« Baykal'ın 'Cumhuriyet'i İstismarı | Ana Sayfa | İslam'ı Savunan Haham »

June 23, 2006

Diyanet, Hirsi Ali'yi Çürütüyor

[24 Haziran 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Ayaah Hirsi AliAyaan Hirsi Ali adlı genç kadının ismine şu günlerde Batı medyasının manşetlerinde sıkça rastlamak mümkün. Yakın zaman kadar Hollanda vatandaşı ve dahası milletvekili olan Somali asıllı Ayaan hanımı ünlü kılan ise, İslam'a karşı açmış olduğu savaş. Hirsi Ali, İslam'ın başta kadınlar olmak üzere insanları ezen bir "boyun eğdirme ideolojisi" olduğunu iddia ediyor ve ortadoğulu kadınların sorunlarının, geleneklerden değil, doğrudan İslam'ın kendisinden kaynak bulduğunu ileri sürüyor.

Hirsi Ali'yi spotlar altına taşıyan gelişme, söz konusu tezlerine tepki sonucunda yaşanan vahim bir olay: Hollandalı film yönetmeni Theo van Gogh'un öldürülmesi. Van Gogh, senaryosunu Hirsi Ali'nin yazdığı "Submission" (Boyun Eğme) adlı filmde İslam'a hareket ettiği gerekçesiyle, Kasım 2004'te Amsterdam'da kanlı bir saldırıyla öldürülmüş, cinayeti işleyen Muhammed Bouyeri adlı İslamcı militan, bir sonraki hedefin Hirsi Ali olduğunu belirten bir de not bırakmıştı. Somalili genç kadın o zamandan bu yana polis korumasında yaşıyor.

Time dergisi tarafından 2005 yılında "dünyadaki en etkili 100 insan" arasında gösterilen, o zamandan bu yana yıldızı sürekli parlayan Hirsi Ali aslında yakın zaman önce ciddi bir "düşüş" yaşadı. Hollanda vatandaşlığına müracaat ederken anlattığı hikayede kayda değer yalanlar bulunduğu ortaya çıktı ve bunun üzerine de vatandaşlıktan çıkarılmasına karar verildi. Hirsi Ali'nin yeni yurdu, ABD olacak.


Sorun Nerede?

Aslında Hirsi Ali'nin hedef aldığı pek çok şoven gelenek, gerçekten de berbat. Bunların başında, Somali, Sudan, Etiyopya gibi ülkelerde uygulanan "dişi sünneti" (kız çocuklarının, ilerde cinsellikten zevk alıp da "kötü kadın" olmasınlar diye klitorislerinin kesilmesi) geliyor. Bunun yanında bizim memleketimizde de alışık olduğumuz "namus cinayetleri" üzerinde duruyor Hirsi Ali. Bu cinayetlere yol açan zihniyeti, kadın bekaretini uğruna cinayet işlemeye değer bir fetiş haline getiren anlayışı lanetliyor. "Bazı Müslüman ülkelerinde bekaret tabusunu korumak için gerdek gecesi sonrası 'kanlı çarşaf' uygulaması bile vardır" diyor ki, bu da yine — ve ne yazık ki — bizlere hiç yabancı gelmiyor.

Bütün bu eleştirilere katılmak mümkün. Ama Hirsi Ali'nin görmediği veya görmek istemediği bir püf nokta var: Bu gelenekler İslam'ın bir ürünü değil. Hemen hiç birinin İslam'ın temel kaynaklarında bir dayanağı yok. Aksine, bazıları doğrudan Kuran'a aykırı. Örneğin kız evlattan memnun olmayıp da "oğlan çocuk" peşinde koşan "erkek-sever" kültür, Kuran ayetlerinde eleştiriliyor. (43:16-18). Kuran öncesi Arapların sahip olduğu bu "maskülen" zihniyetin korkunç bir sonucu olan "kız çocukların toprağı gömülmesi" adetinin İslam tarafından yasaklandığı, bilinen bir gerçek.

Hirsi Ali'nin yaklaşımındaki sorun, İslam'ın kaynaklarını ve tarihi bilmeksizin, çağdaş Müslümanların problemlerine bakıp İslam hakkında hükümlere varması. Türkiye'de de zaman zaman rastladığımız bu yüzeysellikten uzak olan objektif Batılılar ise, çok daha tutarlı yorumlar yapabiliyorlar. Örneğin ABD'nin en önde gelen Ortadoğu tarihçilerinden Bernard Lewis, İslam ve kadın konusunda şöyle yazıyor:

“Genel anlamda, İslam’ın gelişi eski Arabistan’daki kadınların pozisyonunda dev bir gelişme sağladı. Onlara mülkiyet ve benzeri haklar verdiği gibi, kocalarının kötü muamelesine karşı da güvenlik kazandırdı... Ama, İslam’ın orijinal mesajı hızını yitirdiğinde veya daha önceden var olan yaklaşım ve geleneklerin etkisiyle modifiye edildiğinde, kadınların durumu yeniden zayıfladı ve kötüleşti.” (Lewis, The Middle East, 1995, s. 210)


Hadis Operasyonu

Lewis'in "İslam’ın orijinal mesajının geleneklerin etkisiyle modifiye edilmesi" diye tarif ettiği olgu, önemli. Ve bu "modifikasyon", Kuran dışı İslami kaynakların "tahrifi" boyutuna varmış durumda. Hirsi Ali'nin sözünü ettiği geleneklerin bazıları (örneğin "dişi sünneti) hiç bir İslami kaynakta yer almasa da, "erkek-egemen" bir zihniyet bazı hadislerde ve onlara dayalı din yorumlarında oldukça belirgin bir şekilde var. Müslüman akademisyen Hidayet Şefkatli Tuksal'ın Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri adlı önemli kitabında ortaya konduğu gibi...

İşte tam da bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun geçtiğimiz hafta başlattığı ve basında yankı bulan "hadis operasyonu", çok yerinde bir adım. Operasyon, İslam peygamberine atfedilen, ancak Kuran'la çelişen ve dolayısıyla doğru olamayacak pek çok "kadın karşıtı" hadisi literatürden çıkarma amacını güdüyor.

Diyanet, bu "feminist" adımla, Ayaan Hirsi Ali gibi İslam karşıtlarına da iyi bir cevap vermiş oluyor aslında. İslam dünyasında kadınları ikinci sınıf vatandaş konumuna getiren zihniyet ve geleneklerin, İslam'dan değil, onun karşı çıktığı, ama zamanla ona da bulaşmış geleneklerden kaynaklandığının iyi bir ifadesi bu. Tebrik ediyorum...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 23, 2006 3:33 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Ayaan Hirsi Ali'ye bu sozleri cesurca sarfedebilmesi icin yeterli malzeme verdigimizden oturu kendimizi ayiplamamiz gerekir. Fakat bu ayiplama Somali ve diger ulkelerin geleneklerinin kurbani olan Islam'in magduriyetini azaltir mi? Bence hayir...
Diyanet Dogru Yolda baslikli yazinizda yer verdiginiz ve benim "muslumanlarin Islam anlayisinda tecdid" olarak kabul ettigim olgunun onemi yine ortaya cikiyor.
Gelenek ve Islam'i birbirinden ayiramadigimiz muddetce Hirsi Ali gibileri konusmaya devam edecektir.
Yusuf Islam'i sinirlarindan iceri almayan ABD Hirsi Ali'ye kucak acmakta tereddut etmemis anlasilan. Abd'de daha hizli bir Hirsi Ali ile karsilasacagimizdan kusku duymuyorum.
Saygilarimla,

Yazan: Hatice Tarih: June 24, 2006 12:30 AM

Ne diyeceğimi şaşırdım. Artık yeni akım bu... Madem İslamı ıslah edemiyor gerçekleri halka anlatamıyoruz bari islamı elimize kamcı sandalye almadan onun yanında görünerek ehlileştirelim. İkiyüzlülüğün bu kadarı pes! Geleneklerin demek dinle hiç ilgisi yok. Demek ki İslam kadınlara çok hak verdi öylemi? Ya siz başka Kur’anı İslam tarihini okudunuz ya da ben.
Neden acaba Batıda Hıristiyanlığı eleştirenler öldürülmüyor da Müslümanlığa eleştiri gelince ölüm oluyor, buda cahillik ve gelenek mİ? Al-Tevbe Suresi’nin 28, 29, 36. ayetlerinde “...Kendilerine kitap verilenlerden hak dinini kabul etmeyenlerle, savaşın” denmektedir.
Maide Suresi’nin 51. ayetinde, “...Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin... sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da, onlardandır...” diye yazılıdır.
Bakara Suresi’nin 79. ve Enfal Suresi’nin 12, 13, 39 ve 41. ayetleri de müşriklerle savaşmayı emreder. Afganistan’da Taliban yönetimin ve Cezayir’de dinci örgütün, insanların kafasını kör bıçakla keserken bunu şeriat adına yaptıklarını her fırsatta yinelemektedirler.
Tevbe suresinin 23-24. ayetleri anne-baba-kardeşi birbirine düşürecek kadar ileri gitmiştir. “…inanmayanlar babanız ve kardeşiniz bile olsa onları dost edinmeyin….”.

Öyle ya, Kur’anda ve hadislerde yazan kadın aleyhtarı bütün hükümler uydurulmuştur değil mi? Önemli olan işimizse gelenleri görmek: Sahihi Buhari, Tırmizi ve diğerlerinde yazanlar temizlenmeli ama işimize gelenler kalmalı. Diyanet ne oldu da yıllar yılı yazdığı, meallerden, doğru hadis dediği hadislerden desteğini çekti? Cevabını ben vereyim. Cevap yaklaşık 80 yıl öncesinde yatıyor. Atatürk Kur’anı tercüme ettirirken söyle der: Arabın yavelerini (saçma söz) Türkoğlu anlasın aynı hataya düşmesin diye Türkçeye çevirttireceğim demiştir. İşte aradan geçen bu zaman içinde bu yaveler ortaya çıktı ama bu özgür olmayan toplumda bile buna tepki duyanlar çıktı. Bu bile diyaneti, birtakım çevreleri rahatsız etti.
Kadınlara hak veren Kur’an öylemi. Hz Hatice 40 yaşında iken 25 yasında Muhammet ile evlenir. Muhammet fakir Hatice çok zengindir. Ticaret, kervan sahibi tüccar bir kadın. Ve Hatice ölür sevgili peygamber için ayetler inmeye başlar. Genç kadınları alır, “bakire kadın alın” der. Yemişleri yenmiş ağaca mı gidersiniz ellenmemiş ağaca mı gidersiniz der. Bekâret gelenektir öyle mi dinle ilgisi yok?
Demek Kurana aykırı: Demek ki Kuranda “kadınları dövün” demiyor, demek ki peygamber “kadınlar aklen ve dinen eksiktir” demiyor dayanak olarak da iki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına eşittir, adet görürken namaz oruç kılınmaz hükmünü de dinen eksikliğe örnek göstermiyor öylemi?
Kuran öncesi Arapları maskulen öyle mi? Peki İslam sonrası Arap toplumu ne? Feminen mi? Yani İslam dan sonra Hatice gibi tüccar kadınlar mı var, yoksa “örtünün hatta evinizden dışarı bile izinsiz çıkamazsınız” diyen bir Arap toplumu mu var? “Dev haklar verilmiş” Arap toplumunda kadınlara. Ciddi misiniz? Hatice tüccar mal sahibi idi.. Sonra ne oldu. Kadınlar mirastan yarı yarıya pay alır oldu İslam hukukunda. Nerede var bu hüküm? İncilde mi yoksa Kuranda mı yazıyor? (Maide Suresi ayet 176, Nisa Suresi ayet 11). Böylece mal mülk sahibi oldular öylemi? Erkeğe mülkiyet transferi yaparak koruyor demek İslam kadını ne adalet ne adalet. Düşünün zaten cariye ve köle olarak erkeklerin egemenliğinde yaşamaya zorlanan en az 4-5-6 kadına sahip bir erkeğin eşi (malı) olan kadın dev haklara kavuştu.
Beyim, eğer Kuran deseydi ki “köleliği kaldırıyorum şimdiden sonra yasaktır” (Kölelik: Nahl Süresinin 75. ayeti, En’am Süresinin 165. ayeti, Rum Suresinin 28. ayeti vb) eğer Kuran deseydi ki “cariyelik de neymiş insan Onuruna aykırıdır” o zaman dev adımdan söz edebilirdin. Ama bilimsel şarlatanlığa gerek yok. Yazı suya yazılmış değil yazı yüzyıllık Kuranda yüz yıllık hadis kitaplarında yazılı. Ve orada bu dergideki bu yazıyı doğrulayacak bir şeyler yok. Diyanetin yaptığı düzeltmeyi (?) doğrulayacak bir şey yok. Bazıları şunu diyor peygamber demiş ki “cennet anaların ayağı altındadır”. Bu sahih hadistir değil mi? Nerede yazıyor? Aslında hiç önemi yok nerde yazdığı, doğru ya da yanlış. İşe geliyorsa bu söz Peygamberce denmiştir. Ama demişse ki peygamber veya Kuran:
müşrikleri nerede görürsen öldür: Ne olacak
Nisa Suresi 76, 89, 91.
Tevbe Suresi 14, 23, 24. ,
Enfal Suresi 12, 13, 15 ve 39.

Demek şaşırdınız Theo van Gogh'un öldürülmesine. Neden? Bu sureleri bi okuyun zahmet olacak. İşte size devrim. İnanmayanları öldür diyor.
Peygambere atfedilen ama Kuranla çelişen hadisler temizlenecek. Neden: Daha önce uygundu da neden şimdi temizleniyor.
Öte yandan Ebu Said-i Hudri’den naklen gelen bir hadise göre;
Muhammet kadınların “akıllarının eksik ve dinen de eksik” olduklarını,
Kadının sözü ile iş gören toplumlarda fitneler doğacağını
bu tür toplumların felakete sürükleneceğini söylediği,
Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yayımlanan resmi yayınlarla sabittir.

Başkanlığın Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi adlı yayınlarının (Ankara, 3. basım, c.1) 223-225. sayfaları, yine aynı başkanlığın yayımladığı Riyazü’s Salihin (Ankara, 1972, c.1, s. 70) kitabını okuyanlar, yukarıda değinilen hadisleri bulurlar. Yine aynı resmi yayınlarda, Muhammet’in kadınlar hakkında çok aşağılatıcı sözler söylediği ve hükümler bıraktığı; örneğin, “...benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım” dediği, buna benzer nitelikte olmak üzere, Kuran’ın Yusuf Suresi’nin 28. ayetiyle Tanrıyı, “...gerçekten de ey kadınlar düzenleriniz pek büyüktür sizin...” diye konuşturduğu görülür.
Nisa Suresi’nin 34. ayetiyle, “...erkekler kadınlardan üstündür. Çünkü Allah onları birçok şeyden dolayı kadınlardan üstün etmiştir...”. “İtaatsizliğinden yıldığınız kadınlara öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, dövün...” diye hüküm koyduğu ve yine “...ben cehennemin kapısında durdum, oraya girenlerin çoğu kadınlardır...” diye hadis bıraktığı açıkça yazılıdır.

Bunları uzatabilirim ama sayın Mustafa Akyol … yapmayın devrim değdiniz şey geriye devrimdir. Okuyoruz görüyoruz. Aydınlanma devrimini yapamamış bir toplumun çocuğu olarak, aklınız aklımız daha tabulardan doğmalardan temizlenmemiş. BU olmadan da uygar olmayı bırakın insan olamayız.

"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır."
Mustafa Kemal Atatürk

Yazan: atipik Tarih: June 24, 2006 4:02 PM

Arkadaslar,

Biraz once bir yorum yazmistim. Kendi ihtiyatsizligim ve bilgisayar duskunu kedimin azizligi sonucu yazdiklarim kayboldu. Simdi tekrar tikladigimda bu defa atipik imzali yoruma soyle bir goz attim. Adeta kaybolan yorumuma isbat teskil eden bir yorum.

Kur'an-i Kerim soyle buyuruyor: 2/120- "Sen onların dinlerine uymadıkça, yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı."

Onceki yorumumda tamda buna isaret etmeye calismistim. Biz Muslumanlar ne kadar sahih olmayan hadis-i serif ayiklarsak ayiklayalim, ne kadar musluman topluluklarin Islam disi gelenekletini ayirmaya calisirsak calisalim, ve hatta sahih hadislerin "zamana uymayanlarini" ve hatta Demirel'in teklif ettigi "muhkim 240 ayeti cikarma" isini yapalim "onlara" yaranmak mumkun degildir.

Allah'inizi severseniz ulkemizde ezanin Kur'an'in Tukce okunmasini, namazlarin karisik kilinmasini, kalvinst Islami vb onerenler gercekten "icerden" yani Islami kaygilari olan insanlarmidir? Okuyun yukardaki yorumu ve kendiniz karar verin.

Benim gerek bu konuda gerek Islam-Bati iliskilerinin her vechesinde soyledigim sey budur. Ne 11 Eylul sonrasi, ne Irak, Afganistan isgalleri ne Filistin Lubnan, Iran, Suriye ve butun Islam dunyasina karsi hacli seferleri mslumnlarin yanlis adimlainin sonucudur. Bunlar Muslumanlarin "olmasinin" sonucudur. Bu argumanimi hicbir tereddute mahal birakmayacak sekilde ortaya koyan atipik adli yorumcuya tesekkur etmek lazim. Adam acikca "problem Islam'in kendisi" diyor ve taptigi MKA'nin hasa, ayeti veya hadisi ile bitiriyor sozunu.

Arkadaslar gerek bu yorum gerek Salman Rushdie'nin "fikir hurriyeti" icin elele veren Bati intelligentsia'si ve onlarin icerdeki hoperlorleri, gerek Ayan Hirshi Ali, Amina Wadud, Allah'tan erkek oldugu icin hoslanmayan lezbiyen musluman Irshad Manji, Kahalid Duran, Ilhan Arsel gibi, yasayan en buyuk Islam dusmani Daniel Pipes'in "ilimli muslumanlar" dediklerinin hepsi ama hepsi ayni iradenin urunudur. Bizde Danimarka'daki karikaturler skandali "az tirajli bir Danimarka gazetesi'nin munferit provokasyonu" olarak piyasaya suruldu "boyali medya" tarafindan. Islami medya'da bunun kokenini arastirma zahmetine girmedi. Oysa vijdan sahibi bir Yahudi entellektuel bu Jyllands Posten gazetesi'nin editoru Fleming Rose'un bu yasayan en buyuk Islam dusmani (islamofobe kelimesini sevmem) Daniel Pipes'in muridi oldugunu ortaya cikardi (www.israelshamir.net). Tesadufmudur, Ayan Hirshi Ali'ye Hollanda'daki sahtekarliginin ortaya ciknmasi sonrasi "Turkiye Ak-Parti sayesinde Islamofasizme yoneliyor" yaygarasinin merkezi olan AEI tarafindan kucak acilmasi? Peki bu Danilel Pipes ve ABD'de Islam dusmani Yahudi kontrolundeki dusunce kuuluslarinin yoneticilerinin Turkiye'de son zamanlarda "rejim muhafizlari" tarafindan sisirilen bir -sozum ona- dusunce kurulusunun danismanlari arasinda bulunmasidami tesaduftur?

Arkadaslar lutfen noktalari birlestirelim ve buyuk oyunu gorelim. Diyanetin hadis ayiklamasi falan kesmez bunlari. Kayitsiz sartsiz Israil_ABD Inc.'e teslimiyetin otesinde hicbirsey kesmez. 11 Eylul sonrasi histerik atmosferde ozellikle Bati dunyasinda yasayan veya onlala baglantisi olan muslumanlar defansif bir mod'a girdiler. Problem bizim asiriliklarimiz; gercek Islam'i hurafeden, radikallerden temizlersek problem yok olur dediler. Bazilari icin bu bir pragmatik gereksinimdi. Bazilari ise iyi niyetli olarak buna inandirdilar kendilerini. Ve gordulerki taviz verdikce fazlasi istendi. Ve verilen her taviz "muslumanlarca sucun kabulu" olarak alinip, Muslumanlarin aleyhne kullanildi.

Temelinde yenilmislik ve asagilik kompleksi yatan bu yaklasim eski ABD elcisi Edelman'in "Islam tek hak dindir" denilmesinin dahi asiri oldugunu soyletme noktasina getirdi. BU NOKTALARI BIRLESTRIP NIYETI GOREMIYORMUYUZ?

Siz saniyormusunuzki sahih olmayan hadislerin, hurafelerin, disi sunneti gibi kabile geleneklerinin ayiklanma isi basarildiginda artik BAti ve icimizdeki kendinden nefreti Islam'a sadirmakla ifade eden "hayat suren lesleri" tatmin edecek? Ben sanmiyorum. Peki bunun cevabi objektif olarak belirlenemezmi? Sorunun cevabi bu yaklasimin gecmiste hangi sonucla dogurduguna bakarak verilebilir. Ornekler gozler onundedir. Bugun Bati dunyasindaki Islamofobi (benim deyimimle Islam dusmanligi) nin 11 Eylul sonrasinin cok daha ilerisibnde oldugu gercegi nasil aciklanabilir? Oysa Bati'da ve musluman ulkelerde butun yetkili agizlar "Islami teroristleri" kinamakta birbiri ile yaris ettiler " onlar bizden degil, gercek Islam bu degil" dediler. Bana kimse bu stratejiden alinmis pozitif bir sonuca isaret edebilirmi? Sizin ozur dilemeleriniz, sanik sandalyesine gonullu oturmaniz, sadece "itiraf" olarak kabul edildi ve saldirilar bu "itiraflar" sayesinde daha amansizlasti. Yuzbinlerce Musluman katledilirken sorulan soru hala "what's wrong with Islam" oldu.

Mustafa Bey'in Ayan Hirshi Ali'y curutmek icin ornek gosterdigi Bernard Lewis aslinda Ali ile ayni takimin oyuncusudur. Kendisi, -yasayan en buyuk oryaltalist-"What Went Wrong[with Islam}" (Yanlis giden ne idi) kitabinin yazari ve Bati dunyasindaki Islam dusmanliginin felsefi zeminini hazirlayan bas mimarlardandir. Neconlarin filozofu da sayilan bu zat ABD'de izledigim bir C-Span TV programinda aynen degilse mealen soyle dedi "Bizim Islam dunyasi ile ilgimizin iki sebebi vardir. Biri Israil digeri petrol. Israil yakin gelecekte artik tamami ile emniyette olacak. Ve petrol 50 senede bitecek. O zaman bizde onlari kendi kedarleri ile basbasa birakiriz (leave them to their own device)"

Demek istedigim bu Ayan Hirshi Ali gibi kiralik ajanlarla Lewis gibi entellektueller ayni takimin oyunculari olarak gorevlerini yapiyorlar. Kimisi felsefi temel hazirlayacak, kimisi kendisine Bati dunyasinsa yer bulmak icin gerekirse ailesini satacak, ve kimisi icimizde en kutsal degerlerimizi ayaklar altina alacak, kimisi Seda Sayan'a yari ciplak vaziyette ezan okutacak ve cagdas rakkaselere Galata Mevlevhanesinde semazen yaptiracak.

Bazilarimiz bu olaylarin her birini izole edilmis, munferit olaylar olarak ele alip incelemekte israr edecekler. Ben ise "birlesik kaplar sistemi", "birlesik alan teorisi" diye israr etmeye devam edecegim.

Muslumanin kendini asorgulamasi tabiiki zaruridir ve Peygamber Efendimiz (sasa) den beri yapilmaktadir. Ulem onderliginde bu sorgulama devam edecektir. Ama lutfen biraz basiret, biraz feraset gosterelim. Sorgulama isinin kimin insiyatifi ile hangi objektifler cercevesinde yapildigi konusunda biraz uyanik olalim. "bizim hatalarimiz Ayan Hirshi'ye malzeme veriyor" diyenlere bogaz uzerinde uygun fiyata satlik iki tane koprum var.

Selamlar, saygilar
Not: Yakinda bu "hakim iradeyi" ve "noktalari birlestirme" metodunu daha genis olarak ele alan bir yaziyi kendi blogumda bulabilirsiniz

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 24, 2006 5:46 PM

”Lâ yemessuhu illel mutahherûn!” (Vâkıa Sûresi-79)

Sayın Atipik

Ne kadar bilimsel,ne kadar bilimsel....Haticenin kervanı varmış,Hz.Muhammed fakirmiş, kadına onu yapmış bunu demiş.Hatice’nin malı için evlendi dediğiniz Hz. Muhammed’in ve eşinin malının yarısından fazlasının muslumanlara uygulanan boykotlarda harcandığı gerçeğine ne oldu?O maldan kendisi olurken geriye ne bıraktı?Açlıktan karnına taş bağladığını neden yazmıyorsunuz?Bir sürü tarihsel belge ile kayıtlı, istendiğininde verdiği ve asla yok demediği gerçeğine ne oldu?Evlendiği hanımlardan sadece ikisinin daha önce evlenmediği bilinirken Hatice buna dahil ve geri kalan eşlerinin hepsi dul iken imkanı olan bakir olan ile evlensin demesi mi bekaret katliamlarını dine soktu?Para için evlendi dediğiniz Hz.Muhammed o paranın kat be katını kendisine sunan Mekke eşrafına neden hayır dedi? Turan Dursun ve klişeleri ile ancak bu kadar oluyor evet.Hatice’nin kervanlarından söz edebiliyorsun ama nasıl sağ kaldığı konusuna değinmemişsin!Hatice’nin kervanları olmasaydı kocasının malı olarak çoçuklarına miras kalacağını anlatmamışsın!Bırak bir kadının sözünü geçerli kılmayı kocasının onu bir cinsel obje olarak para kazanmaya yollamasının normal karşılandığını da unutmuşsun sanırım?Ama para söz konusu olduğunda bunları yapıla bilmesi demokratik diyorsanız ne ala...Kadın ve erkeği ayırmadan halife diyen emirleri yutuyorsunuz.Çok objektifsiniz!!İslam söz hakkı vermedi dediğiniz kadınlara şu ana kadar yer yüzünde yapılan en radikal değişikliklerle haklarını vermiştir.Ve bunları da alt sınır olarak koymuştur

Atatürk’ün güzel bir deyişini bende hatırlatmak isterim size;
‘’Bütün dünyanın müslümanları,

Allah’ın son Peygamberi

Hazret-i Muhammed’in (s.a.v)

gösterdiği yolu takip etmeli ve

verdiği talimatları tam olarak

tatbik etmeli.

Tüm İslamiyet’in hükümlerini

olduğu gibi yerine getirmeli.

Zira, ancak bu şekilde insanlar

kurtulabilir ve kalkınabilirler.’’

M. Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, bu mesajı başbakan ve dışişleri bakanı

vasıtası ile dünyaya açıkladı.

(Prof. Dr. Hanif Fauk, Urduca Yayınları’nda Atatürk,

A.Ü. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yayınları,

Ankara 1979, s. 102

Şahısların fiileri ile nasıl oluyorda bir dini yargılaya biliyorsunuz? Bunu size bilim mi sağlık veriyor?Kişileri baz alarak bir ideolojiyi,bir dini nasıl eleştire bilirsiniz?Müslüman ile İslam'ın farkını bilmiyor olabilir misiniz?

Ayetleri sayıyorsunuz ama bakın sizi ilgilendiren ayet şu olmalı bu ayet hakkında ne düşünüyorsunuz?

”Lâ yemessuhu illel mutahherûn!” (Vâkıa Sûresi-79)
Diğer ayetleri baz alarak konuşa biliyorsanız bu ayete de bunu yapmalısınız.

Not;Diyanet hakkındaki görüşlerinize katılıyorum.

Yazan: Serkan Ekim Tarih: June 24, 2006 7:16 PM

sn atipik'in hata dolu yazisi incelemeye deger görünmüyor. Fakat vurgulanmasi gereken bir nokta var.

sn atipik gercektende tipik bir din düsmani havasiyla yazmis yazisini. Öyle ya bu hadisler ayiklanirsa nasil saldiracak?

Daha önceleri İslam'i asagilamak ve karalamak icin kullandiklari böyle din mi olur, düpedüz sacmaliktir bunlar, rezalettir dedikleri hadisler elenip atilmaya baslaninca birden bu hadisleri sahipleniverdiler. Yani islerine gelince alaya aldiklari hadislere siginmaya kalkiyorlar. Bu aralar bu psikolojik tepkiyi bir cok din düsmaninda gördüm diyebilirim, icleri gidiyor hadisler eleniyor diye.

Yazan: Clausewitz Tarih: June 24, 2006 7:32 PM

Sayın atipik,

Sizin dillendirdiğiniz zırva argümanlara burada o kadar çok cevap verdik ki tekrar vermeyi byte israfı olarak görüyoruz.

Ve işin garibi aynı zırvaları dillendiren, ayetlerin başını sonunu kırparak kendilerince komik anlamlar çıkartıp müslümanlara güya akıl veren yada terorist yapan benzerlerinizi, buradan o kadar cevap delisi yapıp gönderdik ki aynı isimle tekrar yazmaktan hicap duyuyorlar.Ve aynı üslup aynı sözler bir bakıyoruz başka "atipik" "atipik" isimler altında arz-u endam ediyor.

Bu zırvalara nasıl cevap verildiğini tekraren görmek isteyenler şu linklerin altındaki bir kaç cild kitap hacmine ulaşmış olan yorumlara bakabilir:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/danistaya_kanli_saldiri.php

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/yorum_uslubu_konusunda.php#comments

Yazan: Suat Öztürk Tarih: June 24, 2006 8:19 PM

Islamdan once Arap toplumunda kadinin daha guzel bir yere sahip oldugunu gostermek icin "ilk dogan kiz cocuklarini diri diri topraga gommek" ornegi yerine "Hz.Hatice'nin tuccarligini" -ki daha sonra da tuccarlik yapan kadinlar vardir- ornegini secenlere nerden baksaniz pes diyorum.

Ornekleri ile mantik devrelerimde olusturduklari kivilcimlari ayakta alkisliyorum.

Dunya safsata literaturune "Turkish Safsata" adi altinda yeni bir baslik konulmasini da bu vesile ile oneriyorum.

Yazan: fatih demir Tarih: June 24, 2006 9:04 PM

Sayın atipik,

Öncelikle sizi kutlamalıyım. Lafı evirip çeviren, elli çeşit maskeyi suratına geçirip "din istismarı" edebiyatı yapan atatürkçüler ile bir şeyler konuşmak çok güç. Oysa siz, inancınızın gereği olan bakış açınızı gayet açıklıkla ifade etme erdemini göstermişsiniz. Turan Dursun'u ve benzerlerini de -seviyeden yoksun üsluplarını bir kenara koyar isek- bu bakımdan klasik atatürkçülerden ayrı görmek gerek.

"Diyanet Doğru Yolda" başlıklı sayfada "bir takım hadisler"den önce "islam inancı"nın ele alınması gerektiğini söylemiştim. Öyle ya. Her yerde heykelleri olan bir adam önce camilerde hutbe okuyup sonra da Muhammed için arapoğlu bilmem ne diyorsa, burada bir durmak gerek.
İkide bir "Atamız dinimizin en mükemmel din olduğunu söyler" diye diye uyuşturulan nesiller yerine herşeyi olduğu şekliyle gören/bilen nesillere ihtiyaç var.

Muhammed'in mesajını ne ile ölçüp tarttığımıza dikkat edelim. Bir takım 'evrensel' ölçütler ile mi? Bu 'evrensel ahlak ölçütleri'nin kaynağı nedir? Ahlak felsefesinde ele alındığı şekliyle, bir eylemin ahlaki değerinin ölçütü nedir? Buna aklı başında hiçbir kimse "akıl ve bilimdir" gibi absürd bir yanıt veremez. Peki o zaman nedir? Tartışılacak olan budur.

Öte yandan Muhammed'in peygamberliğini düşünmek yerine "Peygamber'in Muhammed olduğu" şeklindeki söyleme dikkat etmek daha akıllıcadır. Bu da dikkati tabiki "peygamberlik" kavramı üzerine çeker. Tabiatçı (putperest) inanç peygamberi değil peygamberliği yadsıyan bir şey. Tabiatın insanlar için bir sözü yoktur nitekim. Söz olmayınca sözcü de olmaz. Peki bu tabiat denen şeyin insan uydurması bir şey olduğu anlaşılırsa insanoğlu bir "peygamber" arayışı içine girer mi? Tabiki girer. O zaman bir insan peygamber ise, onun mesajını kabul etme gibi bir olasılık belirir. Tabiatçı bakış ile böyle bir şey olamaz.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: June 24, 2006 9:55 PM

Diyanetin yapmak istediğini desteklemek gerekir.
Bu din, bu ülkeden bıçakla kesilemez. Değiştirmek, zamanımıza uydurmaya çalışmak gerek.
Böyle yaptığımızda dahi kaç yıl devam edecek, bunca hızlı değişime rağmen belki yüz, iki yüz yıl.

Hıristiyanlığın başlangıcında, insan erkekti. Kadın insan bile değildi, kadının ruhu yoktu. Engizisyon kaç erkeği öldürdü, kaç kadını? Cadı diye yakılan ve diğer suçlardan öldürülen kadınların sayısı erkeklerin 1200 katı.
Bırakın değiştirip, geliştirsinler. Bu yazılı reform başlangıcı olacaktır. İşi, yazısız, kafalardaki reformlara bırakmamalı.

İleride nereden nereye gelindiği; öğrenmek isteyene günümüzden daha açık olacaktır.
Bu, değiştirildiğinin belgeseli olacaktır. Oruç Müslümanları, cuma namazı Müslümanları, yaşantılarındaki, kafalardaki değiştirdiklerini doğru sanıyorlar. Böyle geldi böyle gidecek, İslam budur sanıyorlar.
Şimdi de yukarıda okuyucu eleştirisi olarak yazılanlar gerçek olmasına rağmen bunların İslam’ın özellikleri olduğunu bilmiyorlar. Değiştirilmişin geliştirilmesi, beyinlerde yer etmesi, daha hızlı olacaktır.
Diyanet bu zırvaları günümüze uydurmaya, yok etmeye çalışırken İslamı koruma amacında olmasına rağmen, farkında olmadan Kuran'ın değiştirilemez hükmünü kendisi delmiş olacak. Buna önce hadislerle başlasa dahi, bir zamanlar meallere ''de ki'' leri eklediği gibi Kuran meallerini de çarpıtıp kim bilir ne değişimler yapacak.

Yazan: haydari Tarih: June 25, 2006 5:14 PM

Atipik bey,

İslam tarihini ayrı kaynaklardan öğrendiğimiz apaçık. Turan Dursun çok değerli bir tarih profesörüdür. İslam tarihi konusundaki muazzam eseri tüm dillere tercüme edilmiş ve dahi üniversitelerde kaynak olarak okutulmaktadır. Bahsettiğiniz gibi Kuran "müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün" diyerek tüm müşrikleri bulduğu yerde öldürmüştür.
Hristiyanlara eleştiri gelince gayet medeni bir şekilde davranmakta, müslümanlar medeniyete ulaşamadıkları için üstlerine bomba yağdırılarak ve ırzlarına geçilerek kendilerine medeniyet öğretilmektedir. Afganistan'da Talibanı anladıkta Cezayirdeki dinci örgüt konusunda isterseniz bir kaç satır okuyun da sonra "Kör bıçağım, kimseleri kesemem !" ağlamalarını birlikte yapalım.
Siz mirastan, kadın dövme ayetinden bahsetmişsiniz. Mesela mehirden, mirastan annenin pay almasından, boşanma hakkından, veda haccından, saadet asrı pratik uygulamalarından hiç bahsetmemişsiniz.
İslam köleliği neden "şak !" diye kaldıramamış. Devrim dediğin öyle "kaldırıyoruuuum, kaldırdım !" şeklinde olur. Sosyoloji kitaplarını da çöpe atarız, ne güzel olur. Kasmasınlar kendilerini o kadar toplumsal değişim projeleriyle filan. Bak Amerika'ya, nasıl güzel aştı meseleyi... Gerçi 18.yüzyılı geçti. Hala Klu Klu'lar mevcut, ama olsun. Müslümanlarda ırkçılık olmaması devrim değil tabi. Devrim dediğin, öyle "şak" diye olanı, diğerlerini saymıyoruz.
İslam "kadınlarla yataklarınızı ayırın, sonra dövün" diyor. Siz böyle mi anlıyorsunuz?
Kadınların hileleri, düzenleri konusunda neden bir eleştiri getiriyorsunuz anlamadım. Erkeklerin kadınlara karşı zaafı elbette kadınlar tarafından kullanılıyor ve tarih boyunca kullanılmış. Eskiden Katerina'ymış, şimdi Nikita... Bu, evli olduğun kadınla veya kız kardeşinle ilgili bir ayet değil ki. Siz bu ayeti okuyan müslüman kadınların "yahu ben ne düzenbazmışım da haberim yokmuş" şeklinde yorumladıklarını mı düşünüyorsunuz.

"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır." sözünü donmuş ve kalıplaşmış argümanlardan kurtulmanız, devraldığınız ilim ve akılı ara sıra da olsa kullanmanız umuduyla tekrarlıyorum...

Yazan: blue Tarih: June 26, 2006 10:41 AM

Mustafa bey,

Kuşa çevirmişsiniz yorumu. Bu kadar da demokrat olunmaz ki canım...

Yazan: blue Tarih: June 26, 2006 11:21 PM


Allah'inizi severseniz ulkemizde ezanin Kur'an'in Tukce okunmasini, namazlarin karisik kilinmasini, kalvinst Islami vb onerenler gercekten "icerden" yani Islami kaygilari olan insanlarmidir? Okuyun yukardaki yorumu ve kendiniz karar verin.


Evet bu cok önemli bir husustur aslinda, bir degisim veya gelisme olacaksa bu ülkenin halkin kendi ic dinamiklerince gerceklestirilmelidir. Disaridan dayatilan her düsünceye süphe ile bakilmalidir, özellikle sosyal ve dini bir mesele ise..

Allah'tan erkek oldugu icin hoslanmayan lezbiyen musluman Irshad Manji


Bu kadin hem müslüman hem de Allah erkek diye Allah'tan hoslanmiyor?

Dogru mu anlamisim?

Müslümanlikta Allah'a cinsiyet atfetmek yok ki, lezbiyenlik de (homoluk da) olmadigina göre bu kadin sapitmis olmali.


Mustafa Bey'in Ayan Hirshi Ali'y curutmek icin ornek gosterdigi Bernard Lewis aslinda Ali ile ayni takimin oyuncusudur. Kendisi, -yasayan en buyuk oryaltalist-"What Went Wrong[with Islam}" (Yanlis giden ne idi) kitabinin yazari ve Bati dunyasindaki Islam dusmanliginin felsefi zeminini hazirlayan bas mimarlardandir


İlginc. Oysa bu adam kitabinda İslam'i öven seyler yaziyordu. Tarihci görünümlü bir otryantalistle mi karsi karsiyayiz acaba?


"Bizim Islam dunyasi ile ilgimizin iki sebebi vardir. Biri Israil digeri petrol. Israil yakin gelecekte artik tamami ile emniyette olacak. Ve petrol 50 senede bitecek. O zaman bizde onlari kendi kedarleri ile basbasa birakiriz (leave them to their own device)"

Ben bunu bir türlü anlamiyorum, ABD'nin ne gibi bir cikari vardir İsrail'e bu kadar yalakalik yapiyor? İsrail'in güvenligini saglama gerekcesi nedir? Bu baslarina vazife midir ki?

İsrail'e bu kadar yardim etmenin altinda dinsel mi yoksa oportünistlik mi yatiyor?

Ortadogudan petrol emmek icin İsrail bu kadar gerekli mi? Halihazirda tüm arap petrollerini diledigi gibi kullaniyor zaten..

O halde İsrail'e ne gerek var?

kimisi Seda Sayan'a yari ciplak vaziyette ezan okutacak ve cagdas rakkaselere Galata Mevlevhanesinde semazen yaptiracak.

Dogru, ama bu dejenerasyon cabasina karsi cikarsaniz yobazlikla suclanirsinz. Oryantal Pop Star vb yarismalarla 20 yil öncesinde TV ekranindan halka normal gelmeyenseyler simdi normal kabul edilmeye baslandi.

TV'lerdeki bu pislik, liselere cep kameralari ile porno kaydi seklinde yansiyor, ögretmeninin etek altini cekmeler vs.

Ama bir yandan sarap icmeyen, barda sabahlara kadar tepinmeyen, kadin/kiz mevzusu olmayan, icki kumar fuhustan uzak duran, fizik olimpiyatlarinda madalya kazanan, NASA ve Mit gibi önemli yerlerde isik deneyleri yapan, Türkcemizi tüm dünyaya tanitan damgali müslüman genclik bu ülke icin zararli görülüyor.


Bazilarimiz bu olaylarin her birini izole edilmis, munferit olaylar olarak ele alip incelemekte israr edecekler. Ben ise "birlesik kaplar sistemi", "birlesik alan teorisi" diye israr etmeye devam edecegim


Dogru bir yaklasim, tabi ölcüyü muhafaza etmek gerek, zira komploya kadar uzanir bu bakis acisi. Fakat yazdiklarinizdan komplo teorisi cikmiyor, bilakis belgeli ve tecrübi gercegin ta kendisi..

Yazan: Clausewitz Tarih: June 27, 2006 12:35 AM

Biz D. Baykal'ı eleştirmekte takılıp kalırken millet burada tozu dumana katmış da haberimiz olmamış. Bir eleştirel yorumcunun katılımı bir anda ortalığı germiş.

Arkadaşlar ben başından beri boş yere bu tartışmalarla birbirinizi yiyip durmayın, çözümü bilimde ve bilimin yönteminde bulun diye söylememiş miydim?

Bu tartışmalar, bana inanın, insanlık sona erinceye kadar bitmeyecektir. Din düşüncesini ne Yer'in evrenin merkezi olmadığının anlaşılması, ne türlerin birbirinden türediği hakkında ortaya çıkarılan veriler, ne başka bir gelişme yok edebildi. Gelecekteki hiç bir gelişme de yok edemeyecektir. Evrim kesin olarak kanıtlansın, din ortadan mı kalkacak sanıyorsunuz? Hayır. "Demek Tanrı aşamalı bir yaratım gerçekleştirmiş" denecek. Teknoloji protein sentezlesin, canlı yaratsın, bir canlı yaratıp genetiğini yeniden kodlayıp, onu evrimleştirsin ve başka bir canlıya dönüştürsün. Tüm bu parlak başarılar (insan türünün yeterli süresi olursa bunların başarılması olasıdır) dini yine ortadan kaldırmayacaktır. "Bunları teknoloji yaptı. Bunları yapan teknolojiyi yaratan insanı kim yaratmıştı? İnsan akıl ile kazanılabilen bu başarıları kazanan insan aklı tesadüfen nasıl oluşmuştu?" denecektir. (Bu konuda Schewardzenegger amcanın 6. Gün filminin izlenmesini salık veririm. Fantastik kısımlarına saçma diye takılmayın, felsefeye dikkat edin.)

Her yaşayan organizma gibi insan düşüncesi de gelişen yeni şartlara göre uyum sağlama yeteneğindedir. Canlı tüm organizmalarda olduğu gibi organize sistemlerde de işleyişin aksamasına yol açacak yabancı unsurları dışlama mekanizması vardır. Tıpkı deride açılan bir sıyrıktan içeri giren yabancı hücrelere karşı harekete geçen bağışıklık sistemi gibi. Din de bir organize sistemdir. Hücrelerinin yanlış yapılandırılmış olduğunu ve tamamen yeni proteinlerce yeniden inşasının gerektiğini söylerseniz kendini savunacaktır. Vücut bağışıklık sistemi bazen kendi hücrelerine bile saldırır. Örneğin multipl skleroz bağışıklık hücrelerinin kendi sinir hücrelerini yabancı protein olarak algılayıp sinir sistemine saldırması sonucu oluşan felçlerdir. Kendi varlığını korumak o kadar önemli ve hayati bir tepki ki, bu tür yanlışlıklara bile sebep olabiliyor.

Din de yabancı unsurlara karşı direnç göstereceği gibi kendi yapısal unsurlarına bile zaman zaman saldırabilecektir. Tüm organik ve organize sistemlerin özelliği böyledir.

Bilimin en güzel yanı tartışmalara neden olmaması, tersine tartışmaları sona erdirmesidir. Bilim sabırla nedenselliği tıkır tıkır çalıştırır, elinden geldiği kadarını çözer, çözemediğini kendi içinde tartışmaz, felsefeye havale eder.

Fakat insanlara kavga gerek, gerilim ve çatışma gerek ki paylaşsınlar. Yoksa paylaşım olmaz. Ortada bir pasta duruyor. Büyüklüğü belli, bir fırından çıkabilecek kadar bir pasta işte. Etrafındaki eller ise yüz tane. Bir hesap yapıyorsun, ulan bu pastanın ellide biri benim dişimin kovuğunu doldurmaz! Başlıyorsun, "senin ellerin kirli, git yıka!" diye makul görünen bahaneler yaratmaya fakat bu ancak bir kaç kişiyi uzaklaştırmaya yetiyor. "O ne lan, bu siyah ellerinle mi pastayı elleyeceksin, kalk git şurdan!" dan "senin gözünün üstünde kaşın var, pasta senin neyine" ye kadar uzanan bir sürü bahane yaratılacaktır.

Kaynakların akıllı uslu, didişip dövüşmeden paylaşımını din öğretileri sağlıyor, insanlara kaderine kısmetine razı olmayı öğütlüyor, bu supabı da tıkayıp tüm dünyayı ateşe mi vereceksiniz? Tabii ki Atatürk yeri geldiğinde din öğretilerini de kullanıp insanlara öğüt verecekti ve öyle de yaptı. Şimdi ben determinizmi savunuyorum. Yarın bir savaş çıktı, bir birliğin komutasını aldım. Askerlere determinizm mi anlatacağım?

"Askerlerim, her şey nedenseldir, vücudunuza bir mermi isabet ederse bu sizin savaş dışı kalmanıza neden olur, etmezse ölmezsiniz, hadi iyi şanslar!" mı diyeceğim? Elbette "Ölürseniz şehit, kalırsanız gazisiniz, hadi Allah gazanızı mübarek kılsın!" diyeceğim tabii ki.

Şimdi bakın, her organizma bağışıklık tepkileriyle kendini savunur derken her şey aynı kalır demek değil. Bu tepkiler ve dış etkenler çok uzun süreçlerde değişimlere neden olur. Din de bir şekilde değişime mutlaka uğrar. Sonuçta dünyada "Allah Allah" diye savaşan toplumlar kadar "Hurraa!" diye savaşan toplumlar da savaş kazanıyor yâni. Siyah ve beyazı iyi ile kötüyü öyle çok kesin ayıramazsınız. Önemli olan değişimlerin doğal süreçleri zorlayacak hızda yapılmaya çalışılmaması. Her şeyi oluruna da bırakamazsınız, yâni hassas dengeler bunlar arkadaşlar, kestirip atan bir kural koymak gerçekten zor.

Doğada dengeler milyarlarca yıllık mücadeleler sonucunda oluşmuş hassas değişkenler üzerine oturmuşlardır. "Ulan bu Afrika vahşi köpekleri de ne menem tür böyle? Ellisi birden bir zavallı antilopu yakalıyorlar, hemen de öldüremiyorlar, hayvana resmen işkence ediyorlar. Kaldırın ulan şunları ortadan!" deyip vahşi köpek katliamı başlatamazsınız. (Bu bir ara yapıldı ve doğal dengede büyük bir bozulma oldu.)

Benim kişisel fikrim de Afrika vahşi köpeklerinin avlanma tarzının çok rahatsız edici olduğu şeklinde. Eğer insan türü teknolojisiyle tüm doğal ekosistem üzerinde dengeyi bozmayan bir denetim sağlama gücüne erişebilirse, Afrika vahşi köpeklerinin aşamalı şekilde bu avlanma tarzının değiştirilmesinin başarılabilmesinden yana olurum. Hatta belki insan türü egemenliğini iyice artırıp etçilleri sadece kendilerine verilen eti yiyen bir yaşama adapte edebilecekler yakında. Süs kaplanları, süs aslanları göreceğiz ama bu vahşi doğanın yerini tutmayacak aslında, neyse...

Tüm bu örneklerle anlatmak istediğim, "kaldıralım gitsin!" ya da "değiştiriverelim" diye bir şeyi aceleden yapamayacağımız. Değişimi hızlandıracak şeyler yapılabilir ama değişimi dayatmak reaksiyonlara neden olur. Doğal süreci öyle çok da hızlandıracak kadar evrilmedi teknolojimiz...

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 27, 2006 1:11 AM

Meger sayin ilimli dusunur, bilimadami ve aydinlanma mursidimiz Baykal ile mesgul iken "bir elesirel yorumcu" sinsice buraya dalip ortaligi birbirine katmis ta ruhumuz bile duymamis? Siz gordunuzmu? Walla ben gormedim..

Simdi ogrenmis olduk. Demekki neymis? Ayan Hirshi Ali afrika kokenli oldugu icin tabiiki mezuu antiloplari olduren yaban kopekleri meselesi imis. Tabii konu oldurme oldugna gore, Kurtulus Savasinda Ataturk islami kullanmis olmasinin baglantisini aciklamaya gerek yok.. Sonrada oturup pastayi yemisler...

Gokten uc elma dusmus..Ucude self-apponited aydinlaticimiza.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 27, 2006 2:08 AM


sn Efegil


Gelecekteki hiç bir gelişme de yok edemeyecektir

Evet bence de dogru bir yaklasim, zaten din kendi icinde tutarli, dünya hakkindaki yargilarinda da bilimle tutarli oldugu müddetce entelektüellerce bile hic bir zaman terk edilmeyecektir. Materyalistlerce sıklıkla yapilan hatalardan biri de manipulasyon iceren sosyal konularda bilimi dinin yerine koymaktir, oysa bilim hic bir zaman dinin yerine koyulamaz. Bilim toplumlari idare etmede, ahlak asilamada din ile boy ölcüsemez, bilimin isi o degildir. Ama isi gittikce oraya götürme -biyo-sosyal ahlak- gayretleri vardir. İyi ve tutarli bir din (İslam) toplumlara bilimin asla veremeyecegi hazir bir ahlak recetesi sunar.


i- Evrim kesin olarak kanıtlansın, din ortadan mı kalkacak sanıyorsunuz? Hayır. "Demek Tanrı aşamalı bir yaratım gerçekleştirmiş" denecek. Teknoloji protein sentezlesin, canlı yaratsın, bir canlı yaratıp genetiğini yeniden kodlayıp, onu evrimleştirsin ve başka bir canlıya dönüştürsün. Tüm bu parlak başarılar (insan türünün yeterli süresi olursa bunların başarılması olasıdır) dini yine ortadan kaldırmayacaktır. "Bunları teknoloji yaptı. Bunları yapan teknolojiyi yaratan insanı kim yaratmıştı? İnsan akıl ile kazanılabilen bu başarıları kazanan insan aklı tesadüfen nasıl oluşmuştu?" denecektir

Bakin evrimin olasi kanitini varsayarken topu gelecege atiyorsunuz, oysa evrim biyolojinin tarihidir. Tarih biz kendisinden uzaklastikca isigini söndürecektir. Nitekim evrimin baslica aciklanamama sebebi de budur. Peki siz nasil oluyorda gelecekten bu kadar medet umuyorsunuz? Gelecekteki teknolojimiz lucy'leri, cro-magnon'lari dijital ekranlarda izlememizi mi saglayacak yoksa?

İkincisi, sayet İslam tarihini okudu iseniz evrimin 150 - 200 yil önceki Darwincilikten cok önceleri konusuldugunu görürsünüz. Asamali evrim fikrini beyan etmis olan bir cok İslam düsünürü gelip gitmistir. Ama nedense bunlari görmezden gelip, evrim tarihini Lamarck ile baslayan 200 yillik bir sürec gibi algiliyorsunuz. Dogal seleksiyonu Aristo'da biliyordu İslam alimleri de, Darwin'den 30 yil önce yasamis avrupali biyolgolarda. Darwin'in yaptigi sey, yanlis bir sekilde ona yeni tür yaratma gücü vermesi idi (mutasyon yok ortalikta dikkat edin, dogal seleksiyon tek basina hic bir ise yaramaz, kaplan geyigi kovalar, kovalar, kovalar, milyon yil gecer, gene kaplan gene geyik), (bugün dogal selectionun mutasyon olmadan tek basina tür yaratamayacagi bilinmektedir).


Her yaşayan organizma gibi insan düşüncesi de gelişen yeni şartlara göre uyum sağlama yeteneğindedir

Din ile vücut arasinda yaptiginiz bu "tesbihe" katiliyorum (devamini alintilamaya gerek yok sanirim)..

Bilimin en güzel yanı tartışmalara neden olmaması, tersine tartışmaları sona erdirmesidir.

Yasadiklarimizla celisen bir ifade bu, burada evrimi tartisiyorsunuz. Anit niteliginde kanit olsaydi herkes kabul edecekti.


Bilim sabırla nedenselliği tıkır tıkır çalıştırır, elinden geldiği kadarını çözer

Bilimin tümünü nedensellige hapsedemezsiniz, bilimdeki en önemli kesiflerin basina gelen parcacik fizignde determinizm yerine indeterminizm söz konusudur. Yani bilimde nedensellik tikir tikir islemiyor.

Kaynakların akıllı uslu, didişip dövüşmeden paylaşımını din öğretileri sağlıyor, insanlara kaderine kısmetine razı olmayı öğütlüyor, bu supabı da tıkayıp tüm dünyayı ateşe mi vereceksiniz?

Pratikte hic bir dindar sizin -tahmin ettigim haldeki- kader anlayisinizla hareket etmez. İslam insanlara eliniz kolunuz bagli durmayin demez, aksine "-hic ölmeyecekmis gibi dünya icin, yarin ölecekmis gibi ahiret icin calisin" diyor. Kader zaten o bahsettiginiz nedenselligin ta kendisidir, yani peygambere gelen sahabe atini öylece birakip gelir, peygamber sorar der ki : "-ya .... atini neden baglamadin? Sahabe : ya Allah'in resulü, o Allah'a emanet zaten, peygamber : hayir, git bagla, iste o zaman Allah'a emanet olmus olacak. Yani hangi iradeyi kullanirsaniz kullanin, bu Allah'in iradesi disinda olmaz, cünkü bir bakima nedensellik onun yaptigidir. Hz. Ömer'in dedigi gibi, Allah'in bir kaderinden baska bir kaderine kosuyorum"..

Siz ise bunlari hic duymamis müslümanlari magaraya cekilen bir din var saniyorsunuz, en materyalist din İslam'dir. Bu konuda size objektif kaynak yardimci olacagini düsündügüm Ahmet Taner Kislali'ya ait makaleyi iceren bir adres veriyorum, İslam ve diger dinler kiyaslaniyor..

http://www.bilgininkitapligi.com/Guncel/Ahmet_Taner_Kislali/siyasal_sistemler/ss1_21.html


Tüm bu örneklerle anlatmak istediğim, "kaldıralım gitsin!" ya da "değiştiriverelim" diye bir şeyi aceleden yapamayacağımız. Değişimi hızlandıracak şeyler yapılabilir ama değişimi dayatmak reaksiyonlara neden olur. Doğal süreci öyle çok da hızlandıracak kadar evrilmedi teknolojimiz...

Yaziniz icindeki ilgili örneklerle birlikte en tutarli bölüm burasi bence. Öncelikle diyanetin yaptiginin degisimi dayatmak anlamina gelip gelmedigine bakmamiz gerek. Bana kalirsa diyanetin yaptigi acelecilik degildir, tam tersine en uygun zamani secti hatta fazlasiyla gec bile kaldi. Eger bu hadisler 100 yil önce damgalansaydi bugün Turan Dursun ve İlhan Arsel'ler cikmayacakti belkide (hos onlarin ne oldugu da belli degil, oryantalist kusagin disaridan destekledigi tüm manipulatif belalardan uzak durmak gerek). Bu su anlama da gelebilir tabi, belkide cok gec kalindi, dediginiz gibi evrim süreci ile yapilmasi gerekeni devrimsel bir atakla halletmek gerekti.


Kücük bir soru : Bu degisimi dayatmak argümaninizi basörtüsü meselesinde de kullaniyor musunuz? Yani bu düsüncenize göre örtü problemine yapilan dayatma örtülülere karsi bir dejenerasyon degil, bir rejenerasyona sebep oluyor bu durumda. Yaniliyor muyum?

Yazan: Clausewitz Tarih: June 27, 2006 3:10 AM

Sn. Clausewitz,

Yorumunuzda benim yorumumdan alintilar olmasindan muhatabinizin ben oldugumu cikardim.

Yorumunudaki fikirlerinizden sadec soru olarak algiladigim veya daha fazla aciklamaya gerek gordugum kisimara deginecegim.

1. Irshad Manji adli kadinin kim oldugunu ve ne gibi islerle mesgul oldugunu merak edenler ismini Googlelayarak veya diger aram motorlarini kullanarak yuzbinlerce hit'e ulsabilirler. Sadece Googla sonucunun ilk sayfasdindaki URL'ler arasi kisa bir gezinti ne dedeigimi ayan beyan ortaya koyar. Biriki tanesi "Trouble with today's Islam",(Bugunun Islami'nin problemi" "lipstick lesbian confronts Islamic exteremism" (dudagi boyali lezbiyen Islami radikalige karasi) vs.. Bahsettigim ifadeyi BBC'de duymustum. Isin ilginc yani bahsettigi BBC programi onu takdim ederken "practicing Muslim" (ameli musluman) olarak takdim etmisti. Batili'nin hele hele Bati'daki Yahudi kontrolundeki "hakim guc" un hosuja giden muslumanlar Irshad Manji, Wafa Sultan, Salman Rusdie, Khalid Duran gibi muslumanlardir. Simdi bu kadinin pornografik kufur soylemlerinden buraya koymak her iki taraf icin de eziyet olur.

2. Bernard Lewis bir akadmisyen, entellektule ve yasayan en buyuk oryantalisttir. Oryantalistler tanim geregi Islam'a olumlu bakisi olan kimseler degildir. Edward Said'in Orientalism kitabini tavsiye ederim mevzuuya ilgi duyanlara. Turkc'ye cevrildimi henuz bilmiyorum; cevrilmedi ise yazik.

Ben burda Mustafa Bey'in Lewis'in Islam hakkindaki "olumlu ifadelerini" secmesinde hicbir yanlislik gormuyorum. Ben bunu Bernard Lewis gibi bir siyonist oryantalist dahi onu yalanliyor olarak okuyorum. Zaten bu yazinin yazarinin bir haham olusu dahi fazla aciklamayi gereksiz kiliyor.

Bernard Lewis'in rolu baskadir, ayak takimi sayilan Ann Coulter, Frank Gaffney gibilerinki baska ve bu Wafa Sultan karakterininki baskadir. Her birinin hitap ettikleri dinleyici kitlesi ve tabiyati ile kullaniklari lisan farklidir. Fakat HEPSI AYNI TAKIMIN OYUNCUSUDUR.

3. ""Bizim Islam dunyasi ile ilgimizin iki sebebi vardir. Biri Israil digeri petrol. Israil yakin gelecekte artik tamami ile emniyette olacak. Ve petrol 50 senede bitecek. O zaman bizde onlari kendi kedarleri ile basbasa birakiriz (leave them to their own device)" (BERNARD Lewis-benim C-Span TV'deki mulkatindan naklettigim)

"Ben bunu bir türlü anlamiyorum, ABD'nin ne gibi bir cikari vardir İsrail'e bu kadar yalakalik yapiyor? İsrail'in güvenligini saglama gerekcesi nedir? Bu baslarina vazife midir ki?" (CLausewitz)

Kisa cevap' ABD'deki kurulu duzenin (establishment) tepesinde Yahudiler vardir. Dolayisi ile ABD'nin menfaati derken o menfaati tanimlayan irdenin bu "kurulu duzeninki" yani Yahudilerin sekillendirdigi irade oldugunu unutmayalim. ABD'de demokras var derken butun insanlar yonlndirilmemis hur iradeleri ile "ulke menfaatlerini" belirliyorlar ve Amerika';nin menfaasti derken ondan bahsediyoruz sanmak buyuk yanilgidir. Ornegin ABD'de her politikaci Israil'in tasvip etmeyecegi bir cizginin olum opucugu oldugunu bilir. "They dare to speak out" (onlar konusmaya cesarwet ediyorlar) kitabuinin yazar Paul Findley, Charles Percy, Paul McCaluskey, Cynthia McKinney bu gercegi gec ve zor yoldan , kariyerleri son bularak farketmis poltikacilardan bikacidir. Benzer pek cok profesor (ornegin tamda bu solyedigim, "ABD menfaatleri Israil icin feda ediliyor mealindeki soylmden olayi Harvard'dan atilan ve muhtemelen hicbir saygin unicersitede is bulamayacak prof.), arastirmaci, aktor (Venessa Redgarave, Margot Kidder gibi), devet calisani ve hatta bu satirlari yazan Washington'daki teknokratik gorevini "antisemit" damgasi ile terketmeye zorlanmis muhendis dahi vardir. Bu konuda daha fazla bilg icin bir Yahudi teolog, eski Israil askeri, matematikci yazar-dusunur olan Israel Shamir'in sitesini (wwwe.israelshamir.net Turkce yazilar da var) ve kitaplarini tavsiye ederim. Naom Chomsky, Michael Lerner, Cgace Haskell, Marc Ellis'te bu mevzuuda yazan cesur Yahudi aydinlari, din adamlaridir. Bu konuda spesifik referanslar sunabilirim dilerseniz.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 27, 2006 3:16 AM

Sayın Efegil,

Yazılarınızı durduğunuz nokta sanki dinin dışındaymış edası ile yazmanızı ve bunda bu denli ısrarcı olmanızı çok da garip bulmuyorum. Bu çok yaygın. Katılmanız çok güç ama ben yine de belirteyim : İnsanoğlunun dinin dışında olma, oradan konuşma vb. bir lüksü yok. Bu lüks tanrıya ait. İnsanlar kendilerini bir tür tanrı gibi görmek isterler tabi. Yalnız bu bir söyleme dönüştüğünde ortada konuşulacak fazla bir şey kalmaz.

Bakınız, sizin din olarak gördüğünüz şey ne kadar din ise, naturalizm de o ölçüde bir dindir. Bunu kabul etmekle insanda bir küçülme olmaz. Yalnızca insan ile tanrının farklı şeyler olduğu daha iyi görülmüş olur.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: June 27, 2006 2:53 PM

Sayın Cengiz Cebi

her yazınızı büyük beğeni ile okuyorum. Yaz tatilini güzel geçirmek için sizden bir kitap önerisi istiyorum. Dili ağır olmayan bir felsefe kitabı veya siz ne seçerseniz. Şimdiden sağolun...

Yazan: e-mine Tarih: June 28, 2006 2:25 PM

Sayın Yıldırım, espri yeteneğinizi geliştirmeye çalıştığınızı anlıyorum, fakat bir anlatımın tümünü espri ile ele almak yerinde olmaz, espri yeri geldikçe yapılırsa daha yerinde kullanılmış olur. Amacımın polemiğe girmek olmadığını daha önce de söylemiştim.

Pasta zaten elmalı değilse üzerine üç elma iyi gidebilir, teşekkürler.

Sayın Clausewitz; bilimin dinin yerine geçirilemeyeceği konusunda mutabıkız. Boy ölçüşme söz konusu değil. Bilimin böyle bir iddiası yoktur. Bilimin etik'e kaynaklık iddiası da yoktur.

Topu geleceğe atıp gelecekten medet ummuyorum. Geleceği kurgulamak hoş bir uğraşıdır, tavsiye edebilirim. Gelecek hakkındaki düşlerimin medetle ilgisi yok.

Evrim teorisinin iki ayağı mutasyon ve doğal seleksiyondur, tabii ki biri yeterli değil. Hiç bir söylemi pat diye biri ortaya atıvermemiştir, ondan önce kimsenin aklından geçmeyen bir şeyi ansızın buluvermemiştir. Düşüncelerin de bir olgunlaşma seyri vardır. Bu bakımdan evrimin önceden de düşünülmüş olmasında bir gariplik yok.

Yaptığım teşbihe katılmanız sevindirici, aslında hiç bir cümlemi alıntılamanıza gerek yok, zaten onlar yukarda varlar. İnternette de bir takım moda davranışlar oluyor biliyor musunuz? Bu alıntı-cevap silsilesi kurma da bu tür bir moda alışkanlık. Her lafın karşılığında bir laf çakma, morartma gibi çağrışımlar içerdiğini düşünüyorum bu alışkanlığın. İnsanlar karşı tarafın söylediklerini iyice anlayıp, sonra kendi söyleyeceklerini söyleseler daha verimli olunur kanaatindeyim.

Bilimin tartışmaları sona erdirme özelliğini anlatamamışım veya yanlış anlamışsınız. Bu, "bilime her şeyi sorun, her şeye yanıt verir ve her tartışmayı sona erdirir" anlamında değil.

İndeterminizm bir savdır, teori bile değildir, bir kanıtı henüz yoktur. Kuantum kuramcıları determinizmi sallayıp yıkmak için gerçekten çok uğraşıyorlar. Deterministler de şu ana kadar ortaya konan kuantum yasalarının determinizmi "henüz" ihlal etmediğini kanıtlayan makaleler yayınlıyorlar. Fakat determinizm ilelebet dimdik ayakta kalacak diye bir şart yok. Bunun Newton mekaniğinin yıkılıp genel ve özel göreceliğin kabul edilmesinden bir farkı yok. Sonuçta bilim üniversitesi yeni bir ek binaya kavuşacaktır. Kuantum fakültesi. Bundan gocunmak için hiç bir neden yok. Kanıtlanabilen hiç bir şey red edilmeyecektir. Determinizm olmaz eterminizm olur, farkeden bir şey yok. Bilim dogma barındırmaz. Bilim sırasında en acımasızca kendi dogmalarını yıkar. Sanırım 60'larda "Santral dogma" diye bir kavram ortaya atılmıştı. Genetik biliminin gelişmesi, tüm canlılığın DNA dan kök aldığını kanıtlayınca, bilimciler, "sonunda biz de bir dogma bulduk" deyip bu adı kullandılar. Bu, bilimdeki hiç bir gelişmenin bu düşünceyi artık değiştiremeyeceği anlamına geliyordu: "Tüm canlılığın kaynağı DNA'dır." Bu coşkulu bir tavırdı, nitekim çok geçmeden bir çok bilimci bu dogmayı yıkmak için olmadık çabalara giriştiler. Henüz sapasağlam duruyor. "Dogma" lafı bir çok bilimcinin yıkma içgüdüsünü fena halde kamçıladığı halde.

Bilim böyle kıyasıya mücadelelerle yol alır, bilimciler dinsel önyargılarla uğraşmayı çoktan bıraktılar. Fakat bence iyi etmediler, kendi içlerine çok kapanıp dışarda yapılan tartışmaları unuttular. Bilimin fildişi kulede yapılan kaçık işi toplumdan kopuk bir uğraşı olduğu kanaati yayılmasına sebep oldular. "Kaçık bilimci" imajını en çok işleyen de, Hollywood'dur.

Yani bilimcilerin de dogma yıkmak kadar dogma yaratma hevesi yok değil, bunlar insan halleri, olur böyle şeyler. İnsanların eksik ve fazla yanlarını çok didişme konusu yapmanın anlamı yok. Bunların hiç birinin fazla önemi yok. Sorun nedir biliyor musunuz? Bilimciler bir kafese kobaylar koymuşlar ve beslemişler. Kobaylar kısa sürede çoğalıp kafese sığamayınca başlamışlar birbirlerini öldürmeye. Her şeyin basit özeti budur. Yok Hirsi İslama saldırmış da, yok ABD ırkçılık yapmış da, yok onun inandığı yanlışmış, hayır berikinin yanlışmış... Bunların hepsi hikaye, inanın bana...

Şimdi ben böyle dedikçe ve Sayın Cebi'nin tabiriyle dine dışardan bakmayı inatla sürdürdükçe siz de dinin içinden örnekler vermeye aynı inatla devam ediyorsunuz. Bense bilim üzerinde uzlaşmadan determinizmin felsefi anlam ve yorumuna girerek bilimin sınırını aşmak istemiyorum. Bundan kaçınmıyorum, ama bilim üzerinde uzlaşı arıyorum ben. Daha önce felsefe de tartıştım. Bu alanda ne İsa'ya ne Musa'ya yaranılıyor. Materyalistlerden tepki alıyorum, idealistlere prim veriyor diye. İdealistler de materyalizme prim verdiğimi düşünüyorlar. Agnostisizmle suçlanıyorum, bir sürü şey.

Akıllı uslu tartışma ortamı bu sitede de yok sanırım. Son başlıktaki Atatürkçü düşünce ile ilgili tartışmalar da fazla itham edici geldi bana. Herkes yanlış yapabilir, kişileri ve yapılanları eleştirmek kolay. Bilim düşüncesini benimsemeden ne Atatürk ne başka konu, ne anlaşılır, ne tartışılır.

Ben bunu bilir, bunu söylerim: Bilim anlayışından yola çıkılmadan hiç bir yere varılmaz. Bilim de bilim. İlle de bilim.

Arkadaşlar, önemli değil ya, ben bilimi ateist anlayışlardan kurtarmak için de uğraştım, sade sizinle tartıştım sanmayın. Hatta onların tepkileri sizden de sert, merak etmeyin. Siz sadece kızıyorsunuz, onlar bir kaşık suda boğmak istiyorlar. Nasıl olur da bilim yaratıcı diye bir şeyin gerekmediğini kanıtlamazmış? Bunca araştırma bir tek bu amaç için yapılıyor gibi bir zanları var. Ben bunu da yıkamadım.

Yani belki de başaramayacak bu ülke ya, ne yapalım? Belki insanlık da başaramayacak. Belki başarmak kavramı benim zihnimdekinden başka bir şeydir, olabilir. Bilim olasılıkların irdelenmesidir, her olasılık mümkündür.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 28, 2006 5:42 PM

E-mine Hanim,

Ben fazla bir sey yazamiyorum ama biraz olsun katkida bulunabiliyorsam bu iyi bir sey.

Intelligent Design grubunun öncü isimlerinden Phillip Johnson'in türkçeye "Evrim Durusmasi" olarak çevrilen "The Wedge of Truth: Splitting the Foundations of Naturalism"
adli kitabini size ve siteyi izleyen herkese önerebilirim.

Saygilar...

Cengiz Cebi

Yazan: cengiz cebi Tarih: June 28, 2006 7:13 PM

The first stage of a �150m investment in regional museums is praised for boosting visitor numbers...

Yazan: Zakary Madrigal Tarih: November 22, 2006 10:02 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)