« Doğan Hızlan: Akyol’un Kitabını Dikkatli Okuyun | Ana Sayfa | Radikal Darwinizm »
April 8, 2006
Darwinizm'i 'İspatlanmış' Sanmanın Hafifliği
Bugünkü Hürriyet gazetesinde Evrim teorisi moleküler düzeyde ispatlandı başlıklı bir haber yer alıyor. Bu iddialı başlığı atan muhabirin bize aktardığı bilgi ise, Oregon Üniversitesi'nden bir grup bilim adamı tarafından yürütülen ve sonuçları Amerikan bilim dergisi Science'da yayımlanan bir araştırma.
Aslında durum hiç de Hürriyet muhabirinin bize sunduğu gibi değil. Fransa sokaklarındaki son öğrenci olaylarını "yeni bir Ekim Devrimi yaklaşıyor" diye algılayıp yorumlayan bağnaz Marksist-Leninist yayınlar gerçeklikten ne kadar uzaksa, bu haber de o kadar uzak.
Sadece gerçekten uzak değil, aynı zamanda yüseysel. Başlıktaki "ispatlanma" sözü bunu hemen ele veriyor. "Bilim Felsefesine Giriş" derslerinde bile öğretilir ki, bilimsel teorilerinin "ispatı" olmaz, sadece kendilerini destekleyen kanıtlarla güçlenmiş olurlar. Dolayısıyla başlığı gerçeklik düzeyine çıkarmak için tashih etmek ve "evrim teorisini destekleyen bir kanıt elde edildi" diye düzeltmek gerek.
Bu tashihten sonra haberin içeriğine gelelim. Yapılan araştırma ne? Ve gerçekten (Darwinist) evrim teorisini destekliyor ve haberde yazıldığı gibi "evrim teorisine karşı çıkan tezde (Akıllı Tasarım'da) köklü bir hata bulunduğunu" gösteriyor mu?
Hürriyet'in haberi çok karışık bir dille yazıldığı — ve yazanın da konuyu muhtemelen tam olarak anlamadığı — için pek yardımcı değil. New York Times konuyla ilgili haberi daha iyi yazılmış ve daha önemli şeyler söylüyor.
Yapılan araştırma, aldosteron adlı bir hormonun "reseptörü" ile ilgili. Hormonlar, canlı bedenlerinde bir tür mesaj taşıyıcı olarak işlev gören proteinlerdir. Mesajın yerine varması için, hormonun şeklinde uygun bir "reseptör" molekül gereklidir. Hormon ve reseptör, birbirlerine anahtar-kilit gibi uyar.
New York Times'tan öğrendiğimize göre, söz konusu araştırmanın kritik noktası, aldosteron hormonunun reseptörünün, aldesterondan daha önce de var olduğunu göstermek olmuş. Buradan hareketle, daha öncesinde farklı bir görev üstlenen reseptörün, New York Times'ın ifadesiyle "bilinmeyen nedenlerle iki büyük mutasyon geçirerek" iki versiyona ayrıldığı, birisinin aldosterona ötekisi ise cortisol adlı bir başka hormona uygun hale geldiği sonucuna varılmış.
Şunu hemen belirtmekte yarar var: Ortada "gösterilmiş" bir süreç yok. Araştırmayı yapan bilim adamları, "bilinmeyen nedenlerle geçirilen iki büyük mutasyonu" varsayıyorlar. Bu mutasyonların nasıl olduğu, organizma üzerinde başka ne gibi etkiler oluşturacağı, bu etkilerin zararlı olup-olmayacağı belli değil.
Dahası, araştırmacılar, aslında aldosteron hormonun reseptörünün aldesterondan daha önce var olduğunu sonucuna varırken de, evrim teorisinin bir varsayımı olan moleküler saat yöntemini kullanmışlar. Yani ispatlamak istedikleri varsayımı (kompleks moleküler sistemlerin evrimleşebileceği tezini) savunmak için, bir başka varsayıma dayanmışlar.
Behe: Önemsiz
Hürriyet gazetesi muhabiri ne yazık ki konuyla ilgili sadece Darwinist yorumları aktarmış. Oysa New York Times'da daha objektif bir tutum var ve Akıllı Tasarım teorisyeni Michael J. Behe'nin yorumu da aktarılıyor:
Dr. Behe sonuçları "önemsiz" diye yorumladı. Reseptörlerin ara geçiş aşamasındaki mutasyonlarla organizmaya zararlı olup olmayacaklarını merak ettiğini belirtti. Ve iki parçalı hormon-reseptör çiftinin indirgenemez kompleks sayılabilmek için çok basit olduğunu, bir sistemin onun indirgenemez kompleks tanımına uyması için en az üç parçaya sahip olması ve özel bir fonksiyon yürütmesi gerektiğini belirtti.Dr. Thorn'un gösterdiği, Dr. Behe'ye göre, evrimsel süreçlerin meydana getirebileceği küçük dalgalı değişimler kategorisine giriyor. Behe "eğer bu çalışıyor olsa bile, ki öyle olduğunu göstermiş değiller, bununla bir sorunum olmazdı" diyor, "bu çalışma pek bir şey göstermiyor."
Behe haklı. Akıllı Tasarım teorisi, bakteri kamçısı gibi 40 kadar karmaşık proteinden oluşan biyokimyasal makinaların kökeni üzerinde duruyor. İki parçalı bir hormon-reseptör sistemiyle ilgili bir tezin, "Akıllı Tasarım'da köklü bir hata bulunduğunu" göstermesi imkansız.
Aslında bu bulgunun gösterdiği en önemli şey, Darwinistik evrim teorisinin moleküler düzeyde ne kadar zor durumda olduğu. Yaşamı mümkün kılan kompleks biyokimyasal sistemlerin, 30-40 parçalı "moleküler makinaların" kökenine dair bugüne kadar hiç bir Darwinistik açıklama getirilmediği için, iki parçalı basit bir sistemin kökeni hakkındaki bir öngörü, manşetlere taşınıyor. Hatta bazıları bunu "evrim teorisinin ispatı" sayacak kadar heyecanlanıyor.
Baştan Verilmiş Bir Karar
Tüm bu heyecanın ve ateşli çıkışların temelinde ise, meseleye bilimsel bir objektiflikle değil, bağnaz bir inanmışlıkla bakılması var. Araştırmayı yürüten Joseph W. Thornton'un New York Times'ın haberinde yer alan şu cümleleri bu açıdan dikkat çekici: "
Bu sistemin moleküler düzeyde nasıl evrildiğini anlamak istedik. Bu sistemin evrilip evrilmediği konusunda bilimsel bir tartışma yok. Bilim adamları için soru, nasıl evrildiği. Ve çalışmamız da bunu gösterdi.
Thornton'un iddiası gerçeği yansıtmıyor, çünkü bilim adamları arasında gerçekten Darwinist bir evrim yaşanmış olup olmadığı konusunda bir "tartışma" var. Bu evrim senaryosuna kuşkuyla yaklaştıklarını açıklayan 500'ün üzerinde bilim adamının deklerasyonu ortada. Ama yine de Thorn'un sözü önemli, çünkü Darwinizm'in temel önkabulunu ifade ediyor: Darwinist bilim adamları, canlıların rastlantısal bir evrim sürecinin ürünü olduğuna ilk baştan inanıyor, sonra da buna uygun kanıt arama işine girişiyorlar.
"Bir kısım medya mensupları" ise, aynı inanca körü körüne sahip oldukları için, Darwinizm'in lehinde gibi gördükleri her gelişmeyi abartarak afişe ediyorlar. Bugünkü Hürriyet'teki "Evrim teorisi moleküler düzeyde ispatlandı" başlığının hikayesi, işte bu...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 8, 2006 5:28 PM




Son 1 haftada yapılan çalışmalar AT savunucularını terletecek gibi.
Positivizmin yeniden alevleneceği bu günlerde 150 yıllık tartışmada artık sonlara doğru yaklaşıldığını düşünüyorum.
Harvard universitesi de bu sene 1 milyon dolarlık bütçeyle Evrim meselesine el attı.
Oradan çıkan sonuçlarıda merakla bekliyoruz.
Yazan: Metin TEk Tarih: April 8, 2006 6:27 PM
Darwin Show son hızıyla devam ediyor.
Burada Michael Behe'nin konuyla ilgili yazdığı cevabı okuyabilirsiniz.
Bir kısmını buraya aktarıyorum:
Michael Behe:
"The study by Bridgham et al (2006) published in the April 7 issue of Science is the lamest attempt yet — and perhaps the lamest attempt that’s even possible — to deflect the problem that irreducible complexity poses for Darwinism.
The bottom line of the study is this: the authors started with a protein which already had the ability to strongly interact with three kinds of steroid hormones (aldosterone, cortisol, and “DOC” [11-deoxycorticosterone]). After introducing several simple mutations the protein interacted much more weakly with all of those steroids. In other words, a pre-existing ability was decreased.
That’s it! The fact that this extremely modest and substantially irrelevant study is ballyhooed with press releases, a commentary in Science by Christoph Adami, and forthcoming stories in the mainstream media, demonstrates the great anxiety some folks feel about intelligent design..."
Behe kısaca şöyle diyor:
"7 Nisanda Science'te yayınlanan Bridgham'in çalışması bugüne kadar IC'nin (Irreducilble Complexity) Darwinizm için yarattığı sorunu hafifletmek için yapılmış en zayıf ve aksak çalışma olarak kabul edilebilir. Belki de buna tüm zamanların en aksak girişimi diyebiliriz.
Bu çalışmanın temeli şunlardır:
Yazarlar 3 çeşit steroid hormonu (aldosterone, cortisol, and “DOC” [11-deoxycorticosterone]) ile kuvvetli bir şekilde etkileşim yeteneğine zaten sahip olan bir protein ile işe başlıyorlar. Daha sonra bir dizi basit mutasyonlar ile bu protein söz konusu steroid'ler ile daha zayıf bir şekilde etkileşim gösteriyor. Başka bir deyişle mevcut bir yeteneği zayıflatılmış oluyor.
Hepsi bu kadar. Böyle sıradan ve oldukça alakasız bir çalışmanın basında böyle yaygaralar koparmasının sebebi, Akıllı Tasarım'ın nasıl bazı kesimlerde rahatsızlık yarattığının net bir göstergesidir..."
Yazının devamında Behe teknik olarak makaleyi detaylı şekilde ele alıyor.
Yazan: Farshad Tarih: April 8, 2006 7:45 PM
Değerli arkadaşlar ,
Diğer makalenin altında "farshad" rumuzlu arkadaşımız bu konuda M.Behe'nin makalesinin linkini vermiş.Mutlaka okuyun..
Bu konu hakkındaki darwinist medya var gücü ile savunmaya geçti.Ve bir kez daha bu analizle gördük ki moleküler düzeyde de evrim teorisi can çekişmektedir.Richard Milton gibi J.Wells gibi M.Behe gibi bilimadamları evrimin çürütülmesine dair kitaplarını 10-15 yıl önce yayınladıklarında R.Dawkins gibi fundemental ateist darwinistler bu bilimadamları için "zararsız meyvalı kek" diyordu.
Ama artık köprünün altından çok sular aktı.Şimdi bu konu heryerde gündemde..Ve tartışıldıkça darwinizmin açıkları , mitleri ve ne kadar yapay bir kurgulama olduğu daha çok açığa çıkıyor.Sadece Sciense'de yayınlanan bu analiz bile moleküler düzeyde evrim hipotezinin ne kadar büyük bir krizde olduğunu gösteriyor.Farshad arkadaşımızın verdiği linkteki Behe'nin makalesini okuyunca göreceksiniz ki Behe'nin "tüm zamanların en aksak girişimi" tanımlaması Sciense'deki analize cuk diye oturuyor.
Bilimadamının en büyük özelliği bilimsel anlamda "kuşkuculuk" olması gerekirken darwinist evrim sözkonusu olduğunda birden nereden geldiği bence belli olan bir "şerbetlilik" devreye giriyor.
Hele boyalı basının bu tip "kanıtlandı , isbatlandı , ortaya çıkarıldı " gibi önkabullerle bezenmiş, soslanmış haberlerini "bilimsel haber" anlamında ciddiye alanlar varsa kendileri fena halde aldatmış olurlar.
Magazinel bilim haberlrine kanmayın ,çünkü "Şeytan ayrıntıda gizlidir."
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 8:09 PM
Ozturk bey,
***flash***flash***flash***flash***flash***flash***flash***
Kanada'da yapilan arastirmalar icin para dagitan Ictimai ve Beseri Arastirmalar Konseyi (Social Sciences and Humanities Research Council), McGill Universitesinin Zeki Tasarim akiminin bilimsel faaaliyetler uzerindeki zararli etkisini incelemek amaciyla yaptigi fon tahsis basvurusunu Darwin'in teorisinin dogru oldugu yolunda kafi derecede kanit icermedigi [failed to provide the panel with ample evidence that Charles Darwin's theory of evolution is correct] gerekcesiyle reddetti.
***flash***flash***flash***flash***flash***flash***flash***
Cok sukur. Iste, serbet sulandi. Dualarimiza cevap verilecegini biliyordum :-)
Bilim dunyasinin kendi icinde muhalifler icerdigini de..
[Bunu nasil oldu da Tasarimcilar atladi.. inanilir gibi degil.. :-) ]
Ote yandan, sayin izleyiciler,
***flash***flash***flash***flash***flash***flash***flash***
ABD'nin Duke Universitesinin Tip Merkezinde [Medical Center] 700 hasta uzerinde yapilan deneyler sonucunda, en azindan kalp ameliyatlari sozkonusu oldugunda, giyaben yapilan dualarin ve musiki, simge ve temas terapisinin [music, imagery and touch (MIT) therapy] herhangi bir sekilde faydali olduguna dair bir kanit bulunamadi.
***flash***flash***flash***flash***flash***flash***flash***
Seytanin yattigi yer konusundaki arastirmalarin sonuclarini cikar cikmaz ele gecirmek icin biri basortulu digeri de acik iki anchorwoman'imizi Axes of Evil'e gonderdik. Azzz sonra :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 10:32 PM
Mustafa bey,
:-)
Eh, arka arkaya iki otorite tarafindan teyid edildigine gore.. ;-)
Iyi de, nicin en az 3..
Biz eskiden oyun oynarken miziktigimizda Allahin hakki 3'tur! derdik; bilimsel bir yontem oldugunu nereden bilecektik :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 10:43 PM
Müzmin bey ;
Kanada'da yapilan arastirmalar icin para dagitan Ictimai ve Beseri Arastirmalar Konseyi (Social Sciences and Humanities Research Council), McGill Universitesinin Zeki Tasarim akiminin bilimsel faaaliyetler uzerindeki zararli etkisini incelemek amaciyla yaptigi fon tahsis basvurusunu Darwin'in teorisinin dogru oldugu yolunda kafi derecede kanit icermedigi [failed to provide the panel with ample evidence that Charles Darwin's theory of evolution is correct] gerekcesiyle reddetti.
Çok şükür hala aklı başında olanlar var.. :-)
Ancaaak , biz böyle durumlarla karşılaştığımızda zevahiri kurtarmak ve sözkonusu "otoritelerin" daha sonra saçmalama ihtimallerine karşı boşluğa düşmemek için "eh bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir" deriz.. :-)
İkinci habere gelince , ne yani şimdi Akıllı Tasarıma bir darbe daha mı ? :-)Eğer önemi olacaksa benzer araştırmalardan tam tersi sonuca ulaşmış yüzlerce örnek verilebilir..
Giderayak silkelemek istemişsiniz ama dünden beri kopan fırtına konusu "Tiktaalik roseae" fosili ve "moleküler evrim" hakkındaki epey basit tez ve antitezlerle ilgili tek söyleyeceğiniz Allah'ın hakkı üçtür"se hamleniz boşa çıkmış gibi duruyor.. :-)
Size iyi yolculuklar , sağlıcakla dönünüz..
Yazan: S.Öztürk Tarih: April 8, 2006 11:13 PM
"Darwinist bilim adamları, canlıların rastlantısal bir evrim sürecinin ürünü olduğuna ilk baştan inanıyor, sonra da buna uygun kanıt arama işine girişiyorlar."
tamamiyle aynı fikirdeyim.
bulamazsanda uydurursun,uyduramazsanda sagından solundan kırpar yine uydurursun.yeterki uysun.bilim dincilerin eline kalırsa ne olur sonra.
Yazan: bercenay Tarih: April 9, 2006 1:31 AM
Biraz ara verip gülümsemeye ne dersiniz? izlenimler.net'te sevgili dostum Fethi Bey yine o güzelim mizah gücüyle olayı ele almış. İzniyle aktarıyorum. Bakalım ne demiş:
"Akıllı Tasarıma Ciddi Bir Darbe
Bir grup bilimadamı deney yapmışlar, sonuçta molekül düzeyinde evrim teorisi destekleniyormuş. Ben yazılanların bir kelimesini dahi anlayamadım, bilen bilir pek de ilgilenmiyorum. Yalnız haberin bir yerinde “Çalışmamız, Darwin’in evrim teorisine karşı çıkan tezde (akıllı tasarım) köklü bir hata bulunduğunu da ispatlamış oldu” deniyormuş. Bu akıllı tasarım işini de anlamıyorum ama herhalde bu haberdeki konu sebebiyle sayın Mustafa Akyol’un sitesinde birkaç cilt yorum yazılacaktır.
Ben bunca ciltlik yorumdan şunu çıkarıyorum. Akıllı Tasarımcılar “bu kadar karmaşık yapılar kendiliğinden olmaz, mutlak biri bunu yapmıştır” derken Evrimciler “Allah diye bir şey bilime aykırıdır, dolayısıyla mevcut yaratıklar kendiliğinden belli süreçler geçirip ortaya çıkmışlardır” diyorlar. Akıllı Tasarımcılar “yobaz, dinciler” denerek bilim erbabınca kınanmamak, Evrimciler de “Allahsız ateistler” damgası yiyip toplumun çoğunluğu nezdinde kınanmamak için siyaseten doğruculuk yapıyorlar. Siyaseten doğruculuğun benim görebildiğim en önemli sonucu yazılan kitap ve makalelerin sayfasının artmasından ibarettir. Bir de fazla ıkınıp kıvırmaktan insan fiziki olarak da zarar görebilir. (Örnek, O biçim kovboylar filminin adı)
Ben bu tartışmalara katılmayan biri olarak Akıllı Tasarım’a ciddi bir darbe vurulduğunu düşünüyorum ama beklendiği gibi darbe ABD’li ateist biyologlarca vurulmuş değil. Bahsettiğim darbe çok daha yakın bir yerden geliyor. Akıllı Tasarımcılar “Kompleks sistemler kendiliğinden oluyorsa, bir parça plastik, demir ve bakırı bırakın bakalım ne zaman Laptop oluşacak, haydi laptop oluştu, başına bir maymun koyun bakalım ne zaman blogger olacak” şeklinde örnekler vermiyor mu? İşte bu noktada teorilerini çökerten bir örnek aylar önce benim sitemde yer alan bir haber içinde geçiyordu. Normalde evrilip insana dönüşmesi için milyonlarca yıl gereken “Manşet” adlı rotveiler cinsi köpek bir anda Hürriyet gazetesi yazı işleri kadrosuna girmedi mi? Hatta aynı gazetede daha evrimini tamamlayamamış birçok tür yazarlık yapmıyor mu?
Demek ki Akıllı Tasarımın temel varsayımı daha bir iki yanlışlamayla güme gitmiş oluyor. Mustafa Akyol kusuruma bakmasın, burada olgulardan yola çıkmış olmasam teorisini zedeleyecek bilgileri kamuya açmazdım. Ama gerçek çok net, üzgünüm."
Yazan: metin-thePoor Tarih: April 9, 2006 11:57 PM
Buralarda ters giden bir şey var. Evrim-özel tasarım tartışması ne diye bir din tartışması olmak zorunda? Evrim olmuş bir şey ise bunun hangi tarafı darwinizmi 'ispatlayacak'? Burada öncelikli iş evrim teorisini darwinciler yüzünden kazandığı kötü şöhretten kurtarmak gibi görünüyor. Evrim teorisinin darwincilikle hiçbir alışverişi olmadığı halde "öyleymiş" izlenimi çok güçlü ve yaygın. Bu da darwinciliğe bağlanmamış biyologların evrim konusundaki çalışmalarının azlığından olsa gerek. Oysa durum pek ala böyle olmayabilirdi. Çoğunluğun kurduğu psiko-sosyal baskı entelektüel bir ölçüt olmasa bile rahatsız edici. Bu yüzden darwinci olmayan bilim adamlarının evrim konusundaki çalışmalarının artmasını dilemek psikolojik bir gereksinim gibi duruyor.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: April 11, 2006 2:12 AM
Sayın Akyol,
Yazısınızda bahsi geçen yazı için bugün NY Times'da teknik bir düzeltme yayınlandı. NY Times'da düzetme şu şekilde:
http://www.nytimes.com/2006/04/07/science/07evolve.html
Correction: April 11, 2006
An article on Friday about a molecular discovery that confirmed an aspect of evolutionary theory referred incorrectly to one type of molecule under study. The molecules that fit into receptors in the hormone system are steroids, not proteins.
Yazan: Peyami İskender Tarih: April 11, 2006 11:24 AM
Değerli yorumcular;Akıllı Tasarım Türkiye Öğrenci Platformu aşağıdaki adresde yayınına başlamıştır.
http://spaces.msn.com/attr/
Ayrıca sitenin linkini Mustafa Beyin Türkçe linkler bölümündede bulabilirsiniz.Elimizden geldiğince dış kaynaklı Akıllı Tasarım haberlerini aleyhde ve lehte sizlere Türkçe içerikle ulaştırmaya çabalıyacağız bir grup öğrenci olarak,samimi eleştirlerinizi ve katkılarınızı bekliyoruz.
Saygılarımla..
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 12, 2006 2:14 PM
Sayin Muzmin Anonim'in bir kismini cimbizlayip Turkce'ye cevirdigi bilimsel calismanin sonucu ne yazik ki kendisinin buraya yansittigi gibi degil. Herkese ilgili calismayi ana kaynagindan okumalarini tavsiye ediyorum:
"Distant prayer and the bedside use of music, imagery and touch (MIT therapy) did not have a significant effect upon the primary clinical outcome observed in patients undergoing certain heart procedures, researchers at Duke Clinical Research Institute (DCRI), Duke University Medical Center, the Durham Veterans Affairs Medical Center (VAMC) and seven other leading academic medical institutions across the U.S. have found. Therapeutic effects were noted, however, among secondary measures such as emotional distress of patients, re-hospitalization and death rates."
(SON CUMLEYE DIKKAT!)
Ozetle diyor ki: "Uzaktan dua etme ve yatak yaninda muzik, simge, temas (MIT terapisi) uygulamasi birincil klinik sonuclari degistirmemistir. ANCAK [vurgu bana ait] hastalarin duygusal rahatsizliklari, tekrar hastaneye yatirilma ve olum oranlari gibi [bazi] ikincil olculerde iyilestirici etkileri kaydedilmistir."
Lutfen alinti yapmakla cimbizlamak arasindaki ince cizgiye biraz daha dikkat edelim.
Yazan: Fatih Sanli Tarih: May 8, 2006 1:51 AM
Fatih bey,
Kalp ameliyatina alinan birisi icin, aslolan, kalp ameliyatindan basarili bir sekilde cikmaktir diye dusunegeldim bugune kadar.
Ve, kalp ameliyatina katkisi olmayan, fakat daha sonraki evrelerde rahatlatici evrelerde faydasi olan dualar da, kaza sirasinda bir ise yaramayip sair zamanlarda kisinin dik oturup lumbagosuna fayda eden 'emniyet' kemeri kullanimini hatirlatiyor...
Siz, tabii ki, ayni fikirde olmayabilirsiniz.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 8, 2006 8:02 AM
Sayın Müzmin Anonim, çok ciddi bir kazadan emniyet kemeri sayesinde kurtuldum. Yolculuk süresince emniyet kemerimi takmamı istedikleri halde takmamıştım.Ön koltukta oturmama rağmen hem de şehirlerarası yolda.Kazadan yalnızca 5 dakika önce kemeri bağladım. Hurdaya çıkan bir arabadan burnum bile kanamadan sağ kurtuldum.Sonuç olarak;
Bir de hadisBu aralar hadis mevzuu hararetli olduğu için bir katkıda ben bulunayım istedim.
Yazan: e-mine Tarih: May 8, 2006 11:45 AM
e-Mine hanim,
Yanlis anlasilmis. Ben emniyet kemerinin bir ise yaramadigini soylemedim. Daha dogrusu eksik/yanlis ifade etmisim:
Bir kemer dusunun ki, kaza esnasinda bir ise yaramasin, ama, koltukta oturanin dik oturmasini saglayarak lumbagosuna fayda etsin. Buna da 'emniyet' kemeri densin.. Boyle --mutasavver-- bir seyden bahsediyordum.
Ote yandan, zannedersem sizin bahsettiginiz turden --belki de daha beter-- bir kaza da benim yasadigimdir:
Surucu bendim, tek basinaydim. Duz ve uzun bir yolda, kara buz oldugunu farketmemistim. Ilerde yolun ortasinda yola dik duran arabayi gordugum halde arabami durdurAmadim, saga sola da kacirtAmadim.
Yaklasinca, yuksek suratle ve tam yan kapilarin ortasindan carpacak oldugum arabanin icinde insanlar oldugunu gordum.
O anda, artik bir katil olarak yasamaktansa, emniyet kemerimi cozdum...
Arabam --daha sonra arkadan gelenlerin de carpmasiyla-- bilhakkin hurda oldu.
Hayatimi, ve carptigim arabadaki 3 kisinin hayatini kurtaran kemer degildi.
Ama, evet, size katiliyorum: Kemer takmak gerekir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 8, 2006 4:06 PM