« İtalya'da Avrupa ve İslam Sempozyumu | Ana Sayfa | Bakan Çelik: Yaratılış Ders Kitaplarında Kalacak »

March 4, 2006

Terör ve Baskıya Karşı İslami Manifesto

Mustafa Akyol ve Zeyno Baran'ın birlikte kaleme aldıkları "A Muslim Manifesto Against Violence and Tyranny in the Name Islam" (İslam Adına Terör ve Baskıya Karşı Müslüman Manifestosu) başlıklı metin, uluslararası medyada büyük yankı uyandırdı. ABD'nin National Review dergisinden sonra Alman Der Spiegel dergisi de Manifesto'yu yayınladı.

İngilizce orjinaline buradan ulaşabileceğiniz metnin geniş bir Türkçe özetini de Yeni Şafak gazetesi "Akyol ve Baran'dan manifesto: İslâm barış dinidir" başlıklı manşet haberiyle yayınladı.

Metnin Türkçe tercümesini, aşağıda okuyabilirsiniz.

........................


İSLAM ADINA ŞİDDET VE BASKIYA KARŞI İSLAMİ MANİFESTO

Jyllands-Posten adlı gazetede yayınlanan Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkındaki saygısız karikatürler dünyanın pek çok yerinde Müslümanlar arasında aşırı bir tepkiye neden oldu. Her ne kadar dindaşlarımızın bu konudaki duygularını anlasak da, onlardan öfke ve şiddetten geri durmalarını rica ediyoruz.

Allah için gösterilecek bir tarafgirlik, ancak münevver bir tavırla sergilendiğinde haklı olmuş olur, çünkü Allah (Müslümanlara) ılımlı bir yaklaşım emretmiştir. İlk Müslümanlar o devrin putperestleri tarafından alaya alındıklarında, Kuran onlardan şiddet dolu bir tepki değil, medeni bir reddiye istemişti: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın" (4:140) Dahası Kuran Müslümanları "onlar öfkelerini yenenler ve insanlardan bağışlama ile vazgeçenlerdir." diye tarif etmektedir. (3:134) Dolayısıyla Islam'la alay edenlere karşı yapılacak gösteriler şiddetten uzak olmalıdır. Islam'a yöneltilen eleştirilere ise, tehdit ve şiddetle değil, akılcı karşı argümanlarla cevap verilmelidir.

Aynı zamanda inanmaktayız ki, terörist eylemler hiç bir şekilde haklı gösterilemez ve mazur görülemez. Müslümanların karşı karşıya kaldıkları hiç bir zorluk - örneğin askeri işgaller veya baskılar - sivil insanlara yönelik saldırıları meşru kılmaz. Kur'an-ı Kerim'de Allah Müslümanlara "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın" (5:8) buyurmaktadır. Bu adaletin gerçek İslami ölçüsü, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) geleneğinde ortaya konmuştur: Müslüman askerler savaş zamanında bile - ki barış zamanı şöyle dursun - "yaşlıları, bebekleri, çocukları ve kadınları" öldüremezler. Bunu yapanlar şehit değil, eli kanı katillerdir.

Kuran'ın "dinde zorlama yoktur" (2:256) hükmüne dayanarak, dinsel hürriyeti savunuyoruz. Her insanın İslam'a veya bir başka dine inanma veya inanmama hakkı vardır. Tüm Müslümanlar da, eğer öyle isterlerse, dinlerini reddetme veya değiştirme hakkına sahiptirler. Hiç bir devletin, cemaat veya bireyin İslam'ı empoze etmeye hakkı yoktur. İnsanlar İslam'ı, buna zorlandıkları için değil, öğretilerine iman ettikleri için kabul etmeli ve uygulamalıdırlar.

Demokrasiyi kabul ediyor ve destekliyoruz. Bunun nedeni Allah'ın insanlar üzerindeki egemenliğini tanımamamız değil, ancak bu egemenliğin demokratik ve çoğulcu bir toplumda insanların genel isteğiyle ifade bulduğuna inanmamızdır. Teokratik düzeni kabul etmiyoruz. Bunun nedeni Allah'a itaat etmek istemeyişimiz değil, ama teokratik düzenin ister istemez kusurlu (ve bazen dejenere ve yanlış yönlenmiş) insanların, kusurdan münezzeh olan Allah'ın adıyla hükmetleri sonucunu doğurmasıdır.

Laik devletin ve laik hukukun meşruiyetini kabul ediyoruz. İslami hukuk, yani şeriat, Müslümanların homojen cemaatler halinde yaşadıkları bir devirde geliştirilmişti. Modern dünyada neredeyse tüm toplumlar çoğulcudur; çok farklı inançlara ve bu inançların da (İslam dahil) farklı yorumlarına inanan insanlardan oluşmaktadır. Bu çoğulcu yapıda, tek bir dinin belirli bir yorumuna dayalı bir hukuk sistemi tüm yurttaşlara uygulanamaz. Dolayısıyla tüm dinlere saygılı ama hiç birisine dayanmayan tek bir laik hukuk gereklidir.

Kadınların erkeklerle aynı çiğnememez haklara sahip olduklarına inanıyoruz. Bazı Müslüman toplumlarda var olan ve kadınları eğitim, siyasi katılım ve bireysel gelişim haklarından mahrum bırakan kanun ve yaklaşımları şiddetle kınıyoruz. Erkekler gibi kadınlar da nasıl yaşayacaklarına, giyineceklerine, seyahat edeceklerine, evlenip boşanacaklarına karar verme hakkına sahip olmalıdırlar. Eğer bu hakları yok ise, açıkça ikinci sınıf vatandaş olurlar.

Dini ve ulusal kimlikler arasında bir çelişki olmadığına inanıyoruz. Her Müslüman herhangi bir modern seküler devletin yurttaşlığını benimserken, bir yandan da küresel Müslüman ümmet ile manevi dayanışma duygularını muhafaza edebilir.

Yahudilik ve Hıristiyanlığı ortak İbrahimi tevhid inancı üzerine kurulu kardeş dinler olarak kabul ediyoruz. İslam'a asırlar boyunca yabancı olan, ancak ne yazık ki bazı Müslümanlar arasında geçtiğimiz onyıllarda etki kazanmış olan anti-Semitizmi şiddetle kınıyoruz. İsrail'in var olma hakkını, Filistin halkının egemen bir devlete kavuşma yönündeki haklı isteği ile birlikte, tanıyor ve İsrail/Filistin'de iki devletli adil bir çözümün Kutsal Topraklar'a barış getireceğini umuyoruz.

Kısacası, İslam'ın adıyla terör ve baskı savunan ve uygulayanları kabul etmiyor ve onları kınıyoruz. Umarız yaptıkları yanlış işler, Allah'a yönelen bir yol ve barışa yönelik bir çağrı olan yüce dinimize leke sürmez.

Müslümanların siyasi, sosyal, cemaatsel ve ticari liderlerine çağrımız, www.muslimmanifesto.org adresinden bizle bağlantıya geçerek bu Manifesto'yu imzalamalarıdır. Amacımız ise İslam'ın gerçek medeni ve barışçıl mesajının duyulabilmesidir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 4, 2006 1:53 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey,



Manifestoda üzerinde durulacak pek çok nokta var ama ilk etapta alıntıladığım paragraf dikkatimi çekti:


"Islamic law, or sharia, was developed at a time when Muslims were living in homogenous communities. In the modern world, virtually all societies are pluralistic, consisting of different faiths and of different perceptions of each faith, including Islam. In this pluralistic setting, a legal system based on a particular version of a single religion cannot be imposed on all citizens. Thus, a single secular law, open to all religions but based on none, is strongly needed. "


İslami hukuk yapısının zaten çok hukuklu bir sistemi bünyesinde barındırdığını biliyoruz.Laik devlet ve laik hukuk derken bunu biraz açabilir misiniz ? Benim düşünceme göre bu haliyle İslami perspektiften bazı mahzurlu tanımlamalar içeriyor.

Laik hukuktan yanayız derken bu tanımlama laik devlet içerisinde çok hukuklu bir sisteme karşı olduğunuz anlamına mı geliyor ?

Saygılar..

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 4, 2006 2:55 PM

Sayın Öztürk,

Bu paragraftaki kastım, şeriatın modern toplumda standart hukuk olarak uygulanamayacağı, çünkü şeriatı kabul etmeyecek pek çok insanın bulunduğu...

Peki şeriat çok-hukuklu sistemle uygulanır mı? Buna ilkesel olarak sıcak baksam da, uygulamada büyük ölcüde imkansız olacağını düşünüyorum. Zaten çok-hukuklu sistem Osmanlı'da da pratik nedenlerle tıkandığı için, Osmanlılar aslında laik bir hukuk olan "Mecellle'"yi kabul ettiler.

Aile hukuk gibi sınırlı alanlarda şeriat mümkün olabilir. Ancak genel hukukun tüm yurttaşları kapsayacak standart (ve dolayısıyla laik) bir hukuk olması gerekiyor, gibi duruyor.

Buna, peygamberimizin "Medine Vesikası"ndan dahi temel bulunabilir. Medine'deki üç temel dini grubun ortak bir "laik" hukuku vardı.

Saygılar

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 4, 2006 3:12 PM

Mustafa Bey,
Buradaki mes'ele, gereken önemi hakediyor ve daha fazla kurcalanmaya muhtaç gibi geliyor bana. S.Öztürk Bey'in sorusuna verdiğiniz cevapsa biraz geçiştirme bir cevap gibi duruyor. Rica etsem, bu konuyu biraz daha derinlemesine ele almanız mümkün mü?

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 4, 2006 3:39 PM

Mustafa Bey,


Açıklamanız için teşekkürler.Cevabınızı okuyupta düşüncelerimizin genelde paralelliğini görünce sevindim.Elbette şeriat standart hukuk olarak uygulanamaz.Bu zaten İslam'ın ruhuna da aykırıdır.


Çok hukuklu sistemin pratikte uygulanamaz olduğu görüşünüze şerh koyuyorum.Mecelle'yi de sizin kadar "laik" gör(e)mesem de temelde İslam'a uygun ve uygulanabilir nitelikte görüyorum.


Genel hukuk'un kapsayıcı olması konusunda da sizin gibi düşünüyorum.Ancak Laik sistemin "laiklik" uygulamasının gözü dönmüş "taife-i laicus"lar tarafından militanca uygulanmasına da karşıyım.Laiklik bir ilke olarak her dine ve felsefeye eşit mesafede durma olarak değilde militanca ve sanki başka bir "dinin" ideolojisi gibi uygulanınca kavramsal anlamının ve kapsamının dışına çıkabiliyor.


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 4, 2006 4:05 PM

Ksinger'ın İş Bankası tarafından yayınlanan "diplomasi" adlı kitabına gözattım. 20. yüzyılın hesabı kapatılmış. 21. yüzyıl kuşatmasından çok zarar gören biri olarak senelerdir kendi başımın beladan kurtulması için mücadele ederken yaptığım gibi,21. yy. kuşatmasının adamadama+gayrıresmi+sivil dilomasiyle kolaylıkla yarılabileceğini söyleyebilirim. Hepimize sabır diliyorum. İyiler mutlaka kazanır.
Psikolog Verda Ülkü
Marmaris

Yazan: verda ülkü Tarih: March 4, 2006 4:07 PM

Sayın Öztürk,

Meseleye büyük ölçüde benzer bakıyoruz. Laik devletin elbette liberal bir laiklik olması gerekli, buradaki yorumunuza tamamen katılıyorum. Dini ibadetleri, dinin yayılmasını, tebliğ edilmesini yasaklayan bir laiklik ise, elbette kabul edilemez bir despotizmdir. Türkiye'deki başörtüsü yasağını böylesi bir despotizm olarak gördüğümü ve buna şiddetle karşı çıktığımı diğer yazılarımda belirtmiştim.


Metin Bey,

Hangi konuda detay istiyorsunuz? İslam hukunun Müslüman olmayanlara uygulanamayacağı, bilinen bir kuraldır. Günümüzde modern toplumlar içiçe geçtiğine, farklı dinlerden ve dinsiz insanları bir arada yaşattığına göre, ortak bir laik hukuku kabul edilebilir buluyorum. Dine saygılı olması, "laikliğini bilmesi" şartıyla...

Saygılar

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 4, 2006 4:54 PM

Bence Muslim Manifeso dan ziyade,
Mustafa Akyol's Manifesto olmuÅŸ.

Savunduğunuz görüşler müslüman toplumda sadece bir kısım modernisti temsil ediyor bence.

Alıntılar yaptığınız Kuran'da ceza-ticaret-aile vb. konularındaki hukuki kükümleri mi

Islamic law, or sharia, was developed at a time when Muslims were living in homogenous communities

olarak niteliyorsunuz?
Bu ayetleri nereye koyuyorsunuz?

geniş bir kesimi temsil etme iddiasındaki manifestoda böyle "marjinal" görüşlere yer vermeniz doğru mu?

Sanki hitap ettiğiniz batı toplumunun istediğini veriyor gibisiniz.

Yazan: VolkanS Tarih: March 4, 2006 9:50 PM

Volkan Bey,

Şeriatın büyük bölümü, Kuran'a değil, Kuran ve hadis üzerinden Müslüman ulemanın yaptığı içtihatlara dayanır. Bu içtihatların bir bölümü de, moren toplumun şartlarına uygun düşmemektedir. Bu da zaten kaçınılmazdır; insani hükümlerin dünyevi şartlara göre değişmesi zaten İslam'a uygundur.

Kuran ayetlerindeki hükümlerin ezeliğine ise elbette inanıyorum. Ama bunların bir kısmının pratik durum nedeniyle uygulanması mümkün değil. Örneğin kölelikle ilgili hükümler gibi.

Eğer bir toplumun tamamı İslam hukuku ile yaşamayı kabul etmiyorsa, bu da bir "pratik durum" oluşturur ve İslam hukuku standart hukuk olarak uygulanamaz, ancak bireyler arasında sınırlı bir gönüllülük hukuku olarak uygulanır diye düşünüyorum. Örneğin miras hukukunu, Kuran'ın öngördüğü şekilde işletmek gibi...

Benim laiklik konusundaki kastım, Müslümanların laik bir devlet altında yaşayabilecekleri. Laik devlet Müslümanlara baskı yapmadığı sürece, onun laikliği ile çatışmaya gerek yok diye düşünüyorum.

Bu ise "Mustafa Akyol manifestosu" değil, Türkiye'deki pek çok Müslüman entellektüelin savundugu bir görüş. Sadece "modernist" olanların da değil... Hayrettin Karaman gibi otoritelerin katıldığı ve altına imza attığı Abant Platformu gibi toplantılarda da, "doğru tanımlanırsa laiklik İslam'la çelişmez" gibi sonuçlara varılmıştı.

Bugün bütün AKP liderliği de bunu savunuyor. İsrail'in varlığını tanıma gibi konularda da AKP'nin pozisyonu dikkate değer.

Ayrıca "İsrail'in varlığını tanımanın" İsrail'den çok Filistinlilerin hayrına olacağını düşündüğüm için bunu savunuyorum.

Saygılarımla,

Mustafa

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 4, 2006 10:17 PM

Mustafa Bey,

Gayretiniz gerçekten takdire değer. Modern İslamı çok iyi temsil ediyorsunuz. Keşke, iki kişinin hazırladığı bu manifestoya, İslam konusunda otorite olan daha fazla isim imza atsaydı ve keşke Avrupa'da ve İslam ülkelerinde daha fazla yayında yer alabilseydi. İslamın modern toplumla entegrasyonu adına tebrikler.

Selamlar,
Esin

Yazan: esin bakırcıoğlu Tarih: March 5, 2006 1:26 AM

mustafa bey öncelikle bütün fikirlerinize katıldığımı belirtmek isterim .ne yazıkki bazı müşriklerin yani dini bir zulüm aracı olarak kullananların okuması gereken bir yazı.birde bi zahmet islam tarihini araştırsalar hakyol üzerinde olmadıkları aşikar bi şekilde ortaya cıkıcaktır .yanlış din yorumlarıyla kendilerini haklı gösteren bu insanlarla mücadele eden sizin gibi kişileri tanımak gurur verici .size sonsuz şükranlarımı sunuyor allahın salih kulları arasında haşredilmenizi yüce rabbimden niyaz ediyorum .

Yazan: sevda Tarih: August 29, 2007 7:46 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)