« Kur'an, Hadisler ve İslami ÇoÄŸulculuk | Ana Sayfa | SöyleÅŸi: Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek »

May 6, 2006

Kültür Emperyalizmi Yok, Kültür Boşluğu Var

[6 Mayıs 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Yabancı bir kültüre McDonalds 'saplayan' Amerikan askerleri

Geçen haftaki "Düz Dünyadan Dönüş Yok" başlıklı yazımda New York Times yazarı Thomas Friedman'ın "Dünya Düz" adlı kitabından söz etmiştim. Friedman, internetin ülkeler ve toplumlar arası sınırları kaldırdığına vurgu yapıyordu. Bu hafta ise bu "düz dünya"nın Türkiye için ne anlam ifade ettiğine bakalım.

Lafa "kültür emperyalizmi" ile girmek istiyorum. Bu kavram Türkiye'de çok kullanılır; özellikle de zamane gençlerinin Batı müziği ve Hollywood filmlerine rağbet edip bolca fast-food tüketmesine hayıflanan orta ve ileri yaş kuşağından insanlar, bunlar yüzünden kültürümüzü yitirdiğimizden yakınır. Onlara göre, Batı, kendi kültürünü bize empoze ederek bizi "zehirlemekte"dir. Çözüm de bu "kültür emperyalizmi"ne karşı set çekmek, toplumumuzun yüzünü dışa değil içe çevirmektedir.

Bu yaklaşımın sadece küçük bir kısmının doğru olduğunu düşünüyorum. O kısım, Türkiye'de bir kültür erimesinin var olduğu. Ama bence bunun nedeni "kültür emperyalizmi" değil, "kültür boşluğu". Türkiye'nin geleneksel kültürü, Batı'ya karşı set çekmediği için değil, kendisini Batı'nın kalite standartlarında yeniden üretmekte zorlandığı için eriyor.


Düz Dünya Herkese Açık

Ortada bir "emperyalizm" olmayışının nedeni, "düz dünya"nın herkese açık olması. Kültür alışverişi çok yönlü. Kimse size "benim filmimi izleyip, benim internet siteme girip, benim müziğimi dinleyeceksin" diye dayatmıyor. Dilerseniz siz de düz dünyanın imkanlarını kullanarak kendi kültürünüzü yayabilirsiniz. Burada serbest rekabet kuralı ve bileşik kaplar kanunu geçerli.

Zaten dikkat ederseniz düz dünyada sadece Batı kültürü yayılmıyor. Hint müziği şaşırtıcı derece popüler. Çin ve Japon mutfağı her yere girmiş durumda. Başta Budizm olmak üzere Uzakdoğu din ve felsefeleri hızla yayılıyor. Türkiye'de bile Yoga dersleri, Reiki seansları, Feng Şui kursları çoğalıyor.

Modern dünyada hızla yayılan bu geleneksel kültürlerin başarısındaki sır ise, kendilerini modern standartlar ve kalite anlayışı içinde yeniden üretmeleri. Hint müziği MTV'yi parselliyor, çünkü klasik Hint ezgilerini modern kulaklara hitap edecek şekilde yenilemiş durumda. Çin ve Japon mutfağının başarısı, binlerce yıllık lezzetlerini modern bir ambalaj ve "konsept" ile sunabilmelerinden geliyor.

Peki acaba Türkiye'nin dünyaya sunduğu böyle bir kültürel ürün var mı? Dünyalı birisine "Türkiye'nin nesi meşhurdur" diye sorunca aklına gelebilecek ne var?


Beyaz Türkiye ve Öteki Türkiye

Bu soruyu kendi kendime düşündüm ve aklıma sadece üç şey geldi: Lokum, döner ve Mevleviler...

Dikkat ederseniz bunların hiç biri "beyaz Türkiye"nin ürünleri değil. Aksine, o "beyaz Türkiye"nin pek de sıcak bakmadığı geleneksel kültürün unsurları.

Aslında o "beyaz Türkiye", geleneğe sıcak bakmak bir yana, onu hor gördü ve hatta baskı altında aldı. 1930'larda bir ara radyoda Türk müziği çalınması yasaklanmış, "asri Avrupa musikisi" zorunlu kılınmıştı. Sadece müzik değil, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e miras kalan tüm bir kültür, dilden kıyafete kadar reddedildi.

Bunun yarattığı garabeti bazen kendimiz göremiyoruz ama yabancılar bize hatırlatıyor. Bir diplomattan dinlemiştim; Türkiye'ye gelen bir grup Avrupalı devlet adamına Dışişleri Bakanlığı'nda dört başı mamur bir sofra hazırlanmış. Menü, Fransız mutfağının seçkin yemekleriyle doluymuş. Ama konuklardan biri, "Türkiye'ye gelmişken Türk yemeği yesek daha mantıklı olmaz mıydı" diye sormuş.

Avrupalılara garip gelen bu yaklaşım, Türkiye'de çok egemen. Ancak modern Batı'ya birebir benzediğimizde modern olacağımızı sanıyoruz. Şu günlerde "başörtülüler Arabistan'a gitsin" şeklindeki radikal çıkışıyla gündeme gelen "Dokuzuncu Cumhurbaşkanı" Süleyman Demirel de, 28 Şubat süreci günlerinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın Beethoven'in ünlü Dokuzuncu Senfoni'sini çalması üzerine heyecanla "İşte çağdaş Türkiye!" demişti.

Türkiye'de Beethoven çalınmasının gereğine ben de inanıyorum. Ama "çağdaş Türkiye"den anladığınız bir tek bu ise, aslında "çağdaş Türkiye" olmaktan çıkmış, Batı'nın önemsiz bir taklidi — İngilizce deyimle "wannabe"si — olmuş olursunuz.

"Adamlar" Beethoven'ı zaten biliyorlar, mesele bizim onlara yeni bir şeyler sunup sunamayacağınız. Bunu yapabilmek için de bizi biz yapmış olan tarihle, geleneklerle ve inançlarla barışmamız gerek. Ve onları geçmiş içinde donmaktan kurtarıp, modern standartlar ve kalite anlayışı içinde yeniden üretmek, çağın değerleri ile sentezlemek lazım.

Bunu yapabilirsek, "beyaz Türkler" ile "siyah Tükler"in de uzlaşmasını sağlamış oluruz.

Zor iş. Bakalım, başarabilecek miyiz...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 6, 2006 12:12 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Lafa "kültür emperyalizmi" ile girmek istiyorum. Bu kavram Türkiye'de çok kullanılır; özellikle de zamane gençlerinin Batı müziği ve Hollywood filmlerine rağbet edip bolca fast-food tüketmesine hayıflanan orta ve ileri yaş kuşağından insanlar, bunlar yüzünden kültürümüzü yitirdiğimizden yakınır. Onlara göre, Batı, kendi kültürünü bize empoze ederek bizi "zehirlemekte"dir. Çözüm de bu "kültür emperyalizmi"ne karşı set çekmek, toplumumuzun yüzünü dışa değil içe çevirmektedir.

Cozum tekliflerinin 'ice donelim' oldugunu bilmiyordum, ama, ondan once, isterseniz 'kultur emperyalizmi'nin var olup olamayacagina biraz bakalim.

Bu konuda, benim yakin zamanda okudugum (okurken de cidden eziyet cektitim; cunku okunmak icin yazilmmais gibiydi) bir kitap var: Frances Stonor Saunders tarafindan yazilmis 'Parayi Verdi Dudugu Caldi' ['Who Paid The Piper?']. Oldukca yakin zamana kadar suregelen kulturel soguk savasi anlatiyor.

Bu savasin onemli bir kismi blok-ici homojenizasyon cabalari, yani, mesela Bati kendi blokunun icindeki sanat ve fikir akimlarini belli bir cizgide tutmak icin degisik kisileri kullaniyor. Ama, savunma ile bitmiyor, bir de karsi bloktakileri ayartmak icin yapilan gayretler var. Benzer seyi Sovyet blokunun da yaptigini pekala varsayabiliriz.

Burada, blok-ici olan faaliyete bakarsaniz, genellikle, bizde Amerikan (Sovyetlerde de Rus) kulturunun ambalajlandigini ve onun pazarlandigini gorursunuz. Bunu, 'eh canim, tabii ki lider etrafinda butunlesmek gerekir' diyerek vaftiz etmek mumkundur tabii ki, ama, bu surecin sonucunun 'kultur emperyalizmi' oldugu gercegini degistirmez.

Ben sadece, yakin donemden ornek verdim; bu yuzden de Amerikan faaliyetinden bahsettim. Daha onceleri yasadigimiz Fransiz, Ingiliz faaliyetlerinin cok da farkli oldugunu soylemiyorum.

Bu yaklaşımın sadece küçük bir kısmının doğru olduğunu düşünüyorum. O kısım, Türkiye'de bir kültür erimesinin var olduğu. Ama bence bunun nedeni "kültür emperyalizmi" değil, "kültür boşluğu". Türkiye'nin geleneksel kültürü, Batı'ya karşı set çekmediği için değil, kendisini Batı'nın kalite standartlarında yeniden üretmekte zorlandığı için eriyor.

Ben de, sizin, 'kucuk bir kisminin dogru oldugunu' dusundugunuzun kucuk bir kisminin dogru oldugunu dusunuyorum. :-)

Ortada bir "emperyalizm" olmayışının nedeni, "düz dünya"nın herkese açık olması. Kültür alışverişi çok yönlü. Kimse size "benim filmimi izleyip, benim internet siteme girip, benim müziğimi dinleyeceksin" diye dayatmıyor. Dilerseniz siz de düz dünyanın imkanlarını kullanarak kendi kültürünüzü yayabilirsiniz. Burada serbest rekabet kuralı ve bileşik kaplar kanunu geçerli.

Bir taraftan maddi imkanlardan bahsediyorsunuz, bir taraftan da bunlardan istifade ederek yayginlastirmak isteyebileceginiz kulturden.. Ha, bir de 'serbest piyasa' lafi var isin icinde..

Esit olmayan, bu noktaya yakin bile olmayan, hangi maddi imkanlari kullanip 'dilerseniz siz de yapabilirsiniz' diyorsunuz bilmiyorum. Ama, iyimserlik tasiyan ses tonunuzu da tabii ki takdir ediyorum.

Zaten dikkat ederseniz düz dünyada sadece Batı kültürü yayılmıyor. Hint müziği şaşırtıcı derece popüler. Çin ve Japon mutfağı her yere girmiş durumda. Başta Budizm olmak üzere Uzakdoğu din ve felsefeleri hızla yayılıyor. Türkiye'de bile Yoga dersleri, Reiki seansları, Feng Şui kursları çoğalıyor.

Bu dogru.. 'Tarihin sonu'nun gelmesi ile birlikte cesitlenme artmaga basladi; bunu kabul etmek lazim.

Modern dünyada hızla yayılan bu geleneksel kültürlerin başarısındaki sır ise, kendilerini modern standartlar ve kalite anlayışı içinde yeniden üretmeleri.

Baska bir deyisle, baska kulturlere kendilerini birer 'sub-culture' (alt-kultur) olarak monte edebilmelerinden bahsediyorsunuz.

Hint müziği MTV'yi parselliyor, çünkü klasik Hint ezgilerini modern kulaklara hitap edecek şekilde yenilemiş durumda. Çin ve Japon mutfağının başarısı, binlerce yıllık lezzetlerini modern bir ambalaj ve "konsept" ile sunabilmelerinden geliyor.

Birer alt-kultur haline gelmis olmalarindan bahsediyorsunuz.

Peki acaba Türkiye'nin dünyaya sunduğu böyle bir kültürel ürün var mı? Dünyalı birisine "Türkiye'nin nesi meşhurdur" diye sorunca aklına gelebilecek ne var?

Bu soruyu kendi kendime düşündüm ve aklıma sadece üç şey geldi: Lokum, döner ve Mevleviler...

Ayrica, shish kebab.. raki.. belly dancing.. ve Antalya.. :-)

Dikkat ederseniz bunların hiç biri "beyaz Türkiye"nin ürünleri değil. Aksine, o "beyaz Türkiye"nin pek de sıcak bakmadığı geleneksel kültürün unsurları.

Akisi bozmak istemem, ama, Haci Muhittin pek de kara turk sayilacak birisi degildi.. Ayni sekilde, kac asirdir yonetici tabakanin ayrilmaz bir parcasi olan Mevleviler de.. Nitekim, Mevleviler kendilerini, pek de mahirane bir manevrayla, rakkas dervisler olarak turizm faaliyetimizin icine monte ettiler.. O gunun sartlari oyle gerektiriyordu belki; ama, bugun de bundan daha oteye bir faaliyetleri oldugu da tartismalidir; dolayisi ile, kara/gri turk ayritini ben pek goremiyorum.

Aslında o "beyaz Türkiye", geleneğe sıcak bakmak bir yana, onu hor gördü ve hatta baskı altında aldı. 1930'larda bir ara radyoda Türk müziği çalınması yasaklanmış, "asri Avrupa musikisi" zorunlu kılınmıştı. Sadece müzik değil, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e miras kalan tüm bir kültür, dilden kıyafete kadar reddedildi.

Dogru. Belli bir yere kadar hala daha devam da ediyor --ama, azaldi. Artik zorlamaya gerek kalmadi; sistem kendini uretir hale geldi de diyebiliriz.

Bunun yarattığı garabeti bazen kendimiz göremiyoruz ama yabancılar bize hatırlatıyor. Bir diplomattan dinlemiştim; Türkiye'ye gelen bir grup Avrupalı devlet adamına Dışişleri Bakanlığı'nda dört başı mamur bir sofra hazırlanmış. Menü, Fransız mutfağının seçkin yemekleriyle doluymuş. Ama konuklardan biri, "Türkiye'ye gelmişken Türk yemeği yesek daha mantıklı olmaz mıydı" diye sormuş.

:-)

Ben de bir is icin gittigim bir ulkede hayli pahali bir Turk lokantasina goturulmustum, hesapta bana jest yapiyorlardi; hayatimda yedigim en berbat Turk yemeklerini orada yemistim.

Neye benzedigini merak edenler varsa, ve Istanbul ya da Izmir'e yollari dusuyorlarsa, Ikea'ya gidip onlarin Isvec koftesi denilen o berbat seyin bir tadina bakmalarini oneririm --Yok, yok, kiyamam. Vaz gectim; onermiyorum.

Bunu, ben de, bizim uzerimize sinmis asagilik kompleksimize (o da degilse, sahtekarligimiza) ornek olarak hatirlarim. Elde kalan nadir seylerden birisi olan mutfagimizin katliydi.

Avrupalılara garip gelen bu yaklaşım, Türkiye'de çok egemen. Ancak modern Batı'ya birebir benzediğimizde modern olacağımızı sanıyoruz.

Bunlari soyledikten sonra, hala daha 'kultur emperyalizm'i hi olmadi ve yok mu diyorsunuz?

Şu günlerde "başörtülüler Arabistan'a gitsin" şeklindeki radikal çıkışıyla gündeme gelen "Dokuzuncu Cumhurbaşkanı" Süleyman Demirel de, 28 Şubat süreci günlerinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın Beethoven'in ünlü Dokuzuncu Senfoni'sini çalması üzerine heyecanla "İşte çağdaş Türkiye!" demişti.

E.. buyrun iste.. Ya, penguenler gibi fraklar filan giymek nedir sizce?

Türkiye'de Beethoven çalınmasının gereğine ben de inanıyorum.

Nicin gerekliymis?

Ama "çağdaş Türkiye"den anladığınız bir tek bu ise, aslında "çağdaş Türkiye" olmaktan çıkmış, Batı'nın önemsiz bir taklidi --İngilizce deyimle "wannabe"si — olmuş olursunuz.

OK. Bu dogru; ama, ben hala daha yukarida soylediginiz 'geregine inaniyorum' lafiniza takmis durumdayim. Bunun geregini, kendinizin munakkisi olmaksizin nasil aciklayacaksiniz?

"Adamlar" Beethoven'ı zaten biliyorlar, mesele bizim onlara yeni bir şeyler sunup sunamayacağınız. Bunu yapabilmek için de bizi biz yapmış olan tarihle, geleneklerle ve inançlarla barışmamız gerek. Ve onları geçmiş içinde donmaktan kurtarıp, modern standartlar ve kalite anlayışı içinde yeniden üretmek, çağın değerleri ile sentezlemek lazım.

Katiliyorum. Katiliyorum da, bu istikamette bir iki pozitif ornek verebilir misiniz?

Bunu yapabilirsek, "beyaz Türkler" ile "siyah Tükler"in de uzlaşmasını sağlamış oluruz.

Bu teklifi kim yapiyor? Bir Beyaz Turk mu; yoksa bir Kara Turk mu? :-)

Zor iş. Bakalım, başarabilecek miyiz...

Evet. Nereden basladigimiz kadar nereye dogru gittigimize de onemli...

'Nereden baslamak lazim?' sorusuna 'bizden' diye cevap verdigimiz anda 'ice donelim' olarak anlasilmasindan korkarim. Cunku, nedense bu, anlasilan, pek de sevimsiz geliyor bazilarimiza.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 6, 2006 7:28 AM

Mustafa Bey,

Tipik berrak Akyol uslubu ile yazimis guzel bir yazi daha! Cok dogru tesbitler, gozlemler analizler iceriyor yaziniz. Ama gecmis bazi yorumlarimdan aklinizda kaldi ise ben "Ama" siz yorum yapmayi yapmamaya tercih edenlerdenim, "Muzmin Muhalif" olmasamda.

Burdaki "ama" aslinda sizin gibi bircok sosyal bilimler kokenlilere yoneltilebilecek genel bir elestri mahiyetinde. Meseleleri objektiflik, bilimsellik gibi saiklerle fazla discretize, compartmantalize, yada derli toplu birbiriyle ortusmeyen kumeler ayristirma cabnasi ile biraz fazla basitlestirdiginizi dusunuyorum. Diger bir deyisle, tabiat bilmlerindeki metodolojiyi sosyal bilimlere uygulamaya calistiginizda belki parcalarin kolay anlasilmasina yardimci oluyorsunuz, ama buyuk resmi kavramada bu yaklasimin gecerliligi tartisilir.

Bu cerceve icerisinde yazi konununza donecek olursak benim "Kulturel Emperyalizmmi, kulturel boslukmu" sorunuza cevabim "evet" tir; bir veya oteki degildir. Aslinda bahsettiginiz "birlesik kaplar sistemi"ni buraya da uygulayabilir ve ikisinin fazla da farkli seyler olmadigi sonucuna varabiliriz. "Kulturel boslugun" olusmasinda "kulturel emperyalizmin" rolu gibi terside yadsinamaz kanimca.

Daha spesifik gorusleriniz arasinda "Duz dunya herkese aciktir" argumaniniza bazi itirazlarimi "dunya Duzdur" kitabi uzerine yazdiginiz "Duz dunyadan donus yok" basligi altinda ifade etmistim. Her ne kadar bendeniz de ozellikle genc arkadaslara internetin daha fazla daha proaktif olarak kullanmalarini tesvik eden, ve bilisim teknolojisinin bu sekilde bir esitleyici ve fikri kulturu desentralize edici, ve bununla daha demokratik bir dunyaya gidis icin aracsallastirilabilecgini vurgulasamda bu bir hedeftir, bir dilektir; sosyal gerceklik degildir.

"Düz Dünya Herkese Açık" argumaninizi desteklemek icin

"Ortada bir "emperyalizm" olmayışının nedeni, "düz dünya"nın herkese açık olması. Kültür alışverişi çok yönlü. Kimse size "benim filmimi izleyip, benim internet siteme girip, benim müziğimi dinleyeceksin" diye dayatmıyor. Dilerseniz siz de düz dünyanın imkanlarını kullanarak kendi kültürünüzü yayabilirsiniz. Burada serbest rekabet kuralı ve bileşik kaplar kanunu geçerli. " diyorsunuz.

Guzel ama birlesik kaplara giris noktasindan ne koyarsaniz o yayilir butun kaplara. Herkese acik giris noktalari mevcut degildir. Batililar'in bu durum icin kullandiklari "internet divide" terimini cok daha genisletip "haves" and "have nots" meselesi olarak tasvif edebiliriz durumu. Enistein'in teorileride herkese acikti ama bundan ABD 12,000 atom bombasi cikardi; Iran'in bir tane cikarma "ihitimali" uzerine bu ulkeye savas baslatilmak uzere. Alin size rekabet, alin size birlesik kaplar.

Sizin Batili olmayi "Ataturk Ankara Palas'ta Cumhuriyet Balolari duzenler, hanimlari teker teker dansa kaldirirdi; Erdogan bunu yapabilirmi? Bunlarmi Turkiye'yi AB'ye sokacak?" diyen Onur Oylemn gibi kendinden nefret eden yerli oryantalistlerin zavalliliklari konusundaki tesbitleriniz, ve ornekleriniz cok manidar. Fakat kanimca siz bu "illa Batili olacagiz" dusuncesinin oturdugu paradigmayi sorgulamaktan cok "gercek Batlilik nasil olur" sorusu uzerin yogunlasiyor ve dolaysi ile onerdiginiz cozum ister istemez, dusuk numarali olsada "Bati gozlugu" gerektiriyor.

Dogru " Klasik Hint ezgileri modern kulaklara hitab edecek sekilde yenilenmis durumda" . Diger oreneklerinizde guzel. Bende bir iki ilave yapayim: Bahsettiginiz Mevlevi Semazenleri Turkiye'nin modern dansi haline getirilip dunya pazarlarina suruluyor. Dunyada oldugu gibi Turkiye'de de musluman olmadan once Sufi olanlar var. Gecen National Geographic Turkiye'de "cagdas, laik basortusune karsi kadin rakkaseler (pardon semazenler) le ilgili bi yazi vardi. Prof. Seyyed Hossein Nasr Amerikan sufilerinin bulundugu bir toplantida Rumi'nin "bir vakit namazini dahi kacirmadigini" hatirlatmisti. Anadolu Atesi adinda bir modern/folk fusion, dans grubunun bir gosterisini kardesimle beraber izleyen bir yabanci diplomat "sanki ben bunu daha once gornmus gibiyim" demis (bilmeyenler icin bu Anadolu Atesi'nin Andaolu'luk fazla bir tarafi bulunmadigini, Riverdance ve Lord of The Dance gruplarinin Irlanda danslari sovlarinin kiyafetlerine kadar taklidine birazcik Turk halk muzigi motiflerinin serpistirlmesinden baska birsey yapmadiklarini hatirlatayim. Inanmayanlar bu Ingiliz/Irlanda gruplarinin CD'klerini izleyebilirler).

Benzeri ornekler cogaltilabilir, tefekkur, kultur, inanisin her sahasi icin. "Modern islam", "ilimli Islam", "cagdas Islam " Islami Kalivinizm" gibi kavramlarda ayni cerceveye girer. Yerli oryantalist laikcilerin bir kismi, Islam'in "yok" denerek ve sadece baski ile yok edilemeyecegini , muhtemelen Bati'daki stratejistlerin telkinleri uzerine kavrayabilmis gozukuyorlar. O zaman Ramazan Bayrami'nin noellestrime, karisik namaz kilma, Seda Sayan'a yari ciplak ezan okutma, ve Bulent Ersoy'a "ortakoy camiinin imami gibi" konusturma, Gamze Ozcelik'e porno skandali mahkemesine giderken "Allah yazan kolye taktirma sekilnde tezahur eden Bati'daki gibi "yeni dinadarlik" ihdas etme gayretleri gozukuyor yeni strateji olarak. Burda da "kulturel emperyalizm" ve "kuturel bosluk" yaratmanin ayristirilamaz iciceligini gozlemek mumkun. Kulturumuzu, inanislarimizi, tefekkur dunyamizi zamanin gereklerine gore yeniden yorumlayalim guzel de , ondan sonra ortaya cikan mamule "kendimizin " ve insana "biz" diyebilmek sarti ile.

Bendeniz "cagdas" kelimesinden tiksinti duyuyorum merhum Cemil Meric gibi. Cunki bu kelimenin varligi basli basina bir asagilik kompleksi, bir kendinden nefret etme ve lumpenliktir. "Cagdas" in Ingilizce karsiligi "contemporary"dir yani yasanilan zamana ait olmak. Afrika'nin ucra koselerinde henuz beyaz insan gormemis yerliler de Sharon Stone kadar cagdastir ama modern degildir.

Fazla uzattim farkinda olmayarak. Sizin yaklasiminizin benimkinden daha pratik, merhum Ozal'in "cag atlama" vizyonu ve ve bu gunku hukumetin AB projesinin arkasindaki dusunceye daha uygun oldugunu dusunuyorum. Izolasyon, duvarlar cekme "duz dunyadan donus" teklif etmiyorum yukarda da bahsettigim gibi. Sadece bu "sentez" i yaparken "uyanik alici" olmaya gayret gostermeliyiz diyorum.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 6, 2006 2:49 PM

Bekir bey,

Yazdiklariniza katiliyorum.

yorum yapmayi yapmamaya tercih edenlerdenim, "Muzmin Muhalif" olmasam da.

Ayrica, gittigim zaman, gozum arkada kalmayacak. :-) ;-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 6, 2006 3:21 PM

Bekir BeyciÄŸim,

"Ben da"!

Muzmin Anonim dostum,

"gittigim zaman"... Fazla taktınız bu "gitmek"e.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 6, 2006 3:43 PM

"emperyalizmler tuzağa düşürmek istedikleri ülkeleri kültürleriyle fethetmez, kültürsüzleştirerek, kültürsüzlüklerine inandırarak yok ederler.."

Cemil Meriç

Yazan: e-mine Tarih: May 6, 2006 6:58 PM

muzmin anonim'in yorumlari cooook onemli. ben sahsen muzmin'in yorum yazmadigi yazilari okuyunca kendimi huzursuz hissediyorum cunki hic bir soylem masum degildir- soyleyeni masum olsa bile.

Yazan: ahmet Tarih: May 6, 2006 7:25 PM

e-Mine hanim,

Emperyalizmler tuzağa düşürmek istedikleri ülkeleri kültürleriyle fethetmez, kültürsüzleştirerek, kültürsüzlüklerine inandırarak yok ederler..

Cemil Meriç

Tesekkur ederim. Onca lafi bosuna etmisim; ama, bu kadar kisa ve kolayca anlatabilmek icin Cemil Meric olmam lazimdi. Mumkun degil.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 7, 2006 11:13 AM

Kültür emperyalizminin olmadigini söylemek, goz önündekini inkar olur. Bu; ne bu zaman özgüdür ne de toplumumuza. Isa öncesi Yahudiligi hakkinda nasil Helen ve Roma kültürüne asiri özenip özlerini yitirdikleri ve sonrasinda baslarina gelen felaketleri de zaten buna bagladiklari ile alakali bir kac kitap onerebilirim. Veya Japonya'nin 500'lerden itibaren uzun yuzyillar nasil Cin etkisinde kaldigini veya Meiji sonrasi Japonyasinda Bati kulturu etkisinin nasil inanilmaz ve hatta absurd bir seviyeye ulastigi ile ilgili de kaynaklar sunabilirim ama gerek yok ve zaten bunlar bilinen seyler. Hatta ve hatta her ulke icin de benzer donemler ve öykünmeler mevzu bahistir tarih boyunca.
Mesele bugunku durumun yerel degil global olmasi. Kültür emperyalizminin de tüm dünya'ya ayni kaynaktan pompalaniyor olmasi.
Evet diger kulturler de o kaynagi etkliyorlar ama nasil? Ilk once o kaynagin hosuna gidecek bir forma giriyorlar, sonra o kaynaga mal oluyorlar ve ancak ondan sonrasinda ve o kaynak tarafindan globallestiriliyorlar. Istanbul'daki Cin restorani, Cin'in bir kultur emperyalizmi ürünü degil ki, o lezzetin kendini New york'ta kabul ettirip, Amerikan'in bir parcasi olmasinin urunu. Amerikan dizilerinde Cin lokantasi görmese, kimse oralara gider mi?
Isin daha da aci bir baska yani, bu emperyalist kaynak farkli cografyalardan devsirdigi farkli kultur ögelerini sadece kendine mal etmekle kalmiyor; bunu yaparken onlari bozuyor ve esaslarindan ayiriyor. Tipik oryentalist figurler haline getirdikten sonra, bunu dunyaya geri kusuyor. örnek uzak dogu felsefelerini akil almaz bir bicimde ve tamamen sekuler bir tarzda sömurülmesi. Reiki, yoga... hatta tasavvuf. Bati'da gectim Hiristiyan'i, ateist sufiler bile var bugün. Ismi benzese bile bu kavramlarin asli köklerinde ifade ettikleri derinligin gölgesinin gölgesi, tüketim odakli tekrar olusturuluyor, Batillilastiriliyor ve tekrar satiliyor.
Durum vahim ve neredeyse umitsiz. Meselenin asil vahim kismi ise kaynagin Bati olmasi degil, tamamen seküler ve tüketim merkezli olmasi. Dini gözüken kavramlar için bile.
Bir seyler anlamaya baslamak icin Türkce'de çikmis 3 kitap õnerecegim ciddiye alan varsa okusun

Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri
Rene Guenon

Dünyanın Batılılaşması
Serge Latouche

Teknopoli
Neil Postman

Yazan: onur atalay Tarih: May 9, 2006 4:30 PM

Kültür emperyalizmi filan yok. Sadece bütün insanlık hızla tek bir kültüre doğru gidiyor. Zaten farklı kültürlerin ortaya çıkmasının sebebi insanların binlerce yıl birbirlerinden uzak ve habersiz yaşamış olması. Yani örnek eskiden bir köydeki insanlar aynı kültürü yaşardı.

Artık komünikasyonun gelişmesi sonucu dünya bir tek köy haline geldi. Ve böylece insanlar da tek bir kültüre sahip olmaya doğru hızla ilerliyorlar. Bana inanın bundan, çok değil, en fazla 300 yıl sonra bütün dünya tek bir ülke olacak, millet kavramı yok olacak "Citizen of Planet Earth" kavramı ortaya çıkacak, tek bir dil konuşulacak ve tek bir para birimi olacak.

Yazan: Pagan Tarih: August 2, 2006 4:13 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)