« Akyol.org Tanışma Çayı | Ana Sayfa | Bir Kaç Not: Ayasofya, Filistin, Irak... »
June 30, 2006
Palyaçolu Kur'an Kursu Üzerine Düşünceler
[1 Temmuz 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Geçen pazartesi günü Radikal gazetesinde ilginç bir hikaye vardı: Palyaçolu Kur'an kursu. "Promosyonlu dindarlık!" başlığıyla verilen habere göre, İstanbul Yenibosna'da yer alan Kuba Camisi'ndeki "Yaz Kuran Kursu"nun açılışında görevlendirilen bir palyaço, çocuklara dondurma dağıtmıştı. "Eli sopalı hocalarla anılan Kuran kursları kabuk değiştiriyor" diye yazıyordu Radikal, "kurslar çocukları çekmek için dondurma ve palyaço kullanıyor".
Bu olay, Türkiye'de son bir kaç onyıl içinde gördüğümüz diğer "dinde modernleşme" örneklerinin yanına eklenebilir; tesettür defileleri veya kadınların ön safta durduğu cenaze namazları gibi. Tüm bunlarda, alışılagelmiş, hatta "1400 yıldır" devam eden klasik dindarlık kalıplarından farklı, modern unsurlar çıkıyor karşımıza.
Peki bunları nasıl yorumlamak gerek?
Türkiye'deki iki farklı bakış açısının bu soruya tümüyle farklı iki cevap vereceğini tahmin ediyorum. Birincisi, muhtemelen, İslami geleneğin içine bu gibi modern ve dahası "Batı kaynaklı" unsurların girmesinden rahatsız olacaktır. Öyle ya, İslam tarihinin neresinde görülmüştür bir "palyaço"nun Kuran kursu açtığı? Bu gibi "bid'atler", dinin sulandırılması, içinin boşaltılması anlamına gelmektedir ve tehlikelidir.
İkinci bakış açısına göre ise, palyaçolu Kur'an kursu, ülkemizde irticanın kol gezmekte olduğunun resmidir. "Dinciler", Cumhuriyet çocuklarının körpecik dimağlarına sızabilmek için sürekli yeni yollar bulmaktadırlar. Öyle ki laiklik elden gitmek üzeredir ve "ilericiler" aymazlığı bırakıp Türk Aydınlanması'nı tamamlamak için atağa geçmelidirler. (Mesela, sayın Baykal'ın tek fonksiyonu "laiklik bekçiliği" olan partisinin kollarına atılmalıdırlar.)
Ben, doğru cevabın bu iki ucun ortasında bir yerlerde olduğunu düşünüyorum: Palyaçolu Kur'an kursunun temsil ettiği "dinde modernleşme" ne din ne de laiklik için bir tehlikedir. Aksine, her ikisi için de iyidir.
Karşımızdaki sosyal olgu, dini geleneklerin form (yani şekil) değiştirmesidir. İslam'ın geçmiş asırlar içinde oluşmuş medrese tecrübesi ve onun minyatür bir uzantısı olan klasik Kuran kursu, uydu televizyonu ve internetle içiçe yaşayan bir kuşağa cazip gelmediği için ortaya çıkmaktadır "Palyaçolu promosyon." Bu bir modernleşmedir; ama dine rağmen değil, dinle birlikte modernleşmedir. Ve tam da ülkemize gereken şeydir.
Bunu "laikliğe tehdit" sayanlar, gereksiz evham içindedirler; çünkü "palyaço" ve "defile"den hoşlanan insanlar "İran olmak" istemezler. Dine tehdit sayanlar ise, görememektedirler ki, dinin 21. yüzyıl insanına seslenebilmesi için modernleşmesi gereklidir. Ve din için asıl tehdit, onu zaman içinde dondurmaktır.
Din, promosyon ve sübvansiyon
Bunlar, Radikal'in haberindeki "palyaço" kısmıyla ilgili. İşin bir de "promosyon" kısmı var ki, o da önemli.
Haberdeki ünlem işaretinden bile anlaşılıyor ki, "promosyonlu dindarlık" biz Türklere garip geliyor; çünkü bizim alışkanlıklarımız, dinin "özel sektör" eliyle ve dolayısıyla girişimci bir ruhla sunulmasını değil; devlet eliyle yönetilmesi ve sübvanse edilmesini öngörüyor.
Oysa modern dünyaya baktığımızda, devlet sübvansiyonuna değil de "özel sektör" promosyonuna dayalı dindarlığın daha başarılı ve canlı olduğunu görüyoruz.
Bu gerçeğin altını çizenlerden biri, Baylor Üniversitesi'nde sosyal bilimler profesörü olan Rodney Stark'tır. Stark, Avrupa'nın, özellikle de kıtanın kuzeyinin neden aşırı derece sekülerleştiği, ABD'nin ise niçin çok daha dindar olduğu sorusunu incelerken, diğer tarihi ve sosyal nedenlerin yanında, din-devlet ilişkisinin farklılığını vurgular. Danimarka, Norveç, İsveç, İzlanda gibi ateizmin son derece yaygın olduğu, kiliseye gitme oranlarının çok düştüğü ülkelerin hepsinde, birer "devlet kilisesi" vardır. Stark, devlet tarafından yönetilen bu resmi kiliselerin hepsinde, bizim "memur zihniyeti" diyebileceğimiz bir atalet, cansızlık ve ruhsuzluk olduğunu, bunun da toplumun dinden uzaklaşmasını hızlandırdığını anlatır.
Öte yandan devletten hiç bir destek almayan, dolayısıyla yaşamak için kendilerine cemaat bulmak zorunda olan Amerikan kiliseleri, "memur" değil "girişimci" zihniyetiyle hareket etmekte, kitleleri cezbetmek için çarpıcı, etkileyici, kimi zaman da eğlenceli "promosyonlar" yürütmektedirler. Sübvanse edilmeyen din, edilene göre çok daha başarılı olmaktadır...
Bundan, laikliğin bizzat din için iyi bir ilke olduğu sonucu da çıkar elbette. Ama kuşkusuz laikliğin "din karşıtlığı" olarak anlaşılmaması; sadece devleti dinden değil, aynı zamanda dini de devletten koruyan bir ilke olarak görülmesi şartıyla...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 30, 2006 3:16 PM




Konu seçiminden dolayi Mustafa Bey'e bir kez daha bravo!
Islâm'in gülen yüzü bence Islâm'in gerçek yüzü. Baskalarina akil hocaligi yapan, soguk ve ciddi bir din ancak ruhban sinifina hizmet ediyor ve insanlari kendinden sogutuyor.
Gerçek Din yalin, halka ve kalbe yakin olmali. Hz Muhammed ve ilk müslümanlar nasil insanlardi? Ya Mevlana? Yunus Emre?
Onlarin huzurunda tadina tadina doyum olmaz sohbetler yapiliyordu kanimca. Asik yüzlü degil tersine neseli, keyifli ve iyimser insanlardi süphesiz.
O halde palyaço ve dondurma ile çocuklari (bayramlarda yaptigimiz gibi) sevindirmek bir modernlesme degil bir asila, öze dönüs degil mi?
Yazan: Tunç Tarih: June 30, 2006 4:57 PM
Kuran kurslarında çocuklara 'hayvanca' değil 'çocukça', yani olması gerektiği gibi davranılması elbette çok güzel bir gelişme.
Ancak bunu '"1400 yıldır" devam eden klasik dindarlık kalıplarından farklı, modern unsur' olarak tanımlamak bence çok yanlış.
İslam tarihi boyunca medeni olan ve olmayan zihniyetlerin müslüman toplumlar içerisinde hakim olduklarını biliyoruz. Bunu modernite ile ilişkilendirmek, bu güzel uygulamayı '1400 yıldan sonra modernitenin İslam'ın imdadına koşması' olarak algılamayı beraberinde getirir. Yazıdan bu intibayı edinmek de fazlasıyla mümkün.
Bir çocuğu neyin mutlu edebileceğini anlayabilmek için salim bir akıldan ve sağlıklı bir ruh haletinden başka bir şeye ihtiyaç var mı?
Konu, 'cehaletten kurtulma' ve 'medeni olma' konusudur. Bunu 'moderniteye entegre olma' ile açıklamaya çalışmak, fazlasıyla tek yönlü ve zorlama bir bakış olur.
Yazan: derinsular Tarih: June 30, 2006 5:31 PM
Konu bence de üzerinde konuşulması gereken ve vurucu özelliğe sahip. Mustafa Bey'in belirttiği gibi bu konuda 2 extreme yorumun ortasında duruyordur doğru, ki zaten çoğu zamanda öyle değil mi?
Okurken aklıma gelen bir karikatürde özel cami açan bir kişi çizilmişti. 5 vakit kılana indirim vs. Bu karikatür, evet konunun sulandırılmış şeklini ifade ediyor ama konuyu sulandırmak ne kadar tehlikeliyse bu tür müesseselerin asık suratlı,sert,kibirli hatta gaddar kişilerin tekelinde olduğunu yansıtmak ve bu bilinci değiştirmemek de bir o kadar tehlikelidir bence.
Asr-ı saadet denince akla gelenle bugünkü profilin ne kadar tezat oluşturduğuna dikket çekmek isterim burada.
Yazan: Feraklit Tarih: June 30, 2006 5:51 PM
Derinsulara katılıyorum.
Elbette çocuklara onların anlayacağı dilden, güzel bir şekilde, cazibeler yaratarak yaklaşmak; İslam'ı, Kur'an'ı ve Peygamberimizi(sav) sevdirmek çok güzel bir uygulama.Bu tür uygulamaların yapılmasını elbette destekliyorum.. Varsın ilericilerin uykusu kaçsın.
Ama bunu niçin modernite ile ilişkilendirelim? Palyaço elbisesi Batı/modernite ürünü olduğu için mi? Böyle okunduğunda -Derinsuların isabetle dediği gibi-"İslam'ın eksik kalan bir yönü varmışta modernite onu tamamlamış" intibaını bu veriyor bu yazı.
Bir çocuğun nelerden mutlu olacağını bilmek o kadar da zor olmasa gerek.
Kaldı ki elimizde asr-ı saadet gibi bir örnek var. Peygamberimiz'in çocuklara olan sevgisini biliyoruz. Onları devesine alıp gezdirdiğini, torunlarının namazda secdede iken sırtına çıktığını; onlar inmeden secdeden kalkmadığını, ağlayan bir çocuğu duyunca namazını kısa kestiğini, torunlarını öperken gören bir bedevinin "bu nasıl şey? benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" demesi üzerine "Allah senin kalbinden merhameti almışsa ben ne yapayım" dediğini ve daha birçok benzer örneklerini biliyoruz.Hz.Enes'in, "Hz.Peygambere çocuk yaştan itibaren 11 yıl hizmet ettim, yanından ayrılmadım, bana bir kere bile kızmadı, kötü söz söylemedi" dediğini de biliyoruz.
Peygamberimizin çocuklara davranışı bu iken, bazı geçmiş ve halihazır uygulamalardaki yanlışlıkları İslam ile özdeşleştiremeyiz.(ayrıca geçmiş eğitim sistemindeki hatalı uygulamalar sanıldığı gibi yaygın değildir, dönemin siyasal ve toplumsal yapısına göre değişkenlik arzeder) Eğer özdeşleştirirsek, Radikal'in haberini garipser son derece normal olan bir şeyi anormalmiş gibi görürüz.
Promosyonlu dindarlık bazılarımıza ilginç gelebilir belki ama benim küçükken okuduğum camiinin hocası benzer bir uygulama yapıyordu.Bize çikolatalar alır, hediyeler verirdi. Ve bizler de sevinçle camiiye giderdik. Hala o hocamı hayırla yadederim.
Ve bunlar modernitenin henüz giremediği şirin bir anadolu kasabasında 82-87 yıllarında oluyordu. Yani bu yepyeni bir şey değil.
Burada en önemli faktör İslam'la alakası olmayan bazı yanlış uygulamaları temizleme gayreti olmalı; mesela çocuklara dayak gibi. Zaten İslam'da olmayan bu uygulamalar temizlediğinde İslam'ın sevgi yüzü, yani gerçek yüzü görünecektir.
Bu da kaliteli, iyi eğitim almış "öğreticiler" yetiştirmekle mümkün olur ancak.Ama bu ülkede uzun zamandır bile isteye bu yapılmıyor. Devlet kendi yapmadığı gibi, özel kuruluşların bunu yapmasına da müsade etmiyor.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele, bence budur.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: June 30, 2006 7:20 PM
"Kur'an Kursu" ifadesi bana hep tuhaf gelmiştir. Bu kurslarda bildiğim kadarıyla arapça okuma öğretiliyor, Kur'an'ın okunabilmesi amacıyla da olsa. Yani burada Kur'an öğretilmiyor çünkü bir kitap öğretilmez. Üstelik Kur'an'ın öğretisi üzerinde de durulmuyor. Yapılan iş arap alfabesinin ve arapça okumanın öğretimi. Buna "Kur'an Kursu" denilmesini uygun bulmuyorum. "Arapça Okuma Kursu" dense bence daha doğru olur. Bunun yanında "Kur'anı Anlama Kursu" da açılabilir tabi. Yalnız böyle bir kurs gerektiği gibi verilecek/verilebilecek olsa önüne önemli engellerin dikileceğini de görmek gerekir.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: June 30, 2006 7:20 PM
geçenlerde köşenizde çıkan yazıda milliyetçiliği eleştirip dinsel kaygının ikinci planda olduğunu yazmıştınız fakat bakıyorum dünyanın ve BM in de seyrettiği gibi İsrail'in Filistin'e gerçekleştirdiği hava saldırılarını siz de seyrediyorsunuz bu da dinin sizin açınızdan da ikinci planda olduğunu gösteriyor
Yazan: el cihad Tarih: June 30, 2006 9:27 PM
Sayın Tunç Bey görüşlerinize katılmaktayım biri hariç.Hz.Mevlana ve Yunus Emre gibi eren evliyalar bu ülkede neden Sahabe-i Kiramdan yada onların hayatlarından, onların şiarlarından daha çok dinlendiriliyor kutsanıyor yada örnek gösteriliyor anlamakta bir Müslüman olarak çok ama çok zorlanıyorum.Hoş görü yada adına dinde en iyi ne varsa Sahabenin hayatında en güzel örnekleri ile vardır.Nasıl ki Arap sempatisinden nerdeyse Arap milliyetçisi olan Türk İnsanlarımız varsa dini cemiyetlerde galiba Türk halkının arasındada bu tip bir evliya saplantısı çok derin bir şekilde var.Hz.Mevlana yada Yunus gibi eyliyayı diğer dinlerden insanlarla ilişkilerde birer köprü olarak görür ve gösterirsek çok büyük bir ortak 'insan'zemini oluşturabililer,ama Dinin esas kaynağı onun güzelliklerinin yansıması artık lütfen doğru adres olan Sahabe-i Kiramda aransın söylensin,örnek gösterilsin,öğretilsin.
Kuran Kurslarına gelince ben Kuranın öğretilmesi için her ne yapılırsa desteklerim,sahih hadisin belirtiiği gibi en hayırlı Müslüman olmak için her bahane bir fırsattır.Modernleşme ancak İnsan için olabilecek bir durum İnsanın dünya algısı ile alkalı dinin salt özü ile alakalı değil.Torunları namazda, sırtına bindiğinde bile secdesini uzatıp onları gözeten,kırmayan alemlerin Güzeli Peygamberimizden (S.A.V)örnekler duruken çoçuklara Kuran öğretmek için Lunapark bile açarım.Yeterki gül yüzlerinde gülücükler kollarının altında Elif-Ba lar olsun...
Biz dini düzgün yorumu ile yaşadığımızda Dünyaya egemen olmuşsak ve şimdi Pişekara dönmüşsek bu sadece bizim kabahatimiz.Laikliği nordik örneklerle çok güzel anlatmış Mustafa Akyol, bir manipülasyon araçı olarak laiklik,devletin halkın din algısı üzerinde ayar çekmesi için bir araçtır.Amaç haline geldiğinde sayın Baykal yada Cumhuriyet Gazetesi yada ADD gibi garip insan halleri ortaya çıkıyor.(paradokslar)özetlemem gerekirse her Devletin dine ihiyaçı vardır , fakat dinin devlete ihiyaçı yoktur öle olmasa 2500 senelik Diaspora tarihi diye bir şey olmazdı...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: June 30, 2006 10:32 PM
DerinSular'ın ve Suat beyin katkılarına teşekkkür ederim.
Ancak ben "İslam'ın bir sorunu var da bunu modernite çözüyor" anlamında bir yorum yapmadım. Sadece İslam'ın mesajının modern çağın kültürüne uygun sembol ve araçlarla sunulmasının iyi olacağı yönünde görüş bildirdim. "Eli sopalı hocalar modernite sayesinde geride kalır" da demiyorum; bu Radikal'in yorumundan çıkıyor olabilir. Modern insanların da gayet vahşi olabildiklerini biliyoruz; bk. Ebu Garip cezaevi vs...
Saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 1, 2006 1:39 AM
Arkadaslar,
Bu yorumumumu ayni konuyu gundeme getiren Suat Bey'in bloguna da post etmeyi dusunuyorum, iki tane asagi yukari ayni ana fikirli yorum yazmamak icin.
Bu tarismada yer alan aktorleriin goruslerini kategorize edecek olursak:
1, Radikal'in Haberi "laikci merkez medyanin" bu mevzuulara yaklasirken kullandigi anti-Islami olarak karakterize edilebilecek cinstendir; her ne kadar "irtica hortladi" tonu icermiyorsa da. Kanimca vermek istedigi mesaj "tesettur defileleri" turu hberlerle verilenin aynisidir. Dikka ederseniz haberde "afis asma" gibi gozlemlerde var. Radikal'in kime ne mesaj vermek istediginin yorumunu siz cikarin.
2. O "haber yorum" u baz alarak yazilan Mustafa Bey yormuna bende derinsular ve S. Ozturk gibi kismen katilabiliyorum.
Onlarin koydugu bu "islamin modernestirilmesi" yada zamana uydurulmas serhi dogrultusunda birde "islami sekulerlestrilmesi" olgusu konsunda da muteyakiz olunmasi gerektigini dusunuyorum.
Mustafa Bey, Bati'da dini yasam konusunda ABD ve Avrupa'yi epeyce farkli olarak degerlendirip, ABD'dek devletten bagimsiz dindarlik modelinin daha basarili oldugunu soyluyor. Bu bir dereceye kada dofru. Ama ABD'deki dindarlik hangi dindarlik sorusunu beraberinde getriyor. Bu Washington banliyosu Springfiled Virgina'da oturdugum semtteki bir kilisenin her hafta degisen "musteri cekme" promosyonlarini getirdi. bir hafta "singles dance party" (bekarlar icin danse partisi) yaziyordu afislerde diger hafta "huge garage sale" (buyuk bit pazari), obur hafta piknik vs. Beraber calistigim bir hanim dinda oldugunu soyle acikliyordu: Cumartesi gecesini beraber gecirdigi erkekleri Pazar sabah kahvaltisindan sonra mutlaka kilisesine gotururmus; ve beraber olmadan once bu sarti kosarmis!
Bunlar tabiiki asiri ornekler ve Mustafa Bey'in dini cazibeli hle getrilmesi, mdernlestrilmesi, zamanin gerceklerine uydurulmasi vb ile kastettigi bu degil. Fakat dini liberallestirme veya sekulerlestirme onunda atilaca adimlarin nereler kadar gidebilecegine orneklerdir. Amina Wedud'un karsik namaz kildirmasindan sonra kendisine "bir dahaki adim ne? hmseksuel imamlar?": diye sordugumda "merak etme kardsim, o zaten oldu" demisti. Kanimca buradki temel tartisma liberal-mhafazakar tartismasidir. Tarihin her doneminde butun dinler ve gelenekler icin "korumaci" yani muhafazakar ve "degisimci" yada esnetci yani "liberal" yaklasimlar olmustur.
Ben bu konuda ne kati fundamentalist nede "kalvinist Islam" vb soylemleri ile temsil edilen reformculuk yanlisiyim. Benim ozeelikle vurguladigim sudur bu konuda: Islamin yorumlanmasi , caga uydurulmasi, caziplestrilmesi "aslin idrakine soyletilmes" ne dersek diyelim, turu tesebbuslerin reaksiyoner bir psikoloji degil proaktif ve analitik bir process sonucu olmasi ve "degsimin" "ICERDEN" olanarin insiyatifi sonuc olmasi.
Artik Islamin Batili emperyaliztlerin gozunde konmunizmin yerini aldigi tartisilamaz bir gercektir. Islam'a karsi acilan bu savasta kullnilan metodlar arsinda bu suladirilmis, taninmaz hale getrilmis Islam projesi de vardir. Bunn icin Washington'da Kudus'te Tel Aviv'de haril haril calisan stratejistler vardir. Muhtemelen bu mevzuunun haber olmasinda ve burada bunu tartisiyor olmamizda dahi bu gornmeyen ellerin rolu vardir. Nolellestrilmis Ramazan, kadin erkegin tanisip kaynastigi camiler, escinselligin mesr goruldug "islami cemaatler" vb planin sonraki safhalarinda ortaya surulecektir. Zaten surulmustur ama henuz muillettten ragbet gormemistir.
Ulema, veya entellektueller oturup tartissinlar, gayet guzel ama konulari biz secelim, baskalari dikte ettimesin, ve bu tartisma sonucu cikan mamulu hala "bizim dinimiz" olarak taniyabilelim. Yoksa belki ABD'deki gibi bir dindarlik olyur ama o dindarlik onlarin "kafeterya dini" (istediklerinizi secip aldiginiz istemediklerinizi biraktiginiz) dedikler cinsten olur.
Biliyorum konudan ciktim biraz ama ben buyuk resme baktim ve bunlari gordum. Mesele cocuklarin Kur'an kursu degil benim icin.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 1, 2006 1:45 PM
Sayin Akyol ve Site katilimcilari,
aslinda beni uzun yillardir bu konularda rahatsiz eden, kanimcada gözden kacan cok önemli bir nokta var. Buna deginmek istyorum.
Öncelikle Egitim Gelenegimize (bu sadece dini egitimi kapsamamaktada; ayni zamanda Ebeveynlerimizin cocuk egitimini, okul egtimini, ciraklik egitimini, askerlik egitimini v.s dahiline almakta)
yerlesmis olan bir takim yanlislari, "Din`in" yanlislar hanesine yazmak, ne kadar dogru bir bakis acisidir, bunu degerlendirmek gerekir.
Söyle bir hatirliyalim; Ebeveyn egitimimizle baslayan, okul, ciraklik, askerlik ve akademik egitimimiz boyunca, hatta is hayatimizda, hep gülen yüzlerle mi karsilastik? Pedagojik anlamda hep dogru bicimde mi muamele gördük?
Cok degil, daha bi kac yil öncesiydi, bir lise ögrencisinin ögretmeni tarafindan aldigi darbelerle bitkisel hayata girmesini basin kanaliyla izledigimiz.
Cocuk yastaki ciraklarin ustalarindan yedigi dayagida yatsimiyoruz; nede olsa usta cocugun iyiligini istiyor, bir meslek sahibi yapiyor cocugu.
Toplumun o kadar derininede inmeye lüzüm kalmadan, Meclis tarihimizi bir hatirliyalim, (birtakim)Milletvekillerinin hal ve davranislarini, tutumlarinin göz önünde bulunduralim, cok mu örnek, cagdas ve modern tartismalar, yorumlar, hal ve hareketler sergilediler?
Elbette sözüm meclisten disari, genelleme yapmak niyetinde degilim, ancak vurgulamak istedigim sey su sorunun Cevabinda:
Bu „kati yüzlü“, „eli sopali“, "Din Egitimi" veren kimsler kimler,nereliler, nerede egitim gördüler, hangi kütlürel cevrede yetistiler ve sadece Din Egitimi mi veriyorlar ?
Cevabini veryeyim; Onlar bizden birileri, toplumuzun, gelenegimizin yetistirdigi kimseler. Ithal edilmemisler, bizimle birlikte büyümüs, belkide ayni egitim sürecinden gecmislerdir. Onlar gibisini her yerde görebilirsiniz; Ev`de, is`te, okul`da, hastahanede... Yani sadece Din Egitimi verilen alanlarda degil.
Simdide basta sordugum soruyu yinelemek istiyorum; Egitim gelenegimizdeki bir takim yanlislari, "Din`in" yanlislar hanesine yazmak dogru ve adaletli mi? (bilimsel olmaktan hele hic bahsetmiyorum)
Ve son olarak Radikal Gazetesinde bu konuyla ilgili yazan kisilere su atasözünü hatirltmak istiyorum: Igneyi kendimize cuvaldizida baskasina batiralim!
Sayilarimla
Jale Sentürk
Not: Imkanlarim tükce karakterlerle yazmaya müsait degildi. Bunda ötürü hosgörünüze siginiyorum.
Yazan: Jale Sentürk Tarih: July 1, 2006 4:03 PM
Istanbul'da biryerde cocuklara Kur'an okutmak icin seker veriyorlarmis, hokkabaz getriyorlarmis. Gazza'daki cocukla icin boyle birseye gerek yok. Dunyanin vijdani sustu. Seker yiyemeyen cocuklarin ekmegi suyu dahi kesilsdi. Tek Kur'an'lari kaldi ellerinde.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 2, 2006 10:43 AM
Bakınız daha neler neler yapılıyor...
Yazan: e-mine Tarih: July 3, 2006 3:05 PM
Sayın Akyol, Ebu garib cezaevini modern olarak algılmak hatalı.,
irticadır. Derebeyi zindanlarına geri dönüştür.
dini sevdirmek için promosyona gelince;
içi pis olan bir kabın dışını cilalamak gibi,..
eğer kadın içi temizse bir işe yarayabilir ,.
o zaman da zaten promosyona ihtiyaç yoktur.,
berrak bir bardak suyun promosyona ihtiyacı var mıdır ?
kabın içi kirliyse; sigara promosyonu gibi yine bir işe yarar da,.. nasıl bir işe yarar ????
Allah bilir ?
Yazan: knz Tarih: July 4, 2006 8:23 AM
Yorumları okurken şu cümle dikkatimi çekti. Konuyla biraz alakasız ama sürekli karşıma çıktığı için kendimi tutamadım. Cümle şuydu: "Gerçek Din yalin, halka ve kalbe yakin olmali. Hz Muhammed ve ilk müslümanlar nasil insanlardi?"
Burada kastedilen 'ilk müslümanlar' tabii ki Hz. Muhammed'den sonra iman eden kişiler ki Kuran'a göre Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. İsa, ve diğer peygamberlerin hepsi müslümandı. Oysa kültürümüzde İslamiyet olgusu hep 1400 senelik bir mesele olarak anlatılır ve algılanır. Bu çok yanlış ve Arap emperyalizmini destekleyen bir görüş.
Konu açılmışken değerli felsefe hocamızın sözlerine katıldığımı belirtmek istiyorum. Bunlar Kuran kursu falan değil. Arapça okuma kursudur. İçeriğini niye anlatmadığımızı çok merak ediyorum doğrusu. Böyle bir uygulama Batı'da kesinlikle yok. Eskiden Katolik kilisesinde vardı. Yani halkın bilmediği dilde ayinler yapılırdı, Latince okutulurdu ama Batı bundan tümüyle kurtulmuşa benziyor. Biz ne bekliyoruz?
Yazan: Barış Tarih: July 4, 2006 9:16 PM
Sayın Barış Bey, ilk Müslümanlar hakkında söyledikleriniz doğru teşhisler; tehvid dininin temsicisi olan ilk peygamber Hz.Adem'den (R.A) Hz.Muhammed'e(S.A.V) kadar Müslüman olarak nitelendirebileceğimiz Hicret öncesi çok insan var.Ama ordaki esas sorunu kanımca kaçırmışsınız oda Hz.Mevlana vede Yunus dan hoş görü mevzuunda Sahabe-i Kiram dan önce bahsedilmesi.(Bu Tunç beyin kabahati asla değil kültür kodlarımız devamlı bunu işleyip artık maalesef pazarlıyorda)Hiç bir Anadolulu yada her nereli olursa olsun bir evliyanın Sahabenin yüceliğine erişmesi imkansızıdr, bu dinen sabittir.Kaynağa en yakın insanlar elbette o kaynaktan en çok istifade eden ve uygulamalarıda en doğru olmaya muktedii olanlardır.Ayrıca takip edilmesi ve öğrenilmesine en layık olanlarda Sahabenin yaşamlarından kıssalardır.İlk önce Sünnet ve Hadis sonra Sahabenin hayatları öğrenilmeli örneklenmelidir.
Orada Arap milliyetçiliğ değilde sanırım Tunç Beyin bilinçaltında olan Bir Anadolu erenliği hoşgörüsü var yani durum biraz tersi.Arap milliyeçiliği yapabilecek insan az biraz Araplığın kanında olması gereken bir insandır.Türkiyemizde böyle kardeşlerimiz var olsada bu sitede sürekli dillendirildiği kadar olması imkansız.(nüfus yapısı olarak)Hem Anadoluda ki Tarikat yapısı hiç merak etmeyin Arap milliyeçiliğine izin vermeyecek kadar kendi içinde özelleşmiş bir dini yorum şekli oluşturmuştur.İkincisi Peygamberimiz(S.A.V) özellikle Arapların bu soy sevdasını şu sözlerle geçersiz kılmıştır.
« Ne arabın aceme (arap olmayana), ne de acemin araba, ne siyahın beyaza, ne de beyazın siyaha bir üstünlüğü vardır. Üstünlük ancak takvadadır. İnsanlar Âdem’den, Âdem ise topraktandır.»
Arap milliyeçiliği Baas gibi asur paganlığına dönüşten kök alan yapılardır yani İslamın özü ile yakından uzaktan alakası yoktur.Yapanında bu cehizle yoktur.Herkes ait olduğu milliyetini sevebilir ama milliyetin değerleri üzerinden diğer insanlara ırki üstünlük idda edemez öyle değil mi?Heleki buna en layık Osmanlı ecdadımızken,onlar kattiyetle ümmet ayrımı yapmamışken..(Sadece Hicaz bölgesinden kutsallığına binayen vergi ve asker alınmamıştır,bildiğim kadarıyla)
Arapçayı bilmediğinizden sanıyorum(yanılıyorsam düzeltin)Arapçayı manası ile öğrenmek en az 5-6 senelik hummalı bir çalışma sonucu elde edilebilecek bir başarıdır.İnsan dilleri arasında Arapça kelime haznesi ve olgu aktarımı konusunda eşsiz bir yere sahiptir.Nasıl ki güzel Türkçemiz pratiklik konusunda ve gelişmeye açıklık kelime türetme hususunda Dünyada ki sayılı dillerdendir.Arapçada kavramsal ifadelerin aktarımı husunda duygu ve düşüncenin zihinde şekillendirilmesinde eşsiz ve son derece yetkin bir dildir.Bu kurslar bu haliyle bile bazı çevrelerde çok büyük sıkıntı oluşturuyorken düşünün böyle külli bir eğitim verilirse ne olur.(imam hatiplerde bile verilmeyen bi eğitimdir bu)Dinin içeriğini öğrenmek isteyene bugün geçmişten çok daha fazla ve yetkin ana dilde kaynaklar vardır.Dileyen dilediği neşriyattan alır beğendiği yazarı okur aklınca anlar.Arapça okuma kursu(pedagojide recite) denilen olguda çoçukların temel dini vecibelerde kendi ihtiyaçlarını karşılayacak eğitimi vermektir.Çocuğun bu temelden yukarıya daha sağlıklı çıkabilmesini sağlayacak toplumsal yapı ancak ailedir.
Katolik okullara gelince bu okullar hala ,hemde oldukça fazla sayıda varlıklarını Avrupa'nın hemen her yerinde sürdürüyorlar;
SCHOOLS OF EUROPE AND THE EAST başlığını bu adreste bulabilirsiniz;
http://www.newadvent.org/cathen/08056a.htm
son zamanlarda ‘çoğu devlet desteği ‘altında hangi ülkelerde ne kadar okul var görebilirsiniz.Sayı azımsanmayacak kadar yüksek.Bildiğim kadarıyla hala saygın okullarda veliler özelikle Latince öğretimine önem veriyorlar,latince bilmek sandığınız kadar tüh kaka değil aksine tüm Avrupa dillerinin etkilemiş bir kültür dili olarak son derece saygın uluslar arası bir dildir hatta'lingua franca speciale' yani prestijini yitirmemiştir.Arapçanında tüm ortadoğu için aynı vazifeyi kaçınılmaz olarak gördüğünü söylersek yanılmış sayılmayız.Hatta 5 bin Arapça kelime barındıran İspanyolca bile buna dahil edilebilir.Bugün merhaba derkende selam derkende Arapça konuşmaktayız ama artık o Türklerin dilinin bir parçası olmuştur tıpkı latincenin tüm akdenizin ve roma-germenlerin dili olması gibi.
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: July 5, 2006 3:03 AM
Barış Bey,
Muhtemel bir yanlış anlamayı önlemek amacıyla şunu belirteyim :
Ben şu anda "Kur'an Kursu" adıyla sürdürülen etkinliğin bir okuma kursu olduğunu belirtirken bu kursların "arap emperyalizmi"ne hizmet ettikleri gibi bir şey söylemek istemem, ingilizce kurslarının "ingiliz emperyalizmi" olduğunu iddia etmeyeceğim gibi. "Türkçe ibadet" gibi bence çocuksu öneriler ile de ilgim olamaz.
Ben bunlara "Kur'an Kursu" denilmesini yanlış bulurum çünkü sadece yüzünden okunmasını öğrenme ile bir kitabı anlamak mümkün olamaz. Tabi kutsal kitabı okumanın bir ibadet değeri olacaktır kuşkusuz. Ama bunun öğretimine "Kur'an Kursu" dendiğinde farkında olmadan bir basite indirgeme yapılıyor gibi. Bu okuma öğretimi, anlama öğretiminin bir ön aşaması olarak alınsa ve ancak bu birliktelik sağlandığında "Kur'an Kursu" nitelemesi kullanılsa, o zaman bu "basitleştirme" sakıncası ortaya çıkmaz. Yalnız Sayın Mustafa Ajlan Bey'in de belirttiği gibi, bu haliyle bile endişe duyulan kursların daha detaylı bir şekle getirilmesi kuşkusuz rahatsız edici olacaktır.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: July 5, 2006 10:32 PM
Sayın Mustafa Abudak ve Cengiz Cebi,
Yorumunuz için teşekkür ederim. Söylediğniz her şey ileri sürdüğüm argümanları pekiştirmektedir. Mesela şu cümleyi sarf etmişsiniz (Mustafa) "İnsan dilleri arasında Arapça kelime haznesi ve olgu aktarımı konusunda eşsiz bir yere sahiptir." Ben dilbilimciyim ve Masters yaparken 60'tan fazla dil inceledik. Programın esas amacı dünya dillerini ve dil olgusunu incelemekti (4.0 ile bitirdim) ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki 'efsaneleşmiş' Arapça bir efsaneden başka bir şey değildir. Bunu insanlarla çok tartıştım ama insan şovenizme teslim oldu mu fikrini zor değiştirir. Toplumumuzda sürekli tekrarlanan bir hurafe tekrarlandıkça 'kesinlik' kazanmış ve Arap üstünlüğü düşüncesine hizmet etmiş. (Latince'ye gelince ben kastettiğm şuydu. İbadet etmek için kimse Latince'yi kullanmak zorunda değil artık. Bu kontrolcu, emperyalist, din kılıfına girmiş belli bir kültür benimsetirme çabasından vazgeçtiler. Latince öğrenilsin sorun değil ama dinin vecibelerini öğrenmenin bir şartı olamaz)
Şimdi Arapça gerçekten güzel bir dildir. Eski ve gelişmiş bir dil ama Almanca, Hintçe, Yunanca, Japonca gibi diller de daha eski ve her biri kendine has güzelliklere sahiptir. AMA hiç bir dil ilahi konularda diğerlerinden üstün değildir.
(Cengiz Bey'e not: ingilizce kurslarını arapça kursları ile karşılastırmak portakalı ile elmayı karşılaştırmak gibi olur. İngilizce kursları gidersen kendini geliştirmiş olursun ama gitmeyebilirsin ve ayıplanmazsın ama Arapça kursuna gitmezsen ayıplanırsın hata bazı insanlara göre dinin vecibelerini yerine getiremezsin - Bunlar aynı değil ve kürtürel dayatmadan başka bir şey değildir.)
Konu açılmışken utanarak şunu da belirtmeliyim ki başka "islami hurafeler" de var ve bunlar müslümanlarca uydurulmuş. Mesela Neil Armstrong'un ayda ezan sesini işitmiş olması, Jacque Cousteau'nun müslüman olması, vb. Bunlar doğru olmadığı halde Anadolu'da herkes bunları duymuştur ve bunun doğru olduğunu düşünüyordur. Hata Neil Armstrong bunlardan o kadar rahatsız olmuş ki tüm "islam" devletlerine gerçeği anlatan çok saygılı bir mektup yazmış.
Veyahut Barnabas İncili. Herkes bunu duymuştur ve bu incil'in daha doğru olduğu düşüncesinde. Oysa Endülüsün kaybedilmesi sırasında Müslümların çok zayıf olduğu bir vakitte "Latince" olarak ortaya çıkan - ki İncil'in aslı Grekçe idi - bırakan teolojik sorunları (İsa'nın Mesih olmadığını yazar ki Kuran bile bunu teyit eder) coğraya konusunda kendini ele veren bir kitap. (Barnabas'a göre Kudüs'e gemi ile gidilebilir!!) Kitap büyük ihtimalle Endülüslü bir müslüman tarafından yazılmıştır çünkü Yuhanna İncil'ini alıp Hz. Yahya'nın meşhur konuşmasını değiştiriyor ve İsa'ya söyletiyor. Bunun niye yapsın ve ne fayda sağlayacak? Orada Yahya'dan sonra gelenin kendisinden daha üstün olduğunu çok yüce biri olacağını söylüyor ama Barnabas İncil'inde bunu İsa'ya söyletip Hz. Muhammed'i işaret eder. Batılı komplocular duymasın yoksa canımızı okuyacaklar.
Ben bu blog'u herzaman takip edemiyorum ama Sayın Mustafa Akyol'u dürüst, samimi ve 'akıl sahibi' biri olarak gördüğüm için okuyorum. Kendisine teşekkür ediyorum, tabuları yıkma, dini belli bir kurumun veya kültürün tekelinden kurtarma çabasını kutluyorum.
En içten saygılarımla,
barış
Yazan: Barış Tarih: July 7, 2006 9:26 AM
Sayın Barış Bey
Ne kutlu karşılaşma bende amatör dilbilimciyim (profesyonel anlamda öğreticisi) antik dillerden de Aramca ve Hititçeye merakım var birde son zamanlarda Sümerce yede merak sardım haddimi aşarak. Ayrıca İngilizce öğretmenliği lisans programını bitirmek üzereyim. D.T.C.F iki sene İtalyanca eğitimi aldım. Özetle yaklaşık 7-8 senedir aciz aklımızca işin içersindeyiz desek herhalde yanılmamış olurum. Sizin araştırmanız sanırım kesin bilimsel kanunlar ortaya çıkarmamıştır hiç değilse buhranlar kanıtlar diyelim. Latince zaten sadece Katoliklerin din dilidir(elde olan ilk yazılı İncil gerçektende Koine Yunancasıdır) ama orta çağda lingua franca olarak tıpkı antik çağda Yunanca ve bir ara Asur dili gibi ticarete ve bilime de etki etmiş önemli bir yapay dildir. Latince konuşan doğal bir halk olmamıştır sadece İtalya yarım adasında bugün bile konuşulan binlerce diyalektin tıpkı bugün Toscana-Floransa(Etrüsk kökeni ise başka mevzu) dilinin standart kabul edilmesi gibi bir standartlaşmanın ürünüdür o kadar. Din dili olması Romanın Kudüsü ve ahalisini uzun süre egemenliğinde tutması ile alakalıdır. Arapça hususunda gerçekten ne kadar derinlere inildi bilinmez ama şurası muhakkak ki Kuran başka bir dilde bu kadar etkileyici olamazdı. Zaten dili etkileyen en önemli şey coğrafyadır. Biz Türklerin dili yaşam biçimimizin bize zorunlu kıldığı şeklide pratiklik içerir tıpkı otağların bir ev için pratiklik içermesi gibi. Arapçada bir ticaret ve aktarım dili olarak eski kültür dillerin(Sümer-Asur-Babil-Arami-Hami) yeşerdiği bir coğrafyada temel ticaret dili şeklinde yüzyıllar boyu kullanılması onu edebi olarak anlatımını ifade tarzını çok dile nasip olmayacak denli geliştirmiştir. Bir kavşak noktasında olan Mekke de birçok ulusu kendi dilinin paçalarını fikir dünyalarının yansımalarını, ilişkide bulundukları Arap toplum yapısına meta ve metafizik şekilde nüfus ettirmiştir. Bundandır ki Anadolu muzdaki bin tanrılı Hititler diyarının benzeri Mekke de inşa edilmiş Kâbe her kavmin milletin din sembolleri ile doldurulmuştur. Bundandır ki, Arapçanın kelime hazinesi bakımından zenginliği ise hiçbir dille kıyaslanamayacak kadar geniştir. Bunun delili 17-18 cildi bulan 2.000.000 a yakın kelimeyi izah eden lügatlerinin bulunmasıdır. Ama şunu da belirtelim ki Arapça bugün yozlaşmaktadır ve Araplar kendi kelimelerine edebiyat ve kültür sahası haricinde sahip çıkamamaktadır. Ayrıca Ebcet gibi matematiksel değer taşıyan nakillere hiç girmiyorum. Dilin taşıdığı matematiksel değer kavramı Sami dilleri olmadan hayat bulamazdı.(Tabi bunu Sümerlere borçlular elbette) Arapça seslerini yeryüzündeki her toplum rahatlıkla çıkarabilir oysa Türkçemizdeki fazladan 3 sesli ve sessizlerin bir yabancı tarafında çıkarılması çok zordur hatta burada doğan kimi Gayri Müslim için bile. Benim bildiğim kadarıyla Arapçadan başka hiçbir dilde bu özellik yok en az harf ve ses adediyle en çok kelime haznesi(kontrol edin)Bu tarihsel arka planı geri atarak safkan Arap düşmanlığı yaparak bir yere gelinmez hele bilimsel olarak hiç bir yere gelinmez. Ben Arapçılığın yakınında bile değilim ayrıca aynı mesafede de Ötüken diyarlarına durmaktayım. Belirttiğiniz bazı saplamalar Anadolu halkı için çok doğru saplamalar hak vermekteyim(özellikle Neil Amstrong olayı köy efsanesi olmuş gerçekten)ama bunun Arap dilinin kapasitesi ile doğrudan bir alakasını göremedim. 1935’lerde başlayan Öz Türkçeye dönüş Osmanlıcayı son çalışmalarını hatırladım nedense yorumunuzu okurken, bugün bu hareketin Türk dilini nelere mecbur bıraktığı açıkça ortada CD monitör webcam binlerce. Örnek saysak bitmez site yetmez. Yüzlerce senelik bir dil birikimini hatası olsa da (Saray halk arasında yaşanan ama imparatorluklarda kaçınılmaz olan kopukluk)bir anda silmeye çalışmak iki şekilde özetlenebilir bir tarihsel olarak bellek silmek istemek nesiller arası bağları koparmak arşivleri geçersiz kılmak özel eğitimle ulaşılabilen sınırlı yapı. 2 emperyalizme karşı duracağım derken kültürel olarak kollarına atılmak. Her ne kadar yok edilmek için her yol denenmiş olsa da Arapça ve Farsça biz istesek de istemesek de bugünkü kültür katmanımızın ayrılmaz parçalarıdır bizi biz yapan unsurlardandır. Elbette dilimiz Osmanlı Türkünün dilidir. Yahşiyim diyen bir Anadolulu ben duymadım onun yerine ekseriyet ‘şükür’ iyiyim der. Neyse Arapça konusunda size tek soru sorayım Eğer Kuran’ın içerdiği kadar sayfa sayısında kelime adedinde bir Türkçe kitabı alın ve de Kuran-ı Kerimimizi alın 10 yaşındaki iki Türk evladına versin ezberlemesini isteyin? Alın size deney, gözlem kanıtlanabilirlik yâda geçersiz kılınabilirlik dil hususunda daha bilimsel nasıl olalım ondanda haberdar edin.Sizi daha çok yorumla katkı yaparken görmek isteriz.Nasip oldukça biz hep burdayız.
Saygılarımla..
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: July 8, 2006 4:01 AM
En son yanlışlıkla soru sorayım demişim;şunu söyleyim olarak düzeltirim.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: July 8, 2006 4:06 AM
Sayın Mustafa Abudak,
Latince'nin yapay bir dil olduğunu söylediniz, bunun sebebi elbette birçok insanın bunu sonradan öğrenmiş olmasıdır. Arapça bundan farklı değildir.
Arap yarımadasından Fas'a kadar yayılmış bir dildir. Mısır'da Arapça konuşuluyorsa bu din ve savaşlar'ın sonucudur yoksa Fıravun'un torunları bugün Arapça konuşmazlardı. Lübnanlı bir arkadaşım kuzey Afrika'da seyahat ettiğinde konuşulan Arapça'nın %90'ını anlayamadığını ve çoğu zaman Lübnan Arapçasını bilen birinin tercümesine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Arapça'nın
yozlaşmasından bahesttiğiniz ama bana kalırsa 'yozlaşma' kavramı hiçbir zaman dil için kullanılamaz. Bugünkü Türkçe yozlaşmış mı? Yoksa Ortaya Asya'dan buraya göç eden atalarımızın dili Osmanlıcaya dönüşerek mi yozlaştı. Atatürk'ün konuşmalarını bugün zar zor anlıyoruz. Dil hiçbir
zaman sabit olmaz ve her an değişmektedir.
Kuran'da gördüğümüz Arapça bugün hiç bir yerde konuşulmuyor ve 6. yüzyıl Arapça'nın bir yanımasıdır ki hiç kimse Arapların 6. yüzyılda dünyanın en ilerici, felsefe, bilim, matematik, gibi konularda dünyaya yol gösteren bir toplum olduğunu iddia etmez.
Dünyanın en zengin dili Arapçadır veya Kuran başka dilde olamazdı gibi savları çürütecek zamanım yoktur - 'true believer'ları ikna etmek zaten imkansız (true believer - sabit, sorgulanmamış iman sahipleri için kullanılan çok hoş bir İngilizce deyimi) Öte yandan açık fikirli, belli
bir ideolojiye teslim olmamış insanlar zaten araştırıp gerçeği bulacaklar. Tabii Türkiye'de bunu yapmak zor çünkü yoğun bir Arap propagandası
altındayız ama...
Dediniz ki "muhakkak ki Kuran başka bir dilde bu kadar etkileyici olamazdı" Düşünün bir kere Böyle bir iddiada bulunabilmek için tüm dillere vakıf olup hepsini karşılaştıracak bir konumda olmanız lazım. Yoksa Japonca'nın ve diğer dillerin Arapça'dan daha 'aciz' olduğunu nereden bilebilirsiniz? Bu birikime sahip olmadığınıza göre iddianız bu bilgiye sahip olan birinin
araştırmalarına dayanmalıdır. Fakat öyle biri yok, hiç olmamış ve olamaz da. Öyleyse iddianız belli bir ideolojiye dayanmaktadır. Bu Darwinizm'e benzer. İleri sürülmesi kolay ıspatlaması veya daha doğrusu yalanlanması imkansız ve belli bir kesimin işini gördüğü için hep devam eder.
Dediniz ki " Arapça seslerini yeryüzündeki her toplum rahatlıkla çıkarabilir" Arapça bilmediğniz veya kendi aksanıyla okuduğunuz için böyle konuşuyorsunuz. Mesela "Ramazan" arapçada Ramathan" olarak okunuyor ve bu 'th'"dental fricative" dünya dillerinde ender bulunan bir ses (İngilizce'de var mesela, the, there) Bunu okuyabilen çok az Türk ile tanıştım. Arapça'da
gırtlak'tan gelen sesler de var çok nadir ve okunması zor olan. Phonetics konusunda bilgilerinizi pekiştirmelisiniz.
Dediniz ki " Türkçemizdeki fazladan 3 sesli ve sessizlerin bir yabancı tarafında çıkarılması çok zordur" Bunları nereden öğrendiniz bilmiyorum
ama söyleyen kesinlikle uydurmuş. Türkçe'nin ses sistemi dünya'nın en kolaylarından biridir. İngilizce ve Arapça ise en karmaşıklarındandır.
Mesela İngilice'de 11 sesli ses var. Dünya dilleri inanılmaz bir çeşitlilik ortaya koymaktadır ama bence bir dilin 'fakir' olmasından değil kültürün fakir olmasından bahsetmek daha
bilimsel olur. Orta Amerika'daki kızılderili dilleri o kadar gelişmiş ki başka dillerde olmayan kavramlara sahip. Örneğin bir'den fazla 'biz' var. "senli ve sensiz" biz ama bunlar onu diğer dillerden üstün kılmaz.
Dediniz ki " Benim bildiğim kadarıyla Arapçadan başka hiçbir dilde bu özellik yok en az harf ve ses adediyle en çok kelime haznesi(kontrol edin)
Bu tarihsel arka planı geri atarak safkan Arap düşmanlığı yaparak bir yere gelinmez hele bilimsel olarak hiç bir yere gelinmez." Arap düşmanlığı falan yapmıyorum ama Arap veya Arapça'nın üstün olduğunu ileri sürenlerin yalanlarını ortaya çıkarmak lazım. Ben Arapları seviyorum hiçbir düşmanlığım yok, onlar da RAB'bimizin kulları ama siz bana herhangi bir bilimsel kanıt sunmadınız, sunamazsınız. Bu Arap üstünlüğü bir hurafedir. O kadar.
Dediniz ki "belirttiğiniz bazı saplamalar Anadolu halkı için çok doğru saplamalar hak vermekteyim (özellikle Neil Amstrong olayı köy efsanesi olmuş
gerçekten)ama bunun Arap dilinin kapasitesi ile doğrudan bir alakasını göremedim." Bağlantı şu. İkisi uydurmasyon, ikisi palavara, ikisi belli
bir ideolojiyi desteklemek için ileri sürülmüş yalanlar ve karşı çıkan olursa hemen ayıplanır. Düşünseniz Anadolu bir köy kahvesinde 40 yaşlarında bir hoca bunu köy ahalisine anlatırken kim kalkıp "Affederseniz ama öyle bir şey hiç olmadı" diyecek. Yazık değil mi. Bunun adı dini
sömürmek.
Bu ve bunun gibi yalanları uyduranların samimiyetinden şüphe duymamak imkansız.
Biz araştırmadan, sorgulamadan, anlatılanları kabul ediyoruz, aktarıyoruz, uyduruyoruz sonra da insanların dürüstlüğümüze ve ahlaki üstünlüğümüze
inanmalarını bekliyoruz.
Dediniz ki " bugün bu hareketin Türk dilini nelere mecbur bıraktığı açıkça ortada CD monitör webcam binlerce. Örnek saysak bitmez site yetmez." Sayın
abicim yanlış anlamayın ama bu verdiğiniz örnek çok komiktir. Osmanlı'da CD mi vardı onu kullanalım? Monitör mü vardı? Her dil başka dillerden kelimeler alır, özümser ve kullanır. Kuran'da bile Farsça kökenli kelimeler var ki bu Arapça'nın bir yerde noksan olduğunu göstermez mi? Hatırlamak gerekirse Osmanlıca'da kullanılan
kelimelerin büyük bir çoğunluğu yabancı kökenliydi. Ben Osmanlıca'ya karşı değilim hata seviyorum. Arapça'dan daha zengin bir kere. İngilizce'ye benziyordu. Hiç bir yabancı düşmanlığı gütmeden her dilden ve özellikle
Doğu dillerden (Farsça ve Arapça) çok kelime aldı. Osmnalı. Bu bir kesimi rahatsız etmezken (ideolojiden olsa gerek) CD, monitör, webcam gibi kelimelerden rahatsız oluyor.
Çok akıllı, çalışkan ve samimi olduğunuzu düşünüyorum ama sıfatlarınıza nesnel bir bakış açısını eklemek lazım. Keşke daha çok zamanım olsaydı da daha ayrıntılı bir cevap yazabilirdim.
Selametle...
Yazan: Barış Tarih: July 8, 2006 6:17 PM
Sayın Barış kardeşim
İlk önce eleştirilerin için teşekkür ederim; yanılmış olmaktan korkmam yanılgıya saplanmaktan korkarım; illa söylemek gerekti kökenimde Tatar ve Yörük tür. Araplıkla alakam yok anlayabilirseniz.
1.Latincenin yapay bir dil olduğunu söylediniz, bunun sebebi elbette birçok insanın bunu sonradan öğrenmiş olmasıdır. Arapça bundan farklı değildir.
Bu durum kusura bakma ancak bu kadar çarpıtılabilir. Latince İlkçağda İtalya yarımadasında Roma'nın içinde bulunduğu Latium (Bugünkü Lazio sahil kasabası) bölgesinde konuşulan bir yerel lehçedir, Roma İmparatorluğu'nun resmi dili olduktan sonra sınırlarının genişlemesiyle Latince önce İtalya yarımadasında sonra özellikle Gallia ve sonrada tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Latince bir sahil bölgesinin dili iken imparatorluk vasıtasıyla bugünkü konumuna gelmiştir. Lazio da yaşayan halkın yerel lehçesi iken bu duruma gelen bir dille kökenlerini Asur-Akad-Babil döneminden alan ve sürekli bir kültür dili olmuş ve tüm yarım ada boyunca konuşulan Arapça ile karşılaştırmak hatadır.Bu şekilde sadece fetih perspektifi ile değerlendirmek çok ama çok yanlıştır. Arapça esas gücünü asla silah fethi ile değil gönül fethi ile almıştır.(islamdan sonra elbette) Durum bu olmasa idi ilk yorumumda belirttiğim İspanyolca içersindeki oldukça fazla sayıda rastlanan Arapça kökenli kelimeler vuku bulmazdı. Araplar Aragonları boyundurukları altıma 1000 sene almadılar öyle ise durum dilin sizin de teşhis ettiğiniz gibi kültür katmanının büyüklüğü sayesinde diğer dile etki etmesindedir. Aksi olsa yani etkileşim eşit gerçekleşse bugün İspanyolcacında kuzey Afrika’da yaşayabilmesi izlerinin rahatlıkla sürülebilmesi gerekliydi. Hâlbuki günümüzün Kuzey Afrika’nın Fransız kültür bölgesi durumuna gelişi Arapçanın o bahsettiğim yozlaşmasındandır ki Fransızcanın kültür katmanını karşılayamadığından insanlar Tunuslu Cezayirli olarak ortak dili Fransızca kullanmaktadır.(maalesef)
2.Kuran'da gördüğümüz Arapça bugün hiç bir yerde konuşulmuyor ve 6. yüzyıl Arapçanın bir yanılmasıdır ki hiç kimse Arapların 6. yüzyılda dünyanın en ilerici, felsefe, bilim, matematik, gibi konularda dünyaya yol gösteren bir toplum olduğunu iddia etmez.
Buda tarafgir bakış maalesef; o devrin Arapçasının zaten tıpkısının aynısını bulmak hiç bir dilbilimcinin rüyası değildir. O devrin Arapçasını Edebi olarak iddiası vardır. Kuran-ı Kerim Arapça okunduğunda o devrin iddialı Araplarını bile şaşkına çeviren edebi zenginliğinin karşısında eğildiklerini ve bunun belli başlı iman sebeplerinden olduğunu görürsünüz. Kıssalarda tepkiler şöyledir; Bu İnsan lafzı olamaz… Bu dilin en korunmuş hali gene de öz yapı olarak kendini yakın zamana kadar korumuş olan Bedevi kavimlerinde yaşamaktadır. Bu göçerlerin Arapçaları da Kureyş lehçesi denilen duru Arapçaya çok yakındır. Size Muhammed Esed'in hayatını ve eserlerini okumanızı s
tavsiyeedeceğim. Detaylar orda…
3.Dünyanın en zengin dili Arapçadır veya Kuran başka dilde olamazdı gibi savları çürütecek zamanım yoktur - 'true believer'ları ikna etmek zaten imkansız (true believer - sabit, sorgulanmamış iman sahipleri için kullanılan çok hoş bir İngilizce deyimi) Öte yandan açık fikirli, belli
bir ideolojiye teslim olmamış insanlar zaten araştırıp gerçeği bulacaklar. Tabii Türkiye'de bunu yapmak zor çünkü yoğun bir Arap propagandası
altındayız ama...
Siz benim böyle biri asla olmadığımı belirtmeme rağmen illa da öyle görmek istiyorsanız elimizden bizimde bir şey gelmez. Esas hakkaniyet Rabbimizin seçimindeki hikmeti anlayabilmektir.
4.Dediniz ki " Türkçemizdeki fazladan 3 sesli ve sessizlerin bir yabancı tarafında çıkarılması çok zordur" Bunları nereden öğrendiniz bilmiyorum
ama söyleyen kesinlikle uydurmuş. Türkçe'nin ses sistemi dünya'nın en kolaylarından biridir. İngilizce ve Arapça ise en karmaşıklarındandır.
Bunu bir yerden öğrenmedim kendi gözlemim İtalyanca hocam Sayın Anna Maria Hanım oldukça iyi Türkçe konuşan yabancılardandı.(ikinci dili Türkçe olmuş çok yabancı görmek isteyen Datça’ya gitsin 40 bin kadar örnek mevcut)Ne kadar iyi konuşsa da konuşsun sonunda onun yabancı olduğunu dikkatli bir dinleyici iseniz anlardınız. Londra’da Arsenal mahallesinde oturan Türklerin hangi aksanda olduğunu yâda milliyeti bir türlü çıkaramayan İngilizlere sorun bu 'Th' sorusunu :)Bugün İstanbullu Rumların bile Türkçesi içimizde yaşamalarına rağmen biz Türkler gibi olamıyor(meğerki asimile olmamışsa)Siz Türkçe öğrenen yabancılarla en çok hangi mevzuda zorlandıklarını bulun. Cevaplar sizi yeterince bilgilendirir.
5.Dediniz ki " Benim bildiğim kadarıyla Arapçadan başka hiçbir dilde bu özellik yok en az harf ve ses adediyle en çok kelime haznesi(kontrol edin)
İki milyon kelime haznesi size yeterli gelmemiş:)Kızıl derililerin yâda herhangi bir milletin bu kelime haznesinin yarısını karşılayabildiğini gösterin(kelime haznesi ve onun kültür içindeki kullanımı içinde Endülüs’te yazılmış eserlerin bir listesi google da mevcut) ben bu konuda yanıldığımı bu siteden açıklamaktan çekinmeyeyim.
6.Biz araştırmadan, sorgulamadan, anlatılanları kabul ediyoruz, aktarıyoruz, uyduruyoruz sonra da insanların dürüstlüğümüze ve ahlaki üstünlüğümüze
inanmalarını bekliyoruz.
Maalesef öyle görünüyor...
7.Dediniz ki " bugün bu hareketin Türk dilini nelere mecbur bıraktığı açıkça ortada CD monitör webcam binlerce. Örnek saysak bitmez site yetmez." Sayın
abicim yanlış anlamayın ama bu verdiğiniz örnek çok komiktir. Osmanlı'da CD mi vardı onu kullanalım? Monitör mü vardı? Her dil başka dillerden kelimeler alır, özümser ve kullanır. Kuran'da bile Farsça kökenli kelimeler var ki bu Arapça'nın bir yerde noksan olduğunu göstermez mi?
Komik evet bence de düşülen durum çok komik Türkler olarak telefon kelimesi ne kadardır hayatımızda T.D.K arşivlerini inceleyin. Araplar içersinde yanılmıyorsam bu kelime 1995ler dan sonra kullanılmaya başlandı.(birçok bilişim ve ilim terimi gibi) Her dil demişsiniz başka dillerden kelime alır özümser kullanır.El insaf şu satırlarımı okumamışsınız; Arapçada bir ticaret ve aktarım dili olarak eski kültür dillerin(Sümer-Asur-Babil-Arami-Hami) yeşerdiği bir coğrafyada ... bu ne demek?Arapça zaten bir ticaret dili ne demek?
8.Hatırlamak gerekirse Osmanlıca'da kullanılan
kelimelerin büyük bir çoğunluğu yabancı kökenliydi. Ben Osmanlıca'ya karşı değilim hata seviyorum. Arapça'dan daha zengin bir kere. İngilizce'ye benziyordu. Hiç bir yabancı düşmanlığı gütmeden her dilden ve özellikle
Doğu dillerden (Farsça ve Arapça) çok kelime aldı. Osmanlı.
Son hamlede büyük paradoks hem Arapçaya ver veriştir hem de ondan sonra Osmanlıcayı sev Osmanlıca; Türkçe, Arapça ,ve Farsçanın oluşturduğu bir üç ayaklı sehpadır.Sehpanın en önemli kültür ayağını siz bu şekilde değerlendiriyorsanız vay diğerlerin haline.Atalarımız Balkanlara çıktığında Türkçemiz hala bir göçer dili idi Arapçanın o zamanlarda ne olduğunu mevzu bahis bile etmiyorum.Bu dilimi küçümsemek değil asla.Türkçemiz dediğim gibi o step coğrafyada yaşayan halk için özelleşmiş bir aktarım aracıdır,en iyisidir çünkü göçer Altay toplumlarının Dünyada bugün en çok kullandığı dil hala Türkçedir.Esas objektif bakış açısı ırk elbisesini üzerinden çıkarıp kültür kardeşlerimizin bize kattıklarına sahip çıkmaktır onlardan edindiğimiz kültürü spatulalarla tarihimizden kazımak değil.Eğer Müslümanlık olmasa idi siz bugün Çuvaş yada Yakutların dilini konuşurdunuz yani ağır Slav etkili yarım yamalak Altay lehçesi.Lütfen ak ip kara ip olayı olmasın.Dünyada gerçekler gridir tıpkı kuantumda da gerçeklerin grilerden oluşması gibi.Rabbimiz Arap kavmine bu üstünlüğü bahşetmiş siz istediğiniz kadar kabul etmeyin içlerinden alemlerin Nurunu çıkarmış,o dille zamanlar ötesinde hala canlılığını yitirmemiş ve yitirmeyecek kurtuluş mesajlarını yollamış..Bize de diğer ümmetlere bahşedilmeyen o kutlu Dinin en büyük silahtarları en güzel yaşayanları ve yayanları olma şerefini bahşetmiş. Siz daha işin Arap milliyetçiliği gibi Bu ülkede olmayan devranlarında dönün Bunu böyle kabul etmek gerek zaten gerçekte bu, bunu kabul etmeyip Mu kıtaları arasanız bahsettiğiniz objektiflik sizin için bir ütopya olarak kalır.Son olarak Kuran kursları Arap kültür kursları değil dini vecibelerini yakında yerine getirmeye başlayabilecek çocuklarımızın gerekli formasyon için edindiği ezberlerdir.Yazdıklarınızdan sonra ezbere bu kadar tepkili olmanız ilginç geldi…
Saygılarımla kardeşim…
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: July 9, 2006 1:15 AM
Sayın Mustafa Bey,
Görünen köy kılavuz istemez diyeceğim ama yolcu kör ise köy ne kadar yakın, görünür ve açık olursa olsun görmek imkansız. Asla meseleyi duygusal din söylemleriyle göz ardı ediyorsunuz. Bilimsel kanıt hiiiiççççç yok. 2 milyon kelime varmış. Dilbilimciler kelimenin kesin tanımını yapamazken Arap sevdası olanlar tutup Arapça'da deve için 300 kelime var.
İslam (submission) kelimesinden teslim, teslimiyet, müslüman, gibi bir sürü kelime türemiş asıl mesele türemede saklı. Türeme; gramer ile kelime hazinesi arasında çok ince bir çizgi. Arapça'da aynı kökten çok "kelime" türetilebilir Bunları Türkçede görmek bile mümkün (kitap, katip, kütüphane, kitabe, vb.) Ama başka bir dilde bu türeme değil gramer ile yapılır (örn. müslüman - one who submits). Arapça birçok türeme araçlarına sahip ama elde edilen gene bir kelime olur. bu hiç bir üstünlüğü göstermez.
Dediğim gibi buradaki mesele duyduğunuz sevdadan kaynaklıdır ki bir çok insan Hz. Muhammed'i putlaştırmıştır ve bu yüzden Arap üstünlüğünü savunurlar. bkz (http://www.kurandakidin.net/bolumler/28peygamberin.htm ) veya Kuran'ın açık uyarısına rağmen peygamberleri yarıştırırlar.
"O’nun elçileri arasında hiçbirini ayırt etmeyiz.
2 Bakara suresi 285
Kuran’ın bu ayetine göre bizim Peygamberimiz’i, Hz. İbrahim’i, Hz. Musa’yı, Hz. Nuh’u, Hz. İsa’yı yarıştırmamız yasaktır.” Bizim Peygamberimiz en üstündür.” dememiz yasaktır." (aynı siteden alıntı)
Size bir kaç soru:
1) Allah konuşur mu? Konuşuyorsa hangi dilde ve bir dil tercih varsa? (Burada akılsız gibi konuşuyorum ama Rabbimiz niyetimi bilir)
2) Lehvi Mahfuz Arapça mı?
3) Lehvi Mahfuz yaratıldı mı yoksa her zaman var mıydı?
4) Arapça konuşmayan diğer peygamberlere sayfaları nasıl indirdi? Çevirerek mi?
Eniçtensaygılarla,
barış
Yazan: Barış Tarih: July 9, 2006 3:23 PM
Sevgili Barış kardeş
Araştırmalarınızda başarılar dilerim.Benim aciz bilgim buraya kadar konuyu sizin gibi uzmanlarla derinlemesine tartışacak hele ki haşa Lehvi Mahfuz Arapça mı? gibi gayb soruları soramıyacak denli aciz hissetmekteyim kendimi.Benim düşüncem yukarıda bellidir,sizinkide apaçık ortada.Altay dağlarına yada Yucatan yarım adasına hangi elçiler gelmiş beni çok ilgilendirmiyor.Hz.Peygameberimiz (S.A.V)için Evren yaratılmışsa ,bırakında konuştuğu dilinde diğerlerine üstünlüğü olsun azcık,Dilin üstünlüğü demek ırk üstünlüğü demek asla değil(ırk üstünlüğü gibi bir şeyde yok ortada Holstein çiftliği gibi insan çiftlikleri yok) Veda hutbesine kulak verin üstünlük Takvadadır.Saygılarımla..
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: July 10, 2006 12:16 AM