« Sitede Bir Yenilik: Son Yorumlar | Ana Sayfa | Hasan Cemal: Akyol'un Kitabı Tavsiye Edilir »

April 27, 2006

Düz Dünyadan Dönüş Yok

[29 Nisan 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Friedman'ın The World is Flat adlı kitabının kapak resmiNew York Times gazetesinin ünlü köşe yazarı Thomas'ın Friedman'ın "Dünya Düz" (The World is Flat) adlı kitabını bir köşeye not edin. Mümkünse okuyun veya özetlerine göz atın. Çünkü 21. yüzyılda dünyanın nasıl bir yer olacağına ve bunun bizleri nasıl etkileyeceğine dair isabetli bir sezgiye sahip olmak için, Friedman'ın sözünü ettiği olguyu anlamak, dünyanın giderek "düzleştiğini" kavramak şart.

Friedman'a göre dünyanın düzleşmesi, farklı kültürlerin birbirine bağlanmasını ifade ediyor. Dünyanın "düz" olmadığı çağların — yani 90'lı yıllar öncesindeki tüm tarihin — özelliği, dünyadaki farklı kültürlerin coğrafi engeller ve siyasi sınırlarla birbirlerinden büyük ölçüde izole edilmiş olmaları. Denizler, okyanuslar, vadiler, dağlar veya dikenli tellerle ayrılan toplumların her biri kendine ait bir kültür ve yaşam biçimi geliştiriyor.

Ama 20. yüzyılın sonlarında gelen bir devrim, tüm bu coğrafi engelleri bir anda kaldıyor. Devrimin adı, kişisel bilgisayar. Internetle birbirine bağlanan bilgisayarlar, yüzmilyonlarca insanın birbirine anında ulaşmasını sağlıyor. Hindistan'ın dağında yaşayan bir genç, sabah uyandığında New York'ta yayınlanan gazeteyi okuyabiliyor veya üye olduğu internet grubundaki Slav, Arap, Çinli ve Latin arkadaşlarıyla yazışıp-tartışabiliyor.

Kuşkusuz insanlığın büyük bir bölümü bu teknolojik devrimin henüz içinde değil. Ama "bilgisayarlılaştırılanların" sayısı ve oranı giderek artıyor. "Düzleşme" yayılıyor.


Zihinsel Sınırlar Kalkıyor

Bunun en büyük sonucu, insanlar arasındaki zihinsel sınırların giderek kalkıyor olması. Düz dünyaya adım atan insanlar, kendilerini yetiştirmiş olan toplumların sunduğu kültür ve değerlerden daha farklı bir evrenle karşılaşıyorlar. Internet üzerinde tüm felsefeler, ideolojiler, inançlar, inançsızlıklar serbestçe dolaşıyor. Hindistan'ın dağındaki genç, internet olmasa hayat boyu haberdar bile olmayacağı bir fikre, bir "tıklama" ile ulaşıyor.

Bu açılımın kapalı toplumları ve kapalı rejimleri çözülmeye zorlayacağına kuşku yok. "Düz dünya"nın insanları "biz bize benzeriz" söylemlerine inanacak, "kendilerine rağmen, kendileri için" yönetilecek pasif kitleler oluşturmuyor çünkü. Hepsi aktif ve düşünen birer "birey".

Dünyanın düzleşme süreci, geleneksel kültürler içinse hem bir tehdit, hem de — eğer değerlendirebilirlerse — bir fırsat. Tehdit, çünkü artık geleneksel kültürleri geleneksel yöntemlerle korumak zorlaşıyor. Çocuğunuza sadece bir dizi "doğru" öğretmeniz yetmiyor; iki gün sonra internete girecek ve o doğruların sorgulandığı kaynaklarla karşılaşacak çünkü. Sonra da belki başka doğrulara inanacak veya "kültürel relativizm"de karar kılıp "doğru yoktur, farklı zanlar vardır" diyecek. "Dur şuna bir de ben bakayım" dediğinizde belki de sizin de kafanız karışacak. "Tehdit", burada...

Fırsat ise, düz dünyanın getirdiği yayılma özgürlüğünde. Eskiden coğrafi engeller ve sınırlar yüzünden belirli bir alana sıkışan kültürler ve fikirler, artık dünyanın her noktasına kolayca ulaşabiliyor. Friedman buna "lokal olanın globalleşmesi" diyor. Lokal olanı globalleştirmek için artık Ertuğrul gemisini Japonya'ya göndermeniz gerekmiyor; klavyeyi iyi kullanabilmeniz yeterli.


Google'da Serbest Rekabet

Denebilir ki, tehditlerin ve fırsatların aynı anda bir arada bulunduğu bu "düz dünya", düşünceler kültürler, ve hatta dinler arasında bir "serbest rekabet" alanı. Bu rekabet alanında işlerin nasıl gittiğini görmek için, çok basit bir "araştırma" yaptım. Google, biliyorsunuz, internetin en güçlü ve en popüler arama motoru. Google'ın bir de dünyadaki internet sitelerini içeriklerine göre kataloglayan "Directory"si var. Buraya girdim ve "religion" (din) bölümüne göz attım. Gördüm ki Hıristiyanlıkla ilgili internet sitelerinin sayısı 93 bin 285. Yahudilik'le ilgili 2834 site var. İslam'la ilgili site sayısı ise sadece 2477. (Dünyadaki Yahudi nüfusunun Müslüman nüfusunun yüzde 1 veya 2'si kadar olduğunu unutmayın.) Bu, İslam dünyası adına bir çarpıcı geri kalmışlık tablosu.

Kuşkusuz mesele site üretmekten ibaret değil. Önemli olan, modern dünyayı anlayan, doğrularını ve yanlışlarını kavrayan, dinin özü ile onun etrafında inşa edilmiş insani yapıları birbirinden ayrıştırabilen ve sonra da çağın gerek duyduğu yeni yapıları üretebilen bir perspektif geliştirmek.

Müslümanlar "düz dünya"da bunu başarabilecekler mi? Başarmaları için ne yapmaları gerek? "Düz dünya" Türkiye için ne ifade ediyor? Bu soruları sonraki yazılara bırakıyorum. Ama şimdilik şunu bir kenara yazın: Düz dünya giderek yayılıyor ve bundan geriye dönüş yok. Gelecek vizyonunu bunu görerek inşa etmek gerekiyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 27, 2006 8:13 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Türkiye'deki resmî, "çağdaş" hakim zihniyet, zeminin altından kaydığını aslında bal gibi sezinliyor -ama çaresiz işte, ne yapsın, dizini dövemeyeceği için kızını dövüyor (yanlış yazmadım!): Kızı kim mi? Kızı, eskiden kızıl kasket takardı, sonra o sevdadan vazgeçti; artık ya poşu takıyor ya da türban.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 27, 2006 8:34 PM

Sayın Akyol önce sizi bu güzel yorumunuzdan dolayı tebrik etmek istiyorum.Gerçekten gündemi iyi süzüp 'doğru' bakabiliyosunuz.

Ancak yazınıza ilk yorumu yapan sayın Metin-ThePoor bey zannımca olaya biraz çarpık bakmış.Dünya düzleşiyor ve bu düşleşmede ülkemizdeki hakim 'çağdaş' zihniyet kızların başını örttürerek bu düşleşme içinde bulunuyormuş.Hayret verici bir durum ki bu ''çağdaş'' zihniyet bu başını örttürdüğü kızlarını okutmuyor!?!?Gerçekten çok ilginç bir yorum doğrusu.

Yorumunuz içinde değindiğiniz geri kalmışlık konusuda son derece doğru bir tesbit.Kanaatimce bizim (doğu toplumları) en büyük handikapımız halihazırda sahip olduğumuz eşsiz değerlerin farkında olmayışımız ve bunları ifade edemeyişimizdir.Ne zaman farkedersek o zaman bazı şeyler değişecek ben böyle düşünüyorum.

Selam ve Dua ile...

Yazan: Ömer Tarih: April 27, 2006 9:05 PM

engin bir bakış açısı,yerinde tespitler.
güzel bir yazı olmuş,tebrikler.

Yazan: bercenay Tarih: April 27, 2006 9:18 PM

Ömer Bey,


Siz galiba Metin Bey'i yanlış anlamışsınız. Kendisi gerçek bir demokrat olup tüm inançlara ve değerlere de son derece saygılıdır.Başörtüsü yasağını da çok anlamsız bir dayatma olarak görmektedir. Sanırım yazıdaki istihzayı görememişsiniz..

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 27, 2006 10:33 PM

sayın Akyol yerinde tespitlerde bulunmuşsunuz.Dünyanın düzleşmesi "Globalleşme" ifadesinin daha estetik biçimi olarak görünüyor.Dediginiz gibi düzleşen dünyada bilgi parmaklarımızın ucunda.Bunun sonucunda şehir ile kırsal kesim arasında bilgiye ulaşma açısından fazla fark kalmamaktadır.Evet Dünyamızda Coğrafi engeller anlamını yitirmekte insanlar sanal alemde yakınlaşmaktadır.Bunlar olumlu gibi görünsede insanın yaşadıgı çevreye duyarsızlaşarak yalnızlaşması, bilginin sıradanlaşması ve kültürel zenginliklerin kaybolarak insanlıgın 'Düzleşmesi'gibi olumsuzluklarıda beraberinde getirmektedir.Burada sorun dünyanın düzleşmesi değil,bu kaçınılmaz bir süreçtir.Sizinde belirttiğiniz gibi İslam dünyasının bu sürecin neresinde ve bu sürece nekadar etkisi olduğudur.

Yazan: ersen Tarih: April 27, 2006 11:53 PM

Konuya birde başka bir açıdan bakalım. Mesela Sayın Akyol Tehvid dinleri ile ilgili Google da yaptığı araştırmayla aslında refahın kimin lehine haksız dağıtıldığını da göstermiş oluyor, İkinci olarak Dijital Kütüphane kavramı ile eninde sonunda ilintilenecek olan Google tüm bilginin sayısallaştırılması çalışmasında, en büyük sorunu bilginin muhafazasında yaşayacağını biliyor. Bende dâhil birçok insanın olmazsa olmazı haline gelen PDF formatı kitap algımızı az çok değiştirdi. İnsanın lahika algısını üzerine evrensel format arayışında olan bilişim dünyasında hala ne kadar çok dosya formatı var inanamazsınız. Zannımca bunların hiç biri işlevsellik açısından asla elle tutulan kitapların yerini alamayacak, pek tabi internetinde, insanın gelişiminde gerçek sosyal etkileşimin yerini alamayacağını düşünüyorum. Vgostky’nin çalışmalarından etkilenen biri olarak, öğrenme ve bilinçlenme sürecinin salt bilgi erişimi ile gerçekleşmesinin bir hayalden ibaret olduğu fikrindeyim. İnternetin üzerinden yapılan sosyal etkileşim ise elektik kablosundaki akım kadar geçici olduğu ve tüketime dönük(daha çok seks ve kumar, alışveriş) bir eylem olduğu kanısındayım. Bugün gelinen noktada bile, hala Sümerlilerin uyguladığı taşa yâda pişmiş kile yazma metodu bilinen en geçerli arşivlemedir. Hitit saray arşivleri tabletlere kazınmasaydı bugün hangi insani bellekten bahsedebilirdik ki? Elbette tüm tarihimizi tabletlere yazalım demek değil bu söylediğim ama internetle yaşadığımız gerçek bizim gelişirken kendimizi hançerlememizden ibaret. Çektiğiniz dijital resimleri düşünün, düğünler, bayramlar, özel günler bunların hepsi sayısallaştırılarak CD’lerin üzerinde depolanıyor hem de piyasada en kalitelisinin bile 5–10 sene ömrü olan medyalar üzerine. Tüh yanlışlıkla çizildi dediğimizde anılarımızın da o çizikle beraber yok olduğunu bilmemize rağmen. Artık kültürel bellekler yerlerini parmak belleklere smart medyalara, sabit disklere bırakıyor; tüm anılarımız elektrik akımının doğru voltajda işleyebilmesine bağlı yâda entropinin en sevdiği oyuncular olan silikon çiplerin üzerindeyiz artık. Tarihimiz artık geçicileştiriliyor, 0,1 ikili veri haline getiriliyor. Her yerden mobil erişim ile bilgiye erişmek teoride çok ama çok güzel peki, bu erişim için kullandığımız yollar bilginin kendisine düşman ise hala lades diyebilecek miyiz? Şu anda bile kayıt edilen trilyonlarca Terabyte bilginin yedeklenmesi nasıl olacak? Yedeklenmiyorsa bir hacker’in klavye yeteneğiyle koskoca bir arşiv gittiğinde onu ne geri getirebilecek? Kayıt altına alınan aslında en büyük kayıtsızlık haline gelmişse biz bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir.90'lardan buya Türkiye’nin ve tüm 3.Dünyanın yaşadığı Dijital bir devrimden ziyade dijital bir tufandır. Halklar içsel mekanizmalarını adapte edemeden çılgın bir teknoloji tüketimine girmişledir ve aslında tüketilende kendileridir. Bunu şöyle bir örnekle tarif edebilirim, TV haberleri hem görsel hem de işitsel duyularımızı uyarır, algı açısından en zengin besleme türlerinden biridir. Peki, haberin kendi içinde var olan şekli mi bizi beslemektedir yani haber bülteni şeması mı? Yoksa haberin kendisi mi? Şu satırları okurken lütfen 1 ay önce TV den seyrettiğiniz en önemli haberi düşünün! Cevap ilk anda beyninizde oluşmadı değil mi? Yâda geçen ay olan Bağdat'taki ölümler ile ilgili haberleri düşünün, göreceksiniz ki bunlar sadece birer istatistik olmuşlardır. Oysa bir sanatçının ölümü de olsa bireyle ilgili bir haber sizin aklınızda çok daha iyi bir yer tutar. Yani bireyin üstüne inşa edilen bir futura obscura. Toplumsal bellek yok, kültür yok, var olan boşlukta benzeşme, düzleşme, yok olma var. Algılarımız giderek kalıplaşmaktadır, bunu neresi zenginlik anlayamamaktayım. Dayatılan bir bilgi edinme, bilgi edindirme ve bilgi yorumlama şekli kavramsal olarak sinsice belleklere işleniyor. Kanımca en büyük sorun araç ve amaç ikilisindeki topuzun kantarının yeterli kültürel ve teknolojik alt yapısı olmayan uluslar için internet üzerinden kültürel düzleştirme felaketidir. Dünya düzleşiyor evet İnsanlar olarak bizi bir karar bekliyor; bugüne kadar ki yolculuğumuzda her türlü yıkım ve tahribata rağmen hiç yarı yolda bırakmayan konvansiyonel belleğe mi yoksa Dijital belleğe mi güveneceğiz? Cevabı açık olan bu soruda, umarım insanlık kendi eliyle kendi belleğini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaz. Güneş patlamaları yada uzaydan gelen yoğun parçacık yağmuru veya Van Hallen kuşaklarının bile soğuramayacağı anlık bir radyoaktivite düşünün. Yada dijital bir kanserin tüm verileri serverlarda önlenemeyecek bir şekilde sıfırlamaya başladığını? Çok mu hayalperestim inşallah öyleyimdir. Lütfen yanılma olasılığımın doğru olma olasılığımda çok olduğunu söyleyin. Yerel düzleşmeye gelince yakın gelecekte Türkiye’mizin teknoloji ye sözde çok uyumlu olması bakalım bizlere ne vaat edecek? Ana kart üzerinde bir kuzey köprüsü olmayı mı ?( Avrasya Enerji yolları üzerinde) yoksa 2.el teknoloji çöplüğü olmayı mı?

Not: Bu yorumumu okuyanlar lütfen Türkiye’nin internetteki güvenliğini Google da bir araştırsınlar.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 27, 2006 11:56 PM

Sevgili Suat Bey dostum,

Beni bu güzel havalar değil, Mustafa Bey mahvetti! Ateşler içinde yanarken bile aklımdan bu blog çıkmaz oldu! Geceyarısı merak edip açtım bizimkilerden saklı saklı, baktım ki bir varmış, bir de bir Ömer Bey varmış ve de beni yanlış anlamış! Bir de çok sevgili dostum Suat Bey varmış, o da bu yanlışı düzeltmiş ve Metin Bey'den bir teşekkür alacaklanmış. Bu arada da Ataman Bey de, "Düşüncelerinizin hiçbirine katılmıyorum. Ama bunları açıklama özgürlüğünüz için sonuna kadar yanınızda olacağım" diyen Voltaire'in sözünü dinlemiş (kös kös değil ama, gerçekten!). Türkiye ermiş muradına, demokrasi çıkmış kerevete, bu masal da burada bitmiş... desek, diyebilsek ne güzel olurdu, değil mi?

Allah'tan umut kesilmez. Yarın ola, hayrola.

İyi geceler, tatlı düşler...

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 28, 2006 12:03 AM

Friedman'in gozlugu

Maalesef ben bu kitap hakkinda Mustafa Bey'in gorsuslerini paylasamayacagim.Friedman'i NY Times'taki makalelerinden ve TV'lerde Ortadogu'dan Hindistan'a, ve tabiiki "terorizme" kadar her konda "uzman" ahkamlarindan bilirim. Kendisi bir Islamofob, ve koyu Israil destekcisidir. Simdi bunun ne alakasi var konuyla derseniz; ya kitabi okuyun, ya da kitap ozetleri veren bir sitede (simdi adi akilma gelmedi-tum kitaplarmi idi?) 22 sayfalik ozetini okuyun benim yaptigim gibi.

Kitabi bir kose yazisinda cok metheden Millyet yazari G. Uras'a yazdigim bir e-postada kitap hakkindaki dusuncelerimi soyle ifade etmistim:
--------------------------------------
Sn. Uras,

Anekdotlar ve sologanlardan teoriye. Yarim cunmlelik ozetim. Friedman'in en buyuk hatasi kapasitesinin, bilgisinin, zekasinin sinirlarini bilmemesidir. Tercih ettigi gozlukle gozlemledigi her olaya getirilibilecek pek cok, felsefi, tarihi, kulturel, sosyolojik yorumlardan bir tanesini secip bunu tek aciklama olarak sunmasi ve anekdoltlari kendi on yargisini, kafasinda tasavvur ettigi manayi dogrular sekilde kullanmasi. Bangalor'da bir golf sahasinda golfcuya verilen tuyo: Microsft'a veya Dell'e nisanlayacaksin. Cikan sonuc: Demekki dunya duzdur. Veya gene Bangalor'da (ne teasaduf!) her degisik Ingilizce konusan ulkelerdeki musterilere msteri hizmetini , o ulkenin aksaninda sunan Bangalorlular. Cikarim: Tabiiki dunya duzdur. Bilmem anlatabiliyormuyum. Birkac anekdot, birkac suslu sozm, kelime cambazligi ve BOOM! Dunya duzdur. Bu pattern ozet boyunca kendini tekrar edip duruyor.

Friedman'in her sacmalamasina, on yargilarina deginmem mumkun degil, . Aklima geleb birkaci: Kitabin ismi nerden geliyor anlayamadim. It (bilsim teknolojisi) devrimini anladikta bunu dunyayi nasil "duz" yaptigini anlamadik. "duz" luk bir seviye ifadesidir. Yan hersey ayni seviyede demektir. Kitabi okudugunu anladigim siz, kitabin sonunda IT sayesinde herseyin ayni seviyede oldugu yargisina vardinizmi bilmem. Ben varmadim. "21. yuzyilin kisa tarihi" daha ilginc. Adam gazeteci idi, futurist oldu, o da yetmedi, hasa, peygamber oldu. Gelecegin tarihini yaziyor. Akilma "Gelecegi cok iyi biliyoruz ama tarihimiz unpredictable" diyen Rus general geldi. Yadirgamamak gerek, Fukuyama gelecegin tarihini sonuna kadar bildi.

Fukyama, Huntington, Friedman kendi tasavvur ettikleri dunyadan bahsediyorlar, ama bunlari "objektif gozlemci" olarak tuketime sunuyorlar. Bunlari yapanlarin isimleri Ahmet, Hasan, Osman, Al-Tutrabi vb olsa bu kadar ragbet edermiydik acaba?

Tahmin ettigim gibi Friedman Islamofobi'sini "duz dunya" teorisinede sokmayi basarmis. Bildigim kadari ile Yahudi propogandasini, onlarin Islam-Musluman karakterizasyonunu sokmadigi kitabi yok. Lexus and the Olive Tree'de oldugu gibi. Meger El-Kaide'nin, ve diger "Islami teror" un nedeni Bush'un dedigi gibi "bizim hurriyetlerimizden nefret ediyorlar da ondan" degilmis. Esas sebep , tahmin edin, dunya duzdur. Efendim, It devrimi, bundan geri kalan bagnaz Arap-Musluman topluluklarin ezikligini arttirmis, onlarda 11 Eylul saldirisini yapmislar. Olayin ekonomi ilede alakasi yokmus. Soylemeye gerek yok, Isgal edilmis Filistin topraklari, 1.5 milyon kisinin olumune yol acan Irak saldirilari, butun Musluman ulkelere karsi girisilen topyekun savaslar, katilamlar, soykirimlari, Komunizme'den sonra Islam'in resmen global dusman ilan edilmesi, Muslumanlarin Bati ulkelerinde asagilanmalari, dinlerine hakaret edilmesi kisacasi barbar Israil-ABD emperyalizminin, "teror" le hicbir alakasi olmadigini anliyoruz cunki bununla ilgili bir cumle dahi yok ozette.

Friedman'a gore Bati'yi Britney Spears, ciplak kadinlar olarak aligilayan Islami radikaller, "cagdas muslumanlar" degil. Bill Gates'i tanimayanlarda gene "islami radikaller" , vede takilitci "cagdas muslumanlar" degil. Bunu okuyunca Ahmet Yildiz geldi aklima ve onun gibi pek cok tanidiklarim. Ahmet Yildiz'in kim oldugunu bilmiyormusunuz? Ama neden Sn. Uras? O bizim Bill Gates'imiz olmaya en yakin aday; yada Einstein'imiz. Ahmet Yildiz 26 yasinda bir cocuk; California Universiresinde (?) ogretim uyesi (post-doc). Hucrelerin icinde protein tasiyan yapilar uzerine yaptigi calismadan dolayi yilin genc bilim adami secildi Science dergisi tarafindan. Almanya ve Ingiltere'de adini duyuran porno yildizlarimiz hakkinda halkimizi aydinlatam Hurriyet, Milliyet vb "merkez medya" miz Ahmet Yildiz'dan bahsetmedi. Ne YOK, ne TUBITAK nede mezun oldugu Bogazici Univ. cocugun varliginin dahi fakinda olmadilar. Sonra nedenini ogrendik" COCUGUN ESI BASINI ORTUYORMUS! Herhalde Friedman;in "radikal musluman" i sizlerin "dinci" si bu olsa gerek ve Britney Spears'cilerde bizim "cagdas"imiz, Friedman hilafina. Friedman, Bangalor'uda Istanbul kadar tanidiysa, fazla soylenecek birsey yok.

Bazi teorileri, ongoruyude asiyor adeta mizah kategorisine girer cinsten. Efendim daha onceleri, "McDonalds bulunduran iki ulke birbirine savas acmaz" teorisi varmis ama Friedman bunun yerine "Dell tedarik zincirindeki iki ulke birbirine savas acmaz" teorisini koymus. Bunu okuyunca "demokrasiler birbiriyle savasmaz" diyen Bush bayagi bilge gozuktu bana.


Fazla uzatmadan birkac madde ile temel problemlerini siralayayim:

1. Friedman Hindistan'a gitmis ve bircok IT CEO'su ile gorusmus; ama "There is enough or our need but not for our greed" diyen Gandhi'yi hic duymamis. O Rahibe Theresa'nin gordugu Hindistan'ida gormemis. Oyleya Microsoft Kampusunda veya Golf sahasinda bunlar bulunmaz.

2. Anekdot bakimindan zengin ama data bakimindan cok fakir bir kitap bu. Mesela Hindistan'in GSMH'si kac, Cin'in kac; bu "boom" dan halkin hangi kesimi ne kadar yararlaniyor bilmiyoruz. Ya dunya? Somali'li, Angola'li, Kambocya'li veya Hakkari'li icin "dunyanin duz olmasi" neyi ifade ediyor? IT devriminin ne getirdigini anladik, peki ne goturdu? Bunu Friedman'dan duymak mumkun degil. INTERNET DIVIDE gene Bati'lilarin ifadesi. Kitapta yok.
3. Ulkelerarasi, ayni ulkenin bolgelerarasi, siniflararasdi zenginlik, gelismislik farki, nasil etkileniyor bu muazzam devrimden? Peki zenaate ne oldu, sanata ne oldu; insanin kendine yeterlilik kapasitesine, "ayakta kalma" gudusune, kisacasi insana ne oldu? INsanin bir "Mana iceren varlik" oldugu Friedman teroisine uymuyor. Ona gore herkes hedonisttir, maddi tatmin ister istemiyorsa ya bagnazdir ya yobazdir; ve buyuk ithtimalle Muslumandir. Pardon radikal Arap Musluman.

Son olarak baskla birinin yazdigi bir elestriden bir parca ile bitirmek istiyorum (sahibini bimiyorum, notlarimdan). Ingilizce bildiginizi dusundugum icin tercume etmiyorum.

"PEACE AND POLITICS, WAR AND FRIENDSHIP, DEMOCRACY AND TYRANNY, POETRY AND SONG, LOVE AND COMMITMENT, PARENTING AND VIRTUE, MORALS AND DEVOTION and GOD HIMSELF- ALL THESE HAVE YET TO BE DIGITIZED. FOR THE MOST IMPORTANT THINGS, OUR WORLD, LIKE A VINTAGE RECORD ALBUM, IS STILL ANOLOG, STILL ROUND"

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 28, 2006 12:30 AM

Suat BeyciÄŸim,

Yazımın Ataman Bey'den de bahseden kısmı ayrı bir paragraf olacaktı. İlk bölüm olanın hikayesi, ikinci bölümse olması hayal edilenin temennisi idi. Paragraflama yapmayı unutunca yazı yanlış anlamaya açık hale gelmiş.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 28, 2006 12:32 AM

Sayın Metin-ThePoor Bey'in dikkatine!!!
Rahmetli Cemil Meriç'in güzel bir sözü vardır''Bilgi sahibi olmadan hüküm sahibi olmak bizim en büyük hamakatimiz(ahmaklığımız)dir.''Ben de bu kesif ve girift hataya düştüm.Sayın Metin ThePoor'u tanımadan hakkında yorum yapma gafletine düştüm!!!
Bu noktada sayın Metin-ThePoor'dan çok çok özür dilerim.Affına sığınıyorum.Askerde olmam dolayısıyla bu sayfada yorum yazan kişileri fazla tanımamamdan kaynaklanan bir hata oldu.
Tekrar özür diliyor selam ve dua ile kalmanızı niyaz ediyorum...

Yazan: Ömer Tarih: April 28, 2006 11:26 AM

Arkadaslar,

Bu linkte simdiye kadarki yorumlarin cogu, laikligin, demokrasinin, hukukun elifba'sini ogretme tesebusleri oldu. Asagida linkini verdigim, Yenisafak'tan Yusuf Kaplan'in yazisi Zbigniew Brezinski'nin laikligin superguc tarafindan stratejik silah olarak kullanilmasi onerisi uzerine. Hatirlarsaniz Basbakan'in basdanismani da "laiklik Turkiye'nin nukleer gucu" demisti. Oyle goruluyorki kavramin "nukleer guc" oldugu uzerinde mutabakat var ama kimin oldugu konusu acikliga kavusmus degil.

http://www.yenisafak.com.tr/ykaplan.html

Mustafa Bey, bu defa en azindan link kuralina uyduguma dikkatinizi cekerim :)

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 28, 2006 11:46 AM

Olur arada bir böyle yanlış anlamalar Ömer Bey, kendinizi üzmeye gerek yok.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 28, 2006 12:40 PM

Internet sayesinde dünyanın -bu nimete ulaşanlar için- düzleştiği, sınırlarını yitirdiği bir gerçek. Bilgiye, insanlara ve fikirlerine ulaşmak, düşünce ve bilgi paylaşmak gerçekten kolaylaştı. Bu söylediklerim kulağa hoş gelse de ben yine de tamamen iyimser değilim. Daha çok Sayın Abudak'ın düşüncesine yakınım. Internet ne oranda anlamlı amaç için kullanılıyor? Bu oranın düşük olduğunu düşünüyorum. Elbette bu fikrim, bir araştırmaya değil, gözlemlerime ve konu ile ilgili okuduklarıma dayanıyor. Sayın Abudak'ın "İnternetin üzerinden yapılan sosyal etkileşim ise elektik kablosundaki akım kadar geçici olduğu ve tüketime dönük(daha çok seks ve kumar, alışveriş, [oyun, gevezelik, sörf]* ) bir eylem olduğu kanısındayım" sözleri herkes ve her zaman için geçerli olmasa da, büyük bir çoğunluk için ve çoğu zaman gerçeği yansıtıyor. Çocukların, gençlerin zihinsel ve ruhsal olarak sağlıklı gelişimini engelleyen zararlı internet yayınlarını da düşününce kötümserliğim artıyor.

İkinci bir konu, insanlar, bilgi okyanusu içinde yüzerken, bilgili mi oluyorlar, yoksa neye inanacağını bilemeyen kafası karışmış insalara mı dönüşüyorlar? Bu bir çeşit bıkkınlığa, umutsuzluğa ya da şüpheciliğe, güvensizliğe de yol açabilir. Ya da insanlar, internette ordan oraya savrulurken, sistematik araştırma, bir fikri değişik vecheleri ile takip etme, kaynakların doğruluğunu araştırma gibi yöntemler izlen(e)mediği için, zaten internette bir düzen de tam olarak söz konusu olmadığı için, aslında hiçbir konuda net bir fikir sahibi olamıyorlar da, bilgi ve fikir fakiri mi oluyorlar? "Derya içre olup da deryadan haberi olmamak" bu durumu yansıtıyor galiba. Bilgi okyanusu bir çeşit bilgi kirliliği de yaratıyor. Neyin doğru neyin yanlış olduğu konusu tam bir muamma. İnsanları yönlendirmek, yanıltmak, olmayan birşeylere inandırmak daha kolay. Abudak'ın dijital saklamanın geçiciliği konusundaki fikirlerine de katılıyorum. Bu her türlü saklama yöntemi için geçerli olsa da bilgisayar dünyası için daha çok geçerli. Çok özendiğiniz yazılar, resimler, mektuplar vs. bir anda geri dönüşsüz olarak tamamen yok olabiliyor. Böyle bir durumda, yok olanların ne oldukları bile çoğu zaman çok net hatırlanamıyor.

Bunu bu sitede de yaşadık, o günlerde siteyi takip edenler hatırlar. Bu geçicilik durumu, toplumların ve dünyanın hafızasızlaşmasına sebep olabilir mi günün birinde? 2000 yılına geçiş sırasında, bilgisayar sistemlerinin çökme ihtimali vardı. O konuda yapılan çalışmalarla, o ihtimal bertaraf edildi. Bir yenisi gelince neler olur Allah bilir. Bu felaket senaryosu benim de aklıma geliyor açıkcası. Insallah Sayın Abudak gibi ben de yanılıyorumdur. Bu geçicilik duygusu sadece bilgilerin yok olması durumu için de geçerli değil bence. Kolay ulaşmak, kolay unutmayı da beraberinde getiriyor çoğu zaman. Abudak'ın örnek verdiği dijital resim ya da TV deki haberlerin kalıcı iz bırakmaması, bu kolaycılığın, hızın yarattığı yıpratıcılığa, kalıcılığa verdiği zarara iyi birer örnek. Çok olunca, kolay olunca, çok hızlı olunca, hemen ulaşılınca hem daha az değerli oluyor, hem de akılda fazla yer etmiyor sanırım.

Sanal alemin ayrıca insanların gerçeklik algısını bozan, onları gerçek dünyadan uzaklaştıran bir tarafı da var. Sosyalleştirirken yalnızlaştıran, paylaştığını sanarken bir anda insanı boşlukta bırakan bir yan. Konuyu daha fazla dağıtmamak için bu konuda psikiyatrist Kemal Sayar'ın iki yazısının bağlantı adresini veriyorum. İlgilenenler okuyabilirler. Sanal alemin insanların ruh dünyalarına yansımalarını ve yukarıda kısaca söz ettiğim kötü etkileri ile beraber iyi etkilerine de değiniyor.

(Bir panel konuşmasını tam metni)
http://www.yenisymposium.net/fulltext/2002(2)/ys2002-40-2-5.pdf
(Bir dergi yazısı)
http://www.yeniaktuel.com.tr/yaz53-210004-114,27@2100.html

Yukarıda yazdıklarım internetin beni kötümserliğe iten özellikleri. Elbette iyi yanları da var. Şu anda sizlerle bu fikirlerimi paylaşıyor olmam, daha doğrusu tek başına bu site, internetin iyi özelliklerinin olduğunun bir kanıtı. Internetten dost edinmek de, bu dostluk zaman içinde gerçek dünyaya taşınabiliyorsa çok güzel nimet. Uzakları yakınlaştırması da ayrı bir nimet. Bu teknolojik devrimle beraber, dünya düzleşirken aynı anda küçülüyor da. Bilgiye kolay, hızlı ulaşmak daha fazla bilgilenmenin yolunu da açıyor.

Zaten kötümserlik yaparak internetten vazgeçilemeyeceğine göre, daha faydalı olması için çeşitli denetim mekanizmaları kurmak, bilgi kirliliğinin, düzensizliğininin, yanıltıcılığınının önüne geçmek, bilgilerin bir anda yok olmasını engellemek için çareler düşünmek gerek. Internetin kaliteli bilgi deposu ve sağlıklı iletişim ortamı olmasını sağlamak gerek. Konuya Mustafa Bey'in yaklaştığı açıdan yaklaştığımda "Önemli olan, modern dünyayı anlayan, doğrularını ve yanlışlarını kavrayan, dinin özü ile onun etrafında inşa edilmiş insani yapıları birbirinden ayrıştırabilen ve sonra da çağın gerek duyduğu yeni yapıları üretebilen bir perspektif geliştirmek. " sözlerine katılıyorum. Sanırım bu fikir, benim kaliteli bilgi dediğim kavramla örtüşüyor.

Saygılar,

* Ben ekledim

Yazan: Esra Tarih: April 28, 2006 3:13 PM

Duzeltme:
Yukarda verdigim Yusuf Kaplan'in makalesi linki, "butun konular baglantilidir" dusuncemden degil, Mustafa Bey'in olaganustu hizla urettigi konu basliklari ve degerli yorumcularin bir o kadar olaganustu hizla urettigi yorumlarin yarattigi kafa karisikligindandir (yani kabahat Mustafa Bey ve sizlerde :)). "Demokrasi Manifesto'suna destek" basligi altina koydugumu sanmisim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 28, 2006 5:09 PM

Bekir Bey,

Dünya henüz digitize edilmedi ama quantize edileli çok oldu.

Saygılar,
Kıvanç Tarhan

Yazan: Kıvanç Tarhan Tarih: April 28, 2006 8:22 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)