« Åžu Çılgın Kürtler | Ana Sayfa | Sakarya'da Akıllı Tasarım Konferansı »

April 21, 2006

Fransa'nın Sefaleti

Paris'in ilk başta bir Kilise olarak inşa edilmesine karşın sonradan 'ulusal anıt mezara' çevrilen ünlü 'Pantheon'uBir kaç hafta önce Abant Platformu toplantısı için bir kaç günlüğüne Paris'e gittim. Gördüklerim, Fransa hakkında önceden edindiğim izlenimleri doğruladı. İleri derecede sekülerize olmuş ve bu yüzden "yaşama heyecanı"nı yitirmiş, sosyalizmin verdiği tembellik ve "devlet versin" rehavetiyle pasifize olmuş, korkunç bir kendini beğenmişlikle dünyada giderek önemsizleşmenin getirdiği aşağılık kompleksi arasında gidip-gelen sorunlu bir ülke buldum. Kiliselerin boş ve sessiz olduğu, kimilerinin zaten "devrim" yoluyla "Aklın Tapınağı"na veya ulusal liderlerin anıt mezarına dönüştürüldüğü bu ileri derecede "dinsiz" ülkede, ileri deredece "ruhsuzluk" gördüm.

Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan iki iyi yazı da (Cevdet Akçalı, "Fransa Denen Meçhul" ve Ali Murat Güven, "Fransız Kibiri ile Baş Etmek Çok Zor") Fransa ve Fransız kültürü hakkında enteresan gerçeklerin altını çiziyor. Tavsiye ediyorum.

Fransa'nın son yıllarda Müslüman dünyaya olumlu gelen tek bir yönü oldu: Irak Savaşı'na karşı çıkması. Peki ama acaba Cezayir'de 1 milyondan fazla Müslümanı kitlesel katliamlarla yok etmiş olan Fransızlar, Irak işgaline neden karşı çıktılar?

NTV'nin deneyimli ve birikimli Paris muhabiri Belkıs Kılıçkaya, bu soruma ilginç bir cevap verdi. "Laiklik saplantısı yüzünden," dedi Belkıs hanım, "Irak savaşı öncesinde ve savaş boyunca Fransız basını Saddam Hüseyin'in laik rejiminin ne kadar değerli olduğunu ve o yıkılırsa yerine dinci bir rejim geleceğini anlatıp durdu." Ve ekledi: "Bir de tabii Fransız şirketlerinin Saddam rejimiyle bağladığı büyük kontratlar, Baas Irak'ında elde ettiği büyük çıkarlar vardı."

Peki Fransızlar'ın o ünlü kendini beğenmişliği, "ya kültürümüzü benimsersiniz, ya da adamdan sayılmazsınız" yaklaşımı nereden geliyor?

Bu sorunun cevabını da Abant toplantısının katılımcılarından biri olan Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan'ın "Fransızlar" ve Fransızlardan da "Fransızlar" aşağıdaki satırlarında buluyorum:

"Pagan insan, kendisini dünyanın merkezine yerleştirir; yani yalnızdır: Kendisiyle de, dünyayla da, diğer insanlarla da barışık değildir. O yüzden, esaslı bir ontolojik güvensizlik duygusu yaşar. Bu ontolojik güvensizlik duygusunu aşabilmek için, epistemolojik güvenlik alanlarını (doğaya, insana, araçlara hâkim olma güdüsünü) genişletmekten başka çaresi yoktur...

Paris sokaklarında, bir yabancı, bu yüzden öteki muamelesi görür. Fransızca konuşmuyorsanız ya da aksanlı konuşuyorsanız, yandınız demektir. Fransız, size Fransızdır artık: Alınır, kabalaşır ve hatta saldırganlaşır. Böylelikle insana, insanlığa ve dünyaya "Fransızlaşır".

"Örnek"ten ziyade "ibret" alınmaya değer Fransa'nın Türk elitlerine bir asırdır ilham kaynağı olması ne kadar da vahim, değil mi?


ARŞİVDEN: Fransa'ya dair önceki Mustafa Akyol yazıları:

Fransa'nın Sorunu Devletçilik ve Ulusalcılık (29 Mayıs 2005
Fransa'daki Devrim Üzerine Düşünceler (14 Kasım 2005)

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 21, 2006 1:13 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sürekli dillendirilen bir varsayım vardır; Bir Fransız'a sen nesin diye sorarsanız şu cevabı alırsınız; "Paganım, Hıristiyanım, Müslümanım, Dinsizim, Ateistim, Budistim, New Age dinlerine inanırım, Fransızım, v.s"

Kimliksizliğini saklamak için bir çok kimliğin altına saklanmış, ezik bir unutulan ulusal kültür karşımızda ki bence. Tarihin birçok noktasında insan yaşamına tuttuğu ışığı kendi kendine söndüren Fransa, artık devşirme yada uyarlama bir kültüre tutunup ayakta durma mücadelesi veriyor.

Sorunu kilise olarak görenlerin, Fransa'nın son 200 yılına yeniden bakmaları gerekecek. Gerçi kilisenin ciddi payıyla karşılaşma imkanınız var ama orada sorumlularla yüzleşeceksiniz. Sorumlu düşünceler ve oluşumlarla. Ve onların içinde en çok kirleten şeyin siyaset olduğu gerçeğiyle yüzleşecek tabi ki şaşırmayacaksınız. Benim gibi birisi olursanız ruhsal bir neden arayacaksınız. Şeytani körelmenin köklerine inip sessizce dua edeceksiniz. Ama illa ki siyasi bir hesap yapmak istiyorsanız siz bilirsiniz. Zira Fransa'da yapılan tüm hesaplar yanlış çıkıyor.

Yazan: Gökhan Tarih: April 21, 2006 2:15 PM

isin daha ilginc yani, Fransiz kolonisi olan devletler de bu hastaligi kapmislardir. (Bulasici zahir). Fransiz kolonisi olan devletler'de her zaman yonetim ya otoriter olmustur ya da oyle olmaya megillidir. Bati Afrika, Kuzey Afrika ve Hindi Cin orneginde oldugu gibi. Ayrica bu devletler bagimsizliktan sonra da Fransizlastirilmis yerli zorbalarca yonetilmistir. 20. yuzyilin en buyuk katliamini yapip nufusunun 1/3'unu olduren Pol Pot ve ekibinin Fransa'da egitim gormesi manidar degil midir? Buna karsin mesela Ingiliz somurgeleri demokrasiye daha aciktirlar (ara sira topallasalar da): Hindistan, Pakistan, Banglades, Guney Afrika, Malezya... gibi
Ayrica yonetici elit de kendi kulturunden ve dininden Fransiz somurgelerinde oldugu kadar uzak degildir.
Bu ayrimi Ali Mazrui yapiyordu ama birinin bu konuda kitap yazmasi lazim (veya haziri varsa beni bilgilendirmesi:))

Yazan: onur atalay Tarih: April 21, 2006 4:27 PM

Fransa'nın ne olup olmadığını bir Fransızın bile kolay cevaplayabileceğini sanmıyorum. En son olaylarda(banliyö ve üniversite isyanları) ortaya çıkan sonuç Mustafa Akyol'un çizdiği tablonun sağlamasıdır. Fikrimce, üzerinde düşünülmesi gereken Fransa'nın yeni Avrupa düzeninde vezir rolünden sekülerizmin kalesine doğru kendi kendisini indirgemesidir.(Elit takıntısı sebebiyle)Bizim İstanbul'un fethini hala bitirememiş halkımıza inat Fransızlar da hala 1789 'daki devrimin çocukları olduklarını sanmaktadırlar. Hâlbuki bırakın Dünya'yı değiştirmeyi kendi iç dinamiklerini bile kontrol edemeyen 'büyük devlet' sosyal çöküntünün eşiğindedir. Sürekli aşağılanan melez iskeletle ayakta tutulmaya çabalanan bir ekonomi ilerisi için Fransa ya sadece kaos vaat ediyor.(tabi ki AT’ye de aynı tecrübeyi geçmişte yaşayan Almanlar bile bugün tekerür emareleri veriyorken),aşırı sağın Le Pen gibi bir kukla ile büyümesi, Chirac Beyaz ulusal gururu sürekli okşaması, sapkın dini yada satanist hareketlerin tarihte olduğu gibi yuvası olunması (okült ve Rune-Paganizm) belki de Fransa' yı Degol'ün kibrinden sonra en ağır vuran ikinci sosyal darbe olacak. Belirtileri kangreni teşhis olarak çoktan ortaya koydu bile. Bu sefer Almanlar yok ama onlardan sosyal olarak daha güçlü ve Fransa 'yı daha iyi tanıyan yerli melezler var,(belki ezeli düşman dostları olur kim bilir göçmen dertlerini paylaşırlar) 25 yıla kadar Fransa da Fransız, Fransız kalacak.

Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 22, 2006 2:47 AM

Fransa, Avrupa'da bilinmesi gerekenler arasinda hakkinda en az fikre sahip oldugum ulkelerden birisi. Birkac defa yolum dusmus olmasina ragmen, avam ya da havasi hakkinda dogru durust bir fikir edinecek kaliteli zamani (quality time) hic ayiramadigim bir ulke.

Dolayisi ile, Fransa ahalisi hakkinda Atilla Ilhan'in uc-bes sene bile olmadigi halde 'ben Paristeyken..' diye baslayan hayranliklari filandan oteye bir sey iceren 'deger'lendirmelerle ben de karsilasmis degilim.

Baskalarini bilemem, ama, Fransiz kafasinin menfi ve muspet taraflarinin dogru ve durustce anlatildigi elestirilere ihtiyacim var.

Bunlara, zannedersem, sadece benim degil, hepimizin ihtiyaci var: Cunku, bizim sistemik yapimizin onemli bir kismi Fransiz anlayisini temsil eder --belki bu yuzden cogu kismina fransiziz :-)

Yukaridaki (benden once yazanlara ait) elestirileri okudum. Fransa'yi benden daha iyi tanidiklarini farzedebilirim herhalde. Kimlik tarifinde zorlanan bir fransizin pek de yavan bir sey oldugunu kabul ederim.

Fakat, bunun bizim --mesela 20-30 sene sonraki-- halimizden cok farki var mi?

Bunu sunun icin soruyorum: Dinler ve irklar arasinda bir hosgoru arzusu (ya da dayatmasi) bizde de yogun derecede kendisini hissettiriyor.

Bunun olMAmasi gerektigini soylemiyorum elbet, fakat, sonucta vardigi yer de kisiyi 'la-dini' ve 'la-irki'noktaya suruklemez mi?

Bunun iyi ya da kotu bir sey olup olmadigina benim karar vermem mumkun degil, ama, anladigim kadariyla bu forumda iyi bir sey olmadigina yonelik bir bakis var.

Peki, kabul. Ama, o zaman da soru 'hem dini, hem de irki hosgoruyu icsellestirmek hem de kimligi muhafaza etmek (ya da yeni bir kimlik yaratmak) nasil mumkun olacak?'

Kimlik gerekli mi sorusunu hic sormuyorum; cunku okuduklarimdan anladigim kadariyla kimse 'olmayan bir kimlik'in iyi bir sey oldugunu soylemiyor gibi gorunuyor...

Fransa'nin dertlerine sifa olsun diye degil de, kendi derdimize faydasi acisindan, biz nasil hem hosgorulu hem de kimlikli olacagiz?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 22, 2006 8:59 PM

Sayın Akyol,

Son yazınızda yüz yıl,daha önceki bir yazınızda yüzelli yıldır Fransız etkisi altında kalmış Türk eliti sözcükleri sizin niçin bu ülkeye karşı olumsuz yaklaştığınızı gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.Sizin istediğiniz temellere dayalı bir rejimin kurulamamasında Fransa'nın da rolü olduğu ınancındasınız.

Ayrıca bir ülke ve o ülkenin değerleri hakkında bol sıfatlı yorumlar yaparken onları bilimsel araştırmalara dayandırmak daha gerçekci bir yaklaşım olur kanısındayım

Türk düşünce sistemini yüzyıllardır etkilemiş olan Arap dünyasında yer alan Suidi Arabistan Krallığında yokedilen Osmanlı-Türk yadigarı eserler ile (Bu kültürel mirasın yokedilmesinde Yunanlılarla adeta yarışıyorlar) Peygamberimizin annesi dahil ,din büyüklerinin tahrip edilen mezarları konusuna da biraz öncelik verseniz daha iyi olmaz mı?

Saygılar.

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

CAN BEY,

SUUDİ REJİMİNİ VE RESMİ İDEOLOJİSİNİ (DAHA DOĞRUSU MEZHEBİNİ) ÇEŞİTLİ YAZILARIMDA ELEŞTİRDİM. ÖRNEĞİN ŞURADA:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/03/mueslueman_mueslueman_vur.php

ÖTE YANDAN FRANSA HAKKINDA BELİRTTİĞİM OLGULAR, ÖRNEĞİN DİNİN FRANSIZ TOPLUMUNDA ÇOK ZAYIF BİR ROLÜNÜN OLUŞU, "GENEL KÜLTÜR" DÜZEYİNDE, BİLİNEN ŞEYLER. DAHA AYRINTILI ANALİZLER YAPMAYI İSE PLANLIYORUM, O ZAMAN KAYNAK GÖSTERİRİM. TEŞEKKÜRLER

SAYGILAR

M.A.

Yazan: Can Tarih: April 24, 2006 2:49 PM

Mustafa bey,

Kiliselerin boş olmasına bakıp Fransızları dinsiz bir millet olarak tanımlıyorsunuz.

Size göre dindarlığın ölçüsü nedir? İnsanlar şeklen dışarıya belli etmeden dindar olamazlar mı? İllaki kiliseleri, sinagogları ve camileri doldurup, üzerlerinde dini semboller simgeler, kılık kıyafet, saç-sakal ve türban-çarşaf mı olmalı?

İyi de İran ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri niye eleştiriyorsunuz o zaman? İyi insan, iyi ülke olmanın kriterleri dindar olmaksa bu ülkeler en alasından dindar ülkeler. Dolayısıyla eleştirmeye hakkınız yok demektir.

Siz de aynı meclis başkanımız Sayın Bülent Arınç gibi ne istediğinizi bilmiyorsunuz. Önce ne istediğinize bir karar verin. Hem demokrasi, hem özgürlük hem dini inançlarımız yaşantımıza hükmetsin yok böyle bir şey. Bunların her üçünün bir arada olamayacağını sizlerde çok iyi biliyorsunuz. İnançlarımızın hayatımızın her alanına hükmetmesini istersek demokrasi, insan hak ve özgürlüklerini ayrı ayrı ışık geçirmeyen siyah bir çöp poşetinin içine koyup unutmamız demektir.

İnançlar hele bir hükmetmeye kalkmasın kendisinden farklı olan inançların o ülkede yaşaması mümkün değildir. İran veya Suudi Arabistan farketmez istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz bu örnekleri. Eğer demokrasi ve özgürlüklerden yana iseniz Laik Devletin koyduğu kurallara riayet edeceksiniz. Aksi takdirde kendi dini mezhebi inançlarına göre yönetilen İran veya Suudi Arabistan gibi ülkeleri eleştirme hakkına sahip değilsiniz. Eleştiremezsiniz!

Karar verin laik ve demokratik bir ülkede mi yaşamak istıyorsunuz yoksa din ve mezhep çatışmalarının yaşandığı, herhangi bir mezhebin bir şekilde iktidarı ele geçirdiği o mezhebin inançlarının hüküm sürdüğü bir ülkede mi yaşamak istiyorsunuz?

Eğer gerçekten samimiyseniz, sadece işlerine gelmediği zaman özgürlükçü ve demokrat kesilen insanlardan değilseniz mutlaka laik ve demokrat bir ülkede yaşamak isterim diyeceksinizdir. O halde inançların ve özgürlüklerin teminatı olan laik devlete ve laiklik ilkesine sonsuza kadar sahip çıkacaksınız.

Saygılar,

Ataman ErtuÄŸrul


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

ATAMAN BEY, NE DİN ADINA BASKI YAPAN NE DE DİNE BASKI YAPAN BİR TOPLUMSAL DÜZENİN VAR OLABİLECEĞİNİ VE BENİM DE BUNU SAVUNDUĞUMU GÖRMEK BU KADAR ZOR MU?

Yazan: Ataman ErtuÄŸrul Tarih: April 25, 2006 3:17 PM

Mustaf bey,

Neden o zaman türban konusunu malzeme yapanlara karşı çıkmıyorsunuz?

İnanç özgürlüğü altında başka şeyler yatıyor. Bu bilinen bir gerçek. Türban adı altında amaçlanan devlet kamu yönetimine inançların hakim olması bu sağlandıktan sonra da devlet yönetiminin tamamen dini inançlara dayalı bir sisteme döndürülmesidir.
Bu inanç ta iktidarı ele geçirenlerin mezhebi inançları olacaktır tabiki.

Laiklik ilkesi buna müsade edecek şekilde by pas edilirse bundan sonra hangi inanç iktidara gelmişse kendi inançları doğrultusunda diktasını kuracaktır. Bu tarih boyunca böyle olmuştur ve böyle olmaya da devam etmektedir. Tarihe bakıldığında da din ve mezhep çatışmaları en kanlı en acımasız çatışmalardır.

Özgürlük ve demokrasi adına bunun sorumluluğunu üstlenebilecek misiniz?

Saygılar,

Ataman ErtuÄŸrul

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

ATAMAN BEY, TÜRBAN TAKMAK İSTEYENLERİN ASLINDA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ İSTEDİKLERİ İDDİASI, SİZİN VE SİZ GİBİ DÜŞÜNENLERİN İNANDIĞI BİR VEHİM. BU VEHİMLE İNSANLARI MAHKUM EDİP ONLARI DOĞAL İNSAN HAKLARINDAN MAHRUM BIRAKIYORSUNUZ.

ANCAK DİNİ KULLANARAK DEMOKRATİK OLMAYAN BİR REJİM VE TOPLUM DÜZENİ KURMAK İSTEYENLERE DE ELBETTE KARŞI ÇIKIYORUM. SİTEYİ BİRAZ DAHA DİKKATLİ İNCELERSENİZ, GÖRÜRSÜNÜZ. MESELA:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/bira_baskini_ve_kupe_dayagi.php

SAYGILAR

M.A.

Yazan: Ataman ErtuÄŸrul Tarih: April 26, 2006 11:02 AM

Mustafa bey,

Üniversitelerde ve devlet dairelerinde türban'a izin verilmemesinin inanç özgürlüğüyle ve insan haklarıyla yakından uzaktan alakası yok. Bu uygulama da hem ülkemiz en yüksek mahkemelerinde hemde Avrupa insan hakları mahkemesinde tescil edilmiştir. Bu konu bir daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Kaldı ki, bu alanların dışında hiç kimsenin inançları ve ibadetleriyle ilgili bir kısıtlama olmadığı halde yıllardır ülkeyi inanç özgürlüğü maskesi altında germenin laikliğin dinsizlik olduğu yaygarası koparmanın ne alemi var? Ortalama algılama düzeyindeki insanların dini duyguları ve kutsal değerleri sömürüle sömürüle sömürülecek bir şey bırakmadınız.

Hiç kusura bakmayın sizde buna yazılarınızla ortak oluyorsunuz.

Saygılar,

Ataman ErtuÄŸrul

Yazan: Ataman ErtuÄŸrul Tarih: April 26, 2006 1:49 PM

Selam

Ne yani, Fransızlar'ın dini zayıf diye "sefil" bir ülke mi oluyorlar? Keşke biz de Fransızlar kadar "seifşil" olabilsek! Adamlar, ülkelerinde yaşayan 5 milyon Arab'a "Ben Fransızım" dedirtmeyi başarıyorlar biz daha kaç yuzyıldır ülkemizde yaşayan kürtlere Türkçe öğretemiyoruz. Keşke biz de onlar kadar sefil olabilsek ah keşke...

Yazan: sinan Tarih: April 29, 2006 11:55 PM

Ataman bey,

Üniversitelerde ve devlet dairelerinde türban'a izin verilmemesinin inanç özgürlüğüyle

Teknik olarak buna katilirim. Bu yolla kimseyi, dogrudan dogruya, inanclarindan vazgecirmege calismiyorlar cunku.

Her ne kadar 'kirk katir, kirk satir' turunden de olsa secme hakki var. Univeriteye gitmez, geleceginle ilgili tasarruflari minimize edersin olur biter... :-0

ve insan haklarıyla yakından uzaktan alakası yok.

Buna katilmiyorum.

Devlet Daireleri icin durum biraz karisik --cunku, isveren esittir devlet.

[Devlet memurlugu kapsaminda istihdam edilenler icin bu boyle. Sozlesmeli isci meselesinde de sozlesmeye bakmak lazim.]

Yavan kapitalist/merkantilist bakista patron kendi isyerinde kral sayilir; asar da keser de.

Fakat, devletin klasik anlamda bir kapitalist asar-keser patron olup olmadigi, bunun kabul edilir olup olmadigi apayri bir konudur.

Bence bu 'asar-keser patron esittir devlet' pek kabul edilebilir degil.

Universiteler sozkonusu oldugunda sizinle hic bir sekilde mutabik olamiyorum.

Ogrenciler zaten, tanim geregi, istihdam edilenlerden degil; dolayisi ile, onlarin kilik kiyafetine karismak dogru degil.

Ogretim gorevlileri ise, maaslarini devletten alsalar bile birer devlet memuru degiller.

Dolayisi ile, yukarida pek de dogru bulamadigim bir genellemeyi, ogretim uyelerine de tatbik etmek bana anlamli gelmiyor.

Bu uygulama da hem ülkemiz en yüksek mahkemelerinde hemde Avrupa insan hakları mahkemesinde tescil edilmiştir. Bu konu bir daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Buna sadece husnukuruntu diyebiliriz...

Hem AIHM hem de bizim bu konuda 'karar vermis' olan mahkemelerimiz (hangisi ise) birer 'mahkeme' degil. Bu konuyu AIHM'e tasimalarini da akildanelik olarak goruyorum.

Kaldı ki, bu alanların dışında hiç kimsenin inançları ve ibadetleriyle ilgili bir kısıtlama olmadığı halde yıllardır ülkeyi inanç özgürlüğü maskesi altında germenin laikliğin dinsizlik olduğu yaygarası koparmanın ne alemi var?

Iyi bir soru. Basortusu modasi bu ulkeye yakin zamanda mi geldi?

Ortalama algılama düzeyindeki insanların dini duyguları ve kutsal değerleri sömürüle sömürüle sömürülecek bir şey bırakmadınız.

Gunah mi cikariyorsunuz? :-)

Hiç kusura bakmayın sizde buna yazılarınızla ortak oluyorsunuz.

"Hanci pirisi, hanci pirisi?!!!"... :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 30, 2006 12:35 AM


Sayin Akyol,

Beni mazur gorurseniz ve vaktiniz olursa duymak isterim Fransa'da birkac gun icinde gorduklerinizin neler oldugunu?

Selcuk Arslan

Yazan: Selcuk Arslan Tarih: May 7, 2006 10:53 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)