« Cumhuriyet'in İslam'a ve Müslümanlar'a Borcu | Ana Sayfa | Akıllı Tasarım'ı Anlayamama Sorunu »
March 12, 2006
Celal Bey, Lütfen Tartışmadan Kaçmayın
Bugünkü Star gazetesi, "Bu tartışma bitmez" başlığıyla verdiği tam sayfa haberinde, son günlerde hızlanan Darwin-Yaratılış tartışmasını ele almış. Benim bu konudaki yazı ve açıklamalarıma da yer veren gazete, Darwinizm'i savunan Prof. Dr. Celal Şengör'e "Mustafa Akyol’la bir platformda tartışır mısınız?’ diye sormuş. Sayın Şengör, şöyle cevap vermiş:
"Kendisi bir bilimadamı mı? Önemli bir biyoloji dergisinde çıkan bilimsel makalesi mi var? Ben bilimadamıyım. Bu konu da bilimsel bir konu. Bilimin dışına çıkmam."
Sayın Şengör'ün bu açıklamasını "tartışmadan kaçmak" olarak yorumlamaktan kendimi alamıyorum. Böyle düşünmek için de iyi nedenlerim var.
İlk neden, aramızdaki akademik farkın, Sayın Şengör için büyük bir avantaj oluşturması. Kendisi bir bilim dalında "Prof. Dr.", ben ise sosyal bilim kökenli bir araştırmacı-yazarım. Eğer gerçekten Darwinizm kendisinin ileri sürdüğü gibi yaşamın kökeni açıklayan bir teori, yaratılış ise bir "safsata" ise, bunu göstermek, hem de akademik düzeyi kendisinden düşük birisi karşısında göstermek, çocuk oyuncağı olmalı. Bundan iyi fırsat mı olur?..
Ancak diyelim ki Sayın Şengör akademik düzeye ilkesel olarak çok önem veriyor ve "bilim adamı" kimliğini taşımayan insanların görüşlerini tartışmaya değer bulmuyor. Fakat bu durumda Charles Darwin'e karşı da mesafeli yaklaşması gerekir. Çünkü Darwin, üniversitede bilim eğitimi görmüş bir bilim adamı değil, kendi çabasıyla bilimsel verileri incelemiş bir "araştırmacı"dır. Hatta ilginçtir ki Darwin'in eğitimi bilim değil, teoloji üzerinedir... Ama bu, ortaya attığı teorinin bugün Sayın Şengör'ün de aralarında bulunduğu pek çok bilim adamı tarafından cansiperane savunulmasına bir engel oluşturmuyor.
İşin doğrusu ise şudur: Evrim teorisini tartışmak için, belirli bir bilim dalında uzman akademisyen olmak değil, bu konudaki bilim literatürüne hakim olmak gerekir. Çünkü ortada "evrim bilimi" diye tek bir bilim dalı yoktur. Teorinin ele aldığı konular; biyoloji, biyokimya, genetik, popülasyon genetiği, karşılaştırmalı anatomi, paleontoloji gibi birbirinden çok farklı bilim dallarına yayılmıştır. Bu dalların herhangi birisinde uzman olan bir bilim adamı da, teorinin tümünü tartışmak için, bilimsel literatürü okuyup-incelemek zorundadır. Bu açıdan "bilim adamı" olanla "bilim araştırmacısı" olan arasında pek bir fark yoktur.
Dolayısıyla Sayın Şengör'ün "bahane"sini ikna edici bulmuyor ve kendisini kamuoyu (tercihen televizyon) önünde tartışmaya davet ediyorum. Bu çağrı sadece kendisi için değil, Darwinizm'in arkasında duran 700 akademisyenin hepsi için geçerli.
Daha önce Hulki Cevizoğlu'nun sunduğu Cevizkabuğu programında da Darwin-Yaratılış tartışması yapılacağı zaman, Hulki Bey'in ekibi ile bir olup, programa çıkıp konuyu tartışacak Darwinist aramıştık. Ancak kimseyi bulamayınca programa tek başıma katılmıştım. Bakalım bu kez neler olacak...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 12, 2006 12:18 PM



Muhterem kardeÅŸim Mustafa Bey,
Aynen katılyorum düşüncenize.Bilim adamı bir kişinin böyle bir konuda , kendi ifadesine göre "bilim dışına çıkmamak "anlamında (!) olsa bile tartışmadan kaçmaması gerekir.
Bu arada aklıma gelmişken bir konuda da size hatırlatma yapmak istiyorum,gözünüze çarptı mı bilemiyorum.
Hatay'ın bir köyünde doğumlarından itibaren elleri üzerinde yürümekte olan insanları BBC ve bir çok kanal evrim teorisinin bir ispatı olarak sunma gayretinde.Bilginiz vardır belki.
http://www.haberturk.com/news/219551.html(konuyla ilgili haberi okuyabilirsiniz buradan)
Yazan: medyatenkitleri Tarih: March 12, 2006 5:02 PM
bu acizliğin teslimiyetin ta kendisidir.ben biyoloji eğitimi almış bir biyolog olarak üniversitede ki evrimcilerin tümünü akdemik değilde siyaseten bu teori arkasına saklanmış insanlar olarak görüyorum.bizde öğrenci iken karşı olduğumuz noktalar olurdu .yani sadece tv de size cevap verememek değil onlar öğrencilerinin karşısında bile dik duramıyorlar ,bunları hoş görün sayın akyol..hulki beyin programınıda takip etmiştim sayın prof.- doç.lar telefonun arkasından birkaç kelime söylemekten öteye gidemediler.prof.luk oraya er meydanına gelip görüşlerinizi eğer doğru ise halkla paylaşmak ile olur.selam ile
Yazan: öz-den Tarih: March 13, 2006 1:35 PM
Bilim,bilim,bilim...
Bunun için önce ilim gerekiyor ki sizin de bu konudaki birikiminiz sayın bilimadamlarımızın karşısına çıkabilecek kadar derin olunca başka çareler bulmak gerekiyor tartışmadan kaçabilmek için.Şimdilerde bunun için 'bilimadamı' olmak,akademik kariyer gibi kelime oyunlarına başvuruyorlar.Fark edemiyorlar ki aslında tereddütlerini,korkularını gizleyemiyorlar...
Demokraside çareler tükense bile birilerinde bahaneler tükenmeyecek gibi görünüyor..
Saygılarımla,
Belgin
Yazan: Belgin Tarih: March 13, 2006 3:52 PM
Mustafa Bey,
Böyle bir tartışma olsa ve bir tartışmanın bir kazananı olursa bunun sizo lacağınız konusunda hiç şüphem yok. Sonuçta siz AT'cilerin evrim karşıtı argümanlarını oldukça iyi biliyorsunuz ve karşınızdaki kişi sizin kadar bu işin içinde değilse ve bu tartışma literatürünü sizin kadar takip etmiyorsa elbette kazanan siz olursunuz. Ayrıca karşılıklı tartışma çok ilginç bir şeydir. Yanlış bir fikri savunan biri de tartışmada kazanabilir. Tartışmada kazanmak için doğru tarafta olmanıza gerek yoktur.
Ayrıca ben Celal Şengör'ün bu tartışmaları sizin kadar takip ettiğini de hiç sanmıyorum. Onun için bir tartışma olursa kesin siz kazanırsınız. Daha önce başka biri daha söylemişti, siz hep sorular sorarak cevap bekleyeceksiniz ve karşıdakini sıkıştıracaksınız. Şunun nedeni ne, bunun nedeni ne, bu nasıl olmuştur, şu nasıl olmuştur gibi. Elbette tartışma literatürünü iyi takip etmeyen biriyse bir yerde tıkanacaktır. Böylece bilimin ve bilim adamlarının insanların gözünde değeri düşecektir. "Şuna bak koskoca bilim adamı cevap veremiyor" durumu oluşacaktır. Zaten sizin de amacınız bir bakıma bu. AT hareketinin Kama Stratejisinin (The Wedge Strategy) açıklandığı Kama Belgesinde hedefler ve amaçlar tamamen buna yöneliktir. Bilimi ve kültürü yenilemek. Kama Belgesinde bunlar ayrıntılarıyla açıklanmaktadır. Siz de bu hareketin içinde olan biri olarak elbette hedeflenen amaçlara uygun olarak hareket ediyorsunuz.
Ama anlamadığım bir nokta var. Siz neye dayanarak yaratılışı savunuyorsunuz? AT hareketinin önde gelenleri AT'nin yaratılışla ilgisi olmadığını anlatmak için kılı kırk yararken siz burda yaratılışı savunuyorsunuz. Behe artık olayı abartıp tasarımcı uzaylılar olabilir diyor ve Tanrı'nın AT'nin bir parçası olmadığını söylerken siz Tanrı'yı bir kenara bıraktım yaratılış gibi daha da temelsiz bir görüşü savunuyorsunuz.
Size birkaç şey soracağım:
-Acaba yaratılış işleminin gerçeleştiğine dair herhangi bilimsel bir veri var mı elinizde? Yani bu ancak yaratılışla olabilir, bunun doğal yollarla oluşmuş olması mümkün değildir diyebileceğiniz birşey var?
-Ayrıca tasarımcının İbrani dinlerin Tanrı'sı olduğuna dair herhangi bir iddianız var mı?
-Sizce tasarımcı uzaylılar olabilir mi?
-Sizce tasarımcı doğaüstü (supernatural) olmak zorunda mıdır?
Bu sorularıma cevap verirseniz çok sevinirim.
Saygılar
Yazan: Da Vinci Tarih: March 13, 2006 4:43 PM
hem madem bilim adamı olmayanların görüşlerini tartışmaya deger bulmuyor,o zaman bu (bilim) adam ın dünyadan haberi yok diyebiliriz..prof. Behe de söylüyor Mustafa Akyol un söyledigini,peki birini bilim adamı söylemiş oluyor,digerini de Mustafa Akyol,peki aynı şeyleri söylediklerine göre söyledikleri bilimsel mi degil mi?tabiki bunu anlamanın yolu ünvanlara bakmak degil de,tartışmaktır...kimin söylediginden çok ne söylendigine bakmaktır..kaldı ki deklarosyan a imza atan akademisyenlerin sadece bir tanesi biyoloji bölümünden bu da dikkatten kaçıyor,yani eger aynı mantıgı kurarsak biyoloji bölümü dışında kimsenin imzasını dikkate almamamız gerekirdi!
(ebulfetih)
Yazan: ebulfetih Tarih: March 13, 2006 5:34 PM
Sayın Da Vinci,
ABD'deki AT hareketinin kuramcılarının "yaratılışçılık" kavramından uzak durmalarının nedeni, bu kavramın orada taşığı özel anlam. "Yaratılışçı" deyince, genç dünya, küresel Nuh tufanı gibi bir çok argüman akla geliyor. Oysa ID sadece "bir Yaratıcı vardır" demek; geniş anlamıyla bu da bir tür "yaratılışçılık"tır ve zaten AT'nin fikir babası Phillip Johnson da söyler bunu.
Behe "Tasarımcı uzaylılar olabilir" derken, bunun da mantıksal bir olasılık olduğunu belirtti. Sırf biyolojik tasarımı ele alırsanız, gerçekten de öyledir. Ama evrendeki tasarım kanıtlarına da (bkz. anthropic principle) bakarsanız, tüm evrenin tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varırsınız. Bu durumda Tasarımcı'nın evrenin bir parçası olmayan, onun tümüne egemen bir varlık olması gerekir.
Bilimle gelinen nokta, buraya kadar. Bundan sonrasında ben bir Müslüman olarak, bu bilimsel sonucun İbrahimi dinlerin Tanrı inancına uygun düştüğü kanısındayım. Bu benim yorumum. Ama bir Tasarımcı'nın varlığı, bir realite...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 13, 2006 7:53 PM
Sayın Akyol,
ABD'deki yaratılışçılık kavramı İncil'deki olayları içerir. Mesela Nuh Tufanı'nın gerçekten olduğunu iddia ederler (kaldı ki Nuh Tufanı Kuran'da da geçer). Ama ABD'de yaratılışın okullarda okutulamamsının asıl sebebi belirli bir dinin argümanı olmasıdır. Yaratılış, İbrahimi dinlerde vardır ve bu 3 dinin argümanıdır. Aslında argüman demek yanlış ama...
Şöyle demişsiniz: "Ama bir Tasarımcı'nın varlığı, bir realite..."
Size göre realite olabilir ama bana göre bir inançtır.
Bu arada ÅŸu soruma da cevap verirseniz sevinirim:
-Acaba yaratılış işleminin gerçeleştiğine dair herhangi bilimsel bir veri var mı elinizde? Yani bu ancak yaratılışla olabilir, bunun doğal yollarla oluşmuş olması mümkün değildir diyebileceğiniz birşey var?
Yazan: Da Vinci Tarih: March 13, 2006 11:24 PM
Sayın Da Vinci ,
Kitab-ı Mukaddesteki Nuh tufanının küresel olduğu anlatılır.Ne Kur'an'da ne de hadislerde Nuh Tufanının küresel oldğuna dair tek bir nass yoktur.
Ve bugünkü bilgilerimize göre mezopotamyada büyük bir tufan olmuştur.
Yazan: Öztürk Tarih: March 14, 2006 2:29 PM
Bilim, doğayı araştırır ve çözmeye çalışır. Burada "doğaüstü" güçlere yer yoktur.
Akıllı tasarım, ancak dini veya felsefi platformda tartışılır. M.Akyol da zaten "tasarımcıyı bilim dışında aramamız gerekir" diyerek bunu belirtmiştir.
Yazan: Barış Berkman Tarih: March 14, 2006 5:34 PM
Sayın Berkman,
Yanılıyorsunuz. Tasarımcı bilimin dışında, ama tasarımın kendisi bilimin içindedir.
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 14, 2006 5:59 PM
Bilim, doğayı araştırır ve çözmeye çalışır. Burada "doğaüstü" güçlere yer yoktur
Eğer gerçekten doğaüstü güçlerin müdahelesi %100 ispatlanırsa o zaman bilim ne yapacak? bunlara gözlerini mi kapayacak? Herzaman yaptıkları gibi bilim adamları bunları inkar mi edecekler?
Bilimi sadece materyalizm ile kısıtlı kılmak sadece ve sadece cehalettir. Bilim var olan herşeye bir açıklama getirmekle yükümlüdür ve buna "doğaüstü" olaylar da dahildir.
Hiç bir bilim adamı kendi kişisel dar felsefesine (materyalizm) göre bilimin sınırlarını kısıtlama hakkına sahip değildir.
Yazan: Farshad Tarih: March 14, 2006 6:13 PM
Meydana çıkmadan güreşten kaçıp sonra da rakibi küçümsemek çok uygun olmamış. Bu konuda yeterli argümana sahip değilsende sessiz kalacaksın. Ben bilim adamıyım diye vitrine çıkıp, birisi hadi konuş deyince susup kalırsan o zaman bilim adamlığı da şüpheye haiz oluyor.
Neyse sanırım bu tartışmanın tartışılma biçimi böyle sürüp gidecek.
- AKILLI TASARIM BİLİME AYKIRI!
- ANLATIN AYKIRI OLMAYANI O ZAMAN!
- HAYIR BİLİME AYKIRI PLATFORMLARA AYAK BASMAYIZ!
Yani bu bilim uleması, namahreme dokunmamayı bilimin temel ayeti kıldı bile...
Yazan: Gökhan Tarih: March 15, 2006 4:13 PM
Sn. Akyol,
Hazirladiginiz veya imzaladiginiz "manifesto" uzerine sizi eletirmis biri olarak, her ne kadar diger yazilanlarin tekrari olsada bu konuda sizinle ayni fikirde oldugumu belirtme geregi duydum.
Burada beni rahatsiz eden Darwinizm degil. Hatta genel olarak Darwinisler'de degil. Sengor'un sergiledigi dogmatik (evet yanlis kullanmadim-ateizm dogmasini korumak icin irrasyonel tavir konuluyor), toleranssiz, bagnaz yaklasim ve bu yaklasimi "bilim adami" kisvesi ile sunmasi.
Benim cocuklugumda adinin basinda Prof.Dr. olan insanlari adeta ilahlastirirdik. Onlar sadece adlarin soyleseler soylediklerinde, bizim kavrayamayacagimiz buyuk hikmetler sakli oldugunu dusunurdum. Simdi buyuduk ve sapkalar dustu kel gorundu.
Universitelerimizin ilk 500 arasina giremedigi (aslinda ilk 800 ama boyle biliniyor), liyakat yerine ideolojik kriterlerle, rusvetle, es dost akrabalik baglari ile "bilimsel rutbeler" verildigi, insanlarin baslarinin ici degil disi ile mesgul, gorevini "sebest dusunce, sorguklayici ortam yaratmak " degil "devrim muhafizligi" olarak tanimlamis universitelerden "prof.dr." unvani edinmis olanlar ancak gercek bilim adamlari'nin aksine "ben bilim adamiyim; seninle konusmam" kibirini gosterir. Evet, bu aczin, ve kapali kafanin ifadesidir. Yani anti-bilim adami portresidir.
Sizinle "bilim adami degil" diye konusmayan bu bilim adamlari Ahmet Yildiz'lada konusmadilar. Ahmet Yildiz, 25 yasinda Kaliforniya Universitesinden doktorasini almis, 26 yasinda "Nobel Junior" olarak bilinen, Yilin Genc Bilim Adami odulunu aldi proteinlerin hucre icinde hareketleri uzerine yaptigi incelemeden dolayi(Science Dergisi tarafindan). Bu cocugun basarisini ABD gazeteleri, bilimsel yayinlar yazdi ve Science Dergisi kapak yapti ama bizim medyamiz, ve bilimsel kuruluslarimizTUBITAK dahil), universitelerimiz, ve medyamiz ilgisiz kaldi. Neden acaba diye merak ederken cevabi bulduk. Ahmet Yildiz'in esi basini ortuyormus! Iste bu "bilim adami degil,. konusmaya tenezzul etmem" diyenler ile o "yaradilis istemezuk" culer, ve universiteleri "ideolojik kaleler" ilan eden, ve universiteleri rant kapisi, yandas akraba ciftligi haline getiren "Prof. Dr." lar ayni kisiler. Ben olsam "bilim adamiligi" ile ovunmeden once bu titre'yi temizlerdim!
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 16, 2006 8:19 PM
Sayın Da Vinci,
demiÅŸsiniz ki:
"Yani bu ancak yaratılışla olabilir, bunun doğal yollarla oluşmuş olması mümkün değildir diyebileceğiniz birşey var?"
Akıllı tasarım doğru mu bilmiyorum. Doğruysa ispatlaması ne kadar kolaydır one da bilemiyorum. Size şu noktada katılıyorum, birşeyin tamamen rastlantısal olarak gerçekleştiğini ispatlamak, rastlantılarla gerçekleşemeyeceğini ispatlamaktan çok daha zor. Özellikle elinizde bu olayı defalarca tekrarlama olanağı yoksa ya da bu imkan kısıtlıysa böyledir. Başka bilim dallarında da geçerlidir bu. Birşeyin varlığını ispatlamak çoğu zaman "proof by construction" (Türkçesini bilmiyorum malesef) gerektirir. Oysa olamayacağını ispatlamak için elinizle bulup getirmenize gerek yoktur. Tabii sizin hipotezinizi ispatlamak daha kolay diyerek bir önerme bilimsel değildir denemez. Bilakis önce o önermeden başlamak daha mantıklıdır.
Bir de olayın inanç kısmıyla bilim kısmı karıştırılıyor gibi geliyor bana. Diyelim ki Darwinciler evrimin rastgele gerçekleşebileceğini gösterdiler. Ancak isteyen hala bunun rastgele değil birisinin planına göre gerçekleştiğine inananabilir. Bu kısmıyla inançtır. Örneğin, şimdi biliyoruz ki gökteki nesnelerin yere düşmemeleri için meleklerin onları orada taşımalarına gerek yoktur. Yani rastlantılar sonucu, ve fizik kanunları gereğince o gök nesneleri o rotaları yere düşmeden takip edebilr. Ancak isteyen çıkıp da kend kendine de olabilirdi ama bence Tanrı öyle dizayn etti diyebilir. Bu metafiziksel bir yorumlamadır, inançtır, bilimsel değildir, fen dersinde okutulmasına da gerek yoktur.
Ancak, eğer tasarımcılar evrimin rastgele gerçekleşmiş olma ihtimalinin yok denecek kadar az olduğunu gösterirlerse bu bilimsel olarak bir tasarımın varlığını ispatlar. Çünkü birşey rastgele gerçekleşmemişse tasarlanmıştır. Burada tasarımcının varlığına inanç artık metafiziksel değildir. Zaten o noktadan sonra tasarıcıya iman olmaz tasarımcının varlığına kanaat getirilir. Tasarımcının varlığı bilimsel olarak bilimsel manasıyla ispatlanmıştır. Eğer siz bunu hala reddederseniz bu da bağnazlıktır.
Saygılarımla,
Kıvanç Tarhan
Yazan: Kıvanç Tarhan Tarih: March 16, 2006 9:41 PM
Sayın Tarhan,
Güzel şeyler söylemişsiniz, önemli noktlara değinmişsiniz. AT'cilerin yapması gereken şey evrimin doğal yollarla ve nedenlerle kendiliğinden gerçekleşmiş olmasının mümkün olmadığını göstermektir. Bunu yapamadıkları sürece tasarımcının varlığı düşüncesini kabul etmek için geçerli bir sebep göremiyorum.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 17, 2006 4:55 PM
Sayın Da Vinci ,
Öyle bir paragraf yazmışsınız ki tam evlere şenlik.AT tasarımı siz bşr türlükabul edemesenizde ve komik argümanlarla karşı çıksanızda isbatlamıştır.Hala daha neyi reddediyorsunuz anlamak güç.Bu yüzden paragrafınızı şöyle düzelttim:
Güzel şeyler söylemişsiniz, önemli noktlara değinmişsiniz. Darwinistlerin yapması gereken şey evrimin doğal yollarla ve nedenlerle kendiliğinden gerçekleşmiş olmasının mümkün olduğunu göstermektir. Bunu yapamadıkları sürece darwinizmin doğruluğu düşüncesini kabul etmek için geçerli bir sebep göremiyorum.
Yazan: Öztürk Tarih: March 17, 2006 6:07 PM
Sayın Öztürk,
Bilimden ve nasıl çalıştığından, 150 yıldır elde edilen bilimsel bilgilerden birazcık haberiniz olsa bu tip komik yorumlar yapmazdınız. Sizin gibilere söyleyecek hiçbir şeyim yok. Çünkü bunun zaman kaybından başka birşey olmadığını birçok kere gözlemleyerek öğrendim. Aynı hataya bir kere daha düşmek niyetinde değilim.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 17, 2006 10:21 PM
Sayın Da Vinci,
Hiç merak etmeyin bilimsel gelişmelerin çoğunun farkındayım, Santa Fe enstitüsünün çalışmalarından Harold Morowitz'in prebiyotik kendi kendini örgütleme senaryolarına, Michael Polanyi'nin "life's Irraducible Structure makalesinden , ALH84001 adlı Mars'tan gelen göktaşının yaşam öncesi örgütlenmeye delil zannedilmesini çürütüldüğü makalelere, J.Monod'un kitaplarından, Hawking'in Big Bang kabusundan uyanmak için oluşturduğu teorilere,Nancy Pearsey ve Charles Thaxton'un bakış açılarından Antropik ilkeye kadar birçok bilimsel konuyu takip ediyorum.
Ve sizin "takipsizlik" zannettiğiniz literatür takibi yüzünden AT düşüncesini destekliyorum. Asıl siz bilimsel gelişmelerden habersizsiz ya da haberdarsınız da yenilgiyi ertelemeye çalışıyorsunuz.Bu tür bir davranışı yaşam felsefenize nasıl kabul ettirip tatmin oluyorsunuz anlamak çok güç.
Diğer makalede renk körlüğü ile ilgili yaptığınız içler acısı yorumu gördüm,cevap verecektim ama M.A.Abudak Bey yanıtlamış, vazgeçtim.bilimsel bilgi seviyenizi görmüş olduk..
Ansiklopedik bilgilerden, Wikipedia'dan ve talkorgins'ten popüler bilim sitelerinden materyalist önkabulden biraz başınızı kaldırın da "akledin" Ve kendinize sorun nedir bu hayat muamması ?
Yazan: Öztürk Tarih: March 18, 2006 12:35 PM
Sayın Öztürk,
Benim söylediklerimi onayladığınız için teşekkürler. Nedense bilimsel farkındalığınızı sağlayan bilimsel yazılar arasında evrimle ve evrim teorisiyle ilgili birşey yok.
Ben "Darwinistlerin yapması gereken şey evrimin doğal yollarla ve nedenlerle kendiliğinden gerçekleşmiş olmasının mümkün olduğunu göstermektir. Bunu yapamadıkları sürece darwinizmin doğruluğu düşüncesini kabul etmek için geçerli bir sebep göremiyorum." diye birinin evrimle ilgili hiçbir şey bilmediği düşünürüm.
Şimdi bir soru. Evrimin kendliğinden olamayacağı yani doğaüstü bir gücün yardımıyla olması gerektiğini gösteren tek bir delil var mı? Hatta evrende herhangi birşeyin kendiliğinden olmadığını gösteren herhangi bir delil var mı? Yani birşeyin kendiliğinden değil de doğaüstü (nedense AT'ciler doğaüstü olmadığını iddia ederler) bir varlığın eseri olduğunu gösteren tek bir delil var mı? Ama burda pozitif delilden bahsediyorum. Yani "bu o kadar karmaşık ki kendiliğinden oluşmuş olamaz" pozitif bir delil değildir. Bu bir iddiadır, delil değil.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 19, 2006 2:12 PM
Sayın Da Vinci,
Başlangıçta sizi bilgili ,tartışmaya ehil birisi zannetmiştim,ne yazıkki yanıldığımı müşahede ediyorum.
Ben bütün evren ve canlılık ile ilgileniyorum. Bahsettiğim yazıların evrimle ilgili olmadığını söylemek acz ifadesidir,bahsettiğim çalışmalar özellikle Sante Fe enstitüsünün çalışmaları harıl harıl prebiyotik ön-örgütleme ile ilgilidir.Bunun evrimle ilgili olmadığını iddia etmek o kadar saçmadır ki bu ön-örgütlenmme olmadan zaten varolan yaşam formları üzerine ileri-geri yorumlar yapmak tamamen, devekuşu gibi kafayı kuma gömüp düşmanlarından korunduğunu saklandığını zannetmektir
Bugün dünyadaki bilimin en önemli meselesi cansız maddeden canlılığa nasıl geçildiği üzerinedir.Evrim teorisi çok daha sonraki meseledir.Ama buna rağmen evrim teorisinin de çok büyük sorunları vardır.Bunları daha önce tartıştık ama sizin ansiklopedik bilgiden öte gitmeyen bilgiyle ve sürekli linkler verip birebir tartışmadan kaçmanız sağlıklı bir tartışma ortamı yaratmamıştı biliyorsunuz..
Gelelim komik mi ,ironik mi olduÄŸunu bilemediÄŸim sorunu(nu)za..
Bu soruyu cevaplamayı bile zül addediyorum aslında.Ve sorduğunuz anlamsız sorunun o kadar uzun bir cevabı var ki değil bu siteye tuğla gibi kitaplara bile sığmaz.
Ama bir yerlerden başlamak lazım.Astrofizik ve rastlantı ile ilgili kaynaklarının da yardımı ile birkaç kelam edeyim.Özellikle koyu renk yazıyorum ki daha iyi görebilesiniz..:
İçinde hayatın olduğu bir evrenin ve cansız maddeden canlılığın oluşması için gereken şans miktarı matematikte imkansızın sınırı olan 10 üzeri 50'den kat be kat düşüktür.Matematikçiler bu orandan (10 üzeri 50) daha düşük ihtimallere imkansız gözü ile bakarlar.Moleküler biyolojide yapılan hesaplamalar cansız maddelerin canlılık oluşturmadaki şans faktörünün imkansızlık sınırının çok daha ötesinde olduğunu üzerine basa basa vurgularlar.
Eğer matematiksel imkansızlığı hiç ihtimale katmasak bile bilimsel yöntemin ilkelerini ve tarafsızlığını takip eden mantıklı hiçbir bilimadamı kesinlikle düşük ihtimalli iddayı desteklemez.Bilimsellik ve tarafsızlık bunu gerektirir.(Materyalistler hariç)
Canlı ve cansız madde arasındaki en temel ayrım,canlı maddenin bilgi içeriğinde bulunan karmaşıklı seviyesidir.ders kitaplarında çocukların beynini yıkadığınız urey-miller deneyleri hem içerik olarak hem öncül ve farzedilen ortam olarak hem de sonuç olarak yanlıştır.
Dünya üzerinde bir zamanlar olduğu kabul edilen prebiyotik çorbanın aslında hiç olmadığı son zamanlarda bilim adamlarının metazori kabul ettiği bir gerçektir.
Farzı muhal böyle bir prebiyotik çorba olmuş olsa bile dünyada mevcut hayatın olulması işçin var olan süre sadece 130 milyon yıldır.Bu belirtilen ihtimal hesaplarındaki imkansızlığı kat be kat artıtır.
Hayatın tesadüfi süreçler tarafında oluşturulması imkansızdır,birçok bilimadamı bunu
artık kabul etmiştir.Bir bakterinin şans seri oluşma ihtimali Sir Fred Hoyle ve C.Wickramanisinghe'ye göre 10 üzeri 40.000 de birdir.Hubert Yockel bu hesapları daha da geliştirmiş ve tek bir iso-l-sitokom c protein molekilünün rasrgele süreçlerle meydana gelme ihtimalini hsaplamıştır.Hesaplanan ihtimal 2x10 üzeri -44 te birdir.Morowitz'e göre de tek hücreli bir bakterinin rastgele gelişimlerle oluşma ihtimali 10 üzeri 100000000000'de birdir.Bernd-olaf Küpper'in neticesi de bunlardan farklı değildir.Uzaydaki bütün maddelerin rastgele dizili bakteri genomunun yapısal karmaşıklığındaki DNA moleküllerinden oluşsa bile bunlar arasında bir bakteri genomu oluşması ihtimali yine imkanısız sınırının üstündedir.
Hayat fiziğin ve kimyanın kanunlarını aşar ve bu kanunlara indirgenemez; yapılan yeni yaklaşımlarda temel soruları cevaplayamamıştır
Fizik ve kimya dünyası ile biyoloji dünyası ile arasınddaki uçurum kapatılamayacak kadar büyüktür.Şu anda hayatın kökenine dair geçerli hiçbir bilimsel teori yoktur.
İçinde hayat bulunan bir evrenin tesadüfen oluşumunda karşı ihtimaller,canlı maddenin tesadüfen oluşumuna yönelik imkansızlığı daha da artırır.Evren uzay-zamanda sınırlı ve bir başlangıcı olduğu için herşey illa mümkün diye bir şey yoktur,evrenin yaşı ortadır,ihtimal hesapları bu sınrlı zaman-mekana göre yapılmalıdır,sonsuz bir yaşa göre değil..
Temel sabitler 4 temel kuvvetin gücü ve temel parçacıkların kütlesi dae dahil olmak üzere parçacık fiziğinin geğerlerindeki olağanüstü hassaslık hayatın var olduğu bir evren için ince ayar oryata çıkarmaktadır.Mesela yerçekimi kuvveti 10 üzeri 40'ta bir değişseydi hayat olmazdı.Aynı şekilde parçacıkları bağlayan güçlü nükleer kuvvet 10 üzeri 60'ta 1' dereceye kadar dengelenmelidir.
Bunlardan çıkan temel sonuçlar şunlardır: Tesadüfün,içinde hayatın var olduğu bir evren ve hayatın moleküler kökeni için gerekli ince ayarlanmış parçacık fiziğinin matematiksel olarak olası açıklaması olması imkansızdır.Bütün kendini örgütleme senaryoları bilgi üretiminin esrarını açıklamada başarısız kalır ve hayat fizik ve kimyanın kanunlarını aşar..Bütün olarak bakıldığında hem evrendeki hassa ayar ve hem de bütünüyle evrenin bir başlangıcının ve sonunun olduğunun bilimsel olarak kesinliği evrenin evren-dışı bir sebep tarafından meydana getirilmesini gerektirmektedir.
Pentrose'nın yaptığı hesaplamalara göre termodinamiğin ikinci kanunu ile uyumlu bir evren meydana getirmek için Yaratıcının amacının ne kadar kesin olduğu surusunu şöyle cevaplar:
"Bu da bize Yaratıcının amacının ne kadar kesin olduğunu söyler:yani 10 üzeri 10(123) kesinliğinde.Bu olağanüetü bir sayıdır.Hatta kimse bu sayıyı bildiğimiz 10'luk sistemle yazamaz;çünkü birin yanına 10 üzeri 123 tane sıfır koymanız gerekir.Bütün evrendeki her bir protona ve herbir nötronun üstüne 0 yazılacak bile olsa gereken sayıyı yazmaya gücümüz yetmeyecektir."
Daha düşük bir sayı için bile verilen örnek dehşet vericidir.Hayatın oluşumu için elektronların sayısı protonların sayısıyla 10 üzeri 37'de bir kadar doğruluk derecesinde hassas bir şekilde dengelenmelidir.Bu denge olmadan,yıldızların oluşumunda çok önemli olan yerçekimi kuvveti ve gezegenler eletromanyetik kuvvete boğulacaktır.Hugh Ross 10 üzeri 37'nin kavranılmasının zor olduğunu ifade eder ve bu kesinliği göstermek için görsel bir örnek verir.Bu örnekteki oran bile aslında bakteri oluşumu için yukarıda verdiğim orandan kat be kat yüksektir.(Birisi 10 üzeri 37 birisi 10 üzeri 40.000-arada muazzam fark var)Ross'un örneği 10 üzeri 37 için:
"Bütün Kuzey Amerişkanın Ay'a kadar 10 sent paraile kaplayın 8384.551km yükseklik)Sonra buradan Ay'a uzayıp giden 10 sentleri kuzey Amerika gibi 1 milyar kıtanın üzerine yığın(yani 1 milyar ile çarpın.) Bir 10'luğu kırmızıya boyayın ve bu 10 sentlerin içine karıştırın.İşte bu kadar 10'luğun içinden kırmızı 10'luğu seçme ihtimali 10 üzeri 37 de 1' dir.Ve bu hassas parametrelerden sadece bir tanesidir."
Gördüğünüz gibi daha evrime gelmeden çoktan yolda nefesimiz kesildi,hoş raslantısal evriminde bundan farkı yok ama o da başka bir yazıya inşaAllah. Şimdi sayın Da vinci siz imkansıza inanmaya devam edin,yolunuz açık(!) olsun ,bilmiyorum içiniz nasıl kaynamıyor,eğer kaynıyorsa Tolstoy'un dediğini diyeceğim:
İtiraf et kurtul
Saygılar
öztürk
Yazan: öztürk Tarih: March 19, 2006 6:56 PM
Sayın Öztürk,
Daha evrime gelemediğinizi çok açık bir şekilde görebiliyorum bunu bu kadar açık ve net olarak ve belirtmenize gerek yoktu. Ama evrime gelmeden önce abiyogenezi incelerken keşke bu konuda bilgisiz insanlardan faydalanmasaydınız.
Şöyle demişsiniz: "Bir bakterinin şans seri oluşma ihtimali Sir Fred Hoyle ve C.Wickramanisinghe'ye göre 10 üzeri 40.000 de birdir."
Bakterinin ortada hiçbir şey yokken sadece moleküllerin tesadüfi birleşmeleri sonucu oluştuğunun savunulduğunu düşünen yani abiyogenez konusunda kelimenin tam anlamıyla "cahil" sayılacak kişileri (matematikçi ve astronom oldukları için abiyogenezin biyolojik yönünü anlamıyor hatta araştırmıyor olabilirler) okumak yerine bu konuyu bilimsel platformda araştıran teoriler üreten insanlardan öğrenmeye çalışsaydınız çok iyi olur.
Artık bu tip modası geçmiş argümanlarla ortalığa çıkmak biraz komik olmuyor mu?
Yazan: Da Vinci Tarih: March 20, 2006 3:49 PM
Sayın Da Vinci
O kadar yazıdan bula bula bir cümleyi bulup onu da kişileri karalayarak ve bilimadamı sıfatlarını lekelemeye çalışarak yapın,pes doğrusu.Bunu yapmanızı anlıyorum çünkü bu ve benzeri bilimadamları sizin ezberlerinizi bozuyorlar.
Bunları modası geçmiş argümanlar olarak nitelendirmenize şaşırdım,sanki elinizde hayatın oluşumuna dair moda bir argüman varmış gibi zaten var olan ihtimalleri sergileyen bilimadamlarının argümanlarını "modası geçmiş" diye nitelendirmeniz nasıl diyeyim sizin felsefenize "cuk" diye oturmuş.
"Modası geçmiş argüman" deyince aklıma geldi,sahi şu anda cansız maddeden canlılık oluşumu ile ilgi moda argüman nedir ? Bir söyleyin de dinleyelim.Santa Fe deki materyalistler bile birşey söyleyemiyorlar ama siz iddialısınız gibi..
Aslında Hoyle bir ateisttir-yani sizin cenahlardan- ve evrimcidir.Ama maalesef darwinist değildir.. Onu bile bir kalemde çizdiniz.Öfkeniz evrimsel mekanizmaların yetersizliğini iki de bir vurguladığından olmalı..
C.Wickramanisinghe gibi New Scientist gibi bir dergide bahsettiğim konu ile ilgili makale yayınlayan bilimadamını bile sizin istediğiniz şeyleri söylemediği için ya da sizin saklamaya çalıştığınız şeyleri yüzünüze vurduğu için "cahil" diye nitelendirilebiliyorsunuz.
F.Crick,Svante Arrehenius,Leslie Orgel,Thomas Gold bunlarda mı "cahil" Bunlar değil mi dünyada yaşamın rastlantısal olarak meydana gel(e)meyeceğini tesbit ettikten sonra "uzay"a yönelenler ? Peki Hubert Yockey o da mı cahil ? Onunda bu konuda birçok ve ne hikmetse aynı değerlerde birçok hesaplamaları var.
Peki Walter Bradley, Charles B.Thaxton onlarda mı cahil ? Bu bilimadamı "cahil"ler aminoasitlerin bir proteinde rastgele oluşumunu hesaplamıştır.4,910 üzeri -191 'dir.Bu da mı cahilce bir hesap ?
Peki Bern-Olaf Küppers.O da mı cahil ? Onun hesabına göre bir bakterinin nükleid sırasının olasılığı da hemen aynı sayılarda çıkmaktadır.Robert A.Shapiro (DNA kimyageri) o da mı cahil ? Shapiro makul prebiyotik şartlar altında riboz ve deoksiriboz sentezinin imkansız olduğunu göstermiştir.
Başınızı gömdüğünüz o kumdan kaldırında mesela Nansy R.Pearcey ve Charles B.Thaxton 'un "The Soul of Scisence" kitabını okuyun,ya da ne bileyim daha eskilerden M.Polanyi'nin "Life's ırreducible Structure" adlı makalesini okuyun..
Herşey bu kadar apaçık ortada iken ben size daha ne söyleyeyim,"Allah kurtarsın" demekten başka..
Yazan: Öztürk Tarih: March 20, 2006 6:31 PM
Sayın Öztürk,
Sadece o cümleyi aldım çünkü o cümle gözüme çarptıktan sonra biraz da göz atın yazınızın sayılarla dolu olduğunu gördüm ve klasik uydurmalardan başka birşey olmadığını anladım.
Benim yazdığım şeyi anlamıyorsunuz heralde. ORda tüm olasılık hesaplarının abiyogenezin öne sürdüğü canlı oluşumu kademeleriyle uzaktan yakından alakası yoktur. Fred Hoyle ve C. Wickramanisinghebu konuda cahildir diyorum ve sebebini de söylüyorum. Ayrıca o saçma sapan olasılık hesaplarıyla alaksız sayılar bulanların hepsi bu konuda cahildir diyorum. Bunların cahilliklerini ve söyledikleri yalanları incelemek istersen (ki istemeyeceğini biliyorum) Lies, Damned Lies, Statistics, and Probability of Abiogenesis Calculations başlıklı yazıyı okumanı öneririm.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 21, 2006 6:48 PM
Sn. Da Vinci,
Ben mikrobiyolojiden fazla anlamam ama "Yalanlar, cirkef yalanlar..." gibi Colasan'vari bir seviye ile baslayan makale dahi istatistik hesabinin abiogenesis ile "uzaktan yakindan alakasi yoktur" gibi bir iddiada bulunmuyor. O sadece birtakim hatalar buluyor kendince. Mesela bir tanesinde en basit mikrorganizmada 400 protein oldugunu kabul ediyor fakat bunun 256'ya dusurulebilecegini soyluyor. Eee dusrduk. Ne olur olasilik heasabimiz, diyelimki 10 uzeri 40.000 den 10 uzeri 100'e dustu coook muhafazakar bir hesapla. Ayni makale bunun dahada dusurulmesinin mukun olabilecegini soyluyor ama neye dayanarak bu iddiaya ulastigindan bahsetmiyor.
Kendiniz ortaya attiginiz iddialar desteklemek yerine "git su makaleye bak; orda aciklamis" demenizi anliyorum. Bu gun Mustafa Akyol'la tartisan "bilim adami" da kendileri tarafindakilerin coklugu, Turkiye'deki universitelerde bunlarin bilimsel olmadigi icin okutulmadigi (bu vesile ile Ataturkcu, Cuhuriyetci universitelerimizde bilimsel olmayan seylerin okutulmadigini, indoktrinasyon yapilmadigini ogrenmis oldum) gibi argumanlar yapti. Tekrar su delil olarak gosterdiginiz "yalan, cirkef yalan.." makalesine donecek olursak makalede hesaplarin modern abiogenesis terisinin 150 yil icersinde epey evrim gecirdigini, dolayisi ile eski abiogenesisin yanlis oldugunu kabul ediyor. Yeni teoriden bahsederkende "ilk yasayan sey" in daha once dusunuldugunden cok daha basir "olabilecegini" soyluyor. Yazi ayni sekilde bol bol "would have been", (olabilirdi) "could have been" (olmasi mukundu), "probably" (muhtemelen)lerle baglanmis onermeler dizimi ile devam ediyor. Ozet olarak, hicbir gozleme dayanmadan istedigi sonuclari doguracak sartlari siraliyor ve bunlarin hepsi olsaydi bu ihtimal hesabi yanlis cikardi diyor. Kendiside bir alernatif hesap sunmadan. Ornegin bu tahayyul ettigi "ilk yasayana sey" icin hicbir onerimi yok. Sadece olabilir diyor. Yani ihtimal dahilinde diyor, ihtimal hesabini curtmek isyen arguman icinde. Dedigim gibi mikrobiyolji saham degil ama bilim mantigi saham; yada sadece mantik diyelim.
Ama genede ben sizi "kaybedilmis dava" olarak gormuyorum, cunki en azindan konuyu seviyeli olarak tartisabilecek adab ve techizat sahibi kimselerin bulundugu bu siteye gelmeniz guzel bir sey. Eminimki zamanla cevap verdiginiz insanlarin soylediklerini okuma aliskanliginida gelistireceksiniz. Simdiden Ozdemir Ince, Ismet Berkan ve diger 700 bilimadaminin ilerisindesiniz, bir sekilde dilaloga girdiginiz icin.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 21, 2006 11:58 PM
Lies, Damned Lies, Statistics, and Probability of Abiogenesis Calculations
Öncelikle yukardaki makaleyi okumanızı tavsiye ediyorum. Bir kaç ay önce bu makaleyi analiz ederek kendimce ilginç sonuçlar elde etmiştim. Bu yazı Darwinist'ler arasında Abiogenesis için bir kanıt oluşturuyormuş gibi elden ele dolaşıyor halbuki alakası yok. İlk olarak makaleyi yazan Ian Musgrave hem yaptığı hesaplamalarda büyük hatalar yapmış hem kimyanın temellerini ta ilk başta ayaklar altına almış.
Gelelim sebeplerine:
1) Ian Musgrave ilk başta Abiogenesis ortamı için Prebiotic okyanusları seçmiş. Sanırım kendisi denizlerde polimerizasyon (Polymerization) olayının gerçekleşmesinin imkansız olduğundan habersizdir çünkü suyun bol olduğu ortamlarda aminoasitler polimer oluşturmazlar. Zaten bu yüzden ilk yaşam teorisyenleri okyanusler ile ilgili Abiogenesis hipotezleri uzun zaman önce terk ettiler ve daha çok Warm Pond, Volcanic Springs ve Marine Hydrothermal Vent’ gibi su miktarının az olduğu veya uygun katalizörlerin bulunduğu baya lokalize edilmiş olası çözümlere yöneldiler. Öyle görünüyor ki Musgarve bu konuda baya cahil kalmış. İşte sırf bu noktada Musgrave'in makalesini çöpe atabiliriz ama biz gene de devam edelim.
2) Musgarve, Fred Hoyle'un verdiği örneği yalanlamak için kurnazca bir taktiğe başvuruyor. Fred Hoyle Histone-4'u yani tüm canlılarda var olan en temel, evrensel ve gerçekte var olan bir protein'i baz almıştı. Histone-4, 200' yakın aminoasitten oluşuyor. Musgrave ise önce kendi hayalinde bu işi daha kısa zincirlerle de yapabiliriz diyor ve bu konuda bir hipotez yaratıyor. Yani 32-harf uzunluğundaki bir Self-Replicator neden hayatın başlangıcı olmasın diye hoş bir varsayım ile işe başlıyor. Fred Hoyle hesaplamalarını gerçekten evrensel olan ve tüm biyolojik yapılarda var olan bir proteinin üzerine kurmuştu, Musgrave gibi yaşamın başlangıcı ile alakası olup olmadığı meçhul olan bir Replicator üzerine değil. Bu noktada Musgrave tamamen hayal ürünü olan bir Abiogenesis senaryosu üzerinden Fred Hoyle'u sözde haksız çıkarmaya çalışıyor.
3) Devamında Musgrave tüm okyanusları aminoasitlerle dolduruyor ama önce aşağıdaki varsayımlarda bulunuyor:
Yes, one kilogram of the amino acid arginine has 2.85 x 10e24 molecules in it (that's well over a billion billion); a tonne of arginine has 2.85 x 10e27 molecules. If you took a semi-trailer load of each amino acid and dumped it into a medium size lake, you would have enough molecules to generate our particular replicator in a few tens of years, given that you can make 55 amino acid long proteins in 1 to 2 weeks
Burada Musgrave bir gölün içine tonlarca aminoasit katarsak bir iki hafta içerisnde istediği Replicator'u üretebileceğini iddia ediyor. Bu tamamen saçma bir iddia. Eğer bu iş bu kadar basit ise neden dünyada benzer bir deney henüz yapılmamış? Neden kimse bunu denemedi? Neden bunun gibi benzer denemelerin tamamı başarısızlıkla sonuçlandı. Musgrave tabiki bu gerçeklerden bahsetmiyor. Burada 13 Şubat 2006'da bu konu ile ilgili yapılmış en son deneyin sonuçları var. Bu deney Musgrave'in yukarıdaki iddialarını yalanlıyor. Ayrıca verdiği referansalarda minerallerin katalizör olarak bulunduğu ortamlardan bahsediliyor halbuki Musgrave okyanusların tamamını deney sahası olarak seçmiş.
4) Ian Musgrave Ghadiri grubunun sentezlediği 32 aminoasit uzunluğundaki self-replicator'dan bahsediyor. Yalnız Ghadiri grubu bu Peptide'i elde etmek için önceden hazırlanmış 15 ve 17 aminoasit uzunluğunda özel olarak ayıklanmış zincirleri kullanılmıştı. Yani Ghadiri grubu yapay yöntemlerle amaçlarına ulaşmıştı. Musgrave ise deneyini tamamen doğal süreçler ve yöntemlere dayandırıyor ama bu konuda bize bir açıklama yapmıyor.
Kaldı ki yaşam için gereken tüm proteinler left-handed aminoasit birimlerinden oluşuyor. Miller deneyindeki gibi rasgele oluşmuş bir aminoasit karışımı eşit miktarlarda left-handed ve right-handed aminoasitler içerir. Bu da yaşam için gerekli şeklide bir Polymerization olayını imkansız hale getiriyor çünkü örneğin DNA zinciri tamamen right-handed aminoasitlerden oluşmuş iken proteinler left-handed aminoasitlerden oluşmakta . Sırf bunlar yüzünden Musgrave'nın bu varsayımları ilk etapta geçerliliğini kaybediyor.
5) Tüm bunlara rağmen analizimize devam edelim. Musgrave şöyle bir iddia da bulunuyor. 1x10e24 litrelik okyanus sularının içerisinde 1x10e50 aminoasit molekülünün var olduğunu farzedersek bir yıl içerisinde 1x10e31 adet Self-Replicator Peptide üretilebilecekmişiz. Burada Musgrave reaksiyon hızından bahsetmiyor bu yüzüden bir yıllık süreyi neye göre hesapladığını göremiyoruz. Yalnız burada Musgrave hesaplamada çok büyük bir hata yapmış, şöyle ki:
32 aminoasit uzunluğundaki bir polimer 20e32 değişik kombinasyon oluşturabiliyor.Bu da = 4.29e41. Olasılık hesaplamalarında göre eğer Musgrave deneyinde 1x10e31 adet belirli bir protein zincirini oluşturmaya başarabiliyorsa aynı zamanda (1x10e31) x (4.29e41) adet diğer zincirlerden de oluşması gerekmiyor mu?
Örneğin siz eğer 100 defa zar atarsanız 16 defa altı 84 defa diğer rakamların gelmesi gerekiyor.
Bu yüzden eğer oluşma olasılığı 4.29e41 olan bir protein Musgrave'in iddia ettiği gibi rasgele kendiliğinden oluşabiliyorsa o zaman tüm olası kombinasyonları dikkate alırsak toplam olarak
(1x10e31) x (4.29e41) = 4.29x10e72
adet polimer zinciri elde etmiş olmamız lazım! İnanılmaz bu!
İşte tam bu noktada Musgrave'in nasıl saçmaladığı net olarak ortaya çıkıyor!
Evrende bulunan tüm partiküllerin sayısı 10e80 olarak tahmin ediliyor. Demek ki Ian Musgrave tüm Saman Yolu galaksisini dolduracak kadar polimer üretmeye başarmıştır. kendisini tebrik ediyoruz. Ian Musgrave elinde sonsuz bir aminoasit kaynağı varmış gibi hatalı bir şekilde olasılık hesabı yapmış halbuki elindeki kimsayallar dünyadaki gazlar ve kimsayal madde rezevleri ile kısıtlıdır. Eğer Musgrave'nın varsaydığı gibi 1x10e50 aminoasit molekülü ile işe başlarsak ve bunların hepsi polimer oluşturur ise o zaman en fazla 1x10e50/4.29e41 adet öngörülen Self-Replicator'lerden oluşabilir yani:
1x10e50/4.29e41=2.3x10e8 yani Musgrave'in öngördüğü rakamdan 100.000.000.000.000.000.000.000 kat daha az.
Bu inanılmaz bir hata!
Burada üretilen Self-Replicator'lar diğer tüm polimerler arasında samanlıktaki bir iğneden farksız kalırdı. Bununla ilgili şöyle bir hesap yapmıştım. Eğer Musgrave'in öngördüğü okyanuslar bu şekilde polimerler ile dolabiliyorsa onun istediği Self-Replicator her 10.000.000.000.000.000 litre'de bir adet şeklinde bir yoğunluk gösterebiliyor. Başka bir deyişle denizde aralarındaki mesafe 100 lerce kilometre olurdu. Bunlar çok gülünç gerçeklerdir. Böyle bir kimyasal karmaşanın içinden yaşam gibi son derece karmaşık bir yapının ortaya çıkmasını beklemek kadar bilimdışı bir düşünce olamaz. Kaldı ki eğer tüm aminoasitler bu şekilde hızlı ve kolayca polimerize olabiliyorsa o zaman Self-Replicator'lar kendilerini replicate etmek için serbest aminoasitleri nerden bulacaklar? Zaten bu sonuçlar doğada polimerizasyon'un bu kadar basit bir şekilde kendiliğinden gerçekleşemeyeceğinin kanıtıdır.
Zaten eğer Musgrave'in iddia ettiği gibi hızlı bir şekilde polimerizasyon gerçekleşebiliyor olsaydı, Prebiotic ortamda bulunan tüm gazlar ve kimyasallar bir kaç yılda tükenirdi ve dünya zehirli kimyasallarla dolu bir çöplük haline gelirdi. Gerçekte ise bu tür kimyasal zincirleri asla bu kadar basit ve rasgele oluşamaz çünkü ekolojik sistemlerde kimyasal reaksiyonlar ancak belli kurallar ve denge içerisinde işleyebiliyor.
Bu noktadan sonra aynı hatalı yöntemle olasılık hesaplarına devam ederek Musgrave bol keseden istediği her çeşit RNA ve diğer proteinleri üretebiliyor ama asla miktar olarak trilyonlarca kat fazla olan hatalı ve gereksiz polimer kombinasyonlarından ve bunların ne olacağı veya yan etkilerinden bahsetmiyor. Kendisi bu hayalı deneyinde yaşamın temellerini değil kocaman bir polimer çöplüğü yarattığının farkında değildir. Bu makalenin analizine devam etmeye bile gerek yok çünkü Musgrave'in iddialarının ciddiye alınacak hiçbir tarafı yoktur.
Gerçekte dünyada bir aminoasit denizinin varlığı jeolojik açıdan asla kanıtlanabilmiş değildir. Organik bir çorba var olmuş olsaydı bunun izleri jeolojik olarak tespit edilebilirdi ama asla bir kanıt bulunamamış. Miller deneyinde var olduğu iddia edilen gazlarin Prebiotic çağlarda varlığı ise kanıtlanamamış ve kesinlikle gerçeklerden uzak bir varsayımdan ibarettir.
Bunlara ek olarak yaşam sadece kimyasalların karışımından ibaret değildir. Yani çok merak ediyorum. İstediğiniz kadar Self-Replicator, RNA ve gerekli diğer tüm kimyasalleri alın ve istediğiniz şekilde karıştırın ve istediğiniz her çeşit enerjiye maruz bırakın. Bunları alın ve bu şekilde yıllarca denemeye devam edin. Acaba bu karışımın içerisinden canlı hücrelerin ortaya çıkacağına gerçekten inanabiliyor musunuz? Yaşam denilen şey bu kadar basit mi?
Bazıları insanoğlunun ve tüm canlıların ilk atalarının Replikatör Molekül Zincirleri olduğuna kendilerini inandırmışlardır, onlar için yapacak birşey yok! Hatta bu konuda meşhur bir laf vardır: Astronom George Mulfinger şöyle demişti: "Evrimcilerin (Darwinistlerin) iddiası şu şekilde olmalı: Hidrojen kokusuz, tatsız ve görünmez bir gazdır. Yeteri kadar zaman verilirse, insanlara dönüşür"
Sonuç olarak böyle inanılmaz hatalar içeren bir makale ancak Darwinist'ler tarafından ciddiye alınabilirdi. Çünkü onların kimyasal atıklarla dolu bir çorbanın içinden yaşam gibi kompleks bir yapıyı yaratacak sözde bilimsel kanıtlara ihtiyaçları vardır. Temelinde %100 hatalı da olsa onlar için kanıt kanıttır. Musgrave'in bu makalesi özellikle ateist sitelerde çok popülerdir. Onlar kendilerini bu tip sözde bilimsel kanıtlarla avutuyorlar ama somut bilimsel gerçeklerin bunlarla yakından uzaktan alakası yoktur.
Yazan: Farshad Tarih: March 22, 2006 1:30 AM
DeÄŸerli Farshad ve Bekir L. Yildirim Bey,
Yazılarınız için çok teşekkür ederim.Benim için Da Vinci'ye ayrıca cevap vermeye gerek bırakmadığınız gibi makaleyi çok mantıklı ve ince bir düşünce yöntemi ile irdelemiş,tutarsızlıklarını ortaya sermişsiniz..
Yazan: öztürk Tarih: March 22, 2006 9:41 AM
Yukarıda yaptığım analiz ile ilgili bir ek yapmak istiyorum. Gerçi bu kadar detaya inmeye gerek olmayabilir ama yaptığım analizde mümkün olduğu kadar soru işareti bırakmak istemiyorum.
Musgrave aşağıdaki varsayımlarda bulunmuş:
So how does this shape up with the prebiotic Earth? On the early Earth it is likely that the ocean had a volume of 1 x 10e24 litres. Given an amino acid concentration of 1 x 10e-6 M (a moderately dilute soup, see Chyba and Sagan 1992 [23]), then there are roughly 1 x 10e50 potential starting chains, so that a fair number of efficent peptide ligases (about 1 x 10e31) could be produced in a under a year, let alone a million years. The synthesis of primitive self-replicators could happen relatively rapidly, even given a probability of 1 chance in 4.29 x 10e40 (and remember, our replicator could be synthesized on the very first trial).
Burada Musgrave'ın nasıl bir hesaplama yöntemi kullandığı tamamen bir muamma olarak kalıyor. Eğer toplam üretilen polimer adedinin bir yılda 10e31 olduğunu iddia ediyorsa o zaman bunların arasında öngörülen replikatör'ün ortaya çıkma süresi (10e31/4.29x10e40=2.33x10e-10) yani 4.29x10e9 yıl başka bir deyişle 4 milyar yıl gibi tuhaf bir rakam ortaya çıkıyor. Yok eğer belli bir polimer grubundan bahsediyorsa onu da belirtmiyor. Her nasıl oluyorsa aşağıda bu sürenin bir hafta olabileceğini iddia ediyor. Burada Musgrave zamanlama ve süre hesaplamak için kullandığı yöntemi bizden gizliyor. Bu yüzden bu makalenin bilimselliği tamamen tartışmaya açıktır. Kaldı ki kimyasal reaksiyonlar sürekli bir yöne doğru devam eden ve geri dönüşü olmayan prosesler değildir. Sözkonusu Peptide'ların herbirinin bir Half-Life süresi vardır. Bu süreleri bilmeden bu hesaplamalar yapılamaz. Yani bir yılda 1000 tane polimer üretebiliyorsam o zaman 100 yılda 100.000 tane üretirim gibi bir düz mantık uygulanamaz. En önemlisi bir önceki analizimde de belirttiğim gibi açık denizlerde Polimerizasyon'un bu şekilde asla oluşmaz ama biz şimdilik bu gereçeği unutuyoruz.
Assume that it takes a week to generate a sequence [14,16]. Then the Ghadiri ligase could be generated in one week
İşte burda gene hayal gücümüzü kullanacağız çünkü Musgrave toplam kaç adet "Ghadiri ligase" üretilebileceğini bize söylemiyor. Yani koskoca okyanuslarda 1 adet mi? yoksa 1 milyon adet mi? Bu üretilen Replikatörler ne şekilde yaşamın başlangıcını tekikleyecek? Bir hücrenin oluşumu için gereken yüzlerce değişik yapı ne şekilde ve nasıl bir araya gelecek ve birleştirilecek?
...and any cytochrome C sequence could be generated in a bit over a million years (along with about half of all possible 101 peptide sequences, a large proportion of which will be functional proteins of some sort).
Yukarıda Musgrave gene tuhaf bir şekilde bir milyon yılda cytochrome C üretilebiliyor iddiası ile ortaya çıkmış. İşte bu çok komik çünkü cytochrome C yaklaşık 100 aminoasit uzunluğundadır yani 20e100 gibi astronomik olası kombinasyonlardan sadece bir veya bir kaç tanesi. (Evrendeki toplam partikül sayısının 10e80 olduğunu tekrar hatırlatalım). Musgrave bir milyon yıl içerisinde doğal ortamlarda Polimerizasyonun non-stop devam ettiğini ve sürekli yeni ve daha uzun proteinler elde edebileceğini sanıyor. Halbuki gerçekte bunun böyle olmadığını zaten biyokimyacılar biliyor ve yukarıda da bahsettiğim gibi bu polimerlerin bir kaç gün ile bir kaç yıl arasında değişen kısa "half-life" süreleri olduğunu unutmamak lazım.
Ayrıca 100 harf uzunluğundaki bir polimerin tüm kombninasyonlarını oluştrurmak için az önce de belirttiğim gibi evrende bilinen tüm madde bile yeterli değildir. Musgrave diğer tüm kombinasyonlar ortaya çıkmadan, cytochrome C'nin ortaya çıkacağını neye dayandırıyor?
Oksijenin bulunmadığı bir atmosferde ozon tabakası da yoktur yani ultraviyole ışınları hemen bu tür sentezleri ve protein yapılarını yok edip nötrelize edebiliyor. Bazıları bu tür sentezlerin denizlerin derin bölgelerinde oluştuğunu iddia ediyor ama bunlar sadece iddia. Bunlarla ilgili yapılan tüm deneyler hiçbir zaman olumlu bir sonuç vermedi.
Bunlar çok ciddi ve önemli sorunlardır. Bu kadar imkansızın arasından ilk canlı hücreyi yaratmak ne kadar olası artık onu hesaplamak bence yeresiz oluyor. Öyle görünüyor ki Fred Hoyle basit bir hesaplama yöntemi ile aslında gerçeğe çok yaklaşmıştı çünkü hesaplamaları detaylandırmak durumu kolaylaştırmadığı tam tersi işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Sonuç olarak Abiogenesis teorisyenlerin işi çok zor, bu ortada. Yalnız burada farklı bir noktaya dikkatınızı çekmek isterim. Türkiyedeki durumu tam bilmiyorum ama Avrupa'da ve Amerika'da çoğu biyoloji ders kitabında sanki abiogenesis bilimsel olarak kanıtlanmış gibi gösteriliyor ve bilimsel gerçekler olarak öğrencilere sunuluyor. İşte bu noktada bilim adına işlenen çok büyük bir ayıp ortaya çıkıyor. Evrim Teorisi hayatın başlangıcını kapsamaz diyen Darwinistler okullarda bunu bilim adamları tarafından ispatlanmış somut gerçekler gibi gösteriyorlar.
Burada Hollanda'da bulunan gençelere yönelik bir cinsel eğitim sitesinin yaşamın başlangıcı ve insanoğlunun soyu hakkında tamamen yalanlarla dolu ibareler yer alıyor:
"But if we go back far enough, we come to the beginning of life. This beginning was also gradual: larger and larger molecules were formed from the elements that were present in the universe and became big and complex enough to reproduce themselves.)( %100 yalan ) And from that small beginning came the vast variety of plants and animals that have lived and died in the world."
Bunlar bilim adına çocukların ve gençlerin beyinlerine sokulan yalanlarla dolu cümlelerdir. Bazı Darwinist'lerin (genelleme yapmıyorum) ne kadar dürüstlükten uzak olabildiklerinin bir göstergesidir bu. Ben genel olarak Darwinizm'e din ve inanç meseleleri açısından karşı çıkan biri değilim. İşin bu yönü benim için şimdilik arka planda kalıyor. Öncelikle bu iddiaların bilimsel bir temeli olmadığı için karşı çıkıyorum. Önce çıkıp bilim bilim diye bas bas bağrıyorlar, sonra da bilimi acımasızca ayaklar altına alıp sıkılmadan açık açık yalan söyleyebiliyorlar. Kanıtlanamamış Hipotezlerini gençlere somut gerçekler gibi sunuyorlar. Richard Dawkins gibiler işin Psuedoscience tarafını üstlenirken Daniel Dennett gibi filozoflarda işin felsefi tarafını beyinlere pompalıyorlar. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar.
Yazan: Farshad Tarih: March 23, 2006 1:00 AM
Sayın Farshad,
Değerlendirmeniz çok güzel.Elinize sağlık. Türkiyede ki durumu bilmediğinizi söylemişsiniz. Türkiyedeki durumda aynen hollanda'daki gibi. ders kitaplarında hala Miller deneylerinden "yaşamın cansız maddeden türeyeceğini göstermiştir" şeklinde bahsediliyor.
Ernst Haeckel'in 19. yüzyılın sonlarında ortaya attığı,sahtekarlığı defalarca ortaya çıkarılmış Ontogeny Recapitulates Phylogeny teorisi yakın zamana kadar ders kitaplarında yer alıyordu-şu anda bilmiyorum- İşin acı yani Ümit Sayın gibi evrim savunucuları Türk halkını aptal olarak görmüş olacaklar Ernst Haeckel'in bu sahtekarlığına "bilimsel" makalelerinde yer veriyorlar.Mustafa Akyol'un katıldığı Ceviz Kabuğu programında bir evrimci prof.telefonda yine Ernst Haeckel'in bu sahtekarlığından habersiz bir şekilde Ontogeny Recapitulates Phylogeny teorisini söyleyip "evrimin embriyolojik kanıtı var" diyebiliyor.
Daha birçok örnek verilebilir.Kısa lafın uzunu Türkiye'deki durum çok acı ama maalesef budur.
Saygılar.
Yazan: Öztürk Tarih: March 23, 2006 5:08 PM
Sayın Öztürk Teşekkür ederim,
Somut delillere dayanan pozitif bilimin bu kadar mesnetsiz iddiaya kucak açmış olması oldukça düşündürücü ve esef verici bir durumdur.
Sadece Abiogenesis alanında değil Darwinism'in tüm alanlarında bu böyledir. Örneğin memelilerin dinozorlardan türemiş olmasını anlatan "masallar" o kadar inandırıcılıktan uzak ki bırakın bilim literatürlerine masal kitaplarına bile girmemesi gerekir.
İlk ortaya çıkan memeli ne şekilde yavrusuna süt vermeye başladı? Yani bu aşama aşama nasıl olabilir? Aşama aşama nasıl oluyor ki bir mutant dinozor yavrusu hem süt içebiliyor hem eski yemek alışkanlıklarına aynı anda devam edebiliyor? Süt üreten dokuların ter bezlerinden evrim sonucu üretildiğini iddia ediyorlar. Nasıl yani? Ter bezleri birden bire yeteri kadar süte bezner bir madde üretmeye başladı ve ilk doğan bebek ise hemen ondan beslenmeye başladı ve tüm bunlar tek nesilde mutasyonlarla mücizevi bir şekilde mi oluştu? Doğan yavru o bezlerden beslenmesi gerektiğini nerden ve nasıl öğrendi? Tüm bunların aşama aşama gerçekleşmiş olması imkansızdan da öte bir şey olsa gerek, gerçekleşse bile bu aşamalar nasıl bir seleksiyon avantajı sağlar ki?
Bunları da geçelim rasgele mutasyonlar bu kadar işi nasıl başarabildi sorusu ise imkansızı daha da imkansız hale getiriyor. Darwinizm mitinde mutasyonlar sihir ve büyü ile eşit tutulması gereken güçlerdir.
Bunlara ek olarak seksüel reprodüksiyon mutasyonların nesilden nesile geçmesini nerdeyse imkansız hale getiriyor çünkü her seferinde dişi ve erkeğin genleri karışıyor ve o mutant genler sadece eşlerden birinde bulunduğu için etkisi azalıyor veya tamamen kayboluyor.
İşte tüm bunları üst üste koyarsak net şekilde görebiliyoruz ki asıl indirgenmez komplekslik burdadır.
Bunlara inanmak ve o meşhur Spaghetti Monster'a inanmak arasında sizce bir fark var midir? Her ikiside aynı düzeyde inandırıcılıktan yoksundur. Bu tür saçma ötesi açıklamaları neden biyolglar sorgusuz sualsız kabul ediyorlar aklım almıyor. Bilimin başka hiç bir alanında bu tür vakalar göremezsiniz.
Saygılar
Yazan: Farshad Tarih: March 24, 2006 1:16 AM
Sayın Farshad,
Kendi çapınızda birşeyler yapmaya çalışmışsınız. Ama bana göre çok başarısız bir deneme olmuş. Neredeyse tamamı bilimsel kaynaklara dayanarak yazılmış bir yazıyı yazan kişiyi cahillikle suçlamışsınız. Şu yanlış, bu yanlış dediklerinize de teker teker baktım tamamında siz hatalısınız. Aslında hepsini teker teker inceleyip yazmayı düşünüyordum ama bu sitede yaşamış olduğum önceki tecrübelerimi aklıma getirdim ve bunun hiçbir faydası olmadığı kanaatine vardım. Şimdi ben birşeyler yazacağım siz ona karşı birşey yazacaksınız ve hiçbir yere varamayacağız. Bunu bu sitedeki önceki deneyimlerime dayanarak rahatlıkla söylüyorum. Onun için bu konuyu uzatmak için bir neden göremiyorum. O yazıda yanlış olduğunu iddia ettiğiniz hiçbir şey yanlış değil. Siz kafanıza göre resmen uydurmuşsunuz. Daha self-replicator denilen şeyin ne olduğunu ve abiyogenezin ne olduğunu anlamamışsınız. Kendi kendini kopyalayabilen polimerler yaşayan ilk şeyler oalrak kabul edilir. Musgrave de ona göre bir self-replicator seçiyor ve hesapları onun üzerinden yapıyor. Sizin neden Histone-4'ü almıyor da başka birşey alıyor sorunuz tamamen yersizdir. Kaldı ki histone prokaryot hücrelerde bulunmaz. Zaten kendi kendini kopyalayabilen polimerlerin üretilmesiyle histone proteininin hiçbir ilgisi yoktur. Sizin anlamadığınz şey bu. Modern proteinlerle yaşamın başlangıcının bir ilgisi yoktur. Abiyogeneze göre kendi kendini kopyalabilen polimerlerin oluşması gerekir ve Ian Musgrave de bunların oluşumunun yaratlışçıların alakasız olasılık hesapların buldukları gibi abartı derecede imkan dışı değil tam tersine oldukça mümkün olduğunu açıklamaktadır. Sizin yazıdaki verilere karşı çıkışlarınız da gördüğüm kadarıyla tamamen yersiz. (hele sitokrom C ile ilgili yorumlarınız tam bir facia diyebilirim. bir soru: acaba 2.3x10^93 farklı işlevsel sitokrom C dizilimi olabileceğini biliyor muydunuz? İsterseniz bunu biraz araştırın. Sanki tek bir doğru sitokrom C dizilimi varmış gibi düşünerek tamamen alakasız olasılık hesapları yapmadan önce bunları bilmek lazım diye düşünüyorum.)
Daha önce de dediğim gibi bir faydası olacağını düşünsem yazınızdaki her noktayı tek tek inceler ve Musgrave'in yazısıyla ilgili iddialarınıza bir bir cevap verirdim ama bunun hiçbir faydası olmayacağını çok iyi bildiğim için böyle bir beyhude çaba içinde olmayacağım.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 24, 2006 5:24 PM
Sayın Da Vinci,
Benim yazdıklarım sizin şahsınıza değil Musgrave'in makalesi ile ilgiliydi çünkü daha önce de onu incelemiştim. Ha siz buna cevap yazma ihtiyacı duymuş olmanızı doğal karşılıyorum ama kişisel olarak sizin bu konudaki fikirlerinizle ilgilenmiyorum çünkü siz zaten bu ve bunun gibi makalelere koşulsuz "inanmayı" baştan seçmişsiniz gibi görünüyor.
Bu konularda doğru veya yalnış kendimce bir birikimim olduğu için yazdıklarınız bana pek yabancı gelmedi.
"Yok aslında hepsine cevap yazacaktım ama, yok efendim cevap yazmaya kayda değer bulmadım, siz kafadan hatalısınız" gibisinden klasik tatktikler zaten bilinen şeylerdir keşke daha orijinal yöntemlerle "yan çizme" yola gitseydiniz.
Belli ki amacınız sadece cevap yazmak ve kendinizce meydanı boş bırakmamaktır ama keşke hiç yazmasaydınız diyorum çünkü durumu kurtarayım derken daha da batırmışsınız. Biraz sonra bunu net şekilde göreceksiniz.
Öncelikle benim yazdıklarımı madde madde neden değinmediğiniz ortada çünkü nerdeyse hiçbirine verecek mantıklı bir cevabınız yoktur. Yanılıyor muyum?
Musgrave gibi 5.sınıf bir akademisyene neden mi cahil demişim az sonra aşağıda tekrar göreceksiniz ama Fred Hoyle gibi nobel ödülünü kıl payı kaçırmış bir bilim adamına cahil hatta yalancı diyen sanırım sizden başkası değildir. Eğer dünyanın en dahi bilim adamı ise ve Evrim Teorisine karşı çıkıyorsa o zaman kesin cahildir değil mi? Güzel bir mantık yürütme tarzınız var.
Demek self-replicator nedir bilmiyormuşum değil mi? Komik olmaya başladınız. Bu klasik bir darwinist taktığıdır. Kendi bilgisizliğini saklamak için karşısındakini cehaletle suçlar. Ben bunlara uzun zaman önce alıştım ve sizin çıkıp benim tüm yorumlarımın hatalı olduğunu söylemenizi de umursamıyorum çünkü bunlara alışığım ve doğal karşılıyorum. Çıkıp pardon siz haklısınız abiogenesis imkansız bir hayaldır diyecek halınız yoktur herhalde. Sizi gayet iyi anlıyorum ve anlayış ile karşılıyorum. Cevap hakkınızı kullandınız buda gayet doğal yalnız şunu da belirteyim benim bu konuda sizinle karşılıklı tartışmaya niyetim yok çünkü bunun devamını getirmemem gerektiğini bilecek kadar tecrübem var.
Benim yazdıklarımı hesap yapmasını bilen ve araştırma gücüne sahip olan herkes bağımsız bir şekilde araştırabilir ve kendine göre bir sonuç çıkarabilir. Ben kimsenin yazdıklarına kafadan hatalı diyecek kadar insafsız değilim bu yüzden Musgrave'in yazdıklarını deliller sunarak analiz ettim. Ayrıca sizi veya başkasını ikna etmek asla amacım değildir zaten ikna da olmazsınız bu apaçık ortada. Benim için burda fikirler çatışır kişiler değil. Bu yüzüden son bir kez bu konuda bazı ufak noktalara değinmekle yetineceğim gerisi size kalmış.
Evet gelelim asıl konuya; Mr. Musgrave neden feci şekilde hatalıdır?
On the early Earth it is likely that the ocean had a volume of 1 x 10e24 litres
İlk başta dünyadaki okyanuslarda 1x10e24 litre su hacminden bahsdiyor. Şimdi bakalım doğru mu?
Dünyanın yarıçapı = 6380km = 6380.000 metre
Sayın Da Vinci, kürenin hacmi nasıl hesaplanır biliyıor musunuz? Bilmiyorsanız söyleyim: V=(4/3)PI*R^3
Yani dünyanın hacmi = (4/3)*3.14*(6380^3) = 1.08 x 10e21, metre küp veya 1.08 x 10e21 x 1000 = 1.08 x 10e24 litre
Yani Musgrave'a göre dünyanın tamamı (içi dahil) sudan oluşmuş sulu bir küredir. Gördüğünüz gibi sizin Evrimci bilim adamı daha denizlerin hacmını bile hesaplamaktan acizdir. Bu kadar basit bir hata yapan bir adamın geriye kalan hesaplarının nesine güveneyim. Gerçekte ilk denizlerde tahmini su hacmi en fazle 1.2 x 10e20 litre olabilir yani Musgrave'in hesapladığından yaklaşık 10.000 kat daha az.
Yani sizin hatasız dediğiniz bu makalede 10.000 katlık gibi feci bir temel hesap hatası sözkonusu.
Buyrun burdan yakın. Sizin koşulsuz doğru kabul ettiğiniz makale böyle ciddi ve temel bir hata ile işe başlıyor tabi ki bundan sonraki tüm hesaplamalarını da böylece çöpe atabiliriz. Alın bir hesap makinesini kendiniz hesaplayın. Böyle bir hatadan sonra neden makalenin gerisi ile zamanımı harcayım ki? Ya diğer hesaplamaları da böyle sallamaysa?
Gerçi çok ta muhim değil çünkü Darwinizm kafadan atma sanatıdır bizimde sanatçılara saygımız sonsuzdur bu yüzden Musgrave'a cahil diyerek haksızlık etmişim, pardon.
and any cytochrome C sequence could be generated in a bit over a million years
Bu durumda Musgrave'in örneğinde cytochrome C için hesapladığı yaklaşık 1 milyon yıllık süre aslında 10 milyar yıl olması lazım değil mi? Çünkü en başta herşeyi 10.000 kat fazla hesaplamış.Yalnız evrenin yaşı 12 milyar yıl. Evren başladı ve bitti ama hala ortalarda cytochrome C yok, canlı hücre yok birşey yok.Ne yapacaz şimdi?! Kaldl ki evrimciler bile cytochrome C'ın böyle denizlerde ortaya çıkmadığına canlılarda evrim geçirerecek ortaya çıktığını varsayıyorlar yani Musgrave hem hatalı olarak hesap yapmış hem cytochrome C için önerdiği mekanızma tamamen uydurma.
Sizin 2.316x10e93 dediğiniz fonkisyonel 120 harflık cytochrome C'ler hangi toplam ihtimallardan oluştuğunu biliyor musunuz? cevap = 1.3 x 10e143.Yani sadece 1/10e50. Yani her cytochrome C çeşidi için 10e50 kombinasyon polimer denemesi yapacak kimyasal yoktur bu gezegende bunları göremiyor olmanız hiçbir şekilde izah edemiyorum. Benim oradaki örneğim sadece 100 harflık bir polimerin ortaya çıkmasının imkanszılığı ile ilgiliydi sadece cytochrome C ile ilgili değil.
Yani siz bir polimerin milyonlarca yılda doğal ortamlarda kendi kendine 120 harfa kadar uzar diyorsunuz ve burda Half-life diye bir gerçeği tamamen unutacağız değil mi? Half-life nedir biliyorsunuzdur umarım yoksa boşuna mi anlatıyorum. Gerçi boşuna anlattığım ortada çünkü tüm hesaplamalar ta başından zaten yanlışmış.
Demek ki sizin evrimci bilim adamı?! ya çarpma bölmeyi bilmiyor yada sonuçları çarpıtmak için bilerek yalnış hesaplamış ve rakamları abartmış. Bana ikinci ihtimal sanki daha kuvvetli gibi geliyor.
Histone-4'ün ne olduğunu bilmediğiniz ve onun önemini kavrayamadığınız ortada. Ona modern protein demeniz ile bu ortaya çıkıyor. Zaten kimse yaşam Histone-4 ile başladı demiyor. Histon-4'ün kaynağı bilinmiyor diyoruz çünkü evrim süresince fonksiyonu değişmeyen, bitkiler dahil tüm canlılarda var olan ve DNA'yi paketlemek gibi özel bir görevi olan özel bir proteindir. Hoyle Histone-4'ü örnek verdi çünkü bu protein unique bir kombinasyonu var ve evrim sonucunda aşama aşama ortaya çıkmış olması mümkün gözükmüyor ayrıca kaynağı da çözülebilmiş değil. Bu yüzden tesadüfen ortaya çıkmış olmasının imkansız olması çok önemli bir sorun oluşturuyor.
Aynen Wikipedia'a dan copy/paste:
It also appears that the structure of histones have been evolutionarily conserved, as any deleterious mutations would be severely maladaptive.
BaÅŸka bir kaynaktan:
Histone-4 has a chain of 102 amino acids and the structure is extremely conserved in all eukaryote species. Bovine histone-4 differs in only 2 positions with peas! And that means extreme functional constraints must exist. Histones are necessary for chromosome condensation during cell division.
Hoyle Histone-4'ü sorgulayarak yaşamın başlangıcının dünyada olamayacağı sonucuna varmıştı çünkü Histone'un kaynağını biyologlar izah edemiyorlar (hayal kuranları saymıyorum).
Self-replikatör vs. konulardaki tuhaf itirazlarınızı çok komik buluyorum ve onlara tekrar girmeyeceğim hele self-replikatörler "yaşayan ilk şeyler olarak kabul edilir" demeniz yaşam'ın tanımını baştan yalnış yaptığınızı veya ne olduğunu bilmediğinizi net şekilde sergiliyor. Tekrar tekrar aynı şeyleri yazmaya hiç niyetim yok. Zaten uzun uzun yazmıştım isterseniz tekrar okuyun veya okumayın orası size kalmış.
Siz bu makaleyi referans olarak göstermekten vazgeçin artık, çünkü karşımızda önce dünyanın içini dışını sularla dolduran sonra bu su dolu küreyi bir polimer çöplüğüne çeviren bir Ian Musgarve var. Kendisine bari bir mail atın da bu hataların bir kısmını düzeltmesine yardımcı olun, sevaptır! Size de bir tavsiye Talkorigins'de gördüğünüz herşeyi ciddiye almayın yoksa sonra böyle zor durumda kalırsınız.
Yazan: Farshad Tarih: March 24, 2006 10:38 PM
Bu tartışmalarda asıl önemli olan nokta gözden kaçırılıyor gibi görünüyor. Evrim teorisine karşı 100,000 tane kanıt bulsanız bile evrim teorisini göz ardı edip, "saçma, mantıksız" diyemezsiniz (sanırım bu forumdaki bilimle ilgilenmiş herkesin bunu biliyor olması gerekiyor). Çünkü bir bilimsel teoriyi çürütmek için, söz konusu fenomeni daha iyi açıklayan, bilimsel verilerle daha iyi desteklenmiş bir teori geliştirmeniz gerekir. Ancak o zaman "bu ondan, şu şu yüzden daha iyi bir teori, evrim teorisi yanlıştı" diyebilirsiniz, ve sizin teoriniz gerçekten bilimsel kanıtlarla çok iyi desteklenen bir teoriyse, bilim dünyası sizi ayakta alkışlar, rahip Darwin gibi tarihe geçersiniz. Yok, siz bu yolda çalışmayıp, uğraşmayıp, emek vermeyip, DÜŞÜNMEYİP, okumayıp, gecelerce sabahlamayıp, hiç bir şey üretmeden, hiç bir yenilik getirmeden; laf kalabalığı, saptırma, çarpıtma, kavram kargaşası yaratma yoluna gidip, çok konuşupta hiç bir dişe dokunur şey söylemezseniz, sizi, bırakın bilim dünyasından kimseyi, sağduyulu, kafası çalışan, biraz okumuş hiç kimse kaale almaz.
Evrim teorisinin eksiği, gediği, şu anda açıklanamamış, muğlak kalmış alanları da olabilir. Fakat, bunları bulmak kadar, açıklamaya çalışmak da önemli. Çünkü bildiğiniz gibi bilimsel bir açıklamaya oturtulamayan hiç bir gözlem bilimsel olarak anlam ifade ETMEZ. "Allahın işi" demek bilim değil, inançtır. İnanca saygımız var, ama tembelliğe yok.
Yazan: Pirate Tarih: June 22, 2006 6:21 PM
sayın farshad.yazdığınız makale müthiş.sizi gerçekten kutluyorum.bu arada da vinci bey nerde hiç görünmüyo.yazdığınız makale moralini bozdu galiba.
Yazan: cüneyt Tarih: January 7, 2008 4:14 PM
Hmmm..ne gevherler varmış, yeni görüyoruz. Olasılık hesapları gırla. way be.
Madem bu kadar hevesli, tartışmacı, bilim fışkıran bir kalabalık var, neden bir üretim görmüyoruz?
Daha önce verdim bir yorum, tekrar vereyim:
2006 - 33,573
2005 - 33,263
2004 - 28,818
2003 - 27,998
2002 - 24,717
2001 - 22,310
2000 - 22,223
1999 - 21,651
1998 - 19,727
1997 - 18,414
1996 - 17,177
1995 - 15,554
1994 - 14,539
1993 - 13,086
1992 - 12,547
1991 - 11,362
(Science citation index)
Bunlar yıllara göre evrim ile ilgili bilimsel makale sayısı. Bir makale nasıl yazılır, hangi süreçlerden geçer bilen var mı? Bunların ne yazdığından, hangi araştırmaları içerdiğinizden haberiniz var mı? Yada karmaşıklığın nasıl gözlemlenip incelendiğini bilen var mı? Genetik de neler oluyor merak edip araştıran var mı? Bu akla zarar matematiksel hesaplarınız hangi verimli araştırmaya konu olmuş mesela? Şöle alıp inceleyebileceğimiz, replicate edebileceğimiz bir araştırma, kaynak var mı? Yok, yok çünkü çıkmaz sokak, bilimsel bir yöntemin yanına yaklaşsa tuzla buz olur, ve oluyor. Onun PR tricklerle TV lerde bilim yapmak daha kolay geliyor sanırım. Konuya vakıf olmayan insanların kafasını büyük sayılarla karıştırmak gayet kolay. İşin içinde din min de var, piece of cake durumu. Durmasın da bilim adamımız Shannon entropy, self-organization, genetik, far-from-equilibrium-systems, dissipative structures, fitness-landscape, pseudogenes, phylogenetic,cell-automata, adaptive-systems vs. saysın dursun. Sonra birisi telefonla bağlansın "Sen şimdi bana maymundan mı geliyoruz diyorsun lan!" desin, "Sen müslüman değilmisin haa?" vs.vs.
Bu sitede adı çok anılan Francis Collins(şu bildik Genome projesinden) bakın ne diyor:
Hadi kötü ruhlu materyalist,darwinist bilmem ne dinsizler tüm bilimi parmağına dolamaya çalışıyor.
Bu adam gibi inancını açıkca ifade eden bir insan aklını mı kaçırdı da böyle birşey söylüyor?
Yazan: sinan Tarih: January 7, 2008 6:42 PM
Bunca bilimsel makaleye raÄŸmen mi Celal Bey.
İnanın bilmiyordum.
Hayretim katlandı doğrusu.
Bunca bilimsel makalenin desteğini arkanıza alabilecekken neden tartışmadan kaçtınız?
Yoksa cidden birisi telefon açar da "Sen şimdi bana maymundan mı geliyoruz diyorsun lan!" tepkisi verir diye mi çekindiniz.
Eğer böyle ise hayretim bir kez daha katlanır.
Mustafa Bey'in birikiminden çekinmenize bir nebze anlam verebilirim de böyle saçma bir tepkiden çekinmenize hiç anlam veremem.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: January 9, 2008 12:10 AM