« 'Site Adabı' Üzerine Bir Hatırlatma | Ana Sayfa | Anafikir'in Yorumu »

May 12, 2006

Sosyal(ist) Reis-i Cumhur'un Ekonomiye Darbesi

Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer'in laiklik yorumlarını daha önce bu sitede eleştirmiştim. Bu konudaki otoriter yaklaşımı ve gereksiz alarm sinyalleri ile Türkiye'yi gerilime iten Sayın Cumhurbaşkanı bu kez de sosyal güvenlik reformunu "kökten veto" etti. Bu vetodaki teknik yanlışları görmek için, Taha Akyol'un bugünkü "Çankaya Muhalefeti" başlıklı yazısını mutlaka okumak gerek. Bu yazıda açıklandığı gibi Sezer'in vetosu vahim bilgi hatalarına dayanıyor.

Gülay Göktürk ise, "Sezer'in Sosyal Devleti" başlıklı yazısında "dünyanın en sosyal devleti" olan SSCB'den dem vurarak, Sezer'in inandığı "sosyal devlet" mitini eleştirmiş. Sezer'in vetosunun önümüzdeki onyıllar içinde Türkiye'yi ne kadar büyük bir ekonomik sıkıntıya sokacağına işaret ettikten sonra, "Sırtında yumurta küfesi olmayan, çözümleri engelleme özgürlüğüne sahip ama herhangi bir şeyi çözme sorumluluğu olmayan kişiye bizim sistemimizde cumhurbaşkanı deniyor" demiş. Hiç haksız sayılmaz.

Stalin dönemine ait bir Sovyet propaganda resmi: Bir yerlerden tanıdık geliyor mu?Ben de şunu ekleyeyim: Sayın Sezer'in sosyal devlete olan inancı ile otoriter laikliğe olan sadakati birbiriyle ilgisiz şeyler değil. Daha önceki bir yazımda da işaret ettiğim gibi, insanların her ihtiyacını hesaplayan ve karşılayan, onları koruyup-kollayan ve gözeten Kadir-i Mutlak devlet inancı — ki sosyalizmin ve onun "light" versiyonu olan sosyal devletin temelini oluşturur — sekülerist bir fikirdir. Bu devlet, Allah'ın rahmetinin ve onun dünyevi yansıması olan toplumsal hayırseverliğin yerine ikame edilmek istenen seküler bir araçtır. Sosyalist düzende "zekat", "cemaat dayanışması", "evkaf" gibi dini mekanizmalar değil, devletin "sosyal yardımları" esastır. Dini yardım mekanizmalarına bile — örneğin kurban derilerinin toplanması işine — devlet el koyar.

Dolayısıyla "her Mülkiyelinin biraz komünist olduğu" ülkemizde, sosyal devlet sevdası ile dinin toplumsal yaşamdan kazınması hedefinin hep atbaşı gitmesi, hiç ama hiç tesadüf değildir. Komünizm öldü sanmayın; Ankara'da hala yaşamaktadır.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 12, 2006 12:29 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=39572,10,12
Katkı olsun diye.Deniz Bey in yazısı da oldukça bilgi katkılı.

Yazan: salih Tarih: May 12, 2006 2:56 PM

mustafa bey yazınızda cumhurbaşkanının laiklik vurgusunu abartmasını eleştirmenize katılıyorum. fakat sosyal güvenlik yasasının veto yemesi üzerine sosyal devlet ve hele de sosyalizm eleştrisi yapmanız biraz fazla zorlama değil mi sizce de...

Yazan: yiğit doğan Tarih: May 12, 2006 3:26 PM

Mustafa bey,

Bu örneğiniz ve benzetmeniz de Fransa örneğinden bir farkı yok. Yani al birini vur ötekine.

Sizin mantığınızla gidersek Suudi Vahabi ve İran dini diktatörlüklerine bakıp İslam dininden vazgeçmemiz lazım.

Lütfen olayları ve olguları doğru tespit edelim. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden sonra Fransa'da da teklif edilen aptalca bir yasa önerisine bakıp da demokrasinin ve özgürlüklerin teminatı olan laiklik ilkesine Fransız ekolü deyip saldırmanın akılla mantıkla bağdaşan bir tarafı yoktur.

Sizin bu yaptığınıza fırsatçılık denir. Fransızlar ve diğer avrupa ülkeleri bilmiyorlar mı bu yasa tasarısının akılla mantıkla demokrasiyle bağdaşmadığını. Tabiiki biliyorlar. Bunun yanıtını da açıkçası bir siyaset bilimcisi olarak sizden bekliyoruz. Türkiye üzerine oynanan oyunların neler olduğunu bu konu hakkındaki değerli araştırmalarınızı bizimle paylaşırsanız seviniriz.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: May 12, 2006 6:35 PM

Yaa bu T.C. ne sağlam bir sosyal(ist) devletmiş ki, 56 senedir süren Glasnost ve Perestorika döneminde onu tasfiye edecek bir Boris Yeltsin bulunamadı! Biri bizi işletiyor gibi geliyor bana.

Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu

Yazan: Veysel Aratlıoğlu Tarih: May 12, 2006 7:08 PM

Mustafa Bey az bile söylemiş.

Cumhurbaşkanı'nın açıklama ve uygulamaları gerek politik gerekse ekonomik açıdan fazlasıyla otoriyeryen bir zemine oturuyor.

Gülay Göktürk ve Deniz Gökçe'nin değerlendirmeleri de son derece yerinde.

Ahmet Necdet Sezer, benim kanaatimce, tedavülden kalkmış düşünceleri itibariyle Türkiye'deki için en otoriteryen ve tehlikeli yöneticilerden biri durumunda.

Görev süresinin dolmasını dört gözle bekliyorum.

Yazan: derinsular Tarih: May 12, 2006 7:30 PM

Yazınızdaki görüşlere katılıyorum. Ancak Şener'in "her Mülkiyeli biraz komünisttir" lafına ilişkin Suat Bey dostumun blogunda bir iki şey söyledim. İlgilenen olursa:
http://www.blogcu.com/GELENEK/555159/

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 12, 2006 9:57 PM

Mustafa Bey'in yazısına katılıyorum.


Türkiye iki kez sosyal güvenlik sisteminin iflası noktası geldi.Üçüncüsü de kapıda.Böyle giderse 20-25 yıl içinde emekli maaşı ödeyemez hale geleceğiz.Dünyanın heryerinde sosyal güvenlik sistemleri açık getirir ama bunun bir mantıklı oranı vardır.Zaten devlette bunu tabii olarak karşılar.Ama dünyanın hiçbir yerinde 25 yıl çalışana 30 yıl emekli maaşı ödemeye çalışan bir sistem yoktur.Sayın Cumhurbaşkanı’nın meseleye hangi açılardan baktığını biliyoruz ama hiç olmazsa ekonomik konularda ideolojik çerçeveyi askıya almalı..


Derinsuların söylediği gibi ben de Sayın Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin dolmasını dört gözle bekliyorum.

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 13, 2006 12:32 AM

Cuntacı köşecinin "Demirel önderliğinde solun birleşmesi" "proce"si ile Sezer'in sosyal güvenlik yasasıyla ilgili Demirelvari hamlesini, Demirel'in Arabistan seferberliği ile CHP'nin çeşitli manevralarını, hükümetin TCY tasarısıyla savcı harcama operasyonunu... evet, bütün bunları biraraya getirin. Ne görüyorsunuz? Bana da söyler misiniz?!

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 13, 2006 12:47 AM

Metin Bey Dostum,

Bozuk plak gibi olacak ama, benim gordugum: "Birlesik kaplar sistemi", "Hersey birseydir", "Birlesik alan teorisi", "Butun Yollar Tophane'ye cikar" vb..

Listeye saunacilari, "terorden" nemalanan, askerleri, "kultur boslugumu, kultur emperyalizmimi" meselesini, Seda Sayan'i, stanist gencleri, yerli oryantalizmi..ekleseydinizde ayni seyi soylerdim.


Selam, hurmet ve muhabbetler

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 13, 2006 8:17 AM

Merhaba,

Ben Sn. Akyol'un fikirlerine katılmıyorum.

Öncelikle Ataman Bey'in de dediği gibi, dünyanın en sosyal devleti olan Rusya'nın başarısızlığı -ki değildi, Rusya Komünistti- sosyal politikaların kötü olduğu anlamına gelmez. Önümüzde çok iyi örnekler de var, en başarılıları İsveç ve Norveç gibi iskandinav ülkeleri olmak üzere, Almanya ve İngiltere gibi çoğu Avrupa ülkesi vatandaşları için sosyal anlamda çok güçlü bir desteğe sahiptir.

Komünizm bile, günümüzde Çin'de başarılı bir uygulamaya sahiptir. Geçmişte komünist rejimlerle yönetilen Doğru Avrupa ülkeleri, bugün kapitalist rejimle yönetilen birçok ülkeden ileridir. Hatta Rusya'da eski komünist rejimi özleyenler pek çoktur.

Ayrıca sn. Akyol'un mantığıyla gidersek, daha önce de belirtildiği gibi İran'a bakarak İslam dinini kötüleyebilir veya piyasa ekonomisine geçiş yapmış olan Ukrayna'yı referans aralarak kapitalizmi eleştirebiliriz.

Burada komünizmi savunmuyorum, bu rejimin insan doğasına aykırı olduğu kanaatindeyim. Ancak "sosyal devlet" anlayışının, sonuna kadar uygulamaya geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Türkiye gibi "gelişmeye çalışan" ülkeler için sosyal devlet anlayışı daha da bir önem kazanıyor. Ne ekonomik, ne de sosyal anlamda Atatürk'ün çizdiği "muassır medeniyetler" seviyesine henüz ulaşamadığımız için, günümüz Türkiyesi birçok toplumsal çalkantıya gebedir. Örneğin Kürt sorunu bunlardan bir tanesidir. Kürt sorununun temeli kültürel haklar vs. değil, ekonomiktir.

Günümüz Türkiyesinde gelir dağılımındaki eşitsizlik apaçık ortada. Toplumun asıl kesimini oluşturması gereken "orta direk" (Turgut Özal geliyor akla değil mi?) bugün tükenmiş durumda.

Halkın büyük kesimi yoksulluk içinde yaşıyor. Bu durumda da, bu kişilerin eğitim, sağlık, sosyal güvence gibi "asgari ve temel" gereksinimlerinin devlet tarafından sağlanması gerekliliği büyük ölçüde artıyor.

Bu ihtiyaşların Sn. Akyol'un bahsettiği cemaat dayanışması, vakıf veya zekat gibi kurumlar tarafından sağlanabileceği tezine gelince.

Sn. Akyol soruyorum size peki bir cemaate veya vakıfa üye olmayan ne yapacak? Veya ben zekat almak istemiyorumsam?

Dini bütünler Nurcular'ın kapısını, laikler de A.D.D'nin mi kapısını çalacak?

Devlet eliyle denetime tabi bir şekilde toplanmayan paraların ve kişilerin istismarını kim önleyecek?

O cemaatten ayrılan kişi sosyal güvenceisnden de mi olacak? Cemaat ekonomik faydaları kişi üzerinde bir baskı aracı olarak kullanacak mı?

Dini paravan olarak kullanarak "elhamdülillah, hem müslümanım hem trilyonerim" mantığındaki kişileri zaten tanıyoruz.

Üç gün içinde solacak lalelerin maliyeti sorulduğunda televizyonda "birşey tutmadı, yaklaşık 750 milyar maliyeti oldu" şeklinde düşünen "lale"ler zaten iktidarda. Hem bu dünyayı hem de öteki dünyayı "garanti" altına almışlar. Bravo!

Peki halk ne durumda, dünyanın en pahalı benzini, doğalgazı, elektriği, suyu, telefonu hangi ülkede?

Türkiye'nin gelişmemesinin nedeni ne İslam, ne laik anlayış, ne de başka birşey.

Sadece ve sadece "şark kurnazlığı."

Toplum ve devlet olarak bu tutumdan vazgeçmediğimiz sürece, sayın Aziz Nesin'in de dediği gibi "biz kalkınamayız."

Saygılar.

Yazan: Yilmaz Tarih: May 13, 2006 9:29 AM

Yazan: myildiz Tarih: May 13, 2006 11:11 AM

Mustafa Bey'in yazısındaki görüşlere katıldığımı söylerken "büyük oranda" notunu düşmeyi düşünememişim. Şunları eklemek lazım:

1) Kapitalist ve kapitalistleşme sürecindeki ülkeler için veri olan "sosyal devlet" argümanını, bir zamanların reel-sosyalist ekonomilerine bakarak sözkonusu etmek yanıltıcı bir yaklaşımdır.

2) Bu argüman, iki ucu reçelli bir değneğe benzer. Kötülemek de sonuca götürmez bizi, savunmak da. Siyasal liberalizme inanan bendeniz, ekonomik liberalizme gelince durup bir titriyorum. Hele de bizimki gibi küresel sosyoekonomik yapılanmaya eklemlenme sürecindeki ülkelerde pür liberal* ekonomik yaklaşımlar toplumu felaketten felakata sürükleyen, şaşkın ördeğe (hatta başsız ördeğe) çeviren sorumsuz politikalar olmaktan öteye gidemiyor.

3) Bizdeki “sosyaldemokrat” müsveddelerinin ve onların da içinde yeraldıkları resmi ideoloji yandaşlarının “sosyal devlet” sayıklaması, kendi başına anlamlı bir tavır olmaktan tamamıyla uzak, bütünsel totalitaryen politikalarının bir bileşeninden ibarettir. Eleştirilecekse Mustafa Bey’in de değindiği üzere, “Kadir-i Mutlak devlet inancı” bağlamında eleştirilmelidir.

[*] İktisatçı olmadığımdan dolayı, literatüre ve jargona hakim değilim. Amatör bir bakışla söylüyorum: Kapitalist formasyonun mutlak bir biçimde ekonomik liberalizmi içerdiği de pratiğe bakıldığında savunulması mümkün görünmeyen, teorik bir görüştür bence.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 13, 2006 11:58 AM

Son yazdıklarıma mutlaka eklemem gereken birşey var: Ekonomik liberalizme mesafeli ve şüpheci yaklaşıyor olmak, devletçi, otarşist, ithal ikameci, [merkezi] planlamacı, vs vs olmayı gerektirmez. Dipnotta da vurgulamaya çalıştığım gibi, ekonomik liberalizm, reel kapitalizmin olgusal bir çıktısı değildir. Dolayısıyla hem kapitalizmin gayrımedeni, gayrıinsani, gayrıtabii mantık, natura ve işleyişini eleştirmek, hem de sosyalizan bir etik yaklaşımla eli yüzü düzgün hale getirilebilir bir ekonomik-liberal çerçeve oluşturmak mümkündür diye düşünüyorum. Bu dediğimle "üçüncü yol"u da, "sosyaldemokrasi"yi de kastetmiyorum, onu da belirteyim.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 13, 2006 1:36 PM

Çocukken matematik derslerinden hepimiz yakınmışızdır "Bu öğrendiğim şeyler benim ileride ne işime yarayacak?" diye. Görüyoruz ki Cumhurbaşkanı bile olsanız matematik kafanız yoksa bir yerde tıkanıyorsunuz işte. Birilerinin Sezer'e Ali, Ahmet ve Ayşe'nin yaşlarının toplamı 20'dir diye başlayan problemlerden çözdürmesi gerekiyor. Sezer, hayatın gerçeklerinden çok uzak yaşıyor. Ecevit'e fırlattığı anayasa kitabı halkı ekmeğinden etti. Köşke başörtülü milletvekili eşlerini almaması, kamusal alan tartışması başlatması yıllarca sürecek toplumsal bir çatışma oluşturdu. Bir an önce başka krizler oluşturmadan görev süresinin bitmesini dört gözle bekliyorum.

Yazan: blue Tarih: May 13, 2006 2:20 PM


Reis-i Cumhur (iyet gazetesi) Sezer!

Arkadaslar,

Once gecen yasadigim kucuk bir anekdot. Son 1 aydir gunlerimin onemli bir kism veterinerde geciyor. Ziyaretlerimden birinde veteriner'in "hocam" diye hitap ettigi bir hanim'a kopeginin yasini sordugumda 64 cevabini aldim. Bir kopege bir kadinin yuzune bakmam uzerine "hocam" "yani 12" diyerek aciklik getirdi duruma. "Hocam" "kedi ve kopeklerin 1 yili insanlarin 7 yilina denk gelir" teorisine, buyuk bir aritmetik hatasi ile uguluyordu. Bu teoriyi ilk duydugum zamandan beri sacma bulmusumdur; cunki yavrucaklarin cok buyuk kismi dogusta, veya onu takip eden kisa suredeki yuksek olum oranlari hesaba katilmaktadir. Yeni bahsedilen oran belirli bir yasa gelmis kedi kopegin degil, dogustaki hayat beklentisidir. Aksi olsa idi 200 yasinda insanlarin aramizda olmasi gerekirdi.

Sezer'in yanlisini aciklamak icin bu anekdota gerek yoktu. Bazi dostlar benim neden ozellikle bu gunlerde kedi'nin hayat beklntisi ile ilgilendigimi bilirler. Sezer'in bu "hayat beklentisi" yanilgisini Taha Bey cok guzel aciklamis; Deniz Gokce keza. Gerek Taha Bey, gerek Gulay Hanim, ve Mustafa Bey, Sezer muhalefeti'ni sadece burdaki carpik mantigi gostermekle kalmamislar, bunun arkasinda yatan devletci,otoriteryan zihniyeti de dogru olarak tesbit etmisler. Kanimca da Sezer'in vetosunu bir sosyal devlet anlayisi veya "iyi niyetli yanlis hesaplama" ile aciklamak yeterli degildir.

Sosyal devlet'in karsiligi tam olarak "liberal devlet" midir "piyasa ekonomisi devleti" midir, "kapitalist devlet" midir yoksa sabik ABD baskani Reagan'in "trickle-down ekonomisine dayanan devlet" (devlet zengini daha zengin yaparsa onlarin zenginligide eninde sonunda asagi katmanlara damlar mantigi) midir bilmiyorum. Terminoloji benim isim degil. Her iki tur yonetim sisteminin ortak ozelligi materyalistlikleridir bence. Ikiside insana fazla saygi gostermez; insanin manevi varligini inkar ederler. Ikiside insanin materyalist, greedy (tamahkar, acgozlu?) oldugu onkabulu ile ise baslarlar. Sosyalist devlet hal bolyle olduguna gore kitleleri kendilerinden korumak saiki ile hareket eder, yani insanlar insanlarin insafina birakilamaz der; insanlar yuksek ahlakla ahlaklanmadigina gore, onlar yerine yuksek ahlakli devlet madde ve hizmetlerin dagitimini yapar. Zaten sosyalizmin en buyuk yanilgisida kanimca bu kendisi ile celiskidir. Peki bu bencil insanin elinden dagitimi aldiniz, uretimi nasil yaptiracaksiniz? Ve nitekim yaptirilamadi,, gerisi tarih.
Sosyal devlet yada “refah devleti” ise gene ayni felsefe ile devleti adeta calisan calismayan, okuyan okumayan, zeki, aptal butun cocuklarinin mutlulugunu saglamak zorunlugu olan baba yapar.

Piyasa ekonomisine dayanan devlet ise kisilerin bencillikleri sonucunda ortaya cikan girisimciligin, tabiat itibari ile toplumun faydasina olacagini soyler. Insanlarin menfaatciliklerinden, bencilliklerinden ortaya “ortak menfaate” hizmet eden “gorunmeyen el” (A.Smith) cikar. Bu fesefe bir Amerikali borsa, corporate takeover (sirket ele gecirme) gurusu Ivan Boesky’nin "greed is good" (tamah iyidir) ifadesine goturmustur. Bence bu felsefenin en buyuk yanilgisi, insani zaaflari ile tanimlamasinin otesinde ekonominin en temel olcutu olan "arz-talep" kavramini buyuk resme uygulayamamasidir. Sinirsiz tamah- Sinirli kaynaklar. Sonuc ortada. Gandhi'nin dedigi gibi "There is enough for our need but not for our greed" (ihtiyacimiza yetecek kadar var ama tamahimiza yetecek kadar yok).

Islami ekonomiyi bu materyalist sistemlerlerin hangisine daha yakin oldugu bana biraz portakalla elmayi kiyaslamaya benzer. Bence bu iki sistem, ayni materyalist paradigma icerisinde yer aldiklari icin birbiri ile karistirilabilir. Fakat insanin manevi varligini inkar ettikleri icin Islam ekonomisi ile kasilastilamazlar. Bir zekat muessesesi veya bir "komsusu acken tok uyuyan bizden degildir" ogretisini bir materyalist sistemin neresine koycaksiniz? Temelde Islam'da yardimlasma, Mustafa Bey'in dedigi gibi bir Batililarin "honor sistemi" diye kategorize ettikleri inananlarin ise Allah'in rizasini ve kendi vijdanlarinin tatminini hedefledikleri bir anlayis uzerine kurulur. Dolayisi ile zekati vergi ile karsilastirma, veya "laissez faire" ekonomisindeki "common good" (ortak menfaat) un verdigi sorumluluk ile karsilastirmak zordur; uhrevi ile dunyevinin karsilastirilmasi (ve karistirilmasi) sozkonusudur. Bunlar hicte bilimsel gorusler degildir; ekonomiden fazla anlamayan birinin mantiki cikarimlaridir.

Bence Sezer'in bu vetosunu, zaten bir yonetim felsefesi bazinda ele almak dahi ona hak ettiginden fazla saygi gostermek demektir. Adamin yaptiklari yapmadiklari fanatik laikcilik, devletcilik, otoriteriyanizm, miltarizm, toplum muhendisligi kavramlarini bagnazca uygulamasi ve "hukumet yaptigina gore karsi cikmaliyim" mantigi ile hareket eden kor muhalefet anlayisindan baska birsey degildir. Bu bakimdan gecmiste populist, yagmacilarin menfaatleri dogrultusundaki tasarruflari ile bildigimiz Baba'dan farki Baba'nin Sezer'in tersine idare-i maslahat geregi esnek, pragmatist olmasi, Sezer'in ise asker gibi ideolojik rigidity sergilemesidir; birde Demirel kendisi strateji uretebilirdi, seytani olsada. Sezer ise kendisine ezberlettirilen sloganlari bilgelik olarak tedavule sunmaktadir. Ilhan Selcuk'u fikir babasi yapan adamdan fazlasi da beklenemezdi.

Sezer'in bu rigid, darbecilerin, seckinlerin yureklendirmesi ile Anayasa, kanun dinlemeyen ve acik sekilde gorev ve yetki sinirlarini asan muhalif tavri yukarda dedigim gibi "her halukarda hukumetin kaybetlesi iyidir" prensibine dayanir; bu vesile ile millet kaybetmis ne onemi olabilirki. Turkiye'ye 25 milyar dolara malolan 2B bu nedenle reddedilmistir; atamalar bu nedenle veto edilmektedir (Sezer'in bu hukumet doneminde atamalari onaylamama orani Ecevit donemindekinin yaklasik on katidir). Sezer'in diger bir fikirdasi, (danismani ise sasirmam) Ozdemir Ince'nin "rejim batacagina ekonomi batsin" sozu manidardir.

Laikci, Cumhuriyet muhafizi cephenin bu ulkeden tas ustune konulmus tasi yoktur. Bu cephe muhalefet olmayi o kadar icsellestirmislerdirki kendiletrini "sorumlu" yerine koymak hic akillarindan dahi gecmez. Deniz Baykal'i elestiren B. Baykam gibiler "niye mutfak kabinesi kurmuyorsunuz", "niye sadece karsi cikiyor; alternatif tekliflerle gelmiyoruz" falan demek istemiyor "etkin muhalefet yapamiyoruz" derken. Daha da saldirgan , daha da militarist, darbeci, devletci uslup tavsiye ediyor. Meclisin demokrasideki yerini, laiklik konusundaki muglakligi belirten meclis baskani'na "Bulentinecad", "muddei iddiasini isbatlamazsa..." [... nin yerine gelen kelime mufteridir] diyen Basbakan'a "alsin o uc noktayi bir tarafina koysun" diyen Baykal'in muhalefetini "yeteri kadar sert" bulmuyor bu "etkin muhalefet" isteyenler.

Evet artik maalesef kutuplardan, cephelerden bahsediyoruz. Aslinda akkli basinda uniter devletciler, Ataturkculer, cumhuriyetciler, hergun yeni dusmanlar ihdas etmenin, birilerin irklarindan, birilerini dinlerinen, birilerini geleneklerinden kulturlerinden dolayi otekilestirmenin kendi bindikleri dali kesmek oldugunu,ve kendi "exclusive club" larinda yapayalniz kaldiklarini gormeleri beklenirdi. Ama entellektuel laikci gibi akli basinda laikci (devletci deyin, toplum muhendisi, deyin)" de oxymoron (icinde tezat barindiran ifade) dir.

Sezer'in bu yonetim anlayisinin Turkiye'ye kaca maloldugunu hesaplamayi ekonomistlere birakiyorum. Saniyorum Deniz Gokce Demirel'in 1991'de emeklilik yasini indirmesinin Turkiye'ye kaca mal oldugunu hesaplamis. Yegenleri ve aile resiminkiler "verdiysem ben verdim" dediklerine verilenden cok fazla. Anayasa firlatmanin fiyatida hesaplanmisti. Sosyal devletci dusunurumuz Mumtaz Soysal'in bir zamanlar 35 milyar eden Telekom'un satisin danistaydaki ideolojik yandaslarinin isbirligi le engellemesinin faturasinin 25 milyar dolar oldugunu soyluyor gene ekonomistler, deger kaybini baz alarak. Bunlar birkac secme ornek.

Dilerim birgun bizimde de Sili, Arjantin, Ukrayna hatta Nijerya'daki gibi "hesap soran intelligentsia" miz olur da bizde Isaret aldigimiz gun yururuz arkalarindan. Simdiki munevverlerimiz "etkinliklerini" universitelerde darbeci netekim pasa'yi alkislatmak, ve askere her hafta davetiye cikarmakla, ve "yaw gecmiste andic konusunda hatalar yaptik' ozur dileriz; oglum Buyukanit Pasa'nin bugunku emri ulastimi" demekle mesguller.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 13, 2006 3:41 PM

Sevgili Bekir Bey dostum,

Serbest piyasa öngörüsüne dayalı liberal ekonomi altyapılı kapitalizm de, merkezi planlama öngörüsüne dayalı sosyalist ekonomi altyapılı reel-sosyalizm de çuvalladı. Biri mevta oldu, diğeri sürünüyor. Ancak, "insanin manevi varligini inkar etmek"le "insanin materyalist, greedy (tamahkar, acgozlu?) oldugu onkabulü" birbirinin izdüşümü müdür acaba -bundan şüpheliyim doğrusu. Bunu biraz daha açmanızı rica ediyorum.

Ayrıca, ahlak ve maneviyat temelli yaklaşımın da, Cem Yılmaz'ın gırgır geçtiği "Eğitim şart!" klişesi gibi muallakta kalan (temeli sağlam olmayan) bir yaklaşım olduğu kanısındayım. Ekonomik yapının insanı insanlıktan çıkardığı bir toplumsal formasyonda ahlaki çağrıya kulakların büyük çoğunlukla sağır kalması kaçınılmazdır. Aç ve aşağılanmış, insanlıktan çıkmış insanın ahlaklı olması/kalmasını öngörmek ne derecede gerçekçi bir beklenti/arzu/öngörüdür?

Dolayısıyla, teorik çerçevesi iyi çatılmamış bir tür İslami ekonomi modelinin geçerliliğinin, içinde yaşamakta olduğumuz verili dünya düzeninde kendine yer bulabileceğinden -burada sözkonusu etmediğim diğer birçok nedenle birlikte- bu nedenle de mümkün göremiyorum. İslamın koordinatlarını çizdiği bir evrensel ahlak modeli, bir KURUCU UNSUR değil, ancak bir SONUÇ olabilir.

Bekir Bey dostum, değerli cevabi fikirlerinizi beklerim.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 13, 2006 4:31 PM

Şimdi haberim oldu:

"(...)bu işin sonu iyi gelmez. Şimdiden düşünsünler, adımlarını ona göre atsınlar."

Çölaşan yine çölü aşıyor. Paşa sözü naklediyor böyle ve diyor ki:

"Bölügiray Paşa çok doğru bir konu yakalamış. 'Kim olacak' değil, 'Kimler niçin olamaz' sorusunu tartışmalıyız. Kimler cumhurbaşkanı seçilmemeli?.. Ve seçilemez?..

Onlar kendilerini iyi bilirler! Bilmiyorlarsa öğrenirler."

Yaa, işte böyle! Sevsinler bunların demokrasisini!

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 13, 2006 5:04 PM

DÜZELTME:
"içinde yaşamakta olduğumuz verili dünya düzeninde kendine yer bulabileceğinden" DEĞİL, "içinde yaşamakta olduğumuz verili dünya düzeninde kendine yer bulabilmesini"

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 13, 2006 5:44 PM

Metin Bey dostum,

Yorumumdada belirttigim gibi, benim yaptigim bir layman'in asina olmadigi, dogrusu fazlada ilgi duymadigi bir konu uzerine cok genel felsefi degerlendirmeleridir. Sorularinaza vermeye calisacagim cevaplarida bu minvalde degerlendiriniz lutfen.

"Ancak, "insanin manevi varligini inkar etmek"le "insanin materyalist, greedy (tamahkar, acgozlu?) oldugu onkabulü" birbirinin izdüşümü müdür acaba -bundan şüpheliyim doğrusu. Bunu biraz daha açmanızı rica ediyorum." (MTP}

Dogrusu degildir kanimca. Kelimeleri, cumleleri iyi secmis olmayabilirim; ki bu ozurumu birkac defa itiraf ettim. Ayni fikri daha iyi aciklamak icin laf salatasi yapmanin dezavantajlarindan biri, elestriye kendinizi daha fazla eksopze etmenizdir. Benim yazdiklarimda cumlelerden cok ana fikirlere odaklanilirsa meramim daha iyi kavranir saniyorum. Burda gerek "manevi varliginin inkari" gerek insanin materyalist, tamahkar oldugu onkabulu" aslinda kafamdaki ayni dusunceyi vurgulamak icin kullanilmis alternatif ifadelerdir.Herhalde burda maneviyat, uhreviyet, yuksek ahlak kavramlarini fudge yaptim. Teorik olarak tamahkarlik, maddecilikle barisik bir mana dunyasi da olabilir. Ivan Boesky'de "tamahkarlik iyidir" derken bunun ortak menfaate hizmet edecegi icin "ahlaki olarak iyi" oldugunu soyluyor. Benim vurgu yapmak istedigim sey her iki sisteminde insani temelde maddi tatminin otesinde bir kaygisi olmayan, bencil yaratiklar olarak tanimlamasidir. Bu on kabulle hareket eden iki sistemden biri care olarak ahlaki merkezilestiriyor. Digeri bu tanimdaki insanlarin bu ozelliklerinin sonunda bir "gorunmeyen el" olusturarak ortak menfaate hizmet edecegini, yani "ahlaki dogru" nun bunu amaclamayan, hatta tersini amaclayan insan suruleri tarafindan yaratilacagi paradoxunu sunuyor. Bilmiyorum dahami kasrmasiklastirdim. Siz "suphelerinizi" ifade ederseniz, belki benim fikirlerimi daha berrak ifade etmemi saglarsiniz.

"Ayrıca, ahlak ve maneviyat temelli yaklaşımın da, Cem Yılmaz'ın gırgır geçtiği "Eğitim şart!" klişesi gibi muallakta kalan (temeli sağlam olmayan) bir yaklaşım olduğu kanısındayım. Ekonomik yapının insanı insanlıktan çıkardığı bir toplumsal formasyonda ahlaki çağrıya kulakların büyük çoğunlukla sağır kalması kaçınılmazdır. Aç ve aşağılanmış, insanlıktan çıkmış insanın ahlaklı olması/kalmasını öngörmek ne derecede gerçekçi bir beklenti/arzu/öngörüdür? (MTP}

Burada siz benim soylediklerimi biraz fazla genis yorumlamissiniz saniyorum. Ben islami ekonomi ile materyalist ekonomilerin nesnel bir karsilastirmasinin zor oldugunu ifade etmeye calistim. "ahlak ve maneviyat temelli yaklasim"i bir pratik alternatif olarak onermedim. Bu bir idealist vizyondur; belki bir utopyadir. Siz ise bu idealist vizyonu bir ekonomik teori gibi almis mevcut materyalist paradigma icine yerlestrip, gercekciligini sorgulamissiniz. Boyle bir vizyonun gercekci degerlendirmesi bir paradigma kaymasi gerektirir. Yukardada soyledigim gibi bu karsilastirma "elma armut" unkidir; cari materyalist sistemi, ve onun urettigi hastaliklari veri olarak alip "maneviyati/ahlaki nasil ihdas edeceksiniz" sorusu benim temel argumanimin cercevesi disindadir.

Son paragrafinizdaki elestrinizde benim soylediklerimi ayni acidan yorumlamaniza dayandigi icin yukardaki cevabim onun icinde gecerlidir. Ben burada cari "verili dunya" icin bir islam ekonomisi alternatifi sunmadim. Boyle bir bir "tall order" icin gerekli techizata haiz degilim. Yukardada dedigim gibi yaptigim cok genel bir temel fesefe karsilastirmasidir. Insanin fitratinda var olan daha yuksek degerleri baz alan bir sistem, Islam veya baska degerler sistemine dayaniyor olsun, tabiiki mevcut sartlari sabit kabul ederek birdenbire tesis edileck degil. Bu konuda insanin mana dunyasindaki degisime gore yeni paradigmalar olusturabilecegini, yani "tarihin sonu" nun gelmedigini kabul edersek bu "verili dunya" nin verilerinin degisken oldugunuda kabul edebiliriz saniyorum.

Selamlar, saygilar, muhabbetler

Yazan: Bekir L. ildirim Tarih: May 14, 2006 2:15 AM

Arkadaslar,

Bu baslik altindaki bir yorumumda "hesap soran" menevverlerimizin yoklugundan yakinmistim. Artik sadece yanlislari listelemenin munvverler icin yeterli olmadigini, somut adimlarla kollektif hesap sormada onlarin liderlik yapmalarinin munvverligin (aydinligin) geregi oldugunu ifade etmeye calismistim. Daha once soyledigim gibi "Simdiki munevverlerimiz "etkinliklerini" universitelerde darbeci netekim pasa'yi alkislatmak, ve askere her hafta davetiye cikarmakla, ve "yaw gecmiste andic konusunda hatalar yaptik' ozur dileriz; oglum Buyukanit Pasa'nin bugunku emri ulastimi" demekle mesguller. "

Simdilerde artik "andic" in savunulurlugu kalmadigini goren uyanik sahte basin ozgurlukcusu, sahte demorat, sahibinin seslerinin bir cogu utanmadan karsimiza cikip "zaten bende yanlis oldugunu dusunmustum", "biz istemeyerek yayinladik", "biz yayinlamayi uygun gormedik" gibi kendilerini temize cikarma operasyonu ile mesgulleer. Hatta beyazin da beyazi Turk E. Ozkok cikip acik acik, ben refah partisinin kapatilmasina karsi ciktigimi yazilarimda belirtmistim yalanini yaziyor "nasil olsa kimse ortaya cikarmaz" umidi ile. Ancak, bir dikkatli kose yazari , Yeni Safak'tan A. Kekec, usenmeden adamin o donem yazdigi butun yazilari arastirip birakin "karsi cikmayi" destek ciktigini sergilediginde "A. Kekec'e tesekkur ederim, ben karsi cikan yazi yazdigimi saniyordum; cunki oyle dusunuyordum, meger yazmamisim" deyip bu defada bir taraftan, hatasini kabul etme erdemini gosteren adam puani almaya calisirken bir taraftan da her gun yeni andiclara imza atiyor alet oluyor, ve davetiye cikariyorlar. Andiccilarin, darbecilerin, demokrasi, hukuk katillerinn sadece ipligini pazara cikarmak yetmiyor, aktif olarak onlardan hesap sormak lazim. Bunun icin atilabilecek en kucuk adim darbeci netekim pasa hakkinda gorevini yapma cesareti gosteren Sacit Kayali, Semdinli'nin "iyi cocuklari" ve buyukleri hakkinda iddianama hazirlama cesareti gosteren Ferhat Sarikaya gibi"Cumhuriyet'in Savcilari" kurban alindiginda sessiz kalmamakti. Ama..? "ama" sini hepimiz biliyoruz.

Asagida linkini verdigim K. Bumin'in konu ile ilgili yazisi bu gunku Yen Safak'tan:
http://www.yenisafak.com.tr/kbumin.html

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 14, 2006 9:20 AM


Bekir Ağabey önemli noktaları dikkat etmiş.Ahmet Kekeç-Ertuğru Özkök dialoguna yol açan ilgili tartışma Van Cum.Savcısının iddianamesindeki bazı ifadelere atfen çıkmış ve Özkök "ben o dönemde Vural Savaş ve N.Mete Yüksel'in iddianamelerindeki ifadelerine de karşı çıkmış ve bu konuda yazı yazmıştım" demişti.

Ahmet Kekeç'in Özkök'e "ben o iddianamedeki ifadelere de karşı çıkmıştım" sözünü hatırlatarak "ben hatırlamıyorum ne zaman" sorusunu sorduğu yazı :

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/mart/08/akekec.html

Özkök bir yandan özür diliyor bir yandan da Bekir Ağabey'in söylediği gibi "hatasını kabul eden erdemli kişi" pozisyonu alıyordu.Örtki ölem.Özür yazısının linki de şudur :

http://www.gazeteciler.com/news_detail.php?id=4190

Kartel basını böyledir.Her türlü yalanı, iftirayı utanmadan söyler, provake eder.Safları sıklaştırıp topyekün taarruza geçer.Birçok yalan haberi manşetlerine taşır.Olmadı bambaşka bir haberi kuşa çevirip ideolojisini dolaylı yönden destekler.Hepsini yapar ama bunlar bir bir meydana çıkınca ne yapar ?

Hiiiç.Utanmadan yazmaya devam eder.Bekir Ağabey'in linkini verdiği yazıda Kürşat Bumin ne güzel yazmış :

Şu sözleri belki fazla "moralist" bulacaksınız ama değil:İnsanlar özellikle olgun yaşlarında yaptıkları "kötülükler"in "kefaratini" ödemeyi bu toplumda da öğrenmelidir.Ve inanın bu yönde bir tercih, herşeyden önce o insanlar açısından hayırlıdır. Yanlış anlaşılmasın; Ekşi bu büyük mesleki günahından dolayı "cezalandırılsın", o ünlü başyazıyı yayımladığına pişman edilsin filan demiyorum. Benim ödenmesini istediğim "kefaret" çok basit: Kalemini bıraksın ya da o günden sonra kalemini gazetesinin başka sayfalarında (ne bileyim, "Yaşam" filan) kullanmaya başlayarak "siyasi konular"la ilişkisini hepten kessin... Haksız mıyım? "Alçakları tanıyalım" yazısını yayınlayabilen bir başyazardan bu kadarını istemek (toplum olarak) çok bir şey midir?


Kürşat Bumin'in yazısına katılmamak elde mi ?Bumin daha önce de benzer mihvalde bir yazı kaleme almıştı.

Eğer bir gün, Ekşi'ler Özkök'ler, yalan haberlere, manşetlere imza atanlar, manipilasyon ve provakasyon yapanlar bu foyaları meydana çıktığında bunun kefaretini ödemeye mecbur kalırlarsa o zaman biz doğru yolda ilerliyoruz demektir.

Bumin "Kalemini, aklını, fikrini bir takım generallerin tehlikeli entrikalarının aracı haline getiren gazetecileri "bağışlamayın" ki, bu memlekette de "söz"ün bir ağırlığı olsun... " diyor.Ne kadar da doğru..

Bir gün bizim ülkemizde de "söz"ün bir ağırlığı olması deileğiyle..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 14, 2006 11:38 AM

Metin Ağabey,

Sizinle "İslam ve Ekomomi" konusuyla ilgili düşüncelerimi paylaşacağım bir yazı alacağınız var benden.Haberiniz olsun.:-) Bu arada İhtiyaç-İmkan ilintinize ve ezeli çelişkime ilişkin gördüğünüz karabasanınıza :D cevabımı blogumda verdim. Teşrifinizi ve katkılarınızı beklerim.. :-)

Saygı ve hürmetlerimle..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 14, 2006 11:50 AM

Sevgili Bekir Bey,

Benimkisi bir eleştiri değildi; yalnızca sizin bıraktığınız yerde sözünüzü bir adım daha ileriye götürme kestirimi ve bu kestirime dayalı bir soru sorma ihtiyacıydı. Cevabınız yeterlidir ve üzerine şimdilik yeni sorular sorma ihtiyacı duymuyorum. Ama konu önemli, belki ileride bir vesile ya da fırsat çıkarsa yeniden ve bu kez derinlemesine tartışma imkanı bulabiliriz. Şimdilik tamamdır. Teşekkür ederim.

(Şimdilik, kısa iki not:
1) Fukuyama gibi dangalakların "tarihin sonu" safsatalarına gülüp geçmek yeterlidir.
2) Sizin "materyalist ekonomi" anlayışı olarak bir çatı altına soktuğunuz kapitalist ve sosyalist ekonomik anlayışların arasında bence önemsenecek ayrımlar var.)

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 15, 2006 11:04 AM

Enis Batur'un dünya eleştiri tarihine geçen tarifiyle "Rahmetli Özkök"lerin, ekşimik başyazarların, cuntacı cumhuriyetçi abilerin borusu ötmeye devam edecektir. Ta ki bizler onların borusunun çobanın kavalı olduğunu sanan sersem koyunlar olmaktan vazgeçene kadar...

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 15, 2006 1:50 PM

Yasa yapabilecek hukuk fakültesi mezunu aranıyor.

Yasa ve Sezer'in veto gerekçeleri incelenirse yasa bir sürü hukuksal yanlış ve kendi içinde tutarsızlıklarla dolu olduğu görülür.

Mesela yasa hem 9000 işgününü dolduran emekli olur demekte. Hem de fakat kadınlar için 2048 erkekler için 2044' ten itibaren 65'e yükseltilmektedir. Bu durumda 18 yaşında sigortalı olarak çalışmaya başlayan ve 2048’de emekli olacak bir kişi 9000 iş gününü doldursa bile emekli olamayacak, emekli maaşı almadan işten ayrılıp 65 yaşına gelmeyi bekleyecektir.

Bu durumu da sokaktan geçen bir kişiye bana yasa yap desen. Herhalde daha iyi yapardı. Yani öyle hukuk tahsiline falan gerek yok.

Yine Avrupa’daki gibi aile hekimliği sistemi getirilmekte. Aile hekimi eğer sevk ederse kişi büyük bir hastanede bakılabilmektedir. Fakat çok sevk yapan hekimin maaşı düşer denilmektedir. Bu durumda hekimlerde maaşını yükseltmek için hastaları ölüme terk etmeleri gerekecektir.

Çalışma günü hesabı yanlış bir hesaptır. Onun yerine çalışma saati hesabı getirilmelidir. Mesela Fransa’da haftalık resmi çalışma saati 32 saat Türkiye’de 45 saattir. Fransa’da emeklilik yaşı 68’dir.

Türkiye’de
Yılda 45 saat x 52 Hafta =2340 saat çalışma vardır. 25 yaşında bu kişi işe girse 40 yıl çalışsa 65 yaşında emekliliğe hak eder. Ve 2340 saat x 40 yıl = 93600 saat çalışır.

Fransa’da ise
Yılda 32 saat x 52 Hafta =1664 saat çalışma vardır. 25 yaşında bu kişi işe girse 43 yıl çalışsa 68 yaşında emekliliğe hak eder. Ve 1664 x 43 yıl =71552 saat çalışır.

Şimdi soruyorum Fransa mı erken emekli olunuyor. Yoksa Türkiye’mi. 93600-71552=22048 saat yapar ki 22048 / 2340 =9,4 yıl

Evet Fransızlar Türkiye’den 9 yıl erken emekli olmaktadırlar.

Tüm Avrupa ve Amerika kıtası için çalışma saatleri Türkiye’den az ve buna benzerdir. Almanya, Kanada aynı durumdadır.

Şimdi Fransa’da emeklilik yaşı 69’a çıkarılması düşünülmektedir. Neden çünkü devlet öyle iyi sağlık hizmeti vermektedir ki. Yaşam süresi uzamıştır.

Bizde ise sağlık hizmeti ve harcaması esasen yoktur. Devletçi ülkeler içinde en az en kötü sağlık hizmetinin olduğu ülke Türkiye’dir. Merak etmeyin Türkiye erken emekli olanları erken öldürerek aradaki farkı kapatmaktadır.

Sezer’in işaret ettiği olay doğrudur. Anayasa buna izin vermeyebilir. Eğer hükümet gerçekten samimi olarak bu yasayı çıkarmak istiyorsa önce anayasa daki sosyal devlet ibaresini çıkarmalıdır. Bakın bu ibare Amerikan anayasasında yok sorun da yok.

Yine kanun hep çalışan kavramına yönelmiş. Hiç çalıştıran kavramına yönelmemiş. Sigortasız işçi çalıştıran, sigorta borcu olan bir sürü işveren affedilmekte. Halen sigortayı dolandıranlar affedilmektedir. Paylaşım olayı yoktur. Demokrasi zararın paylaşılması olmalıdır. Fakat Türkiye demokrat olmadığından, bu kurumları özelleştirse bile bu yeni özel sektör tekelleri yaratmak şeklinde olacaktır. İşte turkcell, telsim, aria, sebze halleri ve tüpraş, Ereğli tekelleri;
Önce devlet tekeli yarat sonra parçalamadan blok olarak sat ki Devlet tekeli olsun özel sektör tekeli. İşte biz buna öz eleştirme diyoruz.

Eğer Türkiye komünist olsaydı. Sanırım bu en kötü komunizm olurdu. Kuzey Kore’den bile daha kötü durumda olurduk. Eğer kapitalist olsaydık. Avrupa’nın karma ekonomi uygulayan bir ülkesi düzeyinde ancak olurduk. İşte sorun burada liberallik değil. Önce beyin olacak ki liberallik, komünistlik olsun. Zaten bu kavramları da bulanlar bizler değil Avrupa’lılar.

Eğer bu kavramları bizler bulsaydık. En komünist olsaydık. Sorun yoktu. Çünkü beyin vardı. İşte, bunun en güzel örneği Çek Cumhuriyeti.

Yazan: Melih Zengin Tarih: May 15, 2006 2:11 PM

Walla en güzelini Ayvaz Özel Bey söylemiş:

"Bu devlet dediğimiz yapıyı komple bir şirkete satmadan ve borsaya açmadan, populizmin sonu gelmez"
http://www.liberalhareket.org/article.php?sid=451

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 15, 2006 3:59 PM

Metin Bey dosdtum,

Tabiiki "materyalist ekonomi" diye tasnif ettigim kapitalist ve sosyal ekonomiler (komunist, sosyalist veye daha yumusak "refah devleti" dedigimiz sekillerisekli) arasinda buyuk farklar var. Ben sadece bunlarda ortak payda aradim ve bunu materyalist olmalari, insani ve toplumu buna dayanarak tanimlamalari olarak ifade ettim. Bunun birazx otesine gectiginizde, ayrismaya basliyorlar. Piyasa ekonomisti diyorki insan boyle bencildir, menfaatcidir ama bu iyidir cunki bundan gelen yarismadan, tamahtan ortak iyilige hizmet eden gorunmeyen el cikar. Sosyalist de diyorki insan kapitalistin dedigi gibidir, ve bu kotudur, devlet insanlari kendi tabiatindaki bu zaaftan korumak icin kontrolu ele almalidir. Benim anladigim temel felsefe benzerligi ve sonra farki budur. (belki bu Das Kapitaal ile Inquiry into the Wealth of Nations'in ana fikirleri arasindaki ortak bir on kabulun karsilastirmasi) Soyledigim gibi sonrasinda isler cetrefillesiyor. Sonrasi detay degil tabiiki vede onemli.

Yazan: Bekir L. ildirim Tarih: May 15, 2006 4:03 PM

Merhaba Mustafa bey,

Genel olarak fikirlerinize katılıyorum. Sezerin ve sezer gibilerin dini sosyal hayatın içinde görmek istemedikleri malum bir gerçek. Bunu kendileri de dile getiriyor. Ayrıca sezerin gerekçesi sosyalist bir dille yazılmış bu da doğru. Ama bunlar hükümetin sosyal güvenliğe bakış açısını görmezden gelmemize neden olmamalı. Bence hükümetin bu yasayla getirdikleri olaya yeni bir açılım getirmiyor ve bir "Yama" olmaktan ileri gidemiyor. Hükümet bu yasayı ve bununla ilgili çıkardığı yasaları "Reform" olarak nitelendiriyor ama bu gerçekle pek bağdaşmıyor. Belki daha yenilikçi yasalar çıkartmamalarının nedeni bugünkü hukuk sistemindeki aktörlerin hükümete olan bakış açısı olabilir. Ama bu yine de bizi bunları dile getirmekten alıkoymamalı. Evet hükümet güzel işler yapıyor ama bunların yanında yanlış işler de yapıyor...

Yazan: sozmeclisi Tarih: May 23, 2006 2:01 PM

Stalin'i sosyalizmin mutlak temsilcisi sanan zihniyet tabi ki Sezer ile ortodox-baskıcı laikçilik ile ve Mustafa Suphi'lerin katilleriyle de komünizm arasında bir bağlantı bulur. Hala akıllanmayacakmısınız? Ey müslümanlar. Oligarşi sizi hep bu cepheden vurmaya çalışıyor. Siz ise kapitalizmi hatta oligarşik faşizmi sosyalizme tercih ediyorsunuz.

Yazan: Marxist Tarih: May 30, 2006 12:40 AM

Aydın geçinen ama bir tek kendi baktığı yönü aydınlatan "el feneri tipi aydın" tarzında bir yazı bu...
Ahmet Necdet Sezer'in, Atatürk'ün laiklik ilkesi doğrultusundaki görüş ve icraatlarını doğrudan eleştiremeyen yazar, alakasız ve anlaşılması zor, teknik bir konuda yönelttiği afaki eleştirileriyle bulandırarak yapıyor manevralarını... Aslında bu bir bakıma sevindirici bir durum. Yazar ve onun gibi düşünenleri açıkça "Ben laiklik istemiyorum, Anadolu İslam Cumhuriyeti kurulsun, anayasa da Kuran olsun" demeye cüret etmekten alıkoyacak bir güç var demek ki bu ülkede...

Yazan: Murat Ergüven Tarih: November 13, 2006 4:45 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)