« NYT: Türkiye Demokrasiden Vazgeçmemeli | Ana Sayfa | Evrim, Metodolojik Natüralizm ve Laiklik »
May 30, 2006
Bir Hatırlatma
Bu siteye önemli katkılar sağlayan yorumcularımızdan Sayın Nuri Sağlam beye sitenin yorum kısımlarında yöneltilen yöneltilen "terörist" suçlaması haksız ve yersizdir. Bu konuda müdahalede geç kaldığım için başta Nuri bey olmak üzere tüm okurlardan özür dilerim. Bırakın "terör"le ile birlikte anılmayı, Nuri beyin yorumları gerçekten son derece değerli ve ben de kendisinden pek çok şey öğreniyorum. "Site tarihine" not düşmüş olayım.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 30, 2006 7:15 PM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)




Sayın Nuri Sağlam bey bir yorumum hakkında(ya da sloganıma)yorumda bulunmuştu.Kendisinin yorumunu tekrar tekrar okuduğumda iyi niyetlerini daha iyi görmeye başladım.Bunun içine kendilerine tesekkür ediyorum.
Yazan: ozan Tarih: May 30, 2006 10:45 PM
Mustafa Bey aynı hassasiyeti şahsım Türk Bayrağı'nın Ay Yıldızından ayrıştırılırken de göstermenizi beklerdim. Zira o ayrıştırma nedeniyle sizin de çok iyi bildiğiniz gibi insanların canı yanıyor. O ayrıştırma bahsi geçen terörizmin atar damarı...
Saygılar
Yazan: Gökhan Tarih: May 30, 2006 11:32 PM
Sayın Akyol bu konuda özür dilemesi gereken biri varsa o da şahsımdan başkası olmamalı.
Devletimizin adalet sisteminin en hayati organlarından biri olan danıştaydaki saldırı,tüm toplumda olduğu gibi şahsımda da büyük travmalar yarattı. Bir devlet bir çok kurumunu yitirebilir.Ama adalet kurumunu yitirdiğinde, adalet mekanizması bozulduğunda bu, telafisi olmayan gelişmelere yol açabilir. Yargımız bu olayın etkisinde kalarak yanlış kararlar verebilir.
Bu saldırı hepimize ait olan cumhuriyetimizin kalbine saplanmış bir bıçakdır..
İşte bu duyguları yaşarken,Nuri beyle girdiğimiz tartışmada, kendisinin adını el kaide ve hizbullahın yanında anmamalıydım.Cümlenin gelişinden sanki kendisinide aynı kefeye koyduğum anlamı çıktı.Ama niyetim bu değildi. Bakın hem siz hem de kendisi paragrafı bu şekilde algıladınız yani anlatmak istediğim gibi değil nasıl algılanıyorsa öyle algıladınız.Belki NuriBeyde özünde beni tehdit etmek istemedi ama bende o cümleyi tehdit olarak algılayarak belki amacını aşan bir tepki gösterdim.
Yazdığım yazıyı, anlatmak istediğim gibi değil bir suçlama şeklinde algılanmasına yol açacak şekilde yazdığım ve bu yanlış anlaşılmaya sebep olduğum için Nuri beyin şahsından özür diliyorum.
Yazdığım cümlede,Nuri beyin adının önüne elkaide ve hizbullahın adlarını yazmamalıydım...
Umarım gönlünü almışımdır.. kendisinin özrümü kabul ettiğini belirten cevabını bekliyorum...
Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: May 30, 2006 11:42 PM
Merhaba,
İleri sürülen fikirlere katılıp katılmamak başka şey.Ama bu sitenin başta gelen yazarlarından birisine "terörist" denmesini şiddetle kınıyorum.
Mustafa Bey'in düşünce platformu kanımca ülkemizin seviyesi en yüksek, demokrat sitelerinden birisi. ( Mustafa Bey'in yazılarıyla birlikte ) Nuri Sağlam Bey başta olmak üzere Bekir Yıldırım, Suat Öztürk, Metin (the Poor)Bey'in yazılarını merakla okuyorum. Yazılarından bir hayli faydalandığımı söyleyebilirim. Bu vesileyle vurgulamak istedim.
Saygılarımla.
Tuncay Yılmazer
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: May 31, 2006 1:05 AM
Sezgin Bey
olgun davranışınız için teşekkür ederim.
bazen sert tartışmalar güzel dostlukların da başlangıcı olabilir.
ben de gündemin etkisi ve bazen de kördöğüşüne dönen yazılardan dolayı uslubumun dışına çıktım. bu yüzden kendime de kızıyorum.
ama gerçekten bırakın tehditi en ufak bir ima bile yoktu yazdıklarımda.
ben her zaman şunu söylüyorum: biz birbirimizle anlaşmak zorunda değiliz. ama birbirimizi anlamak ve anlayışla karşılamak durumundayız. eminim ki siz de ülkemizi ve devletimizi çok seviyorsunuz. bu sevginin sizin gibi düşünmeyenlerce de paylaşıldığını bilmenizi isterim. hatta delice bir aşk da diyebilirsiniz buna.
benim için hangi siyasi iktidarın olduğu hiç önemli değil. yeterki bu millete bu devlete hizmet etsin. bu nedenle konuyu bir ideolojik gözlükle değil, prataik hayatın gerçeklerine uygun bir içerikle doldurulmasına önem veriyorum.
bir hususu izin verirseniz siz hatırlatmada bulunmak isterim: Kur'an ve islam konusunda çok yanlış bir bilgilenme süreci yaşadığınızı düşünüyorum. gelin burada sakince birbirimizi anlamak amacıyla bu konularda fikir alışverişinde bulunalım. Gelin müslüman olun da demiyorum. ama hiç değilse I.Goldhizer gibi, M.Watt gibi bu dini kendi kaynaklarından araştırın.onlar da inanmadı ama bizden daha iyi öğrendiler.
ortak bir dil kuralım diyorum.
Bakın biz büyük bir milletiz. Büyük devletler kurduk. yeniden devletimizin çok büyük bir devlet olması, bu milletin dertlerinin en aza indirilmesi için ortak çaba gösterebiliriz.
İşte bu devletin büyümesi, bu milletin ayağa kalkaması için dört bir yanımızdaki güçlerin oyunlarına gelmeyelim. bu kuru bir dış güçler fobisi değil. devletler siyasetini ve dünya ekonomi politiğini az buçuk bilen, olaylara bu gözle bakan insanların çok kolayca anlayacakları bir husus.
eğer dindar birilerine birileri saldırsaydı bu saldıranların "laikçi" olduğunu asla düşünmez, bunun bu ülkeyi karıştırmak isteyenlerin bir oyunu olduğunu düşünürdüm....
sizi tekrar burada görmek dileğiyle
ben sizin de Ataman BEy'in de yazmasını istiyorum burada. bunda çok samimiyim.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 31, 2006 6:25 AM
Sayın Mustafa Akyol,
duyarlılığınız ve iltifatlarınız için çok teşekkür ediyorum.
sanırım yaşadığımız bu olay herkesin kendisine biraz daha çekidüzen vermesini sağlayacak. ben şahsen bu dersi aldığımı belirtmeliyim.
bir duam da bu tür olayların aslında gereksiz yere nasıl birbirimizi kırdığımızın, yanlış anladığımızın örnekleri olarak algılanması. birbirimize vaaz verir ya da öğüt verir gibi de konuşmamıza gerek yok. farklı düşünüyoruz ama farklı değiliz. bu ülkenin insanlarıyız.
Daha önce de Ozan Bey'e belki sert denebilecek bir çıkış yapmıştım. O'nun inançlı bir insan olarak devletimize ve milletimize zararlı olacağını düşündüğüm bir yaklaşımı sergilemesine gönlüm razı olmamıştı. hala da değil. Ama Kendisi anlayışla cevap verdi ve şimdi de nazik bir yorumda bulundu. demek ayrı ve gayrılık yok.
Biz parçalayıcı değil birleştirici, kavgacı değil barışçı, dogmatik değil akılcı, faşist değil özgürlükçü bir dünyanın kemaliyle varolması için mücadele etmeliyiz. bu nedenle kesinlikle bir ortak dili kurmamız gerekiyor.
Metin BEy, Bekir Bey, Suat BEy gibi kamu vicdanının sağduyulu sesi olan insanlar önemli bir aydınlanma misyonu görüyorlar. Bu insanlarla her konuda hem fikir olmalıyız? Tabii ki hayır. zaten hemfikir olalım diye konuşmuyoruz. birbirimizi tanıyalım, birşeyler öğrenelim, bildiklerimizi anlatalım diye konuşuyoruz.
ama sloganla konuşmayalım hiçbirimiz. C.Meriç'in dediği gibi "Bilim, sloganla bağdaşmaz."
Bu sansür uygulayalım değil. ama sloganla kim konuşursa konuşsun demokratik tepkimizi verelim. bu tepki Hilmi Yavuz'un dediği gibi "Okumama hakkımı kullanıyorum" şeklinde de olabilir.
Tuncay Bey'e de bir sitemim var: Kendisi bir tarihçi-yazar olarak yazılarını ve okumalarını neden bizimle paylaşmıyor? Mesela herhangi tartışma konusuna ilişkin tarihsel olaylara ilişkin anekdotları aktarması ne güzel olurdu.
Tekrar tüm dostlarıma teşekkür ederim.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 31, 2006 8:56 AM
Bu ilmeğe ve yazılanlara çok sevindim. Nuri Bey'e reva görülen muamelenin haksızlığı ve yanlışlığı, tartışma götürmez bir vakıaydı zaten.
Sezgin Bey'i de, nihayet hatasından -tam olmasa bile- döndüğü için kutlarım. Her zaman sakin olmasını, önyargılarını hiç değilse azaltmasını, "demoniac" bir antilaik dünya tasavvurundan vazgeçmesini dilerim.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 31, 2006 11:24 AM
Sayın Akyol siz akıllı tasarıma İslami bir hüviyet kazandırma çabasındasınız. Bunu da sanıyorum bilimsel İslam düşüncesini geliştirmek için yapıyorsunuz. Sizin amacınız hakkında sizin şahsınızla ilgili bir yorum yaparak kişiliğinizi hedef almak istemem. Fakat genel olarak bakıldığında bu tür çabaların amacı, her şeyin edildiği gibi bilimin de dine alet edilmesi biçiminde olmaktadır. Akıllı tasarım kuramı sizin anlattığınız biçimde değildir.
Akıllı tasarım kuramı evrimi reddetmez. Evrimin olduğunu, yani canlıların birbirinden türediğini, hiç bir türün pat diye aniden ortaya çıkmadığını, hepsinin basit canlılardan başlayarak birbirinden oluştuğunu söyler. "Böyle ise niye evrime alternatif bir kuram olarak ortaya atılıyor?" diye sorulacak olursa, aradaki fark şudur: Evrim, bu işleyişi tesadüflere ve rasgele mutasyonlar ile doğal seleksiyona bağlarken, bilinçli tasarım canlıların birbirinden gelişmesini bir gücün planladığını söylemektedir. Yani bir güç, örneğin dünyada hiç uçan canlı yokken, uçmayan bir canlının genetiğine kanatları oluşturacak genetik şifreleri yazmış ve bundan sonra kanatlı bir nesil gelmiş. Bilinçli tasarım bunu savunur. Yani evrimi tesadüflerin geliştirdiğini değil, bir gücün yönettiğini söyler.
Saygılarımla...
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
DEMİRKAN BEY, SİTEDE AKILLI TASARIM TEORİSİ HAKKINDA YAZDIĞIM MAKALELERE BAKARSANIZ, BU TEORİNİN ZATEN EVRİM KAVRAMINI DIŞLAMADIĞINI DEFALARCA BELİRTTİĞİMİ GÖREBİLİRSİNİZ. AKILLI TASARIM'I DOĞRU ANLAMIŞSINIZ, AMA BENİM BU KONUDA NE SÖYLEDİGİMİ YETERİNCE İNCELEME İMKANI BULAMAMIŞSINIZ SANIRIM.
Yazan: demirkan efegil Tarih: May 31, 2006 4:41 PM
Bilinçli tasarımın evrimi içerdiğini teyid ettikten sonra konuyu ilerletelim:
Şimdi bilinçli tasarım kuramına göre eserden müessire gitmek mümkündür. Bir resimden ressamın eğilimleri, sanat anlayışı, kişiliği..vs... çıkarımsanabilir.
Arkeolojik bulgular, Arkeyen adı verilen dünya'daki hayatın ilk döneminin 3,5 milyar yıl önce başladığını ve 800 milyon yıl önce bittiğini söylüyor. 800 milyona kabaca bir milyar dersek, 2,5 milyar yıl boyunca dünya yüzünde mantar ve yosuna benzer canlılardan başka canlı yaşamamış.
Tasarımcı oldukça ağır kanlıymış. Hiç acelesi olmadığı açıkça görülüyor. Halbuki dini kaynaklar "ol" demesiyle var edebileceğini söylüyorlar. Acaba tasarımcı dini kaynakların bildirdiği yaratıcıdan başkası olabilir mi sizce?
"Biz bu işe karışmayız, orasını tasarımcı kendi bilir, ister bir milyar yılda bir yeni canlı var eder, ister iki milyar yılda" demeyin. Eserden müessire gidileceğini siz söylüyorsunuz. Hadi bu tasarımcı stajiyer ve deneyimsiz, hatta biraz beceriksiz ve sakar bir tasarımcıysa? Bu bizi direk etkilemeyecek mi? Ya bize verdiği bazı sözler varsa (ölümden sonra yeniden yaratma gibi) ve bunu tutmaya gücü yetmeyecek kadar acemi bir tasarımcıysa? Sonradan becerisini epey geliştirmiş ve epeyce tür yaratmış olsa bile bu kadar uğraştıktan sonra bu işten bıkmış olmadığını nerden bileceğiz? "Hayal kuruyorsun" demeyin, .Bu kadar ağır kanlı bir tasarımcının böyle olması büyük ihtimal.
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
TASARIMCI'NIN VARLIĞI BİLİMSEL OLARAK TESPİT EDİLEBİLİR, AMA AMAÇLARI İÇİN AYNI ŞEYİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİL. ÖTE YANDAN ZAMANIN RÖLATİF OLDUĞU GERÇEĞİ, KENDİ ZAMAN ALGIMIZDAN YOLA ÇIKARAK, "TASARIMCI BUNUN İÇİN NİYE BU KADAR BEKLEDİ" GİBİ İTİRAZLAR ÖNE SÜRMENİN ÇOK DA TUTARLI OLMADIĞINI GÖSTERİR.
AKILLI TASARIM TEORİSİ, TASARIMCI'NIN NEYİ NE ZAMAN NE İÇİN YAPTIĞIN AÇIKLAMA İDDİASINDA DEĞİL. SADECE TASARIMIN KANITLARINI ORTAYA KOYMA İDDİASINDA.
ÖTE YANDAN CANLILIĞIN KÖKENİNİN MİLYARLARCA GERİYE GİTMESİ, İLAHİ DİNLERDEKİ "OL DENEREK YARATILMA" KAVRAMIYLA ÇELİŞMEZ. "OL DENEREK YARATILMA" TÜM CANLILIĞIN AYNI ANDA YARATILDIĞI ANLAMINA GELMİYOR ÇÜNKÜ...
DAHASI, FOSİL KAYITLARI FARKLI CANLI KATEGORİLERİNİN GAYET "ANİDEN" ORTAYA ÇIKTIĞINI (ABRUPT APPEARANCE) GÖSTERMEKTEDİR Dİ, BU DA "OL DENEREK YARATILMA"YA ŞAŞIRTICI BİR ŞEKİLDE UYUMLU BİR VERİDİR.
Yazan: demirkan efegil Tarih: May 31, 2006 5:17 PM
Fakat olmuyor böyle işinize gelen yorumu yayınlayıp işinize gelmeyeni yayınlamamak. Tartışmaya açık, liberal ve dürüst iseniz yorumlara baraj koymazsınız. Gönder düğmesine basıldığı anda her yorum sitenizde çıkar. Sonra yakışıksız olan varsa gerekçesini söyleyerek kaldırırsınız. Bu iş böyle yapılır.
Bu keyfi sansürleme uygulamanızdan sonra görüşlerinizin benim için hiç bir kıymeti harbiyesinin kalmadığını saygıyla iletirim
Yazan: demirkan efegil Tarih: June 1, 2006 12:51 PM
Görünen o ki yanıtınızı almakta acele edince biraz peşin karar vermişim. Fakat beni yanıltan ilk yanıtınızın hemen gelmesi oldu. Sonraki yanıtı da aynı hızda bekleyince yanıldım. Her neyse. Acele yargılamam için beni affedeceğinizi umuyorum.
Bilinçli tasarımın evrimi içerdiğini söylediğinizde fazla tartışılacak şey kalmıyor. Ancak şunu belirlemeliyim ki bunu tam olarak söylemiyorsunuz. Yani bilinçli tasarımın evrimi içerdiğini. Çünkü fosil kayıtlarının canlıların aniden yaratıldığını ortaya koyduğunu söylüyorsunuz. Bu evrim kuramıyla ters düşüyor. Çünkü gerekli geçiş formlarının bulunamayışı, yani bir türün yavaş bir süreçte başka bir türe dönüştüğünü gösteren fosillerin az oluşu, bu ara formların olmadıklarından değildir. Fosilleşmenin çok ekstrem şartlarda ortaya çıkan nadir bir olgu oluşundandır. Normalde birkaç yüzyıl sonra hiçbir canlının bir parçasını bulamazsınız. Fosiller bu nedenle çok ender olgulardır. Bu nedenle fosillerden tüm evrim şemasını ortaya çıkarmalarını bekleyemezsiniz. Gerçi atın bir zamanlar daha küçük bir hayvan olduğu gibi geçiş fosilleri tartışılıyor, bence de bunların atın atası olduklarını kesin biçimde kanıtlamak imkansızdır. Zaten evrim de kanıtlanmış bir doğa yasası değil, bir teoridir, adı üstünde. Bu kadar çaplı olguların bir çırpıda kanıtlanıverilmesini bekleyemezsiniz. Evrimin kanıtlanması da evrimin kendisi gibi yavaş bir süreçte ilerleyecektir belki de. Belki de beklenmedik kanıtlar süreci hızlandıracaktır. Şimdiden bir şey söyleyemezsiniz.
Bilimi sona erdirip “işte buradan sonra şu başlıyor” demek zordur, bu sınırın neresi olduğunu belirleyemezsiniz. Bilim, madde dışı bir olguyu neden olarak kabullenmeden, maddi nedenleri sonuna kadar kovalamak zorundadır. Bilimin yöntemi bunu gerektirir, çünkü ispatlarla ilerlemek zorundadır. Kanıtı olmayan madde dışı olguları benimsediği an yönteminden sapmış olur. Bunun ateistlikle bir ilgisi yok. Yöntem gereği.
Ama tabii ki şu an bilimin kaldığı ve yarın bir adım ileri götürüp götüremeyeceğini bilmediğimiz yerden ötesi için “bekleyelim görelim” demektense varsayım üretebiliriz ve böylece felsefe yapmış oluruz. Bunu yapmak için bir engel yok.
Ancak akıllı tasarımın bilim için itici bir motor olmadığını da belirtmeliyim. Maddesel nedenleri bulmaya çabalayan bir bilimci daha iyi motive olacaktır. Çünkü her bulunan maddi kanıt bilim adına bir zaferdir. Fakat madde ötesi etkenler devreye sokulduğunda itici güç ortadan kalkar. Bunu deprem araştırmalarında örnekleyebiliriz. Depremin ilahi bir eylem olduğunu düşünmek insanları kaderci yapar. Halbuki depremin zamanını önceden belirleyebilmek, (eğer başarılırsa) bilim adına büyük bir zafer olacağı için bilimciler buna var güçleriyle çalışırlar.
Tabii yararcılık bir gerekçe değil, bunu antiparantez olarak alabilirsiniz ve bilimin yöntemini anlatmak için bu belirtmeye yer verdim. Ancak evrim düşüncesi bir çok bulgu için itici güç olmuştur. Rastlantısal olaylarda belirlenimci olabilmeye çalışmak çok önemli bir motivasyondur. Önceden tasarlanmış bir kader düşüncesi bu motivasyonu kırar. Neyse belki bu subjektif bir konudur, siz böyle hissetmiyor olabilirsiniz.
Şimdi felsefeye gelirsek, tasarımcı için zaman kavramı bizim için geçerli olduğu gibi geçerli olmayabilir elbette. Fakat dinsel inanlarda insanların yanlış davranışlarına karşı yaratanın birtakım tepkisel karşılıkları varsayılıyor. Bu da yaratanın da bizim zaman ölçülerimize en azından uyum gösterdiğini belirtir. Yani sapıtanlara uyarıcı gönderiyor, azgınları cezalandırıyor, cumartesi balık tutanları cezalandırıyor..vs.. (Bu son örnek saçma gelmesin,ayetten alıntıdır.) Demek insanların zamanlama ölçülerine uygun tepkiler veriyor. O halde zamandan tümüyle bağımsız değil.
Evrimle çelişen başka bir bilinçli tasarım konusu “ol” deyince olma. Gerçi siz tasarımcının niteliklerine ulaşmak için bir yol önermiyorsunuz ama bunun bilinçli tasarımla çelişmediğini söyleyerek savunuyorsunuz. Ne olursa olsun, bilinçli tasarımcı mantar ve yosundan başka canlı yaratmak için milyarlarca yıl beklemezdi. Ayrıca canlılar ani ortaya çıktıysa örneğin bir sürüngenin yumurtasına müdahale eden tasarımcı yumurtanın tüm genetiğini yeniden kodlayacak ve sürüngen çıkması gereken yumurtadan bir anda kuş çıkıverecek gibi bir düşünce gündeme gelir. Bunu düşünmektense yavaş işleyen bir evrim süreci daha mantıklı görünüyor.
Yani diyeceğim, subjektif konulara girilirse herkese mantıklı gelen başka bir şey vardır. Bilimin maddesel ve gözlemlenebilir, deneyle tekrarlanabilir ve kanıtlanabilir, bir neden-sonuç ilişkisi kurulabilir olguları literatürüne almakta ısrarcı oluşu bu yüzden. Ateistliğe kanıt sağlamak için kesinlikle değil. Bilimi tanrının gereksiz olduğunu kanıtlamak için kullanmaya çalışmak, skolastik çağdaki bilime (ve o zaman ayrı tutulmayan felsefeye) tanrının varlığını kanıtlama misyonu yüklenmesi ile aynı bir haksızlıktır.
Bilim sadece kanıt üretir ve bunu kanıtlanabilir (ölçülebilir, denenebilir ve belirlenebilir) olguları işleyerek bunları neden-sonuç zinciri içinde düzenleyerek yapar.
Felsefe bilimden tamamen ayrı olarak çalışır fakat bilimsel verileri kullanır. Ancak felsefeyi bilimin eksiklerini tamamlamak için kullanamayız. Felsefe bir spekülasyondur. Bilim spekülasyona yer vermez. Bilim eksiklerini yavaş bir süreçte tamamlayarak ilerlemeye çalışır. Bu bilim için bir eksiklik değildir. Bilim inşası süren ve hiç tamamlanamayacak bir yapı olmasına karşın elimizdeki en sağlam ve güvenilir yapıdır.
Saygılarımla…
Yazan: demirkan efegil Tarih: June 1, 2006 9:54 PM