« Nazlı Ilıcak: Akıcı Bir Üslûp ve Bilgi Dolu Bir Eser | Ana Sayfa | Mehmet Metiner: Bkz. Akyol'un Kitabı »

April 6, 2006

Fuhuş Yapan Ünlüler ve Namusun Cinsiyeti

Geçtiğimiz günlerde bazı futbolcularla para karşılığında ilişkiye girdikleri ileri sürülen bir grup genç kadın göz altına alındı. İsimleri gazete ve televizyonlarda manşetlere taşındı, "fuhuş yapan ünlüler" olarak daha bir ün kazandılar.

Görüşlerine değer verdiğim bir yazar olan Nurhayat Kızılkan bu konuda bir e-mail mesajı geçmiş ve "neden 'fuhuş yapan manken operasyonu'na adı karışan mankenleri boy boy her yerde görüyoruz da futbolcu (erkekler)in ifadeleri gizli alınıyor, adları basından gizleniyor" diye sormuş.

Yerinde bir soru. Ve sadece bu olayda değil toplum genelinde sıkça ortaya çıkan bir geleneğe işaret ediyor. Bu geleneğe göre, cinsel ahlaksızlık yapan bir kadın "lekeli" sayılır ve ağır şekilde kınanır, hatta cezalandırılırken, aynı fiili işleyen erkekler çok daha hoşgörülü bir karşılık alıyor. Hatta yaptığı iş "elinin kiri" sayılıyor. Takdir bile ediliyor.

Bu geleneğin en korkunç örneği namus cinayetleri. Onyıllardır Türkiye'de "namus" yüzünden insan öldürülüyor. Öldürülenler hep kadın. Suç addedilen fiili tek başlarına yapmış olamayacakları ortada; ama nedense namus cinayetine kurban giden erkek yok gibi. Erkekler bu yüzden kınanmıyorlar bile.

Bu geleneğin en ilginç yönü ise — diğer pek çok örnekte olduğu gibi — din kökenli sanılmasına rağmen dinle hiç bir ilgisi olmaması. Evet, dinle bir ilgisi yok, çünkü İslam'a göre namus hem kadınlar hem de erkekler için geçerli bir kavram ve bu iki cinsten herhangi birisi daha "iltimaslı" değil. Zina eden erkekler ve kadınlar için Kuran'da belirtilen kınama ve ceza aynı. (bkz. Nur Suresi, 2-3) Hatta erkekleri koruyan geleneğin aksine Kuran'da asıl olarak kadınlar korunuyor: Nur Suresi üçüncü ayette zina etmemiş bir kadına zina iftirası atana ağır bir ceza öngörülüyor.

Kısacası kırsal kesimde "namus cinayetleriyle" şehirlerde ise fuhuşu sadece bir kadın fiili olarak gösteren söylemle ortaya çıkan "erkek egemen kültür", zaman zaman İslami bir örtüye bürünse de, aslında gayr-ı İslami. Bir başka deyişle bir tür "cahiliye adeti"...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 6, 2006 12:27 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa bey,

Guzel bir konuya temas ettiginizi dusunuyorum, hakkinda daha sonra bir seyler de/daha yazmak isterim.

Ilgili isimlerden yola cikarsak, 'Islam'i, bu baglamda, konuya birincil unsur olarak dahil etmege hic gerek yok, bence.

Boyle zamanlarda her defasinda sahit oldugumuz "ama, Kuran'da oyle emredil[mi]yor" ya da "ama, Peygamber[imiz] boyle yap[ma]misti" filan gibi mazeretler ve/ya kisir ve magazinlestirici itirazlar bu konunun hak ettigi sekilde tartisilmasini engelleyebilir.

Oyle olursa, bence, yazik olur.

Asil soru, bence, sudur:

Nicin butun --bilinen-- insanlik tarihi boyunca kadin cinselliginde (erkeklere nazaran) benzer bir liberallik hos karsilanmaz olageldi?

Ikinci soru da:

Bugun (cagimizda, bu ulkede) ne degisti; ya da degisti mi?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 6, 2006 1:22 AM

Ben de konuya "evrimsel" bir açıklama getireyim.

Canlılarda erkeğin amacı, mümkün olduğu kadar çok dişiye sahip olmaktır.

Kadın ise çocuk büyütme ile sorumlu olduğundan, çok daha az sayıda eşe ihtiyaç duyar.

Karmaşık sosyal olayların arkasında bu basit evrimsel gerçekler yatar.

Bu nedenledir ki toplumuzda erkeğin zinası "çapkınlık", kadının ki ise çok daha ağır bir kusur olarak algılanır.

Ayrıca olayı bir de "çok eşlilik" kavramı bağlamında tartmak da faydalı olacaktır (5N1K yı kendinize sorabilirsiniz)

Yazan: Yilmaz Tarih: April 6, 2006 11:56 AM

Müzmin Bey ;


Mustafa Bey'e "Ilgili isimlerden yola cikarsak, 'Islam'i, bu baglamda, konuya birincil unsur olarak dahil etmege hic gerek yok, bence." demişsiniz.


Aslında sözleriniz özünde doğru.Fakat bu konuyu İslam'la ilişkilendiren o kadar çok kişi var ki bu doğal olarak savunma rekleksine neden oluyor. Mustafa Bey'de konunun bu yönüne dikkat çekmiş zaten.

Ardından öyle iki soru sormuşsunuz ki herbiri başlıbaşına kitap konusu :

Çok çok kısa iki cevap :

El-cevap- 1 : Kadın yaratılışı gereği latiftir , naziktir , özlenen ve arzulanandır. Dolayısı ile de kıskanılandır.

El-cevap- 2 : Çağımızda da değişen hiçbir şey yoktur..

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 6, 2006 12:26 PM

Mustafa Bey,

Bende bu gunlerde bu "Fuhus yapan unluler" meselesini zizin sitenizde en azindan bir link koyarak yada sadece haber yapistirip altina "yorumsuz" yazarak gundeme getrmeyi dusunmus ama dogru olmayacagi kararina varmistim. Bunu sizin yaptiginizi gorunce sevindim.

Yazdiklarinizin hepsine katiliyorum. Yalniz bu ibretlik olaydan benim cikardigim en onemli sonuc sizin dostunuzun vurguladigi "namus konusundaki cifte standard" uzerine olan degil, her ne kadar buda dogru olsada. Ben TV kanallarinin, pop kultur fabrikalarinin,, magazin dunyasinin isledigi ahlaki, etellektuel katliamin burda sergilenen en buyuk curum oldugunu dusunuyrorum. Bu "gel seni unlu yapayim" diye bu cocuklasri batakliga surukleyenler piskin piskin bu haberler kanallarinda gene magazin programlarinda verirken yeni kurbanlarini teshir ediyorlar.

Bu "kurbanlar" (unluler) bundan cok rahatsiz olmus gorunmuyorlar. Ertesi gun kanal kanal dolasip, bu istende maksimum kilometre yapmaya calisiyolar. Erkeklerde desifre edilse ne olacakki? Simdilerde bu kulturel 'cagdaslasma' konusunda epeyce mesafe katetmis gorunuyoruz; artik kadnlarda birlikte olduklari kisisileri, gayrimesru hamileliklerini bir reklam malzemesi olarak kullanmaya basladilar, Yani suc butun bir milletin temel ahlaki degerlerine karsi isleniyor; ve failler ellerini ogusturup dolarlarin sayiyorlar. "cifte standard" meselesi onemine ragmen, bu baglamda tali mesele kanimca.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 6, 2006 12:36 PM

Bekir bey,

Son derece haklısınız. Katkınıza teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 6, 2006 1:36 PM

Kapitalist mantığın kadını cinsel metaya dönüştürdüğü, uçan kuşun bile bildiği bir gerçek. + Her türlü eşitsizliğin ve erkek-egemen pratik ve diskurun yapısal geçerlilik taşıdığı bir düzende, sözkonusu haberdeki erkeklerin ve pz.lerin kimliklerinin gizlenmesi gibi utanmazca bir çifte standart, şaşılacak bir olgu değil. + Bir toplumun ahlaki değerlerinin o toplumun sosyoekonomik formasyonunun dönüşüm sürecinde bozulmaya ve bozunmaya uğramasına üzülmek ya da bunu lanetlemek, olgunun yönünü değiştirebilecek anlamlı ve aktif bir faktör değil. + Bu tür bir yozlaşma olgusuna, sürece müdahale bağlamında dinsel kökenli bir ahlaki yaklaşım, olsa olsa kanser tedavisi için aspirin önermek gibisinden bir yaklaşımdır bana göre.

Şimdilik ilk aklıma gelen düşünce kırıntıları bunlar bu konuda.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 6, 2006 2:07 PM

aslında, bu konuda söyleyeceğim çok şey var. Ama hepsinin burda izahı yapılması, yada bütün sözlerin bir çırpıda söylenmesi, hiç mümkün değil İçinde yaşadığımız toplum muhafazakar yada muhafazakar olmayan kadınlara karşı çok acımasız malesef galiba toplum kadına kıyıyo bunuda hiç soruşturmadan ne olduğunu anlayıp dinlemeden çok rahatça yargılayabiliyor bunun benim kanımca bunun asal sebebi islamiyetten önce süregelen, kadına karşı tutumdan onun,toplumdaki yerinin hemen hemen yok sayılmasından kaynaklı bir durum olduğunu kanaatindeyim islam dini ile birlikde bu durumun hükmü her ne kadr değişime uğratılmak istenmişsede malesef toplumdaki davranış düzeyinde çok az bir gelişme olmuştur tabiki bu peygember zamanından sonraki süreçlerde olagelmiştir. Kadının sosyal hayattaki, ekonomik düzeyinin erkeklere nazaran daha alt konumda olması, bu durumu daha fazla ileri boyuta getirmişdir .tabi kadınlarda, seslerini duyurmak adına bir çok girişimlerde bulunmuş eşitlik isteği ile birlikde feminist hareketlerinide başlatmışlardır :)ama bu girişimleri kadının eşitliğini sağlamakdan öte cinselliğini ön plana çıkarıp bir çok tv. proğramlarında konusu yapılmıştır. Kadınlar bu bağlamda daha fazla rencide olmuşlardır.Kadınların ekonomik özgürlük adına kendilerini şöhret olma isteğiyle karşı karşıya bulmuşlar bu isteğin kendilerini nereye götürceğinin umursamadan yada bilmeyerek türlü yollara başvurmuşlardır örneğin tvlerde yayınlanan pop yarışmaları yada buna benzer şöhret vadeden yarışmalar tabi bunun neticesinde kadınların bu yarışmalara ilgisi büyük ölçüde artmıştır tabi yarışmaya katılan erkeklerin oranıda küçümsenemez.yani diyeceğim şudur ki, bazı kadınlar kendilerini ispatlamak adına yada ekonomik özgürlüklerini kolay yolardan elde etmek adına böyle girişimlerde bulunup kendilerini hüsrana uğratıyorlar toplumdaki bazı bilir kişilerde magazinellik uğruna bu kadınların yaptıkları hataları yada kurbanı oldukları davranışları gözler önene sermekden hiç rahatsızlık duymadan olayı daha fazla magazinel boyuta taşıyıp söz konusu insanları daha fazla rencide ettiler çünkü onlar için kadın daha fazla magazinel boyut taşımaktaydı.artık sözlerime burda son verirken şunuda söylemekden ççekinmeyeceğim ALLAH herkese layık olduğu değeri verir onu layık olduğu konuma sokar ister aleni olarak görülsün ister görülmesin kadınların ismi açıklandı ama erkeklerin ismi açıklanmadı, gibi sözler tabiki haklı bir yer buluyor ancak, bu durum toplumda yaşanan ahlaki çöküntüyü gözler önüne sermekdedir yani aslında biraz bu durumu meşrulaştırma var yani erkeklerin ismini vermnemekle bu durumun tekrar edilebileceği sinyali varmış gibi şık durmayan bir görünüm ortaya çıkdı. neyse gelmek istediğim nokta umarım bu günlerde geçer insanlar adilce davranmayı öğrenirler belki bir gün :)
belkıskübra

Yazan: belkıs Tarih: April 6, 2006 2:35 PM

Evlilik dışı cinsel ilişkiyi tüm yönleriyle uygunsuz görüyorum. Ayrıca cinsel suçların bu kadar artmasında "özgür seks" çığlıkları atanlarında ciddi bir payı olduğunu düşünüyorum. Birlikte yaşamanın erdemlerini (nedense şiddetle evlilik kelimesinden kaçınılır), büyüyüp olgunlaşan birinin cinsel deneyimlere açık olmasını, aynı cinse ilgi duymanın sadece sosyal bir tercih olarak görülmesi gerektiğini dillendirenlerin, önce seks olgusuna daha sağlıklı bakması gerekiyor. Cinsellik bence yalnızca evli eşler arası normaldir. Bunun dışında zinayı kadın yada erkek kim gerçekleştirmişse ikiside aynı oranda kirlenmiştir.

Bu ünlüler arasında ki tuhaf ayrıştırmanın onlarında kendi aralarında ki sınıflandırmadan kaynaklandığını düşünüyorum. Yani milyon dolarlar kazanıp, milyonlarca insanı sürükleyen bir futbolcuyu feda etmektense (ki onların arkası daha bir kalındır) Sinem isimli yarışma artığı bir kızcağızı feda etmek daha uygun geldi sanırım. Yani bu olayın kadın öznelerinden biri o futbolcular kadar ciddi bir etkiye sahip olsaydı bence pozitif muamele görebilirdi. Ama en üst sınıfı birkaç yıl fazla mankenlik yapmış. Kendi kurt kapanlarına düştüler ve sanırım olan biteni hepimizden daha iyi anlıyorlar.

Ben yine de cinsellik kavramına bulaşan hastalıkla savaşmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü TV-Medya ve post-modern yaklaşımlar cinselliği özel tanımından çıkarmayı neredeyse başardı. Ve bunda erkeğinde kadınında aynı oranda suçu vardır...

Yazan: Gökhan Tarih: April 6, 2006 3:15 PM

Belkis Hanim, arkadaslar,


Sizin yorumunuzdaki fikirlere de tamami ile katiliyorum. Tesbitlerinizin dogrulugu disinda birde bu ilmekte ozellikle boyle bir konuyu sadece "erkek perspektifi" dominasyonundan cikarmasi acisindan ehemmiyetli buluyorum.


Mustafa Bey, konunun "Namusun cinsiyeti" boyutuna vurgu yapmis yazisinda. Sizde bu ana argumanini birkac tezahurunu, ve bu kuturu ureten koken uzerine degerli fikirler beyan etmissiniz.


Buranin mudavimleri benim hemen her konuya "fundametalist", "generalist" yada "koktenci", "bottomline" ci seklinde tasvif edilebilecek bir yaklasimim oldugunu bilirler az cok. Yukardaki yorumumda da bu perpektifim bir nebze sergiliendi saniyorum. Birazcik daha derinlestireyim: Toplumdaki kuturel yozlasma, geleneksel degerlerden uzaklasip, yerine "fast food kulturu" yada "bu gun ne hip" saikiyle ortaya cikan sahte, entellektuel, manevi sefalet kuturunu ikame edenler, AT'ye siddetle karsi cikanlar, "Ordu goreve" diye Ankara'ya yuruyenler, hirsizlik yapan bilim-yoksunu rektorleri "Cumhuriyet'in sembolu" ilan edenler, "Gizli Anayasa" (!) yi saunalara tasiyanlar, sokata basini orten ogretmeni, ABD'de yilin genc bilimadami secilen Ahmet Yildiz'i "kotu ornek", Sibel Kekilli'yi, Banu alkan vb taifeyi "iyi ornek" olarak bize dayatanlar, gorevini yapan Semdinli savcisini kurban edenler..listeyi uzatmaya gerek yok- ayni zihniyettir, ve onlarin mamulleri.


Dolayisi ile daha once ifade ettigim temel argumani burdada tekrarlayayim: Kurt meselesi, laiklik meselesi, milliyetcilik meselesi, egitim meselesi, dis poltika meselesi, AB uyeligi siz adini koyun, hicbir temel mesle sorunlarin kaynagina inmeden cozumlemez. Hangi sorunun kaynagina inersenizde mevcut rejimin ideolojisini (!) gorursunuz. Dogru tedavi icin kapsamli, dogru tesbit gerekir kanimca. Semptomlardan tek tek bahsetmek yararlidir fakat bizi temel hastaliga goturdugu muddetce.


Bu vesile ile "temel sorun" olmadigini dusundugum "cifte standard" ve bunun "Islam baglami" uzerine bir iki kisisel tesbit. Benim tanidigim insanlar, yaptigim gozlemlerden edindigi intiba su: Esini dogen, kadini bir meta olarak goren, onun kendi "sosyal statusunu" (namusu deyin, serefi deyin sayginligi deyin) korumakla yukumlu goren zihniyet sahipleri cogunlukla "dindar insanlar" degiller. Bunlarin onemli bir bolumu ayyas, sarhos takimi oldugu gibi dogunun ucare koselerinde bu hayat tarzini benimseyenler pepkte dindar degildirle. Genellikle "mutaassip" tirlar ama taassuplari cevre, asiret, koy geleneklerinden olusmustur. Suurlu Musluman diyebilecegimiz kesim arasinda bu tur vakalar yok denecek kadar azir. Bunlar bilimsel veriler degil, kendi "unsicentific" tesbitlerim. Ben burda "Islam baglatisi" konusunu gundme getirenlerinde iyi niyetli olmayan, sorunun asil musebbibleri oldugun dusunuyorum. Musataf Bey'in yazisindada boyle bir"linkage" (baglanti)nin dogru olmadigi argumani var. Fakat bunu merkeze koyma ve bunu tartisma konusu yapmanin bizi "temel mesele" den biraz uzaklastiracagi kanaatindeyim.

Her halukarda sizin gibi sag-duyulu, enetellektuel hanimlarin seslerini burada ve her yerde daha fazla duyma arzumu yinelerim.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 6, 2006 3:44 PM

Bekir Bey ,


Yazdıklarınızın tamamına katılıyorum.Özellikle verdiğiniz iyi örnek-kötü örnek kıstaslarına.

Bugünlerde Musa Carullah'ın daha 1915'lerde yazdığı "Hatun" adlı kitabını okuyorum.Yanında da daha önce okuduğum Dücane Cündioğlu'nun Philo Sophia Loren'ini çeşni yaparak.. Bu konu da tevafuk oldu.

Kadın konusunda en çok feministleri anlayamamışımdır.Her türlü kadın hakkını can siperane savunan feminstler kadının günümüzde bir meta gibi, adeta modern cariye gibi kulanılmasına nedense hiç tepki göstermiyorlar.. Neden acaba ?

Bunu da irdelemek lazım.

Saygılarımla..

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 6, 2006 7:44 PM

Ozturk bey,

El-cevap- 1 : Kadın yaratılışı gereği latiftir, naziktir, özlenen ve arzulanandır. Dolayısı ile de kıskanılandır.

El-cevap- 2 : Çağımızda da değişen hiçbir şey yoktur..

Gercekten cok kisa. Ve, erkek-egemen.

Latif gibi otofeminen bir sifati saymazsak; nezaket sifatini da galat-i meshurlugu acisindan erkeklerden uzak tutarsak; geriye diger iki-uc isim/sifat kaliyor.

Kadinlarin gozunde erkeklerin ozlenen, arzulanan ve kiskanilan olmadigini neye dayanarak iddia ediyorsunuz?

Ikinci cevaba soru: Yok, bir seyler degismis olmali. Bunun adini koymak icin dusnmek gerekiyor bence. Aksi halde kolayciliga kacmis oluruz.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 6, 2006 11:16 PM

Açıkcası yorumların, bu kadar objektik olacağını düşünmüyodum. Yani erkeklerden gelen yorumların:)daha taraflı olacağını sanmıştım. Bu burada ki insanbların, iyi bir bilince sahip olduğunu gösteriyor kanımca ortada ciddi bir sorun var ve bunları çözme fikirleri yada gayretleri, tarafsızca sunuluyoo bu bence süper bişeyyy:)
belkıskübra

Yazan: belkıskübra Tarih: April 7, 2006 9:53 AM

Söz konusu haberde, ilgili erkeklerin saklanıp, ilgili kadınların kameraların önüne atılması ikiyüzlülüğünden başka, bir de habercilik ahlakina uymayan bir yan vardı. O da, bu kadınların henüz suçları kesinleşmemişken, karakola neden çağırıldıklarını bile tam olarak bilmezlerken (ben izlediğimde bilmediklerini söylüyorlardı.), "fuhuş yapan ünlüler" olarak haber yapılmaları. Bu da beni ikiyüzlülük kadar rahatsız etti. Çarpıcı bir haber uğruna, suçu kesinleşmemiş insanların karalanmalarına, bir anlamda habere kurban edilmelerine şahit olduk. Sonradan aklansalar da, "çamur atsan izi kalır" gizli kuralı gereği isimler, fuhuşla ilişkilendirildi bir kez. "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz." diyerek de kurulan ilişki pekiştirilebilir. Diyelim ki suçsuzlar, o vakit bu yaftadan nasıl kurtulurlar, kurtulabilirler mi Allah bilir. Sırf bu yafta yüzünden o yollara itilme ihtimalleri bile olabilir.

"O insanlar o piyasada ve o piyasa zaten böyle. Olanlar normal." ya da "Televizyonculara, magazincilere yüz vermeselerdi, hakettiler." diye düşünenler olabilir. Ama gündeme taşımak istediğim konu, bu insanların neyi hakkettikleri/haketmedikleri değil , sadece "habercilik ahlakı". Gazetecilik/habercilik/televizyonculuk ahlakı da, aynı adalet gibi, bir gün herkese lazım olabilir. Yaptıklarından, yaşayışlarından hoşnut olmadıklarımızın da, bu kanalların gücü ile haksız yere kirletilmelerine, karalanmalarına karşı durmalıyız. "Haber kutsaldır. Her haber insanlara ulaştırılmalıdır." diye de düşünülebilir ama "Kesinleşmemiş haber de kutsal mıdır?" diye sormak/düşünmek gerekir. Gazetecilerin, televizyoncuların, habercilerin meslek ahlaklarını yitirmelerinin, hatta yitirmeye kalmadan esnetmelerinin bile çok kötü sonuçları olacağını düşünüyorum. Gündemdeki bu haber kapsamında, ikiyüzlülükle beraber, "basın yayın ahlakı" üzerine de düşünmek gerekir bence.

Toplumumuzdaki namus ikiyüzlülüğü ve süre(gelen/giden) çifte standart ise, toplum ahlakını yara-bere içinde bırakan, algı ve anlayışları parçalayan bir başka acı gerçek. Tarafların biri ortama ve koşullara göre namus ve ahlak kurallarına uymadığı için öldürülür, karalanır, fiziksel ya da psikolojik olarak linç edilirken, diğeri korunursa, o çok önemsenen toplum ahlakı ve namusu asla tesis edilemez. Tam olarak edilemiyor da zaten. Sonuç bu olunca da, insan kendi kendine şunu sormadan edemiyor: Dertleri ahlak ve namusu korumak, kurmak mı, yoksa gördüğümüz, açık bir erkek çıkarcılığı ve kadın düşmanlığı mı? Açıkcası ben ikinci söylediklerimi görüyorum. Erkekler söyle düşünüyorlar sanırım: "Bizler istediğimiz gibi yaşayalım, her türlü ahlaksızlığı, namussuzluğu yapalım ama, bu fiillerimize ortak ya da alet olan kadınları, namus ve ahlak varmış ve onları önemsiyormuşuz gibi yapmak istediğimizde, karalarız, psikolojik olarak linç ederiz ya da öldürürüz. Böylece biz de (toplum nezdinde) temize çıkarız." Şimdi gelin de inanın gerçekten namus ve ahlakın önemsendiğine. Böyle düşünen insanların hazırladıkları haber de, ancak tartıştığımız haber gibi olur.

Bu sorunları nasıl aşarız? İnsanlar hem meslekleri konusunda, hem kadın-erkek ya da tüm insan ilişkilerinde, hem de her türlü işinde nasıl daha ahlaklı olur? Bu ancak, şu anki genel zihniyetin dönüşümü ile olabilir zannederim. Sonuçta konu, yaşam anlayışını, şeklini, ahlakı ve değerleri oluşturan zihniyetin, bilgi ve anlayışların, hangi değerler bütününden elde edinildiği ile ilgili. Hayatı şekillendiren bilgi kaynaklarını eleştirel gözlerle incelemeliyiz. Bu bilgi kaynakları kapitalist düşünce, hedonizm denen zevkperestlik, bireyin özgürlüğünü, yararını toplumun faydasından üstün gören bireycilik anlayışı, insanın sorumlu olduğu bir Yaratıcı'yı yok sayan ya da O'na karşı olan sorumluluk duygusunun zedelenmesine/etkisinin azalmasına sebep olan düşünceler, her türlü insani değeri ve kadim düşünceyi yıpratan anlayışlar ya da bağnaz gelenekler olabilir. (Unuttuğum bilgi kaynakları olabilir.) Her biri üzerinde düşünmeliyiz ve ahlakı, değerleri yıpratan, törpüleyen, insanın "yaratılmışların en üstünü" olmasının önündeki düşünce, anlayış ve fikirlerle mücadele etmeliyiz.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: April 7, 2006 12:17 PM

"Özgürlüklerim" "gücüm" "elimin kirleri"...Genç bir erkek olarak bana tanınan bu imtiyazlar arasında derinden derine hissettiğim başka bir sıfat var:onursuz.Benim lehime kullanılan,
bahsettiğiniz bu çifte standardın bana ince ince biçtiği kimlik beni boğuyor.

Erkekler olarak cezanın karşı cinse kesiliyor olmasından duyduğumuz "paçayı kurtarma" rehaveti çok geçmeden ağır bir faturaya dönüşecek:kişiliksizlik.

Kendimi bu şekilde ifade etmemi sağlayacak ilhamı yakın bir zaman önce müdavimi olduğum "Editorya" sitesinden aldığımı belirtmek isterim.Çok yüzeysel bulduğum bu cinsellikte çifte standard tartışmalarına çok derin bir bakış açısı getireceğinden emin olduğum"Cinsellikte çifte standard (mı?) yazısını www.editorya.blogspot.com sitesinden okumanızı tavsiye ederim.
Bunlar derin mevzular derin derin tartışmak lazım.


selamlar. FERHAT

Yazan: FERHAT Tarih: April 7, 2006 2:24 PM

Müzmin Bey ;


Kadinlarin gozunde erkeklerin ozlenen, arzulanan ve kiskanilan olmadigini neye dayanarak iddia ediyorsunuz?

Elbette bunu "direk" iddia etmiyorum.Ayrıca cevaplarım da aslında erkek egemen değil ; sadece yaratılışın kanununun dile getirilmesi..

Kadınlar gibi erkeklerde beğenilmekten ayırdedilmekten ,farkedilmekten hoşlanırlar.Ama burada beğenilme isteğinin dışavurumu önemlidir. Erkek ve Kadın farklı yönleri ile beğenilmek ister.Bu da belirgin bir ayrım getirir.

Kadının beğenilme arzusunun dışavurumunu biliyoruz.Erkeğin ki ile aynı olmadığını da.Bu da kıskanılma kıstaslarının da farklılığına yol açıyor.

Eksterm örnekler olacak ama , neden derin sırt ya da göğüs dekolteli elbiselerin , ya da mini eteklerin veya g-string gibi değişik tarzların , "erkek" için mevzubahis olmadığı kıstaslar ve beğenilme arzusunun dışavurumunun anlamı açısından açıklayıcıdır.

Değişenin ne olduğunu ben size sorayım o zaman ? Kadının daha az eş, daha az anne , daha az kadın olmasına neden olan modern yaşamın ve kadının "erkekleşmesi" serüveninin doğal bir sonucu olan evdeki "işbölümü" kavramının kadına maliyeti nedir ? "Erkeğin kadınlaşmasının" hızı "kadının erkekleşmesinin" hızından daha yavaş olduğu için olan yine kadına olmuyor mu ?

Ve bu da "öz" de değişen birşey olmadığını göstermiyor mu ?

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 7, 2006 6:23 PM

Esra Hanim Ozturk Bey , arkadaslar,


Once Esra hanimin "habercilik ahlaki" konusundaki degerlendirmelerine tamami ile katildigimi soyleyeyim. Yalniz onunda "buyuk resmi" kacirdigi, onun bir karesine odakladigi dusuncesindeyim. Turkiyede bu gunlerde "medya ahlaki", "habercilik ahlaki" gibi terimler herhalde oxymoron (zitliklari barindiran ifade) olarak tasvif edilbilir. Benim gordugum "buyuk resim" e gelince, bu hanimlari "gel seni unlu apayim" diye umitlendiren, batakliklara dusurenlerle "bakin naapmislar" diye "haber" yapan, ve onlar ikinci defa somuren, ve sonra onlarin "mudafalarini" almak icin, onlari ilk defa igfal ettikleri sovlara cikaran, ve daha fazla reyting, yani dolar icin somurmeye devam edenler ayni mihraklardir. O mihraklari yasaklayan zihniyet ise ahlaki gericilik, cagdisilik, ahlaksizligi "cagdaslik", "laiklik geregi" "Batililasma" olarak ortaya suren zihniyettir (fazla sofistike olmadi ama bu kadr basit ifade edilecek birsey entellestirmeye ne gerek var). Fahisemi daha suclu, pezevenkmi, musterimi konusu onemli olabilir ama talidir bu baglamda (kelimelerimi hos gorun, nasil kisaltacagimi, yada kodlayacagimi bilemedim)Onlarin hepsini yaratan, cocuklarimizi gencilgimizi hala onara ozendiren yapiyi sorgulmadigimiz ve sistem icindeki aktorler, piyonlar ve kurbanlar arasindan hakl haksiz aradigimiz zaman bu sahte kultur fabrikasinin kendisin mesrulastirmis oluruz. "medya ahlaki", "habercilik ahlaki", "yargi ahlaki", "yurutme ahlaki", "kamu gorevi ahlaki", "doktor ahlaki" gibi sorunlari ayri ayri tartismak yerine "ahlaki" tartissak ve desekki, "biz tarih boyunca ahlaksiz bir milletmi idik; niye boyle olduk, kim bize boyle yapti". Dogru sorular sorulmadan dogru cevaplar bulunamaz.


Ozturk Bey, okumakta oldugunuz kitaplari ben okumadim ama ozellikle Carullah'a ilgi duymaya basladim. Umarim banada okumak nasip olur. Simdilik Cundioglu'nun Yeni Safak'taki guzel yazilari ile yetinmek zorundayim. Feminzm uzerine soylediklerinize kismen katiliyorum. Saniyorum siz "feminizmi" ozellikle "cagdas Turk feministi" uzerinden degerlendiriyorsunuz. Ama benim gozleyebildigim kadari ile "feminizm", "erkek dusmani lezbiyenler" den Turkiye'de de var olan "dindar Musluman feminist" hanimlara kadar genis bir yelpazeyi iceriyor. Ornegin ABD'de cogu feminstler her ne kadar kadinlarin, cinselliklerini istedikleri gibi kullanmalarinda bir sakinca gormeselerde "erkek egemen" eglence sektorunun, ornegion prn endustrisi gibi onlari "metalastirmasi" na karsilar. Diger bir kisim feminist ise bu karsi olmanin "ahlak polisi" zihniyetle ortusecegi icin onlara karsilar. Bizim Turk feministleri daha cok bu ikinci kategoride. Yani onlarin feminizmi "erkek egemen gelenek" ve onun en onemli unsuru olan "geleneksel ahlak" a karsilar oncelikle. Bir taraftan "kadin haklarindan" bahsederken basortulu kadinlara karsi "lakici erkekler" den daha insafsiz, toleranssizdirlar. Cunki basortusu, dindarlik "cagdas kadin hakki" degildir onlara gore. Ote yandan "islami feministler" diyebilecegim kesim dahi erkeklerin Islami sadece kendi hakimiyetlerine hizmet eder sekilde youmladiklari, veya uygulamada adil davranmadiklarin dusunurler. Kendimi burda suclanan taifenin bir ferdi sayarak "tamami ile haksiz da sayilmazlar ama fazla genelleyiciler" diyorum. Gene Bati'daki feministlerin bir coguda bu "kadin kurbanlar debiyati" nin kendsinin "antifeminist" oldugunu ve kadini kendi hayaitni kontrol edemez, zayif yaratik olarak sergiledigi icin gene "erkek egemen sisteme" hizmet ettigini dusunuyorlar. Son baktiginda boyle idi; ama "evrim" geregi, son nokta bu olmayabilir. Gel cik isin icinden cikabilirsen. :)


Esra Hanim, lutfen "erkekler soyledir", "kadinlar boyledir" seklinde genellemeler yapmayalim. Sizin aslinda pek cok ince gozlemler, tesbitle barindiran yorumunuza boyle buyuk firca ile boyama yakismiyor. Dikkat edreseniz burdaki "erkekler" bu konuya epeyce onyargisiz, nesnel sekilde yaklasma gayreti icinde. Yukarda da soyledim, bu konuda oldugu gibi he konuda hanimlar diskur ve diyalogda daha fazla yer almalilar. Ama daha nesnel bir uslup takinmaniz kendi objektifliginize hizmet eder ve daha fazla ciddiye alinmaniza yardimci olur kanimca. Yazinizin son paragrafinin altina. noktasini degistirmeden imzami atarim. Devamini dilerim.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 7, 2006 10:07 PM

Bekir Bey ,

Musa Carullah'a değerli hocam Mustafa İslamoğlu'nun tavsiye ettiği bir kitabı ile ilgi duymaya başladım.Mutlaka okumanızı isterim.Dücane Cündioğlu'nu ise bir ara Yenitv de yayınlanan "NPQ türkiye düşünce" programı ile tanıdım.Programın yapımcı ve sunucusu Ali Saydam'dı.Diğer konuklarda M.Ali Kılıçbay , Dücane Cündioğlu , ve Emre Aköz.. Yaklaşık 10 programlık bir serii idi.D.Cündioğlu orada benim gözümde parıl parıl parlamıştı.Daha sonra Ali Saydam bu tartışmaların Cd 'lerinin çıkacağını söylemişti ama yanılmıyorsam şimdiye kadar çıkmadı.Bilen arkadaş varsa ve haber verirse minnetar olurum.Çok verimli bir seri idi..

Dücene Cündioğlunun çok nefis kitapları var.Ama bir "Cenab-ı Aşka Dair" i var ki vaktim oldukça tekrar tekrar bıkmadan okuyorum..

Feminizm konusunda haklısınız.Ben Türk feministlerden bahsetmiştim.Yelpazenin çok geniş olduğunu biliyorum.Özellikle avrupada kendi aralarında da sert tartışmalar yaptıklarını da..

Feminizm ve İslam bağlamında uzun bir makale önermek istiyorum.Bu makalenin yazarı bir mühtedi.İngiliz Ünv.lerinde teoloji alanında akademisyen.T.J.Winter ya da daha sonraki ismi ile Abdulhakim Murad.Çok iyi analizleri var.Ayrıca bu makalenin de içinde bulunduğu kitabı da var "Post Modern Dünyada Kıbleyi Bulmak" adı ile Gelenek yay. tarafından türkçeye çevrilmişti.Size ve tabiiki ilgilenenlere tavsiye ederim.Ama özellikle makaleyi okumanızı isterim.

Yazım da sanki kitap/makale tanıtımı gibi oldu.. Ama hepimiz aynı dili konuşuyoruz.Ve birbirimizden istifade ediyoruz.

saygılar , hürmetler..

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 7, 2006 10:55 PM

S.Öztürk dostum,
Sözkonusu programın CD'lerini bulursanız bana da haber verir misiniz?

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 8, 2006 9:54 AM

“Fuhuş/zina/gayri meşru ilişki” adına ne derseniz deyin, bu ahlak dışı olayın bahsedildiği gibi erkek için “elinin kiri”, kadın için ise “kara leke” olarak değerlendirilmesi toplum bilincimize yerleşmiş, dahası kemikleşmiştir. Çünkü Sayın Akyol’un da yazısında dile getirdiği gibi erkek egemen anlayışın ürünüdür, bu ise güçlünün zayıf ve güçsüz üzerindeki hâkimiyetinden başka bir şey değildir. Kuralı koyan, işleten egemen anlayış erkeğin yanında, kadının karşısındadır. Durum böyle olunca yazıda da belirtildiği gibi kırsalda lekenin temizlenmesi ancak kanla olur ve adına “töre” dediğimiz, kim tarafından konulduğu bilinmeyen kurallar işletilir. “Şeref”e ve “namus”a sürülen leke ise “töreye” göre kadının katli ile olur ve nedense başka yolu da yoktur. Zaten böylesi insafsız dahası haksız uygulamaların yapıldığı toplumlarda kadının bir değeri olmadığı, bir mal gibi alınıp satıldığı da düşünülürse bu türlü uygulamaların onlar tarafından çok da yadırganmaması normal karşılanmalıdır.

Aslında durum bana göre tüm sorumluluğu kadına yükleyerek “erkeğin kendi ayıbını” örtmeye çalışmasıdır. İffet ve namus değerleri sadece kadına has ve onun sorumluluğunda olan kavramlarmış gibi değerlendiriliyor. Dolayısıyla söz konusu değerlerin korunması birey olarak kişinin sorumluluğuna genel olarak da kadının sorumluluğuna bırakılıyor. Genel erkek anlayışı bu kavramları sadece kızlarına, eşlerine, annelerine kısacası yakınlarındaki tüm kadınlara has olarak görüyor, sorumluluklarını onlardan ibaret sayıyorlar. Halbuki bu kavramlar kadın olsun, erkek olsun tüm insanlar için geçerlidir. Böylesi adaletsizliğin dine dayandırılması ise erkeğin kadın üzerinde baskı kurma hakkının dinden geldiği söyleminin kolay ve pratik yoludur. Kimi yörelerdeki namus ve töre cinayetlerinin haklı görülmesinin nedeni de bu olsa gerek diye düşünüyorum. Doğuran ve büyüten olarak kadınların bu uygulamalara boyun eğmesinin ve üstelik doğal kabul etmesinin kanımca başka bir açıklaması olamaz. Din böyle emrediyor diyerek yapılan dindışı uygulamalar, meşrulaştırılmaya dahası inandırılmaya çok daha elverişli oluyor. Ve böylelikle dinimizde olmayan fakat genel kabul görmüş pek çok gelenek ve adetler dinimizin içine yerleşmiş, yerleştirilmiş oluyor. Halbuki Kitap ve sünnet açık ifadeyle inanlara doğru yolu göstermektedir.

Yazan: Arife Tarih: April 8, 2006 10:51 AM

Metin Bey ağabeyim ,(benden yaşça büyük olduğunuzu tahmin ediyorum yanlışssa düzeltiniz :-)

Elbette haber veririm , seve seve..

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 2:23 PM

Arife hanim,

“Fuhuş/zina/gayri meşru ilişki” adına ne derseniz deyin, bu ahlak dışı olayın bahsedildiği gibi erkek için “elinin kiri”, kadın için ise “kara leke” olarak değerlendirilmesi toplum bilincimize yerleşmiş, dahası kemikleşmiştir.

Kuralı koyan, işleten egemen anlayış erkeğin yanında, kadının karşısındadır. Durum böyle olunca yazıda da belirtildiği gibi kırsalda lekenin temizlenmesi ancak kanla olur ve adına “töre” dediğimiz, kim tarafından konulduğu bilinmeyen kurallar işletilir.

Isterseniz, hal (bugun) ve lokalden disari ciklaim; cunku dedikleriniz ne sadece bu topraklarda, ne sadece bugun, ne de sadece Islam baglaminda oluyor.

Yukarida saydiklariniz degisik olculerde de olsa neredeyse caglar boyu ve dunyanin her tarafinda olagelmis olan seyler. Bu durumda da, pekala dinlerden bagimsiz ele alinabilir olmasi gerekiyor.

Buna itiraz edilebilecegini biliyorum; ama, dinden bagimsiz incelenebilecegi konusunda israrciyim. Bunu da soyle anlatmagi deneneyim:

Kisiler (kadin, erkek) dinlerini kendileri secerler. Kendilerine uymayan dini bir kisinin kabul etmesini bekleyemeyiz.

Ozgurluklerinin kisitlanmasi sozkonusu oldugunda 'dinimiz bunu emretti' denilince, hemfikir olmayan kadinlarin ayri bir dini olmak gerekir.. Mevcut butun dinlerden apayri bir din.

Bunu (henuz?) goremiyoruz.

Bu durumda, ben bu konunun din kavramindan bagimsiz oldugunu dusunuyorum (cunku her dinde var).

Baskalari ise, anladigim kadariyla, dinlerin erkeklere iltimas gectigini dusunuyorlar.. erkek-egemen olduklarini soyleyerek..

Iltimas meselesini de kabul edebilirim tabii ki..

Kabul edince akla gelen ilk soru su oluyor: Bu esitsizligi gidermenin en iyi yolu nedir?

Bir yolu, hem erkeklere hem de kadinlara tipatip ayni cezalarin verilmesidir. Nicin olmasin?

Gerci, o zaman da, "bu, bugunku dinlerin ne kadarina uyuyor?" sorusu var.. Tam uymuyorsa, bizi dinlerden tam bagimsizliga mi goturur?

Bir baska cozum yolu, bu konudaki butun kisitlamalarin kaldirilmasidir.

Herkesin herkesle gonlu cektigince ozgur takilmasina kimse karismaz ve olur biter [biter mi?]

“Şeref”e ve “namus”a sürülen leke ise “töreye” göre kadının katli ile olur ve nedense başka yolu da yoktur. Zaten böylesi insafsız dahası haksız uygulamaların yapıldığı toplumlarda kadının bir değeri olmadığı, bir mal gibi alınıp satıldığı da düşünülürse bu türlü uygulamaların onlar tarafından çok da yadırganmaması normal karşılanmalıdır.

Aslında durum bana göre tüm sorumluluğu kadına yükleyerek “erkeğin kendi ayıbını” örtmeye çalışmasıdır. İffet ve namus değerleri sadece kadına has ve onun sorumluluğunda olan kavramlarmış gibi değerlendiriliyor.

Bu [geri] toplumlarda 'seref', 'iffet' ve 'namus' ne demektir?

'Modern' toplumlarda bu kelimeler mevcut olmali mi yoksa gundemden kaldirilmali midir?

Ya da baska sekilde mi tarif edilmelidirler?

Dolayısıyla söz konusu değerlerin korunması birey olarak kişinin sorumluluğuna genel olarak da kadının sorumluluğuna bırakılıyor.

Dinden, halden ve lokalden bagimsiz dusunurseniz, bunun bir cevabi var mi sizce?

Genel erkek anlayışı bu kavramları sadece kızlarına, eşlerine, annelerine kısacası yakınlarındaki tüm kadınlara has olarak görüyor, sorumluluklarını onlardan ibaret sayıyorlar. Halbuki bu kavramlar kadın olsun, erkek olsun tüm insanlar için geçerlidir.

Teorik olarak dediklerinize katiliyorum, ama, bu dedikleriniz sadece erkekler tarafindan kullaniliyor degiller. Erkek-evlat annelerinin de benzer sekilde dusundugunu cok defalar gordum.

Böylesi adaletsizliğin dine dayandırılması ise erkeğin kadın üzerinde baskı kurma hakkının dinden geldiği söyleminin kolay ve pratik yoludur. Kimi yörelerdeki namus ve töre cinayetlerinin haklı görülmesinin nedeni de bu olsa gerek diye düşünüyorum.

Burada sorun, bunun 'pratik' (pragmatik) bir tercih mi oldugu, yoksa teolojik altyapisinin da var olup olmadigidir?

Doğuran ve büyüten olarak kadınların bu uygulamalara boyun eğmesinin ve üstelik doğal kabul etmesinin kanımca başka bir açıklaması olamaz.

Butun omrum boyunca ben de bunu anlayabilmis degilim...

Yukarida demege calistigim uzere, eger bu bir dini dayatma ya da din maskesi altindaki bir dayatma ise, kadinlarin en azindan kendi evlatlarina buna anlatmis olmalari gerekmiyor muydu? Bu, bugune ait, yeni bir sey midir ki, asirlardir yapmamislar.

Yok, dinle alakasi var ise, kadinlarin sozkonusu dinlere mesafeli davranmalarini bekleyebiliriz. Bu da pek olmamis gibi..

Din böyle emrediyor diyerek yapılan dindışı uygulamalar, meşrulaştırılmaya dahası inandırılmaya çok daha elverişli oluyor.

Din hic olmasa nasil olacakti acaba?

Ve böylelikle dinimizde olmayan fakat genel kabul görmüş pek çok gelenek ve adetler dinimizin içine yerleşmiş, yerleştirilmiş oluyor. Halbuki Kitap ve sünnet açık ifadeyle inanlara doğru yolu göstermektedir.

Ben bu konuyu dinden bagimsiz ele almak isterdim, ama, nedense herkes gelip gelip dine bir sekilde bagliyor bunu.

Dolayisiyla, sormak zorundayim:

Nedir bu dogru yol?

Kadinlarin da erkeklere karsi bazi seyler uygulmasi yolunda neler mevcut?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 7:25 PM

Esra hanim,

Söz konusu haberde, ilgili erkeklerin saklanıp, ilgili kadınların kameraların önüne atılması ikiyüzlülüğünden başka, bir de habercilik ahlakina uymayan bir yan vardı. O da, bu kadınların henüz suçları kesinleşmemişken, karakola neden çağırıldıklarını bile tam olarak bilmezlerken (ben izlediğimde bilmediklerini söylüyorlardı.), "fuhuş yapan ünlüler" olarak haber yapılmaları.

'Suc'lari kesinlesmemis.. Tamam, haklisiniz, mahkeme karari yok. Bu noktada haklisiniz.

Peki, sizce mahkeme neye karar verebilecekti? Yani, ortada kanunen ne gibi bir 'suc' var sizce?

'Fuhus'?

Bu artik --hala daha-- suc mu? [Bir zorlama yok, yani 'tecavuz' filan degil]

Erkek ya da kadin; bugun bu fiilin neresi suc?

Para karsiligi olmasi mi?

Cok pahali (yani, haksiz kazanc) oldugu mu; cok ucuz oldugu (piyasayi dusurdugu) mu?

Nikah harici olmasi mi?

Taraflardan biri ya ikisi (ya da?) nikahli diye mi? Yani, zina mi? Zina artik suc mu?

Ya, taraflarin hic birisi nikahli degilse?

Kisacasi, nesi 'suc' olabilecekti?

Hic birisi.

Herkes masum.

Gazeteciler ayip etmisler.

Gizli kalmaliydi. Mahremiyet haklariydi.

Dertleri ahlak ve namusu korumak, kurmak mı, yoksa gördüğümüz, açık bir erkek çıkarcılığı ve kadın düşmanlığı mı? Açıkcası ben ikinci söylediklerimi görüyorum.

Bunu bu kadar keskin gormegi ben de isterdim.

Ama, bir cok unlu kadinlarimizin (Basta Avsar 'Kiz'i olmak uzere) evangelize ettikleri bir hayat tarzi var.

Bu orneklerde pek bir kadin dusmanligi goremiyorum.

Erkekler söyle düşünüyorlar sanırım: "Bizler istediğimiz gibi yaşayalım, her türlü ahlaksızlığı, namussuzluğu yapalım ama, bu fiillerimize ortak ya da alet olan kadınları, namus ve ahlak varmış ve onları önemsiyormuşuz gibi yapmak istediğimizde, karalarız, psikolojik olarak linç ederiz ya da öldürürüz.

Bu eskidendi.. Simdi, ayni sekilde dusunen kadinlarimiz da oldu [bkz magazin haberleri] ve boyle dusunmek ayip bile olmakta cikiyor [cok sukur (mu?) ;-) ]

Sonuçta konu, yaşam anlayışını, şeklini, ahlakı ve değerleri oluşturan zihniyetin, bilgi ve anlayışların, hangi değerler bütününden elde edinildiği ile ilgili. Hayatı şekillendiren bilgi kaynaklarını eleştirel gözlerle incelemeliyiz. Bu bilgi kaynakları kapitalist düşünce, hedonizm denen zevkperestlik, bireyin özgürlüğünü, yararını toplumun faydasından üstün gören bireycilik anlayışı, insanın sorumlu olduğu bir Yaratıcı'yı yok sayan ya da O'na karşı olan sorumluluk duygusunun zedelenmesine/etkisinin azalmasına sebep olan düşünceler, her türlü insani değeri ve kadim düşünceyi yıpratan anlayışlar ya da bağnaz gelenekler olabilir. (Unuttuğum bilgi kaynakları olabilir.) Her biri üzerinde düşünmeliyiz ve ahlakı, değerleri yıpratan, törpüleyen, insanın "yaratılmışların en üstünü" olmasının önündeki düşünce, anlayış ve fikirlerle mücadele etmeliyiz.

Eyvallah. Bunlarin herbirine katiliyorum. Ama, eklenmesi gereken bir tek ve cok onemli bir nokta var bence; o da hurriyetgedeliktir.. Yani, bu 'bireysel ozgurluk' tapiniciligi..

Hedonizm filan bence artik anlamli olmayan bir etiket.. Herkes, nihayet, hurriyetgede oldu ve hedonizm dediginiz sey ise bu ozgurluklerin kisiye gore degisen kullanimidir.. Birisinin bireysel ozgurlugu, bir baskasina gore hedonizm yani.. ve, dolayisi ile anlamsiz..

'Bireysel ozgurluk'ler ile celismeksizin, din ve ahlak muesseselerinin bunu nasil halledecegini cidden merak ediyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 7:59 PM

Vurun Muslumana!

Arkadaslar, bilmiyorum benmi bu basliga sebebitet veren olayi yanlis anladim, yoksa burada derin bir komplomu var.

Benim bildigim kadari ile olay su idi: Birkac manken model is bulamayan ve kaabiliyetide olmayan magazin medyasi yaratigi sarkici, gelinim olurmusun, benimle saaparmisin, unlu olmak istermisin, dans edermisin bilmem ne olmasa idi, muhtemelen bir magazda minimum ucretle kasiyerlik yapmaya mahkum, fakat simdilerde "benim kariyerimle oynadilar" diye yakinan hatun kisi, birtakim somurucu "erkek takimi" tarafindan kotu niyetlerle kullanilmis. Poliste "Barbie Operasyonu" (polsimiz de cagdasligi ile gururunuzu kabartmiyormU?) ile bir fushus sebekesini cokertmek saiki ile bu hatunlari "bilgi almak icin" karakola gorturuyor. Gene verilen bilgilere gore bu hatunlardan cogu fuhus yaptiklarini itiraf ediyorlar (fuhus suc olmadigina gore itiraf degil bilgisini veriyorlar da denebilir). Suc degilse bu hatunlar niye karakola goturuluyor sorusu benimde aklima geldi. Kanallardan birinde bir hukukcu, "fuhus suc degil ama ondan ucuncu kisilerin kar saglamasi, fuhus icin aracilik yapmasi vb (yani PZ. lik) suc" dedi. Bu hatunlarda esas o "Pz. sebekesi" ni cokertmek icin karakola goturulmus. Benim bilgim bu kadar.

Peki biz burda neyi tarisiyoruz? Buyuk olcude "Musluman erkegin kadini nasil gordugu" yada daha temelde "Islam'da kadin-erkek" iliskileri yada gene Islam baglaminda "namusun cinsiyeti".

Bir Allah'in kulu bana aciklayabilirmi nasikl olduda gene Musluman-Islam sanik sandalyesine oturtuldu? Yoksa Aydin Dogan, Turgay, Ciner, Mehmet Emin Karamehmetler, Reyna'lar, Laila, larin sahipletri, "modeling Agency" lerin sahipler, BBg, Gelinim Ol, Benimle4 Dans et, " gel seni unlu yapayim, bi gecede bilmem kac dolar kazan" dunyasinin patronlari yoksa GIZLI SERIATCILARMIDA BURDA "ERKEGIN ELININ KIRI, ISLAMDA NAMUS KAVRAMI, ZINA HUKUMLERI bilmem neden kosuyoruz???

Kimse kusura bakmasin" Sus testisi su yolunda kirilir. Bu hatunlar kaybolmus, mikrop tasiyicilari. Benim derdim artik onlari he gun TV'lerd gazetelerde, magazinlerde izleyen cocuklari genc kizlaeri erkekleri onlarin ve onlara bu mikrobu veren kutirun, o kuturu ureten fabirakatorlerin tahribatibndan korumak. Bakin o kuturyun yaratigi Semaranim dahi oglunu "sehid" etti bu dava ugruna ders almadi, hala kanal kanal dolasip kilometre yapmaya calisiyor.

"Futbolcularin adlari niye aciklanmiyor: diyen arkadaslar: Aciklansin tabii; ve musterih olun cogu da aciklanacaktir. O zaman sizin icin problem kalmamismi olacak? Arkadaslar fakinda degilmisinizki zina suc degil, hatta "zina ayip" demek suctur. Hangi futbolcunun kariyeri "aganigi naganigi" den dolayi zarar gordu. Merak etmeyin Fetukllahci falan degillerse, Cuma'ya gitmiyorlarsa, oruc falan tutmuyorlarsa zinadan fuhustan falan kimseye zarar gelmez. Ben fuhusu suc sanirdim, ABD'nin her yerinde ve Avrupa'nin cogu yerinde oldugu gibi; ama meger Turkiye'nin "cagdaslasma" konusunda ne kadar ilerde oldugu konusunda cahil kalmisim (buna terimde bulamiyorum artik "cagin otesine atlamis: desek olurmu acep?) . O da suc degilmis. Yildizlarimiz, unlulerimiz her gece nedense ayni barlarin, kuluplerin onunde(!) kameraya "yakalanirlar" degisik kimselerle. Sahi kimin "namusu" lekelendi, kimi korumaya calisiyoruz? Bu yeni unlulerden biri "Bursa'da bir barla 3 aylik anlasmam vardi; iptal etti" (oyleya barinda korunmasi gereken bir imaji var) diye yakiniyor; bilmem hangi evli isadami bana "yardim etmek" icin 5 milyar yerine 50 liyarlik cek yazmis' diyor, ne demekse.

Bunlarda hicbiri, "ben kullanilmisim, ne kadar kirli bir dunyada yasadigimi anladim; bu bana ders oldu: batakliktan cikiyorum; artik diger insanlar gibi mesru yolarda para kazanacagim, tahsil yapacagim, yuva kuracagim ", vb demiyor. Bunun "kariyerlerine" verdigi zarardan sikayetci cogu. Eminimki birileri aslinda "exposure'un kotusu olmaz; gel ben sana bu skandali nasil paraya cevirecegini ogreteyim" diyecek bu kizlara. Takip edin isimlerini ezberletecekler bizlere; ve kendilerine ragmen degil. Ayse Fuhus yapti diyorsaniz 576'ya SMS gonderiniz, sadece 3 kaat.

Ah, pardon konudan uzaklastim degilmi? Sahi konumuz neydi?

Israil-ABD Inc. Islam dinyasina karsi her depheden insanlikdisi bir fetih kampanyasi baslatir; ve bize tartisma konumuz verilir: Muslumanlar neden terorist, radikal olurlar?

Onlarin Turkiye'deki hayranlarinin yarattigi bataklikigin kurbanlari teshir edilir gene onlar tarafindan. Ve bize konu verilir: Muslumanlar neden boyle?

Bu sitenin sahibini ve mudavimlerini tenzih ederim ama bir dakika durup, geri adim atip "nasil olduda konu buraya cekildi" diye sormalarini beklerdim. Ozellikle muzmin non-conformist, muzmin-supheci, benim kadar komplo teorisyeni Muzmin Anonim dostumdan.

Eger burda birilerini "cifte standardi" yargilanacaksa niye bu biri "musluman erkek" ki? Bir degerler sistemi yargilanacaksa o niye Islam'ki? Bu manzaranin muswebbibleri, bu oyunu senaristleri, b sahte kutur fabrikasinin fabrikatorleri "dinci" oldugu icin i Islam'i yargiliyoruz? Eger bir degerler sistemi yargilanacaksa oda bize dayatilan "sahte ve sathi Baticilik" olmali degilmi? Sahi bu "cagdaslar" neden boyledirlerki? Neden hem cagdaslik taslarla hemde kendi yaptiklari "ellerinin kiri" olur karilari yaptiginda suc olur. Varmi boyle Baticilik? Hem bu Batici hanimlar beyler neden yakinirlarki? Ne olmus bu hanimlara beylere? Bizlerere "cinsel ozgurluk" un erdemlerini ogretenler kendileri degillermi idi?

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. yildirim Tarih: April 8, 2006 10:18 PM

Bekir bey,

Vurun Muslumana!

Darilmayin, gucenmeyin; ama, rugby topu gibi bir jeton kullanmamaliydim....

Bu ilmekte benim yazdigim ilk yaziyi okuyan olmadi galiba. Simdi geri donup yukaridaki ilk yaziyi/yorumu okumanizi kuvvetle onermek zorundayim.

Arkadaslar, bilmiyorum benmi bu basliga sebebitet veren olayi yanlis anladim, yoksa burada derin bir komplomu var.

Komplo degil, akildanelik var bence..

Bunu da bir anekdotla belki daha iyi anlatabilirim:

Birbirlerine fiske vurmaksizin, bir sadist ve bir mazosist nasil tatmin olur bilir misiniz?

El Cevap: Mazosist 'vur bana!' diye inler; sadist de --tecavuzcu Coskun gibi-- pis pis siritarak dislerinin arasindan 'Hayir, vurmayacagim!' diye fisirdar[sic]..

Boylece her ikisi de tatmin olur...

Sizin yukarida soyledikleriniz [yazinizin tamaminin havasi] icin aciklayici oldugunu dusunuyorum bu anekdotun.

Bir Allah'in kulu bana aciklayabilirmi nasikl olduda gene Musluman-Islam sanik sandalyesine oturtuldu?

Gonullu oturucular var da ondan.

"Futbolcularin adlari niye aciklanmiyor: diyen arkadaslar: Aciklansin tabii; ve musterih olun cogu da aciklanacaktir. O zaman sizin icin problem kalmamismi olacak?

Evet, ben de bunu isteyenlerin tam olarak ne istedigini merak ediyorum.

"Bir sizden, bir bizden; olduk bir kilo tuzdan" daha oteye ne faydasi var?..

Daha fazla kirli camasir koklamaktan oteye neye yarar?..

Arkadaslar fakinda degilmisinizki zina suc degil, hatta "zina ayip" demek suctur.

[snip]

Ben fuhusu suc sanirdim, ABD'nin her yerinde ve Avrupa'nin cogu yerinde oldugu gibi; ama meger Turkiye'nin "cagdaslasma" konusunda ne kadar ilerde oldugu konusunda cahil kalmisim (buna terimde bulamiyorum artik "cagin otesine atlamis: desek olurmu acep?). O da suc degilmis.

Memlekete hos geldiniz. Gordugunuz gibi, sizin yoklugunuzda bu ulke cok ileri gitti. Cok daha da ileriye gidecek. Caglari asiyoruz ve kendinize 'cagdan dusmuse donmus' filan demenizi gerektirecek daha bir suru sey var ;-)

Bu sitenin sahibini ve mudavimlerini tenzih ederim ama bir dakika durup, geri adim atip "nasil olduda konu buraya cekildi" diye sormalarini beklerdim. Ozellikle muzmin non-conformist, muzmin-supheci, benim kadar komplo teorisyeni Muzmin Anonim dostumdan.

Sozun gecer hekimsin..
Sozun gecmez sen kimsin !!

Eski degil, cok uzakta da degil; bu ilmekte ilk yorumu ben yazdim.

Teleporter makinam da arizali; herkesin yanina gidip yazdiklarimi (satir-satir, ve satir aralarindan) okumasini saglayamiyorum artik.. ;-)

Ne olmus bu hanimlara beylere? Bizlerere "cinsel ozgurluk" un erdemlerini ogretenler kendileri degillermi idi?

Nufus artisina yol acacagini hic sanmamakla beraber, cinsel/bireysel ozgurluk konusunda notumuz iyiden iyiye yukseliyor...

Gonullu oturuculuktan bir ara firsat bulup, hurriyetgedeligin din ve ahlak baglaminda nereye goturdugune de oturup kafa yormak iyi olurdu belki ama; bunu yapanlara matertalist, indirgemeci, muzmin-supheci, muzmin non-conformist demek daha kolay galiba.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 11:15 PM

Sn. Muzmin Anonim,

Benim fazla agdali, suslu konusma kaabiliyetim yok goruldugu gibi. Eminim baskalari, ornegin zat-i aliniz, Metin-the-poor dostum ayni merami cok veciz sekilde ifade eder vede bu elestirinize maruz kalmaktan kacinirdi.


Meramim, "bu olayin butun failleeri Islam'la ancak uzaktan ilskili olabilecek sahislar, ve bunu ureten kultur anti-Islami oldugu halde nasil olduda konu dondu dolasti gene "Islami degerlere geldi" sorusu idi. Bu benim epeyce hassas oldugum, "kalbime yakin" bir konu. Dolayisi ile yazdiklarimda duygusallik, reaksiyonerlik ve gereginden fazla alinganlik oldugunu pesinen kabul ediyorum. Ben siyasetci degilim.

Cevabinizdan bu gereginden fazla alinganligi sizinde sergilediginizi goruyorum. Reaksiyonum sahsiniza degil, tartismanin gittigi yone idi. Turkiye'de nasil hemen her konuda hakim zihniyet tarafindan hemen her guncel hastalikta bir "islam baglantisi" bulunabildigi, imal edilebildigi herhalde benim husn-u kuruntum degildir. Dolayisi ile hassasiyetimi anlamak fazla zor olmamali.

Sizin icin kullandigim "muzmin non-conformist, muzmin supheci" sifatlarinin ilki benim kitabimda kesin pozitif connotation'a sahiptir, ikincisi de cogunlukla oyledir aslinda (en azinda felsefi bazda, ama you can't live with philosophy alone), Benim icin bu sifatlar kullanilsa idi hicte negatif olarak algilamazdim; nitekim kullanilmistirda.

Dogrusu ben bu olay uzerine tartisilan konunun Islami ogretiden gelen "kadini ikinci sinif insan" yanlis algilama yonune kaydirilmasina oncelikle sizin itiraz edeceginizi dusunmustum bu sitedeki gozlemlerimden. Simdi bahsettiginiz ilk yorumunuzu tekrar okudum; gercekten konunun Islam bazinda tartisilmasinin dogru olmayacagini ifade etmissiniz. Bir yorumcuya cevabinizdada bunu ifade etmissiniz. Fakat CNN'de, ve BBC' de de Islam'a pozitif yaklasan hatta Israil'i elestiren yorumlarda cikiyor; ve "Muslim Manifesto" da dahi "karikaturler" kinaniyor bir sekilde. Ama efkar-i umumiyenin burdan ayrilirken kafalarinda kalan mesaj ne oluyor? Benim derdim bu. Bagci dovmek degil.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. yildirim Tarih: April 9, 2006 2:16 AM

Merhaba,

Bekir Bey,

Yukarıdaki yorumumdaki ilk paragrafı, “habercilik ahlakını” gündeme taşımak için, resmin o noktasına odaklanarak yazdım gerçekten. Televizyonlardaki habercilik anlayışındaki aymazlık o noktalara vardı ki tek başına ya da en önce odaklanılması gereken bir konu oldu. Elbette söylediklerinize hak veriyorum. Sorunları yaratanlar ve tüm süreci hazırlayanlar aynı kişiler ya da aynı düşünce sistematiği. Bu insanları, hepimizin hayatına ve gözüne sokan, onları değerli kılan ve göklere çıkaran da aynı televizyon. Ve tabii ki sorun sadece bundan ibaret değil. Ve benim için de, haberi düzgün verseler ve futbolcuları da deşifre etseler de, sorun hallolmuş olmayacaktı. Sonuçta haber düzgün de verilse idi, fuhuşu kışkırtan , normalleştiren, ahlaki erezyonu arttıran bir zihniyeti devam ettirdiği için, yine de eleştiriyi fazlasıyla hak edecekti. Yani derdim sadece “futbolcular neden gösterilmedi” noktasında değil. Zaten son paragrafımda bunu anlatmaya çalışarak, zihniyet değişikliği gerekiyor diyerek büyük resme atıfta bulunmaya ve sorunun çok daha derin olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Dediğiniz gibi tek başına ahlakı tartışmak ve çocukların-gençlerin çağımızdaki ahlaksızlıktan nasıl koruruz üzerinde düşünmek-tartışmak en doğrusu.

Erkeklerin ağzından cümleler yazdığım paragraf için ise, söz meclisten dışarı yazmayı unutmuşum ve aslında özne olarak kimden bahsettiğimi tam ya da hiç açıklamamışım, kusura bakmayın. Bu sitedeki erkeklerden ya da genel olarak erkek cinsinden bahsediyor değildim. Süreci hazırlayanlardan, devam ettirenlerden, ona hizmet edenlerden, onu koruyanlardan ve ondan nemalananlardan bahsediyordum. Yine de uyarılarınız için teşekkürler, dikkate alacağımdan emin olabilirsiniz.

Müzmin Bey,

İlk paragrafta derdim sadece habercilik ahlaksızlığını gündeme taşımak olduğu için, olaya sadece o açıdan yaklaştım. Yazımda , “gündeme taşımak istediğim konu bu" diye de belirttim. Mahkeme kararı, sadece habercilik ahlaksızlığının önüne geçmiş olacaktı, bir çeşit bilgilendirmeye dönüşecekti. Ama yukarıda da anlattığım gibi, hiç sorun kalmamış olmayacaktı.

Sonraki bir grup sorunuz “fuhuş suç mudur?” da odaklanmış. Kanunlara göre suç olabilir/olmayabilir ama toplum ahlakı ve insani değerler açısından, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı toplumun önündeki engel olması bakımından bence suçdur. Kadın ya da erkek, kendi isteği ile yapmıyorsa, bu işe zorlanıyorsa, ortada bir fuhuş şebekesi var demektir. Bu, yani bir insanın herhangi bir işi yapmaya zorlanması, zorlayanın bu yolla para kazanması zaten suçtur. Kimse zorlamıyorsa o zaman acaba sistem mi zorluyor, onu çaresiz ve mecbur mu bırakıyor diyerek düşünmek gerekir. O zaman fuhuş yapan kişi, toplum ahlakını, insani değerleri dejenere ettiği, ruhsal ve fiziksel sağlığı tehlikeye attığı için suçlu ve sistem tarafından buna itildiği için de, daha çok mağdurdur. Burada, derin analiz yapılırsa, suçlunun bu kişi değil sistem olduğunu ortaya çıkabilir. O kadınları/erkekleri bu yollara iten sebepler üzerinde konuşmak gerekir. Diyelim ki mecbur değil, o vakit de bu ahlak erezyonunun sebebi üzerine düşünmeliyiz. Bir insan nasıl böyle bir iş edinmek ister? Ben bu işi –kapitalist düşünce ile bakmaya çalışsam da- insanın doğasına, fıtratına uygun bulamıyor, herhangi bir iş gibi göremiyorum. Herkes bir konuda hizmet veriyor, onun görevi de bu diyemiyorum. Diyenleri yadırgıyorum. Bu şekilde bazı kişilerin kurban ediliyor olması insani değil. Bu yüzden de bir kişi ben kendim seçtim bu yolu dese de, benim kafamda bir şüphe oluyor ve yine bu sonucu hazırlayan sebepleri düşünüyorum. Burada da düşünce akışı, bu işi doğal algılamaya sebep olan düşünce sistemlerine dayanıyor. Ayrıca, böyle bir vakada, özgür seçim ile bu işi yapılıyor da olsa, halen toplum ahlakı ve insani değerler açısından, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı toplumun önündeki engel olması bakımından ortada suç vardır. Hadi ahlak ve insani değeri, ruh sağlığını dikkate almadık –ki bu son derece vahim bir hata olur ve sonuçları çok korkunç olabilir- , fiziksel sağlık için denetim gereklidir. Bu durumda özgür fuhuş en azından bu bakımdan suçtur. Kapitalistler ayrıca vergi vermiyor olmalarını da doğru bulmayabilirler.

Ama, eklenmesi gereken bir tek ve cok onemli bir nokta var bence; o da hurriyetgedeliktir.. Yani, bu 'bireysel ozgurluk' tapiniciligi.. demişsiniz. Haklısınız. İnsanlar tek başlarına hayatlarını sürdüremediğine göre, bu kadar 'bireysel ozgurluk' tapiniciligi sadece zarar verir insanlara. Ayrıca bu da insanın doğasına, fıtratına uygun değildir bence.

Saygılarımla,
Esra

Yazan: Esra Tarih: April 10, 2006 1:10 AM

Esra Hanim,

Fikirleriniz benim en az "bu sitede ve fikirler dunyamizda, hele hele boyle bir konuda hanim perspektifini duymaya daha fazla ihiyacimiz var" (mealen) dusuncemde beni hakli cikardi. Soylediklerinize "music to my ears" (kulagima muzik gibi geldi) nin disinda bir reaksiyonum yok. Aynen. Ben sizin "habercilik ahlaki" uzerine odaklanmakla diger ve daha kapsayici resmi goremediginizi dusunmemistim, ama burdaki tarismalarin sadece o veya daha kotusu konuyla ancak tanjantsal alakali "Islam'da kadin" konusuna yonelmesinden duydugum rahatsizligi ifade etmeye calismitim. O kadar.

Eminim Muzmin-Anonim dostum, "fuhus" un suc olup olmadigi konusunda kendisini daha fazla aciklayacaktir tatilden dondugunde. Artik bu sitenin mudavimi haline gelmsis ve kendisinin degerler sistemi hakkinda bir nebze bilgilenmis biri olarak onun "fuhus suc olmamali" demek degil mevcut (kendisininde tasvip etmedigi) sahte (bana ait) degerler sistemi icersinde "suc degilse bu yaygara ne" yaklasiminda oldugunu tahmin ediyorum.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. yildirim Tarih: April 10, 2006 7:53 AM

Müzmin Anonim Bey,

Ben yazımda “töre cinayetleri”nin haklı sebeplerinin ne olabileceği bağlamında kendimce bulduğum çıkarımları ifade etmeye çalıştım. Yani bu denli haksız ve tek taraflı bir uygulamanın genel kabul görmesinin başka bir açıklamasını ben bulamadım, bunu kendimce izah etmek istemiştim. Böyle bir uygulamanın hala devam ediyor olması da beni bu konuyu düşünürken ne yazık ki bahsettiğim noktalara getirmiş ve bu tarz uygulamaların devam ettiği yöreler bağlamında sınırlamıştır.

Yazan: Arife Tarih: April 10, 2006 11:55 AM

ALİHAN VE BUĞRAHAN BİZLERİ AFFEDECEK Mİ?

"Düzenin mantığı" deyip geçemeyiz, geçmemeliyiz.
Utanıyorum insanlığımdan ben. Onlar birer can. Birer çocuk. Beş ve altı yaşındalar. Onlar bizim yüzümüzden öldüler. Bizim teknolojide iftiharla geçmiş, insanlıkta sınıfta kalmış medeniyetimizin medeniyetsizliği, paragözlüğü, duyarsızlığı, ruhsuzluğu onları göz göre göre ölüme yolladı. Bu sitedeki insanları, insanlık adına bu çocuklardan özür dilemeye davet ediyorum. Biz bari yapalım bunu.

İlmeğin konusu dışına çıktım gibi görünüyor. Bence çıkmadım. Bir düşünelim.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 10, 2006 2:45 PM

Bekir Bey,
Sözleriniz için teşekkür ederim, sağolun.

Konulardaki odak kaymaları yüzünden, asıl sebeplerin es geçilmesi ihtimali konusundaki endişenize hak veriyorum. Bu ihtimal söz konusu. Öte yandan, kavram ve kafa karışıklıkları, büyük resmi en baştan gözler önüne serilmesi ile giderilemeyebilir. Farkındalık düzeyine göre, ya inandırıcı gelmez insanlara veyahut da insanı çaresizlik duygusuna itebilir. Her ikisi de çözüme dönük hareketleri ve düşünceleri sekteye uğratabilir. Kimi zaman, büyük resmin küçük parçalarına odaklanarak ve küçük parçalardaki ahlaksızlığı, ikiyüzlüğü, çıkarcılığı daha anlaşılır kılmanın, büyük resmin anlaşılmasını kolaylaştırma ihtimali de var. Bu işte denge kurulabilirse sanki daha iyi olur. Bazen tümdengelim, bazen tümevarım şeklinde, insanların bakarken asıl resmi görmeleri, asıl sorunlara odaklanmaları kolaylaştırılabilir.

Mustafa Bey de, bu sayfadaki yazısında, konuyu ülkemizdeki namus konusunda kadına karşı uygulanan çifte standart açısından ele almıştı. Bu çifte standart, çoğunlukla, gelenek ve din birbirine karıştığı için Islam'la ilişkilendiriliyor. Özellikle de namus cinayetleri. Ama din ile hiç alakası olmayan kesimlerdeki ikiyüzlülük de ortaya çıkınca, insanlar farklı kesimlerde cerayan eden çok değişik olaylardaki, kesişim noktasını yani ikiyüzlülüğü, çifte standartı farkına varamıyorlar. Toplumun bilincaltını çıplak olarak göremiyorlar. Mustafa Bey'in amacının bu farkındalığı sağlamak olduğunu düşünüyorum ve amacını, takdire değer görüyorum. Ayrıca bu algı karmaşası, sorunların asıl sebeplerinin görülmesini de engelliyor çoğu zaman. Bu açıdan da bu karmaşayı gidermekte fayda var. Ama konu sadece bu açıdan ya da sadece habercilik ahlakı açısından da ele alınıp kapatılmamalı, çünkü ortada birçok açıdan sorun var dediğiniz gibi. Sorunlar arasındaki ilişkiler ya da bağlar açığa çıkarılmalı ve konu bu şekilde derinleştirilmeli, belki bütünleştirilmeli. Bu sayfada bunun az-çok yapılabildiğini düşünüyorum ama bilmem ne dersiniz bu düşüncelerime?

Bekir Bey, Müzmin Bey ile bu sitedeki tanışıklığımızın ve O'nun beni sürekli birşeyleri açıklamaya itmesinin bir miktar geçmişi var. :) Sadece son zamanlarda vakit darlığından aranızda değildim. O yüzden kendisinin aslında ne demek istediğini az-çok tahmin ediyorum, "fuhus suç değil ya da olmamalı" demek istediğini de sanmıyorum. Yine de, ortada suç olmadığı savını çürüteyim dedim. Müzmin Bey, genel kanıyı ya da insanları inandırmak istedikleri fikri ortaya koydu, ben de bunu neden yanlış bulduğumu anlatmaya çalıştım. Hepsi bu ve yanlış anlama yok, merak etmeyin. :)

Sözleriniz için yeniden teşekkürler.
Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: April 10, 2006 4:00 PM

Esra Hanim,


Benim “kes ve yapistir” aliskaligim olmadigi icin yorumunuzda sondan baslarsam hem hafizami daha iyi ekonomize etmis olurum, hemde diger soyleyeceklerim icin iyi bir baslangic olur. Size , bendenizin dahi kendisini zaman zaman, biraz sitem biraz espri manasinda diger terimler yaninda “muzmin muhalif” terimi ile tavsif ettigim Muzmin Anonim dostmuzun dusunce sistemi hakkinda “bilgilendirirken” meger tereciye tere satiyormusum :) Ne diyelim konusmaya ortadan girmen dezavantaji herhalde. Muzmin-Anonim sik sik sizden birseyleri aciklamanizimi istedi? Olamaz! Soke oldum! :)


Nasilki siz mealen Muzmin-Anonim “fuhus suc degil demiyor ama bu vesile ile suc olmadigi savini da curuteyim dedim” diyorsunuz, benim bu sitedeki yorumlarimin cogu icinde benzeri bir motivasyon yada bakis acisi gecerli. Yorumun basina genellikle o konu ile ilgili son yorum yapan, yada yorumun muhatabi olabilecek bir “kurban” seciyorum, “umama” demek yerine. Oysa soylemek istediklerim cogunlukla o sahsin yorumlari ile sinirli degil. Sizinlede durum boyle oldu.


Bu ilmegin basinda Musatfa Bey’ide hafifce elestrmistim bu “odak kaymasi” problemi ile ilgili olarak. Bu benim bu sitede degisik basliklar altinda alternatif olarak “buyuk resimcilik”, “bottomline’cilik”, “nihai analizcilik” vb seklinde tavsif ettigim kavram icin sizin kullandiginiz “tumevarimcilik”, ve ziddi olan “tumdengelimcilik” terimleri hosuma gitti; bundan sonra kullanmak istiyorum musadenizle (bu sitedeki en onemli kazanimlarimdan biri de kelime hazinemi genisletmesi, ornegin gecenlerde S. Ozturk dostumdan “serdetmek” kelimesini ogrendim, artik sik, sik cumlede kullaniyorum).

Bu iki metodolojinin dogru kullanilmak kaydi ile gerekliligi, ikisi arasinda bir denge kurulmasi konusundaki fikirlerinize itiraz etmem mumkun degil tabiiki, en azindan teorik bazda. O zaman benim bu balgamdaki tumevarimcilik argumanimi bu konu uzerindeki tartismalarda bu dengenin bozulmasina itirazim olarak telakki ediniz lutfen; yani bir denge saglama tesebbusu. Tabiiki karelere odaklanmak da gerekli, her turlu ictimai ve bilmsel konuda pek cok pratik sebepten dolayi, bir doktorun hastaya genel teshis koymasi yaninda cesitli organlarin fonksiyon bozukluklari, patolojik karakteristiklerini olcmesinde oldugu gibi. Ayrica karelere odaklanmanin sizinde arzettiginiz gibi o kesimin yuksek cozunurluklu resmini cikarmasida pratik acidan gereklidir. Ama bu yuksek cozunurluklu resmi, yada patoloji roaporu buyuk resim yada genel teshiste dogru kullanilabildigi olcude onem arz eder. Bunu size karsi arguman olarak soylemiyorum ama soyle bir genel tesbitim var. Ben simdiye kadar ictimai hayatin bir safhasinda problemli fakat diger safhalarinda arzulanan seviyede olan bir ulke veya topluluk bilmiyorum. Doktorlarin cok ahlakli fakat avukatlarin sahtekar oldugu, basin ahlakinin yuksek, fakat bilim ahlakinin dusuk oldugu, endustrisinin gelismis fakat tariminin geri kalmis oldugu, ic poltikasi ahlaki, dis politikasi ahlak-disi temellere dayanan… -ornekler cogaltilatilir- .. bir ulke bilmiyorum. Adina “birlesik kaplar sistemi” deyin “birlesik alan teorisi” deyin “hersey birseydir” deyin, benim gorusum bu.


Saniyorum tartismalarin gittigi yon uzerine daha buyuk itirazim “odak kaymasi” problemi uzerine olmali. Tabiiki “namusun cinsiyeti”, geleneklerden gelen cifte standardlilik ve hatta bunun “dindar erkeler” arasinda dahi var olusu ve dolayisi ile Islam’da “kadin erkek iliksileri” gibi konularda tarisilmali ve nitekim pek cok forumlarda tarisiliyorda. Bu gunun konjokturunde (?) hemen her beynelmilel veya domestik konuda “İslam-Muslumanlar” in kasitli olarak sanik sandalyesine oturtulmasi olgusu yadsinamaz. Benim bu konuda ozel hassasiyetimin kisisel nedenleride var. Zaman zaman bu hassasiyetimden dolayi pekte rasyonel karsilanmayan yada fazla duyarlilik sergileyen cikislar yaptigimida kabul ediyorum, her ne kadar Muzmin dostumun “muslumanlar niye her zaman sanik sandalyesine oturtuluyor” soruma “kendileri gonullu oturuyorlar” cevabi beni tatmin etmesede. Bu mahud konudaki “odak kaymasi” problemi uzerinde vurgu yapmak istedigim mevzu su: Bu “fuhus yapan unluler” probleminin cocuklarin aile ve cevreden aldiklari egitimden tutun, sizin ve Mustafa Bey’in vurgu yaptigi “habercilik ahlaki” boyutuna kadar butun parametreleri, cari laikci, batici, cagdas duzenin sahasi icinde. Sanik sandalyesine oturmasi gerekenler bu duzenin muhendisleri, patronlari, iscileri; hicbiride “Islami” bir temele sahip degil, bilakis butun ideolojileri, rant duzenleri Islami ve geleneksel ahlaki ictimai hayattan uzaklastirmak uzerine kurulu. Ustelik bu zevatin toplumun genelinin bir kesiti olarak kullanilmasi dahi yanlis kanimca; bunlar siradan bir kahvehane kalabaligi degiller eger Reaina’yi kahvehane kabul etmiyorsaniz. Dolayisi ile bu balgamda istediginiz kareye odaklanin veya buyuk resme bakin ayni zihniyeti veya failleri gorursunuz, birlesik kaplar sistemi geregi. Dileyenlere olayin “haberclik ahlaki” boyutunu, konunun disina tasmadan iredelemeye ve cozum onermeye davet ediyorum. Yapabilecek babayigiti alnindan operim! Sizin icin gereginden fazla uzattigimin farkindayim ama bu sitede dahi bu bakis acisina fransiz olanlara rastliyorum zaman zaman. Isin birde butun bati ulkelerinde “kurulu duzen” (establishment) in temel uyusturma-uyutma stratejilerinden birinin bu noktaya odaklama oldugu boyutu da var (cambaza bak misali-kamuflaj, hedef sasirtma). Yani bu olgu sadece bu sitedeki, veya Turkiye’deki insanlarin masum bir entellektuel yanilmalari, veya hur iradeleri ile yaptiklari entellektuel egzersiz olarak telakki edilemez. Gerek kareye odaklanirken yani “tumdenglim” de gerek buyuk resme bakarken yani “tumevarim” da birde “ajandayi kendi hur iradenmizlemi belirliyoruz, yoksa yonlendiriliyormuyuz” sorusunda sorup muteyakkiz olalim derim. Yukarda diger bir yorumumda “komplo” kelimesini provokatif olarak kullanmamda bu gayeye matufur. Kisacasi istedigimizi konusalim ama konustugumuzun bizim istedigimiz oldugundan da emin olalim derim.

Benim ozetim sizinkinden farkli degil: “Sorunlar arasındaki ilişkiler ya da bağlar açığa çıkarılmalı ve konu bu şekilde derinleştirilmeli, belki bütünleştirilmeli. Bu sayfada bunun az-çok yapılabildiğini düşünüyorum ama bilmem ne dersiniz bu düşüncelerime? “ buyurmussunuz. Ne diyecegim, butunlestriciligi ben derinlestriciligi siz yaptiktan ve bahsettiginiz dengeyi muhafaza ettikten sonra? :)

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Not: Daha onceki "erkekler", "kadinlar" genellemelerine elestrime cevabiniz uzerine bir not ekleme ihiyaci hissettim. Kendisi icin uygun gorulen sifatlarda biride "genelci" olan birisi olarak "genellemeye" her halukarda karsi cikmiyorum tabiiki. Her konuda oldugu gibi burdada bazi gruplarin ortak karakteristiklerinden konusurken zaman zaman kollektif terimler kullanmak zorundayiz tabii "Batililar", Yahudiler, Muslumanlar vb de oldugu gibi,. "Erkekler' ve "kadinlar" da istisna degil bu baglamda. Ornegin yaradilis geregi "erkek mizaci", "kadin mizaci" gibi genellemelere kimse itiraz etmez. Herhalde benim itirazim sizin kullandiginiz spesifik genellemeyi "stereotyping" yada "kollektif suclama" telakki etmemdendi. Aciklamaniz yararli olmustur benim icin.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 10, 2006 8:48 PM

Esra Hanim,

Biraz once size uzun bir cevap yazmama ragmen degindiginiz en onemli noktalardan olan "buyuk resme bakmanin da insanlarui sorunlarin cozulemezligi dusuncesine sevketmek v dolaysi ile caresizlige itmek" (mealen) kismina gelemedigimi musahede ettim. Bu eksigi burda kapatmis olayim.

Haklisiniz; boyle bir negatif sonucuda olabilir sadece "buyuk resim" e odaklanmanin. Tabiiki "caresizligin" her zaman kotu oldugu on kabulunuz varsa.

Caresizlik kisa vadede kotudur, yasayan insanlar icin acilidir. Ama dunya tarihide cogunlukla caresizler tarafindan yazilmistir. Belki caresizlioge kapilmamiz bize birsey saglamaz ama bu kinetige donusturulebilecek bir potansiyel enerji olarakta dusnuleblir ve gelecek nesiller icin biorseyler saglayabilir. Kurtulus savasini caresizler kazandi (biz kazanmistik degilmi?) . Onun icindirki "caresiz insanlar" butun tiranlarin, firavunlarin, despotlarin oligarklarin korkulu ruyasi olmustur. Daha radikallesmeden dursam iyi olacak herhalde.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 10, 2006 10:23 PM

Bekir Bey,

Uzun açıklamalarınız için teşekkür ederim. Kelimeleri istediğiniz gibi aradan seçip kullanabilirsiniz tabii ki, söylemenize, sormanıza gerek bile yok. Ve tabii ki, sizin bütünleştirici etkiniz kesinlikle iyi oldu. Bir denge unsuru oldunuz. Teşekkürler. Biraz odaklanarak, biraz uzaktan bakarak, sorunun asıl tarifi ve neleri etkilediğinin tespiti yapılmaya çalışıldı. Ya da en azından çalışılması konusunda uzlaştık sanıyorum. Bu olayla ilgili olarak yaptığınız vurguya ve "... istediginiz kareye odaklanin veya buyuk resme bakin ayni zihniyeti veya failleri gorursunuz" sözünüze katılıyorum.

Ayrıca, " ... Ben simdiye kadar ictimai hayatin bir safhasinda problemli fakat diger safhalarinda arzulanan seviyede olan bir ulke veya topluluk bilmiyorum. Doktorlarin cok ahlakli fakat avukatlarin sahtekar oldugu, basin ahlakinin yuksek, fakat bilim ahlakinin dusuk oldugu, endustrisinin gelismis fakat tariminin geri kalmis oldugu, ic poltikasi ahlaki, dis politikasi ahlak-disi temellere dayanan… -ornekler cogaltilatilir- .. bir ulke bilmiyorum. Adina “birlesik kaplar sistemi” deyin “birlesik alan teorisi” deyin “hersey birseydir” deyin, benim gorusum bu." demişsiniz. Haklısınız. Bunu kanser hücrelerinin, zaman içinde vücudun her yerine bulaşmasına benzetebiliriz. Maalesef, hastalık tedavi edilmezse, doğru düzgün çalışan sistemler de tamamen iflas edebiliyor. Hem hastalığı yok etmeye, bozduğu sistemleri düzeltmeye çalışırken, hem de hastalığın düzgün sistemlere bulaşmasının önüne geçmek gerekiyor. Allah yardımcımız olsun.

"“İslam-Muslumanlar” in kasitli olarak sanik sandalyesine oturtulmasi olgusu
yadsinamaz."
sözünüzde de haklısınız. Sanırım, kadın-erkek ilişkilerindeki ikiyüzlülük konusunda da, sizin bu teptinizin yarattığı refleks yüzünden tepki veriliyor. Çarpık bakış açısıyla ve bilgi eksikliği sebebi ile, dinimizin kadını ikinci sınıf insan kabul ettiği ve ezilmeye mahkum ettiği düşüncesi çok sık tekrar edildiği için, din ile ilgisi olmayan insanlarda benzer bir ikiyüzlülük görünce, “Bakın! İki farklı kesimde de aynı ikiyüzlü bilinçaltı var, sebep din değildir, kötü bir gelenektir.” demek istiyor insan. Tabii bu refleksle, çok alakasız bir yerde ”Islam-Müslümanlar”ın sanık sandalyesine oturtmuş olma ve konuyu dağıtma ihtimalimiz var. Dikkatli olmak, konunun dağılmasını önlemek gerek. Hassasiyetinizi çok iyi anlıyorum, çünkü ben de tanık oldum: Çok sık olarak, alakalı-alakasız, mantıklı-mantıksız her türlü sevimsiz olayda konu dine dayandırılıyor ve sebep din olarak gösteriliyor. Ve insan, ister istemez, bağlantılar saçma da olsa savunmaya geçiyor. Bu savunma hali, zamanla, otomatikleşebiliyor ve birileri bizi zorlamadan, savunmaya geçmeye başlayabiliyoruz. Bu tuzağa birkaç sefer düştükten sonra, daha dikkatli olmaya başladım. Ve alakasız olarak beni savunmaya geçirmeye çalışanlara, sadece, konunun din ile alakası yok, konuyu dağıtmayalım demeye başladım. Burada da ortak bilinçaltının gösterilmesi, konuyu dağıtmamak koşulu ile mantıklı.

Uyuşturma, uyutma, hedef şaşırtma konularında söyledikleriniz ise acı ama gerçek. “ajandayi kendi hur iradenmizle mi belirliyoruz, yoksa yonlendiriliyormuyuz” sorusunu kendimize sık sık sormakta fayda var. Neyse ki, tartışma ortamında Müzmin Bey varsa o bunu sürekli yapıyor. Unutanlara hatırlatıyor. Anladığım kadarı ile siz de Müzmin Bey gibi hatırlatanlardansınız.

Bekir Bey, çaresizlik, ataleti getirirse kötüdür. İnsanı harekete geçiriyorsa iyidir dediğiniz gibi. Kimi zaman, çaresizlik, insanı kaybedecek birşeyi olmayan bir kişiye çevirebilir ki, bu duygu gerçekten insanı güçlü kılar ve hiç yapamam dediklerini yapmasına vesile olur. (Evet, Kurtuluş Savaşı’nı bizim çaresiz zannedilen dedelerimiz kazanmıştı.:) ) Atalet hali yaratan çaresizlik duygusu yaratmaktan kaçınmak gerekir. Ben bunu demek istemiştim. Atalet mi var, hareket mi var, “çaresizsiniz “ sözünün hangi vurgu ile algılandığına göre anlaşılabilir. :)

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: April 16, 2006 11:09 PM

Bekir bey, ve ilgili herkese

Size , bendenizin dahi kendisini zaman zaman, biraz sitem biraz espri manasinda diger terimler yaninda “muzmin muhalif” terimi ile tavsif ettigim Muzmin Anonim dostmuzun dusunce sistemi hakkinda “bilgilendirirken” meger tereciye tere satiyormusum :)

Hay Allah.. benim dusunce sitemim (sistematigim) konusunda yakinda bir iki dokora tezi de gorursem sasirmayacagim..

'Bilmemkim son derece hakli' turunden ilmi degeri yuksek beyanatlar bulunmadigim icin midir bunlar acaba.. :-)

Muzmin-Anonim sik sik sizden birseyleri aciklamanizimi istedi? Olamaz! Soke oldum! :)

Firsat tanimakla da yaranamiyor bazan insan :-)

her ne kadar Muzmin dostumun “muslumanlar niye her zaman sanik sandalyesine oturtuluyor” soruma “kendileri gonullu oturuyorlar” cevabi beni tatmin etmesede

Bunun sizi tatmin etmesini beklemiyorum, cunku, konuya gonul gozu ile baktiginizi dusunuyorum. Guzel bir seydir gonul gozu ile bakmak, ama, sadece guzel ya da cirkin gorur... Basiret baska bir seydir.

Muslumanlarin bugunlerde artik 'Pavlov Kopegi' (bu hakaret kasdi icermiyor) sartlanmisligi yasadiklarini kabul etmemiz lazim. Bunun tabii ki bir gecmisi var; gecmiste zorla oturtulduklari yerlere simdilerde refleksleri ile kendiliklerinden oturuyorlar.

Karsi taraf(lar) icin cok zahmetsiz oluyor ve gecmis emeklerinin semeresini gorduklerini soyleyebiliriz...

Muslumanlar ise, kendi agirliklari altinda eziliyorlar...

Buna bir suru ornek sayabilirim.

Bu ilmekte knusulanlar bir ornektir. Bir baskasi da, 'Kurban sorunu' olabilir.. Muslumanlara artik kurban kesmenin bir acimasizlik ve bir sagliksizlik oldugu ogretildi ve bugunku 'musluman' (yari-)aydinlarimiz meseleyi kurban kesim isinin televole (pardon tele-kurban) yoluyla uzaklarda, gozden irak yapilmasini filan onerebiliyorlar..

Halbuki, caresi basittir: Kurban kesimi icin belediyelerin uygun yerler hazirlamasi. Resi gecitler icin, rock konserleri icin, meyhane mahalleleri icin yerler bulunabiliyorsa bu da bulunabilir. Ama, iskeletsiz olmayip istemegi bilmek lazim. Ve, tabii ki, gonullu oturucu olMAmagi da...

Gelelim 'zina suc mu degil mi?' meselesine..

Bu da yukarida bahsettigimiz 'gonullu oturucu'luga olagandisi guzel bir ornektir...

Evet, bugun zina artik suc degildir. Bu da oyle kapali kapilar ardinda alinmis bir karar filan da degil. Avrupa Birligi oyle istiyor diye bize yutturulan bir seydir ve bunu bizim 'musluman'larimiz kelimenin tam anlamiyla yalayip yutmustur --ucunda ya da kenarinda Avrup Birligi hayali var diye..

Cunku, AB bir ozgurlukler membaidir. Insanlar ozgurdur orada. Dinler de.. Bu ozgurluge hazirlik olsun diye, dinin emirlerinden birkacinda vazgecilse ne olur sanki.. di'mi?

Bu derece som-salakligin cezasi olamaz, bu kendi icinde bir oduldur ve bunu da --bu uydurmacayi, kandirmacayi tezgahlayanlara degil-- kabul eden anli sanli musluman aydinlarimizin, onlarin agzinin icine bakip 'hakki aliniz vardir ustadim' turunden fikir (!) beyan eden yari-aydinlarimiz ve onlarin avinesi olan musluman ahaliye maletmek zorundayiz...

Bir nisan-i zillet olarak yakalarinda takip gezdireler..

Bu kanun gecerken tartisilan konu Hz Ayse'nin kac yasinda evlendigi filan gibi meseleler idi sadece. Cok onemli ya da alakaliymis gibi..

Ibn-i GagGuk'dan Ebu ZartZurt'a kadar butun alimlerin her turlu lakirdisinin bilhakkin naklini yapan 'musluman' aydinlar, bu degisiklik yapilirken bunu AB ugruna sineye cektiler.. Ben de, AB ugruna dinlerinden ne zaman vazgececeklerini bekler oldum..

Neyse.

Evet, zina suc degil artik.

Olsa olsa bir kabahat, bir ayip sayilabilir. Nicin boyle oldugu da yukarida anlatilmaga calisildi.

Yuzde doksandokuz kusurunun musluman oldugu iddia edilen bir memlekette (ki, gayrimuslimlerin de klasik zina tarifi cok farkli degil), boyle bir kanun davul zurna ile gecmis, kimse tek kelime etmemis...

Gele gele, bir duzine o**** ile bir avuc p****in bilmem kacpara karsiligi kapali kapilarda ne yaptigini tartisir olmusuz..

Ve, bu tartismada da 'musluman' havalari atar fikirler beyan ediyoruz..

Bunlar Nigde'de yangelip yatarken sikayet dillendirmek gevezelegidir; Bor'un pazari kurulurken nerelerdeydiniz? [Soru size degil, herkese]

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 19, 2006 2:20 AM

Esra hanim,

Sonraki bir grup sorunuz “fuhuş suç mudur?” da odaklanmış. Kanunlara göre suç olabilir/olmayabilir ama toplum ahlakı ve insani değerler açısından, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı toplumun önündeki engel olması bakımından bence suçdur.

Kanun olmaksizin suc olmaz. Kabahat olabilir, ayip ya da gunah olabilir ama suc olmaz. Suc kelimesini cok lacka kullandigimizi soylemek istiyorum.

Tipki, bayrak kelimesini kullandiigmiz gibi... Fenerbahce, Galatasaray ya da PKK bayragi demek gibi.. Bayrak ile flama arasindaki farka dikkat etmek gerekir.

Kadın ya da erkek, kendi isteği ile yapmıyorsa, bu işe zorlanıyorsa, ortada bir fuhuş şebekesi var demektir.

Zorlamayi iyi tariflemeniz lazim... Hurriyeti kisitlamak ya da fiilen cebren zorlamadan mi bahsediyorsunuz, yoksa 'modern insan boyle olur' cinsinden her Allahin gunu yapilan yayinlardan mi?

Bu, yani bir insanın herhangi bir işi yapmaya zorlanması, zorlayanın bu yolla para kazanması zaten suçtur.

Mali suca mali ceza mi vermek lazim acaba :-)

Kimse zorlamıyorsa o zaman acaba sistem mi zorluyor, onu çaresiz ve mecbur mu bırakıyor diyerek düşünmek gerekir.

Zorlama ile tesvik arasinda ince, cok ince bir cizgi var bazan..

Ayrıca, böyle bir vakada, özgür seçim ile bu işi yapılıyor da olsa, halen toplum ahlakı ve insani değerler açısından, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı toplumun önündeki engel olması bakımından ortada suç vardır. Hadi ahlak ve insani değeri, ruh sağlığını dikkate almadık –ki bu son derece vahim bir hata olur ve sonuçları çok korkunç olabilir- , fiziksel sağlık için denetim gereklidir. Bu durumda özgür fuhuş en azından bu bakımdan suçtur. Kapitalistler ayrıca vergi vermiyor olmalarını da doğru bulmayabilirler.

Ilgili kanunlar gecerken yukaridaki mahzurlari dikkate alan olmadi.

Kala kala vergi meselesi kaldi. O da, para karsiligi yapilmaissa havada kalacak..

Benim asil tepkim, ilgili kanun maddelerinin gecisi sirasinda bu mumin 'musluman'larin nerede oldugudur... Tek kelime cit cikmamistir.

Bu yuzden, 'musluman' oldugunu vurgulayanlara, lafa gelince mangalda toz birakmayanlara saygida kusur etmemek zorlasiyor.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 19, 2006 2:33 AM

Müzmin Bey,

"Asıl tepkinizi" anlıyorum. Haklısınız. O zaman tepki gostermeyenlerin, simdi konusmasi cok da anlamli degil. Gerçi burada şöyle bir karmaşa yok mu sizce? Zina benim inancıma ve değerlerime göre ahlakdışı bir durum, yani suç. Bir başkasınınkine göre değil. Ama birlikte yasamak ve ortak bir kanuna tabi olmak durumundayız. Bu durumda ne yapmak lazım? Asgari müşterekte buluşmak mecburiyetinde mi kalırız (ya da kaldık)? Bu sözlerimi, bunu doğru bulduğum için değil, toplumda bir kesimin zinayı suç bulmadığını, hatta erdem gibi gördüklerini, sunduklarını düşünerek söylüyorum. Bu kadar farklı değer yargıları ile nasıl dengeli bir toplum oluruz o da çok çetrefilli, ayrı bir konu. Eğer, herkes zinayı suç buluyordu ya da ihmal edilebilecek kadar küçük bir azınlık suç bulmuyordu, ama sırf beyaz adam istedi diye suç olmaktan çıkardık diyorsanız (ki ben herkesin suç olarak gördüğünden de emin değilim), bu söylediklerimin anlamı olmayacak. Bu durumda sizin tepkiniz, çok daha anlamlı olacak. Eğer böyle ise, ahlak tanımımızda ya da koşullara göre değişen, kimi zaman ahlak kurallarımızın ihmal edildiği öncelik sıralamamızda bir karmaşa var demektir. Ya da bir çeşit kişilik bölünmesi yaşıyoruz. Yoksa, nabza göre şerbet veren bir ikiyüzlülük mü demeliyim?

"Kanun olmaksızın suç olmaz" ifadenize ise, maalesef katılmıyorum. "Kanunda olmaksızın ceza veremeyiz." dersek daha doğru olur bence. Bir eylem, kanunlarda yazmayabilir ama yazılmamış, genel kaidelere göre suç olmaya devam edebilir. Ve böyle bir eylemi yapana, kabahatli, suçlu, günahkar demeye devam ediyor olabiliriz. (Kelimeler aralasında az da olsa, derece farkı olduğunu, kafalarda farklı algılar oluşturduğunu kabul ediyorum ama bu farkları ihmal edilebilir buluyorum. Ceza verilebilir olsalar, verilecek cezaların ağırlıkları farklı olurdu tabii ki.) Belki alanen suçlu diyemeyiz her zaman, dersek biz suçlu olabiliriz. Suçlu buluyoruz diye de cezalandırmaya kalkamayız elbette. Manasız bir karmaşıklık olduğunu kabul ediyorum. Birlikte yaşayan ve ortak kanuna tabi olan insan grupları arasındaki müşterek alan daraldıkça, bu karmaşıklık iyice artabilir. Yarın bir gün, annelerin doğumdan sonra çocuklarını hastanelere terketmesi normal karşılanmaya başlanabilir mesela. Ama sırf, artık ceza verilmiyor diye, söylediğim sebeplerden dolayı suç olarak gördüğüm bir eyleme suç değildir demek de mantığıma uymuyor. Burada konu suç kavramının içeriğine ve bu içeriğin nereden devşirildiğine dayanıyor. Suç, ortak değer yargıları ile tanımlanmazsa karışıklık olmaması da mümkün değil. Kafalardaki suç, günah, kabahat tanımını toplumca tazelemeliyiz bence.

Zorlama derken, hem hürriyet kısıtlamadan, cebren zorlamadan, hem de değerleri zedeleyerek fikren ve zihnen hazırlamadan, normalleştirmeden bahsediyorum. Dediğiniz gibi "Zorlama ile tesvik arasinda ince, cok ince bir cizgi var bazan.." Haklısınız. Burada konu, insanın neye zorlanıldığına ya da gayet kibarca neye teşvik edildiğine geliyor. Ve insanı ittikleri eylemin, hangi değer yargıları ile değerlendirileceğine. Yani neyin suç, kabahat, günah olduğunu düşündüğüne, neyi doğru bulduğuna. Bu anda, değerlerine göre, yapmaya ya da yapmamaya karar veriyor insan. Cebren zorlandığında karar verememe durumu da var tabii ki. Ama kibarca itildiği, ikna edildiği, inandırıldığı durumlar için, bir çeşit değerler boşluğu içindeyse insan, suça yönelebilir. Kısacası, gençlerimizin, çocuklarımızın, toplumumuzun, değerler boşluğunda olmaması için çaba harcamalıyız.

Konuyu dağıtmış olabilirim, kusura bakmayın. Bu arada hoşgeldiniz. :)

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: April 19, 2006 5:53 PM

Sn. Muzmin anonim,

Once hos geldiniz. Ben bir haftadan fazla bir surelik dinlenme, ve rahtalamanin elestrilerinizde kili kirk yerine otuz yarmaniz sekilnde bizim yararimiza tezahur edecegini ummustum ama nafile :)

Bu defa size cevap yazmak pek zor olmayacak. Zina'nin suc olup olmayisi konusundaki fikirleriniz Esra Hanim'a cevabinizdan benimmkine tasmis herhalde. Konuya ben "zina suc olmalimi, olmamalimi" perspektifinden yaklasmiyorum.

Yalniz "zina'yi suc olmaktan cikaran" kanun maddesinin gecmesini hicte kayda deger bir olay olarak gormedigimi belirteyim (aslinda benim bu konudaki bilgim evli ciftelerin zina yapmasi durumunda bir cezai yaptirim getirilmesi tesebbusunun AB'nin ve icerdeki "zina lobisi" nin baskisi ile hukumetce geri cekilmis oldugu idi; zinayi serbest birakan bir kanun maddesinin gecmesi degildi). Her hulukarda, maddenin gecmesi veya mueyyede getirme tesebbusunun puskurtulmesi sonucu Turkiye'de zina oraninin arttigi fikrinde degilim. Bir artis varsa baska saikler aramak lazim, TV'de zinayi mesrulastiran sovlar gibive daha temelindeki zina kulturu gibi.

Gerek zina kousunda AB'ye girmek icin taviz verildigi, gerek bu kondaki sucu bir kisim ulemaya yikmanizi haksiz buluyorum. Sizde gerek ulemanin, gerek secilmislerin ve onlardan olusan "muktedir olmayan iktidarin" hangi sartlar altinda gorev yaptigini cok iyi biliyorsunuz. Bu sitedeki "evet tehlikenn farkindayiz", "Sezer'e muhalefet serhi" gibi pek cok baslikla altinda, gerek bendeniz gerek Metin-the-Poor, S. Ozturk, Nuri Saglam, Cengiz Cebi gibi yorumcular, Turkiye'de gercek iktidarin kim oldugu ve nelere kadir oldugu uzerine pek cok ornekler sunduk. Cunhuriyet gazetesinden, Oktay Eksi'ye hatta reis-i cumhura bircoklarinin Menderes hatirlatmasi yaptigi bir ortamda zina kanun , icki serbestisi gibi konularda cesaret sergileyenmeyenlere birazcik daha insafl davranabiliriz. Bunu soyleyen, bahsettiginiz zumre mensuplarini omurgasizlikla, devlet memurlugu yapar gibi dava adamligi yapmak vb ifadelerle suclamis biridr. Ama adil olalim simdi.

Bu hukumete bu mevzularda elestiriler getiren Ali Bulac'a yazdigim e-postada suna benzer bir ifade kullanmistim "Eger bu hukumetin, ve AK-Parti mensuplarinin kendi serbest iradeleri ile magdur dindar insanlarin hassas olduklari konulard iyilestirmeler gitmediklerine dair bizim vakif olmadiginiz bilgileriniz varsa'; lutfen aciklayin. Ak_Parti benim babamin oglumu? Bir gunde firlatip atarim. Ne yapsinlar izin alamiyorlar" demek bana hicte zevk vermiyor. Ama eger "bunlarin yaptigi ahlaksizliktir" gibi asiri ifadeleri benim bildigimden fazla birsey bilmeden kullaniyorsaniz yapiginiz ucuz kahramanlik, sorumsuzluktur" .

Ona yazdigim mesaji sadece bu konudak genel bakisimi berraklastirmak icin kullandim; tamaminin size uygunlugundan degil.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 20, 2006 2:48 AM

Bekir bey,

Once hos geldiniz. Ben bir haftadan fazla bir surelik dinlenme, ve rahtalamanin elestrilerinizde kili kirk yerine otuz yarmaniz sekilnde bizim yararimiza tezahur edecegini ummustum ama nafile :)

Hasret gidermek isterken kantarin topuzunu biraz kacirmisim galiba :-)

Evet, haklisiniz. Ama, bu tur konular beni rahatsiz ediyor; cunku, sikayet ettigimiz seyler genelde oldu-bittilere bekle-gorle yaklastigimizdan kaynaklaniyor.

Yalniz "zina'yi suc olmaktan cikaran" kanun maddesinin gecmesini hicte kayda deger bir olay olarak gormedigimi belirteyim (aslinda benim bu konudaki bilgim evli ciftelerin zina yapmasi durumunda bir cezai yaptirim getirilmesi tesebbusunun AB'nin ve icerdeki "zina lobisi" nin baskisi ile hukumetce geri cekilmis oldugu idi; zinayi serbest birakan bir kanun maddesinin gecmesi degildi).

Bekarlar arasinda zina (tarifi geregi) zaten mumkun degil. Diger ihtimaller de kaldirildgina gore, sonucta zina artik suc degil. En azindan mevcut kanunlar tahtinda degil.

Her hulukarda, maddenin gecmesi veya mueyyede getirme tesebbusunun puskurtulmesi sonucu Turkiye'de zina oraninin arttigi fikrinde degilim. Bir artis varsa baska saikler aramak lazim, TV'de zinayi mesrulastiran sovlar gibi ve daha temelindeki zina kulturu gibi.

Oran artisi konusunda hic bir bilgim, hatta tahminim bile yok.

Zinanin suc, tesvik ediliyor olmasi ya da olmamasi vb gibi degerlendirmelerden cok, bu konuda fikri olanlarin yukaridaki degisiklikler olurken seslerinin cikmayisi bana ters geliyor.

Bir toplumsal fayda goruyorsak, zinayi suc olmaktan cikarmak, tesvik etmek filan da sozkonusu olabilir. Nicin olmasin?

Ama, once bu toplumsal faydayi belirlemek gerekir. Bu yapilmis degil; cok sayida sikayetci ve muhalif var --kulturel yapimiza ters--, buna ragmen, oldu-bitti sirasinda pek laf edilmis de degil.

Gerek zina kousunda AB'ye girmek icin taviz verildigi, gerek bu kondaki sucu bir kisim ulemaya yikmanizi haksiz buluyorum.

Haksizlik ediyor olabilirim, tabii ki. Etmek istedigimden degil; ama, collateral damage (!) bu olmus olabili. Fakat, ulemanin da gorevini yaptigi kanaatinde degilim. Sebeplerini ciddiye alamiyorum.

Siz de gerek ulemanin, gerek secilmislerin ve onlardan olusan "muktedir olmayan iktidarin" hangi sartlar altinda gorev yaptigini cok iyi biliyorsunuz.

Bu boyle. Kabul. Ama, dogru bildigini cikip soyleyebilmeliydiler. Gazetelerde, TVlerde imkan bulamadiysalar, Internet ne gune duruyor. Bunu yapmamislardir.

Bu sitedeki "evet tehlikenn farkindayiz", "Sezer'e muhalefet serhi" gibi pek cok baslikla altinda, gerek bendeniz gerek Metin-the-Poor, S. Ozturk, Nuri Saglam, Cengiz Cebi gibi yorumcular, Turkiye'de gercek iktidarin kim oldugu ve nelere kadir oldugu uzerine pek cok ornekler sunduk.

Bu ilmeklere henuz yeteri kadar zaman ayirabilmis degilim. Ama, nelere isaret edildigini tahmin ediyorum.

Bu hukumete bu mevzularda elestiriler getiren Ali Bulac'a yazdigim e-postada suna benzer bir ifade kullanmistim "Eger bu hukumetin, ve AK-Parti mensuplarinin kendi serbest iradeleri ile magdur dindar insanlarin hassas olduklari konulard iyilestirmeler gitmediklerine dair bizim vakif olmadiginiz bilgileriniz varsa'; lutfen aciklayin. Ak_Parti benim babamin oglumu? Bir gunde firlatip atarim. Ne yapsinlar izin alamiyorlar" demek bana hicte zevk vermiyor. Ama eger "bunlarin yaptigi ahlaksizliktir" gibi asiri ifadeleri benim bildigimden fazla birsey bilmeden kullaniyorsaniz yapiginiz ucuz kahramanlik, sorumsuzluktur".

Kisisel yaklasimim, parti ve/ya hukumetleri denlemin disinda tutmak; yerine aydin elitlerini muhatap almaktir. Dolayisi ile, isbasindaki hukumet ya da partinin kim ya da ne oldugu beni ilgilendirmiyor desem yeridir. Bu tip meselelerde bu tur bir yaklasimin daha dogru oldugunu dusunurum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 20, 2006 1:40 PM

Muzmin Anonim dostum,

Aslinda bu konuda aramizda fazla bir gorus farki yok. Zaten daha once belirttigim gibi ben kafamda "zina suc olmalimi" seklinde bir tartismayi tali hatta non-issue olarak telakki ediyorum. Tabiiki benim kafam beni baglar.

Fakat madeki tartismaya bir sekilde kenarindan olsun mudahil oldum son yorum-cevabnizdaki bir iki noktaya cevap vereyim.

1. "Bekarlar arasinda zina (tarifi geregi) zaten mumkun degil." diyorsunuz. Ben ise zinanin her turlu evlilik disi cinsel iliski oldugun dusunuyordum. Simdi baktigim sessiz sozluk'te beni dogruluyor "Evlilik bagi olmayanlar arasi cinsel iliski" diyor.

2. Daha once hukumetin zinayi serbest birakan kanun cikarmadigini sadece AB'ci, ve zinaci lobinin baskilari ile evliler 'in zinasina mueyyide getirme dusuncesini geri cektigini "zannediyordum" demistim. Simdi bunu "eminim" e ceviriyorum. Yani bu meclis zinayi serbest birakan kanun cikarmadi; sadece evli cifter'in zinasi cokta hafif bir mueyyide getiren (saniyarum TCK veya Medeni Kanun, her ne ise) madde degisikligi fikrini rafa kaldirdi diyorum.

3. Bende konunun hukumetotesi, hatta meclis-otesi oldugu konusunda sizinle hemfikirim. Fakat sizin "ilgili kanunlar gecerken bunu dikkate alan olmadi" ve "muslumanim diyenler", "mangalda kul birakmayanlar" ifadelerinizin muhataplari arasinda tabiiki AK-Parti ve/veya hukumet var. Ben sadece bu elestrileri yaparken bu suclamaya maruz biraktiginiz kesimlerin altinda bulunduklari sinirlamalarida hesaba katmak gerektigine vurgu yapmak istedim; o kadar.

Dindar aydinlarin zina konusunda tavizkar tavir takindiklari fikirinize ise katilmam mumkun degil tabiiki. Belki hergun inancina, temel degerlerine her cenahtan gelen pek cok saldirilarla bogusmak zorunda olan bu kesiimin zinanin gundeme geldigi zamanki oncelikler sialamasinda sizin istediginiz sirayi isgal etmemis olabilir. Siz bu "mangalda kul birakmayan" kesimi bu konuda tepkisizlikle suclarken baska birileri Orhan Pamuk meselesine yeteri kadar tepki gostermedigi icin "isine geldigi zaman demokrat" olmakla, Nuray Mert gibi bircoklari da Irak mevzusunda tepkisiz olmakla, Mahcupyan gibi bircoklari ise "devletci, milliyetci" olmakla sucladi. Bunlar sadece "iyiler" in suclamalari.. Herkesi memnun etmenin zorlugunu takdir edersiniz eminim.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 22, 2006 11:13 AM

Bekir bey,

Zinanin suc olmasi o kadar kolay degil; hele de bekarlar arasinda cereyan ediyorsa :-)

Sebebi? Kanun acisindan ve metodik bakalim.

Bir seyin 'suc'landirilabilmesi icin bir sikayetci taraf olmalidir. Bu bir sahis (ozel ya da tuzel) olabilecegi gibi, taraf devlet de olabilir (amme davasi, kamu davasi ismiyle savcilarin actigi davalar gibi). Baska bir turu varsa bile ben bilmiyorum; aramizda hukukcular varsa bunu daha iyi aciklayabilirler.

'Zina' daha once de (zannedersem Mecelle ile birlikte) goruldugu anda 'suc'lanabilir bir sey olmaktan cikmisti zaten --cunku, bir suru insan dogru-yanlis boyle suclanmis, ceza almamissa bile zan altinda kalmisti.

Baska bir deyisle, mahalle bekcisi ile birlikte mahalle imaminin ellerinde ip ile (aradan gecip gecmedigini kontrol icin) baskinlari kanun onunde kaale alinmiyordu. Dogrudan dogruya bir sikayetcinin mevcut olmak zorunlulugu vardi.

Yanlis anlamiyorsam, kanunlarimizda bir davanin acilabilmesi icin, davacinin bir 'taraf' olmasi sarti var. Yani, siz ya da ben bir baskasinin gordugu zarar uzerine bir baskasina (zarar goren adina) dava acamiyoruz.

Galiba bunu ya Ozal ya da 12 Eylul'culer getirmisti; cikarilan her kanuna birilerinin dava acip iptal ettirtmesinin onune gecmek icin (bunu kimin ve ne zaman cikardigini yanlis hatirliyor olabilirim).

Neyse, bir 'taraf' olmak geregi var. Evlilerde 'taraf' evlilik akdinin oteki tarafi yani 'es'tir. Es davaci degilse, zina davasi zaten acilamiyordu.

Rustunu ispatlamis bekarlar sozkonusu oldugunda sizce 'taraf' kim olabilir?

Cevabi, Sessiz Sozluktekine ragmen, sizin aradiginiz cevaptir :-)

Kimin karsi ciktigi-cikmadigi, ya da muhatabimin kim oldugu konusuna gelince:

Hemen soyleyeyim: Benim muhatabim ya da elestirirken hedefim AkParti degil. Iktidarda AkParti degil de BerrakParti olsa bile benim icin farketmez.

Ben o ya da bu partiyi degil, aydinlarimizi (bu baglamda da, musluman aydinlarimizi) itham ediyorum. Sinifta kalmislardir ve bu ilk degildir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 23, 2006 12:55 AM

Bunlar Nasıl İnsanlar Anlamıyorum ki. Ve Bu Konuların Haber olmasındada Hoşnutlar Bu kadar Terbiyesizlik kalsın artık

Yazan: turan tuna Tarih: June 11, 2007 10:16 PM

Konu nereden nerelere gitmiş. Bu konu hakkında uzun yorumlar yapıp insanların kafalarını karıştırmak istemiyorum.
Nurhayat hanımın sorduğu soruyu yanıtlamam yeterli sanırım.

Bakın amaç vardır, araç vardır. Fuhuş yapan kadın zaten bunu meslek olarak yaptığı için deşifre olması onun lekelenmesine değil aksine prim kazanmasına neden olur. Diğer yandan ünlü (futbolcu, iş adamı, siyasi) kim olursa olsun onun onurunu zedeleyeceğinden bu açıklanmaz.
Şimdi diyeceksiniz hayat kadının onuru yokmudur. Vardır elbette, ama bu işi yapıyorsa bu işin zorluklarına katlanmalı. Onurunu, şerefini haysiyetini loş ışıklar altında unutmalıdır.
Bir fahişenin amacı para kazanmaktır. Bedenini ise araç olarak kullanır.

Fuhuşa radikal çözüm ise bütün genelevlerin kapatılarak, hayat kadınlarının çalışabileceği devlet tarafından kurulan iş alanları. Bunun haricinde yapılan fuhuşta ise çok ağır cezalar vermek. Kim olursa olsun bu suçu işlemesi sonucunda cezasını mutlaka çekmesi. Topluma aile ahlakının güzelliklerini anlatacak projeler hazırlamak. Gençlerin evlendirilmesi. Ne kadar magazin programı varsa kaldırılması. Ve ahlakı zedeleceyecek ne varsa temizlenmesi.

Ahlak bir toplumun temelini oluşturur. Karşılıklı sevgi ve saygı ortamının olması güzel ahlaka bağlıdır. Ahlaki değerlerin güç geçtikçe yitirilmesi ya radikal çözümler ile önüne aşılması, ya da bizimde kendimizden vazgeçerek buna ayak uydurmamız sonucunu doğuracaktır. Çözüme giden yol ne olursa olsun ben radikal çözümlerden yanayım.

Bunun dışında kadının zina yapması sonucunda cezalandırılması, erkeğin ise aksine takdir edilmesinden bahsetmişsiniz. Bunun İslam dini ile bağlantı kurulmasının yanlışlığından ve çirkinliğinden söz etmişsiniz. Evet ben bu düşüncenize sonuna katılıyorum.

Yazan: Hakan Tarih: August 2, 2007 1:13 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)