« Palyaçolu Kur'an Kursu Üzerine Düşünceler | Ana Sayfa | Yeniden Filistin ve Irak Üzerine »

July 5, 2006

Bir Kaç Not: Ayasofya, Filistin, Irak...

Ayasofya'da ibadet konusu şu günlerde yeniden gündemde. Sabah'ın konuyla ilgili haberinde dikkat çeken küçük bir ayrıntı var. Anadolu Kiliseleri Piskoposu Monsignor Luigi Padovese, "Ayasofya'da namaz kılınması Hıristiyanları rahatsız eder mi" sorusuna şu cevabı vermiş: "Hayır Hıristiyanları rahatsız etmez, Ayasofya'nın müze olarak kalmasına karar verenleri rahatsız eder."

Öte yandan şu günlerde İsrail'in Filistin yönetimi altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik saldırısı sürüyor. Hamas militanlarınca kaçırılan tek bir askere karşı tüm bir Filistin halkını cezalandırmaya yönelik bu işgali, kınıyorum. Görünen o ki, İsrail Başbakanı Olmert, kendisine Ariel Şaron'dan miras kalan, onun da Menahem Begin gibi aşırı sağcı İsrail liderlerinden devr aldığı "revizyonist" (ve faşizan) Siyonizm anlayışını sürdürüyor. Bunu, " Şaron politikalarının ilham kaynağı: Vladimir Jabotinsky " başlıklı eski bir yazımda incelemiştim.

Olmert yönetiminin kaçırma olayını bir bahane olarak kullanıp Filistin'i güçsüzleştirmek istediği aşikar. Ancak söz konusu İsrail askerini kaçırıp da İsrail yönetimine bu bahaneyi veren Suriye eksenli Hamas militanlarının bu işteki vebalini de belirtmek gerek. Cengiz Çandar'ın İsrail saldırganlığı ile "Şam kaynaklı provokasyon"u ilişkilendiren yazısı bence bu konuda atlanmaması gereken bir gerçeğin altını çiziyor. İsrail'e çuvaldızı batırırken, elde iğne ile Filistin tarafına da bakmak gerekiyor.

Sadr semtine düzenlenen saldırıda yakınlarını yitiren iki Iraklı ŞiiVe bu da bizi Irak'a getiriyor. Geçen hafta Irak'ta yeni bir intihar saldırısı gerçekleşti. Bağdat'ın Şiilerin ağırlıklı yaşadığı Sadr semtine düzenlenen saldırıda, dile kolay, 66 kişi öldü, 114 kişi yaralandı. Katliamı, kendisine "Sünni Halkının Destekçileri" adı veren terörist bir grup üstlendi.

Bu, Saddam rejiminin yıkılmasından bu yana, ülkede kurulmaya çalışılan demokratik rejimin Şiiler'i avantajlı kılacağını görerek, bunu engellemek ve mümkünse iç savaş çıkarmak için Şiileri hedef haline getiren Sünni fanatizminin yeni bir örneği. Bu fanatizmle defalarca Şii camilerini bombalayan Sünni militanlar, binlerce masum insanı göz kırpmadan öldürdüler. Görünen o ki daha da öldürmeye kararlılar.

Ve işte Filistin'i vurduğu için İsrail'e gösterilen tepkinin, Irak'ta sürekli sivil katliamı yapan söz konusu gözü dönmüş "direnişçilere" de gösterilmesi gerek.* Unutmayalım ki terör, kimden gelirse gelsin, terördür. Ve ortak kimlikler paylaştığımız insanlardan da gelebilmektedir...

* Hatta şunu da görmeliyiz: İsrail sivilleri kasten hedef almıyor; sivilleri "umursamamak" gibi bir suç işliyor. Irak'ta cami ve pazar bombalayanlar ise, kasten ve özellikle sivil insanları öldürüyorlar.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 5, 2006 2:02 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Yahu bu dip not hic olmamis.

Teroristler elbette sivilleri umursamayacak. Zaten bunun icin butun dunya teroru lanetliyor. Ama Israil bir devlet. Sivilleri umursamamak gibi bir luksu yok. Eger boyle bir luksu olmasini istiyorsa, bir devlet olarak degil, bir terorist grup olarak muamele gormeyi de kabullenmesi gerekir.

PKK veya Dev sol veya ne bileyim Hizbullah sivil hedefleri bile isteye vurdu diye: Diyarbakira, Tunceliye, Batmana gider; onune gelene eziyet eder vurur kirar, yok edersen; bunun adi terorle mucadele olmaz devlet teroru olur.

Elmalarla Armutlari karsilastirmak hatasina dusmeyelim. Igneyi kendimize batirmak istiyorsak, Israille kiyaslamayi diger Musluman diktatorlerin kendi halklarina uyguladiklari zulumu ele almayi suretiyle yapalim mesela.

Yazan: onur atalay Tarih: July 5, 2006 2:58 PM

Mustafa Bey,

Elma ile armut u karsilastiriyormussunuz gibi bir hissiyata burundum. Israil de, sadece bir asker kacirildi bahanesinin arkasina saklanarak hersey mubag halinde kendi caplarinda kucuk(?) bir katliam yapiyorlar..Diger tarafta bana bir ic savasi ornegi gosteriyorsunuz. Ustelik de Amerika nin demokrasi getirmek yalani ile devraldigi bir yonetim anlayisinda olan yerden bahsediyorsunuz.
Tabi ki, ben de her ne sebeple ve kimlikten olursa olsun insan oldurulmesini dogru bulmuyorum. Ama artik goz gore gore de yanlis olan hatali bir davranistan (Konumuz israil in son donem giristigi saldirilar) hala onlari savunmak adina bizleri suclamaniza bir mana veremiyorum.
Yani; yeri geldigi zaman bizde olan olumlu, guzel bir seyi benzetmek icin "medeniyetin esigi, hak ve ozgurlukler, dine sayginin bas taci edildigi(?)" Amerika yonetimi ni ornek gosterebiliyorsunuz. Ancak; nerede savas, teror, insan oldurme iste orada ortak kimliklerimizi paylasan zavalli bizler. Duzelmesi, kendine ceki duzen vermesi gereken kisiler de bizler yani muslumanlar.
Cidden sizi anlamiyorum. Humanistsiniz diyecegim ama soz konusu yanlislari Amerika, israil yaptiginda soyle bir kinayip geciyorsunuz sira muslumanlarin yaptigi (ki acikcasi bazilarinin musluman kimligi kullanan provokatorler oldugunu dusunuyorum..)yanlislara gelince, sanki bir insanlik sucu isleniyormus gibi aktariyorsunuz..
Yine de belki ben sizi yanlis anliyorum, sadece son olaylarin onemi ve acisi ortadayken siz boyle bir yazi yazinca pes artik deyip kendimi tutamadim. Haddimi astiysam ozur dilerim.

Saygilar, selamlar,..
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 5, 2006 4:44 PM

Benim yorumum Ayafosya üzerine olacak. Sabah gazetesinin dünkü manşetinden sonra Ahmet Turan Alkan'ın bugünkü yazısını kayda değer buluyorum. adresinden ulaşılabilir.

Ancak yine de bence bu konuyu şekilsellikten ya da duygusallıktan öte ele almak gerek. Ayasofya hem biz müslümanlar hem de hıristiyanlar için bir simge,bir motivasyon olabilir ama bence bir camiyi cami yapan cemaatidir. Sultanahmet çevresinde eskiden bir yerleşkenin olduğunu ve hatta Sultanahmet Cami'nin bu mahalle tabir edebileceğimiz alanın ortasında kaldığını biliyoruz. Oysa bugün baktığımızda ne Sultanahmet ne Ayasofya ve daha bir çok eser/caminin aslında cemaatsiz olduğunu anlıyoruz. Buna Yeni Cami'yi bile dahil edebiliriz her ne kadar yol üstünde olsa da. Çok huzurlu mudur ya da huşu içinde midir Sultanahmet'te namaz kılanlar yoksa aslında bir resmin parçası mıdırlar turistlerin seyretmesi için?Keza Ayasofya cami olsa bir kış akşamı yatsı namazında kimler olur orada vakti kılmak için? Zira,Ramazan,kandil,Cuma gibi revaçta olan zamanları saymıyorum.
Sultanahmet'teki huşu meselesini yazarken bir konu daha aklıma geldi. O da şu ki aslında bu cami hazinede bulunan nakit paradan yapılmış ve bu yüzden o dönemler Sultan tepki çekmiş halktan.

Yazan: Feraklit Tarih: July 5, 2006 5:43 PM

Asli Altay Hanm'in yukardaki yorumuna tamami ile katiliyorum. Gavurlarin bir sozu vardir "macaya maca de" diye. "bu macaya benziyor ama ote yandan sizinki de sinek" vb ye gerek yok kanimca. Irak'ta "muslumanin muslama karsi siddetini" de o siddeti doguran sartlardan bagimsiz olarak ele almanin adil veya nesnel olmadigini dusundugumu "muslumanin Muslumani oldurmesi" ve "Manifesto ve Kendime dair" basliklari altinda ifade etmistim. Yapilanin adi: TERORIST/USTUN IRKCI/TEOKRATIK ENTITE TARAFINDAN YAPILAN SOYKIRIMIDIR. TARIHTE ESI BENZERI YOKTUR. CUNKI DAHA ONCEKI HICBIR SOYKIRIMI KASISINDA DUNYA BU KADAR DUYARSIZ HATTA RESMEN SOYKIRIMCIDAN TARAF OLMAMISTIR: BU DERECE IKIYUZLULUGUN, AHLAKI IFLASIN ORNEGI YOKTUR. MEVCUT DURUM "DUNYAYI YAHUDILER YONETIYOR" GERCEGININ DELILI DEGILSE NE OLABILIR?

Asagidaki yazi bizim sanal mekandandir. Konu ile ilgisine binaen naklettim:
(http://bekirlyildirim.wordpress.com)

Kim Antisemit?

Bu kelimeye yabanci degilim. Daha once Hitler tarafindan oldurulen Yahudi sayisi alti milyon degil demekten tutun Arafat’la gorusmeye veya Israil’in Filistinlilere karsi yaptigi soykirimi elestirmeye kadar her turlu “fikir sucunu” isleyen siyasetci, akademisyen, sanatci, is adamina kadar hayatin her safhasindan insanlar icin olum opucugu oldugunu biliyordum bu yaftayi yemenin. 2003 yilinin bir zamaninda, radyoda dinledigim bir Yahudi gazetecinin Muslumanlara hakaretler iceren, Israil’i ogen sozleri uzerine radyo istasyonuna yazdigim e-postanin calistigim kurumun basi olan zamanin ticaret bakani yardimcisina ulastirildiginda bu kisilere arasina katilan isimsizlerden biri de ben olmustum.

Bu yuzden asagidaki Huseyin Hatemi yazisinin basligi ozellikle dikkatimi cekti. Kac gundur gene kan aglayan Filistin uzerine yazmak istiyordum aslinda. Ama artik yuregim musade etmiyor. Filistin icin aglayamiyorum dahi artik. Sanki damarlarindaki kan dondu. Haberleri de seyredemiyorum ne Filstin ne Irak ile ilgili. CNN ve BBC’ye soyle bikac dakika goz atiyorum. Eger Mars’tan gelmis olsam terorist Filstinliler kendi basina kimseye zarar vermeden dolasan masum bir Israil askerini kacimislar, medeni, demokratik Israil’de geri almaya calisiyormus iddiasi edinirdim. Askerin adi dunyaya ezberlettirildi, 9 tana Filistinli bakan, olen Filistinli kadin cocuk erkek, evleri yikilan insanlar, tahrib edilen tek elektrik santralinden dolayi elektriksiz susuz kalan zaten, aclik sinirinda, adeta balik istifi gibi birkac kilometrelik bir seride istiflenmis insanlar, bunlarin hicbirinin ismi yok. Isme ne gerek var, onlar “terorist”.

Hatemi “antisemitizmin” baska yerlerden gelmesine gerek olmadigini yaziyor. Kendi yaptiklari antisemitizm degilmi diyor. Degil. Cunki Mstafa Akyol’un sitesinde Demirkan Efegil adli bir yorumcunun savundugu gibi ”iyi”, “kotu”, “adil”, “ahlaki” gibi kelimeler ile hareket etmek “kasitli hamaset degilse safdillik”. “might makes it right” (guc caiz kilar) ilkesi geregi bu kelimeleri tanimlama yetkisi de guclunun tekelindedir. “Seytan ayetleri” kitabinda hosuma giden bir cumle okumustum. “Onlarda tasvir gucu vardir; onlar tasvir ederler ve biz basimizi egeriz” diye. Yarin gazeteler gene “terorist Hamas” tan bahsedecekler “Israil’in yasama hakki” ve “Israil’i haritadan silmek isteyen Iran”. Dun “Irak’in kitle imha silahlari” yalaninin bize satanlar bugunlerde de bunlari satiyorlar. Ve alici cok. Dunyanin civisimi cikti?

Buyurun bu mevzuuda benden daha sogukkanli kalabilen Hatemi’ye birakalim sozu, ve insanligin vijdanina:


--------------------------------------------------------------------------------

Antisemitizm

İsrail yönetimi Filistin’e son hücumu ile “antisemitizm” şampiyonluğunu başka hiçbir yönetime bırakmak istemediğini göstermiş oldu. İsterse bütün insanlık İsrail’i bu zulmünde haklı görsün, Allah’ın ve dolayısı ile Ahlâk’ın hükmü değişmez: Yapılan barbarlık ve ırkçılıktır, suçtur. Kur’an-ı Kerim, bugünün haberini yedinci milâdî yüzyılda vermiştir. (Bakara, 2/85).

Hristiyan ve müslüman Filistinliler “samî” değil midir? Şu halde İsrail soydaşlarına uyguladığı bu zulümle Hitler’in yanında yer almıyor mu? Bu zulmün kökeninde, yoksa aşağılık kompleksi mi var? Sami kökeninden nefret eden bazı yöneticiler, bu aşağılık komplekslerini “samiler” içinde şamar oğlanı arayarak Araplar üzerinde mi gidermeye, tatmin etmeye çalışıyorlar? Bilmiş olsunlar ki aslında din ve ırk özdeşleştirilemez. İsmail’i (A.S.) ve soyunu Kabil (Kain) yerine, kendilerini de -sevsinler!- Habil yerine koyarak ve Ahd-i Atıyk’e bakarak uzun bir süre Mesih beklediler. Bu sırada da kendilerine zulümler, haksızlıklar yapıldı, horlandılar. 1666 yılında bekledikleri kurtuluşu elde edemeyince “Hakk ve sabr” ile öğütleşmekten vazgeçenleri imanlarını kaybederek “bâtıl”a “bâtıl” ile karşılık verme yolunu seçtiler. İşte bu seçim, Dâbbe-t-ul-Arz’ın yeryüzünde ortaya çıkışını ifade ediyordu. Bu çok kötü bir seçimdi. Benî İsrail peygamberleri, birer “soy peygamberi” değil idiler. İnsanları hidayete çağırıyorlar, hidayete erenler de “Yahudi” olarak anılıyordu. Oysa onsekizinci yüzyıl başlarında, 1666 hayal kırıklığının da öfkesi ile, sevgi maskesi geçirmiş bir kin örgütü şeklinde örgütlenen Dâbbe-t-ul-Arz, Musa’yı (A.S.) Kelimullah olmaktan çıkartıp -neûzübillah- bir üstün ırk “Führer”i derekesine indirgemeye uğraştı. Sağduyulu müslümanlar bu bâtıldan etkilenmediler. Kur’an-ı Kerim’e îmanı olanlar, Musa’yı, Süleyman’ı, Davud’u “sevgili sevgi elçileri” olarak görmeyi sürdürdüler. Buna karşılık Dâbbe-t-ul-Arz örgütü İslâm’a karşı şu itirazı ileri sürdü: Davud ve Süleyman bizim millî hükümdarlarımızdır, peygamber değildirler ve sizinle hiçbir ilgileri yoktur! Sağduyulu müslümanlar, Dâbbe-t-ul-Arz’ın bu dalayıp sokmasından da masun kaldılar ve Davud ve Süleyman’ı, Musa’yı, haklarındaki yakışıksız isnadlardan tenzih ettiler ve imanın ikinci ilkesi olan “nübüvvet” inançlarını bozmadılar. Ortaya çıkışından üçyüz yıl sonra, Dâbbe-t-ul-Arz büsbütün azgınlaştı ve doğrudan doğruya gerçekleştiremediği: İslâm’ın infazı ilâmını, Washington infaz savcılığına verdi.

Biz Dâbbet-ul-Arz tahriklerine kapılarak sevgi ve adalet yolundan ayrılmayız. Bizim kitabımızda hiçbir millet, hiçbir ırk, hiçbir din için, ters yönlü bir “Armagedon infaz ilâmı” yoktur. Bütün insanlık için ve âlemler için bir bildiri içeren (Zikru’n-lil-âlemîn) Kur’an-ı Kerim’de, Dâbbet-ul-Arz tarafından dalanan Yahudiler için sadece genel bir uyarı vardır: (İki kez Mabed’in yıkılışından sonra) Rabbinizin size acıyacağı umulur, fakat tekrar (adaletten, sevgiden) dönerseniz, Biz de (cezalandırmaya) döneriz.. (İsrâ, 17/8).

İsrail Yönetimi’ne tavsiyemiz şudur: Yeterince yoğun bir aşağılık kompleksine ve silâh gücüne sahip her yaratık; kendi çapında bir Hitler olabilir. Ne var ki üstünlük Hitler olmada değil sevgi yolunda olmadadır. Ben de size bu mektubu gönderiyor, sizi İsrâ Suresi’nin 8. âyeti üzerinde düşünmeye ve zulümden vazgeçmeye çağırıyorum.

Gerçek kitab ehli “öteki İsrail” mensuplarını da göreve çağırıyor, onlara da şu “tebliğ”i iletiyorum: “Hitler bu cinayetleri işlerken siz insan olarak neredeydiniz?” (Ademoğlu, neredeydin?) sorusu, sadece İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkıp da Almanlar’a yöneltildikten sonra unutulacak bir soru değildir. Derhal söyleyeyim ki şimdi de yalnızca size yöneltilecek bir soru da değildir. Almanlar “Ademoğlu, neredeydin?” sorusunun bilincine vardılar ve “Tanrı Önünde Sorumluluk Bilinci”ni Anayasaları’nın bir güvencesi saydılar. Oysa siz belki de Kötülük Ağacı ardında gizlenebileceğinizi sanarak, “zulümlere katılmadım” cevabı ile, vicdan azabından ve dolayısı ile sorumluluğunuzdan kaçamazsınız. Biz de kaçamayız. Kimse kaçamaz!

Dâbbet-ul-Arz dalamasına, saçmasına, sokmasına karşı tek devâ, Habl-ul-Metin ve Urvet-ul-vuskaa (sakaleyn) eczahanesindedir. Vampirleşmek istemeyen, buyursun!

Kaynak: Yeni Safak, 2 Temmuz 2006

http://www.yenisafak.com.tr/hhatemi.html

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 5, 2006 5:53 PM

Mustafa Bey,

Öncelikle Jabotiski ile ilgili yazınıza bir bilgi notu eklemek isterim. Jabotinski modern İsrail Ordusunun temeli sayılan (bu tanım İsrail kaynaklarınındır) Zion Mule Corps (Siyon Katırlı Birliği) nin de fikir babasıdır. İskenderiyedeki kamplarda yaşayan , Filistin ve Rusya’dan kaçan Yahudi gönüllülerden oluşan 700 kişilik bu birlik Çanakkale Muharebelerinde müttefik ordusu içinde Seddülbahir cephesinde lojistik destek birliği olarak kullanılmış, zaman zaman da Türklerle ufak çaplı çatışmalara girmişti. Birlik İngiliz kamuoyunda büyük sempatiyle karşılanmış, Birinci Dünya Savaşı devam ederken Filistin'in Yahudi toprağı olduğu görüşünü güçlendirmişti. Jabotinski bir yazısında ‘Savaşmak açısından Gelibolu’ya gidiş, Siyonizme yepyeni ufuklar açmıştır.’ Demişti.
‘Eğer biz 2 Kasım 1917 de Balfour bildirisi ile Filistin’de yurt edinme sözü aldıksa , buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir.’

Son olaylar konusundaki yaklaşımınıza ise katılmadığımı belirtmek isterim. İsrail’in yaptıklarıyla , Irakta olan ( ve tabiî ki hepimizi çok üzen) terör olaylarını karşılaştırmanız doğru değil. Bir tarafta Filistin'i ( üstelikte uygar dünyanın istediği gibi seçim yapmış, işbaşında seçilmiş bir hükümeti olan bir devleti) tarihsel ve dini gerekçelerle tecrit eden, etrafına duvarlar ören, ambargo uygulayan en ufak olayları bahane ederek yerleşim merkezlerine canı istediği zaman füzelerle, ağır silahlarla saldıran , 1967 ‘den bu yana Filistinle ilgili hiçbir BM kararlarını tanımayan İsrail var. Irakta ise işgal altına ve eline silah geçiren her grubun kendi kafasına göre eylem planladığı, kimin kimle ne gibi bir ilişkisi olduğu tam bilinmediği bir ortam ve başta da kukla bir hükümet.


İsrail’in devlet terörünü lanetliyorum. Mutlaka sağduyulu Yahudi aydınların da olduğuna dair umudumu kaybetmemeye çalışıyorum. (Buna en somut örnek geçtiğimiz günlerdeki plaj baskınından sonra Bradley Burston'un , Ha’Aretz’deki yazısıydı. http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/06/islami_savunan_haham.php#comments Tunç Bey’in yorumunda)


Saygılarımla

Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: July 5, 2006 6:42 PM

Onur Atalay, 'Ama Israil bir devlet. Sivilleri umursamamak gibi bir luksu yok.' demiş.

Tarih boyunca devletlerin 'umursamadan' öldürdükleri sivil sayısıyla terör örgütlerininkini karşılaştırmak dahi mümkün değildir. Buna 'modern devlet' dönemini de dahil edebilirsiniz.

Yazan: derinsular Tarih: July 5, 2006 8:06 PM

Sabah Gazetesi'nin Ayasofya ile ilgili, içindeki ifrazatı ortalığa saçtığı habere(!) aslına söylenecek çok sözüm var ama yorumumun sansüre uğrama ihtimalinden dolayı söyleyemiyorum.

İçimizden yetişen bu kör oryantalistlerin yeni yeni hinliklerini duydukca en halim-selim tavrımla; Merhum Necip Fazıl'ın şu sözlerini mırıldanıyorum:

Pervane dediğin, çerağa gelir;
Sular, kıvrım kıvrım, ırmağa gelir.

Bülbül kovuldu mu dil bahçsinden,
Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.

O yön ki, ezelle ebed arası;
Ne sola kıvrılır, ne sağa gelir.

Gam çekme, böyle gitmez bu devran,
Nihayet sonuncu durağa gelir..

A. Turan Alkan'ın yazısını sabah okumuştum. Sizlerin de okumanızı isterim.Feraklit arkadaşımız linkini vermiş ama çıkmıyor.Linki şudur:

http://www.zaman.com.tr/?hn=300768&bl=yazarlar&trh=20060705


İsrail zulmü konusunda da diğer yorumcu arkadaşlara; Onur Bey'e, Aslı Hanım'a ve Bekir Ağabey'e katılıyorum. Özgürlük vaadiyle işgal edilen; talan edilen, insanlarına işkenceler yapılan, çocukları öldürülen, kadınlarına tecavüz edilen bir ülkenin dehşet verici ortamının doğurduğu ve bir çoğunun işgalcilerin dolaylı ya da dolaysız provokasyonu olduğunu düşündüğüm eylemler ile İsrail'in "devlet" olarak yaptığı sistematik zulüm ve katliamı, hangi insaf ölçüleri ile kıyaslayabiliriz?

Bu hiç hakkaniyetli değil.

Tabii burdan Irak'taki sivil hedeflere yapılan saldırıları ya da İsrail'de sivillere yönelik bombalama olaylarını meşru gördüğümüz zannedilmesin. Bunu tartışmıyoruz; vurguladığımız şey olayları incelerken sanki öncesinde hiçbir şey yaşanmamış gibi değerlendirme hatasına düşülmesi. Karşı çıktığımız nokta, Iraktaki işgal sonrası direnişin ve siyasal üstünlük kurma çabalarının elim sonuçları ile İsrail'in on yıllardır tüm dünyanın gözü önünde yaptığı sistematik zulme karşı ,çaresiz insanların giriştiği mücadelenin, adaletsiz bir biçimde kıyaslanmaya çalışılması.

Nuri Bey Filistin dramı ile ilgili yazıma bir yorum bırakmıştı :

""Yahudi Abraham, komşusu Abdullah’ı yere yatırmış üstüne çıkmış ve tekme tokat dövmeye başlamış. zavallı Abdullah’ın suratına her vurdukça “vurma vurma”, “ne vuruyorsun bee” diyerek de bağırıyormuş.filistinde yaşanan trajedi de bu, dünyanın başka bölgelerinde de… zalim zulmediyor bi de vurma diye bağırıyor!!!!"

Çok doğru..

İsrail'in Filistin'de yaptığı aynen budur. Ve bu Filistin trajedisi Irakta yaşananlarla birçok açıdan benzeşmemektedir.

Elbette iğneyi hem de irice bir iğneyi Hamas'a, El-Fetih'e, iktidarlarının derdine düşmüş komşu azınlık hanedanlarına, Irakta siyasal amaçlar için cinayet işleyen gruplara batıralım; tabii Hamas'ı, El fetih'i ve Iraktaki kargaşayı doğuranları unutmadan..

Çuvaldıza gelince.. Buradan bakınca çuvaldız İsrail'e ve onun büyük ağabeyine; yani ortadoğuda zulmün yegane iki kaynağına, hakkıyla batırılıyor gibi görünmüyor.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 5, 2006 8:50 PM

Zalimi ve mazlumu birbirinden ayırmak işin kolay tarafıdır. Sorun, bu bariz gerçeğe rağmen çözüme ulaşamadığımız zaman başlıyor. Yaşananları, ergenlik çağı çocuklarının hayatı algıladığı gibi algılamaya, tanımlamaya devam edersek bu sorun daha çok uzun yıllar çözümsüz kalacak. Herşeyden önce kendimize karşı dürüst olmalıyız. "Dünyayı siyah-beyaz algılamak, grileri görmemek sözü" fantezi zannediliyor oysa ontolojik değil, ama sosyolojik olarak bu söz dikkate alınmalı. Yukarıdaki yorumların hepsi Filistinlilerin hiçliğine, yani çözümsüzlüğe kilitlenmiş. İmkânların tükenmiş olduğu doğru değil. Dünyanın her yerinde en pahalı üniversite eğitimini alan öğrenciler arasında Filistinli gençler vardır. Birçok zengini var; gayet iyi düzeyde yaşayan insanlar. Olaya bir de bu açıdan bakmak lazım. Bakmak lazım ki yukarıdaki tek taraflı yorumları okuyan birileri terörde bir hak payı görmesin… İsrail elbette ki zulmediyor. Bunu tartışılabilir bulan yok. Dünyada en geniş kabul görmüş dava Filistin davasıdır. Ama farkedilmesi gereken bir şey var. Filistinliler de durumlarından sorumlu. Dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorun zulümse, ondan daha büyüğü zulmün ranta dönmesidir. Filistin tabusunun bitmesi lazım. Filistin davasının haklılığına herkes inanıyor. Ama yöntemini lanetlemeliyiz. İsrail zulmü kadar Filistin zulmüne de hayır demeliyiz. İsrail’in Filistinlilere yaptıkları kadar Filistinlilerin yaptığı terörü de lanetliyorum. Filistinlilerden durumlarının rantını yiyenlere itiraz bekliyorum. Bunun yolu da önce bizim bu "yiyicilere" itiraz etmemizdir. Bu yüzden Sayın Akyol'un yazısına katılıyorum. Filistin tabusu bitmeli ki İsrail zulmü de bitsin. Filistinlilerin ve bizim, Filistin davası hakkında ergenlik çağı düşüncelerimizi aşıp çözüme yönelik düşünceye ulaşmamızın zamanıdır.
Bu davanın rantını yiyenler dünya basınını oturdukları lüks koltuklardan rahatça izleyebiliyorlardır. Yukarıdaki yorumları toplu olarak bir de bu gözle okuyun ve kaç silah tüccarı vs. için sevindirici bir sayfa hazırlamış olduğumuzu tahmin edin. Ben, Filistin tabusuna son diyorum... Filistinlileri dürüst olmaya ve rantçılara hesap sormaya çağırıyorum. İş içerde kilitlenmiş, orada çözülebilir. Aksi takdirdeyse çapulcu, terörist olarak kalmaya kararlı olanlarla İsrail devleti arasında bir fark göremiyorum. İkisi de zalim.

Yazan: Hande E. Tarih: July 6, 2006 11:17 AM

'terör nerden gelirse gelsin terördür' demişsiniz.Katılıyorum.Ama ülkesi işgal edilen insanların yapmış oldukları eylemlere terör diyerek kestirip atmanın dayanılmaz hafifliğini anlamakta zorlanıyorum.İstiklal harbinde Kuva-i Milliye için de ingilizler isyancı,çete,terör örgütü nitelemesini yapmışlardı;hatırlatmak isterim.Ülkeleri işgal edilen insanların verdikleri mücadeleyi,metotları doğru ya da yanlış olsun; daima bir özgürlük mücadelesi olarak görüyor ve direnişçilerin hepsine içten destek veriyorum..

Yazan: çağatay Tarih: July 25, 2006 6:53 PM

iSRAiL VE ABD'NiN SALDIRILARI SEBEP Mİ YOKSA SONUÇ MU?

İslâm Âlemi’nin sorunlarının tartışıldığı platformlarda bugünkü geriliğin sebebi
olarak en çok öne sürülen açıklama Haçlılar ve Moğollarla başlayan yıkım süreci.
Bunu öne süren arkadaşlar felaketler silsilesinin Avrupa sömürgeciliği,
ABD ve İsrail saldırganlığı ile devam ettiğini söylüyorlar. Bu aşamada ısrarla
sorulması gereken soru şu: Dış saldırılara yenik düşmek sebep mi yoksa sonuç mu?

1. iSRAiL VE ABD (günümüzün Haçlı ve Moğollari) yıkımlarının bu boyuta
varması müslümanlarin aralarındaki çekişmelerin sonucu olamaz mı?
2. Bilime, teknolojiye sırt çeviren halklarının okuma-yazma seviyesini
asgarî seviyede tutan “Müslüman” yönetimler dış düşmanlarına onyıllardır
davetiye çıkarmıyorlar mı?

http://www.derindusunce.org/2007/05/19/muslumanlarin-ic-hastaliklari-ve-neo-cahiliyye-devrinin-sonu/

Tartismamiza tesrif ederseniz memnun oluruz

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: May 22, 2007 1:11 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)