu da --ve yukaridaki arkadaslari da-- bu ugurda caba sarfetmeye cagiriyorum. size de tekrar cok sevgi ve selamlarimi iletiyorum."
"Yukarıdaki arkadaşlardan" biri olarak hemen söyleyeyim biz de buna çalışıyoruz zaten.
zira İslam'ın barış dini olduğunu, Kuranın bir öğüt ve uyarı mesajını olduğunu, tarihsel bir vasfı olduğunu, savaşla ilgili ayetlerin bu tarihsellik bağlamında olduğunu, bir tek insanı öldürmenin Kuranın ifadesiyle "tüm insanları öldürmek olduğunu", evrensel aklın işletilmesini gerektiğini söyleyip durmamız bundandır beyefendi.
Bunun yerine, ısrarla ve inatla Kuranın cinayet ve terör kitabı olduğunu, müslümanların da bu kitabı "doğru anlayarak" (bu ifade avukatlığını yaptığınız beyefendiye aittir) cinayet işleyen cani ve katiller olduklarını zırt pırt söyleyenlere eleştiri de bu noktadan geliyor.
biz diyoruz ki müslüman adam öldürmez,
siz diyorsunuz ki müslümanlar katildir
biz diyoruz ki İslam barış dinidir
siz diyorsunuz ki İslam terör dinidir
biz diyoruz ki adam öldürmek en büyük suçtur masum bir kişiyi öldüren ebediyen cehennemde yanar
siz diyorsunuz ki İslam cihad dinidir bakın şu şu ayetlerde "onları öldürün" diyor.
biz diyoruz bu ayetlerin başı sonu var, tarihselldir
siz diyorsunuz ki bunları doğru anlayanlar adam öldürüyorlar o yüzden de müslümanların yok edilmeleri lazım
biz diyoruz ki sağduyulu yahudi ve hristiyanlar Ehli kitaptır, onlardan kız alınır, kestikleri kurban etleri yenir, onlarla saygılı ve iyi ilişkiler kurmak dinin bir gereğidir
siz diyorsunuz ki Kuran "onlarla konuşmayın" diyor Kuran (bu arada sanki yahudi ve hristiyanlar da müslümanlarla dost olmaya can atıyorlar da müslümanlar sırtlarını dönüyorlar)
Kim barışçi kim hoş görülü kim samimi beyefendi?
bu millet dünya tarihinin en hoşgörülü milletidir beyefendi. sizler ne kadar bu milleti sen katil, cahil, terörist diye yaftalasanız da öyle değil ve öyle olmayacak.
mütegallibenin ajan provakatör faaliyetlerinin kuklası olmuş bir avuç sözde müslümanın!!! faturasını da bu millete kesemezsiniz beyefendi.
ne zamandır bu sitede yazmıyorum. ama her Allahın günü akla ziyan saçmalıklarla saldırılmasından da gına geldi artık. bilginin ,bilimin de bir izzeti var. ben asla dini bir güdüyle yazmadım bu ve yukarıdaki satırları. asla...tamamen ilmin izzeti adına gösterdiğim bir tepkidir bu!
ayrıca ırakta olanlara, filistinde olanlara tepkim de aha şu New york illerinde beraber çalıştığım frenklerin insani tepkisinden farklı değil (dikkat: bu islami değil insani bir tepki beyefendi). onlar tepki gösteriyor ama siz!!!!!!
gelelim diğer meseleye. olayı karikatürize edip de puan toplamaya gerek yok. internetten seyrettiğim şu CEm Yılmaz'ın dediği gibi "bunlar reklam kokan hareketler"
ben yabancılarla çalışan biri olarak hiç de farklı olmayı negatif gören biri değilim. söylediğim şey çok açık ve basit: sağ gösterip sol vurmak etik dışı bir tutumdur. bunu yapanları iliklerine kadar da hemen tanırım çok rahat...
buradaki mesele de budur beyefendi. islamla alakası olmayıp da sanki müslümanmış ayağına yatıp belden aşağı vurmaları çok ayıplıyorum ben.
ne tuhaf değil mi burada millet sayfalarca Allah'ın kitabına peygamberine iftiralar düzerken; terörist cani müslümanlar, oh oluyor size Bush tepenize bomba yağdırıyor, şimdi israil askerleri müslümanları yok ediyor oh olsun diyenlere en ufak bir eleştiri yapmayacaksın, "belki biraz aşırı yorumlarda bulunmuş olabilir" deyu kol kanat gereceksin, ondan sonra da neden bu kadar taraflısın acaba yahudi misin diye soranlara da hışımla saldırıya geçeceksin????????????
nerdesin ey vicdan, akıl, izan?
Fenerbahçe taraftarının arasına düşüp öyle gözüküp de maçın her anında Galatasaray adına konuşan çok adam görmüşümdür ben tribünlerde...
siz onu bunu bırakın da neyi savunduğunuzu söyleyin. kurana terör kitabı diyenlerimi yoksa buna karşı duranları mı? filistinli bebekleri öldürenleri mi yoksa masum ve mağdurları mı?
Yazan: nuri saglam Tarih: July 12, 2006 2:26 PM
sevgili nuri kardesim, seni istemeyerek cok incittim herhalde. bu kadar yazdin ve yoruldun.
gel o halde yukaridaki yazilarimizda ikimizin de ortaklasa soyledigi ve kabul ettigi "islami ve insani degerler" cercevesinde butun insanlik icinde barisi, hosgoruyu, adaleti, karsilikli anlayisi tesis etmek icin calisalim.
ne birbirimizi, ne de baska dinden insanlari, ne de ateistleri hor gormeden ve incitmeden hepimizin iyiligi icin elele mucadele verelim.
her turlu haksizliga karsi hicbir provokasyona,
tarafgirlige basvurmadan adil ve durust bir sekilde mucadele verelim. yukarida seni inciten butun sozlerimi de geri aliyorum. ve ben kendi adima sezer arkadasi da tekrar iyi ve hosgorulu iliskiler icinde yasamak uzere buraya davet ediyorum. su bir gercek ki, ister inancli olalim, ister ateist hepimiz eksik ve kusurluyuz, hicbirimiz mukemmel degiliz. fakat eger gonulden istersek, birlikte dayanisma ve huzur icinde yasamayi basarabiliriz, insallah. kal saglicakla........
Yazan: kaan kadiroglu Tarih: July 12, 2006 3:40 PM
Sevgili Nuri Bey Ağabeyim, gerekli cevapları vermiş. Seyahatte olduğum için ancak şimdi bakabiliyorum. Kendisine teşekkür ederim.
Bakıyorum birden bire değişik değişik Sezgin Kıroğlu hayranları türedi. Bir tanesi de Mustafa Bey'i Kıroğlu'ndan özür diletmeye çalışıyor.Asıl özür dilemesi gereken Kıroğlu olduğu halde..
kaan kadiroglu, kemal akbulut,kemalettin akar .. Bu yorumcuları ben tanımıyorum. Belki başka arkadaşlara tuhaf gelebilir ama ben bu ansızın ortaya çıkan üç arkadaşın da aynı kişi olduğunu düşünüyorum. Üslüp, kelime kullanımı, felsefi zihin bu kadar aynı olamaz çünkü..
Neyse bir kişi ya da üç ya da beş, on, elli.. Farketmez.. Nedir bu arkadaşların argümanlarını bir duyalım bakalım.. Neler söylüyorlar?.. Nuri Ağabey gayet güzel yazmış ve sorularını sormuş.. Cevaplarını bekliyoruz, düşünceleri, İslam'a dair nihai görüşleri nedir?İsrail-Filistin meselesi hakkında ne düşünürlar?
Yahudi sözcüsü gibi konuşan birisinin "Yahudi olduğunu düşünmekle", "Yahudi olmakla suçlamak" arasındaki farkı ayırdemeyen bu arkadaşların felsefelerini merak ettim..
Akşama dönmeceğim; sabırsızlıkla Nuri Beyin sorduğu şu sorunun cevabını arkadaşlarımızdan bekliyorum:
"siz onu bunu bırakın da neyi savunduğunuzu söyleyin. kurana terör kitabı diyenlerimi yoksa buna karşı duranları mı? filistinli bebekleri öldürenleri mi yoksa masum ve mağdurları mı?"
Ayrıca Mustafa Bey'e de küçük bir sitemim var.. Bir kişinin bir takım inançların sözcüsü gibi konuşmasından dolayı o kişiye "Yahudi misiniz?" diye sorulmasının ne gibi garip bir tarafı olsun? Bunu anlayabilmiş değilim. Bu aşağılama,hakaret değil, suçlama değil, kategorize etmek değil.. İş yaptığım ve çok iyi dost olduğum yahudi müşterilerim var kendi kimliklerini saklama gereğini duymuyorlar.. Yahudilik saklanması gereken bir kimlik değil ki?.. Tıpkı Müslümanlığın da saklanması gereken bir kimlik olmadığı gibi.. Çok önemli değil elbet Mustafa Bey'in ne söylemeye çalıştığı ve aslında aynı düşünceleri paylaştığımız cümlelerinin gerisinden anlaşılıyor zaten ama yine de "garip" demesi "garibime" gitti. :-)
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 12, 2006 3:48 PM
Müslüman, yahudi veya hıristiyan bir kişinin gerçekten kafirmi mümin mi olduğuna maalesef bu cüzi akılla KUr'an okuyan ve anlamını çözdüğünü zanneden bizler karar veremeyiz. Çünkü Kur'anın iç anlamını biz kimiz ki çözeceğiz. Allah bizi O'nu bilen Gerçek Salih Kullara yakın ede inşallah. Nice ilahiyat prof. varki belki de gerçekten iman etmemişlerdir. Bu hükmü biz veremeyiz. Öyleyse insanları kafir mümin diye ayırmayalım Ve O yüce Ayetlerin anlamını gerçekten öğrenmeye anlamamızı Allahtan dileyelim. (Örnek %90 ı ümmi olan sahabeler bunu nasıl öğrendiler ve Allaha kavuştular. ). Ayrıca Hırsızın elinin kesilmesi ile ilgili ayetden kasıtın '' Sembol'' olduğu .Örneğin Hz.Ömerin bu konuda hırsızlık yapan ve çok fakir açlıktan bunu yapan birisine maaş bağlattığını öğrenmiştim. Burada amaç hırsızlığın önünü kesmektir. Yoksa bu hortumcu, hatta Tanrının ayetlerini para karşılığı satan zalimlerin de elini kesmek gerek değilmi??????
Yazan: Emrecan Aslaner Tarih: July 12, 2006 5:25 PM
Yukarıdaki mesajımda açıkca dost olmayın diyor diyeceğime açıkca konuşmuyor demişim. özür dilerim
Yahudi falan değilim hiçbir dinin mensubu değilim. Ben sadece dünyada kurana inanmayan 5 milyar insandan biriyim..Sizin kafanızdaki din karşıtı insanlar ya hristiyan olmalı yada yahudi olmalıdır... Sizlerin kendinize göre doğrularınız vardır..Bunlar mutlak doğrulardır tartışılamaz.
Nuri Beyin dediği gibi Kuran 25 yılda yazılmışdır. Ama nasıl yazılmışdır?Bir öngörüylemi yada geleceği görerekmi yazılmışdır yoksa geçmişe bakarakmı yazılmışdır?Geleceğe ilişkin az sayıda ayet vardır. Bunlardan biri müslümanların 20 kişisinin inanmayanların 200 kişisine yeteceğine dair enfal suresinin bir ayetidir.Bu ayet bedir savaşından önce ,müslümanları cesaretlendirmek için gelmişdir..Ama şuna bakınki Allah yaptığı tahminde yanılmış,bedir savaşı kazanılmasına rağmen(Kendilerinden sayıca 2-3 kat fazla olan bir orduyu yendiler) uhud savaşı kaybedilmişdir.Bunun üstüne Allah yükünüzü hafifletti.Şimdi bildiki sizden on kişi yirmi kişiye yeter ayeti gelmiştir.İlk ayet bu ayetle nesh edilmiştir..
Kuranın birçok yerinde Allahın herşeyi bildiği söylenir ama bu oranı nasıl olurda bilememişdir? Nasıl olurda Allah ozaman bilememişdir de savaş kaybedildikten sonra şimdi bildiki demiştir?Cevabı basittir. Kuran allah katından değildir... Bunu insanoğlu yazmışdır..Eğer Allahtan olsaydı böyle yanlış bir tahminde bulunmazdı..
Varsa Allah asla yanılmaz.
Kuran Nuri Beyin dediği gibi 25 yılda, yaşanan olaylara ,peygambere sorulan sorulara,incil ve tevrattaki olaylara dayanılarak ayet ayet yazılmıştır. Şimdi içinizde tefsirle ilgilenen arkadaşlar varsa bilirler... Kuranda nesh yani ayetlerin birbirinin hükmünü ortadan kaldırması durumu vardır... Nesh çelişki anlamına da gelmektedir..
Sizlerle yaptığımız tartışmalarda bugüne kadar herhangi bir uzlaşmaya varamadık.. Çünkü ikimizinde haklı olduğu noktalar vardı.... Bir tartışmada 2 tarafında haklı olması durumu diye birşey olurmu? Doğru bir tanedir..
evet tartışılan kuran ise her iki tarafın haklı olması diye birşey olur... Bunun tek bir sebebi vardır.Çünkü kuran çelişkilerle doludur..Bu çelişkilerin sayısı 100'ün üstündedir...
Bir taraf (şahsım gibi düşünenler)kuranda şiddet ayeti olduğunu söylerken bir taraf (sizler)kuranın dostluk aşılayan, insanların dinlerine karışılmasını yasaklayan bir kitap olduğunu söyler.. Radikal teröristler cihad ayetlerine bakarak katliamlar yaparken Nuri Sağlam gibi arkadaşlar kurandaki senin dinin sana benim dinim bana, dinde zorlama yoktur gibi ayetlerden bahsederler.. Yada cihad ayetlerinin(cihad ayetlerinde mescidi aksa dışındaki sivil-asker tüm kafirlerin öldürülmesi emredildi..) o döneme indiğini söyleyerek islamcıların asla kabul etmeyeceği bir tefsir metodunu benimser..Buradan islamda şiddet yoktur sonucuna varır...
İşte bu çelişkili durum ,duruma göre değerlendirmelerden kaynaklanır. Mekkede Müslümanlar güçsüz iken barış ve dostluk ayetleri yazılmışdır.Ancak medineye gelince müslümanlar güçlenmiş ve cihad ayetleri yazılmışdır.. tefsircilere göre barış ayetleri cihad ayetleriyle nesh edilmişdir..Yani dostluk ayetlerinin hükmü kalkmışdır..
Dolayısıyla şuanda yürürlükte olan ayetler cihad ayetleridir... hani hapisanedeki şeyh, hapisanedeki Alparslan Arslana danıştay katliamını yaptırtmışdıya,işte bu ayetlerle yaptırttığını tahmin ediyorum... Eğer islamda şiddete izin yoksa o şeyhin hapisanede işi ne?
Şimdi aklınıza nesih varmı yokmu sorusu gelir..Nesih(çelişki-bir dediğini diğer yerde değiştirme) bir bölüm tefsirciye göre vardır bir bölüme göre yoktur...
Yoktur diyenler niye böyle demektedir? Çünkü neshin varlığı ispatlandığı anda nisa 82 deki "Allahtan başka birinden olsaydı onda çelişkiler bulunurdu " ayeti gereği kuranın peygamber tarafından yazılmış olduğu ispatlanacakdı... İşte birkısım tefsirci bu yüzden neshi kabul etmez ,akıl almayacak kadar zorlama yorumlarla neshin yani Allahın sözünde değişme olmadığını ispatlamaya çalışırlar..Ancak bu durum kuranla sabittir..
Odönemde inanmayanlar çelişkili ayetler duymaya başlarlar.Bunun üzerine peygambere gidip bu ayetleri kendin yazıyorsun derler.. bu durumu açıklamasını isterler.. Sonra şu ayetler meydana çıkar..
“ Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye güç yetirendir.”Bakara Suresi, 106. ayet
“ Biz bir ayetin hükmünü başka bir ayetle değiştirdiğimiz zaman – ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir – sen ancak bir iftiracısın dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler.”Nahl suresi 101. ayet.
ayetlerdede görüldüğü gibi... Nesihin olduğunu peygamberin kendisi de kabul etmiş ve bunu İnanmayanlara cevap olarak kurana yazmışdır..
Mustafa bey, kuranı ayetlerle açıklamak yanlış olur.Çünkü her ayet başka bir olaya dayanır... Dost olmayın dediğinde başka bir olay olmuşdur ,onlar sizinle tartışmaya girdiğinde onlarla konuşmayın dediğinde başka bir olay olmuştur,savaşın dediğinde başka bir olay olmuşdur... Kuran ayetlerle değil hadislerle tefsir edilir..
Yaşar nuri öztürk bu yüzden hadisleri hiçsevmez.. Çünkü hadislerle kuran ayetlerinin hangi olay üstüne geldiği ve ne amaçla söylendiğini öğrenebiliyoruz.. İşte bunu öğrendikten sonra, bu ayette aslında şunu demek istedi gibi çarpıtma yorumlar yapmakta imkansızlaşıyor...
Hiçbir tefsirci yada insan , hadis olmadan kuranı anlayamaz... Aslında bu durum bile kuranın apaçık olduğu ayetinin yanlışlığının ispatıdır...
Detaylar için Turan dursun ve İlhan arselin kitaplarına bakın.Bunun yanında Süleyman Ateş hocanın tefsir kitabınıda yanınızda bulundurun.
her iki tarafın görüşlerine bakıp bir sonuca varın... Eğer bu sınavı geçerseniz gerçek müslüman olursunuz... Geçemezsenizde, hemen hemen tüm bilimadamları,şahsım ve milyarlarca insan gibi dinleri reddedersiniz... Bilimin ve aklın peşinden gidersiniz..
Bu son mesajımdı..Bu sitede Mustafa Akyolun açtığı provakasyon konusuyla birlikte adeta lince tabi tutuldum.Aslında gerek bu sitede , gerekse dünyada din adına yapılan linçlerin,çekilen acıların ,yapılan katliamların hemen hemen tekbir özeti vardı... Bu özet Mustafa akyolun tek bir cümlesinde saklıydı..
BEN HUMANİST DEĞİLİM TEİSTİM Mustafa AKYOL
Teist olan hiçbir insanın humanist olması beklenemez...Bu insanlar için esas olan şey Allah adına yada Allahın dini adına herşeyi yapmaya hakları olduğudur...
Teist insanlar cennete gitmek uğruna bu dünyayı cehenneme çevirmişlerdir... İnsanlık teizmi yenecek ve dünyayı cehennem olmaktan kurtaracakdır...
Bu uzun bir zaman alacakdır ancak olacakdır...Turan dursun ve İlhan arsel gibi güneşler, tüm insanlığı aydınlatacaklardır.. Nuri Sağlamı da yanlış tanımışım...
Ancak bu şahsa da nasıl kızabilirimki? Onun da bir teist olarak humanist olması beklenebilirmi?
Zaman gitme zamanıdır. Dinin olduğu yeri mantık terk eder.. etmelidir... Zaten siz müslümanlarında ayetlerle ilgili konu açıldığında bu konuya katılmanız yasaklanmışdır..
Sizler teist de olsanız önce insansınız... Mevlana gibi ne ve kim olduğuna bakmaksızın her zaman insanları sevmeniz ve kim adına yapılırsa yapılsın terörü lanetlemeniz dileğiyle...
Sezgin KIROĞLU
Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: July 12, 2006 5:44 PM
Ben de Nuri Bey'e ve Suat Bey'e "Siz yahudi misiniz?" sorusunun "garip" olmadigi konusunda katiliyorum..Burada bazen oyle duzeysiz hitaplar kullaniliyor ki; ustelik de bunlar bu soylenilenlerden alinanlar tarafindan yapiliyor..Ayrica; Nuri Bey, bunu bir hakaret olarak kullanmamis ki; sadece en yakinda Filistin de yasanan olaylar butun gercekligi ile ortadayken ve bir suru sivil insan gunahsiz yere katledilirken bir insan hala "oh ne guzel, hak ediyorlar, geberiyorlar.."(geberiyorlar kelimesini mecazi olarak kullandim..) diye dusunuyorsa..o zaman insani bir dusunce aliyor; bir insan hangi kosullarda objektifligini yitirebilir diye? vee ampul yaniyor ve soruluyor "Siz yahudi misiniz" diye..
Yönetimi temsil eden Mustafa bey de baştaki ılımlı yazılarını terketmeye zorlanıyor. Bunu aynen hükümet olarak düşünebilirsiniz. Yorumcuları da halk... "Kardeşim burada kutsallarımıza küfrediliyor, sen orada oturmuş izliyorsun. Bunları yayınlamaman bile gerekir. Madem yayınlıyorsun, cevabını ver!" diye sıkıştırılıyor. Tabii yönetim varlığını borçlu olduğu tabanın sesine kulak tıkayabilir mi? O da döşeniyor.
Sonra tebrikler, aferinler, beri taraftan karşılık vermeler...(Demirkan Efegil)
Arkadaşlar, çok rica ediyorum. Burası sonuçta bir
müslüman ülke. Bizim ulusumuz bu nedensellik içinde yoğrulmuş. Bu ülkede İslamın köküne kibrit suyu dökemezsiniz, kutsalları ayaklarınızın altına alıp çiğnemeniz onları yok etmez, sadece sizin gözünüzde kutsallıkları düşer, berikiler daha çok sahiplenirler. Daha kutsallaşır onların gözünde. (Demirkan Efegil)
Demirkan Bey,
Yukarida ki birinci alintiladigim paragrafinizda; Sizce Mustafa Bey, doldurusa gelmeyecek kadar zeki biri degil mi? Acikcasi biri bana boyle bir ithamda bulunsa zekama hakaret sayarim. Neredeyse aptal yerine konmakla es deger sayarim.
Ikinci paragrafinizda ise;"Islamin kokune kibrit suyu dokmek" deyiminizle sanki bir insanin "fikri neyse, zikri de odur" gibi bir yaklasim sezinledim?? Burada sanirim "berikiler" de Muslumanlar oluyor..Sanirim burada genel olarak soyle demek istemissiniz; arkadaslar niyetinizi direkt ifade etmeden, "iyi niyet, sevgi, kardeslik" temalari ile hareket edip, olayi icten provoke ederseniz amaciniza daha iyi ulasirsiniz..
Sonucta; yine siz ve arkadaslariniz da lutfen sizin paragrafinizdan cikardigim anlamlari benim kotu niyetime verin. Uzlasmaci, humanist Muslumanlar icin kotu ornek teskil etmek istemem. Ayrica siz Muslumanlar iste boylesiniz tarzi bir soylevi ise hic kaldiramam. Dedigim gibi; bu yorumun gunahi sadece sadece bana ait!
Saygilar,selamlar,.
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 12, 2006 6:00 PM
Yukaridaki yorumlardan bir sonuc ortaya cikiyor, onemli olan Kuran'in icinde ne yazdigi degil, okuyanin onu nasil yorumladigi. Ben, Mustafa Bey'e katilmiyorum, bence Sezgin Bey'i bilgisizlik ile sucladigi icin haksiz, cunku referans gosterilen sureler, yoruma acik konular. O sureleri yorumlamak her insanin aklina, vicdanina ve kalbine kalmis. Her insan o sureleri istedigi sekilde yorumlar, istedigi sekilde tartisir. Gorulen o ki, Nuri Bey gibi olumlu ve barisci tarafindan yorumlayan da cikiyor, baska din mensubu insanlarla birakin dost olmayi, bu insanlarin ister Hindu, ister Hristiyan, ister Yahudi olsun, katledilmesi gerektigini dusunen de cikiyor. Bunlar surelerin ve din ogretisinin yoruma acik olmasindan kaynaklaniyor. Yoksa, butun muslumanlar Nuri Bey gibi hosgorulu olmaz miydi? Bu bir cehalet degil, bir yorum meselesidir. Din yoruma acik bir konudur Mustafa Bey, dinin nasil yorumlanmasi konusunda, bu isin dogrusunu ben bilirim havalarinda, ahkam kesme hakkiniz oldugunu dusunmuyorum. Bu tipik bir hosgorusuzluk ornegi.
Nuri Bey, "bu millet dünya tarihinin en hoşgörülü milletidir beyefendi" demis. Buna katilmiyorum. Bence kendimizi, dunya uzerindeki en hosgorusuz milletlerden biri olarak tanimlamak daha yerinde olur.
Emrecan Bey, "Nice ilahiyat prof. varki belki de gerçekten iman etmemişlerdir." demis. Ilahiyat profesorlerinin neden iman etmesi gerekiyor anlamadim. Bu insanlarin gorevi, din meselesinin akademik bir analizini yapmak, bunun icin iman etmenin gerekli oldugunu dusunmuyorum.
Beyaz
Yazan: Beyaz Tarih: July 12, 2006 6:16 PM
Aslı Hanım, önyargılı olduğunuzun kendiniz de farkında olarak yorum yazmışsınız.
Çok defa çelişkiler ülkesi olduğumuzun ve işimizin çok zor olduğunun vurgusunu yapmışımdır. Kutsallıkların yumuşatılması ve folklorik düzeye indirgenmesinin gerekli olduğunu söylemişimdir.
İnsanın önünde iki yol: İman etmek ve inkar etmek; ve iki âkibet: Cennete gitmek ya da cehenneme gitmek. Cennette huriler, içecekler, meyveler, ipek, altın... Cehennemde kaynar sular, kızgın demir bukağılar, yüzleri kavuran, etleri soyan ateş... Bu inancı taşıdığınız sürece hümanist, hoşgörülü, barışçıl olmanıza imkan ve ihtimal yoktur, hiç kusuruma bakmayınız.
Kur'an âyetlerinden bahsederken gerekli edebi, saygıyı takınmayan biri bile sizin için reddedilmesi, kulak asılmaması gereken biridir. Peygamber deyip en azından hazreti demeyen, sallallahu aleyhi ve sellem demesi zaten hayal bile edilemeyecek biri de öyle. Sadece Muhammed diyorsa zaten zındık kâfirin tekidir. Şeriat olsa kafalarını kesmek vacip olurdu!
Bütün sorunların kökeninde bu kutsallıklar var. Kur'an harflerinin bile teker teker kutsal, her birine karşılık gelen bir sevap olduğunu düşünen insanlar onun eleştirisine nasıl katlanabilirler?
Napoleon'a atfedilen bir söz vardır: "Bana bir cümle söyleyin, ben onu size elli farklı biçimde yorumlayayım." Kur'an barış kitabıdır, yok sevgi kitabıdır... Bunlar herkesin bakış açısına göre değişecek şeyler. Nasıl görmek isterseniz öyle görürsünüz. Bir cümlenin elli yorumu olursa, bir kitabın farklı bir çok cümlesi tartışılmakla bitmez.
Fakat esas önemli, Kur'an'ın ana mesajı; yukarıdaki iki seçenekten birini insanlara sunmak değil mi? Bunu kutsarsanız, dokunulmaz eleştirilmez mertebesine yükseltirseniz, yahu, eyy, kendinize gelin bir düşünün!!! Öz evladınız, ananız, babanız, kardeşiniz... Baktığınız zaman onu cehennemliklerden görüyorsanız, sizin yorumunuz buysa, inancınız bunu gösteriyorsa, onu şeytanla kol kola düşünüyorsanız, meleklerin semtine uğramadığını düşünüyorsanız... Uzatmaya gerek yok, bu kadar hoşgörüsüz bakışları onlara karşı geliştirebiliyorsanız, nerede kalacak insancıllık, hoşgörü, bilmem ne?
Tüm sorun kutsallıklarda. Kutsallıkları abarttıkça sorun büyüyecektir.
Bu kitabı Muhammed kendi mi yazdı, Allah mı vahyetti? Bu soru karşısında tercih edilen yolun ya cennete, ya cehenneme götüreceği inancı insanları kesin biçimde ikiye böler. İnsanları bu kadar kesin bölecek bir etken daha bulamazsınız. Bu kitabın kutsal, bu sorunun yanıtlanması zorunlu bir soru olduğu inancını koruduğunuz sürece insanlarla sorununuz bitmez.
Kardeşim ben nereden bileyim? Kendi nedenselliği içinde ortaya çıkmış bir kitap işte. Kutsalsa kutsal. Ama onun kutsallığı semboliktir, bağlayıcı ve dokunulmaz değildir. Okunuşu, yazılışı sanatsal bir folklorik ifade şeklinde insanları etkiler. Ben inanın bana Mustafa İsmail hayranıyım. Onun, bu muhteşem hafızın Kur'an okuyuşuna mest oluyorum. Özellikle Kehf suresini okumasına biterim. Bu suredeki esrar ve gizemi çok güzel yansıtan ürpertici bir tonda ağır ağır okuyuşu tüylerimi diken diken eder. "Aman canm, ondört asır önce bir arap bedevisinin yazdığı bir kitap" deyip bu büyüleyici atmosferden kendimi mahrum etmem. Bu muhteşem hafız gibi bir hafız daha gelmedi Mısır'da. Keşke gelse de dinlesek!
Bakın arkadaşlar, bilimin tadını aldınız mı, bilimin tekdüze ve yalın gerçeklerinden sıkılır, gizem, esrar ararsınız. Mevlana'ya, Budist tapınaklara akın akın batılılar niye gidiyor sanıyorsunuz? "Keşke evren bilimin gösterdiği gibi yalın ve tekdüze olmasa, esrarlı, gizemli olaylar olsaydı!" dersiniz. Böyle şeylerin olmadığını bilirsiniz fakat en azından hayal dünyasında bu alemlere akmak isteği duyarsınız. "Yüzüklerin Efendisi" ve "Ateş Krallığı" türü filmler bu açlığın sonucudur.
Din bağlıları bunu yanlış anlar, "Zavallılar manevi açlık içinde" deyip onları doyurmak için kolları sıvar, sonra da yeterince eğilmediklerini görünce hayal kırıklığına uğrarlar. Bu insanlar bilimsel anlayıştan sadece biraz sıkılmışlardır, nefret etmiş değillerdir, sadece değişik atmosferlerde gizem soluma ihtiyacı duyuyorlar.
Bilmem anlatabildim mi? Kutsallıkları folklorik düzeye indirgemek şarttır. Yok etmek gerekmez, onlar bu dünyanın rengi, farklı çeşnisi, tadı, tuzu... Bir hat sanatından zevk almasını bileceksiniz, arap harflerinin esrarlı kıvrımları arasına dalıp gidebileceksiniz. Yanık sesli Mısır hafızlarının okudukları ürpertici nağmelerin tadını alabileceksiniz. "Kur'an Arabistan'da indi, Türkiye'de yazıldı, Mısır'da okundu" derler. Bunu hissetmek kötü bir şey değil. Ama kutsallığını bağlayıcı, itiraz edilmez, dokunulmaz ellenmez bağlamında almamak şartıyla. Ben arap yazısı okumayı bilirim. Anlamını da merak ettiğim için öğrenmeye çalıştım. Toplumumu bu kadar derinden ilgilendiren bir olguya kayıtsız kalamazdım. Kendi çapımda okur ve anlarım. O düzeyde öğrendim. Niye? Toplumumun malı bu da ondan! Niye atayım? Niye hor göreyim? Bin yıldır atalarım bu kitaba bir biçimde sahip çıkmış. Ben niye atayım? Bu benim nedenselliğimin bir parçası. Nedenselliğimi niye inkar edeyim? Beğenmediğim ayetleri de olur. Olabilir, kutsallığını tabu derecesine yükseltmiyorum. Siz Kur'an okurken güler misiniz? Ben gülerim. Kendi gücüne güvenen ve malı, evladıyla böbürlenip inanan komşusunu küçümseyen adamın bağını dolu vurup perişan olduğunda elleri böğründe kalışının tasviri beni güldürür. O adamcağızın o hâli gözümün önüne gelir ve gülerim. Böylesi büyüklenen bir adamın gerçeğin yüzüne vuruluşu ironiktir. Bu bir fıkra değil ama, ironik gelir bana.
Bakınız Beyaz hanımın yazdıkları bu anlattıklarımla örtüşüyor. Her ayetten elli çeşit, Kur'an'ın tamamından beşyüzbin çeşit anlam çıkar. Şimdi ben de gerçekten bir inanan insanın "dost olmayın" ı "konuşmayın" anlayabileceğine ikna oldum. Bu anlam çıkmaz ama, çıkaran da çıkarır yani! Adam bu anlamı çıkarıyor kardeşim, zorla mı?
Tehlikeli olan kutsallığın tabulaştırılması ve herkesin kendi anladığına da bu kutsal tabu olma halini sirayet ettirmesi. O zaman yandı gülüm keten helva!
Bu kutsallığı yumuşatıp folklorik düzeye indirgemeden bu işten kurtuluş yok arkadaşlar. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Beyaz hanımın çıkardığı sonuca aynen katılıyorum, çok yerinde ve benim amacıma uygun bir sonuç çıkarmış. "belki de gerçekten iman" etmeyenlerin, açıkça iman etmeyenlerin, edenlerim muhasebesinin bize düştüğü anlayışıyla yol almamıza imkan yok...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 12, 2006 7:34 PM
Sezgin Kıroğlu nihayet çarpıttığı için özür dilemiş. Yorumundaki diğer saçmalıklara, cevabı defalarca verilmiş TD ve İA hezeyanlarına ancak gülüyorum; bu kez kararlıyım onun tuzağına düşmeye niyetim yok.
Can Dündar'ın dünkü yazısını paylaşmak istiyorum; herkesle değil,sadece vicdan sahipleriyle.. Vicdansızlar okumasın.. Bosnadaki Srebrenica katliamını canlı şahidinin ağzından anlatmış Can Dündar:
**
Yine bir 11 Temmuz'du.
Sıcaktı.
Hasan panik halinde Birleşmiş Milletler'in Bosna'daki askeri karargâh binasına girdi.
Hollandalı Binbaşı Franken'in odasına daldı.
Elindeki listeyi Binbaşı'ya verdi.
Binbaşı, listeyi önüne çekip incelemeye başladı.
Bu, Srebrenica'daki Potoçari kampında görevli personelin listesiydi.
* * *
Kampı kuşatan Sırplar içeri sığınan Boşnak mültecilerin kendilerine teslimini istiyorlardı. "Sadece kamp görevlileri içeride kalabilecek, aksi takdirde kamp bombalanacak"tı.
Hollandalı komutan bu baskıya direnememiş ve hemen personelin bir listesinin hazırlanmasını istemişti.
Listedekiler kalacak, diğerleri Sırplara teslim edilecekti.
* * *
Kamptaki 25 bin mülteci arasında Hasan'ın annesi, babası ve kardeşi de vardı. Hasan kampta tercüman olarak çalışmaya başlayınca onları da kampa aldırmıştı.
Burada güvende olduklarını düşünüyorlardı.
Ama şimdi Hollandalı komutan onları Sırplara teslime karar vermişti. Kararı mültecilere bildirme işi de Hasan'a kalmıştı.
Hasan, "Sizi teslim edecekler" deyince mültecilerden feryatlar yükseldi. Kimi isyan ediyor, kimi Sırplara verilmektense ölmeyi tercih edeceğini söylüyordu.
Ama, Hollandalı komutan kararlıydı.
* * *
13 Temmuz günü kamp boşaltılmaya başlandı. Boşnaklar, Hollandalı askerlerin gözetiminde tek sıra halinde kamptan çıkarılıyor ve kapıda Sırp askeri araçlarına bindirilip götürülüyorlardı. Götürülenlerin hemen öldürüldüğü haberleri geliyordu.
Hasan panikteydi.
Kendisi görevli olduğu için kampta kalabilirdi, ama ailesi gidecekti.
Hiç olmazsa kardeşini kurtarabilmek için bir formül düşündü. Komutana götürdüğü personel listesinin sonuna 19 yaşındaki kardeşi Muhammed Nuhanoviç'in adını yazdı.
Listeyi inceleyen Hollandalı komutan parmağını listenin sonundaki bu isme basıp sordu:
"Kim bu?"
"Yeni alınan temizlikçi" dedi Hasan, "İki hafta önce alınmıştı, ama Sırp kuşatması nedeniyle işe giriş formaliteleri tamamlanamadı."
"Hayır. Bizde böyle biri çalışmıyor" dedi Komutan...
Pembe bir kalem aldı ve listeden "Muhammed" ismini sildi.
Bu kalem hareketiyle onu hayattan da silmiş oluyordu.
* * *
Hasan kanı donmuş bir şekilde ayrıldı odadan...
Çılgın gibi sağa sola koşturdu. Bütün yetkililere yalvardı.
Olmadı.
Ailesiyle birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Ancak babası vazgeçirdi onu bundan:
"Sen kalmalısın ve bu yaşananları tüm dünyaya anlatmalısın" dedi.
Kucaklaştılar.
Hasan, babasının, annesinin ve kardeşinin kamp çıkışında bir otobüse bindirildiğini gördü.
Bu, onları son görüşü olacaktı.
* * *
Hasan, babasının vasiyetine uyup ömrünü Bosna katliamını dünyaya duyurmaya adadı.
Sonunda başardı. Ama çok geçti.
Srebrenica katliamında, aralarında Hasan'ın ailesinin de bulunduğu 8 bin Boşnak katledilmişti.
Katliama seyirci kalan Hollanda hükümeti istifa etti.
Kamptan alınanların kurşunlanıp gömüldüğü toplu mezarın olduğu yere yıllar sonra Clinton tarafından bir anıt dikildi.
Hasan, katliamın 11. yıldönümü olan bugün, Saraybosna'da halkının mücadelesine devam ediyor.
Dünya, Bosna'yı unuttu bile...
Şimdi İsrail'in Filistin'deki katliamını seyrediyor.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 12, 2006 7:55 PM
"Bakın arkadaşlar, bilimin tadını aldınız mı, bilimin tekdüze ve yalın gerçeklerinden sıkılır, gizem, esrar ararsınız. Mevlana'ya, Budist tapınaklara akın akın batılılar niye gidiyor sanıyorsunuz? "Keşke evren bilimin gösterdiği gibi yalın ve tekdüze olmasa, esrarlı, gizemli olaylar olsaydı!" dersiniz. Böyle şeylerin olmadığını bilirsiniz fakat en azından hayal dünyasında bu alemlere akmak isteği duyarsınız. "Yüzüklerin Efendisi" ve "Ateş Krallığı" türü filmler bu açlığın sonucudur."
Bu arkadaş hep bu yapıyor ve beni acayip keyiflendiriyor.
Bu arkadaş aslında sağlam bir mümin. Bilim dininin mümini. Kendisini imanı acısından kararlılıgından dolayı takdir ediyorum.
"Ben arap yazısı okumayı bilirim. Anlamını da merak ettiğim için öğrenmeye çalıştım"
Arap dili uzmanıdır ayrıca kardeşimiz.
Bu materyalistlerin kendileri gibi düşünmemiz konusunda takıntıları var.
Bilimin her şeyi acıkladıgı gibi sacma sapan takıntıları var.Evrim konusundaki yaklaşımı bilimden materyalizm dışında bir şey anlamadıgın zaten gösteriyor.Bu arkadas bilimden hiç şüphe etmiyor Hele evrim masalından hiç .Şimdiye kadar ki yorumlarında oysaki felsefe ve inançtan başka hiç bir şey yoktu.
Bu tür arkadaşlara bayılıyorum.
Üstelik onun için kutsal olmamasından dolayı bizim için de kutsal olmaması gerektiği gibi sacma sapan yorumları var.
Kuran bilmece kitabı değildir.
"Kutsallıkları folklorik düzeye indirgemek şarttır"
Kutsallıkları yani evrimi materyalizmi folklorik düzeye indirgemek sarttır. Hatta mizah unsuru olarak anlatmak gerekir.
Kusura bakma ama materyalizmi bilim diye yutturmaya calısan ilk değilsin . Düşüncelerin cok hoş ama sadece mizah unsuru oluyor.
"Bu insanlar bilimsel anlayıştan sadece biraz sıkılmışlardır, nefret etmiş değillerdir, sadece değişik atmosferlerde gizem soluma ihtiyacı duyuyorlar"
Bilimsel anlayıs derken hala materyalizm diyor.
Çok hossun gercekten.
Bilime nasıl tapılır bunu gösteriyorsun
Bu arada senin sandıgın gibi asla değil biz müslümanlar Kuranı öyle azıcık arap yazısı ile değil ciddi anlamda biliriz.
Bize ben kuran okudum Hoş kitap güzel kitap ama kutsal değil masalları okuma. Biz kuranı senin sandıgından cok cok iyi biliriz
Kuranı nasıl değerlendireceğimizi de biliriz.Sen istediğin gibi degerlendir
Okurken gercekten güldüğüm seyler senin bilim diye yutturmaya calıstıgın evrime dair kitaplar
Bayılıyorum onlara.
Sen bize Kuranı anlatamazsın öğretemezsin
Git kendi kendine bilim diye yutturulan evrimi devrimi oku. Bosver Kuranı. Mustafa İsmail dinlermiş:))))))))))))
Bos yere dinleme git klasik müzik dinle
"Bu kutsallığı yumuşatıp folklorik düzeye indirgemeden bu işten kurtuluş yok arkadaşlar. Ben bunu bilir, bunu söylerim. "
:))))))))
Bilime iman etmemizi istiyorsun senin gibi yani
Kafama bir külah taktım Yorumunu ona da okudum
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 12, 2006 8:13 PM
Üf, üf, üf! Bu sitenin en hızlı fanatiğini Bekir bey olarak bilirdim.
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 12, 2006 8:39 PM
Üf, üf, üf! Bu sitenin en hızlı fanatiğini Bekir bey olarak bilirdim.
demirkan efegil,
Bu, bayat bir provakasyon değilse, sizin engin bilimsel bilgilerinize dayanan bir çıkarım mı?
Yazan: A. Esin Tarih: July 12, 2006 9:05 PM
Fanatik mi:)))))))))))))))
Külahım bile güldü buna
Bilimsel tek ama tek bir delili olmayan artı insan aklına resmen saldırı niteliğinde olan masalları bilim diye yutturmaya calısanları ,iki lafının biri bilim ve filim olan materyalizm dinine tapınanları da materyalizm fanatiği diye ilan edelim o zaman :)))))))
Fanatik değilim her konuda anladıgınız dilden konusabilirim
Biz de delilsiz sallama yok:)))) meydanı bos bulup ta bilim diyee:))
Gelin bilimcilik oynayalım.
Foklorden de çok iyi anlarım. Uzunca seneler oynadım ben.
Neye inanırsanız inanın ama imanınızı bize bilim diye yutturamazsınız
Sizi gercekten cok kayda değer buluyorum ben
Materyalistlerin cogusu desteksiz sallar
Siz biraz daha sallamadan bazı şeylere inandırmıssınız kendinizi
Özellikle canlılar arasında hiç araform bulunmama konusunda araformların fosil bırakmadıgı gibi bir yorumunuz vardı bayılmıstım ben bu yoruma:)))) ( külahım devrede)
Hele evrimcilerin dahi artık savunmadığı at masalınından bahsetmeniz beni cok mutlu etmişti doğrusu.
Bu sıkca rastladıgımız psikolojik bir olgu .
Var derseniz sizi araform konusunda basucunuzdaki çocuklara masal hükmündeki evrim kitaplarına tekrar tekrar bakmaya sonra bana cevap vermeye davet ederim.
Zira hayat prensibim sudur
Alim ile eyle ülfet lalu mercan incidir
Cahil ile etme sohbet akibet can incitir.
Bu arada Kuran konusunda ben bu olguyu bilirim hikayesini gecelim. Ciddiye dahi alınacak bir iddia değil. Bunu zatınız gibi düşünenleri ifsad etmek için kullanabilirsiniz.
Sizin bakısınız ancak ve ancak yumusak bir sezgin kıroğlu bakısıdır.
Kuranı biz sizin sandıgınızdan cok cok daha iyi biliriz
Sayın Materyalizm ( pardon bilim olacaktı ) Fanatiği
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 12, 2006 9:34 PM
"sevgili nuri kardesim, seni istemeyerek cok incittim herhalde. bu kadar yazdin ve yoruldun.
gel o halde yukaridaki yazilarimizda ikimizin de ortaklasa soyledigi ve kabul ettigi "islami ve insani degerler" cercevesinde butun insanlik icinde barisi, hosgoruyu, adaleti, karsilikli anlayisi tesis etmek icin calisalim.
ne birbirimizi, ne de baska dinden insanlari, ne de ateistleri hor gormeden ve incitmeden hepimizin iyiligi icin elele mucadele verelim.
her turlu haksizliga karsi hicbir provokasyona,
tarafgirlige basvurmadan adil ve durust bir sekilde mucadele verelim. yukarida seni inciten butun sozlerimi de geri aliyorum. ve ben kendi adima sezer arkadasi da tekrar iyi ve hosgorulu iliskiler icinde yasamak uzere buraya davet ediyorum. su bir gercek ki, ister inancli olalim, ister ateist hepimiz eksik ve kusurluyuz, hicbirimiz mukemmel degiliz. fakat eger gonulden istersek, birlikte dayanisma ve huzur icinde yasamayi basarabiliriz, insallah. kal saglicakla........"
Kaad BEy bu yazdıklarınızın altına ben de imzamı atıyorum.
evet sevgi, barış, kardeşlik ve huzurun tesisi dileğiyle
Yazan: nuri saglam Tarih: July 12, 2006 9:38 PM
"Ben arap yazısı okumayı bilirim. Anlamını da merak ettiğim için öğrenmeye çalıştım"
Bu cümlede tutarsızlık var.
Arap yazısı okuyabilmekle arapca bilmek aynı sey değil. Türkiyede arapyazısı okuyabilen milyonlarca insan var.
Bu arkadas desteksiz sallıyor.
Arapça öğrendim Kuranın anlamı öğrenmek için dese o zaman makul olabilir. Ama o zaman da külahım tekrar devreye girer. Çünkü anadili arapça olanların dahi Kuranı anlayabilmek için hususi eğitime tabi tutuldugunu bilmediği için kendisini eleveriyor.
Oryantalistler dahi bu arkadas kadar kolay Kurana vakıf olmamıslardır sanırım.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 12, 2006 9:39 PM
Pardon ya evrimin en önemli delili olan bir araformu unutmusum
Piltdown adamı
İşte evrimi kurtaran örnek delil.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 12, 2006 9:53 PM
İnsanın önünde iki yol: İman etmek ve inkar etmek; ve iki âkibet: Cennete gitmek ya da cehenneme gitmek. Cennette huriler, içecekler, meyveler, ipek, altın... Cehennemde kaynar sular, kızgın demir bukağılar, yüzleri kavuran, etleri soyan ateş... Bu inancı taşıdığınız sürece hümanist, hoşgörülü, barışçıl olmanıza imkan ve ihtimal yoktur, hiç kusuruma bakmayınız.
Kur'an âyetlerinden bahsederken gerekli edebi, saygıyı takınmayan biri bile sizin için reddedilmesi, kulak asılmaması gereken biridir. Peygamber deyip en azından hazreti demeyen, sallallahu aleyhi ve sellem demesi zaten hayal bile edilemeyecek biri de öyle. Sadece Muhammed diyorsa zaten zındık kâfirin tekidir. Şeriat olsa kafalarını kesmek vacip olurdu!
Bütün sorunların kökeninde bu kutsallıklar var. Kur'an harflerinin bile teker teker kutsal, her birine karşılık gelen bir sevap olduğunu düşünen insanlar onun eleştirisine nasıl katlanabilirler?
Bu kitabı Muhammed kendi mi yazdı, Allah mı vahyetti? Bu soru karşısında tercih edilen yolun ya cennete, ya cehenneme götüreceği inancı insanları kesin biçimde ikiye böler. İnsanları bu kadar kesin bölecek bir etken daha bulamazsınız. Bu kitabın kutsal, bu sorunun yanıtlanması zorunlu bir soru olduğu inancını koruduğunuz sürece insanlarla sorununuz bitmez. (Demirkan Efegil)
Demirkan Bey,
Burada yine sanirim farkinda olmayarak??? Musluman kelimesinin icini olumsuz ifadelerle doldurmussunuz. Peki Musluman oldugu icin Bosna'da, Kosova'da ve uzaga gitmeye gerek yok Filistin'de katledilen insanlar hakkinda ne diyeceksiniz? Peki yahudilerin, sirplarin humanistligi hakkinda teshisleriniz neler?
Acikcasi eger tam tersi olsaydi ve Muslumanlar direkt boyle bir soykirima ve katliama girisselerdi, ben yine objektif bakardim. Sizler gibi ortada gozuken gercekleri inkar edip, mazlumu terorist ilan etmezdim! Bu bile sizin humanizm anlayisinizin ne kadar icinin bos oldugunu gostermeye yetiyor.
Son paragrafinizda bir de bize ogut vermissiniz; eksik olmayin ama sozde barisci, ilimli ve ortayi bulmaya calisan soylevlerle lutfen bazi kavramlarin icini bosaltmayin. Neymis efendim "Bu kutsallığı yumuşatıp folklorik düzeye indirgemeden bu işten kurtuluş yokmus."
Birakin efendim Muslumanlarla ile ugrasmayi ve sozde ogutler vererek Islamiyeti sulandirmak ve pasifize etmek yonunde ki cabalarinizi! Size bu konuda akil danisan oldu mu ki, bu tarz konusarak yine ve yine insanlari aptal yerine koyarak kisilere ve inanclarina saygisizlik yapiyorsunuz.Herkesin inanci ve uygulayis bicimi kendine aittir. Ama bu onlara baskalarini katletme, insanliktan nasibini alamamis davranislarda bulunma hakkini vermez. Ama pardon burada yine suclu olanlar; humanist olmayi beceremeyen, katledilen ve sadece yasam hakkini savunmak icin mucadele vermeye calisan Muslumanlar di degil mi?..
Saygilar,selamlar,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 12, 2006 10:54 PM
Demirkan Bey,
“Kur'an âyetlerinden bahsederken gerekli edebi, saygıyı takınmayan biri bile sizin için reddedilmesi, kulak asılmaması gereken biridir. Peygamber deyip en azından hazreti demeyen, sallallahu aleyhi ve sellem demesi zaten hayal bile edilemeyecek biri de öyle. Sadece Muhammed diyorsa zaten zındık kâfirin tekidir. Şeriat olsa kafalarını kesmek vacip olurdu!”
Diyorsunuz. Diyorsunuz da çok sallamışsınız hani. İnsanlar değil Peygambere, Allah’a bile inanmamakta serbesttirler. Kimse Müslüman olmaya zorlanmadığı gibi “kafasının kesilmesi” gibi bu kadar vulgarize bir sözü size hiç yakıştıramadım doğrusu.
Ama insanlardan saygı göstermelerinin beklenmesini niye yadırgıyorsunuz? Siz inanmıyorsunuz diye Buda’ya saygısızlık yapmak, iftiralar düzmek hakkına sahipmisiniz? Böyle şey olur mu?
Kaldı ki bazı şeyler “conventional custom”dır. Örneğin Aziz Agustin dersiniz, Aziz Thomas Aquinas dersiniz. Bu sizin onun gerçekten de aziz olduğuna inandığınız anlamına gelmez ama bir yerleşik saygı ifadesidir.
Üstelik hiç önemli bir konu da değildir bu.
“Napoleon'a atfedilen bir söz vardır: "Bana bir cümle söyleyin, ben onu size elli farklı biçimde yorumlayayım." Kur'an barış kitabıdır, yok sevgi kitabıdır... Bunlar herkesin bakış açısına göre değişecek şeyler. Nasıl görmek isterseniz öyle görürsünüz. Bir cümlenin elli yorumu olursa, bir kitabın farklı bir çok cümlesi tartışılmakla bitmez.”
Bu şimdi ne demek? Siz, bilim felsefesi okumuş birisi olarak bu sözleri içinize sindiriyor musunuz? Koskaca Teoloji ve Hermenötik külliyatını ve sistematiğini hiçe sayarak, kahvade oturan emekli ağzıyla yorum yapmayı daha önce o içerikli yazılar yazan Demirkan Bey’ e hiç yakıştıramadım doğrusu.
Beyefendi ben de bir cümleyi 1000 farklı şekilde yorumlayım. Buna demagoji derler zaten. Büyük fikir adamı !!!! Napolyon’un bu sözünün Teoloji’ye uygulamanızı !!!! hayretle karşılıyorum.
Mesele 50 tane yorum yapmak değil, gerçekten “yorumsama” yapmaktır. Yani Metni “okumak”tır. İşte, Metin-Yazar-Okuyan arasındaki bu ilişkiler bütünü insanlığın ulşatığı zihinsel zirve noktasını temsil eder.
Tabii ki tek bir yorumu mutlaklaştırmayacağız ama Evrensel Aklın, Sağduyunun ve İnsanlığın Getirmiş olduğu Nihai Zihnin sentezini şu an için en geçerli yorum olarak kabul edeceğiz.
Bu herhangi bir kitap için de geçerlidir. Türlerin Kökeni’ni ya da A.Smith’in Usluların Zenginliğini dilediğimiz gibi yorumlama hakkına sahip miyiz? Biyoloji ve İktisat biliminin üst dilini konuşan insanlara mı itibar edeceğiz yoksa işkembeden sallayan vulgar sloganlara mı? Rica ederim, en azından sizleri aydınlatan !! Montgomery Watt, Goldhizer, Keatani, Spangler gibi devasa oryantalistlere saygı duyunuz.
Marksist külliyatı “bunlar dinsiz gomünist, mülkiyet neyin reddediyorlar, avratları paylaşıyorlar” da bir yorumdur !!!!, Althusser’in “Marx için”, “Kapitali Okumak” ı da, Gramsci’nin Tarihsel Bloku da bir yorumdur!
Dolayısıyla yorumlar arasındaki hiyararşiyi göz ardı ederek, üstelik yorum yapma kabiliyeti ve yetkinliğini atlayarak öyle de olur böyle de olur türünden geyikler sadece bir geyiktir ve rakı sofralarında iyi gider. Ama bilimsel bir tartışma onda olsa sadece iğreti durur.
Şimdi Kuran metninin de nasıl okunması gerektiğine ilişkin olarak Batılı ve doğulu bilgin ve düşünürlerin ürettiği ciddi bir literatür var. Bu literatüre bakılarak başlanabilinir.
“Bakınız Beyaz hanımın yazdıkları bu anlattıklarımla örtüşüyor. Her ayetten elli çeşit, Kur'an'ın tamamından beşyüzbin çeşit anlam çıkar. Şimdi ben de gerçekten bir inanan insanın "dost olmayın" ı "konuşmayın" anlayabileceğine ikna oldum. Bu anlam çıkmaz ama, çıkaran da çıkarır yani! Adam bu anlamı çıkarıyor kardeşim, zorla mı?”
Yani insaf Demirkan Bey. İstediğimiz herhangi bir kitaptan istediğimiz anlamı çıkarma lüksümüz var öyle mi? bu adama sen bu anlamı nasıl çıkartırsın, böyle bir saçmalığını nasıl başardın denmeyecek öyle mi?
O zaman hakimler de savcılar da istedikleri gibi yorumlasınlar hukuk kurallarını. Mesela hakim desin ki ben böyle anlıyorum seni asıyorum yallah! Böyle şey olur mu?????? Duymak istiyorum sizden, “olur mu”?
“Beyaz hanımın çıkardığı sonuca aynen katılıyorum, çok yerinde ve benim amacıma uygun bir sonuç çıkarmış. "belki de gerçekten iman" etmeyenlerin, açıkça iman etmeyenlerin, edenlerim muhasebesinin bize düştüğü anlayışıyla yol almamıza imkan yok...”
Doğru kesinlikle. Üstelik Allah’ın ağır ceza hakimi gören yerleşik anlayış benim en çok eleştirdiğim konudur.
Diğer yazdıklarınız, bence ana çerçevenin sağlam belirlenmesi ve ortak dilin kurulması sonucunda ele alınacak hususlar. Kutsallar meselesini ben sizden daha çok eleştiren birisiyim. Diğer konularda belki evrensel aklı konuşturanlar belki sizden daha sert eleştiriler de yapıyorlar. Bunları bilmiyorsunuz. Kaç asırlık Emeviden başlayan imparatorluklar sürecinin bir takım kirli mirasının ve hurafelerle örülü söyleminin din olduğunu zannediyorsunuz. Bu konuyu da şimdilik es geçiyorum.
Kuran musikisi konusundaki görüşlerinizi hayretle okudum.birçok kişinin farkında bile olmadığı bu husus gerçekten takdire şayan.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 12, 2006 11:09 PM
Klasik materyalist zihniyeti işte
Klasik materyalist zihniyeti her seyin en doğrusunu bilen adam tripleri:)))
Gülelim Eğlenelim
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 12, 2006 11:14 PM
Asli Hanim,
Degerli desifre ve teshisleriniz icin tesekkurler. Benim cok vurgu yaptigim noktalari brlestirme metduna da cok uygun analizler yaptiginiz icin ayrica bir haz aldim son yorumlainizi okmaktan.
Daha once birkac blogda ve bazi kose yazatrlarina yazdigim e-postalarda bu "taife-i laicus" icin "ateist", "agnostik", sekuler hatta "din dusmani" ifadelerini kullanmanin bek isabwetli olmadigini soylemistim. Onlar (kim olduklarini biliyorlar) sadece Islanm dismanidir, gelenek dusmanidir, kisacasi "bize" ait olan hemen her tuirlu degere dusmandir. Siz onlarin "biz adam olmayiz" turu konusmalarina bakmayin, bu takiye degil resmen besinci kol gorevi geregi sahtekarliktir. Bakin bir tanesi "bizim tleransimizi" dah reddediyor ve tam tersine bizim toleranssizliktan dolayi utanc duymamizi salik veriyor. Simdi akil izan sahibi insan sormazmi: Bu insanlar "biz" derken kimden bahsediyorlar? Peki bunlar "bu ulkenin gercek sahipleri icin basortusu casus belli (savas nedeni)(Yilmaz) derken kimi ne yapiyorlar? "muslumanlarin kokun kurutmak" uzerine en etkin planlardan bahseden "biz" kim? Ya "suruyu kaplana kaptirmamak icin planlar gelistiren" zihniyettekinin "sirusu", "kaplani" ve kendisi kim?
Tabiiki Mephisto "iyi, kotu, ahlak, adalet, vijdan" kavramlarina saldiracak. Bizi insan yapan bu degerler Mephisto'nun cocuklari icin havanin aneorobik bakteri uzerinde yaptigi etkiyi yapaiyor da ondan. Once toplumu ahlaktan, ulvi degerlerden arindiracaklar, mubarek Ramazan'i Bati'da insanlarin para harcayip, kafayi cekip, ciftlesme gunu olarak kutladiklari Noel'e benzeteceler, yani "folklorlestirecekler" , camileri kadinli erkekli, tanisma, kiz/erkek arkadas bulmadan, ticai aktivitelere kadar her turlu sekuler sosyal aktuivitenin gerceklestigi Bati'daki kiliselere benzetecekler. Cunki kurnaz laikcinin dedigi gibi "bunlarin kokunu kazimak kolay deil; baksana Stalin bile beceremedi" (mealen). O zama er yaspalim, ha buldum ":ilimli islam: deyip sizin cok guzel ifade ettiginiz gibi icini bosaltalim, enayiler muslumanim diyedursunlar Gamze Ozcelik ve erkek arkadasinin porno mahkemelerinde Allah yazan kolyeler takip Erenkoy Imami gibi Allah kelimesini agizlarindan dusurmemeleri gibi. Bu kibar vede son derece ilimli dusunurerimizin tahayullerindeki (aslinda onlarin deil Washington, New York ve Tel Aviv'dekilerin tahayyulu; onlar sadece papagan) Islam'in birkac sonraki adimlarinda neler oldugunu merak ediyorsaniz bugun Bati'da kiliselerin ne hale geldigine bakin. Ornegin ABD'de kac tane subyanci papazlari yeniden kazandirma merkezi oldugunu, papazlarin yuzde kacinin escinsel oldugunu, Pat Robertoson adli papazin hangi yolla ABD'nin en zenginleri listesine girebildigini falan arastirin. O zaman "planin" ne oldugunu neden "kokunu kurutmak" yerine "ilimli islami" onerdiklerini ve buradaki papaganlarin kimliklerini cikarabilirsiniz.
Bir noktaya herkesin dikkatini cekmwek isterim: Burada kendilerini agnostikim, yuzde 50 deistim,, ateistim naturalistim , ilimli islasmdan yanayim vb seklinde tanitanlarin "azinliklar" ve "diger dinler" konusunda takindiklari tavirlari gerek satirlarindan gerek satir aralarindan okuyunuz lutfen. "ateistim" diyen dahi her halukarda Batili ve Yahudi indaro savunabiliyor; "lakiim" diyen (ki kisinin degil anca devletin laik olabileceghini Sulu bile kesfetti) teokratik (dine dayali) ve irkci "Jewish State" (Yahudi devleti) olan Israil'i savunmasinda bir celiski gormuyormusunuz?
Ben bunlara ilk agzlarini actiklarinda teshisi koymustum. Nuri Saglam Bey'in "yhudimisiniz" sorusundan neden gocunduklarini anlamak zor degildir herhalde. Besinci kol uyesi "casusmusunuz" sorusunu severmi? Aslinda ben bu kislerin Yahudi oluklarini ogrensem kendilerine saygim azalmaz bilakis artar. Cunku seytani de olsa, bir ideal sahibi oldugundan puan veririm kendime. Ama eger bu guruh bir musluman, turk, kurt veya herhangibir Turkiyeli aileden geliyorlarsa o zaman onlari ancak sanurlu kelimlerle tarif edebilirim. Kendine ait olan herseyden bu derece nefretin kokeninde ne yatiyo olabili acaba? Ben psikiatrist veya psikolog degilim. Saniyorum Tunc Bey bu islere bakiyordu o da gorunmuyor son gunlerde; belki Zidane'in kafasi ile mesguldur diger Parisienne ler gibi :) Turkiye;de ancak 25 bin Yahudi ve en fazla birkac yuzbin hiristiyan olduguna gore bu saygideger sahislarin cogunlugu musluman ailelerden geliyorlae; ve gene buyuk ihtimalle ailelerinde dindar insanlar da var. Kafama gelen sorular sunlar: Bu derece kendinden nefret genetikmidir yoksa hayat tecrubelerinin sonucumudur? Bu insanlar kendilerine ait olan herseyi, ve herkesi "otekilestirerek" kendilerini taptiklari Islam dusmanlainin yanina yerlestridiklerini ve "ustun gruba" girdiklerinimi saniyorlar? burada en az kendileri kadar ve buyuk ihtimall kendilerinden fazla bilimle hasir besir olmus, kultur ve gorgfu sahibi insanlara "liseye giderek aydinlanmis oglanin koye dondugunde konustugu gibi" konusarak ne kadar komik duruma dustuklerinin farkindami degiller yoksa "casgdaslik ne guzel ama dimi" diye birbirlerinin sirtini sivazlamaktan mutlulukmu duyuyorlar?
Sorular, sorular...
Selam, saygi ve muhabbetlerimle..
Not: Alakasiz bir konuda, bir "kurnaz laikcinin kodlari" ni yazacagim buralarda insha-Allah. AZZZ SONRA!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 13, 2006 12:45 AM
Demirkan Bey,
Yazinizi buyuk keyif alarak okudum. Foklorik tespitinizi anliyorum, belki de Tanrinin varligini sadece ic dunyamizda yasayip, rituelleri foklorik olarak gormemiz lazim. Ben rituellerden de ruhani bir tatmin alma potansiyeli olduguna inanan bir kisiyim, ama o zaman da rituelleri caga daha uygun hale getirmek gerekiyor, onlar da caglardan caglara aktarilarak gelmis foklorik gelenekler sizin tespit ettiginiz uzere, degistirip de yerine baska birsey koymak kolay degil.
Yazilan yorumlari okumaya devam ettikce ortaya baska bir sonuc cikiyor. Bizim, Kuran yoruma aciktir, tespitimize karsilik bazi arkadaslar, hayir Kuran yoruma acik falan degildir, Kuran'i okuyup anlayabilmek icin bu isin alimi olmak gerekir diyorlar. Yani, buradan ne sonuc cikarmamiz lazim, okuma yazmasi olan akil sahibi insanlar, Kuran'i tek basina okuyup anlayamazlar, onu anlayabilmek icin konunun uzmanlarina danismak gerekir.
Kuran'da ve diger kutsal kitaplarda gordugumuz tipik bir anlatim bicimi, soyut ahlaki ifadelerden bahsetmek yerine, oyku seklindeki orneklere yer verilmesi, ve dogru ve yanlis davranis kaliplarinin bu oykuler icinde ele alinmasi. Ornegin, benim hatirladigim bir Kuran suresinde diyor ki, peygamberin evine oyle cat kapi gitmeyin, peygamberin isi var, gucu var, davetsiz misafirler gelince bozuluyor ama nezaketinden size soyleyemiyor. Simdi, buradaki ulemaya sorsak, boyle bir surede aslinda kastedilen peygamberin evi degildir, herhangi bir insanin evine davetsiz olarak gitmeyin, insanlarin ozel hayatina saygi gosterin denilmek istenmistir diyeceklerdir eminim. Peki, o zaman neden peygamberin evi ornek olarak kullanilmistir? Cunku, Kutsal kitaplardaki anlatim teknigi, ornekler kullanarak konulari en cahil kisi icin bile yorumlanabilir hale getirmek prensibi uzerine kurulmustur. Bunu kabul etmeyecekseniz yandiniz zaten, cunku o zaman Kutsal kitabin sadece zamanin sosyal ve siyasi sartlarina veya peygamberin ruh haline gore yazildigi sonucu cikar ortaya.
Simdi, siz cahiller bu kitabi anlayamazsiniz ve yorumlayamazsiniz, uzmanina sormak lazim diye buyuruyorlar. Ama islerine gelince de islamiyetin en guzel yani Tanri ile kul arasina bir baska varligin girmemesidir diye buyurmayi da ihmal etmiyorlar. (burada da isa ve gunah cikarma meselesine gonderme yapiliyor ya!). O zaman bir paradoks'tan soz etmek gerekmiyor mu?
Asli Hanim, "Sizler gibi ortada gozuken gercekleri inkar edip, mazlumu terorist ilan etmezdim!" demis. Anlamadim, kim mazlumu terorist ilan ediyor? Ulkemizdeki sinagoglari, ingiliz baskonsoloslugunu ve HSBC Bank'i mazlumlar mi bombaladi? Madrid metrosunu, Londra metrosunu, Bali'deki gece kluplerini mazlumlar mi bombaladi? New York'taki ikiz kulelere mazlumlar mi, yolcu ucaklari ile saldirdi? (Bu listeye Hindistan'daki son terorist saldiriyi eklemiyorum ama onu da mazlumlar mi gerceklestirmis gorecegiz?). Bugun Filistin'de ve Irak'ta yasanan olaylarin bedelini, Londra metrosunda seyahat eden bir Arjantinli, veya Bali'de balayi geciren bir Singapurlu cift oduyor. Hadi bizi biraktik, butun dinler bizim cografyamiza indi gene de bizi adam edemedi. Ama zavalli Arjantinli'ye ne Filistin'de, Bosna'da veya Irak'ta ne olup bittiginden? Demirkan Bey'in kaos teorisi hukmunu konusturunca olen mazlum o oluyor.
Madem herkes kendini gulduren seylerden bahsediyor, ben de itiraf ediyorum, Bekir Bey'in noktalari birlestirme teorisine cok guluyorum.
Bir de Demirkan Bey'i ornek alip, anaerobik bakterilerden falan bahsetmiyor mu, hangisi daha eglenceli karar veremiyorum.
Yazan: Beyaz Tarih: July 13, 2006 4:35 AM
Ilımlı ya da değil tüm islam düşmanlarının tavsiyeleri sacmalıktan öteye gitmiyor
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 10:27 AM
Asli Hanim, "Sizler gibi ortada gozuken gercekleri inkar edip, mazlumu terorist ilan etmezdim!" demis. Anlamadim, kim mazlumu terorist ilan ediyor? Ulkemizdeki sinagoglari, ingiliz baskonsoloslugunu ve HSBC Bank'i mazlumlar mi bombaladi? Madrid metrosunu, Londra metrosunu, Bali'deki gece kluplerini mazlumlar mi bombaladi? New York'taki ikiz kulelere mazlumlar mi, yolcu ucaklari ile saldirdi? (Bu listeye Hindistan'daki son terorist saldiriyi eklemiyorum ama onu da mazlumlar mi gerceklestirmis gorecegiz?). Bugun Filistin'de ve Irak'ta yasanan olaylarin bedelini, Londra metrosunda seyahat eden bir Arjantinli, veya Bali'de balayi geciren bir Singapurlu cift oduyor. Hadi bizi biraktik, butun dinler bizim cografyamiza indi gene de bizi adam edemedi. Ama zavalli Arjantinli'ye ne Filistin'de, Bosna'da veya Irak'ta ne olup bittiginden? Demirkan Bey'in kaos teorisi hukmunu konusturunca olen mazlum o oluyor. (Beyaz Hanim)
Beyaz Hanim,
Elmalar ile armutlari karistirmakta niye israr ediyorsunuz anlamiyorum; ama sanirim ici bos soylevlerinizi ancak boyle karsi tarafa yutturabileceginizi saniyorsunuz..??
Hanimefendi; konusmalarin buralara gelme nedeni; Filistin'de yasanan ve hala suren KATLIAMLARDI!!!!!! Icimizden herhangi birinin ortaya cikip dediginiz olaylari kinamayip oh olsun dedigini duydunuz da mi bize boyle asli astari olmayan sorular soruyorsunuz? Ayrica o olaylarin arkasinda olayi biz ustleniyoruz diyen paravan adamlar var diye dusunuyorum. Yakalananlarin kimliginden de emin degilim. Ama tamam gorunen kimlik uzerinden gidelim; acikcasi ben bunlari da kiniyorum! Sanirim tek tarafli cevap verecegime inandiginiz icin hayal kirikligina ugramissinizdir..ama ben insan olmanin onurunu ve vicdanimi atlayarak sirf "davami" hakli gostermek icin objektifligimi yitirmemeye calisirim. Ozellikle vicdanim hemen yanlis yapiyorsun sinyallerini gonderir. Simdi siz de dusunun; tek tek degerli zamaninizi harcayarak verdiginiz ornekler, Filistin'de hergun yasaniyor..Hic mi vicdaniniz sizlamiyor ve hala mazluma niye terorist deniyor elestirimi gormezden gelip, ici bos saldirilara geciyorsunuz? En onemlisi resmen soykirim amaci tasiyan saldirilari, meydana gelen bir iki eylemle nasil karsilastiriyorsunuz?(ki onlari da kinadigimi bir kere daha belirtmek istiyorum.) Arada nasil bir dogru oranti kuruyorsunuz? Olen yabanci kimlikli biri, yuz Muslumana bedel mi demek istiyorsunuz?
Saygilar,selamlar,..
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 13, 2006 10:53 AM
Aslı Hanım, ısrarla niye insanları aptal yerine koyduğumu söylediğinizi anlayamıyorum. Böyle bir şey olmadığını kaç kere söyledim. Aptal olan benim, üç basamaklı iki sayıyı kafamdan toplamayı başaramam. İtiraf ediyorum, tatmin oldunuz mu? Bakın cidden söylüyorum, zeka düzeyimin ortalamayı zor tutturduğunu kabul ediyorum. Umarım bu rahatlamanızı sağlamıştır.
Sayın Sağlam, söylediklerinizi çok ciddiye alıyorum. Siz aklı başında bir insansınız, teşekkür ediyorum. Ancak dikkat ederseniz benim bahsettiğim Emevi kültürü değil, Kur'an'ın direkt kendisiyle ilgili konular. Cümleleri, kitapları farklı biçimlerde yorumlama, tabii ki "böyle yapmak isteyenler" için geçerli bir durum. Yani anlamları eğip bükme amacında olanlar için. Yoksa sarih olan anlam bir veya belki bazen birkaçtır. Fakat çoğu kez sarih anlamı bile gözardı etmek zorunda kalmaz mısınız? "Zülkarneyn batıya gitti ve nihayetinde güneşin balçık içine battığı yere ulaştı" ayetini okuduğunuzda güneşin balçık içine batmadığını, öyle göründüğünü anlatan edebi bir anlatım olduğunu söylersiniz. Yani konunun özü: Türev anlamlar kurallaştırılamaz. Köydeki Bektaş ağa ise "Namaza yaklaşmayın diyor" derse, "Gerisini de oku" derseniz, adam okumamakta direnirse yapacağınız bir şey yok. Hukuk adamlarının ise hukuk metinleri konusunda böyle lüksleri tabii ki olamaz. Biz ayetlere yanlış anlam vermesi olası sıradan kişilerden söz etmiştik. Hukuk "ben bunun suç olmadığını yorumladıydım da ondan işlediydim" mazeretini de kabul etmez, "davranışına uyan" hükmü uygular. Yani hukuk "yorumlama biçimine" değil, "davranış biçimine" hüküm verir. Oturduğunuz yerde istediğiniz kadar filancanın malını çalmanın suç olmadığını düşünün. Bu yorumda hürsünüz. Ama gider çalarsanız hukuk müeyyide uygular. Ya da bunun propagandasını yapıp suça azmettirirseniz. Örnek bunlar tabii...
"Salladığım" ı söylediğiniz konuda korkarım sallamıyorum. İslam tarih boyunca İslam'a girmeme hakkını "Zimni" statüsünü kullanma biçiminde tanımıştır. Bu statüyü kullanarak İslam dışı kalma hakkınız vardır. Ama İslam içre olup "beş vakit kılmam, üç kılarım" deme hakkınız yoktur. Beş tanrıya inanma özgürlüğü de yoktur. (9/5) ayeti, o günden sonra müşriklerin bulundukları yerde öldürülmeleri emrini vermiştir. Bu sure müşriklere öyle sert bir ültimatomdur ki, başında besmele bile yer almaz. "Tamam, elverir, artık öldürmeyin" diye bir nesih ayeti de gelmemiştir. Yani şu an Kur'an'a göre Buda heykeline tapanların imha edilmesi farzdır!
Diğer yanıtlar yanıt verilecek düzeyde değiller. Kur'an okurken güldüğümü söylemem neredeyse bir öfke seline yol açmış. Halbuki dikkatli okunursa ben orada mümin komşusunu aşağılayan kibirli münkir adamın akibetine gülüyorum. Aynı şekilde sure 74'de "bu adama ne desek, deli mi, şair mi, yalancı mı" diye kıvranıp, kibirini yenemeyen ve Kureyş ileri gelenlerinin dolduruşlarıyla iyice şişinen adamın "hah buldum, en iyisi büyücü diyelim" demesi de ironiktir, buna da gülerim. Kur'an bazı insan figürlerini başarıyla hicveder. Ebu Leheb'in karısı da "odun hammalı" olarak tasvir edilince çok öfkelenmişti. Keza Firavun'un vezirine "Hâman, çabuk bana yüksek bir kule yaptır, gökte Musa'nın dediği tanrı var mı bakacağım!" demesi de komiktir. Bunu okuyunca Dünya'nın etrafını turlayıp yere inen Rus kozmonot Yuri Gagarin'in "Gökte tanrı filan görmedim" açıklaması yaptığı aklıma gelir. Keza yine İbrahim'in putları kırıp baltayı en büyük putun boynuna asması bizatihi ironi yönteminin güzel bir örneğidir.
Gördüğünüz gibi Kur'anda gülünecek epey şey var. Tabii ki ağlanacak da çok şey. Tıpkı hayatın kendisi gibi...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 13, 2006 11:22 AM
Aslı Hanım, ısrarla niye insanları aptal yerine koyduğumu söylediğinizi anlayamıyorum. Böyle bir şey olmadığını kaç kere söyledim. Aptal olan benim, üç basamaklı iki sayıyı kafamdan toplamayı başaramam. İtiraf ediyorum, tatmin oldunuz mu? Bakın cidden söylüyorum, zeka düzeyimin ortalamayı zor tutturduğunu kabul ediyorum. Umarım bu rahatlamanızı sağlamıştır.
Sayın Sağlam, söylediklerinizi çok ciddiye alıyorum. Siz aklı başında bir insansınız, teşekkür ediyorum. (Demirkan Efegil)
Demirkan Bey,
Benim mecazi olarak bu kelimeyi kullandigimi anlamayacak kadar sig oldugunuzu sanmiyorum! Uzgunum, kelimeyi kullanmayacagim ama yine ayni seyi yapiyorsunuz. O yuzden lutfen duygu somurusu yapmayin! Ben her zaman sizlerin yaptigi gibi lafi dolandirarak, kelimelerle oynarak dusuncelerimi ifade etmiyorum! Neysem O'yum, otesi yok!
Nuri Saglam'in cok akli basinda ve vicdanli olan bir kisi oldugu zaten biliniyor! Acaba bunun arkasinda biraz da guclunun karsisinda bir parca boyun egme durumu mu var? Ayrica simdi sizden bu kelimeyi hak edemeyen kisiler eminim karalar baglamislardir..:))
Saygilar, selamlar,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 13, 2006 11:35 AM
Mevlana ne demişti?
"Senin kabın küçükse deryanın suçu ne!"
mesele budur.
bu budur tilciğine (Metin BEy dostumun kulakları çınlasın) bayılıyorum. evet, budur.
NE demişti Hz. Ali sen ne dersen de, insanlar ancak anlayabilecekleri kadarını anlarlar.
ben neler yazmışım, birisi de kalkmış aklınca maytap geçtiğini zannediyor. söylenenlerin kenarından yakınından geçemeyecek şeyler.
ama ben yine de bir iki eskiz de bulunayım.işin yorgunluğunu atıyorum iyi oluyor.
bakalım bir aydın ve ilerici vatandaşımız bizi tenvir etmek için nasıl bir içtihadda bulunmuşlar:
"Yazilan yorumlari okumaya devam ettikce ortaya baska bir sonuc cikiyor. Bizim, Kuran yoruma aciktir, tespitimize karsilik bazi arkadaslar, hayir Kuran yoruma acik falan degildir, Kuran'i okuyup anlayabilmek icin bu isin alimi olmak gerekir diyorlar. Yani, buradan ne sonuc cikarmamiz lazim, okuma yazmasi olan akil sahibi insanlar, Kuran'i tek basina okuyup anlayamazlar, onu anlayabilmek icin konunun uzmanlarina danismak gerekir."
haydaaa gel şimdi çık işin içinden. ben neler demişim hanfendi neler anlamış.
"Mesele 50 tane yorum yapmak değil, gerçekten “yorumsama” yapmaktır. Yani Metni “okumak”tır. İşte, Metin-Yazar-Okuyan arasındaki bu ilişkiler bütünü insanlığın ulşatığı zihinsel zirve noktasını temsil eder.
Tabii ki tek bir yorumu mutlaklaştırmayacağız ama Evrensel Aklın, Sağduyunun ve İnsanlığın Getirmiş olduğu Nihai Zihnin sentezini şu an için en geçerli yorum olarak kabul edeceğiz.
Bu herhangi bir kitap için de geçerlidir. Türlerin Kökeni’ni ya da A.Smith’in Usluların Zenginliğini dilediğimiz gibi yorumlama hakkına sahip miyiz? Biyoloji ve İktisat biliminin üst dilini konuşan insanlara mı itibar edeceğiz yoksa işkembeden sallayan vulgar sloganlara mı? Rica ederim, en azından sizleri aydınlatan !! Montgomery Watt, Goldhizer, Keatani, Spangler gibi devasa oryantalistlere saygı duyunuz.
Marksist külliyatı “bunlar dinsiz gomünist, mülkiyet neyin reddediyorlar, avratları paylaşıyorlar” da bir yorumdur !!!!, Althusser’in “Marx için”, “Kapitali Okumak” ı da, Gramsci’nin Tarihsel Bloku da bir yorumdur!
Dolayısıyla yorumlar arasındaki hiyararşiyi göz ardı ederek, üstelik yorum yapma kabiliyeti ve yetkinliğini atlayarak öyle de olur böyle de olur türünden geyikler sadece bir geyiktir ve rakı sofralarında iyi gider. Ama bilimsel bir tartışma onda olsa sadece iğreti durur."
Hanfendi bir kez daha yazdım. birkaç defa okuyun ki yanlış anlaşılma olmasın zinhar.
ama daha da basitleştirerek anlatayım:
1-"Anlama" kavramını ben sizin sandığınız günlük dildeki !!! anlamında kullanmadım. "Yorumsama" denen şeyi anlatmam lazım ama üzgünüm vaktim yok.
2-Kuranı boşverin, herhangi bir metni (bu "metin" kavramının da ne olduğu öyle derin bir konu ki sakın ola bunu "metni eline aldı ve okumaya başladı" cümlesinde geçtiği gibi sanmayın!!! bu metin denen şey var ya acayip birşey. şimdi ona da girmeye vaktim yok) ele aldığınızda metne nasıl yaklaşacağınız, ki bunun bir unsuru metodolojidir, metinle nasıl ilişkiye geçeceğiniz, ondan hüküm istinbat etme usul ve esaslarınız çoook su götürür hususlardır. üzgünüm bunları da anlatamam burada.
şimdi bu materyalizmlerine çok güvenen arkadaşlarla kimi müslümanların iki de bir zırt pırt ne anlama geldiğini bilmeden düşünmeden apaçık, onu herkes anlayamaz mı vs türünden geyiklerini kimse sorgulamadığı için yerleşik bir hurafe olarak sürüp gidiyor.
hanfendi, siz inanmasanız da bu kitap 6 bin kusur ayetten oluşuyor. üstelik canlı bir tarihtir. niye? çünkü 610-632 arasında peyderpey olay bazında inmiş. sizin gibi diyelim yazılmış. demekki bunun bir tarihi var değil mi? bir mekanı var değil mi? içine indiği bir kültür var değil mi? bir dil ve edebiyat ve bunları kuşatan bir linguistiği var değil mi?
size bir arabın yazdığı kitap gibi de gelse bu böyle.
şimdi bunları bir paranteze alıp sizin satır aralarından gizli kahkahalarınıza bir kahkaha da biz atalım: insanların ellerinde sürekli olarak binlerce ayeti okuyarak üzerinde düşünerek gezdiklerini ya da gezmeleri gerektiğini mi sanıyorsunuz?
ortada binlerce ayet var. bu ayetlerin bir kısmı kıssa, bir kısmı nasihat öğüt, bir kısmı ahlaka ilişkin hükümler ve hedefler, bir kısmı o günün somut koşullarında peygambere, arkadaşlarına, mekke ve medinede yaşayan yahudilere, müşriklere vs cevap, uyarı, hatırlatma vs.
MEdinê'de 17 kişi vardı okuma yazma bilen. hiç de adamlar kuran okumuyorlardı. ama sürekli çevrilen bu Kuranın açık olduğu geyiğinin asli gerekçesini oluşturan bazı ayetleri ezbere biliyorlardı sadece.
buraya kadar ne anlatmak istediğimi anlayabildiniz mi? Ümit ediyorum.
Kuran açık bir kitap tabii ki. açık olmayan bir kitap var mı? teknik kitaplardan bahsetmiyorum. insana hitap eden her kitap öyle veya böyle açıktır zaten.
alim cahil herkes de açar Kuranı okur ne dediğini anlamaya çalışır/çalışmalıdır. bunun aksini iddia etmek, zaten şimdiye kadar ki hatayı ima eder.
Mesele bumudur sanıyorsunuz? bu değil!
Konuştuğumuz konu bağlamında bakacaksınız olaya.
eğer biz Kur'anın linguistik değerlendirmesini yapıyorsak bu ne benim ne de sizin haddinize hanfendi.
lisanul arab'ın (bu arapça demek değil!!!!) uzmanlarının yapacağı bir tartışmadır. ben ara sıra takip ediyorum bunları.
Kuran'dan örneğin iktisadi hayata ilişkin değerlendirmeler çıkartacaksak da (tabi ki herkes yapmalı bunu-ama eğer bilimsel bir değeri olacaksa herkes değil erbabı yapar bunu değil mi?) 6.asır mekke ve medine toplumsal yapısı, üretim ilişkileri, mekke ticari oligarşisi, ticaret ve kervan yollarının analizi, ganimet ekonomisinin işleyişi, o günün parsallaşma derecesi ve parasal ilişki şematiği vs üzerine derin bir bilgi sahibi olmamız gerekecektir. müsaade edin de bu bilgiye sahip olan örneğin ünlü yahudi Marksist Maxim Radinson'un söylediklerini sizin yorumlarınıza göre çok daha fazla ciddiye alayım.
şimdi konu bazı mantık harikalarının yaptığı gibi "kuran onları öldürün" diyor eyvah müslümanlar da onu doğru anlıyor bizi öldürecekler paranoyasına dönüşüyorsa "kardeşim sen bunları nerden çıkarıyorsun? gel EVRENSEL AKIL VE SAĞDUYU VE İŞİN ERBABI ne diyor bir de onları dinleyelim" dememiz niye sizlere bu kadar batıyor?
buraya kısa bir nokta.
üstelik anlamadığınız bir hususu tekrar belirteyim:
Öyle "arbitrary", işkembeden yorum yapamayız. bir metodoloji benimsemeden, ilgili içeriği kavramadan, nedensellik bağı kurmadan, "mantık" kurallarına harfiyen uymadan yorum ya pa maz sınız! yaparsanız komik duruma düşersiniz. budur.
üstelik, bu üstelik de çok net bir üsteliktir, yorumlar arasında HİYERARŞİ vardır. örneğin ben de siz de ıraktaki olayların Türkiye'nin stratejisi açısından yorumunu yapar, sallar dururuz. Çoğumuz bunu yapıyoruz. ama acep ortadoğu uzmanı bir stratejistimiz neler görüyordur kimbilir değil mi? yazdıklarımızı da nasıl tebessümle okuyordur.
konu açısından başka bir can alıcı üstelik de şudur: burada islamın ontolojisi ya da epistemolojisi üzerine değil sürekli olarak hukuk'u üzerine konuşuluyor. hem de 630 yılı savaş hukuku üzerine. tarihi olaylara istinaden inmiş hükümleri ısıtıp ısıtıp kusuyorlar burada. ee kardeşim hukuk biliminin de için bu kadar edilmez ki yaaa!!!
dini bir hassasiyet değil ilmi bir çıkıştır yaptığımız.
tepkimiz budur.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 13, 2006 11:54 AM
Mustafa beyin sitesi bağımlılık yapıyor. Tatildeyim... Şimdi havuzda veya denizde güneşlenmem gerekiyor, Sezgin beyin saçmalıklarını okumak için internet cafeye para ödüyorum. Bu bağımlılıktan nasıl bir terapi ile kurtulunabilir bilenler varsa bildirsin lütfen.
Sezgin bey, Turan Dursun ve İlhan Arsel üstadlarınız, size gaz veren unsurlar görüyorum. Onları "güneş" olarak ifade etmişsiniz. Ben her ikisini de okudum. Turan Dursun diyanet memuru olduğu halde göz göre göre ayet ve hadisleri nasıl çarpıtmış ibretle gördüm. İlhan Arsel ise görmek istediğini görüyor. Çok yanlı ve maksatlı kitaplar. Hiçbir bilimsel değeri yok...
Sizde ne yazık ki üstatlarınızın bakış açısı da yok. Çünkü ne Kuran'ı ne İslamı araştırmışsınız. Çok sığ ve klişe tartışmalara giriyorsunuz.
Yazılarınız kendi tespitleriniz değil, bu kitaplardaki argümanlardan ibaret. Siz, yeni bir şeyden bahsetmiyorsunuz. Yeni bir şey bahsedecek olsanız da Mustafa beyin belirttiği gibi şark kurnazlığına temessül ediyorsunuz ki hoş değil.
Size tavsiyem Kuran'ı ve turan dursun-ilhan arsel'e karşı yazılan bir kitabı tarafsız bir şekilde okumanız.
Nesih meselesiyle ilgili Kuranda bildiğim kadarıyla içki yasağı ve kölelik konusu var. İçki önce namaz için yasaklanıyor. Daha sonra tamamen yasaklanıyor. Bu sizce bir çelişki mi? Nesih çelişki değildir, sosyal seviye ve toplumsal seviye ile ilgilidir. Allah, köleliği hemen kaldırmamıştır çünkü bu sosyal gerçekliğe uymaz, bir geçiş süreci gerektirir. Çelişki zıt veya uyumsuz şeylerin birarada bulunmasıdır. Bu ayrımı yapabiliyorsunuz değil mi?
Sürem doldu... Bir 2 milyonumu daha heba edemem...
Selamlar...
Yazan: blue Tarih: July 13, 2006 12:02 PM
Demirkan Bey,
beklediğim cevaplar bunlar değildi...
". Fakat çoğu kez sarih anlamı bile gözardı etmek zorunda kalmaz mısınız? "Zülkarneyn batıya gitti ve nihayetinde güneşin balçık içine battığı yere ulaştı" ayetini okuduğunuzda güneşin balçık içine batmadığını, öyle göründüğünü anlatan edebi bir anlatım olduğunu söylersiniz. Yani konunun özü: Türev anlamlar kurallaştırılamaz. Köydeki Bektaş ağa ise "Namaza yaklaşmayın diyor" derse, "Gerisini de oku" derseniz, adam okumamakta direnirse yapacağınız bir şey yok."
önce bu yazdıklarınıza değineyim:Türev anlamlar kurallaştırılamaz, kesinlikle doğru. köydeki Bektaş Ağanın da kentteki Hüsmen Ağa'nın da, bakanın da başbabakanın da böyle bir şey deme hakkı yoktur. ne demek "yapacağınız bir şey yok"???. bu bilimsel bir tavır mı şimdi? bektaş ağa bunu derse kendini kandırır o kadar.
BİR METNİN SAHİHLİK KRİTERİ KİŞİLERE GÖRE BELİRLENMEZ. neyse odur. bizim burada tartıştığımız, her iki tarafın ham softa ve kaba yobazlarının işkembevari tutumu değil. fıkradaki gibi gerisini okumayan adamdır gülünç duruma düşen, ayet değil!
Marks'ın iktisat şahaseri Kapital'in önsözünü bile okumadan, gizli servislerin ülkemizi kaosa döndürmek için kullandığı ajan provakatörlerin "aşırıyorum"u ile sözde ihtilalci "cephe örgütleri" kuranların Marksist olduklarını mı söyleyeceğiz yoksa en büyük ihaneti Marksı saptırarak yaptıklarını mı? silahlı kalkışmaya taraftar olmayan dava arkadaşlarını bile "revizyonist" diye suçlayan bu güruha Marks'ın cevabı, hayatta olsaydı eminim ki kendi damadı LAfarge'a söylediği gibi "eğer Marksizm bu ise ben marksist" değilim olurdu.
NE demek istediğim açık herhalde!
sizin örneğinize gelecek olursak: bu ve benzeri örnekler edebiyat, belağat, sanat ve felsefenin konusu olabilir. herkes seviyesine göre birşeyler anlar. bunu çok önemsemiyorum. Dedem Yusuf suresini okurken güzel bir kıssa okumanın hazzına varıyor, vaybe kardeşlerin zulmüne bak, yakup'un dramına bak diyor; bense Mısır ekonomi politiğine ilişkin çıkarımlar yapıyorum; kölelik sistemini, pazarların yapısını, rüya ve gizem gibi zihinsel akletme mekanizmalarının geçerli olduğu bir akıl dünyasını, coğrafik olgulara ilişkin öngrülerin nasıl bir devlet politikası haline geldiğini vs vs. de aynı anda düşünüyorum.
bunlar da çok önemli değil.
MEsele Kuranın TOPLUMSAL HÜKÜMLERİNE ilişkin ortaya çıkıyor. artık bu noktada 20 tane disiplinle birlikte HUKUK VE İKTİSAT gündeme geliyor.
burada Bektaş Ağa'nın "bana göre Kuran adam öldürür" şeklinde işkembe formülü kullanması bilimsel bir cinayettir. bunu yapamaz. yaparsa bilimsel olarak aşağılanır sadece.
konunun anlaşılması açısından çok somut bir örnek vereyim:
Kuranda geçen şu ayete bakalım:
“Oruç gecesi, hanımlarınızla beraber olmak, size helal kılındı. Onlar sizin, siz de onların elbisesisiniz. Allah, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğunu arayın, şafağın beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için; sonra tâ gece oluncaya dek orucu tamamlayın...” ayeti inince, Adiyy bin Hatem adlı bir sahabi ayetteki ‘Siyah ve beyaz iplik’ ifadesini zâhiri manada anlamıştı. Sonra da bir beyaz bir de siyah iplik alıp ayaklarına bağlamış, onlar birbirinden iyice ayırt edilinceye kadar sahurda yiyip içmeye devam etmişti. Durumu Hz. Peygambere haber verince, Rasûlullah gülmüştür. Beyaz ve siyah iplikten kastın, gecenin karanlığı ve gündüzün beyazlığı olduğunu söylemiştir.
Demekki Adiyy bin HAtem'lerin yorumunun HÜKÜM İSTİNBATI AÇISINDAN bir kıymeti harbiyesi YOKTUR, OLAMAZ. altını çizdiğim yer açısından bu çok önemli. HÜKÜM İSTİNBATI AÇISINDAN.....yoksa Adiyy gibiler işte okuyorlar ve yorumluyorlar ama o kadar.
şimdi, sizin de şaşırtıcı bir şekilde Tevbe Suresi'ni "yorumlamanız" hayal kırıklığımı daha da artırdı. sizin ya da sizin ifadenizle (sayıları bir avuç olan) teröristin bu ayetleri böyle algılamasının gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. bir durum tespiti olarak söylüyorum asla hakaret olarak değil: bu kelimenin tam anlamıyla bir cehalettir.
neden mi? anlatayım: daha önce yaptığım açıklamayı burada tekrar vereyim:
"Tevbe Suresi 5. ayet:
"O halde, hürmetli aylar çıkınca artık öbür müşrikleri NEREDE BULURSANIZ ÖLDÜRÜN, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. eğer tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse onları serbest bırakın....)"
aman Tanrım. şimdi siz herhalde dehşete kapıldınız değil mi? işte ayetin başını sonunu atlayıp TARİH-DIŞI bir atmasyon yaparsanız işte böyle vehimlere boğulursunuz. oysa Tevbe 1:
"Allah ve Resulünden, KENDİLERİYLE ANLAŞMA YAPTIĞINIZ MÜŞRİKLERE SON İHTAR!
demek ki bu olayın özneleri biz değiliz. 631 yılında vuku bulan olaylarla ilgili olarak inmiştir. kendileriyle anlaşma yapılan müşrikler de bugün yoklar 1400 sene önce gelmişlerdi.
diğer ayetlere bakın daha iyi anlarsınız.
biz sibaka bakalım:Tevbe 6
"Eğer müşriklerden biri senden sığınma hakkı isteyip yanına gelmek isterse, sen ona güvence ver...."
Tevbe 7
"O MÜŞRİKLERİN Allah yanında, Resulü yanında nasıl olup da bir ahidleri olabilir ki!
Mescid-i Haramın yanında ANTLAŞMA YAPTIKLARINIZ bundan müstesna olup, onlar size karşı dürüst dvrandıkça siz de onlara dürüst davranın...."
Hangi müşriklerin Demirkan BEy? "O MÜŞRİKLERİN"...
ÇOK AÇIK DEĞİL Mİ? Değilse oturur ağlarım valla.
Tevbe 13
"Ahitlerini ve yeminlerini bozup PEYGAMBERİ VATANINDAN SÜRMEYE TEŞEBBÜS EDEN BİR TOPLULUKLA SAVAŞMAYACAK MISINIZ Kİ, aslında savaşı size karşı ilk başlatanlar onlar olmuşlardı."
Vay be:
.......-AHİTLERİNİ VE YEMİNLERİNİ BOZUP
.......-PEYGAMBERİ VATANINDAN (MEKKE'DEN YANİ) SÜRMEYE TEŞEBBÜS EDEN
bir toplulukla SAVAŞMAK....
böyle yazıyorum hala anlaşılmıyorsa.......
"Tamam, elverir, artık öldürmeyin" diye bir nesih ayeti de gelmemiştir. Yani şu an Kur'an'a göre Buda heykeline tapanların imha edilmesi farzdır!"
bu çok komik bir iddia olarak kalmaktadır. nedenini yukarıdan göremiyorsak ben Lincoln köprüsünden siz de boğaziçinden atalım kendimizi...
Haa, bu ayetleri birileri kasten farklı yorumlayıp da müslümanları töhmet altında bırakmak için çalışıyorsa bu da ne çoğunluğun günahı ne de Kuranın hatasıdır....
"Beş tanrıya inanma özgürlüğü de yoktur"
kim demiş? bal gibi vardır. kişi istediğine inanır. ama mümin olarak kabul edilmez.o mümin değil, müşriktir.
Demirkan Bey size çok basit bir cevap vereyim MEDİNE VESİKASI UYGULAMASI ZATEN SÖYLEDİĞİNİZ HERŞEYİN TAM ZIDDININ UYGULANMASIDIR. MEDİNE VESİKASI İLE MEDİNEDE HERTÜRDEN İNANÇ SAHİBİ EŞİT OLARAK ÖZGÜRCE YAŞAMIŞTIR.
ZIMMİ MESELESİ DE FETİHLER SÜRECİYLE İLGİLİDİR. BU AYRI BİR TARTIŞMA KONUSU
Yazan: nuri saglam Tarih: July 13, 2006 12:54 PM
"Diğer yanıtlar yanıt verilecek düzeyde değiller"
:)))
Düzey mi materyalizm ve düzey. Hoş ilişki.
öfke seli mi
Kuran okurken ben de gülümserim mesele bu değil ki
Uydurmaya devam ediyoruz
Kuranı okunmaması gereken bir kitap olarak değerlendirdiğimi kim söyledi.
"Keza Firavun'un vezirine "Hâman, çabuk bana yüksek bir kule yaptır, gökte Musa'nın dediği tanrı var mı bakacağım!" demesi de komiktir."
gibi hususları da müslümanların bilmediğini sanarak iyice komik oluyorsunuz.
Komik ama tüm materyalizmin zihniyeti de budur. Benim de aklıma hep yuri gagarin gelir ama sadece yuri gagarin değil. Tüm evrimciler materyalistler ve benzerleri.
Kuranda cok sey var ama bu bize hitap ediyor
Bize kuran hikayesi okumaya devam ediyorsunuz. Kuranda ne var ne yok Allaha şükür çok çok iyi biliyoruz.
Bosverin Kuranı . Bize hikaye okumayın. İnan inanma bu hiç umrumuzda değil sorunumuzda değil. Ama azıcık arap yazısı okuma ile Kalkıp ta Kuran ahkamı kesmeye kalkmak maskaralıga yakın bir eylem.
"Kur'an okurken güldüğümü söylemem"
Okudugunuz anlıyor musunuz gercekten
Ne demek istediğimi anlayamamıssınız
Ben de gülümserim.O sizin bildiginizi iddia ettiğiniz olguları da biliriz. Siz değerlendirmeden önce 1400 senedir degerlendirilen bilinen hususlardır.
"ısrarla niye insanları aptal yerine koyduğumu söylediğinizi anlayamıyorum."
Biz neye inandıgımız biliriz
neye inanmadıgımızı da cok iyi biliriz :))
Külahım da bilir neyi ciddiye almam gerektiğini.
Aptal yerine koyulmak mı
Evrimciler mi bizi aptal yerine koyacak :))))))))))
Bu arada evrimi eleştirenler ancak evrimden hiç anlamayanlardır paranayosına kapılmayın. Bu ancak teselli olur.
Müslümanların Kuranı duvara asıp okumadıgını okununca kızdıgını Kurandaki temsilleri ve hikayeleri bilmediğini bunları sizin orjinal olarak buldugunuzu sabnıyorsunuz:)))
Müslümanlar sadece acıp bir kaç tane mücadele ayetini okuyup ta ondan dolayı terör işliyor demek :)
Bunu sadece ve sadece işi gücü kuranı eleştirmek olan paranoyaklardan başka kimse iddia etmiyor
Üstelik Müslümanların bulaştıgı şiddet (terör değil) olaylarıyla da Kurandaki ayetlerin alakaso yok. Çoğu zaman hayatlarında kuranı anadillerinde okumaıs tipler bunlar.
Kuranı kutsama konusunu anlayamamıssınız
Kuran okunmak içindir kutsanıp da duvara asmak için değil. Tüm ömrüm bunu insanlara anlatmakla gecti.
Tüm materyalistlerin anlayamadıgı husus su. Meal okuyunca müslümanların dinden cıkacagını sanıyorlar kendileri gibi :))))( külah devrede)
Oysaki oryantalistler de Kuranı çok iyi bilirler hem de öyle azıcık arap yazısı ile değil.Okudum keşfettim buldum evreka:)
Oysaki herkese en azından meal okumayı tavsiye ediyoruz.
"şimdi bunları bir paranteze alıp sizin satır aralarından gizli kahkahalarınıza bir kahkaha da biz atalım: insanların ellerinde sürekli olarak binlerce ayeti okuyarak üzerinde düşünerek gezdiklerini ya da gezmeleri gerektiğini mi sanıyorsunuz?"
satır aralarından kahkaha atıyorum ben de
materyalistlerin tüm yorumlarına bayılıyorum.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 12:58 PM
Nuri Bey,
Bence lafi gereksiz yere uzatiyorsunuz, buraya yazilan hersey kompozisyon harikasi olacak diye bir kaide yok.
Soylediklerinizdeki ana fikirleri cikarmaya calisiyorum:
1. Kuran yorumca aciktir, yorumlanabilir, tespitimizi kabul ediyorsunuz. Ancak, bu yorumlar arasinda bir hiyerarsi vardir diyorsunuz. Bu isin ilmini yapmis insanlarla, yapmayan insanlar arasindaki yorumlar ayni kefeye konamaz diyorsunuz. Tamam kabul, ama bu isin ilmini yapmis insanlar arasinda da yorum farkliliklari oluyor, ornegin Turan Dursun, Bahriye Ucok ilahiyat okumus kisilerdi. (Asli Hanim, bu noktada onlari olduren teroristleri de objektif olarak kiniyor eminim). Demek ki yorumlamalar, bu isin ilmini yapmis kisiler arasinda da, radikal bir sekilde farklilik gosterebiliyor. Bu bizim soyledigimiz sonucu degistirmez, ister isin ilmini yapmis insan yorumlasin, ister Kuran'i ilk defa acip okuyan biri yorumlasin, kavramlar yoruma aciktir. Yorumlar, ozunde o kitabi kutsal bulan insanlarin vicdanlarina kalmistir, isteyen cinayet isleyip cennete gidecegini dusunur, isteyen karincayi bile incitmemesi gerektigini dusunur.
2. Kuran'dan iktisadi hayata dair cikarilacak degerlendirmeler 7. asirdaki mekke ve medine toplum yapisinin isiginda ele alinmalidir diyorsunuz. Iktisadi hayati bu isin icine katmissiniz da, toplumsal hayati, giyim kusam adetlerini, kadin erkek iliskilerini vs. vs.'yi neden bunun disinda tutmussunuz anlamadim. (aslinda anladim da anlamadim!). Demek ki, yorumlarin pek cogu 7. asirdaki mekke ve medine toplumundaki insanlari baglar bizi baglamaz, bunu siz de kabul etmissiniz:
""Yani şu an Kur'an'a göre Buda heykeline tapanların imha edilmesi farzdır!"
bu çok komik bir iddia olarak kalmaktadır. nedenini yukarıdan göremiyorsak ben Lincoln köprüsünden siz de boğaziçinden atalım kendimizi..." (Nuri Saglam).
Nuri Bey, dunya zaten karismis durumda, israil Lubnan'a girdi, durum hic is acici degil, bir de kendini Lincoln koprusunden atan bir Turk'un haberlerini okumayi istemem gazetelerden, ama su yorumunuzu bir dusununuz. Hal boyle ise, Kuran'daki orneklerin cogu, bizim bugunku yasantimizi baglamaz. Kuran'dan cikarilacak ve bizi baglayacak yegana mesajlar, evrensel ve zamandan bagimsiz ahlak anlayisina iliskin mesajlardir. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Yazan: Beyaz Tarih: July 13, 2006 5:56 PM
Kurnaz laikcinin sifreleri
Arkadaslar,
Bati’da Frankenstein ruhlu insanlar icin kullanilan “evil genius” (seytani deha) bence bir oxymoron (zitliklarin tevhidi) dir. Cunki benim anladigim deha sadece IQ testinde olculebilen . Ahlaktan arindirilmis IQ deha degil aptalliktir benim kitabimda. Simdi Batililar guya bunu tamamlamak icin EQ (Emotion Quotient) diye sacma bir terim ortaya attilar. Benim bahsettigim bu da degildir. Bence deha seytani olamaz. Seytani olan aptaldir.
Burayi ziyaret eden cok laikciler, kendi ailesinin, yakinlarinin toplumunun butun degerlerine nefret sergileyen tipler gorduk. Bunlarin bir iki ust modellerini medyada, akademide ve kurumlarda goruyoruz. Bu gozlemlerden sonra benim “entellektuel laikci goren varmi” soruma Metin Bey (the –Poor) “laikci entellektuel oxymorondur” seklinde cevap vermisti. Ve Demirkan Efegil tesrif etti. Daha ilk yorumlaindan herhalde laikci entellektuel varsa prototip bu olmali dedim.
Sibel Fidel, Sezgin Kiroglu, Ataman Ertugrul gibi zirvalarla girmiyordu soze. Uslubu kibar, metodu felsefi anlaizlerle baslayip okuyucu uzerinde makul, analitik dusunen adam intibasi birakip despotlugunu, ABD-Israil Inc propigandistligini, “bize” ait olan butun degerlere karsi verdigi savasi kamufle etmekti. Kendisine verilen ilk tepkilerden bu goz boyama ustasinin bunda bir nebze basarili oldugu da soylenebilir. Gerci Fan-club’i uyeleri zaten tanidigimiz degisik mustearlarla nevzuhur eden karakterlerden olusuyordu ama bazi akli basinda demokrat, vijdan sahibi ve zeki dostla dahi desifrede biraz geciktiler saniyorum. Son yorumlarindan sonra hala kafalarinda karisiklik olanlar veya bu “kibar tartismaci” nin uslubu ile buyulenmis olanlar varsa mevzu onlarin kafalari ile ilgilidir diye dusunuyorum.
10 yil kadar once ABD’de bazi Hiristiyan ve Yahudi sohbet odalarina girerdim bazen. Oralarda bana cok sorulan ilk sorulardan biri mealen “kimsin, hangi gaye ile gelirsin” idi. Burada bircok yorumcularin kutsal kitabimizdan, kulturumuze, tarihimize kadar biz ait olan herseyden nefret sergileyen, Judeo-Christian dunyasina (bu bir indiergemedir farkindayim-o kadar homojen bir kavram degil , ama daha uygun ifade bulamadim) ait seyleri sorgulamak soyle dursun adeta kutsayan soylemleri uzerine Nuri Bey'in “Yahudimisin” diye sormasinda (sordu ise) bir gariplik goremiyorum ben. Tam tersine karsinizdakinin kim oldugu, kimin adina konustugunu bilmek gayet rasyonel bir sorgulamadir. Bu sorgulamanin makul olmadigi durumlar coktur ama birilerinin soykirimini seyredeken “islama, Filistinlilere Lubnanlilara” saldirdigi zaman bu zamanlardan biri degildir.
Ben bura da Sezgin Kiroglu’nun “multiple-personality” lerinden (kendisinin Ilhan Arsel Turan Dursun yaninda bir K harfi fetisizmi oldugunu da kesfetmis bulunuyorum, kullandigi ikinci ve ucuncu musterdada ilk ve soy isimler K ile baslayip K ile bitiyor, ne tesaduf degilmi?) bahsetmeyecegim. Daha fazla mizaha ihtiyaci olanlar bu zat(lar)in incilerinden olsturdugum “laikcilerin Satirlarinda Gezintiler” baslikli yorumumumu (Mustafa Bey’in “Sekuleristlerin Satir Aralarinda Gezinti” baslikli yazisi altinda) okuyabilirler. Aslinda yorum degil sadece onlarin soylemlerinden alintilar; yoruma gerek gormedim.
Burada bu kurnaz laikci uzerinde biraz case-study yapmak niyetim. Bu kibar ve de polemikci olmayan uslubun sahibi icin “kibar katil” metaforunu kullandim, tabiiki filmelere, romanmlara gonderme yaparak. “karincayi dahi incitmedigini”, “sadece insanlarin iyiligini istedigini” (iyi kotu kavramindan bahsetmenin aptallik oldugunu soylemisti daha once ama olsun, o bizim gibi faniler icindi) iitiraf eden bu dusunurumuzun psikoanalizin yapalim biraz kendi satirlari uzerinden.
Demirkan Bey her halukarda bir Bati-Islam uyusmazliginda refleksif olarak Bati’yi Islam’a karsi savunur. Bunu yaparken once biraz fesefi zemin hazirlar, nedensellik, determinizm, insanlik tarihi bilmem ne laf salatasi ile. Ve bombayi birakir. ABD –Israil iyi, biz kotu. Asagidaki alinti kendisinin, “Washington Demokrasinin Arkasinda” basligi altindaki yorum(lar) indandir:
“……..Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. “Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır.”
Tarihsel konjonktüre bakıldığında ABD ile Türkiye'nin çıkar ibreleri sürekli aynı yönü göstermiştir. Bu durum bu güne kadar hep böyle geldi. Bundan sonra böyle gitmemesi için çok belirgin bir neden görülmüyor. Bundan sonra da böyle olması kuvvetle olasıdır.
ABD dünyanın jandarmasıdır, istikrarın kabul edilebilir düzeyde devamının sigortasıdır. Yerel küçük çatışmaları körükleyebilir ama büyüme eğilimlerini durdurur. Bunu yapabilmek için yerel yardımcı jandarmalara ihtiyaç duyar. Bölgemizde baş jandarması tabii ki İsrail'dir. ABD ile aynı dümen suyunda gitmek için İsrail'le iyi geçinmek gereklidir.
Niye Kuzey Kore değil de İran diye sormanın pek anlamı yoktur. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini kimse umursamaz. ……..
İran'a ise ABD nin gerektiğinde sıkı bir ders vermeyi düşünmesi için çok nedeni var.
İran'ın ABD için en büyük tehdit potansiyeli Çin ile yakın ilişkiler içerisinde olmasıdır.
...............
Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz. ABD bu kabusu görmektense uyanık yatmayı tercih eder. Dünyada istihbarat alamadığı bir boşluk bölge olmasını bu yüzden kesinlikle istemez. Ben şahsen bunu düşündüğüm zaman ABD yöneticilerinin ne kadar da serin kanlı olduklarını düşünüyorum. Fakat böyle bir olasılığı güçlü görürlerse kesinlikle soğukkanlı kalmayacaklardır. ……..Tüm bunlardan sonra söyleyeceğim, İran'ın ateşle oynadığı. ABD Irak gibi İran'ı işgal edemez. Fakat işi gerçekten ciddiye alırsa ve tepesine binerse İran'ın soluğunu kesebilir. Hürmüz boğazının tüm trafiğini durdurur, petrol rafinerilerini ve tüm petrol ve doğalgaz borularını imha eder. İşi bu kadar büyütemez demek yanılgıdır, eğer tüm gerekçeleri oluşursa yapar. Bu iş ne Vietnam'a benzer, ne Küba'ya.
………………………..
Bu kez sorunun çapı global. ABD globalleşmeden vaz geçemez. ABD nin dünyayı globalleştirme politikasına engel olmakta İran'ın kilit rol oynamaya kalkması ve onun yanıbaşındaki Türkiye'nin ABD nin tarihsel, coğrafik, stratejik müttefiki olması çok dikkat etmemiz gereken bir konjonktür. “ (DE)
Hala yukardaki “ABD_Israil IYi- Islam kotu” cikarimimi fazla basit veya isabetsiz bulan varmi? Varsa siz yerine daha sofistike bir ifade ikame edebilirsiniz kafanizda veya burada. Bu zat-i muhteremi rahatsiz eden neymis bakin. Su anda elinde dunyada hayati en az on defa son bulduracak gucte nukleer silah ve dunyanin kalanindan daha guclu konvansiyonel silah bulunduran, ve her ikisinide en fazla kullanan ulke olan (nukleer slah kullanmis tek ulke) Imparator’un bizim gibi ulkere, ve dunyaya olusturdugu tehdit degil adamin problemi. Ya ne? “canta icinde ABD’ye bomba sokabilecek teroristlerin ABD’ye karsi tehdidi”. Eh boylesi bir tehdide karsi adamlar “serinkanli” davranmislar degilmi? Adam bosuna meydani iyi, kotu, ahlak, dostluk, hak hukuk gibi mayinlardan temizlemedi degilmi? Ama bunlari yedirmek icin temizlemesi gereken birkac mayin birakti geride. Akil, izan da gitmeli bu zirdeli zirvasini yutturmak icin. BKz. Yukardaki “evil genius” (seytan deha) oxymorondur teorime (!).
Kendisi icin taa bastan koydugum teshise verdigi cevaptan ilginc bir ifade: “....Bu yazım için ancak şu bakımdan ABD propagandası yakıştırması geçerli olabilir: "Uslu durun, ABD çarpar bakın ha! Bu güce karşı konulmaz, boyun eğin!" demek istediğimi söyleyerek beni suçlayabilirsiniz. ………….. (DE)
Bunu kurtulus savasina girmeden once de duymamismi idik dostlar? Kim kazanmisti? Kusura bakmayin Sn. Efegil; birdahaki sefere.
………………………….
“İyi-kötü yargıları da çocuksu yargılardır. Düşük algı ve bilinç düzeyi eşya ve kavramları iyi-kötü sınıflamasına tabi tutar.” (DE).
Ama DE neden Asli Hanim’a cavap verirken kendisinin aslinda ne kadar “iyi” oldugunu “karincayi incitmekten kacindigini” falan soyleme geregi duydu acaba? Herkes biraz “cocuksu” olabiliyormus demekki; ozellikle isine geldiginde. Ayrica dedik ya Zerdust bunlari biz faniler icin soyluyor; kendisi muaftir! “nefsimle beraber dinle” demediki.
Benim noktalari birlestirme, ekstrapolasyon, yada korelasyon manatigim ve gecmisteki gozemlerim yukardaki fikirleri savunan kimselerin “icerden” olmadigini, ve ulke-ici mevzularda ne dusunduklerini adim gibi bilmemi sagladi. Onun ic konularda laikci cizgide oldugunu yukardaki satirlardan cikarmistim. Dis politika konusundaki goruslerinde Islam dusmanligi ve İslam dusmanina onlarin sozculugunu ustlenecek derecede muhabbet sergileyen birinin icerde “laikciden” baksa birsey olmasini ben beklemiyordum. Asagidaki satirlari sadece bu ongorumu teyid etti:
""Bir de aklımca hakemlik yapayım: Beyaz Hanım, Bekir bey haklı. Din dersi kalksın, İnkılap tarihi de kalksın diye bir pazarlık olamaz. Bu ikisi birbirinin karşıtı değil. Din dersi kalkar, ama İnkılap tarihi kalkmaz. Din dersi kalkarsa da din kendi finansal kaynakları ile kendi eğitim kurumları ile eğitimini yürütür. Yâni sorun, dinin devlet kontrolünde tutulması, evet. Bunu söylemek zorundayız. Bekir Bey bunun için ferah-ı kalb ile "diyanet kalksın, hodri meydan!" diyor. Biliyor ki dini kurumlar o zaman daha iyi örgütlenecek. Daha fazla finans bulacak ve daha köklü kurumsallaşacak. Açık konuşayım, kaplana eti elimizle yedirip "sen kendi başına avlanmaya çıkma, ne gerek var" deyip ehlileştiriyoruz. Yaptığımız bu, doğruya doğru şimdi! Kaplanın koyunları parçalamasından korkulduğu sürece de böyle yapılmak zorunda. Ne yani, kaplanı öldürmeye çalışmamızı tercih mi edersiniz? (Bu soruyu kaplanı sevenlere de, sevmeyenlere de soruyorum.)" (DE)
Daha once beni Beyaz (Sibel Fidel, Sait Abidin Feramglu et al. ) Hanim’a karsi “hakli” bulan bu ifadelerindeki “kaplan” koyun ve gizli ozne “biz” yani koyunu kaplandan korumakla gorevli kisilerin (coban veya sahip tahminlerim begenmedi DE ama kim oldugunu soylemedi) gercek hayatta kimleri temsil ettigini sordugumda “canim bu metafor, metaforlar bire bir temsiliyet olusturmaz..” vb entellektuel kurnazlikla gecistirmeye calisti hem de zekamiza hakaret ederek. Hem “kaplani sevenlere hem sevmeyenlere” bir soru soran kisinin bize “metaforun” tanimini aciklamak yerine bu ornekte ozne ve yuklemin kimler oldugunu soylemesi gerekmezmi idi? BU “kurnaz laikcinin” tipik stilidir. Zora geldiginde konudan cikar Kung-Fu’daki cekirgenin bilge hocasi gibi bir iki aforizma, alaksiz sofizm ile “smoke screen” yaratip ortaliktan sivisir. Yada “kustum seninle konusmuyorum”, “sen fanatiksin” der; amigosunun bir tanesi de “Bekir Bey’in noktalari birlestirme teorisine guldum” der. Ve biraktiklar yerden devam ederler.
Kurnaz laikcinin laiklik uzerine gorusleri:
S. Kiroglu’nun “Bekir Bey’in hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz sorusuna cevabi buldum” ABD laikligi istiyorum” diyen (!) (dikkat: Bu zat daha once “laikligin tanimina ne gerek var, laiklik ne is odur; heryerde aynidir; ABD’de futbol sahasi 120 metre avrupa’da 100 metre olurmu? Diyen zatin ta kendisidir) hitaben soyle soylamis DE:
“……..Bakın ben buna benzer görüşleri başörtüsüne karşı radikal ve sert önlemler alınmasını isteyen bir köşe yazarına iletmiştim. Aşağı yukarı sizinkilere benzer cümleler kullanmıştım. "Bu insanlar dikkat çekmek, tartışılmak, polemik yaratmak için böşörtüsü takıyor veya takmaya teşvik ediliyorlar" demiştim. "Çünkü umursanmamak, başörtüsüne olumlu veya olumsuz bir tepki verilmemesi, başörtüsü taktığı için ekstra bir saygı gösterilmemesine, başörtülü olmalarının değillermiş gibi hiç sözkonusu edilmemesine bozuluyorlar" demiştim. ………….
…………………………………
Önerilerinizin bir süreç içinde gerçekleşmesini istediğinizde hiç bir sorun kalmıyor, altına imzamı atıyorum. Hemen yarın için beni çekinceli kılan çok unsur var. Bu ülkede daha düne kadar resim, heykel, müzik şiddetle tartışılırdı, şimdi o şiddette tartışılmıyor ama tartışanlar var. İslami dergilerdeki resimler boğazına çizik atılmış olarak basılırdı. Niye? Yaşamaz halde olursa günahı kalkarmış! Bu kadar korkunç bir cehaleti daha düne kadar yaşıyorduk biz. Bu korkunun nedeni neydi? Hadiste varmış, sûret yapanlara mahşerde "hadi yaptığınız sûretlere can verin bakalım!" denecekmiş. Bu aklıevveller de diyecekler ki, "yaptığımız sûretlerin boğazını çizdik, o yüzden zaten yaşayamazlar" deyip sorgudan yırtacaklar! Mantığın korkunçluğunu, akıl dışılığı görüyor musunuz?
Ben çok fazla şeyin böyle kısa zamanda değişeceğine de inanmıyorum. Bu insanlar sadece sindiler, bu kadar mantıksız, saçma şeyleri artık uluorta söyleyemedikleri için susuyorlar, ortamını bulunca söylüyorlar ve özgürlük ortamı bulsalar söyleyecekler. Düşüncelerinden vazgeçmiş değiller, sadece "takiyye" yapıyorlar. "Geçici" olarak "Darülharb" de kullanabileceklerine dair aldıkları fetvaları uyguluyorlar ve ruhsatları kullanıyorlar.
Özgürlük tanındığı zaman köşelerde ellerinde böşörtüsü ile bekleyip kadınların başına zorla bağlamayacaklar elbet. Şimdi de kimse köşelerde bekleyip geçen başörtülülerin başından örtüsünü çekmiyor! Baskı yapmanın ince yöntemleri vardır. Köşeye koyarsınız bir hoparlör, bangır bangır Allah'ın başlarınızı örtmenizi istediğini bağırırsınız. Elinize rengarenk bedeli dernekçe ödenmiş başörtüler alırsınız, sıkıysa önünüzden geçen alıp örtmesin. Arada bir fokurdayarak kaynayan cehennem ateşinden, yüzleri kavuran erimiş madenlerden, kızgın demir bukağılardan bahseden âyetleri de seslendirmeyi ihmal etmezsiniz, olur biter! Hangi delikanlı kız bluciniyle kayıtsızca bu standın önünden geçip gider, merak ediyorum.
Amerika'da bu tür İncil standları var caddelerde, fakat kimse metelik vermeyip geçip gidiyor. Veren veriyor tabii, fakat dengeyi kurmuş onlar, kimse kimseye karışmıyor. Bu ülkede Abdal heykelinin ayaklarının dibinde köpek var diye başlayan söylentiler nerelere kadar geldi, biliyorsunuz. Bu daha dün oldu sayılır, insanlar o kadar çabuk ve kolay değişmezler.
Özgür bırakma, din dernekleri imamların hocaların maaşını versin, kendi mali disiplinlerini oluştursunlar ve özgür eğitimlerini yapsınlar önerisi için söylüyorum.
Zekat, öşür, sadaka... Akla gelmedik sömürülerle insanların ölüm ve ahiret korkusunu kullanarak bir anda devletin maliyesini geçerler, bana inanın maliyeden daha güçlü bir örgütsel yapı kurarlar.
..............
Hepimiz serinkanlı düşünmeliyiz. Benden uyarması: "Bayanlar güzel güzel renkli ipekli, allı güllü başörtüler örtsün işte ne güzel" diyenlerimiz "kara çarşaf giymeyen cehennemde yanar" tehditleriyle karşılaşınca apışıp kalmasınlar. Dini kanalların boyalı haber spikerlerini ekranlara sürdüklerine kanmayın. Bunlar verilmiş "ruhsat" ve "fetva" lar çerçevesinde takiyye olarak yapılıyor. Hatta bu insanlar İslam'ı sevimli göstermek için günaha girme fedakarlığına katlandıkları için kapalılardan daha fazla kahraman olarak görülüyorlar. Mezuniyet törenine alınmayan annenin gözyaşları benim de içimi burkuyor ama, bu bazı gerçekleri gözardı etmemizi engellememeli.
Bu uyarılarımın sizin önerilerinizin bir süreç içinde gerçekleşmesini istediğinizde bir anlamı kalmıyor. Fakat ben hatırlatmakta fayda gördüm. Bu hatırlatmalar öcü değil, sadece çekince. Süreç içerisinde kaybolacaklarını umduğumuz çekinceler. Her işin farklı bir çok yönünü irdeleme adına ortaya atıyorum. “ (DE)
Gordunuzmu bizim kurnaz laikcimizin laiklik, demokrasi, ozgurluk anlayisini? Once “bunlar” dedigi muslumanlar portresi ciziyor orumcek kafali, cember sakalli, yobaz, cahil korkutucu, basortusune musade ettiginde herkesi kara carsafa burundurecek olan, ocu! Sonra diyorki “tamam demokrasi, laiklik iyi ama “ya bunlar” bu isten karli cikarsa? (bu arada buradaki yorumlar takip edenler bu entel laikcinin bu argumanlari artik ABD laikligi ve ozgurluk isteyen (!) Sezgin Kiroglu’na karsi yaptiginin farkina varip gulmekten koltuklarindan dustuklerini gorebiliyorum- Kiroglu’ndan daha fasist, daha Islam dusmani olabilmek mumkunmudur sorsusuna cevaptir-hemde ilimli dusunurumuz tarafindan). Peki ama demokrasi ve laiklik zaten bir dini grubun devlete hakim olmasina karsi gelistirilmis supablari icermiyormu demeyin. Dedi ya adam “halkina guvenmiyor” Kizi kendi haline birakirsan ya davulcuya ya da muslumana varir diyor anlayacaginiz. Ee, halkina guvenmdigine gore “koyunlari” kaplana teslim edecek degilya. Demokrasi isteyen Kiroglu’na(!!!) “dur kardesim , sureci icersinde olsun” diyor. Tercume: “once su din isini tehlike olmaktan cikaralim; ortada din olmadigi zaman bu suruye bizim fikrimize serbestce inanma hakki taniyabiliriz. Idrak sahibi insanlar bu “hakina guvenmemenin” manasini cok iyi anlayacaklardir eminim. Efegil’in guvenemedig kendisi; hakli kendi haline biraksak, fikirlerin serbestce ifade edilebildigi, yan “fair play” ortaminda kazanma sansinin olmadigina inandiginn teyididir bu Sn. Seyirciler!! Benim fikrim sebest dusuncler ortaminda para etmez biliyorum; o zaman serbest dusuncler ortamina musade etmiyorum diyor. Bu kadar acik! Simdi mesela ben bu adama despot, fasist kelimelerini kullansam acaba sansure takilirmiyim? Mesela deduk Mustafa Bey :)
Ama “İslam tehlikesini nasil ortadan kaldiracak Demirkan Efegil” mi dediniz? Guzel soru!
Dinleyelim ustaddan:
“Tüm sorun kutsallıklarda. Kutsallıkları abarttıkça sorun büyüyecektir.
Bu kitabı Muhammed kendi mi yazdı, Allah mı vahyetti? Bu soru karşısında tercih edilen yolun ya cennete, ya cehenneme götüreceği inancı insanları kesin biçimde ikiye böler. İnsanları bu kadar kesin bölecek bir etken daha bulamazsınız. Bu kitabın kutsal, bu sorunun yanıtlanması zorunlu bir soru olduğu inancını koruduğunuz sürece insanlarla sorununuz bitmez.
Kardeşim ben nereden bileyim? Kendi nedenselliği içinde ortaya çıkmış bir kitap işte. Kutsalsa kutsal. Ama onun kutsallığı semboliktir, bağlayıcı ve dokunulmaz değildir. Okunuşu, yazılışı sanatsal bir folklorik ifade şeklinde insanları etkiler. Ben inanın bana Mustafa İsmail hayranıyım. Onun, bu muhteşem hafızın Kur'an okuyuşuna mest oluyorum. Özellikle Kehf suresini okumasına biterim. Bu suredeki esrar ve gizemi çok güzel yansıtan ürpertici bir tonda ağır ağır okuyuşu tüylerimi diken diken eder. "Aman canm, ondört asır önce bir arap bedevisinin yazdığı bir kitap" deyip bu büyüleyici atmosferden kendimi mahrum etmem. Bu muhteşem hafız gibi bir hafız daha gelmedi Mısır'da. Keşke gelse de dinlesek!
Bakın arkadaşlar, bilimin tadını aldınız mı, bilimin tekdüze ve yalın gerçeklerinden sıkılır, gizem, esrar ararsınız. Mevlana'ya, Budist tapınaklara akın akın batılılar niye gidiyor sanıyorsunuz? "Keşke evren bilimin gösterdiği gibi yalın ve tekdüze olmasa, esrarlı, gizemli olaylar olsaydı!" dersiniz. Böyle şeylerin olmadığını bilirsiniz fakat en azından hayal dünyasında bu alemlere akmak isteği duyarsınız. "Yüzüklerin Efendisi" ve "Ateş Krallığı" türü filmler bu açlığın sonucudur.
Din bağlıları bunu yanlış anlar, "Zavallılar manevi açlık içinde" deyip onları doyurmak için kolları sıvar, sonra da yeterince eğilmediklerini görünce hayal kırıklığına uğrarlar. Bu insanlar bilimsel anlayıştan sadece biraz sıkılmışlardır, nefret etmiş değillerdir, sadece değişik atmosferlerde gizem soluma ihtiyacı duyuyorlar.
Bilmem anlatabildim mi? Kutsallıkları folklorik düzeye indirgemek şarttır. Yok etmek gerekmez, onlar bu dünyanın rengi, farklı çeşnisi, tadı, tuzu... Bir hat sanatından zevk almasını bileceksiniz, arap harflerinin esrarlı kıvrımları arasına dalıp gidebileceksiniz. Yanık sesli Mısır hafızlarının okudukları ürpertici nağmelerin tadını alabileceksiniz. "Kur'an Arabistan'da indi, Türkiye'de yazıldı, Mısır'da okundu" derler. Bunu hissetmek kötü bir şey değil. Ama kutsallığını bağlayıcı, itiraz edilmez, dokunulmaz ellenmez bağlamında almamak şartıyla. Ben arap yazısı okumayı bilirim. Anlamını da merak ettiğim için öğrenmeye çalıştım. Toplumumu bu kadar derinden ilgilendiren bir olguya kayıtsız kalamazdım. Kendi çapımda okur ve anlarım. O düzeyde öğrendim. Niye? Toplumumun malı bu da ondan! Niye atayım? Niye hor göreyim? Bin yıldır atalarım bu kitaba bir biçimde sahip çıkmış. Ben niye atayım? Bu benim nedenselliğimin bir parçası. Nedenselliğimi niye inkar edeyim? Beğenmediğim ayetleri de olur. Olabilir, kutsallığını tabu derecesine yükseltmiyorum. Siz Kur'an okurken güler misiniz? Ben gülerim. Kendi gücüne güvenen ve malı, evladıyla böbürlenip inanan komşusunu küçümseyen adamın bağını dolu vurup perişan olduğunda elleri böğründe kalışının tasviri beni güldürür. O adamcağızın o hâli gözümün önüne gelir ve gülerim. Böylesi büyüklenen bir adamın gerçeğin yüzüne vuruluşu ironiktir. Bu bir fıkra değil ama, ironik gelir bana.
Bakınız Beyaz hanımın yazdıkları bu anlattıklarımla örtüşüyor. Her ayetten elli çeşit, Kur'an'ın tamamından beşyüzbin çeşit anlam çıkar. Şimdi ben de gerçekten bir inanan insanın "dost olmayın" ı "konuşmayın" anlayabileceğine ikna oldum. Bu anlam çıkmaz ama, çıkaran da çıkarır yani! Adam bu anlamı çıkarıyor kardeşim, zorla mı?
Tehlikeli olan kutsallığın tabulaştırılması ve herkesin kendi anladığına da bu kutsal tabu olma halini sirayet ettirmesi. O zaman yandı gülüm keten helva!
Bu kutsallığı yumuşatıp folklorik düzeye indirgemeden bu işten kurtuluş yok arkadaşlar. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Beyaz hanımın çıkardığı sonuca aynen katılıyorum, çok yerinde ve benim amacıma uygun bir sonuç çıkarmış. "belki de gerçekten iman" etmeyenlerin, açıkça iman etmeyenlerin, edenlerim muhasebesinin bize düştüğü anlayışıyla yol almamıza imkan yok...” (DE)
Daha onceki yorumumda “kutsali folklorlestirme” den ne anladigimi yazmistim Noel’den, ABD’deki dini aktivitelerden ornekler vererek. Zaten kurnaz laikcimiz daha once “ABD’nin ilimli Islam projesini destekliyorum” demisti aynen degilse mealen. Salman Rustu, Irshad Manji, Ayan Hirsi Ali ve ustadlari Daniel Pipes’ta destekliyor. Ozet olarak arkadasin dedigi “yok edemiyorsan (ki gordukki bu zor, baksana Stalin basaramadi, vah, vah!) zehirle, icini bosalt; sadece adina Islam desinler ama pratikte Bati’daki materyalist, hedonist uygulamadan farki kalmasin. Zaten gunumuzde bu "kalvinist islam", "ilimli islam", "bati ile barisik islam" uygulamalarini goruyoruz. Simdilrde moda olam mistisizm "musluman olmadan Sufi olma". Hatta "laikci Sufi" bile olunabiliyormus National Geographic Turkce (gavurcasinda boyle zirvalar olmaz) versiyonuna gore Galata Mvlevihanesinde gen kizl;a oglanlar cagdas kiyafetler icinde rak ediyorlarmis; vede bunlar basortusune karsi imisler vede pekte laik Atatrrkcu falan imisler; Subasi camminde karsik namaz kilan Atatrurkc guruh, agzindan Allah kelimesini dusrmeyen Bulent Ersoy ve porn mahkemesine Allah yazan kolye ile giden Gamze Ozcelik'in dindarligi istedikleri. Istedikleri halti isleyecekler, herseyden sikilip canlari biraz da "mistiszm" isterse onu da kafeterya uslulu temin edecekler. Adam ABD'yi bosuna ornek vermiyor; yalniz orasida degsiyor hemde DE'nin istedigi yonde degil, orda din muhafazakarlasiyor yada "koktenlesiyor". Bizim aydinlanmacilar Bati'daki pozitivizmi ikiyuz sene rotarla aldiklari gibi ABD'deki dindarligi da en az 30 sene geriden takip ediyorlar.
Ancak Islam boyle "foklorlestirildiginde" laiklige de demokrasiye de musade edecek Sn. Efegil. Alternatifsiz demokrasi; kendi dininden baskaa dinin olmadigi laiklik. Oh ne guzel memleket!
Peki bu pek rasyonel, mantikci, nedenselci dusunurumuze Asli Hanim’in sorusunu tekrar etmek gerekmezmi: Sana ne kardesim benim dinimin nelestrileceginden? “senin dinin sana , benimki bana” degilmi? Sen “yaw ben aslinda muslumanim, islami daha iyi yasamak istiyorum ama su mevzularda tereddutlerim var; yada su yorumlara karsiyim” mi diyorsun yani “icerdenmisin” yoksa dusmanin gordugun dini yok etmek, ve bu mukun degilse yozlastirmak icin carelermi oneriyorsun? Kim adina kimin dinini folklorlestriyorsun? Hangi selahiyet ile? Git terorist/ustun irkci/ din devleti Israil’in dinini folklorlestirsene! Hani ateisttin, agnostiktin bilmem ne idin? Neden hedefinde sadece Islam var?
Ve devam ediyor Zerdust:
“…….Yapacağımız, kimsenin karanlıkla korkutulmasına prim vermemek. Karanlıkta öcüler böcüler var denilmesine prim vermememek gerekiyor. Tabii bu noktada zor bir yerde duruyoruz, karanlıktan herkes korkar, ister istemez çoğunluk öcüler böcüler olduğunu düşünecek diyebilirsiniz. İşte bilimin gücünü burada devreye sokmak gerekiyor. Bilimin gelişim sürecini izleyen aydın insanlar için bu tür korkular anlamsızlaşır. Bilirler ki yakın tarih büyücüler, şeytanlar, ejderhalar, ifritler kaynayan korkunç bir yerken bilim bunların hepsini aydınlığı ile yaktı, yok etti. Ümit burnu dolaşılırsa gemileri dev ejderhaların yutacağına inanılırdı. Ümit burnunda korku kayalıkları vardı. Bunları gören denizcilerin içi korkuyla dolardı. Bunların ötesine geçmeyi kabuslarında görürlerdi.
Hâlâ birtakım halisünasyonların cin görünmesi olduğunu sanan insanlar var. Bilim aydınlığı ile bunu da yenecektir. Görme olayının, beynin görme bölgesinin görme sinirlerinden gelen sinyallerle uyarılması olduğunu ve bu bölgenin sadece gözden gelen sinirlerce uyarılmadığını, sonuçta görmenin gözle değil beyinle yapıldığını öğrenen bir kişi artık cin gördüğünü filan iddia etmeyecektir. “( DE)
Simdi ogrendinizmi cocuklar “gorme olayinin” ne oldugunu? Yukarda birisine “yahudimisin” veya “kimin adina konusuyorsun” sorusunun sorulmasinin bahsedilen ifadelerden sonra makul oldugunu dusundugumu soylemistim. Bize gormenin aslinda ne oldugunu cinlerin perilerin olmadigini, bilim de bilim, bilim bilirim baksa sey bilmem diye vaz eden bu aydinlanmacimiza “bilimsel liyakatini” da sormak caizdir saniyorum. Sahi hangi liyakat, selahiyet yetkiye dayanarak bizlerle bu kadar tepeden konusabiliyorsunuz Sn. Enistein? Son Nobel Odulunu ne zaman kazanmistiniz? Yoksa su California Universitesinde hucrelerin icinde protein tasiyan motorlari kesfederek Sicence Dergisi tarafindan dunyada “yilin genc bilim adami”(Nobel JR. olarakta bahsedilen) odulu alan 26 yasindaki deha Ahmet Yildiz sizmisiniz? Eger o iseniz esiniz basini ortuyor ve takiye yapan bir dindarsiniz; bundan dolayi mezun oldugunuz Bogazici unIversitesi, YOK, TUBITAK ve cokta bilimci merkez medya tarafindan buyuk bir gayretle haklktan saklandiniz!
Basortululer hakkinda ne dusundugunu ogrendik, peki halk hakkinda ne dusunyor acaba. Dinleyelim:
“......Halkına güvenememek çok acı bir duygu, bundan çok acılıyım bana inanın ama, ben samimi söylüyorum güvenemiyorum. ……Bu ülkenin vatandaşı olmaktan bazen utanıyorum! ……..
Deklere ediyorum: Ben halkıma güvenemiyorum, kusuruma kimse bakmasın ve adımı ne koyarsanız koyun umurumda değil. Güvenmiyorum kardeşim, zorla mı?
Ah soke olduk! DE halkina guvenmiyormus. Iyi de haklini seviyormu? Onun menfaatini ABD veya Israil haklinin onune koyuyormu>? Yani ailesinden sikayetci babami; yoksa “ailenin dusmanimi”. Samimi olarak ortaya cikip BEN SUYUM, SU ENTITE ADINA KONUSUYORUM demek te zorla degil. Olmadigi icinirki biz de bu maske indirme isine giristik.
“peki ama laikci olabilmek icin Atatrurkcu de olmak lazim, hani bu adamin Ataturkculugu” diye souyorsaniz hemen geliyor bir Ataturkcu soylem:
"Yiyin efendiler yiyin! Bu hân-ı iştiha sizin" dizelerini şu eklemeyi yaparak yeniden yorumlamak istiyorum: "Yiyin birbirinizi! Tüketinceye, bitirinceye, hiç adam kalmayıp hepsi başka gelişmiş ülkelere kaçıncaya kadar yiyin! Yiyin ki bu ülke ebediyete kadar adam olamasın! Atatürk'ün medeni milletler düzeyine çıkma ülküsü gerçekleşemesin ki, onun mirasını reddettiğimizi, akla, bilime filan ihtiyacımız olmadığını, kurnazlığımızla(!) dünyaya bedel olduğumuzu cümle aleme ilan edelim. En bariz özelliklerinden birisi, değerlerini yiyip bitirmek olan ulusal genetiğimizi hakkıyla sürdürmüş olalım!
Hayırlı işler! Alkışlar hepinize... (DE)
"……Tanrısız din veya dinsiz tanrı anlayışlarını ateizm kapsamı içine alır mısınız bilmiyorum. Böyle uç şeyleri fazla tartışmaya açmayın, bana inanın faydası yok. Bakın kaçınalım, ellemeyelim, dokunmayalım demiyorum, tabu yapmıyorum. Bazen biraz faydacı (felsefi teknik terimini şimdi hatırlayamadım) olmak iyidir. her argümanı yeri geldikçe kullanmalıdır. O dostum "bir tamirci yerine göre tornavida, yerine göre pense alır eline" der. Sanırım haklı. Her şeyin fayda ekseninde olması gerekmez, faydalı diye alacağız, faydasız veya zararlı diye atacağız diye bir şey yok, ama yerine göre bir argümanı kullanmayı tercih edebiliriz.
Bakın Beyaz hanımın "siz şunu yapın, biz de bunu yapalım" pazarlığına geldi iş. Dostum, bunun yapılabileceğine bir inanabilsem, toplum olarak bir inanabilsek! .......İşine fazla gelmedi mi keseri kaldırıp berikinin kafasına da vururlar, bana inanın hiç şakası yok bu işin. " (DE)
Fazla yoruma gerek yok herhalde. "muslumanlar takiye yapiyo; ellerin firsat gectiginde ... neler yapacaklar; kumar oynayamam ben " (mealen) diyen zatin "ateizminizi saklasaniz iyi olur; uygun strateji degil" (mealen) derken takiyye salik vermiyormu acep hmde Sezgin Kiroglu'na! "yerine gore bir argumani kullanacakmis" durust entellektuelimiz. Dostlar buna Ingilizce'de "entellektuel prostitution" (fahiselik) derler. (Not: Sn, Moderator bu mustehcen ifade degildi, Bati'daki politik konusmalarda cok kullanlan bir terimdir).
Walla arkadaslar kanimca bu laikcimizin demokratligi da laikligi de, ahlak, vijdan kavramlarina verdigi mana da, kim adina konustugu da desifre olmus vaziyettedir idrak kapasitesi olana. Bu tesbitler ilerde bu zat veya degisik adlarda nevzuhur edebilecek ayni veya farkli kisileri desifre etmede birazcik faydali ipuclari verdi ise buna harcadigim iki saat bosa gitmemis sayabilirim.
Birde kendisinin bilimciligini, daldan dala atlayan, isine geldigi gibi egilip bukulen cok elastik bazen pragmatik, determist aydinlanmaci felsefesini de irdelemek isterdim ama yoruldum; aslinda bunlari Nuri Bey, Suat Bey , Ozgur Aytekin, Abdullah Esin kardeslerim gibi bircok yorumcular yeteri kadar yapmislar.
Ben Islam'a dusmanliklari ayan beyan ortada olan kimselere Kur'an ayetleri, meali, tefsiri Hadis-i Serif konulainda sabirla aciklamalara giren arkadaslara Allah razi olsun diyorum sadece. Bunu ben pek yapmam. Birinci sebep techizatimin yetersizligidir. Ikincisi ise muhatap aldigimiz kisilerde bu orulari sorma hakki veya ogrenme niyeti olmayisidir. Yani niyetleri bozuktur. Disardan ABD Elcisi Edelman "niye tek hak din Islamdir deniyor derken ve Sulu the Magnificent "240 muhkim ayet degissin" derken benim icimden onlara ne Kur'andan ne Islamdan bahsetmek gelmez. Ama herkes farkli yerlerden elini tasin altina koyar; saygim vardir.
Bu DE'ler Sibel Fidel Sait Abidin Feramoglu- Beyaz Hanimlar, Sezgin Ataman Kirogullari'nin butun versiyonlari nereden gelirler, kimlerdir ne olabilir bu kinin, saygisizligin, her halukarda zayifa karsi guclunn yaninda yer almayi reflekslestrmis karakterleri yaratan kosullar nedir? "nature or nurture" (yaradilismi yetismemi) sorusu bence daha fazla irdelnmelidir. Daha once soyledigim gibi ege bu taife Yahudi veya Islam'i, Turkleri hedef alan diger bir aidiyetten iseler tavirlaruina bir nebze saygi duyabilirim. Ornegin Sedat Vedat Sertogklu Yahudi kardesler ulkeleri ve dinleri icin falliyetler yapiyorlar ne kadar seytani olsa da birer "dava adamidirlar". Fakat Mine Kirikkanat Saulnier gibi kendi insanina kin kin ve asagilama kusan kendinden bnefret eden yerli yerl oryantalisler icin hicbir guzel yorum yapabilecek nokta bulamiyorum. Ben daha once e-mine Hanim'in bir sorusuna cevaben her halukarda "guclu", "moda", In" "hip" "cool" olana yonelenlerin psikoanalizini yapmaya clismistim degisik bir ilmekte. Ama diger yorumumda da soledigim gibi ben profesyonel degilim bu mevzularda. Bunun incelenmesinin bunlari muhatap, alip Kur'an ayetlerini aciklamaya calismak kadar onemli bir istigal olacagi dusuncesindeyim.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Not: DE'den yaptigim alintilarda yazilarinin tamaminin kontekstini yansittigim iddiasinda degilim. Her ne kadar mananin dogru yansitilmasina gayret gfosterdi isem bve bunun icin cogunlukla uzun pasajlar nakletti isem de alintilar secmedir, yaptigim argumanlari desteklemek icin. Dileyenler zatii muhteremin yazilarinin tamamini kendileri okuyup yargilarimin yerinde olup olmadigina karar vereblirler tabiiki.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 13, 2006 8:29 PM
Beyaz Hanım,
hiçbirşey anlamamışsınız yine.
anladıklarınızı da yanlış anlamışsınız.
O nedenle ben vazgeçtim anlatmaktan artık.
" Kuran yorumca aciktir, yorumlanabilir, tespitimizi kabul ediyorsunuz."
Teşekkürler bilmiyorduk öğrenmiş olduk!!
"Yorumlar, ozunde o kitabi kutsal bulan insanlarin vicdanlarina kalmistir, isteyen cinayet isleyip cennete gidecegini dusunur, isteyen karincayi bile incitmemesi gerektigini dusunur."
bu harika "yorumu" nasıl cevap verebilirim ki? ???
akla, bilgiye, felsefeye, tarihi gerçeklere, metodolojiye değil keyfe kalmıştır!!!!!
adamın vicdanına kalmıştır!!!!!!!!
"Kuran'dan iktisadi hayata dair cikarilacak degerlendirmeler 7. asirdaki mekke ve medine toplum yapisinin isiginda ele alinmalidir diyorsunuz. Iktisadi hayati bu isin icine katmissiniz da, toplumsal hayati, giyim kusam adetlerini, kadin erkek iliskilerini vs. vs.'yi neden bunun disinda tutmussunuz anlamadim. (aslinda anladim da anlamadim!)."
anlmadığınız gibi yanlış da anlamışsınız. bide ironi yapmışısınız da tadından yenmez!!!diğerlerini bunun dışında tuttuğumu nerden çıkardınız? ben hukuka ve toplumsal hükümlere iişkin örnekler vermede babında söyledim onu.
zaten karşı görüşün ne olduğu konusunda en ufak bir bilginiz olsaydı bu "yorumu" yapmazdınız.
Mesela kadın erken ilişkisi diyorsunuz. 7.asırdaki belli bir mekan ve coğrafyadaki durumu Kuranın nasıl değiştirdiğini, kadının mal olarak alınıp satıldığı bir dünyada onu nasıl toplumsal bir özne olarak tanımladığını görürdünüz. toplumsal gelişime paralel olarak da kadın erkek ilişkilerinin elbette sürekli olarak yeniden yorumlanması gerektiğinin savunulduğunu da anlardınız.
benim gördüğüm şey şu: M.Akyol'un da başlık yaptığı gibi inanılmaz bir bilgi noksanlığı ve bu bilgi noksanlığından gelen düşmanlıklar var. bu düşmanlık öyle gözleri kör etmiş ki ne anlatsanız asla görmüyorlar duymuyorlar. tabii düşünen ararştıran samimi ateistler de var ama benim gördüğüm sayıları çok az.
Materyalizm çok büyük ve güçlü bir felsefe. Ama materyalizmi doğru dürüst anlamadan sadece "inanmama" yönüyle bağlanmış kişiler her konuda geniş bir bilgisizlik çiziyorlar.
Bu yüzden ben anladım ki ancak gerçeği araştıran ateist olsun müslüman olsun aydınlanma peşindeki kişilerle ancak tartışılabilir.
Belli bir birikim ve zihinsel formasyona ulaşmış kişilerle ancak tartışmak faydalı sonuçlar verir. ortaya gerçekten bir sentez çıkar.
Yoksa sadece basmakalıp birkaç beylik laf öğrenip hergün belli din düşmanlarının yazılarını okuyup da bilenen insanlara laf anlatmak gerçekten zor.
bunu burada defalarca yaşadım.
hemen söyliyim 13 asırlık Emevi din anlayışıyla beyinleri yoğrulmuş insanlar da beni yanlış anlamakta ve kendilerinden saymamaktadır.
ben sadece ilmin izzeti adına burada kelam sarfettim. Amacım Marksın "Felsefenin Sefaleti"nde yaptığı gibi ülkemizdeki din başta olmak üzere düşünsel sefaleti, ideolojik körlüğü eleştirmek ve aklıbaşında insanlara göstermekti.
Sanırım bu çok zor.
Şairin dediği gibi
"Kim anlar, kim dinler, kim okur"
Yazan: nuri saglam Tarih: July 13, 2006 9:03 PM
"ne anlatsanız asla görmüyorlar duymuyorlar."
Bu ifade cok tanıdık geldi :))
Sanki böyle olması gerekiyor gibi
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 10:49 PM
"Ben Islam'a dusmanliklari ayan beyan ortada olan kimselere Kur'an ayetleri, meali, tefsiri Hadis-i Serif konulainda sabirla aciklamalara giren arkadaslara Allah razi olsun diyorum sadece. Bunu ben pek yapmam. Birinci sebep techizatimin yetersizligidir. Ikincisi ise muhatap aldigimiz kisilerde bu orulari sorma hakki veya ogrenme niyeti olmayisidir. Yani niyetleri bozuktur. Disardan ABD Elcisi Edelman "niye tek hak din Islamdir deniyor derken ve Sulu the Magnificent "240 muhkim ayet degissin" derken benim icimden onlara ne Kur'andan ne Islamdan bahsetmek gelmez. Ama herkes farkli yerlerden elini tasin altina koyar; saygim vardir."
Bekir abi size hayranım.
"Ikincisi ise muhatap aldigimiz kisilerde bu orulari sorma hakki veya ogrenme niyeti olmayisidir."
Ben de yapmıyorum acıklamıyorum Hatta tarzımı cok sert ve ukalaca da bulanlar olabilir.
Gercek su ki öncelikle Allahın izniyle bunlara her türlü cevabı verebilirim ama bunların böyle bir niyeti yok.O sebepten açıklama yoluna gitmiyorum.
Birşey bildiğini sanıp ta hiç bir şey bilmemek...
İşte materyalizm budur..
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 11:08 PM
"Hâlâ birtakım halisünasyonların cin görünmesi olduğunu sanan insanlar var. Bilim aydınlığı ile bunu da yenecektir. Görme olayının, beynin görme bölgesinin görme sinirlerinden gelen sinyallerle uyarılması olduğunu ve bu bölgenin sadece gözden gelen sinirlerce uyarılmadığını, sonuçta görmenin gözle değil beyinle yapıldığını öğrenen bir kişi artık cin gördüğünü filan iddia etmeyecektir."
Bırak yukardaki masalları da suna cevap ver.
Görmeyi ve gözleri evrimci bakıs acısıyla izah edermisiniz bilimsel bey :)
Felsefe yapmadan ama şimdiye kadar hep felsefe yaptınız
Şimdi bilimsel delil istiyoruz buyrun
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 11:11 PM
Bu arkadası bosuna ciddiye alıyormusuz
"görmenin gözle değil beyinle yapıldığını öğrenen"
Ben bu arkadası gercekten bilim adına azıcık birşeyler biliyor sanıyordum:)
Bence yazdıklarımıza yazık.
Yukarıdaki ifade buram buram cehalet kokuyor.
Evet görme beyinde gercekleşen bir hadise.
Ama olay bu kadar basit değil. Karmasıklıgınıda beyimizin aklı almaz
Göz nedir nasıl birşeydir neye benzer hangi fizik esalarına göre calısır.
Mercek nedir ?
İlk göz nasıl cıkmıstır ortaya ?
İlk canlı gözünün şekli ve calısma prensibi nedir ? VE NEDEN YUMUSAK DOKU OLAN GÖZLERİ BİLE FOSİLLEŞMİŞTİR.
Beyine gelen görüntü düz müdür ters midir ?
Evrim bunu nasıl düzeltmiştir ve neden düzeltmiştir ?
Isık nasıl elektriğe dönüştürülür ? bunu modern dünyada nasıl yapıyoruz?
Kameralar nasıl calısır insan gözüne benzerler mi( elektronik mühendisi olarak soruyorum)
Kameraları doğal seleksiyon teorisiyle acıklar mısınız ? ya da faydalı mutasyon palavrasıyla
Beyin nasıl olusmustur ve elektrik sinyallerini nasıl görüntüye dönüştürür
Beyin denen mutasyonik organ iki ayrı gözden gelen görüntüyü nasıl birleştirir ve tek bir görüntü haline getirir? Bu olayda acaba doğal seleksiyon mu baskındır yoksa mutasyon mu yoksa her ikisi birden mi?
Yoksa laf ebeliği denen üçüncü bir evrim mekanizması ile mi olmustur bu olay ?
Bence laf ebeliği evrimin en önemli mekanizmasıdır her seyi açıklar
Elektrik nedir bedende ne işi var ?
Masallar ve mutasyonlar maymun beyninin nasıl kademe kademe geliştirmişlerdir.Ara formları kim yemiştir?
Ara formları yiyen canavarların fosillerini kim yemiştir
Ya da bu araform fosillerini yaratılıscılar özellikle yok etmişler midir ? ( olabilir bence mümkün)
Görüntünün ters olarak beyne ulasması konusunda hangi anlaşmazlılara düşüp nihayet anlasmıslardır mutasyon beyler.
Üç boyutlu görüntü nedir ? var mıdır bunun masallarda yeri ?
Bu olayların bir tanesi evrimsel bakıs acısıyla izah edilemez.
zaten kaynaklarda da bu olaylar için yorum var hikaye var felsefe var ama bilim yok delil yok her yerde oldugu gibi
Ben seni cevap vermekten kurtarayım
olmuş işte kardeşim yapmış bilim
ben nerden biliyim
Tüm materyalistler gibi sadece felsefe.
Okuyanlar da sanacak ki materyalizm masalları görmeyi gözü acıklayabiliyor. Sonra bilim filim diye masal anlatırlar.
Külahım seni çok seviyor demirkan efegil.
Kusura bakma artık seni ciddiye almayacagım
yorumlarını da okuyup zaman kaybetmeyecegim
Zira prensibim
Alim ile eyle ulfet lalu mercan incidir
cahil ile etme sohbet akibet can incitir
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 11:42 PM
"Sahi hangi liyakat, selahiyet yetkiye dayanarak bizlerle bu kadar tepeden konusabiliyorsunuz Sn. Enistein? Son Nobel Odulunu ne zaman kazanmistiniz?"
Bilimsel liyakati mi ?
Bir evrimcinin en son agzına alması gereken şeyi yapmış görmeden bahsetmiş:))))))))
Bence bu arkadas evrim dersine de iyi calısmıyor calıssa homo momo erectus uyduruk kus fosili miller filler tezgahı körelmiş organ ve haeckel çizimleri gibi gibi göz boyamalara basvururdu. Görmeden ve beyinden fütursuzca bahsedebilmesi olay hakkında inandıgı seyleri dahi pek bilmediğini gösteriyor.
İnsan en zayıf noktasını gösterir mi :))))
Bu arkadasın bilimsel liyakati kendinden menkuldur
Yükseldik sanıyorlar alcaldıkca tabana demiş merhum tepeden bakmak nedir ki
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 13, 2006 11:51 PM
"belki de gerçekten iman" etmeyenlerin, açıkça iman etmeyenlerin, edenlerim muhasebesinin bize düştüğü anlayışıyla yol almamıza imkan yok...”
Bu pozitivistlerin anlayısı ile yol almamıza imkan yok.
Kemalizm örneginde oldugu gibi.
Yazan: Sami Muzafferoglu Tarih: July 14, 2006 12:00 AM
"Dileyenler zatii muhteremin yazilarinin tamamini kendileri okuyup yargilarimin yerinde olup olmadigina karar vereblirler tabiiki. "
Bekir Agabey sizi seviyoruz :)
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 12:01 AM
Sayın Sağlam;
Sizinle mantıklı bir diyalog kurulabileceğini sanıyorum. Bakın dikkat edin, "zimni" kavramını siz de geçiştirmişsiniz. İslam "müşrik zimni" diye bir şeyi hiç bir dönem kabul etmemiştir. Putperestliğin artık ebediyen yeryüzünden kaldırılmış olduğunun dekleresi Veda Hutbesi'nde de vardır. Tevbe Suresi'nin gelişinden sonra hiç bir müşrik "tamam ya, Kabe'den kaldırdınız da, ben evimin bir köşesinde Lat ve Uzza putları yapıp kendi kendime tapınacağım" deme hakkına ebediyete kadar sahip değildir İslam nazarında. İslam şirki ebediyen yeryüzünden kaldırdığını deklere etmiş ve artık şirk yapan, puta tapanların bundan böyle öldürüleceğini ilan etmiştir. İslam zımni havralarını, kiliselerini tanıyıp dokunulmazlığını garanti etmiştir. Fakat içinde put olup putlara tapınılan bir tapınağı Mekke'nin fethinden sonra İslam toprağı içinde hiç bir zaman tanımamıştır.
Antlaşma yapılan müşriklere gelince... Bu ruhsat antlaşmanın bitişine kadar, verilmiş sözün geri alınmaması için verilmiştir. Antlaşma bittiği anda onlar da şirkten vaz geçip putlarını imha etmekle yükümlüdürler. Aksi halde öldürülürler. Antlaşma yapılmış da olsa hiç bir müşrikin Kabe'ye yaklaşması yasaklanmıştır.
Gördüğünüz gibi Buda heykeline tapanların imha edilmesinin farz olduğu atmasyon değil.
Beş tanrıya inanma özgürlüğü olmadığı da... Dolayısıyla ne siz ne ben kendimizi köprülerden atmayalım. Birbirimize saygı duyarak, barış içinde yaşayalım. Ben de Kur'an okuduğumu söylediğim zaman "Sen ne anlarsın Kur'an'dan, kıçı blucinli kızlarla Kur'an okuyup camileri kiliseye mi çevireceksin? Hariçten niye gazel okuyorsun?" demeye getirip dışlama yapanlar gibi olmayın. Buralarda knz linkli bir yorumcu vardı. Burayı da okuyor mu bilmiyorum. Oluşumların kendini dayatacağı, din yorumcularının bunun önünde duramayacakları gibi güzel bir tezi var. Sanırım bu tez geçerliğini zamanla kanıtlayacak. Gün gelecek Kur'an'ı blucinli bayanlar da okuyabilecek. Tırnaklarındaki boyanın altına su işlemediği için abdestlerinin geçerli olmadığı gibi abuk sabuk iddialara kimse kulak asmayacak.
"İçinde Lat ve Uzza putları bulunan tapınaklar da mı açılacak?" derseniz, bilmem? Amerika'da Buda tapınağı yapan var mı bilmiyorum. Böyle bir şey olmaz ama, olursa çok komik olur. Turist de çeker yâni, insanlar "yeryüzünde ne saçma inançlar bir AB ülkesinde bile var!" demek için gelirler belki. (O zamana kadar zâhir AB' ye alınacağızdır!)
Bekir Bey'in hışmına ne zaman uğrayacağım diye kurbanlık koyun gibi bekliyordum. Çünkü halkıma güvenim olmadığı dekleresini kafama kafama vuracağından emindim. Beklentimi boşa çıkarmadı sağolsun. Anlayan bu deklereyi hangi psikoloji ile yaptığımı anladı. Sivrisinek, davul zurna filan diye bir deyim vardı hani... Karıncayı incitmekten kaçındığım da duygu sömürüsü imiş... Olsun bakalım. Ne diyeyim? Bir sahabisini "Kalbini yarıp baktın mı?" diye üç kez azarladığı anlatılan bir peygamberin ümmeti oldukları iddiasındaki arkadaşların, şimdi o sahabiye göre çok daha fazla psikoloji bildikleri muhakkak. Lise okudular, üniversite okudular... Kalbini yarmasalar da anlarlar.
Beyaz hanım... Tabii ki burada yüreğime su serpen tek kişi o. Her zamanki sâkin ve hafif ironik havada, ama kesinlikle alaycı değil, dozunu çok iyi ayarlıyor, akılcı mesajları bana nefes aldırıyor.
Sezgin bey de ayrılmazsa iyi eder diye düşünüyorum. Bekir bey şimdi onunla bizi aynı potaya koydu, hatta o kurt, ben kuzu postlu kurt olduk. Kurtlar, kaplanlara karşı... Bakalım koyunları kim kapacak?
Arkadaşlar, şaka bir yana da, gerçekten gerginlik yapmakla elimize bir şey geçmez. Ben yine "ılımlı" sağolsun Bekir Bey'in iltifatı olararak da "düşünür" tavrımı sürdürmekten yanayım.
Bakın yine şaka bir yana, söylemlerimin itici gelmesine de hiç şaşırmıyorum. İslam'ı modernleştirecek yönde içtihatlardan yana olan Y. Nuri gibi fikir adamları bile şiddetli tepkiyle karşılanırken, dini folklorize etme projesinin alkışlarla karşılanacağını ummak tabii ki safdillik olur.
Y.Nuri ve Z. Beyaz hocalar ve o tarz projeleri olanlar da radikal İslam'ı ılımlılaştırma amacındalar. Fakat onlar ayet yorumlarını hadislerden arındırıp, böylece daha geniş bir yorum yapma serbestisi kazanma peşindeler. Beyaz'da bu durum o kadar net değil. O hadislerden sadece bir kısmını ayıklama düşüncesinde, zararsız gördüklerine ilişme yanlısı değil. Öztürk ise bu konuda daha radikal, sanıyorum. Bühtanda bulunmak istemem, sonuçta bunları yüzlerine karşı söylemiyorum. Yanlış konuşuyor olabilirim.
Fakat hadisler olmadan da Kur'an ancak kendi nedenselliği içerisinde tutarlıdır, kaldı ki, Sezgin beyin dediği gibi hadisler olmadan ayetlerin geliş nedenleri bilinemez. Yani biz hiç bir veriyi atma şansına sahip değiliz. Özellikle tarih gibi neredeyse sadece yazılı metinlere dayalı geliştirilebilen bir bilim dalı için, her metin içindeki bilginin niteliği önemli olmaksızın kaynaktır. Bu yüzden "hadis ayıklama" diye bir şey zaten olamaz. Bu hadisler ayıklansa da yok olmazlar. Bu sözleri hadis adı altında günümüze taşıyan bir nedensellik vardır. Bu nedenselliğin kökeni ne derece Peygamber'in ağzı ve dilidir bilemeyiz. Tüm nedensellik zincirini bir bütün halinde izlemeye çalışabiliriz ancak. Bilim küçük parçaları küçüklüklerini hor görmeden birleştirerek yarım yamalak da olsa bir resim oluşturma ve resmin kalanının nasıl bir şey olduğu hakkında fikir yürütme, teori geliştirme çalışmasıdır.
"Din, hadis, Kur'an bilim dışıdır" gibi bir düşünce olamaz. İnsanlığın geçmişte yaptığı her kıpırdanış, bilimi çok yakından ilgilendirir. Hadis "uydurulması" bile tarihsel bir olaydır.
Diyeceğim, modernleştirme projelerinin başarısına inanmıyorum. Kadını "dövün" demiyor, "mendil ucuyla dürtükleyin" diyor, hırsızın elini "kesin" demiyor, "elini hırsızlıktan kesin" diyor gibi zorlama yorumlarla bir yere varılacağını sanmıyorum.
Benim projem olan "folklorik düzeye indirgeme ve kutsallıkların kırılması" düşüncesini de ne ben, ne birkaç benim düşüncemde kişi, başaramayız. Bu, bir süreç içinde tüm toplumun başarabileceği bir iş. Tayyip Erdoğan'ın stratejisi eğer samimi ise yerinde. "Başörtüsü iktidarın çözeceği bir mesele değil, tüm toplumun çözeceği bir meseledir" diyor ve son derece haklı. Umarım anladığım biçimde düşünüyordur ve düşüncesinde samimidir. Ve de umarım bu halk onu radikal İslam'a taviz vermeye zorlamaz. Tüm bu umutlarım boşa çıkarsa ben de oturur kalırım yâni, doğruya doğru şimdi. Ben toplum stratejisti, toplum mühendisiyim, her öngörüm bakın görürsünüz çıkacak, görürsünüz siz diye atıp tutacak hâlim yok. Toplum beni de oturtturur mu oturtturur yâni, kimse bundan korunmuş, ulu bir kişilik değildir. Ben de bir vatandaşın biriyim.
Atatürk de vatandaşın biridir. Tek başına çıkıp tüm nedenselliği değiştirmiş değildir. Atatürk olası bütün destekleri arkasına almayı başaran inanılmaz bir dâhi idi. Başardıktan sonra köstek olabilecek desteklerini kendi eliyle yok edecek kadar da kararlı, gerçekten inanılmaz bir adamdı. Büyük Taarruz öncesi hiç bir komutan taarruzdan yana görüş bildirmedi. İsmet, Fevzi, Karabekir paşalar... Hepsi biraz daha kuvvet toplamak gerektiğini söylediler. Kat kat araları mayınlı dikenli tel yumaklarına çarpan kuvvetlerimizin eriyip gideceğinden ve bu taarruzun savaşın aleyhimizde kesin sonu olacağından korktular. Atatürk kesin emrini tereddütsüz verdi. Elindeki tüm kuvveti bu kadar sağlam ve batılı askeri uzmanların "Türkler bu istihkamları altı ayda değil, altı yılda aşamazlar" dedikleri mevzilere doğru nasıl sürdü? Bu kararı nasıl verdiğini düşününce aklım duruyor. Bu kan kıyamet yeryüzünde bir tek Stalingrad savunmasında görüldü diyorlar. Fakat o savunma çok uzun sürmüştü. Bu taarruz bence dünyanın tarihte görülmüş en büyük kan banyosudur. 26 Ağustos-9 Eylül... Anadolu'da Yunan askeri artık yok! Bunun ne anlama geldiğini bir düşünün, lütfen!
Konu biraz kaydı ama, Atatürk nedenselliğin son halkasıydı. Ama en güçlü ve tüm nedenselliği peşine takmasını bilen halkası. Bu güce kimse bir daha erişemez sanıyorum. Tarih böyle nedensellikte kilit rol üstlenen dâhileri bir kez kaydediyor. Bizler silik figürleriz.
Hiç o çarığının kenarı patlak, parmağı dışarı fırlamış, pantolonunun paçasını uydurma iplerle sarmış, gömleğinde kırk yama, sırtında çakaralmaz tüfek asılı Mehmetlerin soluk siyah beyaz fotoğraflarından gördünüz mü bilmem. Onlardan biri kadar olma şansımız yok artık hiç birimizin...
Buluşları bile eskiden bir dâhi yapardı. Edison ampülü, Bell telefonu, neyse... Şimdi buluş yapmak için koca bir ekip çalışması gerekiyor. Şimdi dâhilerin çağı değil. Şimdi toplumların hep birlikte başaracakları projelerin çağı...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 14, 2006 1:18 AM
Sayın Efegil'in yazıları bu sayfada önemli bir yer almış. Ben bu arkadaşımızın yaptığı değerlendirmelerde hangi etik ve metafizik kabulleri temel aldığını daha açıkça belirtmesini isterdim. "Şöyle, şöyle olmalıdır" derken hangi temel kabullerden yola çıkıyor? Hangi "gerçek"ler bizi bu sözü edilen işleri/yorumları yapmamızı meşru ve hatta gerekli kılıyor? Herşeyin pragmatik ilkenin güdümünde olması mı gerekiyor? Ve üstelik burada pragmanın nerede olduğunu ne belirliyor?
Evet Sayın Efegil,
Şayet 'hayatın gerçekleri' bu sözünü ettiğiniz tutumların takınılmasını gerektiriyor ise bu gerçekler nelerdir? Herşeyden önce ben buradaki pek çok yorumcu ile hayatın ne olduğu konusunda bir uzlaşmanızın olmadığını seziyorum. Böyle olunca sürekli kendini gösteren ortak zemin yoksunluğu, doğal olarak ayrıntılarda önemli anlaşmazlıklarla sonuçlanıyor. Benim önerim tartışmanın daha temel düzeye, eşdeyişle felsefi düzeye indirgenmesidir.
Ünlü filozof Platon öğrenmenin bir anımsama olduğunu söyler. Kutsal kitapları değerlendirirken bu görüşün dikkate alınması, öğrenmenin ne olduğuna ilişkin felsefi olmayan bir argümanın olmadığının da bilinmesi sanırım oldukça gereklidir.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: July 14, 2006 4:27 AM
okuyorum demirkan.
genelde yazmaktan çok okurum.
bir sayfaya yoğunlaştığım için yazmadım.
Kuran'dan bir çok anlam çıkarabilirsiniz.
Tamamen zalim yorumlar daçıkabilir.
Ben daha çok Nuri beyin görüşüne yatkınım.
Mücadeleci yani.
Eğer alternatif iki yorumdan hangisi daha tutarlıysa onu seçersiniz., çelişkisiz olanı seçersiniz. Bütünlüğe bakarsınız.
diyanet sayfasında ben mücadele veriyorum mesela.
meydan okuyorum açıkçası.
bir iddiayı eskiler söyledi diye geçeli kabul etmek işe yarasaydı, şimdi hala evren merkezli bir güneş sistemi modelimiz olurdu. Eskiler söyledi diye hiç bir fikir geçerli kabul edilmez.
yaşam durmaz, devam eder.
Sevgilerimle ve merhaba herkese.
insanlara güvenin, insanlar ayırt edebilir.
doğru söz tokmak gibidir.
onu da tartışarak ve sorgulayarak bulabiliriz.
yani daha doğru olanı ve daha geçerli olanı.
Yazan: knz Tarih: July 14, 2006 10:40 AM
"Sizinle mantıklı bir diyalog kurulabileceğini sanıyorum"
Benimle neden kuramayacagınızı cok iyi biliyorum :)
ben felsefe ve laf ebeliği yapmıyorum çünkü.
Size hoş görünmek gibi bir derdim de yok
Masallara adam bilimci ya da demiyorum
materyalizmi bilimle aynı kefeye koyacak kadar akıldısı değilim.
Palavralara da inanmıyorum
Materyalist kesinlikle değilim
Allaha binlerce kere sukurler olsun ki müslümanım
Evrim denen masalı çok çok iyi biliyorum
Beynin ne oldugunu nasıl oldugunu nasıl calıstıgını tesadüf eseri olusurmu olusmaz mı delili var mıdır çok iyi biliyorum
O sebepten görme beyin beyinde görme bölgesi diye kavramları agzına almadan önce bir evrimcinin yuzlerce kere dusunmesi lazım.
Öyle yoruma yazar gibi kolay değil bunları ifade etmek. Olmustur demek ise bilim değildir
Gerci olmusturdan baska bir acıklama getirebilen de yok ya evrim dünyasından :)
O sebepten sizi anlayabiliyorum ben
Gerci bu konular seni aşar bosa yazıyorum
Hala aynı geyiklere devam
"Kur'an okuduğumu söylediğim zaman "Sen ne anlarsın Kur'an'dan, kıçı blucinli kızlarla Kur'an okuyup camileri kiliseye mi çevireceksin?"
İslam bizim meselemiz bu materyalistlerle tartısmayız.Muhatap almayız.
Ciddiye de almayız.
Nuri sağlam gibi de yapmayız
Git materyalist dinini yasa onu modernize et şekillendir onu folklor yap onunla eglen onunla dalga gec
Ortada dalga gecilecek bir şey var o da akşamları uyurken okuyup eglendiğim evrim masalları ve bilim diye anlatılan palavralar
ve bazı "bilimsel" yorumlar bu aralar
Külahım hala cok eğleniyor.
Felsefe felsefe felsefe sonra da yuttur bilim diye
İslam düşmanlığın adı bilimsellik
bilim bilgiye mi dayanır masallara mı :))))
Güzel güzel uzun yorumlarla masal anlatmanın adı bilim oldu hayli zamandır :)
"Buluşları bile eskiden bir dâhi yapardı. Edison ampülü, Bell telefonu, neyse... Şimdi buluş yapmak için koca bir ekip çalışması gerekiyor"
Bırak bu geyikleri bundan ben anlarım işim bu benim.
"Diyeceğim, modernleştirme projelerinin başarısına inanmıyorum. Kadını "dövün" demiyor, "mendil ucuyla dürtükleyin" diyor, hırsızın elini "kesin" demiyor, "elini hırsızlıktan kesin" diyor gibi zorlama yorumlarla bir yere varılacağını sanmıyorum.
"
Zorlamayı sizin gibi materyalistlere hos görünmek işsteyenler yapıyor
kim yapıyor ?
Sen git adam öldürmeyi israili fuhsu ahlaksızı sokaklarda hayvanat misali aleni cima yapmayı gayri mesru veled üretmeyi savun cunku inandıgın materyalizm dini bunları gerektirir. Pragmatist düşün çıkarcı yaklas hayatı mücadele olarak gör.
İster begen ister begenme
İstersen cagdısı de.,
Biz neyin cagdısı oldugunu cok cok iyi biliriz
Külahlar ve masallar yeni kitabımın adı.
Neyse artık felsefelere ve din düşmanlıgını gizli kapaklı yapanlara cevap vermeyecegim
Din düşmanlığının üzerini boyayıp bilim diye yutturmaya calısanlarla muhatap olunömaz.
Amacları ortada
Uzlasma değil
toplumu ifsad etmek
Masal anlatmak
Delilsiz sallamak
İslam düşmanlığı yapmak
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 10:47 AM
Aşağıdaki YAzı Kuran_CEhalet konusunda her soruya cevap verecek gibi geldi bana.
Sadece bir bölüm aldım aslında yazının tamamını okumak lazım ama fazla yer kaplamasın istedim. Eğer dilerseniz www.varliktanveriler.com da 3 nolu yazı. YAZAN KAZIM YARDIMCI
İMAN MUCİZEDİR(iMANIN SIRRI)
.......... Demek istediğim o ki: İman öğreti değildir. Okuma yazmayla iman öğrenilmez. İman , bir olgu’dur, bir hal’dir, bir durum’dur. İman Gökten iner, diğer ilimler: Fıkıh, Fiziki İlimler, güzel sanatlar akılla , okumakla elde edilir. Ama iman nakli - vehbi - ilahi- dir. Gökten inen İlahi bir armağandır. Hidayettir. Zaten,herhangi bir İslâm bilginine sorsan: İman Vehbi midir?, yoksa kesbi midir? diye , İman Vehbidir der.Vehbi, ilahi bir armağan-bağış , kesbi: kazanç demektir.Yani çalışmakla , okumakla İman elde edilmez. Eğer öğretiyle olsaydı, Peygamberin Ashabının % 90 ı Ümmi idi. Bunlar okumadan, yazmadan nasıl Adem oldular? Peygamberler okul açmamışlardır. Peygamberimiz, ilk mümin kardeşlerimize Allah’ın izniyle Kur’an’ı açıklamış, tefsir etmiştir. Onlar da dinlemişlerdir. Hiçbir mümin kardeşimize, Ashablara: Hadi kağıt kalem getirin, bunları öğrenin, sizi imtihan edeceğim dememiştir. Efendimiz sadece sohbet etmiştir. İster okuma, yazma bilsin, ister bilmesin…herkes kendi istidadına göre ilim irfan sahibi olmuştur.Kimse Ashaplara cahil diyemez. Halbuki Ashapların çoğu okuma, yazma bilmezdi. Bu okullar, medreseler, Peygamberimizden 60- 70 sene sonra Emeviler ve Abbasiler zamanında açılmıştır. Öyle Ashab vardı ki daha 15 - 20 ayet gelmeden vefat etmişlerdi, bazıları da şehit oldular, öldürüldüler. 50-100 ayet okumadan ölenler vardı. Kur’an-ı Kerim 23 yılda tamamlanmıştır. Şimdi 6000 küsur ayet elimizde, Peygamberlerin söylemleri elimizde, bu kadar okullar, 1350 yıldır medreseler elimizde, bir türlü tatmin olmuyoruz. O Ashapların ve o toplumda yetişmiş bazı büyük zatların takvası ve imanına kavuşamıyor, salih mümin olamıyoruz. Halbuki ilk mümin kardeşlerimiz den, Ashablardan 10 ayet dinleyip, Peygamberimizin sohbetinde bulunup, 10-15 ayet ile Evliya olanlar vardır.
İlla bir Âdemi – mükemmel bir mümini görmek ve ondaki nurani fazileti, erdemi algılamak gerekir. Hani bazı insanlar, nineleri, dedeleri gördüğünde yahu, bu ne güzel insan, yaşı 80-90 olmuş, nur gibi parlıyor derler ya, işte böyle bir olaydır.
İman gözlemledir, öğreti ile değildir. Gerçek mümini görmeyen, imanın ne olduğunu bilmez. Gerçek mümini gören, o nurani yüzü seyreder, o an ya o gerçek mümini sever, hoşlanır ya da sevmez, hoşlanmaz. İşte böyle bir insan kendini mihenk taşına vurmuştur. Kaç ayar olduğu o zaman meydana çıkar. Ya o mümini sevdi –kazandı ya da sevmedi- kaybetti. Hani bir insan, bir insanı görür, o insanı sever , hoşlanır; ya da sevmez , hoşlanmaz , ikrah eder ya işte bunun gibidir. Bu bir sırdır. Yahu bu neden sevdi, öbürü neden sevmedi anlamak pek kolay değildir ve elde olan bir şey değildir. Bir insan, bir insanı sevmese, kendini sabaha kadar zorlasa, uğraş verse, o insan da kendini sabah karşılasa, gene görür ki sevmedi, sevemedi. Ve bir insan , bir insanı sevse, ondan hoşlansa, ya bu insanı neden sevdim diye kuruntular getirse, sabah o insanı yeniden görse, gene sever. Bu hayret edilecek bir şeydir. Zaten, iman hayret bir şeydir.
İman öğretiyle olmaz diyoruz. Peki ne öğretiyle olur? Fiziki İlimler, Detaylı İlmihal, Fıkıh İlimleri, el sanatları gibi ilimler öğretiyle olur. Bunlar için okul lâzımdır. Yani kağıt kalemle öğrenilir, bunlar zahiri bilgilerdir.
İslâmi Dini Bilgiler, okumakla, defter, kalemle öğrenilebilir.Bunu gayri Müslimler de öğrenebilir. Nitekim gayri Müslimlerden, hatta ateistlerden Dinler Tarihi Profesörleri vardır.Yalnız, İslam Din Bilgilerini değil, bütün edyanı (dinleri), bütün mezhepleri en ayrıntılı biçimde bilen akademisyenler vardır. Ama gel gör ki Kur’an’a inanmamaktadırlar. Eğer iman ve ilkeleri öğretiyle olsaydı, iman ve ilkelerini gerçek anlamda öğrenip, iman ederlerdi.
İman Gökseldir. okumakla, dinlemekle olmaz. Gerçek bir Mümini (Kâmil İnsanı) görmeden bir insan değil iman etmek , imanın ne olduğunu bile bilmez. İman, ilahi bir tecellidir, armağandır, kesin olarak Vehbidir. Allah dilemedikçe kimse iman etmez, bir feylozof dahi olsa …Halbuki tüm Peygamberlerin, Hz. Muhammed’ e inananların % 98 i ümmidir. Onların çoğu okuma yazma dahi bilmezlerdi, yani Peygamberin Ashablarının % 99 u ümmi idi. İşte o zamanın pratiği apaçık meydandadır, bunun aksini kimse iddia edemez.
İman etme gerçeği, okumakla ve okumamakla ilgili değildir. Eğer okumakla olsaydı, iman yalnız okumuşlara gelirdi. Halbuki, bütün Peygamberlerin Ashaplarına, yani ilk müminlere, okuma yazma bilsin, ya da bilmesin, bilginler denmektedir. Yani Kur’an ve diğer Kitaplarda müminlere cahil denmemektedir. Müminlere bilenler denmektedir. Allah onlara cahil demez, onları bilenler kabul eder. İnanmayanlara cahil denmektedir. İsterse binlerce kitap okusunlar, feylozof olsunlar, onlara cahil denmektedir. Nitekim , Allah Kur’an’da, Ehl-i Kitabın Uleması ve bilginlerini sırtlarına kitap yüklenmiş aptal bir yaratığa – (kemeselil hımâr ) benzetmektedir. Sözünü ettiğimiz Kur’andaki bu ayet (Cuma, 5) 1340 yıldır, İslam Âleminde yetişmiş, okumuş, Salih ve Muttaki olmayan, yani imansız, bizim ulemamızı da kapsar, içine alır. Bu ayetin mana ve mefhumundan anlaşılan budur. Sadece Ehl-i Kitabın ulemasını itham etmeyelim. Bol miktarda Alem-i İslâm’da da böyle ulemalar vardır. İyilerini tenzih ederiz.
Kural şudur: İman öğretiyle olmaz ama Din bilgileri öğretiyle olur. İslâm’ın Şartları, Fıkıh İlmi, helal, haram gibi konular öğreti iledir. Şimdi, Din Bilgilerini öğretiyorlar bize, imanı değil… Çünkü iman gerçeklerini ancak Ledünni ilme mahzar olanlar bilir. Bunlara Arifler denir. Bunun için de okumaya, yazmaya gerek yok. Çünkü Ledünni diyoruz. Ledünni demek Allah’ın katından bizzat verilen bilgi demektir. Örneği: Hazret-i Hızır’dır. Hazret-i Hızır Peygamber değildir ama Allah ona katından ilim verdiğini söylüyor. Bunlar Ariflerdir. ...........Kazım Yardımcı
Yazan: İrem kılıc Tarih: July 14, 2006 11:39 AM
"Bekir Bey'in hışmına ne zaman uğrayacağım diye kurbanlık koyun gibi bekliyordum. Çünkü halkıma güvenim olmadığı dekleresini kafama kafama vuracağından emindim. Beklentimi boşa çıkarmadı sağolsun. Anlayan bu deklereyi hangi psikoloji ile yaptığımı anladı"
Çok güzel demogoji yapıyorsunuz
Ama bu tüm materyalizmin ta kendisidir
Laf ebeliği yani
Ne dersek diyelim size asla kar etmeyecektir
Yazan: OZGUR aYTEKİN Tarih: July 14, 2006 11:46 AM
Sayın Demirkan, son yorumunuzu okudum. Bazı akademisyen hocalarımızın ılımlaştırma veya reformist yaklaşımları ile ilgili bir iki şey eklemek istiyorum. daha doğrusu okuduğum bir şeyi size iletmek istiyorum.
Adıyaman Mahalli gazetesinde de yayınlanmış olan yazıdan ufak bir bölüm arzediyorum dikkatlerinize. Bakalım müctehidin vasıfları nasılmış.YAzının ismi DİNDE REFORM OLMAZ. Yazarı Kâzım YARDIMCI.İŞTE BİR ALINTI. Gerçi bir yazının bir kısmını alıp sunmak belkide konuyu tam aktaramamak olur ama yinede size bildrimek istedim. Saygılarımla.
DİNDE REFORM OLMAZ
..............
MÜCTEHİDİN VASIFLARI
1-İçtihat yapacak fıkıh(İslam Hukuku) bilgini tam bağımsız ve özgür olacak. Hiçbir egemen gücün ve hiçbir maddi-beşeri gücün emrinde ve etkisinde olmayacak.
2- Ehli takva ve Salih Müslümanlardan olacak, ictihadlarından dolayı hiç bir maddi(parasal) beklentisi olmayacak.
3- Müslüman toplulukların önceden teveccüh ve hüsnüzanını kazanmış olacak.
4- Tek tedirginliğinin birbuçuk milyar Müslüman topluluğunun içinde bulunan binlerce Akademisyen Fıkıh (İslam Hukuku) Alimlerinin yaptığı ictihadlarda kendisinin gözetlendiğinin bilincinde olacağıdır. Bu tedirginliği olacak ki, ictihat yaparken çok dikkatli olup, kitap ve sünnete ters düşmesin. İctihat yaparken isteği sadece ve sadece En Yüksek Mertebe olan ALLAHIN RIZASI olacak.
01.02.2006
KAZIM YARDIMCI/ADIYAMAN
www.varliktanveriler.com
info@varliktanveriler.com
Yazan: İrem kılıc Tarih: July 14, 2006 12:09 PM
Sn. Demirkan Efegil mustearli zat-i muhterem,
Siz Nuri Bey ile "mantikli" Islam diyalogunuza devam edin. Kendisi sorulariniza cevap veriyor "yanlis anlamalarinizi" cok guzel tashih ediyor, ve kasitli carpitmalarinizi nazikce isaret ediyor.
Bendeniz ise benimle kurdugunuz "mantiksiz diyalogda" mikrofunu almis olayim. Daha onceki yorumumda Islam'a saygim ve techizatimin yetersizliginden cok, bu Islam'a dusmanliklari ayan beyan ortada olan kisilere ayetten hadisten bahsetmede fazla yarar gormedigimi ima etmistim. Ama yapanlar icin de "Allah razi olsun" dedim. Allah gayretlerin hedefe ulastirsin.
Bakin dostlar Islam'i kurtarma projesinin arkasinda kimler var burada. Demirkan Efegil, Sezgin Kiroglu (her uc ismi ile) ve Beyaz (Sibel Fidel) Hanim el ele vermisler Islami modernlestirecekler, folklolestirecekler, daha bilmem neler edecekler. Oyleya ne yapsinlar, DE'nin kendisi soylemedimi bize "Stalin yok etmekte basarili olamadi" diye? Bilmiyorum bu zatlarin "islami kurtarma projesi" sizlere ne hatirlatti. Bana dostlari Bennachem Begin ve Sharon'un Filistini kurtarma projesini cagristirdi ve beyaz adamin Kizilderirli "gercek Amerikalilari" kurtarma projesini. Bu gunlerde onlar Lubnan'i kurtarmakla da mesguller; hatta Suriye ve Iran'i da kurtaracaklar. Aslina bakarsaniz bu "islami modernlestirme", "folklorlestirme", "ilimlilastirma" projelerinin mimarlari ile Filistin, Suriye, Lubnan, Iran'i ve gelecekte Turkiye'yi kurtarma projesinin mimarlari ayni. Bakmayin siz bnlarin buralarda guya kendi fikrini soyluyormus pozlarina girmelerine. Zaten itiraf etmisti aydinlanmacimiz "ABD'nin ilimli Islam projesi" nin arkasinda oldugunu. O planlar daha once soyledigim gibi Kudus, Tel Aviv, Washington ve New York'ta yapildi. Buradakiler sadece bildiri dagiticilari. Kullandiklari cumlelerin noktasina kadar degilse mealen aynisini Washington'daki Yahudi kontrolundeki sozum ona "dusunce kuruluslarinin" agizlaindan okudum/dinledim, hem de kac defa. Burada artik bunlari yutan kimsenin olmamasindan dolayi gonlum rahat.
DE, sorulaimin bazilarina ustun koru kenarindan kosesinden tanjantlarindan cikarak deginiyor da bence aslinda daha once Nuri Bey'in birisine sordugu rivayet edilen "Yahudimisiniz" sorusundan esinlenerek sordugum sorularadan dikkatle uzak duruyorlar bu "islam ve Turkiye kurtaricilari". Sahi biz bunlari kiminle konusuyoruz? Bunu bilmekten rasyonel ne olabilirki? Size aile sorunlariniz hakkinda tavsiyelerde bulunan, veya yanlislarinizdan bahseden kimsenin bir aile ferdinizmi, aile dostunuzmu, yoksa resmen "kokunuzu kurutmaya calisan" dusmaninizmi oldugu farkemezmi sizler icin? Yan "soru sorudur, cevaplanmalidir" mi? Ben o fikirde degilim. Ben "once bir zat-i alinizi taniyalim" derim.
Ozellikle bu taife'nin hemen he konuda zalimin, emperyalistin, Islam dusmaninin yaninda yer aldigi "anadolunun guzelliklerinden" bahsetme zorunlugu hissettiklerinde ancak Akdeniz, Ege'nin tabii guzellikleri ve Yunan mitoljisine bas vurmalari, Islam, ve Osmanli'ya ait hicbir oge bulamamalari, ve dusmanlarin tarihlerinin dahi kaydettigi "bizim hosgorumuzu" yalan ilan edip "tam tersine utanmalisiniz" demeleri, Ortadogu'da Terorist Entite ayni anda uc ulkeye karsi katliamlar, devlet teroru ile mesgulken, ve digerlerine tehditle savururken, ellerini ogusturup bize "HSBC ve Londra" yi hatirlatmalari isiginda (sanki bunlar hicbir neden yokken durup dururken oldu) bunlar "islam projeleri" sunduklarinda niyetlerini sorgulamamizda bir gariplik olabilirmi?
Bakin Sn. Efegil'in sifreleri MKA'dan bahsederken de kendini gosteriyor. Daha once alintiladigim yazisinda Ataturk'un mirasi, laik cumhuriyet muhafizligi edebiyati yapiyordu. Laikciligi de desifre olunca hemen "kurtulus savasi" edebiyatina atladi kivrak kayakcimiz. "duygu somurusu" ifadesini ben kullanmadim kendisine aittir; buna "Freudian slip (dil kaymasi) da diyebilirsiniz. Zat-i muhterem ise mealen kurtulus savasini millet degil Ataturk kazandi diyor, istiklal mahkemesi (3 Aliler mahkemesi) cellatlarindan Kilic Ali oglu Altemur Kilic'in dedigi gibi.
Ama hakkini da yememek lazim "Ataturk'un dehasi" yanina bir satirda "pantolonu iple bagli, sumklu.." (ne ise mealen ) gariban da ekllemis. Oyleya Ataturk kendi basinami savasti yaw diyenlere de bir kemik atmis, pasifize etmis aklinca.
O kadar basit degil Sn. kurtarici! O sumuklu, pantolunu iple bagli, ac susuz ve IMANLI adamlar ve onlarin cepheye kagni ile mermi tasiyan esleri, ve onlari "peygamber ocagina" Allah'in dinini kurtarmak icin cagiran "dinci" Mehmet Akifler ve ve dinci kisvesindeki Galip Hocalar (Celal Bayar) ve gene Allah adina onlari mubarek gaza'ya cagiran MKA ve etrafindakilerin kendi soylemleri kurtardi. Ama MKA tabiki takiye yapiyordu. Kur'an-i Kerim tilaveti ile acilan ve ilk uyelerinin cogunlugu "dinci" olan meclis sonunda dinin yasaklandigi yer haline geirildi.
SIZIN GUVENMEDIGINIZ HALK KURTULUS SAVASINI KAZANAN HALKTIR. VE SIZIN SEZGIN KIROGLU VE BEYAZ'LA ELELE KOKUNU KURUTMAYA CALISTIGNIZ KUTSALLAR O SAVASI KAZANDIRAN RUHUN TAA KENDISIDIR Sn. ABDULLAH CEVDET JR.
Siz o gun yasiyor olsaydiniz bugun ABD icin dediginizin aynisini Ingiliz, Fransiz, Italyan Yunan icin diyecektiniz. Kendi deyiminizle "Bu yazım için ancak şu bakımdan ABD propagandası yakıştırması geçerli olabilir: "Uslu durun, ABD çarpar bakın ha! Bu güce karşı konulmaz, boyun eğin!" demek istediğimi söyleyerek beni suçlayabilirsiniz" (DE)
Suclamamiza falan gerek kalmadi artik muhterem! Kendinizi afise ettiniz!
O halka hemen kurtulus savasindan sonra ne yapildigini biliyoruz,. Sizin "Ataturk'un dehasi hitabeniz" de zaten dahiyane bir kurnazlikla tamda orda bitmis. Sahi ne yapti bu zat "yurdumuzu dusmanlardan temizledikten" hemen sonra?
"ABD ocudur yakar; dedigini yapin, ona gore" ve "Israil'le iyi gecinin haa" diyen zat icin Kurulus Savasi'mizdan ekmek cikmaz. Sn Efegil bakin "sehit cenazelerine" . Sehit anlarinin ezici cogunlugunun baslari ortulu, ayni Kurtulus Savasi sehitlerinin, gazilerinn eslerininki gibi. Benim rahmetli buyuk amcam Yemen gazisi idi. 1930'klarda samanliga saklanarak Kur'an okuduklarini ve Jandarma baskinlarindan korunmakl icin koyun alt tarafina bekci koyduklarini anlatirdi cocuklugumda. Eski buyuk kayinpederim de kurtulus savasinda iki cephede birden savasmis Istiklal Madalyasi sahibi idi. Ama kizi ve torunlarina bas ortulerinden dolayi yapilmadik zulum kalmadi. Onlar sizin guvenmediginiz ve nefret ettiginiz millet. Kusura bakmayin Kurtulu Savasi'ni biz kazanmistik, her ne kadar bu gunku manzara-i umumiye'den bunu gormek zor olsa da.
Bakin hicte akillica bir taktik degilmis Kurtulus Savasi'ni desmeniz degilmi Sn. kurtarici? Neyi kurtarmaya calistiginiz teshir edilmis dirumdadir mimimum idrak kapasitesi olanlara. Ki burdaki ortalama idrak kapsitesi sizin aydinlanma vazlerinizdeki uslubunuzdan cikardigimizin cok ustundedir, goruldugu gibi (bu vesile ile b fakire tevessuhlerini sevgilerini ileten dostlara tesekkurler- yainki Kurtulus Savasini'da sayenizde kazanacagiz insha-Allah). Birakin Batilinin ikiyuz yil once yazip yuz yil once cope attigi pozitivizm sloganlarini okumayi. Biz bunlari size ezberlettirenlerden dinledik, Bernard Lewis'ten Henry Kissingger'ine Daniel Pipes'ina kadar. Hepsi "buyuk stratejinin parcalari". Dedigim gibi siz bildiri dagiticisi rutbesindesiniz.
O oge oge bitiremediginiz ABD'yi de tanimiyorsunuz Sn. Batici-cagdas. Sahi aklima gelmisken Sezgin Kiroglu'nun "ABD laikligi projesine" niye karsi ciktinizki? Bendeniz tamami ile destekliyorum Sn Koroglu'nun bu mevzuuda. Ayrica kendsine "kurt" falan da demisligim yoktur. Onu da nerden cikardiniz? Baska seyler dedim ama kurt degil. Siz de zannettiginiz kadar tilki falan degilsiniz. "suruyu kaplana kaptirmama" da basarilar! Islam hukukundan "hirsizlik yapanin elinin kesilmesi" hukmunun ustune mal bulmus magribi gibi atlayanlar acaba ABD'de sadece hirsizlik/soygun sirasinda yilda kac kisinin oldugun biliyorlarmi? Pek gene ABD'de zenci erkek nufusun yarisindan fazlasinin hayatlarinda en az bir kere hapse girdigni? Ve gene orada kiz cocuklarinin ucte birinin hayatlarinda en az bir defa ensest tecrubesi yasadiklarini, ortalama evliligin ne kadar surdugunu, bir kisinin hayatinda ortlamakac partner degistirdigini, cocuklarin 18 yasina geldiginde evi tekettigini, ailelerin Noel'de bile bir araya gerlemediklerini, sirf hayat sigortasindan para almak icin yilda kac kisinin esini, ebeveynini cocuklarini oldurdukleini,ve medyalarinda en populer sovlarin sapikliklarla dolu oldugunu, faciligin multimiyar dolar endustri oldugunu, ve kac tane subyanci papazlari rehabilitasyon merkezi oldugunu biliyormu? Niye illa "benim dinimden" konusma ihtiyaci duyuyorlarki. Ve niye biz konular onlarin belirlemesine musade ediyoruz? Bilimcimiz bilim konusunda yaptigi gibi ABD veya Bati konusunda konusurken de tereciye tere satiyor ve komik duruma dusuyor. Zaten burda sattigi bilimcilikte birkac poluler bilim kitabindan ve wikipediadan edinlilebilecek bilgileden olusan laf salatasi. Bakmayin araya birkac Bat'li bilimcinin adini sicim teorisini falan koymalarina. Aklima gelmisken aydinlanmacimizin bu sicim teorisi kuantum mekanigi gibi mevzular uzerine genel degerlendirmesinden anladigimi nakledeyim. Bilimcimiz rahatsiz bunlarda cunki bu fizik'le metafizik ayrimini bulasniklastiriyor, yani maddenin sinirini zoluyor. Metrayalistin korkulu ruyasi! Bakin burda tutarli; adaminki ontoloji.
Ramaznan'i once seker bayrami, sonra Avrupa Turlari bayrami, sonra Noellestirme projesi bosuna degil dostlar. Bunlar sadece papagan; bakmayin siz fesefi, bagimsiz dusunen usluba. Kilcal damarlarina kadar bagimlilar dusmanlarimiza cogunlukla gonullu olarak. Bakin size bir onek vereyim. Bu dusunurumuz cizgisinde bir sozum ona "yerli dusunce kurulusu" (ismini anma geregi duymuyorum, merakl eden dostlara e-posta ile bildiririm) nun Ingilizce bir yayini var Turkiye Poltikasi bilmem nesi diye. Danisma kurulundaki isimlere bakarsaniz ABD'deki Islam dusmani siyonist kuruluslarda "kim kimdir" listesi zannedersiniz. Daniel Pipes'tan Richard Perle'e kadar herkes var. Arda bir patronlarini getrip Ritza Carlton'da konferansta (siz direktifler anayin) verdirirler. Yani diyecegim bunlar "organize isler" dostlar. Muteyakkiz olalim. Kendi blogumda bu mevzuulari daha genis desifre edecegim yakinlarda Insha-Allah.
Nacizane tavsiyemi tekrarlayarak bitirecegim: Size bilmem hang ayet soyle diyor diyenlere once "zat-i alinizi taniyabilirmiyiz" deyin Yuce Kitabimizi acmadan once. Sahi Yuce Kitap'tan acilmisken su Yahudilerin bu gunku Tevrat'larini mercek altina alsak nasil olur? Mesela "11.ci emir" yada "soykirim emirini"? Eminim bilenleriniz vardir. Hem de guncel bir mevzuu degilmi?
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Filistin, Lubnan, Irak, Afganistan, Sudan Somali'de sehid olan, yasam, seref mucadelesi veren muminleri dualarinizdan eksik etmeyiniz lutfen!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 14, 2006 1:35 PM
Bekir bey,
"Noktaları birleştir" metodunuza başlangıçta biraz dudak bükmüştüm. Herkesin oturtulacağı belli kalıp/ sınıf olmayacağına inanıyordum fakat zamanla haklı olduğunuzu düşünmeye başladım. Bu sitede yorum yazanlar başta ne diyorsa hala onu diyorlar, hiç bir ikna olma çabası, öğrenme isteği yok gibi. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur... Karşılıklı bir uzlaşma ortamından çok "ben akıllıyım, siz aptalsınız" tarzı yorumlar okuyup duruyorum. Seküler deterministler müfessir, muhaddis, fakihliğe bürünüp ahkam kesiyorlar. Adım Hıdır, doğru budur ! diyorlar. Cengiz bey'in bahsettiği gibi konular bir zemine oturmuyor, Suat beyin bahsettiği gibi sabun gibi avucumuzdan kayıyorlar.
Ayet, hadisler konusunda açıklama yapmanın bu arkadaşlara faydasından çok siteye okuyucu olarak katılanlar için gerekli olduğuna inanıyorum. Siteyi takip eden 8 yaşındaki yorumcumuzu hatırlayalım...
Yazan: blue Tarih: July 14, 2006 2:49 PM
Buradaki üsluplardan şunu herkesin görmüş olması gerekiyor: Bu insanlar kazara bir yönetimi ele geçirirse, ülkenin yarısını ya ipe, ya sürgüne gönderirler. Böylece Filistin'li kardeşlerinin intikamını da almış olurlar.
Şunu demek istiyorlar: İyice radikalleşin, başörtülülerin başlarını açmak için askerleri köşe başlarına nöbetçi dikin. Arapça Kur'an ve ezanı, namazı yasaklayın, biz sizin kâfir olduğunuzu bilelim, sonra iç savaş çıksın, sizinle kozlarımızı paylaşalım.
Askerde bir Maocu militan artığı vardı. Sıkı materyalistti. Allah'a da inanmazdı. Hapiste yatıp, çıkınca hemen askere alınmıştı. Dünyanın değiştiğinden hiç haberi yoktu. Hâlâ devrim yapacaklarını söylerken ben gülmemeye çalışıyor ve dünyanın çok değiştiğini yüzüne çarpmıyor, alıştıra alıştıra söylemeye çalışıyordum. Fakat hata etmişim. Ben onu şok olmasın diye gerçeğe alıştırmaya çalışırken o söylemini iyice azıttı. Hapisten çıktığı için içini boşaltmaya ihtiyacı vardı ama, ben de terapist havalarındaydım. Bir iki itiraz edip dünyanın artık bildiği gibi olmadığını anlatmaya çalıştığımda öfkeye kapıldı:
-"Biz devrimimizi yaparken sakın karşıma çıkma, seni gözümü kırpmadan öldürürüm!" dedi. Ben artık daha fazla gülmemi tutamadım. Riskli bir davranıştı, adamın devrimi beklemeye gerek olmadığını düşünmesi işten değildi. İşi şakaya vurdum ki gülmeme öfkelenmesin. Bu arkadaşın gerçek hayata adapte olmasına bayağı yardımım dokunduğuna inanıyorum. Çoğu arkadaşım "bu pislikle konuşma" demeye bile getiriyorlardı. Onun bunalıma girip intihar filan etmesinin daha yararlı olduğu görüşünde olabilirlerdi, bilmiyorum. Fakat ben bu arkadaşın insancıl yönünü keşfetmiştim. Marks'a çok insancıl nedenlerle iman etmiş bir insandı. Ben onu insan yerine koydum. Herkesi de insan yerine koyuyorum. Aksi kanıt görmedikçe herkesin iyi niyetine inanıyorum. MKA, sümüklü asker filan üslubu kullananlara sadece dikkat çekiyorum. Benim yorumumda sümüklü diye bir kelime geçmiyor. Bu insanların sadece üslubuna dikkat edin yeter...
Bir kaç fanatik yüzünden ülkemin bir kesimine düşman kesilmeyeceğim. Düşmanca ve aşağılayıcı davranışları yermeye devam edeceğim. Oldukça fazla kin ve nefret tohumu atılmış olmasına rağmen bu tohumları sulamaya çalışan her kim olursa, hiç kimseye prim vermeyeceğim.
Bu arada eklemem gerekiyor, bu ülkeyi bir iç savaşa sürükleyip Lübnan'a çevirmek isteyenler varsa hevesleri kursaklarında kalmaya hazırlanarak şöyle bir yutkunurlarsa iyi ederler, kendi ruh sağlıkları açısından öneririm.
Bu şekilde bir iletişim tabii ki sürdürülemez. Aklı başında yorumu olan olursa yanıt veririm. Olmazsa tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna olur tabii ki...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 14, 2006 4:06 PM
Sayin Demirkan,
Ben de sizi, sabriniz ve sag duyunuzu kaybetmeyerek surekli ufkumuzu acacak yonde sakin bir tavir almanizdan dolayi kutluyorum. Dun aksam esime de soyledim, kanimca bu blogdaki mucadele sayenizde kazanilmistir. Dogrusu ben de bu kadar sakin olabilmeyi sizden ogrendim, buradaki bazi yazilari okuyorum, ama ondan sonra hic sinirlenmeden ve etkilenmeden aksam gidip Brian Greene'in Elegant Universe kitabini okumaya, relativite ve quantum mekanigi konusundaki bilgilerimi gelistirmeye devam ediyorum. Bundan dolayi da kendimi cok mutlu hissediyorum, bunun icin size tesekkur ederim.
Ortadogu da son gelismeler hepimizi uzdu tabi ki. Israil, diplomasiyi hice sayarak neden bu kadar mantiksiz bir hareket icine girdi anlamasi mumkun degil. Bu hareketin en cok israil'e zarar verecegini dusunuyorum. ABD yonetiminin de eli kolu baglanmis durumda bence bu konuda. Clinton zamaninda oldugu gibi arabulucu gorevi yapacak bir donanimlari pek kalmadi. Iran, bu noktadan sonra nukleer programina ve silahlanma calismalarina hiz vererek, Hizbullah ve Hamas'in askeri kanadini desteklemeyi surdurecek, ABD'nin Iran'i durdurmasi bence bu asamadan sonra zor. Petrol fiyatlari yukseldikce ve Ortadogu'da istikrar elden gittikce bir sonraki secimlerde Cumhuriyetcilerin sandiga gomulme olasili artiyor. Burada Yahudi ve Lubnanli arkadaslarimiz var, gelismelerden uzuntu ve endise duyuyoruz. Hafta basinda Hintli arkadaslarimizin acisini paylastik, simdi bir de bu cikti.
Gelismeleri siz nasil yorumluyorsunuz?
Yazan: Beyaz Tarih: July 14, 2006 4:22 PM
"Bilimcimiz bilim konusunda yaptigi gibi ABD veya Bati konusunda konusurken de tereciye tere satiyor ve komik duruma dusuyor. Zaten burda sattigi bilimcilikte birkac poluler bilim kitabindan ve wikipediadan edinlilebilecek bilgileden olusan laf salatasi. Bakmayin araya birkac Bat'li bilimcinin adini sicim teorisini falan koymalarina. Aklima gelmisken aydinlanmacimizin bu sicim teorisi kuantum mekanigi gibi mevzular uzerine genel degerlendirmesinden anladigimi nakledeyim. Bilimcimiz rahatsiz bunlarda cunki bu fizik'le metafizik ayrimini bulasniklastiriyor, yani maddenin sinirini zoluyor. "
Bu arkadas bilimden milimden zerre kadar anlamıyor:)
Okusun bir kaç populer tubitak kitabını:)
Ben işte bilimden anlayan bir materyalist demiştim ilk basta
ama nerde
bunların agababaları akıl satıcıları anlı sanlı proflar televizyonda bir milyon sene verirsen hucre tekrar olusur der:)))))
Tekrar tekrar mutasyon ve doğal seleksiyon vazifeyi ele alır.
Tesadüfler yapabilir ama akıllı insanlar asla.
oysaki aklıbasında bir evrimci asla bunu diyemez bunu ancak papaganlara söyletirler.
bilim adamı konusuyor susmak lazım
sonra evrenin genişlemesini evrime örnek gösterir
Bak işte genişliyor o zaman evrim vardır der :))( aynen vakidir)
Bunların nasıl olup bu kadar bilim dısı seyleri bilim diye yutturmaya calısmalarını ekten aklım almıyor.
Evrenin genişlemesi ile evrimi ilişkilendirmek :)
Deli sacması
ama bunların her dedikleri bu sekilde
Sonra Mustafa Bey inde katıldıgı bir tv programında telefonla katılan bir filim adamı
haeckel denen adamın çizimlerini kanıt diye gösterir ki bunu kanıt diye gösterenin sanırım türkiye dısında ünvanı alır diplomasını yırtar çöpe atarlar. Kendisini ata kabul ettiği sebekten yuz kere daha akılsız olarak ilan eder.
Hangi bilim
Bunlar evrime kanıt gösteremezler yok.
Ama her nedense dine saldırırlar kanıt sordugun zaman.
Bir sitede bir meydan okuma gördüm bayıldım ben:))
Varsa bir deliliniz buyrun getirin İstanbulda ankarada en işlek meydanlara koyun teshir edin diyorlar.
Bu kadar acık bir meydan okuma olabilir mi materyalizme :)
"Olmazsa tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna olur tabii ki..."
Yolumuza cıkıyorsun bize akıl veriyorsun
aklınla İslamı alaya alıyorsun inceden inceye .
Alay nasıl yapılır gösterirdim ama malesef Mustafa Bey buna izin vermez
Git Alice harikalar diyarına kardeşim
İstediğin masala inan
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 7:13 PM
"Dogrusu ben de bu kadar sakin olabilmeyi sizden ogrendim, buradaki bazi yazilari okuyorum, ama ondan sonra hic sinirlenmeden ve etkilenmeden aksam gidip Brian Greene'in Elegant Universe kitabini okumaya, relativite ve quantum mekanigi konusundaki bilgilerimi gelistirmeye devam ediyorum. Bundan dolayi da kendimi cok mutlu hissediyorum, bunun icin size tesekkur ederim"
Bilimden anlayan bir daha varmıs aramızda:))
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 7:14 PM
Şöyle yazmış Sayın Beyaz;
"Ortadogu da son gelismeler hepimizi uzdu tabi ki. Israil, diplomasiyi hice sayarak neden bu kadar mantiksiz bir hareket icine girdi anlamasi mumkun degil. Bu hareketin en cok israil'e zarar verecegini dusunuyorum. ABD yonetiminin de eli kolu baglanmis durumda bence bu konuda. Clinton zamaninda oldugu gibi arabulucu gorevi yapacak bir donanimlari pek kalmadi. Iran, bu noktadan sonra nukleer programina ve silahlanma calismalarina hiz vererek, Hizbullah ve Hamas'in askeri kanadini desteklemeyi surdurecek, ABD'nin Iran'i durdurmasi bence bu asamadan sonra zor. Petrol fiyatlari yukseldikce ve Ortadogu'da istikrar elden gittikce bir sonraki secimlerde Cumhuriyetcilerin sandiga gomulme olasili artiyor."
Bir insan bu kadar mı yaşadığı topluma yabancılaşır? Sanki Türkiye'den birisi değil de ABD'den bir Yahudi stratejist konuşuyor.. ABD eksenli bir bakış, ortadoğuya ve tüm dünyaya.. Düşündüğü şeylere bakın; İsrail'in zarar görmesi, ABD'nin elinin kolunun bağlanması (benim de külahım devrede!) Hizbullah ve Hamas'ın güçlenmesi, İran'ın nükleer programı (İsrail'in elinekilerden bahsetmek yok!), ABD'nin İran'ı durdurmasının zorlaşması!, ve ABD Başkanlık seçimleri..
Zulme, ölen bebeklere, sürgüne, açlıktan susuzluktan kırılan, işgale uğrayan, evleri başlarına yıkılan insanlara, tek kelime yok.
Teşekkürler Sayın Beyaz, ancak bu kadar güzel afişe edebilirdiniz kimin adına konuştuğunuzu, üzüntünüzü anlıyorum ama size katılamayacağım..
Bir sorum cevapsız kalmıştı; zulüm şakşakçılarına sormuştum, buraya sayfanın linkini kopyalıyorum belki sizin bir cevabınız vardır:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/07/yeniden_filistin_ve_irak.php#c6644
Orada aramaya üşenirseniz İsrail'in Liberal Ha’aretz Gazetesinden Gıdeon Levy'in Zaman gazetesinde de "yorum" olarak yayınlanan ve İsrail-Filistin meselesinin kökenini anlattığı yazısına da bakabilirsiniz ve bir İsrailliye karşı İsrail'i ve zulmünü savunabilirsiniz:
http://www.zaman.com.tr/?hn=307465&bl=yorumlar&trh=20060713
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 14, 2006 7:23 PM
Sn. Demirkan Efegil mustearli zat-i muhterem,
"Buradaki üsluplardan şunu herkesin görmüş olması gerekiyor: Bu insanlar kazara bir yönetimi ele geçirirse, ülkenin yarısını ya ipe, ya sürgüne gönderirler. Böylece Filistin'li kardeşlerinin intikamını da almış olurlar. " (DE)
Evet gururla soyluyoruz. Filistinliler bizim kardsimiz. Sizin kardesl;eriniz kimler? Hem bi Filistinli kardesleimizin intikamini alirsak sizden mi almis olcagizki? Kendinizi kim olarak konumlanirdiginiz da bu Freudian slip'ten ortaya cikiyor. Hos buna gerek te oktu zaten baslangicta "dostluk, kardeslik , ahlak, hak, hukuk.." tan bahsetmenin "kasitli hamaset degilse safdillik" oldugunu ve "iyi kotu" den bahsetmenin "cocuksu" oldugunu hatirlamistiniz bize. Bosuna degildi zemini ahlaktan temizlemeniz. Anvak boyle "ABD ve bolgedeki jandarmasi Israil'in suyuna gitmenin" cikarimiza oldugunu yedirebilirdiniz. Bu fikirlerin sahibinin "filistin'li kardeslerinin intikamini alacaklar" derken ne dusundugunu cikarmak icin sifre cozucuye falan da gerek kalmiyor artik.
Sizinle ilgili yazdiklarimde cok spesifik tesbitler var, kendi yorumlariniz ve benim cikarimlarim var. Neden sadece uslubuma harcadinizki butun cevabinizi? Once MKA'nin devrimlerinin muhafizligina soyundunuz. Ondan bahsettim diy bu defa Kurtulus Savasi'ndaki dehasina atladiniz, tam da "dindersi kaldirilir ama devrim tarihi kaldirilamaz" derken bahsettiginiz zorunlu devrim tarihi derslerindeki kitaptan. Oysa konumuz "devrimletri ve mumhuriyet" idi. Bende kurtulu savasinda Ataturk methiyesinden sonra bi iki cumle ile bahsettiginiz "su cilgin Turker kitabindaki" halk icin kullandiginiz "pantolonu iple bagli...." tasvirini "MEALEN, NE ISE" serhi ile naklettim. Yani aynisini demedi ama boylesi birseyler dedi diyerek. Kocaa spesifik cuclamalar, tesbnitler, yorumlar bulunan orumumda bula bula "ben sumuklu demedim" i bulmus olmaniz dan ne cikrmaliyiz Sn. Efegil/ Ne farkeder sumuklu veya sumuksuz "gariban anadolununbagrinda cikmis er" den bahsetmiyormuyuz? Yoksa muhteva konusunda verecek cevap bulamadinizmi; artik kaluflajinizin kadirildigi, maskenizin dusuruldugu icin icinde bulundugunuz halet-i ruhiyeyi tahmin edebiliyorum. Baslangicta bazi iyi niyetli insanlarda bu "yumusak usluplu yorumcuya" sert cevaplar verdigimi dusunmuslerdi. Artik gordugunuz gibi siz size kaldiniz Sibel Fidel Beyaz ile. Bakin Sezgin Koriglu dahi ABD laikligini onerdi, size 180 derece zit bir pozisyon alarak, ve "ozgurluk, gercek demokrasi istiyorum" dedi basina tasmi dustu ne oldu ise! Siz reddettiniz cunki demokrasi de Islam dusmanlarinin kazanacagi konusunda Kiroglu kada emn degildinz. Bunu acikca ifade ettiniz. Istediginiz demokrasi HERKESIN SIZIN FIKIR VE HAYAT TARZINIZI SERBEST IRADESI ILE KABUL EDECEGI DEMOKRASI IDI> Bu benim yorumum dahi degil aci acik kendi ifadeniz. "sumluklu" kelimesi yada "pislik Maocu" ile ilgili akerlik masallari yerinesomut, spesifik ithamlara, tesbitlere cevap verin.
Beni asker arkadasiniz olan "pislik" e benzetttikten sonra su sorulara cevap verin:
1. Kimsiniz, kim adina konusuyorsunuz? Siz "biz" diye konusurken kimleri dahil ve haricte birakiyorsunuz? Filistinliler hepimizin kardesi? Sizin degilmi? "fiktinli kardeslerini kurtaracaklar" derken kimden bahsediyorsunuz? Bu gun Filistinli ile kardes olak icin musluman olmak sart degil insan olmak yeter. N. Hikmet'in deyimi ile "Sizi de bir ana ogurmadimi?
Analara kiymayin efendiler". Ya da soyleyin de efendilerinize analara cocuklara daha fazla kiymasinlar.
Hem siz "milletin yarisi" oldugunuz vehmini nerden cikariyorsunuzki? Yarisi olsa idiniz buralara degisik mustearlarla defalarca reinkarnasyon yapmazdiniz. Sibel Fidel olarak Beyaz olarak Somsalak Fidel, Kiroglu ve diger iki (k'li isim soyadli rumuzlar) ile. Sizinkiler medyayi, kurumlari, tufekli kuvvetlerin us rutbelerini, parayi kontrol ediyor diy "smoke and mirror" (duman ve ayna) metdu ile kendinizin fazla kalabalik oldugunuz vehmine kapilabilirsiniz. Ama size kot bi haberim var. Bir avucsunuz. Danistay provokasyonunuzdan sonraki Kocatepe ve Anit-Kabir cikartmalarinizdan da fazla umitlenmeyin derim. Cunki o kalabaligin nasi.l toplandigini cok iyi biliyor herkes, Onlarin yuzde 60'i orda olduklari sirada "devlet gorevinde" idiler; ve komutanlari, amirleri tarafindan zorunlu goturulduler oraya.
"Bakin bunlarin bas ortusun firsat verirseniz, yarin sizi kara carsafa sokacaklar, hepnizi ipe goturecekler, bunlar dunyann okuzun basinda durduguna inaniyorlar" masallari ile laikci zorbalarinzi biliyorsunuz. Demokrasiye musade edemem conki halkima guvenmiyorum, diyen siz degilmisiniz? Sezgin Kiroglu'nun "ABD laikligine evet diyorum" demesi uzerine "ben bu kumari oynayamamam, o zaman onla kazanir" (mealen) diyen siz degilmisiniz? Laf salatasi yapmak yerine sozlerinizin arkasinda durun ya da "yanlimisim, degistim" deyin. Bakin KIROGLU BU MEDENI CESARETI GOSTERDI! Bir zaman "laikligin tamnimmi olurmus n ise odur; ABD de saha 120 metre Avrupa'da 100 metre olurmu" diyord mdi "Tamam, Bekir By'in Hangi ulkenin laikligi sorusuna cevaben ABD laikligiistiyorum" dedi.
Benim ne siz ne burda yrum yapan hicbir kimse hakkinda yaptigim tespit desteksiz degildir. Siz fasist, ABD-Israil propogandisti, halkina guvenmeyen, onun degerlerinden nefret eden bir zat-i muhteremsiniz. Simdi bana siz veya baska birisi bu sifatlarin her birini hangi somut soylemlere dayandirdigimi sorsun lutfen! Cevaplarimin cogunu zaten sizin culmlelerinizden olusan "kunaz laikcinin sifreleri" basligi altindaki yorumumda verdim. Insaf ve idrak sahibi insanlar hangi yorummum mesnetli, mantiki cikarimla olmadigini soylesin bana.
2. Baskanli oldugunuz, Sibe Fidel Beyaz ve Sezgin Kiroglu'nun uyesi olduklari Islami folklorlestirme komitenizin "mandasini" kimden aldiniz? Islamin islahi veya kurtarilisi muslumanin isi degilmi? Oysa her ucunzun soylemlerinden Islam hakkinda nefretten baska bir ifade cikmadi. Kimin adina neyi islah ediyorsunuz? Gidip Yagudiligi, Evengelizmi, Protestanligi, ateizmi, agnostisizmi ne ise kendi dininiz onu islah etmeniz daha yerinde bir igrasdi olmazmi. "senin dinin sana, benim dinim bana" buyuruyor Yuce Dinimiz. Sizin buna itirazinizmi var?
Birazda "mutual admiration society" niz uyesi Sibel Fide Beyaz Hanim'a kulak verelim:
Once sizi yuksek sabriniz, bilgeliginiz, soguk kanliliginiz vb uzerine methiyeler duzduktem sonra kimligini cikariyor:
"Ortadogu da son gelismeler hepimizi uzdu tabi ki. Israil, diplomasiyi hice sayarak neden bu kadar mantiksiz bir hareket icine girdi anlamasi mumkun degil. Bu hareketin en cok israil'e zarar verecegini dusunuyorum. ABD yonetiminin de eli kolu baglanmis durumda bence bu konuda. Clinton zamaninda oldugu gibi arabulucu gorevi yapacak bir donanimlari pek kalmadi. Iran, bu noktadan sonra nukleer programina ve silahlanma calismalarina hiz vererek, Hizbullah ve Hamas'in askeri kanadini desteklemeyi surdurecek, ABD'nin Iran'i durdurmasi bence bu asamadan sonra zor. Petrol fiyatlari yukseldikce ve Ortadogu'da istikrar elden gittikce bir sonraki secimlerde Cumhuriyetcilerin sandiga gomulme olasili artiyor. Burada Yahudi ve Lubnanli arkadaslarimiz var, gelismelerden uzuntu ve endise duyuyoruz. Hafta basinda Hintli arkadaslarimizin acisini paylastik, simdi bir de bu cikti." (Beyaz)
Bakin dostlar anlatayim ne demek itedigini Sibel pardon Beyaz HAnim'in. olaylara uzulumuz ama kim adina? "israil'e zarar verebilirmis", cunki "mantiksiz" imis yapilan, Bush'un da "eki kolu bagli" imis! Vah vah zavalli Bush ve mantiksiz Olmert! Ama neden Bush'un eli kolu bagli imski? Terrist entiteyi kurduran, onu simdiye kadar 82 milyar olar hibe, bir o kadar affedilen kredilerle, zenginlestrilmis plutonuyum nukleer silah teknolojisi, BM'de kayitsiz sartsiz destek, milletlerarasi arena da hamisi olan ABD'nin eli kolu bagli ise bunun aciklamasi nedir acaba Beyaz Sibel Hanim icin? Ben bunun aciklamasin yaptim buralarda ve kendi blogumda defalarca. Pek coklari da yaptilar "They Dare to Speak out" (onlar konusmaya cesare ettiler" kitabinin yazari eski ABD Kongre uyesi Paul Findley )(Arafat'la konustugu icin Yahudi lobisi kariyerine son verdi) , Noal Chomsky, Michael Lerner, Gideon Levy, Garece Haskell, Iasral shahak ve Israel Shamir (www.isrelshamir.net) gibi Yahudiler yaptilar. Eger ABD'nin ve butun Bati dunyasinin bu vahset karssinda eli kolu bagli ise bu ancak Mahati Muhammed'in "Jews run the world b proxy" (Yahudiler dunyayi vekalet tyoluyla idare eder) terisini dogrular. Tek superguc'un elinin kolunun bagli olmasina baska hangi aciklama getrilebilirki? Bush'un bir "dur yoksa yardimi keserim" diyebildigini dusunun. Bu bildigimiz Israil'in sonu olur. Anma Sibel Fidel Beyaz biliyorki bunu diyemez Bush. Cunki Sn. Efegil'in dedigi gibi "Israil ABD'nin bolgedeki jandarmasi" degil ABD Israil'in dunyadaki jandarmasi, kapukulu, sozcusudur.
Bir de Beyaz Hanim Clinton doneminde oldugu gibi akli basinda arabulucu kalmadi demis. Konuya yakin olmayanlar Clinton yonetiminde akli basinda arabulucu oldugunu, ya da isin "akilli arabulucu" meseklesi oldugunu sanmasinlar. Birkere arabulucu tarafsiz olmalidir. Kaytsiz sartsiz ABD'nin menmfatlerini destekleyen, onun yaptigi her kastllam, isgal, milletlerarasi hukuk ihlalinin suc ortagi dfurumundaki ABD'den "akil basinda arabulucu" ciksa ne olacakki? Biyle bir arabulucu cikti ilk Clinton donminde Geroge Mitchell adinda. Adamin sagladigi on anlasmayi ilk ihlal eden Israil oldu, Ve Bush'un kendisinin cizdigi "yol haritasini" ilk ihlal eden de gene dostlari Sharon ve Olmert oldu. ABD'nin arabuluculugu burada Beyaz Hanim'in ben ile DE arasinda arabululculuk yapmasindan daha komiktir. Nitekim tarih boyle yazdi.
Beyaz Hanim'in diger derdi ise evet dogru tahmin ettiniz "nukleer Iran" Hizbullah ve Hamas.
Birincisi Iran'in nukleer silahi falan yok, Nukleer silah icin yuzde 90 kusur zengnlestrilmi uranyum lazim. Iran ise son olarak yuzde 5 zenginlestrimeyi basarmis gozukuyor. Bu ancak enerji sanralleri icin yeterli olabilecek bir zenginlestrmedir ve4 nukleer silah teknolojisinden cooook uzaktadir. Peki Israil? Oyle bir derdi yok Beyaz Hanim'in zaten "mantiksiz" ve "israil'e zarar vereceginden" kokuyor Beyaz Hanim! Filistin'de Lubnan'da katledilen insanlar, Suriye'ye saldiri ve Filistinde 60 yikldir can veren, hayvandan asagi muamele gioren insanlar icin bir kaygi gorebiliyormusunuz su satirlarda dostlar? Iran'in nukleerr teknolojisinden Israil adina rahatsizlik duyan Beyaz Hanim Israil'in elindeki hali hazirda 500-550 arsindaki nukleer silahin ne Iran, ne Suriye, Arabistan, Irak, diger bolge ulkeleri NEDE TURKIYE icin teskil ettigi tehditten rahatsizligi varmi bu hanimin?
Ama "haksizlik yapmayalim Israil'li akadaslari ile uzuldugu gibi ayrica Lubnanli ve Hintli arkadasi ile de uzulmus Beyaz Hanim. Bayaz Hanim Lubnanli ile Israilli arkadaslariniz arasinda nasil bir diyalog ghecti merak ediyorum. Benim de Yahudi calisma arkadaslarim olmusu. Ve Israil'le ilgili bazi "diyaloglarimdan" dolayi Washington'daki cok iyi isimi birakmaya zorlanmistim 2.5 sene once de ondan merak ettim.
Beyazx Hanim'in "hinli arkadasini" hatirlatmasi bbosuna degil doslar. Daha oncede Asli Hanim'a "kim kimi olduruyor; HSBC, Londra metrosu" falan demisti ve Hindistandaki teror olayini da ilave etmisti. Beyaz Hanim bu GHintli arkadasinizla bilikt Gujarat'ta bir iki terorist tarafindan degil binlerce silahli Hintli tarafindan bes binin uzerinde Musluman katledildiginde "beraber uzulmusmu" idiniz? Ama Beyaz Hanim siz sadece insanlara Musluman olmamalari ve tercihen Islam dusmani olmalari sarti ilemi uzuluyorsunuz? Bana tam tersini soylemeye kalkmayin, cunki sadece bu sityede Viet-Nam'dan Kambocyali'ya, Nikaragulali'ya kadar butun mazlumlardan bahsettim.
Blue Bey,
Tesekkurler. Mesajlarimin ulasmasi gereken yerlere ulastigini gormek bu careszlik ortaminda birazcik olsun yurek ferahlatici. Nuri Bey veya diger arkadaslarin Islam konusunda bilgilenirme islerini de elestirmedim aslinda. Sadece karsinizdakinin kimin adina konustugu ve gayersi sorgulamasi yapin dedim. Ben pek cok Yahud ile konustim, tartistim hemde azili Siyonistleri de dahil, Ama adamlarin kimlikleri ayan beyan ortada idi. Yani kim icerden kim disardan belli idi. Burada Ahmet, Mehmet, Muhammed,Ali , Yesil, Sari isimlilerin ne gercek isimlerini ne aidiyetlerini biliyoruz. Kimlik her halukarda sorulmaz ama bircok yerde zaruridir. HOs su anda fazla bir problem yok bu bakimdan burada; herkes kimligini cikarmis durumda, goren gozler icin.
8-yasindan 80 yasin kadar butun yorumculara Islam konusunda bilgilendiren, veya gucunun techizatinin oldugu her kapasditede elini tasin altina koyanlardan Allah razi olsun.
Allah bu dar gunlerde tum muminlerin yar ve yardimcisi olsun.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 14, 2006 8:05 PM
Değerli Beyaz;
Boşa emek çekmediğimi bana hissettirdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.
İnsanlara boş ve temelsiz bühtan atmak istemem. Fakat hiç bir sözümü de laf olsun diye, temelsiz söylemem. Bu ülkeyi Lübnan yapma planları gerçekten ve çok ciddi olarak vardır. Buna insanlar bilinçli değilse bile, bilinçsiz şekilde alet olabilirler. Çünkü insanlarda kolektif akıl diye bir sosyal olgu vardır. İnsan farkında olmadan kendisine yapılan (pozitif veya negatif) telkinlerle bu tür planların parçası olarak davrandığı halde farkında olmayabilir. Negatif telkin nasıl oluyor? Bakınız tepkisel yönlendirme diye bir konu vardır.
Tepkisel insan ve toplumları, "aman şu yola gitmeyin" diyerek inadına o yola gitmelerini sağlayabilirsiniz. Tabii tersine, gitmemelerini istediğiniz yola zorlar gibi yaparak gitmelerini de sağlayabilirsiniz.
Kim bu iç savaşı çıkarmak isteyenler? Benim en çok savunmakla, ajanı olmakla suçlandığım ABD bile olabilir. Çünkü ABD bizim belli bir ölçüde, kendi menfaatlerine yarayışlı olacağımız ölçüde güçlü olmamızı ister. Bakınız mesela BTC petrol boru hattı ABD'nin menfaatine olan ve taşıdığı petrolden çok siyasi önemi olan bir projedir. Bunu ABD desteklemiş ve yaptırmıştır. Bunu yapabilecek, koruyabilecek güçte bir Türkiye ister. Ama gereğinden fazla güçlenecek, ABD'ye rest çekip "Kafkas petrollerini ben denetlerim, sana ihtiyacım yok" diyecek güçte bir Türkiye istemez. ABD de bizi zaman zaman budama ihtiyacı hissedebilir. Fakat bu hat bizim de menfaatimizedir. Ben bu realiteyi söyleyince ABD ajanı oluyorum. Keşke o güce erişelim de ABD'ye rest çekebilelim. Ama Ahmedinejad gibi boş efelenme olmaz. Anlamadığım, İsrail Lübnan'a saldırınca Ahmedinejad "Bu İslam âlemine saldırıdır" demiyor da "İsrail Suriye'ye saldırırsa İslam âlemine saldırı kabul ederiz" diyor? Bunu pek anlayamadım.
İsrail tabii ki ve her zamanki gibi orantısız güç kullanıyor ve bir zamanlar Romalıların kendilerine uyguladığı mantığı uyguluyor. Romalılar kendilerine isyan eden bir beldeyi işgal ettiklerinde her üç kişiden birini rasgele kura ile seçerek idam ederlermiş. Mantık şu: Bu idam edilenlerden nasılsa en az yarısı bize isyan edenlerden oluşacak, öbürleri mi? Kurunun yanıda yanan yaşlar!
İsrail tabii ki dar bir coğrafyada ve etrafı düşmanla çevrili olarak kendini koruma refleksi kuvvetli bir ülke. Yeni yönetim de erkini halka kanıtlıyor ve güven telkin ederek yerini sağlamlaştırıyor. Onlar güvenin ancak güç ile sağlanacağına inanmışlar. Bilmem zaman haklı mı çıkarır, haksız mı? Akıttığı kanlar mutlaka ki üzerine sıçrıyor. Sonuçta güvenliğini sağlamak zorunda olan bir ülkenin refleksleri bunlar. Gerçekçi olmak en başta kendi ruh sağlığımız için gereklidir. Sonra yaşadığımız toplumun huzuru için... Orda kardeşlerin kanı akıyor, burda işbirlikçiler, uşaklar... Bu tür refleksler en başta kendi ruhsal dengemize, sonra toplumsal dengelerimize zarardır. Orta Doğu ne yazık ki kinlerin, nefretlerin yoğun olduğu bir coğrafya. Bilmiyorum belki bazılarına kabak tadı verdi ama, bunun da neden böyle olduğunun determinist açıklaması var, ama uzatmak istemiyorum. Birileri ukala bilimci konferansa başladı derler şimdi.
ABD'nin tavrına gelince, ABD İsrail'i tabii ki koruyacak, bunun Cumhuriyetçi, Demokrat iktidarla hiç ilgisi yok. Önce de söylediğim gibi İsrail bölgede jandarma. Onu korumak ve desteklemek ABD'nin devlet politikası. Bu konudaki yorumlarımı tekrar etmem yararsız olur. ABD'nin eli kolu bağlı diye bir şey yok. İsrail'e desteğini çekmesi yeterli. 68 savaşında İsrail yok olmanın eşiğinden doğrudan ABD silah ve mühimmat desteği ile kurtuldu. Yani İsrail kendini koruma refleksi güçlü bir ülke derken bundan tabii. Bakın bu uluslararası ilişkileri öyle hamaset, dostluk, kardeşlik ile açıklayamazsınız deyince topa tutuldum. Yahu Irak durduk yerde İran'a niye savaş açtı? ABD açtırdı. Evet, keriz misin, aptal mısın kardeşim, açma! Peki ne oldu? İş tersine dönüp İran Fao yarımadasını aldı ve savaş tazminatı olarak elinde tutacağını bildirdi. Fakat bu yarımada zaten dar bir kıyı şeridi olan Irak için çok stratejikti. Kimyasal silah kullandı. Yüzbinlerce İran askerinin siperlerinden çıkamadan üstüste yığılıp kaldıklarının resimleri arşivlerde duruyor. "Müslüman kardeş Irak" lıların bu kadar alçalacağını tahmin etmemişlerdi ve gaz maskeleri yoktu! Durduk yerde başlarına açılan bu savaşın tazminatı olarak bu ada en doğal hakları olarak kendilerinde kalmalıydı. Hak, hukuk bunu gerektiriyordu. Barış müzakerelerinde Irak heyetinin sanki küçük dağları yaratmış gbi mağrur edasını iyi hatırlıyorum. Çok çok iyi bir halt yemişlerdi çünkü. Irak ABD ve Batı'nın silah desteğiyle dünyanın sayılı silah gücü haline gelmişti. "Hadi al Kuveyt'i de, hakkındır..." Aptal gibi, saf gibi dal Kuveyt'e. Böyle şey olur mu, Saddam deliyse hiç mi hakkından gelecek aklı başında biri yoktu yahu? Saf saf "Orta Doğu yapay sınırlardan oluşuyor, bunu değiştiren Saddam kahramandır" yorumları yapılmıyor muydu? ABD tabii ki sana oyun oynayacak, ötekini berikine kırdırıp palazlanmanı istemeyecek. Sen oyuna gelmeyeceksin yoksa! Fakat ben ABD'nin gücünü küçümsemeyin deyince Amerikan uşağı, ajanı oluyorum.
Bakın herkese açık ve net söyleyeyim: ABD İran'a durduk yerde saldırmak istemeyebilir, İsrail Suriye'ye saldırıp İran'ı işin içine katar ve ortalık karışınca barışı tesis etmek için ABD müdahale edip bir taşla iki kuş vurup hem Suriye'yi hem İran'ı budayabilir. ABD İsrail'in aşığı maşuğu filan değil, İsrail ABD'nin bölgedeki menfaatlerinin bekçisi kardeşim, bundan rahatsız olan Yahudiler de var, sesleri duyulmuyor!
Orta Doğu'daki her kıpırdanış, Türkiye'nin zarar bilançosuna yazılır. Görüyor musunuz İsrail'in bölgedeki varlığının ABD'nin nasıl işine yaradığını? Orta Doğu dünyanın göbeğidir, oradan her yeri etkilersiniz. Bakın garip gelebilir ama ABD Kıbrıs'ta Türk askerinin varlığından pek rahatsız değil. ABD ile Türkiye'nin çıkarları kesişiyor derken işkembeden atmadım! ABD'deki zengin Yahudilerin, ABD'yi parmaklarında oynattıkları efsanesine kanmayın. İsrail'i kullanan ABD. İsrail'i kışkırtan terör eylemleri de figüranlar bu oyunda. Set kurulunca figüran çok olur. Ahmet, Mehmet çağırdın mı koşarak gelirler. Öyle ajan kullanmaya terörist kılığına sokmaya bile gerek yok.
Arkadaşlar, konunun özeti: Dün Orta Doğu ABD ile Sovyetlerin satranç tahtasıydı, şimdi ABD Çin'in devreye girme olasılığına karşı önlem alıyor. Valla bakın Çin'i küçümsemek mi gerekir, çok önemsemek mi gerekir ben şahsen karar veremiyorum. Bu çok ama çok hassas bir konu. ABD'de stratejistlerin buna çok kafa patlattıklarından emin olabilirsiniz. Oyunu bile çıktı şimdiden: Battlefield: Çin-ABD savaşı kurgusu...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 14, 2006 8:39 PM
Sayın Efegil,
Uzun zamandır bu sitenin müdavimiyim. Buraya yazılan hemen her yorumu okurum. Sizi de bu sebeple okuyorum. Ama ne hikmetse yazdıklarınızda sadra şifa tek kelime tutarlılık bulamıyorum.
Hatırlarsınız daha önce sizinle nedensellik üzerine tartışmıştık; nihayetinde nedenselliğin ispat edilemeyeceğini kabul edip, "dostum o zaman da insan nihilist olur, ben onları da anlıyorum" -mealen- demiştiniz. (zaten siz herkesi anlıyorsunuz, bir kendiniz hariç :-) Beni Tevhide götüren şeyin sizi bir akıl hastalığı olan nihilizme nasıl götürdüğünü sormuştum birşey dememiştiniz. Daha sonra Cengiz Bey ile de tartıştınız ona da bu konuda tutarlı cevaplar vermediniz.
Bu tutarsızlığı ve laf kalabalıklığını görünce başlangıçta ciddiye almış olmama rağmen sizin Bekir Bey'in ifadesiyle "şifrenizi" çözdüm ve yorumlarınızı okuyup izlemeye başladım. Yorumlarınızda nedensellik tanrısından aldığınız seküler vahiylerle ince ince "inanç" kavramına ve bu bağlamda İslam'a bindirmeye başladınız. Kendi dar bakışınızdan ve önyargılarınızdan hareketle İslam teolojisi ve ameli boyutu ile ilgili çeşniler halinde kapalı yazılar yazmaya başladınız. Başlangıçta bunlara cevap vermeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. Sebebi de sizi okuyup da "aa demirkan bey yine birşeyler yazmış, anlamadım ama kesin önemli şeyler söylüyordur" diyen orta zekalı üçüncü şahısların; benim cevabımdan sonra, sizin yazılarınızdaki İslam'la ve inanç kavramlarıyla geçtiğiniz ince dalgaları farketmemeleri için. Ama artık bakıyorum bunu iyice alenî yapmaya başladınız.
Sizinle nedensellik üzerine konuşurken hatırlarsınız agnostizmin uçsuz bucaksız ve bir o kadar da tutarsız deryasına bir dalıyordunuz, sizi oralardan bulup çıkartmak zor oluyordu. Baştan beri yazdığınız yazılarınızdaki tüm argümanlar marksizmin argümanları.. Ama biz şimdi marksizmi konuşmaya başlasak, siz hemen marksizmin tutarsızlıklardan kaçmak için sosyalizme, sosyalizmi konuşsak, yine aynı sebeple, sosyal demokrasiye onu konuşsak liberal sola kaçacaksınız. Tıpkı materyalizmi konuşurken agnostizme kaçtığınız gibi..
Nedensellik, bugünkü bilimsel yöntem ve maddeci saltanat safi bir önkabullerle dolu "inanç" olduğu halde "inanç" kavramına sallayıp duruyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir? Düşünsel bir sabiteniz yok, nerde durduğunuz belli değil, felsefi görüşünüz nedir? Eğer agnostizmse niçin bize marksist diyalektiği baştan beri kakalamaya (çok af buyrun daha kibarını düşündüm ama bulamadım) çalışıyorsunuz? Eğer marksizm ve materyalizmse niçin materyalizmi konışurken agnostizme kaçıyorsunuz? Bu tutarsızlık ve ruhi kaypaklık (yine af buyrun daha kibarını bulamadım) sizi nasıl tatmin ediyor?
Nedenselliğe tapıyor gibi konuştuktan sonra "bilgi" üzerine agnostik felsefe yapmak neden? Baştan beri felsefe yaptığınız halde neden bunu nesnellik süsüyle sunuyorsunuz?
Karıncayı incitmeyeceğinizi, bilmemne kuşunun soyunun tükenmesi karşısında acı çektiğinizi söylüyorsunuz ama nedensellik gereği soykırım yapan İsrail'i ve ABD'yi destekliyorsunuz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Hem nedensellik size karınca için ve bilmemne kuşu için üzülmenizi nasıl söyleyebilir? "Güçlü olan hayatta kalır, zayıflar elenir.." Siz bunun ürünüsünüz, ahlak burada handikaptır, fedakarlık elenmeye yol açar, evrimin en üst aşamasındaki bir türde bunların işi ne? Neden soyu tükenen canlılar için üzülüyorsunuzki?
İsrail Filistinlileri kırıp geçirirken, zulüm ve katliam yaparken, çocuklar öldürülüp, kadınlar tecavüze uğrarken devreye giren "nedensellik", hayvanat ve nebatatın doğal seleksiyonla elenmsine neden devreye girmiyor?
Açık ki siz yalan söylüyorsunuz. Siz katıksız bir materyalistsiniz ve bu "inancınızı" pazarlamak için değişik kisvelere bürünüyorsunuz. Her felsefi ekolden birşeyler alıyorsunuz. Nerede sıkışsanız bir diğerine geçiyorsunuz.. Bu ruhi kayganlığın ahlaki olmadığını söyleyeceğim ama bunun sizin için bir öneminin olmadığının farkındayım. Sebep: Ehem.. nedensellik hazretleri..
Materyalist "inancın" diğer "inançlar" yanında sizdeki şerbetliliği nereden geliyor? Bunu tartışalım.. Nedir materyaliz? Sizinle materyalizmi konuşalım, evrimi konuşalım bakalım ortaya ne gibi bir sonuç çıkacak? Bir ineğin bir defada zıplayarak aya çıkabileceği ihtimaline inanan ve bu ihtimalin üstüste defalarca olduğu önkabulü ile hareket ederek materyalist bir yaşam ve evren tarihi sunan sizler, çıkmazlarla dolu materyalizm/evrim labirentleri için ne diyecek? Materyalizmin "inanç" olduğunu ne kadar reddebileceksiniz bakalım. Gödeli ve "tamamlanamazlık teoremini" konuşalım, bakalım burada materyalizm ve nedensellik hazretleri nereye oturacak? Alaya aldığınz "inanç" kavramlarıyla kendi inancınızın karşılaştırmasını yapalım, hangisi varololuşa en mantıklı ve rasyonel anlamı verecek görelim.
Nuri Bey'e fena tosladınız, Nuri Bey İslam hakkında atıp tuttuğunuz konularda tashihlerini yaptı bir yanıt veremediniz. İslam'ı bütünlüğü içinde değerlendirmeyip oraya buraya sündürmeye çalışan ve asırlardır her ortamda cevaplarını almış bulunanların kötü bir tekrarını sergilediniz, yalnız sinsi bir yöntemle.. Daha önce Konfüçyüs'ün öğretisi için "saçmalıklar" dediniz ve "inanç" kavramını yerdiniz hemen ardından İslam inancından bahsettiniz, ama bir önceki paragraftaki inanç=saçmalık kavramlarını inanç= İslam olarak biraraya getirmekti amacınız kurnazca.. Aralara Kur'an'ın edebi üslubunu öven birkaç cümle yerleştirdiniz.. En son yorumunuzda da devrimci bir marksisti örnek verdiniz güya "devri geçmiş" diyerek; aslında biliyoruz ki bal gibi İslam'dan ve "inanç"tan bahsediyorsunuz.Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali.. Sağ gösterip sol vurma denemesi.. Hiç ahlakî değil, ama pardon ahlak nedensellik gereği hükümsüzdür değil mi?
İslam hakkındaki folklorleştirme ve ılımlılaştırma amacınız da tam evlere şenlik?! Siz kimsiniz kuzum, bunu hangi sıfatla yapıyorsunuz? Amacınız nedir? Müslümanın tasası size mi düştü? Kutsallığı folklorize edecekmiş, yani içine edeceksiniz, hayata müdahil olmayan hedonist uygarlığa meydan okumayan, ahlaklı olmayı emretmeyen, her türlü rezilliğe "bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler" diyen, "insan" olmayı, "onur"lu olmayı, yardımsever olmayı, anaya babaya saygılı olmayı, zulme karşı gelmeyi düstur edinmeyen, ibadetlerle insanı disipline etmeyen, ruhi olgunluk amaçlamayan, eşcinel evliliklere bile tolerans gösteren lıght ve içi boşaltılmış hristiyanlık gibi bir İslam istiyor paşa gönlünüz he mi?
Siz kimsiniz onu bir söyleyin bakalım? Yoksa "Dinler arası diyalog" yapıyoruz da haberimiz mi yok, medeniyetler ittifakı için!..
Bunun gibi pekçok noktayı -sahte demokratlığınız dahil- Bekir Bey çok güzel deşifre etmiş zaten ellerine sağlık; ekleyecek bir şeyim yok, arif olan anlar; zaten anlamıştır da.
Hem S.Kıroğlu'nun söylediği yalandan dolayı yerdiniz hem de mantıksal kurgulama yönünü takdir ettiniz (SK'nin mantıksal kurgulaması deyince güleceğim geldi.S.Kıroğlu'nun AT/laiklik/başörtüsü ile ilgili yorumlarını okuyanlar neden güldüğü bilirler:-)) Biliyor musunuz Sezgin Kıroğlu'na sizden daha fazla saygı duyuyorum. O en azından "inandığı" şeyleri açık yüreklilikle söylüyor.
Ve Nuri Bey'e toslayınca lafı çevirip işi "mantıklı diyalog"a döktünüz. Yani herzamanki kayganlığınızı sergilediniz. Tıpkı daha önce determizim konusunda bana ve varoluşa bakış teorilerinin tümünün birer inanç olduğu konusunda Cengiz Bey'e de yaptığınız gibi..
Bu tutarsızlıklar ve gayr-i ahlakî davranışlarınız için ne diyeceksiniz? Nedensellik mi?
Biz de biraz felsefe yapalım, taptığınız bilim neleri açıklamış bakalım, inanç kavramı üzerine konuşalım, rasyonaliteyi konuşalım, determinizmi sorgulayalım, yaşamın tarihini, insanı konuşalım, Tanrı'yı konuşalım ama tabii eğer sıkışınca yayvan bir ağızla "yaa ne bileyim yaa, kim bilebilir kiii... belki de başaramayacak bu ülke yaaaa" gibi sözler söyleyerek konuyu saptırmaya çalışmayacaksanız.. Kim neyi başarmış bir dinleyelim, neyi çözmüş insanlık veya hayran olduğunuz Batı, sizden öğrenelim..
Bu onca yanlışlamaya rağmen devam eden tepeden bakışınızın kaynağı nedir, hangi felsefi düşünceye dayanır? Argümanları nelerdir, tutarlı mıdır, çürük müdür bir bakalım..
Cengiz Bey felsefeci zaten benden önce sorularını sormuş. Nedir şu dilinize pelesenk ettiğiniz "hayatın gerçekleri" ve dayandığı felsefi temel? Bunu sorgulamaya var mısınız?
Alaya aldığınız tüm "inanç" kavramlarından daha dogmatik, daha turtarsız, daha irrasyonel, kendi içinde bile bir bütünlüğe bile sahip olmayan, akıl dışı hezeyanlarla süslü, kurduğu çatıların altını dolduramayan, evrene ve yaşama bir açıklama getiremeyen buna rağmen "bilimsellik" kisvesini alarak "tek gerçek" diye dayatılan ve adına "materyalizm" denilen "inancınızı" tartışalım.
Ama baştan söyleyeyim, sıkışınca agnostizme kaçmamak şartıyla..
Yok eğer "kardeşim ben zaten agnostiğim" diyorsanız bizahmet bize niçin sürekli materyalist felsefeyi, marksist diyalektiği "kesinleşmiş, hayatın gerçeği" olarak kakalamaya çalıştığınızı, açıklayın..
İnsanlığın ortak birikiminin eseri bütün felsefi ekoller bellidir, hepsinden az-çok haberdar haberdar olan ve kıyaslayan birisi olarak benim düşüncem şudur: Varoluşa en rasyonel bakış Teizim, en rasyonel Teizm'de son ilahi Vahy "İslam" teolojisidir. Ben bunu söylüyorum, en başından beri..
Pekii kuzum, siz ne söylüyorsunuz?..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 14, 2006 8:51 PM
Bekir ve Suat beylerin, demirkan efegil'e verdikleri cevaplar, bir zihniyetin -ibretlik- anatomisini net biçimde ortaya çıkarıyor..! Dünyada, materyalizmin, scientisizmin, agnoztisizmin, sosyalizmin, ...izmin, ANTİ İSLAM 'la özdeşleşti(rilebildi)ği başka bir ülke var mı bilmiyorum ama yukarıda iki saygıdeğer beyefendi tarafından deşifre edilen zihniyet bu özdeşliğin mikro örnekleri olarak, bu siteyi takip edenlerin düşünce dünyalarında yer edineceğine eminim.. Dünya görüşleri ve tandanslarının pseudo-çeşitliliğinde, ANTİ İSLAM ortak rengini görmek hiç de zor değil..
Yazan: A. Esin Tarih: July 14, 2006 9:30 PM
Sayın Efegil,
Burada gerçek bir bilimsel tartışma yapmak için yazıyorum.
Eğer siz de böyle yaparsanız diyalog çok rahat kurulur.
Ben dediğim gibi, kimden gelirse gelsin düşüncenin sefaletini, çıkarımların mantıksızlığını açıkça eleştiririm.
Eğer benimle Teoloji tartışacaksanız tartışırız.
Yok basmakalıp önyargıları tekrarlayıp duracaksanız bunun bize bir faydası olmaz.
Sırayla gidelim şimdi:
Bir kere “zımni” değil; zımni “örtük” demektir. Doğrusu Zımmi olacaktır. Peki nedir zımmi? Fethedilen yerlerde yaşayanların vergi vermek koşuluyla özgürce yaşaması.
Daha önce de verdiğim şu bilgiyi tekrar veriyorum:
“İslam dini, Müslümanların himayesine giren ve cizyesini (savaş tazminatını-vergisini) verenlerin can, mal ve bütün hukuklarının muhafazasını taahhüt eder. Dördüncü İslam halifesi olan Hz. Ali(r.a) bu hususu şöyle ifade etmiştir : “ KANLARI KANIMIZ, MALLARI MALIMIZ GİBİDİR”.
Kendi dinlerinde kalmak üzere Müslümanların himayesine giren zimmiler hakkındaki tarihi uygulamalar pek çoktur. Bu uygulamanın en güzel bir kanıtı, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed’in, İstanbul’da yaşayan Galata Zimmilerine verdiği Ahitnamedir. Halen orijinal nüshası Paris, Bib.Nat.turc anc. 130, Vrk.78/a-b’deki nüshadır. Bu akitnamenin daha önce Fransızca tercümesi ve Türkçe metni yayınlanmıştır.
(Beldiceanu, Recherche Surla ville Ottomate, 153-154,423-424 ; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II/7-8; TOEM, Sene 5, sh.52)
Fatih Sultan Mehmet bu akitnamesinde:
-Galata gayrimüslimlerinin kendi dini ayin ve erkanlarını yine kendi üslup ve adetleri üzerine yerine getirmelerine müsaade etmiştir.
-Malları, rızıkları, mülkleri, mahzenleri, bağları, değirmenleri, sandalları ve bilcümle metaları ve eşleri, çocukları ve cariyeleri kendi ellerinde kalmalarına izin vermiştir.
-Kiliseleri ellerinde kalacak, ellerinden alınıp mescid yapılmayacak ve bir kafir rızası olmadan Müslüman edilmeyecektir.
Savaş eden düşmanlar, zimmi statüsüne girdiği ve fiilen savaşı terk ettiği takdirde katlini gerektiren sebep ortadan kalktığı için öldürülmemektedir. EĞER MÜSLÜMAN OLMAYANLARLA SAVAŞMANIN SEBEBİ ONLARIN KÜFÜR EHLİ OLMALARI OLSAYDI, SAVAŞIN SON BULMASI İLE YETİNİLMEZ,. İSLAMİYET’İ KABUL ETMELERİ ŞART KOŞULURDU. Halbuki savaş sonrası yapılan anlaşmalarda bu yolda bir zorlama getirilmemiş, kilise ve havralara ilişilmemiş, din serbestisi ve hürriyeti tanınmıştır.
İslam dini, Müslüman olmayanlara karşı dinde baskı yapmayı kesinlikle yasaklamıştır. Zor ve baskı altında gerçekleşecek imanın geçersiz olduğunu hükme bağlamıştır.
İNANMAYAN KİMSELER HAYATTA KALSALAR BELKİ HAYATLARININ SONUNA KADAR İMAN ETME İHTİMALLERİ VARDIR. İMANA GELMELERİ İÇİN ONLARLA SAVAŞILDIĞINDA SAVAŞ SIRASINDA ÖLDÜRÜLENLER İÇİN BU İMKAN ORTADAN KALKMAKTADIR. Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki, Müslümanlara saldırıda bulunmayan gayri müslimlere karşı yapılacak görev onlarla savaşmak değil, onları İslam’a davet yollarına başvurmaktır. (Prof.Dr.Şener Dilek)
Eğer bu muhteşem gerçekliği anlamak istemezseniz kötü niyetli olduğunuza yüzde yüz kani olacağım…
“Putperestliğin artık ebediyen yeryüzünden kaldırılmış olduğunun dekleresi Veda Hutbesi'nde de vardır. Tevbe Suresi'nin gelişinden sonra hiç bir müşrik "tamam ya, Kabe'den kaldırdınız da, ben evimin bir köşesinde Lat ve Uzza putları yapıp kendi kendime tapınacağım" deme hakkına ebediyete kadar sahip değildir İslam nazarında. İSLAM ŞİRKİ EBEDİYEN YERYÜZÜNDEN KALDIRDIĞINI DEKLERE ETMİŞ VE ARTIK ŞİRK YAPAN, PUTA TAPANLARIN BUNDAN BÖYLE ÖLDÜRÜLECEĞİNİ İLAN ETMİŞTİR. İslam zımni havralarını, kiliselerini tanıyıp dokunulmazlığını garanti etmiştir. Fakat içinde put olup putlara tapınılan bir tapınağı Mekke'nin fethinden sonra İslam toprağı içinde hiç bir zaman tanımamıştır.”
Demişsiniz.
Şimdi bu hiç hoş bir şey değil. Kızmayayım diyorum ama yani bu kadar da olmaz Demirkan Bey.
Mekke’nin fethi sonucunda KABE’DEKİ PUTLAR YIKILMIŞTIR. AMA İNSANLARIN EVLERİNE GİRİLİP DE PUTLAR MI YIKILMIŞ? Bunun tek bir örneği var mıdır?
Kabe’den putlar tabiî ki temizlenecekti.
Lütfen demagojiyi falan bırakın da söyleyin: Kendilerini Mekke’de işkencelerden geçiren, sonra kovan, sonra defalarca üzerlerine saldıran insanlara Peygamber ve arkadaşlarının tavrı ne olmuştur? Eğer samimi iseniz bana bunun cevabını verin?
Mekke fethedildiğinde ve sonrasında kaç tan müşrik öldürülmüş ya da sorgulanmışır? Bana bunun bilgisini verin!
Kaç tane müşrik islama girmesi için baskı altına alınmıştır?
Saçmalamanın da bir sınırı olmalı…
“…ARTIK ŞİRK YAPAN, PUTA TAPANLARIN BUNDAN BÖYLE ÖLDÜRÜLECEĞİNİ İLAN ETMİŞTİR”
Bu ifade çok çirkin, çok saygısız. Sürekli bilime ve düşünceye hakaret edip duruyorsunuz.
Bana bunu ispatlayın söylediğim her şeyi geri alacağım. Bu açık ve saygısız iftirayı ispatlamazsanız sizin müfteri olduğunuzu ve bilim ahlakından mahrum olduğunuzu ilan etmek durumundayım.
Size 10 defa anlattım. Uygulamaya bakın kardeşim uygulamaya. Bana Peygamberin böyle davrandığına ilişkin bir örnek gösterin!!!!
Şu örnek utanmanıza yetecek mi bilmiyorum doğrusu:
Bedir savaşı sırasında esir alınanlara nasıl davranılmıştı? Bana bir söylesenize!!!
69 kişi esir alındı. Bu 69 kişi
1-10 kişiye okuma yazma öğretme şartıyla serbest bırakıldı.(buradaki büyüklüğü göremiyen kördür, kör cahildir!)
2-“Kurtulmalık Akçesi” verenler serbest bırakıldı.
Kaldı ki bunları öldürselerdi de savaş ortamının bir gereği olarak kimse gık diyemezdi.
Amcası Hz.Hamza’yı sinsice öldüren Vahşi bin HArb ve ona bu emri veren ve Hz.Hamzanın bazı organlarını yiyen Hind bin Utbe’ye Peygamber ne yaptı biliyor musunuz?
O zaman cehalet sussun, bilgi konuşsun ve herkes de dinlesin: Onları affetmiştir.
Vahşi bir HArb denen adam bir Habeşli köledir. Ama bu katile Peygamber defalarca mektup yazmış, geri gelmesini Allah’tan af dilemesini tavsiye etmiştir. Neden sonra Vahşi gelmiş Müslüman olmuş ve özgür bir insan olarak hayatını sürdürmüştür.
Ve biliyor musunuz Sahte peygamber Müseylime’yi savaşta öldüren de Vahşi olmuştur.
Size on defa anlattım. Medine Vesikası neydi beyefendi??????
Bunun cevabını bilmiyorsanız niye öğrenmek için en ufak çabanız yok?????
Medine Vesikası, Medineli Ehli Kitap, Müslümanlar ve Müşrikler arasında imzalanmıştır. Müşrikler de birinci sınıf vatandaştır orada.
Kaldıki mekkede de medinede de çok sayıda müşrik gayet rahat hayatlarını devam ettirmişlerdir
“Antlaşma yapılan müşriklere gelince... Bu ruhsat antlaşmanın bitişine kadar, verilmiş sözün geri alınmaması için verilmiştir. Antlaşma bittiği anda onlar da şirkten vaz geçip putlarını imha etmekle yükümlüdürler. Aksi halde öldürülürler. Antlaşma yapılmış da olsa hiç bir müşrikin Kabe'ye yaklaşması yasaklanmıştır.
Gördüğünüz gibi Buda heykeline tapanların imha edilmesinin farz olduğu atmasyon değil”
Evet atmasyon değil, çünkü bilgisizce yapılan bir iftira.
Yukarıda anlattığım halde hem anlamamış hem de anlamazlıktan gelmişsiniz. Yapacak bir şeyim yok.
“Beş tanrıya inanma özgürlüğü olmadığı da... Dolayısıyla ne siz ne ben kendimizi köprülerden atmayalım. Birbirimize saygı duyarak, barış içinde yaşayalım. Ben de Kur'an okuduğumu söylediğim zaman "Sen ne anlarsın Kur'an'dan, kıçı blucinli kızlarla Kur'an okuyup camileri kiliseye mi çevireceksin? Hariçten niye gazel okuyorsun?" demeye getirip dışlama yapanlar gibi olmayın. Buralarda knz linkli bir yorumcu vardı. Burayı da okuyor mu bilmiyorum. Oluşumların kendini dayatacağı, din yorumcularının bunun önünde duramayacakları gibi güzel bir tezi var. Sanırım bu tez geçerliğini zamanla kanıtlayacak. Gün gelecek Kur'an'ı blucinli bayanlar da okuyabilecek. Tırnaklarındaki boyanın altına su işlemediği için abdestlerinin geçerli olmadığı gibi abuk sabuk iddialara kimse kulak asmayacak.”
Komik olmayın lütfen. Bu tartışmanın seviyesi bu kadar düşürülmemeli.
Ben de blucinliyim. Armani giyiyorum!!!!!. Karım da öyle!!!!! Ayakkabılarım da Prada!!!
Ama bunu bir meziyet olarak da görmüyorum. Blucinle zihin arasında nedensellik bağı yok. Ben de eşim de Roma’da İspanyol Basamaklarının aşağısındaki Via Del Condotti’yi çok severiz. Zaman zaman alışverişlerimizi oradan yaparız…!!!
Siz milleti hayattan haberi yok kendinizi de aydın çağdaş olarak mı görüyorsunuz?
Neyse beyefendi, eğer Kuranın ve peygamberin mesajı nedir diye sorarsanız memnuniyetle açıklarım…
Çok güzel bir sözdür: Hilali gören iki kişinin gözü, bakmayan ve görmeyen binlerce göze müreccahtır tercih edilir)
O nedenle burada da işin erbabının sözü, ehil olmayan binlerce söze müreccahtır.
Dinde zorlama yoktur. İsteyen istediğine inanır ya da inanmaz.
Bunun aksini iddia etmek bilimsel bir gülünçlüktür.
Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına:
İnanma kalp işidir beyefendi. Zorla inanma olmaz. Siz daha İslamın en temel mesajını bilmiyorsunuz. İnsanlara “inan” denmez. Hatta bu islamın en mantıksız gördüğü şeydir. Çünkü din samimiyete dayanır. En ufak bir iradi iman, MÜNAFIKLIK olarak tanımlanmıştır. Dünya hayatı bir imtihan olarak tanımlanır. Eğer inanmamak da bir tercih olMAsaydı, imtihandan söz edilemezdi.
Kişiye son nefesine kadar inanma şansı olacağı düşüncesiyle hayat hakkı tanınması en büyük zorunluluktur.
Oryantalistlerin de teslim ettiği gibi, İslam kendi içinde en tutarlı dindir. İnanmayabilirsiniz ama bu gerçeği bilimsellik ve hakperestlik adına teslim etmek durumundasınız.
Aksi halde size en ufak bir saygım olamaz.
Siz wishful thinking yapıyorsunuz beyefendi. Yaptığınız şey Hz.Peygamberi terörist göstermek, Müslümanların neden terörist olduğunu ispatlamaya çalışmak. Neden peki. Ben anlatayım:
Amacınız şu:
Eğer Kuranın ve Peygamberinin terörist olduğunu ispatlarsak;
1.Türkiye’de çoğunluğu oluşturan masum Anadolu insanının uyanışını geciktirir, demokrasi, özgürlük ve kalkınma taleplerinin önünü kesecek açık ya da örtük faşist bir cuntanın kurulmasını sağlayabiliriz. Böylece azınlıklar (illa dini değil, sosyolojik ve ekonomik azınlıklar da buna dahil) olarak gücü her daim elimizde tutarız.
2.ABD ve israil’in dinci ve din soslu ekonomik sömürüsünün sürmesi için Ortadoğunun ele geçirilmesi/elde tutulmasına yönelik projenin gerçekleşmesi için Müslüman coğrafyanın ezilmesi gerekir. Bu da ancak Müslümanları terörist olmasıyla mümkündür.
Bu işi üçünüz de çok iyi yapıyorsunuz. Kutlarım.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 14, 2006 9:32 PM
"Alaya aldığınız tüm "inanç" kavramlarından daha dogmatik, daha turtarsız, daha irrasyonel, kendi içinde bile bir bütünlüğe bile sahip olmayan, akıl dışı hezeyanlarla süslü, kurduğu çatıların altını dolduramayan, evrene ve yaşama bir açıklama getiremeyen buna rağmen "bilimsellik" kisvesini alarak "tek gerçek" diye dayatılan ve adına "materyalizm" denilen "inancınızı" tartışalım."
Evet bence de.
Ben de bunu söylüyorum
Görmeden bahsetmiş
Gel tartıısalım diyorum
Beyinden bahsetmiş gel bunu tartısalım
Bilimden bahsetmiş bunu tartısalım
Gerci hiç bir anlamı yok tartısmamın
Bu arkadas kadar sağlam mümin miyiz bunu sorgulamamız lazım.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 10:37 PM
Özgür Bey,
Sizinle mantıklı bir diyalog kurulabileceğini sanıyorum"
Benimle neden kuramayacagınızı cok iyi biliyorum :)
ben felsefe ve laf ebeliği yapmıyorum çünkü.
Size hoş görünmek gibi bir derdim de yok"
Benim felsefe ve lab ebeliğimi yaptığımı mı anlamalıyım buradan?
Hoş görünmek gibi bir derdim mi?
çok ağır sözler bunlar.
sanal alemde kime hoş görünecek mişim?
Uslubu beyan ayniyle insan beyefendi.
biz uslubumuzu karşımızdakine göre belirlemeyiz.
hz.Peygamber başından deve işkembesi dökenlere, kendisini tükürüğe boğanlara bile anlatmaktan asla vazgeçmedi. sizin göreviniz başkalarını inandırmak ya da ikna etmek değil. gerçeği anlatmak. diğeri başkasının vazifesiç O isterse kalpleri ısındırır.
inançlı ve hatta çok samimi bir inanan olmanız da herşeyi doğru bildiğiniz ve yaptığınız anlamına gelmez.
Din konusundaki bilgi eksikliği bu din düşmanı takımının sorunu değil sadece. dindan kesimin de en büyük problemi budur farklı açıdan.
dini bir duyarlılığı milli, vatani, insani diğer duyarlılıklarla karıştırmak da bir sorundur.
özgürlüklere, barışa, huzura, demokrasiye, insanca yaşamaya yapılan saldırılara tepki vermekle dinsel tepki vermeyi birbirine karıştırmamak lazım.
bu defa islam düşmanı gürüh bakın bunlar din adına saldırıya geçiyorlar diye yaygara kopartıyorlar.
burada kesinlikle geleneksel bir müslüman aile içinde yetişmemiş insanların islama olan kinlerini kusmalarını seyrediyoruz. buna ya ilmen cevap vereceğiz ya da kaale almayacağız.
ama asla uslubu bozup onların bilim ahlakından yoksun tutumlarını örten bir davranışta bulunulmamalıdır.
bırakalım onlar etnik ya da dini ya da mezhebi köklerinden gelen kin ve nefretlerini ortaya döksünler.
yılların tecrübesi bu. benim tartışmalarımda gördüğüm şey hep bu olmuştur: düşünsel veya ilmi bir çabanın sonucunda ortaya çıkan eleştiriler değil bunlar. sadece köken meselesi. tartıştığım ve her tartışmada bu banal iftiraları ve mantıksızlıkları seslendirenler %99,9 oranında böyle çıkmıştır. çoğu kendini ifşa etmiştir.
o nedenle, perspektifi açarak olaylara daha üstten bakılması gerekir.
Burada bu adamların derdi bu sitede de olduğu gibi çoğunluğu oluşturanların zihnini bozmak, onlara karşı dış dünyada söyleyemedikleri kinlerini burada rahatça kusmak. bırakalım kussunlar.
alabildiğine bir cehalet içerisindeler. ne islamı biliyorlar ne de materyalizmi. ama inandıkları gerçek bir din, mezhep ya da etnik köken var. Ben mesela öğrenci derneğinde orak-çekiç bayrağı asıp, devletimize TC deyip, faşist polis dışarı deyip, kahrolsun şeriat deyip, ateistim deyip ama diğer taraftan örneğin kendi mezhebi ayinlerine gönülden katılan ve o davanın kini ve hırsıyla bilenmiş onlarca insan tanıdım.
Türkiye'de vülger materyalizm bir mezhebe dayanır, seçkinci materyalizm ise başka bir dine dayanır.
burada müslümanlara nefret dökenler de kesinlikle bu iki oluşumdan birine aitler.
ama bırakalım döksünler herkes de gerçekleri görsün.
Gerçeği arama adına tartışmak isteyenler ise bundan müstesna tabii ki.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 14, 2006 11:04 PM
"Materyalist "inancın" diğer "inançlar" yanında sizdeki şerbetliliği nereden geliyor? Bunu tartışalım.. Nedir materyaliz? Sizinle materyalizmi konuşalım, evrimi konuşalım bakalım ortaya ne gibi bir sonuç çıkacak? Bir ineğin bir defada zıplayarak aya çıkabileceği ihtimaline inanan ve bu ihtimalin üstüste defalarca olduğu önkabulü ile hareket ederek materyalist bir yaşam ve evren tarihi sunan sizler, çıkmazlarla dolu materyalizm/evrim labirentleri için ne diyecek? Materyalizmin "inanç" olduğunu ne kadar reddebileceksiniz bakalım. Gödeli ve "tamamlanamazlık teoremini" konuşalım, bakalım burada materyalizm ve nedensellik hazretleri nereye oturacak? Alaya aldığınz "inanç" kavramlarıyla kendi inancınızın karşılaştırmasını yapalım, hangisi varololuşa en mantıklı ve rasyonel anlamı verecek görelim."
Suat Bey
Size de hayranım :)
size de abi demek isterim yasca benden bir kaç yas buyuksunuz çunku
Yorumunuz harika
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 11:15 PM
"Bana bunu ispatlayın söylediğim her şeyi geri alacağım. Bu açık ve saygısız iftirayı ispatlamazsanız sizin müfteri olduğunuzu ve bilim ahlakından mahrum olduğunuzu ilan etmek durumundayım."
Bilim ahlakı mı
hala mı bu adamın bilimle alakası oldugunu söylüyorsunuz
Arkadaslar materyalizmin ahlakı mucubince bu adam yalan söylüyor uyduruyor carpıtıyor yalan söylüyor
İşine geldiği gibi davranıyor tezviratı bilim diye yutturuyor
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 14, 2006 11:18 PM
Oluşumların kendini dayatacağı, din yorumcularının bunun önünde duramayacakları gibi güzel bir tezi var. Sanırım bu tez geçerliğini zamanla kanıtlayacak. Gün gelecek Kur'an'ı blucinli bayanlar da okuyabilecek. Tırnaklarındaki boyanın altına su işlemediği için abdestlerinin geçerli olmadığı gibi abuk sabuk iddialara kimse kulak asmayacak.”(DE)
Komik olmayın lütfen. Bu tartışmanın seviyesi bu kadar düşürülmemeli.
Ben de blucinliyim. Armani giyiyorum!!!!!. Karım da öyle!!!!! Ayakkabılarım da Prada!!!
Ama bunu bir meziyet olarak da görmüyorum. Blucinle zihin arasında nedensellik bağı yok. Ben de eşim de Roma’da İspanyol Basamaklarının aşağısındaki Via Del Condotti’yi çok severiz. Zaman zaman alışverişlerimizi oradan yaparız…!!!(Nuri Saglam)
Demirkan Bey,
Nuri Bey'in bu konuda size verdigi yanit beni gulumsetti..:))Hatta aklima bir yorumunuzda bana siz galiba tutucusunuz demeniz geldi ..:))
Siz bunu sanirim dusunsel boyutun yaninda maddi olarak ta soylemistiniz..(dis giyim vs) Uzgunum ama sanirim ben de sizin dusuncelerinizi yalanlayan bir tutum icinde olan bir Muslumanim. Cunku ben de blucin giyiyorum ve benim de blucinim Nuri Bey gibi marka. Ayrica ben de kendisi gibi genelde iyi yerlerden alisveris yapmayi seviyorum..:)) Ancak; ben de bu konuda yine Nuri Bey'in cumlesine katiliyorum; "Ama bunu bir meziyet olarak da görmüyorum. Blucinle zihin arasında nedensellik bağı yok."!!!
Ama butun bunlar Kuran-i Kerim de ifade edildigi sekilde giyinen kisiler tarafinda dislanmami getirmiyor. Ben de oyle giyinmiyor olsam da, o sekilde giyinen insanlara son derece saygi duyuyorum. Basortusu sorununu, kendim de basimi ortuyormus gibi dusunup mucadele edilmesi gereken konular icine koyuyorum! Ancak, sunu da soylemeden edemeyecegim; tabi ki bazi dini rituelleri yerine getirirken, inancimin geregi ona uygun giyiniyorum ve davraniyorum! Ve uzgunum ? sizi hayal kirikligina ugratacagim ama ben de abdest alirken ojelerimi siliyorum.
Anlatmak istedigim lutfen yine Bekir Bey'in soylediklerini carpitmayin, o sizin cok deger verdiginiz ve sik sik ornek verdiginiz batinin (orada uzun sure yasadigindan) gercek yuzune iliskin maddesel ve dini hayati nasil yasadiklarina dair ornekler verdi. Bu sizin blucinli Kuran okuyan kiz orneginiz, onun verdigi ornekler yaninda cok cok masum kaliyor. Lutfen madem birseyi savunacaksiniz, mertce yapin bunu! Amaciniz butun insanlik el ele, baris ve sevgi dolu gunlere falan degil, bu acikca son yorumunuzda da belli oluyor. Yine sanki siz de olanlari elestiriyor gibi yapip ABD ve Israil i savunmussunuz. Ayrica herseyin kontrolunun yahudilerde oldugu bu kadar bariz belliyken, ipi tutan kismi ABD yapmissiniz. Sonuc da ne olmus; burada mazlum yahudiler kotu amellere alet ediliyor olmuslar.. Vah yazik ki ne yazik..oyle bir tablo cizmissiniz ki; bir de gercek olsa cidden oturup aglayasim gelecek..
Tamam yahudilere sempati besliyor olabilirsiniz, bunda cekinilecek birsey yok sadece acikca soyleyin. Inanin size o zaman ben de Bekir Bey gibi daha fazla saygi duyacagim. Tabi ki sizin acinizdan benden alacaginiz saygiya ihtiyaciniz olmayabilir ama ben bunu kendim icin soyluyorum, cunku o zaman sag gosterip, sol vurmalariniz benim icin ve sanirim bircok kisi icin bir anlam kazanacak.(bakin hassaiyetinizi bildigim aptal yerine koymak demedim..)
Saygilar,selamlar,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 15, 2006 12:29 AM
Nuri Bey
Yanlış anlamıssınız amacım sizi eleştirmek değil
Yorumlarınızı okurken cok mutlu oluyorum
Sizin gibi yaklaşmak büyük erdem
Ama ben amacının direkt alay oldugunu düşündüğüm insanlarla sizin gibi muhatap olma.
İslam diniyle bu tezviratların alakası yok.
Ama sizin açıklamalarınız umum acısından cok gerekli yoksa
Bu kadar iftirayı yapan
evrime tapan ama ne oldugunu dahi bilmeyen zihniyete kar etmez.
"Gerçeği arama adına tartışmak isteyenler ise bundan müstesna tabii ki."
Efegil müstear isimli sahısa
Acık ve net olarak sorular sordum
Yok piyasada
Suat bey meydan okudu
Madem bilime tapınıyorsun
gel bilim konusalım dedim
evrim diyorsun
Bu arkadasın bilimsel düzeyi diplerde geziyor
hala aynı hikayeler
Nuri Sağlam gibi yapmayız derken
senin gibi bir İslam düşmanıyla Nuri Bey'in üslubuyla konusmam ben
İslam la alay eden zihniyetin inacını dökelim ortaya
Madem alay etmek gerekiyor
o zaman bu cagdısı modası gecmiş
yüzlerce binlerce kere yanlışlanmış evrim denen masallar bütünüyle gecelim
hemde o tapındıgın bilim anlayısıyla
üstü kapalı değil
acık ve net olarak
Kurnazlık ve de tilkilik yaparak değil
Nuri Bey bana hitaben yazdıgınız yorumun tamamına katılıyorum.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 1:41 AM
"Hoş görünmek gibi bir derdim mi?"
hos görünmek değil uyumlu görünmek
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 1:45 AM
üslupdan bahseden tatlı su uyanıklarına suat bey cok güzel cevap vermiş.
Hangi üslub sevgili din düşmanı olup ta bunu satır aralarında gizlice yapmaya calısan bilimsel oldugunu iddia edip te henüz bilim namına tek kelime duyamadıgımız bilimsel bey
ne yaparsak yapalım adam dini folklor yapmazsak uslubumuzu begenmeyecek
Haklısınız bilimsel bey demedikçe fanatik olacagız :)
Ol mahiler ki derya içredirler deryayı bilmezler
mahi dedim de aklıma geldi sahi mahiler amfibiyenlere nasıl dönüşmüştü :)
Güle oynaya mı yoksa cebren mi:)
Bu arada benim külah var ya evrim gecirdi şapka oldu
Meger bu teori gerçekmiş
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 2:01 AM
bu sayfada demirkanı eleştirenler diğer başka bir konu açıdığında tıpkı onun gibi davrancaklar,
bunu biliyorum.
Yazan: knz Tarih: July 15, 2006 2:04 AM
Arkadaşlar
mesele yahudilere sempati duymak değil
düsmanımın düşmanı dostumdur meselesi
İslam düşmanları birbirlerinin velisidirler dostudurlar birbirlerini şakşaklar ve de severler
Bu efegil namdar kişinin yahudi oldugunu dusunmuyorum
Bu adam cok basit numaralar yapan modası gecmiş bir materyalist klasik bir İslam düşmanı hepsi o.
diğer folklor ekibinin de yahudi oldugunu dusunmuyorum
İslam düşmanlıgı bunları izandan idraktan alıkoyuyor o kadar
israil müslümanlara saldırmasaydı bunlar saksaklamazlardı emin olun bundan.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 2:08 AM
"bu sayfada demirkanı eleştirenler diğer başka bir konu açıdığında tıpkı onun gibi davrancaklar,
bunu biliyorum."
Bir müneccimimiz eksikti
Çok sükür o da geldi
Her seyi bilen adam tripleri....
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 2:10 AM
Demirkan Bey,
Analizlerinize katiliyorum. Dogrusu diger yorumcularin soyledikleri beni pek de o kadar ilgilendirmiyor, bu kisiler eger islamci deli gomlegini uzerinize giymezseniz sizi ajanlik, usaklik gibi her turlu sifatla suclamayi kendilerine gorev edinmis bir grup nihayetinde. Ustelik aralarinda yillarca ABD ekonomisinin, ABD sirketlerinin ekmegini yemis, omrunu ABD'ye vergi odeyerek ve dolayisiyla israil'e ve irak savasina destek vererek gecirmis ve gecirmekte olanlarina bol bol rastlaniyor, burada gozlemledigimiz uzere. Bu kisiler, kapitalizmin; liberalizmin; ABD'de bulduklari ozgurlukler ortaminin; ucuz benzinin; adam gibi arastirma yapan universitelerin; egitiminiz, yetenekleriniz ve alin teriniz ile goreceli olarak daha yuksek getiri elde ettiginiz bir sistemin nimetlerini yasiyorlar. Ona ragmen de ikiyuzlu bir sekilde, sizi ve beni usak ve ajan ilan etmekten, materyalizmi lanetlemekten geri kalmiyorlar. Neo-libosluk, ve neo-yobazlik dedigimiz iste boyle birseydir Demirkan Bey, bir kafa karisikligi hali.
AKP iktidara gelince, aralarinda, ABD'nin nimetlerinden yeterince yedik, simdi gidelim biraz da Turkiye'nin nimetlerinden yiyelim, patlayana kadar yiyelim diye Turkiye'ye donenler oluyor. 25-30 yasinda daha yuksek lisanslarini yeni bitirmis genclerimiz, mavili pembeli turbanlarini kafalarina takmis genc ve guzel esleri ile birlikte bu devletin en yuksek kademelerine oturuyorlar. Oradan Cuneyd Zapsu ekolu pazarliklar yaparak, Nurcu toplantilarinda Kenyali ve Guney Afrikali ogrencilerin Turkce olarak seslendirdigi sarki ve siirleri dinleyip globallestiklerini zannederek, herkes gibi yiyorlar, yiyorlar, yiyorlar. Neo-libosluk, ve neo-yobazlik dedigimiz iste boyle birseydir Demirkan Bey, bir oburluk hali.
Usak diye elestirilmesi gereken bir olusum varsa, o olusumun da bugunku AKP iktidari oldugu detayini da kaciriyorlar bir guzel. Bu iktidar Hamas ile gorusuyor ama gorusmuyor, yuzunu Arap-Islam aleminden yana donuyor ama donmuyor, Figaro saga Figaro sola, deliklerden supuruluyor, sahsiyetsiz politikalarin icinde boguluyor. Ulkemizin bu kisiler tarafindan yonetilmesi bana utanc veriyor.
Neyse, ne diyordum, analizlerinizi yerinde buluyorum. Sizin gibi beni de ilgilendiren ana mesele, dis politikada nasil Turkiye'nin menfaatlerini koruyabiliriz meselesidir. ABD elbette ki, herseyden once kendi menfaatlarini koruyacaktir, ABD vatandaslarinin bir baska ulkenin menfaatini korumak gibi bir niyeti yoktur, Israil de ABD'nin menfaatlerini korudugu icin, bugun gidip Lubnan'i rahatca bombalayabilmekte. Turk vatandaslarinin da, gidip sirf ayni dini paylasiyoruz diye, Arap ulkelerinin menfaatlerini korumasi beklenemez. Turk insanlarinin cogu, kalbini insanliktan yana ve zayif olandan yana koymus oldugu icin, elbette ki Filistin'de, Lubnan'da veya Irak'ta canlarini kaybeden masum siviller icin uzulmekte, aci cekmekte ve tepki gostermektedir. Insanlik ve vicdan sahibi olmak boyle bir tepkiyi gostermeyi gerekli kilar.
Ama devlet yonetiminde aslolan, Turk vatandaslarinin cikarlarini gozetmektir. Onun icin de deli gomlekleri sirtimizdan cikarip, oburluk gibi vahsi arzulari bir tarafa birakip, son derece rasyonel bir sekilde bu ulkeyi nasil daha guclu hale getirebiliriz, nasil daha etkin icraat yapabiliriz, nasil daha iyi politikalar uretebiliriz, onun muhasebesini yapmamiz gerekiyor. Bunun bilincinde olan insanlarimizin, bu ulkede azinlik konumunda olduklarini hic ama hic dusunmuyorum. Ozellikle 30 yasin altinda, deli gomlegi giymekten ve de giydirilmekten usanmis korkunc bir potansiyel var. Bu potansiyele daha iyi ve daha umutlu bir gelecek vaat etmek icin cok siki calismak zorundayiz.
Yazan: Beyaz Tarih: July 15, 2006 2:43 AM
Arkadaslar,
Ne benim ne Sn. Efegil'le tartisan diger arkadaslarin derdi munazara kazanmak degil. Gene ne benim ne diger arkadaslarin Sn. efegil, Beyaz (Sibel Fidel) Hanim veya S. Kiroglu Bey'in yarin "yaw ayip ettik gercekten, su filistinliler, Lubnanlilar icin de bir damla gozyasi dokelim bari" diyeceklerini yada Israil'i bu hunharcaca katliamlarindan dolayi kinayacaklarini beklemiyorum.
Genellikle konusmalarimiz burayi ziyeret edebilecek bu mevzularda yeteri kadar arka plan bilgisi olmayan, yada ayni kisilerin diger yorumlarini okumamis olabilecek arkadaslara herkesin ne dedigini iyi anlamasina ve bu soylemlerin hangi kavramlara tekabul ettigi konusunda yardimci olabilmek.
Sn. Efegil'in Beyaz Hanim'a hitaben yazdigi son yorumunda bazi dogru tesbitler olmakla birlikte, bazi yanlis, eksik bilgiler ve buna dayanan yanlis yorumlar var. Bu defa acik acik ABD propgandistligi yapmiyor Sn. Efegil, ama daha onceki yorumlari ile bunu birlestirenler gene ABD'yi aklama cabasini farkederler saniyorum. Her ne kadar son yorumunda Beyaz Hanim gibi acik acik Israil muhibbi goruntusu vermiyor "cikarcilik" vurgusu yapiyorsa da, gene Israil'in tavirlari icin maazeret bulma cabasi da var.
Tabiiki bunlar benim yorumlarim idi. Ama diyeceksiniz nesnel kanit nerede bu yargilara varmak icin? Kes-yapistir yontemi benim de tercih ettigim yontem degildi ama Sn. Efegil'in kendisine yoneltilen bazi elestrilerin mesnetlerin acik acik carpittigi, veya gormezden geldigi icin bu metdou kullanmak zorundayim bir miktar.
Bakiniz ne diyor Sn. Efegil son yorumunda:
"......Bakınız mesela BTC petrol boru hattı ABD'nin menfaatine olan ve taşıdığı petrolden çok siyasi önemi olan bir projedir. Bunu ABD desteklemiş ve yaptırmıştır. Bunu yapabilecek, koruyabilecek güçte bir Türkiye ister. Ama gereğinden fazla güçlenecek, ABD'ye rest çekip "Kafkas petrollerini ben denetlerim, sana ihtiyacım yok" diyecek güçte bir Türkiye istemez. ABD de bizi zaman zaman budama ihtiyacı hissedebilir. Fakat bu hat bizim de menfaatimizedir. Ben bu realiteyi söyleyince ABD ajanı oluyorum." (DE)
"Bakın bu uluslararası ilişkileri öyle hamaset, dostluk, kardeşlik ile açıklayamazsınız deyince topa tutuldum." (DE)
Sn. Efeghil ben sizin icin ABD propiogandisti ifadesini kullandim "ajani" degil (ajan kelimesi icin organik bir iliski gerekir; buna ait elimde kanit yok), bu bir. Bunun yaninda ABD ve Israil'in menfaatlerini savundugunuzu da iddia ettim. Simdi butun yazdiklarinizdan bu manadaki ifadeleri ayiklayamam. Ama asagidaki sozleriniz yeterlidir saniyorum. Daha once sunu siz dedinizmi demedinizmi?
"“……..Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. “Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır.”
Tarihsel konjonktüre bakıldığında ABD ile Türkiye'nin çıkar ibreleri sürekli aynı yönü göstermiştir. Bu durum bu güne kadar hep böyle geldi. Bundan sonra böyle gitmemesi için çok belirgin bir neden görülmüyor. Bundan sonra da böyle olması kuvvetle olasıdır.
ABD dünyanın jandarmasıdır, istikrarın kabul edilebilir düzeyde devamının sigortasıdır. ...... Bölgemizde baş jandarması tabii ki İsrail'dir. ABD ile aynı dümen suyunda gitmek için İsrail'le iyi geçinmek gereklidir.
Niye Kuzey Kore değil de İran diye sormanın pek anlamı yoktur. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini kimse umursamaz. ……..
İran'a ise ABD nin gerektiğinde sıkı bir ders vermeyi düşünmesi için çok nedeni var.
İran'ın ABD için en büyük tehdit potansiyeli Çin ile yakın ilişkiler içerisinde olmasıdır.
...............
Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz. ABD bu kabusu görmektense uyanık yatmayı tercih eder. Dünyada istihbarat alamadığı bir boşluk bölge olmasını bu yüzden kesinlikle istemez. Ben şahsen bunu düşündüğüm zaman ABD yöneticilerinin ne kadar da serin kanlı olduklarını düşünüyorum. Fakat böyle bir olasılığı güçlü görürlerse kesinlikle soğukkanlı kalmayacaklardır. ……..Tüm bunlardan sonra söyleyeceğim, İran'ın ateşle oynadığı. ABD Irak gibi İran'ı işgal edemez. Fakat işi gerçekten ciddiye alırsa ve tepesine binerse İran'ın soluğunu kesebilir. Hürmüz boğazının tüm trafiğini durdurur, petrol rafinerilerini ve tüm petrol ve doğalgaz borularını imha eder. İşi bu kadar büyütemez demek yanılgıdır, eğer tüm gerekçeleri oluşursa yapar. Bu iş ne Vietnam'a benzer, ne Küba'ya.
………………………..
Bu kez sorunun çapı global. ABD globalleşmeden vaz geçemez. ABD nin dünyayı globalleştirme politikasına engel olmakta İran'ın kilit rol oynamaya kalkması ve onun yanıbaşındaki Türkiye'nin ABD nin tarihsel, coğrafik, stratejik müttefiki olması çok dikkat etmemiz gereken bir konjonktür. “ (DE)
Simdi ben bunlari okuyupta ABD propgandistligi yorumu cikarmakta haklimiyim haksizmi ? Biz Sn. Efegil "BTC bizim de yararimizadir, ABD desteklemistir" dedigi icinmi kendisini "ABD propogandisti" ilan ettik? Neden carpitiyorsunuz Sn. Efegil. Burada kayitlarin oldugunu bile bile. Ha birde ABD 'nin "ilimli islam " poltikasinin arkasinda oldugunuzu ifade edip sonrada "Islami folklorltrilmesi" projesini ortaya amisiniz (ben bunu bilirim bunu soylerim diye).
Eger cevap verme zahmetine katlanacaksaniz sizden 1. Kendi sozlerinizin arkasinda durmanizi veya yanlis soyledim, bilmiyormusum demenizi bekleyebilirmiyiz? 2. Eger hakkinizda varilan yargilara katilmiyorsaniz analitik metod, ve nesnel bir yaklasimla hangi iddianin mesnertsiz oldugunu soylermisiniz? "bunlar Turkiye'yi Lubnan yapacaklar; simdi alli, gullu bas ortusu, yarin kara carsaf", "Flistinli kardeslerinin intikamini alacaklar, yarimizi ipe goturecekler.." gibi tevzirat cevap degilki Sn. Efegil. O sizin yuksek gorusleriniz ama alakasiz konularda. Suat Bey'in vurgu yaptigi "tartisma ahlaki" diye bir konsepte inanmiyormusunuz, yoksa bunudami "safdillik" veya "cocuksu" buluyorsunuz?
Yukariya alintiladigim "Washington Demokrasinin Arkasinda" basligi altindaki yorumunuzdan cikardiklarimi yukarda yazmistim. Cevap vermediniz. Simdi ozet olarak bir defa daha yazayim;
1. Milletlerarasi ilskilerde dastluk, kardeslik, hak hukuktan bahsetmek kasitli hamaset veya safdilliktir. "iyi kotu" kavramlari cocuksudur.
2. Yalniz cikar belirler poltikalari. Ve cikarimiz ABD'nin dumen suyuna gitmektir.
3.Israil ABD'nin jandarmasidir bolgedeki, dolayis ile onunla da iyi gecinmemiz gerekir.
4. ABD Islam dunyasindan kendisin gelen tehditlere karsi serinkanli davranmistir aslinda. ABD'nin guvenligi cook onemlidir. Digerlerininkinin hic onemi yoktur. "canta icinde ABD'ye sokulabilecek nukleer bombalar" (fazla kurgu okuyorsunuz) in ABD ye olusturacagi tehlikeyi goz ardi edemeyiz ama ABD'nin 12 bin nukller silahinin ve dunyanin gerisinin toplami kadar konvansiyonel silahinin olusturdugu tehlikeyi goz ardi edebiliriz. Ilerde bu kadar serinkanli davranmayabilir ABD! Ve buna da hakki vardir. Isikrarin guvencesidir. Iran haksizdir, atesle oynuyor. Iran'la Kuzey Koreyi karistirmayin...
ISTE BUNLAR ICIN SIZ ABD PROPGANDISTI DEDIM SN. EFEGIL, "BTC PROJESI HEM ABD HEM BIZIM YARARIMIZADIR" DEDIGINIZ ICIN DEGIL. (burada bir veri hatasi da var ABD yaptirmadi BTC'yi; ortak ulkeler, sirketler konosorsiyumu yaptirdi; ABD'nin ortakligi dahi yoktur nasil yaptirmis olabilirki? ABD desteklemistir kendi menfaati icin. Hem Iran hem Rusya'nin enerjideki kontrol payini azalttigi icin, hem kendi sirketleri icin karli oldug icin, ve her uc ulkedeki siyasi kontrolunu guclendirmek icin. Dilerseniz o konuyu ayrica detayli olarak tartrisabiliriz- Petrol benim sahamdir).
Su sozlerde size aitmi degilmi Sn. Efegil:
"“....Bu yazım için ancak şu bakımdan ABD propagandası yakıştırması geçerli olabilir: "Uslu durun, ABD çarpar bakın ha! Bu güce karşı konulmaz, boyun eğin!" demek istediğimi söyleyerek beni suçlayabilirsiniz. ………….. (DE)
Ve sunlar:
“İyi-kötü yargıları da çocuksu yargılardır. Düşük algı ve bilinç düzeyi eşya ve kavramları iyi-kötü sınıflamasına tabi tutar.” (DE).
Filistin ve Lubnan konusnda Ahmeddinejad'in konusmasini da soyle elestrrmissiniz:
"....Anlamadığım, İsrail Lübnan'a saldırınca Ahmedinejad "Bu İslam âlemine saldırıdır" demiyor da "İsrail Suriye'ye saldırırsa İslam âlemine saldırı kabul ederiz" diyor? Bunu pek anlayamadım." (DE)
Sn. Efegil, Lubnan yaniyor, Filistin yaniyor siz bula bula Amedinejad'in bir cumlesindeki algiladiginiz tutatrsizligi niye gundeme getriyorsunuzki? Iran'mi saldirdi baska bir ulkeye? Ne farkeder Suriye veya Lubnan veya Filistin demis Ahmedinejad? Sizin derdiniz uzum yemekmi bagci dovmekmi? Yani "Lubnan icin niye mudahele etmiyor, ya Filistin icin" mi diyorsunuz onlara aciyarak, yoksa kendisinin Israil'e kafa tutmasindanmi rahatsizsiniz? Yani gene kayginiz kimin adina anlayamadik. Beyaz Hanim'inkinde bu gayet acikti; sizinki biraz kriptik.
Gelelim Ammedinejad'in soyleminden mantiki cikarima. Siz de biliyorsunuz, dunya da biliyorki Ortadogu'da Israil'inki ile boy olcusecek hicbi konvansiyonel veya nukleer silah sahibi devlet yoktur. Hatta hepsinin toplamindan daha guclu arsenale sahiptir Israil, nukleer sayilmasa dahi. Iran belkide en fazla Filistin ve Lubnan icin gayret gosteren ulkedir; nitekim onun icin kendisine nukleer bahanesi ile savas acmak istiyor Washington-Kudus haatindaki neoconlar (Yahudiler demektir). Eger itiraziniz sadece kullanilan cumle secimine ise onu da aciklayayim,. Ahmednejad diyorki: Suriye'ye de saldirirsaniz artik bunun Islam dunyaina karsi acilmis topyekun savas oldugu gercegi yadsinamaz. Filistin'i bahane ile yutturabilirsin, nitekim 50 kusur yildir yapiyorsun. Lubnan icin "naapalim, askerimizi esir aldilar" diyebilirsin ama Suriye'ye de saldirdiginda sunabilecegim hicbir bahane yoktur (zaten o ulkenin bir kismi isgalin altinda ve akilna dustukce tehdit ediyorsun, Esad'in sarayinin usunde alcak ucuyorsun) dolayisi ile bunu "islam dunyasina savas" kabul ederiz. Iste size ifadenizin her aciklamasina her kamanda cevap. Bunu duyan Marsli da sanarki "Iran Israil'i isgal etmis.
"İsrail tabii ki ve her zamanki gibi orantısız güç kullanıyor..." (DE)
Pardon duzeltirim orantisiz falan degil tamami il haksiz, hukuksuz, insanlikdisi, barbaca, hunharca olacakti kelime. Neye gore orantisiz? "orantili guc" ne kadar olacakti?Simdiye kadar Filistinde yaptigi soykirimi yetmemis gibi Lubnan'da cadirlarda mukavvadan evlerde yasayan Filistinli multecileri kovalamak bahanesi ile Lubnan'a girdi terorist entite 1982'de ve 30 bin Lubnanliyi katletti. Bundan on kusur yil sonra Beyrut'a gittigimde sehrin merkezinde her dort binadan birinin yikilmis, hasar gormus oldugunu gordum. Simdi yeniden yikmaya girdiler tamir edilen binalari, elektrik santarallerinden koprulere, yollardam havalanlaina kadar herseyi SEYTANIN COCUKLARI! Shabra ve Shatilla'da cogu kadin vve cocuk 1500 multeciyi kestiren Kasap Sharon'u basbakanlikla mukafatlandirdilar sonunda! Aradan gecen 24 yil icersinde Lubnan'i sayisiz defalar bombaladlar ve binlerce kisiyi daha katlettiler. Hizbullah SADECE VE SADECE KATIL ISRAIL ASKERLERINI HEDEF ALARAK ISRAIL'i LUBBNAN'in COGUNDAN CIKARDI! ONLa Bedrin arslanlari kadar sanli! Onu icindirki Washington da Beyaz'da, Sezgin Kiroglu da kendilerine terorist der (hatta Sezgin Kiroglu onlari Filistinli bile yapti). Eminim bizim kurtulus savasi mucahitlerimizede isgalciler muadil kelimler kullanmislardir.
Simdi siz bu isgalcinin hangi guc kullanimini "orantili" bulurdunuz?
"..... Romalıların kendilerine uyguladığı mantığı uyguluyor. Romalılar kendilerine isyan eden bir beldeyi işgal ettiklerinde her üç kişiden birini rasgele kura ile seçerek idam ederlermiş. Mantık şu: Bu idam edilenlerden nasılsa en az yarısı bize isyan edenlerden oluşacak, öbürleri mi? Kurunun yanıda yanan yaşlar! " (DE)
Romalilarin kendilerine uyguladigi en az 2000 yil oncesi Sn. Efegil. Koprulerin altindan cook sular gecti; onlar Holokost'tan Engizisyon'dan kurtulan "kurbanlar" degilmi. Birakin ikibin kusur yili, son 60 yilda hicnmi birsey orgenmedik? Hani "bir daha asla" demistik, Hemde Yahudiler soyletmisti bunu bize! Romalilar Ortadogu'daki tek demokrasi, medeni ve barici kurbanlarin kurduklari devlet degildiki. Niye gene sapla samani karsitiriyorsunuzki? Gecenlerde de ABD 'yi savunmak icin "ove ove bitiremediginiz Osmanli niye Girnata'ya mudahele etmedi" incisini birakmistiniz. biraz fazla esnetmiyormusunuz bu analoji isini? Nerde kaldi nedensellik?
"İsrail tabii ki dar bir coğrafyada ve etrafı düşmanla çevrili olarak kendini koruma refleksi kuvvetli bir ülke. Yeni yönetim de erkini halka kanıtlıyor ve güven telkin ederek yerini sağlamlaştırıyor. Onlar güvenin ancak güç ile sağlanacağına inanmışlar. Bilmem zaman haklı mı çıkarır, haksız mı? Akıttığı kanlar mutlaka ki üzerine sıçrıyor. Sonuçta güvenliğini sağlamak zorunda olan bir ülkenin refleksleri bunlar. Gerçekçi olmak en başta kendi ruh sağlığımız için gereklidir. Sonra yaşadığımız toplumun huzuru için... Orda kardeşlerin kanı akıyor, burda işbirlikçiler, uşaklar..." (DE)
Bu "guvenlik refleksi" dediginiz sey nedir Sn. Efegil? Guvende hissetmek sadece "ustun Irk" olan Yahudilere verilmis bir hakmidir, Filistin gibi? Peki bizim "guvenligimiz" nolacak. Bolgemizde bize potansiyel tehdit olarak gordugumuz her ulkeye saldiralim. Kurtleri de kovalim Guneydogu Andolu'dan ve yerlerine Orta Asya'dan ABD'den Avrupa'dan Turkleri getirip yerlestirelim,. Sonrada daglarda cadirlarda yasayan Kurtlerden onlari korumak icin bu villlari asagilik Kurtlerden ayirmak icin cin seddi gibi uvar orelim; bir kurt iki sokak otedeki komsusuna gitmek icin saatlerce duvar onunda bekleyip asagilansin Turk askerleri tarafindan; yada Turklerin evlerin temizlemek icin sabah aksam 2-3 saat kapida beklesin. Neyse fazla uzattim, gerisini siz de biliyorsunuz. Niye yapmayalimki? Guvenligimiz bunu gerektiriyor; eh evlerini tarlalarini ellerinden aldigimiz Kurtler tehdit olusturuyor. Ayrica bu kurtlere destek verdiginden suphelendigimiz Suriye, Irak, Iran'a da saldiririz; silah, teknoloji, gerektiginde yiyecek ilac ambargolari uygulatiriz ABD ve Batili doslarimiz sayesinde. Eger bunlar birilerine cok sacma geliyorsa, birileri bana "sen aklini mi yitirdin" diyorsa ayni seyi Israil icin niye demiyorlar? Birtek makul sebep verin lutfen! Bunun Yahudiler'i ustun irk kabul etmekten baska tevili olabilirmi?
Sn. Efegil'in Israil ABD'nin bolgedeki jandarmasi, tersi degil argumani ne ABD ic poltikasini ne dis politikasini bilmedigini gosteriyor. Bu konu uzerinde fazla dumayacagim. Dileyenler (www.israelshamir.net) i ziyaret edip bu konuda daha fazla bilgi edinebilirler. Benim icin hangi seytan hangisini kullaniyor sorusu ahlaki bazda bir ehemmiyet arz etmez. Pratik sonuc dahi ortada. Ilerde bu mevzuuyu da kendi bolgumda ele alacagim. Size simdilik dusunmniz icin bir iki ornek vereyim musadenizle. ABD Kongresinde Israil'e karsi duran kongre uyesinin politik kariyeri biter. ABD'de medya mensuplarinin (muhabirden gazete/Tv yoneticsine kadar) yuzde 60'i Yahudidir. maKAM yukseldikce oran yukselir. En buyuk dort TV Networku'nun basinda da Yahudiler vardir. Hollywood'daki film studyolarinin ezici cogunlugunun yonetimi Yahudilerdedir. Zatan Holywwod'u onlarin kurdklari soylenir, Ilk studyolardan biri MGM (Metr-Goldwyn-Mayer) 'in ucu de Yahudidir. Havard'da 8-10 sene kadar once 12 kisilik "Ogrenci Yayin Konseyinde" bosalan bir sandalye icin uye secileckti. Bunun icin finale kalan iki grencden biri yahudi diger uzakdogulu idiler. Ikisininde puanlari ayni cikti degerlendirmede. Secici konsey Uzakdogulu'yu secince yer yerinden oynadi. Konsey kendisini soyle savndu: 12 KISLIK KONSEYIN DIGER 11 UYESI ZATEN YAHUDI. BIRAZ CESITLILIK OLSUN ISTEDIK. YAHUDIDEN BASKASI BURAYA GIREMEZ INTIBASI VERMEK ISTEMEDIK.
Alintidan vaZgectim artik yoruldum. Sn. Efegil'in diger bazi eksik , yanlis bilgileri:
1. Kuveyt Irak'in parcasi idi, 1934'e kadar. Avruplilar kendileri ile isbirligi yapan Sabah aliseine "alin burasi size olsun bagimsiz devletsiniz" dediler ve Kuveyt oldu. Su Batililar ne bonker degilmi Erciyes'ten kar bagislarken? Bir soru: Afrika'da sinirlar neden duz cizgilerdir?
2. Irak gerek Iran askerleri uzerine gerek Kurtler uzerine kimyasal silahlari ABD"nin bilgisi dahiline kullandi. Bu Iran icin "bilgisi dahilinde" nin otesinde resmen ABD'nin yardimi ile (kumanda merkezinde operasyonu ABD'li generalin yonemesine kadar) kullandi. Yani o arsivlerdeki resimlerde SADDAM ILE ABD SUC ORTAGIDIRLAR! Olmasa bile Saddam'in gaddarligi, aptalligi, babarligi ABD'yi temize cikarmak icinmi kullaniliyor? Hitler'e yardim edenler niye temize cikmadi "Hitler yapti bana ne diyerek"?
3. Irak Kuveyt'e girerken ABD'den izin aldi. Bush "nben karismam aranizdaki mesele" dedi o zamanki ABD'nin Irak elcisi Apple Glasbie agzindan "US has no pozition on the matter between the two countries" (ABD'nin iki ulke arasindaki sorun uzerine bir pozisyonu yoktur). Bu diplomatik dilede "gi isgal et, karismam" demektir.
4. Irak'in Kuveyt ile kurulusundan beri sinir anlasmazligi vardir. Bunun otesinde Kuveyt'in Irak ile sinir bolgesindeki petrol sahasindan anlasmalari ihlal ederek fazla petrol cektigi ve dolayisi ile resmen Irak'tan milyonlarca ton petrol caldigi yillardir biliniyordu. Sabah ailesi ne sorunu masada cozmeyue yanasti nede Saddam'in tehditlerine kulak asti.
Gerzek Saddam'da ABD ve Israil'in oyununa gelip girdi Kuveyt'e
5. Israil_ABD INc'in buyuk plani bolgede hicbir ulkenin palazlanmasina izin vermemek uzerinedir. Yukarda "guvenlik refleksi" derken bundan bahsediyor Efegil. Bu ulke Irak olarak ortaya cikti Iran Savasi sonrasi. Hem Israil'e daha yakindi hem Arapti, hem petrolu vardi, hem Israil'e dost degildi. Hemde Saddam uzun menzilli fuze teknolojisi gelistrmisti, Gitemeli idi, gitti. Simdi Israil hedefi Suriye ve Iran olarak belirledi. Sira herkese gelecek. Iran-Irak savasi devam edeken ABD'de bir spor sovu izliyordum. Spiker bir macla ilgili olarak soyle bir saka yapti: "Bu mac benim icin Irak_iran savasi gibi; Kimin kazandigi umurumda degil ama seyretmesi cok zevkli". Bu mentalitenin bir varyantidir Ortadogdaki Musluman-Musluman savaslarinin cogu; ve hepsinin altinda direkt olarak Israil insiyatifi vardir. Son bir not: ABD dunyanin parasini verseniz Israil'e beles verdigi ileri askeri teknolojiyi Turkiye'ye vermez Cevik Bir basbakan olsa dahi.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 15, 2006 6:19 AM
Arkadaslar,
Asagidaki yaziyi Metin Bey (the-poor) birkAc ay once diger bir ilmege koymustu. Benim o kadar hosuma gittiki bir kere daha yapistrdim buralara ortalikta kendi toplumndan nefret erden yerli oryantalistlerin dolastigini hissettigimde.
Hem ABD adina bana "ya sev ya terket" diyen ruhunu seytana satmis kisiler, hem ABD'nin ozgurluk ortamina methiyle duzup Turkiye icin ABD laikligini, ayni ozgurluk ortamini teklif ettigimizde "yoo olmaz, bizim ozel sartlarimiz" var diye ucak-bucak kacan, Muslumana sadece temilikci ve ciftci olarak tahammul edebilen yerli oryantalistler, artik muslumanlarin da Bati universiyererinden diploma almalarina, oralarda bilgi edinme (basortululerin cogu kendi zorbaliklari sonucu-bun da utanmadan sdoyluyorlar sexcaatin arzederken sirkatin soyleyen Kipti misali) kariyer sahibi olma, bilimlerde basari gostermesi uzerine hirslarindan catlayip "S. Arabistan'a gitsinler" diyen zihniyettekiler, dun musluman cehaletle orumcek kafa ile uclayanlardi. Simdi bize "neo-yobaz" diyor bu "neo aydinlanmis Beyaz kisi".
"ABD'ye gidipte niye onlara usak olmadin benim gibi?" diyor. Onun icin Bati'ya gidipte dejenere olmama, orada sadece bilgi alip, gozlem yapip dunyayi anlamaya calisma, kultur edinme kabul edilemez bir seydir. Butun paradigmalari onlarin "moda" zannettikleri tiplere seklen benzeme uzerine kurulmustur. Onun icin oranin en iyi universitelerinden egitim alip, bilimden ticarete hayatin her safhasinda basari gostermis fakat kendi dininden kuturundn kopmamis kimseler bunlar icin "neo-yobaz" dir. Bunlarin "ustadi" Bekir Coskun bizleri, basinda takke uzerinde entari ile yatan, cember sakalli, birkac karili, bol bol gegiren bilmem ne tiple olarak sunuyor hala yazilarinda. Ve "basortusunun dili var" diyor. O dili de burada Beyaz Turk (Etnisitesini de dinini de kesin bimedigim icin en uygun kategori) unkinin asagi yukari aynisi. Kendi ulkelerinde parya muamelesi yaptiklari bu Hanimlar simdi S. Arabistan'da degil daha cok Harvard, MIT, Oxford Camberidge ve Avrupa'nin diger LAIK ulkelerinin universitelerinde basari gosterdigini gorunce utanclarini ve kiskancliklarini bu sekilde kusuyorlar. Bu ne celiskidir aman-Allahim? Siz degilmi idiniz kadinlarin okumamasinmdan modern dunyada kariyer de cocukta yapamamasindan, erkeklerle ayni imkanlara sahip olamamasindan sikayet eden? Iste hanimlar unversitelerinizin kapisinda EVET BIZ BU DEDIKLERINIZDEN OLMAK ISTIYORUZ dediklerinde onlari geri ceviren gene siz degilmisiniz? Neden bu hayran oldugunuz Bati'nin ozgurluklerini kendi insaniniza cok goruyorsunuz? Efegil "halkima guvenmiyorum zorlami" dedi, ya siz? Getirelim istediginiz Bati ulkesinin "ozgurlukler ortamini". Niye engel oluyorsunuz? Kendi halkinizi kisiliksiz, taklitci, tuketici somurge olarak gormek, size hangi mutlulugu veriyor? 80 yildir dayattiginiz bu toplum muhendisligi yolu ile ruhsuzlastirma karaktersizlestirme yozlastirma potikanizin sonuclarini aynada goremiyormusunuz?
Benim ABD'de calistigim 5 bin calisanli kurulusta biz 10-15 musluman yonetime gittik, "BIZE MESCIT OLARAK BIR ODA TAHSIS EDIN" dedik ve edildi. Siz Amerikancilar, Baticilar, onlara tapanlar onlarin sadece kulturel yozlasmalari, ahlaksizliklari yerine bu ozgulukcu, cogulcu ve bireye saygilarini niye taklit etmiyorsunuz? Siz ne Bat'yi taniyabilmissiniz, ne doguyu ne kendinizi! "Siz ey hayat suren lesler, sizi kim diriltecek?" (NFK)
ABD'de niye vergi verdin diyor, o vegiden bir kisminin Israil'e gittigini bile bile? (sanki vergi verip vermeme secenegi varmis) ve niye o sisteme hizmet ettin diyor. Kardesdim bu "Turkiye'nin gercek sahipleri Beyaz Selanikliler, Turkiyeliler -nereli iseler-bizi dunyanin hicbir yerine yakistiramiyor basta Turkiye olmak uzere. Burda gidip devlette calissak "devlete sizdilar ele geciriyorlar" diyorlar, ne sakalima, ne gumus yuzuguime ne basortulu esime taHAMMUL EDEBILIYORLAR. Devleti sadece kendi ciftlikleri olarak gordukleri icin. Is acsak "yesil sermaye" diye listeler cikariyorlar ve isi yabanci firmalara Turkiye'nin dis ticare ateselikleri kanali ile "bunlarla is yapmayin ha, bunlar fundamentalist" diyecek kadar karaktersizlige goturebiliyorlar. Simdiye kadar milletin kani ile gecinen bu Ataturkcu-sahte cagdas-sahte demokrat-sahte Batili Beyaz Turkler (ve Selanikliler, ve Sefardim ve diger besinci kol uiyeleri), bircok muslumanin Anadolu'nun bagrindan cikarak kapitalizmi butun engellemelere ragmen, Cem Uzan gibi degil, bileginin ve beyninin gucunu kullanarak oynayip eslerine guzel esarplar almalarindan da rahatsizlar (beyaz Hanim eslerinin "guzel" olmasindan da rahatsizmis, ben psikolojiden fazla anlamam; belki bunu baskalari yorumlar).
Neyse ben uzattim. Bakin bunlarin "aydinlarinin onune ne guzel ayna koymus eski Cumhuriyet yazari Necdet Sen:
-------------------------------------
Kendisi için Aydın
Necdet Şen | 16 Kasım 2004
"Aydın" dendiğinde nasıl bir insan türü gelir aklına?
Çankırı'daki Çarşı Camii imamı mı? Eli asalı bir Aczmendî dervişi mi? Esnaf çarşısındaki şahmeran ressamı mı? Kuyumcu ustası mı? Hattat Osman mı? Bestekâr Tatyos Efendi mi? Güzin Abla mı? Tosun mu?
Binbir çeşit otun böceğin tohumun adını ve hikmetini bilen bir toprak işçisi, ya da Hazreti Ali meselleri anlatan bir Alevî dedesi, ya da hayatın anlamını tokgözlülükte ve tefekkürde bulmuş bir Melâmî dervişi aydın sayılır mı?
Biliyorum, bunların hiç birine "aydın" denmez bizim burada.
Aydın dendiğinde, ya köşe yazarı gelir aklımıza ya akademisyen ya diplomat. Hadi bilemedin, köy enstitüsü mezunu kasaba münevveri, hakim, kaymakam, müfettiş falan. Orada biter aydın kavramının sınırı.
Aydın denen kişi, diploma sahibidir, vakur ve yukarıdan bir duruşa sahiptir, anlaşılmaz ama tumturaklı konuşur ve konu ne olursa olsun, söyleyecek bir sözü, hikmetinden sual olunamaz bir yargısı vardır, son sözü hep o söyler.
Konuşmasının herhangi bir yerinde "Allah" kelimesini geçiren kişi muhtemel bir yobaz, okumuş zümrenin bir kesimini de olsa eleştirme cüretini gösteren kişi ise tabii ki "aydın düşmanı"dır. Hele bir de yoksulun hukukunu falan savunan bir zararlı türü vardır ki, onlara ya "dinozor" ya da "en ucuzundan popülist" denir, adam yerine bile konmaz.
Aydın, bunların dışında kalan, çağdaşlaşmaya ve aydınlanma felsefesine dönük insandır. Bilime inanır, hurafelere güler.
Ve en önemlisi, aydın, bizim fevkimizdeki daha saygın bir düzlemde durur. O, bu rejimin "seçkin"idir. Refah içinde yaşama konusunda "cahil"lerden daha öncelikli bir konum ve ayrıcalık taşır. Bir çobanla bir profesörün oyunun eşit olamayacağını ve aydınlarını şatolarda yaşatmayan bir milletin çağdaş bir millet sayılamayacağını bize öğretmektir bu aydının aslî görevi.
Misyoner Kolonisi
Bu devletin kuruluş ideolojisi büyük ölçüde Osmanlı'dan devralınmıştır. Batılılaşma, çağdaşlaşma, pozitivist düşünce falan taa İkinci Mahmut'tan beri sarayın ideolojisidir ve bunu reayaya zorla da olsa kabul ettirme konusunda kararlı bir saflaşma sözkonusudur. Ve bugünün önde gelen aydını ne kadar devlete bile kafa tutar pozlara bürünürse bürünsün, genetik itibariyle Osmanlı'daki Kapıkulu'nun devamıdır. Ulûfeyle yaşamaya alıştırılmıştır ve mutlaka ayrıcalıklı konumda olması gerektiğine inanır. Yoksa bırakır memleket meselelerini bir tarafa, kendisini refah içinde yaşatmayan topluma beddualar döşenir kıvrak kalemiyle.
Yemeğin en lezzetlisi, üftadenin/zamparanın en çekicisi, eğlencenin, seyahatin, konforun en şaşaalısı, gücün ve itibarın en okkalısı hep onun olmalıdır. Ama bunlar da yetmez, madem roman yazmak moda, bir de roman yazmalıdır, ödülleri de o kapmalıdır, satış rekorunu da o kırmalıdır. Belki dağcıdır belki ressam belki din alimi, ama eğer siyaset diye bir şey varsa ve makamlar kapanın elinde kalıyorsa, siyasete de atılmalı, mutlaka başbakan cumhurbaşkanı falan olmalıdır.
Bunlara sahip olmak için kimlerle ittifak kurması, kimlere arkasını dayaması, neleri inkâr edip hangi nağmeleri terennüm etmesi gerektiğini önceden sezip, gollük pasları yakalamak için sahada yer tutmalıdır.
Koku alma yeteneği yüksek olmalıdır aydının, güç ve menfaat neredeyse oraya doğru akmalı, televizyon kameralarını görür görmez en kıvrak vücut çalımlarıyla kadrajın içine girmelidir.
Kendisi için Aydın demek gerekir böylesine.
Ayak takımı hangi koşullarda yaşarsa yaşasın, padişahın, sancak beyinin, kadı efendinin eteğinin dibine sığışır, onun borusunu üfler, geçim kapısıdır bu onun.
Ne o gün otoriteden bağımsızlaşmıştır, ne de bu gün. Güzel sofraların, eğlencenin, iktidarın, servetin ve şehvetin kokusunu herkesten önce alan keskin bir buruna sahiptir ve manevra yeteneği şaşılacak kıvraklıklar sergiler.
Sağcı olanına denecek lâfımız yoktur, o açıktan açığa "ben devletin kölesiyim" der ve sahiden de öyle davranır. Ama iliklerine işlemiş olan menfaat duygusu, eroin mafyası olduğunda bile "devlet millet ümmet" gibi kadim söylemlere sığınmaktan alıkoyamaz onu.
Sosyalist geçineni de çoğu zaman kendi iktidarının peşindedir; proletarya diktatörlüğünden anladığıysa proletarya + diktatör, yani kendi diktatörlüğüdür. Zaten bu projesi akamete uğrayalı beri proletaryanın her çeşitinden gıcık kapar olmuştur.
Genlerine kazınmış bir uyum yeteneğiyle kazanacak tarafı sezer, pusula gibi döner. Öyle içselleştirmiştir ki hükümran olanın buyruğunu, hapiste yatarken bile kerim devletine ve o devleti çizme gibi ayağına geçirmiş olan "Derin İktidar" a bağlı hisseder kendini. Gadre uğramış bir vatanseverdir, felek düşürmüştür bu hallere, elbette güzel günler görecektir iktidarı devraldığında.
Kıravatını düzeltip boyalı ıskarpinlerini yeniden giydiğinde sokaktaki insanı unutur kendisi için Aydın. Aslına rücu etmiştir.
Aydının kalesidir kurulu düzen ve bu düzenin kalesine girecek gollere siper olma görevi biçmiştir kendisine. Kendisi için Aydın her daim iktidarın dokuz adım önünde, elleri t****larının üstünde baraj kurar ayak takımının serbest vuruşlarına karşı.
Halkını adam olması imkânsız davar sürüsü gibi görmek vicdanını ne kadar rahatlatır bilinmez, ama bu tür aydının esas işlevi, egemenlerin doğrularını "halk" denen ipe sapa gelmez kalabalığa anlaşılır bir dille anlatmaktır.
"Anlatmaktır" dediğime bakma, aslında yaptığı iş bir çeşit beyin yıkama ve telkinden öteye geçmez.
Örneğin şöyle yazılar yazar gazetedeki köşesinde: "Filanca görüşe karşı olanlara verilecek 10 hazır cevap". Yani "sen bunları ezberle, karşıt görüşte olanlarla çatır çatır çene yarıştır, seslerini kes". Buram buram demagoji kokan, meseleyi öğretmeye değil, kendi karşıtlarını susturacak ileri karakollar ve uç beylikleri tahkim etmeye dönük bir propaganda stratejisi. Yüksek ücretli bir avukatlığa soyunur kendisi için Aydın, yazarlık adına.
Bencildir, rahatına düşkündür, ulûfenin adı maaş ya da telif ya da sponsorluk falan olsa da temel niteliği pek değişmemiştir. Kendisi için Aydın, beyninin ışıltısını en yüksek akçeyi ödeyene kiralar.
O nedenle de bir biçimde vicdanını devre dışı bırakarak başlamak zorundadır güne. İkna becerisini ilk önce kendi üzerinde sınamak zorundadır.
"Ama ne yapayım, bu halk eşek! Doğruyu söylesem heykelimi mi dikecek? İlk önce beni taşa tutar."
Oysa aydın olmak, taşa tutulacağını bilse de gerçeği söylemekten geri durmamak, bunu lütuf olarak görmeyip, görev bellemekten geçer diye bilirim ben.
O nedenle, köşe yazarı, akademisyen, yüksek mahkeme üyesi, şair, ressam, aktör falan olmak, belki kategorik olarak aydın yapabilir insanı, ama "adam" yapmaya yetmez diyorum. Aydın olmanın ön koşulu, hepimize vekâleten taşıdığı zekâyı, yeteneği, eğitimi, beceriyi, kendi menfaatinden önce toplumun esenliği için kullanmaktır. En azından toplumuna ihanet etmemekle yükümlüdür aydın.
Çünkü, biz eğitimli olalım diye harcanan para, sadece babalarımızın değil, aynı zamanda toplumun da parasıdır. Topluma da borçlanırız eğitilirken.
Etrafta dönen dolapları gördüğü bildiği anlayabildiği halde, bunu ister maaşını kaybetmemek adına, ister cemaatten dışlanmamak adına savsaklayan, ilk hareketi hep başkalarından bekleyen, haksızlık karşısında susan, boyun eğen, hasır altı edilen bilgiyi topluma iletmeyen herkes, kendisi hangi palavralarla kandırmaya çalışırsa çalışsın, benim gözümde namussuzdur.
Hayatı boyunca kör egosunun ardı sıra sürüklenmiş, menfaatine uygun dostluklar kurmuş, kilitlendiği yaralı benliğinin zorlamasıyla en ilgisiz konuları bile kendisiyle ilintilendirmiş, doğruyu söyleme görevini savsaklamış, bundan dolayı da yakasından düşmeyen bir suçluluk duygusuyla dolanan, bu duygunun derinleştirdiği yaralı benliğiyle haddinden fazla alınganlaşan, bu alınganlığın verdiği peşin öç alma arzusuyla güç isteyen, edindiği güçle zalimlik eden, kendi zalimliğinin yarattığı "bir gün tökezlersem beni linç ederler" korkusuna yenilip haklı/haksız erdemli/erdemsiz demeden otoritenin eteğine sımsıkı yapışan kendisi için Aydın'ın kime hayrı dokunabilir?
Böyle bir "aydın" çeşidi kol gezer bu ülkede. Hele medya plazalarının koridorlarında bunlara toslamadan yürüyemezsin.
Kapıkulu kime hizmet eder?
Aydın olmayı üç beş narsist ve menfaatperest mürekkep yalamışın tekeline bırakıp, sonra da "rahatım, çünkü ülkemin yetişmiş aydınları var, onlar benim için en iyi olanı düşünür bulur bana da söylerler" diyebilir misin?
Bugün, surların, plaza binalarının içinde kalabilmek adına güvercin taklaları atan dolara endeksli ulema taifesidir seslerini en çok duyduklarımız. Onlar plaza patronlarının kapıkullarıdır. Görevleri, gerçeği dillendirmek değil, patronlarının daha fazla kazanmasına yardımcı olmaktır.
Çapsızlığının ve aslında rehine konumunda bulunduğunun bilincinde, namuslu olmayı hep gelecek günlere erteleyerek, sığınacağı yegâne mazeret olarak "halkın bönlüğü"nü jiklet gibi çiğneyen devşirme oğlanlar ve kızlar, döne döne kendi dar çevrelerindeki sefih hayatlarını anlatıp duruyor gazete köşelerinde.
Yaşadığı hayat, onu muktedirlerin borazanı yapmıştır. Bize doğruyu söyleyemez. İş işten geçtikten (işsiz kaldıktan) sonra günah çıkarmakla yetinir belki. Ya da bazen dikkatimizi dağıtmak için günah keçileri atar önümüze. Sadrazam kellelerini sur dibine bırakan ulema taifesinin torunudur pek çoğu. Biz burada hiddetimize diyet olarak sunulmuş kellelere üşüşüp avunurken surların içindeki "tatlı hayat" eskisi gibi devam eder.
Suçluluk duyguları arttıkça bağırtısının şiddeti de artar Kapıkulu'nun. Ama korkaktır, sokaklarda dolanamaz; kendi gettosunda eşinir, yalnız kendisi gibi kapıkullarıyla eyleşir, yapay kahkahalar atar, gizli gizli kendi şahsî kıyametini bekler ağır makyajının ardında.
O kapıdan kendi isteğiyle çıkıp halkın arasına karışamaz kendisi için Aydın, çünkü plazanın gücünü kendi gücü zannederek incittiği insanların olası hiddetinden ürker.
Doğal yoldan yaşlanıp ölen çok fazla kişi bulamazsın o cemaatte, bunu o da bilir. Entrikayla dolu gecelerin sabahlarında plaza kenefinde beyin kanaması falan geçirdiği olur kimisinin. Yüksek tansiyon, kalp ve şeker hastasıdır bazıları, bir kısmı ülserle boğuşur. Kefeni yırtar yırtmaz geri döner, kaldığı yerden sürdürür oyununu. Ama ruhu ekşimiştir bir kere, kabahati hep "yoksulların bönlüğünde" bulur. Paris'teki tatilleriyle, Göcek'teki yazlık komşularıyla, Bebek'teki atölyesiyle hava atar, anadan doğma burjuva olduğunu kanıtlamaya çalışır müstakbel patronlarına.
Saflar netleşmiştir. Postallarını ve parkasını kapıcıya vermiştir yıllar önce. şimdi ipek kravat veya topuklu ayakkabıyla dolanır. İhanetler ve kazık atmalar, değişen denklemlerle hep kendi aralarında yinelenip durur Kapıkulu aydınların.
Tantana kesintisiz sürerken, hiç biri "dün aramızda olan bugün nereye kayboldu?" diye sormaz, soramaz. Kilit altına alınmış vicdanlarından kaçarcasına kaçarlar dışarıda kalan arkadaşlarından.
"Ben bu deveyi gütmüyorum" diyerek huruç eyleyense şimdilik yılkıdadır. Meraksızlığın ve boşvermişliğin uçsuz bucaksız tuz çölünde dolanır durur. Biz körler, onların halen yaşadıklarını unutmuş gibi, eski bir dosttan, bir ölüden söz eder gibi anarız da arayıp hatırlarını sormak geçmez aklımızdan. Hipnotize edilmişçesine, gözlerimiz çadır tiyatrosunun sahnesine dikili, madde bağımlıları gibi, ucuz bir operete talim ederiz.
Bu satırların yazarı surların içini de dışını da gördü. Kendince doğru olan yolu seçti. Diyorum ki, o soytarılara kızmayın, hor görmeyin. Paranın ve korkunun tutsağı, yetişkin rolü oynayan açgözlü çocuklardır onlar. Ulûfeyle satın alınmış kapıkulu kalemşör istese de huzur içinde uyuyamaz, tedirgindir uykularında.
Bugünün manzarası banal bir operet, görüntüye aldanma. Her kalıba girebilen satılık hokkabazların gösterisi er geç bitecek. Sayıları arttıkça ehemmiyetleri ve mevzuları da azalıyor. Pek çoğu kitap falan okumuyor artık. Vakitleri yok. Meyhanede mevcutlu olarak bulunmak zorundalar, yoksa dışlanır kendisi için Aydın, sandalyesini başkası kapar. Hörgüçten yiye yiye bitirdi artık entellektüel sermayesini, uzatmaları oynuyor.
Derim ki, aklını benlik duygusuna tutsak lâf ebelerine emanet etmek yerine, bizzat kendin aydınlan. Oku, araştır, merak et. Bırak artık her gün plasebo hapları gibi yuttuğun keçiboynuzu köşe yazılarını, farklı kaynaklara yönel.
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 18, 2006 11:56
=========================================
Ne guzel cizmis resmi degilmi Necdet Sen?
Bakin Beyaz (Sibel Fidel) et al.: Bati'da teknik gorevlerde de baska gorevlerde de calistim. Herhangibir durumda ruhumu, temel degerlerimi, vijdanimi feda etmem gerektiginde orayi terkettim; ya da o tur islere uygun "ozgecmisim" zaten olmadigi icin onlara yaranamazdim istesem de. Onlarin bir tarafini opmedim geldigim herhangibir nokta icin. Gururumla, kisiligimle, kuturumle ve yuce dinmle ciktim karsilarina. Beni alacaksaniz boyle alacaksiniz dedim. Ve oradaki akilli isverenlerin bircogu dinimden, kiligimden nefret etse dahi calisma ahlakimdan, profesyonelligimden ve zekamdan etkilenip bana is verdi ve kariyer basamaklarini yukselmeme izin verdi. Orda Ataurkculuk testi verilmedi bana. Ve bu temel degerlerimden taviz vermedigim Filistin'deki zulme karsitligimi, biraz yuksek sesle ifade ettigim ve Irkci siyonist katilleri biraz yuklsek sesle kinadigim icin "makina" calisti ve sonucta devre disi kaldim (yalniz bu sebeple degildi ayrilisim). Yani fiyat odedim inandigim degerler icin. Turkiye'ye geldigimden beri ne Ak-Paerti ne baska bir parti ile hicbir iliskim olmadigi gibi hicbir devlet isinde de calismadim hayatimda. Kendi hayatiniz kurgu oldugu icin baskalarininkini de kurguluyorsunuz. Bu ulkeden on yilda 200 milyar dolar calan sizin Atatrurkcu/cagdas/beyaZ Turk mafyaniz. En cok rahatsiz oldugunz sey ise artik para icin calismak zorunda kalabikleceginizi dusunmek. Cem Uzan-Mesut Yilmaz-Sulu ve resmindekilerin-Van Unicersitesi rektorunun, Alemdaroglu'nun "cumhuriyeti kurtarmak" derken neyi kastettiklerini artik herkes biliyor. Sizden birisi olan Cuneyt Ulsever'in yaptigi arstirmaya gor 90'larda bir yil (96 olabilir) Turkiye'nin en buyuk 500 sirketinin karliliklarinin YUZDE 91'i sahalarindaki ticari/endustriyel faaliyetlerden degil yuksek faizli kisa vadeli devlet kagitlarindan gelmis!! Iste sizi asil rahatsiz eden bu hortumlarin tikanmasi. Etrafinizda ekmeklerini helal kazanip eslerine esarp alabilen vatandaslarin size verdigi rahatsizligi anlamak zor degil.
Sizler Bati'daki muslumani anlayamazsiniz dedigim gibi. Sizleri oralarda goruyorum. Isimlerinizi degistirmekten olmayan "cinsel gecmisinizi" icad etmeye kadar, Islam'dan nefretinizi onlara ifade ederek, kendinizin Arap, Iranli, Pakistanli gibi olmadiginizi "cagdas" oldugunuzu (ingilizce'de kelime yok karsiliginda "modern" diyorsunuz cogunlukla) onlardan puan kazandiginizi beklemeye kadar ne tur zavalliklara bas vurdugunuzu cok iyi biliyorum. Ve etrafinizda bunu yapmayan musluman, Turk gordugunuzde sizi rahatsiz eden duyguyu anliyorum. Ayna da kendinizi goruyor ve nefret ediyorsunuz Sn. sahte. Bakin eger "icerden" iseniz size gurur duymaniz gereken bir haberi bir daha tekrar edeyim: Ahmet Yildiz adli 26 yasinda bir cocuk, doktorasin ile beraber "yilin Genc Bilimadami" odulunu aldi Science Dergisi arafindan verilen prestijli bir odul, hucreleri ici protein tasiyicilari uzerine yaptigi sahasinda cag acici kesif sayesinde. Sevindiniz degilmi? Bizi Ingiltere'deki Almanya'daki pornocu sotdaslarimizla gurur duymaya cagiran medyaniz, bu cocugun ismini halktan gizledi. Ayni seyi YOK, mezun oldugu Bogazici, ve TUBITAK ta yapti. Cocugun sucu: Esi basini ortuyormus. Iste resminiz!!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 15, 2006 12:42 PM
Bunca yüklenen yorum arasında Sayın Beyaz'ın yorumu bana nefes aldırıyor. Benim anlamadığım bu Yahudi kökenli olmakla suçlanma konusu. Beyaz ve Kıroğlu ve şimdi de ben Yahudi kökenli olmakla suçlanıyoruz. Ben bu muhabbete bir anlam veremedim. Bu bir paranoya olsa gerektir. Başka açıklama bulamıyorum.
Bir de bir yığın bilgi kesip yapıştırınca, önceki yorumlardan paragraflar alıntılayarak yazıyı iyice uzattıkça "aferin, iyi yüklenmiş" mi denecek, onu da anlamıyorum.
Üzülerek gördüm ki Nuri Sağlam da öfke seline kapılanlar kervanına katılmış. Nuri bey haklısınız, doğrusu zımmi. Zimmet'den. Fakat bunun tarihsel dökümünü yapmanıza gerek yoktu, tartışılan konu bu değildi. Biz müşriklerin durumunu konuşuyorduk. Siz beni Tevbe suresinin bir tek ayetine dayanarak yanlış yorum yapmakla suçladınız, siyaka sibaka bakmadan atmasyon yapmak işte böyle yanıltır dediniz, ben de siyaka sibaka baktım, sonuç değişmedi! Yani şimdi siz diyorsunuz ki Mekke müşrikleri putlar Kâbe'den çıkarılınca başka bir tapınak kurdular, paşa paşa orada Lat ve Uzza'ya tapmaya devam ettiler! Onları kimse ellemedi, putlarını da öyle mi? Ben size Tevbe suresi şirkin ebediyen kaldırıldığının ültimatomudur ve sadece antlaşma yapılmış müşriklere antlaşma süresi bitene kadar mühlet tanımıştır diyorum. Siz bana tarih dersi anlatıyorsunuz. Evet, elbette ki Peygamber kendi kavmi olan Kureyş'i affetti. Çünkü Kureyş'in müslüman olması belki de hayatındaki en büyük arzusuydu. Kureyş hacılara hizmeti üslenmiş Arabistan kabilelerinin en asili kabul edilen bir kabileydi. Adına sûre bile var. En önemli konu bunların müslüman olmasıydı. Affedilmeleri bence çok doğal. Ve tabii ki Peygamber affediciliğin en büyük erdem, huşunet ve sertliğin insanları nefret ettiren en önemli etken olduğunu çok iyi biliyordu. Zaten Mekke'nin fethinden ve hacılarn hizmetkarı asil kabile Kureyş'in affından kısa süre sonra bütün yarımada müslüman oldu, Peygamber'in beklediği de buydu ve gerçekleşti. Mekke yarımadanın kalbiydi ve orayı güzellikle fetheden Arabistan'ın kalbini fethederdi.
Bakın görüyorsunuz, en duygusal hamâsi ve kutsal görünümlerin bile nedensel açıklamaları yapılabiliyor.
Benim kendisine yanıt vereceğim kişi sayın Sağlam'dı, onu mantıklı bir diyaloga açık sanmıştım ama giyim tarzı ile inançlar arasında bağlantı olmadığını kanıtlamaya kalkışması beni ikinci üzen konu oldu. Bu bağlantıyı ben kurmamıştım, fanatizmin beni bu yönde eleştirdiğini söylemiştim, bir kez daha okuyunuz.
Aynı konuyu Aslı hanım da ele almış, Aslı hanım, blucin giymeniz ve tırnaklarınızı boyamanız çok enteresan bir olgu değil. Modern giyinmeye özen gösterip başını bağlayan çok bayan görüyorum. Onlarla olumlu diyaloglarım da oluyor, kendilerinden edindiğim izlenim: Bunu bir sentez adına yapıyorlar. Başörtüsü öcü değildir mesajı veriyorlar. Evet, tabii değildir, ben de bayan olsam uzatacağım saçlarım rüzgarda dağılıp tozlanmasın diye başımı örterdim. Ama kapalı bir yere girdiğimde de çıkarırdım. İkide bir tırnaklarımı yeniden silip yeniden ojelemek de bana işkence gibi gelirdi, fakat tüm bunlar benim kişisel tercihlerim, hatta kuruntularım da diyebilirsiniz, çünkü bayan olsaydım kurgusuna dayalı. Sizin tercihlerinize saygı duymaktan başka söyleyebileceğim hiç bir şey yok.
İşin garibi artık İran'da bayanlar başörtüsünü yarım bağlamayı yaygınlaşan bir tarz haline getirdiler ve devrim muhafızları artık bu kadar çok insanı uyarmaktan bıktılar, caddeler yarım baş bağlı bayanlarla dolu. Bizde sıkmabaşta inat edilmesi sanırım bu işin bir inatlaşmaya gittiğinin göstergesi. Tabii bu da bir tercih ve saygı konusu ama, inatlaşma sağlıklı düşünmeyi gölgeliyor.
Bekir beye söyleyebileceğim şu: Benim paragrafımı alıntılarken "beni bununla suçluyorlar" dediğim kısmı alıyor vu bunu itirafım gibi sunuyor. Üslubunu başından beri hoşgörüsüz bulduğum için polemiğe girmek istemiyorum. Onu çok geride bırakan başka yorumcular hakkında da düşüncem aynı.
knz gizemini koruyor, onu hiç birimiz anlayamıyoruz. Fakat aradan cımbızla çekilecek güzel cümlelerini her zaman bulmak mümkün. Anlaşılmayan genelde ne demek istediği.
Unutmadan: Irak Fao yarımadasını İran'dan geri alırken Amerikan helikopterlerinin de operasyona katıldığını söyleyen ve doğruluğu büyük olasılık olan söylentiler var. Ben size başından beri Amerikan ajanı, sözcüsü, propagandisti, her ne ise, adını ne koyuyorsanız, olmadığımı söylüyorum, inanmıyorsunuz. Benim kişisel inancım bu söylentinin doğru olduğu. Spor spikerinin sözlerinin içinizi sızlatmasında çok haklısınız, ne kadar vicdansızlıkla suçlasanız da benim de içimi sızlattı. O adama bu sözleri söyleme fırsatı veren Saddam asılırsa fazla acıyamayacağım. İdamdan yana değilim, canı yanan hiç bir canlıyı görmek istemem. Bana kalsa idam yerine müebbet uygulanmalı.
Şimdi yine zıplayacaksınız ama, ABD'nin Fao'ya katılması da gerekiyordu. Artık bu savaşın bitmesinin zamanı gelmişti ve Fao geri alınıp sınırlar başlangıç durumuna gelmeden bitmeyecekti. Sıfır-sıfır, hayır, elli-elli berabere ve kazanan ABD. Tablo gerçekten utanç verici ve üzücü değil kahredici ama gerçek bu.
Bir kez daha zıplayacağınızdan eminim: Irak'a kimyasal kullandırtılması ile ABD'nin Japonya'ya atom bombası atmasının nedeni de hemen hemen aynı: Yıllarca sürecek ve yüzbinlerce insanı öldürecek bir savaşı birkaç günde yüzbin kişi öldürerek bitirmek.
Ne kadar zıplayacağınızdan emin olsam da gördüğüm gerçekleri acı da olsa söylüyorum. Benim bunları kişisel olarak gönülden onayladığımı sanmayınız. "Oh ne de iyi yapmış aslanım ABD" dediğim kuruntularına kapılmayınız. Ama şimdi siz tırnak içini alıntılar ve "dervişin zikri" olarak lanse edersiniz!
Aslı hanımın duyarlı bir kalbi olduğundan eminim. Ölen siviller ve çocuklar en çok onun yüreğini kanatıyor olmalı. "Savunma refleksi" olarak tanımladığım şeye karşı çıkarken kalbini bastıramadığı için tepki verdiğine eminim. Fakat tarafsız olmaya çalışırsanız, bana inanın daha aklı selimle düşüneceksiniz. İsrail'in üzerine sıçrayan kanı haklı gösterme amacında kesinlikle değilim. Fakat araplar binlerce yıldır bu coğrafyada yaşamış olan yahudilerin bölgeden kökünü kazımak için çaba gösterdiklerini defalarca deklere etmişler ve 1968 de topyekün bir saldırı ile bunu denemişlerdir. Bize karşı haçlı seferi yapıldığını ve "Hadi geldiğiniz Orta-Asya'ya, yallah" diye sürülmek istendiğimizi düşünün. Ne yapardık? sorusunun yanıtını Büyük taarruz örneğinde verdim. Tarihin en büyük kan banyosunu...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 15, 2006 3:54 PM
Sevgili Bekir Bey, değerli blog ahalisi,
Tam da üstüne geldi bazı şeylerin şu anda. Vaktiyle alıntıladığım bu yazı için sahibinden izin almam gerektiğini bildiğim halde, yazının yeraldığı sitenin okunmasında teknik bir aksaklık olduğu için (daha doğrusu girdiğim bütün bilgisayarlarda -evde, işyerinde, arkadaşlarda- ve bütün sistemlerde -IE, MF, Safari- okuma problemi yaşamıştım) yazarın sitesinin adresini vermemiş, buna mukabil yazarın ismini belirtmekle kalmayıp kendisine ilişkin düşünce ve duygularımı sizlere iletmiş ve güzel bir sitesi olduğundan da sözetmiş idim. Google'lı bir çağda dileyenin o siteyi bulacağından da emindim. Alıntıyı ise abartılı bir şekilde geniş tutmamın tek bir nedeni vardı: Bağlamın gerektiriyor oluşu.
Yukarıdaki yazının direkt linkini veremiyorum. Bir türlü bulamadım. Fakat yazının yayımlandığı sitenin adresi şudur: http://www.derkenar.com
Yeniden başımın ağrımaması için lütfen bu linke tıklayıp okumuş olunuz.
Saygılarımla.
Not: Uzun bir zaman oldu. Çok verimli tartışmalar yaşandığını görüyorum ara sıra girdiğimde. Katılmayı çok arzu ediyorum. Birgün eğer toptan okumayı becerebilirsem yapacağım. Benim de vızıldayan bi sineğim olsun. O zamana kadar, şu berbat TV türkçesiyle söylersek eğer: "Kendinize iyi bakın"!
Yazan: metin-thePoor Tarih: July 15, 2006 5:11 PM
Beyaz
Biz islamcı deli göleğini falan giymiş değiliz
siz ise materyalizm denen deli gömleğini giymişsiniz
körler sağırlar birbirini ağırlar
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 5:25 PM
Bazi yorumcular, yapmis oldugum yorumlardan fena halde ustlerine alinmis nedense, olsun herkes isterse kendi kisisel muhasebesini bu blogda yapmakta serbesttir.
Sahsima yonelik iddia ve suclamalara kisaca cevap vermek istiyorum izninizle, Bati'nin ozgurluklerini kendi halkima cok gordugum kesinlikle dogru degildir. Kendi halkim icin, Bati'dan daha fazla ozgurluk istiyorum. Ekonomik refahin Bati insanina getirdigi ozgurluk ve tutsaklik arasinda kanimca ince bir cizgi var. Bugun maddi refah, liberal ekonomi, bireysel ozgurlukler icin gereklidir kuskusuz. Batili insan hayati sectigi yonde yasama ozgurlugunu buradan almaktadir. Ama, maddi refahi, maddi oburluk olarak yorumladiginiz zaman da, artik hayatta secim yapma ozgurluklerinizi bir tarafa birakip paranin kolesi oldugunuzu gorursunuz. Bati toplumu kanimca bu hastaliga yakalanmistir, ve isin kotusu bu hastalik Turk toplumuna da bulasmistir ve bulasmaya devam etmektedir. Ben Turk toplumunun, vahsi materyalist hirslarin da otesinde ozgur bir toplum olmasi gerektigini savunuyorum.
Turban takma ozgurlugu ile ilgili de hicbir problemim yok, serbest olsun, Bati'da ne ozgurluk gorduyseniz bizde daha fazlasi olsun. Buyrun acik acik soyluyorum, benim icin Turban takma veya takmama cok basit ve ilkel bir ozgurluk, yasaklansin mi, yasaklanmasin mi diye tartismayi bile sacma buluyorum. Ama o turban masasina geldiginizde, ben de kendi ozgurluklerimi masanin uzerine koyacagim daha once neler oldugunu acikladim, simdi uzun uzun yazmiyorum. Simdi nereye oynayacaksiniz kartlarinizi, nereye kusacaksiniz nefretinizi? Bu millet artik, hangi ideolojiye sahip olursa olsun, ortada nefret kusan deli gomlekli insanlar gormek istemiyor. Mumkunse, artik koselerinize cekinin ve hatira defteri mi yazarsiniz, resim mi yaparsiniz, kedi mi beslersiniz, ibadet mi edersiniz, sizi saglikli bir ruh haline kavusturacak ne yapilmasi gerekiyorsa onu yapin.
Anlasilan o ki, Bogazici, Harvard, Cambridge vs. vs. diplomasi sahibi olma kompleksinden arinan muhterem yorumcular var aramizda. O diplomalardan bende de birkac tane mevcut, sahsi fikrim sadece bir kartvizit'den ibaret olduklari. Onemli olan o akademik kurumlarin kapisindan girdiginiz anda kokladiginiz havayi cigerlerinizi patlatana kadar soluyabilmektir, hergun bilgiye ve ogrenmeye daha ac bir sekilde yataklarimizdan kalkmak, oradaki medeni hosgoru ve tartisma ortamini yasam felsefemiz olarak benimseyebilmektir. Demirkan Bey, bu bloga katilimi ile beni o guzel gunlere yeniden goturdu, kendisine tekrar tesekkur ediyorum.
Ahmet Yildiz (yanilmiyorsam ayni bolumde Comert Kural isminde gene basarili bir ogrenci var), gogsumuzu kabartan ornekler. Ama, sunu da belirtmem lazim ki, ABD'de kendi alanlarinda benzer genc bilimadami, genc muhendis odulleri alan pek cok Turk var. Universitelerimiz ve Tubitak, bu ogrencilerimizin coguna hakettikleri takdiri gostermekte yetersiz kaliyor, bu da Turkiye'de bireysel basariyi odullendirme kulturunun eksikliginden kaynaklaniyor. Ama bu cocuklarin da aman Tubitak bana odul versin diye, plaket toplayarak bilim adami olduklarini zanneden kisiler oldugunu zannetmiyorum, eger oyle ise yukarida bahsettigim donanima henuz yeterince sahip olamamislar demektir.
Bakiniz, Ortadogu'da ilginc oyunlar oynaniyor. Dun konustugum Lubnan'li musluman bir arkadasim, Hizbullah'in yapmis oldugu hareketlerden dolayi kendi ulkesinin bombalanmasindan dolayi uzgun; Hizbullah'a Israil'in eline boyle bir koz verdigi icin kizgindi. Butun islam dunyasinin icinde su anda, bizim yapmakta oldugumuz tarzda tartisma ve anlasmazliklar basini alip gitmis durumda. ABD, Turkiye soz konusu oldugunda kartlarini, hem, bu tur, islami yorumlama ile ilgili anlasmazliklara, hem de Ortadogu'da bagimsiz bir Kurt devleti kurulmasi meselesine oynayacaktir. Bu konularda, cok rasyonel politikalar uretmemiz ve birbirimizi yemekten vazgecmemiz gerekiyor.
Yazan: Beyaz Tarih: July 15, 2006 5:33 PM
Caner Taslaman'ın “TERÖR”ÜN VE “CİHAD”IN RETORİĞİ:FELSEFİ VE TEOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME başlıklı makalesinden bir bölüm aktarmak istiyorum. Makalenin tümüne, http://www.canertaslaman.com/retorik/ adresinden ulaşılabilirsiniz.
KURAN ve SAVAŞ AHLAKI
Kuran’ın savaşa yaklaşımının etik açıdan kabul edilir olup olmadığı hakkında pek çok tartışma yapılmaktadır. “Öteki”ne karşı -barış durumu dışındaki yaklaşımlar- birazdan da göstereceğimiz gibi dört farklı şekilde olabilir. Kuran’ın yaklaşımının kabul edilebilir olmadığını savunan bir kişi, diğer alternatiflerden hangisinin daha doğru olduğunu göstermelidir. Kuran’ın savaş karşısındaki tavrının -tarih boyunca yaşamış tüm Müslümanlarınkinin değil- etik açıdan kabul edilebilir ve sağduyuya en uygun yaklaşım olduğu kanaatindeyiz. Bahsettiğimiz dört farklı yaklaşım şöyledir:
1- Rasyonel veya makul bir sebep olmaksızın savaşmak: Bu durum, daha önce gösterdiğimiz gibi Kuran’a aykırıdır. Tarihte, Thugslar, bu davranış tarzına uygun bir örnek teşkil ederler. Onlar, tanrıça Kali’ye adak olarak yakaladıkları, yakınlarından geçen birçok masumu öldürdüler.[39] Thugsların varlıklarını sürdürdükleri 1200 yıl boyunca bir milyon kadar insanı öldürdükleri zannedilmektedir.[40]
2- Rasyonel sebepler için savaşmak: Genelde ekonomik çıkarlar gibi rasyonel sebeplerin savaşların en önemli nedenini oluşturduklarında şüphe yoktur. Rasyonel sebepler için savaşanlar, adalet veya adaletsizlik kaygılarını bir yana bırakarak, esas amaç olarak güç kazanmak ve kazanılan gücü elde tutabilmek için savaşmışlardır. Tarih boyunca bu yaklaşım, yaygın olarak uygulanmış olmasına rağmen, genelde felsefi açıdan onaylanmamıştır. Machiavelli bu tip bir yaklaşımı açıkça destekleyerek ünlü olmuştur[41] ve ondan sonra da birçok felsefi yaklaşımda benzer fikirler ifade edilmiştir (örneğin Sosyal Darwinizm’de). Kuran’ın yalnızca saldırı karşılığında savaşma izni veren ayetleri ( 22-Hac-39 gibi) bu yaklaşıma onay vermez. Ancak şimdiye kadar incelediğimiz örneklerde görüldüğü gibi, dinin siyasi amaçlar için kullanılması sonucunda Kuran’ın otoritesi, fakihlerin, nasih-mensuh iddialarını ve mevzu hadisleri kullandıkları yorumlarıyla aşılmıştır.Halkın savaşa teşvik edildiği birçok durumda hep çıkara dayalı rasyonel sebepler, dinsel retorikle örtülmüş ve savaşın makul sebeplere dayandığı savunulmuştur.
3- Her şartta pasivizm: Kuran, mutlak bir pasivizme karşı olmakla beraber bağışlamayı cezalandırmaya üstün tutar. Bunu aşağıda alıntılanan ayetlere bakarak anlayabiliriz:
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır; o zaman, görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.[42]
41- Fussilet, 34
Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir.[43]
42- Şura, 43
Kuran bağışlamayı üstün tutar, fakat her durumda pasif kalmayı onaylamaz. Bireysel olarak uygulanan -Gandi örneğinde olduğu gibi- veya küçük bir topluluğun uyguladığı pasiflik ile, bir toplumun toptan yok edilmeye çalışıldığı sırada uygulanan pasiflik farklı perspektiflerden ele alınmalıdır. Müslümanlar, saldırıya uğradıklarında ve yok edilmek istendiklerinde savaşa çağrılmışlardır. Mutlak pasivizm, saldırganların azgınlığını arttıracaktır ve çocukların, kadınların ve yaşlıların öldürülmesine izin verilmesi anlamına da gelir. Bu yüzden böyle bir pasivizm hem sağduyuya aykırıdır, hem de etik açıdan da sorunludur.
4- Makul sebepler için savaşmak: Kuran ayetleri makul bir sebebin varlığı durumunda savaşa izin vermiştir ve bu makul sebep saldırıya uğramaktır. (Müslüman olmayan herkese karşı savaşı meşru görenler, makul neden arayışını anlamsızlaştırmışlar ve böylece istediklerine savaş açma konusunda özgürlüğe kavuşmuşlardır.) Kuran’ın saldırıya bağlı olarak savaş açma tavrı etik açıdan, yukarıda sayılan mevcut şıklar içinde, sağduyuya en uygun ve en tutarlı olandır. Uluslararası hukukta dahi meşru-müdafaa insanların en doğal hakları arasında sayılır. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesine göre saldırıya uğrayanların meşru-müdafaa hakkı vardır.[44]
Kuran’da, savaş sırasında olsa bile, neden insanların öldürülebileceğine dair ifadelerin geçtiğini merak edenler olmuştur. Gerçekçi bir dinin, savaş gibi istenmeyen fakat kimi zaman kaçınılamayan bir durumla ilgili açıklamalar yapması çok önemlidir. İslam öldürmeyi yasaklamıştır; dolayısıyla eğer Kuran’da savaş, öldürmenin serbest bırakıldığı istisnai bir durum olarak gösterilmeseydi, o zaman İslam’ın mutlak bir pasivizmi desteklediği sonucuna varılabilirdi.
Kuran’da, savaşın, önce karşı tarafın saldırması şartına bağlanmasının dışında da, “savaş” konusunu ilgilendiren önemli hususlar vardır. Bunların en önemlilerinden biri Kuran’da Hz. Muhammed dışında kararlarına vahiy ile onay verilen hiçbir insanın bulunmadığının bilinmesidir. Bu yüzden, hiçbir insan diğerlerinden epistemolojik olarak farklı bir konumda olduğunu iddia ederek savaş açılması ile ilgili kararlarının tartışılmaz olduğunu savunamaz. Tarih içinde farklı dinlerden pek çok dini otorite, toplumun geri kalanından farklı bir epistemolojik durumda olduklarını iddia etmişlerdir. Örneğin Kilise, Kutsal Ruh’un (Cebrail) koruması altında olduğunu söyleyerek, kendi epistemolojik konumunun halktan farklı olduğunu ileri sürmüş ve tüm karar ve görüşlerinin doğruluğunu böylelikle temellendirmeye çalışmıştır. Kuran’da böylesi bir tavra onay olmamasına rağmen İslam dünyasında da benzer iddialarda bulunanlar olmuştur. Bazı insanların evliya olduklarına ve bu kişilerin epistemolojik durumları dolayısıyla halkın asla erişemeyeceği bir takım özel bilgilere sahip olduklarına inanılmış, bu kişilerin her kararının tartışmasız olarak kabul edilmesi gerektiği savunulmuştur. Evliya olma iddialarının yanında bir kişi, bir de Mehdi olarak kabul edilirse, o zaman kendisine duyulan bağlılık çok daha fazla artar. Bu tip inanışlar, özel konumda olduğuna inanılan bu kişilerin savaş ilanlarının tartışılmaz olarak doğru kabul edilmesine; bu savaşların, Kuran’a uygun/aykırı veya adil/adaletsiz olduğu tartışmalarının ihmal edilmesine sebep olmuştur ve bundan sonra da olabilir.
...
...
Savaş ahlakı açısından savaşın başlatılma şartlarının yanı sıra, savaşın nasıl sürdürüleceği (jus in bello) de önemlidir. Bir savaş makul nedenlerle başlatılmasına rağmen savaş içinde haksız eylemlerde bulunulabileceği gibi, bir savaş makul olmayan nedenlerle başlatılmasına rağmen adil bir şekilde sürdürülebilir. Kuran’ın şu ayeti, savaşın sürdürülme şekline dikkat edilmesi konusunda göz önünde bulundurulmalıdır:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, ancak aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.[48]
2-Bakara, 190
Görüldüğü gibi Kuran savaş başlatanlara karşı savaşma izni verirken, savaş başladıktan sonra her yolun mübah olduğunu söylemez, aksine savaş sırasında da aşırı gidilmemesini öğütler. Her savaş yeni bir fenomen oluşturmaktadır. Eski savaş araçlarıyla yeni savaş araçlarının farklılığı da savaşın nasıl sürdürüleceği tartışmasını güçleştirmektedir. Kuran’ın savaşın sürdürülmesiyle ilgili belli ana prensipler dışında detaylar vermemesi, dönemin şartlarına uygun metotlar geliştirme esnekliği verir. “İslam ve savaş” konusunu karşılaştırmalı ahlak çalışmaları açısından ele alan John Kelsay’in de söylediği gibi: “Modern savaşın nasıl sürdürülmesi gerektiğine dair şartlara İslam dünyasının yaptığı katkı halen gelişme halindedir.”[49] İlerleyen sayfalarda ele alacağımız Kuran’da, bütün “ötekilerle” antlaşmalar yapılabileceğini gösteren ifadeler, savaşın sürdürülmesi ile ilgili konuyla birleştirilebilir.
Kuran’da savaşın başlatılması ve sürdürülmesi ile ilgili prensipler olduğu gibi, karşı tarafın barış istemesi durumunda savaşın devam ettirilmemesi de söylenir. Bu konuyla ilgili iki ayet şöyledir:
Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül et.[50]
8-Enfal, 61
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adalet yapanları sever.[51]
60-Mümtehine, 8
İslam’ın, “Hiçbir devletin makul sebepler dışında rasyonel sebepler için savaşma hakkı yoktur.”[52] diyen John Rawls ile -ki savaş ahlakı üzerine çalışanların çoğu da aynı fikirdedir- aynı doğrultuda emirler vermiş olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, İslam ile Müslümanlar arasında net bir ayrım yapmak zorundayız. Müslümanlar her ne kadar İslam dininin takipçileri olsalar da, sonuçta onların da -birçok zaman birçoğunun dini vazifelerinin önüne geçen- rasyonel çıkarları vardır; aslında toplumu çoğu zaman mobilize eden siyasal elitin çıkarları olmuştur. Savaşın nedeni rasyonel sebepler olduğu birçok durumda da fakihler, müftüler savaşların dini nedenler için gerekli olduğunu bildiren fetvalar vermişlerdir. Bu fetvaları almak önemliydi, çünkü böylelikle savaşacak halkın gözünde savaşı meşrulaştırıyorlardı ve ayrıca insanları mobilize etmek için İslam’ın ontolojisinden ve eskatolojisinden de yararlanıyorlardı. İslam’ın ontoloji ve eskatolojisine göre herşeyi yaratan, herşeye gücü yeten bir Tanrı vardır; Tanrı, bu dünyadan sonra ahirette ebedi bir yaşam hazırlamıştır ve de herkesin ahiretteki yaşantısındaki yerini bu dünyada yaptıkları belirleyecektir. İslam’a göre Allah adına yapılan savaşta ölen şehitler ahirette cennet ile müjdelenmiştir. Sonuç olarak İslam, dünyevi çıkarlar üzerine kurulmuş hedeflerin üstesinden gelecek aşkın hedefleri ontolojisi ve eskatolojisinde barındırmaktadır. İslami inanışa göre, şehitler kısa dünyevi hayatlarını feda ederek mükemmel bir ebedi yaşama sahip olma olanağı kazanırlar. Kendi güç hesapları için savaş yapmak isteyenler, bu ontoloji ve eskatolojiyi kullanarak kitleleri savaş için mobilize etmeye çalışmışlardır. Sonuç olarak, cihad bir ikna etme mekanizması olarak kullanılmıştır ve cihadın bir retorik olarak kullanıldığını söyleme sebebimiz de budur.
Yazan: A. Esin Tarih: July 15, 2006 5:57 PM
TÜBİTAK Resmi yayın organı Bilim ve Teknik dergisinde Ahmet Yıldız'ın tanıtımını yapmış ve çalışmasını tanıtmıştır. (Bkz Mart 2006)
Sayın Akyol'un İslam'ın yayılış döneminde Hindu ve Budistlere zımmi statüsü tanıdığı konusu benim savımı çürütmez. Bu gün Kur'an'ın hangi âyetini uygulayabiliyor ki müslümanlar? Onca Budist ve Hindu'yu katletmeye kalkışacak değillerdi herhalde. Zorunluluk kendini dayatmış ve bir çok ayet görmezden gelindiği gibi Tevbe suresinin başı da pas geçilmiş anlaşılan...
Zaten halifeler döneminden başlayarak bazı ayetlerin uygulamasından hemen vazgeçilmek zorunda kalınmış değil miydi? Örnek müellefei kulüb, örnek el kesme. Biz de zaten bunu söylüyoruz: Kendi nedensellikleri içerisinde hüküm vermiştir ve sonsuza kadar uygulanması düşünülemez diyoruz. Kutsaldır, değiştirilemez, yürürlükten kaldırılamaz diye bir şey olmaz diyoruz. Fiilen yürürlükten kalkıyor bir çok hüküm.
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 15, 2006 7:01 PM
hala laf ebeliği var
Kardeşim gelsene bilim olayına
HALA AYNI MASAL AYNI TERANE
Sen o aptal materyalizmi bilim diye yutturmaya devam ettikçe seninle diyaloga girmeyecegiz
senin İslamla dalga gecmeye calıstıgın gibi biz de kesinlikle senin gibi uydurmdan sallamadan evrimle dalga gececeğiz.
soracagız cevap alamayacagız
Materyalistlerle İslami konuda diyalog olmaz
Bunu yapmayız
Cok beklersin
"İsrail'in üzerine sıçrayan kanı haklı gösterme amacında kesinlikle değilim. "
amacın bu değil ki
amacın inandıgın masalllar ugruna gizli kapaklı din düşmanlıgı yapmak
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 8:37 PM
Sevgli Metin Bey,
Bu yorum isine basladgimda ben de emin degildim bu alinti yapma isinin adabi ve lagal prosedurunden. Onun icin baslangicta bayagi tereddutlu idim. Zamanla yazarin ismini vermenin yeterli oldugu intibasi edindim. Yukardaki de gene benim yaptigim daha onceki ayni alintidan alintidir. Belki kaynak daha oncekinde vardi kayboldu kes-yapistir isleminde.
He halukarda sorun sadece bir internet adabi meselesi ise basta yazar Sn. Necdet Sen olmak uzerere, butun magdur taraflardan ozur dilerim. Telif hakki gibi legal ihlal varsa umid ederim aciklamaniz o eksigi gidermis ve bu fakiri de muyyidede den kurtarmistir. :) Tesekkurler.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 15, 2006 8:53 PM
Aynı konuyu Aslı hanım da ele almış, Aslı hanım, blucin giymeniz ve tırnaklarınızı boyamanız çok enteresan bir olgu değil. Modern giyinmeye özen gösterip başını bağlayan çok bayan görüyorum. Onlarla olumlu diyaloglarım da oluyor, kendilerinden edindiğim izlenim: Bunu bir sentez adına yapıyorlar. Başörtüsü öcü değildir mesajı veriyorlar. Evet, tabii değildir, ben de bayan olsam uzatacağım saçlarım rüzgarda dağılıp tozlanmasın diye başımı örterdim. Ama kapalı bir yere girdiğimde de çıkarırdım. İkide bir tırnaklarımı yeniden silip yeniden ojelemek de bana işkence gibi gelirdi, fakat tüm bunlar benim kişisel tercihlerim, hatta kuruntularım da diyebilirsiniz, çünkü bayan olsaydım kurgusuna dayalı. Sizin tercihlerinize saygı duymaktan başka söyleyebileceğim hiç bir şey yok.
Demirkan Bey,
Oncelikle yorumumu eksik okumussunuz; ben basimi ortmedigimi ama ortenlerin kamusal alanda ortuyu kullanamama yuzunden magdur duruma dustuklerini ve davalarini hakli buldugumu soylemistim! Yani benim basim ortulu degil.
Ancak, burada dikkatimi ceken; bir yandan basortusu olayina saygili oldugunuzu soylerken, diger yandan bana biraz dalga geciyor ya da yine olayi ilimlastiracagim derken sulandiriyorsunuz gibi geldi. Isterseniz kadinlar baslarini nasil ortecegine, abdest alirken ojelerini cikartip, cikartmama konusunda hangi karari alacaklarina,inanclarina gore kendileri karar versinler.
Basim ortulu degil ve o cizgide giyinmiyorum ama bunu yanlis karsiliyor oldugum icin falan kesinlikle degil. Cunku ben tesetture inaniyorum.
Sadecei altina dar bir kot, ustune basortusu takan ya da tamamen uygun giyinip, uygun olmayan davranislarda bulunanlari kiniyorum! Demek ki onlar bu ibadetin icerdigi anlami anlamadan bunu yapiyorlar ki, o zaman zaten oyle giyinmelerinin de bir manasi yok! Cunku bu sekilde inandiklari dine kotu ornek olarak zarar veriyorlar. Tabi ki en dogrusunu Yuce Allah bilir ve en son karari yine O verir! Ben sadece kisisel fikrimi belirttim.
Saygilar,selamlar,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 15, 2006 9:08 PM
"Zaten halifeler döneminden başlayarak bazı ayetlerin uygulamasından hemen vazgeçilmek zorunda kalınmış değil miydi? Örnek müellefei kulüb, örnek el kesme. Biz de zaten bunu söylüyoruz: Kendi nedensellikleri içerisinde hüküm vermiştir ve sonsuza kadar uygulanması düşünülemez diyoruz. Kutsaldır, değiştirilemez, yürürlükten kaldırılamaz diye bir şey olmaz diyoruz. Fiilen yürürlükten kalkıyor bir çok hüküm. "
fiilen ortadan kalkan yutturmaya calıstıgın evrim ve materyalizmden baskası değildir
durum ortada
savunan biter mi
bitmez
cunku hiç biri delili olmadıgı halde su anda savunulmasını akıl ve mantık yoluyla izah edemiyoruz ki
bilime tapınan bu arkadası suat beye cevap vermeye cagırıyorum
ve de atıp tuttugu görme hadisesinden dolayı bana
İslam hakıında atıp tutacagına cevap ver bakalım sen önce
sen bizim inancımız hakkında sallıyorsun
sıra bizde
ilkokulda cin ali okuturlardı ya
yenisi cıktı
efegil harikalar diyarında :)
efegil İslama diş biliyor :)
Efegil masalları bilim diye anlatıyor:)
Efegil materyalizmin beş şartı:)
efegil ve kurnaz tilki( gerci ikiside aynı ama)
efegil ve laikus salllamayus
efegil palavara yarısında
efegil bilim adına kendisine sorulan sorulardan nasıl kacıyor :)
daha uzar bu seri sanırım
bellemişsin tevbe süresini
bırak bu hikayeleri ve Kuranı
bak sen kurana saldırıyorsun biz de senin dininin kutsalına evrime
Müslüman arkadaslar cevap verdiler İslam adına
Ben de senin dininle alay ediyorum
Bunu da tepki olarak yapmıyorum
Gercekten canım sıkıldıgında mizah dergisi yerine evrimsel kaynaklara bakıyorum
Kutsalına masal diyorum aynen senin Kuran hakkında dediğin gibi
Bunu da senin gibi kıvırarak kurnazlık yaparak yapmıyorum
acıkca söylüyorum
efegil masallara inanıyor ve İslam dinin folklor olmasını isteyerek onu dinine tabi olmamızı istiyor acıkca tebliğ yapıyor
Kendini dev aynasında gören uyanıklara
Kime ne sekilde ne tür bir üslubla cevap verecegimizi biliriz biz
Bize yorumlar düzeysiz cevap vermiyorum deme
Suat beyin yorumuna cevap versene
Veremezsin ama masal anlatmaya devam edersin
"örnek el kesme"
Bu arkadas öyle sallıyor ki islam tarhi hakkında var ya cevap vermeye degmez
Wikipedia dan mı okuıyorsun islam tarihini
aynen evrimi okudugun gibi efegil
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 9:16 PM
"Benim kendisine yanıt vereceğim kişi sayın Sağlam'dı,"
neden
o gel bilimcilik oynayalım demiyor diye mi:)
Bilim adına materyalizmi yutturmaya calıstıgını söylemiyor diye mi
seni ciddiye alan bir tek o var diye mi:)
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 9:19 PM
Demirkan Bey,
Öfke seline kapılmış değilim.
Ayetlere saçma bir mana veriyorsunuz.
Tepkim buna.
Defaatle açıkladığım bir konuda hala ısrarcısınız.
Tevbe suresi bir SAVAŞA İSTİNADEN inmiştir.
Ortada iki topluluğun savaşı vardır.
Bugün de yunanlılar bize savaş açsalar biz de gereken karşılığı vereceğiz değil mi?
Savaş ortamında yunanlılara karşı seslendireceğimiz söylemle normal zamandaki farklı olacak değil mi?
Siz meselenin çok uzağındasınız.
Ben tarih dersi anlatmıyorum.
Hem tarih hem de hukuk felsefesi yapıyorum.
Tarih felsefesi yapıyorum: çünkü belli bir zamanda ve mekanda cereyan etmiş bir olayı anlamak ve bu olaydan sonuçlar çıkartmaya çalışıyorum.
Ahitlerini ve yeminlerini bozup PEYGAMBERİ VATANINDAN SÜRMEYE TEŞEBBÜS EDEN BİR TOPLULUKLA SAVAŞMAYACA MISINIZ Kİ, aslında savaşı size karşı ilk başlatanlar onlar olmuşlardı. (Tevbe 13)
Bu bir olaydır beyefendi. Tarihsel bir olay:
-Hudeybiye Anlaşmasını adam öldürerek bozan Mekkeliler
-Peygamberi ve diğerlerini vatanından süren Mekkeliler
-Savaşı ilk başlatan Mekkeliler
Bunlara karşı 631 yılında cap canlı bir olay. Bu olay (yani barış antlaşmasını bozma ve savaş)dan bağımsız olarak okursanız ilmi bir fecaate düşersiniz.
Veeeee kör gözüm atladığınız başka bir nokta daha: Arap yarımadasında onlarca müşrik kabile ve şehir devleti vardı. Bu Tevbe suresi onlara da hitap ediyor muydu? Ben size biraz bilgi vereyim. Mesela Gatafan kabilesi vardı. Onlar da üstlerine alındılar mı?
Sanıyorum tek başına bu bile yeterlidir. Yine inkar ederseniz dediğim gibi ya anlama kapasitenizde sorun olduğunu ya da bilim ahlakından yoksun olduğunuzu düşüneceğim. Çünkü gerçeği örtmekte ısrar demektir bu.
Gelelim hukuk felsefesine: ve bence asıl önemli olan noktaya.
Şimdi Sibel Fidel Beyaz gibiler ya da ne bileyim herhangi birimiz şakkadanak hukuk normu icad edebilir ya da içtihada bulunabilir miyiz?
Böyle hiçbir esas ve usule (metodolojiye) dayanmadan bir ayetten hüküm istinbat edebilir miyiz?
Mesele budur çünkü Sezgin efendi de diğer versiyonları da kendilerinde bu yetkiyi bularak şakkadanak hüküm istinbat edebiliyorlar.
Siz de yapabilirsiniz. Ama bunun hiçbir ilmi değeri ve kabul edilirliği olmaz.
Mesela “kanunların makable şamil olmadığını” bilmeyen bir adamın ceza davasında hüküm ittihaz etmesi hem bireysel hem de kolektif bir cinayet olur.
Aynen öyle; tarihsel vakalara dayalı anlatımları genel ve evrensel hüküm istinbatında kullanmak hem bir zırcahillik hem de hukuki bir cinayettir.
Kendilerini yurtlarından çıkarmış, defalarca saldırmış, en son Antlaşmayı yolcuları haince katlederek bozan “Mekke müşriklerine” yapılan hitabı kalkıp
-NORMAL GÜNDELİK HAYATIN OLAĞAN VE SIRADAN BİR HÜKMÜ GİBİ OKUMAK
-bu yetmiyormuş gibi bunu evrensel ve her ana şamil kılan bir genel hüküm olarak lanse etmek
Düpedüz zırvadır. Zırva.
Bunu kendine Müslüman diyen de işler öteki de.
Diyorsunuz ki Mekkelileri affetmiştir çünkü falan filan. EE güzel kardeşim o zaman sorun ne zaten bu ültimatomu onlara vermişti!!!
Şu mantığınıza çok güldüm:
“Yani şimdi siz diyorsunuz ki Mekke müşrikleri putlar Kâbe'den çıkarılınca başka bir tapınak kurdular, paşa paşa orada Lat ve Uzza'ya tapmaya devam ettiler! Onları kimse ellemedi, putlarını da öyle mi?”
Böyle bir şey demiyorum. Lafı geçiştirmeyin.
Siz diyorsunuz ki:
““…ARTIK ŞİRK YAPAN, PUTA TAPANLARIN BUNDAN BÖYLE ÖLDÜRÜLECEĞİNİ İLAN ETMİŞTİR”
Ben de diyorum ki böyle bir şey ne Kuranda var ne de Peygamberin uygulamasında. Bu islamın mantığına aykırı çünkü. Bunu ben değil. Anlı şanlı oryantalistler de söyler. Hatta bu vurguyu ben onlardan ilke kez öğrenmişimdir.
Kabe’den putlar temizlenmiştir.herhalde temizlenecekti. Allah’ın evi olarak sembolize edilen bir yerde put mu olacaktı.
Ama kalkıp insanların evlerine baskın yapılıp putlar mı kırıldı? Asla.
Müşriklerden dileyen öyle kalmaya devam ettiler. Onlara da kimse sen niye müşriksin dememiştir.
Hala görmezlikten geldiğiniz Medine Vesikasını tekrar hatırlatayım size. Neden görmezden geliyorsunuz.
Yapılan savaşlarda Medineli müşriklerin de müslümanlar safında savaştığını biliyor muydunuz. Örneğin Kuzman adlı bir müşrikin çok büyük kahramanlıklar gösterdiğini.
Olay sizlerin sandığı gibi salt dini değildir.
Yukarıda Caner Taslaman adlı yazardan yapılan alıntıda çok güzle bilgiler var. Oraya da bakılırsa iyi olur.
“ALLAH, SİZİNLE DİN KONUSUNDA SAVAŞMAYAN, SİZİ YURTLARINIZDAN SÜRÜP-ÇIKARMAYANLARA İYİLİK YAPMANIZDAN VE ONLARA ADALETLİ DAVRANMANIZDAN SİZİ SAKINDIRMAZ. ÇÜNKÜ ALLAH ADALET YAPANLARI SEVER.”
Harika bir ayet.
Başka söze ne hacet
Yazan: nuri saglam Tarih: July 15, 2006 9:50 PM
Sayın Esin, Konu İslam'ın kötü şeyler, katliamlar yaptığı filan değil. Ben oturup burda müslümanlar müşrikleri kesti doğradı filan demiyorum. Tam tersine, örneğin Kudüs bir çok kez müslümanlarla hristiyanlar arasında el değiştirmiştir. Ne zaman Hristiyanlar ele geçirdilerse katliam yapmışladır, ne zaman müslümanlar ele geçirdiyse ilişmemişlerdir. Bu da doğaldır, Kudüs İslam coğrafyasıydı ve o dönem zenginlik, refah Doğu'daydı. Haçlılar din kisvesi altında bu zenginlikleri talan etmeye geliyorlardı. Müslümanların kendi topraklarında yaşayan ve vergi aldıkları gayrimüslim tebaaya karşı bir hınçları yoktu. Talan etme ve katliam müslümanlarla değil, Avrupalılarla özdeşleşmiş bir kavramdır. Bakın dikkat edin Hristiyanlarla demiyorum. İsa onlara talan edin dememişti. En büyük talan da Amerika kıtasının talanıdır.
Küçük ve kaynakları az bir kıtada bir çok farklı ırk bir arada yaşar, bu ırklar kendi aralarında durmadan savaşır ve üstelik sık sık doğudan gelen kavim göçleri sırasında saldırılara uğrarlarsa, bu insanların işi gücü nasıl öldürelim, nasıl talan edelim, nasıl yağmalayalım olur. Çinliler barutu yüzyıllar önce buldu, fakat sadece havai fişek yaptılar. Batılılar ise bunu görür görmez silah yapılabileceğini anladılar ve hemen yaptılar.
Çoğu kez bilim teknolojiyi sonuç verir ama teknoloji de bilimi destekler. Avrupa'nın gelişmesinin bir nedeni de budur. Sürekli gözlerini açmak ve araştırmak zorundaydılar. Uçsuz bucaksız topraklarda yaşayanlar ise daha mistik ve duygusal olurlar. Nedensellik açısından bakarsak atmosferin bile toplumları şekillendirmede büyük etkisi vardır. Büyük steplerde hava açık ve nem oranı düşük olur. Yıldızlar elinizi uzatsanız alabilecekmişsiniz gibi niciler gibi pırıldar. Bu atmosferde seyrek bir nüfus yoğunluğu yaşayan insanlar düşünmeye, duygulanmaya eğilimli olur. Avrupa ise bunun tersidir. Orda insanlar açgözlü, didişip savaşmaya eğilimli ve maddesel düşünmeye şartlanmıştır.
Sonuca gelirsek müslümanlar şunu bunu yaptı, batılılar cici, iyi diye bir şey iddia etmek mümkün değildir. Şu var ki bugün gelinen noktada batılılar bizden çok fazla değerler üretmiş durumdalar. Bir çok bakımdan bizden "iyiler" şu an. İlla iyi-kötü kavramlarını yapıştıracaksak...
Benim söylediğim, Kur'an'ın değişmez, her zaman ve çağda hükümleri aynen uygulanabilir olmadığı. Böyle bir şey zaten olamaz. Ben Tevbe suresini bunun için örnek verdim. "Bakın Kur'an'da bile itiraf ediyor, müşrikleri kesmişler!" diye değil. Konu ayetleri yanlış anlamadan çıkmıştı, ben de bu endişenin yerinde olduğunu, Tevbe suresine göre müşrikleri öldürme hükmünün geçerliliğini sürdürdüğünün her an iddia edilebileceğini anlattım. Yâni bakın bu yanlış anlama bile değil. Çünkü âyet nesh olmamış. Hükmünü kaldıran yeni bir âyet gelmemiş. Biri çıkıp rahatlıkla müşriklerin öldürülmesi gerektiğini söyleyebilir. Anlatabiliyor muyum?
Konunun İslam düşmanlığıyla filan alakası yok. Bu hükümleri kutsal, ellenmez ve değiştirilmez, kıyamete kadar aynen geçerli sayarsanız ortaya çıkacak sakıncaları göstermeye çalışıyorum.
Hiç bir şey nedenselliklerinin sınırını aşamaz. Niye Kur'an içkiyi aşamalı olarak yasakladığı gibi köleliği önce azad etmeyi teşvik edip sonra tıpkı "bu günden sonra faiz kaldırılmıştır, faiz yoktur!" dediği gibi "bu günden sonra kölelik yoktur, her insan hürdür" deyip kaldırmadı? 25 yılda tamamlanan bir kitap son ayetiyle bile olsa bunu yapabilirdi. Nihayetinde yaptırılacak işlerin ücretle yaptırılması sistemini getirecekti, bu kadar da basitti yani. Savaş esiri ayrı, geçici statü, ama bir kölenin çocuğunun köle doğması kabul edilemez, insanın alınıp satılması kabul edilemez, olamaz böyle bir şey. Fakat o günün nedensellikleri bunun kaldırılmasına yetmedi. Demek ki Kur'an kendi nedenselliği içinde oluşmuş bir kitaptır. Nedenselliğinin ötesine geçemiyor.
Bu arada, ben İslam'ı kurtarmak için, İslam'ı düzeltmek, ıslah etmek için filan uğraşmıyorum ki bazıları beni hariçten gazel okumakla suçluyorlar? Birileri içinde yaşadığım toplumun bazı kurallara göre yönetilmesi gerektiğini söylüyorlar, ben de içinde yaşadığım toplumun o kurallarla yönetilemeyeceğini söylüyorum. Bunun hariçten gazel okumakla ne ilgisi var?
"Sana ne İslam'dan, git eşcinsel papazları rehabilite et!" filan diyorlar da o bakımdan. Ne alaka?
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 15, 2006 10:25 PM
Aslı hanım, ben size başınız örtülü demedim. Olup olmamasını sorgulamam, haddim değil. Sadece izlenim aktardım, başı örtülü olup blucin giyen ve tırnaklarını boyayan bayanların var olduğunu söyledim. Bu sizi de bu şekilde düşündüğüm anlamına gelmiyor. Onlara saygım olduğunu da belirttim. Tabii size de...
Sulandırmak... Bilmiyorum. Benzinin ve insanın sulusu çekilir şey değildir. Bilmiyorum Aslı hanım, folklorize derken bu kelimenin çok tepki alacağını hesaplamam gerekirdi belki de diye düşünüyorum. Belki bu kelimenin yerine başka bir kelime kullanabilir miyim diye daha fazla düşünmeliydim. Bu uyarınızı gerçekten dikkate aldım, teşekkür ediyorum. Sulandırma olarak tanımlanabilecek sözlerden kaçınmaya çalışacağım bundan sonra...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 15, 2006 10:47 PM
sayın özgür,
suat beyin yorumu merak ettim. Yukarda bulamadım., ne ile ilgili olduğu hakkında ipucu verirseniz takip etmek kolay olur.
El kesme ile ilgili düşünceniz nedir ?
Aslı hanım, diyanetle ilgili sayfaya bir kaç gün sonra (şimdilik bekleyelim ) başörtüsü ile ilgili yorum yazmayı düşünüyorum.
izlerseniz sevinirim.
Yazan: knz Tarih: July 15, 2006 10:54 PM
"Konunun İslam düşmanlığıyla filan alakası yok. Bu hükümleri kutsal, ellenmez ve değiştirilmez, kıyamete kadar aynen geçerli sayarsanız ortaya çıkacak sakıncaları göstermeye çalışıyorum"
islam düşmanları değiliz diyorlar:)))))
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 15, 2006 11:44 PM
Nuri bey, vallahi gına getirttiniz yani... Böyle de iletişim olmaz ki kardeşim ya! Lafı evirip çevirince haklı çıkacağınızı mı sanıyorsunuz? Ben mi yazdım Kur'an'a "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün!" sözünü? Lütfen artık ya! Siyak sibak dediniz, antlaşma yapılan dediniz, baktım, önceki ayet de sonraki ayet de durumu değiştirmiyor. "Tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse bırakın" diyor kardeşim ya! Ne demek evlere girilip putları mı kırıldı? Yok, Lat'ı Uzza'yı evlerine götürüp evde taptılar! Ne demek isteyen müşrik kaldı? Namaz kılmaz, zekat vermezlerse öldürün diyor kardeşim? Bu kadar apaçık anlamı da tartışırsak dolap beygirinden beter oluruz, yeter artık ya! Sabrın da bir sınırı var.
Ne diyorsunuz şimdi siz, Medine vesikasında "İsteyen Lat ve Uzza'ya ve Menat'a ve istediği puta tapmakta, Allah'a istediği gibi şirk koşmakta serbesttir" mi diyor? Çocuk mu kandırıyorsunuz siz, yeter artık ya! Hem biz Mekke fethinin sonrasını konuşuyoruz burda. Medine vesikası ne, Tevbe suresi ne... Tevbe suresini Medine vesikası ile mi yürürlükten kaldıracaksınız?
Bakın bu üslubu kullanmak düşündüğüm son şeydi, fakat "anlama kapasitesi, bilim ahlakı, zırcahillik..." yeter artık canım! Sabır taşı olsa çatlar artık...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 16, 2006 12:23 AM
Abdullah Bey'in, Caner Taslaman'dan yaptığı aktarımı ve Nuri Bey'in meseleye son noktayı koyucu serî değerlendirmeleri için çok teşekkürler.
Umarım artık mesele anlaşılmıştır, İslam hakkında içindekileri dökmek için ileri-geri konuşanlar gerekli cevapları almışlardır.
Bu arkadaşlardan en azından bir oryantalist kadar insaflı olmalarını beklemek hakkımız olsa gerek..
Knz Hanım,
Yorumum yukarıda duruyor, tekrar bakarsanız görebilirsiniz..
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 16, 2006 12:43 AM
Arkadaslar,
Suat Bey yukardaki yorumlarindan birinde "tartisma ahlakina" bosuna vurgu yapmadi. Cunki buralarda cesitli isimlerle ortaya cikip, kustum sizinle tartsmiyorum deyip tekrar yeni isimlerle ortaya cikan, bir soylediklerini bir sonraki yorumunda yalanlayan, ayni yazi icersinde hem tamam demokrasi olsun deyip bir sonraki cumlesinde daha hangi hurriyetlerin budanmasi gerektigini savunan soyledigini inkar eden pek cok tipler geldi gecti. Ve bazilari da hala buralarda. Bundan dolayidir "tartisma ahlakina" vurgu.
Birileri cikyor kendilerine yaptigimiz cok somut ve spesifik elestriler, ve bunlarin mesnetlerini sundugumuzda "seninle konusmuyorum artik", "bana ne keyif veriyorsun ne ogreticisin", "askerde bir maocu pislik vardi" (gelinim sen anla) diyorlar ama ayni yorum icersinde ismimi kullanmadan bana ozel mesajlar veriyorlar. "seninle konusmaya tenezzul etmiyorum yalniz sunlari iyi dinle" diyorlar.
Cevap verdigimizde de "bazilari ustune alinmis" deme sahtekarligina bas vuruyorlar, dinimize, gelenegimize, kisacasi bize ait herseye hakaret eden bu tipler birde burada zeka ve idrak kapsitemize hakaret ediyorlar. Simdi bu daha once en az iki isimle boy gosteren (Sibal Fidel, Somsalak Fidel) Beyaz Hanim'in yazdiklarinin hepsini Demirkan Efegil'e yaptigim gibi analiz eder adeta iyi bir avukat gibi metodik olarak nasil goz boyamaya calistigini gosterebilirim. Ama bir yarari olmaz kimseye.
Kendisi icin karakteristik olan birkac carpitmada, belden asagi vurmadan ornekler. Daha once tanimadigi bir ozel kisi olan bendenizin ozel hayati ilgili tahminler teshisler ve tavsiyelerde bulunmustu Sibel Fidel adi altinda (sagolsun Mustfa Bey onu kaldirma inceligini gosterdi) Kendisine ozel hayatin mahremiyeti geregi bu konulari ancak munasip dostlarla paylasacagimi kendisinin bunlar arasinda olmadigini hatirlattim. Simdi ise gene kedilerimden, bilmem neden bahsediyor ve gene tavsiyelerde bulunuyor hayatimin kalan kismini nasil gecirecegim uzerine. Cevabim gene aynidir. Herkesin hayati kendine. Bu baskalarinin hayatini tanzim etme aliskanligini o havasini cigerlerinize cektiginiz Bati'nin serbest dusuncenin besigi olan guzide universitelerindenmi edindiniz Sibel Beyaz Fidel Hanim?
Kendisi gene bana gonderme yaparak Bati'da para kazanip, orada vergi verip, yillari geciripte buna ragmen ABD'yi elestrimemin ikiyuzlluk oldugunu soyledi. Oralarda tahsil yapip ta hala "guzel" eslerinin basi ortulu olmasindan problemlerinden bahsetti. Hem de bu insanlar icin "neo-yobaz" dedi ve onlar iocin pek cok iftirada ve tevziratta bulundu.
Ben ise bu "Bati'ya gidip tahsil aldi isen benim yaptigim gibi onlari taklit edeceksin gorunusunle, davranisinla; onlarin kolesi, propogandisti olacaksin olmazsan iki yuzlusun" diyen zihniyeti elestirdim. Bunu yaparken de bu nefret ettiginiz, Turkiye'de universitelerinize sokmadiginiz hanimlar, ve bircok genc zeki kulturlu musluman erkek Bati'nin en iyi universitelerinde basari ile ogrenimlerini tamamlaiyorlar, bu size utanc vermeli dedim. Ve sordum: Bu ove ove bitiremediginiz Bati'nin ornegin bir ABD'nin ozgurlugunu, laikligini getirmeye niye karsisiniz? Bu ne perhiz bu ne lahana tursusu dedim.
Beyaz Hanim aliskinlik olacak, bunu carpitarak soyle cevap veriyor: "Anlasilan o ki, Bogazici, Harvard, Cambridge vs. vs. diplomasi sahibi olma kompleksinden arinan muhterem yorumcular var aramizda. O diplomalardan bende de birkac tane mevcut, sahsi fikrim sadece bir kartvizit'den ibaret olduklari. Onemli olan o akademik kurumlarin kapisindan girdiginiz anda kokladiginiz havayi cigerlerinizi patlatana kadar soluyabilmektir, hergun bilgiye ve ogrenmeye daha ac bir sekilde yataklarimizdan kalkmak, oradaki medeni hosgoru ve tartisma ortamini yasam felsefemiz olarak benimseyebilmektir." (Beyaz)
Buyurun burdan yakin. Nerde burda tartisma ahlaki? Ben sizin buradan kovduklainiz, S,. Arabistan'a gitsin dediklerinizin bircogu buralara gidiyorlar, bu size ne soyluyor diyorum. Onun verdigi cevaba bakin. Birde "oralardaki ozgur havadan" bahsetnme piskinligini gosteriyor bu el alemin esinin basindaki ortusunun rengi ile guzelligi ile ugrasan daha once Sibel Fidel adi ile bunlara kin kusan, bu yasaklari savunan kisi. Bati universitelerindeki ozgur dusunceden bahsediyor! Hani sizin teneffus ettiginiz ozgurluk? Siz Stalin zamaninda Rusya'dami okudunuz yoksa? Orasi Bati degil! Pes dogrusu! Buna piskinlikmi denir sansur edileck baska kelimemi denir idrak sahiplerine birakiyorum.
Artik savunulamazi savunmaktabn vaz gecmis olacakki o da Sezgin Kiroglu gibi demokrasi hidayetine ermis gozukuyor son yorumunda. Tamam olsun bizde de oradaki ozgurlukler, basortusu de serbest olsun diyor. AMA! Amasi var. "masaya oturacak" hamfendi ve karsiliginda istediklerini sayacak, Sibel Fidel boyledir. Daha oncede agzindan "tamam laiklik inanis ibadet ozgurlugunu de icersin" demis bulundu benim sorum uzerine sonra dedigine bin pisman olup bununla aslinda ne demek istedigini acikladi, Demek istedigi muslumanlar icin yeni pek cok yasaklamalar, diyanetin kaldirilmasindan ezanin susturulmasina, okullarda din ve ahlak bilgisi derslerinin kaldirilmasindan verginin bir kurusunun islami faaliyetlere gitmemesin kadar. Ha birde azinliklara daha fazla dini hurriyet istiyor nalinci kesercimiz. "masaya oturdugumda" derken kimin adina oturdugunu ve neler isteyecegini biliyoruz biz. Yaniliyorsam lutfen duzeltsin. Ama biliyorum bunu yapmak yerine laikcilerin tipik taktigi ile "seninle konusmuyorum" diyecek, gene. Ve sanki butun sahtekarliklari desifre edilmemis gibi ayni tevzirata devam edecek muslumanlar hakkinda ve taptigi Batili'nin propgandasina.
Gelin masaya oturalim Beyaz Hanim. Ben kendimi tanittim. Ismim gercek ismimdir; baska bilgilerde vermeya hazirim gerekirse. Siz kim olarak oturuyorsunuz, kimi temsilen? Ha birde daha once "hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz" soruma "Turkiye'nin laikligi" cevabini vermistiniz daha once Sibel Fidel olarak kusup veda emeden once. Hala ayni fikirdemisiniz? Bakin S. Kiroglu sonunda "olsun bende Bati'daki ozgurlukleri istiyorum, ABD'deki laiklik olsun, kumar gibi olacak ama ben bizim kazanacigimiza inaniyorum; millet islami secmez" demisti. Denmisti de Demirkan Efegil Bey buna ikna olmamisti. Cunki o: Haklina guvenemezdi "kardesim zorlami?", Bu alli gullu basortululer yarin kara carsafa sokacaklardi herkesi ve de onlar kazanacakti sonunda; diyanet koyun surusunu kaplana kaptirmamak icin kurulmustu, Bu bakimdan "diyanet kalksin" diyen Beyaz Hanim haksiz "zaten diyanet sizin kurulusunuz bizi muslumani kontrol etmek icin" diyen Bekir Bey hakli idi. Once dini folklorlestirecekti, Islami tehlikeyi bertaraf edecekti ondan sonra demokrasiye de laiklige de musade edebilirdi. Ayrica bu dinciler guc kazandiklarinda "filistinli kardeslerinin intikamini almak icin milletin yarisini ipe gotureceklerdi".
Acaba "masaya" Beyaz (Sibel Fidel et al.) Hanim'in yanina Demirkan Bey'de oturacakmi? Kimi temsilen? Sezgin Kiroglu? Ama once bir aralarinda su demokrasi, laiklik kavramlarini cozseler iyi olmazmi?
Her ne kadar demokrasi ve laiklik konusunda aralarinda bazi ihtilala belirmis olsa da dis politika konsunda anlamis gozukuyorlar. Onceleri iyi kotuyu, ahlaki, hak hukuku cope atan sadece cikar vardir felsefesinde birlesen bu zevat, Israil_ABD Inc.in menfaatini "bizim cikarimiz: diye dayatiyordu. Bir tanesi Hizbullah Hamas terorunden bahsederken (hatta Hizbullahi Filistin;'de tasimakta beis gormezken) bir digeri Israil'in yaptigi bu soykiriminin Israil'e verebilecegi zarardan ve bundan Iran, Hizbullah, Hamas'in karli cikabileceginden korktugunu ifade ediyordu. Herhalde dunyanin her tarafindan yukselen haykirislar, agitlar ve buradaki desifre isi birazcik ise yaramis olcakki artik oluler, ve ezilenler icin birazcik sempati emeresi sergileme geregini duydular. Cevir kazi yanmasin hesabi tamam yazik oluyor ama "bizim menfaatimiz" geregi biz birsey yapamayiz, "sirf onlarla dinbirligi var diye" diyor. "Sizin menfaatiniz" nedir bilmiyorum Sn. Beyaz Sibel Fidel. Ama bizim yani insanliktan nasibini alabvilmis herkesin menfaati bu hunharca soykirimlarina dur demektedir! EGER INSANLIK DIYE BIRSEY KALDI ISE! Sizin cikar disinda hicbir degeriniz yokmu? Siz yolda bir kadin irzina gecilip bicaklanirken gorseniz sadece "cikariniz" muhasebesimi yaparsiniz? SIZCE INSANLIK NEDIR? DEGERLER SISTEMINIZ NEDIR HER HALUKARDA GUCLUYE BOYUN EGMEK,HATTA ONUN SOZCULUGUNU USTLENMEK DISINDA?
Burda Ortdaogu sorunlu hakkinmda kestiginiz ahkam ucuncu veya dorduncu el Washington Dusunce Kuruluslari propganda replikleridir. Daha once hocaniz Demirkan Efegil soylemisti ayni seyleri, Ve ben onun soylediklerinin neden yanlis odugunu spesifik bilgilerle birer birer ortaya koymus ve neden o dusuncelerinin kendisne ait olmadigini dusundugumu ifade etmistim. Bu konuda DE'den de hafif sikletsiniz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyorsunuz. Amerika'nin menfaati konsepti ve bunun nasil olustugu konusuna Fransizsiniz. Yukardaki yorumumu okuyarak baslayabilirsiniz ogrenmeye, ve bahsettigim Yahudi dusunurleri okuyarak. Amerika'nin ciklari demek Amerika'nin icindeki hakim gruplari ne dediyse odur. Amerika'nin ic politikasi ise tamami ile Yahudi kontrolundedir dostlar. Bakmayin siz bu biriki New York Times makalesi okuyarak politik strateji dersi veren papaganlara. Bunlarin Bati veya dis politika veya Ortadogu bilgileri Islam bilgilerinden fazla degil. Gideon Levy veya Richard Falk makalelerini okusunlar baslangic olarak.
"Devlet yonetiminde aslolan Turk vatandaslarinin menfaatini korumatir" buyurmus Senora Machiavelli. BU ne bicim doktrinmis yaw? Ya "devlet" Nikaragua veya Veiet-Nam ise ne yapicaaz? Adama kardesim sen bugun Turk vatandasi icin ne yaptinmi diyecegiz? Saka bir yana, su doktrindeki ahlak yoksunluguna bakin dostlar! Bu dokrinin II. Dunya savasi baslasdiktan sonra gecerli oldugunu dusunun. Yahudileri Hitler'den kurtamak hangi ulkenin cikarlarini korumak icin gerekli idiki? Ruanda'daki soykirimina mudahele etmek? Acaba yerler degisse idi, yani olenler, topraklari llerinden alinanlar, kutsallarina hakaret edilenler Yahudiler edenlerde Musluman olsa idi Sibel Fidel Beyaz Efegil Demirkan bu poltikayi savunurlarmi idi? Bir dusunun. Dusunurkende kendilerinin daha once ayni konulardaki yorumlarini okuyun lutfen. Dostlar bu taifenin "pragmatizm" "determinizm", "nedensellik" dedikletri sadece ambalajdir, kamuflajdir. Paketi acin ve icinde ne muhtevalarina bakin bunlarin. Ben "bir laikcinin sifreleri" yormum ile gerek bu ilmekteki diger yorumlarimla bunu yapmaya calistim. ABD'nin bir doktrini vardir: "Know your enemy" (dusmanin tani) diye. Ben de bundan esinlenerek "muhatabini tani" diyorum. Ne tesaduf degilmi daha once bizim tarihmizdeki tolerassizligimizdan dolayi utanc duymamiz gerektigini soyleyen, katilaamlari seyrederken Israil icin uzulen, Anadolu'nun guzelliklerinden bahsederken Islami olan hatta Turk olan guzellik goremeyen, sadece Yunan mitolojisi goren, ve masaya daha once oturdugunda sadece azinliklara haklar, cogunluga ise yeni kisitlamalar isteyen Sibe Fidel Beyaz simdi "Turk vatandasinin menfaati" ni yanibasinda cereyan eden soykirimina kayitsiz kalmasini istiyor. "sadece din birligi var" diye onlara yardimmi edecekmisiz? Ve bunu "bizim cikarimiz" diye sunuyor. ISTE BAHSEDILEN "BIZ" i taniyin diyorum arkadaslar, onun "BIZ" i biz degiliz. Butun gayretim bunu anlatmak. Sultan Abdulhamit'e tahttan indirmek icin yanina giden uc kisiden hicbiri de "bizden" degildiler. Birinin adil Emanuel Carasco (Karasu)idi. Onlar das "bizim cikarimiz" diyorlardi.
Daha once "BTC'yi ABD destekliyor, bizim de menfaatimize, ve ben bunu dedigim icin ABD ajani oluyorum" diyen kaydirma ustamiza bunu carpitma oldugunu hicbir tereddute mahal birakmayacak sekilde ortaya koymamdan sonra bu defa da "Beyaz Hanim'i Yahudi olmakla sucluyorlar" demis. Ben baktim yukardaki yorumlarin hemen hepsin hicbir yerde boyle bir "Suclama"gormedim. Bundan Demirkan Bey;in Yahud olmayi suic kabul ettigini anlamalimiyiz bilmiyorum ama kendsi bize gosterebilirmi acaba bu "suclamanin" ya da sadece kendisinin Yahudi oldugu iddiasinin kim tarafindan nerde yapildigini?
Ben her ikisine de muteaddit defalar Israil-ABD Inc. poropogandistligi yapmakla suclaadim ve bunu da uzun uzun kendi soylemleri ile destekledim. Hala ayni fikirdeyim her ne kadar son yorumlarinda her ikiside lisanlarini konjukturel PC geregi yumusatti iseler de.
Pozitif bir notla bitirmeye calisayim: Dilerimki gerek Kiroglu, gerek Sibel Fidel demokrasi hidayeti, ve Turk halkina da artik Bati ulkelerindeki ozgurlugu vermeye hazir olduklari konusunda samimidirler. Ozeelikle dilerimki Sibel Fidel Beyaz Hanim "masaya oturdugunda" tekrar "aslinda demek istedigim" deyip Stalinist Rusya demokrasisi, laikligi dayatmaya kalkmaz. Ve dilerimki Dmirkan Efegil asdlinda "islami folklorlestirmeden " bahsederken sulandirmadan falan bahsetmedigini, aslinda cok iyi niyetli bir musluman olarak muvzuya yaklastigini yani "icerden" oldugunu fakat yanlis anlasildigini belirttigi son yorumundan geri adim atmaz. Nuri Saglam Bey'de ayet hadis mevzuunda gerekli tahsisleri, bilgilendirmeyi yaptigina gore asayis berkemal.
Simdi Beyaz Hanim ve Sezgin Kiroglu Bey'den laiklik ve basortsu ozgulrlugu dahil kendi halklarina da vermeye sonunda razi olduklari Bati'daki ozgurlukler, "hatta fazlasi" ni verme kararlarindaki samimiyetlerini gosterecek emareler bekliyoruz. Ve dilerimki sonunda etrafimizda soykirimina maruz kalan insanlara (ve evet din kardeslerimize) gosterir gibi olduklari sempati samimi olsun. Butun insanlarin fitratinda IYI olma kaabiliyeti vardir. Hicbir insanin "pure evil" olduguna inanmam.
Gorelim Mevlam neyler, neylerse guzel eyler.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Not: TUBITAK'in bir yayininda Ahmet Yildiz'in isminden bahsetmesi hicbir gercegi degistirmez. Kendisi mezun oldugu Bogazici'ne bir seminer icin dahi cagiorilmadi, Cagirilsa ve yaninda esi ile gelse idi esi iceri alinmayacakti. Ingiltere'deki gay pornocu Turk'e genis yer ayiran, FBI ajani Sibel Edmond'u (su bazi FBI gorevlilerini Turkiye;ye bilgi sizdirmakla suclayan kadin) gururla "ajanlarin Sibel ablasi" diye bas haber yapan Hurriyet veya merkez medyanin kalani isminden bahsetmedi bile; simdi bana birisi bir gazetenin 8.sayfadan iki satirlik kupur bulup gostermesin, birsey degistirmez. Bu cocuk ne TUBITAK ne baska bir bilim kurulusu veya universite tarafindan davet edildi kendisi Turkiye'de iken dahi. VE SUCU ESININ BASORTULU OLMASI IDI. Gunesi balcikla sivamaya kalkmayalim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 16, 2006 2:16 AM
Sonunda Suat Öztürk'ün yazısını buldum. Yorumlar çok yığılınca bulmak zor oldu. "Hani ne oldu? Cevap veremedin?" gibi sataşmalar görünce Ctrl F kullanarak arayıp bulmak zorunda kaldım.
Tamam vakit geç olmasına karşın yanıtlayayım.
Nedenselliğin ispat edilemeyeceğini mi kabul ettim? Hayret? Nasıl olur? Böyle bir şey söylemiş olamam!
Tutarlı cevaplar verememişim. Ben tutarlı olduklarını düşünüyorum. Artık okuyanlar karar versin, ne diyeyim? Ruhi kaypaklığım varmış. Hiç bir uzmanlığı olmayan biri bana şizofren paranoyak olduğumu söylese kendimden şüphe mi etmem gerekecek? Dilin kemiği yoktur, söylemeye engel yok!
Bir kısım okuyuculara orta zekalı suçlamasında bulunmanız çok çok ayıp. Ağzınıza biber sürülmesi gerekiyor!
Marksizm, materyalizm, agnostisizm... Bunların hiç birini argüman olarak kullanmadığım halde durmadan bunlar başıma kakılıyor. Bir papağan ezberi ile mi karşı karşıyayız yoksa? Benim deklere ettiğim tek argümanım determinizm oldu. Başkasından sorumlu değilim.
Nedensellik ile sürekli olumsuz kavramları eşleştirmeniz bana bir şey hatırlattı: Eskiden bir anarşist sözcüğü vardı. Emmiler dayılar hiç bir kavramdan anlamazlar, yalnız işlerine gelmeyen bir şey gördüler mi "anarşist" derlerdi. Bu sözcük hırsız, ahlaksız, katil, soyguncu... Cümle olumsuz kavramı içerirdi. Çocuk çay verirken tabağa taşırsa: "Ulan anarşist!"
Nedenselliğin bu bağlantıları tamamen sizin vehminiz. Benim "sinsi" yöntemlerim de öyle. Beni üstünkörü okumuş ve önyargıyla, "İslam'ı savunmuyor ya, demek karşı tarafta, ateş!" mantığıyla hareket etmişsiniz. Sözcüklere göz gezdirirken bir iki "Başörtüsü zulmü, Filistin direnişi..." görseydiniz, hemen gevşeyecek ve "bizden" diye gülümseyecektiniz.
Kafanızda bir şablon var. Her şeyi onunla çakıştırıyor, uymayanı atıyorsunuz. Bazı çizgiler uyarsa burun kıvırıyorsunuz, öyle ya, üçüncü şahıslar orta düzeyde zekaya sahip. Sizin şablonunuzla tam çakışacak üstün zekalı da nerde öyle?
Erdemli insanlar kendi düşüncelerinin zayıf yönlerini, çıkmazlarını itiraf etmekten çekinmezler. Olgunlaşmamış insanlar ise bunların hemen üzerine atlayarak "Bakın bakın, acz içinde, diz çöktü, vurun yıkılsın" diye çığlık atarlar.
Evet, sizlerle diyalogumuzun bu sözlere dökülmüş olması üzücü, ne yapalım? Kader utansın! Ama ben sizler adına üzülüyorum, yoksa zekalarının ortalama olduğunu iddia ettiğiniz üçüncü kişilerin hiç de sizden az zeki olduklarını sanmıyorum...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 16, 2006 2:32 AM
Demirkan Bey,
kör gözlere sokulan gerçekleri inkar ederseniz anlama kapasitesinden şüphe ederim diyorum bu ne uslup diyorsun.
o kadar basit bir konu ki. anlamıyorsun ya da anlamak işine gelmiyor.
"Ne diyorsunuz şimdi siz, Medine vesikasında "İsteyen Lat ve Uzza'ya ve Menat'a ve istediği puta tapmakta, Allah'a istediği gibi şirk koşmakta serbesttir" mi diyor?"
bunu ben demiyorum Kuran diyor.
"Leküm diniküm velediyedin"
Sizin dininiz size benim dinim bana diyor.
La ikrahe fiddin diyor.
onların putlarına sövmeyin ki onlar da Allah'a sövmesin diyor.
Bilmediğiniz pistte dansetmeyin. gülünç duruma düşmek çok kola olabiliyor.
Bakın siz bir islam düşmanı olarak böyle anlıyorsunuz ben de tam tersini anlıyorum. önemli olan benim nasıl anladığım değil mi?
hadi ben klasik dindar bir adam değilim,
dünya çapında alimler var:
budur.
siz inanmadığınız için nasıl olsa sorun yok. ben de bu şekilde anladığım için sizin çok iyi değil mi?
Niye bundan rahatsız oluyorsunuz?
Bir göreviniz vardı da onu mu engelliyoruz burada?
tamam bir daha ses çıkartmayız siz kuran ayetlerini öcü göstermeye devam edin, devam edin buyrun.
Medine Vesikası örneğini niye verdim. Bunu anlamaya yetmedi mi yoksa kasten mi saptırıyorsun?
MEdine Vesikası farklı inançların birarada özgürce yaşadığının en somut göstergesidir. o bakımdan verdim.
aşk ile şevk ile bir daha:
MEdine Vesikası farklı inançların birarada özgürce yaşadığının en somut göstergesidir. o bakımdan verdim.
müslüman olmayanlara verilen hakların muhteşem bir örneğidir.
sen buna gel. önce bunu anla sonra geçersin diğer konuya.
ne oluyor bir anda kulakların duymuyor mu.
Kuran diyor ki
"Sağır, dilsiz ve kördür onlar, onun için Hakka dönmezler"
bunu bu sitede de defalarca müşahade ettim.
yazık. gözleriniz gerçeğe kapanmış, sadece Anadolu insanına nefretin azmi var.
sizin gibi İslam ve Müslüman türk düşmanlarını çileden çıkartıyor değil mi bu?
Siz "vay kahrolası Nuri, ne güzel şurda müslümanları ve Kuranı terörist ilan edecektik taş koydu" diye çıldırıyorsunuz gördüğüm kadarıyla.
"Tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse bırakın" diyor kardeşim ya"
sizin bu mantık yoksunu, BEktaşi BAba yorumlarınızı buradaki herkes görüyor. hala ne yüzle aynı şeyi tekrar ediyorsun pes doğrusu.
"......Tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse bırakın
...."
bi de ne vardı "diyor kardeşim ya"
diyor da
kime diyor?
neden diyor?
ne zaman diyor?
ne demek istiyor?
kime diyor: Hudeybiye Anlaşmasını bozan Mekkeli Müşriklere diyor?
neden diyor? 10 yıldır savaştıkları bu Mekkeli müşriklerin artık yaptıkları bu son zülüme karşı açılan bir savaşta onları öldür diyor. ne yapacaktı savaşta öldürmeyecekler miydi??????
senin burada bir şekilde tüm zekaya, akla, insafa, izana, mantığa hakaret edercesine Bektaşi Baba kurnazlığıyla getirdiğin bu cümleye şöyle bidaha bakalım:
Demirkan Bey diyor ki arkadaşlar Kuranda bir sure varmış bu surede "ey müşrikler gelin tevbe edin, namaz kılın yoksa hepsini öldürün"
"tevbe edin diyor kardeşim ya"
dolayısıyla Buda'ya tapanlar da bundan beri değildir. onların da öldürülmeleri gerekir.
ben de mide krampları geçirerek diyorum ki,
1-bir kere "ey müşrikler" değil 631 tarihindeki "antlaşmayı bozan ve savaşan mekkeli müşrikler".
bu düzeltmeyi yapıyorum anlamıyor ya da provakatörlüğe soyunur benim gibi bir adamı bile böyle konuşmaya zorluyor
2-Tevbe etmeye zekat vermeye çağırmasını da yine bağımsız ele alıp bektaşi kurnazlığına soyunuyor.
diyor ki bak tevbe et, demek ki biz Allah ve peygamber düşmanları, sonra Budistleri
[bu Budistler işin sosu tabi yutmayın) eğer tevbe etmezsek bizi öldüreceksiniz. anneeee. işte o nedenle canım ABD'm ıRAKLI bebekleri bombalıyor (ilerde bunlar büyüyüp canlı bomba olacaklar çünki!!!!)
o nednele canım İsrailim filistinde katliam yapıyor. haksız mı herbir müslüman canlı bombadır.
işte o nedenle bu ülkede dini ve mezhebi azınlık olarak siz Anadolu'nun çoğunu oluşturanlara göz açtırmamalıyız. çünkü hepiniz teröristsiniz. Mesela ben bir Allah düşmanı olarak tevbe etmezsem beni öldüreceksiniz o yüzden ben sürekli olarak bu ülkede anti demokratik ve oligarşik bir azınlık cuntasının olmasını zaruri görüyorum diyor Demirkan Bey. satır araların hatta daha da net ve sert ama neyse....)
Ben de diyorum ki "Eğer tevbe ederlerse" ifadesini herkese söylemiyor. Antlaşmayı bozan ve Savaşan Ebu Sufyan komutasındaki Müşriklere söylüyor.
eğer tevbe ederlerse o zaman müstesna diyor. bu zaten çocukların bile bildiği bir şey. Savaşta bile eğer sana kılıç sallayan adam islama girerse artık dokunulmaz.
bu kadar somut ve basit bir gerçeği "böyle diyor kardeşim ya" diye önüme getirince, daha önceki yazılarında aklı başında olduğunu düşünüyordum, görüyorum ki yanılmışım.
ŞİMDİ GELDİK UTANMA DUYGUSU OLANLARA ÇOK NET BİR DERS VERMEYE. UTANMA DUYGUSU BU DERSİ ALIR VE UTANIR VE GEREKENİ YAPAR. ÖRNEĞİN ÖZÜR DİLEMEKLE İŞE BAŞLAYABİLİR.
"Ancak KENDİLERİYLE ANTLAŞMA YAPMANIZDAN SONRA, ŞARTLARI HİÇBİRŞEY EKSİLTMEKSİZİN TAMAMEN YERİNE GETİREN ve SİZİN ALEYHİNİZDE HİÇBİR KİMSEYE DESTEK VERMEYEN MÜŞRİKLER bu hükmün dışındadırlar (Tevbe 4)"
eğer samimane başını sonunu okusaydın bu hale düşmezdin.
ne diyor burada???? Hudeybiye antlşmasına uyan müşriklere ne diyor?? ses gelmiyor?
Hemen sonra bu yeni Bektaşi Babamızın yarım okuduğu ayet geliyor. bakalım beraber:
"O halde hürmetli aylar çıkınca artık ÖBÜR MÜŞRİKLERİ nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun.
Eğer tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse onları SERBEST BIRAKIN…..” (Tevbe 5)
Aboriiiiiiiii ÖBÜR diyor ÖBÜR. İşte bu bitirir her şeyi
Ne diyo la bu bi daa bakak: ÖBÜR DİYORMUŞ
HAA ÖBÜR MÜŞRİKLERİ DİYOR MUŞ???
Şöööle birkaç defa yazak da anlamak istemeyen Müslüman düşmanları en azından susma erdemini gösterirler belki.
ÖBÜR MÜŞRİKLERİ
ÖBÜR MÜŞRİKLER
ÖBÜR MÜŞRİKLER
şimdi anladın mı Demirkan bey?
Ben halaya durdum az sonra gelecem.
çekin halay dizilsiz lele
mahmur gözler süzülsün
(New York'da son 2 yıldır acayip bir türkü grubu oluştu. New Yorker diyeceğimiz yuppi adamlar bile (ukalalık edeyim beni de onlardan sayabilirsiniz) acayip eski İbo, Ali Ekber Çiçek, Mustafa Özarslan, İzzet Altınmeşe vs dinleyip her forcasting başarımızda halay çekiyoruz.)
ama daha bitmedi.
aborriiiiiiiii şu ayet de: İşte bu ayet bütün Allah ve PEygamber düşmanlarını, bu Anadolu insanına nefret ve kinle yoğrulmuş bu guruhun suratına bakın nasıl çarpıyor gerçekleri:
ayete bakın ayete.......:
"Eğer MÜŞRİKLERDEN BİRİ senden SIĞINMA hakkı isteyip YANINA gelmek isterse, SEN ONA GÜVENCE VER, TA Kİ ALLAHIN KELAMINI DİNLESİN, DÜŞÜNSÜN.
SONRA ŞAYET MÜSLÜMANLIĞI BENİMSEMEZSE ONU, KENDİSİNİ GÜVENLİKTE HİSSEDECEĞİ YERE (VATANINA) KADAR GÖNDER"
bu hangi biliyor musun Demirkan BEy? Tevbe suresi 6. ayet. Na na nammm.
artık bunun üzerine herhangi bir kelime sarfetmek bence cehalet de olmaz. olsa olsa kasıtlı ve nefret dolu bir ajan provakatörlük olur.
ama devam ediyor ayetler Demirkan Bey. herbiri yalancının yalanlarını suratına çarpıyor.
bakın diyor ki hemen akabindeki Tevbe 7.ayet
"Mescid-i Haramın yanında antlaşma yaptıklarınız bundan müstesna olup, onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın"
açık mı bu da? yoksa değil mi? onların müşriklikten dönmeleri tevbe etmeleri isteniyor mu?
aynı minvalde devam ediyor.
(Kaldı ki böyle olmasaydı bile, yani onları öldür, tevbe ederlerse affet şeklindeki dar bir zihnin anladığı şeklinde olsaydı bile, ben diyorum ki bu Antlaşmayı bozan ve kendilerine savaş açan insanlarla ilgilidir. evet onları öldür ama tevbe ederlerse affet. bu kadar basit. bunu kalkıp da işte bu ayet budistlere de uygulanır demek cehaletin küpü değilse eğer, yalan iftira ve provakasyonun karesidir.
kaldı ki surenin de açıkça gösterdiği gibi olay çok daha başkadır.
ANTLAŞMAYI BOZANLARLA BOZMAYANLAR AYRILMIŞTIR.
hatta antlaşmayı bozanlardan eğer SIĞINMA isteyen olursa ona güvence verilmesi FARZ olmuştur. neden? umulur ki Kuranı dinler de kalbi ısınır niye
Bir de hemen yukarıda Demirkan Bey şöyle buyurmuş;
"Demek ki Kur'an kendi nedenselliği içinde oluşmuş bir kitaptır. Nedenselliğinin ötesine geçemiyor."
ee tamam ben de bunu diyom işte. madem bunu söylüyorsun da daha ne hala bu nedenselliği ve tarihselliği atlıyorsun? )
Özet ya da sonuç yerine
1-Tüm müşrikler değil,
Tüm müşrikler değil,
Tüm müşrikler değil,
sadece
sadece
sadece sadece
ve sadece Antlaşmayı bozan ve Savaşan Ebu Sufyan komutasındaki Mekkeli Müşrikler.
bir daha söyliyim sadece sadece sadece ve sadece
Ebu Sufyan komutasındaki MEkkeli müşrikler?
Ne yapmıştı bunlar?
Antlaşmayı bozmuştu.
Müslüman yolcuları öldürmüşlerdi.
Savaş açmışlardı.
haaaaaaa demekki bir tek bunlar için diyor onları nerede görürseniz öldürün diye
Evet aynen öyle.
PEki tevbe et zekat ver falan neyin nesi?
İşte o da şu: Bunları öldür ama tevbe derlerse, zekat verirlerse dokunamazsın demektir bu,
Daha Türkçesi: Ebu Süfyan ve komutasındaki müşrikler var ya eğer onlar tevbe ederlerse o zaman onlara dokunamaz Peygamber ve sahabiler.
PEKi Tevbe 4. ayetteki hüküm ne?
Çok güzeeeeeel bir soru işte.
Antlaşmayı bozmayan müşriklere kimse dokunamaz. Bu Allah'ın emri. onlardan tevbe etmeleri falan da istenemez.
PEki bu sure ne? tarihsel bir olayı anlatıyor tekrarı mümkün değil!
Bi kere oldu ve bir kere uygulandı!
Ayrıca olağanüstü koşullara ilişkindir.
Peki niye İslam düşmanları bunu gündeme getiriyorlar?
Müslümanları öcü deyip ezmek ve sindirmek için!
Gündeme getirmeleri sorun değil de mahsustan çarpıtmaları insanın asabını bozuyor.
Son söz:
DEmirkan BEy, Eğer erdemli bir insansanız özür diler ve yanlış yaptığınızı kabul edersiniz. aksi takdirde, hiç saygı duyulmayacak bir insan olduğunuza kani olacağım.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 16, 2006 5:26 AM
Psikolojileri şudur, 'a priori' doğrularına esir olanların:
Dünya, onların zihinlerinde şekillendiği gibidir. Gerçeklik, tekellerindedir. Gösterilmek istenen ne kadar net, ne kadar açık(layıcı) olursa olsun, herşeyi [fikirler, insanlar, uygulamalar] kendi açılarını değiştirmemecesine kendi görmek istedikleri gibi görürler. Onlara göre tüm açılar ve yönelişler, eksiktir, yanlıştır, haksızdır. Yanılabilme ihtimallerini kabul ederler, bir erdem kazanabilmek uğruna; ancak, bu genelde, ya egosal tatmin üzerine yükselen gösteri amacını güder ya da a priori doğrularına halel getirmeyecek boyutta yanılmalardır, kendilerini dolaylı biçimde bilimsel metodoloji ile düşündüklerini göstermek isterler. İmajları, halet-i ruhiyeleri değişkendir; güven olmaz. Anlaşılamayan onlardır ya; anlaşalımadıkları takdirde, sabır taşları çatlar..! Usluplar değişir, metod farklılaşır, maskeler düşer...! [Ama ama çok ilginç! Eleştirdikleri, anlayamadıkları, kapsayıcılığından ve zaman aşkınlığından şüphelendikleri kitabı bize öğreten GÜZELLER GÜZELİ (s.a.v) yıllar boyu, kavmi tarafından anlaşılamadığı (sadece anlaşılamamakla mı kaldı dersiniz?) halde sabır taşı çatlamamış, insanlığın örnek aldığı ve alacağı eşsiz bir ahlakın timsali olmuştur. Bu da kimin neyi nasıl anladığını gösteren ibretlik bir durum olsa gerek..]
Bunlar, yaşlı birinin kaşlarından beyaz bir kılın gözleri önüne düşmesiyle, o kişinin gökte hilal gördüğünü iddia edip, ramazanın bittiğini ya da başladığını ya da ateş böceğini yıldızlaştıranların, yıldızları da ateş böceği derekesine düşürenlerin psikolojisine sahiptirler. Etrafındakilerin bu durumu düzeltmeye çalışması yani işin gerçeğini göstermeleri, onların (apaçık bir yanılgı içerisindekilerin)genelde ve çoğunlukla reddedişleriyle, sabır taşlarının çatlamasıyla, kendilerinin anlaşılamadıklarını iddia etmeleriyle, kendi tabularına sığınmalarıyla karşılanırken; bazen, hakşinaslık galebe çalar, kendi doğrularına 'esir' olmaktansa, hakikatin sonsuz deryasına 'teslim' olurlar. Bu, elbette, Kudret ve Hikmet Sahibinin takdiriyle olur.
Yazan: A. Esin Tarih: July 16, 2006 9:48 AM
Çok güzel anladım nuri sağlam ve esin beyler.
demirkan ile konuşurken benzer bir muhakeme ben de yapardım.
fakat ben tutarlı kalırdım.
sizler için fakat anlayamadığım bir şey var,
"""""Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (ahzap suresi/59)
""""""""""""""""
yukardaki ayeti başörtüsü taklmak istemeyen bir kıza gönderilmiş bir forum yazısından buldum.
azhap kızlara dayatmada kullanılan ayetlerden biri.
bu tıpkı bir yahudiyi gördüğünüz yerde öldürün bak kuran demiş diye talimat vermeye benzer.
sorum şu; peki demirkana bu sayfada yürtüüğünüz aklı neden ahzap suresinde kullanmıyorsunuz ?
veya kullanıyor musunuz?
çünkü bu ayeti kızları başörtüsü takmaya zorlarken ileri sürdüklerini biliyorsunuz ?
ahzap 60 'ın da özel bir duurmda söylendiği o kadar belli ki.
peygember eşi ve kızlarına ve yanlarında onlarla gezen mümin eşlerinin yaşam süreleri bellidir.
Bu "nokta" bir olaya tekabül ediyor pekala.
ikici husus kadınların şahitliğidir.
orada geçen olay bir şehirde meydana gelmiyor.
kervan çölde geçiyor vs., vs..
ama çok saygın alimlerimiz ne yapmışlar, nasıl çıkarımda bulunmşlar ? Buraya yazmayım hepsini biliyoruz ?
sizin tutarlı olmak için gayretiniz olur mu ?
bu ayet için açtığınız akıl kapısını başka ayetlere kapayacak mısınız ?
Bir arkadaş bana müneccimimiz eksikti demişti ya, Ne olur müneccim olmayayım, Yanılmaya razıyım.
Yazan: knz Tarih: July 16, 2006 12:42 PM
ATEISTLERIN ILK YAPMASI GEREKTIGI $EY
Sayin Sezgin Kiroglu'nun: "Diger dinlerden olan insanlarla
konusulmasi bile ayetlerle yasaklanmistir..." $eklinde Kur'
andan "hükümler cikararak" Kur'ani kusurlu göstermeye
calismasi, Kur'ana ve Kur'anlilara bir tecavüzdür. Bu teca-
vüz de, Kiroglu'nun "cehalet"inden ve kalbinin "kirliligi"nden
cikmaktadir. Fakat Kiroglu bu sözlerden hemen alinmamali
ve tepkiye kalkmamalidir. Cünkü her insan her dalda uzman
olamaz. Uzman olmadigi dalda da o kimse cahildir. Cahil
oldugu bir dalda ise insan, uzmanlik alani olmadigi konularda
hükümler veremez. Verirse, cehâletini ilân etmis olur. Bu
cehâlete, yani bilgisizlige düsmemek icin Kiroglu gibilerin
önce: "Kur'an ve tefsir bilginleri, Müslümanlarin Yahudi ve
Hiristiyanlarla dostluk kurmasi hakkinda ne demis, bu konu-
daki ayet ve hadisleri nasil yorumlamis" diye sormasi ve aras-
tirmasi gerekir. Kiroglu bu arastirmayi yapsaydi ve Kur'ana
"dostlukla" yaklassaydi, elbette yukaridaki duruma düsme-
yecekti.
Hic süphesiz Kiroglu'nun "Kur'an yorumu" ve ondan cikar-
digi "hükümler" yanlis ve isabetsizdir. Dogru ve isabetli olan
yorum ve cikarilmasi gereken hüküm M. Akyol'unkidir. S.K'
nin yorum ve hükmü ise ancak kendisini baglar, Müslüman-
lari baglamaz. Yani S.Kiroglu cikardigi hükme göre ve Müs-
lümanligi kabul ettiginde isterse Yahudi ve Hiristiyanlarla
dost olmayabilir. Ama bu hareketini Kur'anlilara $art ko$a-
maz. Fakat bir Müslümanin, Kur'an bilginlerinin ortak görü-
sünü terk edip kendi keyfine uymasi da ayri bir sapiklik olur.
Bazi radikal Müslümanlarin Kur'ani ateistler gibi yorumla-
masi da bu sapikliga dahildir.
Kur'an, Turan Dursun'un Islam hakkindaki $üpheleri ve
Ilhan Arsel gibi materyalist ve ateistlerin fikir ve inkârlari
temel alinarak yorumlanamaz. Aksi halde yapilacak yorum-
lar, Kur'ana bir tecavüz ve onu tahrif etmek olarak kabul
edilir.
S. Kiroglu gibi ateist ve materyalistlerin en büyük hatasi,
Müslüman olmadiklari halde Müslümanlarla Islâmî konu-
lari tartismalaridir. Yani ne Müslümanliklari vardir ne de
Islâmî uzmanliklari! Fakat buna ragmen tartismaktan geri
durmuyorlar...
Islâmî konularda tartismaya katilmak isteyen ateistler ve
gayri müslimlerin bundan böyle bazi kural ve kaidelere
uymalari gerekiyor. Bazi basamaklari cikmamis ve a$ma-
mis tartismacilar, Islâmî tartismalardan uzak tutulmalidir.
Meselâ S. Kiroglu gibi bir kimsenin Islâmî konularda tar-
tisma hakki kazanabilmesi icin cikmasi gerektigi ilk basa-
mak, bu evrenin Sahibi'ni yani kâinati yaratan, ya$atan ve
yöneten mânevî büyük Güc'ü bilmesi ve tanimasi ve O'
nunla "dost" olmaya calismasidir. Ancak bu basamagi
a$tiktan sonra o kimse; "Müslümanlar, Yahudi ve Hiristi-
yanlarla dost olabilir mi, olamaz mi" gibi Kur'anî konular-
rin tartismasina katilabilir. Aksi halde ancak bir seyirci
olabilir ve soru sorabilir. "Müslümanlar, Yahudi ve Hiris-
tiyanlarla dost olamaz" gibi hükümler icad etmeye kalkar-
sa, ona "HOP! DUR BAKALIM!" denir ve denmelidir.
Aksi halde faydasiz ve neticesiz bir tartismanin icine gi-
rilmis olacak ve bir sürü gereksiz söz sarfedilecek ve
zaman israfi olacaktir. Hem bu sitede yapilan tartismala-
rin kalitesini yüksek tutmak icin de zikrettigim kural ve
kaidelerin uyulmasinda ve uygulanmasinda büyük yarar-
lar bulunmaktadir.
Evet, sayin Sezgin Kiroglu! Bu âlemin e$siz Sultani ile
dostlugunuz ne derecededir? Yoksa hâlâ bu evrenin
yaratilis, ya$atilis ve yönetilisini; aciz ve akilsiz, görmesiz
ve duymasiz, vicdansiz ve konusmasiz rastlantiya, doga-
ya veya amacsiz ve hedefsiz kendikendilige veya hâkim-
siz yasalara mi vermektesiniz. Bu sonucsuz ve faydasiz
vermeleriniz devam ettigi müddetce Kur'anî konularin
tartismasindan uzak durmak zorunda kalacaksiniz. Bi-
rinci basamagi cikabilmek ve a$abilmek icin kalbinizi
ateizm ve materyalizm mikrobundan temizlemeniz gere-
kiyor. Bu mikroplar kalbinizde ve kafanizda durdugu
müddetce gercek insanliga da ula$amayacaksiniz. Ger-
cek insanlik, bu âlemin hiddetli ve merhametli Sultani'yla
dostluktadir. O'nunla dost olmayanlarin "insanlik"indan
bahsedemeyiz. Insanlik istiyorsaniz, i$te yol! Bu yola
girenler sonunda mutlaka gercek insanliga eri$irler. Gir-
meyenlerin ise, onlarin insanligini tasdikleyecek bir Tan-
rilari olmaz. Tasdikcisi olmayanlarin da insanligi gecersiz
kalir.
Eger siz bu kâinatin gercek Yaratici'sini yani ortaksiz
Allah'i tanimaya calismak yerine O'nu inkârda yani ate-
izm ve materyalizmde israr ediyorsaniz, bu israrinizla
bütün kâinatlilarin "elini" degil, (mânen) "kafasini" kesmis
olursunuz. I$te ateizm ve inkârcilik böyle büyük bir
zulümdür. Ilk tartisilmasi gereken de i$te bu zulümdür,
yoksa Kur'andaki el kesme cezasi degil!
(Hem el kesme cezasi sizi fazla endi$elendirmemelidir.
Cünkü siz, dine dayali bir devletin ülkesinde ya$amiyor-
sunuz. Sizin ülkenize teokratik bir rejimin gelmesi ise
mechuldür. Siz Müslüman olsaniz bile, hirsizlik yaptiginiz-
da kimse sizin elinizi kesecek degildir. Cünkü siz, $eria-
tin uygulandigi bir Ortadogu ülkesinde degil, Türkiye'de-
siniz. Hem bu cezalandirma $eklini, yimibirinci yüzyilin
Mehdisi, "Allah'in izniyle" hapis cezasina cevirebilir.)
Ateist zulüm, nasil zulüm oluyor? Nasil bir vatandas, ülke-
sinin Basbakan'ini red ve inkâr ederek keyfî ya$amaya
kalksa, vergisini vermese ve kanunlarini hice saysa, böy-
le bir kimse "zalim" ve "terörist" olarak hapse atilip ceza-
ya carpilirsa; bu evren ve kâinatin yüce Basbakani olan
Allah'i red ve inkâr eden bir ateist ve materyalist de "in-
kârci vatandas" gibi ayni hükmü alir ve ayni muameleyi
görür. Cünkü bu evreni ateistler yaratmamistir. Bu evre-
ne ilahlik yapacak gücleri de yoktur. Aksine onlar bir
Ilah'in yönetimi altindadirlar. Üstteki'ni tanimak isteme-
yen veya dogrudan dogruya O'nu red ve inkâr eden veya
O'nun yerine yaratilmislari Ilah Koltugu'na oturtan kimse-
ler elbette (mânen) "zalim" sifatini kazanmis olurlar.
Bir ülkeyi yönetmek icin cok akilli ve bilgili bir Ba$bakan
gerekir, ama ateist ve materyalistlere göre bu evrenin
yaratilmasi, ya$atilmasi ve yönetilmesi icin serseri tesadüf
ve aciz-acimasiz madde ve sahipsiz-Allahsiz yasalar ye-
terlidir! Basit bir sanatli eser ustasiz olmaz, ama bir agac,
bir hayvan, bir insan gibi cok bilimli, cok hesapli ve cok
sanatli eserler icin bir Tanriya gerek yoktur! Öyle mi?
Allahsizliktan ve inkârcilik zulmünden kurtulmaya calismak
gercek insanliktir. Bu insanliga yanasmayanlar ise, zulüm-
lerinin cezasini bir baska âlemde mutlaka göreceklerdir.
Ancak ölümü yok etmeye gücü yetenler hesap vermekten
kurtulur. Ölümü öldürmeye gücü yetmeyenlerin ise, Allah'i
ve Ötedünyasini kabul etmekten baska careleri yoktur. Bu
careye sarilmayanlar, 60-70 yillik ortalama ömür hesabi
üzerinden BÜYÜK HESAP GÜNÜ'nün baslangicina kac
dakikalarinin kaldigini hesaplayabilirler. Ateizmin en büyük
suc kabul edildigi bir âleme gitmeden önce ateistler ve ma-
teryalistler hesaplarini cok iyi yapmalidir.
Not 1: Resim varsa, ressam da vardir. Ayni sekilde dünya
varsa, Allah da vardir. Eger dünya dönüyor, kâinat i$li-
yorsa, Allah da yönetim ve faaliyettedir. Ilahsiz yönetim
ve faaliyet olmaz. Allah da elcisiz olmaz. Elci de kitapsiz
olmaz. Ben, Allah'tan aldigim bilgi ve i$iga dayanarak
Kur'anin, "Allah Sözü" oldugunu, Hz. Muhammed'in sözü
olmadigini tasdik ediyorum.
Not 2: S. K'ye göre Mustafa Akyol: "Ben humanist degil,
teistim" demis. Bunun anlami: "Ben, insan veya insancil
degilim" demek degildir. Aksine: "Ben, ateistler gibi bir
insancil degil, Allahlilar (yani Müslümanlar gibi) bir insan-
cilim" demektir. Tabi, sayin Akyol böyle bir söz sarfetmis-
se, o sözle ne demek istedigini de, o daha iyi anlatabilir.
S. Kiroglu ise, teistlerin insan olamayacagindan bahsetmis!
(Bu notum, a-teist: Allahsiz, teist de: Allahli demekse ge-
cerlidir. Cünkü TDK Sözlügünde teist'in karsiligini bulama-
dim.)
(Ben bu notu yazdiktan sonra M.Akyol'un da bu konuda
bir cevap yazdigini gördüm. Siz de okumussunuzdur...)
Not 3: Kur'andan cimbizlama bir ayet cekip sonra bu aye-
tin diger ayetlerle olan bagtlantisini keserek yapilan yorum
ve hüküm cikarmalarin bir gecerligi yoktur. Böyle tefsir ve
ictihadda bulunanlarin yaptiklari keyfîdir, cahilânedir. Eger
inadla yapiyorsa, zalimliktir, düsmanliktir. Buraya yorum
yazan arkadaslar bu hususu nazar-i itibara alarak kendile-
rini hizaya sokarlarsa, kavga biter ve bitmelidir.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 16, 2006 2:41 PM
Nuri Sağlam'ın üslubu da şirazeden çıkarak diretmesini görünce insanın şablonlu kafaların değişmeyeceğine inancı pekişiyor.
Benim müşriklere son ültimatomun Tevbe suresi olduğunu tekrar etmekten dilimde tüy bitti, kendisi Medine vesikasının yardımı yetmedi, Medeni ayetleri yani Mekke'nin fethinden önce gelmiş ayetleri de yardıma çağırıyor. Fakat çırpındıkça batıyor:
Yardıma çağırdığı bir diğer Tevbe suresi ayeti ise kendisini iyice kapana sıkıştırıyor: Ne putlarından vazgeçen, ne de namazı kılıp zekatı vermek istemeyen müşriklere İslam topraklarının dışını gösteren 6. ayet. Kardeşim, her gösterdiğiniz delil benim savımı destekliyor, benim yanıt vermeme bile gerek kalmıyor. İslam toprağında şirke yer yok, yallah dışarı! Ya putları terkedip müslüman olursun, ya topraklarını terkeder, sürülürsün. Yoksa haram aylar çıkar çıkmaz öleceksin! Bu işte, bunu söylüyorum?
Nuri Sağlam kendi inancı açısından kabul edilemez korkunç bir cinayet de işliyor, ayete sözcük ekliyor. Bunu üzerine basa basa büyük harflerle tekrarlıyor. Bunun kendi inancına göre şirk, Allah adına ayete ekleme yapmak anlamına gelmesi gerekiyor. Bahsettiği ayette "öbür" anlamına gelecek bir sözcük yok! Bahsettiği Tevbe 5 ayetini kelime kelime vereyim:
Fe iza = ...dığı zaman
ensalaha = çıktığı
eşhurul haram = haram aylar
fektulul = öldürün
müşrikin = müşrikler
haysu = ...dığı yer
vecedtumuhum = onları bulduğunuz
Bu kelimeler bir araya gelince: "Haram aylar çıktığı zaman müşrikleri, onları bulduğunuz yerde öldürün." Öbür anlamına gelen hiç bir kelime yok.
Bitti. Nuri bey iflas etti, üzgünüm.
Bu kadar da değil, Nuri bey ayetten eksiltme yaparak da şirkini derinleştiriyor:
"Bunları öldür ama tevbe derlerse, zekat verirlerse dokunamazsın demektir" diyor. Yani "müslüman olmanıza gerek yok, tevbe edip zekat verin yeter" demiş. Hayır Nuri bey, "namaz kılıp zekat verirlerse" diyor, müşrik namaz kılar mı? Ayetten namaz kılma kelimesini atarak bir şirk daha işlediniz.
Üzgünüm bu adamlar yönetime gelirse sizi de şirk suçundan idam edecekler! Gördünüz mü, ortalıkta millet arapçadan anlamaz nasılsa deyip istediğin gibi salla dünyası değilmiş dünya. Çağ bilgi çağı, her türlü bilgi elinin altında artık. O "ulemaya sorma" devri çoktan bitti uyanın heeey!
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 16, 2006 5:13 PM
Değerli knz, bu ayeti ben de söz konusu edecektim ama, oraya gelmeden ipler gerildi. Doğal karşılıyorum, inanın bana kızmıyorum. Bin yıllık düşünce şablonlarını kırmak gerçekten bir çırpıda olacak iş değil.
Bahsettiğiniz ayette başı örtmek için bir "neden" gösteriliyor, yani neden olmazsa örtülmeyebilir anlamı çıkıyor. Fakat bu örtülmesinin kesinliği için kullanılıyor tuhaf ki...
Size yine müneccim dediler, şanslısınız. Şifrelerinizi biraz daha açın, daha ne şablonlara uyacaksınız! Benim hangi şablonlarla çakıştırıldığımı görüyorsunuz. Tüm suçum söylediklerine körü körüne inanmamak...
Şifrelerinizi yavaş yavaş açıyorsunuz, herhalde memnun olmam gerekir. (Hâlâ tam emin değilim görüyorsunuz. Çünkü sürprizli bir kişiliksiniz.)
Şablonculardan tutarlılık beklemek? Onların tutarlılıktan anladıkları "şablona uygun mu değil mi?" Tek olan "İyi" şablonuna uymayan için "kötü" şablon kolleksiyonları ise çok zengin. Din düşmanı, İslam düşmanı, uşak, propagandist, Yahudi veya aşığı, materyalist... vs...
Bu üslup için gerçekten ama gerçekten üzgünüm, iyisi seviye düşünce bu tartışmayı bırakmaktı ama, kendilerini muzaffer ilan ettiler. Ben burada kimseyi aşağılamak, yanlışlamak amacında olmadığımı defalarca söylememe rağmen "yok illa yap, aman bak hatırımız kalır yoksa" diye üstelediler, ben ne yapayım?
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 16, 2006 5:26 PM
Bütün millet! Bir kez daha deklere ediyorum: Kur'an'la, peygamberle, dinle bir sorunum yok. Bunlar benim toplumumun kültürü ve kültürümü renklendiren, zenginleştiren ögeleri. Bu ögelerden ben de zevk alıp sahip çıkıyorum.
Söylediğim sadece: Bu kutsallıkları kullanıp tepemizde boru öttürme heveslisi olanlara izin vermeyeceğim. Bu toplum sizin kutsal kurallarınızla yönetilmeyecektir.
Buna aklı başında hiç kimsenin izin vereceğini de sanmıyorum. Bu kutsallıklara korkudan, saygıdan, "iyidir ya, ne zararı olacak" düşüncesinden, "Allah'tan korkarlar, kötü iş yapmazlar" safsatasından ve buna benzer safdil düşüncelerden dolayı prim verenleri uyarıyorum.
Benden söylemesi...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 16, 2006 5:38 PM
Demirkan Efegil,
kimin cinayet işlediği ortada.
ben ayete kendim meal vermedim bu bir.
Suat Yıldırım'ın Mealinden verdim bu iki.
üstüne yattığın Tevbe 4 seni bitiriyor bu da 3:
"Ancak KENDİLERİYLE ANTLAŞMA YAPMANIZDAN SONRA, ŞARTLARI HİÇBİRŞEY EKSİLTMEKSİZİN TAMAMEN YERİNE GETİREN ve SİZİN ALEYHİNİZDE HİÇBİR KİMSEYE DESTEK VERMEYEN MÜŞRİKLER bu hükmün dışındadırlar (Tevbe 4)"
bu ayet ne diyor hele bana bir anlatsana.
bu ayetle bağlantılı olarak 5.ayeti çevirmezsen işte öyle çuvallarsın.
kurnazlık edip sunduğun şu 5. ayetle ilgili olarak
kime diyor?
neden diyor?
ne zaman diyor?
ne demek istiyor?
bunlara bir cevap verebilir misin?
bunlara cevap ver önce.
görelim.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 16, 2006 7:34 PM
"Bunları öldür ama tevbe derlerse, zekat verirlerse dokunamazsın demektir" diyor. Yani "müslüman olmanıza gerek yok, tevbe edip zekat verin yeter" demiş. Hayır Nuri bey, "namaz kılıp zekat verirlerse" diyor, müşrik namaz kılar mı? Ayetten namaz kılma kelimesini atarak bir şirk daha işlediniz."
O kadar komik bir yorum ki. çok komik.
pazar pazar güldürme yaa....
Efendi bak anlamıyorsun: Bu müşrikleri öldür, ama müslüman olurlarsa dokunma demektir bu.
ne demek müşrik namaz kılar mıymış?
herhalde kılmaz. atladığım bir şey de yok. ben orada gelişigüzel yazdım.
tevbe etmek ne demek? müşrik tevbe eder mi?
yani ancak müslüman olurlarsa serbest bırak diyor ayet. analamıyorsun, anladığını da yanlış anlıyorsun.
Müslüman olmanıza gerek yok demiş" demişim. güldürme beni DEmirkan efendi.
battıkça batıyorsunn.
Savaştığın bu adamları öldür ama müslüman olursa ölüdrme..
anladın mı?
bence yine anlamadın.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 16, 2006 7:47 PM
“İslam toprağında şirke yer yok, yallah dışarı! Ya putları terkedip müslüman olursun, ya topraklarını terkeder, sürülürsün. Yoksa haram aylar çıkar çıkmaz öleceksin! Bu işte, bunu söylüyorum?” (DE)
Ayetlerin iniş şartını unutuyorsunuz. Bu şartları ve sureleri/ayetleri bütünlüklü biçimde okursanız, bu durumun genele teşmil edilemeyeceğini anlardınız. Anlaşmalarına uymayan bir müşrik ehli var. Dikkat: Anlaşmalarına uymayan. ( SURENİN İLK AYETİ: (Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resûlü’nden kesin bir uyarıdır.) Neyin anlaşmasıydı bu, bir fikriniz var mı?
“Hayır Nuri bey, "namaz kılıp zekat verirlerse" diyor, müşrik namaz kılar mı?” (DE)
Hiç siz “ihtida” diye bir kavram duymadınız mı? İhtidadan sonra kişi müşrik olarak mı kalır? Aklınızca bir çelişki yakaladığınızı düşündüz belki ama işin aslı hiç de öyle değil.
Bir de Y. N. Öztürk çevirisi ile Bakara suresindeki şu ayetlere bakalım:
190. Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın/çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor.
191. Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası!
192. Eğer savaşı sona erdirirlerse Allah çok affedici, çok merhametlidir.
193. Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.
194. Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde saldırın. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.
Kuran’ı bir bütün olarak değerlendirmez, cımbızla ayetler ayıklayıp kendinizce anlamlar yükleyerek kendinizden emin biçimde “Söylediğim sadece: Bu kutsallıkları kullanıp tepemizde boru öttürme heveslisi olanlara izin vermeyeceğim. Bu toplum sizin kutsal kurallarınızla yönetilmeyecektir.” deseniz bile, sizi kimse kaale almayacak ve hatta tebessümle karşılanacaksınızdır. Çünkü, bu lafı söylerken, karşınızda bir “ayna” olduğundan emin olacağız.
Aşağıya, Seyyid Kutub'un Fizilal'il Kur'an adlı eserinden konu ile ilgili bölümü aktarıyorum. Bu konuda söyleyeceklerimi söyledim, hidayet Allah'tandır.
Yazan: A. Esin Tarih: July 16, 2006 8:21 PM
1- Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır bu.
2- "Dört ay daha yeryüzünde serbestçe dolaşınız. Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı ve Allah'ın kâfirleri perişan edeceğini biliniz. "
3- Büyük hacc günü Allah ve Peygamber tarafından tüm insanlara duyurulur ki; "Allah ve Peygamber'i ile müşrikler arasında her türlü ilişki kesilmiştir. Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha yararlıdır. Eğer sırt çevirirseniz Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı biliniz. Ey Peygamber, kâfirleri acıklı bir azapla müjdele!"
4- Yalnız antlaşma şartlarını eksiksiz biçimde yerine getiren ve size karşı hiç kimseyi desteklemeyen müşriklere gelince onlar ile aranızdaki anlaşmalara sürelerinin sonuna kadar uyunuz. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever.
5- Haram aylar geçince müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz, yakalayıp hapsediniz, bütün muhtemel geçitleri tutup onları gözetleyiniz. Eğer tevbe eder de namaz kılar ve zekât verirlerse onları salıveriniz. Hiç şüphesiz Allah affedici ve merhametlidir.
6- Eğer puta tapanlardan biri senden can güvenliği isterse kendisine can güvenliği sağla ki, Allah'ın sözünü, Kur'ân-ı işitebilsin, sonra da onu güven içinde olacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar gerçekleri bilmeyen bir güruhtur.
Bu âyetler, yirmisekizinci âyetin sonuna kadar olanlarla birlikte Medine'de ve genel olarak Arap Yarımadası'nda istikrarlı bir varlık kazanan İslâm toplumu ile Yarımada'da yaşayan ve İslâm'a girmeyi kabul etmemiş olan müşrikler arasındaki nihaî ilişkileri belirlemek üzere inmişlerdir. Bu müşriklerden bazıları ile Peygamberimiz arasında antlaşma vardır. Fakat onlar Tebük'te Bizanslılar ile müslümanlar savaşa tutuşunca bu antlaşmayı bozdular. Bu kalleşliklerinin sebebi, Bizanslılar'ın İslâm'a ve müslümanlara ölümcül bir darbe indireceklerini ya da en azından onların nüfuzlarını kıracaklarını, güçlerini sarsıntıya uğratacaklarını beklemeleri idi. Yine bu müşrikler arasında Peygamberimiz ile antlaşması olmayanlar, fakat buna rağmen o güne kadar müslümanlara ilişmemiş olanlar vardı. Bir de Peygamberimiz ile aralarında -süreli ya da süresiz- antlaşma bulunan ve bu antlaşmalarının bütün şartlarına uyarak müslümanların hiç bir düşmanı ile işbirliği yapmamış olan müşrikler vardı. İşte gerek bu âyetler ve gerekse yirmisekizinci âyetin sonuna kadar ki devamları saydığımız bu müşrik grupların tümü ile müslüman toplum arasındaki nihaî ilişkileri belirlemek için inmişti. Gerek bu sûrenin tanıtma yazısında ve gerekse incelemekte olduğumuz âyetler grubuna ilişkin giriş yazısında oldukça ayrıntılı biçimde açıkladığımız gerekçelerin ışığı altında bu ilişkiler düzenlenmişti.
Bu âyetlerin üslubu ve ifadelerin mesajı bir genel bildiri ve yüksek sesli haykırma biçimi yansıtıyor. Böylelikle âyetlerin anlatım üslubu ve mesajın karakteri ile konuları ve konuyu kuşatan atmosfer arasında, sıkı bir uyum ortaya çıkıyor ki, bu Kur'ân'ın ifade tarzında her zaman gördüğümüz bir özelliktir.
Gerek bu bildirimi kuşatan tarihi şartlar hakkında gerek bu bildirme işleminin nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin birçok rivayetler vardır. Bu rivayetlerin en doğrusu, en akla yakını ve müslüman toplumun o günkü pratik hayatı ile en bağdaşır olanı İbn-i Cerir'in bu rivayetleri özetlerken ortaya koyduğu görüştür. Biz burada onun yorumları içinden pratik gerçeğe ilişkin görüşümüzü somutlaştıran sözleri seçeceğiz. Bu seçmeyi yaparken İbn-i Cerir'in onaylamadığımız ya da biribiri ile çelişir bulduğumuz sözlerini atlayacak, gündem dışı tutacağız. Çünkü bizim amacımız ne bu değişik rivayetleri ve ne de bu rivayetlere ilişkin İbn-i Cerir'in yorumlarını tartışma konusu yapmak değildir. Biz sadece bu belgelerin incelenmesi ile gerçekliğinin güç kazandığına inandığımız görüşü okuyucuların dikkatine sunmak istiyoruz:
İbn-i Cerir Taberi'nin bildirdiğine göre ünlü tefsir bilgini Mücahid "Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır bu" âyeti hakkında şöyle diyor:
"Antlaşmalılar" deyiminden maksat Müdlac kabilesi ile diğer antlaşmalı araplar ve tüm antlaşmalı müşriklerdir.
Peygamberimiz Tebük savaşını sona erdirince hacca gitmek istedi. Fakat sonra `Müşrikler Kâbe'ye gelip orayı çıplak biçimde ziyaret ediyorlar. Bu yüzden bu durum ortadan kalkmadıkça hacca gitmek istemiyorum' dedi.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Onlar Zülmecaz başta olmak üzere bütün çarşı-pazarları ve bütün kalabalık yerleri dolaşarak antlaşmalı müşriklere antlaşmalarının dört ay daha yürürlükte kalacağını bildirdiler. Bu aylar hacc mevsimini izleyecek olan ardışık haram aylardır ki, Zilhicce'nin yirmisinde başlayıp Rebiulahir'in yirmisinde sona eriyorlardı. Bu sürenin sonunda hiç kimse ile arada antlaşma kalmayacaktı. Peygamberimiz o süreden sonra herkese savaş açacağını bildirdi, sadece iman edenler bu kararın dışında tutulacaklardı. Bunun üzerine halkın çoğu iman etti ve hiç biri başka yere göçetmedi."
Bu antlaşmanın mahiyeti, ilkesi, sona ermesi ve bu ilke ile sona ermenin amaçları hakkındaki tüm rivayetleri gözden geçirdikten sonra Taberi sözlerine şöyle devam ediyor:
"Bu konuda doğruya en yakın görüş, şöyle diyenin görüşüdür: Yüce Allah'ın, antlaşmalı müşriklere tanımış olduğu ve "Dört ay daha yeryüzünde serbestçe dolaşınız" âyeti ile içinde müşriklere seyahat özgürlüğü sunduğu süre Peygamberimiz'e karşı İslâm'ın düşmanları ile işbirliği yapan ve antlaşmalarını süreleri dolmadan tek yanlı olarak bozan müşrikler için sözkonusudur. Buna karşılık antlaşmalarını bozmamış, Peygamberimiz'e karşı İslâm düşmanları ile işbirliği yapmamış olan müşriklere gelince yüce Allah "Yalnız antlaşma şartlarını eksiksiz biçimde yerine getiren ve size karşı hiç kimseyi desteklemeyen müşriklere gelince onlar ile aranızdaki antlaşmalara süreleri sonuna kadar uyunuz. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever" âyeti ile böylelerinin antlaşmalarını sürelerinin bitimine kadar geçerli tutmayı Peygamberimiz'e emretmiştir.
Yüce Allah'ın bu sûrede yeralan `Haram aylar geçince müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz' âyetinin bu konuda söylediklerimizin tersini kanıtladığı ileri sürülebilir. Çünkü bu âyetin haram ayların bitiminden sonra müşrikleri öldürmeyi müslümanlara farz kıldığı iddia edilebilir. Fakat bu konudaki gerçek sanılanın tersinedir. Çünkü bu âyetin az ilerisinde yeralan başka bir âyet bu konudaki sözlerimizin doğru olduğunu, haram aylar sona erer-ermez Peygamberimiz ile arasında antlaşma olan ve olmayan her müşriki öldürmenin mubah olacağını sanmanın yanlış olduğunu kanıtlar. Sözünü ettiğimiz âyet şudur; `Mescid-i Haram'ın, Kâbe'nin yanında antlaşma yaptıklarınız dışındaki müşriklere karşı Allah'ın ve Peygamber'in nasıl taahhüdü olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara karşı dürüst davranınız. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever.'
İşte bu âyette sözü edilenler de müşriklerdir. Yüce Allah, Peygamber'e ve müminlere bunlar dürüst davrandıkça kendilerine karşı dürüst davranmalarını emrediyor, onlar ile yapılan antlaşmayı bozmamaları ve düşmanları ile işbirliği yapmaktan kaçınmaları gerektiğini buyuruyor.
Bütün bunlar bir yana, Peygamberimiz'den kaynaklanan elimizdeki belgelere göre Peygamberimiz, Hz. Ali'yi antlaşmalı müşriklerle ilişkileri kesme kararını açıklamak üzere Mekke'ye gönderdiğinde ona kendi adına `Kimin Peygamber'le bir antlaşması varsa bu antlaşma süresinin sonuna kadar geçerlidir' şeklinde yüksek sesli bir duyuru yapmasını emretmişti. Peygamberimiz'in bu direktifi bizim söylediklerimizin en açık delilidir.
Demek ki, yüce Allah, Peygamberimiz ile süreli bir antlaşma yapıp da bu antlaşmalarına bağlı kalan, onu çiğnemeye kalkışmayan müşriklerin antlaşmalarını bozmasını Peygamberimiz'e emretmedi. Yüce Allah'ın yukardaki âyetle tanıdığı dört aylık mühlet, antlaşmalarını bu mühletin verilişinden önce tek yanlı olarak bozanlar ile antlaşmaları süresiz olan müşriklerle ilgilidir. Yoksa Peygamberimiz'e antlaşmaları süreye bağlı olan ve antlaşmalarını çiğneyerek aleyhlerinde gerekçe hazırlamamış olan müşriklerin antlaşmalarını süreleri sonuna kadar geçerli tutması emredilmişti. Nitekim O, hacc mevsiminde Mekke'de toplanan araplara kendi adına açıklamak üzere gönderdiği özel elçisine bu yolda talimat vermişti."
Taberi, yine antlaşmalarla ilgili çeşitli rivayetleri değerlendiren başka bir yorumunda da şöyle diyor:
"Gerek bu belgeler ve gerekse benzerleri bu konuda bizim söylediklerimizin doğru olduğunu ve dört aylık mühletin anlattığımız müşrik gruplar için sözkonusu olduğunu gösterir. Antlaşmaları belirli sürelere bağlı olup da Peygamberimiz ve müminlerin eline bu antlaşmaları bozmak ve antlaşmalı tarafların düşmanlarını desteklemek için gerekçe vermemiş olan müşriklere gelince Peygamberimiz bunların antlaşmalarını süreleri sonuna kadar geçerli saymıştır. Çünkü yüce Allah'ın O'na verdiği emir bu yolda idi. Kur'ân'ın açık hükmü bunu gerektiriyordu ve elimizdeki Peygamber kaynaklı belgeler de bunun böyle olmasını gerektirir."
Eğer biz zayıf rivayetler ile daha sonraki yıllarda şiiler ile sünniler arasındaki siyasî çatışmaların bazı rivayetlere yansıtmış olabilecekleri yanıltıcı etkileri bir yana bırakacak olursak bu konuda diyebiliriz ki; Peygamberimiz o yıl Hz. Ebu Bekir'i hacc emiri olarak göndermişti. Çünkü müşrikler Kâbe'yi çıplak olarak ziyaret ettikleri için kendisi hacca gitmek istememişti. Bir süre sonra "Tevbe" sûresinin baş tarafındaki âyetler inince Hz. Ali'yi, Hz. Ebu Bekir'in arkasından bu âyetlerin içeriğini ilgililere duyursun diye Mekke'ye gönderdi. Hz. Ali, bu âyetlerin içerdiği tüm nihaî hükümleri hacc kalabalığına ilân etti. İlân ettiği bu hükümler arasında o yıldan sonra hiç bir müşrikin Kâbe'yi ziyaret edemeyeceği yasağı da vardı.
Tirmizi'nin tefsirinde yer verdiği bir belgeye göre Hz. Ali bu konuda şöyle diyor; "Berae (Tevbe) sûresi inince Peygamberimiz beni aşağıdaki dört maddeyi ilgililere duyurmak üzere Mekke'ye gönderdi:
1- Kâbe, çıplak olarak ziyaret edilmeyecek.
2- Bu yıldan sonra hiç bir müşrik Mescid-i Haram'a yaklaşmayacak.
3- Peygamberimiz ile arasında antlaşma bulunanın antlaşması, süresinin sonuna kadar geçerli olacak.
4- Müslümanlardan başka hiç kimse cennete giremeyecek.
Bu belge, bu konuya ilişkin elimize kadar gelen belgelerin en doğrusu, en güveniliridir. Onun için bununla yetiniyoruz.
Şimdi de âyetlerin ayrıntılı açıklamasına geçiyoruz. Önce okuyalım:
"Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır bu."
Bu yüksek titreşimli, yüce heybetli genel bildiri, o günkü müslümanlar ile Arap Yarımadası'nda yaşayan tüm müşrikler arasındaki ilişkilere ilişkin genel ilkeyi içeriyor. Çünkü bu âyette sözkonusu edilen "antlaşmalar" Peygamberimiz ile Arap Yarımadası'nda yaşayan müşrikler arasında yapılmıştı. Yüce Allah'ın ve Peygamber'in, müşrikler ile ilişki kestiklerinin ilân edilmesi her müslümanın tutumunu belirleyen, her müslümanın kalbinde derin ve sarsıcı titreşimler meydana getiren bir mesajdır. Öyle ki, bundan sonra hiç kimsede geri dönüş niyeti ve tereddüt eğilimi kalmaz.
Bu genel bildirinin arkasından bu bildiriyi açıklayan onun, özelliklerini ve ayrıntılarını belirten ifadeler geliyor. Okuyalım "Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşınız. Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı ve Allah'ın kâfirleri perişan edeceğini biliniz."
Bu âyet, yüce Allah'ın müşriklere tanıdığı mühletin süresini açıklıyor. Bu mühlet dört aydır. Bu hükmün kapsamına girenler bu süre zarfında güven içinde diledikleri yerlere giderler, ticaret yaparlar, hesaplarını tasfiye ederler ve durumlarını yeni şartlara uydururlar. Antlaşmalarının sağladığı güvenlik içinde olurlar, hiç kimse yakalarına yapışmaz. Hatta müslümanlar aleyhine sonuç vereceğini sandıkları ilk müsibet sırasında, Peygamberimiz ile müminlerin bir daha evlerine dönemeyecekleri, Bizanslılar'a esir olacakları ümidine kapıldıkları Tebük savaşı sırasında antlaşmalarını derhal bozan müşrikler bile bu mühletten özgürce yararlanacaklardı. Nitekim Medine'nin kargaşacıları ve münafıkları da aynı beklentiye kapılmışlardı.
Bu ne zaman oluyordu? İmzalanır-imzalanmaz bozulan antlaşmaların üzerinden uzun bir süre geçtikten, eğer müşriklerin ellerinden gelirse dinlerinden döndürünceye dek müslümanlar ile savaşı sürdürmeye kararlı olduklarını kesinlikle ortaya koyan uzun bir tecrübe dizisinden sonra bu mühlet veriliyor. Bu olay tarihin hangi çağında oluyor? İnsanlığın "orman kanunu"ndan başka hiç bir kanun tanımadığı, farklı toplumlar arasında savaşma gücünden ya da böyle bir gücün yoksunu olmaktan başka hiç ilişkinin geçerli olmadığı, gücü yeten tarafın hiç bir uyarıya, hiç bir ihtara başvurmaksızın ve imzaladığı antlaşmalara aldırış etmeksizin eline fırsat geçer-geçmez zayıf tarafın üzerine çullandığı bir çağda oluyor bu olay.
Ama İslâm, aynı İslâm'dır. O günden beri hiç değişmemiştir. Çünkü yüce Allah'ın sistemindeki kuralların ve ilkelerin zamanla ilgisi yoktur. Sebebine gelince bu sistemi geliştiren, evrimleştiren zaman değildir. Fakat insanlığı ekseni çevresinde ve çerçevesi dahilinde geliştirip evrimleştiren bu sistemdir. Üstelik bu sistem, kendi etkisi altında gelişen ve değişen pratiğini sürekli yenilenen, uygun araçlarla karşılar, bu pratikle atbaşı ilerlerken ona gelişme ve değişme yolunda adımlar attırır.
Yüce Allah, müşriklere mühlet verirken yanısıra objektif gerçek aracılığı ile onların kalplerini ürpertiyor, bu gerçek ile ilgili olarak onları uyarıyor, bu gerçeğe gözlerini açmalarını istiyor. Söz konusu gerçek şu: Onlar yeryüzünde dolaşmakla yüce Allah'ı kendilerini bulma konusunda güçsüz bırakamazlar. Aynı zamanda ne O'ndan ve ne de O'nun kendileri için tasarlayıp karara bağladığı kesin akıbetten kaçıp kurtulamazlar. Bu kesin akıbet yüce Allah'ın onları perişan edeceği, rezil edeceği ve horlanmaya mahkum edeceği gerçeğidir. Okuyoruz:
"Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı ve O'nun kâfirleri perişan edeceğini biliniz."
Nereye kaçacaklar, nereye sığınacaklar da yüce Allah'ı, kendilerini bulup dilediği yere getirme konusunda zor durumda bırakacaklar? Zira onlar yüce Allah'ın avucu içinde oldukları gibi yeryüzünün her yeri de O'nun avucu içindedir! Ve O, onları perişan etmeyi, aşağılığa mahkum etmeyi tasarlayıp karara bağlamıştır. O'nun iradesine hiç kimse karşı koyamaz.
Arkasından bu ilişki kesme kararının ne zaman açıklanacağı, müşriklere ne zaman tebliğ edileceği belirtiliyor. Amaç müşrikleri gerek bu ilişki kesme kararı ve gerekse bu kararın açıklanacağı zaman ile ilgili olarak dehşete düşürmektir. Okuyalım:
"Büyük Hacc günü Allah ve Peygamber tarafından tüm insanlara duyurulur ki; `Allah ve Peygamber'i ile müşrikler arasında her türlü ilişki kesilmiştir. Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha yararlıdır. Eğer sırt çevirirseniz Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı biliniz. Ey Peygamber, kâfirleri acıklı bir azapla müjdele!"
"Hacc-ı ekber" günün belirlenmesi konusunda değişik rivayetler vardır. Acaba bugün arefe günü müdür, yoksa Kurban bayramı günü müdür? En doğrusu Kurban bayramı günü olmasıdır. Âyette geçen "ezan" kelimesi, "duyurma, ilân etme" anlamına gelir. Bu olay hacca gelen insanların önünde gerçekleşmiş, bu kalabalık karşısında yüce Allah'ın ve Peygamberimiz'in bütün müşrikleri ile ilke olarak ilişki kestikleri açıklamıştır. Bu bildirimin arkasından istisna hükmü geliyor. Bir sonraki âyette süreli antlaşmaların süreleri sonuna kadar geçerli sayılacakları belirtiliyor.
İlk önce genel ilkenin geniş kapsamlı bir ifade ile açıklanmasının hikmeti, gerekçesi açıktır. Çünkü nihaî ilişkilerin mahiyetini somut olarak anlatan hüküm budur. İstisna hükmü ise tanınan mühletin bitimi ile geçecek olan bazı durumlara özgüdür. Gerek bu sürenin tanıtma yazısında ve gerekse bu bölümün girişinde söylediğimiz gibi insanları tek Allah'ın kulları kabul eden kamp ile onları düzmece ilâhların kulları sayan kamp arasındaki kaçınılmaz ilişkilerin tabiatına geniş bir perspektiften bakanların kafalarında doğacak olan anlayış budur.
İlişki kesme ilânının hem yanıbaşında hidayete özendirici ve sapıklıktan sakındırıcı ifadeler ile karşılaşıyoruz. Okuyalım:
"Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha yararlıdır. Eğer sırt çevirirseniz Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı biliniz. Ey Peygamber, kâfirleri acıklı bir azapla müjdele!"
İlişki kesme hükmünü duyuran âyette yeralan bu özendirici ve sakındırıcı ifadeler İslâm sisteminin karakteristik özelliğini gösterirler. Bu sistem her şeyden önce bir "hidayet", bir doğruyola iletme sistemidir. Bu sistem müşriklere mühlet verirken bunu sırf sürpriz bir baskın düzenlemeyi, güçlü gününde üzerlerine ansızın çullanmayı istemediği için yapmıyor. Bunun yanısıra bu mühleti vermekle müşriklerin düşünüp taşınmalarını ve en çıkar yolu seçmelerini amaçlıyor. Aynı zamanda onları müşriklikten vazgeçip yüce Allah'a yönelmeye özendiriyor, kendilerini bu çağrıya sırt çevirmekten sakındırıyor, onlara böyle bir sırt dönmenin yararsızlığı telkin ediliyor, böyle yaptıkları takdirde dünyadaki perişanlığın ötesinde ahirette acıklı azaba çarptırılacakları hatırlatılıyor, böylece kalplerinde sarsıcı bir ürperti meydana getirilmek isteniyor ve bu sarsıntı sayesinde fıtratın üzerinde çöreklenen toz tabakasının silkelenip atılacağı ve bunun sonucunda fıtratın kendisine gelen çağrıyı işitip ona olumlu cevap verebileceği bekleniyor!
Bütün bunlardan sonra bu ilişki kesme kararı müslüman saflara güven aşılayıcı niteliktedir. Bu kararla bir bölüm müslümanın kalblerindeki korkular, tereddütler, ürküntüler, çekingenlikler ve beklentiler gideriliyor. Çünkü bu konudaki karar yüce Allah'ın iradesinden kaynaklandığı gibi bu kararın akıbeti de başlangıçta belirlenmiştir.
Müşrikler ile ilişkilerin kesinlikle kesilmesine ve antlaşmalarının geçersiz sayılmasına ilişkin genel ilke belirlendikten sonra geçici durumlara özgü istisna hükmü geliyor. Bu geçici durumlardan sonra yine genel ilkeye dönülecektir. Okuyoruz:
"Yalnız antlaşma şartlarını eksiksiz biçimde yerine getiren ve size karşı hiç kimseyi desteklemeyen müşriklere gelince onlar ile aranızdaki antlaşmalara sürelerinin sonuna kadar uyunuz. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever."
Bu istisna hükmünün kimler hakkında geçerli olduğuna ilişkin görüşlerin en doğrusuna göre bunlar Bekiroğulları kabilesinin bir kesimi, yani Bekir b. Kenaneoğulları'nın Huzeyme b. Amiroğulları koludurlar. Bunlar Hudeybiye'de Kureyşliler ve yandaşları ile imzalanan antlaşmayı bozmamışlar ve Bekiroğulları kabilesinin, Huzaa kabilesine karşı giriştiği saldırıya katılmamışlardı. Bilindiği gibi Kureyş kabilesinin desteği ile gerçekleşen acı saldırı yüzünden Hudeybiye antlaşması bozulmuştu. Mekke fethi, Hudeybiye antlaşmasından iki yıl sonra gerçekleşti. Oysa bu antlaşma süresi on yıldı. İşte Bekiroğulları'nın bu kolu antlaşmasına bağlı kaldı, aynı zamanda müşrikliğini de sürdürdü. Bu yüzden bu âyette Peygamberimiz'e onlarla arasındaki antlaşmayı süresinin sonuna kadar geçerli sayması emredildi.
Muhammed b. Abbad b. Cafer'den gelen bir rivayet bu konudaki görüşümüzü destekliyor. Bu rivayete göre Sudey şöyle diyor; "Bunlar Kinaneoğulları'nın Beni Damur ve Beni Mudlic kabileleridir. Tefsir bilgini Mücahid bu konuda diyor ki; `Mudliçoğulları ile Huzaa kabilesinin müslümanlar ile antlaşmaları vardı. Yüce Allah, bununla ilgili olarak "Onlarla aranızdaki antlaşmalara sürelerinin sonuna kadar uyunuz" buyurmuştur. Yalnız elimizdeki bazı bilgilere göre Huzaa kabilesi, Mekke fethinden sonra İslâm'a girmişti. Oysa bu hüküm, müşrikliklerini sürdüren müşrikler hakkındadır. Nitekim bu sürenin yedinci âyeti olan şu âyeti açıklarken bu gerçeği belirteceğiz:
"Mescid-i Haram'ın, Kâbe'nin yanında antlaşma yaptıklarınız dışındaki müşriklere karşı Allah'ın ve Peygamber'in nasıl taahhüdü olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara karşı dürüst davranınız. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever."
Demek ki, Kenane soyuna bağlı bu iki kabile, Hudeybiye'de Mescid-i Haram'ın yanıbaşında müslümanlarla antlaşma yapıp da sonra antlaşmalarının tüm şartlarını yerine getiren ve müslümanların düşmanları ile işbirliği yapmamış olan müşriklerdi. İşte bu âyetteki istisna hükmü ile kastedilen ilk ve son müşrik grup bunlardır. Nitekim ilk kuşağa mensup tefsir bilginleri de bu görüştedirler. Üstad Şeyh Reşid Rıza da bu görüşü benimsemiştir. Yalnız Muhammed İzzet Derveze'ye göre "Mescid-i Haram'ın yanıbaşında antlaştıklarınız" ifadesi ile kasdedilenler, ilk istisna âyetinde sözü edilenlerden başka bir gruptur. Onun bu görüşü ileri sürmesinin sebebi, müslümanlar ile müşrikler arasında sürekli antlaşmaların varlığının caiz olduğunu kanıtlama gayretinde oluşudur. Nitekim bu antlaşmaların sürekliliğini kanıtlayabilmek için yüce Allah'ın "Onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara karşı dürüst davranınız" şeklindeki buyruğuna sığınmaktadır.
İslâm antlaşmalarına bağlı kalan bu kimselere karşı sözünde durarak onlara -öbür tüm müşrik gruplar gibi- dört aylık süre tanımamış, bunun yerine antlaşmalarında belirtilen süreyi geçerli saymıştır. Çünkü onlar imzaladıkları antlaşmanın tüm maddelerine uymuş ve müslümanlara karşı hiç bir grubu desteklememişlerdi. Bu dürüstlükleri, kendilerine karşıda dürüstçe davranılmasını ve antlaşmalarının süresinin sonuna kadar geçerli sayılmasını gerektirmiştir. Her ne kadar İslâm toplumunun o günkü durumu Arap Yarımadası'nın tümü ile müşriklikten temizlenerek İslâm'ın güvenilir bir üssü haline getirilmesini gerektiriyor idi ise de onlara karşı bu söze bağlılık gösterilmiştir. Çünkü İslâm'ın Yarımada ile sınırdaş düşmanları bu dinin kendilerine yönelik tehlikesini farketmişler ve ilerde Tebük savaşından sözederken anlatacağımız gibi ona saldırmak için yığınak yapmaya başlamışlardı. Nitekim bir süre önce meydana gelen Mute olayı Bizanslılar'ın başlattığı bu hazırlığın uyarıcısı niteliğinde idi. Bunun yanısıra Bizanslılar, Yarımada'nın güneyinde Yemen'de eski İranlılar ile işbirliği anlaşmayı yapmışlardı. Antlaşmanın amacı bu yeni dine elbirliği ile karşı koymaktı.
Sonunda olaylar İbn-i Kayyum Cevzi'nin az yukarda söylediği gibi gelişerek yüce Allah'ın, istisna hükmünün kapsamına aldığı ve antlaşmalarının geçerli sayılmasını emrettiği müşrikler, antlaşmalarının süreleri dolmadan önce İslâm'a girdiler. Hatta bundan daha fazlası olmuş: Kendilerine yeryüzünü istedikleri gibi dolaşabilsinler diye dört aylık mühlet verilmiş olan antlaşmasını bozmuş ya da antlaşmasız müşrikler bu serbestlikten yararlanarak hiç bir yere gitmeye kalkışmayıp İslâm'a girmeyi tercih etmişlerdir.
Bu çağrının atacağı adımların temposunu kendi iradesi ile ayarlayan yüce Allah, bu son darbeyi indirmenin zamanının geldiğini, şartlarının oluştuğunu, zemininin hazırlandığını biliyordu. Buna göre bu adım, gerek görünür realite uyarınca gerekse yüce Allah'ın gizli, bilgimize kapalı plânı gereğince tam zamanında atılmış oluyordu. Nitekim de öyle oldu.
Şimdi de yüce Allah'ın antlaşmalarına bağlı kalan müşriklerin antlaşmalarına uyulması gerektiğini emreden şu buyruğu üzerinde biraz duralım: "Onlar ile aranızdaki antlaşmalara sürelerinin sonuna kadar uyunuz. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever."
Yüce Allah burada antlaşmalara uymayı kendinden korkmaya ve kötülükten sakınanları sevmesine bağlıyor. Böylece bu söze bağlılığı kendisine yönelik bir ibadet ve sevgisini kazandıracak bir "sakınma" olarak kabul ediyor. İşte İslâm ahlâkının temel dayanağı budur. Bu ahlâkın temel dayanağı çıkar ya da yarar olmadığı gibi zaman içinde sürekli değişen sosyal uzlaşma ve gelenek ilkeleri de değildir. Bu ahlâkın temel dayanağı yüce Allah'ın korkusu ve O'nun emrine ters düşmekten çekinilmesidir. Başka bir deyimle müslüman, yüce Allah'ın sevdiği ve hoşnut olduğu davranışı ahlâk edinir, o bu konuda yüce Allah'dan korkar ve O'nun hoşnutluğunu arar. İşte İslâm ahlâkının vicdanın derinliklerinde kök salmış kaynağı bu olduğu gibi egemenliği, yaptırım gücü de buradan gelir. Sonra bu ahlâk yolunda ilerlerken aynı zamanda kamunun yararını gerçekleştirir, halkın çıkarlarını güvenceye bağlar, sürtüşmelerin ve çelişkilerin en alt düzeye indiği bir toplum oluşturur, yüce Allah'a tırmandıran yolda insan vicdanına ileri adımlar attırır.
Buraya kadar incelediğimiz âyetlerde önce yüce Allah'ın ve Peygamber'inin antlaşmalı ve antlaşmasız tüm müşrikler ile ilişkilerini kestikleri belirtiliyor. Arkasından getirilen bir "istisna" hükmü ile müslümanlarla yaptıkları antlaşmaların tüm maddelerine uyan. ve onların düşmanları ile işbirliği yapmamış olan müşriklerin antlaşmalarına sürelerinin sonuna kadar uyulması gerektiği emrediliyor. Bunun da arkasından tanınan mühletin bitiminden sonra müslümanların takınacakları tavrın, yürürlüğe koyacakları yaptırımın ne olacağı açıklanıyor. Okuyalım:
"Haram aylar geçince müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz, yakalayıp hapsediniz, bütün muhtemel geçitleri tutup onları gözetleyiniz. Eğer tevbe eder de namazı kılar ve zekâtı verirlerse onları salıveriniz. Hiç şüphesiz Allah affedici ve merhametlidir."
Buradaki "Haram aylar"ın hangi aylar olduğu tefsir bilginleri arasında tartışmalıdır. Acaba bu aylar üzerlerinde anlaşma sağlanmış olan klâsik "haram aylar"mıdır ki, bunlar Zilkaade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır. Eğer böyle ise "Hacc-ı Ekber" günü yapıla ilişki kesme açıklamasından sonraki mühlet Zilhicce ayının kalan günleri ile Muharrem ayından ibaret olur, bu da elli gün eder. Yoksa kavramın buradaki anlamı o yıl ki Kurban bayramını izleyen ve bitimine kadar savaşın yasak olduğu özel bir "mühlet"midir. Eğer öyle ise bu yıl ki Rebiulaher ayının sonuna kadar uzayan bir süredir. Yoksa ilk mühlet antlaşmalarını bozan müşrikler için sözkonusu iken, ikinci mühlet hiç bir antlaşması olmayan veya süresiz antlaşmalı müşrikler için mi geçerlidir?
Bize göre burada sözü edilen haram aylar, bilinen haram aylar değildir; bu sıfatla anılmalarının sebebi sırf bu sürede varolan savaşma yasağı yüzündendir; bu yasak müşriklere seyahat özgürlüğü tanımak amacı ile getirilmiştir ve geneldir. Sadece antlaşmaları süreye bağlanmış olan müşrikler bu yasağın kapsamı dışındadır; çünkü onların antlaşmaları, sürelerinin sonuna kadar geçerli sayılmıştır. Bu kavramı böyle yorumlamak gerekir. Çünkü madem ki, yüce Allah, müşriklere "Dört ay boyunca yeryüzünde serbestçe seyahat ediniz" buyuruyor, bu dört ayın bu açıklamanın yapıldığı günden itibaren başlaması gerekir. Bu "ilân"ın, bu bildirimin özelliği ile bağdaşan yorum budur.
Yüce Allah, müslümanlara bu dört aylık sürenin bitiminden itibaren, müşrikleri ya buldukları yerde öldürmelerini ya esir almaları ya -eğer kapalı bir yere sığınmışlarsa- kuşatma altına almalarını ya da yollarını gözlemek üzere pusuya yatarak kaçmalarını ve gelip-geçişlerini önlemelerini emrediyor. Bunun tek istisnası antlaşmaları, sürelerinin sonuna kadar geçerli sayılan ve bu süre içinde her hangi bir yaptırım uygulamasından muaf tutulan müşriklerdir. Çünkü müşriklere daha önce gereken uyarı yapılmış, kendilerine yeterli süreyi kapsayan bir mühlet verilmişti. Buna göre ne öldürülmeleri bir gaddarlıktır ve ne de yakalanmaları sürpriz bir baskın sonucudur. Kendileri ile yapılan antlaşmalar bozulmuş ve karşılaşacakları akıbetten önceden haberdar edilmişlerdir.
Ayrıca onlara yöneltilen bu saldırı bir yoketme, bir öc alma saldırısı değildir. Amaç onları son kez uyarmak ve İslâm'a yönelmelerini sağlamaktır. Okuyoruz:
"Eğer tevbe eder de namazı kılar ve zekâtı verirlerse onları salıveriniz. Hiç şüphesiz Allah affedicidir, merhametlidir."
Düşünelim ki, müslümanlar ile müşriklerin arasındaki ilişkilerin yirmiiki yıllık bir geçmişi vardı. Bu süre içinde müslümanlar, müşriklere çağrı yapar, açıklamada bulunurken müşriklerden çeşitli eziyetler, dinlerinden döndürme girişimleri, savaş girişimleri ve yeni devletlerini yıkmaya yönelik ortak komplolar görmüşlerdi. Buna rağmen gerek Peygamber'den, gerek bu dinden ve gerekse bu dinin bağlılarından hep müsamaha görmüşlerdi. Bu süre oldukça uzun bir tarihti. Bütün bunlara rağmen İslâm, onlara kollarını açıyordu. Yüce Allah eziyetlere uğrayan, dinlerinden dönsünler diye işkenceler altında inletilen; savaşlara, sürgünlere ve öldürülmelere maruz bırakılan müslümanlara ve Peygamberimiz'e eğer müşrikler tevbe edip yüce Allah'a dönerlerse, bu dine teslim olduklarını, onun görevlerini yerine getirmeye yöneldiklerini, kısacası bu dine girdiklerini kanıtlayacak biçimde onun farzlarını yapmaya başlarlar ise kendilerine ilişmemeyi, onları cezalandırma işlemini durdurmayı emrediyordu. Çünkü yüce Allah, ne kadar günah işlemiş olursa olsun, tevbe eden hiç kimseyi reddetmez. "O bağışlayıcıdır ve merhametlidir."
Sözlerimizin burasında bu âyetin aşağıdaki cümlesi hakkında gerek tefsir kitaplarının ve gerekse fıkıh kitaplarının dalmış oldukları tartışmalara girmek istemiyoruz:
"Eğer onlar tevbe eder de namazı kılar ve zekâtı verirlerse onları salıveriniz."
Bu şartlar, onları yerine getirmeyenlerin kâfirlikle damgalanmalarına yolaçacak şartlar mıdır? Bu şartları yerine getirmeyenler ne zaman kâfirlikle damgalanır? İslâm'ın diğer bilinen şartlarını bir yana bırakarak sırf bunları yerine getireceğini söyleyen bir tevbekârın tevbesi yeterli olur mu?
Âyetin bu cümlesinde bu sorulardan herhangi birine cevap verme amacı güdüldüğünü sanmıyoruz. Âyetin cümlesi sadece o gün Arap Yarımadası'nda barınan müşriklerin hayatlarındaki pratik bir uygulamayı karşılıyor. Bu pratik uygulamaya göre eğer bir müşrik tevbe edip geçmiş tutumundan ayrılarak namaz kılmaya ve oruç tutmaya koyulursa bu tutum değişikliği İslâm'ı tümüyle kabul ettiği, onu her yönü ile benimsediği anlamına gelirdi. Âyette tevbe etme, namaz kılma ve zekât verme şartları vurgulanıyor. Çünkü o günlerde müslüman olmayı kafasına koymayan, İslâm'ın bütün şartlarını onaylamayan ve tam anlamı ile bu dine bağlanmaya karar vermeyen hiç bir müşrik bu şartları yerine getirmeye yanaşmazdı. Bu şartları yerine getiren müşrikin diğer İslâm şartlarını da onayladığı anlaşılırdı. Sözkonusu şartların başında yüce Allah'ın birliğine ve Peygamberimiz'in peygamber olduğuna inanmak, yani "Allah'dan başka ilâh olmadığını" ve "Muhammed'in, O'nun elçisi olduğu"nu dile getiren "şehadet" cümlesini samimiyetle seslendirmek gelirdi.
Demek ki, bu âyette yeralan bu cümlenin amacı İslâm hukukuna (fıkha) ilişkin bir hüküm ortaya koymak değil, özel eklentileri olan bir pratiği uygulamaya koymaktır.
Son olarak şunu da belirtmeliyiz ki, İslâm dört ay sonrası için müşriklere topyekün savaş ilân etmiş olmasına rağmen onlara yönelik hoşgörüsünü, ciddiliğini ve gerçekçiliğini sürdürüyor. Bir defa yukarda söylediğimiz gibi onlara yok etme amaçlı bir savaş ilân etmiyor. Bunun yerine onlara karşı mümkün olduğu takdirde doğruyola gelmelerine yönelik yeni bir kampanya başlatıyor. Hatırlanacağı gibi İslâm'la çatışan, İslâm'a karşı düşmanlığını ortaya koyan her hangi bir cahiliye grubuna üye olmayan tek tek müşriklere şu güvenceler veriliyordu: Böyleleri İslâm yurduna güvenlik içinde girebileceklerdi. Yüce Allah'ın emri ile Peygamberimiz bunlara bu yolda dokunulmazlık sağlayacak, böylece Allah'ın mesajını rahatça dinleme, bu çağrının içeriğini tam anlamı ile öğrenme imkânına kavuşturulacaklardı. Arkasından da can güvenliği içinde olacakları bir yere ulaşana dek korunacaklardı. Üstelik bütün güvencelerden yararlanırken müşrikliklerini sürdürebileceklerdi. Okuyoruz:
"Eğer puta tapanlardan biri senden can güvenliği isterse kendisine can güvenliği sağla ki, Allah'ın sözünü, Kur'ân'ı işitebilsin; sonra da onu güven içinde olacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar gerçekleri bilmeyen bir güruhtur"
Bu âyet şunu kanıtlar: İslâm, her insan kalbinin hidayete ermesine, sevaba ermesine düşkündür; İslâm yurdunda güvenlik içinde konuk olmak isteyen müşriklere güven içinde konuk olma imkânı vermek gerekir. Çünkü bu durumda İslâm onların savaşa girişmelerinden, biraraya gelerek kendisine karşı komplo kurmalarından emin olur. O halde onlara Kur'ân'ı dinleme ve bu dini öğrenme fırsatı vermekte hiç bir zarar yoktur. Belki bu yolla kalpleri açılır, ilâhî mesajı alır ve bu çağrıya olumlu karşılık verir. Ama olumlu karşılık vermeyecekleri durumlarda bile yüce Allah onları İslâm yurdu sınırları dışına çıkardıktan sonra canlarının güvencede olacağı bir yere ulaştırılmalarını emrediyor, gerekli sayıyor.
Müşrikleri İslâm yurdunda güven içinde konuk etmeye ilişkin bu hüküm İslâm sisteminin yüce bir doruğunu oluşturur. Fakat İslâm'da bu tür doruklar sayıca çoktur, bakışlarımızı yükseklere dikince gözlerimizin önünden ardarda geçerler. İşte bu da, İslâm'ın ve müslümanların düşmanı olan müşriklere can güvenliği sağlama zorunluğu da bu doruklardan biridir. Müslümanlara uzun yıllar boyunca çeşitli eziyetler çektirmiş, onları dinlerinden dönmeye zorlamış ve istedikleri olmayınca ellerinden gelen düşmanlığı yapmış olan müşrikleri İslâm yurdu dışındaki güvenlikli bir yere ulaştırmak konusunda gösterilen bu titizlik göz kamaştırıcı bir alicenaplıktır!
Bu sistem düşmanlarını yoketmeyi amaçlayan bir sistem değil, onları doğruyola erdirmeyi arzulayan bir sistemdir. İslâm için güvenilir bir üs meydana getirmeyi ön plâna aldığında bile bu ilkesini savsaklamadığını görüyoruz.
Kimileri var ki, İslâm'ın cihad ilkesinden sözederken onu insan fertlerine zorla inanç kabul ettirme aracı olarak nitelerler. Kimileri de var ki, bu suçlamanın ağır yükü altında ezilerek dipleri konusunda savunmacı bir tutum benimserler. Bu suçlamayı savabilmek için İslâm'ın sırf bağlarını yerel sınırları içinde savunmak için savaşa başvurduğunu söylerler. Şimdi hem ötekilerin ve hem de berikilerin bu yüce direktifin somutlaştırdığı yüce doruğa bakışlarını dikmeye ihtiyaçları vardır. Âyeti tekrar okuyalım:
"Eğer puta tapanlardan biri senden can güvenliği isterse kendisine can güvenliği sağla ki, Allah'ın sözünü, Kur'an'ı işite bilsin; sonra da onu güven içinde olacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar gerçekleri bilmeyen bir güruhtur."
Bu din bilmeyenlerin bilgi eksikliğini giderme ve can güvenliği isteyenlere can güvenliği sağlama dinidir. Bu alicenaplığı kendisine karşı kılıç çeken, savaş açan ve inatla karşı çıkan azılı düşmanlarından bile esirgemez. Fakat bu din, fertler ile yüce Allah'ın sözünü işitme imkânı arasına giren, insanlar ile yüce Allah'ın indirdiği mesajları öğrenme olanağı arasına giren ve böylece insanlar ile doğruyola erme fırsatı arasına giren bunların yanısıra bireyler ile kula kulluktan kurtuluş devrimi arasına, insanlar ile onların yüce Allah'a sığınma tercihleri arasına giren maddî güçleri devirmek için kılıçla savaşma yoluna başvurur. Bu maddî güçler yıkılınca, bu engeller ortadan kaldırılınca tek tek insanlar onun koruyucu kanatları altında inanç güvenliğine kavuşurlar. İslâm onlara bilgi verir, onları korkutmaz; onlara can güvenliği sağlar, onları öldürmez. Sonra onları sınırları dışında güvenli bir yere ulaştırıncaya dek güvenceli koruması altında uğurlar. Bütün bunları, bu konukları yüce Allah'ın sistemini reddettikleri halde yapar!
Günümüzün dünyasında kul yapısı bazı rejimler, sistemler ve yönetimler vardır. Bunlar muhaliflerine ne can güvenliği, ne mal güvenliği ne namus güvenliği tanımazlar; muhaliflerinin bütün temel insan haklarını pervasızca çiğnerler. Sonra da bu acı uygulamalara tanık olan bazı kimseler, yüce Allah'ın sistemine karşı girişilen haksız suçlamaları gidermek için binbir dereden su getirirler, bu gayretkeşliği gösterirken bu sistemin çehresini tanınmaz hale getirmeye kalkışırlar, onu gerek zamanımızda gerekse bütün zamanlar için kılıca ve makinalı tüfek namlularına sözle karşı koymaya razı olan komik bir tutumun kucağına atarlar!
Yazan: A. Esin Tarih: July 16, 2006 8:24 PM
Abdullah Bey,
bu beyefendi anlayamaz anlamaz. hem anlayamaz çünkü ilhan arsel ve turan dursun gibi büyüklerinin ezberiyle yoğrulmuştur hem de bu işine gelmez.
Ne kadar komik değil mi?
Kuranı en "modernist" şekilde okuyandan en geleneksel okuyana kadar diyor ki bunlar çok SPESİFİK bir olaya aittir. İslam herkese inanma serbestisi tanımıştır diyor.
Bu konunun en büyük uzmanı diyebileceğim ve kendisi de bir Atatürkçü olan Prof. Dr. Mehmet Sait Hatiboğlu başta olmak üzere birçok uzman böyle diyor.
ama sen gel gör ki sesi çok çıkan bir avuç dönme, bir avuç mezhepçi, ve bir avuç faşist cunta heveslisi ısrarla
yoook Kuran öldür diyor işte deyip kirli emellerine zemin hazırlıyorlar.
Ben demirkan efegil bunlarda arasındadır demiyorum. bilemem öyle olup olmadığını. ama söyledikleri ve söylemi onlarla birebir aynı.
eğer İslam öldürmeyeceksin diyor dersek bu zevatın bundan memnun olması gerekmez mi?
eğer herkes inancında özgürdür diyorsak bundan buz evatın rahatsız olmasınını sebebi ne?
hem bana yukarıda bir yerde "Tevbe suresi Mekkenin fethiyle ilgilidir kardeşim" deyip ders veriyor sonra kalkıyor bunu inkar edercesine genelleştiriyor.
Benim Kuranın toplumsal hükümlerinin tarihsel olduğunu söylememden memnuniyet duyması gerekirken tam tersine zıvanadan çıkıyor, "çocuk mu kandırıyorsun" diyor.
sizin de çok yerinde belirttiğiniz gibi (benim 100 defa söylediğim) bu KİME verilen bir ÜLTİMATOMDUR?
buna asla cevap veremiyor. yandan dolanıp çarpıtıyor sadece.
bu nota Anlaşma yapılan MEkkeli müşriklere verilmiştir.
TEvbe 4.'de de bu müşriklerden anlaşmaya uyanlara asla dokunulmayacağı belirtiliyor.
Tevbe 5'de de anlaşmayı bozanları öldür diyor.
dolayısıyla Mekkeli müşrikler de burada ikiye ayrılmıştır.
Nitekim ayetin doğru çevirisi de Prof.Dr. S.Yıldırım tarafından bu şekilde verilmiştir.
çelişki yakalayana bak!
Yazan: nuri Tarih: July 16, 2006 9:41 PM
knz hanım,
benim diğer konularda nasıl düşündüğümü yazılarımdaki önermelerden, kullandığım metodolojiden ve yaptığım çıkarsamalardan anlamanız lazım. bu soruyu sormanız bana o yüzden çok tuhaf.
ben herhangi bir ayetin hem siyak ve sibak hem de kuranın bütünü içinde anlaşılmasını savunurum.
bu da yetmez
iniş sebebi
ilk muhataplar
mekan
olay
ve dolayısıyla tarihsellik meselesi.
bana kölelik var mı derseniz İslama'a aykırıdır derim. neden? çünkü tarihsel ve toplumsal koşulların bir gereği olarak kurum kaldırılamamıştır ama ahlaken kaldırılmıştır.
köle azat etmek en büyük sevap sayılmış mesela
toplum sürekli değişiyor. o nedenle sabit hukuk anlayışı olamaz.
toplumsal hükümlerin menatı (gerekçesi, esası) onların maslahatlarıdır.
bu maslahatlara göre sürekli yorum yapılmak zorundadır.
tabik ayetleri motamot alıp da sabit hüküm veremeyiz.
kadın şahitliği de böyledir. bir meta olan kadın ilk kez islamla özne kimliği kazanmıştır.
ama bu yetmez. tabii ki toplumun gelişimine paralel olarak kadının konumu deişecektir.
benim ceza hukuku hocam bir kadın profesör idi. bin tane erkeğe bedel değil midir bu?
örtünme meselesinde de ben bir hukuk çu olan Prof. Hüseyin HAtemi gibi düşünüyorum. o günün koşullarında erkekler de başını örtüyordu. örtünme göğüsleri açık yani dekolte giyinen kadınların oralarını örtmeleri için gelmiştir. kaldı ki bu meselenin sürekli yanlış anlşaıldığını söyleyenlerden biriyim.
ama bu konuyu baskı aracına dönüştürmek de zulümdür.
bir kişi bireysel olarak öyle anlıyor diye cezalandırılması da asla savunulamaz.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 16, 2006 9:59 PM
Saygıdeğer Nuri bey,
Bir müslüman olarak, herşeyde hayır görürüm. İyi ki bazıları 'anlar anlamaz' uzatıyor da, sizi, daha sık burada yazarken görüyoruz. Belki yoruluyor, belki haklı olarak geriliyor, belki yine haklı olarak komedilere gülüyor, belki çarpıtmalara üzülüyorsunuz ama her halukarda sizi, ufuk açıcı yorum ve yazılarınızla burada görmek, biliyorum ki sadece benim için değil, hakşinas blog sakinleri için her bakımdan takdirle karşılanıyor. Bekir bey ve Suat beyle birlikte elinize ve zihninize sağlık, eksik olmayın..
En içten saygılarımla,
Yazan: A. Esin Tarih: July 16, 2006 10:24 PM
Abdullah Beyciğim,
çok teşekkür ederim.
duygu ve düşüncelerimin karşılıklı olduğunu bilmenizi isterim.
esasen gerilmemek lazım. bu ciddi bir kusur. ama işte mantık ve bilgi cinayeti karşısında bir müddet sonra insanın uslubu sertleşiyor işte.
gerçekten samimi bir insan olsa,
anlattıklarımız anlar ve en azından yanlışta ısrar etmezdi.
kendisini devletin ve ülkenin sahibi görüyor.
bir cunta ideologu gibi de hayır müslümanlar teröristtir, bizi de kesecekler diye faşist amaçlarına gerekçe arıyor.
Evrensel aklı hakim kılalım, her türlü inanca saygılı olalım, demokrasiyi yerleştirelim ve ekonomimizi geliştirelim diyoruz
aradan birkaç tane provakatif slogan atıp bulandırmaya çalışıyorlar.
arkadaşlar dikkatinizi çekti mi:
dindar bir söyleme sahip olan ve oldukça donanımlı birisi olan Mustafa Akyol dinde terör olamaz, haramdır diyor.
Suat bey haramdır diyor,
Ben naçizane öyle diyorum.
A.Esin bey öyle diyor.
Bekir bey öyle diyor
FAtih bey öyle diyor
M.S.Hatiboğlu, Hüseyin Atay, Salih Akdemir, Hayri Kırbaşoğlu vs gibi dev islam alimleri öyle diyor
ama gelin görünkü hiçbir donanımı ve üstelik inancı olmayan birkaç arkadaş (tabi onlarla aynı duruşu sergileyen azınlık ve diğer Anadolu insanının düşmanları) ısrarla teröristsiniz diyor.
Sen bana şunu söyle:
de ki islamı içerden yorumlayan uzmanlar inanç özgürlüğüne karşı çıkıyor de. nasıl türbanı örnek veriyorsunuz gelin deyin ki savaş ayetlerini de egemen islami görüş şöyle yorumluyor de. biz de dyelim ki haaa bu adamar haklıymış, bilginler öldürün diye yorumluyor millet de onlara inanıyor ve demirkan gibilerini kesecekler. o zaman sana destek çıkalım diyelim ki kardeşim yalış yorumluyorsunuz. Demirkan inanmıyor hatta bunu savunuyor. tabii en doğal hakkı. gider hesabını ötede Allah'a verir.
gel gör ki amaç başka işte
Yazan: nuri saglam Tarih: July 16, 2006 10:51 PM
"Bu kutsallıkları kullanıp tepemizde boru öttürme heveslisi olanlara izin vermeyeceğim. Bu toplum sizin kutsal kurallarınızla yönetilmeyecektir.
Buna aklı başında hiç kimsenin izin vereceğini de sanmıyorum. Bu kutsallıklara korkudan, saygıdan, "iyidir ya, ne zararı olacak" düşüncesinden, "Allah'tan korkarlar, kötü iş yapmazlar" safsatasından ve buna benzer safdil düşüncelerden dolayı prim verenleri uyarıyorum.
Benden söylemesi..." (DE)
Heil Demirkan!
Kim size boru otturuyor kardesim ? Kac kere tekrarlayacagiz size "senin dinin sana benim dinim bana" diyen ayeti? Siz itiraz ediyormusunuz dedik cevap alamadik. Simdi insaf sahibi kimseler "kutasallari folklorlestirmek sart ben bunu bilir bunu soylerim" diyenmi boru otturmeye calisiyor yoksa "ben halkima guveniyorum, zorlami" diye Kiroglu'nun dahi "tamam ABD Demokrasisi, laikligi olsun" hidayet deklerasyonuna karsi cikanmi boru otturmeye calisiyor.
Biraz omurga, tutarlilik, ciddiyet lutfen. Kardsweim biz seriatlami yonetiliyoruzki seri hukumleri tartisiyoruz burda? Niye gercek demokrasiden gercek laiklikten konusmaktan korkuyorsunuz Sn. Efegil?
Neden entellektuel sahtekarliklar, laf salatasi, spesifik tesbit yapanlara genel ifadeler, alakassiz anolojilerle cevap veriyorasunuz?
Bakuin dustuigunuz acikli duruma. Samimi olarak size sempati duyuyorum. Firatim geregi dusenin yaninda olmak isterim.
Ama siz kendinize yardim etmiyorsunuzki Sn. Efegil. Baslangicta bu odaya yanlis ayakla girdiniz etrafinizdakilere tepeden bakarak, zekalara, bilgi seviyelerine, kutsallara hakaret ederek. Koyden sehre okumaya gidip, tatilde donen lise ogrencisinn koyluleri ile konustugu gibi konustunuz burdakilerle.
Bizle nefretin cocuklari degiliz, Tarihimiz bu nu gosteriyor; cunki dinimiz bunu ogretti. Sizin de not ettiginiz gibi Hiristiyasnlik ve Musevilik tarihi de ortada. Haclilar-Kudus-Selahaddin-i Eyyubi ornegioniz guzel bir ornekti. Diger bir guzel ornek te Osmanli'nin Ispanyol Engizisyonundan kacan Yahudilere kucak acmasi, Tarihimiz bu gibi pek cok oprnekle doludur.
Musluman guclendikce mifiklesir affedici olur. Bugun Filistinli'ye Israil'i affetmesini istemeyin. Ama yarin kendo topraklarinda insan gibi yasayabildiklerinde eminim Yahudileri dahi affedeceklerdir. Bizim Kitabimizda Soykirim emeri yoktur. Yahudiler cocuklarina bunu ogretirler 11. Emir olarak.
Iyi niyet emaresi gordugumuzde taniriz Sn. Efegil. Sandiginiz kadasr da kafali veya soblonlar disina cikma kabiliyetinden yoksun degiliz.
Kisacasi Sn. Efegil, nefret nefreti getirir; saygi saygiyi.
Karsilikli birbirimizi biraz daha iyi tanidigimiza gore dilerseniz yeniden baslayalim yeni bir dil ile.
Benden dilemesi.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 16, 2006 11:20 PM
Sayın Efegil,
Öncelikle şunu söyleyeyim ki burada bir münazara kazanmak derdinde falan değilim. Onu lise yıllarımda münazara takımlarında daha sonra da sizin cenahtakilerin bolca bulunduğu ateist forumda, ideaforumda, bolca yaptım zamanında. Sürekli ezberlerini bozup cehaletlerini ve önyargılarını suratlarına çarptığım için beni 4-5 kez forumlarından attılar. Her seferinde farklı nicklerle yeniden girdim ve yine ezberlerini bozdum. Ama artık eskisi gibi tat alamıyoruım, yaşlanıyorum herhalde.. :-)
Ama burası gerçekten bir düzeyli bilgi platformu. Burada tartışırken insan karşısındakinin de tartışma adabına uymasını ve tutarlı metodoloji uygulamasını istiyor. Ve nedense ben ikinci defa yanılıyorum. İlk yanılgım Yılmaz Bey ile ilgili idi. Yazdığı birkaç yazıda "nihayet aklı başında bir materyaliste rastladım" demiştim. Ama çok geçmedi, onunda hezeyanlarına tanık olduk. İkinci yanılgımda sizsiniz. Sizin için de başlangıçta "aklı başında" ibaresi kullanmıştım ama yazılarınız çoğaldıkça ve İslam ile ilgili önyargılı ve dar bakış açılarınızı "gerçek" diye yutturmaya çalıştıkça yanıldığımı anladım.
Hele Nuri Bey ile yaptığınız son tartışmada argo tabirle "ekrana gömüldünüz" ama "kösele ve surat" anolojisini haklı çıkarır tarzda defalarca tahsis edildiği halde hala aynı yanılgılarınızı sürdürüyorsunuz.
Bana cevap verdiğinizi söylemişsiniz. Ama ben ortada cevap falan göremedim. Siz benim yazımı iyi okuduğunuza emin misiniz? Şimdi cümlelerinizden hareketle söylediğiniz ve "cevap olduğunu" iddia ettiğiniz cümlelerinize bakalım:
Sanırım sizinle yaptığımız önceki "tartışma denememizi" unuttunuz. Orada nedenselliğin rasyonel olarak ispatlanamayacağını ve bugüne kadar da zaten ispatlanamadığını söylemiştim. Russell'dan ve Popper'den bahetmiştim. Siz de Russell'ı beğenerek okuduğunuzu nedenselliğin ispatlanma zorluğuna dair alıntıladığım sözlerini hangi bağlamda söylediğini bilmediğinizi söylemiştiniz. Uzun alıntılarla yazının okunulabilirliğini azaltmak istemiyorum o bakımdan tartıştığımız başlığın linkini ve benim nedenselliğin rasyonel ispatının yapılamayacığına ilişkin yazıma ve çeşitli felsefecilerden yaptığım alıntılara karşın sizin verdiğiniz cevabı aktarmakla yetineceğim.Şöyle cevap vermiştiniz:
Ben de bu ilginç cevabınız üzerine size şu cevabı vermiştim:
"Hayret nedensellik kırılınca birden telaşlandınız. Hiç merak etmeyin nihilizme falan düşülmez.Nihilizm bir sapmadır.İnsan herşeyden şüphe edebilir ama kendi varlığından şüphe edemez.Mesela Hume bu hataya düşmüştür ama bunu ancak şüpheyi hastalık haline getiren septikler yapabilir.Descartes'in "düşünüyorum o halde varım" derken kasdettiği şey "var olduğuma göre muhakkak beni bir Yaratan vardır" dır.Bu önerme aynı zamanda Descartes'in isbat-ı vacip(Allah'ın varlığı) delilidir.Bu konuda "Discours de la méthode" a bakılabilir.
Nedensellik kırıldığı zaman sizi nihilist düşünceye götüren "akıl" nedense beni ise Hayy ve Kayyum olan Yaratıcı'nın an be an yarattıklarına müdahale ettiği gerçeğine götürüyor.Yaratıcının varlığını inkarın mümkün olmadığına, ancak ikame edilebileceğini düşündüğüm için nihilizmi bir hastalık olarak görüyorum.
"Nedensellik ispatlanamaz" derken "varlığı" ve sebebin ardından sonucun geldiğini inkar ettiğimi söylemedim ki.. Determizimi yok saymadım da. Dikkat ederseniz "determizim işliyor ama işlemek zorunda değil" dedim..Bu farkı ayırdetmenizi umuyorum.Sebeplerin sonuçları yaratmadaki acizliğidir anlatmak istediğim.Bunun en anlamlı sonucu ise Yaratıcı'nın varlığının mecburiliği ve varoluşa herdaim müdahilliğidir.Bu uzun konuda daha önce alıntı yaptığım Yamina B.Mermer'in makalesi İslamî perspektifin güzel özetidir.
Kaldı ki benimsediğim AT düşüncesi de tüm pozitif bilimler gibi a priori nedenselliğin doğru olduğunu kabul ederek gözlem yapmakta ve argümanlarını öne sürmektedir.
Benim buradan gördüğüm de materyalist bilimin ve yönteminin hiçte iddia ettiği gibi rasyonel olmadığıdır.Bu da onun başka görüşleri "dogmatik" olarak suçlama hakkını elinden alıyor olsa gerek.. " Suat Öztürk
Bahsettiğim mesele bu idi. Umarım anlaşılmıştır.
Evet tutarlı cevaplar vermiyorsunuz. Siz tutarlı olduğunu düşünebilirsiniz ama bilimsel yöntem konusunda nedenselliği ve nihai anlamda "bilinemezciliği" savunduğunu iddia eden birisi sonraki yazılarında katı bir materyalist söylem edniyorsa bunun anlamı "ruhi kaypaklık" değil de nedir?
Bunun iki cevabı var. Ya gerçekten "ruhi kaypaklık" mevzu bahistir ya da kasıtlı bir çarpıtma ve materyalist inancı "biliimezciliğin" vahşi cazibesini kullanarak yutturma çabası vardır. Ben ikincisi olduğunu düşündüğümü yazımın devamında zaten söylemiştim. Birinci argüman teşhis ederken örnekleme yapmaktı.
"Orta zekalılık" bir suçlama değil bir vakıadır. İnsanlar çeşit çeşit anlama kabiliyetlerine ve birikimlere sahiptir. Burada ayıp olan bir şey varsa o da aynı yazıda kurnaz bir biçimde "inanç" kavramları arasında "saçmalık" anolojileri yapmak ve lafı nihayetinde "İslam"a ve İslam=saçmalık demeye getirmektir. Kurnazlığa gerek yok, bunları direkte söyleyebilirisiniz; tıpkı S.Kıroğlu gibi. S.Kıroğlu'na bu yüzden sizden fazla saygı duyduğumu da yazımda belirtmiştim.
Bunların hiçbirini kullanmadınız öyle mi? İşte bir kurnazlık denemesi daha. Hayır Demirkan Bey; bunların tamamını işinize geldiği noktalarda kullanınız. Determizimin salt bir "yöntem" olduğunu iddia ederek olayı basitleştirmeyecekseniz umarım. Determinizmde dayandığı felsefi bir temel ve bu felsefi temelin varoluşa verdiği bir anlam vardır. Determinizm bir işleyiş olarak kullanılır, zaten hayatımız determinist ilkelere göre işlemekte ama olayları yorumlarken varoluşa verilen felsefi anlam devreye girer. Sizin yaptığınız da tam olarak bu. Diyaklektiğin kesin gerçekliği, metafiziğin ve inançların bir kesin bir dille reddi, ve materyalizmi konuşurken sığındığınız agnostisizm sizin yazılarınızda kullandığınız temel argümanlar.
Yine herzamanki kurnazlık. Ekstern bir anoloji denemesi.. Nedenselliği olumsuz anlamda kullandığımı kim söyledi? Benim nedensellik konusunda yukarıda yazdıklarımı daha önce okumamış mıydınız? Bakın daha önce yazdığım ve yukarıya da alıntıladım yazımda ne yazmışım, tekrar ediyorum:
"Nedensellik ispatlanamaz" derken "varlığı" ve sebebin ardından sonucun geldiğini inkar ettiğimi söylemedim ki.. Determizimi yok saymadım da. Dikkat ederseniz "determizim işliyor ama işlemek zorunda değil" dedim..Bu farkı ayırdetmenizi umuyorum.Sebeplerin sonuçları yaratmadaki acizliğidir anlatmak istediğim.Bunun en anlamlı sonucu ise Yaratıcı'nın varlığının mecburiliği ve varoluşa herdaim müdahilliğidir.Bu uzun konuda daha önce alıntı yaptığım Yamina B.Mermer'in makalesi İslamî perspektifin güzel özetidir.
Kaldı ki benimsediğim AT düşüncesi de tüm pozitif bilimler gibi a priori nedenselliğin doğru olduğunu kabul ederek gözlem yapmakta ve argümanlarını öne sürmektedir.
Benim buradan gördüğüm de materyalist bilimin ve yönteminin hiçte iddia ettiği gibi rasyonel olmadığıdır.Bu da onun başka görüşleri "dogmatik" olarak suçlama hakkını elinden alıyor olsa gerek.. "
Bu yazılardan nedenselliğe bakışım anlaşılmıyor mu? Daha da anlayamadıysanız benim yapacak bir şeyim yok. Yamina B.Mermer'in makalesi belki yardımcı olabilir.
O kadar basit bir kavrama kabiliyetim olduğunu düşündüğünüze üzüldüm. Yoksa bunu da mı bir taktik olarak görmeliyim? Önceki sorumda yazdığım onca soruya cevap vermeme taktiği?
Nedense ne ben ne de Cengiz Bey sizi bir türlü sallayıp durduğunuz "inanç" kavramının ve varoluşa değişik bakışları olan çeşitli ideolojilerin felsefi boyutunu tartışmaya çekemedik. Tabii ki ekrandan fırlayıp yanınıza gelerek sizi cevap vermeye zorlayacak halimiz yok, ama bundan ısrarla kaçındığınız da not olarak düşmek isterim. Ben bunun sebebini biliyorum elbette; bunu tartıştığımızda sizin bizlere "gerçekler" diye yutturmaya çalıştığınız tüm ideolojilerin ve argümanlarının, felsefi düzlemde, aslında yerdiğiniz ve alaya aldığınız bir kavramın ta kendisi yani "inanç" olduğunun anlaşılmasından endişe ediyorsunuz.
Pardon acaba buradaki erdemli insan yoksa siz misiniz? Yani Nuri Bey'le olan tartışmanızı izlemesek neredeyse bana bile kendinizi "çıkmazlarını ve yanıldığı noktaları itiraf eden kişi" olarak lanse edeceksiniz.
Biz düşünen, araştıran "akl"eden insanlarız; asıl kafanızda şablon olan sizsiniz. Size göre Müslümanlar cahil, ahmak, kafaları basmayan, doğmaların esiri, terörist, eğitimsiz ve donanımsız insanlar. Bu yüzden donanımlı müslümanları görünce şaşkınlığa düşüyorsunuz.
İslam hakkında T.Dursun, İ.Arsel, E.Aydın gibilerin esiri olmuşsunuz. Allah biliyor ya hayatınızda hiç İ.Sina, Gazzali, İ.Rüşd, Farabi okumamışsınızdır. Bu büyük dehaları sıradan sarıklı mollalar sanan profesörlerin bile olduğu bir ülkede yaşıyoruz maalesef. İslam felsefesini bilmez bildiğiniz kısmını da salt yunan taklitçisi sananlardansınızdır; Bazı Batılı'lar gibi.
Gazzali'nin "varlık tasavvuru" na kuantumla daha yeni yeni ulaşılmaya çalışılmasının bile sizin gözünüzde bir ehemmiyeti yoktur; ne acı. Gazzali sıradan bir sarıklıdır çünkü; eni konu Müslümandır. Batılı felsefecilerin 2-3 yy. dır boğuştuğu epistemoloji, dil felsefesi, ahlakbilim, tarih felsefesi, İnsan-Tanrı ilişkisi, özgür irade, nedensellik, ve diğer zorlu felsefi sorunlar karşısnda İslam Medeniyetinin entellektel geleneğinin kalıcı cevaplar verdiğinden de haberiniz yoktur.
Neyse boşverin. Herkes argümanlarını sundu. Ben de sizin dediğiniz diyorum:
"Artık okuyanlar karar versin, ne diyeyim?"
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 17, 2006 12:02 AM
Teveccühünüz için teşekkür ederim Abdullah Bey
Nuri Bey hakkında yazdıklarınızda da size bütün içtenliğimle katılıyorum. Nuri Bey Ağabeyim meseleyi o kadar güzel izah edip bağladı ki üzerine ilaveten konuşmayı da abes sayıyorum. Herzaman kendisinden istifade etmeyi arzu ediyorum.
Bu ilmekte, cahilane ve provokatif bir biçimde İslam'a ve Müslümanlara olmadık yaftalar yapıştırmaya çalışanlara karşı; ufuk açan, bilgi dolu, çarpıtmaları tahsis eden ve gerçekleri üzerine basa basa vurgulayan cevaplar veren, başta Nuri Bey olmak üzere size, Bekir Bey'e ve diğer arkadaşlara can-u gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 17, 2006 12:19 AM
Bunca laf yığması yapacağınıza konunun özünde kalmayı başarsaydınız bir kaç milim yol alırdık. Yardıma bu kez de Bakara suresi çağırıldı. Y. Nuri meali çağrıldı. Ben size kelime kelime ayeti çözümledim. Lafı uzatıp dallandırıp budaklandırmakla gerçekten kurtulamazsınız. Hâlâ anlamayanlara bir kez daha: (Dilimde tüyler baya bi bitti ama...)
Haram aylar çıkınca müslümanlığı kabul etmeyen müşrikler yakalandıkları yerde öldürüleceklerdir. Ancak antlaşma yapılmış müşriklerin antlaşma süresi bitinceye kadar bu hükümden muaflıkları vardır. Antlaşmaları bitince onlar da aynı hükme tabidir. Yok ben illa müslüman olmam diyen müşrik varsa ve öldürülmek istemiyorsa, İslam toprağını terkedecektir. Tevbe suresi bir ültimatomdur, şirkin kökünü kesin kazıma ve ebediyete kadar kaldırmanın ültimatomu...
Konu bu kadar. Eğer bu kadar basit ve yalın bir gerçeği tatışmayı sürdürürsek dolap beygirinden bin beter oluruz. Ben bu bitmiş konuyu tartışmayacağım artık. Benim sözüm artık "İslam Düşmanlığı" sözünü dillerine pelesenk edenlere:
Kardeşim, arkadaşım, dostum... Ben İslam'a düşman filan değilim. Ben esasen kimseye düşman değilim. Kur'an kıyamete kadar uygulanabilir kutsallığını kırmaya çalışıyorum. Amacım bu. Kur'an kendi mantalitesi, kendi nedenselliği içerisinde hüküm vermiştir. Hükümleri sürekli kabul ederseniz çıkmaza girersiniz. O günün mentalitesi içinde şirkin miadı dolmuş, artık kaldırılmasının zamanı gelmiştir. Zaten kimse de "iyi ben gidiyorum" deyip toprağını terkedip gitmemiş ve öldürülmemek için hepsi müslüman olmuş, Arap yarımadasının birliği sağlanmıştır. "İsteyene putları serbest" demek karmaşadan başka bir şey getirmezdi. Ben müslümanlar müşrikleri kesti biçti katliam yaptı demediğimi bir kez daha tekrar ediyorum.
Bu tıpkı cumhuriyet tartışmalarında Atatürk'ün kürsüye çıkıp tartışmaların sürmesi halinde "muhtemeldir ki bazı kafalar gider!" demesi gibidir. Bir değişimin zamanı gelmiştir ve değişimin önünde bir kaç çer çöpün tıkaç olarak kalmasına kimse izin vermez.
"İyi o zaman, biz de düşüncelerimizi zorla dayatalım, faşizmi mi mubah gösteriyorsun?" denecek. Hayır, her olayı kendi nedenselliği içinde, kendi koşulları ve mantalitesi içerisinde ele alacaksınız. Bu gün kimse kürsüye çıkıp "muhtemel ki bazı kafalar gider" diyemez, derse kendi gider.
Fakat bakınız, bir oluşum kendini dayatırsa, bizler değil, oluşum. Bir oluşumun zamanı gelmişse yine bu gün veya gelecekte de bir kaç küçük tıkacı patlatır ve oluşum kendi önünü açar. Bakın yanlış bir birikim olmuşsa olumsuz gelişmeler de bu şekilde kendini dayatabilir, bir garantimiz yok. Hitler de iktidara seçimle geldi. Fransa'da krallığın sonu gelmişti ama bu son çok gereksiz biçimde kanlı oldu. Zaten nedensellik bu demek. Her oluşumu kendi koşulları, mantalitesi içinde ele alıp olumsuzlukları önlemeye çalışmak. "Bitti, artık oluşum biçimlendi, kararlılık kazandı, bundan sonra yeni oluşum olmaz!" diye bir şey yok.
Olumlu ya da olumsuz... Bir oluşum kendini dayatırsa artık senin, benim yapacağımız bir şey kalmaz, basınç baraj duvarını patlatır. Önünde hepimiz sürüklenir gideriz. İnsanlar bir sonsuz özgürlük çılgınlığına da kapılabilir. "Benim gibi düşünmeyene ölüm" çılgınlığına da. Ya da bilimin gelişmesini sürdürmesi aklın egemenliğinin devam etmesini sağlar.
Ben burada bir beyin üretimimi ortaya koyuyorum. Kimseye tepeden filan bakmıyor, dikteler filan etmiyorum. Kutsal, harfi ellenemez metinler kabullenerek değişimi yakalayamazsınız diyorum.
Ben bu metinlerin ne derece vahiy, tanrı sözü oldukları ile de çok ilgilenmem. Bu agnostisizm değildir. Kur'an'ı açar bakarsınız, Alah'ın kulunu mescidi Haram'dan mescidi Aksa'ya götürdüğü yazar. Bu kadar... Ama bunun arkasındaki efsanelere bakarsınız, Burak, gök katları, meleklerle peygamberlerle serüvenler... Akla hayale gelmedik bir yığın anlatım. Bu böyledir, kutsallığı bir kez kabul ettiniz mi efsaneler çok doğurgan olur.
Benim derdim bu kutsallıkla... Deklerem budur!
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 17, 2006 8:32 AM
Suat bey, ben de insanım ve işim gücüm var. Burada on kişiye birden yanıt yetiştirip bir konuyu halletmeden öbürüne dalamam. Ayrıca tekrar ediyorum: İyi okumamışsınız. Ben derdimi yeterince anlattım. Fakat şu konu sonunda biterse sizinle de karşılıklı yorum yaparız. Fakat sizden de umudum yok, bu kadar açık seçik ve net bir konuda ekrana gömüldüğümü filan yazmışsınız.
Bu "şablonlarımı elletmem!" zihniyetiyle nereye varabiliriz pek kestiremiyorum açıkçası.
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 17, 2006 8:48 AM
Ne ne ne? "Gazzali'nin "varlık tasavvuru" na kuantumla daha yeni yeni ulaşılmaya çalışılmasının bile sizin gözünüzde bir ehemmiyeti yoktur; ne acı." mı dediniz?
Bu ne safsata böyle yahu? Siz Gazali ile kuantum arasında ilişki mi kuruyorsunuz? Buna resmen "uçmak" denir dostum, siz uçmuşsunuz. Bu kadar bayağı bir yalana sessiz kalamayacağım, pes, yuh artık. Gazali hangi laboratuarı, hangi gözlem, deney aleti, hangi altyapı teoremleri ile kuantumu araştırmış yahu? Bilim anlayışından bu kadar uzak olunur, yuh! Siz bilimi ne sanıyorsunuz kuzum, oyuncak mı? İnsanlar bir kuantum gerçeğini bulmak için kilometrelerce tüneller ve insan türünün geliştirebildiği son teknik aletler kullanıyorlar. Gazali kuantum geliştirmiş!
Gazali "Bir kimse bir kimsenin müzik aletini kırsa, bedelini ödemesi gerekmez, çünkü müzik aleti haram bir eşyadır" demiş bir softadır. Aynen sizin dediğiniz gibi sarıklı bir molladır.
Gazali'ye kalırsak gelir benim piyanoma bir balyoz indirir gidersiniz, ben sizi mahkemeye veremem!
Ya bi gidin Allahınızı severseniz, bi gidin! Başka bir şey diyemiyeceğim.
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 17, 2006 8:59 AM
Bunca laf yığması yapacağınıza konunun özünde kalmayı başarsaydınız bir kaç milim yol alırdık. Yardıma bu kez de Bakara suresi çağırıldı. Y. Nuri meali çağrıldı. Ben size kelime kelime ayeti çözümledim. Lafı uzatıp dallandırıp budaklandırmakla gerçekten kurtulamazsınız. Hâlâ anlamayanlara bir kez daha: (Dilimde tüyler baya bi bitti ama...) DE
Laf yığması nitelemesi sizin öznel düşünceniz, sadece sizi bağlar. Bir çok kişi de sizin laf yığması ile malul olduğunuzu düşünüyor. O halde burada nereye varacağız? Bırakın kimin laf yığması yaptığını, tartışmayı bizzat yürütenler yapmasın. Yoksa bu sizin basit polemik/demagoji hanenize artı puan olarak eklenecek.
Yardıma bir surenin ya da mealin çağrıldığı yok. Derdim, Kuranı bütüncül biçimde okuma yetisini yitirmişlere, böyle bir okuma biçimini kasıtlı ya da cahilce es geçenlere önemli bir noktayı gösterebilmek. Bir ayeti, ayetler ve hatta sureler demetinden (Kuran’ın bütün ruhundan) cımbızla çekip çıkarıp kelime kelime analiz etseniz bile bu çözümlemenizden çıkan ve size göre harikulade olan sonuçlar, tarihte bir çok kişi tarafından yapılan, mesela T. Dursun ve İ. Arsel gibilerce yapılan yönteminden çıkan cahil zırvası ve ilmi hiçbir değeri olmayıp, cevaplandırılması bile abesle iştigal olan veriler sunar bize.
Tevbe suresi bir ültimatomdur, şirkin kökünü kesin kazıma ve ebediyete kadar kaldırmanın ültimatomu... DE
Siz yine burada bir kelime oyunu yaptığıma kani olacaksınız, hiç dert değil benim için. Vurgulanan olgunun gerçekliğini “kökünü kazıma” gibi dehşetli/vahşet çağrıştıran (ki belki de eklemek istediğiniz esas vurgu bu İslam!a) bir kelimeyi ekleseniz bile, şirkin yeryüzünde istenmemesi ya da insanların şirke düşmemeleri yönündeki kutsal şedid ikaz, müşriklerin yok edilmesi, kökünün kazınması ile eş anlamlı değildir. Siz ültümatonun kime hangi şartlarda yapıldığını, içeriğini ve bununla ilgili ayeti, ve en önemlisi Kuran ruhunun “dinde zorlama” ile ilgili benimsediği temel espriyi ve “müşrik” kişilere bakışını bir bütün olarak ele alıp çözümleyemezseniz, buradan çıkaracağınız sonuç en hafif tabiriyle gerçekdışı olacaktır. Ki başından beri anlatılmak istenip, bilimsel (!) zihniyetiniz tarafınızdan “laf yığını” olarak yaftalanan durum da budur.
Konu bu kadar. Eğer bu kadar basit ve yalın bir gerçeği tatışmayı sürdürürsek dolap beygirinden bin beter oluruz. Ben bu bitmiş konuyu tartışmayacağım artık.
Evet haklısınız, konu bu kadar. Sui zannım olacak ama hiç de sizin zannetiğiniz gibi değil. Siz istediğiniz kadar konunun, sizin baktığınız yerden biçimlendiğini düşünün. Daha önce bu konu içerisinde yazdığım “a priori doğrularına esir olanların psikolojisi”nin güzide bir örneği olarak kalırsınız. O yazıyı size ithaf etmekten gurur duyarım..! Belki bulamazsınız diye yeniden aktarıyorum:
Dünya, onların zihinlerinde şekillendiği gibidir. Gerçeklik, tekellerindedir. Gösterilmek istenen ne kadar net, ne kadar açık(layıcı) olursa olsun, herşeyi [fikirler, insanlar, uygulamalar] kendi açılarını değiştirmemecesine kendi görmek istedikleri gibi görürler. Onlara göre tüm açılar ve yönelişler, eksiktir, yanlıştır, haksızdır. Yanılabilme ihtimallerini kabul ederler, bir erdem kazanabilmek uğruna; ancak, bu genelde, ya egosal tatmin üzerine yükselen gösteri amacını güder ya da a priori doğrularına halel getirmeyecek boyutta yanılmalardır, kendilerini dolaylı biçimde bilimsel metodoloji ile düşündüklerini göstermek isterler. İmajları, halet-i ruhiyeleri değişkendir; güven olmaz. Anlaşılamayan onlardır ya; anlaşalımadıkları takdirde, sabır taşları çatlar..! Usluplar değişir, metod farklılaşır, maskeler düşer...! [Ama ama çok ilginç! Eleştirdikleri, anlayamadıkları, kapsayıcılığından ve zaman aşkınlığından şüphelendikleri kitabı bize öğreten GÜZELLER GÜZELİ (s.a.v) yıllar boyu, kavmi tarafından anlaşılamadığı (sadece anlaşılamamakla mı kaldı dersiniz?) halde sabır taşı çatlamamış, insanlığın örnek aldığı ve alacağı eşsiz bir ahlakın timsali olmuştur. Bu da kimin neyi nasıl anladığını gösteren ibretlik bir durum olsa gerek..]
Bunlar, yaşlı birinin kaşlarından beyaz bir kılın gözleri önüne düşmesiyle, o kişinin gökte hilal gördüğünü iddia edip, ramazanın bittiğini ya da başladığını ya da ateş böceğini yıldızlaştıranların, yıldızları da ateş böceği derekesine düşürenlerin psikolojisine sahiptirler. Etrafındakilerin bu durumu düzeltmeye çalışması yani işin gerçeğini göstermeleri, onların (apaçık bir yanılgı içerisindekilerin)genelde ve çoğunlukla reddedişleriyle, sabır taşlarının çatlamasıyla, kendilerinin anlaşılamadıklarını iddia etmeleriyle, kendi tabularına sığınmalarıyla karşılanırken; bazen, hakşinaslık galebe çalar, kendi doğrularına 'esir' olmaktansa, hakikatin sonsuz deryasına 'teslim' olurlar. Bu, elbette, Kudret ve Hikmet Sahibinin takdiriyle olur.
Ben İslam'a düşman filan değilim. Ben esasen kimseye düşman değilim. Kur'an kıyamete kadar uygulanabilir kutsallığını kırmaya çalışıyorum. Amacım bu. DE
Anlaşıldı, amacınız bu. Bir köşeye not edildi. Genelde İslam düşmanlarının hepsinin amacı bu. Ama ne enteresan bir durum ki, siz İslam düşmanı değilsiniz. Biricikliğiniz (!) burada da ortaya çıkıyor, kutlarım. Farz-muhal, sizin dediğiniz gibi Kur’an kıyamete kadar uygulanamaz. Bu Kuranın belli noktaları ve hükümleri için mi geçerlidir yoksa bütünü için mi? Eğer bütünü için geçerliyse, siz nasıl olurda iddia ettiğiniz gibi İslam düşmanı olmasınız. İslamın kitabının hükmünü kaldıracaksınız ama İslam düşmanı olmayacaksınız. Harika.. Bilimsel (!) çıkarımlarınıza biri daha eklendi.. He eğer belli noktaları için geçerliyse bu, bunu belirlemek için önerebileceğiniz bir yöntem ve miheng taşı var mı acaba? Lütfen bilimsel olmasın!.. Daha doğrusu, DE’ce bilimsel olmasın; daha kabul edilebilir olur.
Zaten kimse de "iyi ben gidiyorum" deyip toprağını terkedip gitmemiş ve öldürülmemek için hepsi müslüman olmuş DE
Şimdi hodri meydan nesnel bilimsel bey..! Kimsenin toprağından gitmediğini ve hepsinin Müslüman olduğunu ispatlayın ve gösterin..! Gösteremezseniz ve ispatlayamazsanız, bu iddia sizin genel kabullerinizdeki temel mantalite ve saikleri açık eden net bir kodlar bütününü ispatlayacak bize.
Ben müslümanlar müşrikleri kesti biçti katliam yaptı demediğimi bir kez daha tekrar ediyorum. Bu tıpkı cumhuriyet tartışmalarında Atatürk'ün kürsüye çıkıp tartışmaların sürmesi halinde "muhtemeldir ki bazı kafalar gider!" demesi gibidir. DE
İlginç bir tarihsel korelasyon ama yine yanlış..! Neresi mi? İkincisindeki ihtimal, İstiklal mahkemeleri ile kesinleşmiştir. Ve hakikaten bazı kafalar gitmiştir. Ve bu süreç, maddi anlamda olmasa da, manevi anlamda hala sürmektedir..!
Bu gün kimse kürsüye çıkıp "muhtemel ki bazı kafalar gider" diyemez, derse kendi gider.
Çok iyimser ama irreelsiniz de.. Tırnak içindeki laf, aynen denmese de farklı biçim ve imalarda hep söylenmiştir ve hatta söylenmektedir. Bunun farkına varmak için vasat bir zihin seviyesi ve birazcık (?) da hafıza yeterlidir..!
Benim derdim bu kutsallıkla... Deklerem budur!
Güzeldi.. :=)
Yazan: A. Esin Tarih: July 17, 2006 10:31 AM
Sayın Efegil,
"Varlık tasavvuru" denince siz ne anlıyorsunuz?
Bu kadar cehalet ancak tahsille olur herhalde.
Ben "kuantum" deyince laboratuvar deneylerinden mi bahsettim, yoksa kuantum ışığında "maddeye", "varlığa", "determinizme" dair yeni bakıştan mı? Ne bileyim bu kadar donanımsız olduğunuzu, bilseydim bahsetmezdim..
Ben Gazalinin "varlık felsefesinden" bahsettim, "İhya" sında belirttiği günün koşullarındaki fıkhî yorumlarından değil. Yuh artık, bu kadarda tribün derdi olmamalı bir insanının. Gerçi anlamamanıza da çok şaşırdığımı söyleyemem. Bu sözlerinizle ne genel olarak felsefeye ne de özel anlamda İslam felsefesine dair hiçbir şey bilmediğiniz anlaşılıyor.
Bir zahmet bilgi sahibi olmadan atıp tutacağınıza biraz bilim felsefesi alanında okumalar yapın. İslam felsefesini, ilk dönem Batı düşünürlerini okuyun, İ.Sina'yı, Gazzali'yi, özellikle İ.Rüşd'ü ve Batı felsefesine etkilerini okuyun. Gazali'nin El-Mınkiz'inden "metodik şüpheyi" okuyun. Descartes'in Gazali'den etkilenerek aldığı ve modern bilimin temeli olan "metodik şüphe"den "Discours de la méthode" da nasıl bahsettiğini okuyun.
Linkini verdiğim makaleyi okumadığınız bile anlaşılıyor. En iyisi bir fizik doktoru olan Yamina Bouguenaya Mermer'in makalesinden çok küçük bir kesit alıntılayayım da neden bahsettiğim daha net anlaşılsın:
Biraz kafanızı gömdüğünüz kumdan kaldırında geçmişte ne olmuş bitmiş, şimdi neler olup bitiyor biraz öğrenmeyi deneyin. İslam düşünürlerine dair en azından bir Batılı felsefe öğrencisi kadar bari bilgi sahibi olun. Ola ki o zaman böyle cevherler yumurtlamazsınız.
Gazali'yi anlamak için ciltlerle kitap yazıldı. Hangisini örnek vereyim? Yoldan yazıyorum, vaktim kısıtlı arşivimden uzağım, Prof.Bünyamin Duran'ın şu makalesine bakın bari.. Hiç olmazsa Gazali'nin El-Munkız'ını bir okuyun. Böyle "kör gözüne parmağım" yapmayın.. Veya İslami Araştırmalar Dergisinin "Gazali Özel Sayısı" na (Cilt 13 Sayı 3-4) bakın.
Ya da Dücane Cündioğlu'nun Keşf-i Kadim'i ne bakın.
Gazzali sonrası İslam felsefesinin durumu da ayrı bir tartışma konusu. Ben Gazaliyi yüceltiyor da değilim, lakin felsefeye darbe vurduğuna falan da katılmıyorum. Bu dediğim gibi ayrıca tartışılacak birşey. Gazzali'ye ne kadar sahip çıkıyorsam İ.Rüşd'e de o kadar sahip çıkarım. Gerçi sizin Gazali-İ.Rüşd tartışmasından da haberiniz yoktur ya neyse.. Bari google yın da ne olduğunu bir bakın. Ben Gazali'nin felsefesinden bahsediyorum, İhya'sındaki yorumlarının tamamına katılmaktan falan değil.. Sözlerimden bu anlamı da çıkartmayın.
Sizin ne Doğu ne Batı düşüncesine ne de her iki coğrafyanın düşünürlerine dair bir fikriniz yok.
Amaan yaa ben de kime ne anlatmaya çalışıyorum, vaktime yazık..
Kur'an bilgiden yoksunlarla tartışmamamızı öğütlüyor, karşılaşınca da "selametle" dememizi..
Hadi selametle..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 17, 2006 2:37 PM
"Haram aylar çıkınca müslümanlığı kabul etmeyen müşrikler yakalandıkları yerde öldürüleceklerdir. Ancak antlaşma yapılmış müşriklerin antlaşma süresi bitinceye kadar bu hükümden muaflıkları vardır. Antlaşmaları bitince onlar da aynı hükme tabidir. Yok ben illa müslüman olmam diyen müşrik varsa ve öldürülmek istemiyorsa, İslam toprağını terkedecektir. Tevbe suresi bir ültimatomdur, şirkin kökünü kesin kazıma ve ebediyete kadar kaldırmanın ültimatomu..." DE
Demirkan bey,
Bunun böyle olduğuna dair bir deliliniz var mı, yoksa bu sizin kurgunuz mu? İslam'ın "münafıklık-yani inanmadığı halde inanır görünenler" konusundaki vurgusu ortadayken siz, insanların "mümin" gibi görünmeye zorlandığını iddia ediyorsunuz. Bence siz de tartışmanın sivrilttiği egonuz sebebiyle bu konuda ısrarcı davranıyorsunuz. Çünkü müşriklerin Mekke'den sürüldüğüne veya toplu halde iman ettiğine dair tarihi bir kayıt yok, fakat İslam'ın fethettiği yerlerdeki inanca tanıdığı serbestlik konusunda binlerce kayıt var. Bu yüzden bu konuda ısrarcı olmanız anlamsız.
Gazali'ye "softa" demek için önce bir destur çekiniz. Gazali'den bildiğiniz, okuduğunuz bu mudur? Ben Gazali'nin yerinde olsam o piyanoyu kafanızda kırardım. Eğer Gazali'den anladığınız buysa o piyanoyu o kafa hakediyor demektir... Tabi Gazali dediğiniz sizin alt sokaktaki cami imamı ise başka. Çok yanlış bir üslup içindesiniz, çoook. Umarım çabuk farkına varır ve çark edersiniz.
Yazan: blue Tarih: July 17, 2006 3:59 PM
Sayın Öztürk, Yıldırım ve Sağlam;
Hemen söyleyeyim ki bu kopma noktasına gelişten hiç hoşnut değilim. Söylediğiniz her konu üzerinde araştırma yaptım. Ben burada bilgi satmıyorum. Ben bildiklerimin sentezini ve o bilgilerden edindiğim yorumları sunuyorum. Gazali'yi İslam dünyasının fikirsel olarak iğdiş edilmesinden sorumlu bir düşünür olarak görürüm. Kendisi İbn-i Sina ve Farabi'yi kafir olmakla suçlamış biridir. Dikkate değer bir görüşü yoktur. İhya ile Gazali nasıl ayrıştırılır ki? Gazali deyince İhya akla gelir. Zaten İslam dünyasını iğdiş etmesinden bahsettiğim eseri de İhya'dır.
Yoksa İslam coğrafyası bir çok bilim öncüsü yetiştirmiştir. Fakat Moğol istilalarının yarattığı karamsarlık, Moğolların Ye'cüc Me'cüc olarak yorumlanmasına yol açmış ve artık kıyametin geldiği, fesadın dünyayı kapladığı düşünülerek Mehdi beklenmeye başlamıştır. Bekleyiş o bekleyiş... Bir daha belimizi doğrultamadık. Ben kutsalları boşuna mı hedefime koydum sanıyorsunuz? Eleştirmekten zevk mi alıyorum sanıyorsunuz. Ben beyin sancısı çekmiş ve çeken biriyim, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Koca Aztek medeniyetinin İspanyol akınlarına neredeyse hiç direnememesinin nedeni de aynıdır: Şu an adını hatırlayamadığım İspanyol komutanı sarı sakalı ve mavi gözleri ile at üzerinde görünce, eski bir Aztek efsanesinde doğudan geleceğine inanılan bir tanrı olduğunu zannettiler. Bu muhtemelen cezalandırıcı bir tanrıydı ve işledikleri günahların bedelini ödetmeye gelmişti. Mutlaka Aztek toplumunda da hoşa gitmeyen yozlaşmalar vardı ve tanrı işte cezalarını kesmeye gelmişti. Bu öykünün ayrıntılarını çıkarabilirim, şu an aklıma geldiği biçimiyle yazdım. Moğol istilası da korkunç maddi yıkımdan çok, kıyamet alameti olarak algılanma suretiyle yıkıcı olmuştur.
Gazali'nin çıkışı ve görüşlerinin yayılması 12. yüzyıl ve Moğol akınları 13. yüzyıl... Bu kadar kaderci bir düşünürün etkisindeki İslam medeniyetine nedenselliğin çok ama çok acımasız bir yıkım bindirmesi... Tuhaf. Aklıma yine Petronius geldi. "Rastlantının nedenleri vardır" diyen determinizmin temel harcı sayılan ünlü sözü...
Dostlar, hepimiz etten ve kemikteniz, hepimiz dirençsiz ve zayıf yaratıklarız. Hepimizi bekleyen sondan hiç ama hiç birimizin kaçamayacağımızın da bilincindeyiz. Unutmayın, hepimiz aynı yolun yolcusuyuz... Değmiyor be... Biraz derviş gönüllü olmakta fayda var.
Bu tartışmada soğukkanlılığımı nerede kaybettim bilmiyorum. Galiba ümidimi kaybettiğim yerde. Hep "Bu insan şurada haklı, hepsini değilse de şunu doğru söylüyor" denmesini bekleriz. Bu beklenti hepimizde vardır. Hep üzerinize, hep üzerinize gelinince ister istemez sinirlenirsiniz. Tevbe suresi konusunda bu beklentim yüksekti. Bence bu kadar açık bir konuda direnç görmeyeceğimi umuyordum. Sonuçta Kur'an katliam emri verdi ve müslümanlar da bütün müşrikleri kesti de demiyordum. Kur'an'ın kendi nedenselliği içerisinde o gün o hükmü verdiğini, günümüze getirmenin sakıncalarını anlatmaktı amacım.
Çok diplomatik davranıp son sözünü sona sakladığında art niyetli olmakla suçlanıyorsun, söyleyeceğini pat diye söyleyince de herkes ayaklanıyor, hiç bir şey söylemene fırsat verilmiyor...
Kutsallık kavramlarını hedeflediğimi baştan deklere etseydim "bir ateist daha geldi" diye bakılacaktı. Çok daha büyük bir dirençle karşılaşacaktım. Şeytan kavramından, cin inancından dem vurup etrafında dolaştıkça ve asıl söylemime yaklaştıkça tepkiler yoğunlaştı.
Bilmiyorum sayın Esin bu dekleremi ne amaçla kenara not etti, umarım ilerde bir gün karşıma çıkarmayı filan düşünmüyordur:)
Sayın Öztürk, bizler bilimden farklı şeyler algılıyoruz. Alıntıladığınız makalenin başında "Gündelik olaylarda Allah'ın rolu nedir?" cümlesini okuyunca bunu hatırladım. Bilim böyle bir soru sormaz, böyle bir sorun bilim açısından yoktur! "illiyeti kabulün Allah'ın kudretini sınırladığı" nın tasasını çekmez bilim! Bu makalenin bence hiç bir anlamı yok. Yine de sabırla sonuna kadar okudum. Determinizm ile Gazali'nin görüşlerinin tam birbirinin zıddı olması zaten sorun.
Ta en başa döndük... İşte bu beni yıldırıyor. En ama en başa döndük. Zaten söylemiştim ta baştan, bilim üzerinde anlaşmadan felsefeye girmekte tereddütüm var diye, siz bunu zaafıma yordunuz.
Bilmem? Bir soluklanıp dalsak mı, yoksa bilim üzerinde anlaşmadan felsefeye girmem diye inat mı etsem? Zaten bu böyledir, bir konu halledilip anlaşma sağlanmadan başka konuya atlandı mı hır gür çıkması kaçınılmaz oluyor. Bakın Beyaz hanımla bilim konusunda aynı görüşte olunca diğer konularda da paralel gittik. Dikkat ederseniz bilim yöntemi konusunda anlaşma olmayınca devamda epey bir tereddüt etmiştim.
Çünkü determinizm ve indeterminizm bilimin yönteminden kök alan felsefeler. Bu gün indeterminist bilimciler de var. Determinizmi yıkmak için en büyük umutları da kuantum. Bu tartışmalardan bir ara bahsettim.
Çok şeyden bahsettim ama, çok da direnç gördüğüm için biraz evet, sinirlendim.
Tamam, öfkeli sözlerim için af ve özür diliyorum. Herkes biraz durulup gevşesin...
En başından bir daha başlar mıyız? Bilmiyorum...
Yazan: demirkan efegil Tarih: July 17, 2006 5:07 PM
İşte buyrun! "Gazali kutsalım, elletmem. Eleştirtmem! Kafanı da piyanonu da kırarım! Bir an önce çark et!"
Tehdit, korkutma, yıldırma... Hem de Gazali gibi nihayet bir "insan" ı savunma adına. Öbür kutsallara dokunmaktan artık Allah muhafaza...
Bu üslup üslup değil arkadaş