« Evrim, Metodolojik Natüralizm ve Laiklik | Ana Sayfa | Sekülerist Yorumcuların Satır Aralarında Gezinti »
June 2, 2006
Ayasofya Cami/Kilise Olmalı
[03 Haziran 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet gazetesinde yer alan "Ayasofya kilise olabilir iddiası" başlıklı habere göre, Vakıflar Yasa Tasarısı’nın ele alındığı Adalet Bakanlığı Alt Komisyonu’nda bir Ayasofya tartışması yaşanmış. CHP’liler, tasarıdaki bir maddeyle Ayasofya’nın yeniden kiliseye dönüşmesinin önünün açılacağını ileri sürmüşler. Ve, tahmin edebileceğiniz gibi, buna büyük tepki göstermişler.
CHP'lilerin bu çıkışı, Türkiye'deki "sol"un, özellikle de onun "ulusalcı" kanadının, "kilise" veya "misyonerlik" gibi kavramlara yönelik uzunca bir zamandır süregiden tepkisinin yeni bir halkası gibi duruyor.
Ben ise, bu tepkiye "din özgürlüğü" perspektifiyle karşı duran birisi olarak, CHP'lileri daha da kızdırabilecek bir şey söyleyeyim: Ayasofya sadece "kilise olabilir" değildir; olmalıdır!
Müze Değil İbadethane
Bu mabed, CHP'lilerin ve onların bütün fikri öncüllerinin varlığından çok çok önce, MS. 532 yılında Bizans İmparatoru Constantinius tarafından inşa ettirilmişti. İnşa edilmesindeki amaç ise, turistlere müze sunmak değil, Tanrı'ya adanmış ve O'na ibadet için kullanılacak bir mekan yaratmaktı. İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde dünyanın bu en görkemli kilisesi camiye dönüştürüldü; bu radikal bir değişimdi kuşkusuz, ama yapının temel amacı değişmedi. Bir ibadethane olmaya devam etti.
Bugün ise Ayasofya içinde ibadetin yasaklandığı bir müze. Bakın, Aya Sofya'nın yeniden açılmasını savunan Hıristiyanların kurduğu Hagia Sophia sitesinde bunun nasıl incitici bir statü olduğu şöyle anlatılıyor:
"Kutsal mekanların, zorla turistik mekanlara dönüştürülmesi, bir dine ve Tanrı'ya karşı saygısızlıktır. Müslümanlar, kendilerinin en kutsal mekanlarından biri, hakim bir güç tarafından turist çekmek amacıyla bir müzeye çevrilse nasıl hissederlerdi?"
Bu yorum, doğru. Ancak bir noktayı atlıyor. "Müslümanların kutsal mekanlarından biri" zaten müzeye çevrilmiş durumda. O da yine Ayasofya... Diğer bir deyişle, Ayasofya hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar için kutsal bir mekan. Hıristiyanların burada 900 yıldan, Müslümanların ise 500 yıldan fazla geçmişi var. Mevcut "müze" statüsü, her iki dine karşı bir "saygısızlık".
Benim ise hem bu "saygısızlığın" ortadan kaldırılmasını hem de tüm dünyaya çok olumlu mesajlar vermeyi sağlayacak bir önerim var:
Ayasofya cami/kilise olarak yeniden ibadete açılsın!
İçinde hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar ibadet edebilsin. Mabed içinde yapılacak bir yer ve zaman düzenlemesi ile, Müslümanlara namaz kılma, Hıristiyanlara ise ayin yapma imkanı tanınsın. Cuma günleri minberden hutbe okunsun, pazar günleri tütsü gezdirilip istavroz çıkarılsın...
Buna karşı "nerden çıktı bu, hiç cami/kilise olur mu" demeyin. Olur ve zaten olmuştur da.
Şam'daki İlk Cami/Kilise
İlk cami/kilisenin kurucusu, İslam'ın büyük kahramanı ve ikinci halifesi Hz. Ömer'dir. Onun yönetiminde Müslümanlar Suriye'yi fethetmişler ve yüzyıllardır bir Hıristiyan kenti olan Şam'ı da 636 yılında İslam imparatorluğuna dahil etmişlerdi. Şam'daki görkemli Vaftizci Yahya kilisesi, bu tarihten sonra Müslümanlar ile Hıristiyanlar tarafından ortak ibadet alanı olarak kullanıldı. Aslında "kilise" kimliğini korudu; Müslümanlar sadece namaz kılmak için bir düzenleme yapıp kilisenin kıbleye bakan kısmına kerpiç bir duvar inşa ettiler.
Bu statü 706 yılına kadar sürdü. O tarihte Emevi halifesi I. El-Velid kiliseyi camiye dönüştürme kararı verdi; Hıristiyanlara ise tazminat ödendi. Bugün Vaftizci Yahya kilisesinin yerinde ünlü Büyük Emevi Camii yükseliyor, ama içinde hala Vaftizci Yahya'nın adına küçük bir "şapel" (mini-kilise) var.
Medeniyetlerin Barışı
İslam'ın ilk onyıllarında yaşanmış bu çarpıcı "dinsel çoğulculuk" örneğini, 1400 yıl sonra bugün Ayasofya'da hayata geçirebilsek, muazzam bir iş yapmış oluruz. Türkiye bunu yapabilirse "medeniyetler çatışması" lafının dillerden düşmediği dünyaya, anlamlı bir "medeniyetler barışı" mesajı sunmuş olur.
İşe sadece "ekonomik" bakacak olanlar için de şunu söyleyeyim: Merak etmeyin, Ayasofya cami/kilise olursa, "turizm gelirleri" düşmez. Turistler yine gelmeye devam eder, ibadete açık olan tüm diğer kilise ve camilere gittikleri gibi. Dahası dünyanın dört bir yanından pek çok Hıristiyan ve hatta Müslüman turist, sırf Ayasofya'da ibadet etmek için Türkiye'ye gelir.
Meselenin kanımca en önemli yönü ise, bir ibadethane olan Ayasofya'nın "müze" olarak tutulması garabetinin sona ermesidir. Bu, Türkiye'nin gerçek anlamda bir laikliğe kavuşması yolunda önemli bir kazanım olacaktır. Çünkü gerçekten laik olan ülkelerde, devlet, kiliseleri ve camileri ne açar ne de kapatır. "Üzerine vazife" olmayan bu işlere girmez, dini kurumlar da devleti yönetmeye kalkmaz.
Dahası eğer Ayasofya cami/kilise olursa, Türk toplumunun bir kesiminde yaygın olan "kilise alerjisi" de belki tedavi edilebilir. Bu alerjinin "ulusalcılar"da var olmasını anlamak mümkünse de, İslami kesimde yer almasını anlamak zordur. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de kiliseler, manastırlar ve sinagoglar, "Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler"le birlikte, Allah tarafından korunan kutsal mekanlar olarak geçer. (Hac Suresi, 40)
Ve hiç bir otoritenin bunları ne din ne de laiklik adına kapatmaya ve öyle tutmaya hakkı yoktur...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 2, 2006 3:28 PM
Süper bir fikir :) hadi yapalim:) Mustafa bey; insanlar kilise kelimesine hoş bakmazken /bakamazken ikisini bir arada tutmayi nasil becerirler bilmiyorum ama fikrin süperliği konusunda karaliyim :)
Yazan: belkıskübra Tarih: June 2, 2006 3:52 PM
Yaw hiç bu açıdan bakmamıştım. Pratikte getirebileceği bir çok zorluk bir kenara böyle çetrefilli bir konuya böyle basit bir çözüm bulduğunuz için sizi tebrik ediyorum. Bu, kamuoyuna aktarılmalı ve tartışılmalı. Helal olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum !
Yazan: blue Tarih: June 2, 2006 4:38 PM
"Ve hiç bir otoritenin bunları ne din ne de laiklik adına kapatmaya ve öyle tutmaya hakkı yoktur" diye bitirmişsiniz ama...
bugün neden bu halde?
Evet bazı "otoriteler" kendilerini tartışılmaz buluyorlar, ne yazık ki.
Halk oyuna sunulsa bu teklif olumlu yanıt alır diye düşünüyorum. Benden de bir "Evet" oyu var.
Yazan: Ali Saglam Tarih: June 2, 2006 5:31 PM
Ayasofya'yı Fatih Sultan Mehmet camiye çevirdi ve şöyle dedi: Kim bu camiyi yeniden kilise yaparsa o kişiye lanet olsun
Bence yeniden kilise yapılamaz!
Bu bizim şehitlerimize ihanettit!!
Fatihe ihanettettir
Yazan: emre Tarih: June 2, 2006 5:46 PM
Sayın emre,
Fatih, eminim müze ile cami-kilise arasında seçim yapsaydı ikincisini seçerdi. Ayasofya'nın camiye çevrilmesi bir semboldü: İslam'ın Hristiyan dünyasına karşı kazandığı zaferin sembolü. Müze haline dönmesi de bir semboldü: Osmanlı'nın çöküşünün sembolü. Şimdi ise inancın materyalizme, dinlerarası hoşgörünün terörizme galip geldiğinin sembolü olabilir.
Fatih devrinde dünyada iki güç vardı: Müslümanlar ve Hristiyanlar. Onun kendi çağında lanet ettiği düşman, kefere dediği Hristiyanlardı. Bugün kefere, ateizm ve materyalizme, İslam'ı terörizme alet eden güruha karşılık geliyor.
Ulubatlı Emre kardeşim. Endişende haklısın. Fakat bu tepkini bence Ayasofya'yı müze şeklinde tutanlara karşı göstermelisin. Hedefi şaşırmış görünüyorsun...
Yazan: blue Tarih: June 2, 2006 6:31 PM
CHP'nin bu gorusune katilmiyorum, bence de Ayasofya kilise olmalidir.
Belki karsiliginda Avrupalilar ve Amerikalilar da bizden caldiklari tarihi eserlerin birkacini geri verirler, hmm, ne dersiniz?
Ancak, kilise haline donusecek Ayasofya'nin, camilerin ve imamlarin paralari devlet kasasindan cikmamalidir.
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 2, 2006 6:40 PM
Niyetim kesinlikle tartismak degil.
Cumhuriyetten önce Fatih'in sözü önemli olabilir idi. Bugün ...
kimse laneti dinleyerek iş yapmıyor. Eğer laneti önemsiyor olsa idik; kimse vakıf müesseselerine el uzatmaz idi. Ve aynı zamanda, el uzatılmasına sessiz kalmazdı.
Ayasofya Fatih'in vakfi diye biliyorum. Lanet şekli ise; “İstanbul’da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar Allah’ın gazabına uğrasın”
Yanlış mı?
...
Bu topraklarda vakıf eserlerinin durumu nedir? Biliyor muyuz...
Yazan: Ali Saglam Tarih: June 2, 2006 7:02 PM
Emre beye sonuna kadar katılıyorum. kesinlikle kilise olmamalıdır olacaksa camii olabilir orası ancak.oranın kilise olması istanbulun bir adımda hristyanlaştırılmasında atılan adımdır. biz müslümanları çok zayfı gören anlayışa yazıklar olsun
Yazan: ferit vural Tarih: June 2, 2006 7:48 PM
sayın basbakan medeniyetler ittifakı dedikce,gavur medeniyetler catısmasını daha da arttırıyor.
guzel bir fikir,olumlu bir acılım.ama buna karsılık sonuc alınacagı dusunmuyorum.atina'daki camii meselesi daha sonuclanmadı.
bence ibadete yeniden acılsın ama camii olarak.avrupa hala haclı zihniyetiyle hareket ediyorsa bizde osmanlı zihniyetiyle hareket edelim.
artık hersey karsılıklı soguk savas seklinde gelisiyor.ve surekli tavizkar tutum takınan biz oluyoruz.bu cok kanıma dokunuyor.
hristiyan aleminin sımarık cocugu yunanistan'ın butun yaptıgı haksızlıklara goz yumuluyor.turkiye'ye surekli dayatma uygulanıyor.
hristiyan,hristiyandır.musluman,muslumandır.bu iki din yol olarak aynıdır.ama siyasi malzeme aracı olarak birbirinden cok farklıdır.
ab bir hristiyan klubudur.bizimde musluman klubu kurmamız lazımdır.ayasofya klise iken orada hristiyanlar yasıyordu.bugun aynı yerlerde muslumanlar yasıyor.o zaman ayasofya camii olarak kullanıma acılmalıdır.
medeniyetler ittifakı kurmak istiyorsanız.bunu diger muslumanlarla yapın.gavurdan ittifakcı olmaz.
biz duygusal ve degerleri olan bir toplumuz.ama gavurun artık degeri felan kalmamıstır.o her seyi kendi cıkarı icin yapar.mesele budur.
oyleyse her seyden once ulkemin cıkarı,sonra bolgemin cıkarı,sonra da musluman aleminin cıkarı,sonrada dunya insanlıgının cıkarı onemlidir.
Yazan: bercenay Tarih: June 2, 2006 11:32 PM
Sekülerist materyalist kemalist darwinist evrimci dinsizlere İNAT, ayasofya kilise+cami+sinagog+budist tapınağı olsun. Dört bir yanına minareler ve çan kuleleri dikilsin. Etrafına da piramitler serpiştirelim. ki gerçek bilim insanları rahat rahat fikri ve vicdani ilim yapabilsinler.
Yazan: Yilmaz Tarih: June 3, 2006 6:09 AM
Yılmaz bey,
Kime inat bilmiyorum; Ayasofya'ya ait çan kulesi minareye dönüştürülmüştür. Külliye'de 4 minare olup ayrıca bir minare dikilmesine gerek yoktur. Piramitler, hatırlatayım, dinsiz diye tabir buyurduğunuz firavunlara ait büyük mezarlardır. Neden serpiştirileceğini bu yüzden pek anlayamadım?? Vicdani ilim nasıl yapılır, ne demektir aydınlatır mısınız? Gerçek/ gerçek olmayan bilim adamı ayrımı nedir? Ateist ve evrimci gerçek, Yaratana inanan gerçek dışı mıdır?
Fatih, Ayasofya'yı kiliseden camiye çevirmekle kalmamış, külliye haline getirmiş; mektep, aşhane ve kütüphane yaptırmıştır. Gerçek bilim adamları (ne demekse?) rahat rahat fikri ve vicdani ilimler yapmışlardır. Ve üstelik kimseye İNAT değil ! Ayasofya'nın kiliseye çevrilmesiyle bilimin ne alakası var anlayamadım? Materyalizm ve ateizm İNAT'laştığımız. Evrimcinin tabi ki bunlarla alakası yok, o bilim yapıyor. Öyle değil mi???
Yazan: blue Tarih: June 3, 2006 2:35 PM
Yılmaz Bey,
"Sekülerist materyalist kemalist darwinist evrimci dinsizlere İNAT..."
İlk dört kavram oldukça uyumlu olmasına karşın "evrimci" ve "dinsiz" kavramlarını bunların yanına koymanız oldukça uyumsuz. İlk dördü dinsel kavramlar iken evrimcilik ve dinsizliğin bunlar ile hiçbir ilgisi yok. Evrimcilik, tarihsel bilimlerde önemli yeri olan bilimsel bir yaklaşım. Dinsizlik, insanlar için kullanılması anlamsız olan tanrısal bir özellik. İnat ise özellikle cümlenin başında zikr ettiğiniz dinsel iddiaların yaygın savunulma biçimi. İnada inat ile karşılık vermenin yararı yok. İnsanlar bilgi sahibi oldukça inattan vaz geçebilirler.
"...ayasofya kilise+cami+sinagog+budist tapınağı olsun.Dört bir yanına minareler ve çan kuleleri dikilsin. Etrafına da piramitler serpiştirelim."
Biri kalkıp "İçine büyük Atatürk heykelleri de koyalım, önlerinde eğilip saygımızı gösterelim" yada "piramit yerine birkaç tane anıtkabir yapalım" dese, bunu da kabul eder miydiniz?
"ki gerçek bilim insanları rahat rahat fikri ve vicdani ilim yapabilsinler."
Bu kadar karışık bir yapılanmadan olsa olsa kafa karışıklığı ve şaşkınlık doğar. Bu dünyada -hiç olmazsa kısmen- uyumlu olan şeyler var, bir de uyumsuz olanlar. Burası için uyumsuz olanları buraya koymasak sanırım daha tutarlı bir iş yapmış oluruz.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: June 3, 2006 3:16 PM
Yılmaz Bey,
"Sekülerist materyalist kemalist darwinist evrimci dinsizlere İNAT, ayasofya kilise+cami+sinagog+budist tapınağı olsun. Dört bir yanına minareler ve çan kuleleri dikilsin. Etrafına da piramitler serpiştirelim. ki gerçek bilim insanları rahat rahat fikri ve vicdani ilim yapabilsinler.
"
Bakıyorum da inananların ibadethanelerine bile tahammülünüz yok.. Tam bir militan ateiizm tavrı..Başka ne beklenirdi ki?..
Ne yapalım "Allah'a ibadet" amacı ile yapılmış Ayasofyayı, paşa gönlünüzün alî hatırı için Sante Fe Enstitüsü'ne mi hibe edelim Türkiye şubesini açsın diye..?
Ya da ABD'deki, eşcinsellerin evlilik hakkını ve sınırsız kürtajı savunan, Kansas'ta AT'ye karşı darwinist tarafı avukatıyla temsil eden militan ateist grup American Civil Liberties Union'un üssü mü yapalım, sizin bir türlü tartışamaya cesaret edemeyip çuvalladığınız noktalarda yardımcınız olsun diye..?
Ne yapalım, ne buyurursunuz?
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 3, 2006 3:51 PM
Genel olarak Mustafa Bey'in belirttiği anlamda, Ayasofya'nın amacına uygun kullanılması için Cami/Klise fikrini olumlu bulmakla birlikte, temkinli yaklaşıyorum.
----
Değil müze, konser salonuna bile çevirdiler!
İbadete yasaklanan Ayasofya, Kiliseye bile çevrilseydi hiç olmazsa bu seküler paganların ayiniyle kirlenmezdi. Diyen İslamoğlun'nun yazısını okumak için bu linke bakabilirsiniz.
http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=669&Kat_id=8
----
FATİH'İN AYASOFYA VAKFİYESİ ile birlikte(biraz uzun ama) Taceddin Ural'ın haberini de ekliyorum..
----
FATİH’İN VAKFİYESİ
“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.
Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse,
Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.
Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.
Allah’ın azabı onlaradır.
Allah işitendir, bilendir."
----
AYASOFYA CAMİDİR, ÇÜNKÜ..
Yıllardır milleti yüreğinden yaralayan “Ayasofya”ya ilişkin tarihi gerçekler ortaya çıkıyor. Araştırmacı İsmail Kandemir, yeni yayınladığı “Ulu Mabed Ayasofya” isimli eserinde, Ayasofya’nın cami olduğunu belgeliyor.
ANAYASA MAHKEMESİ’NE GÖRE KANUNSUZ
Kararname ‘yok’ hükmünde
Ayasofya’nın müzeye çevrilmesini sağladığı iddia edilen kararnameyle ilgili değerlendirmelerin yer aldığı kitapta, kararnamenin “yok hükmünde” olduğu belirtildi. Kitapta, Anayasa Mahkemesi’nin 30 Ocak 1969’da verdiği kararında, “kanun çıkarmak suretiyle de olsa devletin hazineye ait olmayan mallara müdahale etmesinin imkânı yoktur” içtihadının yer aldığı, Ayasofya’da ise kanun bile değil, bir kararnameyle Fatih Sultan Mehmed’in vakıf malına el konulduğu anlatıldı. Yine Anayasa Mahkemesi’nin 28 Mayıs 1963 tarihli bir kararı olduğu belirtilen kitapta, bu kararda da hükümetlerin kararname ile neler yapabileceklerinin sayıldığı ve Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesinde kullanılan yönteme benzer bir hükmün yer almadığı ifade edildi.
YARGITAY’IN İÇTİHADI
Geçerliliği yok
Kandemir’in kitabında Yargıtay’ın 30 Mart 1949 tarihli bir İctihad-ı Tevhid kararına da yer verildi. Kararda, “Kararların, hükümetin karar ve kararnamelerinin mevcut kanuna uyması, sarih, kanuna uygun hareket edilmemesi halinde geçerliliği yoktur” denildiği belirtilerek, bu nedenle var olduğu iddia edilen kararnamenin, yasal dayanaktan yoksun olduğu için “keen’lem yekün” (yok hükmünde) olduğu vurgulandı.
Sahte imzalı kararname
“Ulu Mabed Ayasofya” kitabının en çarpıcı bölümlerinden birisini ise var olduğu iddia edilen Ayasofya Kararnamesi’ndeki Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasının sahte olduğuna ilişkin değerlendirme oluşturdu. Kandemir, soyadı kullanımı ile ilgili kanunun 27 Kasım 1934 tarihinde yürürlüğe girdiğini, oysa Ayasofya ile ilgili varolduğu iddia edilen Bakanlar Kurulu kararnamesinin ise 24 Kasım 1934 tarihli olduğunu, Mustafa Kemal’in ancak 27 Kasım’dan sonra imzasında “Atatürk” soyadını kullandığını, bundan önceki tarihlerde çok sayıda belgenin bir tekinde bile bu imzaya rastlanmadığını dile getirdi.
EMNİYET: “İMZA, ATATÜRK’ÜNKÜNE BENZEMİYOR”
Bu gelişmeler üzerine yazar tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Atatürk’ün varolduğu iddia edilen Ayasofya Kararnamesi’ndeki imzasının sahte olup olmadığının belirlenmesine yönelik talepte bulunulduğu da belirtilen kitapta, Genel Müdürlük’ten 3 Ocak 1997 tarihinde gelen cevapta, imzanın sahte olabileceğine ilişkin şüpheler dile getirildi. Yazıda, şöyle denildi:
“İlgi dilekçeniz ekinde fotokopisi bulunan 24 Kasım ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesinde Reisicumhur adına atılı bulunan imzanın, yine dilekçeniz ekinde sunulan Atatürk’ün örnek imzalarına biçimsel açıdan fark gösterdiği ilk bakışta belirlenebilmektedir. Şöyle ki, sözkonusu imzanın inşaı sırasında, Atatürk’ün tarafınızca sunulan ve tarafımızca bilinen imzalarının farklı olarak ‘A’ harfinin de kullanıldığı, ‘K’ harflerinin şekillendiriliş biçimleri ile ‘T’ harfleri kuşaklarının konumu itibariyle de farklılıklar bulunduğu görülmektedir.”
BAŞBAKANLIK: O KARAR, RESMİ GAZETE’DE YOK
Devletin kayıtlarında görülmüyor
Bu durumun, kararnamenin sahteliği iddialarını güçlendirdiği ifade edilen kitapta ayrıca, Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü’nün 14 Haziran 1995 tarihinde, kitabın yazarı İsmail Kandemir’e gönderdiği, “İlgili dilekçeniz üzerine yapılan incelemede; 24.11.1934 tarihli ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararının (Ayasofya Kararnamesi) Resmi Gazete’de yayınlanmadığı tespit edilmiştir” ifadelerinin yer aldığı yazıya da yer verildi. Kitapta, var olduğu iddia edilen kararnamenin yalnız Resmi Gazete’de değil, Sicilli Kavanin, Düstur ve Kanunlarımız gibi devletin resmi diğer kayıtlarında da yer almadığı da anlatıldı.
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ:
İbadete açılmalı
“Ulu Mabed Ayasofya” isimli kitapta, Ayasofya ile ilgili olarak yaygın kanının aksine devletin resmi görüşünün de cami olarak kullanılması yönünde olduğu da ortaya çıkartıldı. Sözkonusu görüş, TBMM arşivlerinde de yerini aldı. Buna göre, dönemin Demokratik Parti Diyarbakır Milletvekili Hasan Değer, 12 Mayıs 1975 tarihinde Başbakan Süleyman Demirel’in cevaplandırması talebiyle TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. Değer önergesinde, Ayasofya’nın bu haliyle neye hizmet ettiğini, halka ibadet hakkından yararlandırılmasının neden düşünülmediğini, Ayasofya’da ibadet imkânının sağlanması ve minarelerinden beş vakit Ezan-ı Şerif’in okunması ve cami olarak kullanılmasıyla sırf ve sadece bir mekanın aslına rücu etmesinin sağlanarak Türk halkının özleminin giderilmesinde yarar görülüp görülmeyeceğinin cevaplandırılmasını istedi.
Başbakanlık tarafından cevaplandırılmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilen önergeye Başbakan Süleyman Demirel adına verilen 31 Eylül 1975 tarihli cevapta ise devletin Ayasofya’ya yaklaşımına ilişkin tarihi önemde değerlendirmelerde bulunuldu. Resmi yazıda Vakıflar Genel Müdürü Rıfat Tandoğan imzasıyla şu ifadeler yer aldı:
EZAN-I ŞERİF OKUNMALI
“Ayasofya müze olarak kullanılmaktadır, hiçbir ihtiyaca cevap vermemektedir. Müzeye çevrilmesi hususundaki Bakanlar Kurulu kararnamesinin mer’i mevzuat muvacehesinde hükümsüz olduğu ifade edilmektedir. Ayasofya’da günde 5 vakit Ezan-ı Şerif okunmasının ve tekrar ibadete açılması ile halkın gerçek özleminin giderilmesinde yarar görmekteyiz.(...)
Ayasofya tapuda halen Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlı bulunmaktadır. ”
Yazan: Hasan Basri Tarih: June 3, 2006 5:32 PM
Öncelikle Mısırlılar dinsiz değildi. Çok tanrılı dine sahiptiler. İkisi aynı şey değil. Bunun altını çizelim.
Ayrıca özür dilerim, İNAT'tan önceki ifadelerimin başında "militan ateistlere"yi eklemeyi unutmuşum.
Mustafa bey gibi ben de olaya seküler-dinci farkıyla bakıyorum. İkimiz ayrı dünya görüşlerine sahibiz.
"Dinci" kavramı, sonuçta dini motiflerden etkilenen herkesi kapsıyor. Sonuçta hepsi ortak paydada birleşiyorlar (mısırlıları, budistleri ve daha milyonlarca irrasyonel inancı dahil ediyorum)
Ben dinci değilim. Akılcıyım. Ayasofya'nın müze olmasını istiyorum.
Yazan: Yilmaz Tarih: June 3, 2006 7:41 PM
Mustafa Bey,
Sagolasiniz, yazinizi okuyunca bir kac saniye bile olsa tatli bir hayal dunyasina daldirdiniz beni. Tahammulsuzlugun yuceltildigi, medeniyetlerin catismaya yoneltiltigi bir zamanda ne guzel olurdu dedim Turk basbakani cikip da boyle bir aciklama yapsa nasil yankilanirdi hosgorunun sesi tum dunyada. Bir kac saniye suren bu hayalden sonra tekrar dunyaya dondum, bu sefer de icime bir huzun coktu, hic bir zaman gerceklesmecegini bildigim icin. Ne olur bir daha akliniza boyle bir fikir gelirse kendinize saklayin, iskence cektirmeyin bize.
Yazan: tugrul Tarih: June 3, 2006 11:01 PM
Ayasofya'nın camii/kilise yapılmasına karşı değilim fakat bu bizim gözümüzde görünen saf bir düşünceden ibaret değil. Bu işin dinsel boyutu kadar birde Avrupa ve Türkiye için ayrı bir siyasi bir önemi var. Biz ne kadar temiz düşünceler içerisinde camii/kilise olsun desekte ilerisi için muhtemel olabilecek hadisleride göz önüne almamız gerekiyor. O bakımından ileride bir karışıklığın çıkmaması açısından sadece camii olarak ibadete açılması daha uygun olur diye düşünüyorum.
Yazan: Enes Reyhan Tarih: June 4, 2006 10:43 AM
hadi kilise olsun ayasofyaa
ve ülkede zaten olan misyonerler elini kolunu sallaya sallaya gezsin dolaşsın ve biz bunun adına dinlerarası diyalog diyelim
hoşgörü diyelim
dini bütünlüğümüzün milli bütnlüğümüz olduğunu milli bütünlüğümüzün dini bütünlüğümüz olduğunu unutalımm....
haysiyeti şerefi batıda ve hristiyanlıkta arayalım hadi olsunnn belki lehimizedirr
hani hep böle denilir yaaa
ayasofya zaten bize yükkk olsun bitsin yawww
Yazan: tuba Tarih: June 4, 2006 11:03 AM
Sayin Akyol ile sn. Blue'nin fikirlerini isabetli buluyorum.
Ayasofya hem cami hem kilise olarak kullanima acilarak
müze olmaktan cikarilmalidir. Ayasofya; dinsizlere, akla
ve tabiata tapanlara ait bir mekan degildir, bunun üzerinde
bir tasarrufa haklari yoktur. Böyle kimselerin bu ibadetha-
nenin "müze" olarak kalmasini istemeleri, "despotik"tir.
Bu kutsal mekân, inanclilara aittir. Inanclilardan da (Tür-
kiye'nin tasarrufunda olarak) sadece Müslümanlar ve
Hiristiyanlar hak sahibi olabilirler. Musevî ve Budistler'in
bu mekânda kendilerine ait bir haklari bulunmuyor.
Kur'an, Müslümanlara dostluk gösteren iyilikci Hiristiyan-
lari "ehli kitap" kabul etmistir. Ayasofya'nin bu iki din men-
suplarina acilmasiyla, iki dinin "kardesligi" dünyaya ilân
edilmis olur. "Dost" Hiristiyanlarin Kur'ana zit olan inanc-
larini ise, Allah'a havale etmek zorundayiz. Düsmanlikta
hayir yoktur. Iki dinin kardesligini pekistirecek atilimlara
destek verilmelidir. Mustafa Akyol'a tebrikler...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: June 4, 2006 5:12 PM
Sayin Emre, Ferit Vural ve Tuba,
Hristiyanlik ve misyonerlik konularina belli bir kusku ile yaklastiginizi gördüm. Sizin bir konudaki görüslerinizi merak ediyorum : Acaba Hz Isa, Hz Musa ve Hz Muhammed ayni çagda ve ayni sehirde bulunsalardi üç ayri din mi yayarlardi ? Yoksa ayni Tanri’yi ve ayni Yol’u mu isaret ederlerdi?
Ateist ve agnostik arkadaslarim bana bir çok kez sormuslardir, “Allah neden bir kaç din “göndermis?” diye. kurallari degistirmis, hooop yeni bir din. Onlarin sayesinde Incil ve Tevrat’in tarihi üzerine bazi kitaplar okudum ve beni çok sasirtti okuduklarim. (saskinligimi sizinle paylasabilir miyim?)
GERÇEK HZ ISA KiMDiR?
Kendisi musevi bir ailenin çocugu, sünnetli, domuz yemiyor (ve kimseye de müsade vermiyor) tüm dindar museviler gibi namaz kiliyor. Ayrica kimseye “ben Tanri’nin ogluyum” filan da demiyor. Bu yönde konusan bir yahudiye çok sert olarak “Tanri dogurulmamistir ve dogurmamistir !” diye çikisiyor. (Bu sözler size hangi sureyi hatirlatiyor Kur’an’da ?) “Tanri’nin oglu” kavrami Isa’dan 300 yil sonra sanirim Iznik’de, çok atesli geçen bir oylamadan sonra rumlar tarafindan hristiyanliga eklenmis. Ah bu yunanlilar yok mu! Her tasin altindan onlar çikiyor ;-)))
“Tanri’nin oglu” meselesine diger hristiyanlar fena bozulmuslar, Ermenistan, Gürcistan, Misir, Etiyopya ve Suriye hristiyanlari ayri kiliseler kurmuslar veya mevcut ayriliklari devam ettirmisler. Asirlar boyu Vatikan bu ayrilmalarla mücadele etmis, açlik ve savas dönemlerinden istifade ederek para yardimi karsiliginda bu “ogul” meselesini resmen kabul ettirmis.
GERÇEK HRiSTiYANLIGIN KURALLARI
Hz Isa’nin “hristiyan” kelimesini hiç telaffuz etmedigini saniyorum çünkü bu kelime Hz Isa’nin ölümünden 150 yil kadar sonra bugünkü Hatay (eski Antioch) sehrinde (bir ihtimal rumca Hristo’dan) icad ediliyor. Ana dili olan Arameyen dilindeki adi “Isa”. Bu tarihlerde Hz Isa’ya hak veren ve vermeyen yahudiler ikiye bölünmeye baslamislar. Bu bölünmenin temelinde de önemli bir fikir ayriligi yatiyor : Anadolu’da yasayan yahudiler rumlari kendi yanlarina çekmek istiyorlar. Çünkü sayica çok olan rumlar sayesinde Roma imparatorlugu’nun eziyetlerinden kurtulmayi hatta Roma’yi “yahudilestirmeyi” hedefliyorlar. Bu amaçla “konsil” denen toplantilarla yahudiligin sartlarini oy kullanmak suretiyle hafifletmeye basliyorlar. Meselâ:
1) Sünneti,
2) Domuz eti yasagini,
3) Helâl et yeme sartini,
4) Baska tanrilar adina kesilen hayvanlarin etlerini yeme yasagini,
5) Resim ve heykelleri kutsal sayma yasagini,
Yahudilik’ten çikardiklarini ilân ediyorlar. Bunun üzerine Ortadogu yahudileri çok kiziyor ve yüzlerce sert mektup alis-verisi oluyor. Bu sürecin sonunda Anadolu yahudileri digerlerine “siz yahudiler” demeye basliyor (Bugünkü gurbetçilere Türkiye’de “alamanci” denmesi gibi) Iste bu yabancilasmanin sonunda doguyor hristiyanlik. hatta rahiplere evlenme yasagi Hz Isa’dan 1000 yil kadar sonra, bütün hristiyanlara bosanma yasagi ise 1200 yil sonra Vatikan tarafindan konuyor (Hz Isa yasasaydi buna kizardi diye düsünüyorum).
Özellikle protestanlar Vatikan’a “siz bizden Isa’yi çaldiniz, onu alelade bir ürün gibi pazarliyorsunuz” diyorlar.
Bugünkü Incil 40 kadar kitabin bir derlemesi. (Hz Isa’dan asirlar sonra) ve çogunlugunun orjinali latince ve rumca. Büyük bir ihtimalle Hz Isa bu dilleri konusmuyordu bile. Protestanlar ve Katolikler’in incilleri arasinda farklar var. Incil’in “Eski Ahit” denen kismi Yahudiler için de kutsal. Önce Anadolu yahudileri’nin sonra Vatikanin ekledigi kitaplardan olusan kisim ise “Yeni Ahit”.
Batida kullanilan Incil kelimesi (Bible) çogul bir kelime ve “kitaplar” anlamina geliyor – Rumca Biblos’tan-. Incil’e dahil edilsin diye Vatikan’a gönderilmis ama red edilmis kitaplar da var. Mesela Kiptî dilinde Misir’da Hz Isa’nin yasadigi dönemlerde yazilmis kitaplar. Vatikan’in konusmaktan pek hoslanmadigi bu kitaplar bazen “dine aykiri” bile ilân ediliyor ama nedense Islam’a ve Musevilige benzeyen ögeler daha yogun. “Ogul kavrami” ve ruhban sinifi yok. Günah çikartilmasi, para karsiligi günahlarin affedilmesi filan yasak… Gürcistan’da domuz yemeyen ve kurban kesen hristiyanlar mevcut.
KARSILIKLI ISARETLER
Hem Islâm’da Hem de Hristiyanlik’ta diger dine “kavramsal köprü” ler var.
Meselâ Yoàhanna’ya göre Incil’inde Hz Isa’nin agzindan “Tanri’dan sizin için yeni bir “Avukat” isteyecegim” tarzinda bir ifade var. Bazi ingilizce ve fransizca çevirilerinde avukat yerine “merhamet dileyen” gibi kelimeler kullanilmis. Orjinal metinde (eski yunanca) sanirim “Parakleitos” gibi bir kelime var ve anlamlarindan bir tanesi “hamd eden/edilen” yani Islâm peygamberi’nin 3 isminin kökü ( H-M-D : Ahmed / Mahmud / Muhammed) Arapça ve Hz Isa’nin ana dili olan Arameyen dilinin ayni aileden geldigini (semitik diller) göz önüne alirsaniz bunun bir raslanti olmayabilecegini düsünebilirsiniz.
“BiZ” ve “ONLAR”
Üç büyük din gerçekte ayni anayola çikan tâli yollar olamaz mi?… Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar bu anlamda “din kardesi” sayilmazlar mi?
Kur’an’da Hz Isa hakkinda yazanlari okudunuz mu? Meselâ Meryem suresi?
Islâm ve Hristiyanlik politik amaçlarla sömürülüyor. Oysa “iyi bir hristiyan” ile “iyi bir müslüman” arasinda ne fark var? Kur’an dini ne olursa olsun iyi isler yapanlarin cennete gidecegini müjdelemiyor mu? “Bütün insanlar kardestir” ayeti Kur’an’dan degil mi?
Vatikan gibi politik kurumlarin saldirganliklarindan korunmanin en iyi yolu Hz Isa gibi yapmak ve kötülüge iyilikle cevap vermektir. Eger Cami-Kiliseler açarsak hem hristiyan kardeslerimizi kucaklamis oluruz hem de dünya hristiyanlari bu “iyilik aynasinda” kendi iyiliklerini görüp ülkelerinde yasayan müslümanlara daha iyi davranirlar. (“insan insanin aynasidir” Hz Muhammed)
Saygi ve dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: June 5, 2006 3:21 PM
Sayın Tunç,
" “Tanri’nin oglu” kavrami Isa’dan 300 yil sonra sanirim Iznik’de, çok atesli geçen bir oylamadan sonra rumlar tarafindan hristiyanliga eklenmis. Ah bu yunanlilar yok mu! Her tasin altindan onlar çikiyor ;-)))"
Burda yanlış ifade ettiğin iki şeyi söylemek istiyorum. Birincisi iznik kolonisindeki alınan kararı yerel halk yani senin tabirinle Rumlar değil, Latinler almıştır. Anlam kargaşası önlemek için Rum kelimesi Arapçada Romalı anlamındadır fakat şu an günümüzde Yunan olarak algılanıyor.
Rum kelimesi Anadolu halkına verilmiş bir tanımdır. Avrupalılar, zamanında bizlere Türk ismini söylememiş olsaydılar şu anda hepimizin adı Rum olacaktı.
Hristiyanlığıda putlaştıran en büyük unsur Pavlustur. Latinlerinde pagan dinine enterge olsun diyerekten bu pavlusun pagan-hristo dinini resmi din olarak kabul etmişlerdir. Günümüzdeki Hristiyanlık aslında Pagan-Hristo karışımı bir din olarak yaşamakta.
Yazan: Enes Reyhan Tarih: June 5, 2006 9:24 PM
Sayin Enes Reyhan,
Ben Rum'u Yunan kelimesinin es anlamlisi olarak kullandim ama ayni zamanda bana biraz daha sempatik geliyor. "Yunan" deyince iyice bizim fanatik basinimizdaki "yunan lobisi" gibi hos olmayan yaklasimlar geliyor aklima.
Pavlus dedigin acaba fransizca kaynaklardaki aziz Paul mü? Eger öylese Seninle ayni fikirdeyiz çünkü aziz Pierre ve aziz Paul Hz Isa'nin ögretilerinin politik amaçla kullanilmasinda önemli rol oynamislar. Ama (benim kanimca) Hz Isa'nin yolundan iyice uzaklasmislar.
Bu konuda bildiklerini forumda paylasir misin?
Iznik konsil'i gibi toplantilarin tutanaklarinin tam metinlerini bulabilecegim web siteleri var mi?
Ayrica "tanrinin oglu" gibi konularda hristiyanlarin çok hassas olduklarini biliyorum. Benim bakisim ister istemez "müslümanca" bir bakistir. Zülfü yâre dokunmussak Hristiyan arkadaslardan biraz hosgörü dilerim.
Saygi ve dostlukla
Tunç
Yazan: Tunç Tarih: June 6, 2006 12:24 AM
Sayin Akyol,
"Çünkü gerçekten laik olan ülkelerde, devlet, kiliseleri ve camileri ne açar ne de kapatır. "Üzerine vazife" olmayan bu işlere girmez, dini kurumlar da devleti yönetmeye kalkmaz." diyorsunuz.
Iyi hosda laik bir devletin elini din islerinden cektigi anda, dini kendi görüslerine göre yobazlastiranlarin vermis oldugu dini bilgilerle beslenen bir toplumun, sonucta laik devleti tehdit ve yok edip, herkesi kendi görüsüne göre giyindirip hareket ettirmeyeceginden nasil emin olabilirsiniz. Kisa etekler ile dolasan kizlarin, erkek arkadasi ile masum el ele gezenlerin su an tekme tokat dövüldügü (Laik oldugumuz halde) bir ortamda su anki laiklik olmadan nerelere gidilecegini hic düsündünüz mü?
Tabii ki bizde Laikligin gercek anlami ile islemesini isteriz. Fakat icimizde din sömürücüleri ve dini kendi amaclarina göre yorumlayanlar, genc kusaklarin körpe beyinlerini bilim ve ilimle degilde, bizi asirlarca geriye götürecek fikirler ile yikayanlar oldukca, su an ki laiklik en iyi laikliktir. Belki bir gün gercek dinin görünüste degil insanin kalbinde ve fikrinde, yaptigi hareketlerde ve cevresine olan duyarlilikta oldugunu anlariz, iste o zaman zaten laiklik bizi gelecegimiz yere getirmis olacaktir.
Saygilarimla
Yazan: sevgi Tarih: June 6, 2006 10:39 AM
Sekülerliği laiklikle eşitlemek son kertede laikliğe zarar verir. Çünkü yaşanan pratik açısından sekülerizmde savunulacak bir hayat tarzı yoktur.
"sonucta laik devleti tehdit ve yok edip, herkesi kendi görüsüne göre giyindirip hareket ettirmeyeceginden nasil emin olabilirsiniz." gibi sorular şöyle cevaplanırsa:
"Olamayız ve o zaman da; çalıştığı işyerinde geri çevirdiği ahlaksız teklife dair, ahlak kaygısı taşımayanlar yüzünden, hiçbir kamuoyu oluşturamayan ve işinden atılan kadınların yaptığını yaparız." Bugün savunulan yaşam tarzı, her ne adına savunuluyorsa, bu gibi üzücü eşitsizlikleri ve ağza alınamıyacak daha nicelerini içeren bir hayattır. Bunu birşey adına savunmak ve hele de onu laiklikle bağlamak bir yöntem hatasıdır. İnsanları laiklikten soğutmak gibi başka tip bir amacın yöntem başarısı değilse.
Öte yandan Türkiye geleneğin kapalılığından çarpık laiklik anlayışının faydalandığı bir ülkedir. İnsanlar, "kimsenin kirli çamaşırlarıyla uğraşmak yakışık almaz" diye bir yere kadar susabilirler.Yaşananlar sümen altı edildikçe ayıpları gizleyenlere karşı biraz daha anlayışlı ve mütevazi olunması mütevazi olanların lehine işler.
Bu noktada yaşananlar kimin suçu demeliyiz. Suç, çarpık laiklik anlayışında. Çünkü özgür bırakılmayan dini deneyim güdük kalıp toplumu besleyemiyor; dilsizleştiriliyor. Kendi deneyiminden çıkacak bir hayat şekli üretip toplumu besleyemiyor. Seküler toplumun ürettiğiyse malum.
Toplumda bu "bastırılmış" dindarlık, "kışkırtılmış" sekülerlik sürdükçe yani doğru laiklik anlayışı uygulamaya geçmedikçe sağlıklı etkileşim gerçekleşmeyecek ve bu durum süregidecektir.
Dine inancınız olmayabilir ama görünen köy kılavuz istemez ki bu duruma bir denge lazım. Denge de doğru laiklik uygulamasıdır.
Yazan: Hande E. Tarih: June 6, 2006 12:43 PM
Sayin Sevgi Hanim,
Ne kadar haklisiniz, kayginizi tamamen paylasiyorum.
Bakiniz, Fransa'da yasayan türklerin agzinda su aralar ayni lâf : "AKP gitsin, Türkiye iran olmasin". (sanirim sizin de hakli kayginiz biraz bu yönde)
Acaba iran nasil iran oldu? Humeyni gibi bir adam nasil oldu da onlarca yil Fransa gibi "laikligin kalesi" olan bir ülkeden yönetti sözde Islam devrimi'ni? Devrim'in basladigi gün Humeyni bir uçakla gelir Tahran'a. Arsiv filmlerinden/fotograflarindan bakin Air France’in 3 renkli logosunu taniyacaksiniz. Fransa hükümetinin özel tahsil ettigi bir Air France uçagidir bu.
Iran, insanlar müslümanligi abartti diye iran olmadi, iran Sah’i ülkesinde petrol çikarma hakkini amerikan firmalarina veriyordu, Fransa pastadan payini almak için amerikan düsmani bir yönetimi kendi elleriyle kurdu.
Ama bu sözde Islam devrimi’ne uygun zemini hazirlayan Gene Iran Sah’inin yobaz laik tavirlari ve halkin geçim derdine kulak tikamasi oldu. Iran Sah’i batililasmada Atatürk’ü örnek aldigini her firsatta söylüyordu. (Burasi biraz ürkütücü degil mi ?)
Sayin Sevgi Hanim, Yobaz dincilik ile yobaz laiklik ayni kapiya çikiyor :
"bas örtüye uzanan eller kirilsin"
"Atatürk'e uzanan eller kirilsin"
Eger yobaz Atatürkçülük olmasaydi yobaz dincilik bu kadar güçlenebilir miydi?
Iran’daki felaket’in aynisi Cezayir’de yasandi, Mehmet Altan’in « Ordu-dinci çatışması mı, ABD-Fransa çatışması mı? » baslikli yazisini ne olursunuz okuyun, Türkiye için, çocuklarinizin gelecegi için okuyun !
http://www.gazetem.net/mehmetaltan.asp
Ayni sitedeki Ahmet Altan’dan alinti :
……
Aslında tablo hem tuhaf hem tehlikeli.
AKP’yi devirmek isteyen “bazı” güçler anlaşılıyor ki AKP’yi yıkalım derken Türkiye’yi yıkacaklar.
Üstelik şu anda gözleri öylesine dönmüş ki bu gerçeği farketseler de geri dönmeyecekler, sırf AKP’den kurtulabilmek için Türkiye’yi bir felakete götürmekten kaçınmayacaklar.
O noktaya doğru da hızla sürükleniyoruz.
Siyaset sahnesinde bu korkunç sürüklenişten rahatsız olan kimse yok, tam aksine bütün siyasi aktörler ateşi körüklüyorlar.
Sevgi Hanim, takdiri size birakiyorum
Saygilarimla
Yazan: Tunç Tarih: June 6, 2006 12:59 PM
Sayin Hande hanim,
"Bu noktada yaşananlar kimin suçu demeliyiz. Suç, çarpık laiklik anlayışında. Çünkü özgür bırakılmayan dini deneyim güdük kalıp toplumu besleyemiyor; dilsizleştiriliyor. Kendi deneyiminden çıkacak bir hayat şekli üretip toplumu besleyemiyor. Seküler toplumun ürettiğiyse malum." demissiniz.
Anlasilan sizin düsüncenize göre dinini serbestce yasayan, Arabistan, Iran v.b. ülkelerdeki insanlarin pek geri kalmislik, güdüklük diye bir sorunlari yok. Masallah hepsi bizden de gelismis, toplumlarini beslemis. Onedenle zaten bu toplumlardan ileri görüslü, beline bombayi baglayip masum insanlari yok eden kaliteli insanlar cikiyor.
Bizde tabii ki bu ülkelerin medeni seviyelerine (!) erismek istiyorsak, sizin dediginizi yapalim ve ipin ucunu birakiverelim, bakalim ne kadar kisa zamanda bu ülkelerle ayni grupta oynayacagiz görelim.
Laik olmak demek, dine inanmamak demek degildir. Eger siz bunu böyle tarif etmeye calisiyorsaniz, sizinde insanlari görüntüsüne (türbanina) göre ayiranlardan farkiniz yok demektir. Bakalim birbirimizi ayira ayira hem bu ülkeyi hemde bu milleti nerelere sürükleyecegiz.
Saygilarimla
Yazan: sevgi Tarih: June 6, 2006 5:31 PM
Doğru uygulanan laikliğin dengeleyiciliğinin olmadığı ülkelerde o veya bu yönde ama yöntem olarak aynı hatalar yapılır. Kadın bedeni üzerinden işleyen politikalar...
Saha araştırması yapan sosyologun en zorlandığı konu, sekreterden akademisyene kadar her düzeyde kadının gördüğü cinsel tacizi nasıl forma koyacağı ve kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen bir gelenekten gelen bu kadınları nasıl konuşturacağıdır. Kışkırtılmış sekülerizm ve bastırılmış dindarlığın ülkesinde her tip ahlaksızlık kendini "devletlü" sanıyor. Devletin doğru uygulanan laiklikle denetleyici olduğu bir toplumda etkileşimle gelişen hayat algılarımız doğruya ulaşmak için son ümitlerimizdir.
Türkiye'de kadın sorunu keşke sadece başörtüsü yasağı olsaydı. Ah bir bilseniz o başörtüsü yasağı daha neleri örtüyor. Başı örtülü olmayan kadınların sorunları ne zaman konuşulabilecek? Ne zaman bedenleriyle değil beyinleriyle çalışmak istediği için işlerinden olan başı açık kadınların sesleri de başıörtülüler kadar duyulacak bu ülkede?
Not: Laikliği sekülerizmle karıştırmayalım. İkisi arasındaki farkı öğrenelim.
Yazan: Hande E. Tarih: June 6, 2006 8:59 PM
Hande Hanim,
"Türkiye'de kadın sorunu keşke sadece başörtüsü yasağı olsaydı. Ah bir bilseniz o başörtüsü yasağı daha neleri örtüyor. Başı örtülü olmayan kadınların sorunları ne zaman konuşulabilecek? Ne zaman bedenleriyle değil beyinleriyle çalışmak istediği için işlerinden olan başı açık kadınların sesleri de başıörtülüler kadar duyulacak bu ülkede?" (HE) demissiniz.
ne yani Turkiyedeki erkekler basortulu kadinlari taciz etmiyor mu demek istiyorsunuz? Yoksa basortululer beyin degil bedenle mi calisiyor demek istiyorsunuz?
her iki secenktede yaniliyorsunuz ve haddi asiyorsunuz. Umarim sadece Turkce probleminiz vardir da yukardakileri kastetmek istememissinizdir.
Yazan: fatih demir Tarih: June 6, 2006 9:58 PM
Başörtüsü yasağı Türkiye'deki kadın sorunlarının üstünü örtmektedir. Başörtüsü yasağı kadın sorunlarından yalnızca biridir.Türkiye'de başörtüsü yasağından daha hayatî kadın sorunları vardır!!!
Ayrıca kimsenin haddi olmayan, hadleri belirlemektir. Bu siteye zihinsel/bireysel emeklerin etkileşiminden yeni bir vizyon doğması ümidiyle yazıyorum. Kullandığınız bu kahve ağzı beni aşar...
Yazan: Hande E. Tarih: June 6, 2006 10:29 PM
Kadının sadece İran'daki değil seküler dünyadaki sorunlarını da görmeliyiz. Seküler insanların bu "ölümü gösterip sıtmaya razı etmek" şeklindeki tutumları sorunlarımızı çözmüyor. Bu yüzden Hande hanıma katılıyorum. Esra Köse
Yazan: Esra Köse Tarih: June 6, 2006 10:50 PM
Hande Hanim,
Oncelikle muhattabinizi belirtmeniz en azindan sizinle "zihinsel/bireysel emekle etkileşim" yapmaya calisan diger insanlari rencide etmez.
"Kahve agzi" dediginiz sey ile benim soylediklerimin ne alakasi var. Siz kahvede insanlar birbirini anlamak icin Turkce dersi mi verir saniyorsunuz? Hayatinizda hic kahvede bulundunuz mu?
Simdi yazinizda "Ne zaman bedenleriyle değil beyinleriyle çalışmak istediği için işlerinden olan başı açık kadınların sesleri de başıörtülüler kadar duyulacak bu ülkede?" (HE)diyorsunuz.
ozellikle "basi acik kadinlarin sesleri" ne zaman duyulacak diye sormussunuz!!! Basi kapali ama isyerlerinde baska problemlerle karsilasan kadinlar dememissiniz.
Ama ben uyardiktan sonra bunu "Türkiye'de başörtüsü yasağından daha hayatî kadın sorunları vardır!!! " diyerek basortulu ve basortusuz kadin ayirimini kaldirmayi da ihmal etmemissiniz.
Kahve agziyla konustugumu, had bildirdigimi soylediginiz suclamalarin hepsini Turkce problemlerinize veriyorum.
Siz sizi anlamaya calisan herkesi boyle suclarsaniz "zihinsel/bireysel emekle etkileşim" calismalarinizda basarili olabileceginizi zannetmiyorum.
Yazan: fatih demir Tarih: June 6, 2006 11:28 PM
Sevgi Hanim,
Hande Hanimla laiklik-basortusu uzerine tartismanizi takip ediyordum. Son yorumunuza kafamda kuvvetli cevaplar olusmusti fakat Hande Hanim'in gerekli cevabi verecegi beklentisi icindeydim. Maalesef Hande Hanim'in cevabi bekledigim ogeleri icermedigi icin, asagidaki kendi cevabimi vermeye gerek duydum. Burasi ozel mesajlasma panosu olmadigina ve herkesin her yoruma cevap verme (sitesahibinin onayi ile) hakki olduguna gore buda benim yogurt yiyisim.
Hande Hanim soyle demisti:
"Bu noktada yaşananlar kimin suçu demeliyiz. Suç, çarpık laiklik anlayışında. Çünkü özgür bırakılmayan dini deneyim güdük kalıp toplumu besleyemiyor; dilsizleştiriliyor. Kendi deneyiminden çıkacak bir hayat şekli üretip toplumu besleyemiyor. Seküler toplumun ürettiğiyse malum." (HE)
ve sizin cevabiniz:
"Anlasilan sizin düsüncenize göre dinini serbestce yasayan, Arabistan, Iran v.b. ülkelerdeki insanlarin pek geri kalmislik, güdüklük diye bir sorunlari yok. Masallah hepsi bizden de gelismis, toplumlarini beslemis. Onedenle zaten bu toplumlardan ileri görüslü, beline bombayi baglayip masum insanlari yok eden kaliteli insanlar cikiyor." (SEvgi)
Ben bu cevabin Hande Hanim'in soyledikleri ile alakasin goremiyorum. Siz yukarda aliniladiginiz satirlara degil kafanizda olusturdugunuz, veya baskalarinin kafalarinda olusanlardan kopyelediginiz birkarikature cevap veriyorsunuz. S. Arabistan'da nereden cikti? Laiklikten bahesdildigine gore niye Sulu gibi donup dolastirip S. Arabistan'a gidiyorsunzki? S. Arabistan laik degil. Konu laiklik oldugun gore ABD, Almanya, Ingiltere, Belcika, ve hatta Fransa gibi laik ulkelerden onek vermek daha gercekci olmazmi?Siz laikciler neden karsinizdakilerin soylediklerine degil kafanizda onlarla ilgili onyagilarinizla onlarain agzina soktugunuz cumlelere cevap verirsiniz? Ben farkli birine rastlamadim. Birilerimiz demokrasinin, laikliginin tanimindan bu tanimlardaki ogelerin uygulanip uygulanmadigindan bahsederiz siz hemen "S, Arabistan, Iran.."bozuk plagini koyarsiniz. Meclis Baskani Meclis'in kurulus yildonumunde "Hkimiyet kayitsiz sartsiz milletindir" ibaresinin manasini aciklar siz "Bulentinejad" dersiniz. Allah askina
siz farkli fikirdekilerle diyalogdan ne anliyorsunuz? Sibel Fidel'e sordugum soruyusizede tekrarlayayim: Demokrasi, laiklik, cagdaslik kelimelerinin tanimlari nelerdir
ve bunun Bati'da (S. Arabistan Bati degildir
Iran keza) ve
bizdeki uygukamalarini
karsilastirip hangisinin tanimlara uydugun hangisinin uymadigini soylermisiniz?
"beline bombayi baglayan ileri goruslu masumlari yok eden insan" bizdende S. Arabistan'dan da cikiyor, diger ulkelerdende cikiyor. Bir kere sunu anlayalim. Siz laikciler sadece "beline bombayi baglayarak masum insanlarin yok edilmesine" mi yani "intihar eylemi ile masum insan oldurulmesine" mi karsisiniz, yoksa "masum insan oldurulmesinemi"? Ben her ne sekilde olursa olsun "MASUM INSANLARIN OLDUULMESINE" karsiyim! Tarih boyunca masum insanlarin kim tarafindan ne kadarinin hangi soykirimlari
katilamlarla katledildigini bilmiyorsaniz S. Ozturk'un bu veya etrafindaki bir iki ilmekte Sezgin Kiroglu'na verdigi tarihin en buyuk katliamlari listesine goz atmanizi tavsiye ederim. Ikincisi, dunyada 1.3-1.5milyar
arasi musluman var. Bunlar arasind "vucuduna bomba baglarak masum insanlari olduren" sayisi birkac bini gecmez. Size okulda aritmetik ogretti ieseler bununla butun islam dunyasini "beline bomba baglyan" ilan etmenin adini soylememe yorum kurallari izin vermiyor.
Gene aritmetige dayanarak bu hayran oldugunuz ve fakat nedense demokrasi laiklik kavramlarini benimsemediginiz Bati toplumlarinin atom bombasi dahil bombalarla, biyolojik silahlarla, iskncelerle, ac, susuz birakarak oldurdugu insan sayisi o sizinkilerin "islami terorist" dediklerini tarafindan oldurulenlerin en az BIN KATIDIR! Sadece Irak'ta baba Bush'un kirli
savasindan bu yana 1.2 milyon masum kadin cocuk ve erkek katliamlar, kitle imha silahlari ve ilac, yiyecek amabargosu, aclik susuzluk sonucu olmustur. Bunlar sizin icin problem teskil ediyormu yoksa "sizden" olmadiklari icin hosunuzami gidiyor?
"Bizde tabiiki bu
ülkelerin {S. Arabistan ve diger Islam ulkeleri} medeni(!) seviyelerine erismek istiyorsak dediginizi yapalim ve ipin ucunu birakiverelim, bakalim ne kadar kisa zamanda bu ülkelerle ayni grupta oynayacagiz görelim." (Sevgi)
"ipin ucnu birakmak" ne olaki? Ipin ucunu tutarak bu ulkelerden ne kadar ileriye gittigimiz saniyorsunuz? Ilk 500 universite arassinda kac tane universitemiz vardi? Yoksa sizde Onur Oymen gibi "Ataturk'un Ankara Palas'ta degisik kadinlari
dansa kaldirdigi gibi vals kriterleri ile avrupali olundugunumu sananlardansiniz? Oyle ise 80 yildir vals,
caca, tango, twist hatta rap
yapiyorsunuz vede Bach'tan Pamela Andersion'a
kadar hersey caliyorsunuz. Adamlar niye 45 yildir sizin bu Batililasma, cagdaslasma sovunuzdan etkilenmedilerde ancak bir "dinci" Basbakan'in donemnde Turkiye'yi kapiyiaralamaya layik buldular? Bu Batililar Baticiligi, cagdasligi bilmiyorlarmi? Bu dahi icinde bulundugunuz zavallilik halini durup sorgulamaniza itmiyorsa sizi ne yapmali daha bilmemki.
"Laik olmak demek, dine inanmamak demek degildir.(sevgi)
Ha sunu pileydunya vede laikci kurumlarina
YOK'une, askerine anlataydunya?
"Eger siz bunu böyle tarif etmeye calisiyorsaniz, sizinde insanlari görüntüsüne (türbanina) göre ayiranlardan farkiniz yok demektir. Bakalim birbirimizi ayira ayira hem bu ülkeyi hemde bu milleti nerelere sürükleyecegiz." (sevgi)
Simdi kafam karisti. Siz insanlarin Goruntusune (turbanina) gore ayiranlardan nefre ediyorsunuz degilmi? O zaman neyi tartisiyorsunuzki? Insanlarin turban (veya basortusu), giyip giymeme, veya kisa etek, uzun etek, buluz veya tayyor giyip giymeme hurriyetinin cigenenmesinin insan haklari ihlali, zorbaca, fasistce, ant-laik bir uygulama oldugu konusunda
Hande Hanim'in sizden
farkli dusundugu fikirini cikaracak bir cumlesin okumadim alintiladiginiz yorumda. Buna ben dahil butun demokratlarin katildigindan eminim. Aksini iddia eden zaten demokrat olamaz. Eger bu sekilde yani basortusune,
etegine vsakalina veya basinin acik/kapali olusun gore milleti ayiranlardan nefret etmekte haklisiniz. Bunu yapanlar cagdisi, despot kafali zobalardir. Ustelik Turkiye'de bu uygulama tamami ile illegaldir; hicbir hukuki dayanagi yoktur. TC'de basortusun yasaklayan hicbir kanun mevcut degildir ne kasmusal alanda, ne niversitede ne baskayerde hicbir vatandas icin. AKSINI IDDIA EDEN MADDENIN METNINI BURAYA KOYARSA KENDIINDEN OZUR DILEMEK YANINDA BIRDE ISTEDIG KITABI HEDIYE EDECEGIM!
Simdi bir onceki yorumnuza baktim. Su satirlarda size ait:
"Iyi hosda laik bir devletin elini din islerinden cektigi anda, . Kisa etekler ile dolasan kizlarin, erkek arkadasi ile masum el ele gezenlerin su an tekme tokat dövüldügü (Laik oldugumuz halde) bir ortamda su anki laiklik olmadan nerelere gidilecegini hic düsündünüz mü? " (Sevgi)
Naaptiniz Sevgaanim? Birazonce ne guzel "insanlari gorunusune (turbanina) gore" ayiranlari lanetlemistiniz.
"Simdi devletin
elini din islerinden cektigi anda dini kendi görüslerine göre yobazlastiranlarin vermis oldugu dini bilgilerle beslenen bir toplumun, sonucta laik devleti tehdit ve yok edip, herkesi kendi görüsüne göre giyindirip hareket ettirmeyeceginden nasil emin olabilirsiniz" diyorsunuz. Bu ne perhiz bu nme lahana tursusu? Once bir karar verseniz laiklik iyimi kotumu. Bakin Sibel Fidel dostnuz "laikliki din isleri ile devlet
islerinin ayrilmasi" olarak tanimliyor. SiZ devetin dini yobazlardan korudugu bir laiklik istoyorsunuz. Bu "alik devletinz" kimin yobaz olup olmadigini nerden bilecekki? Orta Ca Avrupasi'nda bir meshur Salenm Witch Trial (alem Cadi Mahkemesi) vardi acana onun kayitlarini incelesek yararli olabilirmi? Neyse ileginiz gerceklesmis gozukuyor. Cunki bagimsiz kurulmarimiz ve yargimiz cadi avlarin aratmayacak icarratlara imza aiyor alimallah.
Peki bu "laik devletiniz"
ne yapar? Neden laik olur? "din islerinden elini cekmesne" dahi musade emediginze gore "din ve vijdan hurriyetini garanti almasina" musade edeceginizi dusunmek safdillik olur herhalde. Geriye ne kaldi sizin laikliginizden? TANIM LUTFEN! "SU ANKI LAIKLIK" neyin nesidir? Siz "ele ele masumca erkek arakadasi ile dolasan mini etekli" ye gosterdiginiz hassasiyeti "turbanli yada basi kapali" oldugu icin hastanede bakilmayip cannindan olan, universitenin son sinifinda okulu teketmeye orlanan, avukat veya mahkum olarak dahi mahkeme onun cikarilmayan kardeslerinizden esirgiyor olamazsiiniz. Olabilirmisiniz? Olursaniz sahi siz kimsiniz, Sevgi adiniz ne ifade diyor? Evet KIMSINIZ,NEREDEN GELDINIZ, NEREYE GIDIYORSUNUZ?
Tahsil seviyeniz nedir? Sunu icin sordum. Birazcik universite tahsili almis olan herkes munfeit olaylar ile istatiksel olarak kayda deger veriler arsinda farki bilir. Ornegin kopek tarafindan isirilan insan sayisi istatistiksel olarak kayda deger sayidadir diyelimki nufusun yuzde besi hayatlarinda en aZ bir defa bir kopek tarafindan isirildi ise bu 3.5 insan eder. Istatiksel olarak significant (kayda deger) bir numaradir. Bunlarin her biri vukubuldugunda, yan her defa bir kopek bir insani isirdiginda haber olmaz. Cunku olagan sayilir. Ama bi insan bir kopegi isirirsa, ki buda olmusur pek enderde olsa, bu haber-degerdir, ama istatiksel bir onem arzetmez. Iste sizin mni etekli kiz erkek arkadasi ile elelel masumca dolasirken dovulmesi
olayi bu insanin kopegi isirmasi gibi bir olaydir. Haber olur. Tabii bunu haber yapan medyanin hicbir ajandasi falan olmasi, bunlari imal emesi, pireyi deve yapmasi gibi bi durum ozkonusu oamaz, cunki bunalari haber yapan medya "basin ahlak kurallarina" uymayi taahhut eder! Ote yandan tam tersi yani basortusu veya dindarligin sembolu olarak algilanan herhangibir isaretten dolayi EGITIM ve diger bircok insan haklari elinden alinanla tek tek haber olmazlar artik. hergun buihlallerin binlercesi gerceklesir ve BU ISTATISTIKSEL OLARAK PEK ONEMLI SAYILARDADIR. Turkiye'de hanimlarin muhafazakar bir tahminle yuzde 75'i su veya bu sekilde basini orter. Bunlarin her biri henuz kurban olmamis olabilirler. Fakat onlardan her birinin insan hakki cigenediguinde herbirinin insan hakki cignenmistir. Onlar sizin kardesleriniz, aile fertleriniz, akrabalariniz anneleriniz, veya en azindan buyuk anneleriniz. Peki ne bu kinin kokeninde yatan Sevgi Hanim? Once bir durup dusunun "KIMIM, NERDEN GELDIM, NEREYE GIDIYORUM. NEFRETLERIM SEVGILERIMIN KOKENNDE YATAN NEDIR? Eger Turk insaninin veya Islam'in dgerlerini tahrip etmekten stratejik yarar bekleyen bir entitenin uyesi iseniz - ki bunlarin orneklerini buradada goruyoruz zaman zaman- o zaman fazla basarili hizmet yapamadiginizi soylemek zorundayim. Ama buyuk ihtimalle siz diger gruptansiniz: Yani aslinda kendi kimligi ile hayatta fazla birsey isbatlayamamis, buna care olarakta "populer bir grup" kimligine burunerek kendini yeniden icad edecegini sanan guruhtansiniz. Buda kismen basari mukundur. Ama bircok kosullari vardir. Bu kosullardan biri su yazdiklarinizi yazmamaktir.
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 7, 2006 1:14 AM
"Oncelikle muhattabinizi belirtmeniz en azindan sizinle "zihinsel/bireysel emekle etkileşim" yapmaya calisan diger insanlari rencide etmez."
Kabilevi tarafgirlik duygularıyla hareket eden ezberciler kendileri çalıp kendileri oynuyor. Hiç değişmediler hep bir yazıdan/olaydan istediklerini çekip alırlar. Kışkırtılmış sekülerizmin emeğe ihtiyacı yok, kendi kendine yetiyor.
Rencide olmak konusuna duyarlı olanlar başı açık olduğu için herşeye açık olduğu zannedilen kadınların hassasiyetlerine de duyarlı olsunlar.
Kadın sorunları yanında başörtüsü sorunu devede kulak kalıyor.
Başı açık olup seslerini duyuramayan kadınların imdadına doğru uygulanan dengeleyici laikliği çağırıyorum.
Yazan: Hande E. Tarih: June 7, 2006 9:22 AM
“Türkiye’de okuma sorunu yok, okuduğunu anlamama sorunu var” diyenlerin kulakları çınlasın. Anlamıyor, anlamadığını da anlamıyor. Üstelik "ben dedim oldu" mantığıyla cevap verdiğini sanıyor.
Aşağıdaki alıntılar ne yorumdur ne de satır arası okuması. Doğru laikliğin uygulanmasına karşı kışkırtılmış sekülerizm anlayışının kökenlerinin iyi örnekleridir. Elbetteki kişi her zaman etkilendiği kaynakların ve savunduğu fikirlerin kökeninin farkında olmayabilir; benim amacım sadece konuya dikkat çekmek.
“Mesela Darwin icin " Masum cocuklarin olmesine izin veren Tanri, Tanri olamaz" diyerek bu yontemle evreni ve dunyayi aciklamaya calistigi soylenir. Bu baglamda(cok severim bu kelimeyi , mulkiyeden armagandir”
“Hitler'in milyonlarca insanin olumune neden olmasi disinda (ki bu bile Demirkan Bey'e gore insanliga katkidir :) jk) bilime olan katkisi inanilmayacak kadar yuksektir. 2. Dunya savasi sirasinda tum dunyada bilim ve teknolojinin o gune kadar geldigi seviyeden kat be kat daha ileri gittigi soylenir.”
Darwin ve Hitler… Ayrılmaz ikili… Türkiye'ye yakışmıyor.
Yazan: Hande E. Tarih: June 7, 2006 10:11 AM
Sevgili arkadaşım Handenin çokgüzel bir şekilde açıkladığı gibi "dengeleyici laiklik" benim gibi femenist ve seküler olan kadınlar içn özellikle çok önemli. Feminist bir kadın olarak din ihtimalinin üstünün çizilmesini felaket olarak görüyorum.Bilindiği gibi dünyada önemli ölçüde femenist, erkeklein zamanı gelince kadınlara savaş açacağına inanıyor. Ben de buna inanıyorum. Yahudilere yapılan katliamda nasıl önce Yahudiler aleyhine propagandalar yapılarak onların insan olmadıkları , topluma yük oldukları konusunda kamu onayı alındıysa bu gün de kadın sadece cinselliğe indirgenerek faydasızllığı konusunda bir consensüse ulaşılmaya çalışılıyor.
Tanrı kime öncelik vermiş olursa olsun sonuçta kadın haklarını vurgulamış ve korunması konusunda ısrar etmiş aslında.Mesela Hande ile bir sohpetimiz sırasında bana gösterdiği bir ayet şöyle diyordu:
"O erkekler bir hayvan ölmeden kesmişlerse onu yemenin yalnızca erkeklere helal olacağını söylüyorlar öte yandan eğer hayvan telef olduktan sonra kesilmişse kadınlara da helal olacağını söylüyorlardı.Siz kim oluyorsunuz da Allahın adına kouşuyorsunuz(genel olarak böyleydi.ayetin adını hatırlamıyorum kusura bakmayın).
Bu femenist düşünce açısından çok önemli bir bakış açısıdır aslında.
Öte yandan bugün serbest giyinen kadına karşı gösterillen potensiyel tepkiler yanında,serbest giyinen kadını haremine dahil etmekte ısrarlı olan çok seküler patron tanıdım ben. Daha iki ay önce çok iyi bir hukuk bürosundan üstün yeteneklerine ve üniversitedeki derecesne rağmen ,patronunundan vize alamadığı için işinden ayrılan bir arkadaşım var.
Bir de KADININ cinsel özgürlüğü örtünebilmesini de kapsar. Ben örtüyü ibadet özgürlüğü olarak değil kadın özgürlüğü olarak savunuyorum. Hande'nin bahsettiği kadın bedeni üzerinden yapılan politikalar zorbalıktır.Özellikle Avrupanın kadın bedeni üzerinden uyguladığı politikalarına Avrupa faşizminin ayak sesleri olduğundan karşı çıkılmalıdır. Hande'nin, Hitler'in Dansı yazısından alıntıyla söyleyeyim, Hitleri bir katliam yapmaya iten alt akıntıları çok iyi tespit etmek lazım.
Femenist ve seküler kadınlar dine nasıl bakmalılar?
Dinci bir toplumun özgürlüklerimize yapacağı tehdit haricinde bu gün yaşadığımız seküler dünyanın da kadın sorunları çok ciddi boyutlardadır.
Özgürlüklerin kısıtlanmasında din kullanılabileeği gibi sekülrizm de kullanılabilir ve kullanılmaktadır.Bu ikisinin de kötüye kullanılmasının engellenmesi için "dengeleyici laikliğin" tüm dünyada yaygınlaşmsı gerekmektedir.
Sayın Akyol;
Dindar bir Hiristiyan olan eşime Ayasofya'nın müze olmasındansa kilise olmasını tercih ederim diyen yazınızı gösterdim.Çok sevindi. Ben de "artık siz de jest olarak İspanya 'daki Büyük Katedrali camii ye geri çevirirsiniz deyince "Ama İspanya zaten Hiristiyandı' dediyse de ben fikrimi kamuoyuna sunayım aracılığınızla; İspanya'daki Büyük Katedral de camii ye çevrilsin.
Meral
Yazan: MERAL Tarih: June 7, 2006 12:32 PM
Basortusunden baska derdimiz yokmu?
Kedim sordum kendim cevaplayayim. Var tabii; hemde pekcok. Niye durmadan basortusunden konusuyoruz o zaman? Guzel soru; cevaplayayim. Mevcut duzenin laikci koruyuculari basortusunu rejim muhalefetinin sembol olarak goruyorlar. Ecevit'in deyimi ile "rejime meydan okuma" olarak. Bunun icinde basortulu avciligi orta cag avrupasinda'ki cadi avciligi gibi paranoyak, zorba, keyfi formlar almis durumda. Buna ragmen konunun gundemde tutulmasi basortululer veya onlari destekleyenlerin gayretleri mahsulu degil, laikci kurumlarin zorbalikta her gun yeniden "imkansizin hcbirsey" oldugnu isabatlama cabalaridir. Danistay 2. dairesi nadide bir ogretmemene "sokakta baso ortusu ile gorundugun icin ogrencilerine kotu ornek oluyorsun" der. Bu haber olur her turlu medyada. Burada kurban durumndaki ogretmen konuyu gundemde tutmak icin hicbirsey yapmadi; tam tersine atmosferi sogutmak icin "henuz buyuk daire karar vermedi; ne karar ikarsa saygi duyacagim" turu yapic ifadeler kullandi. Simi bu konu gundemde diye kimsenin ne kurbanlara ne hukumete "baska derdimiz yokmu" diy sormasi insaf sinirlarini asa kanimca. Kurbanlar gecim derdi, calinan hayalleri, heba olan zekalari, emekleri icin yanma yaninda birde "sizden baska derdimiz yokmu" insafsizliginin muhatabi duumundalar.
Yukarda Hande Hanim'in "Başı örtülü olmayan kadınların sorunları ne zaman konuşulabilecek? Ne zaman bedenleriyle değil beyinleriyle çalışmak istediği için işlerinden olan başı açık kadınların sesleri de başıörtülüler kadar duyulacak bu ülkede?" (HE)ifadesinden bende fazla birsey anlayabilmis degilim.
Yukarda da dedigim gibi ne toplumun problemleri kadin problemlerinden ibaret, nede kadin problemleri basortusu problemlerinden. Ama meseleyi sanki basortulu kadinlarin tek problemi bas ortusunden kaynaklanan, ote yandan basi acik olanlarinkinin daha nice problemleri varmis gibi sunmak herhalde Hande Hanim'in yazilarinda pek ratlamadigimiz cinsten bir ifade hatasi olmali.
Ben ozellikle kadinlari ilgilendiren bu mevzuularin oncelikle hanim yorumcular tarafindan tartisilmasini (ortulu acik) arzu edenlerdenim. Ama biz erkeklerde konuya ilgisiz seyirciler degiliz; bircoklaimiz direkt veya indirekt olarak bu meselelerden etkilendik, etkilniyoruz.
Basi ortulu hanim icin mevcur olan problemlerin hepsi basi ortulu icvin de vadir; basi ortulu icin bas orstusu ilave problemdir. Eminimki basortulu hanimlar tek bir kpidan iceri girsekte diger problemlerle ugrassak diyorlardir. Oncelikle en temel insan haklarinin gapidir sozkonusu olan. Maalesef bu konda ulkmizdeki feminist hanimlar bu testte kotu sekilde cuvallamislardir. Bir taraftan kadinin erkek egemen toplum tarafindan nesenelestirilmesinden, hor gurulmesuinden sikayet ederkenm obur taraftan bunun en zorbaca fomunn basortulu kardeslerine yapilmasina onculuk etmeleri, alkislamalari kendi inanilirliklarini yaralar. Turkiyede feminist hareketin toplumla butunlememesinin en buyuk sebeplerinden birisi bu elitist, "sende benim gibi ol" zihniyetidir.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 7, 2006 3:59 PM
Sorunu baştan beri takip eden ve başörtülü biri olarak olaya dahil olmam gerektiğini düşündüm. Hande hanım kendisine şeriat ülkeleri ne kadar da örnek alınacak ülkeler di mi(!) mealinde bir yorum yapılınca gerçekten çok güzel bir şey yaptı: savunmaya geçmedi ve kadınların sorunlarının baş örtmek kapamaktan daha derin olduğuna işaret etti , seküler dünyanın kadın problemlerinin de örtü problemi kadar nazara verilmesi gerektiğini söyledi.
Aslında ipler burda koptu dikkat ederseniz. çünkü burda tam anlamıyla örtünün problem değil belki de çare bile olabileceğine işaret etmiş oldu Hande hanım. Yorumcu Fatih bey tam burda sanki sizin kadınlarınız taciz görmüyor dedi ve ardından hemen fazla ağır kaçtığını farketmiş olacakki "örtülülere bedenleriyle çalışıyor mu demek istiyorsunuz" gibi hiç alakasız bir yorum yaptı. Beyfendinin gönlü rahatlayacaksa eğer peşinen söyleyeyim taciz her kadın için bir sorundur bugün.(yüzünüzde gülücükler açmıştır herhalde).
Yukarda Meral Hanım adlı yorumcunun yorumu da çok ilginç. Ve inanın kendimi üniversiteye gitme hakkım savunulurkenden daha önemli hissettim. Gerçekten ne kadar doğru Kadın sadece cinselliğe indirgenerek önemi yok edilmek isteniyor. Örtünün anlamaını yitirmemesi gerçekten çokönemli. Bekir bey sekülerliğin problemlerine yapılmış counter-attack birilerini çok rahatsız etti ve araya fitne sokmak istedi, Hande Hanım ' ın yorumunu takdir ediyorum ve tüm kalbimle destekliyorum.
Sygılar
SEDEF ÖZAN
Yazan: SEDEF ÖZAN Tarih: June 7, 2006 5:18 PM
Foruma yorumlarini iletmis sevgili Hanimlar,
Hande Hanimin yazisi ile ilgili yazdigim ilk yorum "ogrenme ve anlama" amacli bir soruydu. Kendisini tanimadigim ve grup icerisindeki tum yorumlarini okumadigimdan dolayi laik/anti-laik, muslim/hristiyan/yahudi/ateist , basortusu taraftari/karsiti gibi kendisinin cumlesini ne amacla soyledigini degerlendirecek bir bilgi birikimine sahip degildim. Bu yuzden ne demek istedigini sordum. Ve bunu sorduktan sonra da umarim Turkceyi kullanamamaktan kaynaklanan bir hata yapmissinizdir dedim. (Ki ben de Turkceyi muhtesem kullandigimi iddia eden bir insan degilim.)
Ama kendisi bana cumleyi aciklamak yerine hakaret etmeyi tercih etti. Halen de etmeye devam ediyor. En son yaptigi komiklik ise baska bir yazi altindaki yorumumun kel alaka yerlerini benden dahi oldugunu yazmadan yapistirip altina da "Darwin ve Hitler… Ayrılmaz ikili… Türkiye'ye yakışmıyor." yazmish. yine ne demek istedigini anlamadim. Darwin mi Hitler mi Turkiyeye yakismiyor? Yoksa ben mi yakismiyorum yorumun yazari olarak? Ne demek istedigini anlatamayip sucu anlamaya calisan bana atiyor.
Bakin simdi Hande Hanimin probleme neden olan cumlesini tekrar degerlendirmeye calisacagim. (Hos Bekir Bey bile anlamamis cumleyi ama Hande hanim halen ne demek istedigini anlatmamayi tercih etmis)
"Türkiye'de kadın sorunu keşke sadece başörtüsü yasağı olsaydı. Ah bir bilseniz o başörtüsü yasağı daha neleri örtüyor. Başı örtülü olmayan kadınların sorunları ne zaman konuşulabilecek? Ne zaman bedenleriyle değil beyinleriyle çalışmak istediği için işlerinden olan başı açık kadınların sesleri de başıörtülüler kadar duyulacak bu ülkede?" (HE)
Simdi problem son cumlede. Oncelikle kadinlarin islerinden olmalarina neden olan "bedenleriyle degil beyinleriyle" calisma isteginin "basi acik kadinlarin" bir problemi oldugunu soyluyor. Burda "basi acik kadinlarin" problemi oldugunu ozellikle vurgulamasi ilginc. Ben burdan basortululerin problemi; isyerinde beyinleri ile calismak istegi olmamasindan yada baska hicbir sikayetleri olmamasindan dolayi basortusu, ve Turkiye'de sesleri cikiyor(-ki buna da katilmiyorum , sesleri cikaran Kadinlar degil erkekler cunku-) ama basi acik kadinlarin problemi isyerinde beyinleri ile calisma istegi, ama basi aciklarin sesleri basortululer kadar cikmiyor diye anliyorum.
Sedef Ozan hanim zannedersem simdi o cumleyi nasil cikardigimi anlamissinizdir. Benim ki soruydu zaten halen de bir olgunluk yapip "benim cumledeki maksadim suydu" gibi bir aciklamayi yapmadi kendileri. Bir de ben bu soruyu sordugum icin bana " Kabilevi tarafgirlik duygularıyla hareket eden ezberciler kendileri çalıp kendileri oynuyor. Hiç değişmediler hep bir yazıdan/olaydan istediklerini çekip alırlar. Kışkırtılmış sekülerizmin emeğe ihtiyacı yok, kendi kendine yetiyor. " demis. Kendi kendine calip oynadigimi soylemis. Ki Turkce'de buna deli derler. Bir yazi hakki daha taniyarak kendisine hicbir hakarette bulunmamaya devam edecegim. Umarim hatasindan doner.
MERAL Hanim,
"Mesela Hande ile bir sohpetimiz sırasında bana gösterdiği bir ayet şöyle diyordu:
"O erkekler bir hayvan ölmeden kesmişlerse onu yemenin yalnızca erkeklere helal olacağını söylüyorlar öte yandan eğer hayvan telef olduktan sonra kesilmişse kadınlara da helal olacağını söylüyorlardı.Siz kim oluyorsunuz da Allahın adına kouşuyorsunuz(genel olarak böyleydi.ayetin adını hatırlamıyorum kusura bakmayın)." M demissiniz.
Bence ayet yazarken biraz dikkatli olmak lazim. Ozellikle bilmediginiz ayetleri kesinlikle yazmamalisiniz. Hande hanimin gosterdigini soylediginiz icin zannedersem Hande hanim bu ayetin yerini gosterebilir bizlere. Cunku 2 saate yakin bir zamandir bakiyorum ve bulamadim. Birakin ayetin aynisini benzeri bir cumleye bile rastlamadim. Ama yanilmis olabilirim. Hande Hanim aydinlatirsa sevinirim.
Yazan: fatih demir Tarih: June 7, 2006 6:51 PM
Sedef Hanim,
Oncelikle yukardaki yorumumda da ve bu sitedeki diger bircok yorumumdada ifade ettigim gibi sadece ozellikle hanimlari ilgilendiren konular degil, tartstigimiz butun konularda daha fazla hanim katkisini gormek benim ve eminim diger ziyeretciler icin de bilgilendirici, tefekkur dunyamizi znginlestirici olmustur.
Hande hanimla "hangi metod" yada "hangi uslup" bazli bazi fikir teatilerimiz oldu daha oncede. Kendi stilini, entellektuel derinligini olaylarin gorunen yuzunun altina inip kok nedenlerini sorgulayici, nesnel ve analitik bakisini takdir ettigimi soylemistim. Bu fikir platformunda yaptigimz egzersiz ayni konularda kendi ozgun bakislarimizi kendi uslubumuzla ortaya koymak. Farkli fitratlar, farkli oncelike, farkli hassasiyetler olmasi normaldir.
Yorumunuzda adimin gectigi su cumleyi tam cozemedim: "Bekir bey sekülerliğin problemlerine yapılmış counter-attack birilerini çok rahatsız etti ve araya fitne sokmak istedi,.." (SO)
Eminim burada ismimden sonra virgul koymak istediniz. Yani "fitne sokmak isteyen" Bekir bey degil "birileri". Ben boyle anladim. Dogru anladigimdan eminim ama genede muhtemelen farkli anlamis olacak ucuncu kisiler icin not dusmek istedim.
Musadenizle birde Fatih Bey'le Hande Hanim arasindaki tartismanin aaslinda bir teme gorus ayriligi degil, secilen ifedeler ve biraz da yanlis anlamalar mahsulu ldugunu dusundugumu ifade edeyim. Burada benzeri durumlara cok rastlaniyor. Bazen aslinda iyi niyetle yola cikan insanlar, birbilerinin belirli konulardaki fikirlerine tamami ile vakif olamadan bir myorumdaki birkac cumleyi adeta o kisinin ana fikri olarak algiliyorlar. Ve tartisma kendi hayatin kazaniyor; ortadaki esas mutbakat kayboluveriyor.
Hurmetler, selamlar
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 7, 2006 6:57 PM
Sayın Bekir Bey,
Tabii ki size değildi fesat çıkarmak istiyorlar sözüm. Ama takdir edersiniz ki iş güç arasında bu güzel sitedeki tartışmalara katılma çabası gösterirken oluyor böyle yanlışlıklar. Öz olarak anlaşılıyorsa bir cümle gerisini karıştırmak gereksiz bir davranıştır bence.
Ayriyeten bu cümledede virgül yokluğu cümlenin anlamını hiç etkilemiyor.Tekrar okumanız için aşağı alıntı yaptım.
"Bekir bey sekülerliğin problemlerine yapılmış counter-attack birilerini çok rahatsız etti"
Farketse de farketmez Türkçe yarıştırmıyoruz burda.
Saygılarımla.
Sedef Özan
Yazan: Sedef Özan Tarih: June 7, 2006 7:58 PM
Osmanlı Devleti'nin tarih boyunca ne kadar hoşgörülü bir çizgide siyaset yaptığı herkesçe malum. Bence Ayasofya ne kilise ne de camii-kilise olmalıdır. İstanbul'u fethetmiş ve orayı camiye çevirmiş bir insana bu kadarcık saygı gösterebiliriz değil mi.
Konuya bir de başka açıdan yaklaşırsak... Şimdi bu satırları okuyanlar "kıyaslama" yapmışım zannedebilir; ama önemli değil, zannetsinler. Örneğin TBMM'in ilk binasını bugün hangi güç başka amaçla kullanmaya kalkabilir. Ya da Anıtkabir'i... Bunu hiçbir şey için yapmasak bile Atamızın manevi şahsına duyduğumuz saygıdan dolayı yaparız. Yani onlara dokunmayız ve dokunmayı bile düşünmeyiz.
Fatih'in eminim hoşgörüsünü herkes bilir. Kimsenin malına, ırzına, namusuna dokundurtmamıştır. O büyük devlet adamının verdiği karara saygılı olmak birazcık boynumuzun borcu değil midir? Bana göre Ayasofya'yı kilise haline getirmek isteyenler ya da müze olarak kalmasını isteyenler başka amaçlara ve başka ideolojilere hizmet etmektedirler. Hepsi bu...
Yazan: İsmail Tarih: June 7, 2006 8:06 PM
Bekir Bey,
Ben de olayin farkindayim. Zaten soruyu yonelttikten sonra Hande hanimin diger yorumlarini da okudum. Genel olarak katilmama ragmen katilmadigim yerleri copy/paste yapip konuyu dagitmadim. Ama Hande Hanim bunu inanilmaz bir sekilde "personal" aldi ve garip copy/paste olaylarina giristi.
Aslinda buradan calisan kadinlarin problemlerinden birinin erkekleri de ne kadar rencide ettigini anlamak acisindan bir yorum yapabiliriz. Kadinlar erkeklere hakaret ettiklerinde kendilerine gosterilen hosgorunun onda birini bir erkek ayni sekilde kendisine ilettiginde goremiyor. Ve bu vurgu hep kadinlar tarafindan yapiliyor. Turkiye'de de Amerika'da da bu olay boyle.
Bence de Turkiyede ve Dunyada calisan kadinlarin problemlerini inceleyebiliriz. Elbet bizimde beyin/beden konusunda SIKINTILARIMIZI iletmemize musade ederler ve umarim bunu Erkek shovenist gibi suclayici ifadelerle dagitmazlar.
Yazan: fatih demir Tarih: June 7, 2006 8:19 PM
Sedef Hanim,
Benim derdimde "dil yaresi" falan degil. Burada baskalarinin Turkce'sini duzeltecek en son kisilerden biriyim zaten. Sadece "ve araya fitne sokmak istedi(tekil)" kullaniminin bazilarinin yanlis anlamasina yol acabilecegi ihtimali gelmisti aklima. Simdi tekrar okuyunca aciklamanin da gereksiz oldugu konusunda sizinle ayni fikirdeyim.
Bu vesile ile Fatih Bey'le bazi hanim yorumcularin tartismalarinda kendisinin bazi yorumlarina maksadi asan tepki verildigi fikirinde oldugumu da belrteyim musadenizle. Burada zaman zaman fikir tartismalarina giriyoruz. Bunu yaparken farkli fikirlerin sahiplerinin erkek veya hanim olduklarini gozardi etmemiz bazi hanim yorumcular tarafindan nezaketsizlik veya saygisizlik olarak yorumlanabilir. Oysa feminist damari guclu olan bazi hanimlar, tam tersine, kendilerine farkli davranilmasini, kendilerine adeta korunmasi gereken, yumusak eldivenle dovusulmesi gereken eksik varliklarmis muamelesi olarak telakki ediyorlar. Buradan da herkesin hosuna gidebilecek lisani bulmanin zorlugu ortaya cikiyor. Her halukarda yorumlarin ifade edilen fikirleri baz aldigi, bunun disindaki bilgi veya onyargilara dayanmadigi gozonunde tutulursa, herhalde herkes icin hazmi kolay olur. Bu son kisim sadece sizin icin degil, kendim dahil butun yorumcular icindir.
Yorumlarinizin devamini dilerim.
Hurmetler
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 8, 2006 3:39 AM
Tartışmayı başından beri takip ediyorum ve Fatih bey'in ilk alıntıyı yapmasındaki hassasiyeti anlayabiliyorum. Bence burdaki önemli nokta başörtüsü sorunu kadın sorunu mudur, yoksa din özgürlüğünün önündeki engellemeler sorunu mudur?
Çuvallamaları gayet normal Bekir Bey. Feministlik de bir yere kadar dimi...Bence bu bir din özgürlükleri meselesidir ve öyle değerlendirilmelidir. Çünkü cinsel istimar gibi bir sorun başörtülü , örtüsüz her kadın için problemdir. Başörtüsü sorununun diğer kadın sorunlarını örtüdüğünü düşünmüyorum. Ama bazı insanlar tarafından "İslam'ın başörtülü kadınlar dini" olarak algılanmasına neden oluyor.
Not: Bekir Bey hayvanları sizin kadar yani evde besleycek kadar sevemiyorum ama kediniz için gerçekten üzüldüm.
Yazan: e-mine Tarih: June 8, 2006 9:06 AM
E-Mine Hanim,
Maalesef tabi bir olusum sureci gecirmemis, disardan ithal edilmis her turlu fikir akimi bize gelince "bize ozgu" formlar aliyor. "sosyal demratlik" tan tutun "laiklige" ve "feminizme" kadar. Kavramlari kendimize "uyarliyoruz". Bununla feminizmin Bati'daki seklinin sorunsuz oldugunu soylemek istemiyorum tabiiki. Ama bizdeki maalesef en fazla bir "sinif femnizmi".
Kaybettigim kedicik uzerine hassasiyetiniz icin tesekkurler. Bunu vesile yaparak bir dilekte bulunayim musadenizle: Pek cok insan bu kucuk dostlarimiz (kedi, kopek, digerleri) hakkinda aslinda fitratlarinda va olan hassasiyeti uyandirma firsati bulamamilardir. Ben su veya bu nedenle onlara kalbini ve/veya yuvasini acipta pisman olan, geri donen kimseye rastlamadim. Cok karli is :) Herkese en azindan bunun icin bir acik kapi birakmalarini tavsiye ederim. Sadece bir dilek.. o kadar.
Selamlar, hurmetler
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 8, 2006 11:16 AM
Bu ne uyanıklık siz bizi dünki çocuk mu sanıyorsunuz? Dünki çocuk olsaydık eğer bu Cumhuriyeti kurup yaşatamazdık. Sizin gibi yobazlara rağmen yaşıyor bu Cumhuriyet. Başörtüsünü kadın sorunları arasına almakta neyin nesi? Dinin alanlarını geliştirme gayretleriniz sınır tanımıyor. Bu taktikler bize sökmez? Bu aydınlık takılmaların arkasında hep dini yayma gayreti var. Kimse haddini aşmasın. AKP'nin iktidarda olmasını fırsat bilip bol keseden söylem taslıyorsunuz ama erken ötmek iyi değildir.
Yazan: Övünç Tarih: June 8, 2006 5:36 PM
umarım bu yazım sansüre uğramadan yayınlanır..
Bekir Bey , konu kedi ve köpekten açılmışken ;
evlerde köpek beslenmesinin dini açıdan uygun olmadığı görüşüne katılıyor musunuz?
NOT-1: Yoksa bu da meşhur hadislerle mi günümüze kadar gelen bir olay?
NOT-2:sansüre uğrayan yazılara gerekçe gösterilirse birebir, en azından yapılan yanlışların düzeltilmesine imkan verilmiş olur..
Yazan: sessiz Tarih: June 8, 2006 8:58 PM
Ovunc Bey/Hanim,
cok guzel bir yazi ile bulundugu grubun "prototip"i oldugunu gostermis. Hani bir paragraflik yazi ile bunu yapmis ve her cumlesi ile kendini ispatlamis. Oncelikle bizlere boyle guzel bir ornek gonderdiginiz icin tesekkur ediyorum. Sonrada gulmeme neden olan su cumlesinden dolayi tebrik ediyorum.
"Başörtüsünü kadın sorunları arasına almakta neyin nesi?"(O)
Allah iyiliginizi versin ne deyim :) Kadin sorunu muymus? Ovunc Bey/Hanim etrafinizda basortusu giyen erkekler de mi var? neden alindiniz? Anlamadim .
Yazan: fatih demir Tarih: June 9, 2006 3:52 AM
Haddimi bildirmeye ve ötüş saatlerimi belirlemeye kalktığna göre katışıksız bir erkek bu Övünç.
Beni (ve kadınları) korkutmak için böyle kükremenize gerek yok. Yazımda biz kadınlar erkeklerden korkuyoruz dedim zaten. Laiklik düşmanı seküler erkekler despot ve saldırgandır. Erkeklerin doğasında bulunan korkunç bencillik ve şiddet eğilimi bu erkeklerin karakterlerini belirleyici temel bir öğedir. Bugün dünyanın allak bullak olması da bu karekterin politika belirleme gücünden kaynaklanmaktadır.
Hitlergillerden Övünç bir de bir buluş yapmış gibi "dinin yaşama alanlarını genişletmek istediğimi" söylemiş. Tabii ki istediğimiz bu. Ve bunu istemek için göğsümüzün imanla dolu olmasına da gerek yok. Bu gün nasıl sivil toplum kuruluşları insan haklarının teminatı için şarttır ve bu kuruluşların varlığına düşman olmak insanlığa düşman olmaktır, din de, laik toplum düzenimiz içinde yer alan bir sivil toplum kuruluşu olarak ele alınmalı ve ona düşmanlık göstermenin anlamsızlığı iyice kavranmalıdır.
Kadınlar! Baş örtmekmiş mini etek giymekmiş, bunlara takılıp kalmayın.Mesele bundan çok daha derindir.Dindar olun olmayın, laiklik şemsiyesi altında yaşayan dinin yok olmasına karşı durun.
Laiklik düşmanı seküler erkeklerin iktidarlarının sonu yoktur ve din referanslı erkekllerin aksine yaptıklarını uydurmak zorunda kalacakları bir kitapları da yoktur. Sonsuza giden bir iktidar..."Her şeyin ölçüsü insan"...diyerek başladığımız aydınlık yolculuğumuzda ıskartaya çıkartılmış olduğumuzu bilin.
Bugün dine mürid kaptırma endişesiyle zavahir kurtarıcı bir makyaja rağmen, erkeklerin sarsılmaz iktidarının nasılda son noktaya ulaşmış olduğunu, yeterince dünya bilgisi olan kadınlar takdir edecektir.
Laiklik düşmanı seküler erkeklerin Tanrıyla giriştikleri iiktidar savaşında "kraldan ziyade kralcı" olmayın.
Dindar erkekler sizi nasıl görüyor olurlarsa olsunlar, son noktada uzlaşma masasına oturmak zorundadırlar. MERAL
__________________________________________________
Yazan: Meral Tarih: June 9, 2006 2:01 PM
Meral Hanim,
"Erkeklerin doğasında bulunan korkunç bencillik ve şiddet eğilimi bu erkeklerin karakterlerini belirleyici temel bir öğedir. Bugün dünyanın allak bullak olması da bu karekterin politika belirleme gücünden kaynaklanmaktadır." (Meral)
Desenize biz kromozomlarimizin mahkumuyuz. Agzimizla kus tutsak kurtulus yok. Simdi sizden bir zihinsel deney yapmanizi rica edebilirmiyim. Bu ifadede erkek yerine kadin koysak ve soyleyen de Meral degil Ahmet olsa idi tepkiniz ne olurdu?
Saygilar
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 9, 2006 5:15 PM
Öncelikle Mustafa Bey'i tekrar tebrik etmek isterim. Çok yenilikçi fikirler üretmeye devam ediyor ancak yaşadığımız bu dünya ve özellikle bu coğrafyanın yeni fikirlere açık olduğu konusundaki şüphelerimi yenemiyorum. Bu konuda yazılan yorumları okurken ruhum gene hüzünlendi.
Fatih'ten söz ediyoruz. İslamiyet'in Hıristiyanlara karşı kazandığı zaferden söz ediyoruz. Ama burada dini duyguları siyasileştirmekten başka bir şey yapmıyoruz. Bıktım bu siyasi inançlardan. Şavaşçıl, emperyalistik, hüküm sürmek isteyen hırs bazlı söylemler Allah'tan çok uzaktır. Kurumsallaşmış dinler çoğu zaman siyasi amaçlar güden kurumlardan başka bir şey değildir. İster İslamiyet olsun ister Hıristiyanlık olsun. Herkesin gayesi haklı görünmek, diğerlerini kendi düşünce sistemine dahil etmek.
Haçlı seferlerden bahsediyoruz ama bizim "cihad"ımız onlara ilham kaynağı olmuş. Viyana'ya 'selamet' götürmek için iki kere sefere çıkmış Osmanlı, Orta Doğu'ya barış ve demokrasi getirmek için savaş yaptığını iddia eden Bush'a benzemiyor mu? Aradaki fark nedir? Osmanlı BİZDEN!! ve o yüzden Osmanlı HAKLI ama Bush haksız! Çifte standarda bak!
Haçlı seferlerin "cihad"tan sonra ortaya çıktığı bir gerçek. Hatta cihad eden Müslümların ilerlemesini durdurmak için uydurulan bir şey. Ama biz onlara güzel örnek olmuşuz. Haçlı seferler Allah adına, din adına savaşmamızın ürünüdür.
Allah sevgisiyle yaşayan biri (dini ne olursa olsun) Allah'a teslim olmuş biridir ve bu bakımdan "müslüman"dır. Allah sevgisine sahip olmayan (dini ne olursa olsun) hak yolunda yürümüyor.
Sevgilerle...
Yazan: Barış Tarih: June 11, 2006 11:02 AM
Tesekkurler Yilmaz Bey.
Bekir Bey, bizim verdigimiz ornekleri genel tanimlara indirgemeye calisadursun, biz, laik bir sistemde nelerin mevcut olmasi gerektigi ve ulkemizde bu uygulamalarin bulunup bulunmadigi konusundaki incelememize devam edelim.
Bu arada, diger ulkelerdeki laiklik uygulamalarini incelerken nasil bir metot belirlenecegi konusundaki cagrima da henuz bir yorum gelmedi ama Ayasofya'nin kilise olmasi ile ilgili yazida Bekir Bey'in asagidaki yorumu ile karsilastim. Bakiniz ne diyor:
"S. Arabistan laik degil. Konu laiklik oldugun gore ABD, Almanya, Ingiltere, Belcika, ve hatta Fransa gibi laik ulkelerden ornek vermek daha gercekci olmaz mi?" Izin verirseniz Ingiltere'yi, Bekir Bey'in laik ulkeler grubunun disinda tutalim zira ingiltere'de devletin resmi kilisesi var biliyorsunuz. Laik bir ulkede devletin resmi bir dini olamayacagina gore, Ingiltere'nin laik olmadigi konusunda anlasiyor olmamiz gerekiyor. Diger ulkelerin laik olup olmadiklarini inceleyebiliriz. Bence bu incelemeye baslarken, bu ulkelerin anayasasinda laikligin nasil tanimlandigi arastirip, bunu Turkiye Cumhuriyeti anayasasi ile karsilastirmak yerinde olur. Bu konuya ilerki yorumlarimda deginecegim.
Bugun baska bir dizi ornegi ele almak istiyorum, o da laik bir ulkede, devletin ve cogunluk dinine mensup kisilerin, azinlik dinlerine karsi aldiklari tavir. (Nufus cuzdanlarindaki din alani, zorunlu din dersleri gibi 1-2 konuya azinliklarin haklari kapsaminda tekrar deginiyorum).
Bekir Bey'e ve diger yorumcularimiza sormak istiyorum. Sizce, laik bir ulkede:
1. Dini azinliklari temsil eden kisi ve topluluklarin, yasal kisiliklerine ve mulkiyet edinme haklarina engeller konulabilir mi? Devletin dini azinliklarin yuzlerce mulkiyetine el koymasi kabul edilebilir mi?
2. Azinlik dinlerinin din adami yetistirmesine engeller konulabilir mi? Hem azinlik dinlerinin din adami yetistirmesine engeller konulup, hem de bazi ibadethanelerde sadece Turk vatandasi olan din adamlarinin calismasina izin verilebilir mi? Sizce, bu uygulama o ibadethaneleri ortadan kaldirmak icin yurutulen bir kampanya midir?
3. Azinlik dinlerine mensup kisilerin ibadethane acmasina engeller konulabilir mi? Kapanmis ibadethaneleri acmak icin yapilan basvurular hicbir neden yokken yillarca bekletilebilir veya geri cevrilebilir mi? Fanatik dinciler tarafindan bombalanan ibadethanelerin tamirati icin gereken resmi izinler hicbir neden yokken bekletilebilir mi?
4. Misyonerlik faaliyetlerine engeller konulabilir mi? Laik bir ulkede diyanet isleri diye bir kurum olabilir mi? Bu kurum sadece tek bir dinin mensuplarina hizmet sunabilir mi? Diyanet isleri misyonerlik faaliyetlerini engellemeye calisan beyanat verebilir mi, yayin basabilir mi, bu yayinlari milletvekillerine ve ogrencilere ucretsiz dagitabilir mi?
5. Ulke nufusunun %15-%20'sini temsil eden dini bir mezhep (ornegin Turkiye'deki Aleviler) hala resmi olarak varolmuyormus gibi davranilabilir mi? Zorunlu din dersi diye bir sey olabilir mi? Bu zorunlu din dersinde butun ogrenciler tek bir din ve mezhebe mensupmus gibi egitim verilebilir mi?
6. Devletin, sadece belli bir dinler grubuna degil, butun dinlere dini statu tanimasi gerekmez mi? Merakimdan soruyorum, Turkiye'de Budist veya Hindu tapinagi acilabilir mi, Yehova Sahitleri toplu halde ibadet edebilir mi?
7. Nufus cuzdanlarinda din hanesi diye birsey olabilir mi? Varsa bu haneye herkes istedigi dini yazdirabilir mi? Merakimdan soruyorum, Turkiye'de dogan bir Turk cocuk nufus cuzdanina dini "Shinto" diye yazdirabilir mi?
8. Bir devletin belli bir dine mensup vatandaslari, baska dine mensup vatandaslarinin ibadethanelerine son birkac yil icinde sayisiz kere saldirida bulunmussa; bu saldirilar bir turlu engellenemedigi gibi baska dine mensup kisilere, din adamlarina, ve din degistiren kisilere yapilan saldirilar da engellenemiyorsa; dini azinliklar bir ulkede korku ve tedirginlik icinde yasayacak duruma getirilmisse (Turkiye'de pek cok Yahudi arkadasimdan duydugum bir yakinmadir) bu ulkeye laik bir ulkede denebilir mi?
Bekir Bey, umarim bu sorularimi da genel kavramlara indirgemeye calismazsiniz. Cevabinizi merakla bekliyorum.
Saygilarimla,
Sibel.
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 12, 2006 12:43 AM
Arkadaslar,
"Koyun ust tarafinda bir yalan soyledim, koyun alt tarafina gelince kedim de inandim" diye bir halk deyisi vardir. Burda Sn. Sibel Fidel boylesi bir egzersiz icerisinde. Ayni yorumu uc kere post ederse yavuz hirsiz hesabi karssindakini suclu cikaracagina kendini inadiriyor(Ayni yorum 'Sekulerist yorumcularin satir aralarinda gezinti basligi altinda 2 kere daha post edildi). Bu laiklikten sadece yasaklamalari anlayan listeye de bu konuda akla gelebilecek her soruya, demokratik ulkelerde laikik kavrami, sekulerizm, kokenleri, felsefi temelleri, Turkiye'de laiklik uygulamalari, hukuku, ilgili kanunlar, kararlar akinlinza gelebilecek hemen her guncel soruyla ilgili cevaplari DEFALARCA kendim veya diger arkadaslar verdik. Ornegin su basliklar altinda:
NISAN 2006
Evet, Tehlikenin Farkındayız
Cumhurbaşkanı'na Muhalefet Şerhi
Demokrasi Manifestosu'na Destek
MAYIS 2006
'İrtica'ya Dair Yarım Asırlık Bir Yorum
Fransa'ya Bakıp Kendimizi Görmek
'Çıplak Kamusal Alan' Laikliğe Aykırı
Danıştay'a Kanlı Saldırı ve 'Anti-Laik Terör' (X)
'Provokasyonsa Bile Hükümet Suçlu', Öyle mi?!..(X)
İman Tazeleme ve Bir Yaratılışçının Tasfiyesi
Emre Aköz, Metodolojik Natüralizm ve Laiklik (bu baslik altinda Sibel Fidel'in din ve vijdan hurriyeti icerdigini yazdi. Diger laikcilerin itirazi uzerine aslinda ne demek istedigini aciklayip kendisinin yeni yasaklar listesini sundu. Dikkat edilmeli bazi yorumcular kendilerini atestim, agnostikim bilmem neyim diye tanitiyotrlar ama diger dinlerin haklarina cok saygililar. Tek tahammul edemedikleri muslumanlar. Gel de gene sorma: Kurtulus Savasini biz kazanmamismi idik?)
Bizim kendilerine yonelttigimiz sorulara verdikleri cevaplar da orda. Konuyla ilgili olarak "Sekulerist yorumcularin..." basligi altinda "Laikci yorumcularin satirlarinda gezintiler" basligi ile onlasrin incilerinden alinilarimi okumanizi dilerim.
Selamlar, saygilar
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 12, 2006 3:52 AM
Simdi kesfettigim bir ilave kaynak daha. Bu 4-parca yazida laiklik, kokeninden bu gunku uygulamaya kadar cok guzel analiz ediliyor. Tavsiye olunur.
http://www.derinsular.com/arsiv/2006/06/laiklik_4_turkiyede.php#comments
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 12, 2006 10:39 AM
Bu görüşü desteklemek mümkün değil! Hoş bir Medeniyetler Barışı jestinden öte anlamı yok!Türkiye diplomatik yönden "tarafsız" bir devlet olsaydı ve halkı da "yarıyarıya islam/hristiyan" olsaydı, teklifinizin bir anlamı olabilirdi. Kurtuba ve ve Endülüsteki viraneler için Batılılar aynı şeyi kabul ederler mi! 500 sene cami olmuş ve Böğrümüzde duran camimizi niye kilise yapalım ki müze olmaktan kurtarınca!
Yazan: was Tarih: June 14, 2006 8:49 AM
Sevgili yorumcu arkadaslar, özellikle de Cami-Kilise fikrine karsi çikan dostlar,
Bir konuya dikkatinizi tekrar çekebilir miyim?
Bir peygamber olan Hz Isa ile politik bir kurum olan Vatikan ayni sey degildir. Sizce Mekke müftüsü Hz Muhammed ile ayni hürmeti mi hak ediyor?
Papa'ya veya "hristiyan" avrupalilara kizip ülkemizdeki hristiyanlari üzmeye ne hakkimiz var? Özellikle ermeniler ve süryaniler Hz Isa’nin gerçek ögretilerine (Dolayisiyla Islam inancina) sadik kaldiklari için asirlardir üvey evlat muamelesi görüyorlar.
Biz türkler gerçek hristiyanligi bu sekilde ihya etmeli ve Istanbul’a da layik oldugu sayginligi kazandirmaliyiz.
Her yerde komplo aramayalim. Osmanli gibi büyüklük gösterelim. Nice vezirlerin, Mimar Sinan'in hristiyan oldugunu unutmayalim. Istanbul’u fetheden ordunun da önemli bir kisminin sirp ve venedikli oldugunu biliyor muydunuz?
Wikipedia tarzi bir ansiklopediden hristiyanligin tarihi hakkinda bilgi alabilirsiniz. Eski ve Yeni Ahit’I bir parça okuyabilirsiniz. Arius’un nasil Hak Din’i savundugunu ve neden afaroz edildigini kendi gözlerinizle görmek için. (http://en.wikipedia.org/wiki/Arianism)
Hristiyanligi tek bir güç veya Islâm’a alternatif bir din gibi algilamayin lütfen. Papalik denen kurumun ne gibi yozlasmalardan geçip Hz Isa’dan nasil uzaklastigini buradan da görebilirsiniz : http://en.wikipedia.org/wiki/Pornocracy
Kur’an da da Meryem sûresi gibi surelerde Hz Isa hakkinda yazanlari okuyabilirsiniz.
Saygi ve muhabbetle
Yazan: Tunç Tarih: June 14, 2006 4:03 PM
Yukaridaki 12 Haziran tarihli yorumumu, aslinda "Emre Aköz, Metodolojik Natüralizm ve Laiklik" isimli yazi altinda yollamistim, ama bu sayfada yayinlandi. Yorumda verdigim referanslar daha cok o sayfadaki yorumlara iliskindir.
Bekir Bey, ayni yorumun uc kere yayinlandigi dogru degil, bunu sizde biliyorsunuz. Bu ucuz tiyatrolarinizdan ne zaman vazgececeksiniz merak ediyorum.
Yukarida yayinlanan yorumumda ozellikle azinliklarin din haklarina yonelik meseleleri irdeliyorum. Laiklik konusu cok genis bir konu, akillarda hicbir soru isareti birakmayacak sekilde tum orneklere deginmeye calisiyorum. Yukaridaki sorularimda cok acik bir sekilde azinlik dinlerinin ozgurluklerine deginiyorum, yasaklamayi nereden anladiginizi da cikaramadim.
Eger verecek bir cevabiniz var ise bekliyorum.
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 15, 2006 7:03 AM
Selamunaleyküm duyarlı kardeşlerim;
Uzun bir süredir sizlerinde bildiği üzere Ayasofya Camiimizin kiliseleştirilmesi hakkında çok yönlü çalışmalar başlatıldı. Bunlardan birisi ve en destek göreni de imza kampanyaları oldu. Bende bunun üzerine büyük bir sabırla müslümanların da bir imza kampanyası başlatmasını bekledim. Elhamdülillah en sonunda Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Teşkilatı'nın böyle bir çalışma başlattığını duydum. Bu çalışma, öğrendiğim kadarıyla tüm Dünya'nın değişik noktalarında Milli Görüş'çü olsun olmasın tüm Müslümanların katkılarıyla devam ediyor. Sizlerinde, Milli Görüş'çü olun veya olmayın bu kampanyaya internet ortamından destek vermenizin ve bu konudaki hassasiyetlerimizi yazılarınızla tüm internet camiasına iletmenizin hayırlı olacağı kanaatindeyim. Fatih'in Ayasofya'yı kendi parasıyla alıp devlete camii olarak verdiğini, dönen dedikodular üzerine Fatih'in "Kim Ayasofyayı Cami olmaktan çıkarıp başka bir şekle koyarsa; Önce Peygamberin ve Ashabının, Ondan sonra Tabiinin, Tebau Tabiinin, Sonra Bana kadar gelen tüm ecdadımızın, hulasa benim ve benden sonra gelen bütün nesillerin laneti onların üzerine olsun" dediğini bir çok müslüman bilmiyor. Üzerimize düşen görevi yapmamız durumunda Allah'ın rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun.
(Şimdiden sadece internette toplanan imzalar 100bini geçti. Tüm dünya ülkelerinden gelen desteklerle de sokaklarda toplanan imzaların toplam sayısı yaklaşık 500bine ulaştı.)
İmza kampanyasının başlatıldığı adres(bilgiler ve imza formu):
http://www.ayasofyacamii.org
Durumun ehemmiyetini gösteren bir haber:
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=161728
Selam ve Dua ile...
Yazan: asnane Tarih: June 15, 2006 11:14 PM
Sayin Asnane,
Çagri yapmakla kalmayin, bu sitede Hristiyanlik ve Müslümanlik üzerine yapilmis yorumlari da okuyun.
Fatih'in sözlerinin elbette kiymeti var ama Hz Muhammed'in yerini tutabilir mi?
"Fikirlerin zitligi bizler için rahmettir" (SAV)
Su halde Ayasofya'nin kilise olmasi için imza toplayan hristiyanlarla birlesip Cami-Kilise fikrini destekleseniz daha iyi olmaz mi?
Saygilarimla
Yazan: Tunç Tarih: June 16, 2006 4:18 PM
Tunç Bey,
"Fikirlerin zitligi bizler için rahmettir" (SAV)
Bu hadis-i şerifi Peygamberimiz, mü'minlerin kendi aralarındaki ihtilaflarına binaen söylemiştir.Bunun gayri müslimlerle bir ilgisi yoktur. Elmalarla armutlar karışmasın diye söylüyorum. :-)
Ama ben, gönlüm "camii"den yana olsa da en azından bugünkü acayip "müze" görüntüsünden çıkartılıp, Mustafa Bey'in camii- kilise düşüncesi gibi bir misyona kavuşmasını isterim Ayasofya'nın o ayrı..
Ehven-i şer yani..
selamlar..
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 16, 2006 5:16 PM
Sayin Öztürk,
Hristiyanlari mü'min kabul etmiyor musunuz?
5 haziranda bu sayfada yazdigim yorum hakkinda ne düsünüyorsunuz?
Saygilarimla
Yazan: Tunç Tarih: June 19, 2006 1:04 PM
Arkadaslar,
Asagidaki link'te süper bir makale var :
1924 Mübadelesinin bir cilvesi:
SÜRGÜNDEKİ ORTODOKS TÜRKLER
http://ecebee.blogspot.com/
Yazan: Tunç Tarih: June 20, 2006 11:49 AM
Ruhban okulu niçin açılmıyor?
Türkiye'deki hristiyanlar konusunda Etyen Mahçupyan'in Ruhban okulu niçin açılmıyor?
Adli yazisini okumanizi tavsiye edebilir miyim?
http://www.gazetem.net/etyenmahcupyan.asp
Yazan: Tunç Tarih: June 20, 2006 2:00 PM
Esasen kişi ancak "ALLAH"a, "RASÛLÜNE" ve "KİTABINA" iman ettikten sonra "MÜMİN" olma özelliğine kavuşur! Bunları kabul etmeyen birinin "MÜMİN" olma özelliğinden zaten sözetmek mümkün olmaz..
Yazan: asnane Tarih: June 24, 2006 12:36 AM
Mümin kime denir?
Sayin S.Öztürk ve Sayin Asnane, "mümin" kelimesinin arapça kökü nedir? Eger "iman" ise neden diger kitap ehli insanlar mümin sayilmiyor? Kur'an'da "dini ne olursa olsun iyi isler yapanlar cennete gidecektir, dini Islam bile olsa kötü isler yapanlar cehenneme gidecektir" seklinde ayetler var.
Gene bu makale altinda hristiyanligin tarihi ve Islam ile ortak noktalari üzerine yorumlar yazmistim. Ne düsünüyorsunuz bu konularda?
Bildigim kadariyla Hz Muhammed de yahudi ve hristiyanlarla anlasmalar imzaladi, onlarla baris içinde yasamak için gayret gösterdi.
Ayrica "düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir" hadisini sadece mümin müslümanlara uygularsak inançsiz veya agnostik türk vatandaslari ile tartismayacak miyiz? Farkli hatta zit düsüncelerden istifade etmeye çagiran Peygamberimiz diyalogu savastan üstün tutmus.
Yoksa Deniz Baykal gibi her ayrilikta savas davetiyesi çikarmak gerekmez miydi?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: June 26, 2006 1:41 PM
Ben dilimi Mehmet Şevket Eygi ağabeyim kadar iyi kullanamayacağım için onun Milli Gazete'de ki yazısından size alıntı yapayım çünkü bende kafamdaki aynı soruya cevabımı onun bu yazısında buldum:
Sizler “Âmentüde Ehl-i Kitab ile İttifakımız Var” diyorsunuz. Bu iddia temelden yanlıştır, çürüktür.
Ehl-i Kitab ile Allah’a iman konusunda aramızda çok derin ihtilâf vardır. Tevhid inancı ile Teslis akidesi birbiriyle asla bağdaşmaz. Siz nasıl olur da Allah’a iman konusunda onlarla aramızda ittifak vardır diyebiliyorsunuz? Sadece “Allah’a inanıyorum” demekle iş biter mi? Eski cahiliye Arapları hem Allah’a inanıyorlar, hem de putlara tapıyorlardı. Hindistan’daki Mec’usîlerin on bine yakın put-tanrısı vardır. Onlar da Allah’a inanıyorlar. Allah’a hakkıyla, dosdoğru inanmak ancak ve ancak Muhammed Mustafa aleyhissalâtü vesselâmın getirdiği İslâm dininin itikad hükümlerini kabul etmekle olur.
“Üzeyr Allah’ın oğludur...”, “İsâ Allah’ın oğludur ve tanrıdır...” diyenlerle kesinlikle ittifakımız olamaz. Böyle iddialar küfürdür.
Yine diyorsunuz ki, “Onlar da Peygamberlere inanıyor, biz de inanıyoruz. O halde peygamberlik konusunda da onlarla ittifakımız vardır...” Bu iddia da yanlıştır, bâtıldır. Ehl-i Kitab’ın bir kısmı Hazret-i İsa’ya ve Hazret-i Muhammed’e inanmıyor. Bir kısmı ise Hazret-i Muhammed’e inanmıyor. Peki, bu durumda onlarla aramızda nasıl ittifak oluyor.
Peygamberlere imanın tam ve sahih olması için BÜTÜN Peygamberlere iman etmek gerekir. Böyle bir iman sadece Müslümanlarda vardır. Ehli Kitap en son ve en büyük Peygamberi inkâr etmektedir. Kendi kitaplarında onun geleceğine dair bunca işaret bulunmasına rağmen.
Siz “Ehl-i Kitab ile ilahî kitaplar konusunda ittifak halindeyiz...” diyorsunuz. İnsanın bu söz karşısında dili tutuluyor. Siz nasıl böyle bir iddia ile ortaya çıkabilirsiniz? Onlar Kur’ân-ı Kerim’i inkâr ediyorlar, “Kur’ân ilahî kitap değildir, uydurmadır” diyorlar ve siz hâlâ ittifaktan bahs ediyorsunuz.
Biz Müslümanların vazifesi Diyalog ve Hoşgörü yapmak değil, TEBLİĞ VE DÂVET yapmaktır.
Yazan: Asnane Tarih: June 27, 2006 12:20 AM
Müslümanlari da böler
Sayin Asnane,
Hristiyanligin tarigi ile ilgili yazdigim yorumlari ve verdigim referanslari henüz okumamis olmaniz biraz düsündürücü. Zira dinimizde bilgi ezberden üstün tutulmustur. Yanlis bilmiyorsam ALLAH'in Cebrail vasitasiyla Hz Muhammed'e verdigi ilk emirlerden biri "Oku" olmus.
Mehmet Şevket Eygi ağabeyinizin kati tutumu onu bilgisayar gibi 0 ve 1 ile düsünmek zorunda birakmis. ALLAH hepimizi böyle ezberlerden korusun. ALLAH'in yarattigi Dünyada bu siyah/beyaz bakis müslümanlari da böler. Meselâ mezhep kavgalari ve din savaslarinda böyle ezberler suistimal edilmistir.
Hiç düsündünüz mü, Hz Muhammedin mezhebi neydi?
Bugünkü hristiyanlarin bir kismi ALLAH'in yolundan uzaklasmissa bu onlarin sorunu, Hz Isa'nin ve gerçek Isevilerin degil.
Hande E.’nin baska bir konuda yaptigi yorumda verdigi bilgiye göre Hıristiyan Kral Necaşi ölünce Hz. Muhammed, Müslümanlara “Ölen kardeşiniz için dua ediniz” demiştir. Hz. Muhammed’in bu sözü o günde Peygamberin gıyabında bazı itirazlarla karşılanmış ve bazıları “bir kafir için dua etmemizi mi istiyor!” diye itiraz edebilmişlerdir. Herhalde Sayin Mehmet Şevket Eygi o çagda yasasaydi Hz Muhammed’e itiraz edenlerin arasinda olurdu.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: June 27, 2006 11:36 AM
Ezberden ziyade cahilin ilmi herhalde insanlara zarar verebilir. Ben kendime bu konular üzerinde iddialı bir şekilde konuşmayı yakıştıramadığım için ağabeyimin yazısını size gönderdim.
Yukarıdaki yazınızı da okumamıştım ama okuduktan sonra da Mehmet Şevket Eygi ağabeyimin yazısını size yine göndermek istedim. Çünkü sizin sorularınızın hepsine gayet net bir cevap vermiş.
soru 1 -Üç büyük din gerçekte ayni anayola çikan tâli yollar olamaz mi?
cevap 1 - “Üzeyr Allah’ın oğludur...”, “İsâ Allah’ın oğludur ve tanrıdır...” diyenlerle kesinlikle ittifakımız olamaz. Böyle iddialar küfürdür.
soru 2 - Islâm ve Hristiyanlik politik amaçlarla sömürülüyor. Oysa “iyi bir hristiyan” ile “iyi bir müslüman” arasinda ne fark var?
cevap 2 - Peygamberlere imanın tam ve sahih olması için BÜTÜN Peygamberlere iman etmek gerekir. Böyle bir iman sadece Müslümanlarda vardır. Ehli Kitap en son ve en büyük Peygamberi inkâr etmektedir. Kendi kitaplarında onun geleceğine dair bunca işaret bulunmasına rağmen.
Bunu ilmi olarak değil de benim seviyemde anlatmaya kalkarsam şu sonuç çıkıyor:
Bir öğrenci düşünün;
Elektronik mühendisliğini kazanıyor, kitaplarını alıyor, okumaya başlıyor, azimle hiç kırıksız sınavlarını vererek okulunu bitiriyor, mezun oluyor. Kendisinden sonra gelen öğrenciler kullansın diye kitaplarını onlara bırakıyor. Fakat yeni öğrenciler bu kitaplara saygısızlık ederek içini boşaltıp bilim kurgu hikayeleriyle dolduruyorlar.Fakat kitapların kapları hala aynı. "devre analizi", "gerilim kaynakları","dijital logic dizayn" vs...
Şimdi bu öğrenciler dijital logic dizaynda 1 ve 0'ın haricinde birde bilim kurgu hikayelerinde gördükleri gibi 8 koyarlarsa sizce mezun olabilirler mi? Kesinlikle olamazlar.
Peki devre analizinde 11.9 Volt yerine hesaplarda kolaylık olsun diye 12V kullansalar ne olur? Notları kırılır fakat yaptıkları sorumsuzluğa rağmen mezun olma ihtimalleri olabilir. Bu da hata yaptıkları yere bağlıdır.
Dinler konusu benim dijital devre dizaynında verdiğim örnek gibi, sizin de sorduğunuz ve zaten Mehmet Şevket Eygi ağabeyimizin verdiği örneklerden de anlaşılacağı gibi 1 ve 0 lardan oluşur. Başka bir değer kabul edilemez. Devreye 8 veremezsiniz. Bu sadece teoride gerçekleşir ki ozaman bile sorunun cevabını bulamazsınız. Pratiğini uyguluyorum diyen zaten yalan söylüyodur. “Üzeyr Allah’ın oğludur...”, “İsâ Allah’ın oğludur ve tanrıdır...” diyenler de devreye 8 verenlerdir. Bunların ne derslerle ne mezuniyetle alakaları yoktur. Yani bilgisayar gibi 1 ve 0 dan dışarı çıkmamamız lazım bu tür konularda.
Mehmet Şevket Eygi ağabeyimin verdiği örneklerin mezheplerle alakası yoktur. Mezhepler de devre analizi örneğinde ki hocaların verdiği yorumlar neticesinde değerleri kullanarak devreyi çözmek gibidir. Hocaların yorumları değerleri değiştirmez. Devredeki değer 11.9Volt ise onu kullanmalısın. Hoca sadece sana devreyi pozitif uçtan çözmeye başla veya negatiften çözmeye başla diye devreyi çözmen için yorum verebilir. Devredeki gerilimi 11.9Volt yerine hesaplarda kolayına gitmesi için 12Volt alabilirsin, fakat bu senin sorumluluğunda olan birşeydir. Sınavın sonunda istenilen sonuca yakın bir değer bulursan geçersin, bulduğun değerin sonuçla alakası yoksa zaten mezun olamazsın.
Uzun lafın kısası “Üzeyr Allah’ın oğludur...”, “İsâ Allah’ın oğludur ve tanrıdır...” diyenler mezun olamazlar. Önemli olan doğru kitapla doğru değerlerle sınava girebilmek.
Mutlaka en iyi bilen Allah'tır:
... İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular...
..."Biz hıristiyanız" diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!...
(MÂİDE SÛRESİ 13-14)
Yazan: Asnane Tarih: June 27, 2006 4:08 PM
kilise olmalı
Yazan: bedran Tarih: November 5, 2006 4:44 PM
ya kardeşler bakınız bu ülke müslüman dır bizim ezdadımızda müslümandır çanakkalede biz neyın mücadelesini verdik allah cc bizleri 700 sene dünyanın hakimi yaptı ne ile kuran ve sünnetle bu günün türk müslümanı malesef dinine sahip çıkamıyor çıkamadığı gibi ellindeki değerleride kaybediyor ayasofyayı istedikleri kadar bizim desinler orası biz müslümanlarındır ve şunuda unutmasınlarki bir gün islamiyet bu ülkeye kayıtsız sartsız hakim olacaktır inşallah
Yazan: vedat yüksel Tarih: November 23, 2006 2:12 PM
Arkadaşlar;
Eğer ayasofya açılırsa aynı filistindeki vaad edilmiş topraklar gibi istanbul unda bitmek tükenmek bilmeyen batının haçlı seferi rüyasını hep canlı tutacaktır.
Orada egemenlik kesinlikle TÜRK ulusunun olmasıdır.
Ne olursunuz böyle oyunlara gelmeyin dikkat..
Hepinize saygılar
Yazan: latif sülün Tarih: November 27, 2006 9:26 PM
Saçmalıktan başka birşey değil yapmış olduğunuz öneri. Neden mi?
1. Hıristiyanlar islami bir din olarak kabul etmiyorlar dolayısı ile hırıstiyanlar. Din olduğunu kabul ettikleri anda müslüman olmaları gerekirdi dolayısı ile kiliseye gerek kalmazdı.
2. biz hıristiyanlığın doğru olmadığını biliyoruz. bu nedenle bile bile lades diyemeyiz.
3. sadece politik amaçlarla elimizde olan bir yeri misyonerliğin merkezi haline getirmemiz aklımızın az çalıştığının başlıca göstergesi olacaktır.4., 5., diye giden onlarca neden sayabilirim fakat aklıma gelen üçünü yazdım.
fakat korkarım her saçma sapan pratik görünümlü, bozguncu fikirler gün gelir ülkemizin gündemine oturur. Allah bize o günleri göstermesin....
Yazan: alpullah Tarih: December 11, 2006 5:19 AM
ben francesca welcawelcs İtalyalıyım. Ayasofya bence kilise olmalı
Yazan: francesca Tarih: December 28, 2006 11:55 AM
"Bir müslüman olarak Ayasofya'yı elbette cami olarak görmek isterim,Ayasofya herşeyiyle yaradana ibadet için yapılmış bir mabed, Ayasofya'yı bir müze olarak görmek içimi acıtıyor".
Müslüman kimliğimi devreden çıkarın ve yukarıda yazdığım cümleleri katolik bir İtalyan'ın yazdığını düşünün. Bu cümleler tıpatıp ona da uymuyor mu? Sanırım Ayasofya hadisesine bu gözle bakmak gerekiyor.
Mustafa Bey'e çok teşekkür ediyorum düşüncesi için, bu konuda düşünmüş ve kafa yormuş biri olarak ben de aynen Mustafa Bey gibi düşünüyorum.
Biz Türkiye müslümanları olarak Ayasofya bizim topraklarımızda olduğu için zaten çok şanslıyız. Bırakalım dünyanın heryerinden hristiyanlar da bu kutsal mabede gelip dua etsinler, tüm dünya
dinimizin hoşgörüsünü, barış ve kardeşiliğin nasıl olduğunu görsün.
Nur
Yazan: İlknur Karaaslan Tarih: February 21, 2007 7:18 PM
super guc olsa ıdım bunu dusunebılır ıdım.. bu topraklar kı anadolu ıle sınırlı degıl balkanlar kırım kafkaslar ortadogu ve kıbrıs buyuk turkıyenın parcası ve bız bu topraklarda egemen olamıyoruz kusatılıyoruz bunlar hanı bazılarının dedıgı korkular degıl cunku ulusal bır hedefsızlık var dıye dusunuyorum neyse dedıgım gıbı buyuk bır turkıye olsa ıdım kudusu dunyanın uc dınının de barıs merkezı yapardım dunyanın bırıncı harıkası olurdu ıstanbul da ıkıncı harıkassı ve ayasofyada belkı dedıgınız gıbı bır projeyle bıcımlendırılebılırdı ama boyle bır sey boyle bır zamanda terstır bence yapılacak en ıyı sey kesınlıkle camı olmasıdır ve tarıhı eserlerımız olarak koruma altında tutulmaya devam edılmesıdır....turk kulturunde dınlerden korkmak yok aslında , dınlere karsı hosgrou egemendır her zaman ama degısen kosullar zıhnıyetler her ne ıse sonuc olarak bızım dıger dınlerle ısımız yok ama bızım dınımızle ısı olan cok sırf peygamberımıze sovmek ıcın bıle adamlar sıte actılar anmakbıle ıstemıyorum o sıteyı burada .... Isa aleyhısselam da beım peygamberım HZ Musa da.. ama kıme anlatasın....
Yazan: ancazin Tarih: February 22, 2007 10:32 PM
Ortada bir soru var ve bu soruya objektif cevap vermeye cabaliyoruz.
Fakat dogmalara kendi ozgur fikrimizden ustte -yol verdigimiz- anda bu objektiflik kayboluyor, dogma ne demisse o dogrudur sonucuna variyoruz. Bu dogma ister laiklik adina, ister islamiyet adina, istersede hiristiyanlik adina olsun dogru bir cozum degil.
***
Ayasofya eski bir kilise ve eski bir camidir. Dahada otesi, ZAMANINDA dunyanin en buyuk binasi, dunyanin en buyuk kubbesi, en ileri mimari teknolojisi, en su, en bu... yani tarihi, mimari, sanat ve teknolojik degeri ibadethane fonksiyonundan daha belirgin.
Ibadethane ihtiyacimizmi var? iki adim otede daha buyuk bir cami var, yetmiyormu? yapalim bir tane daha, iki tane daha, bes tane daha ve insanlar ibadetinden geri kalmasin.
***
-Orasi ibadethane olarak yapildi- anlayisi ile yola cikarsak Kapadokyadaki magaralarinida, Efes, Hattusas harabelerinide listeye eklemek gerekir.
Vicdan lutfen.
Yazan: Haydar Tarih: February 23, 2007 2:41 AM
Sayın bu yazıyı yazan arkadaş, Türk fetih geleneğine göre bir yer kılıç zoruyla alınırsa oranın en büyük ibadethanesi camiye çevrilir, bunun yanında diğer ibadethaneler inananların hizmetinde kalır. Ayasofya Fatih Sultan Mehmed'in vakfıdır. Bu konuda ve Fatih'in vakıf kağıdıyla ilgili sanırım bir bilginiz bulunmamaktadır. Eğer bulunuyorsa sizin söylediklerinizin tümü tutarsız görüşlerdir. Eğer bir yer vakfedilirse bu vakfın bozulması kanunen de mümkün değildir. Ama batı dünyasına karşı aşağılık duygusunu hissedenler buranın kilise olması gerektiğini dillendirmektedir. Sana birşey daha, Endülüs'teki Kurtuba Camii ne haldedir biliyor musun? yok değil mi? orası 13. yydan beri kilise olarak kullanılmaktadır. yaranmak için her türlü tavizi vermekten çekinmeyeceğiniz batıdan size bir örnek...
Yazan: Seshat Tarih: March 23, 2007 5:25 PM
dinler arası diyalogtan bahsediyorlar nediyalogu ya tek din islam dinidir allahhın izniyle ayasofyada müslümanların sembolüdür vede öğlekalacak ve cami olmasılazım
Yazan: atilla Tarih: May 25, 2007 10:31 PM
bence çok güzel ögretmenimizin verdiği ödevide buldummm harika
Yazan: rabiya Tarih: October 4, 2007 5:27 PM
Çok iyi niyetlerle ortaya atıldığına en ufak şüphe duymadığım bu "müze olmaktan çıkarılsın" fikri, "dinler arası diyalog", "medeniyetler çatışması" veyahut da "medeniyyetler barışı" polemiklerinin gölgesinde kalan çok ama çok önemli bir hususu üzerine basarak söylemek gerekliliğini düşündürüyor bana: o da binanın mimari anlamda durumunun, ibadethane olmaya pek de müsait olmayışıdır. Ayasofya nın müze haline getirilmesini isteyen büyük önder Atatürk ü islam düşmanı ilan etme gayreti içinde olanların Fatih in Ayasofya üzerine vasiyeti adı altında bazı sözlerle sıksık gündeme gelme çabaları karşısında da şunun üzerinde ehemmiyetle durmamız gerekir ki; bu topraklar bir dönem Bizans hakimiyetindeyken bir büyük Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmış ve uygun gördüğü şekilde Ayasofya camiye çevrilmiştir. Bundan 480 yıl kadar sonra yeniden İhtilaf devletleri tarafından işgal edilerek elimizden alınmış olan İstanbul'u -hatırlarsanız bir 6 Ekim tarihinde- düşman işgalinden kurtarmış olan bir diğer Türk komutanı Mustafa Kemal Atatürk ün isteği üzerine de bir bakanlar kurulu kararı ile Müze ye dönüştürülmüştür.
1000 yılı aşkın süredir ayakta durmasına karşın son derece zayıflamış olan bu binanın içinde hoparlörler kullanılarak yüksek ses çıkarılması hiç de doğru bir hareket olmazdı. Atatürk ün bu koşullar karşısında en doğru kararı vermiş olduğunu üzerine basarak söylerken,400 küsür yıl önce, temelindeki zayıflıkları gidermek için binanın çevresine minareler yerleştirten Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman'ın da bugün yaşasalardı, ilerleyen yaşı karşısında binayı ibadete kapattırmanın uygun olacağına karar vereceklerini ve yine birtakım kılkuyrukların bunu şeyhülislama şikayet ederek bu büyükleri de, aynen Atatürk e yaptıkları gibi, din karşıtı işler yapmakla suçlayacaklarına en ufak şüphem olmadığını söylemek zorunda hissediyorum.
Yazan: Nezih Kanbur Tarih: October 4, 2008 3:14 PM