« Türkçülük ve Kürtçülük: Madalyonun İki Yüzü | Ana Sayfa | Darwinizm'e Muhalefet Deklerasyonu »

March 26, 2006

'Hayatta En Hakiki Mürşit' Üzerine

Felsefeci Hilmi Yavuz'un bugünkü Zaman'da yayımlanan Kemalizm ve Pozitivizm başlıklı yazısı, kayda değer. Tarihçi Mete Tunçay'ın tek parti dönemi Türkiyesi hakkındaki tespitlerine de atıfta bulunan Prof. Yavuz, "hayatta en hakiki mürşit, ilimdir" sloganının, "Aydınlanma’nın pozitivist varyantını işaretlediğini" belirtmiş. Bunun neden yanlış olduğunu ve ne gibi sakıncalı siyasi sonuçlar doğurduğunu da anlatmış.

Ben de bir ekleme yapayım: Eğer "hayatta en hakiki mürşit, ilimdir" sözünde "ilim"den kasıt "bilim" ise, bu, bilim dışı bir önermedir. Çünkü bilimsel yöntem, deney ve gözlemden ibarettir. "Hayatta en hakiki mürşit bilimdir" önermesini deney ve gözlem yoluyla test etmek ise imkansızdır.

Bilimsel yöntemin etkinliğini kabul etmek (yani bilime önem vermek) başka şey, bunun "en hakiki mürşit" olduğuna inanmak (yani bilimcilik) başka şeydir. İkincisi, tam anlamıyla bir inançtır. Dolayısıyla ilhamlarını "gökten ve gayptan" alanlar ile "bilimden" alanlar arasında, sadece bir "inanç tercihi" farkı vardır. İkincilerin, kendi inançlarını "gerçekliğin ta kendisi" olarak dayatmaları ise, entelektüel despotizmden başka bir şey değildir. Ve nitekim kendisini siyasi despotizm olarak da sık sık dışavurmaktadır.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 26, 2006 3:53 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

bilim'in ne derece bilimsel oldugunu tartısmaya acmak gerekir diye dusunuyorum.zira bir kac arkadasın tavsiyesi uzerine bilim felfesi ve su meshur yanlıslanabiliklik ilkesine bir goz attım,birde ne goreyim.popper herkesi kandırmıs.herhalde sir unvanını aldıktan sonra cok gulmustur.dusunuyorumda bilimde sorgulamanın yanında suru psikolojisi ilede hareket edilebiliyor.acaba bunda bir ideolojinin parmagı olabilir mi..?

Yazan: bercenay Tarih: March 26, 2006 7:11 PM

Mustafa Bey,

Hilmi Yavuz'un yazisindaki ve sizin ileve ve yorumunuzdaki fikirleri tamami ile paylasiyorum. Benimde bir iki ilavem olacak.


Once bilime onem vermek ve "bilimcilik" yapmak arasindaki farka yaptiginiz vurguyu mevcut rejimin idelojisini belirleyen zihniyeti yansitma acisindan onemli buluyorum. Ayni farkin gozardi edilisini bir "laik devlet" - "laikci devlet", Ataturk'u anlamak - bir cesit Ataturkculuk (zaman ve kisilere gore degisen) yorumunu dayatmak gibi sosyal politik ve entellektuel alanlarimizin hepsinde goruyoruz.


Benim esas ilave etmek istedigim sey bu dayatmalari yapanlarin motifleri, ve dolayisi ile tasvifleri ile ilgili. Kemal Yavuz ve siz motif sorgulamasi yapmaktan kacinmis (ki bence her ikiniz icinde dogru olan budur) ve bu onceden belirledikleri, "halk icin dogrular" i uretip dayatanlari ciddi, samimi dusunce, felsefe sahipleri yani esasen iyi niyetli olarak yaptiklarinin dogru olduguna inanan fakat bunda yanilan, jakobenler, pozitivisler, rasyonelistler olarak tanimlamissiniz.

M.K.A.'nin kendisini, kendisini buna ikna eden, etkileyen, kendisine yardimci olan bircoklarinin bu kategoriye konulmasi bir dereceye kadar dogru olabilir. Yalniz kendisinden sonra gelenlerin, Inonu dahil, MKA'nin kurdugu duzeni sadece onun ideolojisin benimsedikleri icin, yani sadece bir entellekuel yanilma sonucu devam ettirdiklerini dusunmuyorum. Bircoklari icin, durum onemli olcude bu olsa dahi, kisisel menfaat, grup menfaati, yani ekonomik, politik sosyal rant kisacasi iktidar arzusunun Ataturkculugu (butun versiyonlari ile) ayakta tutulmasinda felsefi temellerinden cok daha fazla etkin oldugunu dusunuyorum.

Bugun Atatrukculuk adina sergilenen traji-komik manzaralardan birkac ornek verirsm herhalde demek istedigim biraz daha iyi anlasilir. Hatirlarsaniz Star-Tv henuz Cem Uzan'in iken, TMSF'ye karsi mallarini koruma mucadelesi veren Uzan koyu bir Atatrucu-Cumhuriyeti kesilmisti ve TV Kanali'nda her gun bayrakli, onuncu yil marsli Cumhuriyeti Koruma Kampanyasi sovlari yapiyordu. THK'nin eski baskanindan, youlsuzluk yapan generallere, kiz arkadasinin porno goruntulerini internette yayinlayan unluye, universiteyi soyup sogana ceviren, ahbap ciftligi haline getiren rektorlere kadar basi her turlu ahlaksizlik, yolsuzluktan derde giren pek coklari mahkeme ifadelerinde dahi hac cikarir gibi Ataturculuklerini, laikliklerini ifade etme geregi duyuyorlar. Bunlarin hepsini birer entellektuel yanilma, yada bir dusunce felsefesini bagnazca koruma arzusu olarak ifade etmek dahi bu guruha layik oldugundan fazla deger vermek anlamina gelir. "ulkucu Mafiya" yi duymustuk; saniyorum Ataturkcu mafya terminoljisinede gerek var.

Sozun ozu, her ne kadar Atatrkculugu anlayan ve samimi olarak benimseyenler olsada bu gun hakim zumrenin elinde Ataturkculuk bir fikir akimi olmaktan cikmis, muhtevasi gunun ihtiyacina gore belirlenen, kucuk bir "seckin" kesiminin bir "iktidar koruma aygiti" haline gelmistir. Edindikleri pozisyonlar, sahip olduklari gucu belirli bir fikre aidiyata borclu olanlarin o fikri, yada ondan kendi cikarimlarini, ve o fikri temsil ettigini dusundukleri sembolleri korumalari bir cesit varolusculuk geregidir onlarca.


Bu ahlak, fikir ve entellektuel kapasite yoksunu kesime karsi en buyuk silah kanimca "esitleyici" foksiyonu gorebilecek olan bilisimdir; cunki bu bilgiyi, ve daha onemlisi bilgiyi tasima aygitini bu zumrenin tekelinden cikarabilir. Tabiiki buda kendiliginden olmuyor, insanlarin bunun gucunu farketmeleri, inanmalari gerek. O da ayri mesele.

Akilma simdi gelen bir ilave daha: Atatruk'un idelojisinin temel misyonu kendi deyimi ile "Turkiye'yi muasir medeniyetler seviyesine getirmek" olarak bilinir ve bunun icin sizin bahsettiginiz "En hakiki mursit ilimdir" i tefsir ederken kullandiginiz "bilimcilik" in arac olarak kullanildigi kabul edilir. VE bu baslangic noktasini teskil eder bu konudaki diskurda. Oysa ben bunun dahi tamami ile dogru oldugundan emin degilim. Cumhuriyetin ilani oncesi Meclis-i Mebusan'daki tartismalarin kayitlarinda Ataturk'un yakin arkadaslarindan olan bir mebusun (Recep Peker olabilir), kurulacak TC'nin resmi dininin Hiristiynlik olarak degistrilmesini teklif ettigini okumustum, ve buna Kazim Karabekir'in siddetle karsi ciktigini. Fikirleri arasinda Bati'dan "damizlik erkek getirmek" bulunugu soylenen Abdullah Cevdet'in MKA uzerinde etkili bir dusunur olduguda bilinen bir gercektir. Benim cikardigim sonuc MKA'nin ve etrafindakilerin, fikir onderlerinin, gercekten pozitivizm, yada rasyonelizmi samimi olarak "mursit" olarak gorduklerinden, yada bunu anlayarak benimsediklerinden emin degilim. Onlarin gercekte cogunlukla duygusal, rasyonel olmayan nedenlerle benimsedikleri sey kanimca Baticiliktan baska birsey degildir. Onlar "Bati neden bizden ileri" sorularina kafalarindan "pozitivistte ondan", "hanimlari boyle giyiniyorda ondan", "latin alfabesi kullaniyorlarda ondan" gibi yuzeysel cevaplar vermisler ve demokratik bir tarisma ortami olmadigi icin hemen "hadi bizde onlar gibi olalim" gayreti icine girmislerdir. Tabii burda o gunun sartlarinda iktidari ele gecirmek icin bunun aracsal onemide unutulmamalidir.
Kisacasi mevzuyu izmler bazinda ele alirken, bu tur izm-disi faktorleride goz ardi etmemeliyiz resmin tamamini gormek icin kanimca.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 26, 2006 9:38 PM

Bekir bey,

Ben de sizin yorumunuza tamamen katılıyorum. "Atatürkçü mafya" terimi de önemli bir realiteyi tanımlıyor. Teşekkürler.

Saygılarımla,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 26, 2006 11:40 PM

Sayın Akyol,
(sadece ve sadece size sayın Akyol!)
Bu slogan beni hep düşündürmüştür, bir Türk olarak ve bir Müslüman olarak.
Üç kelime ve/veya kavram önemli rol oynamakta bu sloganda: Hayat, Hakikat, Mürşit.
İlim ve/veya bilim o kadar önemli değil bu sloganda. Sloganın en sonunda yer buluyor zaten ve tarihte de hep en sonda yer alır ve hep değişir!
Önemli olan burada Hayat, Hakikat ve Mürşit. Bu üçü hiç değişmezken, nasılsa, bu sloganda birinin başına 'en' geliyor. "En hakiki" ne demek? "Öz Diyarbakır Turizm" yada "Has Adıyaman Turizm" gibi birşey mi bahsedilen?
Hayat, Mürşit ve Hakikat özünde biriciktir.
Hakikatin en'i ve boy'u olmaz. Ölçütü yoktur. Mürşit irşad etmiyorsa, işaret edemiyorsa (gösteremiyorsa gerçeği) mürşit değildir. En hakikisi veya en sahtesi olamaz. Hayatın dışında mürşit yoktur ki, "hayatta" diye başlamanın bir anlamı olsun.
Gayb (bilinmeyen) sadece gökte midir? Bilimin kendisi de bilinmeyeni bulma özelliği taşımıyor mu?
İlim, insansız hiçbir anlam ifade etmez. Hayat da öyle, hakikat da öyle. Mürşit bunun için insandır, Adem'dir. Ama, insanı ortadan kaldırıp onun yerine insansız bir ilim koyarsanız bunun mürşitliğinin hakiki değeri 'en' olsa bile hayatta kalmaz.
İlim için Yunus'a bakmak lâzım.
Esenlikler.

Yazan: Ömer Aksay Tarih: March 27, 2006 4:34 AM

Bekir bey,

Ben de sizin yorumunuza tamamen katılıyorum. Bir yandan Atatürk yaşasaydı bizim partiye üye olurdu deyip diğer taraftan develetin trilyonlarını orman arazilerini iç edenler Atatürkçü mafyaya en güzel örnek olsa gerek.


Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 27, 2006 9:27 AM

Bekir Bey,
Bu blogda her konuda fikir serdetmenizi ısrarla talep eder ya da desteklerken ne kadar haklı olduğumu -bu özlü ve güzel yazınızla- yine kanıtladınız.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 27, 2006 10:18 AM

Affınıza sığınarak, bu "mürşit" meselesiyle ilgili daha önce okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum... Teşekkürler..


AYDINLANMA, BİLİM VE BAĞNAZLIK
Mustafa Erdoğan

Günümüzün "kolaydan" aydınlanmacılarını en çok heyecanlandıran söz, malum, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözüdür. Türkiye'de her ne kadar birçoklarınca hala aydınlanmanın mottosu gibi algılanmaya devam etse de, 19. yüzyılın ruhunu yansıtan bu sözün insani varoluş bakımından değeri bugün için çok azalmıştır. Daha doğrusu, hiç bir çağda insanlık durumuna uygun değildi bu söz; sadece, belli bir dönemin ruhunu şekillendiren entelektüellerin zihniyetini yansıtıyordu.

Şimdilerde, "yaradılış"çı doktrinin bilim dünyasında cari olan "evrim teorisi"ne karşı bir alternatif gibi sunulması, bilim ve medya çevrelerinde o naif "aydınlanmacı" heyecanı yeniden kabartmış görünüyor. Ne var ki, Aydınlanma heyecan kabarmasından çok daha ciddi bir konudur. Onun için, aydınlanmayı kaba "bilimcilik"le özdeşleştiren ve böylelikle insanın anlam ve kavrayış ufkunu alabildiğine daraltan bağnazlığın çeşitli şekillerde kendisini göstermesi karşısında, insanın postmodernizmin şarlatanlık ölçüsüne varan yorumlarına bile sempati duyası geliyor. "Akıl Çağı"nın ürünü olan Aydınlanma modernliğin arka planında yer alan başlıca düşünce stilinin adıdır. Aydınlanma dünyaya ve insana belli bir bakış tarzını, "ortak bir ruh hali(ni) ve dünya karşısında alınan tavrı" ifade etmekteydi. Bu düşünüş tarzının ayırt edici özelliği "bilim"i yegâne doğru olarak görmesinden ziyade; Kant'ın işaret ettiği gibi, insanın kendi aklını başka otoritelerin yönlendirmesi olmaksızın, özgürce kullanabilmesi fikrine bağlılığıydı: "Kendi aklını kullanma cesaretini göster!" Kant'a göre, Aydınlanma'nın mottosu buydu.

On sekizinci yüzyıl Aydınlanmacılarının çoğu bunun bilimsel yöntemi işaret ettiğine inanıyorlardı. Bu konuda onların büyük ve aşırı umutları vardı: aklın ve deneysel yöntemin rehberliğinde dünyanın ve insanlık durumunun bütüncü bir bilgisine ulaşılabileceğini sanıyor ve umuyorlardı. Nitekim, farklı alanlara ilişkin bütün hakikatlerin birbiriyle uyumlu, evrensel bir bütün teşkil ettiği inancı, Ansiklopedistleri, "aydınlanmış düşüncenin bir antolojisi" olarak düşündükleri Ansiklopedi'yi teşkil etmeye götürmüştü.

Ne var ki, zamanla aklın ve bilimin sınırlarına dair bilincimizin gelişmesi ve akli kurguculuğun özellikle 20. yüzyılda yol açtığı birçok felaket, bizi böyle ütopik bir tasavvurdan ham hayalcilikten uzaklaşmak zorunda bıraktı. Onun için, bugün artık eski aydınlanma yok. Bu demektir ki, "aydınlanma" eğer hâlâ bizim için bir anlam ifade edecekse, onu 18. yüzyıl "Filozoflar"ının tasavvuruyla sınırlayamayız. İnsanoğlunun hakikat ve anlam arayışı bilimin dar çerçevesine hapsedilemez. İnsanın akli faaliyetleri bilimden ibaret olmadığı gibi, insan için hayatı anlamlı kılacak ve akli veya saf akli olmayan başka referans çerçeveleri de vardır.

Bilimin yol göstericilik iddiasıyla ilgili olarak daha sade ve soğukkanlı bir şekilde konuşursak, ilk yapmamız gereken onu tevazuya davet etmek olsa gerektir. Çünkü, bilimin değil hayata "mürşit" olması, onun kendisinin ahlaki bir kılavuza ihtiyacı vardır. Hayatlarımıza yön verecek değerleri bilim üretmez, üretemez; dolayısıyla eğer bir mürşidimiz olacaksa, bunları üreten her ne veya neler ise asıl mürşidimizin onlar olması gerekir. Elbette bilim de yararlı bir insan etkinliğidir ve insanlık durumu için değerlidir; ama bilimin değeri, bizi irşat etmesinde, hayatlarımızı yönetmesinde değil, hayatımızı kuran seçeneklerimizden kimilerini oluşturmamıza yardım edecek araç ve olanaklarla bizi donatmasındadır.

Besbelli ki, insanoğlunun bilgisi bilimden ibaret değildir; kaynakları, türleri ve işlevleri bakımından çok çeşitli bilgi türleri vardır, İyi ki de öyledir. İyi ki sadece "bilim" değil, felsefe var, din var, sanat var, sezgi var. Ve hayatlarının kılavuzluğunu bunların birinde veya birkaçında arayanlar insanlık durumuna ters veya gayrı tabii bir şey yapmıyorlar. Yaptıkları gayet insanidir. Sahte aydınlanmacıların kavrayamadıkları şey budur. Onun içindir ki, bütün iyi sıfatları kendilerine, kötü olanları ise "bilimden başka mürşit arayanlar"a yakıştırıyorlar.

Şunu söylemek zorundayım: Bugün bilimin yegâne irşat edici olduğunda ısrarlı olmak, aydınlanmacılık şöyle dursun, basbayağı bağnazlıktır. Kaldı ki, bu ısrarın sahiplerinin tasarladıkları türden bir "bilim" de artık neredeyse kalmamıştır. Onun için, dini, vicdani, felsefi her kanaatin önüne bilimi çıkarmayı "aydınlanma" sanma cehaletinden kurtulmak gerekiyor. Dine, Tanrı'ya atıfta bulunan her söyleme otomatik tepki vermek hiç kimseyi Aydınlanmacı yapmaz.

Tercüman, 06.27.2005

Yazan: Hasan Basri KARTAL Tarih: March 28, 2006 11:48 AM

Bu konuya bana göre en uygun söylem Sayın Ali Ünal'ın 09.02.2006 tarihli makalesinde verilmişti.Değerli yorumcularla paylaşmak istedim;

Bütün boyutlarıyla modern bilimin de, modernizm ve postmodernizmin de dayandığı küllî paradigmalar vardır. Modernist, postmodernist ve bilimcilerin bunlara bağlılığı, bu paradigmalar bir antitez, teori, zan ve iddia olduğu halde ve paradoksal bir biçimde böyle oldukları için dogmatik ve din mensuplarının dine bağlılığından daha katı ve daha dogmatik bir bağlılıktır. İdeolojilerin genellikle sert ve kavgacı olmalarının sebebi de bir bakıma budur.
Bu paradigmaların temelinde, bir antitez olarak gaybı ve manevî her şeyi peşin inkâr, bunları kabulü ise dogmatik bir inanç ve bilimsel olmayan bir tutum kabûl etme yatar. Hedef, maddî açıdan azamî doyum, maddî arzu ve ihtiyaçları kamçılayıp çoğaltma; buna giden yol, daha çok üretim daha çok tüketim döngüsü, dolayısıyla üretim araç ve kaynaklarına sahip olmada mücadele, hayatı bir mücadeleden ibaret görme; mücadeleyi kazanmanın yolu da kuvvettir. Buna insanda bulunan ve mutlaka terbiyesi gereken kuvvet şehveti de eklenince, en kuvvetli olmak, hedef haline gelmektedir. "Bilgi kuvvettir" sözü, bu manada bilgiyi, bilimi kuvvetin emrine vermeyi ifade etmekte, yine "Bilme cesaretini göster," modernizmin temeli olarak, "İnkâr etme cesaretini göster" manasına gelmekte ve mümkün olan azamî gücü elde etme bilimsel araştırmaların gayesi olmaktadır.
Güç elde etme yarışı, başka güçlülerin ortaya çıkmasını engelleme mücadelesi, savaşları kaçınılmaz kılmakta ve bu savaşları kuralsız hale getirmektedir. Modern dünya, bu noktada ikiyüzlülüğe dayanan bir strateji sergileyerek, "söylem" planında barışı, özgürlüğü, insan haklarını ön plana çıkarmakta, böylece bu değerlerin mahiyetini, muhtevasını kendisi tayin etmekte, bu konularda da karar vericiliği kendi elinde tutmaktadır. Ona hizmet eden barış ancak barıştır, özgürlük ancak özgürlüktür, insan hakları ancak insan haklarıdır. İşte, sıkça şikâyet ettiğimiz (bilimde)çifte standardın temelinde yatan budur.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 28, 2006 9:09 PM

Çok Saolun arkdaslar yorumlarınız hepside güzel

Başarıllar dilerim

Seni Seviyoruz ATATÜRK

Yazan: Ahmet Tarih: November 7, 2006 2:11 PM

çok beğendim

Yazan: ırmak coşkun Tarih: December 2, 2006 6:40 PM

Bilginin türü ile insan yaşamının gereksinimleri arasında organik bir bağ vardır. Efendilerin acımasız sömürüsünün ürünü olan mülksüzler ordusunun gereksinimi bilim ve felsefe değildir. Onların gereksimi acı ve yorgunluktan başka bir şey vermeyen yaşamadan kurtuluş sürekli bir doyuma ve huzura kavuşma umududur. (Kaynak: Batı Felsefesi Tarihi; Tuncar Tuğcu)

Hilmi Bey sanırım yazısını yazarken Bilim ve İnanç kavramlarını tanımlama zahmetine girmemiş. Kendi inancı doğrultusunda bir önermede bulunmuş. İnançlar tartışılmaz, kişiye özeldir oysa bilim her zaman tartışmaya açıktır. Bilimde her tez bir antitezin doğurur, tez ile antitezin birleşimi ile sentez ortaya çıkar. Oluşan bu sentez yeni bir tezdir aynı zamanda. Atamız "hayatta en hakiki mürşid ilimdir" diyerek çok doğru bir söz söylemiş. Siz burada Atamızın tezine karşı antitez ile geliyorsunuz, yani bilim yapıyorsunuz. Ama hatanız antitez olarak tartışılamayacak bir kavram olan inancı ortaya koymanız.

Mürşit aydınlanmaya götüren yol anlamına gelir, aydınlanma anlamına gelmez. Acaba İslam dini tanrının varlığını doğanın kurallarını ortaya koyarak çıkartmaya çalışmaz mı, yani bilimi kullanmaz mı?

Yazan: serhadyüksel Tarih: December 3, 2006 7:45 PM

“Hayatta En Hakiki Mursit Ilimdir” ATATURK

Ataturk burada Hayatta sadece bilimin gercek bir rehber (aydinlanma yolunda) oldugunu belirtmistir.

Insan yasadigi evreni anlamak icin kullandigi yontem bilimdir. Bilim gozlemler neticesinde elde edilen delillere dayali bilgiler verir. Evet bilimin verdigi bilgiler insanin aydinlanma youlunda gercek bir rehberdir. Bilimi rehber olarak alan bir insan edindigi bilgileri, akli sayesinde dogru bir sekilde kullanirsa bilinclenir yani aydinlanir. Mesela elektririk hakkinda genel bilgi sahibi olan bir insana, elektrige direct temas etmemesi gerektigini bilir. Bu bilimsel bir gercektir, bilgidir. Elektrige dokunmamasi onun bu bilgiyi ve aklini dogru sekilde kullandigini gosterir, yani bu konuda aydindir. Fakat bu bilimsel gercegei bilmesine ragmen, aman ne olur benim inaclarima gore bu elctrik beni carpmaz deyipte dokunursa, burada bu insanin gercek olan bilimsel bilgiyi, yanlis sekilde (yani akilsizca) kullanmasi onun bu bilgiye sahip olmasina ragmen bilincsiz yani bu konuda aydinlanmis olmadigini gosterir.


Burada yazarin yazmis oldugu yazida bilimle inanc kelime oyunlari ve yazarin karmasik yorumlari ile iyice birbirine karistirilmis. Bence sonucta anlamsiz birseyler cikmis ortaya. Ilimin gercekliligi inanca donusturulmus…Tanimlar gercek anlamlarini yitirmis. Lutfen inanci ve bilimi birbirinden ayirt etmeyi ogrenin artik.

Tabii sonucta ATATURK’UN ilmine sahip degilsen, O’nun soylevlerini ancak bu kadar elestirebilirsin ya da dogru tabiri ile yonlendirmeye calisabilirsin. Ve bunu yapabiliyorsan Ne mutlu sana Turksun ve ATATURK’UN kurmus oldugu Turkiye Cumhurriyeti Devletinde yasiyorsun ve ATATUK’U, ilmi bilgini kullanarak (rehber alarak) bilgisayarinla dunyanin her kosesine yazini ulastirabilecek sekilde elestirebiliyorsun. Acaba bunu kime borclusun?

Yazan: gunka Tarih: December 4, 2006 5:58 PM

"...Elektrige dokunmamasi onun bu bilgiyi ve aklini dogru sekilde kullandigini gosterir, yani bu konuda aydindir. Fakat bu bilimsel gercegei bilmesine ragmen, aman ne olur benim inaclarima gore bu elctrik beni carpmaz deyipte dokunursa,...".

Sayin Gunka sizin bahsettiginiz inanc degildir. Anladigim kadariyla kavramlar konusunda biraz sikintiniz var. Inanc konusunu size bir ornekle izah etmeye calisayim. Teknoloji ve bilimle tanismamis ilkel bir afrika kabilesindeki insanlara elektrigi anlatsaniz anlamakta zorluk cekeceklerdir. Onu veya etkilerini gormemislerdir. Muhtemelen de size INANMAYACAKLARDIR. Ama Elektrik vardir, bir hakikattir. Bu kadar peygamber ve evliya Allah var dedigi halde ona inanmamak da elektrige inanmamaya benzemektedir.

Yazan: ulug Tarih: December 5, 2006 10:00 AM

kürtler kötü değil ama içinde başka düşünen yani kötü düşünen var

Yazan: burak Tarih: December 5, 2006 7:07 PM

Ulug bey. ELEKTRIGE INANC diye bir sey olmaz (sizin kavramlar konusunda benden daha fazla sikintiniz oldugu goruluyor) bu BILIMSEL VE ISPATLARA DAYALI bir GERECKTIR, INANC degildir. Afrika kabile orneginiz de cok komik. Bilimsel gercekler hakkinda hicbir bilgisi olmayan ve cagin disinda kalmis ilkel kabileleri neden ornek gosterdiginizi bile anliyamadim. Onlarin ilkel kalma sebepleri bilimsel gerceklerden yoksun olmalari degilmi? Fakat dinlerin Allah tarafindan gonderilip gonderilmedigi, ya da Allah'in var olup olmadigi inanctir. Ve inanci ispatliyamazsiniz. Inanmazsaniz sonucta birsey olmaz. Ama elektrik olayi inanc degildir o bir gercektir, ona dokunmak ya da dokunmamak sizin beyin faaliyetinize baglidir. Tekrar tekrar ediyorum burada dini konular hakkinda yapilan yorumlarda ve tartismalarda, inanc ve bilim birbirine karistiriliyor. Bu iki kavrami ayirtedebilecek kapasiteye sahip olunmadigi surece ATATURK'UN vecizesini daha anlasilamadan anlamsiz sekilde elestirilmeye calisilir...

Yazan: gunka Tarih: December 5, 2006 7:31 PM

Elektrik bizim icin bilimsel bir gercektir. Fakat verdigim ornekteki ilkel kabile elektrigin varligini fiziksel olarak gozlemleyemedigi icin eger elektrigin varligina inanirlarsa bu durum onlar icin bir inanc olacaktir.

"Fakat dinlerin Allah tarafindan gonderilip gonderilmedigi, ya da Allah'in var olup olmadigi inanctir. Ve inanci ispatliyamazsiniz." Bu dediginizde hemfikiriz, sadece bir ilaveyle: Bana gore Allah'in varliginin etkilerini gorebiliriz, mantiksal cikarimlar yapabiliriz v.s. ama herkesin kesinlikle kabul edebilecegi bir isbat yapamayiz.

Yazan: ulug Tarih: December 6, 2006 9:04 PM

Yaptiginiz hata gercegi inanca, inanci da gercege donusturmeniz. Yani kelimeleri gercek anlamlarindan tamamen saptirtip, kendinize gore yogurup sekillendirmeniz. Kelimelerin anlamini degistirmek yazilanlari anlamsizlastirir. Sizin soylediginiz egerlerle olmaz. Bu biraz "eger filde kanat olsa idi o da ucardi" gibi birsey oluyor...Size gore olan seyler inanc konusunda hissettiklerinizdir, herkes o seyleri hissetmeyebilir ya da degisik seyler hissedebilir. O yuzden inanc kisiseldir ve kisilere gore degistigi icin de tartisilmasi bana cok gereksiz ve anlamsiz geliyor. Inanc insanin kendisi ve inandigi sey neyse onun arasinda olmali ve baskalarini hic alakadar etmemesi gerekir. Ozellikle politika ve bilime kesinlikle karistirilmamali. Butun problemler bundan kaynaklaniyor zaten. Burada din yada inanc ile ilgili ne kadar tartisma olursa olsun sonucta hicbir yere varilmaz ve kimse baskasinin yaptigi bir yorum yuzunden inancini degistirmez. Cunku kimse inancinin gercek oldugunu digerine ispatliyamadigi icin. Ispatlanamayan seyler de tartisilmaz, tartisilsa bile fikir niteliginde tartisilabilir ama ispat isteyen bir sahisa karsi yenik dusulur. Inanclarin kalplerde olmasi gerek buradaki politik, bilim vs ile ilgili yazilarda degil. Inanc bu sekilde arac olarak kullanilmis olunmuyormu?

Yazan: gunka Tarih: December 7, 2006 5:32 AM

"Yaptiginiz hata gercegi inanca, inanci da gercege donusturmeniz. Yani kelimeleri gercek anlamlarindan tamamen saptirtip, kendinize gore yogurup sekillendirmeniz. Kelimelerin anlamini degistirmek yazilanlari anlamsizlastirir." Herhangi bir hata/saptirma yapmadim. Bu sizin kendi algilamaniz. Ornegimi son kez yaziyorum:
Elektrik bizim icin bilimsel bir gercektir. Fakat verdigim ornekteki ilkel kabile elektrigin varligini fiziksel olarak gozlemleyemedigi icin onun varligini kabul etmek onun acisindan bilimsel bir gercek olmayacak. Onun icin iman yolu ile kabul ettigi bir inanc olacak. Bu kabileden elektrigin varligina inanan birisini Istanbul'a getirip elektrik ile tanistirdiginiz zaman onun icin elektrik inanc olmaktan cikip bir gercek olacak. Bizim simdi inanc dedigimiz bazi hususlari da(Allah'a iman v.s.) oldukten sonra gercek mi degil mi ogrenebilecegiz. Yani Duvarin arkasinda ne var ogrenebilecegiz.

"Bu iki kavrami ayirtedebilecek kapasiteye sahip olunmadigi surece ATATURK'UN vecizesini daha anlasilamadan anlamsiz sekilde elestirilmeye calisilir". Bilim ve inanc kavramlarini ayirdetmek cok da zor bir sey degil. Kapasite filan derken biraz abartmissiniz. Bu vecize ile ilgili gorusumu de aktarip bu konuyu kapatiyorum:

Kafama iki diode bir transistor eder mi? diye bir soru takildigi zaman bu sorunun cevabini sadece ve sadece bilimde ararim. Bu sorunun cevabi icin benim mursidim Bilimdir. Fakat kafama Ben niye varim? diye bir soru takildigi zaman karsima iki secenek cikar:

1-) Materyalist felsefe der ki sen sadece ve sadece tesaduflerin cocugusun.Bilimsel bir hipotez ileri surer.Hipotezini ispatlayamaz...Izahlari mantikli bulmam...Imkansiza inanmaya zorlandigimi hissederim. Bu yoldan baskasini kabul etmenin dogma oldugu soylenir. Dogmayi kabul etmektense bunu kabul edeceksin der...Ikna edici bulmam.Birakirim.
2-) Din de der ki sen Allah tarafindan yaratildin...

Ben ikinci yolu secerim. Ben niye varim sorusuna kendi sectigim cevapdan sonra bu soru icin benim Mursidim din olacaktir. Kisacasi benim icin Hayatta en hakiki mursit her zaman Bilim/Fen olmayacaktir.

Yazan: ulug Tarih: December 7, 2006 11:08 PM

Burada Hayatta aydinliga ulasmak icin sadece gercek REHBER olarak gosterilmistir bilim/fen Ataturk tarafindan. Insanlarin inanci kalptedir, beyinen gelismek istiyorsan bilimi rehber alman gerekir. Afrikali kabilelerin de inaclari var fakat inanclari onlari bir yere getirememis ne yazik. ben de burada bu konuyu kapatmak istiyorum. Zaten bunun tartismasi bile sacma cunku bu gunumuzde zaten goruluyor. Yani insanlarin gercekten bilime verdikleri deger ile bu tecnologiye gelindigini anlatmak bile gerekmiyor. Inanclar da ya da dinler de bir degisiklik gorulmuyor, binlerce yildir aynilar, zamana gore degismeyen bir inanctan ne kadar aydinliga ulasilabilir ya da rehber olarak alinabildigi gozler onunde....

Yazan: gunka Tarih: December 8, 2006 12:02 PM

Bu konuda bir daha yazmayacagim demistim. Ama dayanamadim. Affiniza siginarak yaziyorum:

"Burada Hayatta aydinliga ulasmak icin sadece gercek REHBER olarak gosterilmistir bilim/fen Ataturk tarafindan."
Gercek rehber konusundaki gorusumu yukarda izah etmistim. Sizin aydinliga ulasmak taniminizla benimki arasinda fark var galiba. Benim aydinlik tanimim icinde bilimin kesinlikle disarda olmadigini vurgulamak istiyorum. Fakat pozitivist argumanlari benimsemedigim icin bilime herhangi bir kutsallik atfetmiyorum. Bilimi sadece dunyayi anlamak ve dunyada daha iyi yasamak icin bir arac olarak goruyorum ve bir muhendis olarak bilimsel aktivitelerle ilgilenmekten buyuk zevk aliyorum.

"Insanlarin inanci kalptedir, beyinen gelismek istiyorsan bilimi rehber alman gerekir."
Inancin kalpte oldugunu belirtmeniz de oldukca yerinde olmus. Ben farkinda degildim! Ruhen gelismek icin ve bilimin tatmin edemedigi hususlarda neyi rehber edinmemiz gerektigini de soyler misiniz?

"Afrikali kabilelerin de inaclari var fakat inanclari onlari bir yere getirememis ne yazik."
Nasil yani? Cok yuksek bir medeniyet kurmus olan Sumerler inancsiz miydi? Tanrilarin basi bas tanriyla birlikte 50 tanrilari mi vardi? O kadar tanri bilim yapmalarini engelle(ye)memis mi? Onlarin dini bilime karsi degildi derseniz, burdan bilim ve din catismaz sonucu mu cikarmaliyiz? Dinine gore degisir derseniz de sizi onyargilarinizla basbasa birakmaktan baska yapacak bir seyim kalmaz. Sanki boyle demeseniz yapacak bir seyim varmis gibi!

"ben de burada bu konuyu kapatmak istiyorum."
Kapatmayip olayi baska yerlere goturup tekrar aciyorsunuz.

"Zaten bunun tartismasi bile sacma cunku bu gunumuzde zaten goruluyor." Size gore sizin fikirlerinizle uyusmayan her fikir sacma.

"Yani insanlarin gercekten bilime verdikleri deger ile bu tecnologiye gelindigini anlatmak bile gerekmiyor." Bu kadar yazdiginiz sey icindeki en dogru cumleniz. Tebrikler!

"Inanclar da ya da dinler de bir degisiklik gorulmuyor, binlerce yildir aynilar, zamana gore degismeyen bir inanctan ne kadar aydinliga ulasilabilir ya da rehber olarak alinabildigi gozler onunde...." Evet namaz kilmanin sekli degismiyor. Tipki dinin bilimle ugrasmayi tesvik etmesinin degismedigi gibi.

Yazan: ulug Tarih: December 8, 2006 8:24 PM

"Zaten bunun tartismasi bile sacma cunku bu gunumuzde zaten goruluyor."

Bu kisma tekrar yorum vermek istiyorum. Ilk yorumumda aceleyle cumleyi saglikli degerlendirmedigimi farkettim. Tartisilan sey "bilim mi yoksa din mi ustun?" ise evet haklisiniz bunu tartismak cok sacma. Cunku Ikisi birbiriyle karsilastiralacak kavramlar degil. Yani biri digerinin alternatifi veya rakibi degil. Anladigim kadariyla "bilim mi yoksa din mi ustun?" sorusuna bilim olarak cevap veriyorsunuz. Ama soru anlamsiz oldugu icin cevabinizi ihmal ediyorum.

Yazan: ulug Tarih: December 9, 2006 12:01 AM

Ulug Bey

Sumerliler butun bilgilerini onlara Tanrilarin ogretmis oldukalarini belirtiyorlar zaten. Ama onlarin Tanri diye hitab ettikleri fakat insan gibi tarif ettikleri,Tanrilari dunya disindan gelmis ve insanlardan milyonlarca yil ileri bir tecknolojiye sahip canlilar olmasin??? Evrenin sonsuzluguna inaniliyorsa evrende insandan daha ileri seviyede bir teknologiye sahip canlilalarin olmasi da akla yatkindir. Benim inancimin da aklima hitab etmesi gerekiyor. Cunku insan dogal olarak sorguluyor herseyi, eger cevap bulamiyorsa ya da tatminkar cevap bulamiyorsa ona inanmak istemiyor. Benim inandigim Tanri'ya ben bu dunyada onun tarafindan gonderilmis olduguna inanilan dinleri yakistirmiyorum cunku oyle mukkemmellikte bir din goremiyorum.

Yazan: gunka Tarih: December 9, 2006 7:43 PM

Sayin Gunka,

Maalesef(!) evren (Su anda alternatif hipotezlere deginmeyi gereksiz goruyorum...) tesadufen bir gezegen de bile canli uretebilecek kadar buyuk ve yasli degil. Hal durum boyle iken birden fazla yerde tesadufen canli uretmesi hic mumkun degildir ki zaten siz bir Tanri'ya inandiginizi belirtmissiniz...

Akil ve sorgulamalarla elde edilen iman daha guzeldir. Ama sorgulamayi dogru yapip yapmadiginiz konusunda da kendinizi sorgulamayi deneyebilirsiniz. Umarim bir gun Allah tarafindan gonderilmis bir din bulabilirsiniz. Hayat bu, ne getirir ne goturur bilinmez.

Saglicakla kalin

Yazan: ulug Tarih: December 10, 2006 5:05 PM

çok doğru konuşmuşsun.biliyormusun öğretmenimiz ödev verdi ben de seni buldum ve öğretmenim bana 100 verdi.çok teşekkür ederim.....

Yazan: rümeysa Tarih: April 4, 2007 6:10 PM

Bilimle dini karşılaştırmak doğru değil. Hele ki bu sırada bilimle (din olarak) sadece islam dinini karşılaştırmak doğru değil. Pek çok din var. Bir budistin islam dini konusundaki fikirlerini merak ediyorum. Bir şamanın diniyle bilimi karşılaştırıp karşılaştırmadığını merak ediyorum. Nasıl ki hıristiyan demokrat partilere özenip ya da örnek alıp islami parti kurmak, islam dinini siyasi partilerle bir tutmak onu yıpratırsa, islamı ya da budizmi ya da başka bir dini bilimle karşılaştırmak da onu yıpratır. Elbette madalyonun öbür tarafında, bilimi bir inanç sistemi ya da inanılacak bir ideoloji ya da fikir gibi görmek de bilimi yıpratır. Hiç bir bilim insanı kendini bir peygamberle karşılaştırmaz. Bu hem yanlış olur hem de gereksizdir. Bilimle din çelişmez. Çelişmemelidir. Çeliştiği bir konuda da elbette bilimsel bilgiye üstünlük tanınmalıdır. Bu şekilde davranan bir kişinin (dini ne olursa olsun) inancı zayıflamamalıdır. Biraz daha hoşgörülü olmalıyız, daha geniş açıdan bakmalıyız, başka dinler açısından da değerlendirme yapmalıyız, bol bol okuyup bilgi sahibi olduktan sonra fikir üretmeliyiz.

Yazan: cemildemirci Tarih: May 2, 2007 4:17 PM

bak kardeşim insan düşünen bir canlı varlıktır. düşünmek olay ve olguları sorgulamaktır. bilim insanın akıl ve düşünme gücüyle bilgi edinme anlama çabasıdır, bunun önemi yöntemidir. Her tür bağnazlık ve yobazlığı aşmasıdır. aydınım diye bu yobazlığı aşamıyorsanız yazık. insanlık üstünde asalaksınız

Yazan: ziya uçar Tarih: February 29, 2008 12:59 PM

bence hepsinin söylediği kendilerine göre doğru ama benimde ssöyliyeceklerim yukardakilerin aynısı

Yazan: selen Tarih: March 2, 2008 10:09 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)