« Da Vinci Åžifresi'nden Åžifreler | Ana Sayfa | İman Tazeleme ve Bir Yaratılışçının Tasfiyesi »

May 24, 2006

Misyonerler, Ulusalcılar, Haçlılar ve Haçsızlar

İstanbul'da bir kiliseTürkiye'de uzunca bir süredir "misyoner tehlikesi"nden söz ediliyor. Bu "tehlike"yi dillerinden düşürmeyenler, Hıristiyan dinini kabul eden vatandaşlarımız yüzünden ulusal kimliğimizin eriyeceğini, böyle giderse yakın gelecekte "emperyalistlere" boyun eğeceğimizi ileri sürüyorlar. Bu endişeyi paylaşmayan, hatta bir de üstüne üstlük Hıristiyanlara dostça yaklaşıp onlarla "diyalog" kuranları ise "hain" diye suçluyorlar.

Bu suçlamaya bizzat hedef olmuş birisi olarak, tüm bu "misyoner alarmı"nı ciddiye almadığımı, çünkü fikri altyapısını hiç ama hiç benimsemediğimi belirtmeliyim. Bunun belki de en önemli nedeni, "misyoner tehlikesi"ni dillerine dolayanların önemli bir kısmının, İslami duyarlılıklarından çok kaba milliyetçilikleri ile dikkat çeken gruplar ve bireylerden oluşması. Hatta bazılarının İslam'la hiç bir ilgisi yok; aralarında ateistler bile var. Bu durumda kuşkusuz sormak gerekiyor: Acaba İslami kaygı taşıdıklarına dair hiç bir inandırıcı gerekçe olmayan bu çevreler, neden bir tür "anti-Haçlı seferi" başlatmış durumdalar?


'Ulusal Kimlik' UÄŸruna

Kanımca bu sorunun cevabı sözkonusu çevrelerin İslamiyet'i "Türk kültürün önemli bir parçası ve Türk devletinin bekasının bir gereği" olarak görmeleri. Bir Türk'ün İslam yerine Hıristiyanlığa geçmesi, onlar için ulusal kimlikte bir aşınma anlamına geliyor. Ve buna tepki duyuyorlar.

Oysa İslamiyet'in varlık amacı, herhangi bir ulusun veya ulus-devletin dünyevi amaçlarına hizmet etmek değildir. İslamiyet, bunlardan çok daha evrensel, sonsuz ve kutsal bir Hakikat'in ifadesidir. Bu dine "kültürümüzün önemli bir parçası" olduğu için değil, Allah'ın tüm insanlara gösterdiği doğru yol olduğu için inanmak gerekir. Din, dünyevi yapılara hizmet etmek için var değildir; belki dünyevi yapılar dine hizmet etmek için var olabilirler. Aksini düşünmek, çok sorunlu bir din algısının göstergesidir.

Nitekim böyle düşünenlerin din algısının çok sorunlu olduğunu, bizzat İslamiyet'e yönelik yaklaşımlarında da görmek mümkündür. Temel problemleri "devletin ve milletin bekası" olan bu çevreler, İslamiyet'in ancak bu amaca hizmet edecek biçimde yorumlanmış halini kabul eder, daha farklı İslam yorumlarından hiç hazzetmezler. Örneğin İslamiyet'in millet ve soy bağlarını aşan evrensel mesajından rahatsız olurlar. En uç örneğini Nihal Atsız'ın "İslam beynelmilelliği" hakkındaki öfkeli yorumlarında görebileceğimiz bu yaklaşım, dinin siyasi bir amaç için kullanılmasını, bu amaca uymayan kısımlarının da "törpülenmesi"ni öngörür.

Bunları söylemekle, devletin ve milletin bekasının önemsiz ve değersiz kavramlar olduğunu ima etmiyorum. Aksine bir Türk olarak, Türk devleti ve milletinin devamı ve yükselmesi kuşkusuz benim de idealimdir. Ancak buradaki püf nokta, devletin nasıl bir devlet olarak devam etmesi gerektiğidir. Vatandaşlarının nasıl bir inanca ve kültüre sahip olması gerektiğine karar veren, "bu topluma İslam lazımdır, ama onun da fazlası zarar, azı karardır" diye toplum mühendisliği yapan bir devlet, otoriter bir devlettir.

İdeal olan, Türk devletinin otoriter değil demokratik bir devlet olarak baki kalmasıdır. Demokratik bir devlet, vatandaşlarının inancını ve dünya görüşünü belirlemeye kalkmaz; aksine onların inancı ve dünya görüşüne saygı gösterir ve hatta kendini bunlara adapte eder. Çünkü vatandaş devlet için değil, devlet vatandaş için vardır. Vatandaş isterse koyu dindar bir Müslüman, isterse pek dindar olmayan bir Müslüman, isterse de "Mesih inanlısı" bir Hıristiyan olabilir. Ateist de olabilir. Devlet, tüm bu farklı vatandaşlara saygı göstermeli, onlara eşit şekilde hizmet etmeli, meşruiyetini de sadece bu misyonundan almalıdır.


Ruhban Okulu ve Ekümenik Patrikhane

Kanımca dindar bir Müslümana düşen toplumsal rol ise, otoriter devleti değil demokratik devleti savunmaktır. Eğer "Hıristiyanlaşma tehlikesi"nden korkup da otoriter devleti "yardıma" çağırırsanız, devletin dine istediği gibi müdahale etmesini meşrulaştırmış olursunuz ve bu müdahale bir gün gelir sizi de vurur.

Örneğin Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapalı kalmasına veya Ekümenik Patrikhane'nin söz konusu "ekümenik" (evrensel) sıfatını kullanmasına izin verilmeyişine alkış tutan Müslümanlar, bence tam da böyle bir yanılgı içindedirler. Ruhban Okulu elbette açılmalı, Patrikhane elbette kendini istediği gibi tanımlayabilmelidir. Bunlar birer "din özgürlüğü" problemidir ve her dindar, her şartta, din özgürlüğünü savunmalıdır, devlet despotizmini değil. (Kaldı ki Osmanlı geleneği de Ehl-i Kitab'a ibadet ve dini eğitim özgürlüğü vermenin bir "boyun borcu" olduğunu hatırlatmaktadır bize.)

Aynı şekilde misyonerler de misyonerlik yapabilmeli, yani dinlerini yayabilmeli, İncil dağıtabilmeli, serbestçe kilise kurabilmelidirler. Bu, Müslümanların misyonerlik olgusuna karşı duyarsız kalmaları gerektiği anlamına gelmez. Aksine, misyonerlerin mesaj ulaştırdığı kitlelere İslamiyet'in doğruluğu anlatılmalı, Kuran'ın "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır" hükmü uyarınca (Nahl, 125) "İslami misyonerlik" yapılmalıdır. Ancak Hıristiyanlığı yaymaya çalışanlara karşı "devleti yardıma çağırmak" veya, daha da kötüsü, onlara karşı saldırılar düzenlemek, gayrı-İslami ve gayrı-insanidir. Unutmamak gerekir ki o insanlar da doğru olduğuna inandıkları bir mesajı yaymaya çalışmaktadırlar.

İncillerde, dönemin Yahudi din adamlarından bazılarının Hz. İsa'yı öldürtebilmek için Roma valisi Pilatus'u yardıma çağırdıkları ve hatta "Sezar'dan başka kralımız yok" diyerek ona ve Roma'ya dalkavukluk ettikleri anlatılır. Hiç bir Müslüman böylesi bir zihniyeti kendine yakıştırmamalıdır. Dahası, "Sezar"ın, kendi otoriter yönetimini korumak için "misyoner tehlikesi" paranoyasını körükleyip, Müslümanlara "Sezar'dan başka kralımız yok" dedirtme çabasına da "gelmemeli"dirler. Etyen Mahçupyan "Çılgın Türklerin Trajedisi" başlıklı bir yazısında, tam da buna dikkat çekmiş, Türkiye'de yükselmekte olan saldırgan milliyetçiliğin İslami söylemler kullanmasına dair şu isabetli teşhiste bulunmuştu:

"Görünen amaç dindar kesimin milliyetçi projeye bağlanmasıdır. Çünkü Türkiye’deki milliyetçiliğin hedefi AB ve Batı karşıtlığı üzerinden ülkenin içe kapanıp otoritaryanizm altında tutulması iken, dindar kesim AKP’nin açtığı yoldan dünyayla bütünleşmeye gidiyor. Bu gidişin engellenmesi dindarların da milliyetçileşmesi ile mümkün ve onları tahrik edecek şey de tabii ki misyonerlik faaliyetleri."


Diyalog Meselesi

Hıristiyanlara ve misyonerlere yönelik tüm bu ulusalcı tepkilerin yanında, bir de dindar Müslümanların sadece dini nedenlerle duyduğu bir tepki de var. Bu, daha anlaşılır bir tepki, ancak bunu da masaya yatırmak gerek.

Öncelikle bu dini tepkinin de içine ulusalcılık karışıp karışmadığına dikkat etmek lazım. Bu konuda bir "zihin muhasebesi" yapmak isteyenler, "Hıristiyanlaşma"ya verdikleri tepkiyi, ondan yüzlerce kat daha güçlü bir akım olan "dinsizleşme"ye de verip vermedikleri sorusu üzerinde düşünebilirler. Örneğin sokakta İncil dağıtılmasına içerleyen Müslümanlar, kültürel ve bilimsel materyalizmin her gün ve her yerde çığırından çıkmış biçimde pompalanmasına karşı ne yapmaktadırlar? Ulusalcı proje için "ateist ama milliyetçi bir Türk" gayet olumlu bir profil olabilir; oysa bir Müslüman, gayrı milli bir Ehl-i Kitabı kendine pekala daha yakın bulabilir.

Ancak kuşkusuz bir Müslüman, Müslüman bir toplumda doğmuş insanların din değiştirip Hıristiyanlığı seçmelerini dilemez. Bunda da haklıdır. Dahası, yukarıda belirttiğim gibi, böylesi bir eğilime karşı İslam'ı daha etkili bir biçimde savunma ve anlatma işine girişmelidir. "Misyoner tehlikesi"nden dem vuran Müslümanlarla sanırım salt bu noktada anlaşabiliriz.

Fakat "diyalog" kavramına olan tepkilerinde anlaşamayacağız. Çünkü dinler arası diyaloğun meşruiyetine ve dahası gerekliliğine inanıyorum. Bugüne dek bu çerçevede düzenlenen pek çok toplantıya, konferansa, panele katıldım. Hiç birinde diyalog yürüttüğü için İslam'ı terk eden Müslüman görmedim. Ama İslam hakkında daha olumlu bir kanaat edinen çok gayrımüslim gördüm. İslami konulardaki derinliğine kimsenin bir şey diyemeyeceği Prof. Hayreddin Karaman'ın da diyalog çalışmalarının bu yöndeki yararı konusunda önemli yorumları olmuştu, tavsiye ederim.

"Diyalog" kavramını "misyoner oyunu" sanan Müslümanların ikide bir "falanca Vatikan belgesinde Müslümanların diyalog yoluyla Hıristiyanlaştırılmasından söz ediliyor" gibi itirazlar sunmalarının ise kanımca pek bir anlamı yok. Hıristiyanlar elbette isteyecekler Müslümanları Hıristiyan yapmayı. Sanki başka inanç ve felsefeler Müslümanlara kendilerini empoze etmiyorlar mı? Televizyonu açtığınız anda "dünya oyun alanınız, keyfini çıkarın" diyen "hedonist" reklamlarla karşılaşmıyor musunuz? Bunları görünce televizyonunuzu çöpe atıp, MTV'ye veya Hollywood'a savaş mı açıyorsunuz ki, "kilise" denince savaş baltalarına sarılıyorsunuz?

Sözkonusu hedonist, materyalist, sekülerist propagandanın yanında Vatikan'ınkinin esamesi bile okunmaz. Dahası, "kutsalsız bir dünya, Tanrısız bir mutluluk" vaad eden söz bu modern kültür karşısında Müslümanlar ile Hıristiyan ve Yahudi dindarlar aslında aynı saftadırlar.


Sorun, Haçlı Değil Haçsız Avrupa

Bu son işaret ettiğim nokta, daha önce de çeşitli yazılarımda belirttiğim bir gerçeğin altını çizmektedir: Bugün Müslümanların sorunu, "Haçlı Avrupa"dan çok, "Haçsız Avrupa" iledir. Zaten Avrupa aşırı derecede sekülerize olmuş bir kıtadır ve Polonya gibi bazı istisnai ülkeler dışında dindarlık zayıf, din karşıtlığı ise hayli güçlüdür. Müslümanların Avrupa'da karşılaştıkları kültürel sorunların kaynağı ise dindar Avrupa'dan çok söz konusu seküler — bir deyişle "Haçsız" — Avrupa'dır.

Örneğin Fransa'daki devlet liselerinde — üniversitelerde veya özel liselerde değil, sadece devlet liselerinde — uygulanan türban yasağına karşı Müslümanları destekleyenler, Hıristiyan ve Yahudi din adamları olmuştur. Hz. Muhammed'i tasvir eden saygısız karikatürler üzerinde doğan krizde de, başta Vatikan olmak üzere tüm önde gelen Hıristiyan otoriteler ve pek çok Yahudi din adamı Müslümanların yanında yer almış, karikatürleri kınamışlardır. Papa XVI. Benedict'e yakın bir Katolik teolog olan Peter Kreeft Ecumenical Jihad adlı kitabında, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin materyalizme karşı ortak bir "cihad" yürütmeleri gerektiğini savunurken, başka dindarlar tarafından da paylaşılan bir fikri dile getirmiş olur.

Peki ama bir Müslüman, materyalizme karşı birlikte "ekümenik cihad" yürütebileceği Hıristiyanlık ve Yahudilik'e nasıl bakmalıdır? Tümüyle sapkın, batıl inançlar olarak mı? "Diyalog" kavramını duyunca alarma geçen Müslümanlar bu soruya "elbette" cevabını veriyor ve bu iki dinin sapmışlığına dair bir takım argümanlar sıralıyorlar. Bu iki dine mensup inananların da kurtuluşa erebileceği ve Müslümanların onlarla sadece tevhid (Allah'ın birliği) üzerinde ittifak edebileceği fikrine de şiddetle saldırıyorlar.

İyi ama bu fikirlerin kaynağı doğrudan Kur'an-ı Kerim. Daha önce de "Kur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk" başlıklı yazımda belirttiğim gibi, Kuran'da her kim "Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa" kurtuluşa ereceği bildirilmekte, (Bakara, 62) Müslümanlara ise şu emredilmektedir:

De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim..." (Ali İmran, 64)

Bu ayetten çıkması gereken mesaj, İslam'ın terk edilebilirliği değil, Yahudi veya Hıristiyan olarak yetişmiş insanların dinlerini terk etmeksizin tevhide çağrılabilirliğidir. Site yorumcularımızdan Nuri Bey'in isabetle söylediği gibi, "bir Müslümana, 'Müslüman olmana gerek yok Hıristiyan olabilirsin' demek başka, Teslis'e inanan birine 'tamam Hıristiyanlığında ısrar et ama bari Allah’a ortak koşma, O’nun birliği teslim et' demek bambaşkadır."

Kendisine buna benzer bir yorum getirdiğim bir Müslüman dostum, bana "iyi ama bu mesaj İslam için siyaseten iyi değildir" demişti. Ben de "iyi ama teoloji siyasetten önemlidir, Allah'ın rahmetini siyasi hesaplara göre sınırlayamayız" demiştim. Hala öyle düşünüyorum.

Aslında bence tüm bu tartışmadaki temel problem, dinin ne için var olduğudur. Din, katıksız bir biçimde sadece Allah için var ise, O'na inanan herkesi kucaklar. Eğer şu veya bu siyasi amaca, gruba, cemaate veya "Sezar'a" hizmet etmek için kullanılıyorsa, o zaman başka inananları tekfir etmeye başlar. Çoğulculuğu, ancak kendinizi tek doğru olarak kabul ettirme hırsından vazgeçmişseniz kabul edebilirsiniz. Ve eğer çoğulculuktan nefret ediyorsanız, din anlayışınızı ve niyetinizi oturup baştan düşünmenin vakti gelmiş demektedir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 24, 2006 1:14 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sevgili Mustafa Bey,

Sebep-sonuc iliskileri ile neden rasyonel bir birlikteligin, hosgorunun var olmasi gerektigini cok guzel bir sekilde aciklamissiniz. Bence ben gibi bircok kisi de bu yazinin altina imza atacaktir.

Ekumenluk ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun acilmasina izin verilmesi meselesinde daha once baska bir mevzu ile alakali olarak dile getirdigim "Muslumanlar'a verilmeyen haklarin Hristiyanlar'a sunulmasini bir Musluman olarak desteklemenin" yapilan sey iyi bir sey olsa bile insanin icinde olusturacagi celiskiler yumagidir.

Acildigi takdirde Turkiyede yasayan buyuk cogunluk olan Muslumanlarin da kendi Imam okullarini acmak istemeleri ve hatta madem Ekumenikimiz var Halifeyi de geri getirelim tartismalarini baslatacaktir ki bunun Musluman kesime katkisinin olup-olmayacagi konusunda derin suphelerim var.

Heybeliada Ruhban okulunun sekli semali tam anlami ile nasil olacaktir? Okulun YOK'e bagli olmasi gerekmez mi? YOK'e bagli bir Ruhban Okulunun durumu icler acisi olmaz mi? Rahibelerin basinin acilmasi gerekmez mi? Rahipler kilik-kiyafet yonetmenligi geregi okula o kiyafetlerle gidebilirler mi? Ekumenik kiyafeti icinde gormeye alisik oldugumuz Bartolomeos derslere hangi kiyafetlerle girmek zorunda kalacaktir?

Eger tum bu tavizler verilirse ve biz de ulkede "haklarin kullanilmasi sadece belirli zumrelerce olamaz" mantigi ile en azindan Basortusu yasagini kaldirabilir miyiz?

Yoksa CNN'de rahibelerin okula girmesine engel olan , onlara orumcek kafali yobazlar diye bagiran YOK baskani ve onunde rahibeleri coplayan polis goruntulerini mi izleyecegiz. Cunku boyle seylerin olmasi Turkiye'ye daha cok zarar getirir.

Ayrica AKP'nin Ruhban okuluna izin veren parti olmasinin, diger kesim ve sozunu ettiginiz milliyetci-ulusalci kesimce nasil kullanilacagi ,yeni akil siyirtan tartisma ve komedilere neden olacaktir. Hele bu girisim secimlerden once gerceklesecek olursa AKP icin siyasi bir intihar olur. Wallahi diyorum Baykal " Iste bunlar Muslumanligi yok edecekler, Ben bunlari Muslumanligin takiyyesini yapiyorlar saniyordum meger Hristiyanlik takiyyesi yapiyorlarmis, Osmanli askeri yillarca bunlara karsi savasti, Ordu'yu goreve cagiriyorum" bile diyebilir.

Mustafa Bey'in dedigi gibi siyasal acidan bir yarari degil zarari olacak diye dinin emrettigi seyleri yapmamak, yada yapilmasini istememek bir Muslumana yakismaz. Ama basortusunu cozmeyi gectim bari bu arada Yunanistandaki Muftu secimleri ile ilgili yillardir yasanan problemleri bir sonuca baglayabilsek.

Yazan: fatih demir Tarih: May 24, 2006 3:29 AM

mustafa bey merhabalar,
sitenizi sürekli takıp etmeme rağmen şimdiye kadar yorum yazma ihtiyacı hissetmemiştim, ama bu sefer yazınızda değindiğiniz bir konuyu acmak ıstıyorum; yukarıda bir hristiyan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) e inanmadan, yalnızca Allah'ın birliğine inanırsa o insanda kurtuluşa erer diyorsunuz. ancak İslamın ilk şartı olan kelime-i şahadette peygamber efendimizinde varlığına şehadet ederiz, ki bu İslam dininin temelidir ve İslam Allah katında tek dindir diğer kitabi dinler tahrif edilmişlerdir hiç bir hükümde ifade etmezler. kanaatimce şuna da inanıyorumki siz halis bir niyetle bunu belirtmiş olabilirsiniz ancak bu anlayış kişileri, Hz. Muhammed'siz bir İslam inancına götürür ki buda çok tehlikelidir.
sevgi ve muhabbetle

Yazan: deniz kesir Tarih: May 24, 2006 3:29 AM

"Hayvan Çiftliği"ni okuyan veya seyredenler bilirler.

Romanın en sonunda, birbirine tamamen zıt gibi görünen komünist ve faşistlerin aslında hiçbir farklarının olmadığı ortaya çıkıyordu.

Fransa'da Hristiyan ve Musevilerin okullarda türbana destek vermesine bu nedenle şaşırmamak gerekir.

Bunlar, benzer "köktenci" zihniyetle beslenen, sadece birbirinden "şekil" olarak farklı akımlardır. Hepsi bu.

Birbirlerine destek olmalarında şaşıracak ne var?

Elbette ki en büyük sorun, haçsız Avrupa, hilalsiz Türkiye, veya siyon yıldızsız Musevilik'tir!

Ancak sıkı durun!

Bu ittifak, birbirine pamuk ipliğiyle bağlıdır.

Nasıl ki komünistler ve faşistler birbiriyle ittifak yapıyor gibi görünseler de, benzer fanatizmden kaynak aldıklarından, ilk fırsatta birbirlerini sırtlarından hançerleyeceklerdir.

Emin olun, mutlaka ama mutlaka bir meczup çıkacak ve dini motifleri kullanarak bu ittifakı bir şekilde bozacaktır.

Bu ittifak, ya bir "köktenci" hristiyan, müslüman veya yahudi tarafından kısa sürede dağılmaya mahkumdur.

Bu nedenle esas çözüm, özgürlüklerin "haçsız, hilalsiz veya siyon yıldızsız" bir "hakem" görevini üstlenen devlet tarafından sağlanmasıdır.

Bu hakemin gözleri bağlı olmalı, doğru veya yanlış olsun, "zarar verici" olmadığı sürece kişilerin inançlarının-ideolojilerinin teminatı olmalıdır.

Osmanlı'nın başardığı da buydu. En güçlü olduğu dönemlerde Osmanlı, laik bir devletti. Ne zaman ki laikliğini kaybetti, köktenci akımlar seslerini yükseltmeye başladılar, hakem güçsüzleşti ve inançların ve ideolojilerin teminatı olma görevini bir tarafa bıraktı.

Günümüz türkiyesi için en önemli tehlike, ülkemizin laikliğinin iktidar tarafından tehlikeye atılmasıdır.

Bu nedenle ben, Sn. Akyol'un aslında farkında olmadan laikliği savunduğunu düşünüyorum.

Öyle mi?

Yazan: Yilmaz Tarih: May 24, 2006 5:15 AM

Sevgili Mustafa Bey,

Cok karmasik ve cok-boyutlu, netameli meseleler uzerine bircok yerinde tesbitler, analizler iceren bu yazinizi sabaha karsi, zihnimin, gozerimin ve parmaklarimin "yeter" dedigi bir noktada okuyorum.

Sadece aklima gelen bir noktayi sonra unuturum dusuncesi ile simdi ifade etmeye calisacagim mevcut sartlarda.

Ben de Turkiye'de misyonerlik faaliyetlerine sizin gibi yaklasiyorum. Elinde Ilahi Hakikat bulunan, tarihi boyunca ve bu gun dahi hala yuksek ahlaki zemini isgal eden suurlu ummet tabiiki kimsenin misyonerlik faaliyetlerinden korkmamali. Turkiye'deki muslumanlar "misyonerlerden bizi koru" degil "bizim teblig yapmamiz, ve innisimizi yasamamiz onundeki engelleri kaldir" talebinde bulunmali devletten. Turkiye'de misyonerlik yapan bircok yabanci kilise ornegin evangelistlerin faaliyetlerinin sadece misyonerlikle sinirli olmadigi, politik ajandalarinin da bulundugu bu gun dun oldugu kadar gercektir. Istihbarat ve guvenlik organlarinin durumla "sadece ve sadece bu baglamda" ilgilenmesi mesrudur kanimca.
Onun disindaki mucadele tartisma, teblig, diyalog gibi insanlararasi faaliyetlerle olmalidir sizinde isaret ettiginiz gibi.

Ben simdiden bu ilmegin en uzunlardan biri olacagi tahminimi kayda gecireyim herkesten once.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 24, 2006 5:49 AM

Sayın Mustafa Bey,
Bu yazıyı bekliyordum. Belki altına bir şeyler iliştiririm diye düşündüm ama yazacak hiç bir şey kalmamış. Bu konuda ki demokratik ve yurtsever tavrınızı canı gönülden, özellikle bir Türk Hıristiyanı olarak kutluyorum.

Bereketle...

Yazan: Gökhan Tarih: May 24, 2006 8:43 AM

Sadece bir mevzuuda kucuk bir bilgi sunmak istiyorum. Yukardaki bazi yorumlardan da anlasilacagi gibi, Turkiye'de ozellikle son zamanlada bircok Hiristiyan ve Yahudi dini gruplar sanki dindar Hiristiyan ve Yahudilar'in tamami, buyuk bi kismi veya onemli bir kismi karikatur, Fransa'da basortusu, Bati dunyasindaki islamofobi gibi konularda muslumanlarin yaninda olmus gibi bir hava yaratiyorlar.

Gercek bu degildir arkadaslar. Ne birileri hakkindaki pozitif ne negastif duygularimizin bizi gerckten uzaklastirmasina izin vermeyelim. Bu konularda Muslumanlara verilen destek minimaldir ve genellikle muslumanlara gonderilen bir mektup, vb sembolik ve eylemle desteklenmeyen cinstendir. Aksinin oldugu durumlar vardir. Ornegin Washington'da Filistin isgalini protesto eden buyuk bir mitingde birkac hassidik yahudi gorebilirsiniz. Bundan hareketle "yahudiler'de isgale karsi" sonucu cimaz. Bilgileri veri olarak alip nesnel degerlendirmeler yapalim. Ornegin su sizi destekledik diyen Turk protestanlari bir su kilise isimlerini, site adlaini verseler de nerde nasil deteklemisler ogrensek.

Iyiler tabiiki var; bunlardan bazilrini saydim Da Vinci sifresi ilmeginde. Polyanna sendromuda paranoya kadar zararlidir. Herkesin bir misyonu var. Diyalogda yapalim, tartisalimda, tebligde yapalim. Fakat uyanik olalim. Hersey gorundugu gibi olmayabilir.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 24, 2006 10:35 AM

Bekir Bey,

Tebliğci olduğunuzu da bu yazınızda görmüş olduk ilk kez. Umarım şu içkili barları basan tebliğcilerden değilsinizdir. Onlarda tebliğden bahsediyorlardı çünkü.

Bakın bence gerçekten ciddi bir komplo teorisine takılmış yorumlar bunlar. Sizin bakış açınızla Amerika'da ki, İsrail'de ki, İspanyada ki, İngilterede ki, Endonezyada ki, Rusyada ki, eylemleri birkaç Müslümanın kınaması sizi yanıltmasın aslında tüm Müslümanlar Teröristtir diyen teorisyenlerle hiçbir farkınız yok ki o zaman.

Ha açıkça ifade edeyim benim bütün derdim Müslümanlarla birlik kurmak değil. Ama ortak insani meselelere birlikte çözümler üretebiliriz. Yoksa inançlar ölçeğinde bence zaten çok az ortak noktamız var. Bizim söylemlerimiz dünyasal, insani, sosyal mevzular üstünde birlikte durmaya yönelik.

Bakın hala kurumsal deşifre istiyorsunuz. Çünkü tartışmayı götürmek istediğiniz mecra farklı. Bunu sezdiğim için bu konuda sizinle tartışmayı uzatmayacağım. Ama tebliğinize tepki aldığınızı bilmenizi isterim.

-Bitti-

Yazan: Gökhan Tarih: May 24, 2006 12:01 PM

YIlmaz bey,

Yorumunuza teşekkür ederim. Ancak laikliği "farkında olmadan" değil, gayet farkında olarak ve açıkça savunuyorum. "Çıplak Kamusal Alan" başlıklı yazımda bunu görebilirsiniz.

Türkiye'deki sorun, "laiklik" adı altında dindarların özgürlüklerinin kısıtlanması. Yoksa herkese (dinsizlere de) özgürlük verecek bir laiklik bence ideal siyasi sistemdir.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 24, 2006 12:04 PM

Gokhan Bey,

Once su hitabe konusunda bir karar verseniz "bir Bekir L. 'ye ithafen", bir "Bay Bekir l." bir "Bekir Bey" yapiyorsunuz beni. Neyse soyledigim gibi hitabet tarziniz sizinle ilgili birsey muhatapla degil.

"Tebliğci olduğunuzu da bu yazınızda görmüş olduk ilk kez. Umarım şu içkili barları basan tebliğcilerden değilsinizdir. Onlarda tebliğden bahsediyorlardı çünkü. " (Gokhan)

Nerden gordunuz? Ben tebilgci olup olmadigimla ilgili birsey soylemedim; her muslumanin teblig gorevi otesinde bir "tebilgcilik" falan ustlenmedim. "ickili barlari basan tebligciler"? Kimlermis bunlar? Bizde "muddei iddiasini isbatlayamazsa mufteridir" kurali vardir. Buyrun. Yoksa mufterisiniz.

"Bakın bence gerçekten ciddi bir komplo teorisine takılmış yorumlar bunlar. Sizin bakış açınızla Amerika'da ki, İsrail'de ki, İspanyada ki, İngilterede ki, Endonezyada ki, Rusyada ki, eylemleri birkaç Müslümanın kınaması sizi yanıltmasın aslında tüm Müslümanlar Teröristtir diyen teorisyenlerle hiçbir farkınız yok ki o zaman. " (Gokhan)

Yok oyle elmalari armutlari, sapi samani birbirine karsitirip "ee sizde sunu yaptiniz; aynisidir" esitlemeleri genellemeleri, totoljiler "komplo teorisi" , Masallar " deyip isin icinden cikmak. Bu isin nesnel yontemleri var.

Ben sizinle tartismamin basinda beri yaptigim butun iddialarin gercekligini, kesinlikle isbatlamaya hazirim. "komplo teorisi" kod kelimesini kullanrak olmuyor bu is. Veri olarak sunduklarimdan hangisi yalan, hangisi yanlis onc onu acikca ifade edeceksiniz. Sonra su "terorist" dediklerinizin hangi eylemlerinin hangi dini, evrensel ahlaki, fesefi temellere gore "terorist" oldugunu aciklayacaksiniz. Sonra oyle equivlency (esitlik) iddia edeceksiniz.

"Bakın hala kurumsal deşifre istiyorsunuz. Çünkü tartışmayı götürmek istediğiniz mecra farklı. Bunu sezdiğim için bu konuda sizinle tartışmayı uzatmayacağım. Ama tebliğinize tepki aldığınızı bilmenizi isterim." (Gokhan)

Hmm, demek DESIFRE edilecek birseyleriniz var! Oysa ben sadece "madem biz su tavri koyduk karikatur konusunda, bilmem hangi konuda, 'maks 2500 kisiiz' vb diyorsunuz kurumsal kimliginizi aciklayin bizde sitenizden veya o kimligi arastirarak bilgi edinelim, gerek iddialariniz, gerek fikirleriniz konusunda" dedim mealen. "desifre" olmaktan neden korkuyorsunuki? Web adresiniz yada kilise adiniz yokmu yoksa bunlar "top secret"mi? Saniyorum diger ilmekteki yorumunuzda bir, iki site onermissiniz? Bunlar sizin "maks 2500 kislik" grubunuzami ait yoksa sizinle alakasi olmayan, ve daha pozitif bir imaj sergileyen baskalarininmi?

Onlara da bakacagim firsat buldugumda.

Bitmedi.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 24, 2006 1:09 PM

Geçen gün bende ruhban okulunun açılıması yada çılmaması gerekliliğini düşünüyordum tabii bu duruma karşı çıkan kesmi, şöyle bir gözden geçirip ne kadar da pireyi deve yaptıklarını yada; ulusal bütünlüğün korunmasdını ne kadar abarttıklarını düşündüm şöyleki; tv lerde yayınlanan sayın ,Akyol'un belirttiği "hedonizm"içerikli proğramlar ve reklamların bu kadar çok tepki çekmemesi gerçekte bunların doğrudan bireyi ilgilendiren kötü unsurlar olduğu ve bu unsurlar tarafından ulusun tehlikeye daha fazla yaklaşmakta olduğu konusu hiç gündeme gelmiyor mamafih, barışçıl siyasi partilerin barışçıl yaşamak uğruna, (bana göre sadece niyet bu) yaptıkları çalışmalar göze batıyor, bunun neresinde mantık var acaba bu malum kişi ve kişiler muhalefet olsun diyemi karşı çıkıyorlar yoksa altında başka niyetlermi aramak gerek ?

Yazan: belkıskübra Tarih: May 24, 2006 2:34 PM

Türk insanının yapısıdır, bir aşirete, futbol takımına, siyasi partiye bağlanır ve saplanır. Bu saplantının altında hiç bir tahkik çabası yoktur. Ama bu duygusal bağlantı onun iliklerine kadar işlemiştir. Tuttuğu takım maçı kaybetti diye üç gün kimseyle konuşmaz, çocuklarına oy verdiği siyasi partiye oy vermelerini vasiyet eder vs. Bu anormallik din konusunda da böyle. Yani Yusuf İslam'ın dediği gibi :"we are Muslim because we believe God değil we believe God because we are Muslim"... İnancından kaynaklı bir derinlik olmayınca bunun yerini karşı ve düşman olmakla doldurmaya çalışıyor. Yani burada, gavura ne kadar düşman olursan o kadar Müslümansın, şeklinde hissediliyor. Kitaptan ve imandan hareket edince Allah'ı inkar edenle, senin gibi kabul eden ama sıfatlarında yanlış yapan biriyle aynı kefeye koyamazsın. O da Rab'bi çok seviyor ve bu yüzden Rab'bi de onu senden daha çok seviyor olabilir. Müslüman olunca imtiyaz kazanılmıyor. Rab, Onu sevene sevdiğini de sevdirebilir. Hani Muhammeden Resulullah demez ama Muhammeden possibly Nebiyullah dedirtebilir. Bu konuda tartışma yersiz. Zaten 1400 yıllık İslam literatüründe bu konuda yeterince tartışma var. Ben, şahsen samimi hiç bir inancın karşılıksız kalmayacağını biliyorum. Çünkü Hüve'l Adl, bu kadar !

Bir başka konu: millet olarak komplo teorilerini çok seviyoruz. Ve ilkokuldan itibaren sürekli dört tarafımızın düşmanla çevrili olduğu ve dahili ve harici düşmanlarımız olduğu, Türk'ün Türkten başka dostu olmadığı psikolojisi altında yaşıyoruz. Ve kendine güveni olmayan bir toplumuz. Dahili ve harici düşmanlarımız olduğu çok açık ama biz işi biraz abartıyoruz galiba. Sonuç ortada... Dünya entegre olurken biz içimize kapanmaya ve Türkiye'yi dünyanın merkezi sanmaya devam ediyoruz...
Hristiyanlarla diyaloğa, materyalizme ve ateizme karşı, sonuna kadar destek veriyorum. Yalnız Bekir bey'in bahsettiği örnekler gibi en sıkıntı duyduğumuz zamanda koltuklarının arkasına yaslanıp "ne haliniz varsa görün" şeklindeki yaklaşımlarına da dayanamıyorum. Bunların da yine karşılıklı anlayış eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yani Hristiyan cemaatlerde de bizleri gavur ve Müjde'ye aç (that's what they call) zavallılar olarak gören bir çoğunluk var ne de olsa... Samimi Hristiyanlara sevgi ve saygılarımı iletirim.

Yazan: blue Tarih: May 24, 2006 3:36 PM

Kim tebliÄŸciler :
http://www.sabah.com.tr/2005/08/18/gnd104.html ve http://www.sabah.com.tr/2005/09/12/yaz09-10-123.html
Kim Teröristler:
http://www.ciai-s.net/terror-Israel-bus.jpg, http://www.teslasociety.com/twintowers2.jpg,

Müfteri ne demekse bilmiyorum ama bu sitede yorum diye yapılan şeylerin demokrasi görüşünü bu ülkede lastik gibi çeken ve ülke insanında en büyük tahkiri yaratan şeylere dayanmasından sıkıldım. Tartışmayı bitirmeye çalışıyorum ama sanırım bazılarının niyeti bu tartışmadan popülerlik kazanmak. Misyonerlere provokatif bir dille eleştiri götürün sonra başkalarına eğlencelik çıksın anlayışını önce ki yorumlarınızda okumuştuk.

Herkese teşekkür ediyorum bize katlandıkları için.

Yazan: Gökhan Tarih: May 24, 2006 3:44 PM

Mustafa bey,


"Türkiye'deki sorun, "laiklik" adı altında dindarların özgürlüklerinin kısıtlanması. Diyorsunuz.


Peki, kadınların özgürlüklerinin kısıtlanması dindarlık mıdır? Dindar olmanın ölçüsü kadınların mutlak surette başlarını örtmesi midir?


Türkiye de dindarların kısıtlanan özgürlüklerine sadece iki tane örnek verir misiniz lütfen? İki'den fazla istemiyorum çünkü örnek veremezsiniz. YOK!


Saygılar,


Ataman ErtuÄŸrul

Yazan: Ataman ErtuÄŸrul Tarih: May 24, 2006 4:06 PM

Mustafa Akyol Beyin yazısını okurken hemen önceki yargılarım gözümün önünde canlandı. ama hemen ardından Mustafa beyinde dediği gibi düşünülmesi ve vicdan muhasebesi yapılması gerektiğini düşündüm.

Yalnız bazı noktalar da farklı düşünüyorum.mesela ekümeniklik....

Oktay Sinanoğlunun çoğu kitabında vurguladığı bir konu.bu konuyu şu örnekle açıklamıştı.ispanya da önceden var olan emevi devletinin yıkılışını bizdeki bu konuyla bir benzerlik kuruyor.o dönemde müslüman olan ispanyanın bazı bölgeleri avrupalılar tarafından kutsal sayılıyor.ve buralara ziyaretler yapılıyordu.fakat tarık bin ziyad ve ondan sonra ki bazı hükümdarlar bunu kısmen yasaklamıştı.devletin gerileme dönemine yakın zamanlarda buralara yapılan ziyaretlere izinler verildi ve bu durum üzerine avrupalılar bizdeki ekümeniğe benzer bir din görevlisi tayin ettiler.sonra halk bu mekanlar çevresinde yerleşmeye ve çoğalmaya en sonunda örgütlenmeye gitti.buda ülkenin çöküşünü hızlandırdı.şu an imkanım olmadığından dolayı kitaptan alıntı yapamıyorum.bakmak isteyenler " bye bye türkçe" isimli kitabına bakabilirler.

yani anlatmak istediğim ekümenik sıfatı vesilesiyle hristiyanların bir örgütlenmeye gidebileceği.(örgütlenme olsun diyenler olabilir.zaten osmanlıda da izin verilmişti.ve kendileri ve çevrelerine yararlı faaliyetleri vardı. ama günümüzde onlardan kendi adımıza yararlı faaliyet beklemek biraz zor.)ve bir gün istanbulun hristiyanların romadan sonra sözü geçen bir şehir,karar verme yetkisi olan bir ekümenikle beraber hristiyan bir kent olmaya başlar. şimdilik olmaz diyebilirsiniz ama ufuktan gelen kilise çan sesininin duyulmasını kim önleyebilir. bu arada ben bir hristiyan düşmanı değilim fakat memleketimiz ve halkımız üzerine endişelerim bunlar.

diğer farklı noktalarıda daha sonra vurgulamak istiyorum....
saygılarımla...

Yazan: zencir Tarih: May 24, 2006 4:10 PM

Mr. Ataman,

Dalga mı geçiyorsunuz, ortayı provoke etmeye mi çalışıyorsunuz?
Başörtüsü kadınların hangi özgürlüklerini kısıtlıyor ben size söyleyeyim:
1. Cumhuriyet ve laiklik bekçiliği yapmaktan bilim üretemez hale getirilmiş üniversitelerden A4 boyutlarında, bazıları A3 boyutunda da oluyor, adına diploma denen bir kağıdı almalarını engelliyor.
2. Milletinin yarısı başı örtülü bir halkın meclisinde, kapı dışarı ediliyor.
3. Oğlunu vatana şehit vermiş annelerin kışladan içeri girmesini engelliyor.
4. Başı açık evladının diploma törenini görmesini engelliyor.
5. Devlette ve 28 Şubat'tan sonra özel sektörde çalışmasını, öğretmenlik yapmasını, doktorluk, hemşirelik, memurluk yapmasını engelliyor.
6. Kendisine bu engelleri sağladığı gibi evli olduğu kocasının da işinden ayrılmasına, terfisinin engellenmesine, sürülmesine sebep oluyor.

Ama bunlar zaten sizin alkış tuttuğunuz şeyler değil mi?
Ama Allah için camilerde namaz kılıyorsak, ezanlarımız okunuyorsa bu rejimin, ihtilallerin ve 28 şubatın sayesindedir. Çünkü mesela diğer müslüman ülkeler laik olamadıkları için onlarda özgürce namaz kılınmıyor, oruç tutulmuyor, ezan okunmuyor. Bize bahşettiğiniz bu özgürlükler çok bile...

Mars'ta hayat varmış demek ki ! Huzur Kemalizmde !

Yazan: blue Tarih: May 24, 2006 4:54 PM

Tamamen katılıyorum. Günümüzde hristiyanlık islamın rakibi değil müttefikidir.

Yazan: VolkanS Tarih: May 24, 2006 5:00 PM

Sn. Ataman ErtuÄŸrul ,

Biliyorum sorunuz Sn. Akyol'a ama..

Ben başı açık, inançlı, laik ve matematik bilimine inanan bir hanım olarak;

Dindarlık "ölçüsü" diye bir kavram yoktur kanaatimce..Ölçü kavramını anlayamadığım için kendi inancımın derecesini bilemiyorum..Neyi neyle carpmam, bölmem, ya da toplamam gerek? Soyut bir kavramı, kg'a, metreye, litreye çevirme şansım var mı sizce?
Başım kapalı olsaydı da sanırım dindarlığımı yine ölçemeyecektim..

Başı kapatmak kişinin hissiyatı ile ilgili bir nokta. Ben açık mutluyum, başka bir arkadaşım islamiyetin öncelikli geregi olarak görüp kapalı mutlu olabilir. Herkesin algısı, seçiciliği farklıdır..
Zorla kapatılsam nasıl mutsuz olacağımı tahmin bile edemiyorum. Aynı şekilde inancının geregi kapatan bir arkadaşımında başının zorla açılmasının aynı mutsuzluğu yaratacağını düşünüyorum .


Saygılar

Yazan: sezer Tarih: May 24, 2006 5:06 PM

Gokhan Be, soyle dedi:

"Tebliğci olduğunuzu da bu yazınızda görmüş olduk ilk kez. Umarım şu içkili barları basan tebliğcilerden değilsinizdir. Onlarda tebliğden bahsediyorlardı çünkü." (gokhan)

Benim cevabim:

"Nerden gordunuz? Ben tebilgci olup olmadigimla ilgili birsey soylemedim; her muslumanin teblig gorevi otesinde bir "tebilgcilik" falan ustlenmedim. "ickili barlari basan tebligciler"? Kimlermis bunlar? Bizde "muddei iddiasini isbatlayamazsa mufteridir" kurali vardir. Buyrun. Yoksa mufterisiniz. (BLY)

Gokhan bety "mufteri nedir bilmiyorum ama demis ve gene de asagidaki linkleri vermis su "bar basan tebligciler" in deilili olarak. Lutfen tiklayin ve bu "isa mesih'e iman eden: kisilerin Turkiye'de nelere tahammul edebildikleri ve edemedikleri konusunda bilgilenin:

"Kim tebliÄŸciler :
http://www.sabah.com.tr/2005/08/18/gnd104.html ve http://www.sabah.com.tr/2005/09/12/yaz09-10-123.html
Kim Teröristler:
http://www.ciai-s.net/terror-Israel-bus.jpg, http://www.teslasociety.com/twintowers2.jpg,

Arkadaslar, derdim kimin ney inandigi veya, hangi dinden hang dine gectigi degil. Haya tecrubelerim "noktari birlestirme" ve "sifreleri cozme" oyununun ogretti bana. Daha once de dedigim gibi urkiye'deki misyoner faaliyetlerin tamami ile serbest olmasindan yanayim. Devletin bunun ne hiristiyanin misyonerligi, ne muslumanin "tebligi" onune emfelle koymasindan yana degilim.Benim burd uzeerinde durdugum sammiyetsizlik, niyeti acik etmeme meseleleridir. Kurumunun "desifre" edilmesini istemeyen Hiristiyan dostumuz Turkiye;deki muslumanlarin Islami ongorulerinden" sikayetci, Protestan, ve birtakim muslumanlarin barlara teblig yapmaya gittigi konusundaki Sabah haberini, "ickili barlara baskin yapan tebligcilerden degilsindir" seklinde yargiliyor. Biz 'karikaturler konusunda uzermize duseni yaptik iddiasinda anma bunun herhangibir emaresin sordugumda "komplo teorileri", "masallar" vb tasvifleri yapiyor.
Burda bildigim herseyi soyleyemem. Gorunenle yeterlidir herhalde. Bu herkesi cok nazikcve selamlayan "Turkiyeli Isa Mesih imanlisi" arkadaslarimzin kendi sitelerini bulup ziyaret edin. Ornegin Prostetanlar'dan Jerry Fallwell, Pat Robertson, Jimmy Swaggatr, Jerry Vine, Franklin Graham kelimelerini "Islam", Muslim" "muhammed" (mohammad) gibi kelimelerin yanina koyun google'da ve arkadasimizin neden "desifre" olmaktan korktugunu anlayin. Serbestce soylesinler fikirlerini, bizde bildiklerimizi soyleriz; iste size diger bir diyalog sekli.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 24, 2006 6:31 PM

Mustafa Bey tanrı sizi aklınızla düşünen insanlardan yapsın demişdim.Ne avukat gibi öldürenlerden,nede hakim gibi öldürülenlerden olun demişdim.

Görüyorumki imanınızla değil aklınızla düşünmeye başlamışsınız sizi tebrik ediyorum.Ama bir sorun var aşagıda link verdiğim yazıyı okuduğunuzda , laik-demokrat kimliğine sahip olmanızdan dolayı türban konusunda sizleri kullanan ,islamın gerçek sahibi ve uygulayıcıları olan şeriatcıların neden bu konuda size kızdığını anlayacaksınız.

Hristiyanlarla dost olduğunuz sürece, islama karşı cihad ilan etmiş olduğunuzu ve hayatınızın tehlike altında olduğunu göreceksiniz. Bütün bunların yanında Türkiyede ve Avrupada neden türbana geçit verilmediğinide anlamış olacaksınız.

Şeriatçılara göre Amerikalılarla dost olmanız, islama karşı cihad ediyor olduğunuz anlamına gelir.

Nuri Sağlam ve emine adlı şahıslar da,kuran ayetlerini burda gösterdiğim için şahsımı islama savaş açmakla suçlamışlar ve imalı yoldanda olsa ölümle tehdit etmişlerdir. eğer şahsımdan özür dilemezlerse,kendileriyle ilgili cumhuriyet savcılığına gerekli başvuruları yapacağım.

Yapılan operasyonlarla El kaide ve Hizbullah gibi örgütler çökertilmişdi.Eğer özür dilemezlerse,bu örgütlerden sonra Nuri sağlam ve varsa ekibinin de hapsi boylamasına sebep olmaktan şeref duyacağım.

Türkiyedeki islami terör bittiği zaman, şeriatçıların kökü kazındığı zaman, diyanet işlerinin kalkması gerektiğini dile getirerek bir çığır açmış ve laik olduğunu ispatlamış olan AKP de, uğradığı tüm bu abartılı ve haksız muamelelere maruz kalmaktan kurtulacaktır.

Saygılarımla

http://www.beyan.com.tr/arsiv/mayis2005/tefsir.htm

Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: May 24, 2006 7:49 PM

Sezer Hanim,

Ortalama idrak kapasitesi ve minimum ahlaki kopmpas sahibi hickimsenin boyle akl-i selim bir ifadeye itiraz edecegini sanmam ama size kucu bir tavsiyem konustugunuz kisinin bu ve diger linklerdeki incilerine bir goz tmaniz. Okuyun demiyorum sadist olmadigim icin :)

Ben su "laik" kelimesi uzerine birazcik hassasim. O konudaki dusuncemi aktamak istiyorum size musadenizle. Biliyorum sizin bununla "gercek laiklige inanan (yada onula problemi olmayan"" demek istiyorsunuz hepimiz gibi. Ben de bir Islami hassasiyetli demokrat olarak "laiklik" istiyorum.

Ama dogrusunu soylememiz gerekirse kisi laik olamaz ancak devletler laik olabilir; ki bu da demokrasinin bir sarti falan degildir; bizdeki "laikilerin" iddia ettigi gibi. Demokrasilerde devlet-din iliskisini duznleyen temel felsefe ve kanunlar vardir ama bunun adi laiklik degildir ezici cogunlugunda. Eminimk sizin istediginiz laiklikte benimki gibi "devletin dinlerdenmesit mesafesni koruyarak insanlarin din, vijdan ozgurlugunu garanti altina almasi" dir. Bu devlet lai devlettir. Ama kisi icin butundinlerden esit mesafede olma veya toplumdaki bireylerin din bijdan ozgurlugunu garanti altina alma sozkonusu olamayacagina gore kisinin laikligi ncak bizim dilimzde olan bir kavram olagelmistir. Bati ulklerinde kisinin "sekulerligi" (hayatinda dinin rol olmayisi) ndan soz edilebilir ama laikliginden degil. Kisi dindar dinsiz, ateistm, agnostik vs, olabilir ve devlatinin laik olmaini isteyebilir.

Ben sizin seviyenizdeki bir hanimin su lumpen, fasist taifenin "cagdas", "laik" gibi sahte terimlerin kullanmamanizi dilerim. Sadece bir dilek.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 24, 2006 7:53 PM

Ataman Bey,

Eger devletle hicbir isiniz yoksa dediginiz gibi bu ulkede dindarlari engelleyecek hicbir yasak (basortusu bile devletle alakali bir yasaktir)yoktur. (4 istisna var gerci ama bilmem bunlari sayar misiniz? 1- Kur'an kurslarinin devlete baglanmasi ve yas siniri 2-Imam hatiplilerin katsayilarinin dusuk olmasi nedeni ile belirli okullara girmelerinin engellenmesi 3-tekke ve zaviyeler kanunu 4- "gerekirse inanc ve ibadetlere sinirlama getirilir diyebilen bir Cumhurbaskaninin varligi)

Ama devletle iliskiye basladiginiz zaman problemler ve yasaklar da basliyor.

Tabi bunlar yazili ve yazili olmayan yasaklar.

Yazili yasaklara belki sadece basortusunu verebilirsiniz(bir de kabul ederseniz saydigim 4 maddenin ilk 3'u) ama yazili olmayanlara verilecek onlarca ornek vardir.
hatta onlarca degil sadece bir ornek olsa bile bu inanc ozgurlugune karsidir. Ve bin diger seyi yasaklasaniz bu kadar etkiniz olmaz.

Mesela devley memuru iseniz ve bes vakit namazi aciktan kiliyorsaniz , eger diyanet isleri baskanligi memuru degilseniz geleceginizin parlak oldugunu soyleyemem. Kaldi ki eger Ordu mensubu iseniz geleceginiz oldugunu bile soyleyemem. Cuma saatine gore is uygulamasi gibi basit bir mevzuuda bile danistayin aldigi karar vardir. Hani kimseye zarari olmayan ogle molasini bir saatlik ileri-geri alma durumu bile ortadadir. Ben kaymakamlik sinavini birincilikle kazanan 3 dil bilen arkadasimin imam-hatipli oldugu gerekcesi ile elendigini de biliyorum. Hatta disisleri isnavini ikincilikle kazanan ve namazla veya dinle alakasi olmayan bir arkadasimin komsusu iyilik olsun diye sorusturmaya gelen MIT memurlarina cok temiz cocuktur bes vakit namazindadir dedi diye elendigini de biliyorum. Tabi tum bunlari gormezlikten gelmek sizin elinizde. Her dedigimizi ispatlayabilecek durumda degiliz ki. Mulakat odalarinda kayit hakkimiz yok, Mit raporlarini okuma hakkimiz da yok. Wallahi ne desem bilmiyorum..

Yazan: fatih demir Tarih: May 24, 2006 7:57 PM

Sayın Bekir Bey,

Ben siteyi uzunca bir zamandır takip ediyorum. Sizinde, diğer ismi geçen arkadaşlarında yorumlarını birçok defa okudum..

Çağdaş, laik gibi kavramları da kendi değerlerime göre izninizle nasıl kullanacagıma kendim karar vereyim.Soylediğim gibi herkesin algısı, seçiciliği farklıdır..Seviye ile başlayan cümleler kullanmasak genel olarak daha iyi olur sanki...

Saygılar..

Yazan: sazer Tarih: May 24, 2006 10:43 PM

Mustafa Bey'e tekrar engin görüşleri için teşekkür ediyorum. Diğer hususlarda belirtmek istediğim başka bir nokta yoktur.

Yazan: Gökhan Tarih: May 24, 2006 11:48 PM

Sezer Hanim,

Benimki sadece bir "dilek" idi. Karar vermenize karismak haddimemi?

Saygilar bendenizden efedim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 25, 2006 2:50 AM

Arkadaslar,

Asagidaki haberi su anda aktif olan ilmeklerden burdan uygun yer bulamadim. Sadece AT konusuna ozel ilgisi olan arkadaslarin degil, insan olan herrkesin kanini donduracak bir YOBAZLIK ORNEGI!

http://www.yenisafak.com.tr/g03.html
===================================

YÖK'ten 'bilime' ihraç
YÖK, DÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. Adem Tatlı'yı "Evrim ve Yaratılış" isimli kitaptan dolayı üniversiteden attı. Tatlı'nın kitabı hem Selçuk hem de Dumlupınar Üniversitesi'nde 14 yıldır ders kitabı olarak okutuluyor

YÖK, hukuk dışı uygulamalarına bir yenisini daha ekleyerek bir bilim adamının yazdığı akedemik kitaptan dolayı üniversite ile ilişiğinin kesilmesine karar verdi. Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Adem Tatlı, YÖK Disiplin Kurulu tarafından üniversiteden ihraç edildi. Adem Tatlı'nın ihraç edilmesine gerekçe olarak 'Evrim ve Yaratılış' isimli kitabı gösterildi. Prof. Tatlı, Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'nde görev yaptığı 1992 yılında, "Evrim ve Yaratılış" isimli kitap kaleme aldı. Kitap Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü'nün onayı ile ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Tatlı daha sonra görev yaptığı Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'nde de 'Evrim ve Yaratılış'ı ders kitabı olarak öğrencilerine okutmaya devam etti.

14 YIL ÖNCE YAZILAN KİTAP

Ancak, YÖK, geçen yıl Tatlı'nın 1992'de yazdığı kitapla ilgili soruşturma açtı. YÖK, Tatlı'nın kitabındaki görüşlerini Disiplin Yönetmeliği'nin 10. maddesinde düzenlenen 'Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik eylem yapmak; ideolojik, siyasi, yıkıcı, bölücü amaçlarla eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek suretiyle kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak; boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak ya da bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek, yardımda bulunmak' maddesine aykırı görerek ihraç edilmesini istedi. Disiplin Kurulu, Tatlı'ya bu maddeden ceza verilmesine karşı çıkmasına karşın Disiplin Yönetmeliği'nin 10. maddesinde düzenlenen, "görevden çekilmiş sayılma" cezasının verilmesini kararlaştırdı. YÖK'ün bu kararının ardından Prof. Tatlı'nın Dumlupınar Üniversitesi ile ilişkisi kesildi. Adem Tatlı kitabınının büyük bölümünde Evrim Teorisi'nin bütün detaylarını bilimsel bir gözle anlatıyor. Kitabının geriye kalan bölümlerinde ise Evrim Teorisi'nin karşıtı olan 'Akıllı Dizayn', 'Sıçramada Denge' ve 'Yaratılış Teorileri' de anlatılıyor. Tatlı, kitabında bu teorinin en önemli dayanakları olarak ise Kur'an-ı Kerim'den ayetler ile Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Bediüzzaman Said-i Nursi'nin kitaplarından da alıntı yapıyor. YÖK'ün ise Prof. Dr. Adem Tatlı'nın kitabında 'Yaratılış Teorisi'ne yer vermesini 'irticai akımlara destek vermek' ve 'öğrencilerine laiklik karşıtı görüşleri empoze etmek' olarak değerlendirdiği belirtiliyor. Prof.Dr. Adem Tatlı YÖK'ün ilişik kesme kararı aleyhine idare mahkemesinde dava açtı.

BİLAL ÇETİN / ANKARA
BİLİM ADAMLARINDAN TEPKİ

YÖK'ün böyle bir karara imza atması öğretim üyeleri arasında tepkilere neden oldu. Öğretim üyeleri, tepkilerini şöyle dile getirdiler: "Üniversite son sınıf öğrencilerine, kendi ders programları çerçevesinde, teori ve hipotez seviyesindeki farklı görüş ve düşünceleri dahi takdim edip tartışamayan bir yüksek öğretim kurumunun dünyada örneğine rastlamak mümkün değildir."

ANKARA

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 25, 2006 2:57 AM

Sezgin Bey,


size danıştaya kanlı saldırı başlığı altında olmak üzere sadece bir kez cevap yazdım.


yaşadığımız olayın İslam'ın yanlış anlaşılmasıyla,
ayetleri yanlış değerlendiren birinin galeyana gelmesiyle
alakası olmadığını lütfen görün. Kuran'a yaptığınız eleştirilere
eminim Bekir Bey, S.Öztürk cevap verecektir. Ama bu başlığın altında çok daha
farklı bir konu var. Kuran'ı yanlış okuyup hatalar yapabilecek insanlar olduğu gibi,
hiçbir inancı olmadığı için her türlü kötülüğü yapabilecek bir çok insan vardır.
Herkesi kendiniz gibi zannetmeyin.
Yani sizin bahsettiğiniz gibi bir suçlama ve ima durumu sözkonusu değildir. Hatta aksine bakın herkesi kendiniz gibi zannetmeyin bile demişim. Ama beni önceden değil sonradan uyardılar sizinle iletişime geçmemem konusunda. Ben nerden bileyim.
Özrümü kabul edin lütfen. Söz bir daha size cevap yazmayacağım.

Yazan: e-mine Tarih: May 25, 2006 11:21 AM

sayın Akyol Heybeli ada ruhban okulunun açılması gerekir demişsiniz bence açılmamalı nedenleri ise ;

Heybeli Ada Ruhban Okulu 1971'de "Özel Yüksek Okulların Kapatılması" hakkındaki kanun yürürlüğe girince, Milli Eğitim Bakanlığı'nca kapatıldı. 1884'te Patrikhane'ye bağlı bir lise olarak açılan Heybeli Ada Ruhban Okulu 1951'de Patrik Athinagoras tarafından ruhban yetiştirmesi için özel yüksek okula dönüştürüldü.

Bugüne kadar Yunanistan'daki Yunan kamuoyu, Amerika'daki üç milyon Ortodoks Hıristiyan Rum'un oluşturduğu kamuoyu, bugün de Patrik Varthelemeos Ruhban Okulu'nun yeniden faaliyete geçirilmesi için Türkiye'ye baskı uygulanması için vargüçleriyle çalışmaktadırlar.
İstanbul Patriği ve Yunanistan neden Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun açılmasını istemektedir? Bu sorunun cevabı okulun kuruluş amacında şöyle ifade edilmiştir; "İstanbul'daki Fener Patrikhanesi'ne din adamı yetiştirmek için..." ilk bakışta amaç sadece İstanbul'daki Patrikhane'ye din adamı yetiŞtirmek olmasına rağmen, esas amaç bütün Dünya Ortodokslarına üst düzeyde kiliselerde görev alacak Türk düşmanı ruhban yetiştirmektir.

Ayrıca önemle belirtmeliyiz ki, dünya ve Türk kamuoyunun yakından tanıdığı Türk düşmanı Kıbrıs Papazı Makarios ve eski Kuzey-Güney Amerika Başpiskoposu Yakovos'un Amerika'daki Türkiye aleyhine Lobicilik faaliyetlerini düşününüz. Bugünkü İstanbul Patriği Varthelemeos'ta bu okulda yetişmişlerdir. Varthelemeos Türk kamuoyundan gizlemeye çalıştığı "dünya Ortodoksları'nın Ruhani lideri-ekumeniklik" sözde sıfatıyla gittiği ülkelerde siyasi içerikli konuşmalar yaparken, 1994 yılında Avrupa Parlamentosu'nda bir temsilcilik açma teşebbüsünde de bulunmuştur. Fener Patriği Varthelemeos seyahatlerini Yunan devletinin kendisine tahsis ettiği "sarı zemin üzerine siyah renkli çift başlı Bizans kartalı" yerleştirilen Yunanistan Olimpik Hava Yolları'na ait uçaklarla gerçekleştirmektedir. Yine "din, çevre ve Karadeniz tehlikede" adlı sempozyum çerçevesinde 28 Eylül 1997 tarihinde Selanik'te Varthelemeos devlet töreniyle Yunanistan Cumhurbaşkanı Stefanopulos tarafından "devlet başkanı" gibi karşılandı ve Bizans bayrağı yine her yerdeydi.

Yunanistan'da Bizans İmparatoru Koltuğunu vekaleten Patrikhane'nin temsil ettiği varsayılarak, Varthelemeos devlet töreni ile karşılanmaktadır, Yunan ETl, ET3 televizyonları patrik Vartheleıııeos'un bu ziyaretini naklen verdi. Selanik'e Varthelemeo~ ile beraber sırasıyla Sırbistan, Arnavutluk, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan kiliselerinin patrikleri de geldi. Yunanistan tarafından Varthelemeos'a Eleftherios Venizelos gemisi tahsis edildi. Uzülerek izlemekteyiz ki, bu girişimlerinde patriğe iş adamı Rahmi Koç'ta destek vermektedir. 1 Ocak 1997 tarihli Milliyet gazetesinde öğrendiğimize göre, "Koç, Selanik'e yatırım hazırlığında"dır.

Türkiye'deki hükümet ve kamuoyu sanki Ruhban okulu'nun açılabileceği izlenimini vermektedir. Türk basınından, kamuoyundan ve en önemlisi de 28 Aralık 1997 tarihli Hürriyet'ten öğrendiğimize göre, Dışişlerinin hükümete verdiği tavsiyelerden de Ruhban okulu'nun açılmaması için herhangi bir tavsiyenin ve itirazın yapılmaması düşündürücüdür.

Oysa Lozan Barış andlaşmasında İstanbul Rumları icin sayılan haklardan Batı Trakya Müslüman Türkleri'ni de yararlanacağı 45. maddede garanti altına alınmıştır.

Batı Trakya'da Ruhban Okulu ayarında bir okul açılmadan ve Batı Trakya Türklerinin Okullarına tamamen Yunanlı öğretmenler tarafindan öğretmen yetiştiren Selannik Özel Pedagoji Akademisi KAPATILMADAN, Rhban Okulu'nun açılmasına izin VERİLMEMELİDİR.

Geçmişte Yunanistan'ın, yeniden NATO'ya kabul edilmesinde, Karadeniz Ekonomik İşbirliği'ne tam üyeliğinde ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bankası'nın Selanik'e gitmesindeki gibi elimizdeki kozları hiçbir kazanım elde etmeden lütfen çıkarmayalım.

Eğer patrikhane din adamı sıkıntısı çekmekte ise, Batı Trakyada hem din adamı hem öğretmen sıkıntısı cekilmektedir. Batı Trakyada bu sıkıntıları önlemek için Ruhban okulu ayarında bir okulu Gümülcine'ye açmak gerekmektedir.Bu gerçekleşmeksizin Ruhban okulunun açılması Batı Trakya Türklerini Yine üzecektir.

Batı Trakya'ya vize alamadıkları için Türkiye'den Diyanet İşlerinden din adamı gidemezken, Yunan Gümrük kapısından geri çevrilirken,(Bkz.22 Mart 1991 tarihli ve 639 sayılı İLERİ Gazetesi,Gümülcine)Türkiye'ye her sınıftan Yunanlı ve din adamı gelerek patrikhanede ayin yapabilmekte ve bu ayinleride Yunan televizyonları naklen vermektedir.Aynı hoşgörüyü Yunanlılar acaba gösterir mi?Batı Trakya'dan Türk televizyonları böyle bir canlı yayın veya camilerden böyle bir canlı yayın yapılabilir mi? Yunanistan izin verir mi? Cevabımız kesinlikle izin vermez olacaktır.Batı Trakya'ya ziyaret vizesi dahi vermeyen, Türk televizyonlarına camiden veya başka bir yerden nakle yayın izni hiç verir mi?

İstanbul'daki patrikhane bir Türk kurumudur ve Türk yasalarına tabidir.Heybeli Ada Ruhban Okulu "açılmazsa Patrikhane Türk vatandaşı din adamı yokluğundan kapanır".İstanbul'daki Patrikhane kapanmamalıdır, çünkü kapanırsa, kontrol edemeyiz ve dışarıda aleyhimize faliyet gösterirler" iddiaları ve gerekçeleri patrikhane sevenleri tarafından ileri sürülmektedir.

Oysa patrikhane bir Türk kurumu olarak ve Türk yasalarına bağlı olmasına rağmen geçmişte de, bugünde Türk Devletinin menfaatleri aleyhinde faaliyette bulunmakta ve bizde seyirci kalmaktayız. Bu konuda örnekler çok, ancak sadece iki örnek vermekle yetinecegiz. İlk örneğimiz eski tarihlerden ve Amerika'daki Türk alehtarlığı Lobiciliğin başı olan ve herkesin tanıdığı Yakovos'tur.Yakovos Türk vatandaşı İstanbul Rum'u olup, İstanbul Patriği Athenagoras tarafından Amerika Mitropolitikliğine atanmıştır. Amerika'da Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunmuştur.Türk vatandışlığından çıkarılmış ancak faaliyetlerine devam etmiştir.Turgut Özal, Yakovos'un Türkiye'ye gelebilmesi için izin çıkarmıştır.Yakovos hala Türk aleyhtarı faaliyetlerine Amerika Birleşik Devletlerin'de devam etmektedir.İkinci örneğimiz Kardak krizinde Yunan Bayrağını İkizce adalarına, Kilimli (Kalimnos) papazının diktiğini televizyonlardan defalarca izledik.Kilimli Adası,Oniki Adalar'a bağlı küçük bir adadır.Oniki Adalar Mitropoliti ile Kuzey-Güney Amerika Başpiskoposunu İstanbul Patriği tayin etmektedir.Yani Oniki Ada ve Amerika Birleşik Devletleri Papazları İstanbul Patriğine Bağlı olup, Atina'daki Serafim'e bağlı değildir.

Atina'daki kilise bağımsız(aktokefal)'dır.Yani İstanbul'daki patriğe bağlı değildir. Hatta İstanbul Patriğiyle araları şimdilik açıktır.Atina'daki Serafim'le Patriğin arasının açık olması, Yunanistan'ın, Yunan idaresinin Fener Patriği'nin bütün dünya Ortodoks Hristiyanlarının başı, ekumenik olmasını istemiyor alamına gelmemektedir. Bu kanaatimizce şimdilik bir iç cekişmedir.Zamanı gelince ve Serafim'in görevi sona erince iç çekişmelere de,Yunanistan Atina kiliselerinin bağımsızlığıda bitecektir diye düşünmekteyiz. Böylece asıl amaç ve hedefleri, bütün dünya Ortodoks Hıristiyanlarının dini lideri olma rüyaları da Atina kilisesinin bağımsızlıgını da ortadan kaldırarak gerçekleştirecektir. Zira İskeçe metropoliti, İskeçe'de yeni inşa edilen Metropolitliğin açılış törenine İstanbul Patriğini davet etti ve patrik bu davet üzerine 30 Eylül 1997 tarihinde İskeçeye giderek açılışı bizzat yaptı.Bu arada Yunan devletinin laik olmadığını, dinin Ortodoks Hıristiyan olduğunu belirtmeden ve İskeçe'de,Gümülcine'de cami inşaası,tamiri için izinlerin İskeçe ve Gümülcine Mitropolitleri tarafından verildiğinide belirtmeden geçmemeliyim.
Lozan Barış görüşmelerinde Türkiye patrikhanenin kapatılmasını istemiştir. Ancak Yunanistan'ın ve konferansa katılan diğer ülkelerin itirazlarıyla karşılaşmıştır. Tüm çabalara rağmen patrikhanenin kapatılması sağlanamamıştır. Eğer bugün Heybeli Ada Ruhban Okulu açılmazsa patrikhane papazsız kalacaksa veya kapanacaksa bu bizi Türkiye olarak ilgilendirmemeli Lozan Barış Antlaşması'na göre, İstanbul'daki patrikhane sadece Istanbul il sınırları içerisindeki Rum cemaatinin ruhani lideridir. İstanbul'daki Rum cemaatinin iki-üç bin kişi civarında olduğu Yunanlılar ve Rumlar tarafından iddia edilmektedir. Bu da İstanbul'daki patriğin ve kiliselerinin cemaatsiz olduğu anlamına gelir. İstanbul Rumları bir yandan iki-üç bin kişi kaldıklarını, cemaatlerinin kalmadığını iddia ederken, diğer taraftan da Ruhban Okulu'nun açılmasını istemektedirler. İşte bu düşündürücüdür. 1923 Lozan Barış Antlaşması'yla Türkiye'den cemaatleri gitmiş olmasına rağmen bugün hala Bergama, Efes ve diğer bazı bölgelerin Metropolitlerinin Istanbul'da Patrikhane'de görevlerinin başında bulunmaları da ayrıca düşündürücüdür.

İstanbul Patriği Varthelemeos, Ruhban Okulu'nun açılnıasını gündeme getirdiği Amerika Birleşik Devletleri gezisinde Yunanlılara Yunanca olarak yaptığı konuşmasında Yunan ETl televizyonunda aynen şunları söyledi: "Dün (24 Ekim 1997) tarihinde Washington'da Beyaz Saray'da ve Kongre'de genç Yunanlılarla karşılaştım, gördüm ve kendileriyle gurur duydum."
İstanbul Patriği'nin konuşmalarından, hal ve hareketlerinden iki amacı olduğu sonucunu çıkartmayız: a- Bilgilendirme, b- Uyarma ve bu taktiklerle ekumeniklik propagandasını yapma imkanı bulmaktadır. Yine bu vesileyle, İstanbul Patriği amacına ulaşmak için önümüzdeki günlerde dünya gündeminde kalabilmek için çağımızın önemli sorunlarıda olan işsizlik, uyuşturucu ve AIDS konularında çalışmalar, sempozyumlar yapacaktır.

Sonuç:

İki-üç bin kişi kaldıklarını, kiliselerinin cemaatsiz kaldığını iddia eden patrik bir yandan da Ruhban Okulu'nu açmaya çalışmaktadır. Cemaat yoksa bu okula ne gerek var? Okulun öğrencileri kimler olacaktır?

Batı Trakya'da cemaat olmasına, okullara ihtiyaç olmasına rağmen, örneğin; anaokullarına, ilköğretim okullarına, Liselere ve özel yabancı dil kurs okullarına ihtiyaç olmasına rağmen, Eğitim Fakültelerinden formasyon derslerini alarak mezun olan öğretmenler olmasına rağmen, Yunan idaresi tarafından Batı Trakya Türkü oldukları için kendilerine çalışma izni, okul açma izni verilmemekte, tarlada çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar. Lozan Antlaşması'na göre sadece İstanbul Rumlarının dini lideri olması ve siyaset yapmaması gereken patrik, Türkiye sınırları dışına çıkınca hem siyaset yapmakta hem de "ekumenik" olduğunu iddia etmektedir.

Ruhban Okulu eğer açılacalsa, Batı Trakya'daki Eğitim, Müftülükler sorunu gündeme getirilmeli ve en önemlsi de Selanik Ozel Pedagoji Akademisi Kapatılmadan, Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun açılması sözü dahi ağza alınmamalıdır. Eğer Selannik Ozel Pedagoji Akademisi kapatılırsa Heybeli Ada Ruhban Okulu ayarında Gümülcine'ye bir okul açılmadan, Ruhban Okulu kesinlikle açılmamalıdır.

Müftülükler konusuna gelince, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan antlaşmalara ve Yunanistan'ın çıkardığı 1920 tarihli 2345 sayılı yasaya rağmen hala Yunanistan'da müftüler ve başmüftü seçimi yapılmadı, özellikle başmüftü seçiminin yapılmamasının sebebi de kanaatimizce tamamen İstanbul Patriği'nin karşılığı olmasıdır.

Bu noktada hareket ederek, eğer Ruhban Okulu açılmazsa, patrikhane kapanacaksa, andlaşmalara rağmen Yunan idaresi tarafından müftülük seçimi, yıllardan beri de başmüftü seçimi yaptırılmadığı, Batı Trakya Müslüman Türklerinin hakkı olan başmüftü engellendiği için, bizde Ruhban Okulu'nun açılmasını engellemeliyiz. Bu fırsatı kaçırmamalıyız. Lozan'da da Yüce Atatürk'ümüzün amacı patrikhaneyi kapatmak değil miydi? Böylece Atatürk'ümüzün amacıda da gerçekleşmiş olur.

.....................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

SAYIN VURAL, KATKINIZA TEŞEKKKÜR EDERİM. ANCAK BENCE BAŞKASININ (YUNANİSTAN'IN) DESPOTİZMİ, KENDİ DESPOTİZMİMİZİ MEŞRULAŞTIRMAK İÇİN KULLANILMAMALI. AKSİNE, BİZ VATANDAŞLARIMIZA TAM ÖZGÜRLÜK SAĞLAMALIYIZ Kİ, YUNANİSTAN'DAN DA BUNU YAPMASINI İSTEMEMİZİN HAKLI GEREKÇESİ OLSUN.

Yazan: ferit vural Tarih: May 25, 2006 2:33 PM

bazı arkadaşlar "Şeriatçılar" diye terim kullanlıyorlar bu arkadaşlar müslüman değilse sözümüz yok bilakis müslüman iseler Şeriat demek Kuranın hükümleri demektir. elbette müslüman şeriatçı olacaktır. şeriatçılık yapıyor diye müslümanları aşağılayanları anlamyamıyorum. inandığı kitabın hükümlerini savunmak yanlış birşey mi?

Yazan: kılıç Tarih: May 25, 2006 2:41 PM

Din özgürlüğü çerçevesinde ben de Sayın Akyol'a katılıyorum. "Ruhban Okulu elbette açılmalı, Patrikhane elbette kendini istediği gibi tanımlayabilmelidir."
Bir de hristiyan arkadaşlara bir sorum var. Müslüman iken mi hristiyanlığı seçtiniz yoksa hiç bir dini inancınız yok iken mi? Hristiyanlığı seçmenizde temel etkenler nelerdir? Bu soruyu tüm samimiyetimle sizi daha iyi anlayabilmek için soruyorum.

Bekir Bey, ortaya çıkardığınız yobazlık haberi için sağolun. İşte YÖK'ü savunmanın bi anlamı YOK .

Yazan: e-mine Tarih: May 25, 2006 3:32 PM

Merhaba Mustafa bey,



Genel olarak misyonerliğin ve Gayri müslümlerle iletişimin(diyalog) olmulu olduğunu söylemişsiniz. Kanatimce belirli bir seviyede gayri müslimlerle iletişim zaruridir zaten. Peygamberimiz onlarla anlaşma imzalamıştır,osmalı döneminde ve başka birçok dönemde farklı ilişkiler olmuştur. Bunlar müslümanların önündeki gerçeklerdir. Ama sizin de belirttiğiniz gibi bugün müslümanların bir bölümü dailog çabalarına tepki göstermekte. Ben bu tepkileri açıkçası ayrıntılı bilemiyorum ama tahmin yürütebiliyorum. Ama sizin yazınızdan, bu tepkilere sizin tavrınızı biraz anlayabildim. Öncelikle siz diyaloğa karşı çıkan müslümanların sadece bir kısmına hitap etmişsiniz gibi geldi bana. Yani müslümanlığı kültür seviyesinden din seviyesine çıkartamamış kimselere hitap etmişsiniz gibi geldi bana. Çünkü belirli bir bilinçteki müslümanlar zaten türkiyede gazete,televizyon,okul ve başka birçok kanalla islam dışılığın özendirildğini, hıristiyanlıkta bile kabul edilmeyen olguların toplum tarafından kabul edilir hale getirildiğini bilir. Yani bunu bilmeyenler yine müslümanlıktan tam haberdar olmayan, müslümanlığı şekilde kalanlardır. Bence bu insanlara hitap etmeniz bir mana ifade etmiyor. Asıl önemli olan "samimi müslümanların" diyalogla ilgili ne düşündüğü olmalı. Ayrıca diyalog meselesine "Bugüne dek bu çerçevede düzenlenen pek çok toplantıya, konferansa, panele katıldım. Hiç birinde diyalog yürüttüğü için İslam'ı terk eden Müslüman görmedim." şekline yaklaşmanız kusura bakmayın ama bana biraz ilginç geldi. Yani zaten kimsenin bu diyaloğu yürütenlerin din değiştirmesinden şikayeti yok sanırım. Bu belki biraz ayrıntı ama bunu şunu anlatmak için ifade diyorum: Meseleye eğer ortada Müslümanların diğer dinlerle münasebeti,müslümanlara ve karşı tarafa ne kazandırcak veya kaybettircek açısından bakmak gerekir. Bu bakış açısıyla yapılmayan eleştiriler de kanımca pek bir anlam ifade etmez. Çünkü bu müslümanların meselesidir.


Biraz önce belirttiğim gibi diyalog zaten insanın doğasında vardır. Ama bugün olan diyalog zemininde sanki gayri müslimlerle olan diyalog müslümanlar veya müslüman guruplar arası diyaloğun önüne geçiyor gibi bir görüntü var. İşin aslı ve bunu yapanların niyeti böyle olmayabilir. Ama bu diyalog meselesi öyle bir sunuluyor ki sanki türkiyede ve belki de dünyada bir gurup müslüman bu diyaloğu yapmak için çalışıyor ve bazı diğer müslümanlar da buna karşı çıkıyor ve destek vermiyor. Bu bence düzeltilmesi gereken bir tablodur. Her fırsatta müslümanlar diyaloğa karşı çıkıyor demek farklı çağrışımlara yol açıyor kanımca. Bu müslümanlar arası diyalğu zarara uğratıyor. Asıl önemli olan müslümanlar arası diyalogtur.


Misyonerlik için ben de insanların dinlerini yaymaya çalışmalarında bir problem görmüyorum. Ancak eğer biz türkiye de hıristiyanların dinlerini yaymalarına olumlu yaklaşıyorsak onlardan da müslümanların türkiye de serbestçe yaşamalarına dedtek vermelerini ve yurt dışında müslümanlığı yaymalarına destek vermelerini bekleriz. Bu onların samimiyetini gösterir.


Bence hıristiyanların tek bir Allah inancına gelip kurtulmaları çok zorlama bir yorum olmuş. Sanırım bunu dayandırdığınız büyük alimler de var. Ama zaten bir hıristiyan, kuran da bahsedilen hırıstiyanlığın problemli alanlarını kabul etmiyorsa, müslüman olmaması için hiçbir sebep yoktur. Kimin ahirette nasıl bir muamele göreceğini ancak Rabbimiz belirler. Bu doğru. Ama biz müslüman olarak sonumuz ne olacak diye dertlenirken, hıristiyanlar için kolay bir formul bulmak bana biraz fazla iyimser olmak gibi geldi.




Ayrıca laiklik kabul ettiğim bir sistem mealinde birşey demişsiniz.Yorumculardan biri de "Osmanlı'nın başardığı da buydu. En güçlü olduğu dönemlerde Osmanlı, laik bir devletti." demiş. Açıkçası bana çok komik geldi, kusura bakmayın. Bir kere laiklik dediğiniz kavram Fransız ihtilaliyle ortaya çıkmış bir kavramdır. O dönemde avrupa halkı aşırı baskılar altında ezilirken Osmanlı da tüm dinlerden insanlar barış içinde bir arada yaşıyordu. Bunun nedeni Osmanlının "Laik" olması değil "Müslüman" olması ve islamın kendilerine verdiği terbiyeye göre davranmasıdır. Bu zaten her müslümanın peygamberimiz zamanından beri içine sindirdiği bir ahlaktır. Avrupalılar bunu çok sıkıntılar çektikten sonra kendi çabalarıyla çözmeye çalıştılar ve buna laiklik dediler.


Bizde ise avrupada yaşananlara benzer( burda ne demek istediğimi merak edenler "iki şehrin hikayesi " kitabına göz atabilirler.) hiçbir gelişme yaşanmadı. Yani din ve devlet adamları o seviyede halkı ezmedi. Ama tam tersine bizde laiklik yukardan aşağı geldi. Yani bir ihtiyaçtan doğmadı ama devlet büyüklerimiz böyle bir şeye ihtiyacımız olduğunu düşündü ve türkiye cumhuriyeti Laiktir dedi.


Burda şunu belirtmek isterim Laikliği savunanların müslümanlara önyargılı olarak,biraz önce burada da okduğum gibi,şeriatı getirmek istiyorlar tarzı ithamlarının müslümanlığın özüyle ve bugün türkiyede yaşayan müslümanların istekleriyle yakından uzaktan alakası yoktur. Islam da kendiniz gibi olmayanlara karşı müsamaha vardır. Onları kendi isteğinize göre yönetme yoktur. Onların hak ve hukuklarını kendiniz islama göre belirlemessiniz. Mesela osmanlıda o dönem hıristiyanlar veya farklı görüşlerden insanlar vardı. Ve bu insanların kendi mahkemeleri vardı. Inançlarına ve de görüşlerine göre yaşıyorlardı. İşte bu sizin "Laik" dediğini ülkelerde dahi olmayan bir genişlik ve büyük düşünmedir. Mesela bugün türkiyede Osmalı mantığı olsaydı Laik olanlar kendi yasalarına göre, ateist olanlar kendi yasalarına göre yargılanır,kendi mahkemeleri olurdu. Hayatlarını müslüman gibi değil Laik veya ateist gibi yaşarlardı. Ama bugün türkiye Laik diyoruz. Peki müslümanlar müslümanca yaşayabiliyor mu sizce. Cevap kesinlikle hayır. Peki Türkiyedeki Laik vatandaşlar nasıl hala türkiye Laik bir ülkedir diyebiliyor. Müslümanları suçlayabiliyor. Bunu tek bir cevabı var o da Laikliği özlerine sindirmeden sadece bir etiket olarak kullanmaları. Ben Laik im deyince laik olacaklarını zannediyorlar. Müslümalara da aynı gözle bakıyorlar. Birisi ben müslümanım deyip bir bara girip bişeler yapınca veya danıştaydaki olay gibi cebince bi gazete taşıyınca kendisi müslüman oluyor ve böyle olmasa da bütün müslümanlar ona destek veriyor imajı veriliyor. Bu nasıl sığ bir düşüncedir?


Bu yazdıklarımı tamamen düşünce planında yazdım. Kimseye cevap niteliğinde yazmadım.

Yazan: sozmeclisi Tarih: May 25, 2006 4:21 PM

Sayin Akyol,

Ferit Vural Bey icin yazdiginiz not icin size
tesekkür ederim. Vural Bey'in yazisini okurken
ben de sizin nottaki fikirlerin bir benzerini
yazmayi düsünmüstüm. Ama sizin not'unuz meseleyi
halletti. Tekrar tebrik ediyorum.

Osmanli, "büyük"tü. Öyle ekümenlik vermek gibi
seylerden korkmuyordu. Cünkü egemendi. Fakat
Türkiye bu egemenlige sahip degildir. Böyle
seylerden korkmakta ve cekinmekte biraz hakli
olabilir. Ancak Türkiye hep böyle "kücük" kalma-
malidir. Yavas yavas büyümesini bilmeli ve bu
engelleri a$malidir. Bunun icin de Rum Patrik-
ligi'ne ekümenlik vermekten korkmamali ve cekin-
memelidir. Büyüklügün geregi, herseyden bir kar-
silik beklemek degildir. Türkiye, karsiliksiz
vermeyi de bilmeli ve "büyüklük"ünü ve "büyüdügü"
nü göstermelidir. Müslümanlar bu konuda aksi bir
söz edemez, etmemelidir, diye düsünüyorum. Cünkü
Türkiye, ecdadi gibi "büyük" olmasa bile, "Büyük
Müslümanlik"in geregi budur.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: May 25, 2006 5:23 PM

Sayin Ferit Vural Bey,
Grupta daha once de degisik yerlerde belirttigim gibi karsiliginda birsey almadan Ruhban Okulunun acilmasini ben de istemiyorum. Ama kesinlikle sizinle ayni sebepler yuzunden degil. Yazinizi okudum. Oncelikle sunu belurtmeliyim ki yaziniz guncel degil. en yakin bilgi 9 yasinda. 1950'lerde yasamadigimiz icin 9 yil cok uzun bir sure. belki 9 yil once insanlar Bizans tarzi seyleri "Muzmin Anonim" kardesimin dedigi gibi "heyecanli" bulabiliyorlardi. Simdi sizlere birkac sorum olacak :
- Turk dusmani olarak yetistigini soylediginiz insanlarin Turkiye'de Rum dusmanligi yapilan bir donemde Turkiye'de yasamis olma ihtimalleri var midir?
- Ruhban Okulu Ozel Meslek Yuksek Okulu olarak YOK'e mi bagliydi daha once?
- Yaziniz alinti mi?

Yazan: fatih demir Tarih: May 25, 2006 6:24 PM

HEYBELİ ADA TARTIŞMALARINI OKUDUM DA BENDE ŞÖYLE BİR HABERİ DİKKATİNZE SUNAYIM BENCE İYİCE DÜŞÜNÜLMELİ BU KONU
http://www.temizeller.com/?s=haberler&id=740

Yazan: melikÅŸah Tarih: May 25, 2006 6:49 PM

saygıdeğer hüseyin avdıç bey

ekümeniklik sıfatı konusunda görüşlerinizi belirtirken osmanlı dönemi ile günümüz türkiyesini karşılaştırmanız bana pek sağlıklı gelmiyor.
Osmanlı dediğiniz gibi güçlü ve egemendi.ama bu gücü ona halk veriyordu.halkın gücüde inandıklarını yaşamasına ve tüm benliğiyle hissetmesinden kaynaklanıyordu.ama günümüzde osmanlı dönemine göre ne inanç var nede hissiyat.
(yok demiyorum ama osmanlıyla kıyas edilemeyecek kadar az)
Kanuni sultan süleyman fransada ki dansı yasaklatırken ki düşüncesi kendi halkını bundan korumaktı.halkın bundan etkilenmesini önlemekti.eğer günümüzde biz bunların önünü açarsak halkımız inançlarına sıkı sıkı sarılmadığına göre bu durumdan fazlasıyla etkilenir.
daha önce de belirttiğim gibi ekümenik sıfatının kabul edilmesini endişe verici buluyorum. günümüzde bu konu hakkında yöneticilerimizi fazlasıyla tavizkar buluyorum.
''allah katında ki din islamdır'' bu ayet mustafa beyin belirttiği -hristiyanların müslüman olmadan kurtuluşa eremeyecekler diye bir belirti yoktur kuranda- bu söze karşılık bu ayet yeterli işareti gösterir diye düşünüyorum.
saygılarımla...

Yazan: zencir Tarih: May 25, 2006 7:01 PM

Bu ekumenlik ve ruhban okulu tartismalarina sadece Muslumanlar'in Muslumanlik bakis acisi ile bakmamalari gerektigini, olayin daha cok sembolik ve uluslararasi bir anlasma ve baski araci kullanilabilecegine dair bir ornek aklima geldi.

Peygamber efendimiz Mekke ve Medine arasinda bir anlasma yapiyor. Anlasma geregi Mekke'den Musluman olanlar Medine'ye kabul edilmiyor.Ama anlasma geregi savas da duruyor.Yapilan anlasmada yardima ihtiyaci olan Muslumanlari dislama gibi Muslumanliga aykiri gorunebilecek bir madde bile var. Ama anlasma uzun vadede cozum sunmustur ve kisa vadede baska anlamlara gelebilmektedir. Ama birsey verilmis birsey alinmistir. Bence uluslararasi bir koz ve baski araci olarak kullanilabilecek boyle bir konuda Turkiye'nin tek basina hickimseden birsey istemeden Okulu acmasi ve ekumenligi vermesi "moral" olarak guzel gorunse bile gunumuz dunyasi uluslararasi iliskiler ve diplomasi acisindan pek akillica bir davranis olmayacaktir. Ben dedigim gibi acilmasina karsi degilim. Turkiye'yi 3000 degil 3 milyon Hristiyanla bile etkileri altina alamazlar. Ve bence bugunlerde O okullardan mezun olacak insanlar Turk dusmani degil dostu olur. Turkiye'de Hristiyanlarla ilgili dusunceler ortadadir. Muslumanligin nasil yasandigi da. Oradan mezun olan Papazlar dis dunyada eskiden oldugu gibi "Turk milliyetcilerince kirilan dukkan camlarini, surulen insanlari" degil hosgorumuzu anlatacaktir.

Yazan: fatih demir Tarih: May 25, 2006 8:19 PM

sayın Fatih Demir bey TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR. mesela geçmiş yüzyıllarda nasıl haçlı orduları ota doğu coğrafyasına seferler düzenlemişse keza ABD başkanıda haçlı seferlerini başlatıyoruz diye açıklama yaparak bugün ortadoğu coğrafyaında birçok müslümanı katletmkteler. yani zihnyet aynen dvam ediyor. hem tarihi bakıp dersler çıkarmak dostu düşmanı tanımak gerk.

Yazan: ferit vural Tarih: May 26, 2006 8:29 AM

''Turkiye'yi 3000 degil 3 milyon Hristiyanla bile etkileri altina alamazlar.''
Fatih beyin bu görüşüne pek güvenmemesi gerekir bence.peygamber efendimizin hayatından aldığı bazı kısım noktalarda isbetli.ve insanı tekrar düşünmeye sevk ediyor.
yalnız türklerinde bir insan olduğunu ve herkeste olduğu etkilenebilirliliğinin olmadığını kimse söyleyemez.eğer öyle olmuş olsaydı tarihte neden türkler asimile olmuş ya da dinlerini değiştirmişlerdir.
bu ekümenik sıfatı,ruhbanın okulunun açılması,misyonerlik gibi konularda ki endişelerimizin temel sebebi insanlarımızın kendi dinlerini yeterince tanımaması yaşamaması.eğer bu durumun önü açılırsa insanlar içinde ki boşlukları bir özentiye kapılarak doldurmak için çok kötü durumlara düşebilirler.
ben de bu açılımların olması gerektiğini düşünüyorum.ve bunları osmanlıda olduğu gibi hoşgörü olarak görüyorum.ama bunları düşünmeden önce kendi insanımızı düşünmemiz gerekir.eğer bu yapılacaksa devlet nezdinde dine karşı olan önyargılar silinmeli,dinimizi ilk önce devletimizin tanıması ve bilmesi gerekir.böylece insanlarımızı kucaklayabilsin.
saygılarımla...

Yazan: zencir Tarih: May 26, 2006 4:43 PM

Zencir Bey,

"Hiristiyanlarin önünü acarsak, Türk halkinin Islâmiyeti
ya$amayan kismi bundan etkilenir" diye endi$enizi
belirtirken, $unlari da düsünmelisiniz: Acaba Türkiye,
Kemalizmle birlikte avrupalilasma sürecine girdiginden
bu yana, Islâmiyetten uzaklasan Türklerin yüzde kaci
Hiristiyanliga girmistir? Sizin endi$enizi hakli cikaracak
korkunc bir rakam gösterebilir misiniz? Bugün Türkiye'
de dindarlar icin bazi kisitlamalar olsa da, Müslümanlar
yayin yoluyla teblig ve dâvetlerini yapabilmektedir. Yani
1930'lar Türkiyesi yoktur artik. Bu demokratik ortamda
Hiristiyanlarin da kendi dinlerini yaymak icin faaliyet
göstermelerinde bir sakinca görülmemelidir. Cünkü biz,
"Müslümanliga göre" Hiristiyanlikta kabul edilemez fikir
ve inanclar görsek de, bu bütün bütün Hiristiyanligin
"büyük bir tehlike" oldugu anlamina gelemez, gelmeme-
lidir. Cünkü bütün Hiristiyanlar ayni görüste degildir,
hepsi bir degildir. Onlarin bizim icin uygun olmayan
fikirlerine karsi da mücadele etmemiz mümkündür.
Onlarin calismalari, Müslümanlari gayrete getirir.
Hiristiyanlik (ama teslisci Hiristiyanlik), Müslümanlik-
tan üstün kabul edilmese de, ateizmden üstündür. Eger Hiristiyanlar, "Tanri'nin insanlastirilmasi ve Isa'nin da Tanrilastirilmasi veya ogullastirilmasi" fikrinden uzak-
lassalar, Hiristiyanlik ile Müslümanlik (esasta) e$it
hale gelebilir, birle$ebilir. Zaten Hiristiyanlarin bir kis-
mi "teslis-ücleme"den uzaklasmistir. Bu halde olan
Hiristiyanlarin Hz. Isa'ya bagli kalmalari, onlari Islâm
dI$I yapmaz. Cünkü "Allah katinda din, Islâmdir" ayeti-
nin anlami: "Allah'tan baskalarini ilahlastirmadan ve
yaratiklari O'nun evlâtlari saymadan Allah'a teslim
olanlar, "gercek din"e sahip olmuslardir" demektir.
Bu $ekilde bir inanc temeline sahip olanlar, Hz.Isa
baglisi olarak kalsalar da, yanlis yolda degillerdir. Eger
"gercek iman bütün peygamberlerin kabul edilmesini
gerektirir" derseniz, "Hiristiyanlarin Hz.Isa'yi yeterli bu-
lup, Hz. Muhammed'i kabul etmemeleri karsisinda yüce
Allah(cc) onlara gereken adaleti gösterecektir" derim.
Bugün Türk halkinin % 60'i Islâmiyetten uzak ya$amak-
tadir. Yani bu kadar yüzde, laisizmin ve sekülerizmin
kulu-kölesi olmustur. Eger siz bir tehlike görmek isti-
yorsaniz, i$te aSIL tehlike budur! Teslisci Hiristiyanlar
hic olmazsa (kusurlu da olsa) Allah'a inanmakta ve kul-
luk etmektedirler. Ama dinsizler ve dinden uzak ya$ayan
(A-DUY)lar, teslisci Hiristiyanlarla bir tutulabilir mi?
Demek aSIL tehlike, A-DUY'lardir, Hiristiyanlar degil.
Hem Müslümanlar tehlikeyi kendilerinde de aramalidir.
Cünkü radikalizmi yücelten Müslümanlar, dinlerini
sevdiremezler. Dinlerini sevdiremeyenler ise, inanc sa-
vasini kaybederler. O halde Türkiye'de Hiristiyanlarin
önünü kapatmak, fayda degil, zarar getirir.

A-DUY'lar: (A)teistler ve (d)inden (u)zak (y)a$ayanlar.
***

Fatih Bey,

Size hak veriyorum. Ancak, "uluslararasi iliskilerde bazi
konular illâ koz olarak kullanilmalidir" diye bir kaide
de yoktur. Buna göre Türkiye elindeki firsati bir koz
olarak kullanmadan bir centilmenlik yapip Patrikligin
ekümenligini verse, arti bir puan kazanir. Ellerinde
"Ermeni kozu" bulunan AB ve ABD ise, bu puan kar-
sisinda elbette tavirlarini degistirecekler ve düzeltecek-
lerdir. Zaten AB ve ABD de ekümenligin taninmasini
istemektedir. Türkiye'nin ekümenlik hakkinda göstere-
cegi güzel hareket, uluslararasi iliskileri iyilestirir. Tür-
kiye'nin, elindeki firsati koz olarak kullanmadan Pat-
rikligin ekümenligini vermesi, Türkiye'den bir beklen-
tisi olan Hiristiyanlari memnun eder. Bu da, diyaloga
hizmet eder. Bu da, dünya barisina güzel bir katki olur.
Böyle güzellikler meydana getirmek de, "baris dini"
olan Islâmiyet'in geregidir. Biliyorum, Hiristiyanlari
memnun edecek bir hareket, bazi laikleri ve ulusalcilari
sevindirmeyecektir. Fakat Türkiye, demokratik bir
ülkedir. Demokrasinin geregi neyse o yapilir, ona göre
hareket edilir. Demokratik azinligin ise; sözleri dinle-
nir, ama keyiflerine uyulmaz. Yani Türkiye'deki iktidar,
Rum Patrigi'nin ekümenligini vermekten ve tanimaktan
cekinmemeli ve geri durmamalidir. Müslümanlar aci-
sindan da bir sakinca yoktur, gördünüz. Artik
Türkiye bu konuda daha fazla sIkILmamalidir, sakinles-
melidir.

Unutmayalim: ASIL TEHLIKE, A-DUY'LARDIR,
EKÜMENLIK DEGIL, HIRISTIYANLIK DEGIL!

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: May 26, 2006 5:59 PM

Ferit bey ,
oncelikle size sordugum 3 soruya cevap verirseniz sevinecegimi belirteyim.
Tarihin tekerrurden ibaret oldugunu soyluyorsunuz bu dmektir ki ayni zamanda biz yeniden dunyaya hukmedecegiz oyle mi? birinin olmasi digerinin varligini gerekli kilar. Ama sairin dedigi gibi "ibret alinsaydi tekrar mi ederdi?".

Zencir Bey,
3 milyon kisinin tabiki etkisi olabilir. Ama gozden kacirdiginiz birsey var. Turkler asimile olduklari yerlerde baski altina girdikleri obur medeniyetler tarafindan etkilendiler. Yoksa acik toplumlarda degil.
Allah dinini dusmanlari istese de istemese de koruyacaktir. Bunu bize kendisi soyluyor. Osmanli gibi acik toplumlara bakiniz mesela. Enduluse bakiniz. Muslumanlar eger diger medeniyet ile etkilesim icerisinde iseler kesinlikle diger medeniyeti etkiliyorlar. Kendilerine ceki duzen veriyorlar. Ve dinlerini daha cok ogreniyorlar. AB'nin yararlarindan bir de bu olacaktir ve asil Hristiyanlari korkutan da budur. Zencir Bey, belki birkac yuzbin zaten problemli bireyi kaybedebilirsiniz ama dimdik ayakta duran binleri kazanirsiniz. Ki ben bunun milyonlar olacagina eminim.

Samimiyetle soyluyorum "Google"un oldugu bir dunyada bilgi arastirmasini bilen hic kimseyi kimsenin kandirmaya gucu yetmez. Ya eskisi gibi degil ki kut diye acip ulasiyorsunuz bilgiye. Tez ve anti-tezleri ile.

Bence dinimize ve insanimiza guvenin. ve kayitsiz olun. ama dedigim diplomatik seylerden faydalanmamiz gerekmez demek degil bu.

Walla ben Budizmden daha cok korkarim bu halk icin. Cunku biraz daha renkli. Hristiyanliktaki guzel olan her sey daha guzel yanlari ile bizde var zaten.

Yazan: fatih demir Tarih: May 26, 2006 7:11 PM

Sevgili Huseyin Avdic Bey,
Centilmenlik eger futboldan ornek verecek olursak topu taca atmakla olur. kimse rakibim hadi penalti atsin yada 1-0 onde baslasin demez.

Turkiye daha onceden yaptigi seyleri yapmaya devam etmis olur ki bu bize hicbirsey kazandirmaz. Mesela Yunanistan Kibris savasi ile NATO'dan ayrildigi zaman bizim ordu 1980 darbesinde ilk is Yunanistana centilmenlik yapip NATO'ya uye yaptilar. Yunanistan'da Avrupa uyeligimize soz verdi. Sonra Tansu hanim oylama hakkimiz olmayan bir birlige bizleri uye yapti. Bunun Turkiyece kutlanmasina da izin verdi. Turkiye gumruk birligine uye olarak Avrupa Birligine uyelik esnasindaki en buyuk kozunu kaybetti. Turkiye Yunanistana ve Avrupaya her turlu centilmenligi zaten yapiyor. Yapmaya da devam edecek. ama onlarin yaptigi birsey yok. Diplomasi hata goturmez. Cok onemsiz seyleri bile arac olarak kullanabilmelisiniz. Hep vererek diplomasi yapilmaz. Bakin bundan once Avrupalilar sizde idam var diye suclulari iade etmiyordu. Simdi de iade etmiyor. Gerekce bulmakta zorlaniyorlar ama yapacak birsey yok.

Benim tek istememe sebebim bu. Yoksa Muslumanligimizdan korkum yok. 1500 yildir birlikte yasiyoruz. kim kimi etkiliyor goruyoruz.

Yazan: fatih demir Tarih: May 26, 2006 7:28 PM

Fatih Bey,

Siz de haklisiniz. Bu konuda iktidarin isabetli olani
yapacagini ümid ediyorum. Nihayette gereken karari
o verecektir. Basörtülülerin, laikler ile iktidar arasinda
kalmasi ve oyuncak olmasi gibi, Hiristiyanlarin da
oyuncak olmamasini ve arada kalmamasini temenni
ediyorum.

Selamlar...

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: May 27, 2006 12:26 PM

Hüseyin avdıç bey;

İlk olarak eğer bunlara izin verilecekse bu bizim hoşgörümüzden dolayı olmalı.kazanacağımız artı puanları düşünerek ya da avrupa birliğine karşı bir koz kazanmak için değil.zaten artık kazandığımız kozların hiç bir faydası olmuyor.fatih beyin söylemeye çalıştığı da sanırım buydu.
avdıç bey şu konuda söylediğinize de katılıyorum.allah inancı taşıyan dinlerin taşımayanlardan daha zararsız olduğu.asıl anlatmak istediğimde bu noktada.
insanlarımız yıllarca bu antimetafizik propagandaların etkisinde kaldı.pozitivist yaklaşımların etkisinde kaldı ve ben şunu görüyorum ki artık hayatlarımızı bu görüşe göre şekillendirmeye başladık.inandığım bir noktada insanların bu boşluklarını iyice farkettiklerinde allahı hissetmenin eksikliğini hissettiklerinde tekrar bir geri dönüş olacak.
işte bu zaman geldiğinde(şu anda bu merhalede olduğumuza inanıyorum) bir furya çıkartılıp belki özentibelki başka bişey kendilerine bile itiraf edemezler belki ama, hristiyanlığa yakın hissedebilecek duruma gelinebilir.ve siz bunun olamayacağını dediğiniz vakit aklıma şu soru geliyor.peki cumhuriyetin kurulduğu anda dinine sımsıkı sarılı kardeşlerimiz bir 80 yılda nasıl dinlerinden uzaklaşabildiler?bu da hep halk üzerinde ki propagandalar sayesinde olmamışmıydı.madem bu oyunlar sonucu gerçekleştiyse bu oyunun hristiyanlığı kullanarak yapılmayacağını nasıl bilebiliriz.
tekrarlamak istiyorum:bende hristiyanların özgür biçimde yaşamasını istiyorum.onlar da kendi dinlerini inandıkları şekilde yaşayabilmelidirler.ama bu huzuru koruyabilecek bir egemen devlet olmalı. ama bizler bundan yoksunuz.kendi devletimiz kendi dinimizi kabul etmekte zorlanıyor oysa.

Fatih bey;
Evet haklısınız dinini yaşayan bir müslüman etkilenmek yerine etkiler.yalnız dinini yaşayanlar.bizim bu konuda ki noksanlığımızdan dolayı halkımızın etkilenebileceğini düşünüyorum.ayrıca ''Turkler asimile olduklari yerlerde baski altina girdikleri obur medeniyetler tarafindan etkilendiler. Yoksa acik toplumlarda degil. '' diyorsunuz fakat ben günümüz de türklerin ve tüm müslümanların sizin deyiminizle açık toplumda yaşadığını düşünmüyorum.şu anda bildiğiniz gibi küreslleşme sonunda hiçbir toplum açık bir toplum olmuyor olamıyor.
saygılarımla...

Yazan: zencir Tarih: May 27, 2006 2:19 PM

Zencir Bey,

"İlk olarak eğer bunlara izin verilecekse bu biz-
im hoşgörümüzden dolayı olmalı.kazanacağımız artı puanları düşünerek ya da avrupa birliğine karşı bir koz kazanmak için değil.zaten artık kazandı-
ğımız kozların hiç bir faydası olmuyor"

Bu görüsünüze katiliyorum. Benim de aSIL demek
istedigim budur i$te! Ben, politikacilarin der-
dini de düsünmüstüm.

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: May 27, 2006 4:33 PM

Zencir Bey,

Su gorusunuze "peki cumhuriyetin kurulduğu anda dinine sımsıkı sarılı kardeşlerimiz bir 80 yılda nasıl dinlerinden uzaklaşabildiler?bu da hep halk üzerinde ki propagandalar sayesinde olmamışmıydı.madem bu oyunlar sonucu gerçekleştiyse bu oyunun hristiyanlığı kullanarak yapılmayacağını nasıl bilebiliriz." katilmiyorum.
Bence Cumhuriyetin ilk yillarindaki cahil Muslumanlik anlayisi yerini okuyan, modern Muslumanlik anlayisina birakti. Ve goruldu ki Turkiye ogrendikce daha farkli bir Muslumanlik anlayisi ile dunyanin geri kalan Muslumanlarina ornek oluyor ve onlari da degistiriyor. Amerikadaki okullarda Musluman cocuklarinin okul yonetimlerini etkileyecek kadar farkli cercevede cizdikleri yapi,basari ; ailelerini konferans vermeleri icin davet ettirecek kadar onemli.

Yine Amerikada gozlemledigim ve Turklerin neden Hristiyan olamayacagina kanaat getirmemi saglayan sey "Domuz". Amerikadaki Turkler de Turkiyedekiler gibi icki, kumar,sex vb. bircok dinin yasakladigi insanin zaafiyetinden kaynaklanan seyleri yapiyorlar. Ama is zaafiyetten arinmis baska bir din kurali olan "Domuz"a geldigi zaman yemiyorlar. Ben hangisinin daha kotu oldugunu sorgulamiyorum. Soylemek istedigim insani zaaflar hemen herzaman her yerde olabiliyor. Turkiye daha ahlaksiz bir yer mi olacak deseniz. Evet derim. Ama bu Hristiyanliktan degil daha once bazi arkadaslarin da belirttigi ateizmden kaynaklaniyor. Ve Turkiyede bu isin dunyanin hicbiryerinde olmadigi kadar somurulmesinden. Turkiyede geceleri hatta bazen gunduzleri acik kanaldan("air channel") erotik film gosterildigini soyledigim Amerikalilar ee kimse sikayet etmiyor mu? TV yayini durdurulmuyor mu? diye soruyorlar.

Bence karsiliginda birseyler aldiktan sonra birakalim. Belki Hristiyan cocuklarini korumak icin onlar durdururlar ve onlarlan beraber ateizmle mucadele ederiz.

Yazan: fatih demir Tarih: May 27, 2006 7:37 PM

Fatih bey;


benim kast ettiğim cumhuriyet sonrası değil,öncesi.ve bu yaşanan inancı cahil şeklinde nitelemenizi doğru bulmuyorum.eğer dediğiniz şekilde olsaydı bu vatan kurtarılamazdı.halk bir bütün olamazdı.hatta ben o zamanlarda dinimizin çok daha iyi bir şekilde yaşandığına inanıyorum.
ayrıca müslüman Türklerin domuz yemeyişine bakarak hristiyanlardan etkilenmeyeceğini çıkarmak da pek sağlıklı görünmüyor.nasılki hristiyanlardan içki içmeyenlerin müslümanlardan etkilenmedikleri gibi.ve de bizlerin domuz yemeyişini dinimizin yasağının yanında bizlerin domuzu iğrenç bulmamızada bağlıyorum.
hep birlikte güzel günlere...
saygılarımla..

Yazan: zencir Tarih: May 29, 2006 1:47 PM

S.a
Mustafa bey yazinizda gordugum kadariyla Islamin ve imanin sartlari konusunda Islam alemnin bir reform yapmasi gerektigi gibi bir dusunceniz var, eger bu konuda bir yanlisim varsa duzeltin lutfen.

Eger tespitim dogru ise, isinizin pek kolay olmayacagini belirtmek isterim (: size kolay gelsin.

Yazan: Kerim Ayar Tarih: June 2, 2006 6:08 PM

Mustafa Bey
Hiristiyanlar Allahin birligine inanmiyor.
Isaya tanrinin oglu diyorlar.Allahin herseyden münezzeh olduguna inaniyorsak,nasil olurda bir noktada bulusabiliriz?Üstelik Allahin oglu oldugundan dolayi Rab diye ibadet ediyorlar.
Hayeller güzelde gercek baska.
Selamlar.

Yazan: atilla engür Tarih: June 3, 2006 8:57 PM

Mustafa Bey
Hiristiyanlar Allahin birligine inanmiyor.
Isaya tanrinin oglu diyorlar.Allahin herseyden münezzeh olduguna inaniyorsak,nasil olurda bir noktada bulusabiliriz?Üstelik Allahin oglu oldugundan dolayi Rab diye ibadet ediyorlar.
Hayeller güzelde gercek baska.
Selamlar.

Yazan: atilla engür Tarih: June 3, 2006 8:59 PM

İşin komik tarafı bu kesimlerin sürekli Atatürkçü olduklarını belirtmeleri. Benim bildiğim laik bir ülkede isteyen istediği dinin reklamını yapmakta ve isteyen de istediği dine girmekte serbesttir.

Aslında bu kişilerin yaptığı ucuz bir siyaset numarasıdır. Siyasette kitleleri kendi yanınıza çekmenin en kolay yolu onları herhangi bir azınlıkla korkutmaktır. Hitler insanları Yahudileri kullanarak korkuttu. ABD'de önce komünistler kullanıldı, daha sonra eşcinseller ve şimdi halk eşcinselleri kabullenince de İslam'ı kullanıyorlar. Yine dünyanın değişik ülkelerinde egemen olan gruplar halkı kendi yanlarına çekmek için azınlıkları veya ideolojileri kullanıyorlar.

Bu inanılmaz adice, alçakça ama çok kullanışlı bir siyasi oyundur. Bugün dincilerin "din elden gidiyor", laiklerin "laiklik elden gidiyor" (ilkinden daha gerçekçi olsa da), milliyetçilerin "vatan elden gidiyor" yaygaraları da işte bu oyundur. Neden misyonerleri de ekleyip halkı daha çok korkutmasınlar ki?

Yazan: Pagan Tarih: August 2, 2006 5:07 PM

selam arkadaşlar.yazılarınınızı okudum.yorumlarınıza baktım.anlayamadığım şu.neden bazılarınız islam adına hiristiyanların sözcülüğünü ve gözcülüğünü yapıyor.ben dinler arası diyaloğun ülke insanımızı hiristiyanlaştırma politkası olduğuna inanıyorum.ben tehlike var diyorum en azından önlem alalım siz islam adına sorun yok hristiyanlar mübarek insanlardın diyorsunuz.kime çalışıyorsunuz.biz kimseyle savaşalım demiyoruz.hatta onların bile din emniyekene sağlamaya hazırız.ama bu şekide değıl.lütfen uyanık olalım ve haydar baş beyin söylemlerini dikkate alalım.

Yazan: AHMET Tarih: August 29, 2006 10:22 AM

sayın mustafa akyol,

Misyonerleri araştırmakta olan bir yüksek lisans öğrencisi olarak size misyoner faaliyetlerini kendi öz kaynaklarından okumanızı öneririm o zaman misyonerlerin nasıl istihbarat faaliyetleri yaptıklarını ve bu misyonerlik maskesi altında doğuyu nasıl yavaş yavaş türkiyeden ayırmaya çaıştıklarını görebilirsizin aksi takdirde yazdığınız yazının ne kadar "havada" kaldığını ve tamamen batının gözlüğüyle yazıldığını göremezsiniz. sadece bir takım kavramlar üstüne konuşuyorsunuz olaylara bakmıyorsunuz. bağlamlardan değil kavramlardan hareket ediyorsunuz ve düşünceleriniz havada kalıyor

Yazan: tibet abak Tarih: January 15, 2007 10:19 PM

Bu nasil bir osmanli özlemidir ki ben anlamiyorum.insan azcik bugünkü devletine de sahip çikar .sen karnini osmanli devletinde yaşayarak doyurmuyosun.sirf bazilari dindar değil diye ulusunun çikarlarini herşeyin önünde tutan ulusal düşünceye sahip insanlara karşi biraz daha uygun konuşmani dilerdim. Ulus devletimiz çok önemlidir artik bu osmanli söylemlerini birakalim.

Yazan: oktay yaÅŸar Tarih: January 30, 2007 12:58 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)