« Bila: Dikkatle İncelenmesi Gereken Bir Kitap | Ana Sayfa | DNA, Allah'ın Kanıtları ve Ateist İman »

June 9, 2006

Washington, Demokrasinin Arkasında

[10 Haziran 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

WASHINGTON, D.C. - "Türkiye'deki demokratik sürecin aleyhindeki bir girişimi asla desteklemeyiz, desteğimiz sadece demokrasiye". Bu cümle, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndaki üst düzey bir yetkiliye ait. Bunu, "Türkiye'deki bazı çevreler AK Parti Hükümeti'ne karşı demokrasi dışı bir muhalefet yöntemi için Washington'dan yeşil ışık umuyor, ne diyorsunuz" şeklindeki sorum üzerine söylüyor. Ve devam ediyor:

"Bizim için Türkiye demokratik bir ülkedir ve onu her zaman öyle görmek isteriz. İktidardaki parti ile şu veya bu konuda anlaşamayabiliriz, ama bu, iktidardaki partiye karşı demokrasi dışı bir girişimi destekleyeceğimiz anlamına gelmez."

Aynı yetkili İtalya ve İspanya örnekleriyle sözüne devam ediyor:

"Geçtiğimiz aylarda İtalya'da seçimle hükümet değişti; Berlusconi yerine Prodi iktidara geldi ve İtalya'nın Irak'tan asker çekmesine karar verdi. Aynı şey daha önce de İspanya'da yaşanmış, seçimle gelen iktidar Irak'tan asker çekmişti. Her iki ülkede de seçimle gelen iktidarların aldığı bu kararlar bizim için sevimsiz kararlardı. Peki ne yaptık? italya'da veya İspanya'da askeri darbe mi organize ettik? Tabii ki hayır. Seçimle işbaşına gelen hükümetlerin kararına, bunu beğenmediğimizi ifade etsek de, saygı gösterdik."

Aynı diplomat, Türkiye'deki Kemalist kesimin, AKP ve genel olarak olarak İslami kesim hakkındaki endişelerini bazen abartılı bulduğunu da ekliyor. Ortadoğu ve Pakistan'da uzun zaman geçirdiğini belirterek şöyle diyor: "Radikal İslam'ın ne olduğunu iyi biliyorum ve birisi bana 'Türkiye'de radikal İslamcılar iktidarda' deyince bunu komik buluyorum."

Aynı diplomatın ciddi bulduğu nokta ise, Türkiye'deki laik ve muhafazakar kesimler arasında bir uzlaşı gerektiği görüşü. Bu uzlaşı için de her iki kesimin de birbirini dinleyip anlamaya çalışması gerektiğini söylüyor.

Dikkat ederseniz bunları söyleyen bir diplomat. Yani Amerikan devletinin resmi dış politika tutumuna ışık tutabilecek bir isim. Peki Washington'da herkes böyle mi düşünüyor? Hayır. AKP'ye diş bileyenler, "birileri darbe yapsın da şunları indirsin" diye iç geçirenler var mı? Evet. Peki bu diş bileyip iç geçirenler "karar verici" durumundalar mı? Hayır.

İşte püf nokta bu... Türkiye'de çoğu insan bu gerçeği anlamıyor ve Washignton'da gelen her sesi, yönetimin politikasının bir yansıması sanıyor. Bir Amerikan gazetesindeki bir köşeyazısında veya bir düşünce kuruluşundaki bir toplantıda ifade edilen sivri görüşleri, Beyaz Saray sözcüsünün ağzından çıkmış gibi okuyor. Oysa tek bir Ankara olmadığı gibi tek bir Washington da yok. Dahası "Bush yönetimine yakın gazete", "Beyaz Saray çizgisindeki düşünce kuruluşu" gibi kaynakların arasında da her konuda fikir birliği yok ve, en önemlisi, bunlarda uçuşan bazı radikal fikirler çoğu zaman resmi politikayı yansıtmıyor.

Bu gerçeğin bir örneğini şu günlerde İran politikasında görüyoruz. "Bush yönetimine yakın gazete ve düşünce kuruluşlarında" uzunca bir zamandır İran'a karşı amansız bir "tam saha press" ve hatta askeri müdahale savunuluyordu. Ama bu hafta Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Bush'un da desteğiyle, İran'a gayet ılımlı bir öneri sundu: Nükleer silah için kulanılmadığını kontrol edecek bir mekanizma kurulması şartıyla, İran'a kendi topraklarında uranyum zenginleştirme imkanı teklif etti. Şahinlerden bazı homurtular yükseliyor, ama resmi politika bu.

Oldukça sıradışı bir Amerikalı gazeteci (Yahudi kökenli ama şimdi Müslüman) olan dostum, İran politikasını şöyle yorumluyor: "Washington'da yetki sahibi olmayan adamlar genellikle atıp-tutar, sert politikalar ve radikal siyasetler savunur. Ama yetki sahibi olanlar her zaman daha temkinlidir. Sen atıp-tutanlara değil, koltukta oturanlara bak."

Sanırım bu tavsiyeye Türkiye'deki diplomasi medyasının tümünün kulak vermesinde yarar var...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 9, 2006 9:44 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sayin Akyol,

"Washington'da yetki sahibi olmayan adamlar genellikle atıp-tutar, sert politikalar ve radikal siyasetler savunur. Ama yetki sahibi olanlar her zaman daha temkinlidir. Sen atıp-tutanlara değil, koltukta oturanlara bak." Sanırım bu tavsiyeye Türkiye'deki diplomasi medyasının tümünün kulak vermesinde yarar var...

Yukaridaki görüsünüzle bizi sasirttiniz dogrusu.

Ispanya veya Italya’nin Irak’tan asker çekmesi darbe gibi maliyetli ve riskli operasyonlar için yeterli bir sebep degil. Ama yarin Irak’taki miktarda petrol Italya’da bulunmus olsa ABD’nin ne yapacagini kestirmek kolay olmayabilir.

1977-1980 arasinda Türkiye’yi mahveden terör olaylarinda CIA parmagi olmadigini söyleyebilir misiniz?

ABD usülü “temkin” Irak’ta kaç can aldi? Su aralar Condoleezza Rice çok saldirgan konusmuyorsa bu zaman kazanmak için olamaz mi?. Orta Asya’da yeni açilan ABD askeri üslerine bakmak bunu görmek için faydali olabilir. Yanlis bilmiyorsam ABD’nin askeri bütçesi 400 milyar dolarin üzerinde, yani TC’nin GSMH’nin iki misli.

ABD'nin son 3 haftada degilde son 50 yilda güttügü dis politika gazeteci arkadasinizin söylediklerininin tersini göstermiyor mu? Ister demokratik olsun ister diktatör, ABD (ve diger “gelismis” devletler) kendi çikarlarina uymayan rejimlere karsi her türlü yöntemi kullaniyor (Darbe veya dogrudan askeri müdahele).

Nitekim ABD,
Sili’de (Kamyoncular grevi ve ITT olaylari),
Küba’da (Domuz körfezi’nden mi yoksa Guantanamo’dan mi baslayalim?),
Vietnam’da, (Patlamamis bombalar hâlâ çocuk ölümlerinin birinci sebebi)
Gabon’da,
Iran’da (Irangate skandali)
Nijerya’da
Ve Irak’ta çok masum insani öldürdü. “Kötü” ilân edilmeden önce Saddam ABD’den silah satin alan iyi bir müsteriydi.

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 9, 2006 1:27 PM

Yazan: derinsular Tarih: June 9, 2006 4:49 PM

Biz ABD olsaydık ne farklı olurdu.ABD nin bütün tasarrufları gayyet tabii olarak kendi çıkarlarına yöneliktir.Burada önemli olan diğer çıkar gruplarının neyi istediğini bilmek ve kendi duruşumuzu devlet olarak ona göre ayarlamak.Eğer biz her olayı zaten bunu ABD yaptı diyerek aczimizi dllendirirsek bugün kü cumhuriyet kompleksimiz hep devam eder.
Bence ABD neyi istiyor?
1.Uzun vadede Türkiye topraklarının bir kısmını da içine alan bir Kürt devleti kurmak istiyor.Çünkü ortadoğu da 40 yıl daha petrol var.Bu petrolü kontrol altında tutabilecek güce ,yerel üsse ve jandarmaya ihtiyacı var.İran elinin altından 25 yıl önce kaydı,Türkiye ancak iç karmaşalar çıkararak idare ettirebildiği bir üs ancak burda AB ve Rusya güçleniyor.dolayısıyla Kürdistan kurulacak.Bu konuda söz verdikleri insanların SEVR e olan atıflarını 27 Mayısla ilgili yorumumda alıntı yapmıştım.Amerika geçmişte İngiltere ortadoğuda hangi politikayı izlediyse devamını getiriyor.Çünkü bu politika milli değil güçlü sermayelerin politikalarıdır.
2.Türkiye nin başkanlık sistemine geçmesini,sivil toplumun yönetime direkt katkısını istemiyor.Çünkü bunlar Türkiye yi istikrar ve güçlü yönetime götürür.Buna ABD nin ihtiyacı yok.
3.ABD kıbrıs sorununun çözülmesini istemiyor.Çünkü kıbrıs olağanüstü durumlarda bütün bölgenin en iyi üssüdür.Şu anda kıbrıs ta hangi savaş mekanizmalarının olduğunu kim biliyor.Çözümsüzlüğü kim istiyorsa bunlar ABD ve İngiltere nin ekmeğine yağ sürüyorlardır.
Kıbrısta cunta devrimini yaptıran da oraya Türk askerini iten de ABD dir.
4.ABD AKP yi elbette ister ama eli kolu bağlı bir şekilde.Nasıl elini kolunu bağlar?Başörtüsü,laik antilaik çatışmasıyla.Şimdi danıştay olayıyla gözdağını yiyen AKP bir daha bu konularda karar alırken on defa düşünecektir.
Çünkü AKP üstü kapalı bir şekilde ABD nin kürt politikalarına servis yapmaktadır.Kimse farkına varamıyor çünkü örtü dinci örtüsü.
5.ABD İspanya ve İtalya yı elinden kaçırmıştır.Çünkü bu ülkeler son 20 yılda gelişen ortasınıfı sayesinde katılımcı demokrasiye geçmişlerdir.Özal niye ortasınıf diyerek vefat etti.Çünkü O da biliyordu ki fakir vatandaş kullanılan vatandaştır.Zengin vatandaş sadece kendi menfaatine çalışır.Oysa ortasınıf katılımcıdır,gelişmeye açıktır.Özal ıda böyle harcadılar.Partisine bir yılmaz soktular,rahmetliyi 2 senede bitirdi.Etme bulma dünyası.Özal önce başkanlık sistemine geçecekti.İşte orda bitirdiler.Önce cumhurbaşkanı yaparak.
6.Sıcak para girişini,Arap sermayesi girişini ABD kontrol ediyor.İşte burda da bir örtü var.Bu bir silah.bizim kemalist kardeşlerimiz yeşil sermaye diyorlar.Doğru arap sermayesi yeşil ama bayraklarının rengiyle değil doların rengiyle.

İşte bütün bunlar belki gerçeklerin bir kısmı.Duruşumuz sağlam olursa,iyi bir yol haritamız olursa,ortasınıfı güçlendirirsek,katılımcı dar bölge seçim sistemi,başkanlık sistemine geçersek,inançlarımıda öze inersek,inançlarımızı kullanan siyasetçileri dışlarsak kısaca Kuran ı okumaya başlarsak biz de kendimize faydalı oluruz.

Yazan: salih Tarih: June 9, 2006 6:04 PM

1- Öncelikle bu diplomat kim?

Yazıda belirtilmemiş. Anlatılanlar kurgusal da olabilir.

2- AKP iktidarının demokrasi dışı yollarla indirilebileceğini kim savunuyor?

Hiç kimse! Ne ordu, ne biz, ne en radikal sağ-sol. AKP iktidarı kendi kendisini çürüttü. Halkın dini duygularını, türban meselesini sömürerek popülist oy avcılığı yaptı. Sonunda deniz bitti.

Sağın devlet duarlılığına sahip tek partisi DYP Mehmet Ağar'ın önderliğinde yükselişte.

CHP ise, türkiye'de sol oyların -maalesef- değiş"e"mez adresi.

Aydınlık günler yakın. Önceki koalisyon hükümetinin acizliğine düşmüş olan bugünkü iktidarın ömrü, seçime kadar.

Emin olun, seçimi ellerinden geldiği kadar ertelemeye çalışacaklar.

Ancak geçen DSP başkanlığındaki geçen hükümet de Kamuoyu ve halk baskısıyla iktidardan indirilmişti.

İnşallah yine aynı şey olacak. Ama sadece demokratik yollarla, demokratik usullerle.

Bunun aksini savunan YOK ve OLAMAZ.

Yazan: Yilmaz Tarih: June 9, 2006 6:54 PM

Partiler gelir geçer. Önemli olan kavramların oturması. Darbe çığırtkanlığı yok demenize sevindim. Ama burdan hiçte öyle gözükmüyor,Yılmaz bey.
Salih bey, ifade ettiğiniz bakış açısı tam anlamıyla ne olduğunu bilen, ayakları yere basan bir toplumu anlatıyor. Uzlaşma ve pazarlık yapabilme yollarını arayanları pasiflik ve duyarsızlıkla suçlayan; eskinin kahramanlık hikayelerini 'bugünün elini taşın altına koyma' rasyonelliğine tercih eden bir toplumdan, kendini ve dünya gerçeklerini çok iyi anlayarak vizyonunu oluşturabilen bir topluma dönüşmemiz bahsettiğiniz tutumla mümkündür.
FERHAT

Yazan: FERHAT Tarih: June 9, 2006 8:17 PM

Sn. Ferhat,

Ben herhangi bir dine karşı değilim. İnsanların dine veya başka bir ideolojiye yaklaşımını eleştiriyor da değilim. İsteyen istediğine inanır.

Ancak inançlar sömürüldüğü, insanlar istismar edildiği veya birtakım kötü amaçlara alet edildiği zaman bunu dile getirmek zorundayım.

Bugünkü AKP iktidarının yaptığı tam da budur. Kişilerin inançlarını, kendi iktidarını korumak maksatlı olarak kullanmaktadır.

Sert konuşacağım ama, şu andaki iktidar, en hayasız biçimde ikiyüzlülüğün en büyüğünü ifşa etmektedir.

Saadet Partisi bile en azından amaçlarını açıklamakta daha cüretkar ve daha dürüsttür.

Bir sosyal demokrat olan ben, halkın sağduyusunun ortanın sağında olan bir parti olan DYP ve CHP iktidarına bağlamış durumdayım. İnşallah başa onlar gelir.

Yazan: Yilmaz Tarih: June 9, 2006 9:52 PM

EYVAH!

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: June 10, 2006 1:46 AM

Mustafa Ajlan Abudak, eger o "eyvah" feryadi benim aklima gelipte vaz gectigi ise sizde az degilsiniz :)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 10, 2006 11:02 AM

Mustafa Bey,

Gene dengeli, aydinlatici ve kanimca bulundugumuz ic konjuktorde faydali bir yazi. Dilerimki oncelikle "bakin ABD'de yanimizda" diyen, iktidar ve rant ihtiraslari icin butun yollari caiz goren gozudonmusler okur. Aslinda bahesttiginiz "Beyaz Saray cizgisindeki dusunce kurulusu, gazete" haber/yorumlarini piyasaya surenler de cogunlukla bundan sikayetci olanlar degil, bununla aba altindan sopa gostermeye calisan malum mihraklar. Bunu icerde bir psikolojik harp malzemesi yapmakta kullaniyorlar. Eminimki yaziniza en buyuk itirazlar oralardan gelecek. Bu amacla kullanmayacaklari silah yok gibi. Bakin dun Sulu "Turkiye su anda ne dis yatirimci ne ic yatirimci icin guven vericidir" buyurmus. Diyelimki gercekten boyle dusunuyor, butun ekonomik istikrar verilerine ragmen. Bunu soylemekle hangi gayeyi guduyor olabilir? 28 Subat doneminde de TC'nin dis ticaret ateselikleri dis firmalara "aman yesil sermaye listemizdeki firmalarla is yapmayin" telkinlerinde bulunuyorlardi, onlara yardimci olmak yerine. Iste "ulkenin gercek sahipleri" sizlere!

Gelelim Washington'da gorustugunuz dilomatin goruslerinin ne kadar samimi olduguna veya Washington'un gorusunu ne kadar yansittigina. Oncelikle prensipte ABD disisleri sozculerinin resmi veya ozel konusmalarinda "demokrasi yanlisi" olduklarini ifade etmeleri cok fazla aciklayici degil, her ne kadar buradaki Turkiye ile ilgili fazla da diplomatik muglaklik icermeyen sozler tahmin ettigimden daha pozitif olsada. Ben de 6 yil kadar once Washington'daki bir toplantida zamanin Ortadogu'dan sorumlu Disisleri Bakan Yardimcisi William Burns'e "Ortadogu'da demokrasi vurgusu yapiyorsunuz ama malesef bu konuda gecmisteki siciliniz pek parlak degil. Ornegin Iran'da tek demokrasi denemesinde Sah'la bir olup Musaddik'i devirdiniz ve demokrasi umitlerine son verdiniz, Cezayir'deki Misir'daki tutumunuz malum; bu defa demokrasi konusunda ciddi oldugunuzu nerden bilelim" mealinde bir soru sordugumda aldigim cevap "haklisiniz, gecmiste boylesi ikircikli politikalar oldu fakat bu yonetim demokrasi konusunda ciddidir, buna inamanizi isterim" mealinde ve destekleyici bazi orneklerden bahsetme seklinde idi. Gercekten samimi gorunuyordu. Sozu egip bukmemisti ve beni de tabiatiyla umitledirmisti. Sonrasi tarih. Her ne kadar Misir, S. Arabistan ve Kuveyt konusunda birazcik olsun demokrasiye, insan haklarina (secme de olsa) goz kirpmissada bunlarin hepsinde "hesaplar" on planda olmustur. Tabii burda "11 Eylul sedromu" nu da hesaba katmak gerekir.

"Beyaz Saray cizgisindeki dusunce kurulusu" sirkulasyonlarinin gerek yukarda bahsettigim mihraklar tarafindan "tamam bunlarin isi bitti;haberiniz olsun" mesajini desteklemek icin kullanildigi ve gerek her cins anti-Amerikancilarin "bakin Washington gene ne seytani planlar yapiyor" demek icin kullandiklari bir vakiadir. Bu birinci grup bu propogandayi desteklemek icin Washington'daki "gururlarimiz", oradaki Yahudi kontrolundeki "dusunce kuruluslarinin" piyonlarini "uzman goruslerine" basvurmak icin piyasaya suruyor. Her ne kadar bu kuruluslarin soylemleri Beyaz Saray politikasini yansitmasada, ve "koltuktakilerin" genellikle daha itidalli oldugu tarihsel bir gercekse de su an "kotuktaki" nin ne demokrasi ne insan haklari konusunda inanilirligi vardir vede neoconlarin arka cebinde olmadigini gosteren fazlaca bir icraati da olmamistir. Ornekler gereksiz. Ancak Anmerika'nin icinden gittikce siddeti artarak yukselen muhalefet bir umit isigidir.

Disileri yetkilisinin verdigi Italya ve Ispanya'nin ne kadar guzel analoji oldugu konusunda da bazi yorumcularin goruslerine katiliyorum. Bir Filistin dahi daha guzel ornek teskil ederdi kanimca.

Bir de Iran konusundaki "ilimli" tavri konusunda bir miktar itirazim olacak daha once "Ufukta Iran'la Savas Gozukmuyor" basligi altindaki cinsten. " Ama bu hafta Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Bush'un da desteğiyle, İran'a gayet ılımlı bir öneri sundu: Nükleer silah için kulanılmadığını kontrol edecek bir mekanizma kurulması şartıyla, İran'a kendi topraklarında uranyum zenginleştirme imkanı teklif etti. Şahinlerden bazı homurtular yükseliyor, ama resmi politika bu." (MA) demissiniz.

Burada siz tabiiki "ilimli oneri" ve "kendi topraklarinda uranyum zenginlestirme imkani" teklifini olumlu isikta yansitirken izafi konusuyorsunuz, "daha onceki cizgiye gore ilimli" ve "mevcut sartlar altinda bu bir ilelemedir" demek istiyorsunuz. Buna katiliyorum; bir milim dahi olsa olumlu yone gidis her zaman iyidir. Fakat isin milletlerarasi hukuk, ulkelerin haklari ve bunlarin dayandigi evrensel ahlak boyutundan bakarsak -ki her zamn bu bakisi da unutmamaliyiz-ABD'ni Iran'a uranyum zenginlestirmeyi birakin nukleer bomba yapma konusunda dahi soyleyecek tek kelimesi yoktur. Hatirlatmakta yarar var: ABD dunyada nukleer bombayi icaad etmis, dunyaya tanitmis, kullanmis ve su anda 12000 nukleer bombasi olan ve yenilerini deneyen ulkedir. Gene ABD bu bomba teknolojisini ve zengineltirilmis plutonyum'u Israil'e verip onunda 400-550 arasi nukleer bomba, ve istediginde yenilerini yapma kapasitesi saglayan ikiyuzlu Bati ulkelerinin basindadir.

Bunlari not ettikten sonra gene pozitif bir notla tamamlayayim: Evet, Washington'un sesinin ne belirli bi gazete nede belili bir dusune kurulusu tarafindan yansitildigi dogrudur. Ve orada edindiginiz izlenimler benim icin dahi "iyi haber" denilebilecek cinstendir.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

BEKİR BEY, YORUMUNUZA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. ÇEKİNCE VE ŞERHLERİNİZDE GAYET HAKLISINIZ. YAZININ MAKSADINI DA GAYET İYİ TEŞHİS ETMİŞSİNİZ. TÜM BUNLARDA ANLAŞIYORUZ.

SELAM, SAYGI VE SEVGİLERİMLE,

M.A.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 10, 2006 6:47 PM

Evrende çok keskin ayrımlar aslında madalyonun iki yüzü kadar birbirine yakındır ve çok ince bir çizgi ile ayrılırlar.

Dünyada en çok söz sahibi olmasıyla dünyayı yönetiyor sayılabilecek olan ABD nin politikaları da böyledir. ABD nin dostluğuna ya da düşmanlığına muhatap olmak her zaman için çabucak değişebilecek durumlardır. Bu yüzden ABD politikalarını yorumlamak kolay olmayabilir.

Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır.

Tarihsel konjonktürler temel çizgilerinden çok az sapma gösterir. Bunun nedeni, insanlık tarihi dediğimiz konunun tüm dünya tarihi içerisinde son ve çok küçük bir dönemi kapsıyor oluşudur. İnsan yeryüzünde ortaya çıkmadan çok önce bu gezegende yaşamanın ve egemen olmanın kuralları çoktan belirlenmişti. İnsan türü dünyaya egemen olduğu süre içinde yaşamın kurallarının çok azını değiştirebilmiştir.

Bu yüzden insanlık tarihinin tekerrürlerle dolu olduğu söylenir.

Tarihsel konjonktüre bakıldığında ABD ile Türkiye'nin çıkar ibreleri sürekli aynı yönü göstermiştir. Bu durum bu güne kadar hep böyle geldi. Bundan sonra böyle gitmemesi için çok belirgin bir neden görülmüyor. Bundan sonra da böyle olması kuvvetle olasıdır.

ABD nin Türkiye aleyhine oynama olasılığı olan tek kart Kürt kartıdır. Fakat bunu da oynayacağını hiç sanmıyorum. Ama oynayabilir de. Tabii ki kağıttan kaplanlarla korkutamazsınız, gerçekleşme olasılığı olan bir şeyle korkutacaksınız ki etkili olsun.

ABD dünyanın jandarmasıdır, istikrarın kabul edilebilir düzeyde devamının sigortasıdır. Yerel küçük çatışmaları körükleyebilir ama büyüme eğilimlerini durdurur. Bunu yapabilmek için yerel yardımcı jandarmalara ihtiyaç duyar. Bölgemizde baş jandarması tabii ki İsrail'dir. ABD ile aynı dümen suyunda gitmek için İsrail'le iyi geçinmek gereklidir.

Türkiye'nin ikinci İran olma olasılığı dışında Kürt kartını etkin biçimde oynamasını gerektirecek bir neden yoktur. Günümüz konjonktürüne göre ABD için Kafkasya'da ve Orta Asya'da etkin olmak için Türkiye vazgeçilmez bir müttefiktir.

Niye Kuzey Kore değil de İran diye sormanın pek anlamı yoktur. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini kimse umursamaz. Olabileceğin en kötüsünü düşünün. Faraza rahat durmadı diyelim ve bir düğmeye basmakla Kuzey Kore diye bir ülke yok! Bunu olmayacak bir senaryo görmeyiniz. En kötüsü olacaksa bu olur. Hidrojen bombaları ne kadar caydırıcı amaçla yapılıyorsa da sonuçta kullanılabilir şeylerdir.

İran'a ise ABD nin gerektiğinde sıkı bir ders vermeyi düşünmesi için çok nedeni var. Çünkü bir düğmeye basmakla İran diye bir ülke yok diye bir senaryo çok absürd olur. Üstelik İran olmayınca da sorun çözülmez.

İran'ın ABD için en büyük tehdit potansiyeli Çin ile yakın ilişkiler içerisinde olmasıdır. Bir milyarı aşkın nüfusuyla Çin eğer gelecekte ABD gibi bir endüstri ve tüketim toplumu haline gelecek olsa, dünyanın dengeleri altüst olur. Hindistan da aynı duruma adaydır. İran batıya bir gram petrol ve gaz vermeyip tüm yüzünü doğuya dönme eğiliminde. Buna üstelik bir de İslamcı radikalleri desteklemesini eklersek, ABD nin baş hedefinin İran olmasında bir gariplik yok.

Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz. ABD bu kabusu görmektense uyanık yatmayı tercih eder. Dünyada istihbarat alamadığı bir boşluk bölge olmasını bu yüzden kesinlikle istemez. Ben şahsen bunu düşündüğüm zaman ABD yöneticilerinin ne kadar da serin kanlı olduklarını düşünüyorum. Fakat böyle bir olasılığı güçlü görürlerse kesinlikle soğukkanlı kalmayacaklardır. Şu an her ne kadar 11 Eylülü haber veremediği suçlamaları yapılsa da Echelon denilen dünyayı izleme istihbarat ağına yine de güveniyor olmalı. 11 Eylülü haber almasına gerek yoktu, zaten kendi planladı gibi tartışmalara yeterli kanıt olmadığı için girmeyeceğimi peşinen belirtirim. Bu senaryonun kesinlikle gerçek olamayacağını iddia etmek doğru olur mu bilmiyorum. Fakat en azından bu saldırıyı düzmece olarak kendine karşı yapmak bana biraz absürd gelse de, haber almak fakat işine geldiği için pek de umursamamak... "Yapsınlar da biz de günlerini gösterelim" demek. Buna "olamaz" diyemiyorum.

Tüm bunlardan sonra söyleyeceğim, İran'ın ateşle oynadığı. ABD Irak gibi İran'ı işgal edemez. Fakat işi gerçekten ciddiye alırsa ve tepesine binerse İran'ın soluğunu kesebilir. Hürmüz boğazının tüm trafiğini durdurur, petrol rafinerilerini ve tüm petrol ve doğalgaz borularını imha eder. İşi bu kadar büyütemez demek yanılgıdır, eğer tüm gerekçeleri oluşursa yapar. Bu iş ne Vietnam'a benzer, ne Küba'ya.

Sorun, uzun yıllar süren iki kutuplu dünya düzeninden sonra tek kutuplu dünya düzenine geçilmesinin ardından, yine iki kutuplu dünya düzenine geçilme olasılığı. Globalleşmenin ve dünyayı tek merkezden yönetme durumunun ortadan kalkması.

Bu kez sorunun çapı global. ABD globalleşmeden vaz geçemez. ABD nin dünyayı globalleştirme politikasına engel olmakta İran'ın kilit rol oynamaya kalkması ve onun yanıbaşındaki Türkiye'nin ABD nin tarihsel, coğrafik, stratejik müttefiki olması çok dikkat etmemiz gereken bir konjonktür.

İran'ın bu kadar bir çapı var mı? Sanmıyorum. Fakat İran'ın doğusunun giderek artan bir potansiyeli var. Filler tepişirken çimenlerin ezilmesinden korkarım. İran yöneticilerinin yeni bir dünya kurulmasında anahtar olmak hevesiyle bu kadar büyük atlara oynamaları bence çılgınlık olur.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 10, 2006 11:34 PM

Arkadaslar,

Demirkan Efegil yorumu uzerine:

"Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır." (DE)

Bu pekte "ilimli" vede gercekci gozuken cumleler bana cok korkutucu geldi. Eger birtek bana oyle geldi ise bu daha da korkutucu! Idealizm veya ahlak yerine sadece realizm ikame eden Machiavellian pragmatizmi yansitan "dost yok menfaat vardir" i duymustum. Siz daha ileri goturup "hak, hukuk" tan bahsetmeyide "kasitli hamaset" vede "safdillik" yaptiniz. WOW! Allah'a sukur dunyamizda hala dervisler, sairler, aile sevgisi, ahlak, adalet, kardeslik kavramlarina inanan "safdiller" var. Onlarin olmadigi dunyada yasamak istemezdim!

Izleyelim, bakalim Sn. Efegili'in "pragmatizm"i nereye gidiyor:

"Tarihsel konjonktüre bakıldığında ABD ile Türkiye'nin çıkar ibreleri sürekli aynı yönü göstermiştir. Bu durum bu güne kadar hep böyle geldi. Bundan sonra böyle gitmemesi için çok belirgin bir neden görülmüyor. Bundan sonra da böyle olması kuvvetle olasıdır." (DE)

Anladik dostluk kardeslik, hak, hukuk yok sadece cikar var. VE CIKAR ABD'nin YANINDA OLMAK. Sunu bastan soyleseydinizde o giris paragrafi ile bizi bosuna yormasaydiniz.
Niye boyle imis peki?

"ABD dünyanın jandarmasıdır, istikrarın kabul edilebilir düzeyde devamının sigortasıdır. Yerel küçük çatışmaları körükleyebilir ama büyüme eğilimlerini durdurur. Bunu yapabilmek için yerel yardımcı jandarmalara ihtiyaç duyar. Bölgemizde baş jandarması tabii ki İsrail'dir. ABD ile aynı dümen suyunda gitmek için İsrail'le iyi geçinmek gereklidir." (DE)

"Maight makes it right" (Guc caiz kilar) deseydiniz de anlardik. Demekki neymis: Ahlak, adalet, kardeslik vs diyenler "kasitli hamaset degilse safdillik" yapiyormus ve sadece cikar varmis; cikar ABD'de imis ve ayni Cikar onun bolgemizdeki "jandarmasi" Israil'in suyuna gitmemizi de gerektiriyormus. Onlarin sundugu "devam edilebilir istikrar" kavraminin resimlerini her gun gazetelerden , TV'lerden izliyoruz. Bu ifadelerde Washington'un "kod kelimeleridir". Efegil'in orijinal dusunceleri falan degil. Bizim "laikligimiz" onlarin "stability" (istikrar) , "security" (guvenlik) si var.

Aradaki paragraflar ABD'nin neoconlarinin urettigi propoganda cumlelerinin aynisi. Tek tek ele almaya degmez buluyorum. Ozet olarak ABD iyi Iran kotu.

"Bu kez sorunun çapı global. ABD globalleşmeden vaz geçemez. ABD nin dünyayı globalleştirme politikasına engel olmakta İran'ın kilit rol oynamaya kalkması ve onun yanıbaşındaki Türkiye'nin ABD nin tarihsel, coğrafik, stratejik müttefiki olması çok dikkat etmemiz gereken bir konjonktür." (DE)

ABD guclu, ABD iyi ve cikarimiz onun yaninda yer almayi gerektiriyor idi. Simdi ABD'nin golballesme poltikalarina Iran tehdit olusturuyor. Oyleyse "muttefiki olmamiz geregi" onun CIKARINA HIZMET ETMELIYIZ diyor Sn. Efegil. Burada Cikawrci Efegil niye bunun Turkiye'nin cikarina oldugunu aciklama geregi dahi duymuyor. Dediya ABD'nin yaninda olmak cikarimiza. Tekrar sorgulamaya ne gerek var?

Arkadaslar, guya gercekci politika stratejisi olarak sunulan bu yazi bir koru korune, her sart altinda ve muhakeme yapmadan ABD cikarlarina hizmet etmemizi oneren Washington merklezli neocon kuruluslarin propganda dokumanlarinidaki ifadelerden baska birsey degildir. Tabiiki Efegil "ahlak, hak, hukuk, dostluk, kardeslik" kavramlarini aradan cikarmak zorunda bunu satmak icin. Cunki bu ABD-Israil somurgeciligi propgandasi "ahlaki dogruluk" un oldugu yerde yasayamaz. Once entellektuel kurnazlikla butun ahlaki degerlerden temizliyor zemini, geriye CIKAR birakiyor. Aklindaki CIKAR ise ABD-Israil'in cikari. Kanimca bu emperyalizt propogandistligi ABD veya Israil'in cikarina dahi degildir! Bunu pek cok ABD'li, ve Yahudi dahi goruyor; ama onlarin yerli oryantalist propogandistler gormiyor.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 11, 2006 3:23 PM

Sayin Efegil, yazinizdaki katilmadigim veya yanlis oldugunu gordugum bazi yerleri belirtmeye calisacagim.

"Bir milyarı aşkın nüfusuyla Çin eğer gelecekte ABD gibi bir endüstri ve tüketim toplumu haline gelecek olsa, dünyanın dengeleri altüst olur. "(DE)demissiniz.

Cin zaten Amerikadan buyuk bir endustri devidir. Endustri toplumu ne demektir bilmiyorum ama dunyanin en buyuk endustri ulkesi Cin'dir. Tuketim toplumu haline gelmesi ise kendi icinde celiskilidir. Komunist bir ulke zaten tuketim toplumu haline gelemez. Demokrasi gelirse Cin dunyaya degil once kendine problem olur.

"Niye Kuzey Kore değil de İran diye sormanın pek anlamı yoktur. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini kimse umursamaz. Olabileceğin en kötüsünü düşünün. Faraza rahat durmadı diyelim ve bir düğmeye basmakla Kuzey Kore diye bir ülke yok! Bunu olmayacak bir senaryo görmeyiniz. En kötüsü olacaksa bu olur. Hidrojen bombaları ne kadar caydırıcı amaçla yapılıyorsa da sonuçta kullanılabilir şeylerdir.(DE)"

Demek bize uluslararasi iliskiler adi altinda ogretilenlerin hepsi yalanmis. Cin'in korumasi altindaki Kuzay Kore aslinda Amerikaya karsi yanlizmis. Kuzey Kore bir dugme ile kullanilabilirligi tartismasiz bir hidrojen bombasi ile yok oluyorken eli armut toplayacak ve Amerika yada bu olaya seyirci kalacak hickimseye karsi Kore yapimi kullanilabilir nukleer bombalari kullanmayacakmis.

"Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz. ABD bu kabusu görmektense uyanık yatmayı tercih eder.(D.E.)"

Cok fazla metal firtina okumussunuz. Ve bu da sizi fazlasiyla etkilemis. Nukleer bomba kullanim seneryolariniz fazlasi ile insan karakteristiginden uzak. Dikkatinizi cekerse nukleer bomba dunyada her Allahin gunu kullanilan birsey degil. Caydiriciliktan baska hicbirseye yaramiyor. Japonyada kullanildigi zaman bile diger milletler savasla cok icli-disli olduklari halde Amerikayi elestirmislerdir. Gunumuz dunyasinda her kim nukleer bomba kullanirsa tum dunyayi karsisina alir. Tum dunyayi karsisina almayi hic kimse istemez. hic kimse.

" Ben şahsen bunu düşündüğüm zaman ABD yöneticilerinin ne kadar da serin kanlı olduklarını düşünüyorum. Fakat böyle bir olasılığı güçlü görürlerse kesinlikle soğukkanlı kalmayacaklardır.(D.E.)"

bu cumleyi konudan bagimsiz olarak kestim/yapistirdim. Serinkanli/sogukkanli olmayan kelimelerine taktim. Takintili miyim neyim bazen yapiyorum boyle seyler.

Yazan: fatih demir Tarih: June 11, 2006 9:47 PM

KOnu ile ilgili ilginc bir yazi. Sonundaki Hadisa Katliami resimlerine bakilmasini da tavsiye ederim.

http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060612&hn=292967#

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 12, 2006 4:19 AM

Konuyla direkt ilgisi yok ama "birlesik kaplar teorime" gore var..Bir haber

http://www.yenisafak.com.tr/d01.html

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 12, 2006 4:23 AM

Bekir Bey
1.Başkalarını dinlemek,görüşlerini anlamaya çalışmak istemiyorsunuz çünkü Cemil Meriç in dediği gibi;okumak,anlamak farklı düşünmek farklı bir olgudur.
2.Efegil in görüşlerini neden öyle yorumladığınızı anlamamıştım.Diğer yazılarınıza bakınca anladım.Çok kelime kullanarak(demogoji) fikir oluşturulmaz,içinin dolu olması lazım.
3.Mustafa Bey in sizin yazınıza yaptığı yorum dan hiçbirşey anlamadım.Çünkü sizin yazınızda bir kelime fazlalığı dışında hiçbir şey yok.Medya yazılarının bir türü.

Bu blogda daha kaliteli yorumların oluşmasını da engeller bir tavrınız var.Herşeye birşeyler yazıp gönderiyorsunuz.Vaktiniz o kadar çok mu?Ya da hayatta tek zevkiniz gerçek hayatta hiçbir şey yapamadığınız dalda sanal mı takılmak?

Yazan: salih Tarih: June 12, 2006 10:01 AM

Sayin Demirkan Efegil ve Sayin Salih Bey,

Evet bir tek Washington yok, ABD’nin bazi iç güçlerini yanimiza çekebiliriz, istifade edebiliriz.

Ancak yazdiklariniz genel sekli ile oldukça ürkütücü :

D. EFEGIL 11 haziran : “İnsan yeryüzünde ortaya çıkmadan çok önce bu gezegende yaşamanın ve egemen olmanın kuralları çoktan belirlenmişti.”

Salih 9 haziran : “Biz ABD olsaydık ne farklı olurdu.”

Sizi M. AKYOL’un sözleriyle biraz düsündürmek isterim:

(M. AKYOL – Nasıl Mutlu Olunmaz?’dan alinti)
“Dünyada ve ülkemizde milyonlarca insan yarı aç ve fakir biçimde yaşarken, israf ve açgözlülükle dolu bir tüketim çılgınlığı sürmek, vicdansızlıktır. Ve vicdan, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bu yolun yanlış olduğunu söyler insana. İnsan o vicdanı daha da bastırabilmek için uğraştıkça, insanlıktan o kadar uzaklaşır. Mutsuzluk ise kaçınılmaz bir sonuçtur; çünkü mutluluk insanlara özgü bir duygudur.”

Zulüm eden ister türk ister amerikali olsun biz insan olarak buna karsi durmakla mükellefiz. ABD ordusununa veya ABD ekonomisine kafa tutamiyorsak en azindan yapilanin zulüm oldugunu söylemeliyiz. Sirf pragmatizm ugruna katilleri ve hirsizlari mesru göremeyiz, gösteremeyiz. Aksi takdirde kuyrugunu kistirip kaçan bir köpekten ne farkimiz kalir?

Bana öyle geliyor ki siz bu zulüme sahit olmaktan yorulmussunuz çünkü bir çogumuz gibi eliniz kolunuz bagli. Artik “madem birsey yapamiyorum bari zalimden yana olayim, en azindan kayitsiz kalayim” diyerek bir teori gelistirmissiniz. Aslinda bu “gerçekçilik” teorisinin ardinda bir tür “kadercilik” yatmiyor mu?

Sayin Demirkan,
Sizinle akilli tasarim ve evrim teorileri üzerine tartisirken “kadercilik” ve “tevekkül” gibi duygularin bilim adamlarinin ilerlemesine mani olacagini savundunuz. ABD ordusunun saldirganligi ve bu ordu arkasinda bulunan güçler (Silah ve Petrol lobileri) karsisindaki tevekkülünüzü anlamakta zorluk çekiyorum.

Irak’ta evlatlarini kaybeden bir babanin elbette tevekküle ihtiyaci var. ölen bir evlat geri gelmez. Ama biz zulüm karsisinda yüregimizde bir bas kaldiri hissetmiyorsak insanligimizdan geriye ne kalir?

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 12, 2006 11:48 AM

nerden başlasam
öncelikle yazının sahibi kim ? yetkili diyorsun ? kim , orunu(makamı) ne ?
amerika dahil bütün batı ülkeleri ve birçok dünya ülkesinin derdi ne demokrasidir , ne insanlıktır ne de barış dolu bir dünyadır. bunu bir popülist anti-emperyalist bir anlayış ile söylemiyorum. çünkü bir ülke mutlaka ki sadece ve sadece kendi çıkarını düşünecektir. eğer amerikanın çıkarı akp yi devirmekse bunun için orduyu da kullanır , kemalistleri de kullanır , rakipleri saadeti de kullanır, hangisi işine gelirse onu kullanır. şile de pinochet , ırak ta kendi ordusu , ukrayna da turuncu muhalefet. amerika demokrasinin arkasında imiş de , akp ye karşı anti demokraitk yolları deseklemiyormuş . kaldı ki amerika herhaldeki ülke topraklarını amerikan askerlerine açmak isteyen bir AKP yi destekleyecektir , hatırların ırak tezkeresini , Tayyip neler diyordu ?

Yazan: Beagle Tarih: June 12, 2006 2:42 PM


Sayın Demir,

1. Çin mi ABD mi daha büyük endüstriye sahipler bir kez daha düşünün ve araştırın.

2.Endüstri ve tüketim toplumu derken çok üreten ve çok tüketen toplumu kastettim.

3.Olası bir glabal gerilimde K.Kore'yi zaten şimdiden Çin'in bir parçası olarak görebilirsiniz. Yani Çin-ABD savaşı (olabileceğin en kötüsünden bahsedeceksek diye kayıt koymuştum.) söz konusu ise K.Kore'nin var veya yok oluşu pek bir şeyi değiştirmez. İran'ın durumu böyle değil.

Yalnız şu anlamda haklısınız: Bu kadar ileri senaryoları bugünkü durum ile irtibatlandırmakla doğru yapmamış olabilirim. Dünya bu kadar ileri düzeyde bir gerilime gidecekse, o günkü şartlar bugünkülerden çok farklı olur ve şimdiden kestirilemez. Ben sadece olabileceğin en kötüsüne günümüz şartları içinden ne gibi bir yol olabilir diye düşünmeye çalıştım.

4.Metal fırtına okumadım. Devlet bazında değil, terörist örgüt bazında nükleeer kullanımından söz ettim. Teröristler bu günkü dünyaya karşı olduklarından amaçları dünyayı karşılarına almaktır zaten.

Sayın Yıldırım'a şunu söyleyebilirim: Bu yazı da ABD propagandası ise eğer, sizinle bir asgari tartışma müştereki zeminimiz yazık ki yok.

Bu yazım için ancak şu bakımdan ABD propagandası yakıştırması geçerli olabilir: "Uslu durun, ABD çarpar bakın ha! Bu güce karşı konulmaz, boyun eğin!" demek istediğimi söyleyerek beni suçlayabilirsiniz. Böyle deseniz, ben de böyle demek istemediğimi, var olan her gücün boyun eğmek için değil, karşı çıkılmak için var olduğunu söylerdim. Kaldı ki boyun eğmenin çıkar ortaklığı ile hiç bir ilişkisi yoktur.

Çocuklar ateşle oynarken insan türünün doğasında bulunan bir dürtüyle tehlikeye meydan okurlar. Aklı başında olanlar ise önlem alarak tehlikelere meydan okurlar...

İyi-kötü yargıları da çocuksu yargılardır. Düşük algı ve bilinç düzeyi eşya ve kavramları iyi-kötü sınıflamasına tabi tutar. Film izlerken sadece kimin kötü adam, kimin iyi adam olduğuna dikkat eder ve iyi adamın kazanması için dua eder. Eskiden "anarşist" sözcüğü vardı. Bu kelime her türlü ahlaksızlık, kötülük, yanlış inanç ve eylemleri kapsardı. Kimse anarşistin ne demek olduğunu bilmez, "kötü" bir şey olduğunu bilirdi. Buna düz mantık da deniyor. "Filanca nesne ya da kavram hakkında görüşün nedir?" diye sorulduğu zaman "İyi bir şeydir" ya da "kötü bir şeydir" yargısına varmak gibi.

Düz mantığın karşıtı "Fuzzy logic" Türkçesi bulanık mantık. Antiparantez: Yapay bilinç üretmek için şu an bilimcilerin bel bağladığı konu bu. Günümüz bilgisayarları ikili katı mantıkla çalışıyor. Bulanık mantık ile çalışan bilgisayarlar yapılabilirse yapay zekaya ulaşılabileceği umuluyor. Bu da kuantum ilkeler ile çalışan bilgisayarların yapılabilmesine bağlı.

Son olarak sahilde piknik yapan insanlara mermi yağdıran yaratıkları ben de bütün vicdanlı insanlar gibi lanetliyorum.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 12, 2006 3:56 PM

Tunç Kardeş
İnsanlar aradıklarını bulurlarmış.Benim yazımda yapılan zulmün doğruluğuna ait bir tek kelime bulamazsınız.O alıntı yaptığınız cümle biz de ABD kadar güçlü olsaydık başka ülkeler ve bölgelerde menfaatimiz gereği siyaseti yönlendirmeye çalışacağımız anlamında sarfedilmiştir.
Ben akıllı olmakla cumhuriyet kompleksli olmak arasında ki farkı vurgulamaya çalışıyorum.Diyorum ki ABD kürdistan devletini sevre dayanarak kurma görevini kendine biçmiştir.Biz de akıllı olalım bu oyunu bozalım.Diyorum ki tek strateji üreten kurumumuz askeriye bu nedenle yıpratılmak istenmektedir.Demiyorum ki askerler gelsin darbe yapsın.Diyorum ki ortasınıfı güçlendirelim.Demiyorum ki fakirleri ezelim.Aksine fakirleri ortasınıfa yükseltelim.
Diyorum ki aklımızı başımıza toplayalım.Siz diyorsunuz ki bu adam zulüm yapıyor biz niye o zulme ortak olalım.Ben de bir yönetici olarak diyorum ki pazarı elinde tutan firmanın karşısına rakip olarak çıkamazsınız,ancak taşaronluk yaparsınız.İsteseniz de istemeseniz de.Diyorum ki zulme kapıyı 200 yıldır açıyoruz.Artık tren kalktı.Aklımızı başımıza toplayıp,tembelliği ve duygusallığı bırakıp demogoji yerine üretim yapalım.Fikirde ,stratejide,malda ve varlık da üretelim.Oturup mahalle kahvelerinde tavla oynamaktansa mahallenin çocuklarının eğitimine destek olacak arayışlara geçelim.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: June 12, 2006 5:06 PM

Bir arkadaşımız(Beagle) diyeyim artık;Mustafa Bey'e "sen bence biraz daha oku , biraz daha büyü ," demiş..
Çok ağır ithamlarda bulunmuş, yakışıksız bir tavırla yaklaşmış, amacının da ne olduğunu merak ediliyor ayrıca..
Ama ülkelerin sadece kendi çıkarları için hareket ettikleri su götürmez bir gerçektir, katılıyorum.. Bugün Amerika Türkiye'de demokrasiyi niye istesin! , çok sevdiğinden değil herhalde..
teşekkürler..

Yazan: sessiz Tarih: June 12, 2006 5:38 PM

Mustafa Akyol Bey,
Beagle'in size karsi kullandigi dile karsi birseyler soylemek istiyorum(haksizlik karsisinda susan dilsiz seytan olmayalim diye) ama ayni zamanda onu kaale alarak sanki ayni seviyedeymisiz gibi bir hava da vermek istemiyorum. "Ignore" etmek en iyisi, belki baska bir karakterle yeniden gelebilir.

Salih Bey,
iki paragraflik yazinizda "Ben akıllı olmakla", "Biz de akıllı olalım ", "aklımızı başımıza toplayalım", "Aklımızı başımıza toplayıp" demissiniz. Demogoji yaptigini iddia ettiginiz Bekir Bey'in cok kelime kullanmasina inat ayni kelimeleri degisik siralarla kullanmaya mi karar verdiniz. Sizin fikirden anladiginiz bu mu? Akilli insan "akilli insan" lafini her cumlesinde tekrarlayan insan midir?

Yoneticiyim demissiniz. Pazari elinde tutan firmanin karsisina rakip olarak degil taseron olarak cikmayi onermissiniz. Yonetici oldugunuz firmada uretebildiginiz "en akilli" fikir bu mu? Ulke icin tren iki yuz yil once kacti dediginiz gibi yenilgiyi hep bastan kabul mu edersiniz? Taseronlugu tek cozum olarak goren bir firma yoneticisinin "tek strateji üreten kurumumuz askeriye(S)" demesi de gayet normal tabi.

"Oturup mahalle kahvelerinde tavla oynamaktansa mahallenin çocuklarının eğitimine destek olacak arayışlara geçelim.(S)" Bakin bu guzel bir fikir ama ya cocuklar siz gibi "Ata Ocaklari"na dusup de fikir uretme adina yaptigi tek sey akilli olmayi tekrarlamak olursa? O zaman daha kotu olmaz mi?

Yazan: fatih demir Tarih: June 12, 2006 6:51 PM

Mustafa Bey,

Ben de size karsi kullandigi usluptan dolayi Beagle isimli kisiyi kiniyorum. Ayrica size karsi saygisizca soylenen cumleleri metinden cikarmanizi rica ediyorum. Bu vesile ile, sitenin var olmasini ve bu kadar zevkle takip edilmesini saglayan yazilariniz icin de cok tesekkur ediyorum. Allah, sizden razi olsun!

Saygilarimla,

Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: June 12, 2006 7:24 PM

Sayin Efegil,

1- 2005 rakamlari ile (CIA World Fact'ten aldim)Amerikanin Endustri payi GDP(PPP) $2.472 trilyondur. Cin'in ise $4.425 trilyondur. Ve Cin %10'a yaklasan bir hizla buyumeye devam etmektedir.

2- Amerikada hizmetler sektorunun payi 2005 istatistiklerine gore %80'i bulmustur. Yani Amerika her gecen sene uretmeden tuketen bir yapiya donmektedir. Yani sadece hizmet uretmektedir. Cin'e birsey olursa bundan en fazla etkilenecek ulke de Amerikadir. Cunku Amerikada tuketilen hemen hersey Cin Malidir. O kadar ki "Support Our Troops" bannerlari bile Cin yapimidir.

3- "K.Kore'nin var veya yok oluşu pek bir şeyi değiştirmez. İran'ın durumu böyle değil.(D.E.)" demissiniz. Onceki yazinizda K.Kore'nin bir dugmelik isi oldugunu soylemistiniz. Simdi Cin koruyor birsey olmaz mi diyorsunuz? Cin'in korumasi altindaki Kore'ye Amerika zaten birsey yapamaz. Ayrica Cin'e petrol ve diger enerji urunlerini saglayan Iran'in enerji baglarini kesecek bir Amerika basina bela arayan bir Amerikadir ki "cikarlar teori"nize gore bu da olanaksizdir.

Ilk yazinizda "Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır." dedikten sonra halen nasil Israil askerlerinin yaptiklarini elestirebilirsiniz ki? Sizin icin o askerlerin yaptigini elestirmek safdillik degil mi? yoksa baska seyler dusunup baska seyler mi yaziyorsunuz? Anlatmak istediginiz baska bir sey mi?

Yazan: fatih demir Tarih: June 12, 2006 9:33 PM

Yorumları okudum.Tabii ki Bekir Bey'e ve Fatih Bey'e katılıyorum.

Albert Bayet, Bilim Ahlakı'nda "Voltaire haklı.En büyük acı, artık acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır, köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısı. Oysa sevinçlerin en temizi, durmadan kazanılan, yeniden ve yeniden kazanılan özgürlüğün sevincidir" demişti.

Bakıyorum da artık zincirlerde acıtmıyor.200 yıllık eklemlenme maceramızın duvara tosladığını hepimiz biliyoruz da çekiciyi beklememiz yerine kendi kendimizi kurtarmaya çalışmamız gerektiğini birtürlü anlayamıyoruz anlaşılan.
Çekici gelirse bizi hurdalığa götürür, kendimiz kurtulursak tamir olma şansımız vardır.Kimse bizim kara kaşımız kara gözümüz için gelip kurtarmaz..Pragmatizme bir yere kadar eyvallah ama görüyorumki sizdeki pragmatizm değil ruhî bir haslete dönüşmüş aşağılık kompleksi sanki..

Bugün(13 Haziran) üstad Cemil Meriç'in ölüm yıldönümü.Kendisini rahmet ve şükranla anarken, gayri ihtiyari şu sözlerini hatırlıyorum :

"Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın daha doğrusu bir ülkenin; idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim."

Ve tabii ki "Evladım, siz kaybedilmiş bir nesilsiniz." sözünü.. 20 yılda hiç mi birşey değişmedi?

M.S 410'da Roma'nın barbarlar tarafından düşürüldüğünü öğrenen St.Jerome,bir dostuna yazdığı mektubunda,sonradan meşhur olacak olan şu sözü söylüyordu: "Quid salvum est Roma perit?(Roma yıkılırsa güvenli bir şey kalır mı?)" Jerome'nin torunları yılmadılar medeniyetlerini yüzyıllar sonra tekrar kurdular. Tarihin en büyük ve en adil medeniyetlerinden biri olan İslam -ve tabii Osmanlı- medeniyetinin torunları daha 100 yıl geçmeden ne hallere düşmüşler.Yazık..

Zincirlerinizi şakırdatın, belki yaşadığınızın farkına varırsınız.

Yazan: S. Öztürk Tarih: June 13, 2006 12:40 AM

Sn. Efegil,

Once anladigim kadari ile fikirlerinizin bir ozetini cikarayim. Dostluk, kardeslik, hak, hukuk gibi degerlere yer yoktur (bir onceki yorumunuz), hatta iyi-kotu kasvramalirana da yer yoktur. Bunlari one surenler kasitli hamaset degilse safdillik yapiyorlar. Bunlar aradan cikinca geriye sadece cikar kaliyor. Turkiye'de ABD'nin ve onun bolgedeki jandarmasi olan Israil'in yaninda yer almasi cikarlari geregidir.
Dunyanin hakimi ABD'dir. Ve bu dunya icin iyidir. Hatta ABD'nin "canta iinde oraya sokulabilecek bir atom bombasi" gibi muhtemel tehlikeleri dahi hesaba katarak hareket etmesi dogaldir ve onun hakkidir. Kisacasi ne yapalim, dunya boyle, bizde bu "gercekligi" baz alarak karli olani yapip, iyi kotu muhakemesi gibi safdillik yapmadan imparatorun "suyuna gidelim".

Buna vucudumun butun hucreleri ile isyan ediyorum. Ve teklif ettiginiz gorusu benimseyen insanlara kalmis bir dunyada yasamak dahi istemem.

Biz safdillerin dunyada hala guzellikler vardir, menfaat otesi degerler olmemisir; ahlaki dogrular ve herseyi bilen ve goren Allah vardir. Sarkinin dedigi gibi "bana hayalci diyebilirsiniz ama yalniz ben degilim" elhamdulillah. Fuzzy logic bilgisayarlarda calisir. Bizler makina degiliz. Hayat sadece bir satranc oyunu olarak modelleyip butun sorunlara cozum uretemezssiniz. Bu benim kanimi donduracak derecede ruhsuz, kati, insani robotlastirmak sureti ile butun manadan arindiran bir yaklasimdir. Ve insanlik diye birsey kaldi ise herkes buna siddetle karsi koymalidir. Biz buzdolabimiyizki fuzzy logic yazilimi ile, dugmemize basildiginda verilen komutlari yerin getirelim? Yada Kasparov'a karsi satranc oynayan "deep blue" bilgisayarimiyiz?

Sizin bu "ahlaki degerler yoktur menfaat vardir. Dunyayi ancak boyle gorenler kazanir" teoriniz fazla orijinal degil. Insanlgin baslangicindan beri vardi. FakAt gene insanligin baslangicindan beri ahlakta vardi, ve kendinden yuksek, kendinin otesinde bir mana gorme kaabiliyeti. Onun icin hala variz. Siz hic TV'de Natianoal Gegraphic veya Discovery kanalinda yavrusunu sirtlan hatta arslana kaptirmamak icin savas veren geyik veya widebeest gormedinizmi? Cogunlukla onlarda yem oldu gucluye. Fakat onun sayesinde dunya yasanilir bir yer oldu. Alin bunu programlayin, digitize edin, oyun teorisine gore analiz edin. Karincaya sormuslar, nereye gidiyorsun diye. Kabe'ye demis karinca. Varamazssinki demisler. Varmazsamda yonunda olurum demis karinca. Ne bilecek aptal karinca degilmi? Hemen bir ihtrmal hesabi yapip bunun imkanisizligina karar verip vaz gecmeliydi degilmi?

Ama Allah'a sukurler olsunki pek cok karincala Kabe'yu ulasti. Onlar bayrak kosusu yaptilar. Biri tasidi mesaleyi, omru bittiginde bir sonraki kapti, ve bir sonraki...

Ben yillardir Fortran programciligi yaptim reservuar simulasyonu uretmek icin. Ve "decision analysis", "operations research" te okudum ogrenciligimde. Ve fakat siz Bedir savasindan Viet-Nam savasina kadar hicbir kurtulus savasi tarihini, menkibelerini okumamissiziniz anlasilan. Eminim size gore Israil'in olum yagdiran tanklaina tas atan cocuk aptalin teki. Canakkale'de kendisinin uc misli agirligindaki mermiyi topun agizina yerlestiren Koca Yusuf zamaninda fuzzy logic icad edilmemisti. Gandhi de Martin Luther King'de yetisemedi..Simdi dunya duzdur ve digitize edilmistir degilmi? (Mustafa Bey'in "dunya duzdur" baslikli yazisi altindaki yorumumda da buna degindim).

Simdi birde bu "pragmatist yalklasiminiz" i biraz mercek altina alalim. Siz bu gunku durumu statik kabul ediyor adeta mevcut gucler dengesi(zligi)ni "tarihin sonu" ilan ediyorsunuz ve ayakta kalmak istiyorsak teslimiyetten baska yolumuz olmadigini soyluyorsunuz. Bu fuzzy degil faulty logictir. Mecut "imparator" un basarisi insanlari buna inandirip sindirmek uzerine kuruludur. Careniz yok; teslim olun.

Siz farkinda degilsiniz ama imparator "diger super guc" un fakinda. Viet-Nam'da 3 milyon Viet-Nam'liyi katletti; cogu sivil. Kendisi sadece 57,000 kayip verdi ama savasi kaybetti. Niye? Iste bu "diger super guc" e kaybetti. O diger super guc: Kendi halki basta olmak uzere insanligin vijdani idi, ve HAKLI OLMANIN VERDIGI MANEVI USTUNLUK! Buna IMAN GUCU de denir. Evet bunu hesaba katan simulatorler henuz gelistirilmedi. SAIS'te bu ogretilmez.

Israil 60 yildir Filstinli, Lubnanli, Misir'li, Suriyeli muslumanlari katletti ve/veya ediyor. Ama hala "istikar ve guvenlik" saglamak soyle dursun hergun daha guvensiz hissediyor kendini (bu gercegi en guzel ifade ettigini dusundugum Israil Shamir'in sitesini oneririm www.israelshamir.net). Alma mazlumun ahini cikar aheste, aheste!

Olaya sizin teklif ettiginiz "iyi, kotu, ahlak, dostluk kardeslik, hak, hukuk" tan arindirilmis bir pragmatist bakisla baksak dahi, yaptiginiz ABD-Israil ekesininde yer alma teziniz mesnetten yoksundur. Turkiye'ninde oynayacak kozlari mevcuttur. Butun yumurtalari ayni sepete koymama strateji olarakta yorumlanabilecek "stratejik derinlik" konsepti Prof. Ahmet Davutoglu tarafindan ortaya surulmustur. Bu strateji ABD' ve Bati ile iliskileri zayiflatmayi onermiyor ama bogedeki ve dunyadaki diger oyuncularla iliskiler gelistirip ittifaklar yaparak tek odakli potikanin yarattigi asiri bagimliliga alternatifler oneriyor. Hindistan benzeri bir strateji sayesinde kendisini hem ABD'ye hem Cin ve diger ulkelere daha pahaliya satabimektedir. Cin de oyle. D8, IKO gibi girsimlerin guclendirilmesi bu poltikaya hizmet eder ve en azindan super guc gozunde fiyatimizi yukseltir. Alin size cikarcilik. Diger aklternatif ne kadar sofisike suslu terimlerle ifade edersek edelim kayitsiz sartsiz ABD ser ekseine teslimiyetten baska birsey degildir. Superguc, baska kart oynayamayacak durumda oldugunuzu bildiginde size S. Arabistan veya Kuveyt muamelesi yapacaktir; yada bir muz cumhuriyeti.

K. Kore, Cin ve digeer ulkerle ilgili "Washington'a gore dunya" analizlerinizi uzun uzun degerlendrrmeye gerek yok. Benzeri gorusleri neoconlarin "American Century Project" inde yada herhangibi Washington think-tank'inin sitesinde bulmak mumkun.

Ben sizin Turkiye'nin cikari icin onerdiginiz pragmatik, guya nesnel yaklasimda tutarli oldugunuzuda sanmiyorum. Turkiye icin muhtemel tehditler icin kullandiginiz mantigi ABD icin kullanmiyorsunuz. Ornegin:

"...Buna üstelik bir de İslamcı radikalleri desteklemesini eklersek, ABD nin baş hedefinin İran olmasında bir gariplik yok.

Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz...." (DE) diyorsunuz.

Bu satirlaerla bizim icin onerdiginiz gercekcilik yerini "guvensizli paranoyasi" na birakiyor. Bu konuya Fatih Bey deginmis. Birinin canta icinde ABD'ye nukleer bomba sokup patlatmasi ihtimali ve bunun yarattigi potansiyel tehlikeyi ABD'nin elinde var olan ve daha once kullandigi dunyada hayati 10 defa son bulduracak nukleer tahrip kapaitesi ile karsilastirin ve kimin guvenligini kim tehdit ediyor karar verin. Basit aritmetik; derin analize gerek yok.

ABD'nin veya Israil'in guvelik komseptlerini analiz eden Israil_AND Inc. giozlukleri kullanan politika stratejistleri gibi sizwede basit bir soru sorayim: Butun ulkere icin "guvenlik"ten bahsederken ayni kriterleri kullanmalimiyiz kullanmamalimiyiz. ABD'nin Irak'taki tehdit algilamasinda kullandigi kriterin aynsini Irak ABD icin kullansa idi ne olrdu? Yada Iran'in muhtemel nukleer bomba uretme kapasditesine ulasmasinin Israil icin olstrudugu "guvelik riski" icin kullanilan kriterin aynisi Iran tarafindan 500 civarinda nukleer bombasi bulunan Israil icin kullanildiginda Iranm'a ne yapma HAKKI DOGAR? NESNEL kriterler lutfen!

Bu konuda Mustafa Bey'lede farkli dusmustuk. O da bir cesir pragmatik poltika oneriyor, ve "might makes it right" i kutsamiyor fakat "istenmeyen gerceklik" olarak goruyor, akilli poltikalar onerirken "kardeslik, dostluk, hak hukuk" u "safdillik veya kasitli hamaset" mertebesine indirmiyordu.

Sizin resmen ABD'deki sahinlerin poltikalarini "bizim cikarlarimiz" olarak sundugunuzu dusunuyorum; ve bunu yaparken onlarin dahi otesine gidip ruhsuz bir cikarcilik onerdiginizi.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 13, 2006 3:26 AM

Birde poltikasiz yazi (Elif Safak) beyinleri dinlendirir diye dusumdum. Kalpler icin ayni garantiyi veremem.

http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060613&hn=293320

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 13, 2006 4:13 AM

" . . . Sen atıp-tutanlara değil, koltukta oturanlara bak . . . "

On the one hand: ABD (hukumeti ve disisleri) her 4 veya 8 yilda bir degisik demokrasi gozluklerini takabilir. Turkiye'nin demokrasiligi de boylece yeniden gozden gecirilmis (tartisilmis) olabilir. Muhim olan disisleri bakanligindaki ust duzey yetkili degil Amerikan halkinin gorusudur. Turkiye bunu kazanmayi bir (public relations metodunu) anlayabilse keske.

On the other hand: Turkiye'de demokrasinin tam anlamiyla islememis olduguda ileride eksiklik olarak gosterilebilirde. Bu ozenilen 'demokrasi'nin Amerika'da bile tamamen kullanilmamasina ragmen . . .

Yazan: metin Tarih: June 13, 2006 5:07 AM

Fatih Bey
Akıl kelimesine bu kadar çok vurgu yapmamın ne kadar yerinde olduğunu ispatladığınız için teşekkür ederim.
200 yıldır süregelen çöküntülerin sebeplerinden biri de insanların dedikodu üretmesidir.

Yazan: salih Tarih: June 13, 2006 8:14 AM

Laiklikle ilgili yapılan fert ve devletin tercihlerinde ki karmaşa yanlışlığı,devlet siyasetinde de yapılıyor.
Devlet bir kurumdur.Kurumun maneviyatı olmaz.Maneviyat kurumu oluşturan kişilerindir.eğer ki o maneviyat güçlü ve yaygın olursa devlet de bundan payını alır ve politikalarına yansıtır.
Şeyh Edebali Osman Gazi Bey e dememiştir ki kuracağın beylik şöyle olsun,böyle olsun diye.Şahsına ,yani beye,yani devletin reisinin niteliklerine yönelik tavsiyeler de bulunmuştur.
Ortada bir gerçek var.Bugün globalleşen bir sermaye var.O sermaye ABD ye görev veriyor.O sermaye işine geldiği gibi davranıyor.İsterse radikal islamcıları kullandırıyor,isterse ülkücüleri isterse devleti,isterse partileri.Şimdi biz kalkıp olmayan ahlakımızla,maneviyatımızla bunları mı yeneceğiz.Önce kendi içimizde ki problemleri halledememiş,korkuyla yaşayan 5 milyon ermeniyi kendine düşman gören bir zihniyetle garbın bütün güçlerine mi savaşacağız.
O maneviyat savaşı verdiğini zamanında gözlemlediğimiz insanlar iktidara taraftar olunca birden sermayedar kesilip ,repolar yapmıyorlar mı?
Biz zulme karşı gelmeyi hangi maneviyatımızla başarabiliriz.250bin kişi toplanıp da birarada alkışladığımız,arkasında durduğumuz insanı 1 hafta sonra hapise attıklarında,aşağıladıklarında,1 yıl sonra da astıklarında bu zulmün karşısında kim durdu?
Biz mi?
Şu milletin ahlakını,maneviyatını gelin tartışalım.Okullarda satılan uyuşturucu,tv lerden adrese teslim fuhuşa batan kızlarımızı,eğitim denince yalnızca gelecekte ki para kazancını anlayan zihniyetimizi,bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışıp dünyanın dört tarafında okullar açan insanımıza ajan diyecek kadar aşağılık hale gelen evhamcılığımızı,birtakım ayak oyunlarıyla iktidara gelip 10 yılda 150milyardolarımızı çalanları,apoyu asmayanlara sessiz kalan zümreleri.

Yazan: salih Tarih: June 13, 2006 10:03 AM

Özellikle Sayin Mustafa ve Bekir Beylere bir soru :
Amerikan demokrasisini iyi tanidiginizi tahmin ediyorum. Türkiye ile ABD'yi karsilastirsaniz acaba hangisi daha demokratik? Amerika’nin bize demokrasi dersi verecek durumu var mi?

Referanslariyla asagidaki bilgilileri dikkatinize sunuyorum :
Saygilarimla

Bilgi 1/3:
Newyork Times, Los Angeles Times gibi gazetelerden ve Human Rights Watch'tan ögrendigim kadariyla zencilerin oy kullanmamasi için yerel idareler degisik metodlar uyguluyormus :
1. Seçmen listesine yazilmaya gelen zenciler hakaret ve tehditle yildiriliyor,
2. Bir defa bile hapse girmis olanlarin oy haklari ellerinden aliniyor (Hapisteki zenciler beyazlarin 4 misli)
3. zencilerin çogunlukta oldugu seçim bölgeleri “sakincali/solcu” temsilciler seçmesin diye “beyaz” seçim bölgeleri ile birlestiriliyor.

Genellikle Bush’a oy veren Meksika asillilara karsi böyle bir önlem yokmus.

Bilgi 2/3:
Bunun yaninda BBC’de 2004’de izledigim bir belgesel ABD’deki özel sektör hapishanelerinde zencilerin asgari ücretin çok altinda çalistirldigini (textil ve Call Center) ve cezalari uzasin diye gardiyanlar tarafindan kiskirtilarak tekrar tekrar mahkemelik olduklarini anlatti. Tabi anne ve babasi hapishanede olan zenci bir çocugun da gidecegi yer genellikle hapis.

Bilgi 3/4:
Fransiz CANAL+’teki bir röportaj (Lundi d’investigation-9 mayis 2005) ise “sorunlu” ailelerin çocuklarina devlet tarafindan el kondugunu ve Pfizer, GSK gibi büyük ilaç firmalarinin bu çocuklar üzerinde yeni ilaçlari denediklerini anlatti. Bir çok ölüm ve sakat kalmanin ardindan testler durdurulmus, herseye ragmen evlatlarini geri almaya çalisan anne babalar tutuklanmis. Zaten fakir olduklarindan avukat tutacak paralari yok.

Yazan: Tunç Tarih: June 13, 2006 12:24 PM

Sayın Demir,

K.Kore hakkında bu kadar uzayacak bir konu olduğunu sanmıyorum. Özetle söylemek istediğim, ABD için Çin tehdidi ile K.Kore tehdidi ayrımsanması gereken bir şey değil, K.Kore'ye karşı bir şey yapmak, Çin'e karşı yapmakla aynı şey. ABD Çin ile iyi geçinecekse, K.Kore ile de geçinir. Faraza (faraza'nın altını yine çiziyorum) K.Kore rahat durmaz da ABD oraya bir hidrojen bombası yollarsa, bunu Çin ile savaşmaya karar verdiği an yapar. Ya da tersine K.Kore'nin ABD yi bunu yapmaya kışkırtacak bir tavrı, Çin'in ABD ile savaşmak istemesi demektir. Olaylar bu uç noktaya gelmeden ABD K.Kore'ye karşı harekete geçmez. Söylemek istediğim buydu.

Ve verdiğiniz rakamlar da doğruluyor ki, dünya ABD'nin Kore'de ve Vietnam'da Çin desteğine karşı savaştığı dünya değil. Çin giderek artırdığı gücünü o günlere göre daha da artırdı ve gelecekte daha da artıracak.

Ancak rakamların ötesinde, ileri teknoloji kullanma açısından ABD nin üstünlüğü tartışılmaz. Fakat bunun ABD nin elinden kaçmak üzere olduğu kesinlikle öne sürülebilirdir, bunun en azından olası oluşuna itiraz edemem. Bunun ne derece olası olduğuna düşünce kuruluşlarının değme stratejistleri bile epey düşünmeden yanıt veremez sanıyorum. En azından onlar bile görüş ayrılığına düşerler diye düşünüyorum.

Sorun zaten dünyayı globalleştirme fırsatı elden kaçmadan (ki her geçen gün kaçıyor ve Çin ABD nin önüne her geçen gün daha güçlü dikiliyor.) ABD nin bir şeyler yapması gerektiği şeklinde bir konjonktürün giderek daha kuvvetle kendini hissettirmesi. ABD yi yönetenlerin işi gerçekten zor. Çin'in enerji kaynaklarını kesme girişimi ABD nin son dünyayı denetiminde tutma girişimi olabilir ve başarısızlık durumunda ipler elinden kaçabilir. Fakat Afganistan, Irak ve son adımda dur, vazgeç! Bu da onlara mantıksız gelebilir ve başlanan işi bitirmek gerektiğini düşünebilirler.

Söylediklerimle İsrail'i kınamak arasında bir çelişkiyi ben göremedim.

Sayın Yıldırım'ın bütün bunları ABD adına seslendirdiğim iddialarını ise kabul etmediğimi yazdığım için yeniden tekrar etmeyeceğim.
Yok yani, ABD ile çıkarlarımızın şimdiye kadar kesişmesi yarın değişebilir, bu konuda bir saplantım yok. Fakat bu kadar radikal politika değişikliklerini biraz daha serinkanlı değerlendirmekte fayda var.

Sözüm buradaki kimseye değil, fakat bu devlet yıkılsın da nasıl yıkılırsa yıkılsın, bir şeyler kotarır, yenisini nasılsa kurarız diye düşünenler var. Artık nasıl yıkılır, ÇİN-ABD savaşının arasında mı kalır, İran'ın nükleer silahlarına hedef mi olur, zararı yok canım, dost ve kardeş ülkeden gelen nükleere can kurban!

Valla biz Kurtuluş Savaşı'mızda Amerikan değil Rus silahları kullandık. Fakat başımızda yeterince bile değil, hatta yeterinden fazla zeki bir liderimiz vardı. Tarih böyle dâhileri pek sık kaydetmediği için bu kez çıkması olası bir global gerilimde ne yapabiliriz kestirmek zor.

Önemli değil, dünyada en fazla ölünür. Bu topraklar için toprağa düşenimiz sayısız. Toprak verileni hep yutmuştur, yine yutar. Hiç korkmadan toprağa düşecek daha çok yiğitlerimiz olduğuna ben inanıyorum. (Hani ne oldu, hamaset diyordun demeyiniz. Bu hamaset değil. Hamaset, ortalıkta tehlike yokken mangalda kül bırakmamak, sıra vatanı korumaya geldi mi kuyruğu kıstırıp ortalıktan toz olmaktır.)

Yakın zamana kadar komşularımız içinde tehdit sıralamasında en son sırada İran vardı. Bunun pek değiştiği de söylenemez. Sadece diğer tehditler azaldı. Çatışma olasılığı önceden olduğu gibi halen Yunanistan ile yüksek kabul ediliyor. Hâlen dostluğumuzun en iyi olduğu ülke de yine İran'dır.

Tüm global konjonktür değişebiliyorsa, bunun da değişmemesi için bir neden yok tabii ki. Değişsin, değişmeli de demiyorum. Ben burada hiç bir temenni dile getirmedim dikkat ederseniz, hep durum tesbiti yapmaya çalıştım.

Benden söylemesi. İlla dediğim doğru diye tartışacak da değilim...

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 13, 2006 1:01 PM

Sn.Tunc,

Ben Amerikan demokrasisini metheden birsey yazmadim. Genel olarak ABD'nin politikalari ve kuturu ile ilgili bakisimin hicte olumlu olmadigi yorumlarimdan ayan beyan ortada. Gerci siz beni diger bir yorumcunu yaptigi gibi Amerikanci olmakla suclamamissiniz ama,

"Türkiye ile ABD'yi karsilastirsaniz acaba hangisi daha demokratik? Amerika’nin bize demokrasi dersi verecek durumu var mi?" (Tunc) sorularinizin cevaplari "ABD" ve "Evet var" olmak zorunda maalesef. Hatta daha ileri giderek bugun demokrasi ile idare edilen ulkelerin hemen hepsi icin ayni cevabi vrebilirim. Simdi ne ABD'yi ne diger ulkeleri teker teker Turkiye ile karsilastirma isine girmeyi gereksz buluyorum. Sadece su kadarini not edeyim: ABD'nin demokratiklesmesi hicbir zaman "ahlaki dogruluk" saiki ile olmamistir hep "politik doguluk" saiki ile olmustur. Ve haklisiniz bu gun dahi ABD'de diger Bati ulkelerinde oldug gib "herkes esittir fakat bazilari cok daha esittir". AB veya genelde Bati demokrasilerindeki Turkiye ile kiyaslamak dahi abes kacar. Cunki onlarda rejim en azindan halki kandirma geresinimi duyar ve bunu yapmadigi zaman halka tabii olur. Bizde ise boyle bir zahmete dahi girilmez. Cok netameli ve genis bir mevzuuda bu kadar.

Verdiginiz ornekleri bende cogaltabilirim, kendi yasadiklarim gozlemlediklerimle bir "antisemit" damgasi magduru olarak. Ama bunlar genel degerlendirmeyi degistirmez.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 13, 2006 4:00 PM

Mustafa Akyol Bey,

Bilmiyorum dikkatinizden mi kacti ama Salih Bey'in Turk Kadinlarini hakaretvari elestiren bu yazisini nasil yayinlarsiniz?

Ben mi yanlis okuyorum? Kocalarini askerde kaybeden kadinlarin bu ulkeyi dedikodu yaparak bu hale getirdigini soylemek, ayni kadinlarin cocuklarini Canakkale'ye baslarina kina yakip gonderen kadinlarimiza hakaret degil mi?

Sibel, Sevgi, Asli, Hande ve diger hanimlar soyleyecek hicbirseyiniz yok mu?

"200 yıldır süregelen çöküntülerin sebeplerinden biri de insanların dedikodu üretmesidir.Erkeklerimiz savaşlarda yoğrulurken,ortalık kadınlarımıza kalmıştı.İşte sonuç.(S)"

Anadolu ismini Nene Hatunlardan, cepheye sirtinda bomba tasiyan kadinlardan, bombaya birsey olmasin diye cocugunun uzerindeki ortuyu bile bombaya saran kadinlardan almadi mi adini?

Yazan: fatih demir Tarih: June 13, 2006 6:39 PM

Estagfurullah Bekir Bey, sizi ne amerikan hayrani ne de baska bir sifatla elestirebilirim. Böyle düsünen arkadaslar da CSID kapsaminda yaptiginiz çalismalar üzerine biraz vakit ayirabilirler. (www.islam-democracy.org/documents/pdf/csid_2001_proceedings.pdf) Zaten foruma yazdiginiz yanitlardan da belli bir fikir edinmek mümkün.

Türkiye’ye ABD ve Avrupa’dan özellikle de Fransa’dan demokrasi ve insan haklari dersi verilmesinden gina geldi. Biraz hassaslastim bu konuda. Elbette onlardan ögreneceklerimiz var ama bu isi biraz küstahliga kaçiriyorlar.

Gene de su sözlerinizi açiklayip bizi aydinlatirsaniz sevinirim :
« AB veya genelde Bati demokrasilerindeki Turkiye ile kiyaslamak dahi abes kacar. Cunki onlarda rejim en azindan halki kandirma geresinimi duyar ve bunu yapmadigi zaman halka tabii olur. Bizde ise boyle bir zahmete dahi girilmez. »

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 13, 2006 11:06 PM

Tunc Bey,

Bekir beye yonelttiginiz soruya musadenizle ben de cevap vermek istiyorum. Mesela Zencilerin baska bolgeler ile birlestirilmesi ile oy haklarinin savsaklandigini gosteren delile karsin baraji %10'un altina cekmeyerek(her ne kadar dusuncelerini begenmesem de) bir partinin meclise girmesi ozellikle onleniyor. Bakin cumhurbaskanligi icin bu kadar tantana koparanlar olay halkin mecliste temsili olunca boyle birseyi agizlarinin ucu ile soyluyorlar. Birinin gizliden yaptigini oburu aciktan yapiyor ve bu kadar elestirilmiyor.

Zenciler ve hapishanelerin durumuna gelince bence bunlarin hepsi tercihler sonucu ortaya cikiyor. ilk olarak hapishaneye neden dustukleri sorgulanmali? Turkiye'deki hapishanelerin durumunun Amerikadan daha iyi durumda oldugunu soyleyebilir misiniz? veya daha oncesinden haksiz yere hapishaneye girme ihtimaliniz Amerikadan yuksek midir dusuk mudur ona da bakmalisiniz.

Sakat cocuklar uzerinde test olayi bana biraz garip geldi. Olamaz demiyorum ama bu olaya tanik olabilecek onca insani nasil sustururlar buna nasil bir cozum bulurlar biraz utopik. Hem paraniz yoksa bile devlet size avukat veriyor. Kotu bir avukat da olsa veriyor. Bu konuda da ornek olarak kimsesizler yurdunda kayip olan cocuklarin basina ne geldigi ile ilgili son gunlerdeki haberleri, Malatya cocuk evindeki olaylari inceleyebilirsiniz.

Burda Amerikalilar daha iyidir gibi birsey soylemek istemiyorum. Kotuluk her yerde kotuluk. Bakin son Amerikan-Turk ortak yapimi mide bulandirici cocuk porno olayi buna bir kanit. Ama Amerikada belki de yasalarin oturmuslugundan kaynaklanan birseyle en azindan hukuktan kacma oranlari az. Turkiye'de uzun sacli oldugu icin sokakta yururken 4 ulkucu cocuk tarafindan olduresiye dovulen (kafasina sopalarla vurmuslar, 2 ay hastanede kaldi, konusma ve bir suru beyinsel fonksiyonu ya bozuldu ya da yer yer sekteye ugradi) dovulen dini butun arkadasim icin polis-savcilik-ulkucu isbirligi ile dava bile acilmadi. Cocuklarin kimligini arkadaslarla arastirarak biz bulduk ve bunu ogrenen -ne olduklarini soylemeye kelime bulamiyorum, aslinda var ama forumda yayinlanmaz- o insanliktan nasibini almamis yaratiklar diyeyim once ozur dileyim sonra da uzeri kapali eger dava acarsak arkadasimin aile guvenligine bir zarar vereceklerini ima ettiler. (bu arada butun ulkuculer oyledir demiyorum o arkadasimin ev arkadasi bile ulkucu idi, hatta saci icin devamli takilirdi) Sadece benim ailemin yada cok yakin arkadaslarimin basindan gecen boyle onlarca olay anlatabilirim. Inanirmisiniz polis yada her kim yetkili ise onlar tarafindan haksizliga ugramanin mi yoksa olayi yinede cozume kavusturmak icin daha guclu birine yalvarmak yada odemek zorunda kalmanin mi daha aci oldugunu bilmiyorum.

Bir ulkedeki belki de en onemli seylerden biri asayistir. Amerikada zencileri renkleri ile asagilamak direk suc iken (rasizm) Turkiye'de dogu kimlikli kac tane arkadasim yuzunden polis tarafindan azarlanip asagilanip yada tutuklandigimi soylesem inanmazsiniz.

Mulkiye ogrencisi iken Mulkiye bahcesinde aksam dolastigim icin (o zamanlar demir parmakliklar yoktu) polis tarafindan gozaltina alindim ve sabah kadar da cikmama izin vermediler. Neden??? Yanimdaki sinif arkadasim sol goruslu bir alevi idi ve uzun sac, top sakal ve haki montu (benim solcularin uzerinde cok gordugum haki mont- ironi ayni montlari Amerikada redneckler giyiyor)oldugundan polis tarafindan direk supheli listesinde. Dunyanin neresinde Kurd'e,Solcuya,Sagciya,Ulkucuye,Dindara,suna buna sadec ve sadece benzediginiz icin gozaltina alinirsiniz??? Hani ayrimciligin boyle mantiksizca yapilani gorulmus mudur??? Dunyanin neresinde polisler "cikar ulan kimligini" diye vatandasina kimlik sorar? Neresinde baska bir yetkili amirini tanidiginiz icin koca karakol komiseri hatadan dolayi kendisinden 20 yas kucuk birine "ozur dilerim abi couklar bir hata yapmis kusura bakma, ben gerekli cezayi vericem" diyerek yarim saat sonra ozur diler?

Sokaginda rahat yuruyemedigin, trafiginde chase edilme korkusu yasadigin bir ulkede huzur icinde nasil yasanir? Bi de bunlarin hepsine hukuksal manada hatalar eklenirse (basortusu, meslek liseleri, terorle mucadele kanunu, sozde yururlukte olmayan olaganustu hal....) o ulke bu tur problemlerin filmi dahi yapilacak sekilde buyutuldugu bir diger ulke ile nasil karsilastirilir?

Amerika sutten cikmis ak kasik demiyorum.

Arabamin arkasinda plakanin hemen yaninda Turk bayragi oldugu icin polis tarafindan kac defa durduruldugumun sayisini ben bile unuttum.(Bayraktan dolayi durduruldugumu biliyorum cunku bayragi kaldirdiktan sonra bir kere bile durdurmadilar) Ama her seferinde is konusmaya geldiginde insan gibi davrandilar. Turkiye'de bu gibi durumlarda ya rusvet verirsiniz ya da saglik cantasi, tekerin havasi veya benzeri bir gerekce ile cezayi yersiniz.

Amerikan halkini ayakta tutan en buyuk sey hukuka olan saygi ve guven. Ve hukukun koruyucularinin isini yapmasi. Turkiye tum bu kurallar degisse bile ne kadar surede oyle bir asamaya gelir bilmiyorum.

Yazan: fatih demir Tarih: June 14, 2006 10:33 AM

Tunc Bey,

CSID'deki tebligime dikat cektiginiz icin tesekkur ederim. O teblig/makale her ne kadar bir muhendisin alelacele hazirladigi bir urun olsa da yaptigim tesbitlerin dogru oldugunu dusunuyorum.

Sizin beni Amerikan'cilikla suclamadiginizi biliyorum. Baskasi idi onu yapan. Ve insan haklari konusunda sicili verdiginiz orneklerdede goruldugu gibi pekte temiz olmayan ABD'nin dunyaya insan haklari, demokrasi dersi vermesinden "gina gelmesi" durumunu da anlayabiliyorum.

Yalniz verdiginiz ornekler demokrasinin oralarda var olup olmadigini gostermek icin bir genel yargiya goturmez bizi. Demokrasinin bir yerde var oldugunu soylemek orada cifte standartlarin, insan haklari ihlallerinin, beyin yikamalarin, manipulasyonlarin ve birileinin "daha esit" olmadigini soylemek degildir. Amerika'lilar demokraslerinin ne kadar eski oldugu ile gurur duyarlar. Ama tabiiki sadece beyaz olanlari. Zenciler, yerliler ve latinler icin Jessy Jackson'un sozuyle "o guzel eski gunler benim icin o kadar da guzel degildi".

"Gene de su sözlerinizi açiklayip bizi aydinlatirsaniz sevinirim :
« AB veya genelde Bati demokrasilerindeki Turkiye ile kiyaslamak dahi abes kacar. Cunki onlarda rejim en azindan halki kandirma geresinimi duyar ve bunu yapmadigi zaman halka tabii olur. Bizde ise boyle bir zahmete dahi girilmez. » (BLY) demissiniz.

Demek istedigim sudur: Bu gun ABD demokrasisi her ne kadar "establishment" (Duzen diyebiliriz) in hakim siniflarinin-ki bu gun bunun tepesinde Yahudiler vardir- kontrolunde olsa dahi, duzen ideallerini eyleme koymak icin onu halka satmak zorundadir. Bunu basaramadiginda israr etmez baska yollar dener, ve sonuca tabi olur. Bu bakimdan sistem otoriter veya totaliter degildir. Ornegin hakim zihniyetin iktidarda kalmasi icin Hollywood'dan, medyaya, universitelerden dusunce kurulusmarina kadar butun kultur ve politika fabrikalaini seferber eder. Fakat ordusunu asla! Eger halka satmakta basarisiz olursa. Viet-Nam ornegindeki gibi, dukkani kapatir. Tahminim bu yeni dunyayi fethetme hirsind da "ic muhalefet" sonucu dukkani kapatmak zorunda kalacaktir. ABD'de degsimler hep artik duzenin malini kitlelere satamamasindan olmustur; yani reel-politik geregi. Zenciler haklarini boyle almislardir. Ama bunda dahi en onemli faktor gene reel-politik gostergelerinin sistemin temel cizgilerini belirlemesini saglayan bir demokratik zeminin varligidir. Bizde de hakimler fikirlerini halka satmaya calisirlar. Fakat bunu yaparken demokratik bir metod kullanmadiklari gibi basarili olamadiklari zamanda dayatirlar, zorbaliga bas vururlar, o da olmadi "ordu goreve" gelir. Eger birakac kelimde ozetleycek olursak bizdeki hakimler "halka ragmen" , ordakiler ise "halkla beraber" hareket ederler.

Umid ederim aciklayici olmustur.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 14, 2006 10:55 AM

“Bir yetkili" of the U.S. is speaking and also…
“Global Image of the U.S. Is Worsening, Survey Finds”
By BRIAN KNOWLTON
Published: June 14, 2006, The New York Times

Yazan: myıldız Tarih: June 14, 2006 11:21 AM

Sn Salih Bey,

Asagidaki cümleyi sizinle tartismak isterim :
“Diyorum ki tek strateji üreten kurumumuz askeriye bu nedenle yıpratılmak istenmektedir” (Salih)

Askeriye’nin strateji üretebildiginden emin misiniz? Bir yönetici oldugunuza göre söyler misiniz yönettiginiz insanlari nasil degerlendiriyorsunuz? Hangi imkânlarla hangi hedeflere ulastiklarina bakarak degil mi? Peki askeriyeyi PKK ile mücadele konusunda tarafsizca degerlendirecek olsaniz ve dünyanin diger ordulari ile karsilastirsaniz nasil olur?

HEDEF : 179.500 km² lik bir alani kontrol altina almak (Adiyaman, Agri, Bingöl, Bitlis, Diyarbakir, Elazig, Gaziantep, Hakkari, Malatya, K.Maras, Mardin, Mus, Siirt, Tunceli, Sanliurfa, Van, Batman, Sirnak)

IMKÂNLAR : 160 bin asker (Çiller zamanindaki resmi rakam), 100 milyarlik bir bütçe (10), Istihbarat, OHAL uygulamalari ile mahkemeler, vali, belediye gibi sivil yapilar hatta basin tamamen kontol altinda.

DÜSMAN : PKK, hava kuvvetleri, helikopter ve zirhli araçlari yok.

SÜRE : 20 yil.

SONUÇ : Kesin bir sonuç yok. Cebinde ayni ülkenin nüfus kagidini tasiyan onbinlerce genç birbirini öldürmeye devam ediyor ve askeriye de buna mâni olmak için para ve vakit harcamaya.

100 veya 200 bin asker ile 100 milyar dolarin çok ciddi imkânlar olduguna dikkatinizi çekmek isterim :


Meselâ Normandiya çikarmasinda 137 bin km²’lik bir bölgeyi ele geçirmek için 330 bin amerikan ve ingiliz askeri kullanildi. Karsilarinda PKK degil panzerleri ve betonarme signaklariyla 1 milyon’a yakin alman askeri vardi. (1) Çanakkale savasinda ise 300 bin ingililiz ve fransiz askerine 250 bin türk askeri karsi koymustu.(2) PKK’yi, Barzani ve Talabani’nin askerlerini toplasaniz ne kadar yapar?

Iste Salih Bey, strateji kanimca budur : Ne büyüklükte bir alani ne kadar askerle savunuyorsunuz ve hangi düsmana karsi? Bence 20 yildan beri kendi ülkesini isgal edemeyen bir askeriye üretse üretse enflasyon üretir strateji degil.

Isterseniz güney dogu problemine daha yakin olaylara bakin : 1947’de bir fransiz sömürgesi olan Madagaskar ayaklandiginda Fransa 588 bin km² büyüklügündeki bu alani 30 bin askerle kontrol altina almis ve 100 bin ayrilikçiyi katletmisti. (3) Madagaskar Fransa’dan binlerce km uzakta oldugundan güney doguda ordumuzun yasamadigi lojistik problemlerini de manzaraya eklemek lâzim. Ayrica sarp kayaliklarla, bataklik ve ormanlarla dolu bu adanin güney dogunun 3,28 kati oldugunu da söyleyeyim.

Irak’in isgali baslangicinda ABD 437 bin km² (güney dogunun 2.5 kati) olan bu ülkeyi 300 bin asker ile ele geçirdi ve 160 bin asker ile kontrol altinda tutuyor.(4) Savasin maliyeti 2006 sonunda 300 milyar dolara ulasacak (5) TSK’nin resmi rakamlarina göre PKK ile mücadelenin 20 yillik maliyeti 100 milyar dolar. (6)

Kurtulus savasimizda Ankara Hükümetinin 450 bin askeri tamami isgal altindaki bir Türkiye’yi savundu. Baslica düsman olan yunan ordusu 120 bin idi. (7) Verdigimiz kayip 30 bin yani PKK ile mücadelede verilen kadar.

Salih Bey,
Bu yaziyi okuduktan sonra hâlâ askeriyenin strateji ürettigini düsünüyor musunuz? Mehmet Akif degil miydi “Aynasi istir kisinin, lâfa bakilmaz” diyen?

Kimse ordumuzu yipratmaya çalismiyor. Bu ordu hepimizin, ALLAH her bir ferdini korusun. Ama untmayin ki elestiremedigimiz kurumlar yozlasmaya mahkûmdur. Bir yönetici olarak her gün yasiyorsunuz, eger ekibinizi zaman zaman elestirmezseniz yerinde sayar, hatta geriler.

Saygilarimla

(*) Kaynaklar
1)http://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Normandy
2)http://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Gallipoli
3)http://fr.wikipedia.org/wiki/Madagascar
4)http://en.wikipedia.org/wiki/2003_invasion_of_Iraq
5)http://nationalpriorities.org/index.php?option=com_wrapper&Itemid=182
6)http://www.cnnturk.com/HABER/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=101273
7)http://en.wikipedia.org/wiki/Greco-Turkish_War_%281919-1922%29

Yazan: Tunç Tarih: June 14, 2006 12:49 PM

Sayin Bekir Bey,

Açiklamalarinizi ilgi ile okudum. Ayirdiginiz vakit için gerçekten tesekkür ederim.

Bu vesile ile “dayatma” konusundaki farki daha iyi sezebilmek için yorumcu arkadaslara lezzetli bir makale önermek isterim :

http://www.derinsular.com/arsiv/2006/06/laiklik_4_turkiyede.php

Selam ve saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 14, 2006 2:02 PM

Sayın Mustafa Akyol
Size teessüflerimi bildiririm.
Bana küfrediliyor.Yayınlıyorsunuz.
Benim görüşlerimi kısarak veya hiç yayınlamıyorsunuz.
Fatih Demir ülkücü düşmanı.(ben ülkücü değilim).Kürtlerin üzerine yazdığım yazılara Bekir ve Fatih Beylerin yorumlarına bakınız.
Bunları coşturan yapıtğım tesbitlerin kendi gizli gündemlerini açığa çıkarmamdandır.
Buyursunlar hodri meydan.
Size tekrar teessüf ederim.Lütfen adil olunuz.
Saygılarımla

..........................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

SALIH BEY, SİZE KARŞI BİR TAVRIM YOK. BİR YORUMUNUZ UYGUN DEĞİLDİ, YAYINLAMADIM. SİZİN SÖZ ETTİKLERİNİZ İSE GÖZÜME ÇARPMADI. ŞİKAYET ETTİGİNİZ BELLİ BİR YORUM VAR İSE, BELİRTİN, ONA GÖRE GEREKİRSE SİLİNİR VEYA DÜZELTİLİR.

SAYGILAR

M.A.

Yazan: salih Tarih: June 14, 2006 2:34 PM

Sayin Fatih Demir,

Bana yanit vermenize gerçekten sevindim. Açtiginiz konulari tek tek ele aliyorum:

%10’luk baraj
Bu konuda hangi partiyi kasdettiginizi anlamadim ama hatirladigim kadariyla bu AKP’yi engellemek için CHP tarafindan konmus bir önlemdi. Fakat sözde “Atatürkçü” aydinlar halktan öylesine uzaklastilar ki sonunda %10 onlarin ayagina takilir oldu. Fransa’da da buna benzer bir baraj var ama %5.

Hapishane meselesi
“haksiz yere hapishaneye girme ihtimaliniz Amerikadan yuksek midir dusuk mudur “ (FD) diye soruyorsunuz. Kanimca ABD’deki zenciler gibi yanlislikla hapse düsme ihtimali yüksek olan insanlar var Türkiye’de. Benim de bazi arkadaslarim dogduklari köyün adindan dolayi veya gayrimüslim oldikari için polis ve asker tarafindan ayrima tabi tutuldular. Malesef verdiginiz örneklerde çok haklisiniz.

Bir de okullarda okutulmayan “varlik vergisi” konusu var ki umarim bir gün Mustafa Akyol veya Serdar Kaya (Derinsular) bu konuda bir makale yazarlar. Yahudi bir arkadasimin dedesinin Erzurum’daki bir çalisma kampinda öldügünü ve istanbul’a cenazesinin geldigini söylesem acaba bana inanir misiniz?

Sakat cocuklar uzerinde test olayi
Bu olay tamamiyla gerçek. Seyrettigim belgesel hala bilgisayarimda kayitli DivX olarak. Size bir CD yollayabilirim veya istediginiz bir servere FTP yapabilirim, kendiniz karar verirsiniz. Yapan gazeteciler saglam adamlar, Türkiye’deki organ ticareti ve Fransa’daki irkçilik üzerine “çok rahatsiz edici” programlar yaptilar. Olaya karisan laboratuarlar ise (fransiz firmalar da dahil) hiç bir yalanlamada bulunmadilar. Bu gazeteciler zaman zaman haklarinda açilan davalari da kazaniyorlar.

Ülkücüler ve diger milisler
Güya polise yardimci olmak için organize olan bu tarz çetelerin her zaman yarardan çok faydasi oluyor. ABD’de Meksika sinirinda bazi “yurtsever” vatandaslarin sinirda devriye gezdigini ve rizik pesindeki zavalli meksikalilara ates ettigini biliyorsunuzdur. Fransa’da benzeri bir durum var, FN (Front National / Ulusal Cephe) adindaki siyasi partinin gençlik kollari üniformalar giyerek güya asayisi sagliyor. Aslinda derisinin rengini begenmedikleri insanlari kiskirtarak baslarinin polisle derde girmesine sebep oluyorlar.

Polisin “kibarligi”
Fransiz polisi de Amerikan polisi gibi “normal kosullar altinda” oldukça kibar, en azindan “beyefendi” derler, “ver ulan” demezler. Yanliz bu onlarin kültürel birikiminden filan glmiyor. Sadece devletin güçlü olmasindan kaynaklaniyor.

Geçtigimiz ay Paris polis teskilati bir skandalla çalkalandi : Okuldan yeni mezun bir grup genç polis fahiseleri haraca kesiyormus ve uyusturucu ticareti yapiyorlarmis.

Sizin de dediginiz gib kötü insan her yerde. Ama devlet güçlü ve adaletli olmali. Yakin zamana kadar adalet bütçesi en düsük bütçelerden biriydi Türkiye’de. Bir peygamberin agzindan su söz oldukça çarpici “Dinsiz devlet olur, adaletsiz devlet olmaz” (Hz Muhammed)

Demokrasileri karsilastirma konusu
Bu konuda Bekir Bey de sizin gibi biraz kestirmeden gitti. “Abes kaçar” dedi.

Türkiye’de gazeteciler hapse atiliyorsa Bati’da da isten atiliyor. Halepçe katliaminda kullanilan Mirage uçaklarini Saddam’a satan DASSAULT adli firma Le Figaro adli gazeteyi geçen yil satin aldi. Böylece yazili fransiz basininin %70’i silah endüstrisinin iki devinin (EADS-LAGARDERE ve DASSAUT) eline geçmis oldu. Böyle bir ülkede “basin özgürdür” diyebilir misiniz?

Kanimca karsilastirmak iyi bir sey, bizi analiz etmeye itiyor. “OOH çok fark var!” demek yerine “ABD demokrasisinde su noktalar daha iyi ele alinmistir, bunlari Türkiye’ye uygulayalim” demek lâzim. Meselâ Derinsular sitesinde Serdar Bey laikligin tarihi üzerine ABD/Fransa/Türkiye arasinda bir karsilastirma yapti, gayet faydali buldum. Bazi bildigim ama arasinda baglanti kurmamis oldugum olgularin da farkina vardim.

Elbette bu konularda doktora yapmis biri gibi olamayiz ama bilgimizin ve demokrasi konusunda hassasiyetimizin arttigi ölçüde devletimiz ilerliyebilir. Gene Hz Muhammed’in dedigi gibi “milletler hak ettikleri biçimde yönetilirler.”

Neyse çok hadis yazdim, birde Atatürk’ten vecize yazayim da “islamci” diye fislemesinler beni : “Istikbal göklerdedir” (K. Atatürk, 1936, Usak seker fabrikasi açilis töreni)

Saygi ve selamlarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 14, 2006 3:24 PM

"Fatih Demir ülkücü düşmanı.(ben ülkücü değilim).Kürtlerin üzerine yazdığım yazılara Bekir ve Fatih Beylerin yorumlarına bakınız.
Bunları coşturan yapıtğım tesbitlerin kendi gizli gündemlerini açığa çıkarmamdandır.(Salih)" denmis.

Gizli gundemimizi aciga cikarmak icin neler denmis hepberaber okuyup dersler cikaralim, kendimize gelelim. Samimi soyluyorum bu alintilar kendi alaninda "state-ul-art"'tir.

"Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı nın devamıdır.Devam edecekmidir? Biz oturup dişi meleklerin başörtüleriyle uğraşırsak hayır. (Salih)"

"Allah tan niyaz ediyorum ki bir savaş çıksın.Yalçın küçük ün dediği gibi musul u almazsak diyarbakır gider.Bir savaş çıksın ki biz de kendimize gelelim. (Salih)"

"Şu başını örtemeye çalıştığın kadınlarının namusları bosna da olduğu gibi tehlikdedir.Aç kalacaksın.Seen petrol bulmadan petrolün olan heryeri elinden alacaklar.Uyan. (Salih)"

"Şu kemalistim diye paranoya içinde yaşayan samimiyetsiz kan emicilerle uğraşmayın.Onların nesli tükeniyor.Onlar Osmanlı ya matbaayı sokmayan günahkar şeyhulislam ve güruhudur.(Salih)"

"Bize bir zamanlar çocuk yapmayın diyen devlet görevlileri bugün Güneydoğu da her doğan çocuğa yeşil kart veriyorlar.Bütün bunlar vatana ihanetle eşit davranışlarıdr.(Salih)"

"1 mart tezkeresine hayır diyenler şimdi neyle uğraşıyorlar?Ben söyleyim.Kuzey Irak ta ki ihalelerden paylarını alıyorlar.İhaleler 4 kat fazla fiyatla gidiyor.Çünkü onlar red cevabını vermek için böyle bir söz aldılar.(Salih)"

"Biz ABD ye karşı gelemeyiz.Bizim yapmamız gereken varolma mücadelesidir.(Salih)"

bence yoruma dahi gerek yok.

Yazan: fatih demir Tarih: June 15, 2006 1:07 AM

Sayin Tunc Bey
Yukarda askeriyenin yapamadiklarini biraz uygunsuz orneklerle de olsa(gerilla savasi ve normal harp duzeni) iyi bir formatta aktarmissiniz.
Elbette kurumlarin basarisini olcmek sonuclari itibariyla baslanmasi gereken bir eylemdir.
Basarinin olcusunu bilemiyorum burda.Adeta butun dunya devleri bu savasta taraf olmuslardir.
Ancak bugun itibariyle daha once ki yorumlarimda belirtmeye calistim Turkiye uzerinde oynanan oyunlar cok tehlikeli noktaya gelmistir.Bugun demokrasi havariligi yapmak ,sevri imzalamis osmanlinin aydinlarinin haline dusmektir.
Bence ordunun yaptiklarini kurumsal hiyerarsi icerisinde elestiremeyen iktidarlar ulkede varken orduda ki ve disardaki hassasiyetleri ayaga kaldirmanin anlami yoktur.
Basbakan kasimpasali ya ciksin yarin aciklama yapsin Buyukanit la ne konustugunu/Aciklayamaz cunku boyunun olcusunu verdiler.Erdogan elbette susacaktir.Cunku o daha uzun yillar iktidarin tadini cikarmak istiyor.Oysa gecmiste ondan daha guclu bir lideri ordu asti.Menderes in pesinden kimse gitmedi.Erdogan neden yapsin.
Bunun disinda ordumuzu kucumsemeyin imkanlari olcusunde gercekten cok guzel seyler yapiyorlar.Arastirin bulursunuz.siyasi iktidarin guucu onlari yonetmeye,yonlendirmeye yetmiyorsa bu durumda suclu ordu degildir.
Orduyu yipratmayalim cunku ordu yipranirsa buyuk kurdistan kuurulur.
Saygilarimla

Yazan: salih Tarih: June 15, 2006 10:25 AM

Tunç bey,

PKK ile mücadelede orduyu strateji geliştirmemekle suçlamak haksızlık olur. PKK'nın silahlı mücadele ile yok edilmesi mümkün değildir. PKK'yı doğuda besleyen, siyasilerimizin yanlış politikaları sonucu halkın terör örgütüne kucak açmasıdır. Normandiya çıkarmasının, Çanakkale savaşının PKK olayıyla hiçbir alakası yoktur. Size Mustafa Akyol'un kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.
PS: "Ayinesi iştir kişinin..." sözü Ziya Paşa'ya aittir.

Yazan: blue Tarih: June 15, 2006 3:37 PM

Hocam bu kadar yuksekten ucmayin, PKK isi biterse silah alimindan nasil komisyon alacak bunlar? Yoksa ihale sirasindaki helikopter "kazasini" kaza mi saniyorsunuz? Apo'nun ailesinden 4 kisinin MIT mensubu olmasi da rastlanti degil mi? Las Vegas mubarek!!! Bal tutan parmagini yalar, 100 milyar dolarlik ne aldiysak birileri bunun kaymagini yiyor. Mustafa bey hadiseyi insanca degerlendirmis, ekonomik tarafini biraz iskalamis. Ordunun yapamiyacagi bir sey yok ama once istemek lazim

Yazan: simply red Tarih: June 15, 2006 6:10 PM

Arkadaslar, gerilla savasi isgal edilmis yerlerde olur (vietnam'daki gibi) , "orasi" yanilmiyorsam TC ve milli misak sinirlari içinde.

Eger PKK ile mücadeleye gerilla savasi derseniz goz bebegimiz olan sanli ordumuzu bir isgal kuvveti gibi gostermis olursunuz ki bu is DGM'de biter!

Yazan: simply red Tarih: June 15, 2006 10:53 PM

Simply red
Gerilla savasi harp teknigini anlatir.

Yazan: salih Tarih: June 17, 2006 12:44 PM

Fatih Demir
Benim yazılarımdan alıntılar yapıp zahmette bulunmuşlar.
Bir de bu alıntılardan yaptıkları çıkarımın yorumunu yapsalar.
Bir şey rica ediyorum.Fatih Demir açıklasın rahatlayayım.Kürdüm ama milliyetçisi değilim desin,Türk milletine hiçbir kinim yok desin.
saygılar

Yazan: salih Tarih: June 22, 2006 10:23 AM

Çarpıtılan Amerika, aldatılan Türkiye

Dr. Ömer Taşpınar(Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü) RADIKAL gazetesinde ilginç bir yorum yayinlamis. Mustafa ve Bekir Beylerin tezini onayliyor. Tavsiye edilir.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=191202&tarih=26/06/2006

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 26, 2006 9:08 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)