« Paralel Bloglara Tebrikler ve En İyi Dilekler | Ana Sayfa | İngilizce Makale: 'Islamocapitalism' »

June 16, 2006

Diyanet, Doğru Yolda

HaberTurk'ün haberiHaberTurk sitesinde yayınlanan "Diyanet, Kadına Şiddeti Meşru Gösteren Hadisleri Atıyor!" habere göre, "Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu, Hazreti Muhammed’e atfedilen, ancak doğruluğu olmayan özellikle de kadına yönelik şiddeti meşru gösteren hadislerin temizlenmesi için" düğmeye basmış.

Haber doğru ise, Diyanet doğru yolda. Daha önceki bazı yazılarımda da belirttiğim gibi, İslam'ın Kuran'dan sonraki ikinci kaynağı olarak kabul edilen hadis külliyatında ciddi sorunlar var. Peygamberin vefatından iki yüzyıl sonra toplanan hadislerin arasında, İslam'ın baskıcı ve bağnaz bir din olarak algılanmasına neden olan, çeşitli efsaneler, uydurmalar ve çarpıtmalar yer alıyor. Din olarak algılanagelen bu geleneklerin dinden ayrıştırılması, İslam'ın bugünü ve geleceği için çok önemli.

Konunun detaylarını uzmanlarına bırakmak gerek kuşkusuz. Ama ben bu vesileyle "dinde reform" kavramı üzerinde bir kaç şey söylemek istiyorum. "Reform" kelimesini doğru bulmasam da İslam'da bir "tecdid" (yenilenme) gerektiğine inanıyorum ve Diyanet'in "hadis tasfiyesi"nin de buna uygun bir gelişme olduğunu düşünüyorum.

Ancak son yıllarda Türkiye'de gelişen bir İslami dil var ki, bu gibi "tecdid" girişimlerinin hepsine peşinen kuşku ve tepkiyle bakıyor; bunları "modern dünya tarafından İslam'ın içini boşaltmak için çıkarılan fitneler" olarak görüyor. Bu tip "fitne"lerin gerçekten de var olabileceğini, nitekim tarihte de var olduğunu teslim ediyorum. Ama "modern dünyaya uyum" düşüncesiyle ortaya çıkan her İslami fikri bu şekilde yaftalayıp susturmaya çalışmak, İslam adına çok zararlı sonuçlar doğurabilir.

Bence buradaki püf nokta, "modern dünya"nın ne olduğu. Bundan kasıt, dinin önemsizleştiği, topluma ve hatta bireylere etki etmediği, inançsızlaşmış bir dünya ise, İslam'ın bununla uzlaşmayacağı elbette çok açık. (Zaten Hıristiyanların da çoğu bu tip bir modernizm ile uzlaşmama eğiliminde.) Ama bir de "modern dünya" kavramı içinde, hayatın doğal akışı içinde gelişmiş ve insanlığın tarihi tecrübesiyle varılmış standartlar var. Kadın hakları veya demokrasi gibi. Soru şu: Bunları kabul etmek İslam'a aykırı mı? Yoksa aykırı değil mi? Dahası, bunları kabul etmemek, İslam'ı tarihin belirli bir döneminde dondurmak ve "gelenekseverlik" uğruna İslam'ın özündeki İlahi mesajı boğmak sonucunu doğurmaz mı?

Modern dünya elbette İslam'a bir "değişim" dayatıyor. Mesela Afganistan'da din değiştirip Hıristiyan olan bir Müslüman'a idam cezası verilince, Batılı ülkeler ayağa kalkıyor. Soru şu: Din değiştiren bir insanı öldürme hükmü — ki Kuran'da hiç bir dayanağı yoktur; sadece hadislere dayanır — gerçekten İslam'ın bir parçası mı? Yoksa İslami geleneğe girmiş, ama aslında dinin özünde yeri olmayan ve bugün de dine büyük zarar veren bir uygulama mı?

İslam'ı birilerine beğendirmek için dini olandan elbette vazgeçilemez. Ama dini değil de tarihsel olanı din gibi korumak da, İslam'ın önüne set çeker. Sadece Türkiye'deki durum bile bizim için açıklayıcı olmalı: "Beyaz Türkler"in İslam'dan kopukluğunun temelinde, sadece inandıkları materyalist/sekülerist dünya görüşü değil, aynı zamanda karşılarındaki İslam modelinin pek iç açıcı olmayışı yatıyor. Dolayısıyla, bir Müslüman için materyalist/sekülerist dünya görüşünü eleştirmek ne kadar gerekliyse, Prof. Bardakoğlu'nun ifadesiyle, "dini olanla dini gösterilen arasındaki ayrımı netleştirmek" de o kadar gerekli.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 16, 2006 1:18 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bardakoğlu'nu bu cesur kararı için tebrik ediyorum. Hadis ayıklamaları ravilerin sağlam veya zayıflığı kadar, Kuran'ın ve evrensel değerlerin, bilimsel bulguların ışığı altında da değerlendirilmeli. Fakat son derece hassas ve yoruma açık bir konu. Bir ucunda 3-5 hadisten başka hadis tanımayan hocalarımız var, diğer tarafta "elletmem, cıs!" diyen bir görüş. Hadisleri nasıl ve kimler, hangi ölçülere göre değerlendirecek çok önemli. Ayrıca bu tasnif tüm muhtevasıyla açıklanmalı, ki birisi çıkıp bambaşka yorumlar getirebilir...

Yazan: blue Tarih: June 16, 2006 5:11 PM

Içtihad kapisi ardina kadar açik

Sunulan (bazen dayatilan) ”İslam modelinin pek iç açıcı olmayışı” insanlari dinden sogutuyor derken çok haklisiniz. Toplumun kültür seviyesi yükselirken din adamlari da bunu takip edebilmeli. Ayrica inançlari ne olursa olsun türkiye’de yasayan insanlarin Islâm’i tanimalari yobaz dinciligin önünde büyük bir engel teskil edebilir.

Aman dikkat Diyanet İşleri Başkanı olsa bile Sn. Bardakoğlu’nun da bir insan oldugunu unutmayalim, onun ve arkadaslarinin sözleri ancak bir tavsiye niteligindedir. Siddet konusundaki tavri çok isabetli olan bu kurum yarin tutup Vatikan gibi “dogum kontrolü yasak” diyebilir.

Bu bakimdan sizin önerdiginiz "tecdid" (yenilenme)’den daha da önemli ve acil bir ihtiyacimiz var ki bu da özgür düsünme ve tartisma ortamidir.

Dört Büyük Imam’in bile her konuda hem fikir olmadigi ortada iken hadislerin tasfiyesiyle baslayan iyi bir hareket bir vatikanlasmaya yol açmamali. Bunun önünde durabilecek tek güç ise müslümanlarin bilgilerini arttirmalari ve birbirleriyle dostça tartisarak bioteknoloji gibi yeni konularda içtihadlar belirlemeleri.

“Düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir” (SAV)

Hiç bir surette “aklimizi iman” çengeline asmayalim. “Müftü dedi, Diyanet dedi öyleyse dogrudur” diyerek tembellige girmeyelim. Bakin zavalli hristiyanlarin basina gelenler ortada. Diyanet’i veya baska bir kurumu hata yapmaz gibi göstermemek gerekir.

Bu güzel makaleniz için tesekkürler

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 16, 2006 5:33 PM

Selam,
Yazıyı okuyunca ilk aklıma gelen;
"Kadın aklen ve dinen eksiktir" anlamındaki hadis(!) oldu..
Bu tür hadis(!)lere itiraz edildiğinde, otoritelerin yaptığı açıklamalar genelde şu yönde oluyor;
Burada "mecaz" anlam kullanılmış,aslında kastedilen şey kadının aklen eksik olduğu değil,duygusal yapıya sahip olduğudur vb.

Özellikle Emeviler döneminde yazılmış olan ve birbirini çürüten bir çok uyduruk hadis olduğu biliniyor..
Bu konuda kürsü sahibi olan ilahiyatçıların konuya eğilmeleri ve dinde var sanılarak hayata sokulmaya çalışılan töreleri,hurafeleri temizlemeleri herkesin hayrına olacaktır..
"Din elden gidiyor" diye feveran edenler ise her asırda olduğu gibi mutlaka yine olacaktır:)

saygılarımla

Yazan: Ece Tarih: June 17, 2006 1:26 AM


"Kadınların dinleri ve akılları eksiktir."
"Kadınlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onları düzeltmeye uğraşmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın."
"Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta. "

Elbisesinin eteğinde uyuyan kedinin bile uykusunu bozmaya kıyamadığı için eteğinin o kısmını kesen bir peygamber, kadına şiddeti hoş görebilir mi? Yukarıda kendisine atfedilen sözleri söyleyebilir mi?

Yazan: sazer Tarih: June 17, 2006 8:27 AM

Bu gün Hürriyet Gazetesi de bu konuyu işliyor..Ama benim asıl merak ettiğim İslam'da ruhban sınıfı yoktur derken bizim neyi kast ettiğimiz.

Diyanet İşleri hadisleri temizlemekten bahsediyor fakat bu islam'ı bağlar mı? Sokaktaki bir vatadandaşın fikirlerinden daha çok önem arz etmiyor doğrusu benim için Diyanetin açıklaması.

''Birilerinin'' bana, sen şu benim temizlediğim şeylere inan,ben senin adına ayıkladım ''sen anlamazsın'' diyerek kendi kriterlerine göre bana sunduğu inancı en fazla onu bağlar.Yok böyle değilse ben ruhban sınıfını anlamıyorum nedir bu ruhban sınıfı?

Yazan: Serkan Ekim Tarih: June 17, 2006 9:25 AM

Ece hanim,

Yazıyı okuyunca ilk aklıma gelen; "Kadın aklen ve dinen eksiktir" anlamındaki hadis(!) oldu.. Bu tür hadis(!)lere itiraz edildiğinde, otoritelerin yaptığı açıklamalar genelde şu yönde oluyor: Burada "mecaz" anlam kullanılmış, aslında kastedilen şey kadının aklen eksik olduğu değil, duygusal yapıya sahip olduğudur vb.

Benzer seyler Musevilikte de, Hiristiyanlikta da bolca var. Ama, onlarinki hadsten cok ayet galiba.

Neyse. Siz simdi bu aciklamayi duyunca rahat ediyor musunuz? yani, 'duygusal bir yapiya sahip' olmak sizce 'eksik'ligin mecazi midir?

Özellikle Emeviler döneminde yazılmış olan ve birbirini çürüten bir çok uyduruk hadis olduğu biliniyor..

Yani boyle bir soylenti var ortada demek istiyorsunuz. Yoksa, neyin uyduruldugunu bildigimizi mi?

Bu konuda kürsü sahibi olan ilahiyatçıların konuya eğilmeleri ve dinde var sanılarak hayata sokulmaya çalışılan töreleri, hurafeleri temizlemeleri herkesin hayrına olacaktır..

Bu 'herkesin hayrina' meselesi bana biraz karisik gibi geliyor. Itikat ve ibadetin 'herkesin hayrina' yeniden duzenlenmesi isinde olsa olsa gec kaldik.

Onumuzde taa MS 325'de (Islamdan 300 sene kadar once) toplanmis Iznik Konsulu (ve digerleri varken) bizim simdi boyle bir sey yapmamiz geciktigimize dair bir delalet degil midir.

Yoksa, bizimkiler de aniden Olu Deniz Fermanlari (Dead Sea Scrolls) turu bir seyler mi buldular.

"Din elden gidiyor" diye feveran edenler ise her asırda olduğu gibi mutlaka yine olacaktır:)

Ya 'elden gitmek' yerine 'ele geliyorsa'?...

Sazer bey/hanim,

Elbisesinin eteğinde uyuyan kedinin bile uykusunu bozmaya kıyamadığı için eteğinin o kısmını kesen bir peygamber, kadına şiddeti hoş görebilir mi? Yukarıda kendisine atfedilen sözleri söyleyebilir mi?

Ilginc... Benzer bir ayiklamayi (yani, 'yok, canim onu soylemis olamazdi' diyerek ayiklamagi) baska seylere de uygulamak ister misiniz?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: June 17, 2006 4:50 PM

''Birilerinin'' bana, sen şu benim temizlediğim şeylere inan,ben senin adına ayıkladım ''sen anlamazsın'' diyerek kendi kriterlerine göre bana sunduğu inancı en fazla onu bağlar.Yok böyle değilse ben ruhban sınıfını anlamıyorum nedir bu ruhban sınıfı?

Serkan bey

Din bir disiplindir, ilim gibi. Dinin degisen sartlara ve zamana göre esnek yanlari oldugunu inkar edemeyiz (Mecelle). Din disiplinini 'hazir bir ahlak recetesi' gibi uygulamak vardir, birde o disiplini uygun ictihadi ölcütlere göre düzenlemek vardir. Kuran 20-22 yilda nüzul olmus, ve inisi tamamalanana kadar peygamberin muamelati ile birlikte deyim yerinde ise büyük bir corpus olusmustur.

Halkin tüm bu külliyati su gibi icerek muamele etmesini beklemek akillica degildir, cünkü halka kolay uygulayabilecegi hazir bir recete gerekir. Basli basina (kendine özgü) metodik bir yapiya sahip olan din ilimleri, dogal olarak o ise gönül vermis, o isin uzmanlari tarafinca icra edilmektedir. Siz hasta oldugunuzda tip ögrenmek yerine doktora basvuruyorsunuz, cünkü hastaliginiz icin size hazir bir paket gereklidir. Sizin isiniz farzi misal tüccarlik, tip veya din alimligi degil.

Sen anlamazsin! meselesi:

Ugrasisi din ilimleri olan herkes dini anlar, Elmali'li yi örnek alalim, o tefsir ederken bir cok yan formülü yanyana getirerek multi-disipliner bir yöntem ile hareket etmistir (dil bilgisi, tarih, hukuki psikoloji, sosyoloji, genis perspektifteki din ilimleri vb). Elbette o iste uzman oldugu icin onun daha cok konusmaya hakki vardir (tabi samimi ve dogru oldugunu farz ediyoruz). Din ilimlerinin metoduna ve din ilimleri icindeki datalara baktiginda ürkmeyecek adam yoktur. Bir tüccarin pratikte bu türden bilgi yiginlari ile isi olmaz, olamaz.

Dolayisiyla tüccara burada düsen görev, o ise gönül vermis bir erbabina danismaktir. Doktorun veya alimin bilgisi sadece kendini baglamaz.

Bu sayfadan Diyanetin kendini tanimlama bicimine de ayrica bakabilirsiniz.

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/bildiri.asp?id=98

Yazan: Clausewitz Tarih: June 17, 2006 8:28 PM

Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu, Hazreti Muhammed’e atfedilen, ancak doğruluğu olmayan özellikle de kadına yönelik şiddeti meşru gösteren hadislerin temizlenmesi için düğmeye bastı.

Bunlardan önce Diyanet, Muhammed'in peygamberliğini ele alsa, buna ilişkin eleştirileri incelese ve yanıtlasa sanırım daha önemli bir iş yapmış olur. Gerçi haberde sözü edilen "hadis temizleme" işi de bununla ilgili ama aynı şey değil. İnsanları inançlı varsayarak çalışmalar yapmak yerine bu "islam inancı" denilen olgunun üzerine eğilmek çok daha öncelikli ve aslında üzerinde gerektiği gibi durulmayan bir iş. Muhammed'i geleneksel biçimi ile tanıtmak yerine tarihsel/felsefi bir bakış ile tanıtmak bugün bir gereklilik gibi duruyor. Kutsallık özel bir saygı gerektirir kuşkusuz ama kutsallık kimi çok önemli konuları anlamayı engelleyici bir zırh olarak da görülmemelidir.

Batı tarzı bir felsefenin sosyal yapıda yaygın olduğu bir ortamda Muhammed'in mesajı belki bu felsefenin kavramları ile de incelenmeli. Belki de gelenekten gelen "peygamber" anlayışı yerine güncel bir bakış açısı ile "Tarihsel Muhammed"i görmek gerek. Ben Diyanet'in bunun için de çaba göstermesini isterdim.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: June 17, 2006 10:35 PM

Kur'an'dan da önce dinlenen referanslar

Bu kösede yorum yazan arkadaslarin sadece müslüman dogdukari için degil aklen ve kalben bu dini kabul ettiklerini görüyorum. Belki içimizde ateistlikten veya diger dinlerden gelenler var.

Bu neyi gösterir? Kur'an'dan veya hadislerden önce Islâm'a dair bir seyler (ki herkes için ayni seyler olmasi sart degil) bizim aklimiza ve/veya kalbimize yatti. Ancak ondan sonra "hah! simdi oldu, inaniyorum" dedik.

Kanimca kalbimiz ve aklimiz gene en iyi rehberdir bizler için. Elbette karisik konularda referanslara bakacagiz. Ama meselâ yaslilara saygi göstermek için ayetlere bakmaya luzum var mi? Veya NAS suresinin 3,11 ve 3cü ayetlerini okuduktan sonra kalkip hanimlarimiza el kaldirabilir miyiz?

Zina yapmis bir insana onu öldürünceye kadar tas atabilir misiniz? Buna Hz Muhammed bile razi gelmemis.

söylemek istedigim Kur'an ve Hadislerden ne alirsak alalim ister istemez bir akil ve kalp süzgeçinden geçiyor.

Mustafa Bey'in "çoklukta birlik" çagrisi hem aklima hem de kalbime yatiyor.

Dostlukla

Not : Ayni yorumu Kur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk makalesinde Erol Bey’e cevaben gönderdim. Kisa oldugu için link koymadim.
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/kuran_hadisler_ve_islami_cogulculuk.php

Yazan: Tunç Tarih: June 18, 2006 12:17 AM

Diyanet hadis forumlari açsin
Sayin Clausewitz,

Diyanet devletimizin genel laiklik anlayisinin bir uzantisi gibi çalisiyor. Çogulcu degil "teklestirici" bir Islam arayisi içinde.
Ne olursunuz su makaleye bir göz atiniz:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/kuran_hadisler_ve_islami_cogulculuk.php

Diyanetin bizlerle olan iliskisi bir "ögretmen-ögrenci" iliskisi seklinde. bu "ben senin için neyin iyi oldugunu bilirim" yaklasimi bölücü hatta dinden uzaklastirici etki yapabilir. (Bkz. Emeviler, Vahhabiler ve hatta katolikler)Bu bakimdan diyanet hadisleri ayiklamak yerine AKYOL forumuna benzer sitelerde tartismaya açabilir. Beraber yasamak için her konuda hemfikir olamk zorunda degiliz öyle degil mi?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 18, 2006 12:31 AM

Sayın Clausewitz,

Dinin değişen hiçbir yanı yoktur.İnanan insanların anlayışlarında,bakışlarında değişmeden bahsedebiliriz.Bu anlayış ve bakış açısını da dışarıdan birinin bir diğerine empoze etmek gibi bir hakkı yok dinde.Din muhakeme yeteneği olan,düşünen,seçebilen insana teklif edilir.Eger bunlara sahip değilse zaten din ona teklifte de bulunmuyor.

Ha,ben anlamıyorum ! ‘’falancanın’’ dediği ile hareket edeyim diyorsa kişi; O kişi ‘’falancanın’’ anlayışına inanmıştır.O ‘’falanca ‘’ ne kadar isabet eder,ne kadar başkasının tesirinde kalır vs vs .. bilmiyoruz.Ama din direkt olarak ferdi muhattap alır. Rasul de direk ferdi muhattap alır.Yani siz yada ben karşısında oturuyormuşuz gibi muamele eder bize.

Biraz samimiyet ile dine yöneldiğimizde hiçte karmaşık olmadığını,başkalarına ihtiyacımızın da olmadığını,Kur’an ve hadisleri anlamak için hiçbir kurum,kuruluş yada şahsa tabi olmamız gerekmediğini de anlayacağımızı umuyorum.İnsanlar hazır tabletleri seviyorlar diye onlara bunu bolca vermek onlara iyilik değildir.Konumuz olan hadislerde de maksat ‘’koyun gibi gütmek değilse’’çok daha değişik yöntemler ile faydalandırıla bilir insanlar.Mesela ilk adım olarak hadisler ile ilgili açıklamayı yapan kişi ‘’kendi görüşünü söylediğini’’ fikirlerinin kimseyi bağlamadığını,İslam adına,din adına konuşmadığını kendi çalışmaları sonucunda bu görüşe vardığını ama her kezin gücü nispetinde araştırıp,düşünüp kararını vermesi gerektiğini dillendirmelidir.İnsanların kafasında,evet budur işte din bunu emretti görüşünü oluşturmamalı.

O hadisleri yazıp bunları temizledim demekle o hadisler temizlenecek değiller.Eger inancınızı başkalarının ellerine bırakıyorsanız (bu kim olursa olursun) yarın o başkaları yanıldığında feryad işe yaramaz sanırım.Bu daha çok ilaç içmek gibi..Doktor ilacı içtiğinde hasta iyileşmez,tam aksine gittikçe kronikleşir.Birilerinin o hastaya ilacı içmesi gerektiğini söyleme vakti gelmedi mi?

Yahudi hahamlarının tüccarlara dediği;
-Siz Tevrat’tan anlamazsınız,Tevarat çok karmaşık.Siz dediğimize bakın ,cumartesi günü ticaret serbest.Siz tacirsiniz,ticaretinizi yapın.
Demek yerine; İslam dininde kimse Allah ve Rasulu adına konuşamaz,her ferd kendisi araştırmak ve anlamakla mükelleftir.Samimi olanlar bu anlama ve araştırmanın yollarını kolaylaştırmalıdırlar.Kendilerine tabi kılmaya,’’din adına’’konuşma yetkisine sahipmiş havası vermeye,’’koyun gibi gütme’’ mantığına pirim vermeye değil.

Sonuç olarak Diyanet çıkıp bu hadisleri kabul etmiyorum,bana göre şu şu nedenler ile uydurmadır diyebilir.Bir diğeride çıkıp, bana göre de ravileri sağlamdır ve şu şu kriterlere uyuyorlar bu hadisleri kabul ediyorum diyebilir.Ama ben bu hadisleri sildim attım,temizledim.Bundan sonra bu hadisle ile amel edilmeye diye, din adına konuşamaz.Konuşursa ruhbanın ta kendisi olmuş olur.
Ha, birileri çıkar bu ‘’görüşe’’ uyar.Uyabilir.Sonucunada müspet yada menfi katlanır.Yada modern,düşünen,sorgulayan insana yakışanı yapar araştırır sorumluluk alır ve kendi kararını verir.Bana ‘’göre’’bir müslümana yakışan ikincisidir.

Yazan: Serkan Ekim Tarih: June 18, 2006 4:00 AM

18.06.2006 PAZAR

‘Zayıf hadisler zaten delil olarak kabul edilmiyor’


Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun kadınları küçük düşüren hadislerin ayıklanacağına dair yaptığı açıklamaya hadis uzmanları temkinli yaklaşıyor.

İslam dininin ‘cenneti ayaklarının altına koyarak’ kadınları en üst konuma çıkardığını belirten hadisçiler, Peygamberimiz’in kadınları küçük düşürecek söz söylemesinin mümkün olmadığını vurguluyor. Hadis uzmanları, “Hadislerin tasnifi yapılmıştır. Akla aykırı gibi gözüken bazı hadisler zaten zayıf olarak nitelenmiştir. Bunlara dayanılarak amel edilmez, bunlar delil olarak kabul görmez.” diyor. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Canan, “Asırlar önce, hadisler doğruluğu ve uydurma olması yönünden belirlenmiş. Rivayet edilen hadisler alınırken o kimse bütün yönleriyle incelenmiş, bu titizlik ilk kaynağa ulaşıncaya kadar gösterilmiştir.” diyor. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı ise bu işin gazete sayfalarında tartışılmasının yanlışlığına dikkat çekiyor. Ayvallı, titizlik gerektiren bu işin, uzmanları tarafından ilmî ortamlarda ele alınması gerektiğini vurguluyor.

İlahiyat fakültelerinde uydurma hadisler üzerinde çalışmaların her zaman yapıldığını belirten ilahiyatçılar, ancak anlamına bakılarak her hadisin uydurma diye nitelendirilemeyeceğini belirtti. Hadis uzmanları, rivayet bakımından doğru kabul edilen hadislerin birilerinin ‘aklına ve mantığa uymuyor’ gerekçesiyle reddedilemeyeceğini kaydetti. Böyle bir girişimin zamanla ayetler hakkında da yapılabileceği uyarısında bulunan hadisçiler, “Sahih olduğu halde akla ve mantığa ters düşen hadisler varsa bunları reddetmeyelim, elimizdeki diğer kaynaklarla anlamaya çalışalım.” çağrısı yaptı. Ramazan Ayvallı, sahih bir hadisin mana bakımından kadınların aleyhine gibi görülmesi durumunda o hadisin söylenmesindeki gayenin iyi araştırılması gerektiğini söyledi.

18.06.2006
Mükremin Albayrak
İstanbul

Kaynak URL:

http://www.zaman.com.tr/?bl=haberler&alt=&trh=20060618&hn=294809

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 18, 2006 6:06 AM

Sn. Muzmin,

materyal konusunda yardımcı olursanız olabilir tabi...

"aklın yolu birdir"

Yazan: sazer Tarih: June 18, 2006 11:02 AM

Müzmin bey,
Benzer seyler Musevilikte de, Hiristiyanlikta da bolca var. Ama, onlarinki hadsten cok ayet galiba.
Neyse. Siz simdi bu aciklamayi duyunca rahat ediyor musunuz? yani, 'duygusal bir yapiya sahip' olmak sizce 'eksik'ligin mecazi midir?

Bu konuya dahil olmamın nedeni konunun asıl öznesinin KADIN olmasıdır..
Ben geçen yazdan beri sanal ortamda muhatap olduğum inançsız arkadaşlarımızın,daha önce inanırken hatta islamı bizzat hayatlarında pratik ederken,çoğunun bu tür hadisler yüzünden dinden soğudunu dinledim…
KADIN olarak sizlerden daha az akıllı olduğumu sanmıyorum..Allah en az bana da size verdiği kadar zeka ve düşünebilme yetisi vermiş olduğuna göre,onu elçisi niye KADIN ları aşağılayacak sözler söylesin ki..
Bu hadis(!)lerin sonradan erkekler klubü bir kısım ulema(!) tarafından,işlerine geldiği gibi uydurulduğu, aklı olan herkes için kolayca anlaşılabilecek bir mevzu.
Mecazi anlatım konusuna gelirsek,tabi ki aldığım açıklama bana yeterli gelmiyor,çünkü aklıma yatmıyor..Bu izah tarzı sık sık karşıma çıktığı için dile getirdim..
Ne zaman kafama bir konu takılsa ve acaba(!) desem,soru sorduğum otoriteler(!) hep bu türden açıklamalar getirdiler..
Örneğin,
Şahitlik konusunda “niye 2 kadın=1 erkek dediğimde;”
Bulduğum cevaplar;
“kadınlar kolay kandırılır,duygusaldırlar vb” oldu..Halbuki günümüzde KADINhakimlerimiz,yargıçlarımız,savcılarımız var..
Sadece hadislerde değil,bazı ayetlerde dahi,mealciler 10 farklı yorum getir miyorlar mı?
Bazı insanlar bazı insanlardan daha akıllı olduğunu sanarak hadisler konusunda da yorumlar getirmiş olmalı ki,günümüze gelene kadar,öyle böyle değil,bayağı bir değişikliğe uğramış..

Özellikle Emeviler döneminde yazılmış olan ve birbirini çürüten bir çok uyduruk hadis olduğu biliniyor..
Yani boyle bir soylenti var ortada demek istiyorsunuz. Yoksa, neyin uyduruldugunu bildigimizi mi?
Neyin uydurulduğuna, zaten bu konuya yıllarını vermiş hadis prof.larımızın karar vereceğini umudediyorum..Zaten anladığım kadarıyla,KADIN üzerine yoğunlaşılacak görünüyor..
Bu 'herkesin hayrina' meselesi bana biraz karisik gibi geliyor. Itikat ve ibadetin 'herkesin hayrina' yeniden duzenlenmesi isinde olsa olsa gec kaldik.
Niye geç kalınmış olunsun ki?
Anadolu da DİN olarak öğretilen fakat dinde olmayan,bolca çaput tüketimine yol açan yığınla hurafe yok mu?
Babaannem ve benim aramda birazcık algılama farkı varsa,benimle kızım/oğlum arasında da olabilmeli..
Umudum o ki,bir süre sonra şu mezhepler konusunda da düzenlemelere cesaret edilebilsin..
Onumuzde taa MS 325'de (Islamdan 300 sene kadar once) toplanmis Iznik Konsulu (ve digerleri varken) bizim simdi boyle bir sey yapmamiz geciktigimize dair bir delalet degil midir.
Okuyabildiğim kadarıyla,İznik Konsili hem amacı hem de sonuçları itibariyle,yapılacağı söylenen bu düzenlemeler arasında uçurumlar var..

Yoksa, bizimkiler de aniden Olu Deniz Fermanlari (Dead Sea Scrolls) turu bir seyler mi buldular.
Yapmayın Allahşakına!
Sizi okuyan da Kuran değiştiriliyor sanacak..

"Din elden gidiyor" diye feveran edenler ise her asırda olduğu gibi mutlaka yine olacaktır:)
Ya 'elden gitmek' yerine 'ele geliyorsa'?...
anlamadım???

Sevg&sayg.

Yazan: Ece Tarih: June 18, 2006 2:23 PM

Diyanet tescilli hadisler ve ayetler(!)

Sayin Bekir Bey,

Zaman gazetesinden yaptiginiz yaziya siz katiliyor musunuz? Foruma yollamaktaki maksadinizi tam olarak anlamadim.

Su veya bu hadise Diyanet tescilli diye damga vurmak çok sakincali geliyor bana.

Bakiniz Diyanet'in Kur'an'i var bende, bilmiyorum neden, Sudi arabistan'da basilmis. Neyse, ayetlerin aralarinda yorumlar ve açiklamalar var. Bazilari iyi, bazilarinda ise bir tercih yapilmis, burada ALLAH söyle demek istemis gibi yorumlar var.

adinin önünde "Prof. Dr" bulunuyor diye su veya bu kisinin ALLAH ile arama girmesi ters geliyor bana.

Ilâhiyat okumus kimseler bize baska türlü yardimci olabilirler : Mesela "bu ayet su olaydan sonra inmistir, filanca hadisi aktaran tarihçinin yasadigi dönemde su savas vardi, vs"

Son karar kula kalmali Sayin Serkan Ekim Bey'in dedigi gibi müslümanlik sorumluluktur. Koyun bile kendi bacagindan asilirken ben kendi yorum özgürlügümü ne diyanete ne de bir baskasina birakirim.

Selam ve dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 18, 2006 2:35 PM

Alevî arkadaslar var mi forumda? Onlar ne düsünüyor Diyanet konusunda?

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 18, 2006 2:39 PM

Sn. Tunc,

1.Zaman'dan buraya koydugum bir yorum degil bir haber kupurudur.
2. Haber ise bu tartisilan mevzuu uzerinedir. Bunlar basli basina buraya konulmasi icin yeterlidir.
3. HAber soyle Basliyor:

"‘Zayıf hadisler zaten delil olarak kabul edilmiyor’

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun kadınları küçük düşüren hadislerin ayıklanacağına dair yaptığı açıklamaya hadis uzmanları temkinli yaklaşıyor. "

Ve daha sonra cesitli ilahiyatcilarin bu diyanet tasarrufunu elestiren gorusleri yer aliyor.

Yoksa siz baska bir yazidanmi bahsediyorsunuz?
Ben bilgilimin yeterli olmadigi konularda tartismalara girmeyi sevmem. Benim istedigim Turkiye'de din serbestisi olur, dolayisi ile bu konularda devletin kokjukturel direktifleri ile hareket eden, adeta bir ideolojik aygit haline gelen diyanet olmaz. Oyle bir ortamda fetva merciileri fetvasini verir. Cari sartlarda Diyanet'in bu girisimiin sadece dini kaygilarla, mustakil bir girisim oldugundan supheliyim. Birde insanlar butun dini bilgilerini diyanetten almiyorlar. Zaten, sahih ile sahih olmayan hadisleri ayiran bir sistem vardi, buraya koyma maksadini sorguladiginiz yazida belirtildigi gibi.

Umid ederim cevap olmustur.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 18, 2006 6:28 PM

örnek1)
""İsrailoğulları olmasaydı et kokmazdı; Havva olmasaydı kadınlar erkeklere ihanet etmezdi.""

Hz.Havva ihanet mi etmiş?Havva yerine ŞEYTAN dense daha uygun olmaz mıydı?


""Kadınlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onları düzeltmeye uğraşmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın.""
Biz yamuk muyuz şimdi?Düzeltmek erkeklere mi düşüyor:))

""Eğer kadın, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.""

Bu ulema bayağı uyanıkmış:)


""Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz."""

Karısından çok çeken bir ulema daha:))

""Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz."""

Ayaklarının tozunu yüzümüze sürmek yerine, ayaklarını yıkasak? :)


""Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.""
Evet!Biz her yönden eksiğiz zaten,atın gitsin :)

""Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.""
Kargaaaa:)))Bari iyi kadına bülbül falan deseydi


""Cehennem halkının çoğunun kadınlardan olduğunu gördüm.""
Yorum yok!


""Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.""
Koca rızası > Allah rızası
vay be!Bu kocalar ne mübarek hazretlermiş böyle:))


""Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir."""
offf offf:)


""Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.""
Dedim ya,bir kara kedi bir biz:)))Atın ne günahı var yazık ya:(


""Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.""
amin:))))


Peygamberimizin,
"CENNET ANALARIN AYAĞININ ALTINDADIR"
HADİS-İ ŞERİFİ ne dahil olan Anaların, yine biz karga,uğursuz,eğri kadınlardan oluştuğunu unutmayalım lütfen..
sevg&sayg.

Yazan: Ece Tarih: June 18, 2006 6:29 PM

"Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı ise bu işin gazete sayfalarında tartışılmasının yanlışlığına dikkat çekiyor. Ayvallı, titizlik gerektiren bu işin, uzmanları tarafından ilmî ortamlarda ele alınması gerektiğini vurguluyor."

Bu sözlere kesinlikle katılıyorum. Bu tür meselelerin ilmi ortamlar haricinde tartışılmasını da zararlı görüyorum.

Hadislere eleştirel bir biçimde yeniden yaklaşmak ve hadisleri, ravi zinciri yanında metin sağlaması yönünden de süzgeçten geçirmek gerekmektedir ama bu işi yapacak olanlar yıllarını buna vermiş olan alimlerdir.

Yoksa hayatında Kutubu Sitte'yi okumamış, bırakın Kur'an-ı Kerim'in inzal olduğu dilin gramer yapısını ve anlamını bilmeyi düz arapçasından bile okuyamayacak durumda olanların bunu tartışmaya çalışması abesle iştigaldir. Nasıl sürücü belgemiz olmadan araç kullanamıyorsak bu konularda da "ehliyetli" olmadan ahkam kesmemeliyiz.

Diyanet'in yaptığı çok olumlu bir girişim ve "tecdid" için bir vesile elbet -ve bu gerekli de- ama bırakalım bu işi İslam alimleri akademik ortamlarda konuşsun.. Bu işin konuşulup tartışılacağı yer gazete sayfaları ve/veya internet sitelerinin yorum bölümleri değildir.

Yazan: S.Öztürk Tarih: June 18, 2006 6:58 PM

sn Serkan


Dinin değişen hiçbir yanı yoktur.İnanan insanların anlayışlarında,bakışlarında değişmeden bahsedebiliriz.

Hayir sadece dinin nas'larinda degisme olmaz, muamelatta daima zamana, duruma ve mekana göre degisiklikler olabilir. Bu degismelere etki eden faktörler iklimin, örfün, gelenegin, siyasi erkin etkisi vb. sekilde özetlenebilir.

Bu anlayış ve bakış açısını da dışarıdan birinin bir diğerine empoze etmek gibi bir hakkı yok dinde.Din muhakeme yeteneği olan,düşünen,seçebilen insana teklif edilir..

Bir din uzmaninin bilgisini bilmeyene aktarmasi fiili, sizin disaridan empoze dediginiz tanim icine girmiyor. Danismanlik bir cok seyde oldugu gibi dinde de vardir. Her insan akleder, mantigini kullanir, ama tüm yasamini o dinin detaylarini ögrenmeye harcayamaz. Dinin detaylar dedigimiz sey öyle basit bir konu degildir. Haklisiniz, herkes aklini kullaniyor fakat, herkes basbakan olamiyor, mühendis olamiyor, toplumda roller belirlenmistir, kitlelere hazir uygulama receteleri gerekir. Doktor, din alimi, hukukcu, avukat vb.

Ha,ben anlamıyorum ! ‘’falancanın’’ dediği ile hareket edeyim diyorsa kişi; O kişi ‘’falancanın’’ anlayışına inanmıştır.O ‘’falanca ‘’ ne kadar isabet eder,ne kadar başkasının tesirinde kalır vs vs .. bilmiyoruz.Ama din direkt olarak ferdi muhattap alır. Rasul de direk ferdi muhattap alır.Yani siz yada ben karşısında oturuyormuşuz gibi muamele eder bize

Falancanin etkisi muhakkak, zaten tefsir yapi itibariyle subjektiftir, objektifim diye ortaya cikmaz, bu durumda anlayis farkliliklari normaldir. Yani tamamiyle falancanin anlayisi degildir.


Biraz samimiyet ile dine yöneldiğimizde hiçte karmaşık olmadığını,başkalarına ihtiyacımızın da olmadığını,Kur’an ve hadisleri anlamak için hiçbir kurum,kuruluş yada şahsa tabi olmamız gerekmediğini de anlayacağımızı umuyorum

Yani ben ve benim gibilerden tüm hais külliyatini ayiklamami, Kuran'i anlamak icin Arapca etimolojisi ve terminolojisini, linguistigini, sembolleri, yetmedi tarihsel ve sosyal olaylari vs. ögrenmemi bekliyorsunuz. Benim buna vaktim ve ilgim yok, ben sade vatandasim. Anlasiliyor ki sizin vaktiniz ve ilginiz cok. Benim gibiler cogunlukta, yani nüfusun büyük yüzdesi.

Konumuz olan hadislerde de maksat ‘’koyun gibi gütmek değilse’’çok daha değişik yöntemler ile faydalandırıla bilir insanlar.Mesela ilk adım olarak hadisler ile ilgili açıklamayı yapan kişi ‘’kendi görüşünü söylediğini’’ fikirlerinin kimseyi bağlamadığını,İslam adına,din adına konuşmadığını kendi çalışmaları sonucunda bu görüşe vardığını ama her kezin gücü nispetinde araştırıp,düşünüp kararını vermesi gerektiğini dillendirmelidir


Yönteminiz bana Cem Yilmaz'in bende beyin ameliyati yapacagim, dur kipirdama espirisini aklima getirdi. Hayrettin Karaman tüm görüsleri dile getirdikten sonra ulemanin icmasi bu sekilde, ben bunu bu sekilde almayip söyle yorumluyorum diye bitirir bazen. Ama tutupta halka alin kafaniza göre yorumlayin, bilgi sahibi olmadan fikirler üretin demesini beklemek abes olur biraz.


İnsanların kafasında,evet budur işte din bunu emretti görüşünü oluşturmamalı.

Katiliyorum, fakat bu dediginizi uygulamak icin yukarida söylediklerinizi yapmak zorunda degil alimler.

O hadisleri yazıp bunları temizledim demekle o hadisler temizlenecek değiller.Eger inancınızı başkalarının ellerine bırakıyorsanız (bu kim olursa olursun) yarın o başkaları yanıldığında feryad işe yaramaz sanırım.Bu daha çok ilaç içmek gibi..Doktor ilacı içtiğinde hasta iyileşmez,tam aksine gittikçe kronikleşir.Birilerinin o hastaya ilacı içmesi gerektiğini söyleme vakti gelmedi mi?

Doktor ve ilac tesbihi hatali kurulmus. Siz doktora hangi ilaci iceceginizi sordugunuzda dogru bir is yapmis olursunuz. Cünkü o anda son derece yetersiz oldugunuz bir alanda bir uzmana basvuruyorsunuz. Hayati bir konuda kendi capinizda doktorculuk oynayamazsiniz, cünkü cahilsinizdir, 20 yilinizi tibba vermemissinizdir. Ayni sekilde, din ilimleri icin vakit harcamamissinizdir, bilginiz son derece yüzeysel ve ahkam kesecek durumunuz yoktur.

Yahudi hahamlarının tüccarlara dediği;
-Siz Tevrat’tan anlamazsınız,Tevarat çok karmaşık.Siz dediğimize bakın ,cumartesi günü ticaret serbest.Siz tacirsiniz,ticaretinizi yapın

Bildigim kadariyla İslam alimleri bu üslupla konusmaz ))

Demek yerine; İslam dininde kimse Allah ve Rasulu adına konuşamaz,her ferd kendisi araştırmak ve anlamakla mükelleftir.Samimi olanlar bu anlama ve araştırmanın yollarını kolaylaştırmalıdırlar.Kendilerine tabi kılmaya,’’din adına’’konuşma yetkisine sahipmiş havası vermeye,’’koyun gibi gütme’’ mantığına pirim vermeye değil.

Eger İslam alimlerinin yaptigi sey, İslam dinini cesitli yöntemler ile günümüze kadar dogruya en yakin sekilde alatmak, belgelemek ise, İslam alimlerinin yaptigi sey Allah ve rasulü adina konusmak degildr ki? Önce Allah ve Rasülü adina konusmak ne demektir onu acmak gerekir.

Yazan: Clausewitz Tarih: June 19, 2006 1:32 AM

ece hanim

)))

Espirili ve akil dolu yorumunuzdan dolayi tebrik ediyorum.

syg..

Yazan: Clausewitz Tarih: June 19, 2006 1:38 AM

Din, çok yalın olmalıdır ve öyledir. Bize annemizin dili kadar açıktır. Çünkü bizleri yaratanın mesajıdır. Eğer kafamızda soru işaretleri oluşuyorsa, zorlama yorumlar yapma ihtiyacı içine giriliyorsa orada bir problem var demektir. Hadislerde sağlıklı bir tasnif yapabilmek için şart, Hz.Muhammed'i tanımaktır. Muhaddisler hayatlarını onun sözlerine adadıkları için bir söz duydukları zaman hemen "bu onun sözü olamaz !" diyebiliyorlardı. Bununla beraber odak noktaları ravi zinciri takibi olduğu için farkedemedikleri elekten düşen taşlar oldu. Bugün yaşasalardı bu konuda bir çok sorun çözülmüş olurdu. Günümüzde peygamberin diline aşina bir muhaddisimiz yok maalesef. Belki düştüğümüz yerden kalkmamız, onları yetiştiren ortamları oluşturmamız gerekiyor. İlahiyat profesörleri, dekanları bu konuda bana hiç güven vermiyor. Tartışma programlarında konuşan hocaları görünce dehşete kapılıyorum. Birçok değerli hocamız var. Fakat, peygamberin sözüne aşinalıktan değil, kendi kafasındaki doğrulara göre "Bu, onun sözü olamaz, bu da olamaz, bu hiç olamaz !" diyorlar. Yorumlarda hep nedensellik, maddecilik, dünyevilik var.
Diyanet İşleri'nin bu çalışmasında toplumsal kabul (icma-i ümmet), ön planda olması gerekir. Bu da başta bahsettiğim anne dilinin hitabına karşılık geliyor. Bu forumla mı yapılır, oylamayla mı bilmiyorum.

Yazan: blue Tarih: June 19, 2006 11:16 AM

Hadisler hakkinda biraz bilgi verebilir misiniz?

1) Toplam kaç hadis var?
2) Kaç hadis âlimi var?
a- Hz Muhammed zamani,
b- Halifeler,
c- Emeviler ....
3) Hadislerin ne kadari "tartisilmaz" (anne-babayi sevin, yalan söylemeyin, vs...)
4) Tartismaya yol açanlar hangi konularda ve hangi sayida?
a- Kadinlar
b- Hz Ali'nin önemi ve diger halifeler
c- Bölünmelere yol açmis "dogmatik" konular
d- Diger

Bir hadise bakinca onun su veya bu tarihte ortaya çiktigini nasil söyleyebiliriz?

Yazan: Tunç Tarih: June 19, 2006 12:54 PM

Sahih olanın marjinale düşürüldüğü her toplum elbette sürekli uyanıklar, korkaklar ve cahiller üretir. "Tarikatlar çocuklarımızı elimizden alıyor çığlıkları eşliğinde", İslâm adına yapıldığına İslâm’ı bilenlerin inanamayacağı türlü rezalet sahih olanın marjinale düşmesinden doğuyor. Bu bir babanın evlatlarından birine karşı yaptığı zulmün, arkadan gelenleri düşmanlarını kucağına itmesine benziyor. Türk toplumunun yaşadığı en büyük vahamet sahih olanın marjinale düşürülmesi yoluyla kalp/ sahte olana açılan hareket alanıdır. İslâm’ın marjinalleştirilmesinin önünün alınması bu toplumda yaşanan gerçek ve çağdaş İslam’ın meşruiyet çizgilerinin güçlendirilmesiyle mümkündür. İslâm’ın bir şekilde, ne yaparsa yapsın, hep birilerinin boy hedefi olduğunu görenler tabii ki ondan kendilerine “ekmek” arayacaklardır. Bu arada karambole giden gençlerin sorumlulukları bu marjinaliteyi üreten, tüketenler kadar; “insanların hayatında din ikincildir, insanlar artık kendilerini din dışında tanımlıyor” diye kendilerini ve toplumu kandıran insanlara da aittir. Dinin insan hayatındaki önemi kabul edilip yeri yeniden tanımlanmalıdır ki din-toplum ilişkisi sağlıklı yaşanabilsin . Geçen hafta bir arkadaşım beni arayarak şahit olduğu bir olayı anlattı. Üsküdar'da bir dolmuşa binmiş. “Sakallı ve şalvarlı bir adamın” önce kendinin ne kadar iyi bir Müslüman olduğunu hatta içinde oldukları dolmuş kaza yapsa, imanından dolayı, kendisinin kazayı burnu kanamadan atlatacağını anlatmış. Arkasında yolculuk boyunca süren konuşmasında "İslâm" hakkında yüksek sesle insanları bilgilendirmiş. Özetle adam: Gerçekte İslâm'da namaz kılmayanın kafasının kesileceğini; Arabistan’da bile gerçek İslâm’ın uygulanmadığını söylemiş. İslam bir tek Afganistan'da uygulanıyordu; onu da engellemişlerdi. Adam ayrıca Müslüman olmayanlara bir şey olmayacağını ama Müslüman olduğunu söyleyenlerin öyle bir iki sopa yemeyle hatalarından kurtulamayacağını, kafalarından olacaklarını eklemiş. Bir şok içinde bunları anlatan arkadaşım bir yandan da bana “ne yaptığını biliyor musun?” der gibi bakıyordu. Ona önce, hiçbir başka sosyal meselede görüşlerini dikkate almayacağı bu adamın (normalde onu bir tür meczup olarak görecekti) İslam hakkındaki görüşlerinin onu neden bu kadar ilgilendirdiğini sordum. Bana iyi de, güzel de ben demokrasi derken, öte yandan şunu da düşünmek zorundayım; dümene kim geçecek?” Sorun burada düğümleniyordu. “Dümene kim geçecek” Başka konularda bu adam hakkında asla düşünemeyeceği “dümene geçme”, “kaptanlık koltuğuna oturma” gibi “statüleri” söz konusu olan İslâm olunca düşünebiliyordu. Çünkü yazılı, görsel, işitsel olarak desteklenmiş veriler vardı ki kendi hayatını idame etmekten aciz bazı adamlar –belki tam da bu yüzden- İslâm’ a bazı toplumlarda “kamusal alanlar” açıyor, ikameler sağlıyorlardı. Arkadaşım telaşı sırasında bir şeyi gözden kaçırmıştı. Ne o, ne de diğer yolcular adamın anlattıklarına tam bir saçmalık, çöp diyecek kararlılığı gösterememiş hatta onu ilgiyle, korkuyla ve şaşkınlıkla dinlemişlerdi. Bu adam İslam hakkında dolmuştaki diğer yolculardan daha güçlü bir otorite olma hakkını nerden alıyordu? Cevap: İslam hakkında konuşma cesaretini aldığı yerden: Marjinalitesinden. Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri İslâm’ın gayet sağlıklı örneklerinin, yorumlarının yapıldığı, yaşandığı ama “souf coup”larla sürekli geri saran ve kendini İslâm’a karşıt olarak ilan eden kamusalımız sonuçta işte bu marjinallere hizmet ediyor. “ılımlı, çağdaş olsa, modern hayata katılsa da İslâm hedef olmaktan kurtulamaz” dendikçe İslâm esas şunun bunun iktidar ve manipülasyon aracı olmaktan kurtulamaz. Hz. Muhammed’i uzayıp giden bir masal olmaktan (biraz gül, biraz kılıç) çıkarıp vahyi olduğu kadar tarihsel kişiliğiyle de tanımak, tanıtmak gerekli. Hz. Muhammed, inkarı mümkün olmayan bir tarihsel kişilik olarak nesnel bir gözün reddedemiyeceği netlikte örnek bir hayat bıraktı geride. İnsanlara gerekli eğitim verilirse ve İslâm’ı bir din olarak yaşayanlar yani ona iman edenler marjinalleştirilmezse anlaşılacak ki, tüller arkasında, belirsiz, silik hiçbir şey yok. Bu arada, din adına hareket eden kurumların, daha dinin “tanımı gereği ne”liğini bilmeyen bir toplumda görevlerinin, yakın bir zamanda, doğru bir sıralamasını yapacaklarını umalım.

Yazan: Hande E. Tarih: June 19, 2006 1:57 PM

Sayın Clausewitz,


Hayir sadece dinin nas'larinda degisme olmaz, muamelatta daima zamana, duruma ve mekana göre degisiklikler olabilir. Bu degismelere etki eden faktörler iklimin, örfün, gelenegin, siyasi erkin etkisi vb. sekilde özetlenebilir.


Dini bu şekilde anlarsanız iklime,zamana mekana göre 10 değişik din bulursunuz.Sonrada tek din islam diyen Kur’an’ın nedemek istediği boşta kalır.Dini Allah’ın yarattığı sistem olarak anlıyorum ben


Bir din uzmaninin bilgisini bilmeyene aktarmasi fiili, sizin disaridan empoze dediginiz tanim icine girmiyor. Danismanlik bir cok seyde oldugu gibi dinde de vardir. Her insan akleder, mantigini kullanir, ama tüm yasamini o dinin detaylarini ögrenmeye harcayamaz. Dinin detaylar dedigimiz sey öyle basit bir konu degildir. Haklisiniz, herkes aklini kullaniyor fakat, herkes basbakan olamiyor, mühendis olamiyor, toplumda roller belirlenmistir, kitlelere hazir uygulama receteleri gerekir. Doktor, din alimi, hukukcu, avukat vb.


Danışma,istişare elbette vardır.Ama danıştığınız size ben bu hadisleri temizledim,attım gitti diyemez.O zaman onun adı danışma olmaz!Eğer siz,ben yaşamımı dinin detaylarını öğrenmeye harcayamam diyorsanız, harcadığınız kadar zamanın verdiğiniz kadar önemin semeresini alırsınız sanırım.Ve tam akside geçerli
olsa gerek.Oysa önceki notumda da yazdığım gibi din sizide o alimi de eşit sayar ve oyle davranır.Alim önemser,zaman ayırır,sorumluluğunu alır.(bu işi meslek edinip bu işten para kazanan ‘’ruhban sınıfından’’alim diye bahsetmiyorum)Diğeride ’’daha önemli işler’’ edinir,zamanını ‘’daha önemli şeylere’’ ayırır ve dinide kaynağından değil aracılardan öğrenir.İşte buda ruhbana çanak tutmanın en güzel örneği olur.Siz hazır recete arıyorsanız bunu ya Kur’an’dan ya Rasulden almak ilk seçiminiz olmalıdır.Ha ben bu adama güveniyorum benden daha iyi anlamıştır ona uyarım mı diyorsunuz.Eyvallah özgürsünüz elbette.


Yani ben ve benim gibilerden tüm hais külliyatini ayiklamami, Kuran'i anlamak icin Arapca etimolojisi ve terminolojisini, linguistigini, sembolleri, yetmedi tarihsel ve sosyal olaylari vs. ögrenmemi bekliyorsunuz. Benim buna vaktim ve ilgim yok, ben sade vatandasim. Anlasiliyor ki sizin vaktiniz ve ilginiz cok. Benim gibiler cogunlukta, yani nüfusun büyük yüzdesi.


Niye kendinize kolaylaştırmıyorsunuz bu işi? Zira İslam samimiyete,niyete çok önem verir.Sizden tefsir kitabı yazmanız istenmiyor ki.Okuyup, okuduklarınızı anlamanız ,bunlara iman etmeniz ve bunlarlada amel etmeniz isteniyor.Peki aksine sizin istediğiniz ne?Birilerinin bu işleri sizin yerine yapıp size bunu yap demesi. Nedenini,niçinini bilmeden.Alt yapısında ne var anlamadan.Üstelik o araştırmaları yapanın o sonuçları ‘’yorumlayarak’’size aktardığını ve sizin bu yorumlara inandığınızı ve belkide (ki buyuk ihtimal bu olur)din diye bu yorumları alıp kabullenmek.Peki dinin sizden istediği bu mu?


Yönteminiz bana Cem Yilmaz'in bende beyin ameliyati yapacagim, dur kipirdama espirisini aklima getirdi. Hayrettin Karaman tüm görüsleri dile getirdikten sonra ulemanin icmasi bu sekilde, ben bunu bu sekilde almayip söyle yorumluyorum diye bitirir bazen. Ama tutupta halka alin kafaniza göre yorumlayin, bilgi sahibi olmadan fikirler üretin demesini beklemek abes olur biraz.

O zaman diyeceğiz ki bu halka gidin bilgi sahibi olun,araştırın.Din alimlere gelmedi herkeze geldi.Benim zamanım yok ama şu uğraşmış bilgi edinmiş ondan hazır alır lop yutarımı din yutmaz.Boyle yaparsanız birileri çıkar samanla karışık sapı yedirir.Din ‘’duygunuzu ‘’ yeri gelir devlet kullanır,yeri gelir alim adı altında kişiler kullanır.Size bu iş etimoloji bilmeden ,fonotik bilmeden olmaz diye yutturur.Size verilen nimeti kullanın.Allah ve Rasulu aralarına kimseyi almadan benle konuşmuş ben neden arama başkalarını sokayım?demeli...Yok
olmuyor ne yapsam uğraşamıyorum mu deniyor.O zaman kendisine sunulanın o kişinin yorumu olduğu çok iyi anlatılmalı.( Danışmaya kesinlikle karşı değilim karıştırılmasın lütfen)
Düşünme mantığının bu şekilde olması gerektiğini kanaatindeyim...

Yazan: Serkan Ekim Tarih: June 19, 2006 3:02 PM

Alternatif yorum çabaları(lütfen ciddiye almayınız):

""İsrailoğulları olmasaydı et kokmazdı; Havva olmasaydı kadınlar erkeklere ihanet etmezdi.""

İsrailoğullarının öldürme dürtülerine işaret. Kurandaki "İsrailoğulları" tanımıyla örtüşüyor. 2.kısmı, 1. ile paralel okursak, kadının ayartma, baştan çıkarma dürtüsüne işaret. Eh bütün kavgalar neden hep kız meselesinden çıkıyor ki??

""Kadınlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onları düzeltmeye uğraşmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın.""

Kadınların ne kadar narin ve hassas olduklarına işaret. Çat diye kırılıverir. Ondan sonra kaburga yerine kaynasın diye uğraş dur.

""Eğer kadın, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.""

Eşini zinaya yöneltmemek için bir uyarı. "Başım ağrıyor"dan dertli erkeklerin vicdanının sesi...

""Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz."""

Kocasından iğrenen tiplere uyarı. "Necati, Allah belanı versin, pis çorabını odanın ortasına atmışsın bla bla..."

""Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz."""

Akşama kadar çalışıp bitap halde even gelen ve ilgi beklerken "benimle ve çocuklarla hiç ilgilenmiyorsun Rıfkı" diye söylenen kadınlara yergi, vicdanımızın tercümanı...

""Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.""
Regl periyodu dolayısıyla dinden geri kalıyorlar. Kafaları da duruyor hakkaten. Saçmalayıp duruyorlar o periyotta...

""Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.""
Karga, çok konuşmaları dolayısıyla benzetilmiş. Dikkatinizi çekerim beyaz bile olsa yine çok konuşuyorlar. Bülbül gibi öteni ise henüz öyle bir tür yok...

""Cehennem halkının çoğunun kadınlardan olduğunu gördüm.""
Kadınlar daha çok yaşadıkları için günah ortalamaları daha fazla. 70-80 yıl durmadan dedikodu yapabiliyorlar. Counter sürekli işliyor tabi...

""Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.""
Olmayacak bir şey... Kocası onu düşünsün, o niye kocasını düşünecek mişki !

""Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir."""

Bir kötü huy görüp de laf sokmasa olmaz. Genlerde var. Sabredemez... Hadise bile tahammülü yok...

""Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.""
Üçü de acayip para yer: Kadın (kıyafet ve makyaj malzemesi), ev (yeni oturma odası, pimapenler), at (şimdi araba- benzin, servis, sigorta vs). Bu uğursuzluk değil de nedir ??

""Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.""
O zaman gerdirme, kaş kaldırma,liposuction, laser, ve bilumum güzellik emtiası yoktu. Garibanlar güzel olmak için bir diş kırmağı biliyorlarmış. Zaten her şey diş seyreltmeyle başlamış...

Yazan: blue Tarih: June 19, 2006 3:11 PM


Allah Müstehakını versin e mi Blue :-))

Yazan: S.Öztürk Tarih: June 19, 2006 4:56 PM

Tunç Bey'in sorularına tümüne yanıt bulabileceğini pek zannetmiyorum. Benim araştırabildiğime göre 1 milyonun üzerinde hadis var ki KurAn 'daki ayet sayısının 6.232/6.234 olduğu söylenir ki neredeyse 2 katıdır. Aslında 114 sure ve 6.666 ayet olması gerektiği iddia edilir ama herşeyde olduğu gibi bunda da mutabakat sağlanamamıştır.

Diyanet için doğru yoldadır demek için daha çok erken!

10/15 tane hadisi , hadis küllüyatından temizlese ne olacak , temizlemese ne olur?

Eski diyanet başkanlarından biri, 2/3 yıl kadar önce , sanki ilk defa KurAn'nı görüp okumuşcasına ; "KurAn'da namaz 3 vakittir." dediğinde müslüman medya ve çevresi , zatı kafir ilan edip söz lincine tabi tutmuşlardı. Zat-ı Muhterem , baktı gördü ki , işler zannedildiği gibi değil , bu sefer ; " Evet , KurAn'da namaz 3 vakittir ammaaaaaa Hz. Muhammed Peygamger Efendimiz 5 vakit kılmıştır.." diyerek müfteri durumuna düşmeye bile rıza göstermek zorunda kalmıştı.

Bir milyon cıvarinda hadis vardır ama ne yazık ki bu hadislerden hiçbiri , KurAn-ı Kerim'in 30-35 kadar suresi ile yakından uzaktan ilgisi bulanmamaktadır. Hani , en azından sahih hadis külliyatını kabul edenler , derler ki ; " hadisler olmasa KurAn'ı anlayamayız..Hadisler Hz. Peygamber Efendimizin sözleridir. v.s, v.s,..."

İyi güzel de hadislerin hiç ilgisi olmayan sureleri kim nasıl anlıyor veya anlamıyor ? Demek ki mazerette samimiyet yok , sadece görüntüde iyi poz verme gayreti var.

"Herkesin kabul ettiğini ben mi reddeceğim..." mantığı güdüyor çoğunluğu!

Hz. İbrahim Peygamberimiz de aynı düşünceye sahip olsaydı , O da bunları söyler ve putperest olurdu!
Çoğunluğun kabulu , doğru olmanın özelliği değildir. Ülkemizde demokrasi vardır ve demokrasi en iyi toplumsal yönetim biçimidir , sözleri de nedense bana hep bunu çağrıştırır.. Çoğunluk ve çoğunluk partisi !!! Zaten bu ülke ne çektiyse çoğunluk ve çoğunluk partilerinden çekmiştir..
Çoğunluğa hükmeden kim , partinin ileri gelen 8/10 kurmayı.. Çoğunluk bunları seçiyor , bunlar da nerdeyse tek tek çoğunluğu seçiyorlar , seçilmişlik duygusunu dadtırıyole millete. Alan da memnun veren de .. Dinlerde de , demokrasilerde de bu işler böyle oluyor..

Dört tane hak mezhebi neredeyse sayısı belli olmayan bir sürü de tarikat.. KurAn'daki İslam'da var mı , mezhep , tarikat ? Yok kere yok !!
Diyanet'in mealinden :
En'am 159 : Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.

Hicr 91 : Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ederek) Kur'an'ı da parça parça edenlerdir.
Hicr 92/93 : Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

Şimdi bu ayetleri hiç kimse okumadı mı ? Diyanet Başkanlığı , kendi mealinde olan bu ayetlerin ne anlatmak istediğini anlamamış mıdır , dersiniz?

Yoksa bu ayetler ile ilgili hadis kıtlığı mı var?

En'am 162. Ey Muhammed! De ki: "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir..

İşte bu ayeti okuyan Diyanet Başkanı ve kadrosu sünnet namazlarını kılmıyorlardır , herhalde!

Allah rızası için sadaka ver , oruç tut , zekat ver ama namaza gelince Peygamberimiz için sünnet namazı kıl..

Aslında sabahtan , ikindiye kadar Allah için oruç tutup , ikindiden akşama kadar da Peygamberimiz için oruç tutturmalıydı sahih hadisler !! Kimsenin de gıkı çıkmazdı , namazlarda çıkmadığı gibi...

İyi güzelde , herşeyi bildiğine inandığımız Allah , bu hadis külliyatı için "ne bir şey eksiktir ne bir şey fazladır." dediği ayetime göre KurAn'da bu konu ile ilgili birşey yazmamış olabilir mi ?
Nahl 44 : (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik.
Kamer 17 : Andolsun biz, Kur'anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
Furkan 30 : Peygamber, "Ey Rabbim! Kavmim şu Kur'an'ı terkedilmiş bir şey haline getirdi" dedi.

Peki bütün bunlar neden oluyor dersiniz ? Bu kadar İlahiyat Fakültesi , yüzlerce Prof ., Dr.,Doç . varken neden bu karmaşa ve hadis kürsüleri ??

BAKARA SÛRESİ 159: İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap'ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder.

BAKARA SÛRESİ 272: Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.

Son olarak , herşey Allah'tandır.. Diyaneti de hidayete erdirir... mi??

Yazan: irfan Tarih: June 19, 2006 5:03 PM

Sayin S.Öztürk,

Dogru söylemissiniz! Sizi tebrik ediyorum...

Hadis ayiklamada "uzmanlik" yapmak isteyenler ya bir
Peygamber seviyesinde olmali ya da bütün din ve dünya
bilimlerininin özünü yutmus bulunmalidir. Gerisinin bu ko-
nuda kelam etmeye hakki olamaz.

Ben de, Mehmed Nur'an ismi altindaki gercek kimligimi
geri planda tutarak, fakat Allah'tan bilgi ve i$ik almis bir
kimse oldugumu vurgulayarak Diyanet I$leri'ni uyariyorum:

Atmak istedikleri hadisleri bir de benim yorumumla
okusunlar. Sonra bir daha düsünsünler.

"Israilogullari olmasaydi et kokmazdi; Havva
olmasaydi kadinlar erkeklere ihanet etmezdi."

Bu hadisde bir gerceklik payi vardir. Henüz imana
ermemis ve Allah'a teslim olmamis kadinlar vicdanlarina
sorsunlar bakalim: Onlar erkeklerini "a$agilara" cekmez-
ler mi? Ama bir kac kadinin, erkegini yukarilara cekmesi
bu gercegi degistirmez. Ben kadinlarin cogunlugundan
bahsediyorum.

"Kadinlar kaburga kemiginden yaratilmistir, onlari
düzeltmeye ugrasmayin. Onlardan egrilikleriyle
yararlanin."

Bu hadisde de bir gerceklik payi bulunuyor: Erkekler
"dümdüz" olmalidir. Fakat kadinlari da dümdüz yapmaya
kalkmamalidirlar. Yoksa kirilirlar. Erkekler, kadinlarin
kendilerine nazaran "daha zayif" ve "daha farkli" yaratil-
mis bulunduklarini unutmamalidirlar...

"Eger kadin, esi istekli oldugu halde ona cevap
vermezse, cehennemdeki yerini hazirlasin."

Burada bir parantez ekleyip (gecerli bir mazereti bulunmak-
sizin) dediginizde mesele kalmaz. Cünkü gecerli bir mazereti
olmadigi halde kadin erkegine cevap vermezse, bu cevap-
sizlik erkegi gayri mesru yollara itebilir. Bu da, kadini günaha
sokar. Ama iyi bir erkek de, karisinin her zaman istekli ola-
mayacagini kabul eder, onu zorlamaz, sabretmesini bilir.

"Kocanin vücudu irin ile kapli dahi olsa ve karisi onu
yalayarak temizlese yine de kocasinin hakkini ödemis
olmaz."

Burada da: (Hakli ve adaletli ve namuslu dindar ve iyilikci
kocanin vücudu) $eklinde bir parantez eklediginizde mesele
hallolur. Yani, hakli ve iyilikci dindar kocasinin rizasini kazan-
mis iyi kadinlar, kocalarinin haklarini ödemis olurlar.

"Ey kadinlar! Eger kocalarinizin size olan haklarini
bilseydiniz, ayaklarinin tozunu yüzlerinizle silerdiniz."

Burada da yine: Eger ( hakli, adaletli, dindar ve iyilikci
kocalarinizin)... seklinde bir parantez eklenmesi gerekiyor.
Yani haksiz, adaletsiz, namussuz ayrica dinsiz ve kötülükcü
kocalarinizin ayak tozlarini yüzünüze gözünüze sürmenize
veya silmenize gerek yoktur!

"Kadinlarin dinleri ve akillari eksiktir."

Kadinlar dini konuda (bazi kadinlik halleri sebebiyle) er-
keklerden geri kalmaktadir. Fakat bu geri kalis kasdî
olmadigindan kadinlar bir günah kazanmis olmazlar. Akil
yönünden ise, dünyanin en akilli erkegi ile en akilli kadinini
yanyana getirdiginiz zaman, erkegin aklinin kadinin aklindan
bir parmak boyu kadar "uzun" oldugunu görürsünüz. Tabi
bu da kadinin hatasi degil, Allah'in uygun gördügü bir yara-
tis halidir. Allah'in verdigine razi olmaktan baska care yok-
tur. Bazi erkeklerden daha akilli kadinlarin bulundugu da
ayri bir gercektir. Eger Allah kadini daha akilli yaratsaydi,
bu sefer kadin erkege reis olacakti. Dünyanin düzeni de
farkli olacakti.

"Kadinlar arasinda iyi kadin, yüz tane karga arasinda
alaca bir karga gibidir."

"Iyi" kadin, elbette "farkli" kadindir. Burada iyi olmayan "kötü"
kadinlarin kargaya benzetilmis olmasinda bir uygunsuzluk yok-
tur. Iyi kadin elbette bir kargaya benzetilemez. Burada kargaya
benzetilenler, kötü kadinlardir. Iyi kadin ise, "alaca" denilerek
kargalardan ayrilmistir.

"Cehennem halkinin çogunun kadinlardan oldugunu
gördüm."

Peygamber dogru görmüstür. Erkeklerin Allah'a itaatsizlikleri
gibi, kadinlarin da kocalarina itaatsizlikleri vardir. Iyi ve hakli
erkegine itaatsizlik eden kadinlar, hallerini düzeltmedikleri tak-
dirde elbette kendilerini cehennemde bulurlar. Bununla birlikte
kadinlari iyi ve dindar oldugu halde onlara kötülük ve eziyet
eden erkekler de kendilerini cehennemde görmelidir.

"Bir kadin, kocasi kendisinden razi oldugu halde
ölürse cennete girer."

Dogrudur! Iyi ve hakli ve dindar kocanin rizasini almis kadinlar
(eger onlar da Allah'a inanmis ve teslim olmus bir dindar iseler)
elbette cennetlik olacaklardir. Haksiz, dinsiz ve kötü erkegin
rizasi aranmaz.

"Kadinlarin hayirlisi, erkeklerin yaramazliklarina,
kötü huylarina sabredendir, bu sabir onlarin cennete
girmesine sebeptir."

Evet, imanli ve dindar erkegin bazi yaramazliklarina sabreden
kadin, cennetle mükafatlandirilir. Fakat, kadinlar; imansiz,
kötü ve yola gelmeyecek bir erkege sabretmek zorunda
degillerdir. Bosanma yolunu da secebilirler.

"Dövme yapan ve yaptirana, yüzdeki tüyleri aldiran
ve estetik için dislerini seyrelttiren kadinlara Allah
lanet etsin."

Dögme yaptirmak, insani gercekten cirkinlestiriyor. Dindar
kimseler böyle cirkinlestiricilerden ve cirkinlesmelerden
uzak durmalidirlar. Eger Hz. Peygamber bu zamanda ya$a-
saydi, israfa gitmeyen ve vücudu sakatlamayan güzellestirici
estetige olumlu bakacakti ve lanet etmeyecekti. Bu zamanin
da kendine has "sünnetleri" vardir. Onlari da ancak Allah'in
Mehdisi'nden ögrenebilirsiniz.

"Ugursuzluk üç seyde vardir: Kadinda, evde ve atta."

Bu sözlerin üzerine rahatlikla bir carpi isareti atabilirsiniz. Bu
söz, bir Peygamberin sözü olamaz. Herkes ugursuzlugu,
ugursuz sayan vehminde aramalidir.

Sayin Ece de bu sözleri iyi okumalidir. Allah'a inanci ve teslimi
olmayan kadinlar da bu tartismadan uzak durmalidir. Cünkü
bu mesele, inanclilar dünyasina ait bir meseledir. Onlar ancak
Allah'a inanc ve teslimden sonra bu tartismaya katilabilirler ve
uzman olmayanlar da ancak "seyirci" olarak kalmak durumun-
dadirlar.

Ey okurlar!

"Gercek uzman" olmayan "uzman"larin elinde hadislerin
yüzdedoksan dokuzunun nasil cöpe gidecegini görüyor-
sunuz degil mi?

Not: Sayin Blue, sizi de tebrik ederim...

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: June 19, 2006 5:37 PM

Arkadaslar,

Daha once hadislerin sahihligi gibi Islami derinlik isteyen konulara girmemeyi tercih ettim. Bu konuda da ayni poltikayi benimsedigimi yukardaki yorumumda soyledim. Suat Ozturk Bey'in bu mevzuularin "ulema arsinda" tarisilmasi gerektigi gorsune de katiliyorum.

Ben sadece Hande Hanim'in her zamanki gibi degerli yorumundaki arkadasinin temsil ettigi zihniyet uzerine akilma gelen birkac seyi soyleyecegim. Hande Hanim'in bahsettigi Islam hakkinda marjinalin sahih yerine yerlestirilip sahihin de marjinallestirilmesi olarak ozetlenebilecek olgu bir gercekir.

Hatta ben biraz daha ileri gidip bu arkadasinin anlattigi tur anekdotlarin cogunun kurgu olma ihtimali de yuksekir diyeyim. Bu kulaklar neler duymadi. Cocuklugumda Sivas'ta "Nurcular gizlice ayni yaparken basildi" haberi cikmisti ve "basilanlardan" biri de su alisveris yaptigimiz, kendisini cok sevip sadigim Nazim Amca degilmiydi? Nurculuk neydi bilmezdim daha once ama, basildiklarina, yakalandiklarina ve "gizli ayin" olduguna gore belliki kotu birseydi. Nazim Amca'miz nasil yapardi bunu bize. Herhalde ondan sonra Nazim Amca'nin bakkalindan uzak durdugumu soylememe gerek yok.

Gene cocuklugumdan beri bu "fazla kapali" Hanimlar icin "onlar o ortulerin altinda neler cevirirler" manasinda kafiyeli bir soz vardi ozellikle "asri" hanimlardan duydugum. Neydi hatirimda degil. Cocuklugumda bununla ne kastedildigini anlayamazdim, sadece onlardan korkardim. Kendi annemin esarbindan birkac tel sac gorunurdu, kara cadir falanda giymezdi ya giyse bile "benim annem onlardan" olamazdi tabiiki.

Ve Calikusu, Sinekli Bakkal, Kubilay'i katledenler, 31 Mart Vakasi, sonrasi "bunlar hala aramizda" "tehlikenin farkindamisiniz" fikirleri icin uretilen sehir efsaneleri. " Mini etekli kizi diri diri yaktilar", "gazteciyi pantolonlu oldugu acin tasladilar", "erkek arkadasi ile elele giden kizi lic etmeye calistilar" turu "haberlerden" etkilenen bircoklari kendi sehir efsanelerini uretmeye basladilar. Cogunlukla bir baskasindan duyduklarini kendileri yasamis gibi nakletmeye basladilar. Oyleya ikinci el olarak nakletmek etkinligini azaltir. O zaman "kendi gozlerimle gordum" desem sanki yalanmi diyecekler? En fazla "ne tesaduf, aynisini bilmem kimde yasamis" derler. Birkac ay once Nazli Ilicak ve yanilmiyorsam Nur Serter'in de katildigi bir programda bir hanim kalkti soyle bir anekdotu anlatti:

- Kendi gozumle sahit oldugum bir olayi anlatacagim. Gecenlerde biryerde bir okulun (bu kisminda hafizam bulanik) kapsinda iceriye basi bagli bir genc kizin girdigini gordum. Sonra gene ayni kizi okuladan ciktiktan sonra basini acip, erkek arkadasi ile elele uzaklastigini gordugumde kendisin durdurup niye boyle yaptigini sordugumda kiz "bu basortusu benim ekmek kapim; bunun sayesinde beni okula aldilar, ayda bilmem ne kadar para veriyorlaer.." dedi.

Yabanci gememistir herhalde bu hikaye kimseye. Bu hikayeleri nedense hep "kendi gozleriyle sahit olan baskalarindan" veya medyadan duydum. Hayatimin sadece 25 yilinin Turkiye'de gecmesindenmidir acep?

Simdi ben Hande Hanim'in arkadasi icin, yani tanimadigim bir ozel kisi icin bir ithamda bulunacak degilim. Sadece bir olgudan bahsediyorum. Ve laikci tavanda kurgulanan bu efsanelerin taban tarafindan icesellestrilmesi, zenginlestrilmesi, sahiplenilmesi olgusu.

Peki bu hanimin anlattigi ankdotumn gercek olma ihtimali hicmi yok? Vardir tabiiki. Aczimediler'de gercek kisilermis, herne kadar bir tiyatrodaki rollerioni oynuyor idilersede (mis demem oyunun sahnelendigi yillarda uzaklarda olmamdan). Fadime Sahin'ler Muslum Gunduzler'de etten kemikten olusan kimselermis. Medyum Memis,Zekeriya Beyaz ve Suat Bey'in (s. Ozturk) blogunda konu ettigi Elazigli bilmemne von Aiken keza.
Ama bunlarin hesabini sahih musluman'dan sormanin adaleti nerde? Ben Deniz Baykal'in hesabini sahih solcu olan Metin Bey'denmi (Metin the Poor) soruyorum?

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 19, 2006 6:03 PM

Blue bey,
Alternatif yorum çabaları(lütfen ciddiye alınız:)
Şöyle olsaydı kaç kere konsil toplardınız acaba şimdiye kadar?


""Erkekler uyluk kemiğinden yaratılmıştır, onları yontmaya uğraşmayın. Onlardan bu halleriyle yararlanın.""

""Eğer erkek, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.""

""Karısının vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve kocası onu yalayarak temizlese yine de karısının hakkını ödemiş olmaz."""
Hadi bakalım:)


""Ey erkekler! Eğer karılarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz."""

""Erkeklerin dinleri ve akılları (bayağı bir) eksiktir.""


""Erkekler arasında iyi erkek, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.""


""Cehennem halkının çoğunun erkeklerden olduğunu gördüm.""


""Bir erkek, karısı kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.""


""Kocaların hayırlısı, kadınların yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir."""

""Uğursuzluk üç şeyde vardır: Erkekte, evde ve atta.""


""Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren erkeklere Allah lanet etsin.""

hadi bakalım:)

Yazan: ece Tarih: June 19, 2006 7:45 PM

Sayin Ece de bu sözleri iyi okumalidir./b>
Hüseyin bey,
tam da sizin gibi birini bekliyordum inanın:)
Peygamberimize iftira niteliğindeki bu tuhaf sözlere,açtığınız parantezlerle tarih boyunca yapıldığı giibi bir ekleme de siz yaptığınız için diyanetin bu adımı atmakta ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oluyor..
Peygamberimizin(haşa) sizin kadar aklı çalışmıyor muydu ki,parantez içerisindeki, hamişleri ilave etme ihtiyacı hissetmedi..

Allah'a inanci ve teslimi
olmayan kadinlar da bu tartismadan uzak durmalidir.

inşaallah bu cümleniz bana değildir!!

Cünkü
bu mesele, inanclilar dünyasina ait bir meseledir. Onlar ancak
Allah'a inanc ve teslimden sonra bu tartismaya katilabilirler ve
uzman olmayanlar da ancak "seyirci" olarak kalmak durumundadırlar

ASLINDA BU MESELE MÜSLÜMAN KADINLARIN MESELESİDİR..
VE ERKEKLER SEYİRCİ OLARAK KALMAK DURUMUNDADIRLAR..
saygılarımla


Yazan: ece Tarih: June 19, 2006 8:50 PM

sn Serkan
Dini bu şekilde anlarsanız iklime,zamana mekana göre 10 değişik din bulursunuz.Sonrada tek din islam diyen Kur’an’ın nedemek istediği boşta kalır.Dini Allah’ın yarattığı sistem olarak anlıyorum ben


Din o sekilde anlasilirsa neden 10 degisik din cikmak zorunda olsun ki? Malezya kendi örfü ve iklimi ile uyum icinde uygulayacaktir dinini. Uygulamada dinin emirlerinin degisebilecegini biliyoruz. Mesela normal kosullarda haram olan domuz eti, ölmeye yakin zamanlarda helal kabul edilir. Bu sarta göre hükümde degisiklige bir örnektir. Simdi din bu zorunlu uygulama ile iki parcaya mi ayrilmis oldu?

Mesela eskiden zekat olarak uygulanan sey günümüz kosullarinda bir tür vergi sistemi seklinde telaffuz edilebilir. Eger zekatin amaci cesitli islerde kullanilmak üzere mali gelir elde etmek icin mal veya para toplamaksa, bu günümüzde biraz degisik de olsa devlet eli ile zaten yapilmakta.


Ama danıştığınız size ben bu hadisleri temizledim,attım gitti diyemez

Yani hadis atilmasin hic bir sekilde, ya da dine kendi icinde olmayan bir sey sokuldugunda öylece kös kös bakilsin. Ya da sizin dediginiz gibi, tüccar, basbakan, konfeksiyoncu, hamal isini gücünü biraksin bilmem kac fasiküllük tarama yapsin, dine giren bu zararli maddeleri temizlesin.

Size mantikli geliyor mu bu?

Eğer siz,ben yaşamımı dinin detaylarını öğrenmeye harcayamam diyorsanız, harcadığınız kadar zamanın verdiğiniz kadar önemin semeresini alırsınız sanırım.Ve tam akside geçerli
olsa gerek. Oysa önceki notumda da yazdığım gibi din sizide o alimi de eşit sayar ve oyle davranır.Alim önemser,zaman ayırır,sorumluluğunu alır.(bu işi meslek edinip bu işten para kazanan ‘’ruhban sınıfından’’alim diye bahsetmiyorum)Diğeride ’’daha önemli işler’’ edinir,zamanını ‘’daha önemli şeylere’’ ayırır ve dinide kaynağından değil aracılardan öğrenir.İşte buda ruhbana çanak tutmanın en güzel örneği olur


Siz hem gündelik isinizde calisip, cocugunuza, esinize ve sosyal yasantiniza eglencenize zaman ayirip, ayrica bu türden dince sakincali/zararli enfeksiyonlari önleyici bir faaliyette bulunuyor musunuz?


Alim ve ben ne zaman esit oluruz?

Ben alim kadar okudugumda/bildigimde alimle esit olurum. Alim gibi olabilmem icin, Alim'in yaptigini yapmak zorunda oldugumdan, yani yasamimi, isimi gücümü bu ise sevketmem gerektiginden ben eski ben olarak islevimi yerine getiremem, misal, dozer operatörlügünü yapamam artik.

Harcadiginiz kadar zamanin verdiginiz kadar önemin semeresini alirsiniz demissiniz. Zaten Allah kimseye kaldiramayacagi yükü yüklemedigini söyler. Ben tüm dini yalayip yutmakla mükellef degilim ki. Öyle bir sart olsaydi, Allah'tan en cok korkan alimlerdir (Fatır - 28) diye bir ayeti söylemenin anlami kalmazdi. Belli ki Allah alimleri bu kiyas ile normal insanlara göre daha sorumlu tutmus.

Ayrica hic bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer - 9) ayeti de baz alinirsa, teorik olarak tüm toplum dini külli olarak bilemeyecegi de düsünülürse bilenler ve bilmeyenlerin varligi tescillemis olur. Demek ki ortada bilenler ve bilmeyenler muhakkak olacaktir. Kimimiz kendimizi bu ise verecegiz kimimiz baska islere.


Siz hazır recete arıyorsanız bunu ya Kur’an’dan ya Rasulden almak ilk seçiminiz olmalıdır.Ha ben bu adama güveniyorum benden daha iyi anlamıştır ona uyarım mı diyorsunuz.Eyvallah özgürsünüz elbette

Tesekkür ederim)).

Kuran ve Rasül'ü konusuyoruz zaten burada, peygamber bazi seyleri muamelede insana birakmistir, yani uzman kisilere. Hurma asilama hadisesi meshurdur bu konuda, kendinin dünyevi islerde uzman olmadigini, isin ehline verilmesi gerektigini söylemistir. Cünkü kendi kullandigi yöntem yüzünden hurmalardan verim alinamamistir.


Niye kendinize kolaylaştırmıyorsunuz bu işi? Zira İslam samimiyete,niyete çok önem verir.Sizden tefsir kitabı yazmanız istenmiyor ki.Okuyup, okuduklarınızı anlamanız ,bunlara iman etmeniz ve bunlarlada amel etmeniz isteniyor

Dediklerimin tefsir yazmakla ilgisi yok, benim dedigim basit, tüm İslam tarihini dokusuna kadar bilmeden ayetleri anlamam mümkün degil. Tin süresi neyi anlatir mesela?


Kuran'in yapisi alegoriktir, hatta Allah mesajlarini ikili manalarda verdigini söyler bir ayette. Sembolizm dilinden de anlamak gerekiyor bakin. Yani siradan bir ilgilinin dini alim gibi anlamasi mümkün degil.

Okuyup amel etmekle okudugumuzu anlamak isi ile ne kadar vakit gecirmeliyiz.? Ben bunu soruyorum.

Peki aksine sizin istediğiniz ne?Birilerinin bu işleri sizin yerine yapıp size bunu yap demesi. Nedenini,niçinini bilmeden.Alt yapısında ne var anlamadan.Üstelik o araştırmaları yapanın o sonuçları ‘’yorumlayarak’’size aktardığını ve sizin bu yorumlara inandığınızı ve belkide (ki buyuk ihtimal bu olur)din diye bu yorumları alıp kabullenmek.Peki dinin sizden istediği bu mu?


Bu dediklerinizi birde kendi görüsünüze uygulayin bakalim, kendi sikayet ettiginiz seyle karsilasacaksiniz. Düsünsenize milyonlarca ayri İslam anlayisi dogacak, Ahmet Fevzi'nin yanlis oldugunu düsünecek, Fevzi'de Ahmet'in.

Tıp dünyasinda da böyle bir seyin oldugunu düsünün bir an, her bir doktor yenilikten emin olmadan gelenekseli cigneyip yok ederek hasta iyilestirmeye kalkacak. Bu kaos yasatir.

Dinin bizden istedigi ise (bence), haznemizin aldigi kadariyla yetinip dosdogru yasamak. Yetmedigi yerde daha iyi bilene danismak, bilene hakkini teslim etmek.

O zaman diyeceğiz ki bu halka gidin bilgi sahibi olun,araştırın.Din alimlere gelmedi herkeze geldi

İmkansiz bir seyi istiyorsunuz, kalabaliklar böyle islerle ugrasmazlar. Keyfiyet daima az mikdarlarda kendini gösterir. İnsanlar camasir yikayacak, cocuk bakacak, trafikte gezinecek, yol-köprü yapacak. Din ashaba da geldi, halifelere de. Kazi yapan yol iscisine de. Kazi yapan yol iscisi ile halife arasinda bir ayrim yapilmalidir.

Benim zamanım yok ama şu uğraşmış bilgi edinmiş ondan hazır alır lop yutarımı din yutmaz.Boyle yaparsanız birileri çıkar samanla karışık sapı yediri

İmkansizin üzerinden spekülasyon yapiyorsunuz, halk bu dediklerinizi yapmaz, yapmayacakta. Sapla samani birlikte yedirecek kisiler sadece dinde degil, tüm sosyal disiplinlerde (ekonomi, tarih vb) mevcuttur, onlar icin bir sekilde önlem alinir. Aksine sap saman korkusu yüzünden herkesi ekonomist yapmaya kalkamayiz.


Din ‘’duygunuzu ‘’ yeri gelir devlet kullanır,yeri gelir alim adı altında kişiler kullanır.Size bu iş etimoloji bilmeden ,fonotik bilmeden olmaz diye yutturur

Din size cok basit bir seymis gibi geliyor anlasilan, madem öyle, önce dünyanin en iyi Arapcacisini getirp bu ise baslamaniz gerekir, zira bir kelime bir cok ayette farkli anlamlarda kullanilmistir. Sizin akliniz yetecek mi bunun ayirdina varmaya?

Din duygusunu kullanacaklar diye, din keyfiyetini kemiyet anlayisi ölcüsüne indirgemek büyük hatadir.

Size verilen nimeti kullanın.Allah ve Rasulu aralarına kimseyi almadan benle konuşmuş ben neden arama başkalarını sokayım?

Sorun benim alimleri Allah ve peygamberin arasina girmis kimseler olarak görmememden kaynaklaniyor. Siz neden öyle görüyorsunuz peki? Bana göre alimler nakil ile bilgi aktarmislar ve yer yer kendi anlayislarini anlatmislardir. Ve her daim en dogrusunu Allah bilir diye kestirip atmislardir.

Bu araya girmek midir?


Yok
olmuyor ne yapsam uğraşamıyorum mu deniyor.O zaman kendisine sunulanın o kişinin yorumu olduğu çok iyi anlatılmalı.( Danışmaya kesinlikle karşı değilim karıştırılmasın lütfen)
Düşünme mantığının bu şekilde olması gerektiğini kanaatindeyim...

Bu konuda sonuna kadar anlasiyoruz..

syg..

Yazan: Clausewitz Tarih: June 19, 2006 9:06 PM

Hüseyin Avdic bey

Atmak istedikleri hadisleri bir de benim yorumumla
okusunlar. Sonra bir daha düsünsünler

Okuyalim ve düsünelim bakalim))

"Israilogullari olmasaydi et kokmazdi; Havva
olmasaydi kadinlar erkeklere ihanet etmezdi."

Bu hadisde bir gerceklik payi vardir. Henüz imana
ermemis ve Allah'a teslim olmamis kadinlar vicdanlarina
sorsunlar bakalim: Onlar erkeklerini "a$agilara" cekmez-
ler mi? Ama bir kac kadinin, erkegini yukarilara cekmesi
bu gercegi degistirmez. Ben kadinlarin cogunlugundan
bahsediyorum.

Burada genel olarak kadinlardan bahsediyor, iman etmemis kadinlari varsayarak bu hadise yönelik yaptiginiz aciklama yetersiz, ve kanimca diyaneti engelleyici nitelikte degil. Sizin dediginize göre kadinlarin cogunlugu suclu olmus oluyor bu durumda, aldatan kadin suclu, ama bu isi birlikte yaptigi adamin adi bile anilmiyor.
Dolayisiyla karsi cikisinizin objektif hic bir yani yok.

"Kadinlar kaburga kemiginden yaratilmistir, onlari
düzeltmeye ugrasmayin. Onlardan egrilikleriyle
yararlanin."

Bu hadisde de bir gerceklik payi bulunuyor: Erkekler
"dümdüz" olmalidir. Fakat kadinlari da dümdüz yapmaya
kalkmamalidirlar. Yoksa kirilirlar. Erkekler, kadinlarin
kendilerine nazaran "daha zayif" ve "daha farkli" yaratil-
mis bulunduklarini unutmamalidirlar...

Fena bir yorum degildi, tebrikler ))

Fakat kaburga kemigi hadisesi aslinda Genesis/Yaratılış bölümlerinde gecmektedir.


2:21 RAB Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı.
2:22 Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi.
2:23 Adem, «İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir» dedi, «Ona `Kadın> denilecek, Çünkü o adamdan alındı.»
2:24 Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.
(genesis ayetleri).

"Eger kadin, esi istekli oldugu halde ona cevap
vermezse, cehennemdeki yerini hazirlasin."

Burada bir parantez ekleyip (gecerli bir mazereti bulunmak-
sizin) dediginizde mesele kalmaz. Cünkü gecerli bir mazereti
olmadigi halde kadin erkegine cevap vermezse, bu cevap-
sizlik erkegi gayri mesru yollara itebilir. Bu da, kadini günaha
sokar. Ama iyi bir erkek de, karisinin her zaman istekli ola-
mayacagini kabul eder, onu zorlamaz, sabretmesini bilir


Burada tek tarafli yorum yapiyorsunuz, peki erkegin kadina cevap vermemesi durumunda ne olacaktir? Erkek cehennemlik olacak midir? Sadece kadinin günah kecisi ilan edilmesi sorun olusturmaktadir. Oysaki cinsel yönden her iki taraf bu cevap vermeme eylemini gerceklestirebilir, ama sekilde görüldügü gibi kadina hoop hizaya gel denilmektedir.

"Kocanin vücudu irin ile kapli dahi olsa ve karisi onu
yalayarak temizlese yine de kocasinin hakkini ödemis
olmaz."

Burada da: (Hakli ve adaletli ve namuslu dindar ve iyilikci
kocanin vücudu) $eklinde bir parantez eklediginizde mesele
hallolur. Yani, hakli ve iyilikci dindar kocasinin rizasini kazan-
mis iyi kadinlar, kocalarinin haklarini ödemis olurlar.

Parantez degil, bu konuda fasiküller doldursaniz bile mesele hallolmaz. Yine ayni sekilde gereksiz örnek verilerek gereksiz yere erkek yüceltilmis, irin kapli olsa ve kadin bunu yalayip temizlese dahi kadinin hakki teslim edilmemis.

Devaminda siz Yani, hakli ve iyilikci dindar kocasinin rizasini kazan-
mis iyi kadinlar, kocalarinin haklarini ödemis olurlar
büyük bir mantik hatasi yaparak kadinin yaladiktan sonra kocasinin hakkini ödedigine hükmediyorsunuz. Oysa hadis tam tersine, yine de ödememis olurlar diyor.

Burada sorulmasi gereken baslica soru sudur: Tüm kocalar neden mükemmel varsayilmis? Neden önsel olarak ideal koca alinip bunun üzerinden kadinlar yerilerek aciklama yoluna gidilmis? Süphesiz bunu okuyan önyargisiz bir zihin bu hadisi reddedecektir.


"Ey kadinlar! Eger kocalarinizin size olan haklarini
bilseydiniz, ayaklarinin tozunu yüzlerinizle silerdiniz."

Burada da yine: Eger ( hakli, adaletli, dindar ve iyilikci
kocalarinizin)... seklinde bir parantez eklenmesi gerekiyor.
Yani haksiz, adaletsiz, namussuz ayrica dinsiz ve kötülükcü
kocalarinizin ayak tozlarini yüzünüze gözünüze sürmenize
veya silmenize gerek yoktur!

Siz hadisin yanlis yerine bakiyorsunuz. Neden koca süper dindar ve adaletli olunca onun hakki ödenemez? Kadinda öyleyse ne olacak? Ayni sekilde erkek kadinin ayaklarinin tozunu silecek mi? Kaldi ki hadis haklarin bilienemeyecegini üstü örtülü de olsa ima ediyor. Cünkü haklarini bilseydiniz ibaresi icinde mevcut durumda bilinemeyecegi varsayilan gizli bir ima barindiriyor.

İkinci hataniz ise yukaridakine benziyor, hadis sizin parantezinizle dahi kurtulmuyor; neden? Hadise göre adaletli, hakli, dindar ve iyilikci bir kocanin hakki hic bir zaman teslim edilemeyecegi icin ayak silme eylemine gerek kalmadigi acikca görülüyor. Madem haklari bilinemeyecek, o halde ayak tozu silmeye gerek yok..

Sonuc nedir peki? Hadis bir sonuc öngörmedigi icin ayak silmeyi erkegi yüceltmek adina örnek vermis oluyor. Peki süper bir koca neden kadin yerilerek övülme yoluna gidilmis? Koca tek basina övülememis mi? Ya da adil olmasi bakimindan kadinin ayak tozu konu edilmis midir baska hadislerde?

"Kadinlarin dinleri ve akillari eksiktir."
Kadinlar dini konuda (bazi kadinlik halleri sebebiyle) er-
keklerden geri kalmaktadir. Fakat bu geri kalis kasdî
olmadigindan kadinlar bir günah kazanmis olmazlar. Akil
yönünden ise, dünyanin en akilli erkegi ile en akilli kadinini
yanyana getirdiginiz zaman, erkegin aklinin kadinin aklindan
bir parmak boyu kadar "uzun" oldugunu görürsünüz. Tabi
bu da kadinin hatasi degil, Allah'in uygun gördügü bir yara-
tis halidir. Allah'in verdigine razi olmaktan baska care yok-
tur. Bazi erkeklerden daha akilli kadinlarin bulundugu da
ayri bir gercektir. Eger Allah kadini daha akilli yaratsaydi,
bu sefer kadin erkege reis olacakti. Dünyanin düzeni de
farkli olacakti.


Kadinlarin bazi hallerden dolayi geri kalmalari tartismalidir, ben uzmani degilim, sadece tartismali oldugunu biliyorum. Tabi burada tartismali olmadigini varsayacagim. Erkek ve kadin kiyasiniz biraz nüktedan olmus )) Elinizde zeka ölcüm testleri mi var? diye sorarlar adama))..

Günümüzde kadinlar uzayda mekik kenetler hale gelmislerdir. Radyoaktiviteyi kesfeden alime Madamé Curie'dir. Hukukcu, yönetmen, sanayici, is kadini, akademisyen, arastirmaci vb. dallarda kadinlarin basarisi hayli fazladir. İlginc gelecek belki, dünyanin en iyi savas pilotu Rus Litvak'tir (düsmanlari onu kokpitindeki Şal'ından tanirlardi). Alman ucagini düsürmede rekortmendir (300'ü askin),

Siz iki hasta bakicinin zekasini, otoritesini ve birikimini kadin bir doktora yegler misiniz? Elbette hayir.

Reislik konusunda söylediklerinize katiliyorum tabi ki. Kadin ve erkegin rolleri bicilmistir. İnsan türünde erkek reistir, erkek kadina göre daha formeldir. Bu yüzden reislik onun hakkidir.


"Cehennem halkinin çogunun kadinlardan oldugunu
gördüm."

Peygamber dogru görmüstür. Erkeklerin Allah'a itaatsizlikleri
gibi, kadinlarin da kocalarina itaatsizlikleri vardir. Iyi ve hakli
erkegine itaatsizlik eden kadinlar, hallerini düzeltmedikleri tak-
dirde elbette kendilerini cehennemde bulurlar. Bununla birlikte
kadinlari iyi ve dindar oldugu halde onlara kötülük ve eziyet
eden erkekler de kendilerini cehennemde görmelidir.


Siz iyi ve süper diye erkekleri siniflayip bir nevi kayiriyorsunuz fakat, bu isi az veya cok seklinde yüzdeye vursak mesela erkekler cehennemin %40'i iken kadinlar %60 olacak. Neden kadinlar fazla oluyorun cevabini cikarmak mümkün degildir bu hadisten.

"Bir kadin, kocasi kendisinden razi oldugu halde
ölürse cennete girer."

Dogrudur! Iyi ve hakli ve dindar kocanin rizasini almis kadinlar
(eger onlar da Allah'a inanmis ve teslim olmus bir dindar iseler)
elbette cennetlik olacaklardir. Haksiz, dinsiz ve kötü erkegin
rizasi aranmaz.


Yani Allah'tan sonra cennete buyur gec diyecek olan kisiler kocalar öyle mi? Koca ne menem bir seymis böyle, vay anasina. Yani dogustan kazandimiz bir uzanti sayesinde elde ettigimiz haklarimiz inanilmaz!!! ))).. Koca ikinci kadini aldi diyelim, 1. kadin cok iyi bir müslüman, kocada öyle. Ama birinci kadin bunu yediremiyor ve kocasiyla iyi gecinemiyor dogal olarak. Koca iyi bile olsa gicikligina bu kadinin cennete girmesine izin vermeyecek yani. Cok mantikli evet..

Harika ))

"Kadinlarin hayirlisi, erkeklerin yaramazliklarina,
kötü huylarina sabredendir, bu sabir onlarin cennete
girmesine sebeptir."

Evet, imanli ve dindar erkegin bazi yaramazliklarina sabreden
kadin, cennetle mükafatlandirilir. Fakat, kadinlar; imansiz,
kötü ve yola gelmeyecek bir erkege sabretmek zorunda
degillerdir. Bosanma yolunu da secebilirler.

Siz imanli ve dindar erkek diye zorluyorsunuz ama, hadisin bununla uzaktan yakindan alakasi yok. Dindar erkek oldugunu farz ediyoruz gene. Erkegin yaramazligi olarak addedilecekse kadin üzerine getirilen kumayi kabullenmek zorunda oluyor bu durumda. Peki yaramazligi yapan taraf kadin olursa ne olacak?

Kötü huylarin icine girebilecekler :

icki,
kumar,
fuhus,
dayak,
vb..


Kadinlar pratikte bu huylara dini degil, ekonomik sebeplerden ötürü katlanirlar. Zengin bir ülkede kadin ekonomik serbestlige sahipse, tahmin ediyorum bir saniye bile cekmez o erkegin ayak kokusunu.

"Dövme yapan ve yaptirana, yüzdeki tüyleri aldiran
ve estetik için dislerini seyrelttiren kadinlara Allah
lanet etsin."

Dögme yaptirmak, insani gercekten cirkinlestiriyor. Dindar
kimseler böyle cirkinlestiricilerden ve cirkinlesmelerden
uzak durmalidirlar. Eger Hz. Peygamber bu zamanda ya$a-
saydi, israfa gitmeyen ve vücudu sakatlamayan güzellestirici
estetige olumlu bakacakti ve lanet etmeyecekti. Bu zamanin
da kendine has "sünnetleri" vardir. Onlari da ancak Allah'in
Mehdisi'nden ögrenebilirsiniz.


Bu hadisin erkeklisi yok muymus?.

"Ugursuzluk üç seyde vardir: Kadinda, evde ve atta."

Bu sözlerin üzerine rahatlikla bir carpi isareti atabilirsiniz. Bu
söz, bir Peygamberin sözü olamaz. Herkes ugursuzlugu,
ugursuz sayan vehminde aramalidir.

Hayirdir Hüseyin bey, bence yukaridakilerden mantiksiz degil. Yukarida bir arkadasimiz sizden daha rasyonel cözümler bulmus bu hadis icin. Neden bu hadisi ötelediniz? ))

Yazan: Clausewitz Tarih: June 19, 2006 11:49 PM

Ilimde demokrasi olmaz (Ahmed Y. ÖZEMRE)

Arkadaslar,

Su hadis muhabbetine girdigimizden beri en güzel yorumu Ece hanim yapti (erkekleri asagilayan sanal hadislerle) bravo ve pes dogrusu, iyi güldüm.

Biz erkekler için bunun anlasilmasi kolay degil, mesela "Türkler tembeldir" veya "mavi gözlüler aptaldir" diye bir hadis olsa ne yapariz? "Olmaz öyle sey" diye çikaririz bu hadisi listeden.

Bir kadin "kadinlik vasfini" degistiremeyecegine göre bu duruma bozulmasi normal. Sayin Hüseyin Avdic biraz kestirmeden gitmis, kas yapayim derken göz çikartabilecek açiklamalar da getirmis.

Bakin illâki ulema açiklasin, siradan müslümanlar bunlari tartismasin diyen yorumcu arkadaslari hristiyanligin tarihinden ibret almaya davet ederim. Oy kullanmak suretiyle adamlar resmen yeni bir din kurdular. Ilimde demokrasi olmaz, ilmîgerçekler oy kullanmak suretiyle degistirilemez. Icabinda bir hadis uzmani bin uzmanin bulamadigi bir anlami bulur.

Ayrica Sn öztürk'ün doktor-ilaç benzetmesi veya sayin Clauwitz'in "toplumda herkesin bir görevi var" türünden yaklasimlar bazi sorulari berabernde getiriyor :

1) Neden bütün alimler bir noktaya dogru yaklasmiyorlar? Eger hepsi ilimlerine hakimse (arapçanin etimolojisine kadar) eninde sonunda ayni gerçekleri bulmamari gerekirdi.

2) Kimin âlim olduguna kim karar verecek? Cahil ama torpilli alimleri kim durduracak?

3) Diyanet gibi hükümetin güdümünde bir örgüt nasil tarafsiz kalacak?

4) "Ben bir ilim sehriyim, Ali onun kapisidir"(SAV) hadisini açiklarken "efendim diger kapilar da Ömer, Ebubekir filandi..." mi diyecek ulemâlar? Yillar geçtikçe belki Adnan Menderes'i de ekleriz ;-)))

Biz Diyanet "vatikancilik" oynamasin, papaliga özenmesin diyoruz. Yoksa elbette Arapça bilen, Hadis uzmani, Mesnevî uzmani bir kisi su veya bu konu karsisinda bizi aydinlatmali ama orjinal metinlere dokunmadan. Eger etimolojik veya sembolik bir açiklama gerekiyorsa bu da hadisin yanina konur, isteyen okur.(AKYOL forumuna iki haftadir takiliyorum, neler ögrendim neler...)

Bakiniz sagolsun Irfan Bey zahmet etmis, yazmis 1 milyon kadar hadis var. Diyanet bunlari bir web sitesine koysun. Konularina göre siniflandirsin, yanlarina ilgili hadisleri ve Mesnevi gibi referanslari eklesin. Ulemalar da uzmanlik alanlarina göre yorum eklesinler. Benim gibi "cahil" müslümanlar da soru sorar. Fena mi olur? Belki hadislerde bir bahar temizligi yapamayiz ama Islâm'i çok daha iyi tanimis oluruz.

Kimsenin "ALLAH sunu demek istemis, Hz Muhammed aslinda elma demek istemis ama armut demis" dibi yorum yapmaya hakki olmadigini düsünüyorum. Ulemâ bizi aydinlatmali, her müslüman istedigini anlasin.

Saygi ve dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 20, 2006 1:27 AM

Eğer bir hadiste lanet, uğursuzluk, bir grubu kötüleme varsa o sözün rahmet peygamberinin ağzından çıkmadığını açıkça söyleyebiliriz. Onu taşlayanlara karşı Rabbinden merhamet dileyen ve "onlar bilmiyorlar" diye göz yaşı döken bir peygamber kimseye lanet edemez (sadece bir kere savaşta (!!!) namazını kılmakta güçlük çektiği için müşriklere lanet etmiştir). Paganizme savaş açan bir peygamber uğursuzluktan söz edemez. Kör bir adamı ikinci plana aldı, biraz bekletti diye Rabbinin tazir ettiği bir peygamber hiçbir kavmi, topluluğu kötüleyemez. Veda Haccının tam orta yerinde erkekleri eşlerine iyi davranmaya çağıran bir peygamber kadınlara aklınız eksik diyemez. Herkesi siyer kitaplarında gezintiye davet ediyorum.
Ece hanım: Yazdıklarımı uyarıma rağmen ciddiye almışsınız. Ben de karşılığında yazdıklarınızı ciddiye almıyorum. Alayım isterseniz borçlu çıkarsınız söyleyeyim...

Yazan: blue Tarih: June 20, 2006 10:55 AM

Ece hanım, madem ısrar ettiniz:

Şöyle olsaydı...

""Erkekler uyluk kemiğinden yaratılmıştır, onları yontmaya uğraşmayın. Onlardan bu halleriyle yararlanın.""

Kadınları evlenir evlenmez bir "erkeği yontma" çabası sarar. Bahsettiğiniz gibi beyhude bir çaba. Klozetin kapağını bize kapattıramaz-sı-nız...


""Eğer erkek, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.""

Aklıma "Married with Children" dizisindeki Al karakteri geldi. Bir yaştan sonra bu isteği karşılamak zor hakikaten. Tehdit ne kadar fayda eder bilemiyorum.

""Karısının vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve kocası onu yalayarak temizlese yine de karısının hakkını ödemiş olmaz."""
Hadi bakalım:)

Bunu yorumlamaya hiç girmeyelim isterseniz. Öhö öhö !

""Ey erkekler! Eğer karılarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz."""

Buna benzer birçok hadis var zaten. Zaten karılarımız da her gün hatırlatıyor bunu. "Benim hakkımı ödeyemezsin Necati", "Beni ne doktorlar istedi gitmedim, senin gibi dümbelekle evlendim, kıymetimi bil !" vs vs.

""Erkeklerin dinleri ve akılları (bayağı bir) eksiktir.""

Aşık olunca akılları uçuyor hakikaten. Yine sorumlusu kadınlar ama... Dini de yine kadınlar yüzünden eksik. Kadınlar olmasaydı erkeklerin daha dindar olacaklarını iddia ediyorum...

""Erkekler arasında iyi erkek, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.""

Esmer Türk erkekleri arasında Brad Pitt gibi mi? Ne bakımdan???

""Cehennem halkının çoğunun erkeklerden olduğunu gördüm.""

Tam tersi "kadın dırdırına ve kaynanasına tahammül eden erkekler" için özel bir Cennet bile olduğuna inanıyorum.

""Bir erkek, karısı kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.""

Belki üstteki "Cehennem halkının neden hep erkeklerden oluştuğunu" açıklıyor. Kocasından razı kadın nerede duyulmuş?

""Kocaların hayırlısı, kadınların yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir."""

Kesinlikle... Yaramazlık derken??

""Uğursuzluk üç şeyde vardır: Erkekte, evde ve atta.""

Evli erkekte, evli erkek işten dönünce evde ve evli erkek ata binince atta... Uğur da üç şeyde vardır: Bekar erkekte, bekar evinde ve at nalında (bekarken at sahibi olunmuyor pek de...)

""Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren erkeklere Allah lanet etsin.""

Metroseksüel bir erkek tarifi var. Tam da kadının yonttuğu uyluk kemiği tipi !

Yazan: blue Tarih: June 20, 2006 11:31 AM

Klozetin kapağını bize kapattıramaz-sı-nız / blue

)))))

Yazan: Clausewitz Tarih: June 20, 2006 7:12 PM

Hadis oldugu soylenen sozlerle ilgili her tarafindan "seviye" "seviye" diye bagiran yorumlari okudum. Konunun gulunecek yanlari olabilir belki.
Belki Arapca bilseniz, kullanilan kavramlara donemin Arap kulturunde karsilik gelen manalari bilseniz konusmanizda da hadis oldugu soylenen sozlerle dalga gecmenizde de bir kotuluk olmayabilir. Hatta benim gibi o donem hakkindaki Arap dili ve edebiyati hakkinda birsey bilmeyen birine yardimci dahi olursunuz ki cok tesekkur ederim.

Bildigim tek sey sozler Peygambere ithaf edilen sozlerdir ve Kur'an da ortadadir. Eger uydurma ise bir daha gun yuzu gormeyecek sekilde silinmelidir, yok eger uydurma degilse ne manada soyledigi ayrintili bir sekilde aciklanmalidir.

Ben yukarda hadis oldugu soylenen sozleri elstiren yada korumaya calisan arkadaslardan bunlari ogrenmeye hazirim. kes yapistir bile olur. Ben arastiramadim ama bilimsel aciklama yapanlari dinlemeye her zaman hazirim.

Yazan: fatih demir Tarih: June 21, 2006 1:42 AM

Hah soyle, dogru yoldasiniz. Hadisleri ayiklamaya baslamisken, diyanet turban gereksinimi de islamiyetten cikarsa da hepimiz rahat etsek. Nasil olsa o da hadisler gibi bir uydurmaca!

Yazan: Beyaz Tarih: June 21, 2006 3:15 AM

Fatih kardeşim,

Amacım ne seviyeyi düşürmek, ne de hadislerle dalga geçmek. Peygamberin ağzından çıkan bir cümleye kurban olurum. Bu sözlere yorum çabalarım iki amaç taşıyor: Bir tarafta kendini gerçek hayattan soyutlayıp medeniyetin bize taktırdığı dar bakış açısıyla düşünen arkadaşların biraz ufkunu genişletme çabası. Bu, kesinlikle hadis olduğu vehmedilen bu sözlere açıklama çabası değildi. Diğer taraftan sürekli somurtarak tartışıp duran, yüksek volümlü, bilen bilmeyen herkesin üzerinde konuşmakta hak sahibi olduğunu düşündüğü din konusundaki, artık gına getiren tartışma üslubunu kırmaktı.
Savaş Ay programları üsulu tartışmalar artık bıktırdı. Din konusunda tartışma yapılması caiz değildir. Çünkü insanlar bir şeyler öğrenmek veya öğretmek için tartışmıyorlar, kendi egolarını tatmin için tartışıyorlar. (Söz meclisten dışarı)
Konunun Arap gramerine girip de çıkış bulunacak bir noktası olduğunu sanmıyorum. O dönemin Arap dili ve edebiyatını bilen bir ilim adamımız yok maalesef. Günümüzde Araplar çok farklı bir Arapça kullanıyorlar. Üniversitede bir Arap arkadaşıma "Ehad ile Vahid"'in farkını sormuştum, bilememişti. Bir diğer burnu büyük Arap arkadaşım da, kendini yine de çok severim, yanımızda Arapça tellendirir, dini anlamak için Arap olmak lazım, lisan-ı hal ile söylerdi. Ben Arapçayı üniversitede öğrendim, iki kur gittim. Muazzam edebi bir dil ve hiçbir gramerde olmadığı kadar exception'a sahip. Elbette Hz.Muhammed kendi zamanındaki deyimleri, kelime kalıplarını kullanmıştır. Bunlardan kaynaklanan yanlış anlaşılmalar olabilir. Yani kadınlar karga gibidir derken, mesela o zaman karga çok mübarek bir hayvan olabilir. Bunu biri açıklarsa elbette biz de memnun oluruz. Böyle açıklamalar olmayınca su-i zannımızda mazur olduğumuzu düşünüyorum.
Bir çocuk bana bu hadislerin ne anlama geldiğini sorduğunda ben açıklamakta zorluk çekiyorum. Ona karganın aslında çok mübarek bir hayvan olduğu şeklinde, zorlama bir yorum mu yapacağım?
Bu, aklımıza uymayan her hadisi atalım demek değil. Dinden şeairi, yani gelenekselleşmiş uygulamaları dahi temizlemeye çalışmak cinayet olur. Ezan, tespih, minare, hoperlör vs. gibi. Bu konuda ölçümü yukarıdaki mesajlarımdan birinde aktardım...
Hiç Turan Dursun okudunuz mu? Önce okuyun. Sonra uydurma hadislerle ilgili tavrımızı beraber belirleyelim isterseniz.
Ben, bahsi geçen hadislerle ilgili ilim adamlarımızın yaptıkları yorumları okudum. Hüseyin bey paralelinde yorumlar yapılıyor. Bu tip yorumlar beni tatmin etmiyor. Kendimi ve beynimi kandırabilirim ama kalbim "hayır ! Bunlar Resul'ün sözleri olamaz !" diyor.
Küçük kızım 4 yaşında. 2 sene sonra bana bu sözlerin anlamını sorunca nasıl cevap vermemi tavsiye edersiniz? Beraber düşünelim...

Yazan: blue Tarih: June 21, 2006 10:02 AM

Ulema sunu yapsin, Diyanet bunu yapsin demeden önce biraz bilgi toplamak mümkün mü?

Acaba arapça bilen ve etimoloji, semboller vs konularda deneyimli arkadaslar bize örnek olarak bir kaç hadis yorumu yapabilir mi? (Veya güvendiginiz hadis yorumcularindan "zor/orta zor" örnekler seçebilir misiniz?

Mesela :
1) Bir kelimenin degisik anlamlarinin cümleyi nasil degistirecegini,
2) Hangi tarihsel olaylar isiginda hadisin ne sekilde yorumlanmasi gerektigi,
3) Dönemin Arapça'sindan günümüz Türkçe'sine çevirirken hangi tuzaklarin bizi bekledigi,
4) Vs.
gibi.

Saniyorum aramizda hem bilgi hem de kütüphane bakimindan zengin arkaslar var.

Simdiden tesekkürler, saygi ve selamlar

Yazan: Tunç Tarih: June 21, 2006 11:47 AM

Selam ,
Bu başlıkta (artık) kimseyle polemiğe girmeyi düşünmüyorum..
Ne de olsa benim aklım ve dinim eksik,sizler eşrefi mahlukatsınız,ben altı üstü alaca karga olabilirim; sizler yaramazlık yapma hakkına sahipsiniz ben sabretmekle yükümlüyüm; benim beynim sizlerden daha az fonksiyonelliğe sahip,analitik zekam yok(!)o yüzden mühendislik okuyabildim ve master yapabiliyorum; Mehmet Ali Erbil'in JES'i kadar aklım yok..
Cennet gidebilmem kocama endeksli,benim düzelmem de umutsuz vaka,boşuna uğraşmayın yani kaburga kemiği gibi çat diye kırılırım..

Hüseyin bey ufkumu açtınız,sayenizde özgüvenim azaldı(!)
Zaten benim burada sizlerin arasında yazmam da caiz değil di'mi,
En iyi karga susan kargadır..
Çağımız uleması(!) da zaten beyan ediyor:
"Kadın vücudu örtülü olsa bile tahrik eder. "
El-Ezherli Suad Salih, Kadin Koleji Baskani

KADIN SADECE ETTİR..SAÇ,KALÇA,GÖĞÜS, BACAKTIR..TEK FONKSİYONU TAHRİKTİR..
BEYNİ ,AKLI, İMANI, PEK ÖNEM ARZETMEZ..KOCASINA İTAAT ETSİN CENNETİ GARANTİLER..

Teşekkürler beyler..
Allah ın ve peygamberimin bana verdiği hakları elimden siz alıyorsunuz..
TEŞEKKÜRLER :(

saygılarımla

dipnot:

Her ne kadar aklım siz kadar çalışmasa da bakın boş durmadım, Peygamberimizin,asıl hadislerinin yukarıda ona ait olduğu iddia edilen ve
Diyanetin de ele almayı düşündüğü KADIN ı aşağılayan cümleleri çürüttüğünü görmenizi istedim..


40 HADİS

1
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

2
اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır.

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

3
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

4
يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

5
إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

6
اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

7
لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

8
اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.


9
إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.


10
اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

11
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.


12
عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

13
لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

14
لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.


15
اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.



16
لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

17
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

18
لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.


19
إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

20
لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

Tirmizî, Birr, 58.


21
تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

Tirmizî, Birr, 36.

22
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;

Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.


23
رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.

Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

Tirmizî, Birr, 3.

24
ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.

İbn Mâce, Dua, 11.


25
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir

hediye veremez.

Tirmizî, Birr, 33.

26
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ

Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.


27
لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı

göstermeyen bizden değildir.

Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.


28
كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.


29
اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.

30
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.


31
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;

ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.

32
اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden

veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle

geçiren kimse gibidir.

Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;

Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.


33
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

Her insan hata eder.

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.

34
عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.


35
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

Bizi aldatan bizden değildir.

Müslim, Îmân, 164.


36
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)

cennete giremezler.

Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.


37
أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ

İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

İbn Mâce, Ruhûn, 4.


38
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.

39
إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

40
اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُ