« Mehmet Metiner: Bkz. Akyol'un Kitabı | Ana Sayfa | Doğan Hızlan: Akyol’un Kitabını Dikkatli Okuyun »
April 7, 2006
Darwinizm'in Yeni İkonu: Akıllı Tasarım'a 'Darbe' mi?
Yeni bulunan ve Tiktaalik roseae adı verilen 375 milyon yıllık bir balık fosili, dünya medyasında "balıklarla kara canlıları arasındaki evrimin kanıtı" olarak yankılandı. Dahası, bu fosilin Akıllı Tasarım teorisine karşı bir kanıt olduğu ileri sürüldü. Örneğin 7 Nisan tarihli Radikal gazetesi "Evrimde Kayıp Halka Bulundu" başlıklı haberinde, "Bu buluşun, 'akıllı tasarım' destekçilerine de darbe olacağı sanılıyor" demiş.
Pek çok kişinin öyle sandığı, çünkü medyanın bulguyu öyle yansıttığına kuşku yok. Ama bu, tümüyle yanlış bir yorum.
Öncelikle Akıllı Tasarım (AT) teorisinin ne olduğunu hatırlatmak gerek. Teori, evrenin ve canlıların bazı özelliklerinin ancak akıl sahibi bir varlığın tasarımı ile açıklanabilecek bir komplekslik ve bilgi içerdiğini savunur. AT savunucuları tarafından ısrarla belirtildiği, benim de çeşitli kereler vurguladığım gibi, bu teori evrim kavramıyla çelişmez, evrimin rastlantısal doğal süreçlerin ürünü olduğunda ısrar eden Darwinizm ile çelişir.
Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir. AT savunucularının hepsi bu tezi ikna edici bulmasa da, teorinin Michael Behe gibi bazı önemli kuramcıları, "ortak atadan türeme" tezinde sorun görmedikleri belirtmişlerdir. Çünkü Behe'nin isabetle vurguladığı gibi, asıl mesele, yaşamın biyokimyasal altyapısının nasıl ortaya çıktığıdır.
Dolayısıyla balıkların kara canlılarına evrimleştiğini açıkça gösteren bir fosili dizilimi bulunsa ve daha pek çok "morfolojik evrimsel dönüşüm" kanıtlansa da, AT bundan etkilenmez. AT'nin temel argümanı, biyolojik bilginin ve biyokimyasal düzeydeki karmaşık mekanizmaların kökeniyle ilgilidir. (Nitekim AT, bu yönüyle, her canlının türünün metafizik bir müdahaleyle ayrı ayrı yaratıldığını savunan "yaratılışçılık"tan ayrılır.)
Fosiller ve Filumların Kökeni
Peki ama AT savunucularının fosillerle ilgili hiç bir iddiası yok mudur? Ve "ortak atadan türeme"yi sorgusuz kabul etmekte midirler? Hayır, aksine "ortak atadan türeme"yi sorgulayan ve bu açıdan fosillerden kanıt getiren geniş bir AT literatürü de vardır. Ancak AT'nin asıl vurgusu, "filumların kökeni" üzerinedir. Filumlar (İngilizce ismiyle "phyla"), havyanlar alemindeki en temel kategorilerdir. Omurgalıların da dahil olduğu "kordalılar", eklembacaklılar, yumuşakçalar, derisidikenliler, süngerler, yassı solucanlar gibi canlı kategorilerinin hepsi ayrı birer filumdur. Bunları birbirinden ayıran şey, tamamen farklı yapıdaki vücut planlarıdır. Örneğin omurgalıların sert kısımları (kemikleri) vücutlarının ortasında, çoğu yumuşakçanın (örneğin salyangozların) sert kısımları ise tam aksine vücutlarının dışındadır. Her filumun kendine has bir "vücut mimarisi" vardır.
Fosillerin Darwinizm'e en büyük meydan okuyuşu, söz konusu filumlarının tamamına yakınının, aynı jeolojik devirde, kendilerine benzer bir ataları olmadan ve (jeolojik zaman açısından) "aniden" ortaya çıkmalarıdır. Kambriyen devir denen bu jeolojik devir öncesinde yeryüsünde sadece 2 veya 3 filum varken, Kambriyen'de birden bire 50 kadar yeni filum ortaya çıkar. İlgilenenler, "Biyolojinin Big Bang'i" (büyük patlaması) da denen bu olgunun, Darwinizm'le neden açıklanamadığını ve Akıllı Tasarım'a nasıl kanıt oluşturduğunu Steve Meyer'in Proceedings of the Biological Society of Washington'da yayımlanan gayet teknik makalesinden okuyabilirler.
Kambriyen'den sonraki dönemlerde yaşanan, Kambriyen'de çizilmiş olan vücut planlarının çeşitlenmesidir. Örneğin omurgalıların temel vücut yapısı değişmemiş, ancak bu çatının; balıklar, amfibiyenler, sürüngenler, kuşlar, memeliler gibi "versiyonları" ortaya çıkmıştır.
Aslında söz konusu "versiyonlar" da fosil kayıtlarında hemen hep aniden ve kendilerine benzer ataları olmadan ortaya çıkmaktadırlar. Örneğin daha önceki bir yazımda da kısaca ele aldığım, bilinen en eski kuş olan Archaeopteryx gibi. Dolayısıyla bunların kökeni hakkındaki Darwinist tezleri destekleyecek fosiller de yok gibidir.
Ama öyle fosillerin bulunduğu iddiası arada bir gündeme gelir. "Kayıp halka"lar manşetlere taşınır. Fakat bunların çoğunun yanlış yorumlara dayandığı yeni bulgularla anlaşılmış, bazılarının fosil sahtekarlığı olduğu bile ortaya çıkmıştır. Amerikalı biyolog Jonathan Wells, Türkçe'ye de çevrilen Icons of Evolution (Evrimin İkonaları) adlı kitabında bunu gayet iyi anlatır.
Tiktaalik roseae Üzerine
Bu genel açıklamadan sonra gelelim yeni "evrim ikonu" Tiktaalik roseae'ye.
Canlının Eusthenopteron cinsine ait balıklarla, Ichthyostega cinsine ait amfibiyenler arasında bir geçiş formu olduğu ileri sürülüyor. Bu iddianın en büyük dayanağı da, hepsi de soyu tükenmiş olan söz konusu canlıların yüzgeç yapıları. Yüzgeçlerin içindeki kemik sayısı ve organizasyonu kademeli olarak artıyor.
Ancak canlıların New York Times tarafından yayımlanan karşılaştırmalı grafiğine bakarsanız, ortada aslında pek bir kademe olmadığını, her üç yapının da oldukça farklı olduğunu görebilirsiniz. Eusthenopteron'un yüzgecinde 6, Tiktaalik'in yüzgecinde 15, Ichthyostega'nın ayağında ise 41 ayrı kemik olduğu sayılabiliyor. Bu kemiklerin organize olma biçimi de çok farklı.
En önemli fark ise, bir balık olan Tiktaalik ile bir kara canlısı olan Ichthyostega arasındaki omurga farkı. Ichthyostega'nın ayaklarındaki kemikler, canlının omurgasına bağlı ve zaten bu sayede ağırlığını taşıyabildiği kabul ediliyor. Ancak Tiktaalik'te kemikler omurgaya bağlı değil ve zaten bu nedenle en fazla sürünmeye yaramış olabileceği varsayılıyor.
Peki aralarında büyük fark olan bu yapılar birbirlerine nasıl dönüşmüş olabilir? Darwinizm'in tek etkin mekanizması olan rastlantısal mutasyonlarla; omurgaya bağlı olmayan bir kemikli yüzgecin nasıl olup da omurgaya tutunacağı, kemik sayısının nasıl 6'dan 15'e, sonra da 41'e çıkacağı, ve bu yeni kemiklerin nasıl kaslarla örülüp organize olacağı gibi sorular, her zaman olduğu gibi cevapsız.
Kısacası aslında bu fosiller Darwin'in öngördüğü gibi farklı türler arasında "küçük, kademeli değişimler" göstermiyor bize. Üç farklı canlı var ve bunların birbirleriyle ata-torun ilişkisi içinde olduklarını kabul etmek için, baştan Darwinizm'e inanmış olmaktan daha iyi bir neden gözükmüyor. (Bir de tabii New York Times'in ve diğer pek çok medya kuruluşunun bunları arka arkaya yerleştirip resmetmesinin getirdiği "görsel ikna edicilik" var.)
Bu ikna edicilikteki sorun şöyle bir örnekle de açıklanabilir: Bir dosya kağıdı üzerinde üç nokta var diyelim: Sayfanın tepesinde, ortasında ve altında. Bunların üçünü birbirine bağlayan bir düz çizgi çekebilirsinz. Ama bu, sizin ortada bir çizgi olması gerektiği yönündeki ön kabulünüzden, zihninizin o şekilde işlemesinden kaynaklanır. Gerçekte sadece noktalar vardır. Ve belki de onları bağlayan hiç bir çizgi yoktur.
Tiktaalik de biraz böyle zoraki bağlanmış bir noktaya benziyor. Darwinizm'in bu yeni "ikonu"nun nasıl evrildiğini önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 7, 2006 11:32 PM



Kemikli yüzgeçli balıkların amfibiyenlerin atası olması gerektiği inancından başka bu konuda hiçbir kanıt yok.NY Times'ın grafiğinde de kemik yapılarındaki boşluk apaçık şekilde görülüyor.Daha öncede "Eusthenopteron" cinsine ait balılar amfibiyenlerin atası olarak gösteriliyordu.O zamanda geçişi gösteren kanıt yoktu , şimdi de yok..
En önemlisi de Mustafa Bey'in belirttiği gibi yüzgeç kemiklerinin omurgaya bağlanması..Buna dair kanıt yok. Bu aşama aşama nasıl olabilir ? darwinist mekanizmalarla böyle amaca dönük bir yönelim mümkün müdür ? Ve böyle bir büyük ara oluşum nasıl fosil kaydı bırakmaz? Ayrıca anatomik farklılıklara hiç girilmiyoır bile..Bir balıkla bir anmfibiyen arasında anatomik yönden uçurumlar vardır.Sadece omurga benzerlşiği iki sınıf arasında ata- torun ilişkisi açısından yeterli değildir.
Bir başka gazetede de bulunan Tiktaalik adlı fosil için "en az Archaeopteryx kadar önemli" ibaresi geçiyordu.Archaeopteryx 'in önemi ve dinoların torunu olduğu konusunda darwinistler önce ünlü kuşbilimci A.Feducca'yı ikna edip ondan sonra bu fosilin ne açıdan önemli olduğunu ilan etsinler. Archaeopteryx'in tam ve gerçek bir kuş olduğu artık kesin olarak açığa çıkmıştır.Bunu birçok darwinistte kabul etmektedir.
Dikkat çekmek istediğim başka bir şey de Vatan gazetesindeki Tiktaalik fosili ile ilgili haber.Vatan diyorki: "Karadaki canlıların balıktan türediğini gösteren ilk ve tek kanıt bulundu"
Pekii sormazlar mı adama , şimdiye kadar madem kanıt yoktu da 150 yıldır ne diye bilim dergilerinde , ders kitaplarında , biyolojinin temelinde "amfibiyenler balıktan türemiştir" diyerek kanıtsız bir teoriyi gerçekmiş gibi anlattınız ve öğrettiniz ? Ve üstelik buna "kanıt yok" diye inanmayanları "dogmatik yaratılışçı gerikafalılar" diyerek tukaka ettiniz ? Özetle darwinistler her açıdan tutarsız ve meseleye a priori kabullerle bakıyorlar.
Böyle baktıkça da marjinalleşiyorlar.Bilim kisvesi altında materyalist felsefeye sığınıyorlar.
Ahh bir de kanıtları olsaydı..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 1:00 AM
Böyle bir devirde her türlü sapkın tarikat ve inancın türediği bir zamanda sanki insanların hepsi kendi yaratılış amaçlarını kavramış ve ortada yapılacak hiçbir sorun ve iş yokmuş gibi her şeyi bırakıp kendi aralarında fitne çıkarmaya başladı.
Akıllı tasarım teorisi tamanen mantığa uygun bilimsel kanıtlarla kanıtlanabilen, yobaz görüşlerin ilerisinde gençlerin anlayıp kabul edebilecekleri bir teori ve gerçektir.
Ayrıca Savunduğu teori Kesinlikle kuran ayetleriylede çelişmez. Aşağıda ki ayetlerde de belirtildiği gibi;
14- "Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır."
15- "Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?"
16- Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.
17- Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.
18- Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
(nuh suresi)
14 ve 17 numaralı ayetlerde Allah ın insanları aşama aşama yarattığını ve insanları bir bitki bitirir gibi yerden bitirdiğini açıkça söylemektedir. Yine rahman suresinde : O her gün yeni bir iştedir. ayeti sürekli türetmekte olduğunun ve yine rahman suresinde Allah insanı pişmiş bir çamura benzeyen balçıktan yarattı ayeti ve yine birçok yerde geçen sizi bir sudan yarattı açıklaması bu teoriyle bire bir uyuşmaktadır.
Doğada ki evrim bilinçlir bir şekilde kontrol edilmekte bir tür den diğer türe geçiş yapıldıktan sonra ara formlar yine bilinçli bir şekilde yokedilmektedir.
Allah dilediğinden dilediğini türetebilir. İster maymundan insan ister insandan maymun.
Ayrıca bir çok fitnecinin bilmediği bir detay da kuran ayetlerinde belirtilmektedir.
İnsandan kasıt bu et kemik beden değil ruh denen hologramik bedenden dir. Et ve kemik beden ise NEFİS olarak geçmektedir.
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Ayetinde de açıkça belirtildiği gibi. Ölümü tadacak olanın nefis olduğu fakat insanın yaşamaya devam edeceği devam eden ayetlerde açık bir şekilde belirtilmektedir. Yani burada et ve kemik bedenin yani nefsin öleceği insanın ise sonsuzluk aleminde yaşama devam edeceği açık ve net bir şekilde belirtilmiştir.
Elbette ki herşey big bang ile yoktan var edildi fakat bu var oluş ve türeyiş belli yasalar ve kurallara göre işlemektedir.
Buradan kuran ı yanlış anlayıp, ayrıca başta belirttiğim gibi sanki her kes yaşama gayesini anlamış başka sorun kalmamış gibi inanlar arasında fitne çıkarmaya çalışıyorlar. Sanki bütün sorunlar çözülmüşçesine başkaişleri kalmamışçasına bir birlerine sataşmaktadırlar.
Böyle bir zamanda artık yobazların elinden dinmizi kurtarmak yerine onların yolunu izleyip ortalığı karıştıracaklarına biraz oturup düşünmelerini kuran ayetlerini dikkatlice okumalarını tavsiye ederim.
Yazan: Aşkın Güray Tarih: April 8, 2006 1:36 AM
bakın Aşkın Güray,yazdıklarımı iyi okuyun lütfen,ve evrimle yaratılış için Kuran dan baktıgınız ayetlere tekrar dan bakın...bu yazıyı arkadaşımın sitesinden aktarıyorum www.kurandaceliskiyoktur.com
Müteşabih ayetler
Müteşabih ayetlerin kavranamaması.
Âli İmran suresinde muhkem ve müteşabih ayetler için şöyle bir bilgi verilir:
Ki sana bu kitabı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır (muhkem), ki bunlar kitabın özüdür. Diğerleri de benzer anlamlıdır (müteşabih). Kalplerinde hastalık bulunanlar, insanları şaşırtmak ve farklı anlam vermek için benzer anlamlı olanlarının ardına düşerler. Onların gerçek anlamını ise kimse bilmez, ancak istisnadır ALLAH ve derin bilgiye sahip olanlar “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır,” derler. Akıl ve anlayış sahiplerinden başkası öğüt almaz. (3 Ali İmran - 7)
Kur’an ayetlerinin bir kısmı muhkem yani hükümlü ayetlerdir. Bunların anlamları kesindir. Örneğin namaz kılma ile ilgili ayetler, ya da haksız yere bir cana kıyma ile ilgili ayetler…
Kur’an’ın bir kısım ayetleri ise müteşabihtir. Yani içinde teşbihat vardır. Bunlar hüküm içermezler. Eğer bu müteşabih ayetler yorumlanacaksa muhkem ayetlerin sınırları içinde yorumlanır. Örneğin bir ayette “Allah’ın eli onların elinin üstündedir” (48 Fetih Suresi,10) diye buyrulur. Burada bir teşbihat vardır. Bu ifadeden yola çıkarak Allah’ın (haşa) bir bedeni olduğu, bir eli olduğu sonucunu çıkartmak doğru olmaz. Bu ayetin muhkem ayetlerin çerçevesinde yorumlanması gerekir. Buna örnek olarak Allah yine Kur’an’da kendisinin her şeyden müstağni olduğunu şöyle bildirmektedir: “Şüphesiz Allah, alemlerden müstağnidir.”(29 Ankebut Suresi, 6). Bu muhkem bir ayettir. Allah kesin olarak her şeyden müstağnidir. Onun insan gibi bir bedeni ya da eli yoktur. Dolayısıyla yukarıdaki müteşabih ayet bu ayetin kapsamı içinde değerlendirilir.
Kur’an’ın kendisi de bir imtihan vesilesidir. Yine yukarıdaki ayette belirtildiği gibi “kalbinde kayma olanlar onun olmadık yorumlarına uyarlar”. Bu tarz müteşabih ayetler konusunda kendilerince Kur’an ayetlerine eleştiri getirmeye çalışanlar gerçekte, ayette bildirildiği gibi müteşabih ayetlerin olmadık anlamlarıyla hareket ederler. Burada unutulmaması gereken asıl şey müteşabih ayetlerin yorumunun sadece Allah tarafından bilinebileceğidir. Bizlere düşen bu benzeşmeli ayetler karşısında muhkem ayetlere göre çözümler bulmak, anlamlandıramadığımız noktalarda ise hepsinin Allah katından olduğunu bilerek kabullenmektir.
verdiginiz ayetler de benzetmeler içerebilir,aşama aşama yaratma,bir damla sudan yaratma...çogaltılabilir demek istedigim yaratmayla ilgii bütün ayetlere bakılarak yola çıkılmalı...
örnegin aşama aşama yaratma işi bir damla sunun anne karnındaki gelişimi,kemikleşmesi,üstüne deri kaplanması(ki bu saydıgım aşamalar Kuran da geçen ifadeler) bu aşamalardan bahsediyor muhkem ayetleri göz önüne alırsanız..sudan yaratılış ı da muhkem ayetlere bakmadan anlayamayız..
Mürselat Suresi 20 Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Alak Suresi 2 İnsanı ilişip yapışan bir sudan yarattı.
"Doğada ki evrim bilinçlir bir şekilde kontrol edilmekte bir tür den diğer türe geçiş yapıldıktan sonra ara formlar yine bilinçli bir şekilde yokedilmektedir.
Allah dilediğinden dilediğini türetebilir. İster maymundan insan ister insandan maymun"
demişsiniz kimse Allah böyle bir şey yapamaz demiyor ancak böyle bir şey yaptıgına dair ne bilimsel ne de vahiysel delil yok..kaldı ki böyle bir şey yapılıyorsa ara form nerde?diye soran birine onlar sonra yok ediliyor derseniz ya bunu bilimsel olarak ispatlamalısınız ki bu imkansız yada yapılıp yok edildigine dair ki bu da ancak inanlara yönelik olur ayet getirin...
Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)
Ayette karada yaşayan temel canlı gruplarına (sürüngenler, kuşlar ve memeliler) işaret edilmekte ve bunları Allah'ın sudan yarattığı bildirilmektedir. Dikkat edilirse, bu canlı grupları evrim teorisinin öngördüğü gibi "birbirlerinden" değil, "sudan" yaratılmışlardır. Yani ortak bir malzemeden, Allah'ın şekillendirmesiyle ayrı ayrı var edilmişlerdir
Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)
Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti.
"Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." (Sad Suresi, 71-72)
Dikkat edilirse ayetlerde insanın—Müslüman evrimcilerin iddia ettiği gibi "maymundan" veya bir başka canlı türünden değil, cansız bir madde olan çamurdan yaratıldığı özellikle belirtilmektedir. Allah cansız çamuru mucizevi bir biçimde insana dönüştürmüş ve bu bedene ruh üflemiştir. Bunda hiçbir "doğal evrim süreci" yoktur, Allah'ın doğrudan mucizevi bir fille yaratması vardır.
Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın." (Hicr Suresi, 28-29)
Zaten Kuran'da anlatılan yaratılış aşamaları dikkatle okunur, birbirini takip eden süreçler göz önünde bulundurulursa evrimci yorumun yanlış olduğu da hemen anlaşılır. Kuran'da Hz. Adem'in evrimsel bir aşama ile yaratılmadığına işaret eden daha pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır:
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)
Yukarıdaki ayette Allah Hz. Adem ile Hz. İsa'nın aynı şekilde yaratıldıklarını bildirmektedir. Daha önce de vurguladığımız gibi Hz. Adem, herhangi bir atası olmaksızın, topraktan ve Allah'ın "ol" demesiyle var edilmiştir. Hz. İsa ise yine bir babası olmaksızın, Allah'ın dilemesiyle, bir "ol" emriyle yaratılmıştır. Ayetlerde Hz. Meryem'in Hz. İsa'ya hamile kalışı şu şekilde açıklanmaktadır:
Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. (Meryem Suresi, 19-21)Topraktan ve sudan yaratılmanın geçtiği diğer ayetlerde de, az önceki maddede incelediğimiz gibi insanın evrim aşamaları değil, insanın yaratılışının anne karnına düşmeden önceki, anne karnındaki ve doğumdan sonraki aşamaları tarif edilmektedir
mesela sizi yerden bir bitki gibi bitirdi ifadesini yanlış yorumlamışsınız,dedigim gibi bütüne bakmak yeterli olacaktır...bir kere kadınların erkeklerin tarlaları(ürün alacakları yerleri) oldugu ve tarlalarına diledikleri gibi varabileceklerine dair ayet var..tarladan kasıt onların dogurganlıgı ve ürün de çocuk..tohum attıgınız zaman yani meni,bir bitki gibi çocuk yetişir..bu yaptıgım yorum kişisel bir fikir degil,Kuran ı bol bol okursanız genel ifadelerden çıkaracagınız yorum bu,bitki benzetmedir orda,müteşabih bir ayet var ve bunlar muhkem ayetlere göre yorumlamalıyız
(ebulfetih)
Yazan: ebulfetih Tarih: April 8, 2006 3:38 AM
Aşkın Güray
Sizi yürekten tebrik ederim.Yazışmak isterim.
Bir arkadaşımın geçen gün ilginç bir sorusu vardı.20 000 usd ye dünyanın bütün sırlarını yazan bir kitap var kimler almak ister diye sorduğunda herkes alırım diye cevap verdi.Gerçekten de bu kitap Kuran dı.Neden yüz kere oku diye emredilen Allah sözü okunmaz bilemiyorum.Okuyorum.Neden yüzlerce defa ölümün ve kıyametin hatırlatıldığını okuyorum.İnsanı yaratan Allah insanın başına gelebilecekleri ciddiye almayacağını biliyor o yüzden defalarca tekrar yapıyor.İnsanın zafiyetlerine hitap edip onları düzeltmesine yol gösteriyor.
Saygılarımla
Yazan: salih Tarih: April 8, 2006 10:47 AM
ben sn. akyol'un şu ifadesine takıldım:
"Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir."
Sn akyol, zaten evrim teorisi de bunu söylüyor. Eğer ki bunu kabul ediyorsanız, insanlar ile maymunların ortak bir ataya sahip olduklarını da kabul etmeniz gerekir.
Yazan: Yilmaz Tarih: April 8, 2006 12:16 PM
Mustafa Bey,
Yeni bir haber daha var. Ona da yorum rica edebilir miyim?:
'Evrim teorisi moleküler düzeyde ispatlandı' iddiası...
Amerikalı bilim adamlarına göre, Darwin'in evrim teorisi moleküler düzeyde ispatlandı. ABD'de yayımlanan Science dergisinde yer alan araştırmaya göre, Oregon'dan bilim adamları, doğanın yeni bir mekanik moleküler parça yaratma sürecini, var olan elementlerle aşama aşama ortaya koydular.
AA-Araştırmanın başında bulunan Biyolog Joe Thornton, yeni fonksiyonlar için dönüşüm yapmak üzere, tamamen farklı fonksiyonların oluşması için doğal ayıklanma tarafından baskı altında tutulan eski genlerde bir moleküler çalışma sürecini tespit ettiklerini belirtti.
Bu çalışmalarıyla dönüşüm tarafından evrime uğrayan moleküler karmaşıklığı ortaya çıkardıklarını belirten Thornton, "Çalışmamız, Darwin'in evrim teorisine karşı çıkan tezde (akıllı tasarım) köklü bir hata bulunduğunu da ispatlamış oldu" dedi.
Darwin teorisine karşı çıkanlar, tek başına doğal ayıklanma sürecinin sonucu olacak bir evrim sürecini açıklayabilmek için moleküler sistemlerin çok karmaşık olduğunu savunuyorlardı.
Thornton, yeni tekniklerin, bugün ortadan kaybolmuş olan eski genlerin yüzmilyonlarca yıl önce nasıl evrimleştiklerini görme olanağı sağladığını belirtti.
Amerikalı biyologlar, bu çalışmalarında, Dünya'daki ilk hayvanın iskeletinin tespit edilmesinden önce, en erken 450 milyon yıl önce varolan "aldosteron hormonu"nun (anaç regülatör) reseptör geninin evrimleşmesini tespit ettiler.
Deneylerde, bu reseptörün, aldosteron tarafından bu hormon varolmadan çok önce aktive edilebildiği ve bu reseptörün, aldesterondan çok daha eski, ancak benzer yapıda bir hormona yanıt verdiği ortaya koyuldu.
Joe Thornton, çalışmalarıyla ortaya koydukları moleküler mekaniğin evrimleşme sürecinin Darwin'in teorisiyle tamamen uyum içinde olduğunu belirtti.
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 8, 2006 12:46 PM
kemik yapilarinin benzerligi o organlarin kökenine (baslangicta nasil durumda olduguna) iliskin bilgi vermez.
bütün arabarin tekerlekleri vardir
ama bütün arabalar ayri ayri üretilir.
Yazan: XSI Tarih: April 8, 2006 2:18 PM
Yılmaz Bey,
Şöyle yazmışsınız..
""Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir."
Sn akyol, zaten evrim teorisi de bunu söylüyor. Eğer ki bunu kabul ediyorsanız, insanlar ile maymunların ortak bir ataya sahip olduklarını da kabul etmeniz gerekir."
Sanırım siz "evrim" kavramıyla "darwinist evrim" kavramını karıştırıyorsunuz.Buradan da AT'yi hiç anlamadığınız anlaşılıyor.Bu konuda biraz araştırmayapmanızı önmeririm.Arn.org da birçok makale var.
Mustafa Bey birçok kereler yazdı. AT ,darwinist mekanizmalarla rastlantısal bir evrimin gerçekleşmesinin imkansızlığını isbatlamaktadır.Ama evrim kavramını da dışlamamaktadır.Yönlendirilmiş evrim kavramı AT'ye uygundur.Bazı AT teorisyenleri de böyle bir türetimin "yönlenderilmiş" süreçlerle olmuş olabilceği ihtimaline de vurgu yapar.
Fakat Mustafa Bey'in de sanırım düşüncesi odur ki doğa tarihi aşama aşama gelişim ile ilgili yönlendirilmişte olsa bir evrim süreci göstermemektedir.Canlıların belirli bir sıra ile jeolojik katmanlarda ortaya çıktığı doğrudur ama bu "ortaya çıkmanın" yöntemi hala sırdır.Bu türüstü grupların ayrı ayrı yaratılması şeklinde de olabilir "common descent" şeklinde de.. Fakat söylediğim gibi "common descent" için bir kanıt yoktur.Milyonlarca tür arasında başlangıcından bu güne kadar fosil kayıtlarıyla belgelenmiş darwinist mekanizmalarla aşama aşama gelişimi gösteren bir soy ağacı yoktur.
Mustafa Bey'in arşivinde bu konuda birçok yazı var.Bunlara tekrar bakmanızı öneririm..
Saygılar..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 2:20 PM
Değerli arkadaşlar Aşkın Güray ve Ebulfetih ,
Yaratılışın yöntemi asırlar öncesinden beri tartışılmış hala da tartışılmaya devam etmekte.
Mesela İslam düşünürleri daha 1000 li yıllarda benzeri teorileri dile getirmişler ve tartışmışlardır.Bu konuda detaylı bir çalışma olan "İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi" adlı kitaba bakabilirler.Ayrıca İ.Tüheylf’in felsefi romanı “Hayy bin Yakzan”ı buna örnek verilebilir.
Kur'an ayetlerinin yorumlanması/tefsiri konusu çok ciddi ve hassas bir konudur.Ben hem Aşkın Güray'ın hem de Ebulfetih'in yorumlarına saygılıyım.Ama bu konuda yorum yapanların ilmi derinliğinin yerinde olması gerektiği de herhalde izahtan varestedir.
Ama ben bu konuda kesin bir yargıya varmanın ve "bu ayetlerin yorumu budur" demenin sakıncaları olacağını belirtmek istiyorum.Yönlendirilmişte olsa bir evrim süreci yaşandığı konusunda bir kanıtın olmadığını söyleyen Ebufetih'e katılıyorum.Gerçektende böyle bir kanıt yok.Doğa tarihi bize böyle bir evrimsel süreç göstermiyor.
Fakat bunu Kur'an ayetleri ile desteklemeye çalışmanın da bazı sakıncaları olabileceğini söylüyorum.Şu anda olmayan kanıtların ileride belki bulunabilmesi neticesinde bu yorumlarında yanlışlanacağını bilmemizde yarar var.Allah şüphesiz insanı ve diğer canlıları dilediği yöntemle yaratabilir.Buna hiç kuşku yok.
Yaratıcının varlığının isbatı da evrim yada başka herhangi bir materyalist hipotezle tartışılamayacağına göre elimizdeki gözlemlere bakarak bu konuda bir fikre sahip olmak daha gerçekçi..
Burada önemli olan Allah'ın yaratma sanatı ve iradesinin eşsizliğidir.Bunu bildikten ve buna inandıktan sonra yaratma iradesinin tecellisi evrim olmuş künfeyekün olmuş ne gam.. O (cc) 'nun muazzam eserini doya doya seyredip huşu ile önünde eğilmek varken..
Saygılarımla..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 2:50 PM
Sayın Metin,
Burada Michael Behe'nin konuyla ilgili yazdığı cevabı okuyabilirsiniz.
Bir kısmını buraya aktarıyorum:
Michael Behe:
The study by Bridgham et al (2006) published in the April 7 issue of Science is the lamest attempt yet — and perhaps the lamest attempt that’s even possible — to deflect the problem that irreducible complexity poses for Darwinism.
The bottom line of the study is this: the authors started with a protein which already had the ability to strongly interact with three kinds of steroid hormones (aldosterone, cortisol, and “DOC” [11-deoxycorticosterone]). After introducing several simple mutations the protein interacted much more weakly with all of those steroids. In other words, a pre-existing ability was decreased.
That’s it! The fact that this extremely modest and substantially irrelevant study is ballyhooed with press releases, a commentary in Science by Christoph Adami, and forthcoming stories in the mainstream media, demonstrates the great anxiety some folks feel about intelligent design.
Behe kısaca şöyle diyor:
7 Nisanda Science'te yayınlanan Bridgham'in çalışması bugüne kadar IC'nin (Irreducilble Complexity) Darwinizm için yarattığı sorunu hafifletmek için yapılmış en zayıf ve aksak çalışma olarak kabul edilebilir. Belki de buna tüm zamanların en aksak girişimi diyebiliriz.
Bu çalışmanın temeli şunlardır:
Yazarlar 3 çeşit steroid hormonu (aldosterone, cortisol, and “DOC” [11-deoxycorticosterone]) ile kuvvetli bir şekilde etkileşim yeteneğine zaten sahip olan bir protein ile işe başlıyorlar. Daha sonra bir dizi basit mutasyonlar ile bu protein söz konusu steroid'ler ile daha zayıf bir şekilde etkileşim gösteriyor. Başka bir deyişle mevcut bir yeteneği zayıflatılmış oluyor.
Hepsi bu kadar. Böyle sıradan ve oldukça alakasız bir çalışmanın basında böyle yaygaralar koparmasının sebebi, Akıllı Tasarım'ın nasıl bazı kesimlerde rahatsızlık yarattığının net bir göstergesidir...
Yazının devamında Behe teknik olarak makaleyi detaylı şekilde ele alıyor.
Yazan: Farshad Tarih: April 8, 2006 4:12 PM
(Son arkadaşın yazdığı ileti, bugün mynet de dahil pek çok haber sitesinde yayınlandı) Ancak ben hala Evrim Teorisi'nin nasıl ispatlandığını anlayamadım.
"...doğanın yeni bir mekanik moleküler parça yaratma sürecini, var olan elementlerle aşama aşama ortaya koydular."
Bunu ortaya koymaları bu sürecin doğada kendiliğinden yaşandığını gösterir mi?
"Deneylerde, bu reseptörün, aldosteron tarafından bu hormon varolmadan çok önce aktive edilebildiği ve bu reseptörün, aldesterondan çok daha eski, ancak benzer yapıda bir hormona yanıt verdiği ortaya koyuldu."
Aldosteron hormonu dışında mineralokortikoid etki gösteren başka maddeler zaten şu anda da insanlarda vardır. Bu belki sadece bu örnek için kompleks yapıların daha basit şekilde de düzenlenebileceğini gösterir. Ama milyonlarca tür canlının sahip olduğu milyarlarca orjinal tasarımın doğal şartlarda kendiliklerinden oluştuğunu da gösterir mi? Evrim Teorisi ispatlandı demek ne kadar büyük bir iddia! Mesela bahsedilen sudan karaya geçişi ispat ettiği söylenen fosilde olduğu gibi... Eğer bulunan şey bir fosil değil de, bir video kaydı olsaydı ve suda yüzen bir balığın karaya zıplayıp akciğerler geliştirip nefes almaya başladığını gösterseydi o zaman sudan karaya geçişe inanabilirdik.
Evrim Teorisi, mutasyonların yol açtığı çeşitliliğin doğal rekabet ortamında seçildiğini ve böylece canlıların değişip geliştiğini iddia eder. Ben 6 sene tıp okudum ve öğrendiğim bilgiler sonucu, böyle bir izahın insan bedeninin oluşumunu açıklamakta yetersiz kaldığını gördüm. Evrim ne vücudumuzdaki kompleks yapıları açıklayabilir, ne de doğal seleksiyonun eleğinden küçük olan ince tasarımları... İlk hücrenin oluşumu da tam bir muamma, bu hücre için söz konusu evrimsel mekanizmalar da geçerli değil çünkü...
Yazan: fatih kara Tarih: April 8, 2006 5:08 PM
Sevgili S.Öztürk dostum,
CD konusunda peşinen teşekkür ederim. Sağolun. (Parantez içi bilgi: Evet, ben daha AZ gencim -diyeyim!)
"Burada önemli olan Allah'ın yaratma sanatı ve iradesinin eşsizliğidir.Bunu bildikten ve buna inandıktan sonra yaratma iradesinin tecellisi evrim olmuş künfeyekün olmuş ne gam.. O (cc) 'nun muazzam eserini doya doya seyredip huşu ile önünde eğilmek varken.." [SÖ]
...demişsiniz. Sözlerinize minik ama önemli bir ayrıntının haricinde imzamı atıyorum. "Ne gam!"a ise katılamıyorum. İnsanoğlunda merak ve tecessüs duygusu var. İyi ki de var, değilse manzara çok farklı olurdu. (Belki de öylesi daha iyi olurdu -o da ayrı mesele!)
Sayın Ebulfetih Bey,
"Çamur" konusunda kişisel görüşünüzü daha yakından öğrenmek istiyorum.
Sayın Farshad (Bey?),
Teşekkür ederim. Bu hususların teknik detayları elbette çok ilginç ve uzun uzun analiz etmeye, tartışmaya değer. Ancak, ben işin daha ziyade felsefesinde ve üstplanındayım.
Mustafa Bey ve diğer arkadaşlara:
Hürriyet vb mediumların "...ispat edildi!" lafını ciddi ciddi eleştirmeye değmez!
Herkese saygılar.
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 8, 2006 7:23 PM
Metin Beyciğim ,
"Sözlerinize minik ama önemli bir ayrıntının haricinde imzamı atıyorum. "Ne gam!"a ise katılamıyorum. İnsanoğlunda merak ve tecessüs duygusu var. İyi ki de var, değilse manzara çok farklı olurdu. (Belki de öylesi daha iyi olurdu -o da ayrı mesele!)" demişsiniz..
Evet şerhinize katılıyorum.Araştırma faaliyeti onu dürten tecessüs insanoğlunun en önemli özelliği..Ben o paragrafı Ebufetih ve Aşkın arkadaşlarıma yani iki teiste hitaben yazdığım için ilgili ifadeleri kullandım..
Elbette araştıralım , analiz edelim , inceleyelim.."Bunu yapmayalım" demek değildi ifadelerim..
Saygılarımla.
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 9:03 PM
Kuran da bazı şeylerin açıklanmaması 14 asır önce insanların güneşe, aya , putlara , havyanlara taptığı bir devirde indirlmesidir.
O devirde açık açık direk olarak biz(biz burada çoğul eki değil aynı tükçe ve bazı diğer diller de kullanılan yüceltme, saygınlık vb. olarak kullanılır nasılsınız gibi ) sizi şu hayvandan yarattık demesi o devirde zaten kaos içinde olan insanların sapkın inanç şekillei ve yorumları geliştirmesine sebep olacaktır. Bu nedenle bir çok konu bu nedenle direk olarak açıklanmamış kuranda biz sizi bir bitki bitirir gibi türettik ve bunun gibi onlarca ayetle insanlara düşündürecek araştırmaya sevkedecek mesajlar verilmiştir. O deveride açıklanmaması gerektiği bilindiğin için ileride insanların bunları keşfetmesi sağlanmıştır bir çok kuran ayetleride geleceğe yöneliktir ve yeni yeni anlamları keşfedilmektedir.
Mesela Kuran da geçen'' 7 GÖK ve benzeri yer '' ifadeleri o devirde insanların anlayabileceği şeyler değildi.
Fakat günümüzde göğün 7 tabakadan oluştuğu ve işlevleri bulunmuş ve yer yüzünde ki katmalarında yine 7 kat olduğu belirlenmiştir.
Kuran insanların düşünüp ibret alması, araştırması için yazılmış bir kitaptır. Önemli olan insanın bedenin yaratılışı değil ruhunun varlığı ve yaratılışıdır. çünkü beden tamamen programlanmış ve hayvanlarla aynı sistemlerle çalışan bir ARAÇ tır.
Ruhun yani titreşimsel bedenimizin yaratılışı hakkında ise kuranda ''size az bir ilim verilmiştir'' demekte ama bunu açıklamamaktadır. çünkü bunun ileride insanlar tarafından keşfedilmesini sağlayacak ilimi vereceğine işaret etmiştir.
İnsanların en büyük hataları ise kendini et kemik beden kabul edip ben maymundan mı geldim diye düşünmesindir.Yer yüzünde buluan herşey toprak su hava ve gerekli ortamların hazırlanmasıyla aşama aşama oluştululmuştur. hayat karaya sudan çıkmıştır. eğer Allah ın bize bildirdiği isimleri üzerine yoğunlaşırsak kainat üzerinde en ufak parcadan en büyük detaya kadar kontrol edilmekte olduğu ve canlıları evirip çevirip doğayla uyumlu bir şekilde türettiğini anlayacaksınız.
Ayrıca eğer evrim yoksa yerde yürünen bir kurt nasıl oluyorda koza yapıp uçan bir kelebek haline geliyor?
Rabbimizin bize vermek istediği mesajlar açıkça gözümüzün önünde yerde sürünen kötü görünümlü bir sürüngenden mükemmel güzellikte bir kelebek yaratmaktadır.
Zaten bu örenkten sonra pek fazla açıklama yapmaya gerek yoktur.
Rabbimiz istediğinden istediğini yaratır. Kelebeğin evrimi kısa süre sürdüğü için biz bunu görmekteyiz bu aşamada rabbimiz kurtların neslini yokedip kelebeklere farklı bir üreme şekli de getirebilirdi.
Nefis (et kemik beden) ve İNSAN (ruh) arasında ki farkı iyi anlamak gerekir.
Bu sorunların en büyük kökeni budur.
Yazan: Aşkın Güray Tarih: April 8, 2006 10:56 PM
Yazımın sonuna Tabiki en doğrusunu Allah bilir yazısını eklerseniz gereksiz yorumlardan kurtulurum... teşekkürler
Yazan: Aşkın Güray Tarih: April 8, 2006 10:58 PM
Sayın Aşkın Güray ,
Şöyle yazmışsınız .. "Ayrıca eğer evrim yoksa yerde yürünen bir kurt nasıl oluyorda koza yapıp uçan bir kelebek haline geliyor?"
Bu şaka mı ?
Eğer değilse yani Metamorfoz aşamalarını evrime kanıt zannediyorsanız evrim konusunda ne kadar derin bilgilere ! sahip olduğunuzu cümle aleme göstermiş oluyorsunuz.
Ve devamında şöyle yazmışsınız.."Zaten bu örenkten sonra pek fazla açıklama yapmaya gerek yoktur."
Evet Bence de .. :-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 9, 2006 12:43 AM
Sn Öztürk,
Anladığım kadarıyla AT, maymunlarla insanların ortak bir ataya sahip olabilecekleri ihtimalini tamamıyle dışlamıyor. Bunun olabileceğini, ancak "darwinist" adını verdiğiniz salt rastlantısal mutasyonlar ve doğal seleksiyon ile olamayacağını söylüyor.
Konıyla ilgilisiz olacak ama ben burada bir noktaya işaret etmek istiyorum.
İlki, sanki Sn.Akyol'un "Darwinizm" dediği kavramla "Kemalizm" kavramı arasında bir benzerlik var (daha fazla yorum yapamayacağım, bir his bu sadece.)
İkincisi, "Darwinizm" den kasıt, eğer ki "evrimin" ya da canlıların ortaya çıkışının salt mutasyon ve doğal seçilim ile olduğu ise, darwin zaten böyle birşey iddia etmemiştir. Darwin sadece doğal seçilimi bilebilirdi. Bu ifadenin sanırım değiştirilmesi gerekiyor.
Konuya dönersek, eğer ki AT evrim sürecini kabul ediyor ancak bunun "darwinist" adını verdiği mekanizmalarla açıklanamayacağını söylüyorsa, diğer evrim mekanizmalarına da göz atmalarını tavsiye ederim.
Ayrıca fosil kayıtları bu ortak atadan türemeyi kesinlikle destekliyor. KNM-ER 1470 fosiline bakın. Yaratılışçı kaynaklarda bile (hem islami hem hristiyan), farklı kitaplarda, farklı kişilere göre ve hatta aynı kitapların farklı baskılarında ya "tam insan" ya da "tam maymun" olarak nitelendirildiğini göreceksiniz.
Kısacası benim merak ettiğim ve lafı dolandırmadan cevap beklediğim soru şu:
AT, bir evrim sürecinin olabileceğini ancak "darwinist" mekanizmaların bunu açıklamada yetersiz kaldığını mı söylüyor?
Yazan: Yilmaz Tarih: April 9, 2006 12:18 PM
Yılmaz Bey ,
İlki, sanki Sn.Akyol'un "Darwinizm" dediği kavramla "Kemalizm" kavramı arasında bir benzerlik var (daha fazla yorum yapamayacağım, bir his bu sadece.)
Ne açıdan ilişki kurduğunuzu açıklarsanız belki tartışabiliriz.Her ikisinin "izm" den başka bir ortak noktası yok..
İkincisi, "Darwinizm" den kasıt, eğer ki "evrimin" ya da canlıların ortaya çıkışının salt mutasyon ve doğal seçilim ile olduğu ise, darwin zaten böyle birşey iddia etmemiştir. Darwin sadece doğal seçilimi bilebilirdi. Bu ifadenin sanırım değiştirilmesi gerekiyor.
Aslında haklısınız.Darwin zamanından beri teori bazı revizyonlara uğradı.Ama temel çatı hala aynı.Darwin'in "doğal seleksiyon" tezi evrimsel değişimi açıklamada yetersiz kalınca tabiri caizse bir "yama" ihtiyacı doğdu ve rastlantısal mutasyonlar eklendi.1941'lerde bu eklenme yapılınca aslında teorinin adı da “neo-darwinizm” ya da "modern sentetik evrim teorisi" olarak değiştirildi.Ama hala Darwin'in kurduğu çatı aynı olduğu için teori darwinizm diye anılıyor.Bu adlandırmayı en çokta kendileri kullanıyorlar.
Konuya dönersek, eğer ki AT evrim sürecini kabul ediyor ancak bunun "darwinist" adını verdiği mekanizmalarla açıklanamayacağını söylüyorsa, diğer evrim mekanizmalarına da göz atmalarını tavsiye ederim.
Adına ne derseniz deyin -ister darwinizm ister modern sentetik teori- bugün evrimsel mekanizmalar deyince akla gelen iki mekanizma vardır.Birisi Doğal seleksiyon , diğeri rastlantısal mutasyon..Doğal seleksiyonun da aslında evrimleştirici bir özelliği yoktur , doğal seleksiyon sadece türü dengede tutar ve avantajlı olanı seçer.Bu da artık son yıllarda darwinistler tarafından metazori kabul edilmektedir.
Başka adlandırmalar her ne olursa olsun tüm evrimsel mekanizmalar bu ikisi içine girer.Sizin söylediğiniz "diğer mekanizmaları" da bu anlamda cidden merak ettim.
Ayrıca fosil kayıtları bu ortak atadan türemeyi kesinlikle destekliyor. KNM-ER 1470 fosiline bakın. Yaratılışçı kaynaklarda bile (hem islami hem hristiyan), farklı kitaplarda, farklı kişilere göre ve hatta aynı kitapların farklı baskılarında ya "tam insan" ya da "tam maymun" olarak nitelendirildiğini göreceksiniz.
Bu düşüncenize kesinlikle katılmıyorum.Fosil kayıtlarının darwinizm ile çeliştiği açık sözlü birçok darwinist tarafından da kabul edilmektedir.Bu konuda Mustafa Bey'in belirttiği gibi geniş bir AT literatürü var.İnceleyebilirsiniz.Özellikle kambriyen bulguları ve tür-üstü kategorilerin kökenleri tam bir sırdır.Flumların kökeni de darwinizm açısından tam bir açmazdır.
Daha öncede söylediğim gibi milyonlarca tür arasından sadece bir tanesinin bile başlangıcından bugüne kadar teorik ve fosil bakımından darwinist aşamalara uygun soy ağacı ortaya çıkarılamamıştır.Mevcut soyağaçlarının hepsi sadece teorik varsayımlara dayalı, fosil bakımından tutarsız , çok eksik, kronolojik sıraya uyumsuz ve a priori kabullere göre şekillendirilmektedir.
Bazı koyu darwinistler bu fosillerin durağanlığı ve ani ortaya çıkışlar konusunda yeni tezler ileri sürdüler.Gould'un "kesintiye uğramış denge" (punctuated equilibrium) dediği bu teoriye göre değişimler çok ani ve büyük olmuştur.Ve ardında çok az fosil kaydı bırakmıştır.Daha türler arası en basit geçişleri bile gösteremeyen darwinizmin bu türevi , fosil boşluklarına karşın ve farklı gurupların ortaya çıkışına ilişkin bu hipotezi öne sürmüş , hiçbir kanıta dayanmayan bu teori alay konusu olmuş ve Gould'un P.Johanson gibi darwinizm eleştirmenleri tarafından "darwinizmin gorbaçovu" olarak adlandırılmasına yolaçmıştır. Tıpkı Gorbaçov'un SSCB'yi kurtarmaya çalışırken batırması gibi Gould'da darwinizmi kurtarmaya çalışırken darwinistlerin köşe bucak kaçırdıkları fosil boşluklarının açığa çıkmasına neden olmuş ve bir anlamda darwinizme büyük zarar vermiştir.
Bazı darwinistlerde fosil kayıtlarının yetersiz olduğunu ileride bu ara-formların bulunacağını söylemişlerdir.Ancak paleantologların ezici çoğunluğu fosil kayıtlarının son derece zengin olduğunda ve türler arası boşlukların gerçek olduğunda ittifak halindedir.(Yukarıda bahsettiğim Gould'da bunlardan birisidir.)
Sizin "fosil kayıtları bu ortak atadan türemeyi kesinlikle destekliyor" sözünüzün ne kadar yanlış olduğu da bu satırlardan sonra herhalde anlaşılmıştır.
AT, bir evrim sürecinin olabileceğini ancak "darwinist" mekanizmaların bunu açıklamada yetersiz kaldığını mı söylüyor?
Mustafa Bey'in de söylediği gibi bu konuda AT içinde tam bir eğilim yok.Yaşamın biyokimyasal yapısı üzerinde duran AT teorisyenleri bu yapıların bilinen doğal mekanizmalarla oluşmuş olmasının imkansızlığı üzerinde duruyorlar.Dolayısı ile Tasarımcının türetiminin biçimi daha sonraki aşama olarak görülüyor.Çünkü asıl önemli olan bu yapıların kökenleri.. Bu yapıların kökenini doğal yollarla açıklanamadıktan sonra türetimin yöntemi üzerine tartışmak abesle iştigal..
Şahsi düşüncem , günümüze kadar bulunan kanıtlardan gördüğüm kadarıyla , türüstü kategorilerin kökenlerinin bir sır olduğu ve yaşam tarihinin "common descent" bir süreç ortaya çıkarmadığı yönünde.Ama ileride bulgular değişirse ve "common descent" bir durum ortaya çıkarsa düşüncelerimi değiştiririm.Bundan da hiç yüksünmem.
Ama bugün için durum bu..
Saygılarımla..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 9, 2006 3:12 PM
ya arkadaşlar neden aynı yere gelip duruyorsunuz?öncelikle Aşkın Güray arkadaşım,bitki gibi bitirdi ifadesinin neyi kastettigini açıklamıştım,kadınların tarlalara benzetilmesinden kaynaklanıyor müteşabihtir,muhkem ayetlere göre yorumlanırsa tohum un bir damla su oldugunu da görürsünüz..ikincisi kelebegin gelişim safhasını evrime kanıt olarak gösterdiginize inanmıyorum şaka sanırım S.Öztürk ün dedigi gibi...bu arada evrim deyince tam olarak ne anlıyorsunuz onu söyleyin açıkça,eger ceninin gelişim safhalarındaki durumu da evrime kanıt olarak görüyorsanız sizinle tartışmayacagım...
Sayaın Yılmaz Bey e gelince,AT direkt olarak dogada her hangi bir evrim yok diye ortaya çıkmadı,darwinizm in yetersiz kaldıgını ortaya atarak çıktı evet burası dogru..ancak bu gün AT nin canlılar hakkında belli bir duruşu var,belli bir görüşü var,şu da olabilir bu da olabilir diye ihtimaller üzerine kurulmaz teoriler,yasalardan,bilimsel verlerden hareket eder,kanıt sunar..AT ye göre canlılar bir anda ortaya çıkmışlardır,fosil kayıtlarıyla bunu destekliyorlar,öte yandan canlıların bir anda ortaya çıkmaları gerektigi üzerine de olasılık bilimiyle kanıtlar sunuyor..yani bir belirsizlik yok,darwinizm dışında başka bir evrimsel mekanizmayla da olmuş olabilir demiyor,eger bunu diyorsa ki soruyorum burdan sayın Akyol a? o zaman ciddi eleştirilerim olacak AT ye,çünkü belli bir görüşü olmayan teori kim ne derse desin bilimsel olamaz,karışık denilen Kuantum un fizigin en zor problemlerinde kesin bir duruşu vardır..çünkü bilimsel teori bunu gerektirir,yoksa canlılıgın ortaya çıkışı ve kompleks yapısının kökenini açıklamak için ortaya atılmış bir teori hala şöyle de olmuş olabilir böyle de olablir gibi bir açıklama sunması kabul edilemez ki zaten öyle de degil..
(ebulfetih)
Yazan: ebulfetih Tarih: April 9, 2006 3:16 PM
""ben sn. akyol'un şu ifadesine takıldım:
"Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir."
Sn akyol, zaten evrim teorisi de bunu söylüyor. Eğer ki bunu kabul ediyorsanız, insanlar ile maymunların ortak bir ataya sahip olduklarını da kabul etmeniz gerekir.""
bende aynı noktaya takıldım.
benim gorusume gore ortak ata diye bir sey yoktur.
her tur ayrı ayrı yaratılmıstır.
eger AT ortak ata konusunda evrim ile celismiyorsa;ben hem evrim ile hemde AT ile celisiyorum demektir.
Yazan: bercenay Tarih: April 9, 2006 5:47 PM
Arkadaslar,
Bu konuda bu sitede yeniden alevlenen tartismalari sadece zevkle izlemekle yetinmek niyetinde idim birden cok sebeple ama ne mumkun. Iste "in house buyuk resimci" den birkac degerlendirme:
1. Dilerdimki bu tartismaya evrimcilerde katilsin. Su ana kada gordugum bir yumruk sallayp, bosami doluyami gittigini tesbit etmeden kacanlar, ve inanislari gazetelerindeki "haberler" vasitasi ile buraya tasinmis Ismet Berkan ve diger Aydin Dogan'lar.
Herhalde "Ayrıca eğer evrim yoksa yerde yürünen bir kurt nasıl oluyorda koza yapıp uçan bir kelebek haline geliyor?" ancak insan ile primate arasindaki "kayip halka" iddiasi icin delil olarak kullanilabilir S. Ozturk dostumun teshir ettigi gibi.
2. Benim icin "genel evim" in en zayif halkasi hep ilk halkasi olmustur. "Kimyasal evrim" mi deniyor? Ve gene genelde her hcrenin, her atomun, her "indirgenemez derecede karmasik" sayisiz makinanin bize ayet olarak haykidigi "muazzam mimari" ve dolayisi "mimar"i gormek istememedir. Bun gormek icin burdaki bircok dostlar derecesinde detaylara vukufiyete gerek yoktur. allah'in kainati yaratirken hangi mekanizmalari kullanabilcegi gibi bir sinirlandirmayi ancak dogmatik on yargili ateistler yaradiliscilari miskarakterize ederken getirmislerdir. Turlerin burbirinden gelebilecegi, "common ancestor" olsun veya olmasin, hep kafama yatmisir. Bu konuda kedimlede ayni fikirdeyiz. O hala kendini aslan saniyor. :)
3. Bu sitede izledigim tartismalarinda yardimi ile bende bir fikirsel "evrim" yasiyorum. Ve gelcogiom nokta sudur: Sadece pozitivist yaklasimkla ne Darwin tabutuna konabilir nede Behe veya genelde AT'ciler. Ben Darwin'in tabutuna konulacagin "inniyorum" ama bu pozitivist metodla degil gelecek nesillerin "mana dunyasinin" urunu olacaktir. Bununla "AT'ye ne gerek vardi" diyen guruha girdigimi sanmiyorum ama Muzmin Anonim dostuma birazcik yaklasmis oluyorum belki AT'nin soyleyecegi sozun "buyuk resimde" onemi konusunda.
So spake Nostradamus.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 9, 2006 7:44 PM
Sn Öztürk,
Yanıtınız için öncelikle teşekkürler.
Benim hissim şu şekilde: sanki "darwinizm" veya "kemalizm" terimleri; "evrimcilik" veya "atatürkçülük" arasındaki farka benziyor.
İlk iki terimin, bağnaz bir düşünce yapısını çağrıştırmak üzere özellikle seçilmiş olduğunu düşünüyorum.
Evrimin diğer mekanizmalarını ise daha önce Da Vinci'nin verdiği bir linkte bulabilirsiniz. Çok istememe rağmen malesef moleküler biyolog değilim ve makale beni biraz aşıyor.
Evrim teorisi lehinde her geçen gün yeni kanıtlar ortaya çıkıyor. Üzerinde çok tartışılan ve AT'yi çürüttüğü söylenen araştırmalar (ve diğer birçok araştırma) gösteriyor ki, yeni moleküler yapılar eskilerin "modifiye" edilmiş hali. Bunun temel mekanizmaları da mutasyon ve doğal seçilim. Diğer mekanizmaları da gözardı etmemek gerekir.
Bence bu kanıtların sayısı yeterli düzeyde ancak bilim ilerledikçe yeni kanıtların öne sürüleceğini düşünüyorum.
Fosil kayıtlarının evrim teorisini çürüttüğü iddiası ise, gerçekten kusura bakmayın ama, tamamen yanlış.
Evrimci-AT'ci-Yaratılışçı tüm argümanları bir tarafa bıraksak bile, jeolojik katmanlarda yukarıya çıktıkça artan "komplekslik" bile, tek başına evrim teorisi lehinde büyük bir kanıttır diye düşünüyorum.
Bir evrim süreci yoksa ve hiç olmadıysa jeolojik katmanlarda niçin belirli canlıların giderek daha da karmaşık yapılara sahip olduğunu görüyoruz?
Bu arada bilerek "belirli" dedim, çünkü "yaşayan fosiller" argümanı akla gelebilir. Bu argüman evrim teorisi ile çelişmiyor. Başarılı tasarımların değişime uğramayabileceğini gösteriyor. Evrim teorisine karşı çıkanlar genelde bu bez bebeğe vuruyorlar.
KNM-ER 1470'i ise araştırmanızı özellikle tavsiye ederim. Kaynakları tarayın lütfen, yaratılışçılar buna "tam maymun" veya "tam insan" mı diyeceklerine bir türlü karar veremediler. Gerçekten eğlencelik.
Ayrıca bir başka noktaya da vurgu yapmak istiyorum: eğer ki AT, "common descent" kavramını bütünüyle gözardı etmiyorsa, insanlar ve maymunların ortak ataya sahip olabileceği ihtimalini de "yok" saymıyor demektir.
Doğru mu değil mi?
Kambriyen dönemine ait itirazınıza gelince, ki bu çok dile getiriliyor, kambriyen döneminde canlılar birdenbire ortaya çıkmamıştır. Daha önceki 400-500 milyon yıllık bir evrim sürecinin birdenbire açılım yapmasıdır (burada "birdenbire" dediğim süre 45-50 milyon yıldır!)
Bunu tetikleyen şey belki dünya atmosferinin yapısındaki bir değişim, belki iklim veya bilmediğimiz başka birşey olabilir. Bunu kimse bilmiyor.
Ayrıca kambriyen döneminde kurbağalar, insanlar veya dinozorlar ortaya çıkmamıştır. Böyle olsaydı evrim teorisini ben de çöpe atardım.
Bu dönemde başta eklembacaklılar olamk üzere diğer ilkel filumlar ortaya çıkmıştır. New Scientist'de okuduğum bir makalede (adını hatırlayamıyorum) bu bir "evrimin hayat denemesi" olarak nitelendirilmişti.
Başarılı olan biyolojik yapılar ve tasarımlar hayatta kaldı, diğerleri kayboldu gitti.
Zaten kambriyen devri fosillerine baktığınızda, günümüzdeki hiçbir sınıflandırmaya dahil edilemeyecek "tuhaf" ve "garip" yapıların ve tasarımların denendiğini görürsünüz.
Benim başından beri vurgulamak istediğim nokta şu:
Evrim; mutasyonlar, doğal seçilim ve diğer mekanizmalar aracılığıyla gerçekleşmiş olsa bile, bu hayranlık uyandıracak birşeydir.
Bir insan, bir yaratıcıya inanmak istiyorsa, bu sürecin, inancını artıracak bir etmen olmaya nasıl bir engel teşkil ettiğini ve yaratılmanın bu şekilde olabileceğinde nasıl bir sakınca gördüğünü kavrayamıyorum.
Saygılar.
Yazan: Yilmaz Tarih: April 9, 2006 8:00 PM
Darwinizm/ID cepheleşmesinde, ID-Türkiye "şube"sinin (Tek bir kişi olarak Mustafa Akyol değil kastettiğim, bu minvalde oluşan bir komünite; daha subjektif bir bakışla, yolda düzülen kervan) kollektif bilinçaltını da biraz deşelemek lazım diye düşünüyorum. Yılmaz Bey Kemalizmi zikretmiş. Ben şöyle diyeceğim: Üzüm yemekten ziyade bağcı dövmeye mütemeyyil bir teşebbüs izlenimi vermeye başladı bu yerli ID. Zavallı Darwin, ne bilsin ileride "çağdaş Türkiye"nin laiklik ve bilim cephesinde anıtsal bir kahramanlık sembolü olacağını! Dolayısıyla ID-Turka, laikçi hakim zihniyetin durumu manipüle etmesine zemin hazırlamış oldu. Hadise, sosyolojik gelişim ve dönüşüm yasalarını hiçe sayan ve maziyi masalla, hali despotizmle, atiyi de toplum mühendisliğiyle "hall"edeceğini sanan malûm hakim gücün, kozmogoni, kozmoloji, biyokimya vb konulardaki ilkel ve çağdışı (:bu kelimeye de hastayım yani!!!) pozitivizmine bilimsel bir cevap denemesi/iddiası olmaktan çıkarak, handiyse, yine laikçi hakim gücün o şirin (!) ve totolojik deyişiyle, bir "siyasal simge"ye tahavvül etti. Yani, bir nevi "Vurun Kahpeye" sendromu... (Dostlarımca yanlış anlaşılmayı hiç istemem; bu "siyasal simge" teranesini onaylamak niyetiyle zikretmedim elbet; bu terane, hakim gücün kronikleşmiş "siyasetsiz siyaset" projesini deşifre eden bir diskurdur.) ID'cı olmamam, ID'cı sevgili dostlarım için üzülmemi engellemiyor. Çünkü REaksiyoner olmaktan aksiyoner olmaya terfi etmeyi bir türlü başaramıyor ve hakim zihniyetin oyun alanına giriveriyorlar. Bu, "kader" midir? Sorarım.
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 9, 2006 10:25 PM
Sevgili Bekir Bey,
"(...) her hücrenin, her atomun, her "indirgenemez derecede karmasik" sayisiz makinanin bize ayet olarak haykidigi "muazzam mimari" ve dolayisi "mimar"i gormek istememe (...)" [BY]
Bunu görmeyi başardığımızda bu -bir yandan gerekli bir yandan yanlış- tartışma boşa çıkacak zaten -ama ne mümkün!
"Bir insan, bir yaratıcıya inanmak istiyorsa, bu sürecin, inancını artıracak bir etmen olmaya nasıl bir engel teşkil ettiğini ve yaratılmanın bu şekilde olabileceğinde nasıl bir sakınca gördüğünü kavrayamıyorum." [Yılmaz Bey]
Evet, aynen, neden Allah ile evrim kavramlarını biraraya getirmek yanlış olsun ki? Yaratıcı'nın varlığına ikna olmak, ille de yaratım sürecini bir karış aklımızla "çöz"üveceğimiz sanısıyla mı eşdeğerli? Ya da daha açık sorayım: Evrim yahut ID yahut başka birşey, bunlar yaratımın kendisinden daha mı önemli? Aslolan, bir yaratıcının olduğu/olmadığı noktası değil mi ve bu noktaya ulaşmanın TEK ve sine qua non yordamı/yöntemi/tekniği, felsefi üstboyutu/üstdili bir yana bırakıp paleontolojik "kanıt"lar filan mı aramak?
Bütün tarafları "itidal"e ve Yaratıcı'nın ihtişamını seyre davet etme cüretinde bulunuyorum.
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 9, 2006 11:41 PM
Yılmaz Bey ,
"Evrim teorisi lehinde her geçen gün yeni kanıtlar ortaya çıkıyor. Üzerinde çok tartışılan ve AT'yi çürüttüğü söylenen araştırmalar (ve diğer birçok araştırma) gösteriyor ki, yeni moleküler yapılar eskilerin "modifiye" edilmiş hali. Bunun temel mekanizmaları da mutasyon ve doğal seçilim. Diğer mekanizmaları da gözardı etmemek gerekir."
Moleküler açıdan evrim teorisinin nasıl bir kriz içinde olduğundan sanırım tek taraflı kaynakları takip etmenizden dolayı haberiniz yok.. Mesela bu linke bakarsanız bazı tutarsızlıkları görebilirsiniz.
Ayrıca Moleküler karşılaştırmaların evrim teorisi lehinde değil, aleyhinde sonuçlar verdiği, Science dergisinde yayınlanan "Is It Time to Uproot the Tree of Life?" başlıklı bir makalede de kabul edilmiştir. Elizabeth Pennisi imzalı makalede, Darwinist biyologların "evrim ağacını" aydınlatmak için yürüttükleri genetik analiz ve karşılaştırmaların tam aksi yönde sonuç verdiği belirtilmiş, "yeni verilerin evrimsel tabloyu kararttığı" ifade edilmiştir:
Bir yıl önce, bir düzineden fazla mikro organizmanın yeni dizinlenmiş genomlarını inceleyen biyologlar, bu bilgilerin yaşamın erken zamanlarının tarihi hakkındaki kabul edilmiş çizgileri destekleyeceğini ummuşlardı. Ama gördükleri şey onları şaşkına düşürdü. O an mevcut olan genomların karşılaştırılması, yaşamın büyük gruplarının nasıl ortaya çıktığına dair tabloyu aydınlatmadığı gibi, onu daha da karışık hale getirdi. Ve şimdi, elde bulunan 8 yeni mikrobial dizilimle birlikte, durum daha da kafa karıştırıcı bir hal aldı...
Çoğu evrimci biyolog, yaşamın başlangıcını üç temel alemde bulabileceklerini düşünüyorlardı... Tam DNA dizilimleri, başka türlü genlerin karşılaştırılmasının yolunu açtığında, araştırmacılar basitçe bu ağaca daha fazla detay ekleyeceklerini umuyorlardı. Ama "hiçbir şey gerçekten bu kadar daha uzak olamazdı" diyor Claire Fraser, Rockville Maryland'deki The Institute for Genomic Research'ün başkanı. Aksine, (genetik) karşılaştırmalar, hem rRNA ağacıyla hem de birbirleriyle çelişki içinde bulunan pek çok farklı hayat ağacı versiyonu ortaya çıkardı.
Jonathan Wells'de , bu konuda şunları söylüyor: "Farklı moleküller üzerine kurulu olan ağaçlardaki uyumsuzluklar ve moleküler analizler sonucunda ortaya çıkan garip sonuçlar, moleküler filogeniyi bir krize sürüklemiş durumdadır."
Biyokimyacı Prof. Michael Denton'da moleküler biyoloji alanında elde edilen bulgulara dayanarak şunları söylüyor:
Moleküler düzeyde, her canlı sınıfı, özgün, farklı ve diğerleriyle bağlantısızdır. Dolayısıyla moleküller, aynı fosiller gibi, evrimci biyoloji tarafından uzun zamandır aranan teorik ara geçişlerin olmadığını göstermiştir... Moleküler düzeyde hiçbir organizma bir diğerinin "atası" değildir, diğerinden daha "ilkel" ya da "gelişmiş" de değildir... Eğer bu moleküler kanıtlar bundan bir asır önce var olsaydı... organik evrim düşüncesi hiçbir zaman kabul görmeyebilirdi
Yani kısaca moleküler evrim konusunda darwinizm gerçekten kriz içindedir.Bu konuda oldukça geniş olan AT literatürünü incelemelisiniz.
Jeolojik katmanlardaki ortaya çıkış sıralaması için kullanılan basitten karmaşıklığa doğru tanımlaması tam doğru değildir.İsmini hatırlayamadığım biyoloji prof.u bize çok basit gelen bir bakteri ile amip arasındaki karmaşıklık farkının insanla amip arasındaki farktan daha az olmadığını söylemişti. Öte yandan jeolojik katmanlarda ki ortaya çıkma sıralamasının evrime otomatikman kanıt olması olgusunu da bir türlü anlayamıyorum.. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz ? Bu pekala Yaratıcının dünya atmosferine ve ekosisteme uygun şekilde canlıları belirli bir sıralama ile yarattığını da gösterebilir..
Eğer önyargılarınızdan sıyrılırda bakarsanız bu tip bir akıl yürütmenin bilimsel olamayacağını da kavrarsınız.Vaktim olmadığı için bir alıntı yapacağım .Bir ara anafikir.com. admini Selim Yörük şöyle bir örnek vermişti:
"Misal ben oyuncaklarımla öyle güzel bir "soy ağacı" düzenledim ki;
• Uzaktan kumandalı kırmızı arabanın, sakızdan çıkan küçük kırmızı maket arabanın zaman içinde bilmediğim çeşitli etkenlerle farklılaşmasından oluştuğunu,
• Yeşil kumaş parçasının da, belli bir bilinç olmadan, rastgele meydana gelmiş, çeşitli kimyasal tepkimelerin ardından, uyurken ayağa kaldırdığınızda ağlayan, yeşil kıyafetli bir bebeğe dönüştüğünü iddia edebilirim.
Ve bana "Bunu nasıl ispatlarsın?" dediklerinde, benzerlikleri sıralarım;
• Ikisi de kırmızı, ikisi de plastikten yapılmış, ikisinin de tekerlekleri var. Ikisi de oyuncak...
• Ikisi de yeşil, ikisi de pamuktan yapılmış, ikisi de yumuşak...
Benim Oyuncak Teorimi bilimsel yollarla yanlışlayabilir misiniz? Belki de doğa sizin bilmediğiniz öyle etkiler yaptı ki küçük kırmızı maket araba uzun yıllar sonra büyüdü ve uzaktan kumandalı bir araba oldu. Kim buna "Hayır olmadı! Ben doğanın yuapabileceği tüm etkileri biliyorum. Onu o şekilde uzaktan kumandalı bir araca çevirebilecek bir etki olamaz. Olmadı" diyebilir.
Kısacası, eğer benim Oyuncak Teorim doğru ise, bilimsel ise severek kabul ediyorum ki Evrim Teorisi de doğrudur, bilimseldir."
Bu tip bir akıl yürütmenin sakıncalarını ve bilimsel anlamda anlamsızlığını sanırım anlatabildim.
KNM-ER 1470'i ise araştırmanızı özellikle tavsiye ederim. Kaynakları tarayın lütfen, yaratılışçılar buna "tam maymun" veya "tam insan" mı diyeceklerine bir türlü karar veremediler. Gerçekten eğlencelik.
Bence siz eğlence görmek istiyorsanız asıl evrimsel literatüre bakmalısınız.İlk canlı hücresinin oluşum teorilerden(bu konuda teori sayısı belki buradaki yorumcu sayısından fazladır) , kambriyen canlılarının kökenine , türlerin geçiş aşamalarından ata-torun ilişkilerindeki birbirinden farklı soyağaçlarına , kuşların tetrapot dinolardan mı , yoksa kısa ön bacaklı dinolardan mı türediğine dair ünlü kuş bilimcilerle yine başka bir ünlü kuş bilimci Feducca'nın kavgalarından , materyalist olduğu halde evrimsel mekanizmaları kabul etmeyen ve darwinist evrim için "hayal kurmayı yasaklayan kanun yoktur ama bilim buna dahil edilmemelidir" diyen P.Grasse ile Gould'un kavgalarına kadar evrimsel literatürdeki amansız tartışmalara bakmalısınız.
Evrim literatüründe hal böyleyken yaratılışçılarında bir fosil üzerinde farklı düşüncelere sahip olması da anlayışla karşılansın artık. :-)
Bunu tetikleyen şey belki dünya atmosferinin yapısındaki bir değişim, belki iklim veya bilmediğimiz başka birşey olabilir. Bunu kimse bilmiyor.
Siz bilmiyorsunuz.Ve doğrusunu söylüyorsunuz.Ama darwinistler bu konuda kendilerinden oldukça emin.Üstelik hiçbir kanıtları yokken.Sonra da bize dönüp "dogmatik" diyorlar..Komik mi iranik mi ? Buyrun siz kara verin..
Kambriyen patlaması ile ilgili düşüncelenize de katılmıyorum.Son bulgular bu patlamanın 50 kadar flum meydana getirdiğini ve bu flumların bazılarının daha sonra soylarının tükendiğini göstermektdir.Ayrıca sizin şekilsiz, biçimsiz denemeler dediğiniz canlılar son derece kompleks amaca dönük organlara sahip kusursuz canlılardır.Yine başka bir yanılgınızda kambriyen patlamasının zaman aralığı ile ilgili.Bu aralık 40 değil 10-15 milyon yıldır.Ve bu süre sciene’in ifadesi ile evrimsel açıdan gözkırpması kadardır.
Science dergisi süre konusunda sizin gibi düşünmüyor olacak ki şu bilgileri veriyor :
Fosil kayıtlarına göre yeryüzünde yaşam 3.5 milyar yıl önce küçük fotosentetik bakterilerle başladı. 3 milyar yıla yakın süre, gezegen bakteri, plankton ve mikroskobik deniz bitkilerinden daha büyük bir canlıya sahip değildi. Sonra birdenbire, 540 milyon yıl kadar önce, okyanusun karanlık derinliklerinde, çok zengin bir hayvanlar topluluğu var oldu. Uzun dikenli solucanlardan ağızları için yakalama kancaları bulunan beş gözlü yaratıklara kadar, 10 milyon yıllık bir süre için -ki bu evrimsel zaman açısından bir göz kırpması kadardır- okyanus zeminini tamamen değiştirdiler. Bunlar havyanların bilinen tüm büyük gruplarının ilk temsilcileriydiler ve hatta bazıları sonradan yok olacak daha başka gruplara dahildiler.
Bu canlıların kökenine dair hiçbir argüman sunamadan deneme - yanılma olmuştur demek ve bunu da "bilimsellik" adına savunmak hangi mantığa sığar anlamakta güçlük çekiyorum..
Evrim; mutasyonlar, doğal seçilim ve diğer mekanizmalar aracılığıyla gerçekleşmiş olsa bile, bu hayranlık uyandıracak birşeydir.
Bir insan, bir yaratıcıya inanmak istiyorsa, bu sürecin, inancını artıracak bir etmen olmaya nasıl bir engel teşkil ettiğini ve yaratılmanın bu şekilde olabileceğinde nasıl bir sakınca gördüğünü kavrayamıyorum.
Bu sözlerinize katılıyorum.Binbeşyüzüncü kere söylüyorum ki benim ya da mensubu olmaktan şeref duyduğum İslam'ın evrim ya da benzeri hipotezlerle bir alıp veremediği olamaz.Yine binbeşyüzüncü kere söylüyorum ki evrim benzeri hipotezleri İslam'ın ateşin zekalı düşünürleri avrupalılar daha popolarını yıkamayı bilmiyorken -hoş hala yıkamıyorlar ya- 1000 li yıllarda kitaplarına almışlar ve tartışmışlardır.
Amma bugünkü gözlemlerde böyle bir süreç ortaya çıkarmıyorsa durup dururken neden böyle bir teoriye inanayım ki ?
Siz benim söylediklerimi önyargılarınızdan sıyrılarak bir düşünün...
Saygılar..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 10, 2006 1:07 AM
Sn. Metin-the-Poor, Yilmaz Bey,
Bu konuda kafama cok farkli dusunceler birbiri ile yaris ediyor. Anlasilalabilir birseyler soyleyebilmem icin numarali paragraflar halinde konusmak zorunlulugu hissettim gene.
1. Daha onceki soylediklerimden "common descent" konusunun kafamda cozulmemis oldugu anlasiliyor sanirim. Bu konuda Islami referanslardan hereket ederek gorus belirten bir arkadasinda "ben olmadigi gorusundeyim" ifadeside bu konuda Islam'in detayli, kesin bir aciklama sunmadigi fikrimi guclendirici mahiyette.
2. Allah canlilari "evrimsel bir prosess" ile yaratmis olmazmi" ifadesini bazi bagnaz derecede dgmatik olmayan evimcilerin de ifade ettigini duymak guzel. Bundan Yimaz beyi kastetmiyorum tabiiki. Bu ifadeyi ilk olarak "Radikal evrimci" gazetede yazan laikci T. Alkan telaffuz etmisti ilk olarak; bilim dunyasinda yapildimi bilmiyorum. Kanimca, evrimcilerin yaradilisinda mumkun olabilecegini soylemeleri "big leap" (buyuk adim) dir onlar adina. "evrim" in temel argumani (Darwin'le sinirlamiyorum-en genel manasinda)hayatin baslangicinin ve en mutekamil hale gelmesinin tamami ile kontrolsuz, tasarimsiz, raslantisal kaotik bir process'in urunu olmasidir. Yani "tasarim" i dolayisi ile "tasarici" yi reddetmektir. Dolayisi ile onlar icin "evrim tasarlanmis ta olabilir" demek gozumde "hidayete ermek" denebilecek kadar buyuk bir adimdir. Tersi dogru degildir. Yani "yaradilis" a inananlarin "tamam Allah'in gucune sinir olmadigina gore turlerin bir sekilde biribirinden gelmesi yani bir cesit evrimin olmasi ne AT'ye nede benim inanisima ters duser" demesi hicte buyuk bir "leap" degildir. Zaten "tasarim her turlu evrimi disarda birakir" argumani ne AT'cilere nede genel; manada teistlere aittir. Bunlar genellikle kacak doguserek, karsilarindakini marjnalize etmeye calisan Radikal evrimcilerin "yarasdisliscilara" yakistirmasidir.
2. Benim daha onemli saydigim bakis acisi daha once farkli sekilde ifade ettigim mealen "bu sorunun cevabini laboratuardan cikmayacaktir; gelcekte Darwin'i tabuta koyacak olan bakteri kalcisi veya hormon receptoru konusundaki son soz degil, insanlarin "anlam dunyasi" nin vardigi nokta olacaktir" fikridir. Ayni dusunceyi Metin-the-Poor dostum "felesfi ust boyut/ust dil" olarak ifade etmis. Ben onun kadar ileri gidip "tartisma yersizdir" demiyorum; cunki en azindan bilim adamina "bunu arastiranmazsin bu inancin sahasina girer" demenin bilim felsefesine ters dustugu kanaatimi diger bir ilmekte ifade etmistim, saniyorum Muzmin-Anonim dostuma cevaben. Benim inancimin AT'cilere ihtityaci yok ama "ne gerek var buna" deme hakkimda yok once bilim felsefesini biraz anlayan sonra Islam'da kelamin onemnin farkinda biri olarak.
3. Metin-the-poor dostum, "alinganlardan" biri olarak, diger bir yorumunuzda bu "yaradiliscilarin" yada genel manada Turkiye'deki Islami duyarliligi kuvvetli olan kesimin "reaksiyonerligi" konusu uzerine bir mudafa geregi duyuyorum (benzer bir elestiriyi Muzmin Anonim dostmuuzda dile getirmisti). Bu "reaksiyoner" yada duygusal tavir stratejik olarak dogru veya rasyonelde olmyabilir ama saniyorum psikolojik boyutta anlasilabilir. Buna "Gulag sendromu" dersem belki biraz asiri bir ifade olur ama meramimi anlatir herhalde. Saniyorum Mustafa bey "radikal evrmici kafa" ile "radikal laikci kafa" yi iliskilendirmis. Bilen bilir bana kalsa idi "Fuhus Yapan Unluler" den "orduyu goreve cagiran rektorlere" kadar daha neleri iliskilendirirdim, bu "Darwin_AT" tartismasina, bilen bilir...
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 10, 2006 10:53 AM
Sevgili Bekir Bey,
“Ayni dusunceyi Metin-the-Poor dostum "felesfi ust boyut/ust dil" olarak ifade etmis. Ben onun kadar ileri gidip "tartisma yersizdir" demiyorum; cunki en azindan bilim adamina "bunu arastiranmazsin bu inancin sahasina girer" demenin bilim felsefesine ters dustugu kanaatimi diger bir ilmekte ifade etmistim, saniyorum Muzmin-Anonim dostuma cevaben. Benim inancimin AT'cilere ihtityaci yok ama "ne gerek var buna" deme hakkimda yok once bilim felsefesini biraz anlayan sonra Islam'da kelamin oneminin farkinda biri olarak.” [BY]
Tartışmanın “yersiz” olduğunu söyler gibi bir izlenim edinilmesine yol açacak kadar ölçüsüz kaçmış sözlerim, özür dilerim sizden ve herkesten. Demek istediğim o değildi elbet; YARATIM olgusunun kendisinin (kendinde içkin ilahiliğinin) yanında YARATIM PROSES’inin önemi çok küçük bir nisbettedir demekti niyetim. Yoksa elbette dediğiniz gibidir; zaten S.Öztürk dostuma da bir yazısına istinaden “merak ve tecessüs duygusu”ndan dem vurmuştum ki bu da özür ve düzeltmemi teyit eder birşeydir sanırım.
Reaksiyonerliğe gelince... “Gulag sendromu”ndan kurtulmakta da artık fayda var. Güneş balçıkla ilelebet sıvanamaz, sıvanamadığı ve sıvanamayacağı da belli oluyor artık. Şimdi vakit, zihinlerin restorasyonu ve demokratizasyonu vaktidir.
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 10, 2006 1:50 PM
"Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir."
Bu durumda Kur-an da anlatılan adem ile havva ayetlerini nasıl açıklıyorsunuz? İnsan ilk olarak yine insan şeklindemi yaratıldı yoksa başka bi şekildemi türedi?
Yazan: sedat Tarih: April 10, 2006 4:08 PM
Darwinizm'in nasıl kırılgan bir yapıya sahip olduğunu göstermek için William Dembski'nin yazdığı bir makalede verdiği çok güzel bir örnek var. Dembski oldukça zekice önerdiği bir senaryo ile bir gerçeğe dikkatimizi çekiyor:
Dembski kısaca şunları yazmış:
Farzedin ki ben süper-dahi bir moleküler biyologom ve laburatuvarımda doğada hiç var olmayan oldukça karmaşık süper bir nano-makine tasarladım. Sonra normal bir bakteriyi aldım ve genetic modifikasyönler ile bu nano-makineyi onun DNA'sına yerleştirdim. Eğer doğa da var olmayan bu yeni bakteri türünü gizlice doğaya salıverirsek ve bu bakteri çoğıldıktan sonra Darwinist biyologlar tarafından keşfedilirse, acaba bu biyologlar ne diyecekler? Tabiki bu nano-makinenin tasarlandığını söylemek yerine bunun doğal seleksyön ürünü olduğunu söyleyeceklerdir.Halbuki gerçekte bu bakterideki nano-makine aslında benim tarafından tasarlanmıştır, doğal yöntemlerle değil. İşte bu noktada Darwinist mantık yürütme tarzının ne kadar kırılgan ve yanılmaya açık olduğunu görebiliriz.
Şimdi ben size daha basit bir örnek vereyim. Eğer biz bugün yapay yollarla genetik olarak iyileştirilmiş ve geliştirilmiş meyveleri ve sebzeleri uzak bir ormanda ekersek ve bunlar yıllar boyu orada çoğalırlarsa, bunları keşfeden Darwinist botanikçiler bu bitkilerin doğal seleksyön yöntemi ile gelişmiş olduklarını açıklamaya çalışacaklardır. Değil mi?
Şimdi düşünün ki bundan 100 yıl sonra genetik bilimi ve biyokimya o kadar ilerlemiş olacak ki hertürlü genetik yapıyı sıfırdan yaratabilecek duruma gelmişiz. Hiç var olmayan yeni bakteri türlerini yaratabildiğimizi düşünün.
Bu durumda Darwinizmin sonu gelmeyecek mi?
Darwinistler hangi yöntemlerle aradaki farkı anlayabilecekler?
Yazan: Farshad Tarih: April 10, 2006 6:51 PM
Sn. Metin-the-Poor dostum,
"kopyala ve yapistir" sistemin biraz tembelliklten birazda toptanci tabiatim geregi terk etmis olmama ragmen, he ikimiz adinada bir yanlis anlamalar zinciri yaratmamak saiki ile tekrar bu metoda bas vuracagim:
"“Ayni dusunceyi Metin-the-Poor dostum "felesfi ust boyut/ust dil" olarak ifade etmis. Ben onun kadar ileri gidip "tartisma yersizdir" demiyorum; cunki en azindan bilim adamina "bunu arastiranmazsin bu inancin sahasina girer" demenin bilim felsefesine ters dustugu kanaatimi diger bir ilmekte ifade etmistim, saniyorum Muzmin-Anonim dostuma cevaben. Benim inancimin AT'cilere ihtityaci yok ama "ne gerek var buna" deme hakkimda yok once bilim felsefesini biraz anlayan sonra Islam'da kelamin oneminin farkinda biri olarak.” [BY]
Tartışmanın “yersiz” olduğunu söyler gibi bir izlenim edinilmesine yol açacak kadar ölçüsüz kaçmış sözlerim, özür dilerim sizden ve herkesten. Demek istediğim o değildi elbet; YARATIM olgusunun kendisinin (kendinde içkin ilahiliğinin) yanında YARATIM PROSES’inin önemi çok küçük bir nisbettedir demekti niyetim. Yoksa elbette dediğiniz gibidir; zaten S.Öztürk dostuma da bir yazısına istinaden “merak ve tecessüs duygusu”ndan dem vurmuştum ki bu da özür ve düzeltmemi teyit eder birşeydir sanırım." [MTP]
Goruldugu gibi sizin yorumunuzu miskarakterize etmisim. Yalniz bu miskarakterizasyonda ne sizin bana ne benim size yonelttigimiz bir "olcusuzluk" falan gibi bir itham yokki bir ozur dileme geregi olsun. "AT'ye ne gerek var diyor demek" basli basina bir itham olustrmuyor benim kitabimda. Nitekim bu sitede konu ile ilgili tartismalarda bircoklari bunu dile getirdi. Siz bunu dememissiniz. I stand corrected. Hassasiyetiniz acaba "ileri gitme" ifademi yanlis anlamanizdanmi kaynaklandi diye dusunuyorum. Oyle oldugunu sanmiyorum ama her ihtimale karsi bunu "sen ileri gidiyorsun" daki manada degil "ben Metin Bey'e katilmakla birlikte, bu noktada onunki kadar kuvvetli bir ifadeyi kullanmak istemiyorum" manasinda oldugunu belirteyim.
"Ya da daha açık sorayım: Evrim yahut ID yahut başka birşey, bunlar yaratımın kendisinden daha mı önemli? Aslolan, bir yaratıcının olduğu/olmadığı noktası değil mi ve bu noktaya ulaşmanın TEK ve sine qua non yordamı/yöntemi/tekniği, felsefi üstboyutu/üstdili bir yana bırakıp paleontolojik "kanıt"lar filan mı aramak? " [MTP]ifadenize "felsefi ust boyut/ust dil" kismina katilmakla birlikte "palentolojik kanit aramak" olayini- ki ben bunu AT'nin genel elestirisi olarak algiliyorum- "sine qua non" olani bir kenara birakmak olarak telakki etmedigimi ifade etmeliymisim. AT'cilerin tek kimligi AT'cilik degilki. Kimisi Musluman kimisi Hiristiyan. Dolayisi ile palentoloji veya molekuler biyoloji ile ugrasmalari, "ust dili" veya benim deyimim ile "mana dunyasini" bir kenara birakmalari, yada yaradilisin kendi yerine procesi koyduklari anlamina gelmiyor kanimca.
Biraz once bu sitede "Fuhus yapan unluler" basligi altinda benzeri bir elestride bulundugum bir yorumcuya yaptigim aciklamada "ben bir konuda bir kisinin ismine hiteben bir yorum yaparken, yani umuma demek yerine birini "kurban" secerken, ifade ettigim fikirler sadece o yorumcuya donuk olmuyor, benzeri dusunceleri ifade eden baskalarinada itirazlarimi "fudge" yapiyorum" mealinde birseyler soylemistim. Saniyorum bu aciklama burdada gecerlidir. Ozel bir itham icermedigi surece bundan fazla bir zarar geledigi dusuncesindede degilim.
Ozet olarak sizinle temel mesajda ayni fikirdeyiz. Ama nuans seviyesinde dahi olsa farkligin aciklamaya ihtiyaci var "mutabakat" in aksine. Hence this.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 10, 2006 10:01 PM
"Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir."
Bu durumda Kur-an da anlatılan adem ile havva ayetlerini nasıl açıklıyorsunuz? İnsan ilk olarak yine insan şeklindemi yaratıldı yoksa başka bi şekildemi türedi?
ALINIDIR...
CEVAP:
"Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı varlıklar" ifâdesi meleklerin o an için yeryüzündeki "insansı"ları ve onların yaşantılarını tesbit etmelerinden ileri geliyordu.. Çünkü o sıralar yeryüzünde ilk "insan" varolmamıştı ve yalnızca "insansı"lar yaşamaktaydı!.
Dikkat edilirse, Kur`ân-ı Kerîm’de Adem`in ilk insan türünden bir varlık olduğuna dâir hiç bir âyet yoktur!. Kur`ân ‘daki bu açıklama "yeryüzünde Halife meydana getirileceği" yolundadır..
O devirde yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz..
Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.
Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..
Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla, "Halife" olacak "insan"ı, o ana kadar yaşayagelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; onu "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı bir varlık olarak" zannetmişlerdi!.
Oysa, "Adem" ismiyle işâret edilen "şekillenmiş çamur" yani "hücresel beden" sahibi varlığa, yani, "insansı"ya, belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra Allah "ruhundan üfle"miş; böylece o, bir "mutasyon" geçirmişti!.. Bundan sonra da "insansı"lar arasında da ilk "insan" olmuştu Hazreti Adem !.
"Onu kıvama erdirip, ruhumdan üflediğim zaman" (Sad-72)
Burada dikkat edilmesi gereken husus, öncelikle insan bedeninin, "insanî" hakikatı ortaya çıkartabilecek bir "kıvama", kemâle gelmesidir... Ki bu da yukarıdaki âyette ön oluşum olarak belirtilmiş; daha sonra da "ruhum" ifadesiyle "esmâ-i ilâhi’nin mânâları" anlatılmak istenmiştir! Bilindiği gibi "ruh" kelimesinin çok önemli bir anlamı da "mânâ"dır..
Yazan: Aşkın Güray Tarih: April 11, 2006 1:57 PM
Şöyle yazmışsınız .. "Ayrıca eğer evrim yoksa yerde yürünen bir kurt nasıl oluyorda koza yapıp uçan bir kelebek haline geliyor?"
Bu şaka mı ?
Eğer değilse yani Metamorfoz aşamalarını evrime kanıt zannediyorsanız evrim konusunda ne kadar derin bilgilere ! sahip olduğunuzu cümle aleme göstermiş oluyorsunuz.
Ve devamında şöyle yazmışsınız.."Zaten bu örenkten sonra pek fazla açıklama yapmaya gerek yoktur."
ALINTIDIR...
CEVAP:
Siz Buna ''Metamorfoz''mu diyorsunuz?
Bende buna Allah Yerde Sürünen Bir Varlıktan. Pırıl Pırıl Kanatlı ve Kusursuz Bir Tasarımla Uçan bir varlığa dönüştürmesidir, Diyorum... Allah Dilediğinden Dilediğini Yaratır. Ve yaratırsada bunu belli kural ve yasalara göre yaratır.
Sizler makro alemi şu kısacık insanlığın dünyadaki ömrünce gözlemlemekte ve insanlığın oluşumundan önce ki akıl almaz derece ki uzunlukta dünyanın ömrünü görmezden gelmektsiniz.
Sizler bilmiyorsunuz ki mikro alemde mikropların nasıl evrim geçirip daha güçlü hale geldiklerini?
Madem evrim yok Mikropları Başka bir yaratıcı mı yarattı ve başka kanunlara göre türlerini geliştirip evrimleşiyorlar?
Kuran da ki belli ayetleri okuyup buraya onları yapıştırıp ve koca bir Kuran ın diğer ayetlerini görmezden gelerek birşey kanıtlayamazsınız.
Kuranda kullanıln türetip-yayma ifadeleriyle kendi savunduğunu fikirler çelişmektedir.
Kuran hakkında derin bilgisi olmayanlar, atalarından buldukları hurafe ve gerçeklerden uzaklaştırlmış dinleri savunanlar ayetleri olduğu gibi anlamaya çalışmakta diğer ayetlerle arasında ki bağlantıyı göz ardı etmekte, atalarından buldukları batıl bir dini devam ettirmeye çalışmaktadırlar.
Yazan: Aşkın Güray Tarih: April 11, 2006 2:12 PM
Aşkın bey,
Sizden biraz sakinlik rica etmek durumundayım. "Yaratılışçı evrim" tezini savunuyorsunuz; tamam, sorun yok. Ama bunu kabul etmeyen Müslümanları "batıl dinle" filan suçlamanın alemi yok. Kuran ayetlerinin farklı yorumları mümkündür, kendinizinkini "hak" başkalarınınkini "batıl" olarak gösteremezsiniz.
Öte yandan metamorfoz Darwinistik anlamda evrim değildir. Kelebeğe dönüşmek, tırtılın genlerin kodludur. Türleri birbirine dönüştürecek bir program kodu yok canlıların genlerinde.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 11, 2006 2:20 PM
Gen haritasını deşifre eden bilim adamları yaptıkları araştırmalarda Charles Darwin'i haklı çıkardı. İnsan genetik olarak maymunlardan sadece % 1 oranında farklı. İnsan genlerinin % 85'i ise köpeklerle aynı...
İnsanoğlu'nun en önemli buluşlarından biri sayılan insanın genetik şifresinin çözülmesiyle Darwin'in evrim teorisinin de kanıtlanmış oldu.
İnsan Genomu Projesi'nin kurucularından olan İngiliz ekibi başkanı Sir John Sulston, konuyla ilgili Londra'da yaptığı basın toplantısında, çıkarılan gen haritalarının insan ve hayvanların DNA yapı taşları arasındaki benzerlikleri ortaya çıkardığını bildirdi.
Londra'da ve diğer kentlerde düzenlenen bütün basın toplantılarında açıklanan sonuçlara göre insan, meyve sineği genlerinin yarısını, köpek genlerinin yüzde 85'ini, şempanze genlerinin yüzde 99'unu paylaşıyor. Hatta bakterilerden bile insan DNA'sının büyük bir bölümü transfer edilmiş.
Bunun evrim teorisinin en son kanıtı olduğunu söyleyen Sir John Sulston, ‘Darwin’i doğruluyoruz... Bu, yaşamın bütünlüğüdür; doğanın parçaları birbirine sürekli olarak birleştirmesi; aynı makina parçalarıyla farklı mekanizmalar oluşturmasıdır. Austin 7 otomobilini bir Mercedes'e dönüştürebilirsiniz ama esas olarak içi aynıdır' diye konuştu.
Fakat Bu Darwin mutlak doğruyu savunuyor demek değildir. Çünkü o deverde ellerinde ki imkansızlıklar nedeniyle bir hücreyi içi sıvı dolu basit bir jel sanan bilim adamları Eğer elektron mikroskobu gibi bir teknolojiye sahip olsaydı, hücredeki ve hücrenin organellerindeki akıl almaz karmaşıklığa bizzat şahit olacaktı. İçiçe geçmiş böyle muhteşem bir sistemin, kendi iddia ettiği gibi, bilinçsiz değişimlerle meydana gelemeyeceğini gözleriyle görecekti. Eğer biyomatematik gibi bir bilim dalından haberi olsaydı, değil hücrenin, tek bir protein molekülünün bile rastlantı ve tesadüflerle oluşamayacak kadar kompleks yapılar olduğunu anlayacaktı. Darwin’in, varsayımlarını öne sürdüğü dönemde "genetik", "mikrobiyoloji", "biyomatematik" gibi bilim dallarının daha hiçbiri ortada yoktu.
Evet Darvin yanılmıştı çünkü bu sistem bilinsizce değil, bilinçle hareket ediyordu. Ve bu bilinç bir atom altı parçacığına hükmettiği kadar akıl almaz büyüklükte ki bir yıldıza kısaca tüm kainata hükmediyordu.
İşte Darvin bunu göremedi..
Yazan: Aşkın Güray Tarih: April 11, 2006 3:36 PM
Aşkın Bey ,
Şöyle yazmışsınız:
"Bende buna Allah Yerde Sürünen Bir Varlıktan. Pırıl Pırıl Kanatlı ve Kusursuz Bir Tasarımla Uçan bir varlığa dönüştürmesidir, Diyorum... Allah Dilediğinden Dilediğini Yaratır. Ve yaratırsada bunu belli kural ve yasalara göre yaratır. "
Bu sözlerde katılmadığım bir nokta yok.Tırtılın kelebeğe dönüşmesi elbette Allahın yaratma sanatıdır.Ve bu tırtılın genlerinde bu dönüşüm kayıtlı ve belirli bir programa göredir. Lakin siz bunu nereden edindiğinizi anlayamadığım bir bilgiyle evrime kanıt gibi gösterirseniz ben sizin evrimle ilgili yüzeysel bile denemeyecek , kulaktan dolma birtakım bilgilere sahip olduğunuzu düşünürüm.
Bu tip bir mantığı bazen yaratılışı savunanlarda yaparlar.Mesela derler ki "evrim varsa ve biz maymunlardan geldiysek hala niye maymunlar var ?" gibi. Ve evrimcilere alay konusu olurlar.Sizinde tersi anlamda yaratılışçılar nezdinde alay konusu olmanızı -bir müslüman olarak- istemem.
Benim virüslerin geçirdiği basit mutasyonlara , bakterilerin antibiyotik dirençlerine , böceklerdeki DTP bağışıklığına ve bunların evrime delil olarak gösterilmesine dair elbette bilgim var.Bu tezlerin antitezlerinden de haberim var.Macro ve micro evrimin farkına dair de bilgim var , microevrimin macroevrime neden olamayacağına dair de..
Fakat sizin , bu konunun teknik tartışmasını yapacak kadar bilgili olduğunuzu düşünmediğimden geçiyorum.Öncelikle metaformozun evrime kanıt olduğu gibi absurd düşüncelerden kurtulmak için sizin evrim literatürünü inceleyip bilgi sahibi olmanız gerekiyor.Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak çok sakıncalıdır..
Yazınızı kime hitaben yazdığınız belli olmamış.Başlangıçtaki alıntı bana ait ama daha sonraki Kur'an ayetlerinden yaratılışa kanıt getirme hususu başka bir arkadaşa. Buradan da sizin aslında yazıları ve yazarlarını da iyi okumadığınızı anlıyorum.
En başından yazıları tekrar okuyun.Evrim ve yaratılış argümanlarını da detaylı bir şekilde inceleyin.Söylediğim gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak çok sakıncalıdır
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 11, 2006 4:01 PM
Sayın Aşkın Güray,bir kere ayetlerden hareket edip bilimsel bir konunun dogrulugu yada yanlışlıgı hakkında hareket edemezsiniz..bu bilimsel olmaz..bakın bende müslümanım ama bilimsel olmak adına ayetlerden yola çıkmam..ayetlere göre evrimsel bir yaratım olsa dahi -ki yok- bu gün bilimsel bulgular bunu reddediyor...yani sanki evrim teorisinin tek açıklayamadıgı nokta ilk hücrenin oluşumuymuş gibi lanse ediliyor,oysa fosilleri "bir şekilde" yorumlamalardan tutun,sudan karaya,karadan havaya geçiş fosillerine gelince "ikonalarına" baş vuruyorlar nedense,halbuki milyonlarca fosil örnegi göstermesi gerekir...öte yandan baştan sona S.Öztürk ün hakkınızdaki yorumlarına katılmamak elde degil..bakterilerin direnç kazanmasından tutun,kelebegin oluşumuna kadar verdiginiz örnekler -savundugunuz konu için- tam bir fiyaskodur bence....bu arada şunu da hemen belirteyim,insan ve maymun genleri benzerligi %99 degil,&96 dır..eger evrim teorisi konusunda yüzeysel bir bakış açınız var sa &99 la % 96 arasındaki daglar kadar farkı göremezsiniz...üstelik genom projesinin sonuçlarıyla bazı kategorilerde yapılan araştırmalara göre insanın yakın akrabası evrimsel soy agaçlarıyla tamamen çelişmektedir..lütfen genom projesinin sonuçlarını da tek taraflı ele almayın..
Önde gelen bir biyokimyager olan Dr. Fazale Rana %96 benzerliği dahi şu sözlerle reddediyor:
"Burada gördüğümüz şey, bilimsel bir oyun... Araştırmacılar insan ve şempanze arasında daha çok benzerlik göstermek için sonuçları manipüle ediyorlar... Bilim adamları tüm genetik farklılık tiplerini hesaba katacak olsalar benzerlik oranı %96’dan %85’e düşecek." (Kathleen Campbell, "Leading Biochemist Says Chimp Genome Project is Seriously Flawed", 2 September 2005, http://www.earnedmedia.org/cpr0902.htm )
(ebulfetih)
Yazan: ebulfetih Tarih: April 11, 2006 7:33 PM
Aşkın Bey,
Zannedersem yazdıklarınızın büyük bir bölümünü Ahmed Hulusi'nin kitaplarından aktarmışsınız. Ve yazarın yazdığı tüm fikirlerin(in) sanki birebir (yüzde yüz) doğru olduğuna inandığınız yönünde bir anlatım tarzınız var. Ancak, ben Ahmed Hulusi'nin bazı düşüncelerini özellikle de kader konusunda söylediklerini tamamen Mutezile-Cebriye mezhepleri tarzında buluyorum. Bu nedenle, size nacizene bir yazarın şahsi görüşlerine birebir bağlanmadan önce iyice araştırıp bir sentez yapmanızı öneririm.
Yazan: ilhan Tarih: April 11, 2006 10:23 PM
Dayanamadım ekleme yapmak istedim yazıma..Anlaşılan bilimsel düzeyde Aşkın Güray la tartışamayacagız..ancak bir müslüman olarak ayetlerden bu sonuca gitmesine anlam veremiyorum..Kuran da,Kuran ayetlerinin bir kısmının müteşabih olduguna dikkat çekilir,kalplerinde egrilik bulunanların ancak O nun müteşabihleriyle ugraşıp farklı anlamlar çıkartacagına da dikkat çekilir..ayetlerin açık anlamları varken siz gidip bozgunluk çıkartacak ifadesini -bir şekilde yorumlayıp- burada insansılar dan bahsediyor Allah diyorsunuz...lütfen sizi Kuran ayetlerini yorumlamada daha dikkatli olmaya davet ediyorum..bakın Kuran da insan ın çamurdan yaratıldıgı geçer,ve bu gün gerçekten de insan dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95'i karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor (P) ve sülfür (S)'den oluşur ve canlı dokularda toplam 26 element bulunur(http://www.ldeo.columbia.edu/dees/ees/life/lectures/lect21.html)
ancak çamurdan yaratılışı evrimci bir anlayışla anlayamazsınız,çünkü Kuran ı bütünsel olarak ele almanız gerekir..
İsrailoğullarına elçi kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir... (Al-i İmran Suresi, 49)
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu... (Maide Suresi, 110)
yukarıdaki ayetler de görüldügü gibi Allah'ın hz İsa' ya verdigi mucizeyle,hz.İsa çamurdan şekil verip kuş haline getiriyor ve sonra ona üflüyor can veriyor..Kuran da geçen bir anda yaratım ifadeleri, "ol der oluverir" gibi ifadeler muhkem ifadelerdir..öte yandan insanın da çamurdan şekil verilip Allah ın ruh üflemesiyle canlandıgı da geçer..
"Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." (Sad Suresi, 71-72) burada anlatılan insanın yaratılışında hiç bir şekilde evrimsel süreçe işaret eden bir ifade bulunmamaktadır..gayet açık çamurdan şekil verip ruhundan üflemesi..tıpkı hz İsa nın çamurdan şekil verip üfleyince o şeyin kuş olması gibi,tabi hz. İsa da Allah ın izniyle yapabilmekteydi..tıpkı onun gibi den kastım Allah sanki (haşa)onu örnek almış gibi bir anlam çıkartan olmaz umarım,sadece Kuran da bu mucizeye yer verilmesi elbette bizim ögüt almamız içindir..yunan felsefesinden etkilenen islam alimlerinin görüşleriyle hareket etmek ne derece dogru olur siz karar verin.örnegin Farabi de Aristo nun görüşleriyle vahyi uzlaştırmak için insanbiçimci açıklamalarda bulunabilmiştir,aynı şekilde tarihte var olan müslüman evrimci düşünürlerde eski yunan daki felsefelerin etkisiyle vahyi yorumlamışlardır,felsefe tarihi boyunca olan bu evrimci felsefelerin boyutlarını görmek için www.canertaslaman.com dan evrim ile ilgili kitabına ulaşabilirsiniz,orada Darwin den önceki evrimci görüşleri görebilirsiniz,o zaman ne demek istedigimi anlayacaksınız..biz bu günkü verilerle hareket etmek zorundayız,bilim konusunda..vahiy evrimle yaratıldı dese dahi-ki demiyor- bu gün bilimsel bulgular öyle demiyor,bilimsel bulgular tüm canlıların bir anda ortaya çıktıgı,yani yaratıldıgını söylüyor...bunu daha önce söylemiştim,gerek olasılık bilimi,gerekse fosil kayıtları bunun en büyük destekçileri,ancak siz bir adım daha ileri gidip Allah ın bir de bu fosilleri ortadan kaldırdıgını iddia edebiliyorsunuz,peki bu söylediginizin vahiyle desteklenmesini istemiycem o ayrı bir konu,fosillerin yok edildigine dair bilimsel bir veriniz var mı?yoksa bu bilgiyi ayetten çıkartıp bilimsel bir konuda yorum yapmayın bu yaklaşım bilimsel olmaz..
(ebulfetih)
Yazan: ebulfetih Tarih: April 11, 2006 10:44 PM
Ben S.öztürk'ün dediği gibi evrim teorisini öğrenip öyle yorumlar yapmak istiyorum.ama evrim teorisi ya da AT hakkında geniş bilgilere sahip bir kitap ya da internet sitesi bulamıyorum.ne olur bana microevrim,macroevrim ve evrim teorilerinin neler olduğunu anlatan tarafsız bir internet sitesi ya da bir kitap tavsiye edebilirmisiniz.lütfen(ingilizce bilmediğğim için türkçe kitaplar öneribilirmisiniz.
saygılarımla...
Yazan: melih Tarih: April 15, 2006 6:06 PM
Melih Bey,
Evrim teorisinin ana kaynağı: Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni" adlı kitabı. Bu kitabın Türkçe çevirisi mevcut. Ben şahsen Remzi kitabevinde gördüm. İnternette ise www.google.com adresine girip arama çubuğuna "evrim teorisi" yazdığınızda karşınıza yüzlerce işe yarar bilgi çıkacaktır. Akıllı Tasarım Teorisi hakkında bilgi edinmek için de bu sitedeki linklerden faydalanabilirsiniz.
Yazan: ilhan Tarih: April 15, 2006 8:19 PM
EK:
Ayrıca, Caner Taslaman'ın "Bing Bang ve Tanrı" isimli kitabında da Akıllı Tasarım modeline dair örnekler mevcut.
www.canertaslaman.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yazan: ilhan Tarih: April 15, 2006 8:28 PM
Melih Bey ,
Yorumunuzu ortaya yazdığınız için ben birkaç şey söylemek istiyorum.Evrim konusu çok geniş bir literatüre yayılmış durumda.Türkçe eserlerde var.Ama bu konuda tam bir bilgi edinmek için yabancı kaynaklar şart.Evrimi teorisini anlatan/destekleyen eserler arasında tarafsız yayın bulmak neredeyse imkansızdır.Hemen tamamı naturalist felsefeye dayanır.Onun için kendiniz bu gibi eserleri okurken anlatılan savların kanıtlara mı yoksa önkabullere mi dayandığını ayırtetmelisiniz. "Öyle olduğu sanılıyor , böyle olmuş olmalı , şu şekilde gerçekleştiği düşünülüyor" gibi önkabulden başka birşey ifade etmeyen kısımları ayıklamanız gerekir.
Bu konuda salt önkabülsüzlükte mümkün değildir ama enaz önkabulle kanıtlar incelenebilir. Teistler evrim konusunda naturalistlerden daha önyargısızdır.Bir teist evrimi inceler ve kanıtları ikna edici bulursa evrime Yaratıcı'nın yarattığı bir doğa yasası olarak bakabilir.Bir teist için buna engel bir durum yoktur.Yaratıcı yarattığı kanunlar yolu ile evrene herdaim müdahildir.
Ama bir naturalist bu konuda önyargısız olamaz.Onlara göre "evrim mutlaka birşekilde gerçekleşmiş olmalıdır.Aksi mümkün değildir.Eğer şu anda delil yoksa bile ileride aranılan deliller mutlaka bulunacaktır.Çünkü naturalizm mutlak doğrudur." Bu bakımdan evrim nauralizmin vazgeçilmez amentüsüdür.
Bu önyargı evrimle ilgili hemen hemen tüm kaynaklarda vardır.Bu önkabul gözardı edildiği zaman -ki Yaratlışçıların yaptığı da budur- evrim teorisinden geriye koca bir enkazdan başka bir şey kalmaz.Evrimle ilgili eserleri incelerken bunları gözönünde bulundurmalısınız.
Kanıt şeklinde sunulan bir takım argümanların da kapsayıcılığını , doğruluğunu , felsefi kısmını irdelemelisiniz.Ve bu kanıtlara karşı sunulan antitezleri incelemelisiniz.Evrimci yayınlar bu gibi karşıt argümanlara hiç yer vermezler. Bunun için kendi çabalarınız gereklidir.
Piyasada bol miktarda evrimci yayın var.R.Dawkins'in gerçekleştiğini iddia ettiği evrimin mekanizmalarını anlattığı "Kör Saatçi" ya da "Gen Bencildir"adlı kitaplarına bakabilirsiniz.
Yayınlandığında büyük gürültü kopartan halen de tartışılmaya devam eden Akıllı Tasarım Teorisinin öncülerinden M.Behe'nin "Darwin'in Kara Kutusu" adlı kitabını da karşıt görüş olarak okuyabilirsiniz.
Ayrıca AT'nin öncülerinden yine M.Behe , S.Meyer ve W.Dembski'nin makalelerinin yeraldığı "Tasarım/Evrenin Bilinmeyen Tarihi" adlı kitaba bakılabilir.AT'nin kurucularından P.Johnson'un "Evrim Duruşması"'nı ve hemen her ders kitabına giren ve "evrimin kanıtları" şeklinde sunulan evrim ikonlarının yanlış ve yanıltıcı olduğunu gösteren J.Wells'in "Evrimin İkonları"'nı ya da R.Milton'un "Darwinizm'in Mitleri"'ni de okuyabilirsiniz.
Türkiyede ki evrim taraftarlarının büyük bir hışımla saldırdığı , sahtekarlık yapmakla suçladığı ama suçlamalarına delil için birkaç önemsiz çeviri hatasından başka bir şey gösteremedikleri H.Yahya siteleri de yaratılış konusunda çok geniş bir kaynaktır.
Ve tabii ki Mustafa Bey'in , "Kürt Sorunu" na feda ederek geciktirdiği Akıllı Tasarım ile ilgili kitabı da yayınlandığında evrim tartışmalarında çok önemli bir yere sahip olacaktır diye düşünüyorum.
Saygılar..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 16, 2006 11:39 AM
verdiğiniz bilgiler için çok teşekkürler.ben de harun yahya'nın sitesini biliyorum.oraya girip birçok yazısını da okudum.hatta ordan bazı bilgileri de anafikir.com adresinde yayınlanan kampriyen patlaması adlı yazıdaki yoruma ekledim.ama sonra şans eseri N.emrah aydınonat'ın sitesine girince h.yahya büyük bir sahtekarlıkla suçlanıyor,bütün teorileri geçersiz birer saçmalıktır diyordu.benim de bu konu hakkında fazla bilgi sahibi olmadığım için ne yapacağımı şaşırdım.hangisinin doğru olduğunu da bilmiyordum.çünkü hepsi kendi teorilerini savunuyordu.işte bu yüzden evrim ve akıllı tasarım konusunda gerçekten kendini kanıtlamış bir bilimadamının yazılarını okumak için sizden böyle bir şey istedim.verdiğiniz kaynakları en kısa zamanda okumaya çalışıcağım.tekrar verdiğiniz bilgilere teşekkürler
saygılarımla...
Yazan: melih Tarih: April 16, 2006 9:46 PM
Mustafa Bey herşey tamam da şu AT konusunda size eksi puan verdim.Böylece bazı gençlerimiz Kuran da evrimleşme vardır diyecekler haşa.Lütfen bu hassa konularda daha dikkatli olalım, genç beyinleri bulandırmayalım.
Yazan: can Tarih: October 3, 2008 3:10 AM
ayrıca madem sizin dediğiniz gibi AT'de yaratılış sürecinde evrim kabul edilebilir olsun, Dover duruşmasında Michael Behe ile Ken Miller karşı karşıya geldi ?!(Ken Miller Katolik bir evrimcidir ! )
Yazan: can Tarih: November 2, 2008 3:19 PM