« Yorum Üslubu Konusunda Hatırlatma | Ana Sayfa | Bir Hatırlatma »

May 30, 2006

NYT: Türkiye Demokrasiden Vazgeçmemeli

Bugünkü The New York Times gazetesinde yer alan "A Violent Detour in Turkey" (Türkiye'de Şiddetli Sapma) başlıklı editoryal yorum, kayda değer. Danıştay baskını çerçevesindeki gelişmelerin objektif bir değerlendirmesinin yapıldığı yazıda, baskının ilk başta laikliğe yönelik bir saldırı olarak algılandığı, fakat daha sonra gelen bilgilerin durumu "belirsiz" hale getirdiği ve olayın zamanla çözümlenebileceği söylenmiş ki, bence şu anki durumun iyi bir özeti.

Yazıda asıl enteresan nokta, "muhafazakar bir Müslüman" olarak tanımlanan Başbakan Tayyip Erdoğan'a demokratik reformları sürdürmesi için tavsiyede bulunulması ve ABD yönetiminin de Türkiye'deki demokratik süreci desteklemesi gerektiğinin altının çizilmesi. "Washington," deniyor yazıda, "Türkiye'nin generalleriyle olan geleneksel ilişkilerini kullanmak suretiyle, ordunun siyasete karışmasına sıfır tolerans gösterilmesini telkin ederek, Türkiye'deki demokrasiyi destekleyebilir."

Bu ise, Atlantik'in ötesinden demokrasi karşıtı bir "yeşil ışık" bekleyenler için can sıkıcı bir yorum. Bakalım, demokrasiyi kesintiye uğratma sevdasını terk etmelerini sağlayabilecek mi...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 30, 2006 1:16 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Arkadaslar,

Bir bayan tartismaci:

"Bazen aranizdan Amerika'ya referans yapanlariniz cikiyor. ABD'de
Turkiye'de oldugu gibi, rejimi tehdit eden bir din tehlikesi olsa, siz bu
insanlarin o dine hosgoru gosterecegine inaniyor musunuz?" demis.

Ben de soruyorum: Türkiye'de rejim tehlikede mi? Kim tehdit
ediyor? Bunlarin cevaplanmasi gerekir. Cünkü Türkiye'deki Müslü-
manlarin yüzde yirmi veya otuz kadari dindardir. Bunlarin icinde bulu-
nabilecek El-Kaide misali ve laik rejim düsmani radikal Müslüman
sayisi, yüzde yarimin yarisina kadar bile ulasacak oranda degildir.
$imdi bunlar mi rejim icin bir tehlikedir? Bunlar mi laik rejimi yika-
caklardir? Bu kadar kücük bir azinlik azinligi laikler icinde yok mu
sanki! Yani Müslümanlari yok etmek isteyen radikal laik bir grup
veya azinlik? Yok mu? Elbette var! O halde Müslümanlar icindeki
radikal azinlik azinligina bakip bütün dindarlari veya Müslümanlari
rejim düsmani ilân etmek veya onlari Türkiye icin bir tehlike görmek
acikca bir iftira ve paranoya degil midir?

Bugün Türkiye'deki dindarlara, "hirsizin el ve ayagini kesen ve zina
edenleri taslayarak öldürten ve kadinlari zorla carsafa sokan bir
rejim ister misiniz" diye sorulsa, eminin bu demokrasiyi tatmis insan-
larin yüzde doksandokuzu: "Hayir" diyeceklerdir. Demek bu ger-
ceklere baktigimizda, "din tehlikesi"nden ziyade "laikligin despotlas-
tirilmasi tehlikesi" bulundugunu görürüz. Dindarlara dinsel özgürlügü
ve demokrasiyi cok görenler, yalniz dindarlari degil kendilerini de
sikintiya ve cikmaza sokuyorlar. Laikler bu cikmaza bir son vermek
ve onu a$mak durumundadirlar. Onlar bu cikmazi kabullendikleri
müddetce bu kavga devam edecek ve sona ermeyecektir. Özel
üniversitelere izin verilmeyen bir yerde, basörtüsünün kamusal alan-
larda yasaklanmasi asla kabul edilemez! Kanunlarin yasaklamadigi
bir $eyi, yönetmeliklerle zorla yasaklamaya ve onu israrla sürdürmeye
calismak, despotizmden baska birsey olamaz! Bu despotizm Türkiye'
ye ve Türkiyelilere yakismiyor. Laiklere hic yakismiyor! Laikler, radi-
kal laisizme teslim olmamalidir. Basörtüsü yasagini, AKP iktidarindan
önce laikler kaldirmalidir. Seksen yildan beri Türkiye'yi Avrupa'ya
benzetmeye calisan Kemalistler, basörtüsü ve dinsel hürriyet konusun-
da da Türkiye üniversitelerini Avrupa üniversitelerine benzetmeli ve
o ögrenim yerlerinde dinsel özgürlügü gaspeden BASÖRTÜSÜ
YASAGINI mutlaka kaldirmali ve kaldirtmalidirlar. I$te onlar bu
vazifeyi yerine getirdikleri an, biz onlarin gercek bir Kemalist ve Laik
olduklarini anlamis olacagiz. Aksi halde onlari koca bir sahtekâr
ve alcak birer despot olarak görecegiz! Kendileri de hicbir zaman
huzur bulmayacaklardir. Huzur ve baris isteyenler buyursun...

Not: Bu hitabim, Türkiye'deki bütün laiklere ve
Avrupa ve Amerika'daki bütün demokratlaradir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: May 30, 2006 5:28 PM

Bulent Arinc'in bence meclisteki konusmasinda deginmeye calistigi baslik buydu. Turkiye'de cok buyuk bir kavram kargasasi var. Demokrasi nedir, sosyalizm nedir, dinci ile dindar arasindaki fark nedir, seriatci kimdir, ne yer ne icer, amaclari nedir? gibi bir suru soruya her kafadan farkli bir ses cikiyor.

Meselenin ozunde din degil din dusmanligi var. Mesela hadi Turbani siyasi oldugunu iddia ederek yasakladiniz(ki o bile siyasi degildir), o zaman bone,sapka veya peruk takmalarini neden engelliyorsunuz? Ha burda adamlarin amacinin basortusu degil "saclarini gostermeyi haram sayan" kizlardan kurtulmayi amacladigini goruyoruz.

Universitelere mescit acilmasina izin verilmemesinin altinda da ayni gerekce yatmaktadir. Bir okul yonetimi mescit acilmasina neden izin vermez? bu soruya namaz kilmayi gericilik olarak gormeden cevap verebilirler mi? hayir. cunku o zaman izin vermemelerinin nedenini din dusmanligi olarak aciklayamazlar.

Mantik kavramini tam anlami ile ihlal ederler. Butun ust duzey burokratlarin eslerine gore secildigi gibi sacma sapan bir iddiada bulunurlar. Secilen kisi midir esi midir? Goreve getirilen kisi(bu ornekte erkekler) erkektir. Eger getirdilerse belki AKP'li diye getirmisler diye elestirebilirsiniz. Ne biliyim adam Musluman siz de Muslumansiniz diye elestirebilirsiniz. Biraz da Ateist atayin diyebilirsiniz. ama esi acik atayin demenin kadrolasma mantiginda yeri nedir?

Ama konuya gore tam anlami ile farkli yerlerde de durabilirler. Cumhurbaskani illa olacaksa esi kapali Abdullatif Seneri secmeye yanasirlar ama ayni kitle esi camide basi acik namaz da kilsa RTE'nin danismani Cuneyd Zapsuyu sevmezler ve hicbiryere atanmasini da istemezler.

Vesselam bu orneklere yuzlerce ornek daha eklenebilir. Turkiye'de konu mantik problemidir. Mantik bilmeyen bir kitleyi de agzinizla kus tutsaniz degistiremezsiniz.

Yazan: fatih demir Tarih: May 31, 2006 12:42 AM

Türkiye bu kısır ve tamamen lüzumsuz tartışmalarla çalkalanırken (ki buna itirazlar olacaktır), ekonomide ibre aşağıya döndü.

Erdoğan yönetimi, özellikle yolsuzluk ve gereksiz gerilim yaratma konusunda özel bir beceriye sahip.

En son örneğini Almanya'daki konuşmasında gördük. Erdoğan karizmatik bir kişilik olabilir, ancak ekonomi ve devlet yönetimi konusunda pek usta değil.

Gördük ki sn. İrtemçelik ile Erdoğan arasındaki fark bence Sn. Sezer ile Ahmedinejat arasındaki fark kadar büyük. Bizim idealimiz, irtemçelik'in türkiye'sinde yaşamaktır.

Türkiye demokrasiden kesinlikle vazgeçmemelidir, bir daha asla askeri darbe olmaz. Ancak 27 Mayıs'tan çıkarması gereken çok fazla ders vardır. Hem sağcıların, hem askerlerin, hem devletin, hem de halkın.

Sağcıların (28 şubat ile birlikte) çıkarması gereken ders, salt çoğunluk oyu almanın (DP'nin %50'nin üzerindeydi) istediği gibi at oynatma anlamına gelmemesidir. Erdoğan'ın yaratmakta ısrar ettiği duygusal, bencilce ve gereksiz polemikler, Türkiye'yi tehlikeli bir toplumsal çatışma ortamına sokmaktadır.

Laik kesimin çıkarması gereken ders ise, hoşgörü ve sabrın önemi ve sertlik ve şiddet kullanarak, haklıyken haksız duruma geçmenin ne kadar kolay olduğudur. 28 Şubat "andıç" sürecinde de bu yaşandı. "Andıç"ı uygulayanlarla benzer ideolojiye sahip olmama rağmen bu sürecin gerçekten aklın alamayacağı ve mide bulandırıcı (site adabı yüzünden daha fazla kötüleyemeyeceğim) bir komplo olduğunu düşünüyorum.

Ancak bu komplo ters tepti ve hem maşayı tutanları, hem de maşaları tasfiye edildi. Bazıları emekli, bazıları da iş arıyor.

Köktenci dini akımlar, türkiye için gerçek bir tehlikedir ve gerçektir. Türkiye'nin büyük kısmı, köktendinci değildir, ancak farklı kademelerde dini hassasiyeti olan insanlardır. Türkiye'de birçok insan rakısını da içer ama dinine laf söyletmez.

Küçük bir yüzde oluşturan köktendincilik, dine sempatiyle bakan bu geniş kesimden nemalanmaya çalışıyor ve becerebildiği kadar bu geniş kesimden kendisine yandaş toplamaya çalışıyor.

Erdoğan'ın köktendinci olduğunu zannetmiyorum. Ancak kendisinin dini hassasiyeti olduğundan ve yapı olarak duygusal -ve çabu sinirlenen- bir insan olduğundan, bu çeşit oyunlara çok kolay geliyor.

Ayrıca Erdoğan, türkiye'de iktidarda bulunanların bir türlü kurtulamadığı "iktidar körlüğü"ne yakalanmış durumda. sağlıklı bir durum değerlendirmesi yapamıyor ve hırçınlaşmış durumda.

Erdoğan'ın yapması gereken şu anda tansiyonu düşürmek olmalı. Köktenci akımların maşası olmamalıdır.

Eğitim kurumlarına ve devlet dairelerine din girmemelidir.

Uyarılarımıza karşın, bize her zaman "paronayak" damgası vuruldu, ancak sorunun "türban" ile bittiğini zannetmek saflık olur.

Türban, laik cephe için aşılmaması gereken bir "ön saf"tır.

Bugün türban isteyen yarın okula cami yaptırılmasını isteyecek, bir sonraki gün erkek öğrencilerden ayrı oturmak isteyecek veya kimbilir akla hayale sığmadık başka yeni adetler uyduracaklar.

Bunlar çağdaş ve batılı uygarlıklar seviyesini yakalamaya çabalayan (daha hala çok uzağız) türkiye'nin eğitim kurumlarına indirilecek bir darbe daha olacaktır.

Benimle aynı ideolojide olmayan insanlar çoğunlukta bu sitede.

Sağcılar bu gerilimi devletin yarattığını, laikler ise devletin yarattığını iddia edecekler.

Ancak şunu söyleyeyim, kamusal alanda türban tartışması türkiye'nin gerçek sahiplerinin taviz vermeyeceği bir konudur. Devletler arası hukuktan bir benzetme yapmak gerekirse "casus belli" (savaş nedeni)dir.

Bunun gibi gerilimler, gerilimi yaratan tarafları ekonomik olarak etkilemez (hele hele SN. Erdoğan'ı ve çevresini hiç etkilemez!!! Onlar dünyalıklarını yaptılar)

Olan yine sokaktaki garibana olur. Kalkınma ve ekmek bulma, başını sokacak bir ev satın alma hayalleri bir başka bahara kalır.

Yazan: Yilmaz Tarih: May 31, 2006 8:07 AM

NYT de çıkan bu yazı gerçekten ilginç. Amerikanın demokrat yüzü NYT de kendine bir yer bulabilmiş. Tabi bu noktada ne kadar samimi olduklarını da sorgulamalıyız.

generallerle olan ilişki de aslında dikkat çekilmesi gereken bir nokta. Türkiyedeki totaliter lerin askerler olduğunu açık bir dille ifade etmişler. Yani burada Demokrasinin yalandan dolandan başka bişi olmadığını anlıyoruz. Yeryüzünde var olan en despot sistemlerden bir tanesi çünkü bu totaliter sistem "Dindar" ların da kanlarına işlemiş durumdalar. Müslümanlar ellerini havaya kaldırmış teslim olmuş durumdalar. Batının değerleriyle sömürülmeyi içime sindiremiyorum!

Yeryüzünde hiçbir güç biz insanlara kötüler arasından iyiyi seçmek gibi zorlamaya sürükleyemez. Bizler kendi duruşumuzu sergileyemediğimiz sürece "amerikanın" istediği kadar özgür olabiliriz. Bunun tersini söyleyen yorumculardan somut cevaplar bekliyorum. Eğer ABD dünyada demokrasiyi destekliyorsa neden iran halkının demokrasi anlayışına saygı duymuyor. İsrailin filistin halkı üzerindeki baskısı, bosna da yaşananlar batı dünyasının pek de umurunda değilken hangi demokrasiden, insan haklarından bahsediyoruz.

yorumcu yılmaz arkadaşa...

ekonomide ibre aşşa doğru dönmedi. bu noktada yanılıyosun. çünkü ibre hiçbir zaman yukarı dönmemişti! birilerinin güdümündeki ekonomi yalpalayarak ilerliyor. önemli olan kendi ayakları üzerinde durabilen ekonomik değerler üretebilmekte. buna da bağımsız ekonomi denir. günümüz dünyasında bağımsız ekonomi kavramı da tartışmaya açık. kırılganlıktan uzak bir yapıya ihtiyaç var.


ak partinin yolsuzluklar noktasında ülkede bir rahatlatma getirdiğini söyleyebiliriz. sizin gibilerine göre onların "maaş"larını almaları bile yolsuzluk olarak nitelenebiliyor. çünkü o zihniyet sizi rahatsız ediyor. gerilim noktasında ise size katılıyorum. bazen sert çıkışlara rastlayabiliyoruz.

erdoğanın çatışma çıkardığı yorumuna ise katılmıyorum. çatışmayı çıkaranlar "demokrasi!" den nasibini almamış olanlardır. kurulu sistemlerinin zarar görmemesi için, sivil bürokrasi ve askerler ani tepkilerle gerginliği tırmandıran taraf konumundadır. CHP nin de bu noktada onlara destek vermesini yadırgamamak gerekir. Sezerin harp akademisindeki konuşmalarını parti metni haline getirmek, chp nin uzun süre daha halktan kopuk yaşıyacağına işarettir.

ayrıca yılmaz bey türban konusundaki yaklaşımızda niyet okuyucu tavtınızı sevdim. türbandan sonra okullarda neler olacağını sıralamışsınız. Ama bu konuda endişelenmenize gerek yok, çünkü sizin çocuklarınızı gönderdiğiniz "özel" okullar da böyle şeyler olmaz. kafanızı yormayın. bu arada Türkiyenin gerçek sahipleri dediğiniz kitke kimlerdir. geçenlende çankayada yürüyen kalabalık mı?


son olarak sokaktaki insanları düşünmenize de sevindiğimi belirtmek isterim.

saygılar

Yazan: a.devrim Tarih: May 31, 2006 1:39 PM

Erdoğan’ın hırçınlığı konusunda haklı olabilirsiniz. Hırçın olmamalı... Bunun kaynağı acaba halkın oyunu alıp iktidar olduğu halde elinin kolunun bağlanması olabilir mi? Hani demişsiniz ya öyle yüksek oy aldık diye istediğiniz gibi at oynatamazsınız diye... Halk ona o atı oynatması için oy vermiş. Sevsinler böyle demokrasiyi...
Kökten dinci akımlar gerçek değildir ve bu ülke için tehlike de değildir. Fakat Hizb-ül Tahrir gibi bir avuç insan yüzünden halkın özgürlüklerine set çekmek bu ülke için en büyük tehdittir. Eğitim kurumlarına ve devlet dairelerine din girmemelidir... dindar girebilmelidir. Zenci muamelesi yaparsanız, bu insanları soyutlarsanız düşman üretirsiniz, toplumu gerim gerim gerersiniz...
Türban, açıkça ifade ettiğiniz gibi laik cephe (meydan savaşı var galiba?) için ön saf... Biz de saf saf toplumsal barıştan filan bahsediyoruz. Adamın niyeti savaşmak....
Bugün türban isteyen... yarın okula cami isteyecek... sonra erkeklerden ayrı oturmak isteyecek...
Birisi de şöyle diyebilir: Bugün türban istemeyen... yarın cami de istemeyecek... sonra kucak kucağa oturmak isteyecek...
Bu tip yaklaşımlar kimsenin yararına değildir. Bu mantık hasta bir mantıktır... 1930 Türkiye’sinin mantığıdır... Batılılaşmak ve muasırlaşmaktan siz ne anlıyorsunuz ve nasıl bir tarif çıkarıyorsunuz çok merak ediyorum.
Ekonomi diyorsak, garibanı düşünüyorsak hükümetin uyguladığı Avrupa Birliği politikalarına ve özgürlükçü açılımlara destek olmalıyız. Doğrularla yanlışlar birbirine karışmış... Çok ilginç bir milletiz !

Yazan: blue Tarih: May 31, 2006 2:14 PM

Buraya gelirken günlük gazetelere tekrar bir göz attım. Ülkemizin önemli tiraja sahip gazetelerinden birinin ana sayfasında ise şu başlıklara rastledım:
"Sağlıkta kemer sıkma dönemi"
"Ev umuduna çimento kazığı"
"Şırnakta çatışma:5 şehid"
"Piyasalarda tedirginlik hakim Dolar 1,57 YTL'yi aştı, avro 2 YTL'yi gördü" ve bu arada "ABD asker 2 hamileyi öldürdü". Ve ben yakın zamanlardaki bir "hadise"yi hatırladım.

"Tarihe tekerrürden ibarettir diyorlar,
Eğer ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi" diye sorar koca bağımsızlık ozanı, nur içinde yatsın!

İyi dilekler,

Yazan: myıldız Tarih: May 31, 2006 3:47 PM

Mustafa Bey,

Atlantik'in ötesinden ne geleceği pek belli olmaz! Ya da her zaman bellidir! (Bu ikisi birbiriyle çelişiyor zannedilmesin, çelişmiyor.)

Sevinmek erken midir acaba, big boss US "haydin aslanlanım!" demez bu sefer diye?

Neyse, ben "Türkiye demokrasiden vazgeçmemeli" sözünü yanlış buluyorum tabii. Çünkü Türkiye'de vazgeçilmesi/vazeçilmemesi gereken bir demokrasinin varlığı -hadi şöyle diyelim:- "şüpheli". Cümle şu şekilde olabilir: Türkiye demokratikleşmeden vazgeçmemeli.

***

Mustafa Bey ve değerli blog sakinleri,

Buradan kendisinin iznini almadan duyurmak ne derece doğrudur bilemiyorum ama söylemeden edemeyeceğim: Sevgili dostumuz Bekir Bey'in kedisi, bu dünyadan ayrıldı. Üzgünüm, gözyaşımı saklayamıyorum. Anısına, müsaadenizle, Yalvaç Ural'ın iki şiirini ithaf ediyorum:

KEDİ VE YAŞAM

Kim bilir kaç kedi
Geçti dünyamızdan.
Beyaz, sarı, siyah, duman
Kim bilir kaç kedi?

Hiç birinin mezarı bile yok!

Kuytu yerlerde ölenlerin,
Sabah rüzgarlarının taşıdığı
Kumlar örtecek üzerlerini.

Yollarda ezilenin,
Silse de ölüsünü otomobil izleri
İnan bana sevgilim,
Kurumuş derileriyle
Güneşli günlerde,
Tükürecek yüzümüze
Parlayan tüyleri.

MOZAİK KEDİ

Bilir kediler,
Ölünce cennete gidecekler.
Çünkü çocuklar,
Cennette de olsalar,
Kedisiz yaşayamazlar

İşte bu yüzden
Bilir ki kediler…
Ölünce
Onlar da
Cennete gidecekler.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 31, 2006 4:02 PM

" Bugün türban isteyen yarın okula cami yaptırılmasını isteyecek, bir sonraki gün erkek öğrencilerden ayrı oturmak isteyecek veya kimbilir akla hayale sığmadık başka yeni adetler uyduracaklar. "(YILMAZ)

Yilmaz Bey, bu cumlede "akla hayale sigmadik baska yeni adetler" derken onceki saydiklarinizin hangisi "yeni" yada hangisi "akla hayale sigmadik". Benim gibi Turkce probleminiz mi var yoksa bir ogrencinin 5 saat ustuste ders aldigi bir okulda ,en yakin cami 10 dakika uzakta oldugu ve teneffusler bu surede camiye gidip namaz kilip geri gelecek kadar uzun olmadigi icin , tenefuste hemen namaz kilip derse yetisme isteginde olanlarin okula mescid yapilmasini istemesi sizin icin akla hayale sigmadik bir eylem mi? (Bu arada sigmadik da ne demekse??)

Not : Bekir Bey ben de bir sure once cilt hastaliklari yuzunden kedimi uyutmak zorunda kalmistim. Acinizi anlayabiliyorum.

Baris Manco'nun bir sarkisi aklima geldi...

aksam olunca kuslar donerken
bir huzun coker dolar gozlerim
issiz ovaya yagmur inerken
bir huzun coker dolar gozlerim
kim aramis kim bulmus dertlerine care
olum Allah'in emri ayrilik olmasaydi...

belki sizin kedinizde benim ki gibi o hergun pencereden bakip bekledigine kavusmustur. Basiniz sag olsun.

Yazan: fatih demir Tarih: May 31, 2006 7:24 PM

NYTimes gazetesinde cikan her yazinin Amerikan halkinin veya Amerika hukumetinin (kongre veya baskan olarak) tavirlarini belirttigini iddia edemeyiz. ABD'de bile NYT veya Washington Post gibi liberal basin karsisinda Washington Times ve diger muhafazakar yorumlar devamli olarak herkes tarafindan cekistirilmektedir. Bu gibi yazilardan mana cikarip incelemeden ataga cikmak bence biraz yanlis oluyor.

Ikincisi, eger bu tip gazete, medya'nin Amerika ve dunya kamuoyunu illa da etkiledigini iddia ediyorsak, o zaman muhim olan bizim kendi bakisimizdan ziyade Bati ve ABD'nin bizi nasil gorduklerini gormus olmakla beraber biz her ne kadar kendimizi avutsak bile dunya kamuoyunun bizi hala gerilerde gordugunu ve bizim devlet temsilcilerimizin her ifadesinden onlarin bu goruslerini kabullendirecek bir mana cikarilabilecegini goz onunde tutarak, milli meselelerimizi dunya onunde tartismamiz, ve onlarin bu tartismalardan haberdar olmak istemedikleri, hatta ilgi gostermedikleri, bizim birazda amatorlugumuzden de ileri gelerek, bizlere hic de fayda getirmiyor.

Disarida Turkiye nasil goruntuleniyor ve 'Musluman' cogulluk genelde nasil algilaniyor - (neden Turkiye bu kaygilamadan muaf tutulmali, vs. ) bunlar bizleri ilgilendirmeli. NYT veya herhangi bir dis basin organi da bunlari ortaya cikarmis olup bize firsat yaratiyor esasinda. Muhim olan yalnizca bizim kendi duymus oldugumuz (laiklik ve dindarlik temsilcilerinin bir arada mantikli bir halde uyum saglamalarindan ortaya cikan) rahatlik degil, ayni zamanda Bati'yi da bizden emin ettirebilmektir. Burada bizi temsil edenlere cok gorev dusuyor. Ortaya cikan Turkiye muslumanligi ile dunya muslumanligi arasindaki farklar muslumanliga zit olarak degil, devletcilige ve musluman kavimlerin demokrasi ile nasil bagdasabilir olumuna layik gorulmelidir.

Yazan: metin Tarih: May 31, 2006 8:32 PM

Bekir Bey,

Kedinize Allah'tan rahmet, size de başsağlığı dilerim.

Yazan: nuri saglam Tarih: June 1, 2006 5:50 PM

Basta benim gibi hayvansever olan Metin Bey olmak uzere yavrucagimin son gunlerinden beri gerek burada gerek e-posta yoluyla ona ve bana destek olan, dualar eden, taziyelerini sunan butun gonul dostlarindan Allah razi olsun. Allah dualarinizi onun kerdesleri, butun hayvanlar ve butun dilsiz, mudafaasizlar icin kabul etsin. Bu vesile ile bir dilekte bulunayim musadenizle: Yolda, arabanizin onundan karsiya gecmeye calisan, coplerdee yavrusu icin yiyecek ararken sizi gordugunde korkup uzaklasan, cocuklarin "oynamak icin" gozunu cikarmaya kadar varan iskenceler yaptigi, pek cok "cagdas" insanimizin dahi, onlari koruyanlara hayati dar ettigi, dunyamizi yasanilir kilan bu asil dostlarimizi koruyun. En azindan cope attiginiz yiyecekleri, ve atilabilir kaplarda bir miktar suyu ulasabilecekleri yerlere birakiniz. Dahada guzeli bir kedi veya kopegi evinize aliniz. Bunu bekleyen milyonlarcasi var. Garanti ederim hayatinizin en karli yatirimlarindan birini yapmis olacaksiniz!

Selam, hurmet ve muhabettlerimle
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 1, 2006 10:37 PM

Arkadaslar,

Asagidaki Etyen Mahcupyan yazisi aslinda bu sitede hangi baslik altina gitse uygun olurdu. Benim sevdigim "noktalari birlestir" oyunu ve "butun yollar Tophane'ye cikar" teorisini destekleyici guzel bir yazi. Bazen "Birak canim sende Masonlar'la Rotary ile Lions'la, ADD, CEV, Sabetaycilar'la bunlari baglantilamak icin komplo teorisyeni olmak lazim" falan diyenlere nasil "ser ekseninin" butun uyelerinin "gorev aski" ile uyum icinde "assembly line" oklusturduklarina guzel bir ornek. Belki buralara kadar gelip "basortusu ulkenin GERCEK SAHIPLERI icin casus belli (savas nedeni) diyenlerin kimliklerini sorgulamamiza da sebebiyet verebilir. Bunu not etmekle beraber, arkadaslara bu dindar-laik kutuplasmasini kasitli olarak yaratip alevlendirmek isteyen mihraklarin ekmegine yag surucu soylemlerden kacinmalarini tavsiye ederim. Hemn hepimizin aile ve yakinlari arasinda basini orten ve ortmeyen (kardesler arasinda dahi), dindar, sekuler olanlar, inanislarini hayatlarina farkli sekilde yansitanlar vardir. Seytan'in hesabi birbiri ile ahenk, ve karsilikl saygi, sevgi icerisinde yasayan, tolerans kuturunden gelmis bu toplumda ayrismayi koruklemek ve bu sayede "otekilestirdikleri" dindar veya vijdani, demokratik dursularindan dolayi bu fasist baskilara karsi duranlari "ya bizdensin ya dusmanimiz" doktirini geregi taraf olmaya zorlamak. Minimum "human decency" (asgari iffet-ahlak) seviyesine ulasamamis bu guruh armageddon planlari yapiyor. Dilerim cevaplarimiz sadece ne soyledikleri degil, ne icin soyledikleri, kimin soylettigi faktorlerinide hesaba katan cinsten olur. Neyseki seytan fazla zeki degil.

Iste Mahcupyan yazisi:
=======================================
ETYEN MAHÇUPYAN
02.06.2006 CUMA

Oportünist medyanın görevi

Danıştay saldırısından bir hafta kadar sonra Hürriyet gazetesinde ilginç bir ilan çıktı... “Bir Atatürk aranıyor” başlığına sahip bu yazıyı Antalya ve civarındaki Rotary kulüpleri imzalamıştı. “Dün laik yargıyı yerden yere vurdular, bugün alçak bir katil yüksek bir yargıcı vurdu...


Dün Kubilay’ı şehit ettiler, bugün Mustafa Yücel Özbilgin’i... Dün ortaçağın karanlığını özlediler, bugün Cumhuriyet’imizin kalbine kurşun sıktılar” şeklinde başlayan metin; insanları ‘lanetlemeye’ davet ederken “çünkü Atatürk sizsiniz” diye bitmekteydi. Türkiye’de insanların ruh sağlığını ve basireti, yani normal insanlarda zaten olması gereken hasletleri öne çıkarmaktansa, sürekli bir ‘Atatürk’ arayışı içinde olmalarının ima ettiği psikolojiyi bir kenara koyalım... Ama Danıştay saldırısının milliyetçi/devletçi ideoloji içinde ayakta tutulan mafyatik ağın eseri olduğunu görmemek için gerçekten özel bir zihin daralması içinde olmak gerek. Ancak laik kesimde bu tür insanlar hiç de az değil. Hem AKP’nin takiye yaptığını, aslında İslamcı bir darbe hazırlığı içinde olduğunu öne süren, hem de AKP’yi zora düşürecek bu eylemin ‘İslamcıların’ organize işi olduğunu savunan; yani sıradan bir muhakemeden aciz, üstelik ‘iyi eğitim’ görmüş nice ‘aydınımız’ var...

Siyasi ortamın manipülasyona açıklığını ve toplumun cemaatçi yapısını düşündüğümüzde, sıradan kişilere egemen olan bu sağduyu eksikliğini anlayabiliriz belki... Ama aynı şeyi medyada gördüğümüzde, orada durmalıyız. Çünkü Türkiye medyası, olan biteni anlamamayı olanaksız kılan bir kaşarlanma sürecinden geçerek bugünlere geldi. Bu nedenle de son cinayetin yorumlanmasında, olaydan bir hafta sonra bile dindar kesimi işaret eden yayın organlarının bizzat manipülasyonun parçası olduğunu söylemek durumundayız. Saldırının niteliği o denli açık ki, bu gazeteler ve malum yazarlarıyla yayın yönetmenleri, artık katilin niteliği üzerinde duramıyorlar. Bunun yerine üç farklı taktik izlenmekte...

Birincisi AKP’nin İslami kimliğini ön plana çıkararak, bunun ülke yönetimi açısından bizatihi gayrimeşru sonuçları olduğunu ima etmek. Bu amaçla güncel olayların ‘uygun’ olanları pompalanarak Danıştay saldırısı gölgelenmeye çalışılıyor. En son örnek Erdoğan’ın Almanya’da başörtülülerin fotoğrafını kabul etmeyen büyükelçiliği kınamasıydı. Bunu ‘hukuk karşıtlığı’ olarak sunanlar, genelgenin büyükelçilik tarafından niçin kısıtlayıcı biçimde yorumlandığını sormadılar. Olayın toplumsal yönü üzerinde de (tabii ki) durmadılar. Bu yetmiyormuş gibi, genelge ‘alnı açık’ fotoğraf istediği için, büyükelçiliği haklı gösterdiler. Sanki başörtüsü alnı kapatan bir giysiymiş gibi...

İkinci taktik Danıştay cinayetinin ardındaki derin devlet ilişkilerinin henüz kanıtlanmamış olmasından hareketle böyle bir komplonun olmadığını savunmak. Oysa herkes biliyor ki söz konusu ilişki ağı olmadan, hiçbir ‘münferit’ eylem üretemezsiniz. Önemli olan hangi somut kişilerin azmettirici olduklarından ziyade, bu ağın hukuksuzluk üretme ve bunu ranta çevirme kapasitesidir. Çünkü münferit olaylar bile söz konusu rantı hedefledikleri için tetiklenirler.

Nihayet üçüncü taktik derin devlet denen bu ilişki ağının mevcut olmadığı, bir hayalet olduğu savının işlenmesi. Böylece derin devletin üzerine gidilmesini isteyenlerin de gerçekte olayı çözmektense devleti yıpratmayı hedefleyen kişiler olduğu ima ediliyor... Bu medyaya artık tek bir isim verilebilir: Sosyal psikolojinin iyi tanımlanmış bir davranış kalıbı olan ‘oportünizm’ bunlara cuk oturuyor doğrusu... Kendilerini aptal durumuna düşürme pahasına bu denli araçsallaşmayı, devletçi tezgahların dağıttığı görevleri böylesine rahatlıkla üstlenmeyi kabullenmelerini başka türlü ifade etmek zor...

02.06.2006

e-posta adresi:e.mahcupyan@zaman.com.tr

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 2, 2006 7:22 AM

bence yazılar güzel ama resim şiir ve akrostiş gibi şeylerin boşluğu var.

Yazan: eyüp Tarih: April 21, 2008 3:10 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)