« Bakan Çelik: Yaratılış Ders Kitaplarında Kalacak | Ana Sayfa | Medya ve Popüler Kültür »

March 5, 2006

'Manifesto'ya ve Kendime Dair...

[6 Mart 2006 tarihinde Haber 7 sitesinde yayınlandı]

Zeyno Baran ile birlikte kaleme aldığımız "İslam Adına Terör ve Baskıya Karşı Müslüman Manifestosu" başlıklı metin, pek çok olumlu yorumun yanında bazı olumsuz tepkiler de aldı. Kimi Müslümanlar, bunu "ABD'nin ılımlı İslam planına hizmet" olarak görmüşler ve kınamışlar.

Bu gibi yorumlara üzüldüm. Ve bazı noktaları açıklığa kavuşturmakta yarar gördüm.

Benim bu metne imza atmaktaki amacım, İslam'a bulaştırılmak istenen terör ve zulüm lekelerine karşı İslam'ı savunmaktan başka bir şey değildir. "Ilımlı İslam"a değil, İslam'ın bizzat kendisine inanıyorum. Ama zaten İslamiyet, Müslümanlara adaletli ve merhametli davranmayı emrederek, suçsuz insanların öldürülmesini yasaklayarak, belirli bir ılımlılık (itidal) emrediyor. Buna Batılılar "ılımlı İslam" diyor olabilirler, bence İslam'ın kendisi...

"Amerika'nın adamı" filan değilim. ABD'nin Irak işgaline karşıyım. Orada yaptıkları işkence ve katliamları tüm kalbimle lanetliyorum. (Irak'taki Baasçı ve El Kaidecilerin yaptığı katliam ve saldırıları da lanetliyorum; bunların sorumlusunun "Zarkavi Çetesi" olduğunu, Türkiye’deki Şii Caferiler’in lideri Hüccetullah Selahattin Özgündüz geçenlerdeki açıklamasında vurgulamıştı.)

ABD'yle en büyük ilgim ve irtibatım, ateizme karşı güçlü bir fikri akım olan Akıllı Tasarım teorisi üzerine. Bir de Amerika'da İslam düşmanı olanlarla fikren mücadele ettim ve etmeye devam ediyorum. Sözkonusu İslam düşmanları, "İslam şiddet dinidir, bunu baskı altına alalım, yayılmasını engelleyelim" diyorlar. Ama her Amerikalı öyle düşünmüyor. Sözkonusu İslam düşmanlarına karşı "hayır İslam öyle değildir" diye güçlü bir şekilde ortaya çıkılmazsa, onlar da güç kazanırlar. Bu ise tehlikeli sonuçlar doğurur. Eğer dünyada "İslam dini, terörü ve baskıcı siyasi sistemleri doğuruyor" fikri egemen olursa, bu Müslümanlara yeni sıkıntılar, baskılar, işgaller getirir. Dahası İslam'ı diğer medeniyetlere tebliğ etme imkanları çok zayıflar.

Şeriat konusunda... Şeriat'ın bir hükmüne bin kez feda olurum. Ama bunu iyi anlamak lazım. Gerek bazı Batılılar gerekse Türkiye'deki laik kesimin bir kısmı, "Müslümanlar iktidara gelip bize de şeriat uygulayacaklar" diye endişe ediyor, bu nedenle de İslam'ı bastırmaya çalışıyorlar. Oysa İslam hukuku, ona iman edene uygulanır. Başkalarına zaten şeriat dayatılmaz. Peki o zaman çoğulcu toplumda ne olacak? Pek çok farklı inancın bulunduğu, dahası Müslümanların da farklı mezhep ve yorumlarının var olduğu bir toplumda hukuk nasıl işletilecek?

İdeal çözüm, çok hukuklu sistemdir. Ama bunun da hayata geçmesi pratikte çok zor. Osmanlı'nın son yüzyılında bile pratikte büyük sorunlar yaşandığı için çok-hukuklu sistem kaldırılmış, İslam hukukunun bazı unsurlarını içeren, ama genel anlamda "laik" bir kanun olan Mecelle kabul edilmiş ve dinlerine bakılmaksızın tüm Osmanlı vatandaşlarının ortak hukuk kaynağı olarak uygulamaya konmuştu.

Bu durumda, uygulanabilir ölçüde, sınırlı bir çok-hukukluluk talep edilebilir. Ama bir yandan da Müslümanlar, dinlerine karışmayan, ibadetlerine engel olmayan laik sistemler altında yaşayabilirler. Manifesto'da dediğim bu, başka bir şey değil.... Zaten benzer görüşler Türkiye'de pek çok saygın ilahiyatçı tarafından da ifade edildi, Abant Platformu gibi ortamlarda tartışıldı ve kabul edildi. Öte yandan despot laikliği, örneğin baş örtüsü yasağını ise, şimdiye kadar defalarca eleştirdim, eleştirmeye de devam ediyorum.

İsrail'e gelince... "İsrail'i tanıyalım" derken öncelikle İsrail'in değil Filistinlilerin hayrını düşünüyorum. Çünkü Filistinliler İsrail'i tanımadıkları sürece, İsrail, işgalini sürdürmek için bahane buluyor. Oysa "tamam, İsrail'i tanıyoruz, yok etmeye çalışmayacağız, ama onlar da işgali bitirsinler, 67 öncesi sınırlara dönsünler" dese Müslümanlar, dünya kamuoyu karşısında halkı pozisyona geçmiş olacaklar... Bu yapılmadığı için İsrail işgalini sürdürmeye gerekçe üretiyor ve Filistinlilerin çektiği acılar devam ediyor.

Özetle, "İslam Adına Terör ve Baskıya Karşı Müslüman Manifestosu" adlı metin, İslam'a hizmet etmekten başka bir amaç taşımıyor.

İslam adına uygulanan şiddet ve terörün ise İslam'a karşı büyük bir tehdit olduğunu görmek lazım. El Kaide ile ilgisi olduğu iddiasıyla ABD'nin Guantanamo Üssü'nde 5 yıldan bu yana esir tutulan Murat Kurnaz da, "Ladin'in İslam'la alakası yok" demiş ve "Müslüman olduğunu söyleyen Usame Bin Ladin birçok kişiyi öldürdüğü için her yerde Müslümanlar tutuklanıyor" diye eklemiş. Buna karşı durmanın gayet İslami bir misyon olduğuna inanıyorum.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 5, 2006 2:23 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey,


Manifestoya alınmasa da kanımca bazı konuların açıklığa kavuşturulmasında fayda var.Kendi düşüncelerimi söyleyeyim.

Bahsettiğiniz laiklik ile Müslümanların birarada yaşamasının İslam'a uygunluğu, Müslümanların kurucu özne olmadıkları ya da olamadıkları ülkelerdeki müslümanların varolan sisteme entegrasyonu açısından önem arzediyor.Bu açıdan bakıldığında militan olmayan ve gerçek anlamıyla laiklik çoğulcu toplumlarda müslümanların inançlarını yaşayabilmesi için uygun bir sistem gibi duruyor.

Yani bu manifestodaki ilgili maddeden Müslümanların Laik bir devlette yaşadıkları takdirde bu laik sistemi tanıyacakları ve bu sistemin doğru uygulanması halinde İslam'la çelişmeyeceği anlamı çıkıyorsa -ki ben öyle anlıyorum- ortada bir sorun olmayacağını söylemek isterim.


Tabii bu İslam'ın devlet sistemi kurmayı öngörmediği yada Müslümanların devlet taleplerinin olmadığı ya da olmayacağı anlamına gelmiyor.Zaman zaman tartışması yapılsa da İslam öğretisi klişe bir devlet sistemi,rejim ön görmemiş,temel dayanakları ve ilkeleri belirleyerek değişen toplumsal şartlar neticesinde bu ilkelere aykırı olmaması kaydı ile toplumsal yapıya uygun farklı devlet sistemlerine izin vererek yeteri kadar esneklik sağlamıştır.Bunun başarılı örneklerini İslam tarihi fazlasıyla vermiştir.Zaten aksinin olması bence evrensel İslam iddiası ile de örtüşmezdi.


Burada önemli olan nokta olarak müslümanların kurucu özne olma imkanının olup olmaması kalıyor ki bu ayrıca tartışılabilir.Ben müslümanların kurucu özne olma imkanları olduğu zaman İslami ilkelere sahip devlet kurabileceklerini ve mevcut sistemlerdeki homojen yapının bu ilkelere göre yönetilen bir devlette birarada fevkalade müreffeh ve huzur içinde yaşayabileceklerini düşünüyorum.Tarih bunun örnekleri ile doludur.


Böyle bir sistemin ilkesel anlamda nasıl olması gerektiği İslam Hukuku alanında, yaşayan çok değerli alimlerden 5'i 6'sı arasında sayılan Prof.Hayrettin Karaman gayet güzel bir şekilde açıklamıştır:


http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/1001.htm (Buradaki Adil bir Düzen nasıl olmalıdır ? sorusunun Erbakan Hoca'nın Adil Düzen tanımlamasıyla elbette bir ilgisi yoktur.)


Abant toplantıları ile ilgili bir ayrıntıyı da söylemek isterim."doğru tanımlanırsa laiklik İslam'la çelişmez" ifadesi ilkesel anlamıyla doğrudur.Ancak "Dinin bir devlet talebi yoktur. Dinin siyasal talebi ahlaki bir taleptir." maddesine ve "İslam'ın, demokratik hukuk devletinin evrensel ve temel değerleri ve ilkeleri dışında, siyasi rejimin ayrıntılarının düzenlenmesini topluma bıraktığı görüşündeyiz." maddesine Hayrettin Karaman'ın itirazları vardı ve bunlarda kayda geçirildi.Hayrettin Karaman Hoca bu konuda bir röportajında şöyle söylüyor:


Allah'ın fert olarak insanlara hitap ettiği gibi, bir de cemaat olarak, topyekün Müslümanlara, "ümmet, inananlar, insanlar..." diye hitap ettiğini görürsünüz. Topluma da bir takım haklar ve ödevler verdiğini görürsünüz. İşte Müslümanlar bu hak ve ödevleri kendilerinin içinde bulunmadıkları, kendilerinin kurmadığı bir devlet eliyle gerçekleştirebilselerdi, Müslümanların devlet talebi olmazdı. Allah'ın Müslümanlardan talep ettiği şeyler, aynı zamanda devletin yetki alanına giriyor. Laiklik ilkesi gereğince devlet, "ben işime dini karıştırmıyorum" derse -ki diyor, laik olduğu için demeye mecburdur- bu kaçınılmaz olarak bir çatışmayı getirir. Bu çatışma çaresiz değildir. Çözülemez değildir. Mesela, laik demokratik ülkelerde Allah'ın, yalnızca birey olarak Müslüman'dan değil, topluluk olarak Müslümanlardan istediği şeyleri, Müslümanların olabildiğince, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermedikçe yerine getirebilmelerine imkan verilebildiği takdirde çatışma uzlaşmaya dönüşebilir. Bilgi-Düşünce dergisi Ocak 2003 sayısı.


Laiklik ilkesi İslam ve devlet konusundaki görüşlerim bu şekilde.

İsrail'in tanınması meselesine gelince.Kanımca İsrail şu ana kadarki icraatlarıyla kelimenin tam anlamıyla terorist bir devlettir.Ama bu İsrail'i ilelebet tanımamak anlamına gelmemektedir.İsrail 1967 deki sınırlarına çekilir ve Filistin devletini bağımsız bir devlet olarak tanımayı taahhüt ederse elbette İsrail tanınabilir.Bu konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekirdi diye düşünüyorum.

Düşünceleriniz paylaşırsanız sevinirm,

Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 5, 2006 3:01 PM

Sayın Öztürk,

Yorumlarınıza teşekkür ederim. Hayrettin Karaman hocanın şerhine katılıyorum. Müslümanların sadece birey değil cemaat olarak da tanınması ve iç hukuklarını kendilerinin düzenlemeleri konusunda bazı tartışmalar Batı'da da sürüyor zaten. Kanada'da böyle bir düzenleme yakın zaman önce tartışılmıştı.

Müslümanların kurucu özne olup olmaması konusunda da haklısınız.

Ancak şunu da belirteyim: Müslümanlar kurucu özne olacak olsalar dahi, bu sefer "hangi İslam" sorusu karşımıza çıkacaktır. Mesela Türkiye'de çok hukukluluğun kabul edildiğini varsayalım: Müslümanlar adına hangi şeriat uygulanacak? Ülkemizde Şiiler var. Ehli Sünnet cemaatleri arasında yorum farklılıkları var. "Sadece Kuran yeterlidir" diyen ve hadislere dayalı şeriat hükümlerini kabul etmeyen bir görüş de var. Şeriatın genel olarak "tarihsel" olduğunu savunan modernist ilahiyatçılar da var.

Nitekim Müslümanların kurucu özne olduğu Pakistan'da da bu yüzden büyük iç çatışma ve kavgalar çıktı.

Dolayısıyla çok-hukuklu sistemin ancak Müslümanların da ortak bir İslami hukuk üzerine anlaşmasıyla mümkün olabileceğini not etmeliyiz.

Bu, ideal olmakla birlikte pratikte varılması zor bir nokta. (Belki Şia'nın beklediği gibi bir gün bir "en büyük müçtehid" gelir ve meseleyi çözer.) Geçip gitmekte olan "fetret" zamanlarında ise, dine saygılı bir laik hukuku kabul etmekte beis görmüyorum.

Çünkü hukuktan daha öncelikli bir mesele olan "iman" alanında yapılması gereken çok şey var...

Saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 5, 2006 4:01 PM

Mustafa Bey,


Tabii çok-hukukluluk konusunda ki bazı tesbitlerinizde haklısınız.Fakat Ehli Sünnet'in fıkhi yorumunun yumuşak olduğunu,kurucu özne olması durumunda Müslümanların akil insanlarının konsensüsü ile büyük ölçüde geniş kitlelere uygulanabilir olduğunu atlamamamız gerekir.Hele temel ilkeler bakımından bir sorun olmayacağını bilmemiz gerekir.Tabii burada kurucu öznenin kimliği ve düşünsel yapısı çok önemli.


Ayrıca modernizmin tüm kadim gelenekleri silindir gibi ezip geçtiği bir çağda olduğumuzu da unutmuyorum.Modernizmin tüm değerlerinin aşılamaz veya kadim kültürlerin değerlerinin modernizm karşısında aşağı seviyede de görmemeliyiz.Bu baştan yenilgiyi kabul etmek ve ona göre gardımızı almak demektir ki bu da zaten modernizmin dayattığı düşünsel bir yöntemdir.

Tam aksine modernizmin ahlaki ve sosyal değerler açısından tam bir kriz içinde olduğunu unutmamalıyız.İslam'ın ve onun kutlu öğretisinin bu anlamıyla modernizmin birçok çöküntüsüne alternatif olduğunu ve birçok yönü ile modernizme meydan okuduğununda farkında olmalıyız diye düşünüyorum.


Saygılar

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 5, 2006 4:58 PM

Dogru yoldasiniz sayin Akyol!
Allah yardimciniz olsun. Irkcilar ve
radikal unsurlar sizi yolunuzdan
döndürmemeli.

Ikinci olarak: Hamas lideri Halid Me$al,
Ortadogu Lideri mevkiinde olan Türkiye'yi
dinleyerek Israil'i tanimalidir. Bu tanima,
Filistin sorununun cözümü icin zaruridir.
Sivillere yönelik eylemler de mutlaka son
bulmalidir. Bu tür eylemler, hem Müslümanlara
hem de Filistin halkina zarar vermektedir.
Savasmayan halka yönelik saldirilar da helâl
degildir.

Arap ülkelerinin: "Amerika yardimi keserse
kessin. Biz Filistin'e gereken yardimi yapariz"
demeleri, dogru siyaset degildir. Dogru
siyaset, Hamas liderini demokratik
sorumluluklarini yüklenmeye zorlamaktir.
Bu yükü kabul etmeyenlerin siyaseti fayda
getirmez. Faydasiz siyasetler de, Filistin
sorununu cözmez. Faydali (müsbet) siyasete
gecilirse, Israil de i$gal konusundaki
yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda
kalacaktir.

Iran Cumhurbaskani Ahmedinecad nükleer
konusunda Amerika'yi dinlerse, Iran halkina,
bilhassa masum sivillere iyilik yapmis olur.
Aksi halde Iran vurulmaktan kurtulamaz.
Cünkü, "masum insanlar ölmesin" diye,
Allah zalimleri cezalandirmaktan geri
durmayacagi gibi, Imparatorluk makaminda
olan Amerikan Yönetimi de, "halk zarar
görmesin" diye, Iran'a savas acmaktan
geri kalmaz. Cünkü egemenlik savaslarinda
güclü taraf savasmaktan cekinmez. Eger bir
savas olursa, -baska secenek kalmamis gibi
görünüyor- bu savasta kaybeden elbette
Ahmedinecad olacaktir. Ahmedinecad
rejiminin yikilisi belki Iran halkinin kurtulusu
olabilir, ama bu halkin kurtulusu, savasin
eline kalmamalidir. Ne yazik ki, Ahmedinecad,
Iran halkinin kurtulusunu savasin eline
birakmis durumdadir. Allah Iran halkina
acisin...

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 5, 2006 6:06 PM

Mustafa bey,

Zeyno Baran ile birlikte kaleme aldığımız "İslam Adına Terör ve Baskıya Karşı Müslüman Manifestosu" başlıklı metin, pek çok olumlu yorumun yanında bazı olumsuz tepkiler de aldı. Kimi Müslümanlar, bunu "ABD'nin ılımlı İslam planına hizmet" olarak görmüşler ve kınamışlar.

Sozkonusu yaziyi anons edisinizi gordum, ama, okuyup cevap veremedim --internet perhizime rastlamisti cunku.

Fakat, ilk aklima gelen 'oh, s**t, not again!' turunden bir seydi...

Bu gibi yorumlara üzüldüm. Ve bazı noktaları açıklığa kavuşturmakta yarar gördüm.

Peki, ama, ben de bir noktayi acikliga kavusturmak isterim.

Bilinen bir darb-i meseldir: Nasreddin Hoca'ya 'Hocam, kenefte bir sey yemek dinen caiz midir, degil midir?' sorusunu sorarlar. Hocanin verdigi cevap onemlidir: 'Dinen sorun yok; ama, bir seyler cigneyerek disari ciktiginizda elalem yanlis anlayabilir'...

Bu benim rastladigim, size ait ikinci ornek..

Benim bu metne imza atmaktaki amacım, İslam'a bulaştırılmak istenen terör ve zulüm lekelerine karşı İslam'ı savunmaktan başka bir şey değildir. "Ilımlı İslam"a değil, İslam'ın bizzat kendisine inanıyorum.

Hangisine inandiginiz beni, inanc baglaminda, hiic ilgilendirmiyor. Beni, inandiginiz seyi kimin hizmetindeymis gibi zamanlayisiniz cok daha fazla ilgilendiriyor.

Bunu da hafifleterek soylemek gerekirse, Umit Yasar Oguzcan'in o guzelim 'Sereserpe' siirindeki sekilde soyleyebilirim:

Uzanıp yatıvermiş sereserpe
Entarisi sıyrılmış hafiften
Kolunu kaldırmış kolluğu görünüyor
Bir eliyle de göğsünü tutmuş
İçinde kötülük yok biliyorum
Yok, benim de yok ama
Olmaz ki
Böyle de yatılmaz ki

Ama zaten İslamiyet, Müslümanlara adaletli ve merhametli davranmayı emrederek, suçsuz insanların öldürülmesini yasaklayarak, belirli bir ılımlılık (itidal) emrediyor. Buna Batılılar "ılımlı İslam" diyor olabilirler, bence İslam'ın kendisi...

Benim muslumanligim konusunda, ozellikle Ozturk beyin sehadet edebilecegini hic sanmamakla birlikte, sizinkini bir tur light dernek mensuplugu gibi gordugumu soylemeliyim.

Kisisel yaklasim acisindan buna itirazim tabii ki yok, ama, hasb-el kader sagda solda temsil ederken, ya da (siz o amacla olmasaniz dahi) oradaki haziruna oyle takdim edilirken, verdiginiz intibai bizim bir medeniyet olarak gecmisimize cok da yakistiramadigimi ifade etmek zorundayim.

Luzumundan fazla yumusakca ve edilgen bir bakis yansitiyorsunuz bence.

"Amerika'nın adamı" filan değilim.

Samimi fikrimi soyleyeyim: Olsaniz gam yemem. Bu memleketteki ilk numunesi olmayacaginiz gibi, sonuncusu da olmayacaginiz kesin.

Sorun, kendi iyiniyet taslarinizla dosenmis yollarda nereye dogru gittiginizi bilip bilmediginizdir bence.

Ve, buna vereceginiz her iki cevap da bir acmaza gider, maalesef.

ABD'nin Irak işgaline karşıyım. Orada yaptıkları işkence ve katliamları tüm kalbimle lanetliyorum. (Irak'taki Baasçı ve El Kaidecilerin yaptığı katliam ve saldırıları da lanetliyorum; bunların sorumlusunun "Zarkavi Çetesi" olduğunu, Türkiye’deki Şii Caferiler’in lideri Hüccetullah Selahattin Özgündüz geçenlerdeki açıklamasında vurgulamıştı.)

Bunun onemi var, fakat Irak meselesi Islam ya da Turkiye demek degil.

Irakla ilgili dusunceleriniz --oyle ya da boyle-- isabetli ya da isabetsiz olabilir. Gecici, konjonkturel bir seydir.

Kalici, tayin ve tarif edici 'stance'iniz buna ortogonal de olabilir, paralel de..

Ben, hangisi oldugunu henuz cok da iyi anlayabilmis degilim. [Belki de sadece bana ait bir sorundur bu. Bilemem]

ABD'yle en büyük ilgim ve irtibatım, ateizme karşı güçlü bir fikri akım olan Akıllı Tasarım teorisi üzerine.

ZT'nin neo-con'larla rahatsiz edici bir yakinligi var, maalesef. Bu yakinlik da sizi ister istemez --baskalarinin gozunde-- sizin belki de ait olmadiginiz yere oturtuyor.

Aradaki farki bir sekilde anlatmaniz lazim; fakat zaman zaman bunun tersini yaptiginiz kanaati hasil olabiliyor.

Bir de Amerika'da İslam düşmanı olanlarla fikren mücadele ettim ve etmeye devam ediyorum. Sözkonusu İslam düşmanları, "İslam şiddet dinidir, bunu baskı altına alalım, yayılmasını engelleyelim" diyorlar. Ama her Amerikalı öyle düşünmüyor. Sözkonusu İslam düşmanlarına karşı "hayır İslam öyle değildir" diye güçlü bir şekilde ortaya çıkılmazsa, onlar da güç kazanırlar. Bu ise tehlikeli sonuçlar doğurur. Eğer dünyada "İslam dini, terörü ve baskıcı siyasi sistemleri doğuruyor" fikri egemen olursa, bu Müslümanlara yeni sıkıntılar, baskılar, işgaller getirir. Dahası İslam'ı diğer medeniyetlere tebliğ etme imkanları çok zayıflar.

Sizin dikkat etmediginizi dusundugum nokta, Islam'in ne veya nasil oldugu konusunun aslinda cok onemli olmadigidir. Bahane gerekiyor, ve bu bahane de Islam'la alakali degil. Sizin iyi niyetli gayretleriniz, Arsiduk Ferdinand'a kendinizi bihude siper etmekten cok da farkli degil.

Savas, ya cikacak ya da cikmayacak. Cikarsa, ki, Arsiduk Ferdinand yerine baskasi yuzunden de kolayca cikabilir; bu cografya asil savasin olsa olsa bir 'foreplay'ini yasayacak...

İsrail'e gelince... "İsrail'i tanıyalım" derken öncelikle İsrail'in değil Filistinlilerin hayrını düşünüyorum. Çünkü Filistinliler İsrail'i tanımadıkları sürece, İsrail, işgalini sürdürmek için bahane buluyor. Oysa "tamam, İsrail'i tanıyoruz, yok etmeye çalışmayacağız, ama onlar da işgali bitirsinler, 67 öncesi sınırlara dönsünler" dese Müslümanlar, dünya kamuoyu karşısında halkı pozisyona geçmiş olacaklar... Bu yapılmadığı için İsrail işgalini sürdürmeye gerekçe üretiyor ve Filistinlilerin çektiği acılar devam ediyor.

"Lehistan Elcisi nerededir" sorusu size hic bir sey anlatmiyor mu?

Özetle, "İslam Adına Terör ve Baskıya Karşı Müslüman Manifestosu" adlı metin, İslam'a hizmet etmekten başka bir amaç taşımıyor.

Islam'i pasifize etmek, ya da oyle olmasini isteyen intibalarla yazildigi hissi vermek, Islam'a hizmet ise; size katilmamak mumkun degil. Ama, acaba oyle mi?

İslam adına uygulanan şiddet ve terörün ise İslam'a karşı büyük bir tehdit olduğunu görmek lazım.

Neymis bu tehdit? Kim uyguluyormus bu siddeti?

El Kaide ile ilgisi olduğu iddiasıyla ABD'nin Guantanamo Üssü'nde 5 yıldan bu yana esir tutulan Murat Kurnaz da, "Ladin'in İslam'la alakası yok" demiş ve "Müslüman olduğunu söyleyen Usame Bin Ladin birçok kişiyi öldürdüğü için her yerde Müslümanlar tutuklanıyor" diye eklemiş. Buna karşı durmanın gayet İslami bir misyon olduğuna inanıyorum.

Alakasiz bir noktadan bir anlamsiz bir anafikir cikariyor oldugunuzun farkinda misiniz?

Nicin mi?

Ladin'in (yani, El Kaide'nin) Islam'la bir alakasi yok --ki, bence de son derece isabetli bir onermedir.

Peki, simdi siz neye karsi cikiyorsunuz?

El cevap: Islam adina uygulanan siddete...

Peki, kim uyguluyor bunu?

El cevap: El Kaide.

Eh.. bu kadar basit bir Aristo mantigini bile denklestirip, El Kaide'nin Islam'la alakasi olmadigini; olsa olsa, eger cesaretiniz yetiyorsa, su su mihraklarin bir masasi oldugunu soylemeniz gerekmez mi?

Ama, siz onu yapmiyor; hala daha El Kaide'nin fiileri yuzunden Islam'in suclanmasini hakli gorur gibi (ya da ciddiye alarak), Islam'in dislerinin tirnaklarinin nasil daha iyi sokulecegine, torpulenecegine dair onermelerde bulunuyorsunuz.

Bunu bilerek yapiyor olusunuza inanmak kolay degil; kendi zekanizla bu derece dalga gecmemeniz lazim bence.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 5, 2006 8:20 PM

Müzmin Bey,


Sizin Müslümanlığınıza benim şahadet etmeme ihtiyacınız olduğunu sanmıyorum.Ama tahmininiz maalesef doğru.


Siz kanımca İslam'ı kelime anlamlarından biri olan "Teslim olmak" anlamında alıp "zaten tabiatı gereği bila kaydu şart hepimiz Yaratıcı'ya teslimiz" dediğiniz ve bu bağlamda geniş tuttuğunuz o çemberin içine bütün mahlukatı kattığınız için fikirlerimizin ve inançlarımızın uyuşması pek mümkün görünmüyor.


Şunu da belirteyim ki sizinde çok iyi bildiğiniz gibi İslam'ın müntesipleri için koyduğu kural bellidir.Ben şahsen "müslümanım" diyen kimseyi asla tekfir edemem.Gazzali El İktisad'da "İki şehadeti dili ile söyleyen bir kişiyi tekfir etmekten daha zor ne olabilir ? " diyerek bu ölçüyü vurgulamıştır.


Efendimiz (sav) "Ben zahire göre hükmederim,kalblerde olanı ancak Allah bilir." derken İman'ı da kasdetmiştir.


Hal böyleyken benim sizin müslümanlığınıza şehadet edeceğimi sanmadığınızı, Mustafa Bey'in imanını sorgularken vurgulamanıza taaccüp ettim diyebilirim.

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 5, 2006 11:25 PM

Müzmin bey,

"İslam'da teröre cevaz yoktur, baskı yoktur" demeyi, "light dernek mensuplugu" olarak tanımlamanıza katılmıyorum. Çoğu Müslüman da sanırım katılmaz.

Akıllı Tasarım teorisinin neo-conlarla ilgisi olduğunu söylemişsiniz. Pek öyle sayılmaz. AT'yi ABD'de Hıristiyan muhafazakarlar destekliyor, genel olarak. Neo-conlar ise, muhafazar kanat için dar bir ekiptir; çoğu Yahudidir ve ilgi alanları da AT gibi kültürel/bilimsel konular değil dış politikadır. Adları "muhafazakar" olsa bile bazıları bir hayli sekülerdir. AT'yle pek alakaları yoktur, bazıları karşıdır hatta. Ünlü neo-con Charles Krauthammer AT'ye şiddetle karşı çıkıyor örneğin...

"Islam'in ne veya nasil oldugu konusunun aslinda cok onemli olmadığı"na ise katılmıyorum. Aksine, bence çok önemli. İslam'a yönelik Batı politikalarının şekillenmesinde sandığınızdan bence daha önemli. Dahası, ve bence en önemlisi, İslam'ın tebliği ve yayılması açısından çok önemli. Ben Hakikat'ın kendisi olduğuna inandığım dinin, dünyanın büyük bir bölümünde "şiddet ve bağnazlık kaynağı" gibi görülmesine razı değilim.

"El Kaide'nin Islam'la alakasi olmadigini; olsa olsa, eger cesaretiniz yetiyorsa, su su mihraklarin bir masasi oldugunu soylemeniz gerekmez mi?" demişsiniz. Cesarete değil de bilgiye ve kanıta ihtiyaç olur böyle komplo teorilerini savunmak için. Varsa bilginiz siz söyleyin, El Kaide neymiş. Karşımızda İslam adına sivil öldüren bir örgüt var, "perde arkasını" bilmiyorum, İslam düşmanı güçlerin maşası da olabilir, İslam tarihindeki çeşitli fanatik akımlar gibi de olabilir, önemli olan ne yaptığı. Yaptığı İslam'a aykırı, ben de bunu söylüyorum.

Sizin İslam açısından "tuzunuz kuru" olduğu için bu gayreti anlamsız buluyor olabilirsiniz. Anlarım. Ama ben öyle değilim.

Saygılar

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 6, 2006 12:07 AM

Ozturk bey,

Hal böyleyken benim sizin müslümanlığınıza şehadet edeceğimi sanmadığınızı, Mustafa Bey'in imanını sorgularken vurgulamanıza taaccüp ettim diyebilirim.

Imanini degil, (ki, beni hic ilgilendirmedigini vurgulayarak soyledim) siyasi anlamda aidiyetini sorguladigimi, lutfen bir daha okursaniz, goreceginizi zannediyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 8:36 AM

Mustafa bey,

"İslam'da teröre cevaz yoktur, baskı yoktur" demeyi, "light dernek mensuplugu" olarak tanımlamanıza katılmıyorum. Çoğu Müslüman da sanırım katılmaz.

Cogu muslumani temsilen, teolojik olmayan, sadece siyasi olan bir meselede hep boyle apalogetic reactionary pozisyonlar almak zorunda olmamalisiniz.

Akıllı Tasarım teorisinin neo-conlarla ilgisi olduğunu söylemişsiniz. Pek öyle sayılmaz. AT'yi ABD'de Hıristiyan muhafazakarlar destekliyor, genel olarak. Neo-conlar ise, muhafazar kanat için dar bir ekiptir;

Dar, fakat cekirdek bir motor.. ve, su anda, arguably, 'con'lari siyaseten temsil edenler de onlar..

"Islam'in ne veya nasil oldugu konusunun aslinda cok onemli olmadığı"na ise katılmıyorum. Aksine, bence çok önemli. İslam'a yönelik Batı politikalarının şekillenmesinde sandığınızdan bence daha önemli.

Burada gorus ayriligimiz olmasi normal. Siz Islam'i, sandirtildigi sekilde, bir siyasi blok filan gibi bir sey zannediyorsunuz galiba. Inanc platformu ile siyasi platformu ayniymis gibi dusunuyorsunuz zannederim.

Oyle olmadigini, uzun boylu arqastirmaga hic gerek yok, Iran ve Turkiye'nin son 1,000 kusur senelik tarihine bakarak gorebilirsiniz. Her iki taraf da Turk ve Musluman hanedanlar tarafindan da yonetilirken dahi bir birlik ifade edecek herhangi bir emmare yoktur.

Bugun de oyledir, ve sadece iran-Turkiye baglaminda da konusmuyorum.

Dahası, ve bence en önemlisi, İslam'ın tebliği ve yayılması açısından çok önemli. Ben Hakikat'ın kendisi olduğuna inandığım dinin, dünyanın büyük bir bölümünde "şiddet ve bağnazlık kaynağı" gibi görülmesine razı değilim.

Bunun din ile alakasi olmadiigni, sorunun bahsettiginiz cografyadaki yeralti kaynaklari oldugunu farkederseniz goreceginize eminim.

Nitekim, Zeyno hanim da, dunyanin en guzel at ciftliklerinden birinden basariyla mezun olduktan sonra katildigi CISS'te (Center of Strategic and International Studies --Startejik ve Uluslararasi Calismalar Merkezi) kurbanlar nerede nasil kesilsin, basortus baglamanin yer ve zamani gibi teget olarak da olsa Islam'la alakali olabilecek seylerle degi, Islam cografyasi ile yani, Hazar petrolleri ve dogalgaz projeleri uzerine 1996'dan beri calismis.. Simdi de Nixon Center'de eminim benzer cizgide calismalarina devam ediyor.

Zaman cok degisti... Artik bizde de, Istanbul'a geldiginde Sokollu (Sokolovic) hanedaninin Osmanli'ya hizmet ve eserlerinden gururla bahseden Yugoslavlar durumuna dusenler var ve artiyorlar..

"El Kaide'nin Islam'la alakasi olmadigini; olsa olsa, eger cesaretiniz yetiyorsa, su su mihraklarin bir masasi oldugunu soylemeniz gerekmez mi?" demişsiniz. Cesarete değil de bilgiye ve kanıta ihtiyaç olur böyle komplo teorilerini savunmak için. Varsa bilginiz siz söyleyin, El Kaide neymiş.

Karsimizda, yani butun dunyanin muhatabi olarak, Allahin tarifine uyacak turden bir orgut oldugu soyleniyor --yani, her yerde ve her an var olabilen bir orgut...

Butun dunya ulkelerinin guvenlik ve istihbarat birimlerini override edecek [atlatabilecek] turden boyle bir orgutun --tarif edildigi sekliyle-- mumkun olabilecegini dusunuyorsaniz, bilgiden cok daha fazlasina ihtiyaciniz oldugunu soylemem lazim.

Karşımızda İslam adına sivil öldüren bir örgüt var, "perde arkasını" bilmiyorum, İslam düşmanı güçlerin maşası da olabilir, İslam tarihindeki çeşitli fanatik akımlar gibi de olabilir, önemli olan ne yaptığı. Yaptığı İslam'a aykırı, ben de bunu söylüyorum.

Neresinden baslayayim, duzeltmek mumkun bile gorunmuyor... Birinci en en derin temel hata, 'Karşımızda İslam adına' olan bir orgut oldugunu sanmaniz.

'Islam adina' oldugu soylenmesi ile oyle olup olmadigini bile sorgulamaksizin bunu kabullenmeniz, geriye kalan herseyi hem acikliyor, hem de size anlatmami neredeyse imkansizlastiriyor.

Basin mensubu olmakla, basina yayinlatilan herseye itibar etmek arasinda bu derece bir ortusme olmamaliydi.

Meseleye bakisinizdaki irtifayi, PKK'nin bir Kurt orgutu oldugunu sananlarla asagi yukari ayni goruyorum maalesef... Nihai analizde hep Kurtlere zarar veren bir orgutu bir Kurt orgutu sanan dostlarim da oldu ve onlara da, hayatin bu derece basitligini bana ispatlama cabalari karsisinda hep imrendim.

Sizin İslam açısından "tuzunuz kuru" olduğu için bu gayreti anlamsız buluyor olabilirsiniz. Anlarım. Ama ben öyle değilim.

Anlamsiz degil, potansiyel olarak zararli buluyorum.

Yeldegirmenlerinin hasim bellenmesini onemsemiyorum, her insanin belli takintilari olabilir...

Baskalarinin kendi ahalisine hasim belletmek icin bilerek ve isteyerek diktigi yeldegirmenlerini biz sanmak ve bu durumu gidermek icin cesitli apolgetic odunler onermek...

Bunun 'tuzu kuru' olmakla bir alakasi varsa, o kisi ben degilim; olsa olsa, bu odunleri teklif edegelenlerdir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 9:30 AM

Duzeltme: Umit Yasar Oguzcan degil, Orhan Veli Kanik olacakti.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 9:39 AM

Mustafa bey,

Aradabir Radikal'de de yaziyorsunuz, ama, okumuyor ya da rastlamamis olabilirsiniz. Asagidaki yazi Agustos 2005'den..

Radikal Yazarı Neşe Düzel'in Mahir Kanyak'la yaptığı röportaj:


Dünya yine El Kaide paniği yaşıyor. Bu örgüt dünyanın her tarafında kendi varlığını gösterebiliyor ama dünyanın hiçbir yerinde görülmüyor ve bulunmuyor. Bu öyle bir terör örgütü ki, tarifi, tanrının tarifine benziyor. Dünyanın her yerinde var olabilen ve dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir örgütten söz edildiğinde, bir istihbaratçı ne düşünür?

Bu örgütün olmadığını düşünür.

El Kaide diye bir örgüt yok mu? Bu terörü başkaları yapıyor da, biz olmayan bir örgütü mü arıyoruz?

El Kaide diye bir örgüt yok. Eğer bir örgütten bahsediyorsanız, bu örgütün siyasal bir hedefi olması gerekir. El Kaide'nin hedefi nedir sorusunun daha cevabı yok. Kimse El Kaide'nin hangi somut hedefe ulaşmak istediğini bilmiyor. Oysa İRA, ETA gibi terör örgütlerinin somut hedefleri ve somut coğrafi alanları vardır. Ayrıca bunların bir kadrosu ve bir örgüt yapısı da vardır. El Kaide'de bu unsurların hiçbiri yok. Ne kadrosu var, ne de coğrafi bir alanı. Bütün dünya eylem alanları bunların.

El Kaide'nin bir dönem Afganistan'da kurulan Taliban düzenini bütün İslam dünyasında kurmayı hedeflediği söyleniyor. Sizce El Kaide'nin böyle bir amacı yok mu?

Bir amaç ile eldeki araçlar arasında uyum olması gerekir. Elinize bir topluiğne alıp 'Ben adam öldüreceğim' derseniz olmaz. El Kaide'nin kendi gücüyle, İslam dünyasında öngördüğü rejimi kurması mümkün değil. Ne gücü, ne kadrosu, ne de destekleyicisi var. Aslında El Kaide diye bir örgüt yok. El Kaide, bir istihbarat servisinin yaptığı operasyonun kod adıdır. Bu yüzden de bizim önce yapılan bu operasyonu deşifre etmemiz gerekir. Çünkü El Kaide operasyonuyla dünyada bir siyasi sonuç yaratılmak isteniyor.


El Kaide terörüyle nasıl bir siyasi sonuç yaratılıyor sizce?

El Kaide eylemlerinden çıkan tek siyasi sonuç, Batı dünyasında bir İslam aleyhtarlığının doğuşudur ve İslam'ın terörle özdeşleşmesidir. Böyle bir siyasi sonuç niçin isteniyor ve bunu kim istiyor sorusunun cevabını bulmalıyız. Çünkü El Kaide'nin eylemleri dünyadaki dengeleri değiştiriyor. Küçük bir örgütün dünyaya şekil verdiğini kabul etmek kadar saçma bir şey olamaz. Bu büyük bir operasyondur. Öyle ki, dünyada, halklar nezdinde, İslam karşıtı bir cephe oluşuyor her şeyden önce.

İslam karşıtı bir cephe oluşturularak ne elde edilmek isteniyor?

Bakın, bugün dünyadaki yeni dengenin nasıl kurulacağıyla ilgili iki ayrı yaklaşım var. Biri, küresel sermayenin yaklaşımı. Diğeri Bush'un Amerikası'yla Putin'in Rusyası'nın yaklaşımı. Küresel sermayenin yaklaşımı, Huttington'ın 'Medeniyetler Çatışması' tezini benimsiyor. Dünyayı Batı medeniyeti ve onun dışında kalanlar diye ayrıştırıyor ve 'Dünyadaki yeni denge, Batı dünyasıyla diğerleri arasında kurulsun' diyor. İkinci yaklaşım ise dünyayı, geçmişteki gibi yine bir tarafta Amerika, diğer tarafta Rusya diye ikili bir dengeye oturtmak istiyor. Bugün dünyadaki çatışma işte bu kurulacak yeni denge konusunda yaşanıyor. Şu anda Bush'un Amerikası'yla Putin'in Rusyası anlaşmış durumda. Bunların karşısında da küresel sermaye farklı bir güç odağı olarak duruyor. Şu anda bunlar dışında bir siyasi hedefi olan başka bir güç odağı yok dünyada. Küresel sermayenin de dünya için biçtiği bir yönetim biçimi var.

Nedir o?


Küresel sermayenin bir 'ılımlı İslam' politikası var. İslam'ın kapitalizmle uzlaşmazlıklarının kaldırılması ve piyasa ekonomisine sokulması politikası bu. Küresel sermaye, 'İslam dünyasını Batı sisteminin ve pazarının içine sokarız ve böylece sorun biter' diyor. El Kaide ise küresel sermayenin ılımlı İslamı'ndan tamamen farklı bir hedefi devreye sokuyor. 'Müslümanlar dünyadaki düşman, öteki olsun' diyor. Nitekim El Kaide'nin eylemleri sonucunda dünyada öyle bir İslam karşıtı cephe oluşuyor ki, ılımlı ya da radikal ayrımı yapılmadan bütün İslam 'terörist' kabul ediliyor. Böyle bir sonucu bir İslami odağın yaratmasının mantığı yok. Bunu Batılı bir odak yapıyor. Küresel sermayenin 'ılımlı İslam modeli'ni ve siyasal İslam'ı tasfiye etmek için yapıyor bunu.

Kapitalizmle çatışmayan bir ılımlı İslam'ı, Amerika niye yok etmek istesin ki?
Çünkü küresel sermayenin İslam içinde bir örgütlenmesi, yapılanması var. Küresel sermaye petrole sahip değil ve petrol şirketlerini kontrol etmiyor ama petrolü üreten ülkelerin yönetimini ele geçiriyor. Yeltsin döneminde Rusya'yı da ele geçiriyordu. Şu anda Suudi Arabistan'daki para sahipleriyle küresel sermaye arasında da bir bütünleşme var. Amerika işte bu yapıyı tasfiye edecek. Yoksa Amerika, bir zamanlar kendi vilayetinden daha yakın telakki edilen Suudi Arabistan'daki rejimi neden değiştirmek istesin ki? Geçenlerde Bush yönetimine yakın bir isim, bir Arap zenginin ABD'den çektiği parayı Türkiye'ye sevk ederek Türk ekonomisini ayakta tuttuğunu yazdı, şikâyet etti.

Türkiye'nin çatışmada yeri ne?

Türkiye bugün, ılımlı İslam modeliyle küresel sermayenin yönetiminde olan en önemli ülkelerden biridir. Hükümetin Amerikan yönetimiyle arası iyi değil. Başbakan Erdoğan 'Düğmeye bastılar' diye şikâyet ediyor. Bush ve Putin yönetimleri, küresel sermayenin ılımlı İslam tezini ortadan kaldırmak istiyorlar. 'Ilımlı İslam yok. İslam bir bütündür, hepsi radikaldir. Ya sekülerleşeceksiniz ya da yok olacaksınız' diyorlar. Bunlar, İslam'ı siyasal olmaktan çıkaracaklar. Sonuçta, dünyadaki bugünkü çatışma mağaradaki bir adamla dünya arasında değil. Çatışma, küresel sermaye ile Bush'un Amerikası arasında yaşanıyor. El Kaide de, Bush ve Putin'in temsil ettiği cephe adına bütün provokasyonları yapıyor, küresel sermayenin ılımlı İslam modelini bitiriyor.

Sizin küresel sermayeden kastettiğiniz nedir?


Küresel sermaye, herhangi bir işletmeyi, şirketi, fabrikayı yönetmeyen, bunların da sahibi olmayan, sadece paraya hükmeden ve parayı kullanan gruptur. Finans kesimindeki bu kişilerin kullandığı paralar sadece kendi servetleriyle de sınırlı değildir. Çünkü bugünün dünyasında paranın sahibi ve kullananı farklıdır. Yani siz paraya sahip olursunuz, bu parayı bankaya yatırırsınız, bu parayı bankanın yöneticisi kullanır. Dolayısıyla küresel sermaye bugün dünyada kendi servetini çok aşan bir biçimde trilyonlarca dolara hükmeder ve ulus-devletler kadar güçlüdür. Üstelik bir coğrafyaya bağlı da değildir. Her yer onun mekânıdır. Amerika'nın yıkılması onu çok da rahatsız etmez.

Soroz bunlardan biri mi?

Soroz, Rochild, Rockefeller küresel sermayenin temsilcileridir. Küresel sermayenin devleti aşan bir gücü var. Şu anda Amerika ve Rusya'daki yönetim, küresel sermayenin siyasal gücünü tasfiyeye uğraşıyor. El Kaide, küresel sermayeye ve İslam'a karşı kullanılıyor. Ama bazıları 'Afganistan'da mağarada yaşayan bir Usame bin Ladin var, o bütün dünyayla savaşıyor' diyor.

El Kaide, sizin dediğiniz gibi bir operasyonun kod adıysa, sonuçta yine operasyonu yapan bir örgüt var demektir. Dünyanın bütün istihbarat örgütlerinin aradığı ama izini bulamadığı, bir anlamda dünyadaki bütün istihbarat örgütlerinin toplamından daha güçlü bir örgüt nasıl olabilir?

El Kaide operasyonunu CIA yürütür ve Putin yönetimi de bunun farkındadır ya da ortağıdır. Diğer ülkelerin gizli servisleri ise operasyonu sadece anlamakla kalırlar. Amerika'ya karşı bir şey yapmak kolay mı? Zaten devlet operasyonlarında da gerçek hiçbir zaman ortaya çıkmaz. Kennedy'nin devlet tarafından öldürüldüğüne dair neredeyse kesin kanaat var ama bunun kanıtı asla ortaya çıkmaz. Burada da Amerikan istihbaratının kullandığı adamların adına El Kaide demişler. Yapılacak eyleme göre üç-beş kişi temin ediliyor ve o eylem yaptırılıyor. Bunlar örgüt falan değil. CIA tarafından kullanılan adamlar bunlar. Bu terörü devletler yapıyor. Bunları intihar saldırılarına falan sürüyor. Kendi ikiz kulelerini vuruyor. Buna, Amerikan siyaset yapımcıları karar vermiştir. Bush da bilmeyebilir. CIA da büyük bir gücün içerisinde sadece uygulayıcı organdır.

CIA, ikiz kuleleri vurarak vatandaşlarını mı öldürdü?


11 Eylül'ü CIA neden yapmasın?

Eğer size bunun alternatifinin bir savaş olduğunu söyleseydi, 'Bunu yapmasaydım savaşacaktım ve bu savaşta 1 milyon kişi ölecekti' deseydi...
İkinci Dünya Savaşı'nda da benzer bir hesaplaşma, bir yerleri ele geçirme kavgası vardı ve sonuçta 50 milyon insan öldü. Şu anda dünyada çok düşük maliyetli bir savaş yaşanıyor. Bize de, çatışmanın tarafı olarak bir tarafta El Kaide, diğer tarafta bütün dünya gösteriliyor. Bunu kabul ederseniz bir sürü mantıksızlığın içine düşersiniz.

Ne gibi?

Bugün, dünya savaşının sonucuna benzer sonuçlar yaratılıyor. Bunu bir avuç militanın yaptığını kabul etmek mümkün değil. Yani öyle bir güç var ki, yaptıklarıyla dünya yeniden şekilleniyor, ama bu örgütün içinden hiçbir ihanet çıkmıyor, ona para hiç tesir etmiyor, hiçbir bilgi sızmıyor. Niye? Çünkü El Kaide diye bir örgüt yok.
Operasyonlarda projeye uygun olarak üç-beş Müslüman kullanılıyor. Ellerinde de zaten Afganistan ve Pakistan'da daha önce Sovyetler'e karşı yetiştirdikleri adamlar var. Militanlar çok kısa süreli istihdam ediliyor ve hatta eylemi yapanlar da ölüyor. Bilgi sızmaması için bütün tedbirleri alırlar. Mesela bazen militanın kendisi bile militan olduğunu bilmeyebilir. Adamı gizli servis için angaje edersiniz, al şu çantayı götür dersiniz. Uzaktan kumandayla çantayı patlatırsınız. Alın size bir intihar bombacısı işte. Bir kamyoncuya şu sütleri götür dersiniz. Yoldan geçerken de patlatırsınız.


El Kaide'nin kendisi gibi bir de hayalet lideri var. O da ne görülüyor, ne bulunuyor. Böyle aranan biri, güçlü bir destek olmadan bu kadar uzun süre gizlenebilir mi?
Gizlenemez, mümkün değil. Gizli servislerce saklanıyor olması lazım.
İslam'la terör arasında bağlantıyı El Kaide kuruyor. El Kaide sayesinde artık Batı'da Müslüman denildiğinde akla terör geliyor. Her yanda Müslümanlar baskı görüyor. El Kaide'nin, İslam'la terörü böyle birbirine bağlamaktan amacı ne?
İslam terörle özdeşleştiği zaman siyasal vasfını kaybetmek zorunda kalır. Amaç, İslam'la terörün özdeşleşmesi ve böylece İslam'ın bir düşünce, bir siyasal söylem olmaktan çıkarılmasıdır. Zaten bir siyasal fikri yok etmek istiyorsanız, önce onun içini düşünceden boşaltacaksınız sonra da o hareketi sadece eylemci yapacaksınız. Türkiye'de sol da böyle bertaraf edildi. Solun içi düşünce olarak boşaltıldı ve solcular sadece birer 'silahlı eylemci' profiline dönüştürüldü. Kürt hareketi de böyle oldu. Sınıfsal hareket olarak başladı, terörist haline geldi. Bugün de Batı, İslam için aynı metodu kullanıyor. Amerikan derin devleti, siyasal İslam'ı böyle tasfiye ediyor.

Siyasal İslam niye bitirilmek isteniyor sizce?

Siyasal İslam dünyada solun yerini alıyordu. Batı toplumlarında da, ezilmiş insanlar İslam'ı bir kurtuluş dini olarak görüyordu. Şimdi hem İslam'ın içini düşünce olarak boşaltıyorlar hem de küresel sermayenin İslam ülkelerindeki egemenliğini bitiriyorlar. Yaşanan, ulusal-devletlerle küresel sermayenin kavgasıdır. Küresel sermaye devlete karşıydı ve devleti aşacaktı. Şu anda ulus-devletin egemenliği korunmaya çalışılıyor. Kapitalizmin üst ürünü olan küresel sermaye devletlerin kontrolü altına alınmaya çalışılıyor. El Kaide'nin eylemleriyle de, küreselleşmenin mekanizmaları yıkılıyor. Zaten dünyada İslam'ın yükselişi de İslam'ın kendi dinamikleriyle olmamıştı. Sovyetler'i kuşatmak için yaratılan Yeşil Kuşak projesi olmasaydı, biz bugün etrafta bu kadar namaz kılan adam görmezdik. Ama artık küresel sermayenin, Yeşil Kuşak ve siyasal İslam içindeki gücü görüldüğü için Yeşil Kuşak'ı ve siyasal İslam'ı bitiriyorlar.

Bir de bizim PKK terörü sorunumuz var. PKK, pek başvurmadığı kanlı bir yönteme başvuruyor şimdi. Batı bölgelerindeki sivil hedeflere saldırıyor. Niye yapıyor bunu?


PKK'nın kim olduğu belli değil, bölündü. Terör eylemlerini hangi parçası yapıyor ya da PKK mı yapıyor, çok şüpheli. PKK, İran ve Suriye'yle mücadelede. Amerika ve Avrupa terörist ilan etmiş. Barzani ve Talabani'yle geçinemiyor. Böyle bir örgüt, 'Bu kadar düşman şu anda bana az, ben bir de TSK'yı üzerime çekeyim de, beni iyice ezsinler' der mi? PKK'nın tasfiyesini isteyen bir güç, adına PKK deyip eylem yapıyor. Mesela ben Barzani olsam böyle bir işi yaparım, PKK derdinden kurtulurum. Bu terör eylemleri sonucu eğer biz Türkiye'dekileri Irak'a doğru sürersek, orada zaten izole edilmiş olduklarından aç ve parasız kalırlar ve siyasi destekleri kalmadığından mecburen Barzani'nin emrine girerler. Bir örgüt silahla değil satın alınarak tasfiye edilir zaten. Şimdi de PKK'nın tasfiyesi isteniyor ve şu anki proje PKK'nın Barzani'nin kontrolüne girmesini sağlamaktır. Yapılan o... PKK'lılar paralı asker haline gelecekler..

--------------
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=104703

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 10:54 AM

Müzmin bey,

Tesekkür ederim. Ama Mahir Kaynak'ın görüşlerine pek itibar etmiyorum. Hiç bir bilgiye dayanmayan, sadece belli önkabullerle mantık yürüten bir yaklaşım.

Bana Abdullah Gül'ün yaklaşımı daha doğru geliyor. Mesele bakın Ortadoğu'da serbest piyasa (kapitalizm) konusunda en son şöyle demiş:

http://www.vakit.com.tr/index.php?sayfa=haber&haber=5233

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) başlığı altında yürütülen girişimlerin, bölge ülkelerine siyasi veya askeri bir müdahale öngörmediğini ileri sürdü.

CHP Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelttiği soru önergesini cevaplayan Gül, Türkiye'nin, Ortadoğu'da barış ve huzurun hakim kılınması, bu amaçla demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi ve serbest piyasa ekonomisinin işletilmesi unsurlarını içeren bir dönüşümün bölge için ihtiyaç oluşturduğunu, hep dile getirdiğini kaydetti. Gül, Ortadoğu ülkelerindeki reform girişimlerinin, BOP'un gündeme gelmesinden önce iç dinamiklerle başladığını bildirdi. Gül, "Bu girişimlerin olumlu sonuçlar vererek, daha demokratik, hür, açık, barışçı, istikrarlı, iyi yönetilen ve ekonomik bakımdan daha müreffeh bir Ortadoğu'ya doğru yol alınması, Türkiye'nin sadece temennisi değil, bölgeye yönelik dış politika yaklaşımlarımızın da temel hedefidir" dedi.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 6, 2006 11:04 AM

Mustafa bey,

Ama Mahir Kaynak'ın görüşlerine pek itibar etmiyorum.

Mutekabiliyet olmak ihtimali yuksek :-)

Hiç bir bilgiye dayanmayan, sadece belli önkabullerle mantık yürüten bir yaklaşım.

Etiketleyip rafa kaldirmak kolay bir kolaycilik.

Onkabulleri sorgulamanizi ve nerelerinin yanlis oldugunu gostermenizi engelleyen bir sey olmasa gerek...

Daha da kotusu, mantik yurutmeyen (i.e. analiz bile yapmayan) onkabulere sahip olmak olsa gerek --bkz. sizin El Kaide yaklasiminiz..

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) başlığı altında yürütülen girişimlerin, bölge ülkelerine siyasi veya askeri bir müdahale öngörmediğini ileri sürdü.

Ben de dinledim. 'Siyasi ve askeri bir mudahale olmasi halinde bizim katilimimizin olmak ihtimali duser' diye okumak gerektigi kanaatindeyim. Nitekim, geri kalan kismi da o paraleldeydi. Ne kadar dikkate alinacak konusu ayri mesele tabii ki.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 11:37 AM


Manifesto ile ilgili çeşitli eleştiriler yapıldı.Ama yapılan bazı eleştiriler maksadını aştığı gibi işi Manifestoyu imzalayanların siyasi veya dini aidiyetini sorgulamaya kadar götürenlerde oldu maalesef.

Ve bu aidiyeti sorgulayanlar arasında her zaman "parmağa değil,gösterdiği yere bakmak lazım " diyerek fikri tartışmalarda içeriğe dikkat edilmesini salık veren abilerimizin olması da beni şaşırttı doğrusu..

Benim düşünceme göre de manifestoda eleştirilecek yerler var.Bunlardan bazılarını da yorumlarımda belirttim.Ayrıca benzer eleştirilerin içerikle ilgili olması kadar, bu manifestonun yayınlanma zamanı ve bilerek veya bilmeyerek hizmet edebileceği odaklar ile ilgili olması da normal.

Ama niyet okuma teşebbüsü yerine geçebilecek yapıcı olmayan eleştiriler yerine manifestonun içeriğini tartışmak daha yararlı olurdu diye düşünüyorum.

Ayrıca Mustafa Bey'in Mahir Kaynak ile ilgili yorumuna da katılıyorum.Komplo teorisi uzmanı ve iyi bir siyasal kurgu senaristi olarak ilgilenenlere faydalı ilhamlar verebilmenin ötesinde itibar edilebilecek bir yanı yok Mahir Bey'in maalesef.

Çok zorlanırsa Mahir Bey'in fikirlerinden istifade edilebilecek yanlar bulunabilir belki ama nihayetinde bütüncül olarak yaklaşıldığında onun fikirlerinin Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" tezine fikri destek sağlamaktan başka bir anlamı yok gibi duruyor.


Mustafa Bey'in İslami hassasiyetlerine de aynen katılıyor ve çalışmalarını da can-u gönülden destekliyorum.Müslümanların dertleriyle dertlenen ve İslam'a hizmet etme sevdasıyla çalışan herkesin başımın üstünde yeri var...

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 6, 2006 2:25 PM

Ben müslüman entelijansiyanın bu manifestonun altına imza atacağını sanmıyorum. Çünkü onlar zaten kavga edecek malzemeleri olduğu için isimlerini duyurdular. Çünkü onlar çözüm odaklı düşünmeye alışık bir disiplinden değil reaksiyoner koridorlardan geçerek bugünkü noktalarına ulaştılar. İslamı çocukların mahalle çetelerindeki raconlarıyla anlamaya ve anlatmaya çalışmak onların kaderi oldu hep. Maalesef kendilerinden 900 yıl önce yaşamış Gazali'nin zihinsel konforunu bile yakalayabilmiş değillerdir. Bu işin acı tarafı. Daha kötü olan başka bir yönü var ki umarım bu sadece benim su-i zannımdan ibarettir:Türkiye'de islami entelektuel duruş!tan para yiyen kesimin çıkarları bu manifestoyu anlamaya çalışmayı değil bu fikrin sahiplerini sorgulamayı gerektiriyor maalesef. Çok üzgünüm ki; bu bir pay kavgasıdır. Entelektuellerin nefsi emmareleri iki tane yeni yetme gencin öne çıkardığı bu fikri anlamaya müsaade etmiyor maalesef. Göreceksiniz.

Yazan: Elif Derviş Tarih: March 6, 2006 2:41 PM

Ozturk bey,

Manifesto ile ilgili çeşitli eleştiriler yapıldı.Ama yapılan bazı eleştiriler maksadını aştığı gibi işi Manifestoyu imzalayanların siyasi veya dini aidiyetini sorgulamaya kadar götürenlerde oldu maalesef.

Emsali zor bulunur benim bu, her Kelime-i Sehadet getirenin musluman oldugununa iman eden, musluman ummetimin...

Biz ne Ingiliz Lordlari, ne Alman Von Bilmemkimleri gorduk boyle iclerinde aniden patlak veren hidayet ask vu atesiyle kendileri ile birlikte Kelime-i Sehadet de getirip musluman oldugunu soyledikleri icin aramiza kattigimiz, bagrimiza bastigimiz, koynumuzda besledigimiz 'muslumanlar' arasinda..

Insan bir kere 'mumin' olmayagorsun, onune gelen herhangi bir seye iman etmek bir tutku halini aliyor sanki, muhatabinin dediklerini, yaptiklarini, aidiyetini sorgulamaksizin.. Ve, boyle bir iman sahibi olmanin da bir erdem oldugu saniliyor..

Ve bu aidiyeti sorgulayanlar arasında her zaman "parmağa değil, gösterdiği yere bakmak lazım " diyerek fikri tartışmalarda içeriğe dikkat edilmesini salık veren abilerimizin olması da beni şaşırttı doğrusu..

Ozturk bey, boyle 'ismi lazim degile bir cift lafim var' kabilinden ortaya laf etmeniz yerine, kut kut diye dogrudan bana bunlari yazsaniz cok daha makbulum olurdu...

Ben bu foruma katildigim ilk gun 'nicin?' sorusu ile katildim. Ve, Mustafa beyin oldugu kadar savundugu fikirlerin aidiyetini de sorguladim hep.

Ve, karnimdan konusarak da degil. Acikca, ve cepheden.

Ve, hep 'parmaga degil, isaret ettigi yere bak' prensibi cercevesinde. Bu defa da farkli degil. Yine, isaret ettigi yere bakiyorum. Daha da otesi, kimin parmaginin isaret ettigi yere bakildigina da bakiyorum.

Benim düşünceme göre de manifestoda eleştirilecek yerler var. Bunlardan bazılarını da yorumlarımda belirttim. Ayrıca benzer eleştirilerin içerikle ilgili olması kadar, bu manifestonun yayınlanma zamanı ve bilerek veya bilmeyerek hizmet edebileceği odaklar ile ilgili olması da normal.

Eee.. bunca 'anormalillik' emmaresi de normal yani.. :-)

Ama niyet okuma teşebbüsü yerine geçebilecek yapıcı olmayan eleştiriler yerine manifestonun içeriğini tartışmak daha yararlı olurdu diye düşünüyorum.

Manifestonun icerigini tartismak akademik bir masturbasyon bence. tipki, kurban meselesinde oldugu uzere: Onunuze 'cirkin manzaralar' tezini uzatirlarsa ve siz de konuyu o minvalde tartismagi bir tartisma disiplini sanarak devam ederseniz, problemi kimin tarif ettigini atlarsiniz.. Burada da, onunuze atilmis bir pesin hukumler zinciri var, ve sizden o tanimlar cercevesinde cozum isteniyor..

Nesini tartisacaksiniz.. bastan yazilmasi gereken bir metin oldugundan oteye?

Ayrıca Mustafa Bey'in Mahir Kaynak ile ilgili yorumuna da katılıyorum. Komplo teorisi uzmanı ve iyi bir siyasal kurgu senaristi olarak ilgilenenlere faydalı ilhamlar verebilmenin ötesinde itibar edilebilecek bir yanı yok Mahir Bey'in maalesef.

Gecmiste 'adamin biri, yaninda 3-5 yuz kisi ile deniz kenarina geldiginde elindeki degnegi suya vurur ve su yarilir, sag salim karsiya gecerler' denildiginde; ya da benzer baska orneklerine inananalarin hayli yaygin oldugu bir dunyada, ardisik gelen maddi olgularin uzerinde analiz yapan birisinin fikirlerini elestirmek zahmetine dahil katlanmaksizin etiketleyip bir koseye koyan iman sahiplerinin suphe rahmettendir dusturunu bile uygulamadiklarini goruyorum..

Nedenler arasinda soylenen seylerden birisi de bilgi icermeyisi...

Ama,

"El Kaide ile ilgisi olduğu iddiasıyla ABD'nin Guantanamo Üssü'nde 5 yıldan bu yana esir tutulan Murat Kurnaz da, "Ladin'in İslam'la alakası yok" demiş ve "Müslüman olduğunu söyleyen Usame Bin Ladin birçok kişiyi öldürdüğü için her yerde Müslümanlar tutuklanıyor" diye eklemiş." denildiginde bir bilgi unsuru iceriyor..

Guantanamo'da 5 sene tutuklu kalan, ne icin oraya derdest edildigini bildigi dahi supheli olan, Bin Ladin'le alakasi da bilinmeyen bir mahpus aniden global stratejiler uzerinde anlamli bir referans, bir bilgi kaynagi olabiliyor..

'Bilgi kaynagimiz'in butun kiymeti harbiyesi bir mahpus olmak.. Tipki, meshur olmus bir futbolcudan ulke siyaseti uzerinde anlamli laflar beklemek gibi; ama, olsun, biz akil suzgecimizi o kadar kullaniriz zaten.

Çok zorlanırsa Mahir Bey'in fikirlerinden istifade edilebilecek yanlar bulunabilir belki ama nihayetinde bütüncül olarak yaklaşıldığında onun fikirlerinin Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" tezine fikri destek sağlamaktan başka bir anlamı yok gibi duruyor.

MK'yi savunacak degilim. Fukuyama'nin bilmemne tezine benzetilmesinin asil zorlama olacagini dusunuyorum sadece.

Mustafa Bey'in İslami hassasiyetlerine de aynen katılıyor ve çalışmalarını da can-u gönülden destekliyorum.Müslümanların dertleriyle dertlenen ve İslam'a hizmet etme sevdasıyla çalışan herkesin başımın üstünde yeri var...

Ben sizin gordugunuzu soylediginiz hassasiyeti goremiyorum. Temel detay ve prensiplerde hep onemli bilgi eksiklikleri oldugunu dusunuyorum.

Buna karsilik, tabii ki, sizin, herseye ragmen, akli^ zirvenizde kimleri misafir edeceginize ben karisamam, o sizin tercihinizdir. Ama, ben olsam, onume uzatilan bir metnin altina imza atmadan once ['once' kelimesinin alti cizili olmaliydi; ama, burada mumkun degil] kime ve neye hizmet ettigini dusunurum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 7, 2006 12:23 PM

Elif hanim,

Türkiye'de islami entelektuel duruş!tan para yiyen kesimin çıkarları bu manifestoyu anlamaya çalışmayı değil bu fikrin sahiplerini sorgulamayı gerektiriyor maalesef.

Bahsettiginiz taifenin icine, yaptiginiz herhangi bir tarif ya da sifat acisindan dahil degilim. Ama, ayni sorgulamayi belki de daha fazla ben de yapiyorum.

Çok üzgünüm ki; bu bir pay kavgasıdır.

Bu tespit denemesi eger yerindeyse, bunun iki tarafi olmak zorundadir; degil mi? Bunlardan birisi sizce --nedense-- mubah, digeri mekruh sanki.. eger boyleyse, nicin?

Entelektuellerin nefsi emmareleri iki tane yeni yetme gencin öne çıkardığı bu fikri anlamaya müsaade etmiyor maalesef.

Degisik acilardan bakanlarin kollektif nefs-i emmarelerini, 'bir iki yeni yetmenin' bireysel nefs-i emmaresinden daha isabetsiz goruyor oldugunuzu anliyorum.

Bu da size, bu bireysel nefs-i emmarenin nicin daha anlamli oldugunu bize anlatmanizi rica etmeme yol aciyor:

Göreceksiniz.

Lutfedip aciklar, gosterirseniz, nicin olmasin.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 7, 2006 12:32 PM

Müzmin Bey,


Emsali zor bulunur benim bu, her Kelime-i Sehadet getirenin musluman oldugununa iman eden, musluman ummetimin... kalblerdekini bilen ancak Allah'tır" deriz."Müslüman"'ım diyen birisine Yok sen şöyle şöyle yaptın diyerek ruhbanlık tavırları yapamayız.Nebevi ahlak bunu öğütler.Ve ben Gazzali'nin El-İktisad'daki ölçüsünü belirttim.Bahsettiğiniz türden münafıklıklar Efendimiz (sav) zamanında da olmuştur, günümüzde de oluyor,gelecekte de olacaktır.


Bir siyer kitabı edinip Peygamberimizin bu tür durumlarda nasıl davrandığını okursanız İslam öğretisinin bu mutedil tavrını anlayabilirsiniz.

Ozturk bey, boyle 'ismi lazim degile bir cift lafim var' kabilinden ortaya laf etmeniz yerine, kut kut diye dogrudan bana bunlari yazsaniz cok daha makbulum olurdu...


Bu tür cümleyi sadece siz kullanmıyorsunuz herhalde.Başta babam olmak üzere bu tabiri sık sık kullanan bir çevrede yaşıyorum.Birçok görüştüğüm kişi -siz dahil- bu manifestoya benzer tepkileri verince bende bu tabiri kullanarak eleştirimi yaptım.Yazım sadece size değil tepki veren herkese idi.


Gecmiste 'adamin biri, yaninda 3-5 yuz kisi ile deniz kenarina geldiginde elindeki degnegi suya vurur ve su yarilir, sag salim karsiya gecerler' denildiginde; ya da benzer baska orneklerine inananalarin hayli yaygin oldugu bir dunyada, ardisik gelen maddi olgularin uzerinde analiz yapan birisinin fikirlerini elestirmek zahmetine dahil katlanmaksizin etiketleyip bir koseye koyan iman sahiplerinin suphe rahmettendir dusturunu bile uygulamadiklarini goruyorum..


MK'nin peygamberliğini ilan ettiğini bilmiyordum.Öncülünüz ve kıyas metodunuz baştan yanlış.


"El Kaide ile ilgisi olduğu iddiasıyla ABD'nin Guantanamo Üssü'nde 5 yıldan bu yana esir tutulan Murat Kurnaz da, "Ladin'in İslam'la alakası yok" demiş ve "Müslüman olduğunu söyleyen Usame Bin Ladin birçok kişiyi öldürdüğü için her yerde Müslümanlar tutuklanıyor" diye eklemiş." denildiginde bir bilgi unsuru iceriyor..


Benim için içermiyor.


Ne MK'nin analizlerini ne Murat Kurnaz'ın düşüncelerini ne de başka birisinin teorilerini didik didik etmeden "kesin bilgi" konumuna yükseltmem.MK'nin El-Kaide ile ilgili görüşlerini cidiye alıyor ve kayda değer buluyorum,bunu da belirteyim.Ben genel anlamda MK'ya bakışımı anlattım,siz katılmayabilirsiniz. Mustafa bey Murat Kurnaz örneğini vermiş ama bence de bir bilgi değeri taşımıyor.


Ben sizin gordugunuzu soylediginiz hassasiyeti goremiyorum. Temel detay ve prensiplerde hep onemli bilgi eksiklikleri oldugunu dusunuyorum.


İşte bunu tartışalım,konuşalım.Zaten ben de bunu söyledim.Nerede eksik, nerede yanlış, değerlendirelim.Bu manifestonun yayınlanmasının ne gereği olduğundan hizmet edebileceği mihraklara kadar.Ama baştan dürüp toplayıp da niyet okuma biçiminde iman sorgulama,hakaret etme -bazı internet sitelerinde gördüm- tavırlarına girenleri anlayamıyorum.


Ama, ben olsam, onume uzatilan bir metnin altina imza atmadan once ['once' kelimesinin alti cizili olmaliydi; ama, burada mumkun degil] kime ve neye hizmet ettigini dusunurum.


Metne imza attığımı kim söyledi ?


Benim "Mustafa Bey'in İslami hassasiyetlerine de aynen katılıyor ve çalışmalarını da can-u gönülden destekliyorum. cümlemden bu anlamı çıkardıysanız bu cümlede manifestodan değil,Mustafa bey'in İslam eksenindeki genel hassasiyetlerinden sözetmiştim.Manifestodan bahsetseydim bunu direk yazardım.


Ama başta "ne gereği vardı" sorusu olmak üzere bazı şerhler koyarak manifestoya imzamı da atabilirim.


Bu arada çok gergin gördüm sizi,kötü bir gün mü geçiriyoruz ? :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 7, 2006 3:37 PM

Önceki yorumumda alnıtılarım belli olmamış.tekrar gönderiyorum


Müzmin Bey,


Emsali zor bulunur benim bu, her Kelime-i Sehadet getirenin musluman oldugununa iman eden, musluman ummetimin...


Buna biz kendimiz karar vermiyoruz.Bize bu dini ulaştıran Efendimiz (sav) söylüyor.Biz zahire göre hükmederiz,"kalblerdekini bilen ancak Allah'tır" deriz."Müslüman"'ım diyen birisine "Yok sen şöyle şöyle yaptın" diyerek ruhbanlık tavırları yapamayız.Nebevi ahlak bunu öğütler.Ve ben Gazzali'nin El-İktisad'daki ölçüsünü belirttim.Bahsettiğiniz türden münafıklıklar Efendimiz (sav) zamanında da olmuştur, günümüzde de oluyor,gelecekte de olacaktır.


Bir siyer kitabı edinip Peygamberimizin bu tür durumlarda nasıl davrandığını okursanız İslam öğretisinin bu mutedil tavrını anlayabilirsiniz.


Ozturk bey, boyle 'ismi lazim degile bir cift lafim var' kabilinden ortaya laf etmeniz yerine, kut kut diye dogrudan bana bunlari yazsaniz cok daha makbulum olurdu...


Bu tür cümleyi sadece siz kullanmıyorsunuz herhalde.Başta babam olmak üzere bu tabiri sık sık kullanan bir çevrede yaşıyorum.Birçok görüştüğüm kişi -siz dahil- bu manifestoya benzer tepkileri verince bende bu tabiri kullanarak eleştirimi yaptım.Yazım sadece size değil tepki veren herkese idi.


Gecmiste 'adamin biri, yaninda 3-5 yuz kisi ile deniz kenarina geldiginde elindeki degnegi suya vurur ve su yarilir, sag salim karsiya gecerler' denildiginde; ya da benzer baska orneklerine inananalarin hayli yaygin oldugu bir dunyada, ardisik gelen maddi olgularin uzerinde analiz yapan birisinin fikirlerini elestirmek zahmetine dahil katlanmaksizin etiketleyip bir koseye koyan iman sahiplerinin suphe rahmettendir dusturunu bile uygulamadiklarini goruyorum..


MK'nin peygamberliğini ilan ettiğini bilmiyordum.Öncülünüz ve kıyas metodunuz baştan yanlış.


"El Kaide ile ilgisi olduğu iddiasıyla ABD'nin Guantanamo Üssü'nde 5 yıldan bu yana esir tutulan Murat Kurnaz da, "Ladin'in İslam'la alakası yok" demiş ve "Müslüman olduğunu söyleyen Usame Bin Ladin birçok kişiyi öldürdüğü için her yerde Müslümanlar tutuklanıyor" diye eklemiş." denildiginde bir bilgi unsuru iceriyor..


Benim için içermiyor.


Ne MK'nin analizlerini ne Murat Kurnaz'ın düşüncelerini ne de başka birisinin teorilerini didik didik etmeden "kesin bilgi" konumuna yükseltmem.MK'nin El-Kaide ile ilgili görüşlerini cidiye alıyor ve kayda değer buluyorum,bunu da belirteyim.Ben genel anlamda MK'ya bakışımı anlattım,siz katılmayabilirsiniz. Mustafa bey Murat Kurnaz örneğini vermiş ama bence de bir bilgi değeri taşımıyor.


Ben sizin gordugunuzu soylediginiz hassasiyeti goremiyorum. Temel detay ve prensiplerde hep onemli bilgi eksiklikleri oldugunu dusunuyorum.


İşte bunu tartışalım,konuşalım.Zaten ben de bunu söyledim.Nerede eksik, nerede yanlış, değerlendirelim.Bu manifestonun yayınlanmasının ne gereği olduğundan hizmet edebileceği mihraklara kadar.Ama baştan dürüp toplayıp da niyet okuma biçiminde iman sorgulama,hakaret etme -bazı internet sitelerinde gördüm- tavırlarına girenleri anlayamıyorum.


Ama, ben olsam, onume uzatilan bir metnin altina imza atmadan once ['once' kelimesinin alti cizili olmaliydi; ama, burada mumkun degil] kime ve neye hizmet ettigini dusunurum.


Metne imza attığımı kim söyledi ?


Benim "Mustafa Bey'in İslami hassasiyetlerine de aynen katılıyor ve çalışmalarını da can-u gönülden destekliyorum." cümlemden bu anlamı çıkardıysanız bu cümlede manifestodan değil,Mustafa bey'in İslam eksenindeki genel hassasiyetlerinden sözetmiştim.Manifestodan bahsetseydim bunu direk yazardım.


Ama başta "ne gereği vardı" sorusu olmak üzere bazı şerhler koyarak manifestoya imzamı da atabilirim.


Bu arada çok gergin gördüm sizi,kötü bir gün mü geçiriyoruz ? :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 7, 2006 4:29 PM

Sayın Elif Derviş hanımefendinin fikirlerine yeni yetme bir genç olarak bende içtenlikle katılmaktayım. Maalesef Türkiye’deki İslam aydınlarının çoğu tepki merkezli yaklaşımla milli gururu okşayıcı ve 'flashback' referanslarla zaman geçirici söylemler dairesinde dolaşmaktalar. Ayrıca pay konusunda da genel olmamak şartıyla Elif hanımın ve Müzmin Anonimin söylemlerinde doğruluk payı olduğu üzülerek söylemem lazım. Bu ülkede dini duygular üzerinden beslenen sayısı azımsanmayacak miktarda simbiyotik varlık var. Bunlar hem dindar kisveli, hemde seküler.

Aslında geçmişten kök alıp ileri yorumlayabilsek Fukuyamalar kendi hüsnü kuruntularının içinde debelenip duracaklardı ve belki ciddiye bile alınmayacaklardı, hatta neo-conlar iktidar bile olmazdı.(ki hile hurda ile olduklarını dünya apaçık gördü sonra utanmadan Ukrayna ve Gürcistan seçimlerine gözlemci gönderdiler) Hayatın basit olarak algılanmasına hiçbir itirazım yok; hayatın oluşumdaki karmaşıklığı, kompleksliği anlamaya çabalamak sanırım komplo teorileri ile ömür geçirmekten daha akli bir çaba. Aksine kahve hane mantığı ile her oluşum altında komplo teorileri kurmak bana histerik paranoyanın apaçık tezahüründen öte bir şey ifade etmiyor. Elbette gizli planlar amaçlar vardır, ama bunlar nadiren su üstüne çıkacak kadar büyük olurlar. Üzülerek belirtmeliyim ki biz yeni nesil gençlikte bu tür entelektüel zehir içeren popüler Medya ürünleri ile (film, kitap ve TV programları )akıl dışı olarak besleniyor ve rahatsız edici boyutlarda insanımız artık uluslararası paranoyaklığın kollarında bir gün bu devleti yıkıyor, öteki gün onları yeryüzünden siliyoruz. Burada hesaba katılmayan gerçek devletlerin bireyler gibi davranma keyfiyetlerinin olmadığıdır. Birilerini yok etmeye güdümlü olarak yaşamak olsa olsa piyonların mesleğidir..Tıpkı satrançta hamle yaparken bir sonraki adımın, diğer hamlenin önünü acıcı ve etkin olmasını düşünmeye benzetilebilir dış politika sanırım, çünkü piyonların ölümü istatiksel veridir. Oysa Şah ve vezirlerin ölümü her şeyin sonudur. Bu nedenledir ki bireysel teoriler yâda çıkarımlar ancak macera kitabı olabilirler(Metal fırtına) asla uygulanma alanları yoktur. Kendi egosantrik yaşam alanından çıkmayı reddeden düşüncenin bu nedenle uzlaşmayı, orta yolu bulmayı anlayabileceğini sanmıyorum. Gerçek ise tüm dünya insanlarının tüm farklılıklarına rağmen birlikte yaşamayı öğrenme mecburiyetleridir, eninde sonunda bu Filistin’deki kardeşlerimin için de gerçekleşecektir. (ki ben Filistin için gözyaşı dökmemiş müminleri anlamakta daima zorlanırım) dünyanın diğer bölgelerinde de uluslararası politika, tarih bilmenin ve onu yorumlamanın çok ötesinde yel değirmenleri yaratmak değil olası yer değirmenlerini düşünmek(neo-conlar gibi) ve ona göre geleceği planlamaktır,

Birde bu konuda, yel değirmenlerini, medyanın tek yönlü yayınları olarak ele alırsak diğer yazılardaki mecazi anlamı açığa çıkar çünkü AT’nin gerçekleştirmeye çabaladığı, kemikleşmiş bir materlayist zümrenin dünya çapında medyaya olan hâkimiyetine karşı bilimsel bulguları başka bir açıdan yorumlayarak insanlığın hizmetine sunmak ve insanlara ulaşmaya çabalamaktır. Cervantes’in hikâyesindeki Don Kişot’a bu bağlamda Michael Behe ve arkadaşlarını benzetmek herhalde çok hayalperestlik olmasa gerektir. Yoksa işimize gelen şekilde kelime metaforlarını kullanırsak benzetmeler sonu yine hayal gücü ile sınırlıdır.(gerçi bu konuda materyalistlerin eline kimse su dökemez, örneğin; doğal seçilim paralel evrenler).


Orta doğu haklarının tavrı her şeyden çok savaşçı bir kültür olmaları şeklinde açıklanabilir. Sonuç olarak Müzmin Anonime dinin tüm yetkinliğine rağmen bazı toplulukları dönüştürmede geleneklerin ve ananelerin çemberinden kurtulamadığı fikrine katılmaktayım. Velhasıl nihai bir yorumunda hiçbir milletçe gerçeklettirilemeyeceğini, dinin milletler üstü bir yapılanma olarak ortak uzlaşma üzerinden çözüm sağlayabileceğine inanmaktayım ama maalesef bugünkü İslam dünyası bana bu konuda şuan için iyimserlik bahşetmemektedir. İslam konferansı Örgütündeki bazı yeni çalışmalara her ne kadar umuda dair azda olsa ışık yaksa da yapılanlar yapılması gerekenler yanında önemsiz derecede küçüktür ve geç kalınmaktadır. Bu yapılan çabalar artırılırsa azda olsa çok uzun vadede bu talihsiz gidişat elbette değiştirebilir ama daha işin şu an başında olduğumuzu gerçeğiyle uzunca bir süre yaşamak zorundayız sanırım ve bunu kabulüde oldukça güç bir aşamadır. Orta doğu projesi gibi dış bir katalizörün içimize entegre edilmek istenmesi Batı’nın bizi kendi oryantalist ideasına yaklaştırama gayretinin son halkası olması kadar, bizimde özümüzden ayrışarak mutasyon bir hal almamız nedeniyle aynı zamanda bizimde sucumuzdur. Büyük gelişmeler için çoğu kez büyük sarsıntılar, yıkımlar yaşamak gereklidir. İşte tarih sahnesinde İslam coğrafyası bu tip büyük bir sosyal ve kültürel yıkımı bir kez daha yaşmaktadır. En büyük dileğim İslam ülkelerinin büyük acılardan sonra tekrar Endülüs yâda Osmanlının Kanuniye kadarki devirlerinde yakalanan ivmeye benzer bir gelişim sürecini bu yüzyılın getirdiği dijital devrim ve bilgi çağında yakalayabilmesidir. Mustafa Akyol’un samimiyetinden kişisel olarak şüphe duymuyorum. Algılayış tarzında da son derece uzlaşmacı yapıcı bir diyalog çabası hâkim. Ancak tepki merkezli söylemlerden ‘proje merkezli gelişimlere’ yönelmemizin artık zamanı geldi diyerek, yukarıdaki bilgilendirici yorumlar için tüm yorumculara teşekkürü bir borç biliyorum.
Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 7, 2006 4:33 PM

Sayın Elif Derviş hanımefendinin fikirlerine yeni yetme bir genç olarak bende içtenlikle katılmaktayım. Maalesef Türkiye’deki İslam aydınlarının çoğu tepki merkezli yaklaşımla milli gururu okşayıcı ve 'flashback' referanslarla zaman geçirici söylemler dairesinde dolaşmaktalar. Ayrıca pay konusunda da genel olmamak şartıyla Elif hanımın ve Müzmin Anonimin söylemlerinde doğruluk payı olduğu üzülerek söylemem lazım. Bu ülkede dini duygular üzerinden beslenen sayısı azımsanmayacak miktarda simbiyotik varlık var. Bunlar hem dindar kisveli, hemde seküler.

Aslında geçmişten kök alıp ileri yorumlayabilsek Fukuyamalar kendi hüsnü kuruntularının içinde debelenip duracaklardı ve belki ciddiye bile alınmayacaklardı, hatta neo-conlar iktidar bile olmazdı.(ki hile hurda ile olduklarını dünya apaçık gördü sonra utanmadan Ukrayna ve Gürcistan seçimlerine gözlemci gönderdiler) Hayatın basit olarak algılanmasına hiçbir itirazım yok; hayatın oluşumdaki karmaşıklığı, kompleksliği anlamaya çabalamak sanırım komplo teorileri ile ömür geçirmekten daha akli bir çaba. Aksine kahve hane mantığı ile her oluşum altında komplo teorileri kurmak bana histerik paranoyanın apaçık tezahüründen öte bir şey ifade etmiyor. Elbette gizli planlar amaçlar vardır, ama bunlar nadiren su üstüne çıkacak kadar büyük olurlar. Üzülerek belirtmeliyim ki biz yeni nesil gençlikte bu tür entelektüel zehir içeren popüler Medya ürünleri ile (film, kitap ve TV programları )akıl dışı olarak besleniyor ve rahatsız edici boyutlarda insanımız artık uluslararası paranoyaklığın kollarında bir gün bu devleti yıkıyor, öteki gün onları yeryüzünden siliyoruz. Burada hesaba katılmayan gerçek devletlerin bireyler gibi davranma keyfiyetlerinin olmadığıdır. Birilerini yok etmeye güdümlü olarak yaşamak olsa olsa piyonların mesleğidir..Tıpkı satrançta hamle yaparken bir sonraki adımın, diğer hamlenin önünü acıcı ve etkin olmasını düşünmeye benzetilebilir dış politika sanırım, çünkü piyonların ölümü istatiksel veridir. Oysa Şah ve vezirlerin ölümü her şeyin sonudur. Bu nedenledir ki bireysel teoriler yâda çıkarımlar ancak macera kitabı olabilirler(Metal fırtına) asla uygulanma alanları yoktur. Kendi egosantrik yaşam alanından çıkmayı reddeden düşüncenin bu nedenle uzlaşmayı, orta yolu bulmayı anlayabileceğini sanmıyorum. Gerçek ise tüm dünya insanlarının tüm farklılıklarına rağmen birlikte yaşamayı öğrenme mecburiyetleridir, eninde sonunda bu Filistin’deki kardeşlerimin için de gerçekleşecektir. (ki ben Filistin için gözyaşı dökmemiş müminleri anlamakta daima zorlanırım) dünyanın diğer bölgelerinde de uluslararası politika, tarih bilmenin ve onu yorumlamanın çok ötesinde yel değirmenleri yaratmak değil olası yer değirmenlerini düşünmek(neo-conlar gibi) ve ona göre geleceği planlamaktır,

Birde bu konuda, yel değirmenlerini, medyanın tek yönlü yayınları olarak ele alırsak diğer yazılardaki mecazi anlamı açığa çıkar çünkü AT’nin gerçekleştirmeye çabaladığı, kemikleşmiş bir materlayist zümrenin dünya çapında medyaya olan hâkimiyetine karşı bilimsel bulguları başka bir açıdan yorumlayarak insanlığın hizmetine sunmak ve insanlara ulaşmaya çabalamaktır. Cervantes’in hikâyesindeki Don Kişot’a bu bağlamda Michael Behe ve arkadaşlarını benzetmek herhalde çok hayalperestlik olmasa gerektir. Yoksa işimize gelen şekilde kelime metaforlarını kullanırsak benzetmeler sonu yine hayal gücü ile sınırlıdır.(gerçi bu konuda materyalistlerin eline kimse su dökemez, örneğin; doğal seçilim paralel evrenler).


Orta doğu haklarının tavrı her şeyden çok savaşçı bir kültür olmaları şeklinde açıklanabilir. Sonuç olarak Müzmin Anonime dinin tüm yetkinliğine rağmen bazı toplulukları dönüştürmede geleneklerin ve ananelerin çemberinden kurtulamadığı fikrine katılmaktayım. Velhasıl nihai bir yorumunda hiçbir milletçe gerçeklettirilemeyeceğini, dinin milletler üstü bir yapılanma olarak ortak uzlaşma üzerinden çözüm sağlayabileceğine inanmaktayım ama maalesef bugünkü İslam dünyası bana bu konuda şuan için iyimserlik bahşetmemektedir. İslam konferansı Örgütündeki bazı yeni çalışmalara her ne kadar umuda dair azda olsa ışık yaksa da yapılanlar yapılması gerekenler yanında önemsiz derecede küçüktür ve geç kalınmaktadır. Bu yapılan çabalar artırılırsa azda olsa çok uzun vadede bu talihsiz gidişat elbette değiştirebilir ama daha işin şu an başında olduğumuzu gerçeğiyle uzunca bir süre yaşamak zorundayız sanırım ve bunu kabulüde oldukça güç bir aşamadır. Orta doğu projesi gibi dış bir katalizörün içimize entegre edilmek istenmesi Batı’nın bizi kendi oryantalist ideasına yaklaştırama gayretinin son halkası olması kadar, bizimde özümüzden ayrışarak mutasyon bir hal almamız nedeniyle aynı zamanda bizimde sucumuzdur. Büyük gelişmeler için çoğu kez büyük sarsıntılar, yıkımlar yaşamak gereklidir. İşte tarih sahnesinde İslam coğrafyası bu tip büyük bir sosyal ve kültürel yıkımı bir kez daha yaşmaktadır. En büyük dileğim İslam ülkelerinin büyük acılardan sonra tekrar Endülüs yâda Osmanlının Kanuniye kadarki devirlerinde yakalanan ivmeye benzer bir gelişim sürecini bu yüzyılın getirdiği dijital devrim ve bilgi çağında yakalayabilmesidir. Mustafa Akyol’un samimiyetinden kişisel olarak şüphe duymuyorum. Algılayış tarzında da son derece uzlaşmacı yapıcı bir diyalog çabası hâkim. Ancak tepki merkezli söylemlerden ‘proje merkezli gelişimlere’ yönelmemizin artık zamanı geldi diyerek, yukarıdaki bilgilendirici yorumlar için tüm yorumculara teşekkürü bir borç biliyorum.
Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 7, 2006 4:34 PM

Ozturk bey,

Emsali zor bulunur benim bu, her Kelime-i Sehadet getirenin musluman oldugununa iman eden, musluman ummetimin...
Buna biz kendimiz karar vermiyoruz. Bize bu dini ulaştıran Efendimiz (sav) söylüyor.

La kuvvete illa billah!..

Neyi soyluyor? Kelime-i sehadet getiren herkesi derhal alin basiniza fikir onderi yapin mi diyor?

Bugun sunnet, yarin deniz misali; sabahtan KM geireni aksama kalmadan tarikat seyhi yapmak makul mudur?

[Aslinda bunu sorusum muhal.. Buna benzer bir ornek kendim de biliyorum; daha da otesi Yalcin Kucuk'e gore, daha da uc bir ornegi ihtida etmis bir musevinin Seyh ul Islam yapildigi ornegidir. Yani, mumin muslumanlarin geleneginde kelimenin her anlamiyla saflik var gibi..]

Biz zahire göre hükmederiz,"kalblerdekini bilen ancak Allah'tır" deriz. "Müslüman"'ım diyen birisine Yok sen şöyle şöyle yaptın diyerek ruhbanlık tavırları yapamayız. Nebevi ahlak bunu öğütler. Ve ben Gazzali'nin El-İktisad'daki ölçüsünü belirttim. Bahsettiğiniz türden münafıklıklar Efendimiz (sav) zamanında da olmuştur, günümüzde de oluyor,gelecekte de olacaktır.

Ve, Firat oyle akacak Turkler (muslumanlar) boyle bakacaklar..

Kara bahtim, kor talihim.. Boylesine kaderi kendinden menkul Sisyphos'lari seyretmek bile aci veriyor..

Bir siyer kitabı edinip Peygamberimizin bu tür durumlarda nasıl davrandığını okursanız İslam öğretisinin bu mutedil tavrını anlayabilirsiniz.

Ben de, bana bu kitaplari boyle yerlerde tavsiye edenlere hep en ucuzundan da olsa siyaset ile itikad arasindaki farki anlatan bir kitap bulup tez elden onu okumalarini tavsiye edegelmisimdir.

Ozturk bey, boyle 'ismi lazim degile bir cift lafim var' kabilinden ortaya laf etmeniz yerine, kut kut diye dogrudan bana bunlari yazsaniz cok daha makbulum olurdu...

Bu tür cümleyi sadece siz kullanmıyorsunuz herhalde.Başta babam olmak üzere bu tabiri sık sık kullanan bir çevrede yaşıyorum.Birçok görüştüğüm kişi -siz dahil- bu manifestoya benzer tepkileri verince bende bu tabiri kullanarak eleştirimi yaptım.Yazım sadece size değil tepki veren herkese idi.

Simdi... cogunlugun oyu ile fikir olusturmak adetim benim de yok.. Yok, yok, ama, bu sefer nasil olmus ise o cogunluk ile benzer cizgilerde bulusmusum.. Hakkimizda hayrolmasi dilekleri bir yana, belki sizin gorusunuzu yeniden degerlendirmenizi tavsiye edebilirim.

Gecmiste 'adamin biri, yaninda 3-5 yuz kisi ile deniz kenarina geldiginde elindeki degnegi suya vurur ve su yarilir, sag salim karsiya gecerler' denildiginde; ya da benzer baska orneklerine inananalarin hayli yaygin oldugu bir dunyada, ardisik gelen maddi olgularin uzerinde analiz yapan birisinin fikirlerini elestirmek zahmetine dahil katlanmaksizin etiketleyip bir koseye koyan iman sahiplerinin suphe rahmettendir dusturunu bile uygulamadiklarini goruyorum..

MK'nin peygamberliğini ilan ettiğini bilmiyordum.Öncülünüz ve kıyas metodunuz baştan yanlış.

Yok, yok.. maksadim o degildi.. O adamin da peygamber olup olmadigi asil onemli olan degildi.. Insanlarin masal hikayelere kolay inandigina bir ornek amaci tasiyordu.. Suyu sopayla yaran adam masalini isabetsiz buluyorsaniz, yerine daglari delen Ferhat'i ya da Ergenekon Destanini da koyabilirsiniz..

Benim amacim, masaldan kerevete cikmagi, analizden senteze varmaga tercih eden mumtaz vatan evlatlarini varliklarini zikrederek haklarini yememis olmak idi.. ;-)

"El Kaide ile ilgisi olduğu iddiasıyla ABD'nin Guantanamo Üssü'nde 5 yıldan bu yana esir tutulan Murat Kurnaz da, "Ladin'in İslam'la alakası yok" demiş ve "Müslüman olduğunu söyleyen Usame Bin Ladin birçok kişiyi öldürdüğü için her yerde Müslümanlar tutuklanıyor" diye eklemiş." denildiginde bir bilgi unsuru iceriyor..

Benim için içermiyor.

Aynen. Dinime kufreden bari musluman olsa misali --Mustafa beyin bula bula verdigi ornek bu. Ve, MK'nin dediklerine 'bilgi icermiyor' turunden seyler soyleyebiliyor.. Boylece, yukarida saydigim mumtaz vatan evlatlarinin sayisi kontrolsuz artiyor... ;-)

Ne MK'nin analizlerini ne Murat Kurnaz'ın düşüncelerini ne de başka birisinin teorilerini didik didik etmeden "kesin bilgi" konumuna yükseltmem. MK'nin El-Kaide ile ilgili görüşlerini cidiye alıyor ve kayda değer buluyorum, bunu da belirteyim. Ben genel anlamda MK'ya bakışımı anlattım, siz katılmayabilirsiniz. Mustafa bey Murat Kurnaz örneğini vermiş ama bence de bir bilgi değeri taşımıyor.

Eyvallah. Kimse peygamber degil benim icin. MK da, YK da --diger sesli ve sessiz (harflerden olusan) cogunluk da.. :-)

Ben sizin gordugunuzu soylediginiz hassasiyeti goremiyorum. Temel detay ve prensiplerde hep onemli bilgi eksiklikleri oldugunu dusunuyorum.

İşte bunu tartışalım, konuşalım. Zaten ben de bunu söyledim. Nerede eksik, nerede yanlış, değerlendirelim. Bu manifestonun yayınlanmasının ne gereği olduğundan hizmet edebileceği mihraklara kadar. Ama baştan dürüp toplayıp da niyet okuma biçiminde iman sorgulama,hakaret etme -bazı internet sitelerinde gördüm- tavırlarına girenleri anlayamıyorum.

Bastan yanlis. okumadan, anlamadan, zamanlamasi dikkate alinmadan, atilan tas nereye dusecek diye dusunulmeden, uzun lafin kisasi, kulliyen koru korune atilmis bir imza.. Neresini tartisayim daha..

Ama, ben olsam, onume uzatilan bir metnin altina imza atmadan once ['once' kelimesinin alti cizili olmaliydi; ama, burada mumkun degil] kime ve neye hizmet ettigini dusunurum.

Metne imza attığımı kim söyledi ?

Biraksam atardiniz belki ;-)

Benim "Mustafa Bey'in İslami hassasiyetlerine de aynen katılıyor ve çalışmalarını da can-u gönülden destekliyorum. cümlemden bu anlamı çıkardıysanız bu cümlede manifestodan değil,Mustafa bey'in İslam eksenindeki genel hassasiyetlerinden sözetmiştim. Manifestodan bahsetseydim bunu direk yazardım.
Ama başta "ne gereği vardı" sorusu olmak üzere bazı şerhler koyarak manifestoya imzamı da atabilirim.

"Ne geregi vardi" Evet. Bu kadar. Faydasiz ilimden de faaliyetten de Allaha siginmak lazim. Topcuya sormuslar, nicin ates etmiyorsun..

Meramimi anladiginiza eminim, daha uzatmayayim..

Bu arada çok gergin gördüm sizi,kötü bir gün mü geçiriyoruz ? :-)

Yok, yok; ayin o muayyen gunu henuz gelmedi benim icin; henuz kurt adam degilim. Dolunay'a bir hafta daha var.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 7, 2006 7:26 PM

Sayın Elif Derviş hanımefendinin fikirlerine yeni yetme bir genç olarak bende içtenlikle katılmaktayım. Maalesef Türkiye’deki İslam aydınlarının çoğu tepki merkezli yaklaşımla milli gururu okşayıcı ve 'flashback' referanslarla zaman geçirici söylemler dairesinde dolaşmaktalar. Ayrıca pay konusunda da genel olmamak şartıyla Elif hanımın ve Müzmin Anonimin söylemlerinde doğruluk payı olduğu üzülerek söylemem lazım. Bu ülkede dini duygular üzerinden beslenen sayısı azımsanmayacak miktarda simbiyotik varlık var. Bunlar hem dindar kisveli, hemde seküler.

Aslında geçmişten kök alıp ileri yorumlayabilsek Fukuyamalar kendi hüsnü kuruntularının içinde debelenip duracaklardı ve belki ciddiye bile alınmayacaklardı, hatta neo-conlar iktidar bile olmazdı.(ki hile hurda ile olduklarını dünya apaçık gördü sonra utanmadan Ukrayna ve Gürcistan seçimlerine gözlemci gönderdiler) Hayatın basit olarak algılanmasına hiçbir itirazım yok; hayatın oluşumdaki karmaşıklığı, kompleksliği anlamaya çabalamak sanırım komplo teorileri ile ömür geçirmekten daha akli bir çaba. Aksine kahve hane mantığı ile her oluşum altında komplo teorileri kurmak bana histerik paranoyanın apaçık tezahüründen öte bir şey ifade etmiyor. Elbette gizli planlar maçlar vardır, ama bunlar nadiren su üstüne çıkacak kadar büyük olurlar. Üzülerek belirtmeliyim ki biz yeni nesil gençlikte bu tür entelektüel zehir içeren popüler Medya ürünleri ile (film, kitap ve TV programları )akıl dışı olarak besleniyor ve rahatsız edici boyutlarda insanımız artık uluslararası paranoyaklığın kollarında bir gün bu devleti yıkıyor, öteki gün onları yeryüzünden siliyoruz. Burada hesaba katılmayan gerçek devletlerin bireyler gibi davranma keyfiyetlerinin olmadığıdır. Birilerini yok etmeye güdümlü olarak yaşamak olsa olsa piyonların mesleğidir..Tıpkı satrançta hamle yaparken bir sonraki adımın, diğer hamlenin önünü acıcı ve etkin olmasını düşünmeye benzetilebilir dış politika sanırım, çünkü piyonların ölümü istatiksel veridir. Oysa Şah ve vezirlerin ölümü her şeyin sonudur. Bu nedenledir ki bireysel teoriler yâda çıkarımlar ancak macera kitabı olabilirler(Metal fırtına) asla uygulanma alanları yoktur. Kendi egosantrik yaşam alanından çıkmayı reddeden düşüncenin bu nedenle uzlaşmayı, orta yolu bulmayı anlayabileceğini sanmıyorum. Gerçek ise tüm dünya insanlarının tüm farklılıklarına rağmen birlikte yaşamayı öğrenme mecburiyetleridir, eninde sonunda bu Filistin’deki kardeşlerimin için de gerçekleşecektir. (ki ben Filistin için gözyaşı dökmemiş müminleri anlamakta daima zorlanırım) dünyanın diğer bölgelerinde de uluslararası politika, tarih bilmenin ve onu yorumlamanın çok ötesinde yel değirmenleri yaratmak değil olası yer değirmenlerini düşünmek(neo-conlar gibi) ve ona göre geleceği planlamaktır,

Birde bu konuda, yel değirmenlerini, medyanın tek yönlü yayınları olarak ele alırsak diğer yazılardaki mecazi anlamı açığa çıkar çünkü AT’nin gerçekleştirmeye çabaladığı, kemikleşmiş bir materlayist zümrenin dünya çapında medyaya olan hâkimiyetine karşı bilimsel bulguları başka bir açıdan yorumlayarak insanlığın hizmetine sunmak ve insanlara ulaşmaya çabalamaktır. Cervantes’in hikâyesindeki Don Kişot’a bu bağlamda Michael Behe ve arkadaşlarını benzetmek herhalde çok tuzu kuruluk olmasa gerektir. Yoksa işimize gelen şekilde kelime metaforlarını kullanırsak benzetmeler sonu yine hayal gücü ile sınırlıdır.(gerçi bu konuda materyalistlerin eline kimse su dökemez, örneğin; doğal seçilim paralel evrenler).


Orta doğu haklarının tavrı her şeyden çok savaşçı bir kültür olmaları şeklinde açıklanabilir. Sonuç olarak Müzmin Anonime dinin tüm yetkinliğine rağmen bazı toplulukları dönüştürmede geleneklerin ve ananelerin çemberinden kurtulamadığı fikrine katılmaktayım. Velhasıl nihai bir yorumunda hiçbir milletçe gerçeklettirilemeyeceğini, dinin milletler üstü bir yapılanma olarak ortak uzlaşma üzerinden çözüm sağlayabileceğine inanmaktayım ama maalesef bugünkü İslam dünyası bana bu konuda şuan için iyimserlik bahşetmemektedir. İslam konferansı Örgütündeki bazı yeni çalışmalara her ne kadar umuda dair azda olsa ışık yaksa da yapılanlar yapılması gerekenler yanında önemsiz derecede küçüktür ve geç kalınmaktadır. Bu yapılan çabalar artırılırsa azda olsa çok uzun vadede bu talihsizliği elbette değiştirebilir ama daha işin şu an başında olduğumuzu gerçeğiyle uzunca bir süre yaşamak zorundayız. Orta doğu projesi gibi dış bir katalizörün içimize entegre edilmek istenmesi Batı’nın bizi kendi oryantalist ideasına yaklaştırama gayretinin son halkası olması kadar, bizimde özümüzden ayrışarak mutasyon bir hal almamız nedeniyle aynı zamanda bizimde sucumuzdur. Büyük gelişmeler için çoğu kez büyük sarsıntılar, yıkımlar yaşamak gereklidir. İşte tarih sahnesinde İslam coğrafyası bu tip büyük bir sosyal ve kültürel yıkımı bir kez daha yaşmaktadır. En büyük dileğim İslam ülkelerinin büyük acılardan sonra tekrar Endülüs yâda Osmanlının Kanuniye kadarki devirlerinde yakalanan ivmeye benzer bir gelişim sürecini bu yüzyılın getirdiği dijital devrim ve bilgi çağında yakalayabilmesidir. Mustafa Akyol’un samimiyetinden kişisel olarak şüphe duymuyorum. Algılayış tarzında da son derece uzlaşmacı yapıcı bir diyalog çabası hâkim. Ancak tepki merkezli söylemlerden ‘proje merkezli gelişimlere’ yönelmemizin artık zamanı geldi diyerek, yukarıdaki bilgilendirici yorumlar için tüm yorumculara teşekkürü bir borç biliyorum.
Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 7, 2006 7:42 PM

Müzmin Bey,


Neyi soyluyor? Kelime-i sehadet getiren herkesi derhal alin basiniza fikir onderi yapin mi diyor?


Elbette hayır.Fikir önderi yapmak ayrı şey,iman sorgulamak ayrı.İslam bir siyasal oluşum,bir gizli servis,bir ideoloji ya da masonik bir örgüt değildir.İslam bir Din'dir,müntesiplerinin intisap samimiyetine Dinin sahibi karar verir.Ben bunu söylemeye çalıştım.


Ve, Firat oyle akacak Turkler (muslumanlar) boyle bakacaklar..

Kara bahtim, kor talihim.. Boylesine kaderi kendinden menkul Sisyphos'lari seyretmek bile aci veriyor..

Ben de, bana bu kitaplari boyle yerlerde tavsiye edenlere hep en ucuzundan da olsa siyaset ile itikad arasindaki farki anlatan bir kitap bulup tez elden onu okumalarini tavsiye edegelmisimdir.


Siz meselenin bütününe bakmıyorsunuz.Parça olarak siyasi yönüne baktığım zaman ben de sizin kadar metodik şüpheye sahibim.Özellikle de siyasi konularda.Ama Ben konunun itikad boyutunu anlattım,siyasi boyutunu değil.Bunu anlatmamın sebebi de bu manifestoyla ilintili olarak yapılan iman sorgulamaları idi.

Bir müslüman bu şekilde iman sorgulayamaz. Şüphelenir ama tekfir edemez.Eğer ciddi hatalar içerdiğini görüyorsa uyarır,Efendimiz (sav) hayatı boyunca hainlik eden başmünafık Abdullah b. Ubeyy b. Selül 'i bile ayetle münafıklığı alanen bildirilmeden tekfir etmemiştir.


Tekrar söylüyorum,ben konunun itikadi boyutuna dikkat çektim.Bir müslüman için bu tür itikadi konular ciddidir,tekfir edici sözlerin nereye gideceği önemlidir. Siyasi boyutunu, doğruluğunu, yanlışlığını,yerliliğini, yersizliğini istediğimiz kadar tartışalım,buna kimsenin itirazı yok.

Peygamberimizin hayatını son derece güvenilir kaynaklara dayanarak yazan Prof.Muhammed Hamidullah Hoca'nın siyerini mutlaka tavsiye ederim.Bu topraklara değer veren herkesin kütüphanesinde bulunmalı.

Siyerde Peygamberimizin siyasi davranışları ,evlilikleri,savaşları,gönderdiği orjinal mektuplar ve kurduğu İslam imparatorluğunun çevresel faktörlerini yalın , tarihsel metodlara uygun ve kaynaklara dayalı olarak anlatılıyor.

Suyu sopayla yaran adam masalini(buraya MİM.koydum.S.Ö) isabetsiz buluyorsaniz, yerine daglari delen Ferhat'i ya da Ergenekon Destanini da koyabilirsiniz..

Benim amacim, masaldan kerevete cikmagi, analizden senteze varmaga tercih eden mumtaz vatan evlatlarini varliklarini zikrederek haklarini yememis olmak idi.. ;-)


Örnek değişince olmuş :-)

Metodik şüphe konusunda fikrimi söyledim.Bu konuda uzun boylu bir ayrılığımız yok..


Bastan yanlis. okumadan, anlamadan, zamanlamasi dikkate alinmadan, atilan tas nereye dusecek diye dusunulmeden, uzun lafin kisasi, kulliyen koru korune atilmis bir imza.. Neresini tartisayim daha..


Şimdi akil adamlar komitasında değilim. Yayınlanmadan önce fikrim doğal olarak sorulmadı.Müdahil olduğum andan itibaren ortada zaten yayınlanan metin olduğuna göre müslümanların birbirlerini hırpılamasına razı olamadım.


Mustafa Beyin samimiyetinden şüphem yok.Ortada yayınlanmış bir metin var.Zamanı geriye döndüremeyeceğimize göre metin üzerinde tartışmak daha sağlıklı geliyor.Birbirimizi yıpratmanın anlamı yok..

Siz de benim meramımı anladınız umarım..

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 8, 2006 10:25 AM


Sözlüğü ve idrak kapasitesi kifayet eden bir kardeşimiz ne güzel anlatmış;

“Burada hesaba katılmayan gerçek devletlerin bireyler gibi davranma keyfiyetlerinin olmadığıdır.”

Eyvallah.


“Kendi egosantrik yaşam alanından çıkmayı reddeden düşüncenin bu nedenle uzlaşmayı, orta yolu bulmayı anlayabileceğini sanmıyorum.”

Eyvallah

“Gerçek ise tüm dünya insanlarının tüm farklılıklarına rağmen birlikte yaşamayı öğrenme mecburiyetleridir, eninde sonunda bu Filistin’deki kardeşlerimin için de gerçekleşecektir. (ki ben Filistin için gözyaşı dökmemiş müminleri anlamakta daima zorlanırım) dünyanın diğer bölgelerinde de uluslararası politika, tarih bilmenin ve onu yorumlamanın çok ötesinde yel değirmenleri yaratmak değil olası yer değirmenlerini düşünmek(neo-conlar gibi) ve ona göre geleceği planlamaktır,”

El-Hak

“AT’nin gerçekleştirmeye çabaladığı, kemikleşmiş bir materlayist zümrenin dünya çapında medyaya olan hâkimiyetine karşı bilimsel bulguları başka bir açıdan yorumlayarak insanlığın hizmetine sunmak ve insanlara ulaşmaya çabalamaktır.”

Bunu görebilmek ve o platformlarda eli yüzü düzgün kendine güvenen bir temsil gücüyle zarar gören taraf olarak kendimizi ifade etmeye çalışmaktan başka yolumuz yok, ya da ben göremiyorum.

“Velhasıl nihai bir yorumunda hiçbir milletçe gerçeklettirilemeyeceğini, dinin milletler üstü bir yapılanma olarak ortak uzlaşma üzerinden çözüm sağlayabileceğine inanmaktayım ama maalesef bugünkü İslam dünyası bana bu konuda şuan için iyimserlik bahşetmemektedir. İslam konferansı Örgütündeki bazı yeni çalışmalara her ne kadar umuda dair azda olsa ışık yaksa da yapılanlar yapılması gerekenler yanında önemsiz derecede küçüktür ve geç kalınmaktadır.”

Eyvallah.

“Büyük gelişmeler için çoğu kez büyük sarsıntılar, yıkımlar yaşamak gereklidir. İşte tarih sahnesinde İslam coğrafyası bu tip büyük bir sosyal ve kültürel yıkımı bir kez daha yaşmaktadır.”

Buna da katılıyorum. İşleri evirip çeviren Allah’tır. Ne kadar da kısa düşünüyoruz biz...

Yazan: Elif Dervis Tarih: March 8, 2006 1:59 PM

Hayatın basit olarak algılanmasına hiçbir itirazım yok; hayatın oluşumdaki karmaşıklığı, kompleksliği anlamaya çabalamak sanırım komplo teorileri ile ömür geçirmekten daha akli bir çaba.

'Komplo teorileri' kelimesinin potansiyel olarak icerdigi negatif anlam uzerinde bir iki kelime yazmak isterim.

Cok nadir sayida ornekte 'iste bu bir komplo teorisidir' serhini bulursunuz; cogu zaman, baskasinin yazdigina 'komplo teorisidir' denilerek onun tezyifine tesebbus sozkonusudur. 'Demagoji yapiyorsunuz' demenin baska bir sekli yani..

Dolayisi ile, 'komplo teorisi' gibi kelime tamlamalarini kullanmadan once ilk tasi atmak ruhsatina sahip olup olmadigimiza bakmak bence cok yerinde olur. Bunu deyisimin sebebi, genelde kisinin kendi analizinde yerli yerinde oldugunu dusundugu seyler, bir baskasi acisindan 'komplo teorisi'ne gereken sanal uydurmalar olarak nitelendirilebilir olmasidir.

Bu duruma bir suru ornek verebilirim. Ustelik de, bu ilmekte 'komplo teprisi' lafini ilk eden Mustafa beyin yazisindan..

Bir ornek, "Benim bu metne imza atmaktaki amacım, İslam'a bulaştırılmak istenen terör ve zulüm lekelerine karşı İslam'ı savunmaktan başka bir şey değildir." olabilir.

Bir baska ornek de, "Gerek bazı Batılılar gerekse Türkiye'deki laik kesimin bir kısmı, "Müslümanlar iktidara gelip bize de şeriat uygulayacaklar" diye endişe ediyor, bu nedenle de İslam'ı bastırmaya çalışıyorlar." olabilir.

Ornekleri artirabiliriz. Dikkatli bakildiginda, bu onermelerin herhangi birinde maddi bir delil yoktur, sadece soyleyeyenin kendi analizi sonucunda inandigi hukumlerdir. Birisine gore 'hukum' pekala bir baskasina gore 'komplo teorisi' sayilabilir.

Dolayisi ile, 'hukum'un arkasindaki analizi takip etmeden bir onermeye 'komplo toerisi' denilmesini --en nazik ve hafif ifade ile-- zihinsel tembellik olarak gormek gerekir bence.

Aksine kahve hanemantığı ile her oluşum altında komplo teorileri kurmak bana histerik paranoyanın apaçık tezahüründen öte bir şey ifade etmiyor. Elbette gizli planlar maçlar vardır, ama bunlar nadiren su üstüne çıkacak kadar büyük olurlar.

Ya da, 'su yuzune ciktigi zaman, sokaktaki adam nadiren bunlarin onceden tasarlanmis seyler oldugunun farkina varabilir' de diyebilir miyiz?

Bunu deyisim, herseyin artniyetli birilerince planlanmis oldugunu dusundugum anlamina gelmiyor tabii ki, ama, hicbirseyin de oyle olmadigini soylemenin dogru oldugunu dusunmuyorum.

akıl dışı olarak besleniyor ve rahatsız edici boyutlarda insanımız artık uluslararası paranoyaklığın kollarında bir gün bu devleti yıkıyor, öteki gün onları yeryüzünden siliyoruz.

Dogru. Akil filtresi yerine korku refleksleri ile yaklasilan seyler olsa olsa (eger varsa) karsidakilerin beklentileri istikametinde reaksiyonlar dogurur.

Burada hesaba katılmayan gerçek devletlerin bireyler gibi davranma keyfiyetlerinin olmadığıdır.

Teoride dogru. Pratikte ise, ilgili makamlarda kimlerin, hangi liyakatle oturduguna bagli olarak degisir bu realite.. Capsiz bir kadro, bir devleti devlet gibi davrandiramayabilir.. Inanilanin aksine, makamlar sahislarla kaimdir.

Birilerini yok etmeye güdümlü olarak yaşamak olsa olsa piyonların mesleğidir..Tıpkı satrançta hamle yaparken bir sonraki adımın, diğer hamlenin önünü acıcı ve etkin olmasını düşünmeye benzetilebilir dış politika sanırım, çünkü piyonların ölümü istatiksel veridir. Oysa Şah ve vezirlerin ölümü her şeyin sonudur. Bu nedenledir ki bireysel teoriler yâda çıkarımlar ancak macera kitabı olabilirler(Metal fırtına) asla uygulanma alanları yoktur. Kendi egosantrik yaşam alanından çıkmayı reddeden düşüncenin bu nedenle uzlaşmayı, orta yolu bulmayı anlayabileceğini sanmıyorum.

Ortayol, idealinde, bir agirlik merkezidir. Iki tarafta olan agirliklarin merkezidir. Bir tarafta agirlik yoksa, orta yolun ne olacagini uzun boylu anlatmak gerekimiyor sanirim.

Gerçek ise tüm dünya insanlarının tüm farklılıklarına rağmen birlikte yaşamayı öğrenme mecburiyetleridir, eninde sonunda bu Filistin’deki kardeşlerimin için de gerçekleşecektir. (ki ben Filistin için gözyaşı dökmemiş müminleri anlamakta daima zorlanırım) dünyanın diğer bölgelerinde de uluslararası politika, tarih bilmenin ve onu yorumlamanın çok ötesinde yel değirmenleri yaratmak değil olası yer değirmenlerini düşünmek(neo-conlar gibi) ve ona göre geleceği planlamaktır,

Bir Don Kisot hayranindan beklenmedik (ya da beklendik mi demeliydim) sozler.. ;-)

Birde bu konuda, yel değirmenlerini, medyanın tek yönlü yayınları olarak ele alırsak diğer yazılardaki mecazi anlamı açığa çıkar çünkü AT’nin gerçekleştirmeye çabaladığı, kemikleşmiş bir materlayist zümrenin dünya çapında medyaya olan hâkimiyetine karşı bilimsel bulguları başka bir açıdan yorumlayarak insanlığın hizmetine sunmak ve insanlara ulaşmaya çabalamaktır. Cervantes’in hikâyesindeki Don Kişot’a bu bağlamda Michael Behe ve arkadaşlarını benzetmek herhalde çok tuzu kuruluk olmasa gerektir. Yoksa işimize gelen şekilde kelime metaforlarını kullanırsak benzetmeler sonu yine hayal gücü ile sınırlıdır.(gerçi bu konuda materyalistlerin eline kimse su dökemez, örneğin; doğal seçilim paralel evrenler).

Aklimdayken, baska bir yazida deginildigi uzere, ben 'ZT' kisatlmasini 'Intelligent Design'la dalga gecmek amaciyla kullanmiyorum. Bunu sadece, iki kelimelik bir seyi dogru durust tercume edememislerin dogrusunu ogrenmesi umidiyle kullaniyorum. Dogrusu ZT'dir.

Tuzu kuruluk, dogru-yanlis, yalap-sap demeden, arka arkaya birbiri ile alakasiz seyleri soylemek, bekara kari bosamak misali, kendine ait olmayan seyleri odun olarak vermek degilse nedir?

Mustafa Akyol’un samimiyetinden kişisel olarak şüphe duymuyorum.

Samimiyet ile liyakat arasinda bir bag olmadigini da bilmek lazim. Hersey samimiyetle bitmiyor; samimiyet ile baslar, ama, bitmez.

Algılayış tarzında da son derece uzlaşmacı yapıcı bir diyalog çabası hâkim.

Yetmez. Yetmiyor. Her defasinda, sirf uzlasma adina, masada odun vermek gelenegimizin bize hic bir faydasi olmadi --bkz. son 200-250 senelik Hariciye performansimiz..

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 8, 2006 2:54 PM

Ozturk bey,

Elbette hayır.Fikir önderi yapmak ayrı şey,iman sorgulamak ayrı.İslam bir siyasal oluşum,bir gizli servis,bir ideoloji ya da masonik bir örgüt değildir.İslam bir Din'dir,müntesiplerinin intisap samimiyetine Dinin sahibi karar verir.Ben bunu söylemeye çalıştım.

Guzel. Bir itikad degerlendirmesi olarak dediklerinize katiliyorum. Bununla benim hic bir sorunum yok. Olmasi anlamli da olmazdi. Benim ilgi alanim kisinin itikad ya da iman mertebesi degil zaten.

Konumuz siyaset. Islam uzerindeki siyasetler, Islam'a yakistirilan siyasetler, ve islam'in siyaseti (bu sonuncusunun var oldugunu soyleyemiyorum; sadece teorik dizinin tamamlanmasi icin kullandim; bir cesit, henuz elde edemedigimiz, anti-madde varsayimi misali).

Siz meselenin bütününe bakmıyorsunuz. Parça olarak siyasi yönüne baktığım zaman ben de sizin kadar metodik şüpheye sahibim. Özellikle de siyasi konularda. Ama Ben konunun itikad boyutunu anlattım,siyasi boyutunu değil. Bunu anlatmamın sebebi de bu manifestoyla ilintili olarak yapılan iman sorgulamaları idi.

Itikad boyutu ile ilgilenmek bana hep anlamsiz geldi. Cunku, kisinin kendi ifadesinden oteye bu konuda hukum vermek imkani verilmemis. Dolayisi ile, benim bir sey demem anlamsiz. O yuzden, sizin' niyet okuma' olarak (menfi anlamda) nitelendirdiginiz seyi, ben itikad cercevesinden yapmiyorum. Baska bir deyisle, konunun itikad ayagini tamamen mevzunun disinda tutmagi teklikf ediyorum. Geriye siyaset kalir, ve ben hep ve sadece o baglamda ilgileniyorum.

Bir müslüman bu şekilde iman sorgulayamaz. Şüphelenir ama tekfir edemez. Eğer ciddi hatalar içerdiğini görüyorsa uyarır, Efendimiz (sav) hayatı boyunca hainlik eden başmünafık Abdullah b. Ubeyy b. Selül 'i bile ayetle münafıklığı alanen bildirilmeden tekfir etmemiştir.

Benim bu ilmekte size yonelik, laf arasinda laf atmak olarak da nitelenebilen, sozlerimi aslinda bu meselede laf etmek icin musluman sifati kullanmanin gerekli olmadigini dusunmemden kaynaklaniyordu. Yani, herhangi birisinin cikip 'ben muslumanim' diyerek diger butun muslumanlari baglayacak onlari siyaseten temsil edecek laf edemez, manifestolara imza atamaz oldugunu vurgulamak amaciyla idi.

Boyle bir seyi yapmak yetkisi Seyh ul Islamlara bile verilmemistir.

Tekrar söylüyorum, ben konunun itikadi boyutuna dikkat çektim. Bir müslüman için bu tür itikadi konular ciddidir, tekfir edici sözlerin nereye gideceği önemlidir. Siyasi boyutunu, doğruluğunu, yanlışlığını,yerliliğini, yersizliğini istediğimiz kadar tartışalım, buna kimsenin itirazı yok.

Disaridan bakan birisi de, ayni seyleri soyleyerek nasil oluyor da fikir ayriliginda oldugumuzu sandigimizi merak edecek ;-)

Degiliz. Sadece, oncelikleirimiz farkliydi.

Peygamberimizin hayatını son derece güvenilir kaynaklara dayanarak yazan Prof.Muhammed Hamidullah Hoca'nın siyerini mutlaka tavsiye ederim.Bu topraklara değer veren herkesin kütüphanesinde bulunmalı.

Suyu sopayla yaran adam masalini
(buraya MİM.koydum.S.Ö)
isabetsiz buluyorsaniz, yerine daglari delen Ferhat'i ya da Ergenekon Destanini da koyabilirsiniz..

Benim amacim, masaldan kerevete cikmagi, analizden senteze varmaga tercih eden mumtaz vatan evlatlarini varliklarini zikrederek haklarini yememis olmak idi.. ;-)

Örnek değişince olmuş :-)

Dildur bal ede asi
Dildur kestire basi

:-)

Mim koydugunuz nokta hakkinda: Boyle bir senaryoda, kisinin ismi verilmedigi takdirde, oyle bir olayin ancak masallarda ya da filmlerde gecebilecegini soylemez miydiniz? :-)

Bastan yanlis. okumadan, anlamadan, zamanlamasi dikkate alinmadan, atilan tas nereye dusecek diye dusunulmeden, uzun lafin kisasi, kulliyen koru korune atilmis bir imza.. Neresini tartisayim daha..

Şimdi akil adamlar komitasında değilim. Yayınlanmadan önce fikrim doğal olarak sorulmadı. Müdahil olduğum andan itibaren ortada zaten yayınlanan metin olduğuna göre müslümanların birbirlerini hırpılamasına razı olamadım.

OK, ama, boyle 'aman, bir nahosluk cikmasin' yaklasimini ben cok da dogru bulmuyorum. Bu, samimiyetle de, iyiniyetle de olsa, bir 'oldu-bitti'ye gelmek ve baska herkesin de hatira binaen buna razi olmasi anlamina gelir.

'Tac giyen bas akillanir' derler... Evet, oyle olmak zorundadir; yoksa, ya tac kalmaz ya da altindaki bas..

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 8, 2006 3:20 PM

Müzmin Bey,


Uzun uğraşlar neticesinde ne söylemeye çalıştığımızı anlatabildik gibi,kala kala son paragraf kalıyor :-)


OK, ama, boyle 'aman, bir nahosluk cikmasin' yaklasimini ben cok da dogru bulmuyorum. Bu, samimiyetle de, iyiniyetle de olsa, bir 'oldu-bitti'ye gelmek ve baska herkesin de hatira binaen buna razi olmasi anlamina gelir.


Benim yaklaşımım "aman bir nahoşluk çıkmasın" şeklinde değil.Manifesto ilk yayınlandığında bu forumda,tartışılacak noktalar içerdiğini belirten ve ilk dikkatimi çeken paragrafı alıntılayıp açılımını Mustafa Bey'e soran da benim.Meseleye fazla itidalli yaklaştığımı düşünebilirsiniz belki ama benim yaklaşımım usül yönünden müdahil ol(a)madığım için metazori içeriğe dönük olmak zorunda..


Bu bağlamda isterdim ki manifestonun yayınlanma zamanını,gereğini ve tek tek bütün maddelerini enine boyuna tartışabilelim.Manifesto Halife fermanı değil,oldu-bittiye gelen birşey yok,bir bağlayıcılığı yok,yayınlanma zamanı ve gereği hariç tutulursa içerik yönünden de aşırı tepki ve
nitelendirmeleri haketmiyor.


'Tac giyen bas akillanir' derler... Evet, oyle olmak zorundadir; yoksa, ya tac kalmaz ya da altindaki bas..


Herşeyin bir rişski var.Taç giyenin riske ettiği de "baş"tır.

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 8, 2006 5:30 PM

Dr.Serdar Demirel'in yazısındaki bazı anlatımlar dikkatimi çekti,paylaşmak istiyorum:


CIA'nın patronu Porter Goss aylar önce bir açıklama yapmıştı: "CIA yeniden yapılandırıldı ve artık bütün dünyada operasyonlar yapacağız, 'müttefik ülke' istihbarat teşkilatları ile ortak iş yapmak yerine, bundan böyle biz CIA olarak doğrudan kendi elemanlarımızı kullanarak, dünya genelinde, istediğimiz ülkede, tek taraflı operasyonlar yapacağız. Öyle yerlerde olacağız ki, öyle operasyonlar yapacağız ki kimse hayal bile edemeyecek.'

Elhak, aynen dedikleri gibi yapıyorlar. Üretilen sunî korku dağ başını öyle sarmış ki, bu sözlerin hukuka, uluslararası anlaşmalara, diğer ülkelerin egemenlik haklarına uygunluğu kimsenin aklına gelmiyor.

Küresel kültür, Batı kültürünün kuşatması altında olduğundan, farklı coğrafya insanları da aynı mühendislik projesinin kurbanı oluyor. Öyle ki, Batılı insanla Hintli, Çinli, yahut Japon insan arasında İslâmofobia noktasında sadece derece farkı kalıyor.

Bir defasında Bangkok'tan Kuala Lumpur'a uçuyordum. Koltuk arkadaşım Çinli birisiydi. Kısa bir tanışma sonrası Türkiyeli ve Müslüman olduğumu öğrenince, koltuk arkadaşımın tedirgin olduğunu hissettim. İki saat boyunca o, "Müslümanlar hakkındaki korkularını" dile getirdi, ben de korkularının yersiz olduğunu izah etmeye çalıştım.

Bir defasında da alış-veriş yaptığım başka bir Çinli; "Sen iyi bir Müslümansın. Ama o kafa kesenler yok mu..." demiş, sonra da internette gördüğü o dehşet görüntüleri korkuyla anlatmıştı. Buna benzer bir hâdiseyi de Hollanda'da yolcu treninde bir Hollandalıyla yaşamıştım.

Şu açık ki, oluşturulan kolektif korku ve nefret, İslâm dâvetinin önünde aşılması zor bir Çin Seddi gibi yükselmektedir. Bu ahvâldaki insanlara Müslümanlara yönelik haksızlıkları anlatmak, deveye hendek atlatmak kadar zor oluyor.

kitle psikolojisini İslâm'a ve Müslümanlara karşı yönlendiren işinin ehli derin mihraklar "soft power"ı (esnek güç) bütün birimleriyle ahlâksızca kullanıp, bir de utanmadan ahlâk şantajı yapıyor:
İnsan hakları, dinlere saygı, öteki kültürleri kabullenme, hukuk ve daha nice hususta hesap soruyor.

Bir gün adalet tahakkuk ettiğinde bütün bunlar "kara mizah" olarak tarihe geçecek. Ama o gün gelene kadar, korkunun hâkim olduğu bir zeminde sağduyunun esâmîsi bile kalmadığından çok acılar çekilecek.

İslâmofobia; bir taraftan Batı toplumlarını devlet otoritesi etrafında birleştiren, diğer taraftan da İslâm âlemini sömürmeyi; hem yerel, hem de küresel düzlemde meşrulaştırmayı (!) hedefleyen, "kurgula-kodla-sunî kriz oluştur ve elimine et" tuzağının adıdır..


Bu "bizden" kaynaklanmayan "korkulan din İslam" yaftalandırması için birşeyler yapmamız gerek."Bunun sebebi biz değiliz" diye kendi kendimize konuşmamız yetmiyor.Kitlelerin gözünde insanlar İslam'ı böyle görüyorlarsa bir yandan bu telkinin arkaplanını eşeleyip senaryoları açığa çıkarmaya çalışmalı bir yandan da kitlelere doğru İslam'ı ve doğru Müslüman'ı anlatmalıyız.


Yazının tam metni için:

http://www.vakit.com.tr/index.php?sayfa=yazi&yazi=1065

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 8, 2006 6:07 PM

Ozturk bey,

Herşeyin bir riski var.Taç giyenin riske ettiği de "baş"tır.

Walla.. bazan basiniza bir tac kondururlar, siz de yakistigini dusunup giyer gezersiniz; faturasi sonra cikar... ya da, 'bonkor bonkor derler maldan ederler, yigit yigit derler candan ederler' misali.

Bu "bizden" kaynaklanmayan "korkulan din İslam" yaftalandırması için birşeyler yapmamız gerek."

En pratik cozum; Ihtida :-))

'Hayatta olmaz!' diyenler cikacaktir; aralarinda sizin olmaniz ihtimali de var. O yuzden, baska cozumler de onermek gerekiyor :-)

Bunun sebebi biz değiliz" diye kendi kendimize konuşmamız yetmiyor. Kitlelerin gözünde insanlar İslam'ı böyle görüyorlarsa bir yandan bu telkinin arkaplanını eşeleyip senaryoları açığa çıkarmaya çalışmalı bir yandan da kitlelere doğru İslam'ı ve doğru Müslüman'ı anlatmalıyız.

'Dogru Islam'in [(c)+/TM] anlatilmasi gereken kitlelerden kasdiniz muslumanlar ise, anlamli bulmuyorum.

Yok, diger kitlelerden bahsediyorsaniz, bunun da pratik olarak mumkun oldugunu sanmiyorum. Yani, bugun butun gayretinizle baslasaniz bir asir sonra bile cok sey degismez. Ustelik, o kadar zaman boyunca oylesine yogun bir savunma pozisyonuna dusersiniz ki, dinleyenler sizin aslinda samimi olmadiginiza hukum verirler.

Daha da kotusu, bu tur bir faaliyeti yurutecek medyatik nefesimiz yok; olanlar da bizim nefesimiz degil.

Geriye, bence, tek savunma kaliyor: En iyi savunma hucum oldugundan hareketle; benzer araclarla hucum. Yani, soylenenlerin arkaplanini aciga cikarmak, kimlerin neyi nicin soyledigini gosterip anlatmak.

Bir de, hasmimin hasmi dostumdur diyerek muttefikler edinmek. Bu acidan, bu noktada, artik ozellikle Devletle barisik olmak sart gibi gorunuyor; aksi halde her iki unsur da birbirini luzumsuz zayiflatmis olacak.

Bu yaklasimin bu safhada bunun basarili olmak sansi, bence, yuksek; cunku, henuz yerlesik dogru olacak kadar uzun sure gecmedi soylediklerinin uzerinden.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 8, 2006 9:47 PM

Sn Müzmin Anonim merhaba,
bloğunuzda yorum butonu olmayacak mı?
sevg&sayg.

Yazan: ece Tarih: March 8, 2006 11:45 PM

Müzmin Bey,


En pratik cozum; Ihtida :-))


'Hayatta olmaz!' diyenler cikacaktir; aralarinda sizin olmaniz ihtimali de var. O yuzden, baska cozumler de onermek gerekiyor :-)


İhtida deyince zaten bildiğim bir tarih hikayesi aklıma geldi,aynı hikayeyi Yazar Salih Tuna'da anlatmış, kopya çekeyim:


Keçecizade İzzet Molla'nın bilimsel bir mesele etrafında bilgili, malumatfuruş gayrimüslim bir adamla tartışmasına muttali olan avanak bir adam hayretle sorar: "Yahu bu adam bu kadar bilgili olduğu halde ne diye Müslüman olmuyor?"

İzzet Molla bu, hiç lafını esirger mi; lafı, doksan tabir edilen yerden filelere takar: "Sende de bu kadar cahillik varken ne diye Hıristiyan olmuyorsun?"

Yıl, bin sekiz yüz on; bu maç da, başladığı gibi sıfır sıfır sona erer. Zaten hangi avanakla yapılan konuşma başladığı gibi sona ermez!

Bu konuşmayı hoşluk olsun diye, durduk yere aktarmadık. Demem odur ki; hidayet kültüre, bilgiye, akıla bakmaz. Lamı cimi yok, hidayet nasip işidir; selim olan akıla gönül düşürür ama akılsız akılla işi olmaz. Sözün sonunu başa alalım: "Ne akılla olur, ne de akılsız."


İhtida/hidayet konusunu çözdüğümüze(!) :-) göre gelelim önümüzdeki meseleye..


'Dogru Islam'in [(c)+/TM] anlatilmasi gereken kitlelerden kasdiniz muslumanlar ise, anlamli bulmuyorum.

Müslümanlarda dahil tabii.Son yıllarda hem batıda hem İslam coğrafyasında Din olgusu yükselen değer,--buna itiraz etmezsiniz umarım.
Özellikle batı'da sekülerliğin verdiği boşluk kısmen hristiyanlığa kısmen uzakdoğu dinlerine ve hatırı sayılır oranda new age akımlara ilgiyi arttırdı.

İslam'ın yayılım oranları açısından zaten hayli iddialı.Bu yükselen değeri lehimize çevirmek mümkün.Bu tip kitlelere doğru İslam'ı anlatıp en azından araştırmaya ikna etmek.Hedef bu olmalı..

İşin doğrusu bazen kapitalist ve girişimci damarım depreşiyor,reklamın iyisi kötüsü olmaz diyor İslam konuşulsun da nasıl konuşulursa konuşulsun,nasıl olsa merak edip araştıranlar arasından saflarımıza katılanlar olur demiyor değilim.Ama bu ruh halinden sıyrılmam çabuk oluyor tabii :-)


Kötü reklamın iyi sonuçlarından bazı örnekler için:


www.usc.edu/dept/MSA/newmuslims/yahiye.html www.usc.edu/dept/MSA/newmuslims/karlsson.html

http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=694
(Winter'in makalesinin son kısımları--Ayrıca bu uzun makalenin tamamını okumanızı isterim.)

Yok, diger kitlelerden bahsediyorsaniz, bunun da pratik olarak mumkun oldugunu sanmiyorum. Yani, bugun butun gayretinizle baslasaniz bir asir sonra bile cok sey degismez. Ustelik, o kadar zaman boyunca oylesine yogun bir savunma pozisyonuna dusersiniz ki, dinleyenler sizin aslinda samimi olmadiginiza hukum verirler.


Bu bizim gücümüzle ilintili.Gücümüz, maalesef yok.Kitlelere ulaşabilecek araçlardan büyük ölçüde yoksunuz.Bu açıdan bakıldığında haklı olduğunuz yanlar var.

Ama küreselleşme ve teknolojinin bazı araçları da bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor.Bunu lehimizde kullanabiliriz.Diğer görüşlerinizde ise hemen hemen hemfikiriz.


Geriye, bence, tek savunma kaliyor: En iyi savunma hucum oldugundan hareketle; benzer araclarla hucum. Yani, soylenenlerin arkaplanini aciga cikarmak, kimlerin neyi nicin soyledigini gosterip anlatmak.


Katılıyorum.Benim söylediklerimden birisi de aynen buydu.


Bir de, hasmimin hasmi dostumdur diyerek muttefikler edinmek. Bu acidan, bu noktada, artik ozellikle Devletle barisik olmak sart gibi gorunuyor; aksi halde her iki unsur da birbirini luzumsuz zayiflatmis olacak.


:-)

İslam düşüncesinin değişik yorumları arasındaki itidalli tavrım konusunda bana söylediklerinizi düşününce neredeyse ağzım kulaklarıma vardı. :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 9, 2006 3:27 PM

Ece hanim,

bloğunuzda yorum butonu olmayacak mı?

Ilginize tesekkur ederim. Aslinda olacakti; fakat devreye almayi unutmusum. Daha sonra da, devreye almamisligimin bir eksiklik sayilmayacagi kanaatine vardim.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 9, 2006 5:06 PM

Ozturk bey,

Kötü reklamın iyi sonuçlarından bazı örnekler için:

Linkleri okudum. Faydadan ari degil tabii; ama, meselenin ozunun musluman sayisi oldugunu dusunmuyorum.

Islam düşüncesinin değişik yorumları arasındaki itidalli tavrım konusunda bana söylediklerinizi düşününce neredeyse ağzım kulaklarıma vardı. :-)

Bu sozunuze ve yukarida aktardiginiz su anekdota da

"Yahu bu adam bu kadar bilgili olduğu halde ne diye Müslüman olmuyor?"

beraber cevap yazayim:

Efenim, adamin birisi, ayagini burkmus, bizim Dr. Temel'e gitmis; ortopedist. Temel bey kendisine bir hafta ayagina hergun sicak su ile masaj yapmasini, bir hafta sonra tekrar gelmesini soylemis. Bir hafta sonra gittiginde, ayaginda bir iyilesme olmadigini soylemesi uzerine, temel bey, bu sefer de bir hafta boyunca soguk su ile masaj yapmasini soyler.

Bunun uzerine, hastamiz dayanamayip bir hafta once soyledigi ile simdikinin arasindaki tezati dile ge