« Faşist Kurtların Vadisi | Ana Sayfa | Amerikan İşkencesine Lanet — Ve Teşhis »

February 16, 2006

Türkiye İran olacak mı?

[17 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

'Türkiye İran olmayacak' sloganı geçtiğimiz on yıllar içinde bu ülkenin sokaklarında çok yankılandı. Bugünlerde ise Türkiye 'İran olmaya' değilse bile İran'a benzemeye her zamankinden daha yakın. Ancak söz konusu sloganı dillerine dolayanların sandığı yönden değil. Tam aksi yönden...

Malum, İran'ın özelliği otoriter bir rejimle yönetiliyor olması. Bu otoriterizmin ortaya çıktığı alanlardan biri, devletin kadın giyimine dair getirdiği katı kurallar. Kadınların başörtü takması yasal zorunluluk ve güvenlik güçleri tarafından sıkı sıkıya dayatılıyor. Benzer bir yasak, Suudi Arabistan'da da geçerli. Suudi Krallığı'nın 'mutavva' olarak anılan 'din polisleri', değneklerle sokakta gezip kadınların kılık-kıyafetinin uygunluğunu denetliyor.


Kadın kıyafeti için yasa

İşte İran'a ve Suudi Arabistan'a egemen olan 'kadın kıyafetini yasayla düzenleme' zihniyeti, bugünlerde Türkiye'nin üzerinde de bir hayalet gibi dolaşıyor. Çıkış yeri ise Danıştay. Danıştay, son kararıyla, devlet memuru kadınların başlarını sokakta da açtırmaya yönelik bir adım attı. Yani İran ve Suudi rejimleri kadınların başını zorla örterken, Türkiye zorla açacak. Her ikisi de despotizm...

Denebilir ki, İran ve Suudi Arabistan'daki yasalar tüm kadınlar için geçerli, Türkiye'de sadece kamusal alanda uygulanıyor. Doğru, zaten bu nedenle Türkiye'deki despotizm daha hafif. Nitekim dünya ülkelerinin özgürlük düzeyini ölçen Freedom House isimli kuruluş, İran ve Suudi Arabistan'ı 'özgür olmayan ülkeler' diye tanımlarken, Türkiye'yi 'yarı özgür ülkeler' kategorisine sokuyor. Buna da şükür...

Ama niçin Türkiye 'tam özgür' bir ülke olmasın? Türk vatandaşları, nerede ne giyeceklerine, yasa zoru ve polis copu olmaksızın, kendi başlarına karar veremesinler?

Aslında sadece giyimle değil, düşünceyle de çok yakından ilgili olan bu 'özgürleşme'nin neden bir türlü tam gerçekleşmediğini görmek için, yine İran örneğine başvurmakta yarar var. Çünkü orada despotizmi üreten sistem, buradakinden özünde farklı değil.

İran rejimindeki sorun, seçimle işbaşına gelen siyasi temsilcilerin üzerinde atanmış bir kadronun bulunması. Din adamlarından oluşan bu kadro, Ayetullah Humeyni'nin 'Velayet-Fakih' doktrini gereğince, halkın temsilcilerine 'velayet' ediyor, yani onları denetleyip düzeltiyor. İran halkının çoğunluğu, "Biz nasıl giyineceğimize kendi başımıza karar vereceğiz" dese bile, bu aykırı isteğin ulemanın velayetini aşması mümkün değil.


Velayet-i Devlet

Ne ilginç, benzer bir sistem Türkiye'de de var. İran'dakinden daha yumuşak, daha örtülü, daha sınırlı, ama yine de Türkiye'yi 'yarı özgür' bir ülke olarak tutmaya yetecek kadar etkili bir sistem bu. Adına, Humeyni'den ilhamla, 'Velayet-i Devlet' diyebiliriz.

Merkezinde, kendine dar bir ideolojik kimlik belirlemiş, bunu benimsemeyen toplum kesimlerini tehdit sayan, onları 'kamusal alan'dan kovan, onların siyasi temsilcilerini ise elinden geldiğince saf dışı bırakmaya çalışan bir bürokrasi eliti var. İran'dakilerin adı 'dini ulema' ise bu da 'laik ulema.' Her iki 'ulema' kendi velayetini meşrulaştırmak için benzeri söylemler kullanıyor. İran'dakiler eğer rejim özgürleşirse dinin, Türkiye'dekiler ise laikliğin elden gideceğini ileri sürüyorlar.

Oysa doğrudan Kuran'ın kendisi 'Dinde zorlama yoktur' (Bakara Suresi, 256) hükmünü veriyor ve laikliğin de çok daha özgürlükçü yorumları var. Dahası despot olmayan İslam ve laiklik anlayışlarının hem tarihte hem günümüzde çok sağlıklı örnekleri var. Dolayısıyla rejimler özgürleşirse, ne din ne de laiklik elden gidecek. Elden gidecek olan tek şey, bu kavramları kullanarak kendisine iktidar zemini üretmiş olan 'velayet' sahiplerinin gücü.

Ama velayet sahiplerinin iktidar tutkuları kadar samimi korkuları da var. 'Ya hep ya hiç' mantığıyla düşünmeye alıştıkları için, en ufak 'geri adım'ın yıkımla sonuçlanacağını sanıyorlar. Bu yüzden özgürlük isteyenlere bir görev düşüyor: Özgürlüğü sadece kendileri değil herkes için istediklerini açıkça ortaya koymalılar. Kadınların hem başörtü hem de mini etek hakkını savunmalılar. Şöyle demeliler: Bırakalım kadınları istedikleri gibi giyinsinler.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 16, 2006 9:01 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"yine İran örneğine başvurmakta yarar var. Çünkü orada despotizmi üreten sistem, buradakinden özünde farklı değil."

Laiklik yani Secular system esittir despotizm? Yorumuzu cok hatali buluyorum. Ozgurluk demek kuralsizlik demek degil ki. Sizin istediginiz kurallari kendi isinize geldigi gibi degistirmek. Bu Turkiye'de ozellikle prim yapiyor cunki ulke, Bati'nin aksine, kuralsizligin, kanunsuzlugun kabul gordugu bir yer.

Diyelim ki bir ogretmen Turbanli ve sizin ozgurluk anlayasinizla lise ogretmenligi yapabiliyor. Bu kadin ogretmen, Kuran'a dayanarak her "Iffetli ve namuslu" kizin ve kadinin basini mutlaka ama mutlaka ortmesine hararetle inaniyor.

Basini ortmeyenleri "ahlaksiz" olarak kabul ediyor. Siz bu kafadaki bir Turbanliyi lise ogretmeni yaptiniz. Sinifindaki basi acik Turk kizlarina ne olacak? Ben olsam Turbanli bir Hoca'dan tedirgin olurum. Ya bana hak ettigim notu vermezse...sirf...basim acik oldugu icin.

Laiklik demek Devlet'in din tercihi yapmamasidir. Bu Lise ogretmeninin, devlet memurunun, Cumhurbaskaninin, acil'deki kadin doktorun, Muslumanligini disa vurmamasi demektir, gorevlerini yaparken. Boylece her inanctaki insana esit mesafe saglanir.

Bu kadar basit bir konsept'i neden Turbanci "Ozgurlukculer" bir turlu anlamak istemiyorlar?

Islerine gelmedigi icin olsa gerek.

Yazan: MeltemB Tarih: February 16, 2006 10:15 AM

vah halimize vah halimize bu hallere düştük vah halimize!mustafa bey dilinize yüreğinize sağlık.bilir bir kişinin dediği gibi'cumalar pazar oldu,bak bize nazar oldu,,ne oldu ise hep azaaaar azar oldu.'sanırım yine suç bizde biz müslümanlarda.herşeye itiraz etmeden kendimizi savunmadan boyun büktük.Herşeyin bir başlangıcı olduğu gibi bir akibetide olacaktır ben buna inanıyorum en azından bu düşüncem yüreğimdeki o nefrete kine su döküyor.ama farkında değiller yaptıklarının TÜRKİYE lehine değilde aleyhine olduğunu.içim kan ağlıyor birilerinin oturupta OSMANLI TORUNLARINI ne hale getirdik deyip gülüyor oldukları düşüncesi.YARIN ELBET BİZİMDİR ELBET BİZİMDİR GÜN DOĞMUŞ GÜN BATMIŞ EBED BİZİMDİR.herkesten dua bekliyorum...

Yazan: fatma Tarih: February 16, 2006 11:00 AM

Mustafa bey,

Yine donup dolasip turban referansli yazinizla Turkiye Cumhuriyeti'nde zaten ozgur olan kadinlari ozgurlestireceginizi mi dusunuyorsunuz?

Verdiginiz orneklerde cok ilginc. S.Arabistan dan sonra simdi de Iran ornegi. Kuzey Kore ornegini uzun zamandir vermediniz. Onu da verin tam olsun.

Eger gercekten samimiyseniz ve kadin ozgurlugunu savunuyorsaniz bir kerecik olsun haremlik-selamlik tabir edilen kadinlarin erkeklerden ayri bir yerde oturtulmasina kadinlara yapilan bu saygisizliga karsi cikan elestiren yazilar yazinda gorelim.

Turk kadinin Cumhuriyet'le birlikte cagdas dunya kadinlariyla arasinda hicbir fark kalmamistir. Turk kadini mukayese edilecekse ancak cagdas dunyanin kadinlariyla mukayese edilebilir. Cagdas insan aklinin urunu olmayan yonetim anlayisiyla yonetilen ulkelerdeki kadinlara gorulen reva Turk kadinlarina dayatilamaz, mukayese dahi edilemez. Basbakanimiz sayin R.Tayyip Erdogan'in dedigi gibi "bu boyle biline!"

Ozgurluk turbani, mini etegi savunmak degildir. Ozgurluk Cumhuriyeti ve onun degerlerini savunmaktir!

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 16, 2006 12:09 PM

Sayın MeltemB

Kendinize göre bir öğretmen tanımladınız (her "iffetli ve namuslu" kizin ve kadinin basini mutlaka ama mutlaka ortmesine hararetle inaniyor.) ve bir senaryo yazdınız.

Peki aynı senaryonun tersinden uygulanabileceğini düşünemiyor musunuz?

Bu arada başı kapalı olanlar size göre Türk değil, bu da ilginç bir bakış açısı.

Ayrıca başı örtülü yada açık olan insanlara eşit mesafede duramayan doktorlar yada öğretmenler, top sakallı - küpeli - bol pantalon giymekten hoşlanan - yada uzun saçlı gibi yüzlerce daha örnek verebileceğimiz insanlara da eşit mesafede duramazlar.

Size göre herkez ilk okul çocuklarının önlük giymesi gibi tek tip giyinmeli, hatta tek tip traş olmalı. Bence uyanın 2006 yılındayız.

Yazan: caner Tarih: February 16, 2006 12:34 PM

Sayin Akyol,


Sizi tebrik ediyorum. Yorumunuz cok isabetli olmus. Cünkü Türkiye, Kur'anlilar'in
da yasadigi bir ülkedir. Laikler Seriat'a mahkûm edilemeyecegi gibi, Kur'anlilar da
laiklige mahkûm edilemez. Bu halde: "Sen bizim hayatimiza karisma", "biz de senin
hayatina karismayalim" demek gerekiyor. Fakat siyasal güc, iktidardan ziyade
laiklerin elinde oldugundan, onlar Kur'anlilarin hayatina karisabiliyor. Tabii bu
zulümsel karismanin sona ermesi gerekiyor. Kur'anlilarin laiklige mahkûm edilmelerine
artik son verilmelidir. Aksi halde Amerika bu laiksel diktatörlüge de bir son vermek
icin harekete gecebilir! Laiklerin radikal ve despotik kismi yoksa bunu mu istiyor?
Öyle ise radikal laikler dindarlari aglatmaya son vermelidir. Aksi halde aglatani
aglatirlar...


Türkiye'nin, "Kur'anlilarin da ya$adigi bir ülke" oldugu unutulmamalidir. Böyle bir
yerde ve kamusal alaninda dindarlara, "basini ac" gibi dindisi seyler dayatilamaz.
Bu yüzden dindar kadinlar üzerinde uygulanmakta olan laiksel zulmün sona ermesi
gerekiyor. Kur'anli dindarlar da, Kur'anlica ya$ama hakkindan vazgecmemelidir ve
vazgecemezler.

Türkiye Cumhuriyeti'ne sesleniyorum!

Sizin laikliginiz size, bizim "Lâyiklik"imiz bize olsun.
Öyle ise, kamusal alandaki laiksel zulmünüz son bulsun!


Laiklik: Devletin dine, dinin devlete karismamasi.
Lâyiklik: Allah'a lâyik olma ve Kur'anlica ya$ama eylemi.


Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 16, 2006 3:44 PM



Başörtüsü....Son 15-20 yıldır Türkiye Tarihine damgasını vuran,hemen herkesin konu hakkında söyleyecek birşeyleri olduğu ve gidişata bakıldığında bir o kadar daha üzerinde konuşulacak bir mesele.

Aslında, başörtüsü nedeniyle üniversite son sınıftan ayrılmak zorunda olup,çalıştığım işyerinde de atılmayla yüzyüze olan birisi olarak bu konuda çok fazla fikir beyan etmek istemiyordum.Çünkü ne zaman bu konu hakkında konuşulmaya çalışılsa ,öyle bir safhaya geliniyor ki fikir alışverişi niyeti ortadan kalkıp,yerini tartışmaya,tarafların kendi fikirlerini dikte etmesine,karşısındaki kişiyi rencide edici tavırlara bırakıyor.

Burada kendi düşüncemi ifade etmek istiyorsam bu da Sayın Mustafa Bey'in sitesinin kalitesinden ve düşüncesi her ne olursa olsun yazı yazan arkadaşların seviyesine ,üslubuna olan güvenimden kaynaklanıyor.

Kuralsız bir toplum elbette düşünülemez.Toplumun huzuru,bazı mekanizmaların işleyişi için belli kuralların olması gerekir.Zaten kanunlar o toplumda yaşayan kişilerin daha rahat,daha özgür,kendileriyle barışık ve daha verimli olmaları için değil midir?Dayatmayla,kişi hak ve özgürlükleriyle çelişerek,insanları inançları konusunda ikilemde bırakarak ,üniversitelerde olduğu gibi eşit şartlarda sınava girip öğrenim hakkına sahip olanlar arasında ayrım yaparak oluşturulmaya çalışılan bir toplumda, huzurdan,özgürlükten,çağdaşlıktan bahsedilebilir mi?

Hele hele insanlar hakkında "düşünce,niyet okuma" yoluyla(ki bunun formülü nedir gerçekten merak ediyorum)sen şucusun,senin düşüncen aslında devlete zarar verme,ya da" takiyye "yapmak gibi ithamlarda bulunma hangi çağdaş ve iyi niyetle açıklanabilir?

Bazen kendimi farklı düşünceden olan kişilerin yerine koyuyorum.Sayıları az ya da çok inançlarını siyasete alet edenleri,başörtüsünü farklı amaçlarına siper edinen kişileri duyunca tepkilerini anlıyorum.Fakat bundan korunmanın yolu,niyet okuma yoluyla toptan reddedip yasaklamak mıdır?Yoksa kişilerin bizzat kendi yaptığı eylemlere göre kişisel olarak yargılamak mıdır?

Biliyorum,bunlar sadece benim düşüncelerim.Bu yazıyı okuyan arkadaşlardan farklı ses verecek olanlar mutlaka olacak.Kendilerince haklı nedenler öne sürecekler.Aynen karşı tarafın kendilerini haklı gördükleri yüzlerce neden öne sürdükleri gibi...

Benim kimseyi ikna etme,düşüncelerime inanmalarını sağlamaya zorlama gibi bir niyetim ve beklentim asla yok.Benim tek isteğim,"farklılıklarımıza rağmen hayatı paylaşma" becerisini hepimizin gösterebilmesi.Bu nasıl olur?Yöntemi nedir?Bunu gerçekten bilmiyorum.Belki, bunun için atılacak ilk adım,bu toplumda herkesin en az kendimiz kadar özgür ve insanca,inandığı dğerler doğrultusunda yaşama hakkına sahip olduğunu bilmek olabilir.

Bu arada şuna da değinmeden geçmek istemiyorum.Hani halk arasında bir tabir vardır." Ölümü gösterip,sıtmaya razı etmek".Son günlerde tartışma konusu olan Danıştayın bir öğretmen hanım için verdiği karar bana bu sözü hatırlattı.Elbette verilen kararın "olabilirliğinin" olmadığı Danıştay tarafından biliniyor.Ama öyle bir seçenek sunuluyor ki,diğer seçenekler için "Çok şükür en azından okul,iş,üniversite dışındaki özel hayatımızda karışılmıyor"dedirtiliyor adeta.

Yazımın başında da belirtmiştim.Konu başörtüsü olunca herkesin söyleyecek o kadar sözü oluyor ki...Aynen benim şimdi olduğu gibi,faydasına çok fazla inanmadığım için bir daha yazmamayı düşünüp,sonunda kendimi tutamayıp yazdığım gibi.

Şairin dediği gibi"Bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine"yaşayabilecek miyiz?

Selam ,sevgi ve biraz daha hoşgörü dileklerimle....

Yazan: ceren Tarih: February 16, 2006 3:52 PM

Ataman Bey,
Mustafa Bey’in “Türkiye Cumhuriyeti'nde zaten özgur olan kadınlari özgürleştirme” çabalarını anlayabilmek öncelikle, bir kesimin "örtünme" ile bayraktarlığını yapmaya çalıştıkları düşüncenin fikir babası olduğuna inandığım Necip Fazıl Kısakürek'in "Büyük Doğu"sunda aile ve kadının nasıl anlatıldığına bakmak lazım.

"İslâm İnkılâbında aile, tıpkı bir makinenin iyi işleyip işlemediğini muayene eden bir mühendis gibi, uzaktan ve devlet gözüyle murakabe edilmesinden ibaret, 'zat-ül-hareke'liğine kadar her ferdi ve her unsuriyle sımsıkı bir müdahale hedefidir...
Bu müdahalenin esaslarında, cemiyetin protoplazması olan muazzez aile mefhumunu korumak; babayı, anneyi, evlâdı, zevci, zevceyi ve bütün yakınlık kademelerini birbirine karşı her türlü ahlâkî emirler ve yasaklarla vazifelendirmek ve bu hususların yerine gelmesi için gereken aile ruhunu elifbesinden başlıyarak fasıl fasıl tedvin etmek işi vardır.
İslâm inkılâbında, devlet tesisi olarak, müstakil bir aile zabıtası ve mecburî aile kursları, tohumun ağacı ve ağacın yemişi elde edilinceye kadar muvakkat teşkilâtın esas şubelerinden olacaktır.
İzdivaç müessesesi, en genç yaşlarda adetâ mecburiyet belirtecek şekilde devlet tarafından himaye edilecektir...
Bu inkılâbın kadınları, cihanın en zarif ve en cazibeli kadınları olacaktır.
Bu inkılâbın kadınları, kutsî ölçünün 'örtmeğe mecbursun!' dediği her noktalarını örtecekler ve 'örtmeye mecbur değilsin!' dediği hiçbir noktalarını örtmeye zorlanmayacaklardır.
Bu inkılâbın kadınları, böylece ve anlayanlarca, kadınlık mefhumunun heykelleştirdiği en derin ve esrarlı hicap ifadesi içinde cemiyet zeminini süsleyeceklerdir.
Bu inkılâbın kadınlarında vekâr, hayâ, iffet, mâna, şahsiyet, eda, öyle cömert bir ifade bağlıyacaktır ki, dünyanın en havaî erkeği bile yüzlerine bakarken ürperecek, onlara karşı hürmetten başka bir şey duymayacaktır.
Bu inkılâbın kadınlarından, yüzde yüz İslâmî çerçeve içinde ve bilhassa kendi, cinsi üzerinde yetiştiricilik vazifesiyle, muallim çıkacak, doktor çıkacak, hastabakıcı çıkacak, muharrir çıkacak, sanatkâr çıkacak, âlim çıkacak; ve bilhassa fahişe çıkmıyacak, bar artisti çıkmıyacak, sarhoş şarkıcı çıkmıyacak, göbek atıcı çıkmıyacak ve nihayet başıboş işçi ve memur yaftası altında cinsiyetini azmanlığa götürmüş pislik ve yırtıklık nevilerinden hiçbirisi çıkmıyacaktır.
İslâm inkılâbı, üreme ve türeme dâvasında, sistemli bir çalışmayla, 40 milyonluk bir kalabalığı çeyrek asır içinde 80 milyonun üstüne çıkarmayı taahhüt ve tefekkül edici bir hamle ruhuna maliktir."

Mustafa Bey’in bu düşünceler ile ne alakası var, Mustafa Bey herkes için özgürlükleri savunuyor diye düşünenler çıkacaktır. Tabiki Necip Fazıl Kısakürek'in ideallerine bir anda ulaşmak mümkün değil. Bu ideallere "evrimci" bir politika izleyerek ulaşmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle, daha geniş bir kitleyi etkileyebileceklerini ve harekete geçirebileceklerini düşündükleri “sorunları” ve konuları öne çıkarmaktadırlar. Bu alanlarda sağlanacak "ilerlemeler"le amaçlarına daha kolay ve emin adımlarla ilerleyeceklerini hesaplamaktadırlar.

Gelelim konunun şekilsel boyutuna. Bir öğretmenin günümüz koşullarında okul dışındaki zamanlarda başını örttüğü için müdür olamaması bana çok garip geldi. AKP’nin kamuda yapmakta olduğu kadrolaşmanın herkes farkındadır. Bu öğretmenimiz başını örttüğü için değil, muhtemelen kendisinden daha “müslüman” bir öğretmen arkadaşı bulunduğu için o pozisyona gelememiştir. Son yıllarda “namazında niyazında” olmayan bir kişinin devlette belli bir kademenin üzerine gelebilmesi mümkün değidir. Kamuda atamaların bilgi, beceri ve tecrübe yerine ne kadar “göstermelik olark müslümansına” dayandığını bilmeyen yoktur.

Yazan: Peyami İskender Tarih: February 16, 2006 4:10 PM

Arkadaşlar kimin nasıl giyinmesi yada giyinmemesi gerektigini devletin belirlemesi "olaganüstü" haller dışında (örnegin Atatürk ün politikası,bu olaganüstü duruma örnek gösterilebilir) tasvip edilemeyecek kadar ilkel bir durumdur..
Ancak öyle görünüyorki günümüzde Türkiye nin bu politikasına karşı çıkışlar "dinimizin emrini yerine getiremiyoruz" nidaları şeklinde boy gösteriyor..Acaba türban takmayı isteyen bu kişiler,devletin türban takacaksınız,ya da haremlik-selamlık uygulamala gibi hüküm getirdiginde de aynı hassasiyeti de inancı farklı oldugu halde baş örtüsü takmak,ya da haremlik selamlık uygulamasına maruz kalmak durumunda olan kişiler içinde gösterecekler midir?
şimdiden bu sorunun muhataplarının
"Elbette gösteririz bizim dinimiz hoşgörü dinidir,zorla bu şekilde bir uygulamayı farklı inançta kişiler için de gösteririz" dediklerini duyar gibiyim,oysa bunu diyenler "islama göre yönetilen" Osmanlı devletinin bazı uygulamalarını haksızlık degilmi diye gösterdiginizde savunmaya kalkarlar bir türlü yanlış bir uygulama varsa bunu da bu gün dile getirdikleri gibi dile getirmezler ve "hikmet" ararlar o uygulamalarda...
Bence Mustafa Bey,Türkiye İranlaşmaya yakın fakat bu sizin baktıgınız pencereden görüldügü gibi de olabilir yukarıda çizdigim karakter profiline sahip "dini için türban takan" kişilerin "haksızlık" anlayışlarından dolayı da olabilir...
Aslında bu baş örtü meselesi islam dininin tarihinde gördügü en büyük hakareti oluşturmaktadır..bir takım zihniyetler her anlamda müthiş bir şekilde yaşanabilecek olan Allah ın dinini gelip 1 metre karelik bir bez parçasında bogdular...
İlginçtir ki baş örtmek adeta islamın bir sembolu olmuş..halbuki KADININ BAŞINI KAPAMASI İSLAM DİNİNE GÖRE FARZ DEGİLDİR BU,DİNSELLEŞTİRİLEN BİR GELENEGİN İZDÜŞÜMÜDÜR..
Baş örtüsünün farz oldugunu da nereden çıkarttınız?bunu cevaplayın önce,bakın ben dinde reform isteyen biriyim.diyeceksinizki dinde reform olmaz..bakın reform Avrupa da gerçekleşen BÜYÜK BİR ÖZE DÖNÜŞ ÇABASIDIR...Dinde reform ise ancak ve ancak ÖZE (KURAN'A) dönüşle gerçekleşecektir..Kuran kadına böyle bir hüküm vermemişken nasıl olur da bunu farz olarak ele alabilirsiniz?

Yazan: ebulfetih Tarih: February 16, 2006 5:18 PM

Sayin Ebulfetih Bey,

Insanin hayatina isik, dâvâsina delil ve dayanak, hayatina da ölcü, denge ve düzen olan Kur'an ve Dini elbette bir basörtüsüne indirgenemez.
Yanliz "indirgenemez" derken dikkatli olalim. Disaridan basit görülen bir mesele, eger
dine ve Kur'an'a aitse, o mesele, basit bir mesele degildir. Bu halde örtünme konusu da basit bir mesele olmaktan cikar. Dini ve Kur'an'i önemsiz seylere indirgemeyi düsünen de yok.

Mesele, bir "özgürlük meselesi"dir. Yoksa örtünmenin farz olup olmadigi meselesi degildir. Ortada bir özgürlük gasbi var. Bu gasbin kalkmasi gerekir. Özellikle Türkiye gibi Müslümanlarin coklukla yasadigi bir ülkede bu yasagin hic bulunmamasi gerekiyor. Bu yasak, sanki Türkiye, "radikal laikler gibi 'özel
bir sinif'a aitmis, Müslümanlar da onlarin köleleri ve onlarin buyrugu altinda yasamasi gereken adi varliklarmis" gibi bir
tablo meydana getiriyor. Bu cirkin tablonun ortadan kalkmasi gerekiyor. Bunun icin de basörtüsü yasagi son bulmalidir.

Basörtülü kiz ve kadin ögrenciler, Avrupa ülkelerinin üniversitelerindeki gibi, Türkiye'de de rahatca okuyabilmelidir. Kamusal alan, radikal laiklerin özel alani degildir. Radikal laiklerin, kendi evlerine basörtülüleri sokmamaya haklari
vardir. Halka ve devlete ait alanlarda ise, ayni hakki kullanamazlar.

Eger basörtüsü bir tehdit olarak görülüyorsa, pekâlâ basörtüsüzlük de bir tehdit olarak görülebilir. Madem üniversite basörtüsüzlere yasak edilmiyor, o halde basörtülülere de yasak edilmemeli. Esitlik ve adalet ancak bu sekilde saglanir. Yani basörtülülere yasak edilen bir
üniversite, basörtüsüzlere de yasak edilmeli.
Fakat biz, böyle bir yasagi istemiyoruz.
"Basörtülülerin yasagini kaldirin" yeter, diyoruz. Iran'daki gibi zorla basörtme
eylemine de razi degiliz.

Basörtüsü bir ahlâksizlik degildir ki, yasak olsun! Basörtüsünü yasaklayan acik bir kanun da yok. Olamaz ve olmamali. Sadece keyfî yönetmelikler var. Bir Cumhuriyet yönetiminde keyfîliklere razi olunamaz! Türkiye, diktatörlükle yönetilen bir ülke olmadigina ve
olamayacagina göre, bu yasak derhal kalkmalidir!
Türkiye laik bir ülkedir. Yani devlet dine karisamaz. O halde kamusal alandaki dindarliga da karisilmamalidir. Karisanlar ise, bir özgürlük gasbciligi yapmaktadir ve cezalandirilmalari gerekir.

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 17, 2006 11:07 AM

1400 yil oncesinin Medine sartlarinda bir yasam tarzi surdurmek isteyen arkadaslar oncelikle kadinlar uzerindeki turban dayatmasi ve haremlik selamlik uygulamalarinin gunumuz sartlarina uygun olup olmadigini, kadinlara hala bu sekilde davranmanin akillara ve vicdanlara rahatsizlik verip vermedigini sorgulasinlar.

1400 yil oncesinin Medine sartlarinda kadinlar neden saclarini ortmusler? Kur'an da anlatilan hangi olaydan sonra baslarinin ortulmesi emredilmis? Neden kadinlar haremlik selamlik uygulamaya maruz birakilmis? Bunlari sorgulayin once.

Ortunmeyle ilgili ayetlerin oldugu ayni sure'de artik evlenme umidi kalmamis, dogurganligini yitirmis kadinlarin baslarini ortmelerine gerek olmadigini soyleyen ayet de var. Neden bu ayet gormezlikten geliniyor?

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 17, 2006 2:17 PM

Selam,
Urfa da balıklı gölü gezdikten sonra Hz.İbrahim in doğduğu mağaranın bulunduğu etrafı gül bahçesi olan İBRAHİM CAMİİ ne girecektik..

Otobüslerinden İran lı oldukları belli olan bir grup da oradaydı..
Kadınlar abdest almak için lavaboya (lavabo demeye bin şahit ister)geldiler.
İçerisi o kadar pis ve bakımsızdı ki ben burnumu tıkayıp,pantolonomun paçalarını kıvırarak spor ayakkabılarımın uçlarına basarak yürümek zorunda kaldım.

Kadınlar dış örtülerini açınca gayet bakımlı hatta manikürlü elleriyle dikkatimi çektiler,hele hele BETTY MAHMUDİ nin Kızım olmadan asla! kitabıyla daha 16 yaşında tanıştığım(!) İran lıları uzaylı görmüş gibi inceliyordum...

Kadının biri adidaslarımdan başlayıp,kotumdan yüzüme kadar yukarı çıkıp beni süzdü ve tuvaletle birlikte sanki beni de katarak,küçümser ve acır bir halde, aynen şöyle dedi:

-Turkish gedâ !

Ben de o pis ortamdan zorla sıyrılarak babamın yanına gittim ve sordum,
-İran lı kadının biri bana Turkish GEDÂ ! dedi baba.Gedâ neydi?

-Senin şahsında türkler köle kul demiş,kendilerine baksınlar onlar(kızarak)


Aslında düşününce kadın haklıydı ,biz gedaydık..
Onlar en azından Milli sanayi hamlesi geliştirebilmişlerdi,emperyalizme kafa tutma cesaretini gösterebiliyorlardı.

Üniversite öğrencilerinin %60 ı kız dı.
Kadın yönetmenlerinin sinema festivali vardı..
Balıklı göl gibi turistik bir mekanlarının tuvaleti de eminim bizden daha temiz ve bakımlıydı.

En azından Amerika nın eyaleti değillerdi...
Biz Amerika nın Onlarsa, Tanrı nın GEDÂ sıydı..
Türkiye İran olur mu bilinmez ama İran ın Türkiye olmayacağı kesin!


sevgi ve saygılarımla

dipnot:
gedâ: Fakir, kul, köle.

Yazan: ECE Tarih: February 17, 2006 6:31 PM

Sayin Ebulfetih Bey,

Insanin hayatina isik, dâvâsina delil ve dayanak, hayatina da
ölcü, denge ve düzen olan Kur'an ve Dini elbette bir
basörtüsüne indirgenemez. Yanliz "indirgenemez" derken
dikkatli olalim. Disaridan basit görülen bir mesele, eger
dine ve Kur'an'a aitse, o mesele, basit bir mesele degildir.
Bu halde örtünme konusu da basit bir mesele olmaktan
cikar. Dini ve Kur'an'i önemsiz seylere indirgemeyi düsünen
de yok.

Mesele, bir "özgürlük meselesi"dir. Yoksa örtünmenin farz
olup olmadigi meselesi degildir. Ortada bir özgürlük gasbi var.
Bu gasbin kalkmasi gerekir. Özellikle Türkiye gibi Müslüman-
larin coklukla yasadigi bir ülkede bu yasagin hic bulunmamasi
gerekiyor. Bu yasak, sanki Türkiye, "radikal laikler gibi 'özel
bir sinif'a aitmis, Müslümanlar da onlarin köleleri ve onlarin
buyrugu altinda yasamasi gereken adi varliklarmis" gibi bir
tablo meydana getiriyor. Bu cirkin tablonun ortadan kalkmasi
ve silinmesi gerekiyor. Bunun icin de basörtüsü yasagi son
bulmalidir.

Basörtülü kiz ve kadin ögrenciler, Avrupa ülkelerinin
üniversitelerindeki gibi, Türkiye'de de rahatca okuyabilmelidir.
Kamusal alan, radikal laiklerin özel alani degildir. Radikal
laiklerin, kendi evlerine basörtülüleri sokmamaya haklari
vardir. Halka ve devlete ait alanlarda ise, ayni hakki
kullanamazlar.

Eger basörtüsü bir tehdit olarak görülüyorsa, pekâlâ
basörtüsüzlük de bir tehdit olarak görülebilir. Madem
üniversite basörtüsüzlere yasak edilmiyor, o halde
basörtülülere de yasak edilmemeli. Esitlik ve adalet ancak
bu sekilde saglanir. Yani basörtülülere yasak edilen bir
üniversite, basörtüsüzlere de yasak edilmeli. Fakat biz,
böyle bir yasagi istemiyoruz. "Basörtülülerin yasagini
kaldirin" yeter, diyoruz. Iran'daki gibi zorla basörtme
eylemine de razi degiliz.

Basörtüsü bir ahlâksizlik degildir ki, yasak olsun!
Basörtüsünü yasaklayan acik bir kanun da yok. Olamaz
ve olmamali. Sadece keyfî yönetmelikler var. Bir
Cumhuriyet yönetiminde keyfîliklere razi olunamaz!
Türkiye, diktatörlükle yönetilen bir ülke olmadigina ve
olamayacagina göre, bu yasak derhal kalkmalidir!
Türkiye laik bir ülkedir. Yani devlet dine karisamaz.
O halde kamusal alandaki dindarliga da karisilmamalidir.
Karisanlar ise, bir özgürlük gasbciligi yapmaktadir ve
cezalandirilmalari gerekir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 18, 2006 12:32 AM

Sayin Ataman Bey,

Bütün kadinlar dogurganligini yitirmis midir?
Biz, örtüsüyle okumak isteyen genc ve bekâr
kiz ögrencilerden bahsediyoruz. Siz de, öteki
ayetleri görsenize!

Bu zamanda da gecmis zamanin sartlari bulunabilir.
Eger sartlar gerekli kiliyorsa ve tabi olunan din de emir ve teklif ediyorsa, fert ve toplum örtün-
me ihtiyaci hissedebilir. Bizim mevzumuz da,
Allah'in emir ve teklifiyle örtünen ve örtünmek
isteyen kimselerin durumuyla ilgili. Ebeveynle-
rinin dayatmasiyla örtünen kiz ögrencilerin
durumu konumuz disindadir. Hem bütün ögrenciler
aile baskisiyla örtünmüyorlar ki! Onlarin cogu,
Allah emir veya teklif ettigi icin örtünüyor.
Yoksa baski altinda kaldiklari icin degil. Biz de, kendi rizasiyla örtünen ve haksizliga ugrayan
kiz ögrencilerin durumuyla ilgileniyoruz.
Sorunumuz, onlarin haklari neden gasbediliyor?

Kadinin erkek üzerinde haklari oldugu gibi,
erkegin de kadin üzerinde haklari vardir. Eger
bir erkek esinin örtünmesini istiyorsa ve kadin
da dindar bir kimse ise, elbette o kadin kendi
rizasiyla örtünecektir. Bizim de meselemiz,
kendi rizasiyla örtünmüs ve dindarligini kamusal
alanda da korumak isteyen bayanlarla ilgili.Yoksa
bir kadinin baski ile örtünmesini biz de tasvip
etmeyiz, etmiyoruz. Fakat bugün, ba$ini baski ile
örtenler oldugu gibi, e$lerinin baskisi ile acanlar da bulunmaktadir. Bunun da en kötüsü,
kamusal alanda uygulanmakta olanidir!

Ben bu konuda oldukca modernlik taraftariyim.
Yani, güvenli ortamlarda kadinin ba$ini acmasinda
bir mahzur görmüyorum. Fakat o güvenli ortamlar
nerede? Bugünün dünyasinda sokaklar, i$yerleri ve
resmî alanlar ne kadar güvenlidir? Eger kadin kendini güvende hissetmiyorsa, elbette bir
kalkana ihtiyaci olacaktir. Örtünüp örtünmemeye kadin kendisi karar verecektir. Eger bir kadinin
karari basörtme olmu$sa, kamusal alanda veya disinda onun hakkini korumak boynumuzun borcudur.
Bir kadina: "Falan yer güvenlidir. Öyle ise ba$ini ac" diyemeyiz.

Bu hususta kadin, kendi karar vermelidir. Kadinlari zorla kapatmaya hakkimiz olmadigi gibi,
zorla acmaya da hakkimiz yoktur ve olmamalidir.
Eger erkekler heryerde ve her zaman bir melek gibi olsaydi, o zaman kadinin örtünmesine de
gerek kalmayabilirdi. Selamlar...

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 18, 2006 8:35 PM

Bakın Hüseyin Bey eşitlik savınız yazınızın sonunda yine bozuluyor...baş örtüsü yasagı kalksın zira dine karışılmaz diye dile getiriyorsunuz benim de haksızlık olarak gördügüm bu yasaga..ancak itirazımız kimsenin giyim tercihine,anayasal olarak suç teşkil etmedigi halde karışılmaması gerektigi şeklinde olmalı..an azından baş örtüsü konusunda..çünkü baş örtüsü islam dininde bir (farz olan) uygulama degil..ama namaz kılmak yasaklansaydı,cuma namazlarına gitmek yasaklanırsa o zaman verdiginiz tepki dogru olurdu.dini özgürlügüne tecavüz edilmiş olurdu..ama inanç anlayışına dayalı bir itiraz edecekseniz onunda yasal bir ismi var..o da vicdan özgürlügüdür..eger o kişi başını kapayarak rahat olabiliyor ise ve bu kimseye (anayasal anlamda) zarar vermiyor ise işte o zaman vicdan özgürlügü olarak da savunabilirsiniz..ancak asla baş örtüsünü dini özgürlük olarak savunamazsınız..
Neden mi?çünkü islam dinine (farz) olan bir utgulama degilki!hayır farz diyorsanız buyurun delilinizi getirin..
Sayın Ertugrul Ataman Bey e gelince..örtünme ile ilgili Kuran daki hükümleri irdelememiz bakımından yerinde sorular sormuş..bende aynı soruların cevaplarını araştırmaya davet ediyorum herkesi..ancak Ataman Bey,Kuran da baş örtüsü normal statüdeki kadınlara farz degil ki dogurganlıgı geçmiş kadınların başını açmasında sakınca olmasın!Kuran konunun geçtigi ayette dogurganlıgı geçmiş kadınların örtünmelerine daha az dikkat edebileceginden bahseder...
bu kadınlar için "başlarını açabilirler" diye bir hüküm olmadıgı gibi normal kadınlara da "başlarını örtsünler" diye bir hüküm yoktur...
işte bu yüzden Kuran da yani dinde olan bir hükmü küçük görüyormuşum gibi lanse edilmesin..Kuran da yani dinde olmayan bir hüküm hakkında bir haksızlık için de din adına savunulma yapılmasın..
"Ve size teknik bir bilgi veriyorum..bilinki baş örtüsünün yasaklanılmaya çalışılması durumu,bu duruma karşı çıkanların dini savunma getirmelerinden kaynaklanıyor"
not:en son yazdıgım paragraf üzerinde tartışmaya girmeyecegim.

Yazan: ebulfetih Tarih: February 18, 2006 9:22 PM

Yaklaşık bir hafta önce bu siteyi keşfettim ve adeta tiryakisi oldum. Buradaki tartışmaların entellektüel seviyesi beni çok şaşırttı doğrusu. Mustafa Akyol Bey'in şahsında bu sitenin teşekkülünde görev alan herkesi kalbi şükranlarımla selamlarım.

Ataman Ertuğrul adlı şahsın her habere yorum çekip, aynı şeyleri adeta ağzında sakız gibi geveleyip durması bana olabildiğince art niyetli bir kişi olduğunu çağrıştırdı. Onu görünce aşağıda bir yerlerde S. Öztürk beyin enfes bir karşı yazısıyla karşılaşacağımı düşündüm(şu ana kadar yazdılarsa da çıkmamış)ama şimdilik göremedim.
Şunu söylemek istiyorum ister 1500 yıl olsun ister 5000 yıl olsun insanların gönlünde yer etmiş bir sevgi veya iman, zamana ve mekana meydan okuyup her çağda ve her yerde kendini ortaya koyuyorsa buna neden saygı duyulmayıp da aşağılamak yoluna gidiliyor. Ataman bey öldükten sonra çamura karışıp yok olacağını düşünüyor olabilir veya hiçliğe kendini adamış, inandırmış hatta ummuş olabilir. Bu kendi sorunudur. Ama yokluğun karanlık dehlizlerine giremeyecek kadar büyük olan insan ruhu elbette daimi bir yolculuktan gelip daimi bir yolculuğa gittiğini fıtraten bilir. Yok olmayı düşünemez çünkü. Varlık yolculuğunun küçücük bir durağı olduğunu düşündüğü dünya neden insanı ulvi düşüncesinden alı koysun ki…neden ona bütün enerjisini boca etsin ki… Burası müminler için bir sınav meydanıdır sayın ateistler! 1500 yıl önce nasıl hayat sonlu idiyse bundan sonra da öyle olacak. Ve siz ölümü yok etmedikçe de söyleyeceğiniz bütün laflar şeytanın tercümanı olmanızdan başka bir işe yaramayacak
saygılar

Yazan: yuksell Tarih: February 19, 2006 12:20 AM

Yuksell Bey/hanım,


Uzunca bir süredir Ataman Bey'in yazdığı yorumlardaki dehşet verici yanlışlıklara karşı bazı cevaplar yazıyorum.

Tabii Ataman Bey'i fiilen tanımadığımdan olsa gerek başlangıçta ciddi ciddi argumanlarına cevaplar sunuyordum.Ama bir süre sonra anladım ki Ataman Bey'in tavrı, soru soran, bilgi edinmeyi amaçlayan,mütecessis birinden ziyade zaten iman ettiği ideolojisinin vaveylalarını tekerrür etmekten ibaret.

İslam terbiyesi bu tür insanların seviyesine inmemize engel olmalı.Çok derin İslami bilgilere sahip kişilerin tartışabileceği meseleleri müçtehidliğe soyunan bazı kimselerin internet sitelerinde,yorumlar vasıtası ile tartışmaya çalışmaları da çok sakıncalı.Elmalarla armutları karıştırmamak lazım.Başörtüsü konusu da bu konulardan birisi.


Bu yüzden artık ne onun her yorumuna cevap verecek sabrım,ne de bu cevaplardan onun alabileceği bir ders bulunuyor.O halde bize düşen Le kum diniküm veliyedin deyip selametle uğurlamak.


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 19, 2006 2:02 PM

Sayin Huseyin Avdic,

Diyorsunuz ki: "Eger erkekler heryerde ve her zaman bir melek gibi olsaydi, o zaman kadinin örtünmesine de gerek kalmayabilirdi." Bu soyledikleriniz tamamen erkek kiskancliginin bir ifadesidir. Kadinlarin baslarini ortmelerinin onlarin guvenlikleri icin oldugu konusunda ise gunumuzde boyle bir tehlikenin oldugunu iddia etmek ve dusunmek cok tutarsizdir.

Benim bu konularla ilgili bu gune kadar ifade etmeye calistigim goruslerim ise, Kur'an daki ayetlerin %85'lik gibi buyuk bir kismini olusturan Medine donemi ayetlerinin o donemin sartlarina gore toplumsal hayatin ve sosyal duzenin saglanmasina yonelik oldugudur. Islam peygamberi Muhammed sadece bir din getirici degil ayni zamanda bir devlet kurucusudur.

Kadinlarin baslarini ortmesi gerekliligi ile ilgili ayetlerde bu donemde inmis ayetlerdir. Bu donemde de toplumsal duzenin saglanmasi icin bu ayetler etkili ve de gerekli olmustur. Bunu boyle degerlendirmek ve gereksiz tartisma konusu yapmaktan kacinmaliyiz diye dusunuyorum. Olaylari ait olduklari donemlere gore degerlendirirsek ufkumuzu daha cok genisletmis oluruz. Dolayisiyla Islam peygamberi Muhammed'in Medine donemine ait ayetlerini, devlet kurmaya yonelik yani toplumsal ve sosyal bir duzen kurmaya yonelik eylem ve davranislarini gunumuze uyarlamaya ve uygulamaya calismak bunda israr etmek yanlistir. Islam dinine de hicbir faydasi yoktur.

Zaten Islam peygamberi Muhammed'in olumunden itibaren ahlak ve ahiret hayatina yonelik ayetler dikkate alinmadigi icin Medine donemi ayetlerini, Muhammed'in bu donemdeki eylem ve davranislari herkes kendi kafasina gore yorumlamak suretiyle sozde kendi Islami ideolojilerini yaratmislardir. Bunun kaniti da gunumuzde tek bir islam yoktur. Herkesin Islami farkli farklidir. Binlerce tarikat, yuzlerce mezhep vardir.

Ulkemizde son 25 yildir surekli gundemde tutulmaya calisilan ve kasitli olarak cikarilmis turban probleminin arkasinda halkimizin dini duygularini istismar ederek kendi Islami ideolojilerini kurma hevesinde olan kisilerin oldugu gun gibi asikardir.

Turban dayatmasini, kadinlarin baslarini ortmesini savunmadan once Kur'an ayetlerinden hareketle bu ayetlerin o donemde yasanmis hangi olaylardan sonra indirildigini bir kez daha dusunmenizi tavsiye ederim. Ayrica Muhammed peygamberligi bildirildigi zaman halen hayatta olan ilk esi Hatice doneminde (yaklasik 10 yil) neden ortunmeyle ilgili bir ayet indirilmemistir? Bunun yanitini vermek icin iyice dusunurseniz Medine sartlarini anlamis olursunuz.

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 20, 2006 12:49 PM

Sayın Ataman Bey,tabiiki Kuran da ki hükümler hakkında fikir belirtmek için müslüman olmaya gerek yoktur,ancak ateizmin ne olup ne olmadıgı konusunda yanlış yorumlarda bulunmam sizi rahatsız edecegi gibi sizin de Kuran hakkında yanlış yorumlarda bulunmanız beni rahatsız etmekte..
Kuran ın tarihsel hükümleri elbette vardır,ancak ne bu %85 lik bir bölümdür,ne de örtünme ile ilgili hükümdür..bir kere(hem Hüseyin Bey in,hem de son mesaj da sizin) düştügünüz durum yanlış bilgilerle Kuran adına yorumlar yapmanızdan başka bir şey degil..
Neden mi?örnegin demişsiniz ki "Kadinlarin baslarini ortmesi gerekliligi ile ilgili ayetlerde bu donemde inmis ayetlerdir. Bu donemde de toplumsal duzenin saglanmasi icin bu ayetler etkili ve de gerekli olmustur. "
Sayın Ataman Bey siz ne dediginizin farkında mısınız?kadınların başlarını örtmesi gerekliligi ile ilgili bir ayet in avrlıgından söz ediyorsunuz ve bunu da o dönemin şartlarına uygun olarak indigine dikkat çekiyorsunuz..ancak bu savınız iki yönden temelsiz ve yanlış..bakın öncelikle Kuran da kadınların başlarını örtmesinin gerekliligiyle ilgili bir ayet yoktur,bu sizin hakkında konuştugunuz Kuran adına bilginizin ne ölçüde oldugunu ortaya koyar,bilginiz yoksa yorum yapmayın her konuda yorum yapmak zorunda degilsiniz..ikincisi olmayan baş örtüsü gerekliligi ayetinden yola çıkarak bunun o zamana göre indigini söylüyorsunuz..bir de bu gibi ifadelerinden %85 lik bir kısım hakkında aynı yorumu yapıyorsunuz,bakın gördünüz mü şimdi ben Kuran da olmayan baş örtüsü gerekliligi ayetini sizin metodolojinizden sökersem üzerine kurdugunuz tüm mantık çöker...
bakın ama yazınız devamında müthiş bir noktaya deginiyorsunuz,TEK BİR İSLAM YOK...onun yerine şeyhler mezhepler var..ama buna da şunu eklemem gerekir,TEK BİR İSLAM VAR,ANCAK ÇOGUNLUK ONU UYGULAMIYOR..TEK OLAN İSLAM ANLAYIŞI DİNİN=KURAN OLDUGU İSLAMDIR...Kuran dışında içinde uydurulmayla dogrunun ayırdedilemez biçimde karışmış olan hadisleri ve mezhepleri de dinin kaynagı olarak görürsek DİNDAR olan kişiler yüzünden DİN GERÇEKTEN DE DAR OLMAYA DEVAM EDECEKTİR..
ancak size olan eleştirilerim henüz bitmedi,karşınızda aptal bir kesim yok bunu bilin ve yazdıgınız "ılımlı" (yani inanca saygılı gibi görünen) son mesajınız da bir nokta da objektif olarak din hakkında yorum yapamadıgınızı gösterdiniz..
Bakın yazınızdaki şu ifadeye "Islam peygamberi Muhammed'in Medine donemine ait ayetlerinİ.." diye devam ediyor,ifadeye bakın Muhammed in ayetleri?ateizm kokusu var bu ifadede ve inanın çok pis kokuyor Kuran hakkında konuşulan ortamda...
şimdi bana dediginiz bilginin hesabını vermek zorundasınız,madem yorum yapıyorsunuz hadi yazın bakalım kadınların başlarını örtmesi gerektigi yazan ayeti?eger bulamazsanız da bu yanlış bilgiden dolayı özür dilemenizi istiyorum..ayrıca tahmin edebiliyorum hangi ayeti getireceginizi ki bu da sizin bilginizi öl.mem konusunda daha iyi olacaktır...

Yazan: ebulfetih Tarih: February 20, 2006 6:03 PM

Ataman bey; Huseyin bey,

Diyorsunuz ki: "Eger erkekler heryerde ve her zaman bir melek gibi olsaydi, o zaman kadinin örtünmesine de gerek kalmayabilirdi." Bu soyledikleriniz tamamen erkek kiskancliginin bir ifadesidir. Kadinlarin baslarini ortmelerinin onlarin guvenlikleri icin oldugu konusunda ise gunumuzde boyle bir tehlikenin oldugunu iddia etmek ve dusunmek cok tutarsizdir.

Ikinizle de hemfikir degilim.

Kadinlarin ortunmesi meselesinin ozunde erkeklerin kiskancligi degil, kadinlarin birbirlerine yonelik kiskancliginin yattigini dusunuyorum.

Baska turlusu de anlamli olmaz zaten --erkeklerin (temel durtuler dikkate alindiginda), kadinlarin ortunmeleri yerine daha seyrettirgen (!) olmalarini isteyeceklerini dusunuyorum.

Sere serpe gezen, baska kadinlarin erkeklerini cezbeden bir kadin once diger kadinlari rahatsiz eder --acik acik soylemeseler bile, bu rekabete tez elden bir care bulurlar ;-)

Kadinlarin iffetlerinin erkeklerden sorulmasi, ya da erkeklerin sorumlulugunda olmasi (baba, kardes filan baglaminda) daha farkli bir yere otursa da, genellendiginde anlamli olmayabiliyor. Bugunku durumu, kadin ortunmesi konusunu erkeklerin savunuyor olmasi, kanaatimce, geleneksellesmis bir tavrin (namus vb) devamidir.

Iffet kelimesini ortunme baglaminda kullanmis oldugum dikkatinizi cekmistir, eminim. Bunu da gecmisin bir tortusu olarak gormek mumkun olmakla beraber, bugunku hal ve seraitte servet sahiplerinin varliklarini sergilemeleri halinde cezbedecekleri (celbedecekleri demek daha dogru olur) riskleri onlari korumakla gorevli birilerinin yuklenmesi gibi, kadinlarin da bu tur risklerini erkeklerin yukleniyor olusundan kaynaklandigi soylenebilir.

Anladigim kadariyla, modern/cagdas kadin, bunun bir haksizlik oldugunu dusunuyor ve kendi risklerini (hangi yas ve fiziksel takatte olursa olsun) kendisinin yuklenebilecegi kanaatinde..

Ve, bu 'koruma ve kollama' isguzarliginin artik sora ermesini istiyorlar... Cunku artik kendilerini bilhakkin koruyabilirler.. Artik gunumuzde kadinlar kas/adale ve kondisyon cinsinden erkeklerle basacikabilecek evrimi tamamladilar cunku..

Tamam, kabul. Iyi de olur. Erkekler de kurtulur.

Ama, benim asil merak ettigim sey... mustahzaratlar sayesinde zaten had safhaya varmis olan rekabeti de dikkate alirsak, bu cagdas/modern kadinlarin kendilerini baska kadinlarin serrinden nasil koruyacaklaridir..

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 21, 2006 4:43 AM

Beyler!

Lütfen, bu mevzuyu özünde tutalim. Daha fazla
dallandirip budaklandirmayalim. Zira zaman dar,
yapilacak i$ cok, tartismanin ise sonu yok. Bunun
icin meseleyi dagitmamaliyiz.

Basörtüsü yasagi, demokratik Türkiye'ye
yakismiyor. Gercek laiklik ve demokrasinin geregi
olarak bu yasagin kalkmasi gerekiyor. Eger bu
yasak kalkarsa; haremlik-selamlik uygulamali
okullara, dindarlar icin düsünülmüs özel
üniversitelere ve kadini evlere hapsetmeye gerek
kalmaz. Yasakta diretenler ise bütün bunlarin
gerceklesmesine kapi acmis olacaklardir. Cünkü
kimse dinini ve dindarligini bir kenara birakamaz
ve yarim dindarliga da razi olamaz.

Yüzde doksani "Müslüman" kabul edilen ve bu
yüzde doksan'in da yüzde otuzu dindar olan
Türkiye gibi bir ülkede basörtü yasagini
kabullenmek ve bu yasaga $a$mamak ve ona
karsi koymamak mümkün degildir. Böyle bir
ülkede, dindarlara: "Evinde dindar ol, ama
kamusal alanda dindarligina son ver" demek,
apacik bir zulüm ve diktatörlüktür! Hem böyle
"din ve vicdan özgürlügü" de olmaz!

Türkiye ne Iran'a benzemeli ne de laiksel
diktatörlükte diretmeli. Türkiye, Avrupa'daki
üniversiteler gibi dindar kadinlara özgür olmali.
Hem de Avrupalilar'dan daha fazla! Cünkü
Türkiye, Müslümanlarin da ya$adigi bir ülkedir.
Türkiye sadece radikal laiklere ait bir ülke
degildir. Öyle ise zulmedilmekte olan bu
kadinlara adil olalim, haksizlik etmeyelim, zulmü
kaldiralim, demokratik olalim. Demokrasi
Türkiye'ye yakisiyor. Ama dogru Demokrasi!
Dogru demokrasiyi sevelim...

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 21, 2006 11:45 AM

Sayın ebulfetih,

Sizden özür dilememi gerektirecek bir hataya düştüğümü sanmıyorum. Kur'an da kadınların başlarını örtmesi ile ilgili ayetler vardır. (24 - NÛR SÛRESİ) 31. Ayet'te kadınlar baş örtülerini yakalarına kadar örtsünler derken:

60. Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yukardaki ayet te de artık evlenme ümidi beslemeyen kadınların ise başlarını örtmeyebileceklerini söylüyor.

Benim anlatmaya çalıştığım ise bu ayetlerin indirildiği dönemde hangi yaşanmış olaydan sonra bu ayetlerin indirilmiş olduğunun sorgulanmasıdır. Bu nedenle günümüzde kadınların başlarını örtmelerinin bu ayetlere dayanarak Allah'ın emri olduğunu iddia etmek ve savunmak kadınlara karsı yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu sure'de anlatılan olaylar ve akabinde indirilen ayetler o dönemin gerçeklerini çok iyi yansıtmaktadır.

Örneğin günümüz gerçekleriyle artık bağdaşmayan ve tekerrür etmesi bir daha asla mümkün olmayan kölelik sistemine Kur'an ayetlerinde defalarca atıf da bulunulmaktadır. Günümüz şartlarında kölelik sistemini geri getirmek mümkün olmadığına göre Kur'an da indirilen (Medine dönemi) ayetleri ve yaşanmış olayları o dönemin şartlarına göre değerlendirmek çağdaş insan aklının bir gereğidir.

İşlerine gelmediğinde özgürlükçü ve demokrat kesilen islamcı arkadaşlar sırf kendi yorumladıkları ve inandıkları islami ideolojilerinin gereği olarak türbanı savunmaktadırlar. Neden kölelik sistemi değilde türban? Çünkü köleliğin artık hiçbir medeni ülke anayasalarında kabul görmesi mümkün olmadığı için bu ideolojilerine ulaşabileceklerini düşündükleri tek tutunacakları dal türban kalıyor.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 21, 2006 5:00 PM

Ottoman bey!
Sitenin başka bir yerinde bana seslenirken de "işine gelmediğinde özgürlükçü ve demokrat kesilmek" gibi bir lakırdı ediyordunuz. Buradaki ibare, "islamcı arkadaşlar"a yönelik, aynı ibare bana da yöneltildiğine göre, bundan otomatikman kendimin de bir "islamcı" olduğunu mu çıkarsamam gerekmektedir? Eğer öyle ise, sizi hayal kırıklığına uğratma pahasına belirtmek zorundayım ki, bendeniz "islamcı" mislamcı değilim. Kusura bakmayınız, müsterih olunuz her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsanız efen'im!

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 21, 2006 8:28 PM

Sayın Ataman Bey,evet özür dilemenizi gerektirecek bir şey olmadıgını şimdi gördüm,çünkü özür bilgili olarak yapılandan ötürü dilenir,oysa şu an yaptıgınız bilgisiz olmanızdan kaynaklanıyor,size bu konuda bilgisizsiniz dememi hakaret olarak almazsınız umarım,ben açıksözlü biriyimdir..bakın bana yine başın örtülmesi gerektigiyle ilgili ayet veremediniz,verdiginiz Nur Suresi 31,sanırım diyanet in içine ideoloji karışmış mealinden okudunuz ve şu şekilde;"Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler."
oysa bu ayetin objektif ve dogru çevirisi şu şekilde olacaktır :"Örtülerini yaka açıklarına koysunlar" yani örtünmede kullanılacak olan materyal baş örtü degil örtü dür,masayı örtersen masa örtüsü olur,ancak ikinci önemli noktada materyal ne olursa olsun,örtülecek yerin gögüs açıkları olması..bunun teknik ifadelerle çeviride hatanın nerede yapıldıgını ve neden dogru çevirinin benim dedigim gibi oldugunu ayrıntılı bir biçimde ögrenmek isteyen varsa www.kurandakidin.net e girsin ve orada baş örtüsü ve kapanma bölümünü okusun.. diger ayete gelecek olursak,yine burada baş örtülerini çıkartsınlar gibi bir ifade olmadıgı gibi,sadece giyisilerine (kötü niyetli olmadan) daha az dikkat edebilecekleri belirtilir..dedigim gibi baş örtüsünün dayandırıldıgı ayet örtünün gögüsleri kapatması gerektigini söyler gögüslere kadar başı degil..teknik açıklamayı verdigim linkten okuyabilirsiniz,ki o sitede hadislerinde mezheplerinde dinin kaynagı olamayacagını ve nedenlerini kaynaklı bir biçimde görebilirsiniz..

Yazan: ebulfetih Tarih: February 21, 2006 10:18 PM

Merhaba,

Ben bu çağda sebebi ne olursa olsun, türban/başörtüsü meselesinin gündemde olmasını, hala çözülememesini çok yadırgıyor, bundan büyük üzüntü duyuyorum. İslamcı kesim ne yazık ki bu konuda samimiyetsiz ve çıkarcı, art niyetli bir üslupla konuya yaklaşırken, laikliği koruduğunu iddia eden sözde Atatürkçü, demokrat ama esasında Atatürk'ü yanlış tarafından anlamış olan kesim de despotik, paranoyak, totaliter bir üslupla konuya yaklaşmaktadır. Bu durumda da düzeni ikinci kesim idare ettiğinden onların dediği olmaktadır.Olan da türban/başörtüsü giymek isteyenlere olmaktadır.
Bence bunun tek çözümü serbest bırakmak ve hukuka,
yargıya güvenmektedir. Eğer giyen şahıs bu eksende bir suç işlerse, rejimi yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulunursa vs. şeyler yaparsa cezasını hukuk versin. Neden paranoya yapılıyor anlamıyorum. Yargı ve hukuk şu anda ülkemizde iyi bir durumda olmayabilir, belki şu an itibariyle
sunduğum çözüm işlemeyebilir ama esasında iyi niyet tabanında düşünülürse en güzel çözüm de budur. İnşaallah bu sorunun iki tarafı da memnun edecek şekilde çözüldüğünü görmeye ömrüm yeter...
(yaş:27)

Ataman Bey,

Ben, kölelik sistemi eskisi gibi olmasa da günümüzde hala kısmi olarak mevcut durumdadır diye düşünüyorum. Bu iddiamı tam olarak destek-
leyecek kanıtları, gözlemleri kafamda toparlayamadım ama bu sistemin günümüzde olmadı-
ğı düşüncesinin biraz daha irdelenmesi ve üzerinde durulması taraftarıyım. Esasında profesyonel olarak ya da amatör olarak bir yerde müdür, memur, işçi vs. vasıflarında çalışanların
eski kölelerden en önemli farkları efendi(patron) daha doğrusu firma seçme, kanuni haklar ve ücretli çalışmadır. Esasında sistem kısmi olarak yani birisine hizmet etmek (biraz kendimiz için de olsa) onun(patronun, yönetimin) dediklerini aynen yapmak gibi maddeler eskiden beri devam etmektedir. Bu maddeler de sahip olduklarımızın yanında daha baskın, hayatımıza daha çok yön veren bir etkiye sahiptirler. Bu sebeple sistemin adı ve uygulanış tarzı değişmiş olabilir ama Kur'an'daki kölelik sistemine yönelik ayetlerin geçerliliği halen devam etmektedir. Bu konuda, bana yönelik "sen kendini köle gibi görüyorsan o senin sorunun!" gibi bir düşünceye düşmek yerine bence biraz daha düşünmek,
önyargılarımızdan ve önümüzdeki perdelerden sıyrılarak konuya yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Perdelerden kastım da gene önyargılarımız, düzenin ve ideolojilerin bizlere empoze ettiği kalıplar, sloganlardır...

Yazan: Orkun Tarakçı Tarih: February 28, 2006 4:46 PM

yorumunuz çok hoşuma gitti fakat birşeyi merak ediyorum iranda başörtünün zorunlu olduğunu biliyorum peki suudi arabistanda da mı böyle yani başörtü zorunlumu çünkü suudi devlet kanalında oynayan dizilerde kadınların başı açık olduğu için merak ediyorum ayrıca suudi kraliyet ailesi bile ülkeleri dışında başlarını açıyorlar peki ülkelerinde niye bu yasağı uyguluyorlar cevap verirseniz çok sevinirim

Yazan: buğra Tarih: July 13, 2006 9:59 PM

Nur suresi 31. ayet: Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.

Yazan: fenerli205 Tarih: July 17, 2006 9:52 PM

İran'da be türkiye de 30 tane gözlük takarak,
tepe taklak bakarak, ters yüz ederkek ayete tekrar tekrar bakan birçok insan o ayette nasıl olur da, kadınların kulaklarının kapatılması gerektiğini bir türlü anlamıyorlar.

kulak bir duyu organı olduğuna göre,kendiğinden görünen müstesna olan yer değil mi ?

rasyonel bakarsan, hangi akla hizmet kulağımı kumaşla kaplayacam diye soruyor ?

ne iran'da, ne türkiyede başörtüsü tartışmasına girmek istemezdim.

bildiğim bişey var; başörtüsünün takmak, türban modeli hele hele, veya peçe'nin ( kulaklarını kapatma mantığı neyse gözlerini örtme mantığı da o ) bu yatten çıkan tek fikir olduğunu savunka da zülümdür.

hele hele küçük kız çocuklarını bunu yapmazsan ceheneme gidersin, bu dünyada yanmak cehenemmede yanmaktan iyidir şeklinde telkinde bulunmak çok büyük zülumdür.

türkiye bunu aşmadan nasıl demokrakratik olsun.

bir kadın bu duurmda özgür tercihini nasıl kullanacak ?

kamuda; doğru dürüst müslüman kadın, doğru dürüst müslüaman olamamış kadın ayrımına sebep olacak oluşumlara sebep olup, sonra da doğan saçmalıklardan şikayet etmek pek inandırıcı gelmiyor.

hele, kadın ve aile dergisinde bir yazı vardı;
birçok internet sitesinde var bu iddia,..

kamuda bir de, hür kadınlar ve cariye kadınlar ayrımcılığına sebep olacak yaklaşımlara sebep olunca., diyanet bu yaklaşımları da mı elemeli acaba ??

ben kamuda kendi halimd eçalışan bi kadınım.
yanımda can ciğerim başka mesai arkadaşım.

bu ülkenin onaylanmış kuurmlarına göre( diyanet ve islam siteleri, müslümanların kendi aralarında konuşmalarına göre ) meğer ben cariye imişim. kulaklarım çıplakmış.

alla ?

hukuk karar çıkaryor.
diyor ki, kamu da ben böyle ayrımcılığa neden olacak şeylere izin vermem.

demokrasi bu.

sen bu endişeyi ortadan kaldıracaksın.
iyi bir savunma yapın o zaman.

Mustafa BEY , ahim kararlarını unuttumuz mu ?
Ama kimse bişey yapmıyor, şikayet ediyor sadece.

galiba empati dedikleri şey lazım,.

Bu iran'da daha çook uzakta bize lazım;
Bizim şansımız var, ne kadar kötü gözüksekte,..
Karşı tarafın duygu ve düşüneleriyle anlamaya başlamaktan geçecek..
ve önce sevgi diyorum,

Çünkü herkes çabalıyor, doğruyu yapmaya çalışıyor.

başörtüsü takan kardeş de çabalıyor, çıkaran kardeş de çabalıyor.,

bize lazım olan şey, övgü değil.

bi nefes alalım, fırsat tanısınlar.

Yazan: knz Tarih: July 18, 2006 10:27 AM

BENCE SİZİN KUR'AN-I HAKKIYLA ARAŞTIRMANIZ GEREKİYOR SİZ BAŞ ÖRTÜSÜNÜN ARAP GELENEĞİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSUNUZ HALBUKİ CAHİLİYE DEVRİNDEKADINLAR BALARI ARKASINDAN BİR ÖRTÜ BAĞLARLARDI VE SAÇLARINI ÖRGÜ ŞEKLİNDE ARKALARINA SARKITIRLARDI ANCAK NUR SURESİ 31. AYET İNDİNDEKTEN SONRA BÜTÜN KADINLAR BAŞLARINI,SIRTLARINI,GÖĞÜSLERİNİ BÜTÜNÜYLE ÖRTEN BİR BAŞÖRTÜSÜ TAKMAYA BAŞLADILAR.ÇÜNKÜ ALLAH(C.C) BUNU EMREDİYOR. AYRICA BUNUNLA İLGİLİ BİR ÇOK HADİS VAR.HEM DE GAYET ACIK. AYRICA KUR'ANDA KADINLARIN SÜSLERİNİ (kendiliğinden görünenler hariç:el,ayak bileklere kadar ve yüz)ACIĞA VURMAMALARI İSTENİYOR. GAYET AÇIK ANCAK anlamak isteyene :)

Yazan: nihal Tarih: August 3, 2006 9:30 AM

nihal hanım , sizin yaptığınız yorum zaten başörtüsü takan kadınların önündeki en büyük hukuki engelin gerekçesi oluyor.

saldırgan ve büyük harfle yazmakla fikri bir konuda haklı olmazsınız.

gayet açık değil.

artık bu fikirler heryerde tartışıyor.
siz uzaydan gelmediniz değil mi ?
ya da 20 yıl öncesinin türkiyesi değil burası.

gözü kapalı cemmat yok.

herkes herşeyi okuyor, soruyor ve tutarlı açıklama bekliyor.

inanıyor ama takmıyor.
bunu hazmedeceksin.

dolayısıyla; başörtüsü'nün, "inanan kadınlar arasında ayrımcılığa sebep olması kaçınılmazdır" idiasını siz doğrulamış oluyorsunuz .

insan biniği dalı keser mi ?

gayet açık olan nihal hanım,
tutarsız görüşlerdir.

kulağınız süs ama dudaklarınız değil.
vaktim yok, tartışmayacağım.

hukuki bir sayfada,
şunu diyebilirim .
AHİM gerekçelerini okuyun.
kafa yorun.

bu gerekçelerin (en azından bazılarının)haklı olduğunu göreceksiniz.

çünkü siz de başkalarının dini simgelerine karşı
aynı hukuğun işlemesini isteyenlerdensiniz.

bir hukuk olsun, bana işlemesin ama başkalarına işlesin mi diyorsunuz ? o

problemi çözün.
tutarlı öenreilerle gelin.

kafa yorun.,
büyük harfle olacak iş değil bunlar.

sevgileirmle

Yazan: knz Tarih: August 4, 2006 10:33 AM

Knz hanim,

hukuki bir sayfada, şunu diyebilirim. AHİM gerekçelerini okuyun. kafa yorun.

bu gerekçelerin (en azından bazılarının)haklı olduğunu göreceksiniz.

AIHM'e basvurmak bence buyuk bir hataydi. AIHM siyasi bir organ --ismindeki 'mahkeme' yaniltici. Kararinin tutarli oldugunu da dusunmuyorum. Bunun arkasina saklanmak, tipki bizdeki 'kanun olmadigi halde' arkasina saklanan Anayasa Mahkemesi kararinin arkasina saklanmak gibidir. Kanun degildir. Anayasa Mahkemesi kanun filan yapamaz; ama, birileri --oslerine geldiginde-- bunu kanundan da kuvvetli sayiyorlar.

Bu 'birileri'nin arasinda da siz var misiniz; bilmiyorum. Var iseniz, 'kafa yordugunuz'dan hic emin degilim...

çünkü siz de başkalarının dini simgelerine karşı aynı hukuğun işlemesini isteyenlerdensiniz.

Meseleyi 'din' degil de 'kisisel ozgurluk' talebi olarak gormek cok mu zor?

Basini kapatmak isteyen kisi, bunu kendisi icin istiyor --baskalari da kapatsin diye bir dava mi acilmis ki, yukaridaki --bence mesnetsiz-- sozu ediyorsunuz.

bir hukuk olsun, bana işlemesin ama başkalarına işlesin mi diyorsunuz ? o problemi çözün. tutarlı öenreilerle gelin.

Valla, bunlari kim soyluyor? Bana gore siz soyluyorsunuz? Amiyane tabiri ile, kicini acmak ozgurlugu var, ama, basini ortmek ozgurugu yok. Siz de buna hukuk diyorsunuz anlasilan.

kafa yorun., büyük harfle olacak iş değil bunlar.

Evet, buyuk harflerle olacak is degil... bu dogru.

Fakat, 'kafa yormak'i da sirf karsidan beklemekle de olacak is degil bence. Kendi ezberlerinizin daha saglam olmayabilecegini gormek korkutucu olsa bile, cok tehlikeli bir macera sayilmaz. Tavsiye ve istirham ediyorum, lutfen, siz de kafa yorunuz.

Ayrica, emir buyurmakla da olacagini sanmiyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 4, 2006 3:16 PM

muzmin ananoim,

AHIM in gerekçeli kararları merak eden oldu mu acaba ?
şimdi karşı tarafın düşüncesi ne ? sakıncaları neler ? okuyup anlamamız lazım..
sonra da yapılacak olan bu problemi çözmektir.

Fakat bu benim meselem değil, her yapılan haksızlığa karşı nefer olamam ki, ben problem durumunu ortaya koyuyorum. Bunu bir çeşit hizmet kabul edin. Bu kadarıyla yetinin.

isterdim ki bu sayfanın ana yazısında bu gerekçeleri tek tek yazılmış olsaydı..

AB ülkelerinde geriye giden bir süreç işledi.
Yani onlar sakıncaları baştan göremediler, bizler de onlar bunu nasıl özgürlükle
çözdü, biz de öyle yapalım diyorduk.,
Ancak, Avrupa’da süreç içinde sorunlarla karşılaştıkça dini simgelerin problemleri de ortaya çıktı. Bu problemleri eğer ilgilene olursa gözlediğim kadarıyla tek tek yazabilirim.

Ancak Müslüman elitler ne bu sorunları fark ettiler, ne de bir çözüm ürettiler.
Ya da yukarda olduğu gibi; asrı saadet veya Osmanlı örnekleri gibi hayali fikirler yazdılar.
Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz ?
Onu da yazarım ilgilenen olursa.,

Yukardaki yazımda,
(Şuanda ikinci defa yazıyorum aynı örneği !
İtalyan devlet okulları sınıflarında asılı duran haçın kaldırılmasını örnek vermiştim. (Müslüman birliği şikayetçi çünkü)
Eminim bir çok İtalyan dindar bu yasaklamaya karşı çıkmıştı zamanında.

Sorun sadece dini simgelerde ortaya çıkıyor.

Çünkü din ve vicdan hürriyetinin iki keskin ucu var .

SORU ŞU : Kamuda hizmet verenin hakkı mı önce gelir ? hizmet alanın mı ?
Cevap tartışılmaz. hizmet verenin hakkı sonra gelir.
Herhangi bir sorunun çıkmaması için fedakarlık etmesi istenenler hizmet verenler olacaktır.
Bir veli olarak benim Budist bir matematik hocasından şikayetçi olma hakkım olabilir,

Yani sizin soruya dönersem,

“””Meseleyi 'din' degil de 'kisisel ozgurluk' talebi olarak gormek cok mu zor? “””””””

evet çok zor., çünkü bu her şeyden önce, kişisel özgürlük talebi değil.

Maalesef başörtüsü talebi buyurgan bir şeklide geliyor.

“Dinimin farzı, inancımın gereği, namus simgesi, hür kadının cariyelere üstünlüğü vs vs vs..

Şimdi burada ben tesadüfi bir yaklaşımla bile , 10 tane İslamcı sitesi, dergisi karıştırsam veya hatta Türkiye cumhuriyeti Diyaneti bile böyle derken; sizin kişisel özgürlük talebidir yaklaşımınız bir işe yaramayacak.

Yani başörtüsü tercihinin bir Müslüman kadın için, özgür iradenin seçimi olmasına imkan yok. Bu imkanı vermemişler henüz bize.

Ya kötü Müslüman kadın vardır( dinin kuraklarını savsaklayan) veya iyi dindar kadın vardır.
Kötü Müslüman kadınlara hoşgörü şefkat kucağı açmış olmak hukuki anlamda geçerli olmaz.
İnsanları böyle ayrımcı rollere zorlamak da kişisel hak ve hürriyetle çelişir.
Ben istemediğim halde bana böyle bir rolü yüklemiş oluyorsunuz.

Yani talep bu şeklide geliyor, talep kişisel özgürlük olarak gelmiyor zaten.

Başkalarını cariye gören,bu görüşlerin mevcut camia tarafından böyle kabul gören,
bir hak talebi söz konusu.
Diyanet neyi ayıklasın sayfasına yazacak o kadar çok şey var ki,.

Çünkü başınızda dinin bir otoritesi var.
İttifakla kabul edilmiş dini görüşlerin baskısı var.

Bu baskı kamuda kadınlar arasında ayrımcılığa sebep olabilir.
Yöneticiler kadınlar arasında görüntüsüne bakıp ayrım yapabilir.

Hukuk çıkabilecek sorunları önceden görmek zorundadır.
Onun için uzlaşmadır.

Herkes toplumun en kabul gören değerleri etrafında uzlaşmaya varır.
Ya bütün kadınlar başörtüsü takar, veya hiçbiri takmaz.
Ya bütün erkekler kippa takar veya hiçbiri takmaz
Ya bütün erkekler uzun turuncu elbise giyer veya hiç biri giymez,

O halde kamu da bir Anlaşma yaparsınız( agreement).
Sen bir adım geri gelirsin, ben de bir adım geri gelirim.

Eşcinsel simgeler gibi, diğer kişisel özgürlük talepleri de aynıdır.
Neticede orada hizmet veren kişinin hakkı kadar hizmet alanların da hakkı vardır.
Hatta fazlası vardır.
Kişi kendi özel hayatında istediği gibi yaşar.

Türkiye’de kişisel hak ve özgürlük, veya din özgürlüğü diyince çok dar açıdan bakılıyor.

Benim bir uzay dini mensubu olduğumu düşünün.
Değişik ritüelleri ve simgeleri olduğunu düşünün.

Siz kişisel özgülük dediğimizde beni dışladığınız anda, kendi teşhisinizi kendiniz siz koyun.
Siz hangi kişisel haklardan bahsediyorsunuz.
Ne kadar geniş bir alana daldınız.

Başörtüsü kamuda soruna yol açıyor.
Ortaya çözülmesi gereken problemler koyuyor.
Ama insanlar nedense mazlum edebiyatını çok seviyor.
Çünkü mazlumluk bağımlılık yapar, uyuşturucu etkisi vardır.

-


“””””Valla, bunlari kim soyluyor? Bana gore siz soyluyorsunuz? Amiyane tabiri ile, kicini acmak ozgurlugu var, ama, basini ortmek ozgurugu yok. Siz de buna hukuk diyorsunuz anlasilan.”””””””””

Bu mevzunun bu kadar kaba tabirleri kullanmanıza neden olması düşündürücü ?
Şu “kıçını açmak” terimini biraz açar mısınız ?
Çünkü biz şu anda dini simgeleri konuşuyorduk ?

Yani İnsanların çıplak dolaşmasını emreden bir tarikat mı çıktı ortaya ?
Benim haberim olmayabilir tabi.
Ama birgün öyle bir tarikat çıkabilir ve sizin amiyane tabiriniz gerçeğe dönüşebilir.
yani onun hak ve talebi de olabilir.

BU benim için problemdir,
sizin için değil mi ?

O zaman kişisel hak ve özgürlükler olarak siz cevap verirsiniz.
Çıkmaz demeyin. Çıkacak.
Sadece başörtüsüne bakarsanız etrafı görmezsiniz.

Yazan: knz Tarih: August 5, 2006 2:00 PM

Knz hanim,

AHIM in gerekçeli kararları merak eden oldu mu acaba ?

Ben okudum. Cok kisa ozeti su: 'Ulul emre itaat gerekir' :) Tabii, ne Ingilizcesi oyle, ne de motamot tercumesi, ama, ozeti odur.

şimdi karşı tarafın düşüncesi ne ? sakıncaları neler ? okuyup anlamamız lazım.. sonra da yapılacak olan bu problemi çözmektir.

Bunlari bana mi soyluyorsunuz, yoksa kendinize mi not aliyorsunuz?

Fakat bu benim meselem değil, her yapılan haksızlığa karşı nefer olamam ki, ben problem durumunu ortaya koyuyorum. Bunu bir çeşit hizmet kabul edin. Bu kadarıyla yetinin.

Yetinecek olan ben degilim, ben kendi hizmetimi gorurum.

Ama, sizin yaptiginiz hizmetin de kiymetini bilmek lazim tabii ki: Karsi durmak, ve baskaca faydali bir cozume hizmet etMEmek de bir tur hizmet olsa gerek..

Ancak Müslüman elitler ne bu sorunları fark ettiler, ne de bir çözüm ürettiler.

'Musluman elitler' lafi bence bir abartma ya da bir aberasyondur.

Musluman elit var ise ben henuz tanismadim...

Benim bildiklerim birer eyyamcidir.

Ya da yukarda olduğu gibi; asrı saadet veya Osmanlı örnekleri gibi hayali fikirler yazdılar.

Hep oyle yapiyorlar. Aliskanlik kolay degismiyor.

Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz? Onu da yazarım ilgilenen olursa.,

Nacizane, ben gordugumu saniyorum; ama, siz yine de yazarsaniz faydasi olabilir.

Yukardaki yazımda, (Şuanda ikinci defa yazıyorum aynı örneği ! İtalyan devlet okulları sınıflarında asılı duran haçın kaldırılmasını örnek vermiştim. (Müslüman birliği şikayetçi çünkü) Eminim bir çok İtalyan dindar bu yasaklamaya karşı çıkmıştı zamanında.

Ayni ornegi ikinci defa ziyan ediyor oldunuz bence.

Siniflara asili duran hac ile, kisilerin kiyafetlerini ayni nefeste soyleyebilyor olmanizda *inanilamayacak* derecede bir zorlama var.

Siniflara asili duran hac ile, olsa olsa, siniflara asilmasi istenebilecek olan Kabe resmini, ya da benzer bir sembolu kiyaslayabilirsiniz. Islam'da put yasak oldugunu dikkate alirsak, boyle bir seyin istenmesi pek olasi da degil.

Sorun sadece dini simgelerde ortaya çıkıyor.

Daha dogrusu, neyin 'dini simge' oldugunu kimin iddia ettiginde..

Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var. Bu baglamda, her sinifta bir MKA resminin bulunmasi pekala bir dini sembol olarak addedilebilir ve yasaklanmasi gerekir.

Oyle degil mi?

Çünkü din ve vicdan hürriyetinin iki keskin ucu var.

Degil mi? Keskin uclardan birisi 'din', diger 'vicdan' ve siz galiba ikisini de yoksayiyorsunuz.. :)

SORU ŞU : Kamuda hizmet verenin hakkı mı önce gelir ? hizmet alanın mı ? Cevap tartışılmaz. hizmet verenin hakkı sonra gelir. Herhangi bir sorunun çıkmaması için fedakarlık etmesi istenenler hizmet verenler olacaktır. Bir veli olarak benim Budist bir matematik hocasından şikayetçi olma hakkım olabilir,

Konuyla alakali oldugunda bunu sabbaha kadar tartisiriz.

Yani sizin soruya dönersem, “””Meseleyi 'din' degil de 'kisisel ozgurluk' talebi olarak gormek cok mu zor? “”””””” evet çok zor., çünkü bu her şeyden önce, kişisel özgürlük talebi değil.

Read my lips: 'BasiMI kapatmak istiyorum' denildiginde bu cumlede ozne, yuklem ve nesne nedir? Turkce dersi de mi vermem gerekiyor?

Maalesef başörtüsü talebi buyurgan bir şeklide geliyor.

Husn-u de olsa, kuruntu kuruntudur. Sizinki de kuruntudur bence.

Ortada ne gibi bir buyurganlik goruyor ya da bunu neye dayanarak vehmediyorsunuz?

“Dinimin farzı, inancımın gereği, namus simgesi, hür kadının cariyelere üstünlüğü vs vs vs..

Bunlar mi buyurganlik..

Şimdi burada ben tesadüfi bir yaklaşımla bile , 10 tane İslamcı sitesi, dergisi karıştırsam veya hatta Türkiye cumhuriyeti Diyaneti bile böyle derken; sizin kişisel özgürlük talebidir yaklaşımınız bir işe yaramayacak.

Kimin isine yaraMAyacak?

10 tane siteye bakmak sizin aklinizi karistirMAmalidir. Basortusu kisinin kendisi icin sececegi bir ortunme bicimidir.

Yani başörtüsü tercihinin bir Müslüman kadın için, özgür iradenin seçimi olmasına imkan yok. Bu imkanı vermemişler henüz bize.

Otorite 'Basini kapat!' mi diyor...

'Basimi kapatmak istiyorum' diyene otorite ile birlikte 'Hayir, kapatamazsin!' diyerek siz neyin ozgurlugunu savundugunuzu saniyorsunuz?

Ya kötü Müslüman kadın vardır( dinin kuraklarını savsaklayan) veya iyi dindar kadın vardır.

Deger yargilariniza karisamam, ama, katilmiyorum.

Kötü Müslüman kadınlara hoşgörü şefkat kucağı açmış olmak hukuki anlamda geçerli olmaz.

Ne demekse.

İnsanları böyle ayrımcı rollere zorlamak da kişisel hak ve hürriyetle çelişir.

Bu sizin kisisel fetvaniz midir?

Yani, sizin bu fetvaniza gore, kisilerin 'rozet' kullanmak ozgurlukleri de olMAmali midir?

Ben istemediğim halde bana böyle bir rolü yüklemiş oluyorsunuz.

Hangi rolu yukluyorum. Benim ayrica rol yuklemem gerekmiyor ki.. Siz, pekala kendi basiniza Jakobenligi rahatca goturuyorsunuz.

Yani talep bu şeklide geliyor, talep kişisel özgürlük olarak gelmiyor zaten.

Ne farkeder. Talebin uzerinde muhakkak kisisel ozgurluk yazmasi mi lazim.

Veren daha akilli ise, verirken bunu 'kisisel ozgurluk' kapsaminda verdigini soyler olur biter.

Ama, verenin akilli olmasi lazim. Bizde bu mevcut degil malesef.

Başkalarını cariye gören,bu görüşlerin mevcut camia tarafından böyle kabul gören, bir hak talebi söz konusu. Diyanet neyi ayıklasın sayfasına yazacak o kadar çok şey var ki,.

Diyanet ile benim dediklerimin ne ilgiis var? Diyanet neyin otoritesidir?

Çünkü başınızda dinin bir otoritesi var.

Siz Islam dinini bildiginize emin misiniz?

İttifakla kabul edilmiş dini görüşlerin baskısı var.

Eee... bir tarafta o baskilar var diye, kisisel ozgurlukleri kisitlamak hakkiniz mi oluyor? O 'baski'lardan daha beter bir sonuc ortaya cikmiyor mu?

Bu baskı kamuda kadınlar arasında ayrımcılığa sebep olabilir. Yöneticiler kadınlar arasında görüntüsüne bakıp ayrım yapabilir.

Olursa tedbirini aliriz.

Olmamis seyleri konusmak iyi de, bunu engelleyici bir sebep ittihaz etmek, iyi niyet degil.

Hukuk çıkabilecek sorunları önceden görmek zorundadır. Onun için uzlaşmadır.

Hukuk kahin degildir. Cikan sorunlari halletmek icindir, cikabilecek sorunlara tedbir almak, onceden engellemek filan hukugun isi degildir.

Oyle olsaydi, teknoloji hukugu beklemek zorunda kalirdi.

Herkes toplumun en kabul gören değerleri etrafında uzlaşmaya varır. Ya bütün kadınlar başörtüsü takar, veya hiçbiri takmaz. Ya bütün erkekler kippa takar veya hiçbiri takmaz Ya bütün erkekler uzun turuncu elbise giyer veya hiç biri giymez,

Neler diyorsunuz? Ne dediginizin farkinda misiniz, yoksa parmaklariniz klavyede oylesine geziniyor mu?

Herkesin hep ayni seyi giymesinin zorunlu olacagindan kim bahsediyor. Ne garip vehimler yasiyorsunuz?

Bu dediklerinizi hangi rejimde uygulamak pesinde olabilirsiniz?

O halde kamu da bir Anlaşma yaparsınız( agreement). Sen bir adım geri gelirsin, ben de bir adım geri gelirim.

Kafanizin gercekten karisik oldugunu dusunmek zorunda kaliyorum. Bu dediginiz her zaman oyle islemez. Ben okula, hastaneye, postaneye ne giyerek gidecegimi sizin keyfinize bakarak karar vermem. Ne istiyorsam onu giyer giderim. Cunku, benim ozgurlugumdur, size zarar vermedigim muddetce de sizin benim ozgurlugume itiraz hakkiniz dogmaz.

Bu kadar basit bir seyi ben mi size ogretmeliyim?

Eşcinsel simgeler gibi, diğer kişisel özgürlük talepleri de aynıdır. Neticede orada hizmet veren kişinin hakkı kadar hizmet alanların da hakkı vardır. Hatta fazlası vardır. Kişi kendi özel hayatında istediği gibi yaşar.

Ozel hayat kapinin esiginde baslayip bitmez. Ozel hayat insanin bedenini goturdugu heryerde devam eder. Baskalarinin ozel hayatlarini tahakkum altina almak hakki vermez, ama, ozel hayat her yerde devam eder.

Türkiye’de kişisel hak ve özgürlük, veya din özgürlüğü diyince çok dar açıdan bakılıyor.

Ve, bu dar aciya daha da daraltici katkilariniz icin size de tesekkur etmeliyiz.

Benim bir uzay dini mensubu olduğumu düşünün. Değişik ritüelleri ve simgeleri olduğunu düşünün. Siz kişisel özgülük dediğimizde beni dışladığınız anda, kendi teşhisinizi kendiniz siz koyun. Siz hangi kişisel haklardan bahsediyorsunuz. Ne kadar geniş bir alana daldınız.

Uzay dininiz beni ilgilendirmiyor. Dininizi kendi kisisel ozgurlugunuz ile secmis olursunuz. Dini ibadetlerinizi bana dayatmanizi kabul edemem, ama, kendi ibadetleriniz icin ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Isterseniz saclarinizi kokunden kaziyin, isterseniz de burnunuza kemik saplayin. Bana zarar vermediginiz muddetce ne isterseniz onu yapabilirsiniz.

Soru su: Siz bu kadarini kabul edebiliyor musunuz?

Başörtüsü kamuda soruna yol açıyor. Ortaya çözülmesi gereken problemler koyuyor. Ama insanlar nedense mazlum edebiyatını çok seviyor. Çünkü mazlumluk bağımlılık yapar, uyuşturucu etkisi vardır.

Soruna yol acmis degil. Sorun, zat-i aliyyeniz gibi, dogmamis cocuga don bicenlerden kaynaklaniyor. Oyle bir sorun hic olmadi, bin seneden beri hic olmadi. Simdi, sizin gibi 'ileri'cilerimiz (kelimede kinaye var) kafalarindan bir vehim uyduruyor ve sorun yaratiyorlar. Sorun budur.

“””””Valla, bunlari kim soyluyor? Bana gore siz soyluyorsunuz? Amiyane tabiri ile, kicini acmak ozgurlugu var, ama, basini ortmek ozgurugu yok. Siz de buna hukuk diyorsunuz anlasilan.””””””””” Bu mevzunun bu kadar kaba tabirleri kullanmanıza neden olması düşündürücü ? Şu “kıçını açmak” terimini biraz açar mısınız ? Çünkü biz şu anda dini simgeleri konuşuyorduk ?

Magazinel dilin ilgi uyandirmasi hos oldu, baska bir sekilde ayni dili konusamayacagimizdan endise ile 'amiyane' disclaimer'ini de katarak soylemistim.

Ben dini simgeleri konusMUyorum, onu konusan --onda israr eden sizsiniz--, ben kisisel tercihi konusuyorum. Din de kisisel bir tercihtir.

Giyim terchinin sebebi London, NewYork, Paris, Munich, Tokyo ya da baska bir moda kabesindeki bir peygamber oldugunda sizce sorun yok da, mesele kisinin baska bir gerekcesi oldugunda mi ortaya cikiyor?

Mini etek ile basortusu arasindaki temel fark vucudun neresinde oldugudur; ondan otesi kisinin kendi deger yargilarina girer.

Yani İnsanların çıplak dolaşmasını emreden bir tarikat mı çıktı ortaya? Benim haberim olmayabilir tabi. Ama birgün öyle bir tarikat çıkabilir ve sizin amiyane tabiriniz gerçeğe dönüşebilir. yani onun hak ve talebi de olabilir. BU benim için problemdir, sizin için değil mi ?

Tarikat olmasi icin ne olmasi lazim? Basinda sarikli cuppeli birisi mi gerekiyor? Bu kadar sekilcilik sagliginizi etkileyebilir.

Butun tarikatler sonucta bireylerden olusuyor. Butun moda akimlari da, butun rock taifesi de.. hepsi. Birisi bir digerinden daha fazla musamahaya mazhar olmamalidir.

O zaman kişisel hak ve özgürlükler olarak siz cevap verirsiniz. Çıkmaz demeyin. Çıkacak. Sadece başörtüsüne bakarsanız etrafı görmezsiniz.

Kiyamet yakinda kopacak... ve siz bunu engelliyorsunuz.. degil mi? :))

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 7, 2006 8:29 AM

Muzmin Bey,

Biraz geç de olsa "hoşgeldiniz" demek isterim. Tekrar yazmaya başlamanıza sevindim.

"Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var."

Bu iddiayı öne sürenler içinde bizzat kemalistlerin de yer aldığını söyleyebiliriz. Geçenlerde Selahaddin E. Çakırgil adlı bir yazarın bir makalesinde şu bilgiye rastladım : "1944 yılında, ‘Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı sözlükte, ‘din’, hayat tarzı olarak tarif ediliyor ve örnek bir cümle kuruluyordu: ‘Kemalizm, türk’ün dinidir..’ diye... Daha sonra her nedense bu cümle sözlükten çıkarılmış.

Saygılar...

Cengiz Cebi

Yazan: cengiz cebi Tarih: August 7, 2006 5:51 PM

Muzmin anonim cevaplar-1

1-“”””””””””””””Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz? Onu da yazarım ilgilenen olursa.,Nacizane, ben gordugumu saniyorum; ama, siz yine de yazarsaniz faydasi olabilir.”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””
Osmanlı zamanında dini bir otorite olarak islami bir “concil” vardı. Başka bir deyişle İcmalar vardı. Ama içtehat kapısı da kapanmıştı. İslam içindeki farklı mezhepler, veya concil dışındaki yorumlar söz konusu bile edilemezdi. Mesela Bir kadının vicdan hürriyeti olarak tek gözünü açması söz konusu olmazdı. Kadını herhangi biri şahitlik meselesini soramaz( gerçi hala sorulmuyor ama). Kimse bir çıkıntılık yapamazdı. Şunu kabul edin ki, sadece tek gözünü kapatmak istemeyenlerin vicdani hürriyetinden söz edemeyiz. Mesela aleviler de vardır, ama onların hiçbir hukuki hakkı olmazdı. Ama öte yandan hristyanlar ve konsülleri, Museviler ve konsülleri vardır. Fakat onlar da içlerinde aynıdır. Mesela bir hristiyan’ın acaba İsa oğul değil midir , acaba bizim ittifakla kabul edilmiş kararlarımız sorgulanamaz mı şeklinde bir çıkıntılık yapması söz konusu olmazdı. Yani Müslümanlık diğer dinlere eşit yer vermiştir ama zaten bütün dinler kendi cematlerini sürü olarak görürler. Bir cematin kamusal hizmeti diğerine karışmazdı.

Şimdi bu durum artık mümkün değil.

Bir kere kamusal hizmetlerin ortak kullanılması şarttır. Herkesin kendi mahkemesine, okuluna gideceği günler çok geride kalmıştır.

Fizikteki eylemsizlik yasası gibi her şeyin farklılaşmasına tepki gösteriliyor ama boşunadır.
şimdi başlıklar halinde görüşlerinize cevap vermeye başlıyorum.

1- İtalyadaki Okullardan Haçın Kaldırılması ile ilgili Verdiğim Örnek:

“””””””””””””1- Siniflara asili duran hac ile, olsa olsa, siniflara asilmasi istenebilecek olan Kabe resmini, ya da benzer bir sembolu kiyaslayabilirsiniz. Islam'da put yasak oldugunu dikkate alirsak, boyle bir seyin istenmesi pek olasi da degil”””””””””””””””””””””””.

Hristiyan için haçın anlamı başka, Müslüman için başka. Burada inancı gereği bir hristiyan bir velinin orada haç görmeyi istemesi , Müslüman velinin ise görmeyi istememesi söz konusu. Tabi İtalya gibi bir yerde hristiyanlar çoğunluk , Müslümanlar ise azınlık. Fakat demokrasiler de azınlık ve çoğunluk hakları açısından aynı kabul edilir. Yani hristiyanların çoğunluk olması onlar lehine karar vermeye neden olmaz.

Eğer dini simge nedeniyle iki alan çatışırsa, hukuk yaşamı kolaylaştıracak en kestirme yolu seçer. Ama daha iyi bir uzlaşma yolu varsa; onu da sizler bulun diyorum ben. Fakat yazımın ikinci kısmını beklerseniz, bu alan kişisel hak ve özgürlük kavramının alabildiğine dejenere edileceği yaklaşımları da kaldırmıyor. Diğer bir örnekte buna değineceğim..

Sınıfın kimliği ile öğretmenin kimliği aynıdır. Farklı değildir. Çünkü kamuda çalışan kişi kendi kimliğini temsil edemez. Yani öğretmen örneği ile sınıf örneği aynıdır.

“””””””””””””””””2-Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var. Bu baglamda, her sinifta bir MKA resminin bulunmasi pekala bir dini sembol olarak addedilebilir ve yasaklanmasi gerekir. “”””””””””””””””””””””””

Oyle degil. Bakın epistemolojik olarak kelimenin kökenine bakalım. Din ve vidan hüriyeti deriz. Ama millet ve vatan hürriyeti demeyiz. NEDEN ? Bu o kadar önemli bir ayrım ki! Birkaç saniye düşünün.
Bizim vatan hürriyetimiz yoktur. Dünyanın her yerinde alabildiğine dolaşamayız. Pasaportumuz yoksa biz hiçiz. Acı ama böyle. Vatan benim tercihim veya keyfim değildir.
Neticede, hepimiz özgür olmayan bir vatanda yaşayanların halini tvlerde gördük. Sokakta bir ABD askerini gören Iraklı yere çömelmek zorunda.,Burası, yani Türkiye bir organizsasyon, ve kafamı dik tutmanın vergisi, ritüelleri olablir. Bir bakarsanız bayrak da saçma gelir, bayrak töreni de ama dediğim gibi vatan ve millet hürriyeti yoktur.
Gelelim Kemalizim din mi ? Bunu ciddi bişey olarak söylemediğinizi varsayıyorum. Bir örnek üzerinden anlatacağım.

Şu ülkede yaşayan hemen her kadın, başörtüsü ile ilgili şu cümleyi duymuştur. Öbür dünyada yanmaktansa bu dünyada yanmayı tercih ederim., Yani dinin vicdanlarımıza baskı yapma gücü bu kadar fazladır. Ebedi cehheneme kadar peşinizi bırakmazlar. Ben hiçbir Kemalistten ebedi cehennem tehditi almadım açıkçası.,

Hadi yaksa yaksa bu dünyada yakar. ,.Kimler yana yana kül olmamış ki bu dünyada; Kerem gibi yana yana. Ama o edebi vicdani baskıyı, bu toplumun özgür bir erkeği olarak hiç yaşamamış olabilirsiniz ama anlamak o kadar zor değil.

Devam edeceğim.
Not: Açıklama gereği duydum. Şu devlet yemek törenleri konumun tamamen dışındadır., Eşlerin davet edilmemEsi hiç şık değil, gerekli de değil. Ben eş olsam zaten gitmezdim o başka ama., Evet hassas ve dantel gibi işlenmesi gereken bir konu üzerinde konuşuyoruz.

Yazan: knz Tarih: August 9, 2006 8:44 AM

muzmunin anonim cevaplar-2-devam
27 ekim 2003 akşma gazetesi.

""İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Adel Smith okullardaki çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması için açtığı davayı kazandı. Çok konuşulacak karar İtalya'yı karıştırdı

İtalya'da Adel Smith adlı Müslüman bir vatandaş, okullardaki haçların kaldırılması yönünde L'Aquila Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandı. Karar, ülkedeki Katolik çevrelerin yoğun tepkisine neden oldu. İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Smith, bundan bir süre önce, L'Aquila kentinde, çocuklarının eğitim gördüğü Antonio Silveri Di Ofena İlkokulu'ndaki sınıf duvarlarına haç konulmasına karşı çıkıp 'Haç varsa Allah yazısı da olmalı' diyerek, oğlunun sınıfına Arapça 'Allah' yazısı astırmıştı. Okul yönetiminin yazıyı kaldırtması üzerine 'O zaman haç da kaldırılsın' diyen Smith sınıflardan çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması talebiyle mahkemeye başvurmuştu. Davaya bakan Yargıç Mario Montanoro da, Smith'in talebini haklı bularak, geçtiğimiz gün sınıflardaki haçların kaldırılması gerektiğine karar verdi.

Katolikler tepkili
Mahkemenin kararı, İtalya'daki Katolikler'in tepkisini de beraberinde getirdi. Ravenna Başpiskoposu Kardinal Ersilio Tonini, karara şaşırdığını söyledi. Kardinal Tonini, ülkenin temel değerlerinden biri olan haçın sınıflardan kaldırılmasını anlayamadığını belirtti. Okul Aile Dernekleri Birliği Başkanı Luisa Santolini ise Smith'i ve İtalya'da yaşayan Müslümanlar'ı kışkırtıcılıkla suçladı. Santolini, 'Avrupa ve İtalya'nın Hıristiyan kökenleri yadsınamaz. İtalya laik bir ülkedir ama kendi kökenlerini ve kendi tarihini inkar edemez. Yargının bu kararı, sorunu çözmeyecek, daha da karmaşık hale getirecek'' diye konuştu."""""""""""""""""""""

ben yorumsuz yazıyorum muzmin anonim.
ama italyan vatandaşa bu kararı öyle bir anlatabilirm ki, o ikna olablir.

çünkü kendi açımdan bakmıyorum. problem çözmedir bu, hiç incitmeden italyan vatandaşa anlatmak
isterdim,.

yaa işte ;böyle hayatın problemlerini çözmek zordur. Ne yazık ki bu didişme hala bitmemiş italya'da, çünkü anlatabilmek zordur.

Yazan: knz Tarih: August 10, 2006 10:09 AM

muzmunin anonim cevaplar-2-devam
27 ekim 2003 akşma gazetesi.

""İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Adel Smith okullardaki çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması için açtığı davayı kazandı. Çok konuşulacak karar İtalya'yı karıştırdı

İtalya'da Adel Smith adlı Müslüman bir vatandaş, okullardaki haçların kaldırılması yönünde L'Aquila Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandı. Karar, ülkedeki Katolik çevrelerin yoğun tepkisine neden oldu. İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Smith, bundan bir süre önce, L'Aquila kentinde, çocuklarının eğitim gördüğü Antonio Silveri Di Ofena İlkokulu'ndaki sınıf duvarlarına haç konulmasına karşı çıkıp 'Haç varsa Allah yazısı da olmalı' diyerek, oğlunun sınıfına Arapça 'Allah' yazısı astırmıştı. Okul yönetiminin yazıyı kaldırtması üzerine 'O zaman haç da kaldırılsın' diyen Smith sınıflardan çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması talebiyle mahkemeye başvurmuştu. Davaya bakan Yargıç Mario Montanoro da, Smith'in talebini haklı bularak, geçtiğimiz gün sınıflardaki haçların kaldırılması gerektiğine karar verdi.

Katolikler tepkili
Mahkemenin kararı, İtalya'daki Katolikler'in tepkisini de beraberinde getirdi. Ravenna Başpiskoposu Kardinal Ersilio Tonini, karara şaşırdığını söyledi. Kardinal Tonini, ülkenin temel değerlerinden biri olan haçın sınıflardan kaldırılmasını anlayamadığını belirtti. Okul Aile Dernekleri Birliği Başkanı Luisa Santolini ise Smith'i ve İtalya'da yaşayan Müslümanlar'ı kışkırtıcılıkla suçladı. Santolini, 'Avrupa ve İtalya'nın Hıristiyan kökenleri yadsınamaz. İtalya laik bir ülkedir ama kendi kökenlerini ve kendi tarihini inkar edemez. Yargının bu kararı, sorunu çözmeyecek, daha da karmaşık hale getirecek'' diye konuştu."""""""""""""""""""""

ben yorumsuz yazıyorum muzmin anonim.
ama italyan vatandaşa bu kararı öyle bir anlatabilirm ki, o ikna olablir.

çünkü kendi açımdan bakmıyorum. problem çözmedir bu, hiç incitmeden italyan vatandaşa anlatmak
isterdim,.

yaa işte ;böyle hayatın problemlerini çözmek zordur. Ne yazık ki bu didişme hala bitmemiş italya'da, çünkü anlatabilmek zordur.

Yazan: knz Tarih: August 10, 2006 10:38 AM

Knz hanim,

"""""""""""""" 1-Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz? Onu da yazarım ilgilenen olursa.,Nacizane, ben gordugumu saniyorum; ama, siz yine de yazarsaniz faydasi olabilir. """""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""

Osmanlı zamanında dini bir otorite olarak islami bir "concil" vardı. Başka bir deyişle İcmalar vardı. Ama içtehat kapısı da kapanmıştı. İslam içindeki farklı mezhepler, veya concil dışındaki yorumlar söz konusu bile edilemezdi.

Hem evet, hem de hayir. Ama, bunu detaylandirmanin onemli bir fark yaratacagini dusunmedigim icin uzerinde durmayacagim.

Mesela Bir kadının vicdan hürriyeti olarak tek gözünü açması söz konusu olmazdı. Kadını herhangi biri şahitlik meselesini soramaz( gerçi hala sorulmuyor ama). Kimse bir çıkıntılık yapamazdı. Şunu kabul edin ki, sadece tek gözünü kapatmak istemeyenlerin vicdani hürriyetinden söz edemeyiz.

Burada tam olarak ne dediginizi, ya da ne demek istediginizi anlamadigim gibi, bunlarin genel gecer bir kural olduguna da emin degilim.

Daha da otesi, bu derece hayattan soyutlanmis bir cinsiyetin mumkun olabilecegine sizin de inanabildiginize sasiriyorum.

Mesela aleviler de vardır, ama onların hiçbir hukuki hakkı olmazdı.

Alevilerin yasadigi hukuksal sorunlarla ile ilgili, bu baglamda, cok fazla birseyler bildigimi iddia edemeyecegim.

Fakat, sizin ima ettiginiz sekilde, her mahkemelik olan Aleviyi de Kuyucu Murat Pasaya (ya da torunlarina) teslim etmedikleri ortadadir.

Dolayisi ile, seriat mahkemeleri ile orfi mahkemeleri ya birbirine karistiryorsunuz, ya da ikincisinin varligindan galiba haberiniz bile yok.

Ama öte yandan hristyanlar ve konsülleri, Museviler ve konsülleri vardır. Fakat onlar da içlerinde aynıdır. Mesela bir hristiyan'ın acaba İsa oğul değil midir, acaba bizim ittifakla kabul edilmiş kararlarımız sorgulanamaz mı şeklinde bir çıkıntılık yapması söz konusu olmazdı.

Bir suru sey birbirine karismis.. Teslisi tartismak ile sivil hukuk arasinda ne gibi bir bag var --ben anlamiyorum.

Ama, size gore bir bag var galiba --bunu da eminim ozgurlukler filan baglaminda gordugunuzu soyluyeceksiniz.

Soylemeniz mumkun, ama, anlamli olmasi muhtemel degil bence.

Yani Müslümanlık diğer dinlere eşit yer vermiştir ama zaten bütün dinler kendi cematlerini sürü olarak görürler. Bir cematin kamusal hizmeti diğerine karışmazdı.

'Kamusal hizmeti' ne demektir? Bir cemaatin tulumbaci (yangin sondurme) ekibi ile bir baskasininki farkli miydi?.. Ya da, asevlerinde filan dini aidiyet mi soruluyordu..

Ya kendinizi daha iyi ifade edebilmeli, ya da bazi onyargilarinizi gozden gecirmelisiniz bence.

Şimdi bu durum artık mümkün değil.

O zaman da degildi ki.

Bir kere kamusal hizmetlerin ortak kullanılması şarttır.

Totoloji alarmi.. 'kamusal hizmet' zaten o demektir.

Herkesin kendi mahkemesine, okuluna gideceği günler çok geride kalmıştır.

Bu bir teoridir. Boyle olmasindan benim kisisel bir sikayetim yok, ama, yine de bir yanilsamadir. Belli sinirlar dahilinde gerceklesir. Dolayisi ile, o sinirlar dahilinde gecerlidir. Yani, evrensel filan degildir.

Evrensel olacagi da yok gibi gorunuyor. Ha bir ulusun sinirlari icinde olmus, ha bir cemaatin.. aradaki fark esasen kisisel ya da keyfi bir tercihtir.

Fizikteki eylemsizlik yasası gibi her şeyin farklılaşmasına tepki gösteriliyor ama boşunadır.

Bunu bana mi soyluyorsunuz; yoksa kendinize mi not yazdiniz :)

şimdi başlıklar halinde görüşlerinize cevap vermeye başlıyorum.

OK.

1- İtalyadaki Okullardan Haçın Kaldırılması ile ilgili Verdiğim Örnek:

"""""""""""""
1- Siniflara asili duran hac ile, olsa olsa, siniflara asilmasi istenebilecek olan Kabe resmini, ya da benzer bir sembolu kiyaslayabilirsiniz. Islam'da put yasak oldugunu dikkate alirsak, boyle bir seyin istenmesi pek olasi da degil
""""""""""""""""""""""".
Hristiyan için haçın anlamı başka, Müslüman için başka. Burada inancı gereği bir hristiyan bir velinin orada haç görmeyi istemesi, Müslüman velinin ise görmeyi istememesi söz konusu.

Bu arguman yu-ru-mez. Ne kadar sakil oldugunun farkinda dahi olmadiginizi dusunmek bile beni irkiltiyor.

Ne dediginizin su acidan farkinda degilsiniz --bence; ornek vereyim:

Semboller filan kimligin parcasidir, hic birisi kimligi birebir temsil etmez. Sembollere karsiyim dediginiz zaman, bunun sonu kimliklere karsiyim demektir. Dolayisi ile, basinda basortusu olsun ya da olmasin bir muslumana, kippasi olsun ya da olmasi bir museviye, haci olsun ya da olmasin bir hiristiyana, hic bir aidiyeti olmayan ateiste (kimliig aidiyetsizlik olana) suna buna karsiyim demek istiyor olursunuz.

Karsi olmaniza bir diyecegim, yok, ama, bunu suret-i haktanmiscasina soyleyip bir de uygulama yolunda dayatirsaniz, sizin de kimliginize (dolayisi ile, varliginiza da) karsi olunabilecegini gozardi etmemelisiniz.

Simdi.. Bana verdiginiz ve vereceginiz orneklerin boyle hep kisasa kisas turunden olmasi, sizin meseleyi cozmek ya da rahatlatmak hedefiyle degil de cozumsuzlugu kalici kilmak istediginiz intibaini veriyor.

Tabi İtalya gibi bir yerde hristiyanlar çoğunluk, Müslümanlar ise azınlık. Fakat demokrasiler de azınlık ve çoğunluk hakları açısından aynı kabul edilir. Yani hristiyanların çoğunluk olması onlar lehine karar vermeye neden olmaz.

'Kabul edilir'... Bravo. Peki, bu fetvanin sahibi kimdir?

ben bu fetva ile hemfikir olmayan bir azinliktan isem, bu fetva kulliyyen gecersiz mi oluyor simdi.

Kisacasi, boyle ic bos ezberlerle yola cikip bir seyleri anlamlandirmaga calismak yerine, neyi nicin istemediginizi yazsaniz cok daha yerinde olur benim acimdan. Aksi halde, luzumsuz yere boyle ne idugu belursuz, kerameti de kendinden menkul 'prensip'leri konusur vakit harcariz.

Eğer dini simge nedeniyle iki alan çatışırsa, hukuk yaşamı kolaylaştıracak en kestirme yolu seçer.

Ve, bu da --sizin baktiginiz yerden-- azinligin cogunluga tahakkumu seklinde tecelli eder, degil mi?

Hukukta 'zarar vermedigi muddetce serbesttir' turunden bir prensip yoktur, degil mi?

Ama daha iyi bir uzlaşma yolu varsa; onu da sizler bulun diyorum ben.

Surpriiiiiz!.. Bir onceki cumlemde bunun sihirli cevabini bulacaksiniz.

Phew! Cok zor bir sey bu. Bulmak icin ancak benim gibi dehalarin el atmasi gerekiyor...

Fakat yazımın ikinci kısmını beklerseniz, bu alan kişisel hak ve özgürlük kavramının alabildiğine dejenere edileceği yaklaşımları da kaldırmıyor. Diğer bir örnekte buna değineceğim..

OK.

Sınıfın kimliği ile öğretmenin kimliği aynıdır. Farklı değildir. Çünkü kamuda çalışan kişi kendi kimliğini temsil edemez. Yani öğretmen örneği ile sınıf örneği aynıdır.

Ne alakasi var. Bu kadar dayatma ile nicin sizofrenler yaratmak istiyorsunuz?

Okuldaki ogrenci siniflarinin kimligi filan yoktur. Ogrencilerin kimlikleir vardir. Kimse kimseye kimlik dayatmazsa sorun kalmaz.

Ama, sorun, sizin ta basinda 'sinifin kimligi' deyu bir garabete iman etmenizden kaynaklaniyor. Benden size bir sir; Yoktur boyle bir sey. O evhamdir.


"""""""""""""""""
2-Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var. Bu baglamda, her sinifta bir MKA resminin bulunmasi pekala bir dini sembol olarak addedilebilir ve yasaklanmasi gerekir. """"""""""""""""""""""""
Oyle degil. Bakın epistemolojik olarak kelimenin kökenine bakalım. Din ve vidan hüriyeti deriz. Ama millet ve vatan hürriyeti demeyiz. NEDEN ? Bu o kadar önemli bir ayrım ki! Birkaç saniye düşünün.

Dusunecek ne var. Kelime anlamlarini dikkate almadan, uhrevi cikarimlar yapmaga kosulmak guzel de uzun erimli olmaz.

Vatan ve millet icine dogulan, ya da kabul edilen seydir. Tipki Alevi olunmaz, dogulur deyisinde oldugu uzere; millet secimi bireyin iradesinde degildir. Vatan da oyledir.

Dolayisi ile, bu tur seylerden yola cikarak, felsefe gelistiremeyiz. Deneyebilir tabii, ama, cok acemice kacar.

Bizim vatan hürriyetimiz yoktur. Dünyanın her yerinde alabildiğine dolaşamayız. Pasaportumuz yoksa biz hiçiz. Acı ama böyle. Vatan benim tercihim veya keyfim değildir.

Bravo. Cunku, vatan denen sey bir 'exclusive club'dir. Davet ve icabetle nasbolunur.

Neticede, hepimiz özgür olmayan bir vatanda yaşayanların halini tvlerde gördük. Sokakta bir ABD askerini gören Iraklı yere çömelmek zorunda. Burası, yani Türkiye bir organizsasyon, ve kafamı dik tutmanın vergisi, ritüelleri olablir. Bir bakarsanız bayrak da saçma gelir, bayrak töreni de ama dediğim gibi vatan ve millet hürriyeti yoktur.

Eeee... Burada soru, bu dediklerinizi kimin tayin ettigidir. Ben, baska herhangi birisinin bana kendi vatanimda, kendi bayragim altinda hangi rituellerin gecerli olacaginda herkes kadar soz sahibiyim. Bu hakkimi kimseye devretmis degilim. Dolayisi ile, kimsenin kendi kendiyle gelin guvey olup bana bir seyler dayatmasi da kabul edilir degildir.

Gelelim Kemalizim din mi ? Bunu ciddi bişey olarak söylemediğinizi varsayıyorum.

Son derece ciddiyim.

Tipki Hiristiyanlik gibi bir surec izledigini tefrik edebiliyordum hep, ama, MKA'nin Pavlos'unun kim oldugunu bir turlu cikaramiyordum. Son kitaplarindan birinde Yalcin Kucuk bu ismi de ifsa etti: Mehmet Ali Aybar.

Bir örnek üzerinden anlatacağım.
Şu ülkede yaşayan hemen her kadın, başörtüsü ile ilgili şu cümleyi duymuştur. Öbür dünyada yanmaktansa bu dünyada yanmayı tercih ederim. Yani dinin vicdanlarımıza baskı yapma gücü bu kadar fazladır. Ebedi cehheneme kadar peşinizi bırakmazlar. Ben hiçbir Kemalistten ebedi cehennem tehditi almadım açıkçası.

Din deyince akliniza illa Ibrani dinler gelmesi sart midir? Bazilarimizin cok sevdigi bu 'eskatolojik seyler' dinlerin olmazsa olmazi degil. Din olup olmadigina bakmak icin daha temel seyleri goz onune almaniz lazim.

-- Insanustulestirilmis sahsiyetler iceriyor mu?
-- Allahi/Peygamberi var mi?
-- Irrasyonel de olsa rehber kabul edilen ya da iman edilen kitabi var mi?
-- Tapinagi var mi?
-- Ruhban sinifi turunden ogretilerini yayan var mi?

Bunlar --kisaca su anda aklima gelenler-- eksiksiz olarak Kemalizmde vardir. Daha nesi olacak ki din olsun?

Hadi yaksa yaksa bu dünyada yakar. Kimler yana yana kül olmamış ki bu dünyada; Kerem gibi yana yana. Ama o edebi vicdani baskıyı, bu toplumun özgür bir erkeği olarak hiç yaşamamış olabilirsiniz ama anlamak o kadar zor değil.

Attiginiz tasi goruyor ve yukseltiyorum: Bilmediigniz bir sey uzerinde farazi tahminlerde bulunuyorsunuz.

Devam edeceğim. Not: Açıklama gereği duydum. Şu devlet yemek törenleri konumun tamamen dışındadır. Eşlerin davet edilmemEsi hiç şık değil, gerekli de değil. Ben eş olsam zaten gitmezdim o başka ama., Evet hassas ve dantel gibi işlenmesi gereken bir konu üzerinde konuşuyoruz.

OK.

muzmunin anonim cevaplar-2-devam 27 ekim 2003 akşma gazetesi.

""İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Adel Smith okullardaki çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması için açtığı davayı kazandı. Çok konuşulacak karar İtalya'yı karıştırdı

O makaleyi buraya almis olmanizin tek faydasi abesle istigalin magazinel bir baska ornegini okumama firsat ve imkan vermek oldu --benim icin. Onun haricinde, anafikir olarak hic bir seye faydasi yok.

ben yorumsuz yazıyorum muzmin anonim.

Yorumsuz. Ve dusunmeden?

ama italyan vatandaşa bu kararı öyle bir anlatabilirm ki, o ikna olablir.

OK. O zaman bir 'italyan vatandas' bulup onu (onun sabrini) denemenizi onerelebilirim. Cunku, ben sizin baktiginiz yeri anliyorum, ama, takdir edilecek bir sey bulamiyorum.

çünkü kendi açımdan bakmıyorum. problem çözmedir bu, hiç incitmeden italyan vatandaşa anlatmak isterdim.

Siz, bir broblem filan cozmuyorsunuz. Siz, sakat bir status quo'yu anlamlandirmaga calisiyorsunuz.

yaa işte; böyle hayatın problemlerini çözmek zordur. Ne yazık ki bu didişme hala bitmemiş italya'da, çünkü anlatabilmek zordur.

Evet.

Hayat gercekten zor.

Hayati daha da zorlastiran pseudo-aydinlarimizin hakkini da yememek lazim.

Ustunuze alinabilirsiniz. :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 10, 2006 5:59 PM

1- Verdiğim İtalya örneğine ne tepki verdiğinizi hiç anlayamadım,.
O olayda İtalyan bağnazlarından mi yanasınız ? ben gizemli cümleler kurmam. Net ve açık konuşurum. Eğer ben bir Müslüman veli isem, o sembolü orada istememe hakkım var. Bunu neden anlamıyorsunuz ? İşkence gören bir adam heykelinin çocuğuma iyi gelmeyeceğini düşünüyorum. Çarmıha gerilmiş bir adam bana ne ifade etsin ? Saygı duymama özgürlüğüm de var ? Psikolojik , pedagojik kaygılarım var. Bu benim hakkımdır. Görüşleriniz azınlıklar için hayatı cehenneme çevirerecek nitelikle; eğer yanlış anlamadıysam! O haçı kaldırmakla çoğunluğa bir şey olmuyor, merak etmeyin. Biraz nezaketli davranmakla incileri dökülmüyor.
Veya ikinci bir itiraz da şudur; İtalya’da Müslüman birliği başkanın yaptığı gibi, gider de o da “Allah” yazısı asar., Buna hakkı vardır. Çoğunluk NE yapıyorsa azınlığın da aynı hakkı vardır. Veya tam tersi fark etmez.
ASIL Siz, yaşamın canlı örneklerine magazinsel derseniz böyle hayali konuşursunuz. İtalya yaşamın canlı bir örneğidir. Nedir sizin bu insanların yaşadıkları günlük deneyimlere karşı bu umursamazlığınız ?
Elbette problem çözmektir,. Bir sınıfın duvarını sirk panayırına çevirmek değil herhalde., Amiyane tabir ben kullanayım şimdi sidik yarışına girmektir bu.
Üstelik İtalya’da sorun bitmiyor. Bir tane daha hayatın canlı örneğini örnek vereyim. “Kıyas”tır bu. Eğer bundan kaçınırsanız, kıyaslar yapmazsanız böyle kısır kalmaya devam edersiniz.
İtalyanlardan bir örnek daha vereyim.Takıntılı hale gelmiş İtalyanlar. Mahkeme duvarlarında da haç var . Günün birinde yargıç ne yapmış ? ben artık din değiştirdim Musevi oldum o halde diyerek haçı kaldırıyor yerine Yahudi yıldızı asıyor. Hahahaha Tabi gene karışıyorlar İtalyanlar..Düşünsenize İtalyan mahkemesinde Yahudi yıldızı  Oh olsun diyeceğim, ne diyim.
Geçmiş yy değil ki, adam kalkmış din değiştiriyor, belki de inadına yapıyor ,. Yapar mı yapar. Tabiki geçmiş yy ile kıyas yapacağız. İtalyanlar eski keyifli günlerini kaybetmenin sancısını yaşıyorlar. Sonradan gelme bir Müslüman haç kaldırtıyor, din değiştirmiş İtalyan Musevi haç indiriyor. Zavallı İtalyanlar.
Şimdi geçen yazınızdaki kehanet iddianıza cevap vereceğim. Üstelik yeni moda bir din mensubu çıkar çırılçıplak adam resmi koyar ? Kamuda çıplak dolaşmayı dinin bir gereği olduğunu ileri süren yeni bir dini akımı dünyaya yayılabilir. İlaki İbrani dini mi şart kaoyacak yani. Adamın biri çıkar inadına şart koyar. Din bu kim engel olablir. Engel olursanız ruhban olursunuz ? peygamber tek başınayken ona taş atan ebu cehile benzersiniz. TEK BAŞINA BİLE BİR DİN OLABLİR.
Ben demiştim ki çıkacaktır, böyle çıkıntılık yapanlar. . Siz dediniz ki kehanet.! Hayır bu bir çıkarımdır. Üstelik ararsam çıkmıştır da. Ama kanunlar ona izin vermemiştir. Ya da İtalyanlar gibi şapkayı öne koyup düşünsünler.
Tabi sizin kişisel hak ve özgürlükten anladığınız, sadece bana, hep bana anlayışı ise, hiçbir kanun sadece başörtüsüne özel çıkamaz. Böyle bir şey olmaz. İtalyanlar gibi hazmetmek zorundayız. Herkes evinde ve sokakta özgürdür.

Keşke başörtüsünü “dinimin zorunluğu” diye mahkemeye getirmeselerdi
Kendi bindiği dalı böyle kesmiş oldular. Sitelerine , kitaplarına, elinize attığınız her yere İnanç ayrımcılığı yansıtan cümlelerini kendileri “oto kontrolle” ayıklasalardı, bencil olmayıp etrafı görselerdi, başkalarına saldırganlık yapmasalardı.,
Başörtüsü takmayanları “cariye” olarak görmek, takanları hür ve şerefli kabul etmek ne demek ? madem bu fikirde değilsiniz neden mücadele etmiyorsunuz. Yayın organları, üniversiteler, diyanet, bağımsız siteler , başörtüsü özgürlüğünü savunanlar neredeler ? Eğer bir hanım bu özgürlüğü istiyorsa, bizzat bu yazılarla mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü mahkeme başörtüsünün dini bir simge olup olmadığını ulema görüşünden çıkaracaktır. Bunun için de; hakim olan görüşlere, yaygın kabul edilmiş, resmi, diyanetli görüşlere göre karar verecektir. Yani başbakan yanılıyor. Ama tam tersten yanılıyor ! Ulema görüşü başörtüsünün engellenmesinin nedeni oldu. ( bundan sonra hemen başlansa, aslında ben başladım bile, 30-40 yıl sürer başörtüsünü dini zorunluluk değil de, örfi bir tercih olduğunu inandırıcı bir şeklide kabul ettirmek )
İlk yazımda uzlaşmadan bahsetmiştim. Bir agreement ortaya çıkacak. Sizden alıntılayarak yine o konuyu açacağım. Ama önce Hüsyin Andiç Beyi dinleyelim.

"""""""""""""""""Eger basörtüsü bir tehdit olarak görülüyorsa, pekâlâ basörtüsüzlük de bir tehdit olarak görülebilir. Madem üniversite basörtüsüzlere yasak edilmiyor, o halde basörtülülere de yasak edilmemeli. Esitlik ve adalet ancak bu sekilde saglanir. Yani basörtülülere yasak edilen bir üniversite, basörtüsüzlere de yasak edilmeli”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Bu cümledeki kıyaslamayı ve İRONİ yi anladım Hüseyin bey endişe etmeyin.

Biz kendi aramızda bir uzlaşmaya varırız. İtalyanlar okul duvarları sirk panayırına dönmesin diye bir uzlaşmaya varırlar. Uzlaşma nedir ? neden gereklidir ?
Muzmin anonimin itirazı şuydu;

“””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””Kafanizin gercekten karisik oldugunu dusunmek zorunda kaliyorum. Bu dediginiz her zaman oyle islemez. Ben okula, hastaneye, postaneye ne giyerek gidecegimi sizin keyfinize bakarak karar vermem. Ne istiyorsam onu giyer giderim. Cunku, benim ozgurlugumdur, size zarar vermedigim muddetce de sizin benim ozgurlugume itiraz hakkiniz dogmaz."""""""""""""""""""""""""""""""""

ya muzmin anomim, sanki Türkiye’de sanki, şu anda , postaneye giderken ne giyeceğine karışan var ? hadi üniveristeye giden öğrenciye de karışılmasın(bence bunu yazacağım daha sonra),. Biz kamu hizmeti verenleri konuşuyoruz öncelikle. Siz yazınızda “ özel hayat her yerde devam eder” diyorsunuz.
PEKİ Eşcinsel simgelerle ilgili görüşünüzü merak ediyorum. Geçenlerde bir akşam yazarı konuyu gündeme getirmiş. Neticede eşcinsel simgeler dini simgeler kadar vicdanlara baskı yapma özelliğine sahip değil . Onlar gerçekten bireysel tercihler ama yine de kamuda uzlaşma alanına giriyor.
Yani şu cümlede onayınız var mı ? Kişi eğer özel hayatını her yerde sürdürmek istiyorsa,eğer uzlaşma alanının dışına taşma özelliği gösteriyorsa, çalışma tercihini kamudan yana kullanmalıdır. Başka işyerlerinde çalışabilirler, özel hayatlarını istedikleri gibi sürdürürler ama kamuda çalışmayı tercih etmezler.
“Kamu” tanımını şöyle daraltalım. Kamuda iletişime yönelik hizmet verenleri göz önüne alalım.. Doktor, hemşire, polis, öğretmen,asker, hukuk, halkla ilişkiler vs.. buralarda hizmet verenleri uzlaşma alanı kabul edelim diyorum. Sizin gibi özel alana özel düşkünlüğü olanlar buralarda çalışmak yönünde tercih kullanmazlar.,
Uzay dini için şöyle bir şey yazmıştınız.

"""""""""""""""""""""Uzay dininiz beni ilgilendirmiyor. Dininizi kendi kisisel ozgurlugunuz ile secmis olursunuz. Dini ibadetlerinizi bana dayatmanizi kabul edemem, ama, kendi ibadetleriniz icin ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Isterseniz saclarinizi kokunden kaziyin, isterseniz de burnunuza kemik saplayin. Bana zarar vermediginiz muddetce ne isterseniz onu yapabilirsiniz""""""""""""""""""””””””””””.

Elbette, tahminen uzay dinin diğer kadınları cariye görmek gibi yaklaşımı olmazdı belki, ama böyle bir temsile ilk şikayetler Müslüman hassasiyeti olan insanlardan gelirdi. Mevcut durumu yok sayamazsınız. İyi din veya kötü din ayrımını hukuğun yapması mümkün değil. Laik olmaz o zaman.

Muzmin bey size kemalizmle karşılaştırmada şöyle bişey demiştim: onların ebedi cehenennem tehdditi yok. Veya şifa dağıtamıyorlar. BUNU UNUTMAYIN.

İnsanlar maalesef dini konularda zayıf. Hindistan’dan bir kadın peygamber geldi; insanlar ayağını öpmeye sıraya girdi. Bunu yaptılar. Çünkü çocuğu hasta , çünkü babası ölüyor, çünkü ölümden deli gibi korkuyor. Din toplum yaşamında keyfince kullanılacak bir alan değil. Din bir meta, bir ürün ve getirisi var. Dinlerin serberst rekabet ortamında, tüketicinin korunması şart. İnsanlar kendini korusunlar diyemezsiniz. Hele söz konusu olan çocuklarsa,.. Nasıl olur da çocukların uzay dini, bilmem ne tarikatı gibi abukluklara maruz bırakırsınız. Bu yaptığınız kendi benciliğiniz.

Uzlaşma şarttır.
Uzlaşmalıyız. Gerçeklerden kaçamazsınız. Başörtüsü takmamak yönünde uzlaşamayız. Yazarken bile bu sıcakta fenalık geldi. Başörtüsü takan kişi bunu kendi özel nedenleri yüzünden takıyor.,
Uzlaşma alanı, doğal, kolay ve toplumun normlarına uygun olmalıdır. Bir kadının kulak açması
Toplum normlarına aykırı değildir. Kulak ve saç cinsel organ değil. Ama başörtüsüne çok fazla anlam veren hanımlar için bu zorluğun farkındayım. BUNUN FEDAKARLIK OLDUĞUNU biliyorum.
Ben duyarsız bir yazar değilim. AMA çocukların hakkı için, en azından onlar için bu fedakarlığıa katlanan bir çok hanım var. Yeryüzünde bozgunculuğa fırsat vermemek için makul olanda anlaşacağız. Üstelik kadınlar arasında dayanışmaya ihtiyacımız var.

"""""""""""Giyim terchinin sebebi London, NewYork, Paris, Munich, Tokyo ya da baska bir moda kabesindeki bir peygamber oldugunda sizce sorun yok da, mesele kisinin baska bir gerekcesi oldugunda mi ortaya cikiyor?"""""""""""""""""""""""””””””””””””””””””

siz düşük belli pantolon ve içinden iç çamaşırının markası gözüken bir kıyafet giyiyor musunuz ? birçok erkek sokakta giyiyor şimdilerde.. Ama kamusal alanda giyemezsiniz.

ilaki herşey kanunla olmaz. ELBETTE kişisel özgürlük alanı olacak,. siz erkekler aranızda uzlaşacak ve kravat takmaycaksınız. Nitekim anlaşma yapıldı ve erkelerin boyunlarıyazları özgür oldu. Erkekler sıkıntılı ya, boyunlarında tahamül etmek istemiyor haliyle. Kadınlarda pantolon giyme hakkı aldı, yazın naylon çorap giymiyorlar.,Bir erkek favori bırakabilir, saçını uazabilir, kadın sandalet giyebilir.

uzlaşma iyidir,
umarım 30-40 yıl sonra başörtüsünün vicdani baskılarla ilgisi ortadan kaldırılır, ve uzlaşma alanına girer. Çalımadan olmaz ama.

YİNE DE TEKRAR SÖYLÜYORUM Kİ, Dinin vicdanlara baskı yapma özelliği daha farklıdır. Münih Tokyo modacıları kimseyi “ebedi cehennemle “korkutamaz. Küçük çocuklara mezardan fırlayan solucan hikayeleri ile korkutamaz. MODA VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ diye bir deyim yok ama din ve vicdan özgürlüğü diye var.

"""""""""""""""""Mini etek ile basortusu arasindaki temel fark vucudun neresinde oldugudur; ondan otesi kisinin kendi deger yargilarina girer"""""""""""""""""""

Ben kimseden mini etek giymeyenlerin ceheneme gideceği tehdini duymadım.Dolayısıyla karşılaştırma yanlış.

Mini etekle, aşırı makajlı türbanıyı karşılaştırabilirsiniz ancak. BU İKİSİ AYNIDIR. Feminenliği ön plana çıkarmak, kadınsılık, modaya bağımlılık gibi. Yöntem olarak karşılaştırma yapılmasını sizin gibi mazaginsel bulmam. ama kıyas uygun yere yapılmadır.

”””””””””””””””Kiyamet yakinda kopacak... ve siz bunu engelliyorsunuz.. degil mi? :))””””””””””””””””””””””””””

kıyamet koptu bile. Anlatmaya çalıştığım bu. Ama ben engelleyemiyorum.

Akşama sembol konusunda yazdıklarınıza cevap vereceğim. Tamamen zıt bir düşünce yazacağım. Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim

Yazan: knz Tarih: August 11, 2006 9:37 AM

Knz hanim,

[Bu yazi baska bir sayfada, sehven, yayinlandi. Yeniden ve biraz elden de gecirerek, duzenleyerek burada yayinliyorum]

1- Verdiğim İtalya örneğine ne tepki verdiğinizi hiç anlayamadım.

Aciklamaga calisayim. Gerci daha onceki yazimda da vardi, ama, bu anlamda aciklama sayilmazdi.

Once sondan bir alinti yapayim: Bu yazinin sonunda sunu demissiniz "Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim".

Buradaki sorun ve sizin gormediginizi sandigim sey sudur: Kimse kendisini *bir* sembole baglamis degil, herkesin kimligini degisik isimlerle nitelendirebilecegimiz ya da sembolize edebilecegimiz unsurlar olusturur.

Kimse de, bu sembolleri (ya da kimligini olusturan unsurlari) akli olmaksizin secmez. Akli yetmedigi icin celiskili sembollleri benimseyenler vardir, ama, bunu da --yetersiz dahi olsa-- kendi aklinin erdigi kadariyla yapar.

Dolayisi ile, kisinin kimlik (din dahil) tercihi akli bir surectir; din de akil ile secilmis bir inanclar butunudur. Yani, eger ilgili birey tarafindan dahil edilmisse, kimlikten dini ayiramayiz.

Kimlik seciminin, ozellikle de disariya yansitilan kimlik seciminin, kisinin akli tercih prosesi sonucunda oldugunu eger kabul edebilirseniz --ki, su ana kadar sergilediginiz kismi onyargi yuzunden zor olabielcegini kabul ederim, ama, denemelisiniz--, bunu secip olusturan herkesin en az sizin kadar ozgur oldugunu da kabul edebileceksiniz.

Yani, ozgurluk sadece sizin tekelinizde olan bir sey degil.

Gelelim Italya ornegine --ki, bu baglamda benzeri angutluklar bu ulkde de hem maneviyaci cenahta hem de laikci cenahta gorulmus ve eminim daha da gorulecektir--, o yaklasimin sakat tarafi, kimlik ve dolayisiyla sembollerin zenginligiyle bir arada yasamagi tercih etmek yerine, sembolleri yok ederek ve giderek ucu (kimlikler ve semboller acisindan) yoklukta bulusmaga varacak olan bir yola girmeleridir.

Uzun bir cumle oldu. Ozetleyeyim:

Sembolleri birer birer --ve, ilgilisini ikna etmeksizin, cebren ve tasallutla-- ayiklamak 'tek tipcilik' meragidir ve bunun da siyasi literaturdeki karsiligi 'fasizm'dir.

Fasizm kelimesinin size asina gelecegini saniyorum. Fakat, pek de asina gelmeyecegine emin oldugum, ve tepki vereceginize emin oldugum bir vechesi var bunun:

Sizin bu konudaki durusunuz da fasizandir. Tek tipciligi dayatiyorsunuz cunku.

Umarim bu Italya meselesini, ve su-i emsalden emsal cikarmak gayretlerinizi kapatabiliriz artik.

İtalyanlardan bir örnek daha vereyim.Takıntılı hale gelmiş İtalyanlar.

Italyanlarin takintilarini cozmek isterdim; ama, once kendi evimi bir hale yola koymaliyim. Malum, hamiyyet vatanda baslar (charity begins at home).

Mahkeme duvarlarında da haç var . Günün birinde yargıç ne yapmış ? ben artık din değiştirdim Musevi oldum o halde diyerek haçı kaldırıyor yerine Yahudi yıldızı asıyor. Hahahaha Tabi gene karışıyorlar İtalyanlar.. Düşünsenize İtalyan mahkemesinde Yahudi yıldızı ? Oh olsun diyeceğim, ne diyim.

Evet, magazinel fakat hayatin bir parcasi.

Ben size mekanlarin, kamusal hizmet mekanlarinin, sembol ve kimliklerle donatilamsini savunuyor olsam, bu dediklerinizi dikkate alacagim.

Ben tersini soyluyorum. Mekanlar kimliksizdir, sembolleri filan kaldirmak gerekir. Ama, icindeki bireyleri kimliksiz yapamazsiniz. Buna yonelmek dahi fasizmdir.

Şimdi geçen yazınızdaki kehanet iddianıza cevap vereceğim. Üstelik yeni moda bir din mensubu çıkar çırılçıplak adam resmi koyar ? Kamuda çıplak dolaşmayı dinin bir gereği olduğunu ileri süren yeni bir dini akımı dünyaya yayılabilir. İlaki İbrani dini mi şart kaoyacak yani. Adamın biri çıkar inadına şart koyar. Din bu kim engel olablir. Engel olursanız ruhban olursunuz ? peygamber tek başınayken ona taş atan ebu cehile benzersiniz. TEK BAŞINA BİLE BİR DİN OLABLİR.

Once kendi yanlisimi duzelteyim: Daha once Ibrani dinler demistim. 'Ibrahimi' olmaliydi, yaziyi gonderdikten sonra farkettim. pardon.

Yukarida bahsettiginiz sey mumkun mudur? Tabii ki. Muhtemel midir? Bence hayir.

Simdi boylesine dogmamis cocuga don bicen bir ornek uzerine neyi tartisacagim.. Bence vehimdir bu.

Ben demiştim ki çıkacaktır, böyle çıkıntılık yapanlar. . Siz dediniz ki kehanet.! Hayır bu bir çıkarımdır. Üstelik ararsam çıkmıştır da. Ama kanunlar ona izin vermemiştir. Ya da İtalyanlar gibi şapkayı öne koyup düşünsünler.

Arayan Mevlasini da bulur, belasini da :)) Dolayisi ile cok ararsaniz sonunda birseyler mutlaka bulursunuz. Buldugunuzun anlamli olup olmadigina bakmak lazim. Bence anlamli degil.

Anlamsiz olan sudur: Ortada olan bir sorunu konusurken, ortada olmayan bir seylere atlamak kisinin kendisini taca atmasidir bence.

Oyle yapmayalim demek istiyorum.

Tabi sizin kişisel hak ve özgürlükten anladığınız, sadece bana, hep bana anlayışı ise,

Olmuyor ama.. Benim soyleyeceklerimi benden once davranip bana sizin soylemeniz hic de olmuyor. :)

Benim baktigim yerden, bu dediginizi yapan siz olarak gorunuyor.

hiçbir kanun sadece başörtüsüne özel çıkamaz. Böyle bir şey olmaz. İtalyanlar gibi hazmetmek zorundayız. Herkes evinde ve sokakta özgürdür.

Simdi size bir baska gercegin daha ifsaatinda bulunacagim ve eminim siz de hepimiz gibi afallayacaksiniz :) Basortusu yasagi kanunla filan getirilmis bir sey degil. Uygulmada olan fakat kanun-bazli bir dayanagi olmayan bir garabettir.

Hmmmm... Afallamaniz gecmistir umarim. :)

Simdi.. ne diyordunuz? Neyi hazmetmeliydik?

Keşke başörtüsünü "dinimin zorunluğu" diye mahkemeye getirmeselerdi

Aynen oyle. Basortusunu cok yersiz konumlandirdilar.

Kendi bindiği dalı böyle kesmiş oldular. Sitelerine , kitaplarına, elinize attığınız her yere İnanç ayrımcılığı yansıtan cümlelerini kendileri "oto kontrolle" ayıklasalardı, bencil olmayıp etrafı görselerdi, başkalarına saldırganlık yapmasalardı.,

Fiziki bir saldirganliktan benim haberim yok, ama, savunma da bazan saldiri olarka nitelendirilebiliyor tabii ki.

Başörtüsü takmayanları "cariye" olarak görmek, takanları hür ve şerefli kabul etmek ne demek ? madem bu fikirde değilsiniz neden mücadele etmiyorsunuz.

Yahu, bu fikirde olanlar hala daha var mi?

Varsa, bunlarin nedret degerini de dikkate alarak en yakin Paleontoloji Muzesine haber vermeniz gerekmiyor mu?

Yayın organları, üniversiteler, diyanet, bağımsız siteler , başörtüsü özgürlüğünü savunanlar neredeler?

Maas kuyrugunda ya da bankamatigin basinda...

Eğer bir hanım bu özgürlüğü istiyorsa, bizzat bu yazılarla mücadele etmesi gerekiyor.

hayir. tek basina o degil, siz de bir taraftan 'o hanima' yardim ederken, diger taraftan da o sitelerle 'mucadele' etmelisiniz.

Moral superiority filan gibi seylerin bir anlami varsa bunu boyle yapmalisiniz.

Aksi halde, siz de sadece engelleyicilerden sayilmak durumunda kalirsiniz. Bunun size dogrudan bir zarari tabii ki olmaz, ama, inandiriciliginiza halel getirir.

Çünkü mahkeme başörtüsünün dini bir simge olup olmadığını ulema görüşünden çıkaracaktır.

Soruyu oyle sormak sart mi[ydi]? Dindar olmayanlar yanlarinda tesbih bulunduramazlar mi? O da mi yasaklanmali?

Bunun için de; hakim olan görüşlere, yaygın kabul edilmiş, resmi, diyanetli görüşlere göre karar verecektir. Yani başbakan yanılıyor. Ama tam tersten yanılıyor ! Ulema görüşü başörtüsünün engellenmesinin nedeni oldu. ( bundan sonra hemen başlansa, aslında ben başladım bile, 30-40 yıl sürer başörtüsünü dini zorunluluk değil de, örfi bir tercih olduğunu inandırıcı bir şeklide kabul ettirmek )

AKP'nin ya da Basbakanin meseleyi cozmek gibi bir onceligi oldugunu hic sanmiyorum. Cozulmedigi surece bu kitleyi rehin almisligi devam edecegine gore, onun [AKP'nin ya da Basbakanin] da cozmesinin anlami yok.

Ama önce Hüsyin Andiç Beyi dinleyelim.

Huseyin beyi severim ederim, ama, yazdiklarini yazmak ozgurlugunu kullandigini kabul etmekten oteye dediklerini kaale almak zorunda kendimi pek hissetmek ihtiyacini cok az duydum bugune kadar. Siz tabii ki devam edebilirsiniz.
"""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""
Kafanizin gercekten karisik oldugunu dusunmek zorunda kaliyorum. Bu dediginiz her zaman oyle islemez. Ben okula, hastaneye, postaneye ne giyerek gidecegimi sizin keyfinize bakarak karar vermem. Ne istiyorsam onu giyer giderim. Cunku, benim ozgurlugumdur, size zarar vermedigim muddetce de sizin benim ozgurlugume itiraz hakkiniz dogmaz. """""""""""""""""""""""""""""""""
ya muzmin anomim, sanki Türkiye’de sanki, şu anda , postaneye giderken ne giyeceğine karışan var ? hadi üniveristeye giden öğrenciye de karışılmasın (bence bunu yazacağım daha sonra). Biz kamu hizmeti verenleri konuşuyoruz öncelikle. Siz yazınızda " özel hayat her yerde devam eder" diyorsunuz.

Evet, 'ozel hayat her yerde devam eder' diyorum, ve hala daha da diyorum.

Kamu hizmeti verenlerin ozel hayatina karisilmasi, ile kamu hizmetinin belli bir ozel hayat dayatmasi arasindaki paralelligi gormuyor musunuz?

Bu paralellik sizce kabul edilebilir bir sey midir?

PEKİ Eşcinsel simgelerle ilgili görüşünüzü merak ediyorum. Geçenlerde bir akşam yazarı konuyu gündeme getirmiş. Neticede eşcinsel simgeler dini simgeler kadar vicdanlara baskı yapma özelliğine sahip değil. Onlar gerçekten bireysel tercihler ama yine de kamuda uzlaşma alanına giriyor.

Sizi sasirtacagim, ama, benim bu konuda en ufak bir takintim yok. Ustelik, bu konuyu --bilhassa 'genetik escinsellik' [yani, fitraten escinsellik] baglaminda-- dile getirip bir iki yerde tartistim. Aldigim cevaplar, ya da yorumlarin hic bir sekilde tatminkar olmadigini, daha da oteye meseleyi anlayanin dahi olmadigini da soyleyebilirim.

Daha da oteye gideyim, 'escinsellik' lafini duyanlarin derhal belden asagi dusunmeleri de benim icin ilginc oldu. Zannedersem, daha sonralari, 'ahlaki endiselerden yoksun' olduguma dair bir lakirdi eden birisinin referansi da buydu.

Yani, escinsellik hakkindaki onyargilarini 'ahlak' filan gibi meselenin cozumune degil de kendi nalbant keserlerinin yontugu istikamete tasiyip perdelemek..

Evet, bu konu bu ulkede (baska ulkelerde oldugu uzere) 'inanan'larin cok basini agritacak.

Yani şu cümlede onayınız var mı ? Kişi eğer özel hayatını her yerde sürdürmek istiyorsa, eğer uzlaşma alanının dışına taşma özelliği gösteriyorsa, çalışma tercihini kamudan yana kullanmalıdır.

Karisik. Luzumsuz derecede karisik bir cumle. Basiti seven birisinin bu kadar maharetli parendeler atmasina gerek yok bence. Basitlestirip yeniden sorar misiniz lutfen.

Başka işyerlerinde çalışabilirler, özel hayatlarını istedikleri gibi sürdürürler ama kamuda çalışmayı tercih etmezler.

Ne alakasi var? Kamuda calismak ile baska yerlerde calismak arasinda ne fark var?

Kisi yeteneginin ve bilgisinin uygun oldugu, aldigi paraya da razi olacagi her yerde calisir. Gorev tarifi her ne ise de onu yapar.

Gorev tarifinde olmayan kisitlamalarla dislanamaz. O da kendi ozel hayatini hizmet verdiklerine dayatamaz.

Baska bir deyisle, havaalaininda kontrol kulesinde calisacaklarin belli bir alert derecesi olmasi gerekitgini kabul ederim, ama, sirf her ay 3-5 gun icin PMS yuzunden duygusal calkalanmalar yasamak ihtimali olan kadinlarin bundan dislanmasini kabul edemem.

PMS yuzunden de kimseye ozel bir imtiyaz verilmesine de taraftar degilim tabii ki. Herkes (her kadin) kendi PMS'i ile kendisi basa cikmali, ve hizmet verdiklerine bunu yansitmamalidir. Bunu yansitmadigi, dayatmadigi muddetce ozel hayatina karisamayiz. Benzer seyler erkekler icin de gecerlidir.

Bakiniz, bunu biraz daha genisleteyim: Cocuklu anneler icin, imkanlar cercevesinde, isyerlerinde kres olsun mu olmasin mi sorusuna 'evet, olsun' dediginiz anda, bu insancilliginiz sizi dogrudan dogruya ozel hayatin kamu hizmetine dahline goturur. Hayir dediginiz anda da evlenmek ya da cocuk yapmak ihtimali olan butun kadinlari ise almamak ozgurlugu dogurur.

Bu tur ornekleri artirabilirim. Dolayisi ile, kamu hizmeti ile ozel hayatin ayrilmasi konusunda daha dikkatli bakmanizi oneriyorum.

"Kamu" tanımını şöyle daraltalım. Kamuda iletişime yönelik hizmet verenleri göz önüne alalım.. Doktor, hemşire, polis, öğretmen,asker, hukuk, halkla ilişkiler vs.. buralarda hizmet verenleri uzlaşma alanı kabul edelim diyorum. Sizin gibi özel alana özel düşkünlüğü olanlar buralarda çalışmak yönünde tercih kullanmazlar.

Bosuna, bihude, kelime cambazligi yapmakla vakit kaybediyoruz.

Ozel alani kisitlamak, kamu alanini yeniden tariflemek kimsenin keyfine kalmis degil.

Elimde nufus cuzdanim oldugu muddetce, yapilacak isi yapacagim yetenegim ve bilgim oldugu durumlarda, beni hic kimse hic bir yerden dislayamaz.

Uzay dini için şöyle bir şey yazmıştınız. """"""""""""""""""""" Uzay dininiz beni ilgilendirmiyor. Dininizi kendi kisisel ozgurlugunuz ile secmis olursunuz. Dini ibadetlerinizi bana dayatmanizi kabul edemem, ama, kendi ibadetleriniz icin ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Isterseniz saclarinizi kokunden kaziyin, isterseniz de burnunuza kemik saplayin. Bana zarar vermediginiz muddetce ne isterseniz onu yapabilirsiniz """""""""""""""""""""""""""" Elbette, tahminen uzay dinin diğer kadınları cariye görmek gibi yaklaşımı olmazdı belki, ama böyle bir temsile ilk şikayetler Müslüman hassasiyeti olan insanlardan gelirdi. Mevcut durumu yok sayamazsınız. İyi din veya kötü din ayrımını hukuğun yapması mümkün değil. Laik olmaz o zaman.

Diger kadinlari cariye gormek konusundaki takintiniz hakkinda yukarida bir seyler soyledim zaten. Fakat, sizin durdugunuz yeri anlamak mumkun degil. Bakin, hece hece yazacagim, belki daha anlamli olur.

Bu-gun bas-or-tu-su tak-mak is-te-yen ka-din-lar bu-nu ken-di oz-gur i-ra-de-le-ri i-le tak-mak is-ti-yor-lar. Or-ta-da bu-nu bu-yu-ran bir o-to-ri-te yok. Siz de, so-nuc-ta, ka-din-la-ri oz-gur i-ra-de-le-ri yu-zun-den dis-la-mak is-te-yen ce-nah-ta ken-di-ni-zi bu-lu-yor-su-nuz.

Bilmem anlatabildim mi? :)

Muzmin bey size kemalizmle karşılaştırmada şöyle bişey demiştim: onların ebedi cehenennem tehdditi yok. Veya şifa dağıtamıyorlar. BUNU UNUTMAYIN.

Neyi savunuyorsunuz? Bir anlayabilsem..

İnsanlar maalesef dini konularda zayıf.

Kuvvetli olsalar ne olacakti?

Hindistan’dan bir kadın peygamber geldi; insanlar ayağını öpmeye sıraya girdi. Bunu yaptılar. Çünkü çocuğu hasta, çünkü babası ölüyor, çünkü ölümden deli gibi korkuyor.

Bunlarla mucadele etmenize itiraz eden mi var?

Din toplum yaşamında keyfince kullanılacak bir alan değil. Din bir meta, bir ürün ve getirisi var. Dinlerin serberst rekabet ortamında, tüketicinin korunması şart. İnsanlar kendini korusunlar diyemezsiniz. Hele söz konusu olan çocuklarsa,.. Nasıl olur da çocukların uzay dini, bilmem ne tarikatı gibi abukluklara maruz bırakırsınız. Bu yaptığınız kendi benciliğiniz.

De hele gurban... :)

Ben ki, herkesin serbestce istedigi seye inanmasina izin verilmesini, fakat dayatmaya karsi gelinmesini soylerken dilim vizon kurku oldu.. siz hala daha bir sekilde bencillik goruyorsunuz...

E.. pes yani.. :)

Uzlaşma şarttır. Uzlaşmalıyız. Gerçeklerden kaçamazsınız. Başörtüsü takmamak yönünde uzlaşamayız. Yazarken bile bu sıcakta fenalık geldi. Başörtüsü takan kişi bunu kendi özel nedenleri yüzünden takıyor.

Yahu, takmayin --istemiyorsaniz.

Ama, takana nicin takiyorsunuz?

Birakin, isterse basini ortsun. benim butun dedigim budur.

Bunu anlatmak bu kadar mi zor.

Bunun uzlasilmayacak yani neresi?!..

Uzlaşma alanı, doğal, kolay ve toplumun normlarına uygun olmalıdır. Bir kadının kulak açması Toplum normlarına aykırı değildir. Kulak ve saç cinsel organ değil. Ama başörtüsüne çok fazla anlam veren hanımlar için bu zorluğun farkındayım. BUNUN FEDAKARLIK OLDUĞUNU biliyorum.

Bana ne, ne anlama geldigi. Ben sadece kapatmak isteyen kapatabilir diyorum.

Toplum normlari filan deyisinizi de yadirgiyorum. Sizin bahsettiginiz toplum normlari filan degil, dayatmalariniz.

Ben duyarsız bir yazar değilim.

Duyarli bir okur oldugunuzu dusunmuyorum. Dolayisi ile, duyarli yazdiklariniz, duyarsiz okumalariniz sonucunda havada kaliyor bence.

AMA çocukların hakkı için, en azından onlar için bu fedakarlığıa katlanan bir çok hanım var. Yeryüzünde bozgunculuğa fırsat vermemek için makul olanda anlaşacağız. Üstelik kadınlar arasında dayanışmaya ihtiyacımız var.

OK. Siz onlari sizin bildiginiz sekilde kurtarmaga devam edin; ama, birakin, simdilik isteyen istedigi tarafini kapatsin. E mi.

""""""""""" Giyim terchinin sebebi London, NewYork, Paris, Munich, Tokyo ya da baska bir moda kabesindeki bir peygamber oldugunda sizce sorun yok da, mesele kisinin baska bir gerekcesi oldugunda mi ortaya cikiyor? """"""""""""""""""""""""""""""""""""""""" siz düşük belli pantolon ve içinden iç çamaşırının markası gözüken bir kıyafet giyiyor musunuz ? birçok erkek sokakta giyiyor şimdilerde.. Ama kamusal alanda giyemezsiniz.

Eeee.. giyiyorlar. So what. Milletin bakislarindan rahatsiz olanlar bir daha giymez. Olamyanlar, ya da reaksiyon koymak isteyenler giyer. Bunun mesele edilecek neresi var?

ilaki herşey kanunla olmaz. ELBETTE kişisel özgürlük alanı olacak,. siz erkekler aranızda uzlaşacak ve kravat takmaycaksınız. Nitekim anlaşma yapıldı ve erkelerin boyunlarıyazları özgür oldu. Erkekler sıkıntılı ya, boyunlarında tahamül etmek istemiyor haliyle. Kadınlarda pantolon giyme hakkı aldı, yazın naylon çorap giymiyorlar.,Bir erkek favori bırakabilir, saçını uazabilir, kadın sandalet giyebilir.

Kadinlara pantolon giymeme zorunlulugu getiren sakat idi zaten. Duzledi cok sukur. Ama, kimse pantolon giydi diye isinden olmadi, anayasa mahkemelerine filan goturulmedi degil mi?

uzlaşma iyidir, umarım 30-40 yıl sonra başörtüsünün vicdani baskılarla ilgisi ortadan kaldırılır, ve uzlaşma alanına girer. Çalımadan olmaz ama.

Umarim basinin kendisi acik, aklisi [sic] ortulu olanlari kirk sene daha beklemek gerekmez.

YİNE DE TEKRAR SÖYLÜYORUM Kİ, Dinin vicdanlara baskı yapma özelliği daha farklıdır. Münih Tokyo modacıları kimseyi "ebedi cehennemle "korkutamaz. Küçük çocuklara mezardan fırlayan solucan hikayeleri ile korkutamaz. MODA VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ diye bir deyim yok ama din ve vicdan özgürlüğü diye var.

Hay su 'ebedi cehennem' takintiniz... Yahu, bunlari siz habire tekrarlayinca ben ebedi cehenneme rahmet okur oluyorum..

""""""""""""""""" Mini etek ile basortusu arasindaki temel fark vucudun neresinde oldugudur; ondan otesi kisinin kendi deger yargilarina girer """"""""""""""""""" Ben kimseden mini etek giymeyenlerin ceheneme gideceği tehdini duymadım. Dolayısıyla karşılaştırma yanlış.

Mini etek giyenlerin cehenneme gidecegini syleyeni duydunuz ama, degil mi?

Eeee.. sonuc? Kimseyi mini etek giyiyor diye erkenden cehenneme gondermis degiliz.

Kisacasi, karsilastirmayi yanlis bulmaniz, karsilastirmanin yapilamayacagindan degil; sadece sizin onyargilariniza hizmet etmeyisinden olsa gerek.

Mini etekle, aşırı makajlı türbanıyı karşılaştırabilirsiniz ancak. BU İKİSİ AYNIDIR. Feminenliği ön plana çıkarmak, kadınsılık, modaya bağımlılık gibi. Yöntem olarak karşılaştırma yapılmasını sizin gibi mazaginsel bulmam. ama kıyas uygun yere yapılmadır.

Tekrar okursaniz, belki bu defa hidayete erer (!) ve uygun yere oldugunu gorebilirsiniz.

""""""""""""""" Kiyamet yakinda kopacak... ve siz bunu engelliyorsunuz.. degil mi? :)) """""""""""""""""""""""""" kıyamet koptu bile. Anlatmaya çalıştığım bu. Ama ben engelleyemiyorum.

Eh, iyi o zaman. Elle gelen dugun bayram :))

Akşama sembol konusunda yazdıklarınıza cevap vereceğim. Tamamen zıt bir düşünce yazacağım.

Hasretle (ve bu yaz gunu, hararetle) bekleyecegim :)

Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim

Nasil demisti Veysel?

Soyle miydi acaba:

Ozgurlugun bes par'etmez
Basinda hic akl'olmasa..

:))

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 12, 2006 2:44 AM

Bu sayfa MUZMİN ANONİMİN YAZISIDIR.
"israile karşı ne yapmalı sayfasında
yanlışlıkla gönderilmiş

Knz hanim,

1- Verdiğim İtalya örneğine ne tepki verdiğinizi hiç anlayamadım.
Aciklamaga calisayim. Gerci daha onceki yazimda da vardi, ama, bu anlamda aciklama sayilmazdi.

Once sondan bir alinti yapayim: Bu yazinin sonunda sunu demissiniz "Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim".

Buradaki sorun ve sizin gormediginizi sandigim sey sudur: Kimse kendisini *bir* sembole baglamis degil, herkesin kimligini degisik isimlerle nitelendirebilecegimiz ya da sembolize edebilecegimiz unsurlar olusturur.

Kimse de, bu sembolleri (ya da kimligini olusturan unsurlari) akli olmaksizin secmez. Akli yetmedigi icin celiskili sembollleri benimseyenler vardir, ama, bunu da --yetersiz dahi olsa-- kendi aklinin erdigi kadariyla yapar.

Dolayisi ile, kisinin kimlik (din dahil) tercihi akli bir surectir; din de akil ile secilmis bir inanclar butunudur. Yani, eger ilgili birey tarafindan dahil edilmisse, kimlikten dini ayiramayiz.

Kimlik seciminin, ozellikle de disariya yansitilan kimlik seciminin, kisinin akli tercih prosesi sonucunda oldugunu eger kabul edebilirseniz --ki, su ana kadar sergilediginiz kismi onyargi yuzunden zor olabielcegini kabul ederim, ama, denemelisiniz--, bunu secip olusturan herkesin en az sizin kadar ozgur oldugunu da kabul edebileceksiniz.

Yani, ozgurluk sadece sizin tekelinizde olan bir sey degil.

Gelelim Italya ornegine --ki, bu baglamda benzeri angutluklar bu ulkde de hem maneviyaci cenahta hem de laikci cenahta gorulmus ve eminim daha da gorulecektir--, o yaklasimin sakat tarafi, kimlik ve dolayisiyla sembollerin zenginligiyle bir arada yasamagi tercih etmek yerine, sembolleri yok ederek ve giderek ucu (kimlikler ve semboller acisindan) yoklukta bulusmaga varacak olan bir yola girmeleridir.

Uzun bir cumle oldu. Ozetleyeyim:

Sembolleri birer birer --ve, ilgilisini ikna etmeksizin, cebren ve tasallutla-- ayiklamak 'tek tipcilik' meragidir ve bunun da siyasi literaturdeki karsiligi 'fasizm'dir.

Fasizm kelimesinin size asina gelecegini saniyorum. Fakat, pek de asina gelmeyecegine emin oldugum, ve tepki vereceginize emin oldugum bir vechesi var bunun:

Sizin bu konudaki durusunuz da fasizandir. Tek tipciligi dayatiyorsunuz cunku.

Umarim bu Italya meselesini, ve su-i emsalden emsal cikarmak gayretlerinizi kapatabiliriz artik.

İtalyanlardan bir örnek daha vereyim.Takıntılı hale gelmiş İtalyanlar.
Italyanlarin takintilarini cozmek isterdim; ama, once kendi evimi bir hale yola koymaliyim. Malum, hamiyyet vatanda baslar (charity begins at home).

Mahkeme duvarlarında da haç var . Günün birinde yargıç ne yapmış ? ben artık din değiştirdim Musevi oldum o halde diyerek haçı kaldırıyor yerine Yahudi yıldızı asıyor. Hahahaha Tabi gene karışıyorlar İtalyanlar.. Düşünsenize İtalyan mahkemesinde Yahudi yıldızı ? Oh olsun diyeceğim, ne diyim.
Evet, magazinel fakat hayatin bir parcasi.

Ben size mekanlarin, kamusal hizmet mekanlarinin, sembol ve kimliklerle donatilamsini savunuyor olsam, bu dediklerinizi dikkate alacagim.

Ben tersini soyluyorum. Mekanlar kimliksizdir, sembolleri filan kaldirmak gerekir. Ama, icindeki bireyleri kimliksiz yapamazsiniz. Buna yonelmek dahi fasizmdir.

Şimdi geçen yazınızdaki kehanet iddianıza cevap vereceğim. Üstelik yeni moda bir din mensubu çıkar çırılçıplak adam resmi koyar ? Kamuda çıplak dolaşmayı dinin bir gereği olduğunu ileri süren yeni bir dini akımı dünyaya yayılabilir. İlaki İbrani dini mi şart kaoyacak yani. Adamın biri çıkar inadına şart koyar. Din bu kim engel olablir. Engel olursanız ruhban olursunuz ? peygamber tek başınayken ona taş atan ebu cehile benzersiniz. TEK BAŞINA BİLE BİR DİN OLABLİR.
Once kendi yanlisimi duzelteyim: Daha once Ibrani dinler demistim. 'Ibrahimi' olmaliydi, yaziyi gonderdikten sonra farkettim. pardon.

Yukarida bahsettiginiz sey mumkun mudur? Tabii ki. Muhtemel midir? Bence hayir.

Simdi boylesine dogmamis cocuga don bicen bir ornek uzerine neyi tartisacagim.. Bence vehimdir bu.

Ben demiştim ki çıkacaktır, böyle çıkıntılık yapanlar. . Siz dediniz ki kehanet.! Hayır bu bir çıkarımdır. Üstelik ararsam çıkmıştır da. Ama kanunlar ona izin vermemiştir. Ya da İtalyanlar gibi şapkayı öne koyup düşünsünler.
Arayan Mevlasini da bulur, belasini da :)) Dolayisi ile cok ararsaniz sonunda bulursunuz. Buldugunuzun anlamli olup olmadigina bakmak lazim. Bence anlamli degil.

Anlamsiz olan sudur: Ortada olan bir sorunu konusurken, ortada olmayan bir seylere atlamak kisinin kendisini taca atmasidir bence.

Oyle yapmayalim demek istiyorum.

Tabi sizin kişisel hak ve özgürlükten anladığınız, sadece bana, hep bana anlayışı ise,
Olmuyor ama.. Benim soyleyeceklerimi benden once davranip bana sizin soylemeniz hic de olmuyor. :)

Benim baktigim yerden, bu dediginizi yapan siz olarak gorunuyor.

hiçbir kanun sadece başörtüsüne özel çıkamaz. Böyle bir şey olmaz. İtalyanlar gibi hazmetmek zorundayız. Herkes evinde ve sokakta özgürdür.
Simdi size bir baska gercegin daha ifsaatinda bulunacagim ve eminim siz de hepimiz gibi afallayacaksiniz :) Basortusu yasagi kanunla filan getirilmis bir sey degil. Uygulmada olan fakat kanun-bazli bir dayanagi olmayan bir garabettir.

Hmmmm... Afallamaniz gecmistir umarim.

Simdi.. ne diyordunuz? Neyi hazmetmeliydik?

Keşke başörtüsünü "dinimin zorunluğu" diye mahkemeye getirmeselerdi
Aynen oyle. Basortusunu cok yersiz konumlandirdilar.

Kendi bindiği dalı böyle kesmiş oldular. Sitelerine , kitaplarına, elinize attığınız her yere İnanç ayrımcılığı yansıtan cümlelerini kendileri "oto kontrolle" ayıklasalardı, bencil olmayıp etrafı görselerdi, başkalarına saldırganlık yapmasalardı.,
Fiziki bir saldirganliktan benim haberim yok, ama, savunma da bazan saldiri olarka nitelendirilebiliyor tabii ki.

Başörtüsü takmayanları "cariye" olarak görmek, takanları hür ve şerefli kabul etmek ne demek ? madem bu fikirde değilsiniz neden mücadele etmiyorsunuz.
Yahu, bu fikirde olanlar hala daha var mi?

Varsa, bunlarin nedret degerini de dikkate alarak en yakin Paleontoloji Muzesine haber vermeniz gerekmiyor mu?

Yayın organları, üniversiteler, diyanet, bağımsız siteler , başörtüsü özgürlüğünü savunanlar neredeler ? Eğer bir hanım bu özgürlüğü istiyorsa, bizzat bu yazılarla mücadele etmesi gerekiyor.
OK. Bu dediklerinizi not ettim; ilk YOK toplantisinda gundeme getirecegim :)

Çünkü mahkeme başörtüsünün dini bir simge olup olmadığını ulema görüşünden çıkaracaktır.
Soruyu oyle sormak sart mi? Dindar olmayanlar yanlarinda tesbih bulunduramazlar mi? O da mi yasaklanmali?

Bunun için de; hakim olan görüşlere, yaygın kabul edilmiş, resmi, diyanetli görüşlere göre karar verecektir. Yani başbakan yanılıyor. Ama tam tersten yanılıyor ! Ulema görüşü başörtüsünün engellenmesinin nedeni oldu. ( bundan sonra hemen başlansa, aslında ben başladım bile, 30-40 yıl sürer başörtüsünü dini zorunluluk değil de, örfi bir tercih olduğunu inandırıcı bir şeklide kabul ettirmek )
Basbakanin meseleyi cozmek gibi bir onceligi oldugunu hic sanmiyorum. Cozulmedigi surece bu kitleyi rehin almisligi devam edecegine gore, onun da cozmesinin anlami yok.

Ama önce Hüsyin Andiç Beyi dinleyelim.
Huseyin beyi severim ederim, ama, yazdiklarini yazmak ozgurlugunu kullandigini kabul etmekten oteye dediklerini kaale almak zorunda kendimi pek hissetmek ihtiyacini cok az duydum bugune kadar. Siz tabii ki devam edebilirsiniz.

""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""" Kafanizin gercekten karisik oldugunu dusunmek zorunda kaliyorum. Bu dediginiz her zaman oyle islemez. Ben okula, hastaneye, postaneye ne giyerek gidecegimi sizin keyfinize bakarak karar vermem. Ne istiyorsam onu giyer giderim. Cunku, benim ozgurlugumdur, size zarar vermedigim muddetce de sizin benim ozgurlugume itiraz hakkiniz dogmaz. """"""""""""""""""""""""""""""""" ya muzmin anomim, sanki Türkiye’de sanki, şu anda , postaneye giderken ne giyeceğine karışan var ? hadi üniveristeye giden öğrenciye de karışılmasın(bence bunu yazacağım daha sonra),. Biz kamu hizmeti verenleri konuşuyoruz öncelikle. Siz yazınızda " özel hayat her yerde devam eder" diyorsunuz.
Evet, 'ozel hayat her yerde devam eder' diyorum, ve hala daha da diyorum.

PEKİ Eşcinsel simgelerle ilgili görüşünüzü merak ediyorum. Geçenlerde bir akşam yazarı konuyu gündeme getirmiş. Neticede eşcinsel simgeler dini simgeler kadar vicdanlara baskı yapma özelliğine sahip değil. Onlar gerçekten bireysel tercihler ama yine de kamuda uzlaşma alanına giriyor.
Sizi sasirtacagim, ama, benim bu konuda en ufak bir takintim yok. Ustelik, bu konuyu --bilhassa 'genetik escinsellik' [yani, fitraten escinsellik] baglaminda-- dile getirip bir iki yerde tartistim. Aldigim cevaplar, ya da yorumlarin hic bir sekilde tatminkar olmadigini, daha da oteye meseleyi anlayanin dahi olmadigini da soyleyebilirim.

Daha da oteye gideyim, 'escinsellik' lafini duyanlarin derhal belden asagi dusunmeleri de benim icin ilginc oldu. Zannedersem, daha sonralari, 'ahlaki endiselerden yoksun' olduguma dair bir lakirdi eden birisinin referansi da buydu.

Yani, escinsellik hakkindaki onyargilarini 'ahlak' filan gibi meselenin cozumune degil de kendi nalbant keserlerinin yontugu istikamete tasiyip perdelemek..

Evet, bu konu bu ulkede (baska ulkelerde oldugu uzere) 'inanan'larin cok basini agritacak.

Yani şu cümlede onayınız var mı ? Kişi eğer özel hayatını her yerde sürdürmek istiyorsa, eğer uzlaşma alanının dışına taşma özelliği gösteriyorsa, çalışma tercihini kamudan yana kullanmalıdır.
Karisik. Luzumsuz derecede karisik bir cumle. Basiti seven birisinin bu kadar maharetli parendeler atmasina gerek yok bence. Basitlestirip yeniden sorar misiniz lutfen.

Başka işyerlerinde çalışabilirler, özel hayatlarını istedikleri gibi sürdürürler ama kamuda çalışmayı tercih etmezler.
Ne alaka? Kamuda calismak ile baska yerlerde calismak arasinda ne fark var?

Kisi yeteneginin ve bilgisinin uygun oldugu her yerde calisir. Gorev tarifi ne ise onu yapar.

Gorev tarifinde olmayan kisitlamalarla dislanamaz. O da kendi ozel hayatini hizmet verdiklerine dayatamaz.

Baska bir deyisle, havaalaininda kontrol kulesinde calisacaklarin belli bir alert derecesi olmasi gerekitgini kabul ederim, ama, sirf her ay 3-5 gun icin PMS yuzunden duygusal calkalanmalar yasamak ihtimali olan kadinlarin bundan dislanmasini kabul edemem.

PMS yuzunden de kimseye ozel bir imtiyaz verilmesine de taraftar degilim tabii ki. Herkes (her kadin) kendi PMS'i ile kendisi basa cikmali, ve hizmet verdiklerine bunu yansitmamalidir. Bunu yansitmadigi, dayatmadigi muddetce ozel hayatina karisamayiz. Benzer seyler erkekler icin de gecerlidir.

"Kamu" tanımını şöyle daraltalım. Kamuda iletişime yönelik hizmet verenleri göz önüne alalım.. Doktor, hemşire, polis, öğretmen,asker, hukuk, halkla ilişkiler vs.. buralarda hizmet verenleri uzlaşma alanı kabul edelim diyorum. Sizin gibi özel alana özel düşkünlüğü olanlar buralarda çalışmak yönünde tercih kullanmazlar.
Bosuna, bihude, kelime cambazligi yapmakla vakit kaybediyoruz.

Ozel alani kisitlamak, kamu alanini yeniden tariflemek kimsenin keyfine kalmis degil.

Elimde nufus cuzdanim oldugu muddetce, yapilacak isi yapacagim yetenegim ve bilgim oldugu durumlarda, beni hic kimse hic bir yerden dislayamaz.

Uzay dini için şöyle bir şey yazmıştınız.
""""""""""""""""""""" Uzay dininiz beni ilgilendirmiyor. Dininizi kendi kisisel ozgurlugunuz ile secmis olursunuz. Dini ibadetlerinizi bana dayatmanizi kabul edemem, ama, kendi ibadetleriniz icin ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Isterseniz saclarinizi kokunden kaziyin, isterseniz de burnunuza kemik saplayin. Bana zarar vermediginiz muddetce ne isterseniz onu yapabilirsiniz """""""""""""""""""""""""""" Elbette, tahminen uzay dinin diğer kadınları cariye görmek gibi yaklaşımı olmazdı belki, ama böyle bir temsile ilk şikayetler Müslüman hassasiyeti olan insanlardan gelirdi. Mevcut durumu yok sayamazsınız. İyi din veya kötü din ayrımını hukuğun yapması mümkün değil. Laik olmaz o zaman.
Diger kadinlari cariye gormek konusundaki takintiniz hakkinda yukarida bir seyler soyledim zaten. Fakat, sizin durdugunuz yeri anlamak mumkun degil. Bakin, hece hece yazacagim, belki daha anlamli olur.

Bu-gun bas-or-tu-su tak-mak is-te-yen ka-din-lar bu-nu ken-di oz-gur i-ra-de-le-ri i-le tak-mak is-ti-yor-lar. Or-ta-da bu-nu bu-yu-ran bir o-to-ri-te yok. Siz de, so-nuc-ta, ka-din-la-ri oz-gur i-ra-de-le-ri yu-zun-den dis-la-mak is-te-yen ce-nah-ta ken-di-ni-zi bu-lu-yor-su-nuz.

Bilmem anlatabildim mi? :)

Muzmin bey size kemalizmle karşılaştırmada şöyle bişey demiştim: onların ebedi cehenennem tehdditi yok. Veya şifa dağıtamıyorlar. BUNU UNUTMAYIN.
Neyi savunuyorsunuz? Bir anlayabilsem..

İnsanlar maalesef dini konularda zayıf.
Kuvvetli olsalar ne olacakti?

Hindistan’dan bir kadın peygamber geldi; insanlar ayağını öpmeye sıraya girdi. Bunu yaptılar. Çünkü çocuğu hasta, çünkü babası ölüyor, çünkü ölümden deli gibi korkuyor.
Bunlarla mucadele etmenize itiraz eden mi var?

Din toplum yaşamında keyfince kullanılacak bir alan değil. Din bir meta, bir ürün ve getirisi var. Dinlerin serberst rekabet ortamında, tüketicinin korunması şart. İnsanlar kendini korusunlar diyemezsiniz. Hele söz konusu olan çocuklarsa,.. Nasıl olur da çocukların uzay dini, bilmem ne tarikatı gibi abukluklara maruz bırakırsınız. Bu yaptığınız kendi benciliğiniz.
De hele gurban... :)

Ben ki, herkesin serbestce istedigi seye inanmasina izin verilmesini, fakat dayatmaya karsi gelinmesini soylerken dilim vizon kurku oldu.. siz hala daha bir sekilde bencillik goruyorsunuz...

E.. pes yani.. :)

Uzlaşma şarttır. Uzlaşmalıyız. Gerçeklerden kaçamazsınız. Başörtüsü takmamak yönünde uzlaşamayız. Yazarken bile bu sıcakta fenalık geldi. Başörtüsü takan kişi bunu kendi özel nedenleri yüzünden takıyor.
Yahu, takmayin --istemiyorsaniz.

Ama, takana nicin takiyorsunuz?

Birakin, isterse basini ortsun. benim butun dedigim budur.

Bunu anlatmak bu kadar mi zor.

Bunun uzlasilmayacak yani neresi?!..

Uzlaşma alanı, doğal, kolay ve toplumun normlarına uygun olmalıdır. Bir kadının kulak açması Toplum normlarına aykırı değildir. Kulak ve saç cinsel organ değil. Ama başörtüsüne çok fazla anlam veren hanımlar için bu zorluğun farkındayım. BUNUN FEDAKARLIK OLDUĞUNU biliyorum.
Bana ne, ne anlama geldigi. Ben sadece kapatmak isteyen kapatabilir diyorum.

Toplum normlari filan deyisinizi de yadirgiyorum. Sizin bahsettiginiz toplum normlari filan degil, dayatmalariniz.

Ben duyarsız bir yazar değilim.
Duyarli bir okur oldugunuzu dusunmuyorum. Dolayisi ile, duyarli yazdiklariniz, duyarsiz okumalariniz sonucunda havada kaliyor bence.

AMA çocukların hakkı için, en azından onlar için bu fedakarlığıa katlanan bir çok hanım var. Yeryüzünde bozgunculuğa fırsat vermemek için makul olanda anlaşacağız. Üstelik kadınlar arasında dayanışmaya ihtiyacımız var.
OK. Siz onlari sizin bildiginiz sekilde kurtarmaga devam edin; ama, birakin, simdilik isteyen istedigi tarafini kapatsin. E mi.

""""""""""" Giyim terchinin sebebi London, NewYork, Paris, Munich, Tokyo ya da baska bir moda kabesindeki bir peygamber oldugunda sizce sorun yok da, mesele kisinin baska bir gerekcesi oldugunda mi ortaya cikiyor? """"""""""""""""""""""""""""""""""""""""" siz düşük belli pantolon ve içinden iç çamaşırının markası gözüken bir kıyafet giyiyor musunuz ? birçok erkek sokakta giyiyor şimdilerde.. Ama kamusal alanda giyemezsiniz.
Eeee.. giyiyorlar. So what. Milletin bakislarindan rahatsiz olanlar bir daha giymez. Olamyanlar, ya da reaksiyon koymak isteyenler giyer. Bunun mesele edilecek neresi var?

ilaki herşey kanunla olmaz. ELBETTE kişisel özgürlük alanı olacak,. siz erkekler aranızda uzlaşacak ve kravat takmaycaksınız. Nitekim anlaşma yapıldı ve erkelerin boyunlarıyazları özgür oldu. Erkekler sıkıntılı ya, boyunlarında tahamül etmek istemiyor haliyle. Kadınlarda pantolon giyme hakkı aldı, yazın naylon çorap giymiyorlar.,Bir erkek favori bırakabilir, saçını uazabilir, kadın sandalet giyebilir.
Kadinlara pantolon giymeme zorunlulugu getiren sakat idi zaten. Duzledi cok sukur. Ama, kimse pantolon giydi diye isinden olmadi, anayasa mahkemelerine filan goturulmedi degil mi?

uzlaşma iyidir, umarım 30-40 yıl sonra başörtüsünün vicdani baskılarla ilgisi ortadan kaldırılır, ve uzlaşma alanına girer. Çalımadan olmaz ama.
Umarim basinin kendisi acik, aklisi [sic] ortulu olanlari kirk sene daha beklemek gerekmez.

YİNE DE TEKRAR SÖYLÜYORUM Kİ, Dinin vicdanlara baskı yapma özelliği daha farklıdır. Münih Tokyo modacıları kimseyi "ebedi cehennemle "korkutamaz. Küçük çocuklara mezardan fırlayan solucan hikayeleri ile korkutamaz. MODA VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ diye bir deyim yok ama din ve vicdan özgürlüğü diye var.
Hay su 'ebedi cehennem' takintiniz... Yahu, bunlari siz habire tekrarlayinca ben ebedi cehenneme rahmet okur oluyorum..

""""""""""""""""" Mini etek ile basortusu arasindaki temel fark vucudun neresinde oldugudur; ondan otesi kisinin kendi deger yargilarina girer """"""""""""""""""" Ben kimseden mini etek giymeyenlerin ceheneme gideceği tehdini duymadım. Dolayısıyla karşılaştırma yanlış.
Mini etek giyenlerin cehenneme gidecegini syleyeni duydunuz ama, degil mi?

Eeee.. sonuc? Kimseyi mini etek giyiyor diye erkenden cehenneme gondermis degiliz.

Kisacasi, karsilastirmayi yanlis bulmaniz, karsilastirmanin yapilamayacagindan degil; sadece sizin onyargilariniza hizmet etmeyisinden olsa gerek.

Mini etekle, aşırı makajlı türbanıyı karşılaştırabilirsiniz ancak. BU İKİSİ AYNIDIR. Feminenliği ön plana çıkarmak, kadınsılık, modaya bağımlılık gibi. Yöntem olarak karşılaştırma yapılmasını sizin gibi mazaginsel bulmam. ama kıyas uygun yere yapılmadır.
Tekrar okursaniz, belki bu defa hidayete erer (!) ve uygun yere oldugunu gorebilirsiniz.


"""""""""""""""
Kiyamet yakinda kopacak... ve siz bunu engelliyorsunuz.. degil mi? :))
""""""""""""""""""""""""""
kıyamet koptu bile. Anlatmaya çalıştığım bu. Ama ben engelleyemiyorum.


Eh, iyi o zaman. Elle gelen dugun bayram :))

Akşama sembol konusunda yazdıklarınıza cevap vereceğim. Tamamen zıt bir düşünce yazacağım.
Hasretle (ve bu yaz gunu, hararetle) bekleyecegim :)

Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim
Nasil demisti Veysel?

Soyle miydi acaba:

Ozgurlugun bes par'etmez
Basinda hic akl'olmasa..

:))

muzmin anonim yazdı

Yazan: knz Tarih: August 12, 2006 7:51 AM

“””””””””Semboller filan kimligin parcasidir, hic birisi kimligi birebir temsil etmez. Sembollere karsiyim dediginiz zaman, bunun sonu kimliklere karsiyim demektir. Dolayisi ile, basinda basortusu olsun ya da olmasin bir muslumana, kippasi olsun ya da olmasi bir museviye, haci olsun ya da olmasin bir hiristiyana, hic bir aidiyeti olmayan ateiste (kimliig aidiyetsizlik olana) suna buna karsiyim demek istiyor olursunuz.”””””””””””””””””””””

Tam tersine dindeki semboller ilkelliktir. Muhammed peygamberin hiçbir sembolü yoktu. Yaşadığı toplumda insanların ortalamasına uygun giyinirdi. İbrahim peygamber ise; ne siz sorun ne ben söyleyim :)

Kabe’deki putları, sembolleri tek tek kırdı. Nerede kişisel hak ve hürriyeti ??? alıp kırıyor. Sonra da dalga geçiyor. Günümüzde yapsaydı hapse atarlar ( ben çok severim bu eylemini ama ). Vahşi kabilelerin sembolü boldur. Hrisitiyanların küçk yaşlardan beri işkence çeken bir adam heykeline bakmak zorunda kalmaları iyi bişey değil. 40 sene dayanamayıp
dünya savaşları çıkarmaları belki bu yüzden,.

dini simgeler kavramını kişisel özgürlük kavramı ile karıştırmamalıyız.

fakat dikkatiniz çekerim ; Ortlamdan farkı olmayı kastetmiyorum. Ben kızılderileri veya Gandi’yi severim ama onlar doğal olandır.Benim bir aidiyetim yok, ne sanayi sonrası toplumların giyim tarzını giymekten, ne Gandi gibi giyinmekten ne de Kızılderili kadınları gibi giyinmekten gocunurum.. Saçıma örgü yapar tüy de takarım. Benim bir kişiliğim var,. Ama öte yandan Gizimli bir kadın olmak için peçe takmak cazip gelmiyor. Doğal olanı seviyorum. Ama herkesin benim gibi olması şert değil. Yoksa bir kadın ne sebepten peçe takarsa taksın beni hiç ilgilendirmez. Onun kişiliği öyle derim, tarzı bu derim. Kıyas kabul etmez bir alandır bu.

Beni ilgilendiren dini zorlamaların kadınlara seçme hakkı tanımaması. Şu iddiam var benim; Türkiye’de hiçbir kadının başörtüsü seçerken serbest tercih hakkı yok. Çünkü kurumsal dinin tehdidi var., Bu tehditi ( cehenemdir) ortadan kaldırın. Başörtüsünü müslüman kadının simgesi değildir. Ben sizin peşinizi bırakmayacağım. Bu iddiama deliller sunmayı başka yazıya bırakıyorum şimdilik. Öyle oturduğunuz yerden özgürlük havarisi kesilmek kolay tabi. Fena halde örnekler vereceğim.

Moda konusunda ise entelektüel bir kasılma sezdim sizde :) Netice de bir hizmet sektörüdür.

Moda sadece kadınlara da hizmet etmiyor. Çay bardağı bile moda. Geçenlerde yaşlı teyze bana büyük boy cam ince belli bardakta çay ikram etti. O bardaklar yeni çıktı. Yaşlı teyze modaya uyup satın almış. Yeni bardak büyük kupa bardak ile bizim geleneksel camın karışımı bişey oluyor. Mesela ev mobilyasında yeni “design”ları çok seviyorum ben. Design /tasarım Sihirli sözcük. Koltuk yüzlerinin yıkanabilir olması, keten yapıyorlar mesela. Çeviz mobiya hiç sevmem. Ağaçlara yazık,. Hafif ve yeni malzeme güzel.İçinde naylon olan şeyleri sevmiyorum.

Gerçi yeni tasarımları satın almak şart değil. Yani onun için kredi kartı borcu yapmam. Param bol olduğunda alırım belki.Borç Yapanlar oluyordur. Modanın esiri değil, talep edicisiyim ben.Çünkü klasik seçeneğe yani bir seçenek daha katıyor.

Tasarımcı dedikleri meslek o kadar popüler ki :) İnsanlar Tasarımcıyı Tanrı zannediyor., veya Tanrıyı Tasarımcı., Bana çok ilginç geliyor.,

İnsanların modanın esiri olmasına karşı nasıl tavır alıyorsam, birkaç alimin esiri
olmasına da yanı şeklide karşıyım. Seçeneklerimiz
fazla olsun, ama hepsi olsun. Benim derdim bu.

şimdilik zamanım doldu,..

Yazan: knz Tarih: August 12, 2006 12:14 PM

Sevgili Kniz,son cümlelerinde çaktırmadan akıllı tasarıma konu dışında gönderme yapmaya kalkmış.Öyleyse biz de "açıkça" hemen cevap verelim.

Hayır insanlar Tanrı'yı tasarımcı zannetmiyorlar.Buna eminler.

Zanla bilgiyi birbirine karıştırınca ortaya hep böyle hatalı yorumlar çıkıyor.

Ama örneğin sen "zannediyorsun","sanıyorsun" sevgili Knz.

Buna karşılık hüsnü kuruntudan sıyrılıp ,yalnızca delile dayalı bilgiye(inanca) yöneldiğinde artık sen de "bilenlerden" olmuş olacaksın.

Tabii bunun yolu duygusal şiirler yazıp,çizgi filmler yapmaktan geçmiyor . Akla , bilime ve gerçeğe yönelmekten geçiyor.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 12, 2006 1:53 PM

Sevgili knz,

Böyle İtalya'da haç yasaklandı, başörtüsü de semboldür, semboller kötüdür, o zaman başörtüsü de kötüdür, yasaklanmalıdır tarzı yazılar artık bıkkınlık getirdi. Bakın, sembollerle putları karıştırmanız ve İslamiyette sembolden bol bir şey bulunmadığı konusundaki bilgisizliğinizden kat-ı nazar, bunun Allah ile kul arasındaki ilişkiye müdahale olduğunu; siz ne kadar tepinseniz de insanların beyninde din'in, her türlü dünya düzeninin ve kanunlarının önünde olduğu gerçeğini ne zaman kabul edeceksiniz?
Eğer ben bir tanrıya inanıyorsam ve onun bana "başını ört, namaz kıl, haç tak, istavroz çıkar" dediğine inanıyorsam, bunu yapmama tek engel inancımın zayıflığıdır. Siz, İbrahim'in (AS) İsmail'i (AS) kurban ettiğinde yanında olsaydınız ona yaptığının saçma ve mantıksız olduğunu söylerdiniz şüphesiz...Başarılı olur muydunuz, ne dersiniz? Veya "yasak hemşerim, kamusal alanda oğul kesmek yassah!" deseydiniz engellermiydiniz? Dinde iman vardır, kayıtsız şartsız tanrıya teslimiyet vardır. Bir ara ikna odaları çıkarmışlardı üniversiteye girişte. Kimi neye ikna ediyorsun, şaşkın?
Bakın İsevilik'te başörtüsü vardır (Matta ortalarda bir yerde bir ayet), Yahudilikte vardır, İslamiyette de olması tabidir. Ben, bir rahibeyle bizzat görüştüm. Fransız, son derece ince ve nazik bir hanımefendiydi. Kendisi eskiden nasıl tüm İsevi kadınların örtündüğünü, sonra hangi aşamalardan sonra tesettürün kilisenin dört duvarı arasına sıkıştırıldığını anlattı çekine çekine. Dindar yahudi kadınları da ya başlarını örter veya peruk takarlar. Büyük ihtimalle onların tarihlerinde de bir yerlerde 28 Şubat yaşanmış olmalı !
Sembol filan, bırakın bunları... Bu başörtüsü mevzuu yetti artık. Sizin gibi düşünenler yüzünden bir toplumsal mutabakat oluşamıyor, sürekli gerim gerim aynı konu etrafında dönüp duruyoruz.
Başörtüsünü seçme hakkı yokmuş, yok cehennem tehdidi varmış filan ! Bırakın ya ! kolay bir karar sanki. Cehennem yine ta öldükten sonra, iyi bir tahminle 60-70 yıl sonra. Bu kafalar zaten toplumdan soyutlayıp cehennemin içine atıyor imanlı kızı. Kampüs girişinde önce başörtüsünü yasakladılar. Sonra kızlar şapka takmaya başladı. Sonra onu da yasakladılar!! Sonra peruk takmaya başladılar. Ve final !!! Onu da yasakladılar !!!
Ne sembolünden bahsediyorsunuz?.... Kippa taksam yasaklayacaklar sanki??
Avusturalya'da Perth üniversitesine master için başvurmuştum. Bana broşür göndermişler. Overseas müslüman öğrenciler için camileri olduğunu, her öğrenciye bir imam counsellor tayin ettiklerini, Cuma namazı için ders programlarının ayarlanabildiğini yazmışlar. Özgürlük ve dine bakış budur !

Yazan: blue Tarih: August 12, 2006 4:22 PM

Knz hanim,

Tam tersine dindeki semboller ilkelliktir. Muhammed peygamberin hiçbir sembolü yoktu. Yaşadığı toplumda insanların ortalamasına uygun giyinirdi. İbrahim peygamber ise; ne siz sorun ne ben söyleyim :)

Bir antropolojik calisma yapiyor olsaydik, bu dedikleriniz tartisirdik. Dindeki sembollerin, ya da bireylerin din olarak algiladiklari hayat tarzinin icinde nelerin sembol nelerin de ilkellik oldugunu tartisabilirdik. Yine de yapabiliriz, ama, bu baslik altinda bence cok garip kacar.

Kisinin ragbet ettigi seyin ilkellik olup olmadigi kisiyi ilgilendirir. Sizin buna --oradan degilse buradan diyerek-- karsi durmanizin anlamli oldugunu dusunmuyorum.

Kabe’deki putları, sembolleri tek tek kırdı. Nerede kişisel hak ve hürriyeti ??? alıp kırıyor. Sonra da dalga geçiyor. Günümüzde yapsaydı hapse atarlar (ben çok severim bu eylemini ama).

Kamusal mekanlarin sembol olamayacagini dusundugumu daha once soylemistim, zannedersem. Dolayisi ile, sizin bahsettiginiz bu eylemle benim bir sorunum yok. Sizin var mi?

Vahşi kabilelerin sembolü boldur. Hrisitiyanların küçk yaşlardan beri işkence çeken bir adam heykeline bakmak zorunda kalmaları iyi bişey değil. 40 sene dayanamayıp dünya savaşları çıkarmaları belki bu yüzden,.

Olabilir. Bu onlarin bilecegi bir seydir.

dini simgeler kavramını kişisel özgürlük kavramı ile karıştırmamalıyız.

Yeteri kadar yasadiginizi, ve dolayisi ile yeteri derecede farkliliga sahit oldugunuzu dusunuyorum. Eger oyleyse, referansi (olabildigince) ortak olmakla beraber, her bireyin din ve Allah anlayisinin farkli oldugunu da, sanirim, musahade etmissinizdir.

Insanlar inanclarini, ozellikle de belli inanc sistemlerini, kendi akillari ile, ozgur iradeleri ile, secerler. Ikisinin (akil ile inanc sistemi secimi) arasindaki bu iliskiyi gorebilirseniz, benim karistiriyor oldugumu dusundugunuz seyi aslinda sizin karistiriyor oldugunuzu da farkedeceginizi saniyorum. Iyimser ve umitvarim yani. :)

fakat dikkatiniz çekerim ; Ortlamdan farkı olmayı kastetmiyorum. Ben kızılderileri veya Gandi’yi severim ama onlar doğal olandır. Benim bir aidiyetim yok, ne sanayi sonrası toplumların giyim tarzını giymekten, ne Gandi gibi giyinmekten ne de Kızılderili kadınları gibi giyinmekten gocunurum.. Saçıma örgü yapar tüy de takarım. Benim bir kişiliğim var.

Birisi cikip size 'Olmaz, mutlaka bir aidiyetiniz olmak zorunda. Onu da biz soyle kararlastirdik: Siz o aidiyete sahip olacaksiniz!' derse ne dusunursunuz?

Ama öte yandan Gizimli bir kadın olmak için peçe takmak cazip gelmiyor. Doğal olanı seviyorum. Ama herkesin benim gibi olması şert değil. Yoksa bir kadın ne sebepten peçe takarsa taksın beni hiç ilgilendirmez. Onun kişiliği öyle derim, tarzı bu derim. Kıyas kabul etmez bir alandır bu.

OK. Pece icin gosterdiginiz bu indifference'i basortusu icin de gosterebilir miziniz acaba?

Beni ilgilendiren dini zorlamaların kadınlara seçme hakkı tanımaması. Şu iddiam var benim; Türkiye’de hiçbir kadının başörtüsü seçerken serbest tercih hakkı yok.

Bunu soyleyin. Size itiraz etmem. Katilirim, ya da katilmam ayri mesele; ama, bunu soylemek ozgurlugunuz vardir.

Çünkü kurumsal dinin tehdidi var., Bu tehditi (cehenemdir) ortadan kaldırın. Başörtüsünü müslüman kadının simgesi değildir. Ben sizin peşinizi bırakmayacağım. Bu iddiama deliller sunmayı başka yazıya bırakıyorum şimdilik. Öyle oturduğunuz yerden özgürlük havarisi kesilmek kolay tabi. Fena halde örnekler vereceğim.

Bu 'azzzz sooora' tehditleri (!) cok hosuma gidiyor. Yaz gunu iyi geliyor yani.

Fakat, bir seyi atliyorsunuz: Basortusu takmak isteyenler bunu kendileri istiyorlar.

Siz ise, ortada bir otoriter dayatma oldugu vehmiyle, buna karsisiniz. OK. Madem basortusu bu kadar berbat bir sey, bunu istemeyenlerin dinden cikmalari gerekmez mi?

Yani, basortusu takmak dayatmasi varsa, ve bu da o kadar berbat bir sey ise, kadinlarin musluman olmalarinin ne anlami var?

Moda konusunda ise entelektüel bir kasılma sezdim sizde :)

Mumkundur. Ama, neye istinaden bunu soylediginizi de bilmek isterdim.

Netice de bir hizmet sektörüdür.

Hersey oyle.

Moda sadece kadınlara da hizmet etmiyor. Çay bardağı bile moda. Geçenlerde yaşlı teyze bana büyük boy cam ince belli bardakta çay ikram etti. O bardaklar yeni çıktı. Yaşlı teyze modaya uyup satın almış. Yeni bardak büyük kupa bardak ile bizim geleneksel camın karışımı bişey oluyor. Mesela ev mobilyasında yeni "design"ları çok seviyorum ben. Design /tasarım Sihirli sözcük. Koltuk yüzlerinin yıkanabilir olması, keten yapıyorlar mesela. Çeviz mobiya hiç sevmem. Ağaçlara yazık,. Hafif ve yeni malzeme güzel.İçinde naylon olan şeyleri sevmiyorum.

Ben de gecenlerde eski bir ahbabima ugradim. COk zamandir birbirimizi gormemistik. Eski gunleri yadettik. Konustuk, huzunlendik, neselendik, dertlestik, hemhal olduk. Vaktin nasil gectigini bile farketmemisiz.. [bu, alakasiz bir seyler yazmanin bir baska ornegidir :) ]

Gerçi yeni tasarımları satın almak şart değil. Yani onun için kredi kartı borcu yapmam. Param bol olduğunda alırım belki.Borç Yapanlar oluyordur. Modanın esiri değil, talep edicisiyim ben.Çünkü klasik seçeneğe yani bir seçenek daha katıyor.

Aferin. Firsatim olsa sizi birisiyle tanistirmak isterdim. O da tam sizin kafanizda sanki. Mutlu bir beraberliginiz olurdu. :) Ama, gene konudan sapmis oluyoruz :)

Tasarımcı dedikleri meslek o kadar popüler ki :) İnsanlar Tasarımcıyı Tanrı zannediyor, veya Tanrıyı Tasarımcı. Bana çok ilginç geliyor.

Yukarida, sizin bu yazinizdan hemen sonra, Emre bey bu konuda farkli dusundugunu soylemis. Ona tek bir soru sormak istiyorum: Tasarimci, yani Allah (onun baktigini dusundugum yerden) bu tasarim isini hala daha yapiyor mu? Yoksa, isini yapip, birakip gitti mi?

İnsanların modanın esiri olmasına karşı nasıl tavır alıyorsam, birkaç alimin esiri olmasına da yanı şeklide karşıyım. Seçeneklerimiz fazla olsun, ama hepsi olsun. Benim derdim bu.

Secenekler arasinda isteyenin istedigini --baskasina zarar vermeksizin-- yapabilmesi var mi, yok mu?

şimdilik zamanım doldu..

Baska bir voltada gorusmek uzere :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 12, 2006 4:36 PM

Sevgili Muzmin Anonim;

Konu dağılmasın diye çok kısa cevap vereyim.Başka iletilerimi de okuduysanız bir piyango biletinin bile kendiliğinden kazanamayacağını,şans diye birşey olmadığını söylemiştim.

55:29 Göklerde ve yerde kim varsa O'ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 12, 2006 10:46 PM

Knz Hanim ile Muzmin Anonim Bey in yorumlarini okudum,; ve Muzmin Anonim Bey e tamamen katildigimi belirtmek istiyorum,.

Konu basortusu etrafinda donuyor ve Muzmin Anonim Bey, olayi farkli ve bana gore cok dogru acilardan irdelemesine ragmen, knz Hanim hic ezberini bozmuyor,..

Cehennem korkusu, dindar insanlarin baskisi vs..;bu nedenlerden oturu kadinlarimizin cogunun bilincsizce (ki bana gore bu sekilde kananat getirmisse, bu bile bir tercihtir,.) basini orttugu yonunde ortaya atilan iddialar bana cok yavan geldi,..ya da knz Hanim ile ben cok farkli iki cevrede yasiyoruz, bilemem..?

Ben de cennet, cehennem vs dini kavramlara inaniyorum ve acikca itiraf ediyorum,; donem donem ozellikle cehennem kavrami aklima gelince ben de urkuyorum,,. Ayrica, ibadetimin geregi basortusu takmak gerekligine de kabul etmeme ragmen hala basim acik, ve donem donem disaridan gorunumume bakan biri icin hic de bu kadar muhafazakar oldugum dusunulmeyecek sekilde giyiniyorum,..

ee simdi ne oldu, bu baslarini orten kisilerin uzerindeki manevi baski, ustelik inaniyor olmama ragmen niye hala bende vuku bulmuyor, iste onu anlayamiyorum,..??

ayrica benimkisi kisisel bir problem ama basortusu taktigi icin universiteye giremeyen, calisma hayatinda ve sozde kamusal alanlarda hareket alani kisitlanan buyuk bir kitlenin varligi somut bir gerceklik olarak ortada duruyor,..ve ben bu gercegin ustune yapilan sabit ve bizi bir yere goturmeyen konusmalari onaylayamiyorum,..

ozellikle de yeri geldiginde %99 Musluman kimlige sahip olundugu soylenen bir memlekette, basortulu kadinlarimiza yapilan ayrimciligi ise hic anlayamiyorum ve kabul da etmiyorum,.!!!

Saygilar, selamlar,.

Yazan: Aslı Altay Tarih: August 12, 2006 10:48 PM

Emre bey,

Konu dağılmasın diye çok kısa cevap vereyim. Başka iletilerimi de okuduysanız

Malesef okuyabilmis degilim. Buraya eskisi kadar vakit ayiramiyorum. Daha da otesi, bu Tasarim meselesinin kapanmis oldugunu dusunuyordum. Anlasilan oyle degil, her yeni gelenle yeniden baslamak gerekiyor galiba.

bir piyango biletinin bile kendiliğinden kazanamayacağını, şans diye birşey olmadığını söylemiştim.

Bu apayri bir konudur bence.

Boyle bir gorusle yola cikiyorsaniz, bunu [Zeki] Tasarim meselesine dayanak kilmaga calismadan once, mevcut klasik ogreti icinde kabul edilirlige kavusturmak zorundasiniz bence.

Yani, sizin yukarida dediginiz sey, once islam'daki kader kavramiyla celisir. Irade-i cuzi'yi yok saymi solursunuz. Boylece gunah da cehennem de ortadan kalkmak zorunda olur.

Bunu demek istediginizden emin misiniz?

55:29 Göklerde ve yerde kim varsa O'ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır.

Iliski goremedim.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 13, 2006 2:02 AM

Sevgili Muzmin Anonim;

Yine burada sayfalar dolusu yazmamak için bu konuları yazdığım bazı forum sayfalarına linkler vereyim isterseniz:

http://19.org/forum/index.php/t/3663/0/

http://forum.iktibas.info/thread.php?threadid=1161&boardid=30&page=1#1

Sonra tekrar ,isterseniz de başka başlık altında tartışmaya devam edebiliriz.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 13, 2006 2:47 AM

sevgili aslı,
muzmin anaonimin bir tartışmada söz sanatları yaptığını zannetmek gibi zaafı var.
Konun hatırı uğruna dikkate alıyor da değildim.

uslüpla yıldırırsanız beni de, neyi çözmüş olacaksınız ?

Sevgili aslı, buraya bir maç spikeri gibi gelmemelisin.
Ben sahada değilim.
varsa sende eğer, sen ezber bozacak zeka örneği göster.

çünkü karşınızda olan mahkeme kararı ben değilim.

italyan örneği hakkında ne düşündüğünü söyle.
müslüman birliği başkanı yanlış mı yaptı ?
evet ya da hayır de.

din savaşlarının körüklendiği şu günlerde italydaki o okuldaki sorunları görmezden geleceksiniz., sonra ezber bozmaktan bahsedeceksiniz.

ne diyorsun aslı ? Müslüman birliği başkanı da Allah yazısı asacak,

ee çocuk bu; bi tanesi kalkıp o yazıyı kırsa,çizse bozsa ne olacak ?

hayatta bir işte çalışmamış insanların, kalkıp ne olacak, o da assın, bu da koysun demesinin nesini ciddiye alınır ?

öĞRETMEN Duvara asmayıp boynuna asarsa sanki çok şey değişcek ?

aslı bu sayfa da bir varlık göstermek istiyorsan, ezber bozmak istiyorsan
bir çözüm sen söyle.

muzmin anonim eşcinsel simgelere karşı değilim dedi, sen öyle mi düşünüyorsun ?
erovizyon yarışmasını bu yıl satanist hard rock kazandı dünyanın abuk halini görmüyorsunuz.

simgeyi duvara takmakla boynuna takmak aynı
şey değil sanki.,

Emre iyi simge, kötü simge diye bişey dedi.
Mahkeme bunu nasıl ayıracak ?
eğer siz iyi simgeye sahipsiniz, fedakarlık edin diyorum ben. tamam fikrimi beğenmediniz de, ne yapalım ?

ben işkence gören adam heykelini öğretmenin boynunda da, duvarda da görmek istemiyorum.
benim için kötü sembol o. çocuğumun psikolojisini bozar diye endişeleniyorum.
gece rüyasına girer vs.,
Hristiyan alemi için kutsal olablir.

ben bunu yazınca bana gelen cevaba bakın.

Bu hristiyanları ilgilendirimiş.

kardeşim biz ne konuşuyoruz burada. Kamuyu paylaşmak değil mi ? Nasıl hristiyanları ilgilendiriyor ? beni ilgilendiriyor. Veli olan benim.

ben size haber veriyorum.,
italyanlara olduğu gibi olacak.
eski mesut günler değil artık.
BANA Mümkün ama muhtemel değil diye kelime oyunları yaparsanız nasıl ezber bozarsınız.

Sanki katolik italyan bir yargıcın günün birinde
musevi olması çok muhtemeldi ?

türkiyeden de örnek vereceğim size.
geçmişte imam hatip liselerinden.

yaşandı ve dikensiz gül bahçesi değildi.
11 yaşında kızlar başları sıkı bağlı, öğretmenleri de sıkı bağlıydı.
okul forma yapmıştı.
başlarının rengi bile aynıydı.
bir tek ama bir tek kız dahi yoktu ki başı açık olsun. Dindar ve başı sıkı bağlı bir annenin kızını tanıyordum, ailesi 11 yaşında kapanmasını gereksiz görüyordu. Üniversiteye gidince zaten kapatır diyordu. İmam hatipe de gitsin istiyorlardı. Kızcağız okul önünde başörtüsünü takar, okul çıkışı çıkarırdı.

alın size uygulama.
nasıl oluyorda, hem de dindar bir aile bireysel tavır ortaya koyamıyor ?

ben o okulda bahçede tenefüste koşup, derse gelen
ve derste başörtüsünü sıraya doğru eğilip gevşeten ve orda biraz yalpaze yapıp, gene başörtüsnü sıkıştıran ve sonra kafasını kaldıran öğrenci gördüm.

12 yaşındaki çocuk neyin tercihi ?
sen bile cehennemden korkuyorsun aslı ?
acaba korkutanlar haklı mı ?
yazacğım bu konuyuda.

o okulda sonradan din değişitren bir hoca muhtemel olmaz tabi. Çünkü bir otele doldurup üzerine kibrit mi çakarlar ? bunu nereye kadar yapabilirler ?

hukuk herşeyi düşünmek zorunda,

hem sonra ne demek rektörler başı sıkı bağlı bayana selam duracak ? yani onlara ayrımcılık yapılmasından söz ediyor ?

parçalardan bütüne gitmeliyiz ama nasıl ?
kolay bişey değil.
ben biraz farklı yazdım. Düşünceye katkı olsun diye yazdım. Hizmet etmek için yazdım.
BİR günah keçisi arayıp onun üzerinden rahatlamak istiyorsanız, o kişi ben değilim.

BEN İLK YAZIMDA YAZDIM.
ben size problem durumunu yazarım.
ortaya konan çözüm budur. AMA beğenmiyorsanız siz fikir üretin.

ASLI sen yazında kendinden örnek vermişsin;
hani "ben" diye başlayan cümlerin var ya,
aman dikkat et, burası bir jungle.
erkeksi bir dünya.,
sakın kendinden bahsetme.
kasılmış boston gibi olmak zorundayız.

""""""""""Aferin. Firsatim olsa sizi birisiyle tanistirmak isterdim. O da tam sizin kafanizda sanki. Mutlu bir beraberliginiz olurdu. :) Ama, gene konudan sapmis oluyoruz :)""""""""""""""""

sonra muzmun anonim bey sana da uygun bir arkadaş bulabilir ,../ ama bunu sana yapmayacak muhtemelen.

Muzmuin Anonim, ben modayla alakalı yazılarınıza karşı örnek vermiştim. cevabım yine günlük yaşam deneyimi.Ama sizin bu davranışınızı fazlasıyla nezaketsiz bulduğumu hemen söyleyim. Özür beklemiyorum, sadece tekrarlanmamasını rica edeceğim.

sevgili emre, kusura bakma. sen tasarım konusunda inancına aykırı bişeyi kastetmedim.
öbür sayfada yazacağım ama internete ayırdığım zaman kısıtlı. az sonraaa diye çığırtaknlık zannetmeyin., Diğer bir husus ; bu sayfada da konuştuğumuz üniversite öğrencileri değil. okul, öğretmen vs ,izleyediğin gibi.

Yazan: knz Tarih: August 13, 2006 5:10 AM

Sevgili knz,

Oncelikle buraya mac spikeri edasiyla gelmedigimi belirtmek isterim.; bu baslik altinda konu iki kisi arasinda ozellikle basortusu etrafinda dondugu icin ve bu konuda yapilan haksizlik karsisinda kizgin oldugum icin bir iki kelime ben de soylemek istedim,..

Muzmin Anonim Bey in isterse cok guzel soz sanati yapabildigi, ilk yazdigi gunden beri yorumlarini okuyan biri olarak benim de dikkatimden kacan bir olgu degil,..ama bu, bana gore, cogunlukla dogru seylere dikkat cektigi gercegini de goz ardi etmeme engel olusturmuyor..Kendisi ezber bozmaya calisip, konuya yeni acilimlar getiriyor,..duygusalliktan uzak, olaylarin butunune bakarak net acilimlar,..

Ayrica ben uslubla hareket etmedigim, ne dusunuyorsam onu soyledigim icin.; "sizi uslubla yildirmak.." cumlenize kendi acimdan katilamiyacagim,..

Mahkeme karari uzerine, olayin ic dinamigini anlayamamis, belki basvuran kisilerin de yanlis savunma yontemleriyle alinan karar benim dusuncemi degistirmiyor ,.

Ayrica benim kimsenin ezberini bozmak gibi bir cabam da yok,.ben yapilanin buyuk bir haksizlik oldugunu dusundugum bir olaya karsi kendi kisisel gorusumu ortaya koyuyorum,. ve bu konuda bana gore yanlis dusunceler gelistiren kisilere karsi.; kisilerin o kamusal alan denen teraneye bir digerini rahatsiz edip, ozgurlugunu engellemedikten sonra rahatca girebilmesi fikrini savunuyorum,.

Verdiginiz italya orneginde, hala konuyu din uzerinden goturdugunuzu goruyorum ama cevap vereyim,,;mahkeme kararinin en azindan, hac kalsin, Allah yazisi gitsin yonunde olmamasina sevindim,..ama burada bahsedilen olay, bir "insanin" basi ortulu olarak yasam icinde hareket alaninin sinirlanmasi ile ne kadar baglantili anlamiyorum,..muhtemelen semboller uzerinden hareketle bu olaya giriyorsunuz, ama o zaman bana gore sizin uygun gordugunuz kiyafet bicimi de ayni derecede beni rahatsiz edebilir ve ben de bunu kendimce, baska bir seyin simgesi olarak gorebilir ve bana dayatilan seyden ayni olcude rahatsizlik duyabilirim,..

Bir diger ornek verdiginiz escinsel simgeler uzerine ise, elma ile armutlari karistirdiginizi dusunuyorum ve cevap verme geregi duymuyorum,..direkt olay uzerinden gitsek de, bu kadar konuyu dagitmasak daha iyi olur diye dusunuyorum,..ozellikle yine tekrarlayacagim,;%99 unun Musluman oldugu "soylenen" bir ulkede su an basortusu olayini konustugumuzu saniyorum,.??

Ve yaziniza bas ortusu ile ilgili diger orneklerle devam etmissiniz,..Ben de istemedigi halde basi zorla ortulen kisilere ve ozellikle cocuklara haksizlik edildigini dusunuyorum ve bu uygulamanin yaninda degilim,..Yine ozellikle cocuklar soz konusuysa, olayi gercekten anlayip, kendi kararlarini verecek bir idraka ulastiklarinda tercihlerini kendilerinin yapmasindan yanayim,..

Ama bu kendi hur karariyla, basortusu takmis kadinlari yok farzetmeyi, ikinci sinif vatandas gibi ozgurluklerini kisitlamayi, demokrasi ve insan haklari ustune yeri geldiginde sikca nutuklar atan bir ulkede kabul etmiyorum ve etmeyi de dusunmuyorum,.!

Son olarak konu ile ilgili degil ama Muzmin Anonim Bey in size uygun arkadas bulmasi cumlesini ben de tasvip etmeyip, yakisiksiz buldugumu belirtmek isterim,.

Saygilar, selamlar,

Yazan: Aslı Altay Tarih: August 13, 2006 9:21 AM

SEVGİLİ aslı,
birkaç şeye dikkat çekmeme izin ver.

"""""""1-Verdiginiz italya orneginde, hala konuyu din uzerinden goturdugunuzu goruyorum ama cevap vereyim,,;mahkeme kararinin en azindan, hac kalsin, Allah yazisi gitsin yonunde olmamasina sevindim,..ama burada bahsedilen olay, bir "insanin" basi ortulu olarak yasam icinde hareket alaninin sinirlanmasi ile ne kadar baglantili anlamiyorum,..muhtemelen semboller uzerinden hareketle bu olaya giriyorsunuz, """""""""""

italya örneğini farklı inaçların sembollerinin çatışması durumunda ortaya çıkacak zorlukları ortaya koymak için verdim. Dinin özelliği vicdan özgürlüğü ile tanımlanmasıdır. Yani birisi tek başına bir yeni dini temsil edebnilir. Biz ona bişey diyemeyiz. Sadece libral görüşler olarak değil, müslüman olarak da diyemeyiz. Çünkü peygamberimizde bir zamanlar tek kişilik dindi. Ona tahammül edemiyen yerleşik din temsilsici olan ebu cehile Kuran iki elin kurusun diye hitap eder.

biz her dine tahamül etmek zorundaysak, ona yüzümüz kızarıp taş atma-ma-k zorundaysak,
ne yapcağız ? Şunu yerleşik din mensunu olarak düşünmek zorundasın. Bir tek kiş dahi olsa, hazan mezarcı veya başka biri ona nasıl davranman gerektiğini bilmelisin.

kamu uzlaşma alanı Aslı. onun için ben uzlaşma diyorum. Bak yazının sonunda diyorsun ki burası % 99 MÜSLÜAM BİR ÜLKE. İtalyanlar da aynısını diyorlardır herhalde., % 99 oldukları için kendileri lehine karar bekliyorlardı.Ama sen allah yazısını ve çarmıha gerilmiş isa'ya eşit davrandıkları için karar alıcıları kutluyorsun.

burada öğretmenin hakkı değil, çocuğun hakkı önde gelir. O sınıfta bir tek çocuğun duygusu dahi önemlidir. İngilterde okullarda pakistan ve hintli azınlık çocukları okuyor. Bu çocukların aileleri muhtemelen birbirini sev-mi-yorlar.

okullar dikkatli davranmalı. Hayatın problemleri çok çeşitlidir ve çözmek zordur. herkesi menun etmek mümkün değildir.


""""""ama o zaman bana gore sizin uygun gordugunuz kiyafet bicimi de ayni derecede beni rahatsiz edebilir ve ben de bunu kendimce, baska bir seyin simgesi olarak gorebilir ve bana dayatilan seyden ayni olcude rahatsizlik duyabilirim,.."""""""""""""""""""""

Duyabilirsin tabi. Ve zaten duyuyorsun. Neden eşcinsel kimlikli biri bunu kamuda hizmet verirken gizlemek zorunda sanıyorsun ki ?

Kamuda beli düşük pantolondan iç çamışırı gözüken kadınlar veya erkekler çalışıyor mu ?

ha kadının kulağından rahatsızlık duymayı ima ediyorsan, işte ben de onu diyorum. UZLAŞMA noktası olması şart. O uzlaşma noktasına kadın kulağı giremez. Kulak cinsel organ olsaydı erkekler de örterdi. Kulak göstermek ayıp birşey değildir. insanlar kulakları gözüktü diye utanmazlar. Bu konuda hassasiyeti olanlar da bunu kabul ediyorlar zaten. Dini hassasiyetten takıyorsa dini semboldür.

bana sorarsan iyi bir din hiç bir sembolü olmayan dindir. Ama müslüman kadınların bir kısmı böyle sembolik bir inancı tercih edebilir tabi. Hakkıdır ama uzlaşma alanına girmiyorsa o problemi ben çözmiyorum . Fedakarlıklar etsinler diyorum. Çünkü şunu düşünsünler: "Ben yaparsam başkaları da yapabilir "diye düşünsünler. Sizin açtığınız kapıdan eşcinseller, hard rokçular daha neler girmez. Onun için fedakarlık diyorum.

"""""Bir diger ornek verdiginiz escinsel simgeler uzerine ise, elma ile armutlari karistirdiginizi dusunuyorum ve cevap verme geregi duymuyorum,..direkt olay uzerinden gitsek de, bu kadar konuyu dagitmasak daha iyi olur diye dusunuyorum,..ozellikle yine tekrarlayacagim,;%99 unun Musluman oldugu "soylenen" bir ulkede su an basortusu olayini konustugumuzu saniyorum,.??""""""""

şimdi anlaşıldı mı bilmiyorum. Soru sormak bir tartışmada kullanılan en iyi yöntemdir. Günümüzde sadece müslümanlara özgü kanun çıkatmak mümkün değil, kuran ayetlerine bakarsak DA, yine doğru değil.

""""Ve yaziniza bas ortusu ile ilgili diger orneklerle devam etmissiniz,..Ben de istemedigi halde basi zorla ortulen kisilere ve ozellikle cocuklara haksizlik edildigini dusunuyorum ve bu uygulamanin yaninda degilim,..Yine ozellikle cocuklar soz konusuysa, olayi gercekten anlayip, kendi kararlarini verecek bir idraka ulastiklarinda tercihlerini kendilerinin yapmasindan yanayim,.."""""""""""""""

evet ama yaşandı bu Türkiye'de. Kişiler kendi illetlerini bilmeli. Ortaya çıkan durumları iyi değerlendirmeli çözüm yollarını öyle ortaya koymalıyız diye düşünüyorum.

""""""Ama bu kendi hur karariyla, basortusu takmis kadinlari yok farzetmeyi, ikinci sinif vatandas gibi ozgurluklerini kisitlamayi, demokrasi ve insan haklari ustune yeri geldiginde sikca nutuklar atan bir ulkede kabul etmiyorum ve etmeyi de dusunmuyorum,.!""""""""""

evet buna katılıyorum. Bence hoş ve feminen oluyor. Bunu yapmaya çalışanlar kaybedeceklerdir. Fakat karşı cepheyi şişiren özellikleri de görmemezden gelmemelisin. Herhangi bir siteye git, kadın ve aile dergisine veya erkeklerin kullandığı dile bak; başörtüsü takan kadınlar hür ve şerefli oluyor, cariyeler takmıyor, . neler yok.. sanki başı örtmeyen "....." da açar diye ifadeler var. Bu amiyane tabirden gına geldi bana. Herkes kendine çeki düzen versin . Yazdıkarına çizdiklerine dikkat etsin.

bence herzaman başka bir tez vardır. Biz onlar olmalıyız. Aklı başında çözüm arayan, duygusal düşmanlıklar beslemeyenlerden olmalıyız.

""""Son olarak konu ile ilgili degil ama Muzmin Anonim Bey in size uygun arkadas bulmasi cumlesini ben de tasvip etmeyip, yakisiksiz buldugumu belirtmek isterim"""""""""""

çok teşekkür ederim aslı.
parçalardan bütüne gitmeye çalışıyorum. Onun için günlük yaşam deneyimlerine önem veriyorum.
italyada olduğu gibi. kendi durumuzu başka duruma uyarlama ve ondan sonuç çıkarma gibi çabalarım oluyror.

başka bir amacım olmadığını birkez daha yinelemek isterim.

Yazan: knz Tarih: August 13, 2006 10:47 AM

Sevgili knz,

senin basortusu olayindan hareketle, kamu uzlasi alanidir ifadeni anladigimi belirtmek istiyorum,..Ayrica dinimi baz alarak, basortusu olayina duygusal yaklastigimi da kabul ediyorum,..

ancak, butun bunlari anlayip, idrak etmeme ragmen, nasil ki seni anliyor ve saygi duyuyorsam, senin de benim gorusume, sana dogru gelmese de en azindan saygi duymani rica ediyorum,..

asagiya alintiladigim ifadene ise sonuna kadar katiliyorum,..kimsenin boyle bir yargida bulunmaya hakki yok,..basortusu icin gericilik, bagnazlik ifadelerini kullananlari nasil elestiriyorsam, takmamayi tercih etmis kadinlar icin kullanilan bu asagilayici kelimeleri de kesinlikle kabul etmiyorum,..

Saygilar, sevgiler,

başörtüsü takan kadınlar hür ve şerefli oluyor, cariyeler takmıyor, . neler yok.. sanki başı örtmeyen "....." da açar diye ifadeler var. Bu amiyane tabirden gına geldi bana. Herkes kendine çeki düzen versin . Yazdıkarına çizdiklerine dikkat etsin.(knz Hanim)

Yazan: Aslı Altay Tarih: August 13, 2006 11:25 AM

Sevgili Knz;

Öncelikle, "emre iyi-kötü sembol vardır demiş" diyerek beni kastettiysen ben sembollerle ilgili birşey söylemedim.Sanıyorum başkasının veya bir adaşımın söylediği aklında kalmış ama o ben değilim.

Ama madem benim adımı konuya karıştırdın bir iki laf da ben edeyim :)

Sevgili Mustafa Akyol'un da söylediği gibi ha zorla başını örttürmeye kalkmışsın hanımların,ha zorla açtırmaya... ikise de aynı şeyin farklı versiyonları.

Kuran'da kadınların başını örtmesi şeklinde bir emir yoktur , kadın ve erkekler mayolarla birlikte denize de girebilir,kadınlar ve erkekler birarada ve kadınlar başı açık omuz omuza namaz da kılabilir.

Ama bir hanım dininin başını örtmesini emrettiğine inanıyorsa,ya da sadece zevk için başını örtmek istiyorsa buna karışmak diğer zorla başını örttürenlerle aynı şeyi yapmak demektir ve bunun hoşgörülecek en ufak bir tarafı yoktur.

Verdiğin örnekte hem uygulama yanlış hem de birebir bu olayı yansıtmıyor.

Yanlış çünkü çoğunluğun hristiyan olduğu bir sınıf veya okulda eğer isteniyorsa haç asılabilinmeli duvara.Ya da müslümanların çoğunlukta olduğu bir okulda besmele,Allah yazısı vb. ifadeler asılabilmeli.Hele ki o okulda sadece tek dinden öğrenciler ve öğretmenler varsa yine dini sembollerini arzu ediyorlarsa asabilmeliler.İşyerleri,dükkanlar vs. yine bu konuda özgür olmalı.

Bir de burda ayrıca bireyin kendi kılık kıyafeti söz konusu ki burada özgürlüğünü kullanma çok daha önemli hale geliyor.Ha onun başörtüsü seni rahatsız mı ediyor,öyleyse senin başının açık olması da onu rahatsız ediyordur sen de başını örtmelisin.Yok onu ilgilendirmiyorsa senin başının açıklığı,seni de onun başının örtülülüğü ilgilendiremez.

Burada senin başın açık gezmen senin sembolün ve zevkindir ki kimse karışamaz,tıpkı başını örtene kimsenin karışamayacağı gibi.

Eğer olursa, karışan kim varsa her iki taraftan,hemen okuldan bileti kesilmelidir veya cezalar almalıdır.Gerçek bireysel özgürlük böyle olur.Yoksa İran'dan en ufak bir farkımız kalmaz,sadece baskıyı başı açma yönünde kurmuş oluruz ki aynı şeyin versiyonundan başka birşey değildir.Ya da zorla bıyık sakal kestiriyorsan,zorla sakal bıraktıran ülkelerden yine en ufak bir farkın kalmaz,aynı felsefenin uygulama yönü değişiktir sadece o kadar.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 13, 2006 1:32 PM

sevgi aslı herşeyinle sana sonsuz teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Bir tek nokta kaldı aramızada
aydılatacağımız; o da saygı konusu.

ben yerlere yatsam saygıdan italyadaki okul meselesini çözmez ki ( ayırıca yerlere yatıyorum saygıdan, o başka; yoksa burada sabırla dil döker miydim, yoksa başörtüsünü duygu sömürüsü olarak kullanları bende daha saygılı mı görüyorsun ?)

konuya dönersek ;bak emre ne demiş ?


"""""""Sevgili Mustafa Akyol'un da söylediği gibi ha zorla başını örttürmeye kalkmışsın hanımların,ha zorla açtırmaya... ikise de aynı şeyin farklı versiyonları.""""""""""

böyle bişey yok. ben başka şey söylüyorum. KAMUDA Uzlaşma alanının gerekliliğinden söz ediyorum. Yoksa birçok şeyi biçeok insana zorla yaptırıyoruz zaten. Eşcinseller kimlik gizliyor,
rokçu biri kamuda uzun saçlı ve küpesiyle gelemiyor., vs vs..

meseleyi eksik ele almak sizi duygu sömürücüsü yapari dikkat edelim.


""""""Kuran'da kadınların başını örtmesi şeklinde bir emir yoktur , kadın ve erkekler mayolarla birlikte denize de girebilir,kadınlar ve erkekler birarada ve kadınlar başı açık omuz omuza namaz da kılabilir."""""""""""""""""

diyanetin açıklaması böyle değil. Cehenem tehdidi hala var ve haksız görüş bence de. işin din ayağının görünen kısmı baskıcı ve diğer görüşlere kapalı hala.

"""""""Ama bir hanım dininin başını örtmesini emrettiğine inanıyorsa,ya da sadece zevk için başını örtmek istiyorsa buna karışmak diğer zorla başını örttürenlerle aynı şeyi yapmak demektir ve bunun hoşgörülecek en ufak bir tarafı yoktur."""""""""""""

ben gerçekçi yorum yaptım. 30- 40 yıl sürer bu dediğin noktaya gelmek. Çünkü önce bizlerin hazır olmAsı gerek., Kamuda hizmetten söz ediyorsak; işe velinin hakkı, hastanın hakkı, adalet isteyenin hakkı, azınlıkların hakkı gibi başka birçok parametre çıkıyor. Ayrımcılığa sebep olacak birçok neden ortaya çıkıyor.Problem durumları ortaya çıkıyor. Bunlar çıkmadı, olmadı demek kafayı kuma gömmektir. Bunlara dair hiçbir
çaba göstereden, bu sorunu diğer sorunlardan ilişiksiz ele alamak konuyu duygu sömürüsü olarak kullanmakla eş değer olur.

"""""""Yanlış çünkü çoğunluğun hristiyan olduğu bir sınıf veya okulda eğer isteniyorsa haç asılabilinmeli duvara.Ya da müslümanların çoğunlukta olduğu bir okulda besmele,Allah yazısı vb. ifadeler asılabilmeli.Hele ki o okulda sadece tek dinden öğrenciler ve öğretmenler varsa yine dini sembollerini arzu ediyorlarsa asabilmeliler.İşyerleri,dükkanlar vs. yine bu konuda özgür olmalı.""""""""""""

hayır benim hakkım var. BEN başka her dine saygı duymak zorunda değilim. Ben çocuğumun hergün işkence gören bir adam heykeli görmesini sakıncalı bulabilirim. neden bunu anlamıyorsunuz ? BİRÇOK PSİKOLOJİK GÖRÜŞ VAR BÖYLE, BUNU hristiyanlara anlatamam. Çünkü onlar için analamı başka.

Ama bir hristiyan kadın da, başörtüsünün simgesel olarak kadınları aşalağıdını düşünebilir.,

biz birarada olabiliyorsak, bunu nasıl sağlayacağız ?

uzay dinlisi de gelir çırılçıplak bişey asar o zaman. Muzmun anonim haricinde hiçbiriniz bu özgürlüğü savunduğunuz sanmıyorum.

tek avuntunuz çoğunluk olmaksa; size kuran'dan iki elin kurusun ayetini okumanızı ve düşünmenizi öneririm.

DİNLER ARASINDA ÇOĞUNLUĞA GÖRE, YERLEŞİK ve kabule dilmişliğie GÖRE AYRIM yapamaz-sınız.

O halde uzlaşalım diyorum.
BEN koymuyim , sen de koyma.
ben yapmayım sen de yapma.
buna uzlaşma derler.

makul olanı tespit edersin ve o çerçeveye bağlı kalırsın. toplum geliştikçe çerçeve gelişir.
hayallerle olmaz ki bu.

bunu unutun.
bir çerçeve çizelima ama içinde benden başkası olmasın.,

veya çizme iddianız varsa nasıl olacağını söyleyin.

her türlü saçmalığın da din olma özgürlüğü vardır. çünkü inaçtır. Adam ben buna iananıyorum dedikten sonra kimseye bişey demek düşmez.
Sen yaparsan o da yapar.
hukuken onu engelip, senin yapmanı sağlayacak bişey yok.

böyle şeylerin çıkması muhtemeldir. Günümüzde muhtemeldir.
Ben muznin anonime de dedim; biirleri inadına veya gıcığına da yapacaktır. italyada yapmış ve mahkemeye yahudi yıldızını asmış hakimin biri.

herşeyi düşünmeniz lazım.
başörtüsü olayını bu kadar hüzne çevirmeye gerek yok. Birçok kardeşimiz zor da olsa sonuçlara katlandı, fedarlıksa fedakarlık yapmak lazım.

zaten din savaşlarının körüklendiği bir ortam.
ne gereği var öğretmenin benciliği yüzünden çocukları da germeye.,

meslek yeterliliklerinin önüne engel teşkil ediyor, uzlaşmak lazım.

ne diyim aslıcım artık ben ? saygı beklemiyorum.
okudunuz ya, biraz değişik bir yaklaşımla karşılaştınız. verimimiz bu olsun. Ben diyorum 30 -40 yıl sürer diye.

benim de zorla ezner kaldırmak diye bir derdim yok.,

""""""""""""""""""""Ha onun başörtüsü seni rahatsız mı ediyor,öyleyse senin başının açık olması da onu rahatsız ediyordur sen de başını örtmelisin.Yok onu ilgilendirmiyorsa senin başının açıklığı,seni de onun başının örtülülüğü ilgilendiremez."""""""""""""""""

bak ben bunu hiç yazmadım. BİR TEK KEZ BİLE YAZMADIM. Uzlaşma alanının tanımlamasından bahsettim.

dini simgeler bu alana giremiyor.
ama eğer günün birinde başörtüsü dini simgeden çıkarsa kişisel özgürlük alanına girer. / yani kişsel tercih olur.

o alanda da amlesef şimdilik uzlaşmaya giriyor ( realde böyle, ama idealde veya 30 veya 40 yıl sonra ne olur bilemeyiz )

""""""""Burada senin başın açık gezmen senin sembolün ve zevkindir ki kimse karışamaz,tıpkı başını örtene kimsenin karışamayacağı gibi.""""""""""""""

of ya, okusaydın ya emre baştan beri.
şimdi okumadan gelip,sayfanın ortasından herşeyi yeniden başlattın.
başı açık gezmek insanların doğal doğal halidir.
kulak ve saç kapatmak ise,ancak dışardan bir etkiyle yaptığımız bişey olablir.Kişinin özel bir nedeni olmalıdır. , bu karara tabiki saygı duyulmalıdır.

ama eğer kulak kapatmak doğal olsaydı, erkekler kapatırdı veya çocuklar da kapatırdı.

gece, gündüz, tatilde, çaybehçesi veya kapalı alanda başını kapatmayı seçen kişinin başka özel nedenleri vardır. ÖZEL NEDENLERLE ( bu özel nedenlere dini zorlamalar giriyor özellikle )uzlaşma alanımızı çakıştıramadığımız için bu kadar sayfa yazmak zorunda kaldım.

varsa bir çözümünüz siz yapın.
sloganvari yazmakla, temenni yazmakla bu işler olmuyor. yoksa ben de yazarım çok güzel temeniler ,. istediğiniz buysa, ve herne işe yarayacksa ?

Yazan: knz Tarih: August 13, 2006 3:20 PM

Knz hanim,

Epeyi cevap verecek sey yazilmis. Toprlayip tamamina cevap vermek ne derece mumkun ya da kolay bilmiyorum. Deneyecegim, ama, daha sonra olmak zorunda bu. Cunku, oncelik baska bir yere kaydi --benim acimdan.

'Iffet'i kadinlarin imtiyazi ya da boynunun borcu olarak gormuyorum.

Baska bir deyisle, ben bir erkek olarak, ben istedigim kadar namussuzluk ya da iffetsizlik yaparim, kadinlar ise melaike olacak diye bir dayatmam yok.

Benim yoksa, karsimdakinden de beklemem dogru olmaz.

Fakat, bazan ya da bazi hanimlar bu namus ve iffet meselesini --bazan-- asiri bir hassasiyetle bir negatif ayrimciliga da donusturebiliyorlar.

Daha once sahit olmadigim bir sey degil, ama, --degisik vecheleriyle-- esitligi konustugumuz bir baslik altinda olunca ve alinganligin muhatabi da ben olunca yadirgadigimi soylemem lazim.

Hemen sunu belirteyim, Knz hanim, beraberlikler konusunda ozel bir gayretimin hic olmadigi bir yana, bu konuda ne bir profosyonelim ne de herhangi bir yere surulebilecek bir yetenegim vardir. Kel ilac bulsa misali..

Fakat, profosyonelligi tamamen resimden cikarirsak, amator bir gayretim olsa bile, bunun nicin sizi pazarlamak olabileceginizi dusundugunuzu yadirgadim; belki de ilgili o ucuncu sahisi pazarliyor olamaz miydim?

Kisinin cinsiyeti [muhtemelen] erkek olunca o otomatik olarak boyle onyargi ve kategorizasyonlardan kapsamindan cikmis mi olur?

Bence hayir.

Cunku, what's good for the goose is good for the gander --and vice versa [mealen tercumesi: 'Koc icin iyi olan, koyun icin de iyidir --ve tersi'].

Benim yazdigim o paragraftan bu derece alinmanizi beklemiyordum.

Yerinizde ben olsam, 'Hayir, tesekkur ederim; ilgilenmiyorum. Ama, ilgilenen birisiyle karsilasirsam, sizin, gonullulugunuzden ve muhtemel profosyonelliginizden de bahsederek, adresinizi verecegime emin olabilirsiniz' turunden bir sey der gecerdim. Ondan sonra, buna nasil cevap verecegini muhatabim dusunsun! :)

Boylesine musait bir seyi bir alinganliga feda ettiginiz icin sizin adiniza ben hayiflandim :)

Daha once, bir baska blogda, Hz Yusuf'la ilgili bir ornegi verdiginizde ben size 'bre zindik, namussuz, iffetsiz kadin!' cinsinden horelenmis degildim; bilakis, onemli ve ilginc bir (ya da bir kac) noktaya degindiginizi dusundugumu soylemistim. Hala daha da ayni kanaatteyim.

Birbirimizin dediklerini surekli onaylamamizi beklemiyorum --cok boring bir muminlerin muminlere vaazi olurdu bu.

Diyeceklerinizi toparlayip demenizi istiyorum/bekliyorum --ve, evet, malesef, (her zaman yukardaki gibi olmasa da) igneleyici 'soz sanatlar'imla muhatap olmaniz da kuvvetle muhtemel.

Huyum kurusun: Sair Nef'i gibi (yoksa nedim miydi), olmadik yerde 'kaniniz damladi, sultanim' diyerek idam edildigim coktur :)

Neyse.

Sonuc?

Sonuc: Lutfen, negatif ayrimcligi da icsellestirmeyin; beni de huzursuz ediyorsunuz --diyeceklerimi luzumsuz yere filtrelemem gerekecek.

Benim cinsiyetimin sizden bir ustunlugu yok, ve bunu 'varmis' gibi kendinize karsi da kullanmayin lutfen.

Aksi halde tartisamayiz; ben size 'erkek egemen' bir dunyanin 'egemen erkegi' gibi bir seyler buyururm olur biter... olur mu, biter mi? Bence ikisi de olmaz.

Halbuki, ben sizin (sizlerin) diyeceklerinizi de duymak ogrenmek, hatta elimden gelirse anlamak istiyorum.

Ayrica, alinmaniza yol actigim icin ozur dilerim.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 13, 2006 8:05 PM

tamam benim normalde dediğiniz gibi algılma özelliğim vardır,.. yapım öyledir, rahattır. fakat çok zor yerlerden geldim buralara,.kendimden söz etmemeye, bir daha şaka yapmamaya töbe ettiğim zamanlar da çok oldu,.

Yazarken bişey filitrelemeyin., pekala dediğiniz gibi cevap veririm. Benim de iğneleyici yazma özelliğim fena değildir yani :)

Anlama çabalarınız için sonsuz teşekkürler.

Yazan: knz Tarih: August 13, 2006 10:50 PM

Tekrardan selam sevgili Knz;

Yazdıklarına maddeler ahlinde cevap vereyim:

1-Hayır bu işin kamusu-tabusu-resmisi yok.Özgürlük her yerde olacak.Yoksa evin içinde zaten özgürsün.

Yasakçı zihniyetle olayı çözmeye kalkma kolaylığınızdan vazgeçmedikçe bunu kolayca kolay anlayamayacaksınız.

İran'ın yaptığının aynısını yaparak uzlaşma yalanına(yanılgısına) kendinizi inandıracaksınız.

Gel gerçek uzlaşmayı savunalım.İsteyen istediğini giyer.

2-Hayır çıplak dolaşmayı burada örnek vermeye kalkarsan bu örnek sana döner hemen.O zaman başı açık gezmek de bu mantıkla yasaklanır.Sakın başı açık olan normal olan,örtülü olan suni olan falan deme.Çünkü karşı taraf da aynı uydurmayı sana söyleyecektir.Normal olan başının örtülmesi,anormal ve hatta günahkar olan açık olması diyecektir.Hatta bunu hırsızlık gibi bir suç olarak sana sunabilecektir.Birbirinizden hiçbir farkınız yok.

Çırılçıplak dolaşmak,veya satanistlerin dini inancından dolayı adam kurban etmek serbest bırakılmalı mı gibi gubudik örneklerle kendi düşünceni savunamaz,hatta bilinçaltındaki vijdanını bile susturamazsın ..

Eğer bir insan çıplak dolaşamazsa ,başı açık da dolaşamaz demek( senin silahınla),başörütüsünü yasaklamaktan daha kolaydır.

Başı açık olmak da,başı örtülü olmak da serbest olmadıktan sonra,herkes böyle kendi yasağına uydurmasyon sözde örnekler verir durur.Onlar sizin saçınızı örter ilk fırsatta,siz de açarsınız .

3-Hayır her türlü saçmalığın izin verilemeyeceğini yukarıda açıkladım.Aklı başında bir bakış açısıyla gerçekten başkalarına zarar verme,taciz etme vb. unsurlar belirlenir.Yoksa başı kapatmakla,örtmek eşit derecedeki unsurlardır.O kadar empatiye uzaksın ki bunun bile farkına varamıyor,aşırı uçlarla ilişkilendirmeye-örneklendirmeye kalkıyorsun.

İsa'nın çarmıhta gerilmesi figüri birçoğuna göre rahatlatıcı ve yüceltici olabilir.Onların kültüründe ızdırap güzeldir(ne kadar pagan,putprest-vahşet olsa da bizim için,onlar öyle kabul etmek zorunda değil).Veya bir hinduyu,budisti et yemek tiksindirebilir,ama yine bu onu bağlar.Bu yüzden onu dehşete düşerecek diye okulda et yemekleri verilemesi kaldırılamaz.

Ama sen yasakçı ve özgürlük hakkı tanımıyan vurdumduymaz çözüme yönelmekte böyle iştahlı olduğun sürece bunları görmeyecek sadece örnekleri işine geldiği şekilde ele alıp yorumlayacaksın biliyorum.

3-Hayır çoğunluğun olduğu yerde yerleşik din önce gelir.Bu ayrımcılık değil ,hakkın yerini bulmasıdır.Tıpkı seçimlerde oy çokluğuna sahip partinin yönetimi alması gibi.Gerçek eşitlik bunu içerir.O sosyalist ,sözde eşitlikçi ama aslında zulüm temeline dayalı her öğrenciye eşit not verme adaletsizliğinizi bir kenara bırakın.Gerçek eşitlik ve adaletin olduğu yerde böyle şeylere yeryoktur.

4-"Başörtüsünüe izin verildiğinde sorunlar çıkıyor,toplum henüz buna hazır değil,birşeyler dayatılıyor deme hinliğini de bir kenara bırakalım sevgili Knz.O zaman bu mantıkla İran'da da başların açılmasına izin vermek veya kadınlara bazı özgürlükler verilmesi sorunlar ve modernliğin dayatılmasını beraberinde getirecektir izin verilmemeli gibi komedi bir sonucu kabul etmiş oluyorsunuz ki yine burada özgürlüklerden değil,baskı ve despotluktan yana olduğunuzu göstermiş oluyorsunuz tekrar.O kısmını da açıkladık,eğer kim diğerine karışırsa hemen gereken yapılır.özgürlüğü korumak budur.Yoksa bir tarafın felsefesini zorla diğerine uygulamak zaten en baştan gerçek yüzünüzü gösteriyor olacaktır.Ve iran,Afganistan'ın bir kardeşi oluverirsiniz o kadar.

4-yazılanları hem okudum hem de yorumladım,ama burada sorun şu ki sevgili Knz,sana gerçekten senin ne düşündüğünü belirtince kabule yanaşamıyorsun "hayır öyle demedim,okumamışsın,ya üff emre" demek durumunda kalıyorsun.Ama kendi yazdıklarının ve düşüncelerinin asıl özü bu,ister farkında ol ,istersen olma.Ve burada çözüm sunan benim,buna karşılık ezbere sloganlar atan sensin.Ama yine bunu yansıtma yoluyla karşındakilerde görmeye devam edeceksin,ta ki gerçeği görebilene kadar.

5-tekrarlıyalım,başı açık gezme "sana göre" doğal olan.Ama "onlara göre" örtme doğal olan,açma ise aşırılık ve ilahi yasayı çiğneme oluyor.

Onlar da senin başını açmanı özel nedenlere(ateistlik,günahkarlık,yolunu şaşırma vs..) bağlıyorlar ve ellerine fırsat geçti mi eğer senin kafandaysalar seni çuvala sokuvercekler.

Yok birbirinizden farkınız.Farklı olanlar ise ister başı açık olsun ister kapalı,gerçekten özgürlükleri savunanlardır.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 13, 2006 11:58 PM

Emre bey,

Yine burada sayfalar dolusu yazmamak için bu konuları yazdığım bazı forum sayfalarına linkler vereyim isterseniz:

Linklere baktim.

Sonra tekrar, isterseniz de başka başlık altında tartışmaya devam edebiliriz.

Aslinda cok da devam etmek istiyor oldugumu soyleyemem. Kisaca sunlari soyleyebilirim:

Zeki Tasarim hipotezinin Darwinizme darbe vurmak yerine, yerlesik (ve ozellile Ibrahimi) dinlerin teolojisini derinden sarsabilecegini dusunuyorum. Bununla ilgili bir taslak yaziyi epeyi zaman once yazmistim. Basligi 'Tasarim. Tasmam' idi ve tiklarsaniz erisebilirsiniz. Bu konudaki katilimci yorumlarini bu linkte ve baska ve degisik yerlerde bulabilirsiniz.

O, o zamanki bir taslak idi. Onu simdi cok daha zenginlestirmem mumkun ve bunu yaparak ZT uzerinden inanclari sarsmak --bence-- cok kolay. Bunu yapmak istemiyorum, ama, benim tekelimde degil; ZT'nin tabii gidisi orayadir bence.

Irade-i cuzi, irade-i kulli, imtihan, ahiret vb de kaal u beladan beri tartisilagelen seylerdir --yani, bir taraftan, kadir-i mutlak bir Allah tarifi, ote yandan irade sahibi yaratiklar; ve yaratilani imtihan eden (ve bu imtihan ile de aslinda kendisini imtihan eden) Allah tarifi..

Kaal u beladan beri yogun olarak tartisilagelen bir seyin, sadece tartisilageldigi gercegi bile bu modelde bazi sorunlar olduguna isaret ediyor olsa bile, bunun da uzerinde (en azindan burada) daha fazla durmayacagim.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 14, 2006 12:54 AM

Emre bey, [ve ilgilenen herkes]

Yaziniz Knz hanima hitaben yazilmis olsa da, izninizle, ben de cevaplamak istedim.

1-Hayır bu işin kamusu-tabusu-resmisi yok. Özgürlük her yerde olacak. Yoksa evin içinde zaten özgürsün.

Bunda tamamen mutabikiz.

Ama, bundan zerre kadar geri gitmek yok.

Kabul mu?

Kabul ettiginizi farzederek devam ediyorum.

[Etmiyorsaniz, zaten yazdiklarinizi tekzip etmis olursunuz]

Yasakçı zihniyetle olayı çözmeye kalkma kolaylığınızdan vazgeçmedikçe bunu kolayca kolay anlayamayacaksınız.

Cok dogru.

İran'ın yaptığının aynısını yaparak uzlaşma yalanına (yanılgısına) kendinizi inandıracaksınız.

Iran'i bu denklemden cikaralim isterseniz. Bizim sorunlarimiz ve cozumlerimiz bize ait.

Gel gerçek uzlaşmayı savunalım. İsteyen istediğini giyer.

Buna 'hayir, olmaz' diyecek --akli basinda-- bir kimsenin olabilecegini sanmiyorum.

Ammmmaaaa, kisisel ozgurluk meselesi oylesine 'bir parca kumasin nereye ortulecegi ya da ortulmeyecegi' ile bitmiyor.

Devami var, hem de cok onemli daireler halinde devami var.

Ve, bunlarin da bir sekilde rahatlatilmasi gerekiyor.

Nelerden bahsediyorum?

Inanc ve ifade ozgurlugu --oyle ya, bunlar bireysel ozgurluklerin temel taslarindandir (tipki tesebbus ve seyahat ozgurlukleri gibi)..

Simdi... Nufusunun %99.x kadarinin musluman oldugu soylenen bir memlekette, bu orani yanlislayan baska hakikatler daha var sanki..

I) Aleviler.

Islam dairesinde oldugunu kabul edenler kadar, 'Alisiz Alevi' de diyebileceklerimiz var. Bunlarin sayisinin da univeriteye basortusu yuzunden devam edemeyen kizlarimizdan az oldugu kanaatinde degilim.

'Alisiz Aleviler', Islam inancinin disinda olduklarini soyleyebilecekler mi?

Bu ozgurlukler onlara da taninacak mi; yoksa basortusu meselesi halledilince yine eski tas eski hamam mi olacak?

II) Ateistler ve (diger dinsel acidan) inancsizlar.

Sayilarini bilmiyorum, ama, tahmin edebilirsem, bunlarin da sayisi basortusu yuzunden universitede okuyamayan kizlarimin sayisindan az degil. Bu kisilerin kendi dusuncelerini ozgurce ifade imkanlari olacak mi?

III) Homoseksueller ve fahiseler vb.

III a) Once fahiseler (erkek ve disi). Yanlis bilmiyorsam, Osmanli'da sefere giden ordunun pesisira giden lojistik birimlerin arasinda bir de 'fahise tugayi' denebilecek bir kitle daha gidiyordu.

Sehulislam'in fetvasiyla ordu sefere giderken, ardindan bu 'tugay'in geliyor olmasi dikkati cekmeyecek bir sey degil;

Yok farz ediliyordular --hem yoksayliyor, hem de gerekli addediliyor idiler. Hep de oyle olmustur...

Bugun birileri cikip 'Ben vergimi veriyorum. Isimi de kapali mekanda yapiyorum. Beni degil de normal oldugunu iddia ettiginiz musterimlerimi engelleyin, engelleyebiliyorsaniz. Gerisine karisamazsiniz' derse, ne diyeceksiniz?

III b) Simdi de homoseksueller. Fahise olanlari karistirmadan, genetik olarak (yani, fitraten, veya dogustan) karsi cinsin bedenine fakat beri cinsin beynine sahip olanlardan bahsediyorum.

Bunlari da yaratan Allah..

Peki, bu insanlar ne olacak? Hala daha eskiden cuzzamlilarin, vebalilarin gordugu --hastalikli-- muamelesine tabi tutulup yok mu sayilacaklar?

Ornekleri daha da artirabiliriz. Ama, isaret etmege calistigim noktanin barislestigini saniyorum. Ortada sorular var.

Bu sorulara hala daha 'biz %99.x'i temsil ediyoruz' diyerek cevap veremezsiniz; cunku bu kurumsal bir zulumu uygulamak olur.

Sizce, yani inanclariniza gore, zulum olmayabilir bu, ama, o sizin inanciniz. Baskalarinin ne dusundugune bakmaksizin, kendi inancinizin emrettigini dayatmak ne anlama geliyordu? Hem de, benzer sekilde bir kurumsal zulumden, basortusu meselesinden bahsederken..

Yok birbirinizden farkınız. Farklı olanlar ise ister başı açık olsun ister kapalı, gerçekten özgürlükleri savunanlardır.

:)

Cok iyi dediniz...

Hazir eliniz degmisken, yukaridaki mevzularda sizin 'yasakci olmayan' goruslerinizi duymak isterim.

Sadece sizin degil, ilgili herkesin.

[Umarim yukarida saydiklarim, basortusu zulmunu sineye cekmege razi etmis degildir sizleri :) ]

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 14, 2006 1:34 AM

İlginc tartisma olacaga benzer. -)

Yazan: Clausewitz Tarih: August 14, 2006 2:06 AM

Selam sevgili Muzmin Anonim;

Yazınızı okudum.Ben de şunları söylüyeyim hemen.Zeki tasaromteorisi ile "herhangibi bir veya birçok tanrı inancı içerin" bir dine hiçbir darbe vuramazsınız.Sadece onu isparlarsınız o kadar.

Zaten bilim burada bir tasarım ve tasarımcıyı ispatlıyor.Gerisi bilimin dışında kaclacaktır her zaman.Bu da sadece destik olur dinlere o kadar.

Tasarımcı var veya yok değil,mutlaka tasarımcı var sonucuna varılıyor.Tasarım varsa tasarımcı veya tasarımcılar da mutlaka vardır.bu da her dini destekler.

Ve zaten herhangibi bir dine destek olmak söz konusu değildir.Her tasarımcı dine eşit derecede destek kaynağıdır.

Ve bir yanlışınıza daha değinmek istiyorum.Ayetlerde insanlara ait ruhlar vs. yoktur.İnsanlar sadece beden va can bütünüdürler ve sonsuzdan falan gelmezler.yartıldığı andan itibaren vardır o kadar.

Bir şeyin tartışılması orada bir sorun olduğunu da göstermez.Sadece bazı insanların veya tüm insanların anlayamadığını,kavrayamadığını gösterir.Yoksa insanoğlu herşeyi tartışabilir,hatta anlayamayabilir.Bu tartışılan şeyin sorunlu olduğundan olmak zorunda değil,sorunlu olan insanlar her zaman işi anlamamzzlığa vurabilir.

Bu konuyla ilgili olarak şunu da ekleyeim.Kurandaki gerçek islam yalnızca ve yalnızca ispata dayalı gerçek bilgi(inanç)lerin peşinden gitmemizi ister-emreder.Ve ispat temeline dayalı olmayan bir inanç bir zandan başka birşey değildir.Kuran ise zanna dayalı dini yasaklar.Aklı,bilimsel ispatı ve gerçeklerin peşinden koşmayı hedefler.Sizin bahsettiğiniz-eleştirdiğiniz dini anlayışlar ise hurafeler-zanlar..

Knz'ye verdiğim cevaba siz de bir karşı cevap-soru iletisi yazmışsınız.Ben de hemen onları cevaplayayım:

CEVAP HEPSİNİN AYNI,TABİİ Kİ HEPSİ DE ÖZGÜRCE DEDİKLERİNİZİ YAPACAKLAR.

Yoksa beni yukarıda samimi bulmadınız mı?

Bir de siz beni sünni,şii veya diğer mezheplerden biri zannediyorsunuz sanırım :)

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 14, 2006 2:26 AM

LüTFEN SAYGI EMRE.

benim yazdığım birşeyi görmemiş gibi yapıp baştan yazmayın !!!

elekron ziyanı bu. emre demişsin ki;

""""""-Hayır çoğunluğun olduğu yerde yerleşik din önce gelir.Bu ayrımcılık değil ,hakkın yerini bulmasıdır.Tıpkı seçimlerde oy çokluğuna sahip partinin yönetimi alması gibi.Gerçek eşitlik bunu içerir.O sosyalist ,sözde eşitlikçi ama aslında zulüm temeline dayalı her öğrenciye eşit not verme adaletsizliğinizi bir kenara bırakın.Gerçek eşitlik ve adaletin olduğu yerde böyle şeylere yeryoktur"""""""""

EBU CEHİLSİN SEN.
yani ben bunu iddia ettim. Bu senin iddia ettiğin fikir dininde de yok, DEMOKRASİ DE BÖYLE birşey değil. ben Böyle düşünenler ebu cehildir iddasında bulundum. DİN VE VİCDAN HÜRRÜYETİ NERDE KALDI ? ya beni OKUMADIN MI ? ben yokmuşum gibi yazmayın. Beni hiç okumadan, dikkate almadan yine aynı cevabı veriyorsan burada senle elektron tokuşması oynamaktan öteye gitmeyiz.

lütfen ne olur.

şimdi diğer yazıları okuyup sonra toplu cevap vereceğim.

Yazan: knz Tarih: August 14, 2006 5:17 AM

bari ebu leheb ayetini de söyleyim.,
hatırlatma olsun.
ebu leheb için birçok özellik öne sürerler ama,
onun özelliği tektir.

Az önce biraz sinirle ebu cehil diye yazmış olablirim, özür dilerim öyleyse.,

ebu leheb ayetinin özelliği ne ?

""""Bu İLK açıktan dâvete karşı çıkan olmadı, fakat inanan da görülmedi. Daha kimse ağzını açmadan Ebu Leheb ortaya atıldı. """""""""""""

şimdi ebu leheb söylenecek sözün ne olduğunu daha bilmiyordu, söz aklına yatmamış olmazdı, ki daha belli bile değildi.
o belki bir peygamber, belki bir meczup olablirdi.

söyleyeceği sözler iyi, ya da kötü bilinmiyor daha.

o anda yerleşik dinin bir temsilcisi ebu lehebti.
o yüzü kızardı ve taş attı. Ben bu davranışı sivasta otel önünde slogan atanların ruh haline benzetiyorum.

yani bir kişi tek başına olablir, sen yise; aygın ve yerleşik olablirsin. Bir adam çıkıyor diyor ki, siz yerleşik ve yaygın olabilirsiniz. Ama ben buraya başka bişey söylemek için geldim.

din ve vicdan hürriyeti açısından senle onun arasında bir fark yoktur.

zaten demokrasi açısından da yoktur.

sorun karmaşik. Evet ben tırsıyorum, eğer muzmunin anonimin kastı buysa. Tutarlı ve samimi olarak söylüyorum, yoksa hoş temenni yazardım .30- 40 yıl sonra dediği yerde bulunmayı diliyorum. / Yaşam olarak olması şart değil. Bizden sonra öyle olsun manasında.

böylece ben soruya cevap vermiş oldum.

sizleri bekleyeceğim şimdi.

sonra da, biraz sizleri dinledikten sonra, kamuda uzlaşma alanın nasıl oluştulabileceğini, nasıl bir tutarlık içinde uzlaşacağımızı bir model olarak görüşlerinize sunacağım.

tabi ki bu modelde uzlaşma, özel alanı kapsamıyor, hizmet alanlarını kapsamıyor, akşam yemeklerini hiç kapsamıyor.,

Yazan: knz Tarih: August 14, 2006 6:49 AM

Selam sevgili Muzmin Anonim;

Yazınızı okudum.Ben de şunları söylüyeyim hemen.Zeki tasaromteorisi ile "herhangibi bir veya birçok tanrı inancı içerin" bir dine hiçbir darbe vuramazsınız.Sadece onu isparlarsınız o kadar.

Zaten bilim burada bir tasarım ve tasarımcıyı ispatlıyor.Gerisi bilimin dışında kalacaktır her zaman.Bu da sadece destek olur dinlere o kadar.

Tasarımcı var veya yok değil,mutlaka tasarımcı var sonucuna varılıyor.Tasarım varsa tasarımcı veya tasarımcılar da mutlaka vardır.Bu da her dini destekler.

Ve zaten herhangibi bir dine özel olarak destek olmak söz konusu değildir.Her "tasarımcı dine" eşit derecede destek kaynağıdır.

Ve bir yanlışınıza daha değinmek istiyorum.Ayetlerde insanlara ait ruhlar vs. yoktur.İnsanlar sadece beden ve can bütünüdürler ve sonsuzdan falan gelmezler.Yaratıldığı andan itibaren vardır o kadar.

Bir şeyin tartışılması orada bir sorun olduğunu da göstermez.Sadece bazı insanların veya tüm insanların anlayamadığını,kavrayamadığını gösterir.Yoksa insanoğlu herşeyi tartışabilir,hatta anlayamayabilir.Bu tartışılan şeyin sorunlu olduğundan olmak zorunda değil,sorunlu olan insanlar her zaman işi anlamamazlığa vurabilir.

Bu konuyla ilgili olarak şunu da ekleyeim.Kurandaki gerçek islam yalnızca ve yalnızca ispata dayalı gerçek bilgi(inanç)lerin peşinden gitmemizi ister-emreder.Ve ispat temeline dayalı olmayan bir inanç bir zandan başka birşey değildir.Kuran ise zanna dayalı dini yasaklar.Aklı,bilimsel ispatı ve gerçeklerin peşinden koşmayı hedefler.Sizin bahsettiğiniz-eleştirdiğiniz dini anlayışlar ise hurafeler-zanlar..

Knz'ye verdiğim cevaba siz de bir karşı cevap-soru iletisi yazmışsınız.Ben de hemen onları cevaplayayım:

"Cevap hepsinin aynı,tabii ki hepsi de özgürce dediklerinizin hepsini yapacaklar."

Yoksa beni yukarıda samimi bulmadınız mı?

Bir de siz beni sünni,şii veya diğer mezheplerden biri zannediyorsunuz sanırım :)

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 14, 2006 11:42 AM

""""""-Hayır çoğunluğun olduğu yerde yerleşik din önce gelir..................."""""""""

sevgili emre, peki nasıl bağdaştıracağız muzmin anonime yazdığın cevapla bu dediğini ???
valla ben samimi bulmadım şimdi.
Tek kişilik dahi din olabilir., siz birşey çözmedeniz, sadece hoş temeniler yazıyorsunuz.

Yazan: knz Tarih: August 14, 2006 1:59 PM

Emre bey,

"Cevap hepsinin aynı,tabii ki hepsi de özgürce dediklerinizin hepsini yapacaklar."

Pratikte, teori ile pratigin farki, teoride oldugunda cok daha fazladir.

Yoksa beni yukarıda samimi bulmadınız mı?

Bu tur konularda kisisel samimiyetler onemli tabii; ama butun toplumun samimiyet iddiasi var.

Var da, entegralinde ya sifir ya da negatif sonuc nasil veriyor; onu aciklamak lazim.

Bir de siz beni sünni, şii veya diğer mezheplerden biri zannediyorsunuz sanırım :)

Kisisel olarak, hangi zehaba kapilmis (ait) oldugunuz ya da olmadiginiz beni cok da fazla ilgilendirmiyor --sizin kisisel 'experience'lerinizi (en azindan bu baslik altinda) konusuyor olmadigimiz icin.

Daha da otesi, benim sizi bu bahsettiginiz kategorilerden birinde gordugumu ihsas edenin ne oldugunu da bilmiyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 14, 2006 6:01 PM

Sevgili knz,

Artık başörtüsü değil, kamuda uzlaşma alanının nasıl oluşturulacağı konuşulmalıdır. Çünkü başörtüsünün baskıyla, kanunla, iknayla, hatta fetvayla ortadan kaldırılamayacağı açığa çıktı. 28 Şubat süreci sonunda başı örtülü eşi olan bir başbakanımız oldu nitekim...
Peki nasıl bir uzlaşı sağlanacak? Karşılıklı tavizler verilmesi gerekiyor. Ne yapalım?
Seçme durumunda olmayan çocuklara dayatılan her şey yanlıştır. Dolayısıyla sınıfta haç da bulunmamalıdır, Allah yazısı da... Ortaokul çağına kadar devlet kız çocuğunun başını açmasını da savunabilir, bu kararın aile tarafından değil, çocuk tarafından verilmesi gerekliliği gerekçesiyle". Yalnız kişi kendi kararlarını alabilecek olgunluğa ermişse, ve başörtülü olarak okumayı seçmişse ona kimse engel olmamalıdır. Çünkü engel olmanın sonucu o çocuğun psikolojisinin bozulmasıdır. İnandığı gibi yaşayamamak iç huzuru bozan bir şeydir. Mezun olan başörtülü kız, devlet dairelerinde ve okullarında çalıştırılmayabilir, devletin saçma da olsa gerekçeleri olabilir, saygı duymak gerekir. Ama özel okullarda ve şirketlerde çalışmaları engellenmemelidir. Şirketlere bu konuda baskı yapılmamalıdır.
Milletin meclisinde vekil olabilmelidir; aynı alevilerin, kürtçülerin, eşcinsellerin vs. olması gerektiği gibi ki, ante-parantez başörtülüler azınlık değil, çoğunluktur.
Ben 92-97 arasında üniversitedeydim. Birçok başörtülü öğrenci vardı okulda. Ne onlar kimseye bir şey dayatmaya kalkıyorlardı, ne başkaları onları dışlıyordu. Başı açık olanlarla sarmaş dolaş geziyorlardı. Ne olduysa ondan sonra oldu... Şimdi herkes birbirine düşman. O karşılıklı hoşgörü zamanında tekrar ne zaman erişebileceğiz bilmiyorum.

Yazan: blue Tarih: August 14, 2006 6:02 PM

HAYIR EBUL CEHİL OLAN VE HATTA VURDUMDUYMAZ BİR ŞEKİLDE FİRAVUNLUĞA DEVAM EDEN SENSİN SEVGİLİ KNZ.

Bu bağlamda senden bana karşı saygı bile isteyemeyeceğim çünkü öncelikle kadınlardan özür dilemeli ve bu despotik tutumunundan vazgeçmelisin.

Hala denilenleri anlamıyor,sonra da karşındakileri okumama veya anlamamakla itham etme komedisine devam ediyorsun.

Burada sayfaları boşa harcayan,anlamadan yine aynı cevabı veren,slogan atan ve ama bu özelliklerin sana gösterilince öfkelenip bu sefer öfkeli ve büyük harflerle firavunluğuna devam edensin ama daha iyisini yapabilirsin.Öncelikle vijdanına yönelerek bu zalim bakış açısından kurtulabilirsin mesela.

Gerçek din de gerçek demokrasi de budur.Kendi işinize geldiği gibi uydurduğunuz görüşleri din ve demokrasi diye sunman da vurdumduymazlığının ve karşındakine hayat hakkı tanımazlığının güzel bir örneği daha.Hastalıklı sosyalist felsefenin demokrasi diye yuttrulmaya çalışılması da yine bunun ayrı komik bir uzantısı...

Tekrarlıyalım,falancanın hoşuna gitmiyor diye çoğunluğun dininin sembollerini veya ibadet gibi birşeyini kısıtlayamaz ,kaldıramazsın.Bir hindu rahatsız oluyor diye yemekhaneden et yemeklerini çıkartamazsın.Ancak hinduların çoğunlukta olduğu bir mekanda vejeteryan yemekler dilenirse çıkartılır.O haçın sınıftan kaldırılması zulümdür.Ya da müslümanların çoğunlukta olduğu bir okulda islami bir şeyin,birileri rahatsız oluyor diye kaldırılması zulümdür.

Başkalarına kendi yaşam stilinizi zorla benimsetme zalimliğinden vazgeçmedikçe hiçbir zaman bu sıkıntılar sona ermeyecek,bozgunculuklar şekil değiştirerek yeryüzünde hakim kalmaya devam edecektir.

Yazılanları anlamak amacıyla okuman ve bir daha boşa yazmaman dileğiyle...Ebu leheb veya firavunluktan vazgeçmeye kalktığın güzel günlere yol alman dileğiyle.....

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 14, 2006 6:26 PM

ama bak emre burada çelişki var.

""""""-Hayır çoğunluğun olduğu yerde yerleşik din önce gelir.Bu ayrımcılık değil ,hakkın yerini bulmasıdır.Tıpkı seçimlerde oy çokluğuna sahip partinin yönetimi alması gibi.Gerçek eşitlik bunu içerir.O sosyalist ,sözde eşitlikçi ama aslında zulüm temeline dayalı her öğrenciye eşit not verme adaletsizliğinizi bir kenara bırakın.Gerçek eşitlik ve adaletin olduğu yerde böyle şeylere yer yoktur"""""""""


emre hem bu cevabın , hem de muzmin anaonime olan cevabının aynı anda geçerli olması imaknsız.

Bir din tek kişilik dahi olablir.
siz onların simgelerini sorgulayamazsınız.
inançtır.
dini olarak da düşünürseniz, peygamber de bir zamanlar bir veya birkeç kişilik dindi.
o din daha iyi mi, kötü mü belli bile değilken
ona taş atamazdınız

bir kanun, hiç bir dinin özel simgesine özgü çıkmaz.

aborjinler yüzlerini dini nedenlerle boyarlar.
o sizin için vahşi ilkel bir din olablir.,
ama kanun karşısında aynıdır.
onun için, dediğiniz gibi, saçma da olsa devletin ya da hukuğun, çözüm bulma yöntemi en sorun çıkmayacak çözüme doğrudur.

Başbakanın zarif eşi ile ilgili bir sözüm yok.
hepimiz kendi zamanımızı yaşıyoruz.
Fakat ben başbakaının tornunlarından birinin başörtülü olmayacağına adım kadar eminim.
zafer hiç kimsenin olmayacak.

emine hanım karar alma anında küçüktü ve yalnızdı. Yanında kimse yoktu. Dinde bütün aykırı görüşler susuturulmuştu.,
Bugün 10. yıl marşını söyleyenler ise bizim semtlerin kapısından geçmiyordu.
Tabiki bir kadın bu kararı aldıktan sonra içselleştirmek için elinden geleni yapacak.
O artık bu onun gerçeği.

diyanetin daha bu sene, başörtüsü konunda konan bir şerhin olduğu binlerce sayfayı tek tek yırtığını unutmayın.

gerçekten aklıllarını kaçırmış olmalılar.

Ama önümüzdeki günler böyle olmayacak.
onun için yasaktı, değildi, derdim değil benim.
dediğiniz gibi insanlar huzurlu olsun.
neticede ben sizin neyi nasıl anlamlandırdığınıza bakarım.

Benim derdim gerçekten problem çözmek.

Muzmin beyin bulunduğu yere, ancak diyanetin sayfa yırtmadığı zamanlarda gelebiliriz .

92-97 yılları pek te sizin dediğiniz gibi değildi. "başörtüsü namusumuzdur" sloganına içerleyen insanları pek farkedemediniz.

müslüman erkekler tv lere çıkıp kadının boynu tahrik eder diyorlardı,..
bu laflara yüzünü ekişeten insanları fark etmediniz. Hele kızı , karısı sizlerinki kulakarını örtmeyen erkeklerin bozulmakta olduğunu farketmediniz.

başörtüsü takan kadınlara "şerefli özgür" derken, cariyeleri örtüsüz diye nitelendirdiniz.
Blue yanlış anlamayın, siz yaptınız demiyorum.
ama bunlar her yerde yazılıyor ve çiziliyordu.

Öte yandan,müslüman evlerde, annesini babasını mahçup etmemek için, başötrüsü takmak zorunda hisseden çok sayıda kadının varlığını unutmayın.
sizleri kavganızda mahsun etmek istemiyorlar.

ama onların karketeri değil ki, boyunda çengelli iğne taşımak.

her kadın sevmez.
bazısı sever, kişiliktir.
bütün yorumları dinledikten sonra tercih ederse özgür tercih sayılır.

kimisi ise doğal olanı sever, hareketi sever.
aynı evde her kadının başörtüsü sevmesi imkansızdır. Belki o afrika'da aslan araştırmlarına katılcak bir ekipte çalışmak istiyor ? Safari giymek istiyor ? yani ilaki fahişe olacak değil ki ?

küçük çocukları cehennemle korkutmasınlar.
başörtüsü dinin yorumlanabilir bir alanıdır.
zaten hayatı anlamladıran biri, gidip bi yerlerini açmaz merak etmeyin., şeytan azhapta gerekse de, kadın şeytan değildir.

itiraf edinki, o yıllarda imamam hatip kız forması dayatmaydı.

hepimiz öğreniyoruz, herkes öğreniyor.

tabi ki insanlar birine sarılır, severler., içtendir bu., nasıl oluyor bilmiyorum ama böyledir., gerçek ve hoş olan da budur.

Yazan: knz Tarih: August 14, 2006 8:16 PM

Sevgili Knz,dediğim gibi sen Firavun gibi düşünmeye ve dayatmaya devam etmekten vazgeçmedikçe ,benim dediğimi çarpıtmaya veya anlamamaya devam edeceksin.

Yahu orada diyorum ki (sana cevap verdiğim yerde) çoğunluğun simgelerini kullanma,dilediği yemeği çıkartma,partiyi başa geçirme hakkı önce gelir.

Sevgili Muzmin Anonim'e de diyorum ki,azınlıkta olanlar da diledikleri gibi yaşarlar.İsteyen başını açar,isteyen örter.İsteyen düşüncelerini dilediği gibi açıklar ve yaşar.

Çoğunluğu hindu olmayan bir okulun yemekhanesinde et yemeği çıkartılır ve o birkaç hindu rahatsız oluyor diye çoğunluğun bu hakkı gaspedilemez.Et yemeği yasaklanamaz.Ancak senin gibi firavun,kestirip atma vurdumduymazlığında olanlar bunu yasaklar.

Ama buna karşılık o hindunun etsiz yemekleri yeme özgürlüğü vardır.

Ya da alevilerin veya ateistlerin özgürce düşüncelerini ifade edebilme ve yaşayabilme hakları vardır.ama onların bu özgürlüklerinin olması demek,işyerlerine mescitlerinin açılması yasaklanacak anlamına gelmiyor.

Benim söylediklerimde en ufak bir çelişki yok.Çelişki senin karışık düşüncelerinde yatıyor sadece.

Çoğunluğun haklarının önce gelmesi demek,azınlığın hakkının çiğnenmesi demek değildir.İfadelere biraz daha dikkat lütfen.

Sana çocukluk günlerimizden örnek verelim.Çoğunluk yakan top oynamak istiyorsa o oyun oynanır.Ama azınlıkta kalan o oyunu oynamak zorunda değildir.Ama buna karşılık bu oyun o azınlığı sinir ediyor diye oynamamazlık edilmez.Burada çoğunluğun ve azınlığın hakkı eşittir.Bu yüzden o grup tarafından o oyun oynanır.Yok eğer hastalıklı sosyalist felsefeye göre "sözde " eşitlikçi anlayışla o oyunu yasaklarsanız,işte o zaman eşitlik değil aslında eşitsizlik yapıyorsunuz demektir.Ya da sözde eşitlik adı altında tüm öğrencilere aynı notu vermeye kalkıyorsanız,aslında eşitsizlik ve adaletsizlik zulmünü işliyorsunuz demektir.

Muhammed peygamberin taşlanması,çoğunluğun hakkıyla ilgili bir olay değildir,tersine orada o insanın bireysel hakkı gasp edilmektedir.Ama buna karşılık Muhammed peygamber rahatsız olacak diye o kentteki putlar kaldırılamaz,azınlık istiyor diye çoğunluğun şehirdeki yerleşik simgelerine dokunamazsınız.Yoksa siz de zalimlerden olursunuz.

Öncelikle eşitliğin ne olduğunu algılayabilmek için,sosyalist felsefenin doğmalarından ve hurafelerinden kendinizi kurtarmalısınız.

Sizin bahsettiğiniz eşitliğin tam tersi,firavunluk ve adaletsizliktir.
gelin bu inancınızı gözden geçirin.Gerçekten eşitliğe ve çözüme istekli olun.

isteyen istediğini giyer bu kadar basit.Aynı şekilde İran'da da sorunlar çıkacak diye isteyen kadınların başlarını açması engellenemez,bir "elli yıl geçmesi" istenemez.Orada kadınlar haklarına kavuşursa modern yaşam dayatılmaya başlanacak kimilerince diyerek kadınlara hakların verilmesi engellenemez.Ama zalim ve firavun kafalılar herkes tek tip olacak der ve sorunların çözümünü kadınların kafasını örtmekte bulur.Ve insan fıtratının normali budur derler,örtmeyenler "yoldan çıkma gibi" özel nedenlerden dolayı örtmüyorlar derler ve hurafelerine yüzlerce kılıf uydururlar.Nasıl ,bunlar sana yabancı gelmiyor değil mi sevgili Knz?

Diğer söylediklerin ise bana yönelik ise tam tersine 92-97 yılları üniversite yıllarımdı ve senden daha fazla bilgiliyim.Kuran'da başörtüsünün olmadığını bile bir müslüman olarak ,senden çok daha "farkındaydım" hepsinin.

Evet nasıl ki iran'da ksorunların çözümü veya ortaya çıkmaması veya uzlaşma yalanları adı altında kadınların saçlarının zorla örtülmesi despotik bir düşünceyse,bizim ülkemizde de sorunların çıkmaması için başların zorla açtırılmasının düşünülmesi aynı şekilde despotiktir.Yok biribirinizden farkınız derken,temel bir felsefeye dayanarak bunu söyledik.Gerçekten de bir farkınız yok.İşin komiği her 2 tarafta yaptığının farkında bile değil.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 14, 2006 10:54 PM

Blue bey,

[Her ne kadar bu ilmekte Knz-hanima-yazilanlara-cevap-verici-basi kesilmis gibi gorunsem de, asil gayem o degil. Knz hanim ben olmaksizin meramini pekala anlatabilecegine eminim; ama, benim bensiz bunu yapmak imkanim yok :) ]

Artık başörtüsü değil, kamuda uzlaşma alanının nasıl oluşturulacağı konuşulmalıdır.

Dogru. Cunku, basortusu sadece zulf-u yare [*] dokunan bir sey. Baskalarina dokunan baska bir suru sey daha var anlasilan. Onlara da el atmazsak, olmayacak gibi gorunuyor.

[*][burada 'zulf-u yar' kinaye anlaminda degil mecazi, metaforik anlamda kullanilmistir. Sexism boguntusuyla, taife-i nisanin bundan alinmaMAsini istirham ediyorum]

Çünkü başörtüsünün baskıyla, kanunla, iknayla, hatta fetvayla ortadan kaldırılamayacağı açığa çıktı.

Bunun tersi de dogru. Yani, sayisal cogunlugun bu konuda yeterli olmadigi da ortaya cikti.

Basortusune karsi olanlarin, bizzat basortusune karsi olmak icin ciddi bir sebebinin oldugunu sanmiyorum, ama, bir toplu pazarlik icin iyi bir baslangic noktasi oldugunu dusunuyorlarsa, isabetli buluyorum.

Dikkate almakta da fayda oldugunu dusundugumu de soyleyebilirim --aksi halde cita yukselecek ve daha buyuk sorunlara tesne oldugundan endise ederim.

28 Şubat süreci sonunda başı örtülü eşi olan bir başbakanımız oldu nitekim...

Valla.. simdi bakinca, sanki butun bu mesele sirf o amacla olmus gibi de gorunMUyor degil yani :))

Peki nasıl bir uzlaşı sağlanacak? Karşılıklı tavizler verilmesi gerekiyor. Ne yapalım?

Evet. Bence en dogru soru bu. Bir cevap bulmak samimiyetitle, bu soruyu sormak hic de kolay degil: Herkesi maglup da hissettirebilir; galip de. Nereden bakildigina bagli tabii.

Ama, 'ne alabiliriz?' sorusunun karsiliginda 'ne verebiliriz?' sorusunu da sormak bence her zaman akillica bir tutumdur.

Seçme durumunda olmayan çocuklara dayatılan her şey yanlıştır.

Aileleri ve yakin cevreleri haric, degil mi? Aksi halde, 'terbiye' muessesinin de temellerine dinamit komus oluruz. Gerek yok buna bence. Ama, zaten siz de onu kastetmiyordunuz saniyorum.

Dolayısıyla sınıfta haç da bulunmamalıdır, Allah yazısı da...

Bu kabul de, bunun arkasindaki mantigi daha iyi toparlayip dile getirmeliyiz. yani, yeteri kadar genellemek, iyi tarif edilmis istisnalarla da acikliga kavusturmak gerekiyor.

Ne demek istiyorum?

Sunu:

'Okullar kim icin vardir?' sorusunun cevabi 'vatandaslar'dir. OK, ama, yetmez. Her tur okul baska baska vatanadaslara hizmet icin vardir. Ilkokullara yetiskinlerin kaydolamayacagi gibi..

Dolayisi ile, 'su yaslar arasi vatandaslar' bir kisitlayici unsurdur ve o okulun nicin var oldugunun da anlasilmasina da yardimci olur.

Peki, de.. Okul sadece belli bir grup vatandaslar icin mi vardir?

Hem evet hem de hayir.

-- Evet, cunku, degisik fiziksel veya akli ozelliklere gore faarkli okullar olabiliyor: Sadece erkeklere mahsus, sadece disilere mahsus, sadece yuksek zekalilara mahsus, sadece zeka sorunlarina mahsus, sadece fiziksel engellilere mahsus vs okullar vb...

-- Hayir, cunku, bu bahsedilen ayrimcilik bireylerin degismez ozelliklerini dikkate alarak, hem onlara iyilestirici katkida bulunmak hem de toplumsal faydayi artirmak amaciyla vardir. Dolayisi ile, 'belli bir grup' dedigimiz zaman, herhangi (hizmet alan ya da hizmet veren) bir birey ya da kurumun degistirmeyecegi ozelliklere sahip olan kisilerden bahsediyoruz. Yani, o ozellileir tasiyan her vatandas, istisnasiz, o hizmetleir almak hak ve imtiyazini haizdir.

Bunlara kimsenin itirazi olacagini sanmiyorum (erkek-disi ayrimina bazi hallerde itirazlar olabilir, ama, bu zaten giderek kendiliginden cozuluyor).

Peki, inanc ve irk bazli ayrim meselesi ne olacak?

Bence bu cok yavan ve cok da anlamsiz bir sorudur --vatandaslik esasi olan bir yapida bu cok yavan ve cok da anlamsiz bir sorudur demek istiyorum.

Cunku, vatandasligin kendisi inanc ve/ya irk bazli degilse, ondan daha asagidaki acilimlarda, ozellikle okul vb gibi kamusal hizmetlerde bu ayrimin olmasini istemek hic de anlamli degil bence.

Dolayisiyla, yukarida kisaca siraladigim her okula o sartlara uyan, o okullarin haricindeki her okula da her vatandasin kabul edilmesi bence zorunludur. Bunun tartisilacak bir tarafinin olmasi bile bence abes.

Her vatandasin, kendi alt kimligi ile (irksal, inancsal ya da her ne ise), kimseyi rahatsiz etmeden, kimse tarafindan da horlanmadan, her okula gidebilmek ozgurlugune sahip olmak haklari (vatandaslik imtiyazlari) vardir. Bu vatandasligin dayattigi bir haktir.

Okullar sadece bir ornek. 'Vatandas'a hizmet amacli heryerde, 'vatandas' olan herkesin, kendi alt kimligi ile (irksal, inancsal ya da her ne ise), kimseyi rahatsiz etmeden, kimse tarafindan da horlanmadan, ilgili hizmeti alabilmek ozgurlugune sahip olmak haklari (vatandaslik imtiyazlari) vardir. Yani, 'vatandas'a hizmet amacli olusumlar vatandasa, 'vatandas'tan daha alt kimlikler dayatamazlar.

Peki, 'vatandas'a hizmet amacli bu yerlerde calisanlar?

Oncelikle, bu kadar garip bir sorunun sorulanilemsi beni hep sasirtmistir. 'Vatandas'a hizmet amacli yerlerde calisanlar sanki birer 'vatandas' degilmis, ve sanki onlarin alt kimlik sahibi olmak ozgurlugu yokmus gibi bir sorunun sorulmasi gariptir.

'Vatandas'a hizmet amacli yerlerde calisanlarin da, kendi alt kimlikleriyle (irksal, inancsal ya da her ne ise), kimseyi rahatsiz etmeden, kimse tarafindan da horlanmadan orada calismak ozgurlugune sahip olmak haklari (vatandaslik imtiyazlari) vardir. Bu 'vatandas' olmanin verdigi temel imtiyazlardandir.

Boyle bakildiginda, 'vatandas'a hizmet amacli her yerin temel ozelligi, oncelikli olarak her vatandasina ayrimsiz hizmet vermektir. Bunu da alt kimlik dayatmasizin yapmak zorundadir. Baska bir deyisle, 'vatandas'a hizmet amacli yerler kimlik sahibi olamazlar.

Peki, inanc vb sahibi insanlarin bu konudaki ihtiyaclari ne olacak?

Bu sorunun tercumesi sudur: 'mevcut imtiyazlardan daha fazla imtiyaz isteniyorsa, ne olacak?'..

Cevabi o kadar da zor olmasa gerek: Imkanlar dahilinde, o kategoride hizmet sunulabilir tabii ki; ama, her imtiyaz birilerindne bir seyler alip baska birilerine vermek oldugundan, bu tur seyler toplumsal pazarliklara baglidir.

Cogu zaman da elde edilemez hedefler anlamina gelir. Dolayisiyla, en pratik cozumu, bu tur ek imtiyazlarin topyekun reddi olabilir.

Yani, kendi evladina, her vatandasin gittigi okullardaki egitimden farkli oarak, ilave din dersi, spor ya da her ne ise, turunden imtiyazlar isteyenler olabilir. Ama, her vatandasin isteyebilecegi her turlu degisik ve ilave imtiyazi karsilamak icin elde imkan yoksa, hic bir vatandasa boyle bir imtiyaz tanimak da gerekmez.

Bu durumda, herkes, kendi istegini, kendi butcesinden finanse ederek, baska yollarla temin edebilir tabii ki. Buna engel olunamaz.

Ayni sey, bu tur yerlerde calisanlar icin de gecerldir. Calistigi yerde ek imtiyazlar isteyemez. Yani, kisi dindardir diye bir mescit, chapel veya havra; spor meraklisidir diye bir yuzme havuzu, kosu pisti filan; ya da kumar meraklisidir diye kumarhane.. Bunlar hem ek imtiyazlardir, hem de hizmet veren yerin kimlik sahibi olmasina yol acabilirler. Bence kabul edilir degildir. Ilgili ihtiyacin sahibi bu ihtiyacini kendi imkanlariyla ve baska bir yerde gormek zorundadir; o ozgurlugu vardir yani.

Peki, iyi diyoruz, hos diyoruz da; zurnanin detone oldugu durumlar icin ne diyoruz?

Mesela, cemaat okullari acilabilmeli midir?

Bunun cevabinin, ozellikle de liberalist olmanin moda oldugu donem ve zamanlarda 'kesinlikle evet' oldugunu biluyorum.

Bireyselciligin moda ve yaygin oldugu zamanlarda da, 'benim icin mi? tabii ki benim cemaatimin okulu filan olmaldir' oldugunu da biliyorum.

Baska bir deyisle, 'politically correct' tavrin 'evet, ceamaat okullari da, hastaneleri de, hapishaneleri de, mezarliklari da; her seyi de olsun' demek oldugunun farkindayim.

Hatta, 'parasini ilgili cemaat veriyorsa, size ne?' denebilecegini de biliyorum.

Kisisel olarak, ve samimi cevap vermem gerekirse, ben o kadar liberal ya da bireyselci ya da ozgurlukcu degilim.

Baska bir deyisle, temel hizmetlerin --egitim, saglik, savunma-- cemaatlere indirgenip fragmente olmasini basiretli bulmuyorum. Bu amacla cemaatlerin yardimci hizmet birimleri olabilir, ama, bunlar da --bence-- sadece cok dar bir tarif cercevesinde ve hizmeti ayrimsiz ve kimlik dayatmasiz vermek zorundadirlar.

Abartili bir ornek vereyim: Evet, mesela, Sanskritceyi (ya da, baska bir ornek olarak, Budizmi) ogreten bir 'dersane' olabilir. Ama, buraya 'musteri' olacaklarin illa Sanskrit (veya Budist) olmalari ya da Sanskrit (veya Budist) bir ana-babadan olamali sarti olamaz.

Baska bir deyisle, bence, hizmetin maddi bedeli neyse onu verebilen, sartlari neyse (belli bir yas, belli bir zeka seviyesi, belli bir fiziksel yapi filan) onu da yerine getiren herkes ayrimsiz bu hizmetten faydalanabilir olmalidir.

Bu utopya midir? Bence hayir. Ama, ote yandan da evet. Cunku, herkesin kazanacagi cok sey olmasina ragmen; hepimizin de feda etmemiz gereken bazi seyler iceriyor.

Tekrar basortusu meselesine donersek... 'Her serde bir hayir vardir' derler.. Basortusu meselesini de boyle gormek gerek bence.

Kendilerine 'inancli' diyen kesimin, bu 'mesele' sayesinde, bazi imtiyazlari hic farkinda olmaksizin kullandiklarini, ama, baskalarinin benzer imtiyazlarina arzularina karsi --bilerek ya da bilmeyerek-- durduklarinin farkina varmalarini sagladi ya da saglayacak, ya da saglamali.

Kendi imtiyazlarinin kisitlanmasi halinde bunun acittigini, ama boyle bir sey baskalari icin vaki/mumkun oldugunda seslerinin cikmayabildigini, dolayisi ile, imtiyaz dengesinin elden/gozden gecirilmesinin herkes icin daha huzurlu bir ortama firsat verebilecegini dusuneceklerini umit ediyorum..

Ya 'digerleri'?

Bu 'stearing game'in daha cok uzun surmesinin sonuclarinin hayirli olmayabileceginin farkinda olduklarini umit ediyorum.

[By uzun tirada "Bu kabul de, bunun arkasindaki mantigi daha iyi toparlayip dile getirmeliyiz. yani, yeteri kadar genellemek, iyi tarif edilmis istisnalarla da acikliga kavusturmak gerekiyor." diyerek baslamistim. Basarili oldu mu; bilmiyorum]

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 15, 2006 3:39 AM

kıyasta hata var gene.

dini simgelerle yakar top oyunu kıyaslanamaz.
et yememek dini bir simge değildir.
birçok kişi sağlık gerekçesiyle yemiyor, sevmiyor yemiyor.

siz hiç bir hindunun et yememek için mahkemeden izin istediğini gördünüz mü ? yemezsen yemezsin içki gibidir., içki içmemek müslüman kimliğinin simgesi değildirki.. içki içmeyen iki insandan hangisi alman, hangisi müslüman, atesit anlamazsın.

uzlaşma kelimesini bir kez daha açacağım .

italyada müslüman birliği bu konuda azınlık değil. laik italyanlarla birlikte hareket ediyorlar. Üstelik arkalarında AB var.
yani kimin çoğunluk kimin azınlık olduğu günümüzde herzaman tartışmalı bir konu.

sana anatmaya çalıştığım şu ;

burda sözkonuus olan,ne fasistlerin diretmesi, ne italyanların hakkı, ne de müslüman birliği başkanı olan babasıdır.

eğitimciler, eğitim pedogların kafa yordukları o okulda bir tek öğrencin dahi hakkı olmasıdır.
din ve vicdan hürriyetidir.
milliyetçi sembolller gibi değildir.
senin dediğini italyan bayrağı, türk bayrağı ve milli marşlarda kamu kabul ediyor. Günümüz dünyası ve koşullar orada vicdan hürriyeti kabul etmiyor.

herkesin tek bir miili marşı olduğunu, rum azınlığın ya da çerkes, tatar, türkmen ,kürdün tek bir milli marşı olduğunu kabul eder.

ama teorikte, iş dine gelince, 60 milyon farklı inanış olabilir.
ve birinin diğerine üstünlüğünü belgeyecek hiç bir kurum yoktur.

vicdan özgürlüğüdür.
insanların özgür olacağı tek alana azınlık çoğunluk kavramını katamazsın.

eğer burası birlikte yaşanılacak alansa, uzlaşmak şarttır.

çoğunluğa göre hak olmaz.
sizler nasıl ibrahim peygamberden hisse alıyorsunuz ? yazdığın tamamen onun kıssasına aykırı bişey emre.

ben UZLAŞMA dedim.
dayatma değil.
sen yapma, ben de yapmayayım.

yoksa samimi olamazsınız.

eğer başörtüsü ile, dini bir simge,
bir grubun simgesi, azınlık veya çoğunluk olsunlar bir grubun ( müslüman kadının simgesi) olarak mahkemeye başvurduklarında; bu iyi simge öteki kötü simge ayrımını mahkemeler yapamaz.

bence bu şekilde mahkemeye başvurmakla hata yapıldı zaten. çünkü aborjin boyasından farkı kalmadı.

uzlaşmaktan kimseye zarar gelmez.
sadece takıntılı simgeleri aramızdan uzak tutar.
kimseye zülum de değildir.

blue'nun dediği gibi hayat çeştlidir.

yani şart değildir afganistanlı yuva öğretmenin Alman çocuklarının okuduğu okula öğretmen olabilmek için mahkemeye başvurması.

ama bunu bir müslüam öğretmen Almanla'ra yaptı değil mİ ?
üstelik yuva öğretmeni.

kendinizi bir an alman veli yerine koyun.
şurada bir garip misyoner geldiğinde, kamu okuluna bile gelmiyor üstelik,nasıl da yüzünüz alev alev oluyor( özelde aramızdan kimseye söylemiyorum).

benim immam hatipime yahudi yıldızlı öğretmen başvurusa ne yaparız diye düşünmediler.

bireysel olarak- sözüm muzmin anonimin'den dışarı ( samimiyetle güveniyorum ben),

ama böyle bir soruya tabi tabi gelsin diyenlerin gerçeklikle pek ilgisinin olmadığını da biliyoruz.

olsa olsa şundan diyorlar,
çünkü kafalar hala sivas yangını.
böyle birşeyi muhtemel bile görmüyorlar :)
sözüm meclisten dışarı.

ama ben onlara yinede hatırlatayım.
eski mutlu günler giderek uzaklaşmakta.
bunu inadına dahi olsa yapan, katolik bir italyan herzaman çıkacaktır.

Artık müslüman mahalesinde salyongoz satıldığını unutmayın.

mahkemeya başvuranlar şunu hiç düşünmeyecek kadar bencil davrandılar.
ben yaparsam başkaları da yapar diye bir düşünce yoktu., inanın bana 90 yılları bencilce tüketiler.

ben dediğim gibi, size en iyi çözüm olsun diye bişey yazmadım.

ben sadece problem durumunu ortaya koydum.

dediğim gibi, küçük çocuğunu hakkını düşünün.
okula getirdiği gerlimi düşünün.
artık o başörtüsü afgan kadının meslek yeterliliklerinin önünde bir engeldir .

ne kadar çabalarsa çabalasın sınıfında meslek yeterliliklerini sergileyemeyecktir.

kendinden fedakarlık etmekten başka seçenek görmüyorum. İbrahimin peygamberde var o gizli mesaj, kendinden fedaklık etmektir. Başkasının çocuğunu kurban etmekten daha erdemlidir.

o zaman siz insanlar arasında gerilimi azaltacak bişeyler yapın, 30- 40 yıl çabuk geçsin diye.

Yazan: knz Tarih: August 15, 2006 7:36 AM

Sevgili knz,

Kötü örneklerden yola çıkıp toplum düzeni kurmaya çalışmak yanlış. Elbette çok bağnaz insanlar var. Bu başörtüsü olayı o kadar abartılmış bir şey ki daracık, tüm hatları belli eden kıyafetlerin üzerine başörtüsü takıldığını çok sıklıkla görüyoruz. Sorun başörtüsü değil, örtünmedir. Vücut hatlarını örten bir hanımefendinin tesettürü %90'ın üzerinde tamamdır. Kalan kısmı da bu kadar abartmaya gerek yok.
Ne yazık ki kapandıkça daha çok dindar olduğunu düşünen, saçın telini göstermeyi günah sayan, daha sayamayacağım yüzlerce abukluğu dindarlık olarak niteleyen insanlar var. Ne yapalım?
Cehennem korkusuyla kapananlar var, cehennem korkusuyla namaz kılanlar var. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz bozuk düzen ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu diyen Yunus Emre'lerin yetişmesini engelliyor. İnsanları cehennem korkusunun yönlendirmesi elbette yanlış. Ama buna tepkiyi yönlendikleri hedefi ortadan kaldırmakla değil, toplumsal düzeni insanların sağlıklı düşünebilecekleri bir şekle dönüştürmekle göstermeliyiz. Türkiye'de bu sağlıklı düşünme ortamı yok. Çünkü sürekli karşılıklı düşmanlık üretiliyor. Birbirini anlama çabası yok.
Öyle cehennemle korkutan, saçının teli görünmesin diye hoplayıp zıplayan tiplere de saygı gösteriniz, latife ediniz. Bizim ailede bu tip şeyler eğlence konusudur. Siz de eğlence haline dönüştürünüz. İnsanlar zamanla törpülenirler. Bu tip şeyleri düşmanlık vesilesi şekline dönüştürürseniz de gittikçe daha fazla içlerine kapanırlar. Bu tip davranışlar hep "din elden gidiyor" yaygaralarının yol açtığı karşı koruma refleksleridir.
Dediğiniz gibi belki serbest bırakılsa insanlardan başörtüsü giymeyi seçecekler azalabilir, amaç buysa... Anahtar kelime "serbestlik"tir.

Yazan: blue Tarih: August 15, 2006 10:09 AM

Müzmin Anonim,

knz'ye cevap yetiştiremezsiniz zaten. O ayrı bir frekansta, kendi doğruları var. Aslında bu konuda bazı parallelikleriniz de yok değil:))
İlmekteki mesajları göz ucuyla hızlı okuma tekniğiyle okuduğum için yorumlarım ilgisiz kaçmış olabilir, cevabı verilmiş konulara yeniden dalmış olabilirim. "Başörtüsü" konusunda söylenmemiş bir şey kalmadığına inandığım için o cesaretle daldım tartışmaya. Amacım aslında tartışmaya son noktaları koymak değil, sonuç alınabilecek mecraya çevirebilmek.
Haydi uzlaşalım, kaynaşalım efendim...

Yazan: blue Tarih: August 15, 2006 12:38 PM

Sevgili Knz;

Sana "sen firavunsun,,despotsun vs." derken amacım hakaret etmek falan değil,içinde bulunduğun yanlış felsefenin,hatanın niteliğini ve ciddiyetini göstermekti.Karşı tarafın yaptığının aynısını senin de onlara yaptığını,bu dayatmacı zulmünüzün gerçekliğine az da olsa farkına varabilmeniz....İşte görüyorsun yine anlamamazlıktan geliyorsun,tıpkı yine İranlıların anlamadığı ve zorla çuvala soktuğu gibi.

İster simge olsun,ister oyun,ister yaşam biçimi HİÇ FARKETMEZ.O çocukların oyunuyla,sınıftaki İsa örneği birebir örtüşüyor.Bu felsefe her alanda geçerlidir.Yoksa işinize geldiği yerde böyle özgürlükleri ve gerçek eşitliği kaldırır,firavunluğa başlayıverirsiniz.

Sınıfta 2 müslüman var diye haçı kaldırırsan veya haçın yanına eşit büyüklükte islami bir öğe koyarsan eşitlik değil,tersine eşitsizlik ve zulüm işlemiş olursun.Tıpkı oyunlarda azınlık istemiyor diye yakan top oynanmasını yasaklamaya kalkınca yapacağınız zulüm gibi.

Hinduları için et yeme hele ki kutsal saydıkları hayvanın etinin yenmesi hem sembolik açıdan çok önemlidir hem de onlar için sembolizmden bile çok öte bir olaydır.Tam bir vahşettir,saygısızlıktır,sapkınlıktır ve şeytanlıktır olay onlara göre.Ama işte burada azınlık istiyor diye o yemek kaldırılmaz.Çoğunluk o yemeği yemek istiyorsa yemekhaneden et yemeyi çıkmaya devam eder.Yoksa tersi hem dine hem de demokrasiye aykırı bir zulümdür.Gerçek eşitlik budur.Ama buna karşılık o hindu dilerse o yemeyi yemez hatta bir avuç hindu biraraya gelip vejeteryan yemekler üreten bir lokanta vs. sistemi kurabilir.AMA KİMSE NE ET YEMEĞİNİ,NE DE VEJETERYAN YEMEĞİ YASAKLAYABİLİR.HERKES "GERÇEKTEN" ÖZGÜRDÜR.

İşte bu başörtüsü olayı da birebir bunun aynısı.İran'da toplum rahatsız olacak diye kadınların zorla çuvala sokulması nasıl zulümse,aynı şekilde bizde açılması zulümdür.Siz istediğiniz kadar "uzlaşma" ,"sorunların çıkmasını engellememe" gibi ifadeler uydurun yaptığınıza.Aslında sadece tek bir şey bunun adı,"firavunluk".İran'da da daha bugünden kadınlara özgürlükleri ve hakları verilmelidir.Yok "elli yıl beklenmelidir",yok "o seviyeye gelinmedi" gibi uydurmasyon mazeretlere sığınılmadan derhal.Yoksa zalimlerden olunur.

Eğer biri diğerine dayatıyorsa,o kişi okuldan atılır veya cezalandırılır dedik.Yani çözümü de verdiğimiz halde,liberal ülkelerdeki uygulama açık olduğu halde bu söylediklerimi görmezden gelip hala slogan atmaya devam ediyorsun.

Ayrıca hala başörütüsünü dini bir simge diye dayatmaya çalışıyorsun.Hayır efendim,ister simge diye giyer,ister giyilmesi sevap diye giyer,ister canı öyle istediği için giyer....isterse de yüzlerce başka sebepten dolayı giyer.Simge olması şart bile değil.Bunu yasaklamaya kalktığında "uzlaşma arıyorum" masalını bir kenara bırakıp despotluğunu kabul edeceksin.Ya da iran'da da ,Afganistanda'da sadece uzlaşma olarak kadınlara haklarının verilmemesi zulmüne de ortak olmuş olacaksın.Onlar da "senin kafanda-doğrultunda "uzlaşıyorlar " işte. Toplumsal sorunların patlak vermemesi için canlarına okuyorlar özgürlüklerin işte.Bırakın bu vurdumduymazlığı.Kendi görüşünüzde-yaşam biçiminizde buluşmaya çağırma vijdansızlığını.

Kuran'da hiçbir kıssa da ,monoteistlerin azınlık olduğu yerde putların kaldırılması emri(devlet eliyle) veya tavsiyesini bulamazsın,gösteremezsin.Ancak müslümanlar çoğunluk olursa şehrin sokaklarından putları,başka dinlerin sembollerinin yaygınlığını kaldırabilirler ve kendi hoşlarına giden sembolleri,ibadet yerlerini vs. inşa ederler.Buna karşılık azınlık olanlar da dilediği şeye inanmaya devam eder,kendi ibadethanesinde sembolerini putlarını yaşatmaya devam eder.Dışarıda ise asla çoğunluğun diniyle aynı oranda kendi sembolerini yaygınlaştıramaz.Hele ki çoğunluğun sembollerini hiç yasaklayamaz.Kuran'daki putları terkedin emri,dini inanca,bireysel düşünceye yöneliktir.Yoksa çoğunluğun putperest olduğu bir ülkede putları yasaklayın devlet eliyle diye bir emir içermez.Dileyen dilediğini yapmakta özgürdür..İmtihan hayatının gereği de budur.Yoksa zorla putunu yasaklamak hiçbirşeyi ifade etmez.yaptıklarının karşılığını ahirette tadabilsinler diye insanlar dini inançlarında özgürdürler.

İşte bu dayatmacı firavunca tutumundan sen vazgeçersen Knz,iranlılar ve afganlılar veya yurdumuzdaki örtünmeciciler de firavunluklarından vazgeçerek senin saçını zorla örtmekten vazgeçerlerse,birbirinizin başına karışma kibirliliğine bir son verirseniz,işte o zaman gerçek uzlaşma olur.Yani tek bir uzlaşma vardır,dileyen örter,dileyen açar.Bu kadar basit.Elinize fırsat geçti mi kendi doğrunuzu karşınızdakine benimsetme davranışından vazgeçin artık.

Bu arada son olarak ifadelerini öyle bir kullnıyorsun ki ben de senin gibi dayatmacıymışım gibi bir hava yaratıyorsun.hayır ben kadınların bikinileriyle erkelerle denize ve hamama girebileceğini ve bunun ayetlere uygun olduğunu savunuyorum.Ama tersine inanan veya isteyen de dilediği şekilde örtünür diyorum.Siz dayatmacı 2 tarafın zulmünü ise gösterip,kendinize gelmenize vesile olmak istiyorum.Gelin bu hatanızı görün ve vazgeçin artık.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 15, 2006 12:43 PM

"""""""Sınıfta 2 müslüman var diye haçı kaldırırsan veya haçın yanına eşit büyüklükte islami bir öğe koyarsan eşitlik değil,tersine eşitsizlik ve zulüm işlemiş olursun.Tıpkı oyunlarda azınlık istemiyor diye yakan top oynanmasını yasaklamaya kalkınca yapacağınız zulüm gibi."""""""""""""

muzmin anaonime cevap verirken bu şerhi koymamıştın ama,.koymalıydın.

birşey yanlış anlaşılmıştı hakkında, böylece kendini düzelttin..

dedikleirm hakkında araştıma yapmadığın o kadar belli ki, AİHM'e ilk başvuran afgan kadının alman çocuklarına öğretmenlik yapan bir öğretmen olduğunu bilmiyorsun. Hadi bilmiyorsun onu anladım ama, benim yazımı okumyor kendi yazını ha bire tekrarlıyorsun.

şimdi italyadaki müslümanı yüz üstü bıraktın, afganistanlı kadın öğretmeni de harcadın.

italydaki bi tane bile müslüman çocuğun okula yabancılaşma ihtimalini savurdun attın. Bunu muznin anonim de yaptı.,

italyan çocuklar o simge orda olamasa, okula yabacılaşmazlardı, her yer klise zaten. Asıl korunması gereken o tek çocuktur.

yani şimdi sana göre o afgan kadında mahkemeye başvur-ma-malıydı ,..

çünkü almanlar çoğunluktu, o da başörtüsü ile öğretmenlik yapmasaydı almanyada.

tutarlı görüş değil bu.

doğru herneyse oraya buraya göre değişir mi ?

afgan kadın türkiyede öğretmenlik yapsın bu doğru,

afgan kadın almanyada yapmasın çünkü yanlış.

tamam sevgili emre, senle mi didişeceğim ? Sende tutarsız bir görüşün savunucusu ol. Sosyal olaylarda zaman zaman benimsenen bir durum olablir.,

ben sevimsiz gözükebilirim ve de tutarlıyım. tutarlıyım.Çünkü "real"deyim ben. kendimi öyle görüyorum.

muzmin anaonim sevimli gözükebilir ve de tutarlı /fakat bu tutarlılığın realde geçerli olmadığını şurdan anlıyoruz; biçok kişinin hiç işine gelmeyeceğini biliyoruz. KIS KIS gülenler vardır, tabi tabi diyorlardır ; müslüman mahalesinde salyongoz sattırmayız nasılsa diye.
kurşun adres sormazki diye,..

iyi sevimli bir tutarlık, ama muzmin anonim, küçük çocukların duygularını, okul ortamını "ignore" eden bir yaklaşımın var. Biraz bencil bir sevimlilik bana göre.

Ateist forumda yazdım uzun yıllar.
Müslümanların kölelikle ilgili eleştirilere bi doğru dürüst cevap verdiklerine tanık olmadım.

biz kendi çağımızı yaşıyoruz. Başka bir çağ değil.

yani bu sayfada 2 tutarlı ve bir tutarsız olduk.
hiçbirimiz birbirimize benzemedik.

blue vaktim darken zaman ayırdım ve yazdım, son iki yazdığımı iyi oku.

herkese teşekkür ediyorum.
ne çıkar siz beni anlamasanız da :)

Yazan: knz Tarih: August 15, 2006 7:48 PM

Al işte sevgili Knz hala körükörüne yazılanları anlamamaya,işin kötüsü karşındakini senin yaptığını yaptığını zannetmeye devam ediyorsun :)

Hadi yazılanları hoşuna gitmeyince anlamama huyunu yıllardır diğer forumlardan biliyorum,ama tekrar tekrar açıklamama rağmen aynı sorun devam ediyorsa artık senin hakkındaki yargımın ne kadar haklı olduğu çıkıyor.Hala o konularda senden daha bilgili olduğumu düşünemeyip,akletmeyip,ezbere sloganlara ,robot cevaplara devam ediyorsun.Çözüm değil,senin dayatmanın benimsetilmesine çırpınmaya devam ediyorsun.

Burada tutarsız olan sensin yine.Hintli çocuk okuldan soğuyacak diye et yemeklerini listeden çıkartıp yasaklamaya kalkma despotluğunun ne olduğunu anlayabilecek demokratik olgunlukta değilsin.Avrupadaki din düşmanlarının İslam'ı ve müslümanları bahane ederek hristiyan öğeleri okul ve diğer yerlerden söküp atma girişimlerini laiklik zannedecek kadar da olayları irdelemekten uzaksın.Sadece işinize geldiği şeyi havada kapıverirsiniz o kadar.İnsan hakları falan umurunuzda değil,önemli olan sizin felsefenizi ne şekilde olursa olsun diğerleri de benimsesin.Olayları derinlemesine araştırmaz veya olayı bütünüyle ele almaz yorumlamazsan,senin gözlüğünle bakarsan hep bu durumlara düşersin.İtalyadaki müslüman o çocuk,diğer 70 hristiyan çocuğa zulmedeceğine kendi soğuyuversin okuldan.Yok öyle iki kişi istemiyor diye on kişinin yakan top oynama hakkının elinden alınması(oyun düşmanları tarafından).Ama zeten senin derdin bireyler falan değil,senin ideolojinin yaygınlaşması...Yoksa bireyler sizin umurunuzda olmaz hiçbir zaman.

Siz demokrasiden değil,kendi diktatörlüğünüzden yana olmaya devam ettikçe,İran'daki sizin başı örtülü-sarıklı versiyonlarınız da özgürlüklerin canına okudukça daha insanlar çok çekecek.Siz mollaların kravatlı(ya da başı açık) versiyonlarının kendi aydın zannederek dayatmacı ve karşındakine hak tanımyan tavrını forumlarda bile görünce,zaten uygulamada yani hayatta tersini beklememiz hayalcilik olur.İşin komiği kendinizdeki anlamamazlığı,bilgisizliği karşınızdakine yansıtmaya çalışıp vijdanını birkaç gün daha oyalamaktan başka birşey elinize geçemiyeceğini görememeniz.

Evet sevimsiz gözüktüğünü söylemişsin ama bu hiç önemli değildi,keşke tutarlı ve insancıl olabilseydin de sevimsiz gözükseydin.Maalesef burada asıl sorun tutarsız olman ve hiç çabalamaman.

Ama olsun,hiçbir zaman umut kesilmez,sen de birgün kendi solcu felsefeniz için bireyleri-insanları hiçe sayamayacağınızı,özgürlükleri (din-oyun vs..)harcayamayacağınızı görebilirsin.Yeter ki dogmalarını sorgulamaya karar ver.kapılar ardına kadar açılacaktır.İşte o zaman insan-birey merkezli liberal özgürlüklere hep birlikte tüm dünyaca yol alacağız.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974 Tarih: August 16, 2006 12:11 PM

"""""""""İtalyadaki müslüman o çocuk,diğer 70 hristiyan çocuğa zulmedeceğine kendi soğuyuversin okuldan."""""""""""""""""""""""""""""

sen yaz sevgili emre,. inan yaz. benim yorum yapmama gerek kalmıyor. .

Görüyorsunuz değil mi,. mahkeme endişeleri ne kadar haklıymış. herşeyi kestirip atıyorsunuz.

hemre ala yakartop vejeteryan falan diyorsun;
et yemeyenlerin birbirinden ayrıt edici özlliği yoktur. yani vejeryanlık çeşitli sebeplerden olur. bir müslüman da vejetaryan olablir.
içki içmemek gibidir., nasıl ağzına içki koymayan biri hristiyan da , veya ateist de olabilir.

bunu sana daha önce yazdım..
üçünçü kez yazıyorum.
otuz kere de yazarım, otuza.
dert değil.

ama başörtüsü öyle değildir. Bir kadın yaz, kış, deniz kenarında, piknikte veya içerde veya dışarda kullandığı bir simgedir. Müslümanlık içinde yorumlardan biridir. Müslüamnlığın simgesi olsa milyonlarca başörtüsü takmayan müslüamn kadın olmazdı., nasıl kippa hayatında takmamış museviler olabiliyorsa öyledir.

Peki gerçekten merak ettim,
almanyada bir afgagan asilli Musluman ogretmen "Fereza Ludin" ben öğretmnlik yapmak istiyorum diyor,. vatandaşlık hakkı değil mi ?
eee ne olacak şimdi ? Çoğunluk Alman velisi., alman çocuğu. Sen nasıl misyoner gördüğünde gözün dışarı fırlayor ? ona da öyle bişey olablir.

sen öerinle hukuk jargonuna uygun bişey demiyorsun ki

dini simgler sorun çıkarıyor.
bu kesinleşti işte.

consensus ( uzlaşma) gerekiyor.

diyelim ki; gecenin bir vakti bir kaza geçirdim.
adım muhammet mustafa.
tartışmasız bir müslüman adı.
yani ben müslümanlıkla ilgim bi şekilde ortada.
beni bir hastaneye götürdüler.
tek gözümü açtım karşımda yahudi hahamamı görünüşlü bir doktor.

düşünüyorum ki,

biçok yahudi var. hiçbiri gece gündüz kendi simgesi ile dolaşmıyor. Bu adam böyle dolaştığına göre, mesleğini böyle icra ettiğine göre, bu adam bağnaz biri. Museviliği melseğininden önce geliyor., Bu müslümanlardan nefret ediyordur,.evet evet, bu bütün müslümanların temzilenmesi gerektiğine inanıyordur diyorum.,

ben hastayım, ben hiçbir sorumluğum yok.
benim önyargım olablir. Benim sağlıklı düşünme mecburiyetim de yok.

ama ben insanım ve yardım bekliyorum.

o doktor benim düşünmediğim gibi olablir.
gerçeğin ne olduığu ben kan kaybederken önemli değil.

Hem gerçekten de, görev başında bile
ağlama duvarında gibi görev yapan birinden endişlenmekte haklı olablirim.

şimdi o doktorun bende 15 saniye bile endişeye sebep olması ve buna aldırmaması,.. kendi kıyafetine meslek yeterliliğinden daha fazla önem verdiğini gösterir.

sen vatandaş değilsin orda.
muzmin anonim sana söylüyorum bunu.

sen erkek doktor olsan, bayan ve utangaç bir hastaya illaki maço gibi erkeksiliğini mi vurgularak bakarsın.
bak ben erkeğim, nasıl da erkeğim gibi davranışlarda mı bulunursun ? ne bielyim omuuznu kaldırır, bıyığını mı bürersin ??

Çok dikkatli ve nötr davranırsın.
iyi doktorlar öyle yapıyor. Ben çok gittim.
eğitim bu zaten.

öbürü de aynı şey; bak ben yahudiyim, nasıl da yahudiyim, ağlama duvarından yeni geldim şeklinde bir doktor da
aynıdır.

ama karşımda woody Alen gibi bir tip olsa, dikkatimi bile çekmez., o yahudi mi, bana düşman mı ? kuruntu gelemz.

ben bağnaz olablirim ama doktor nötr görünmeli.

EVET, doğru cümle bu.
dikkat çekmemek meslek yeterliliği için bir kriterdir.

şu "ignore" etiğiniz çocuk var ya,
italyada okulda/ Gerçi muzmin anonim o davada duvara hiçbir simge asılmasın dedi.

sakın, insanları niceliğe kurban etmeyin.

isralin apartman katında vurduğu çocuk da bir çocuktur. alt tarafı bir çocuk derler onlar da.

o bir çocuk için eğitimciler kafa yoruyor,
o bir çocuk için hukukçular kafa patlatıyor.

Eğer kimsenin simgesi olmazsa, diğerlerine de bişey olmaz.

işkence gören adam heykelinin okulun duvarında olmasıyla, öğretmenin boynunda olması aynı şey.
Hatta daha fazla şey.

Öğretmen yerine göre o sınıfta herşeydir. Bazen aynı sınıfta birbirini sevmeyen hindu ve müslüamn yanyana oturuyor. Çocuktur., sizin gözünüzün içine bakarlar, siz o sınıfta adaleti temsil edeceksiniz. Daha kıyafetinizle
kendinizi bunu yapmaya engel bir hale sokmamalısnız . O kıyafet engel olur. meslek
yeterliği öenmlidir,.

çözüm bulamıyoruz,. onu diyorum zaten ben de.
bulunabiliecek çözümde bu kadar işte.
ben bişey demiyorum.
siz de kafa patlattın diye,.

Yazan: knz Tarih: August 16, 2006 3:22 PM

Herkese merhabalar,

Burada ortaya dökülen fikirleri görünce bu yasağın mağduru bir bayan olarak bazı düşüncelerimi belirtmek ihtiyacında hissettim kendimi. Aramızdaki önyargılı ve Müzmin Bey'in tabiriyle "vehimli" olan sevgili knz arkadaşımız, şimdi ben burada ne tür bir kimlikte olduğumu ifşa ettiğim için, otomatikman bu ön yargısını vicdanına, fikir üretebilme yeteneğine, empati duygusuna perde edecek ve ben ne söylersem söyleyeyim benim aslında dini fikirlerin baskısında olduğum, cehennem korkusuyla çocukluktan beri ödümün kopartılmış ve tam da bu yüzden ehlileştirilmesi gereken bir zavallı olduğumu düşünecektir. Varsın olsun böyle düşünme özgürlüğü var. Hatta önyargılı olabilme özgürlüğü de var. Ama bu önyargısından dolayı benim dini, yaşamsal, şahsi her ne derseniz deyin neresinden bakarsanız bakın kimliğimi ifade edebilmeye dair özgürlük sayacağım bir şeyi (ki kimlik kişiyle bütündür-adı üzerinde kimlik- buraya giderken kimliğini takın öbür tarafa giderken yanına alma diyemeyeceğiniz bir şey) yasaklama özgürlüğünüz yoktur şayet ben bunu size zorla dayatıp sizi kısıtlamıyorsam.
Sevgili knz ben sizin o adına "fedakarlık" dediğiniz davranış biçimini 4 yıl boyunca uyguladım. Üniversitenin son iki yılı ve iki yıllık yüksek lisans dönemimde.-Yani başımı açtım-
[Bu arada belirteyim ben üniversiteye başladığımda çoktan 28 şubat kararları uygulanıyordu ve bizim okul yasağın en son uğradığı okullardan biri oldu. Sebebi ise okuldaki bayan öğretim üyelerinin kendi dünya görüşleri ne olursa olsun bu yasağın son tahlilde kadınların eğitim alma özgürlüğüne bir darbe olacağına dair sağ duyulu inançlarının üniversite yönetimine olan baskılarından ibaretti. Ama emir büyük yerdendi ve YÖK'ün tehditlerine ancak bu kadar süre dayanılabildi. Sakın sanmayın okuduğum okul özel falan değildi bir cemaate bağlı falan hiç değildi. Bileğimin hakkıyla kazandığım bir devlet üniversitesiydi.]

Herneyse bu şekilde 4 yıl idare ettim ve mezun olabildim. Ama sanıyor musunuz ki ben ehlileştim(!). Bir bakıma evet ama sizin anladığınız manada değil.Bakın açıklayayım:

O zamana kadar başımı örtüyordum evet bunu içten gelerek de yapıyordum ama hiç de üzerinde bu kadar derin düşünmüyordum:Ben ortaokul 3'e kadar İHL'de okudum.(Ahh... bunu da söyledim ya şimdi ön yargı oklarınız canımı yakmaya başlayacak!) Valla okulda örtüyordum dışarda açıyordum; üniversitede yaşadığım durumun tersiydi yani. Ama tek fark kimse beni bir şey yapmaya zorlamıyordu. Okul zorluyordu ya diyecektiniz hayır öyle bir alışkanlık vardı sadece. Dedim ya ufaktım, bir koyun gibi sürü ne yaparsa yapıyordum. Hedeflerim vardı ve bu hedefleri gerçekleştirebilmek için sadece ders çalışmaya odaklanan bir inektim:) Sorgulamıyordum. Sonraları başımı örttüğümde kendimi gerçekten daha özgür ve rahat hissettiğimden dolayı devamlı örtmeye başladım. Gene de üzerinde çok düşündüğümü söyleyemem. Allah korkum vardı elbet (ahh şu manasız(!) korkularımız yok mu) ama sanki canım öyle istemiş de ondan gibi bir anlam da yükleyebilirsiniz. Sonunda üniversiteye kadar geldim. (katsayı problemim olmadı çünkü sonradan burslu okumaya hak kazandığım bir özel okuldan mezun olmuştum. Ödünüz kopmasın o malum cemaat kolejlerinden biri değil. Ticari amaçla açılan sahibinin de dindar olduğu bir kolejdi. 28 şubat tarihlerinden önceydi ve özel bir kurum olduğu için başörtüsüne bir engelleme yoktu. Bu arada sınıfımızda başını açma özgürlüğünü kullanan arkadaşlarım da vardı. Kimse kimseye bir şey dayatmıyordu. Uzun lafın kısası ben hala sorgulamadan örtmeye devam ediyordum.)
Yasaklar uygulanmaya başladığında çok zorlanarak başımı açtım ve inanın bir gün bile bundan hoşnutluk duyamadım. Çünkü dini kaygılarımdan ötürü duyduğum endişe güçlüydü ama dürüst davranıp itiraf ediyorum çift kişilik yaşamak zorunda olmanın verdiği gurur kırılması daha da güçlüydü. Evet sizin dediğiniz gibi fedakarlık yapıp açtığınızda sorun hallolmuyor, çünkü kimliğinizden bir anda soyutlanıp çift kişilik oluyorsunuz. Ve bu da psikolojik açıdan hiç sağlıklı değil. Veriminiz düşüyor, depresif oluyorsunuz vs. Bu arada da her şerde bir hayır vardır hükmünün geçerliliğini koruduğuna şahit oldum: Sorgulamaya başladım. Kur’an mealleri okumaya başladım. Örtünmeyle ilgili ayetleri defalarca okudum, hem kendim yorumladım ham de farklı yorumları okudum ve farz olduğuna yürekten inandım. Kıymetini anladım yani. Örtülü kendimi rahat hissediyordum. Ama dediğim gibi benim hedeflerim daha önemliydi ben çünkü bilim kadını olmak istiyordum master da yapacaktım doktora da. Nefsime, hırslarıma yenildim ve başımı açtım. Sonuçta ne oldu biliyor musunuz: Beni her zaman takdir eden sevgili hocalarım, master dönemimde o çok istediğim asistanlık tekliflerini (ellerinde bolca kadro açığı vardı) bana yapmaktan kaçındılar. İki kere başvuruda bulundum. İlkinde ayılamadım görev başkalarına verilince herhalde dedim görev alan arkadaşların tez danışman hocalarının daha fazla etkinliği vardı seçici kurulda. Ama ikincisinde emindim görevin bana verileceğinden. Çünkü lisans mezuniyet notu adaylar arasında en yüksek olan bendim. Bilim sınavında en yüksek notu alan bendim. İngilizcem çok iyiydi. Ama bir şok yaşadım. Görev, lisansı ite kaka 8 senede bitirmiş ve bilim adamı olma yollarına hasbel kader düşmüş bir erkek arkadaşa verildi. Yaşadığım üzüntüyü, şoku anlatamam. Ve bu olaydan sonra bazı sevgili hocalarım koridorlarda karşılaştığımda benimle merhabalaşmaktan kaçındılar. Gözlerini kaçıranlar oldu. Çünkü yaptıkları haksızlığın bilincindeydiler. Oysaki ben saf saf nasıl olsa görev başında başı açık olacaktım diyordum. Bu gibi durumlar mezun olana kadar devam etti. Ben artık o çok sevdiğim bölüm binasına her sabah nefretle gitmeye başladım. Artık dedim bir an önce tezimi vereyim de bu psikolojik eziyeti çekmeyeyim dedim. Ama bu tecrübe bana sizin iddia ettiğiniz gibi başımızı açınca sanki baş ağrısına karşı aldığımız tablet gibi her şeyin hallolmadığını öğretti. Çünkü hocalarımın iradesinin de üstünde bir YÖK iradesi vardı ve ben muhtemelen bir fişlemeye maruz kalmıştım. (Belki geçmişimde İHLde okumuşluğum gözleri korkutmuştur.) Benim son derece liberal olan hocalarım bu despotluğa istemeden alet olmuşlardı. Yani uzun lafın kısası ben artık sorgulamaya başladım, hem kendi inancımı, hem dayatmaları. Ve anladım ki bu başörtüsü yasağı çok art niyetli bir yasak ve maalesef erkek egemen toplumumuzda kadınlar üzerinden yapılıyor. Amaç sadece bir güç savaşı. Çünkü artık "dindar" denilen kesim ticaretle zenginleşti ve bunun sonucunda girdikleri ortamlardan etkilenerek eğitimin önemini kavradılar. İlmin kadın erkek herkese farz olduğunu daha bir içselleştirip bunu pratikte uygulamaya başladılar. Kızlarını okutmaya başladılar. Bu kesimin güçlenmesini istemeyen diğer kesim de (kapitalist sistemde tabii ki rakipler mümkün olan her yolla elimine edilmeye çalışılacaktır) bunu önlemenin yolunu bu yasakta buldular. Ve maalesef belki dindar diye tanımlanan erkekler ekonomik ve sosyal alanlarda boy göstermeye devam ederken aynı cenahtaki kadınlar bu alandan def ediliyorlar. Sakın bu adaletsizliğin hesabını top yekun bu erkeklere yüklemeyin. Çünkü aralarında bu hususta çevrelerindeki kadınların kendi kararlarını kendilerinin almalarının önünde saygıyla eğilen erkeklerin sayısı o kadar fazla ki. Ama siz tutturmuş bağnaz bazı densizlerin yok başını örtmeyenler cariyeymiş de vıttırı zıttırı demeçlerini sanki dinin otoriteleriymiş gibi öne sürüp de beni bunlar böyle görüyorlar, çok alındım bari yasaklayalım da herkes tek tip olsun benim gibi olsun kimse de bana o gözle bakmasın diyorsunuz. Bir kere bu salak düşünceden ben de kadın olduğum için rahatsızlık duyuyorum. Başını örtmeyenler namussuz olmayacağı gibi başını örtenleri de namus timsali sayanları ben de anlayamıyorum. Bazı insanlar kişilikler hakında bilgi alabileceklerine dair “işaretlere” güvenme tembelliğindedirler her zaman. Kimse kimseyi tanımak istemez. Ön yargılı olmak daha kolaydır oysa ki. Benim de kızkardeşim tercihini başını örtmemekten yana kullanan birisi. Kimsenin ona o gözle bakmasını istemem (O da istemez, alınır). Ama böyle düşünenler var diye tutup onun başını zorla kapatmasını dayatamam ki ona. Bana ne onların düşüncelerinden. Beni ben ilgilendiririm. Ama beni benim ilgilendirmeme izin verilmiyor ki.

En acısı da ne biliyor musunuz? Bütün bu haksızlıklar karşısında yanımızda en çok olması gereken hemcinslerimiz bizi yok saydılar. Kendilerini kadın haklarının savunucusu addeden STKlar hiç oralı olmadılar. İlginçtir bizi savunmak “müslüman” erkeklere kaldı çoğunlukla. Sözüm meclisten dışarı ama benim bu erkeklerin hepsini samimi görebilmem çok zor. Bazıları belki gerçekten samimiydiler ama çoğu da sırf meydanlarda bağıra çağıra protesto edebilmenin verdiği enerjiyi, hazzı tatmış oldular biraz da içlerindeki Allah korkusuna binaen zulme karşı sessiz kalmamak adına bir şeyler yapmak istediler. Ama bu konuyu siyasi emellerine alet etmekten de geri durmadılar. Her iki taraf da bu konuyu siyasete alet ediyor. Bir taraf laiklik elden gidiyor propagandasıyla diğer taraf da din elden gidiyor bize oyunuzu verin bunu halledelim. Ama arada olan kadınlara oluyor. Kullanılan siyasi simgeler ya da dini simgeler değil sadece ve sadece kadınlar. Sizin gibi yasakçı zihniyetler de buna çanak tutuyorlar. Bizi erkekler bir yere kadar anlayabilirler ama kadınlar, hemcinslerimiz daha iyi anlamalıydılar. Size çok garip gelecek belki ama ben artık bunun arkasında bir kıskançlık ve rekabet telaşı olduğunu düşünmeye başladım. Kadın kadının kurdudur derler ya o bakımdan. Başı örtülü olmayan hemcinslerimiz en az kendileri kadar eğitimli, mantıklı, kültürlü olan bizim gibilerle ekonomik ve sosyal alanlarda rekabet etmekten korkup biz kendi aramızda birbirimizi yiyip duruyoruz zaten bir de siz girmeyin der gibi bu yasağın kadın özgürlükleri(!) adına savunucusu oldular. Bunu da “rakip” hemcinslerinin kimlik bütünlüğüne saldırarak yaptılar.

Artık kararımı verdim. 28 Şubat’ın bir hayrı olduysa bu oldu bana: Gerçeklerin farkına vardım. Gördüğüm rüyadan uyandım. Kamuda çalışmayı isteyemem. Siz de bu haliyle istemememi tavsiye ediyorsunuz zaten. Ama sanıyormusunuz ki özel şirketler aguşunu açmış bizi bekliyor. Onların üzerinde de baskılar yok mu sanki. Bu nasıl adalet ki benim okuduğum üniversiteden mezun olanlar CVlerine okulun adını yazdıklarında bile akan sular durup özel şirketlerde milyarları götürürken ben evimde hala oturup beni bu halimle kabul edebilecek bir işyeri bulacam bir işim olacak diye sürekli hedef çıtamı düşürüyorum. Yetkinliklerimi en iyi şekilde kullanabileceğim işler varken niye? Benim aptallığımdan mı? Hayır efendim kendimi tanıdığım ve olmak istediğim gibi olduğum gibi. Ben bunu kimseye dayatmıyorum dayattığım düşünülürse ispatlanır görevimden atılırım. Bitti. Nokta. Ama referanslarımız vehimler olduktan sonra ne desem boş.

Diyeceklerim bu kadardır. Bir daha da yazacak halim yok zaten. Einstein’ın dediği gibi “Ön yargıları kırmak atomu parçalamaktan daha zordur.”

Saygılarımla...

Yazan: elif Tarih: August 17, 2006 1:12 AM

Yok işte orada kestirip atarak yasakçı zihniyeti sergileyen sensin yine sevgili Knz.

Her ne kadar işine gelmese de hindunun et yemeğine olacak dehşet ve öfkesi,senin haç örneğinden bile daha fazla dini ve bu olayı simgeliyor.Ama senin kafandaki-senin gibi mollalar,yasaklamak istediklere şeye hemen böyle bir kılıf buldular mı dişlerini mazlumlara geçiriverirler.

Yakan top örneği de haç örneği de, et yemeği örneği de tamamiyle aynı olayın çok iyi birer simgesi.Et hem dini bir simgedir hem de kişisel beğenidir.Tıpkı başını örtmek ve açmak gibi.İşinize geldiği yerde olayın bu yönünü alıp,gelmeyince almama hinliğine bir son verin.Hatta kutsal saydığı hayvanın eti haçtan da,başörütünden de vahim bir simgedir hindu için.Bir vahşettir.

Her yerde haç var sınıfta ne gerek var,her yerde et yemeği var okulda ne gerek var,her yerde yakan top oynanabilir,o çocuk istemiyor o grupta yasaklanıversin değil mi?Hem bir kişi için 70 kişinin hakkını gaspet, hem de oyun,et vs, düşmanlığını fırsatını buldun mu hayata geçiriver.

Tıpkı sarıklı,türbanlı versiyonlarınızın ,"uzlaşma,sorunları giderme" adı altında zorla kadınları çuvala sokuvermesi,başı açmayı yasaklaması gibi.Vurdumduymaz acımızasızlıklarını sergilemesi gibi.

Hayır yasaklayamazsınız.Hala sıkılmadan çözümü vermeme rağmen inkara devam ediyorsun.İSTEYEN ET YER,İSTEYEN VEJETERYAN BESLENİR VE KİM KİME KENDİ ZEVKİNİ VEYA KÜLTÜRÜNÜ DAYATMAYA KALKARSA HEMEN CEZALANDIRILIR.

Gerekirse ellinceye yine yazacağım.Ta ki acımasız dayatmanızın ne olduğunu ,gerçek çözümün ne olduğunu algılayıncaya kadar.

Bak kendi ağzınla itiraf ediveriyorsun.Vejeteryanlık çeşitli nedenlerden olabilir.Ama aynı şeyin başörtüsünde geçerli olduğunu sana gösterince yine zalimce gözlerini kapayıveriyorsun.Bir kadın zevk için de başını örter,simge olarak da,ya da örtmesinin daha ahlaki birşey olduğunu düşündüğü için de.....yüzlerce nedeni olabilir.Ama işine geldiği yerde örneğin bu kısmını alıp,ben daha evvelden sana sunduğum halde umursamazca işine gelmeyince atlamaya devam ediyorsun ve de edeceksin.Çünkü mollalar karşısındakine hayat hakkı tanımaz biliyorum.Hayali dayanaklarını hipnoz altındaki biri gibi davranarak ezbere savunmaya devam ederler.

Bakın bu sefer çözümü ellinciye fakat büyük harflerle yukarıda yazdım.Bunun dışında çözüm yok.Ne sarıklı mollanın dediği olacak,ne de senin gibi kravatlı(başı açık) mollanın dediği olacak.İnsanlığın dediği olacak ve isteyen istediğini giyecek.

O mollara göre örtünme normal,başı açma sorun ve nedenlere dayanıyor.Senin kafandaki molla için ise başı açıklık normal,örtünme özel nedenlere dayanıyor.Elinize gücü geçirince kendi görüşünüzü "uzlaşma" adı altında diğerine dayatma zalimliğine bir son verin artık.Demokrasiye,özgürlüğe gelin.

O öğretmen meselesinde veya misyoner meselesinde hayali senaryolarına yine devam etmişsin.Nerede benim hristiyan misyoner görünce tepki gösterdiğimi veya yasaklardan yana oy kullandığımı gördüm?Yine hipnoz altında hayali senaryolarla denilenleri anlayamıyor,akledemiyor ve de karşındakine asılsız şeyler yüklemeye devam ediyorsun.

Yasakları savunan sensin,yine bu özelliğini karşındakine yansıtmaya kalkma yani iftira etme zulmüne devam etme lütfen.Bense sizin gibi dayatmacılara karşı özgürlüğü savunanım.

Ne et yemeğini,ne haçı ne de yakan top oyununu yasaklama zulmünün ve sayısız insanı ignore etme ahlak dışılığını,yine bir kişiyi veya azınlığı ignore etme meselesine çevirme çifte standartına boşuna hiç getirmeyin.Eğer o yasaklanınca çoğunluğa birşey olmuyor deme vurdumduymazlığını gösterebiliyorsanız,o yasaklanmasa o bir çocuğa birşey olmaz,zaten her yerde görmeye alışmış deme insanlığını göstermelisiniz.Çünkü derdiniz oyun ve nimetlerin yasaklanmasıdır,falancanın hakkı falan değil ...zulmünüze hayali dayanaklar sunmak için böyle komedilere devam edeceksiniz.Tıpkı diğer mollaların da karşıt yönden devam ettiği gibi.


Ben tüm hanımları başı açık görmek istediğim halde,senin bu tutumunan dolayı kendi isteğime soğur oldum.Çünkü bir kravatlı(başı açık) mollayla aynı şeyi istemek bende isteksizlik yarattı.

Evet belki yine anlamazlıktan gelebilirsin diye aynı yazıda gerçek çözümü tekrarlıyorum.Ne iran'daki molların uzlaşma adı altında çuvala sokması,ne batıdaki mollaların-kravatlıların uzlaşma adı altında kendi yaşam biçimlerini dayatması.Herkes dilediğini yapacak ve giyecek.Ve kim bireysel bazda kendi düşüncesini dayatmaya kalkarsa ya okuldan atılacak ya da gerekli cezaları alacak.Liberalizm budur.Kuran'daki din budur.Gerçek demokrasi ve çözüm budur.Yeterki mollalar çözüm diye kendi görmek istedikleri şeyi benimsetmeye kalkmaktan vazgeçsinler.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 17, 2006 4:47 AM

Knz hnm,

düşünüyorum ki, biçok yahudi var. hiçbiri gece gündüz kendi simgesi ile dolaşmıyor.

Hay Allah, uzerinde para tasimayan bir Yahudi.. Olamaz, bu mumkun degil :))))

Bu adam böyle dolaştığına göre, mesleğini böyle icra ettiğine göre, bu adam bağnaz biri. Museviliği melseğininden önce geliyor.

Ha.. anladim... siz, Musevi ile Yahudi'nin ayni sey oldugunu saniyorsunuz... Olabilir. O da Allahtan. Gecer insallah. :)

Bu müslümanlardan nefret ediyordur, evet evet, bu bütün müslümanların temzilenmesi gerektiğine inanıyordur diyorum.

Ne alakasi var. Musevi teolojisi spesifik olarak Muslumanlara karsi degil ki. Musevi teolojisinde onyargi yok --kendilerinden baska herkese karsilar :)

O yuzden, sizin icin 'elle gelen dugun bayram' olmali :)

ben hastayım, ben hiçbir sorumluğum yok. benim önyargım olablir. Benim sağlıklı düşünme mecburiyetim de yok.

Dedim ya. Musevilerin de onyargilari yok. Kesinlesmis yargilara onyargi demiyoruz degil mi :)

ama ben insanım ve yardım bekliyorum. o doktor benim düşünmediğim gibi olablir. gerçeğin ne olduığu ben kan kaybederken önemli değil.

Madem onemli degildi; agam/sultanim, biz bunca satiri ne icin harcadik simdi?

Sirf siz degil, ben de cevap yazarak harcadim bunca satiri.

Ustelik, yazmadan once de okumustum :)

Hem gerçekten de, görev başında bile ağlama duvarında gibi görev yapan birinden endişlenmekte haklı olablirim. şimdi o doktorun bende 15 saniye bile endişeye sebep olması ve buna aldırmaması.. kendi kıyafetine meslek yeterliliğinden daha fazla önem verdiğini gösterir. sen vatandaş değilsin orda.

Hanimefendi eger erkek sigirin altinda sigir yavrusu arayacak ise, adamin Musevi olmasi gerekmiyor.

Adam dahi olmasa olur. Kadin olabilir. Kadinlarin kanina susamis bir kadin da olabilir.

Annecigim, annecigim..

muzmin anonim sana söylüyorum bunu.

Duydum, ve hala daha urperiyorum. Hem cizdiginiz o urkunc Musevi doktor sahnesinden, hem de --bir an gozumun onune geldi iste, ne yapayim-- kirk defa dedigim halde benimle senli-benli olmakta israr eden bir kadin imaji yuzunden!

Hala daha titremem gecmedi. Bakin. Ellerim de titriyor...

sen erkek doktor olsan, bayan ve utangaç bir hastaya illaki maço gibi erkeksiliğini mi vurgularak bakarsın. bak ben erkeğim, nasıl da erkeğim gibi davranışlarda mı bulunursun ? ne bielyim omuuznu kaldırır, bıyığını mı bürersin ??

Ben ister doktor olayim, isterse de yazilan bir yazinin muhatabi; kendimle boyle senli-benli konusulmasina izin vermezdim. Hasta ya da saglam, herseyin bir adabi var.

Ne hasta parasini veriyor diye doktorun sahibi, ne doktor daha iyi biliyor diye hastadan ustun, ne de yaziyi yazan muhatabini volta yoldasi sanacak kadar senli benli olabilmeli. Bilmem anlatabiliyor muyum.

Çok dikkatli ve nötr davranırsın. iyi doktorlar öyle yapıyor. Ben çok gittim. eğitim bu zaten.

Iyi doktorlara gitmis olmaniza sevindim. Anladigim kadariyla egitim surecinizin onemli bir kismi bu iyi doktorlara gidip gelmeler yuzunden heba olmus. Uzgunum.

Keske sagliginiz yerinde olsaydi ve egitiminizi tamamlayabilseydiniz.

O zaman, 'senli-benli olmayalim lutfen' diyen birisinin ne demek istedigini belki anlayabilirdiniz. Heyhat.

ben bağnaz olablirim ama doktor nötr görünmeli.

Zat-i aliyyeniz bagnazlik sifati ile muserref ve mucehhezdir diye, doktor havada ters perendeler atmak zorunda degil.

O, bir doktor olarak, sizin nerenizin nesi oldugunu teshis etmek, ve elinden geliyorsa da onu iyilestirmek yolunda tavsiyeler, telkinler, ilaclar --o da olmazsa cerrahi mudahale filan-- onermek durumundadir.

Doktor (tabip) ile muhtemel bir hayat arkadasini ayirdetmek gerekir bence. Yoksa, bu tavsiyeyi vermek icin gec mi kaldim? :)

şu "ignore" etiğiniz çocuk var ya, italyada okulda/ Gerçi muzmin anonim o davada duvara hiçbir simge asılmasın dedi.

Evet. Aynen oyle dedi.

Ilave de etti:

Duvarda ayrica bir tabela olmali. Knz hanim gibi birileri cikip oradaki gorevlinin tipini begenmedigi zaman, Knz hanim gibi birilerinin cizgiyi asMAmasi gerektigine dair bir uyari levhasi asilmalidir.

sakın, insanları niceliğe kurban etmeyin.

Olur. Fakat, buna karsilik, sizin tipoloji begeninizi de 'nitelik'ten saymayacagiz.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 17, 2006 10:18 AM

Elifçim iki gözüm, Elif hanım, gerçekten yazımı okuduğuna çok sevindim.

beni karşında bulduğun(uz) için çok şanslısın.

ne olur hitap ederken kendim gibi olayım

elif yazını hiç kimse, seni şişirmeden benim gibi kritik etmyecektir. kıymetimi bil.


"""""""Burada ortaya dökülen fikirleri görünce bu yasağın mağduru bir bayan olarak bazı düşüncelerimi belirtmek ihtiyacında hissettim kendimi. """""""""""""""""


elif dikkat ettiysen, ben fedarlığın erdeminden bahsettim.( not : bu senin aşağılarda kullandığın fedakarlık kavramından başka; onu orada açıkladım) Mağduriyet gibi insanı sersemleten bir sıfata layık görmedim seni.

burada ortaya koyduğumuz bir problemli durumun çözümüde "fedarlık "dedim ben.Kendinden vermek. Hatta bu ibrahim peygamberin sünnetidir. O kendi oğlundan vermeyi örnek göstermedi mi bize ? ben sana italydaki bir tek müslüman çocuğun hakkından söz etmedim mi ? onun için sen burada kendinden veriyorsun. Çok mu ağır geliyor sana bu. iki gözüm yukardan o satırı bulur muusun ?
hani benim fedarlık dediğim satırı. Allah aşkı için. Biriniz de bana insaf etsin.

bazen kendimizden veririz. veya yaşam tercihleri sınırsızdır.


""""""""""""Aramızdaki önyargılı ve Müzmin Bey'in tabiriyle "vehimli" olan sevgili knz arkadaşımız, şimdi ben burada ne tür bir kimlikte olduğumu ifşa ettiğim için, otomatikman bu ön yargısını vicdanına, fikir üretebilme yeteneğine, empati duygusuna perde edecek ve ben ne söylersem söyleyeyim benim aslında dini fikirlerin baskısında olduğum, cehennem korkusuyla çocukluktan beri ödümün kopartılmış ve tam da bu yüzden ehlileştirilmesi gereken bir zavallı olduğumdüşünecektir. """""""""""""""""""""""Varsı


edebi olarak çok güzel cümle , hakkını vermem lazım ama.
huuu elif hanım :)

ben dedim ki, bir evde her kadın bir olmaz. AYNI OLMAZ. her müslüman kadını aynı olmaya zorlayan görüşü eleştirdim. hatta örnek verdim, o mutkala fahişe olacak değil, başını örtmek istemeyen kız, belki safari giymek istiyor ve afrikada araştırmacı olmak istiyor? Bunu yazdım değil mi elif hanımcım. NEDEN bana karşı insafsızsınız hepiniz.

örnek vermedim mi immahtipli yılları.
arkadaşımın kızı okul kapısında örtüyordu, sırf çoğunluk baskısı yüüznden demedim mi ?

o örneğime aşağıda bir cevap verdin mi iki gözüm ya., yoksa hiç mi yok varsaydın?

""""""""""""n olsun böyle düşünme özgürlüğü var. Hatta önyargılı olabilme özgürlüğü de var. Ama bu önyargısından dolayı benim dini, yaşamsal, şahsi her ne derseniz deyin neresinden bakarsanız bakın kimliğimi ifade edebilmeye dair özgürlük sayacağım bir şeyi (ki kimlik kişiyle bütündür-adı üzerinde kimlik- buraya giderken kimliğini takın öbür tarafa giderken yanına alma diyemeyeceğiniz bir şey) yasaklama özgürlüğünüz yoktur şayet ben bunu size zorla dayatıp sizi kısıtlamıyorsam.""""""""""""""""""""

ben "cumhurcemat" diye bir yerde yazıyordum. günün biirnde bi kardeşiniz bir yazı astı.

KADIN VE AİLE DERGİSİNDEN, Başörtüsü takınca cariyelikten hür ve şerefliye çıkmış. Bu çok normal tabi. insanlar doğru bildiklerini savunurlar., bu da bana dokunuyor şimdi.Ama Yalana gerek yok. Mesela bir aborjin ben aborjinim diye, burada gelip yüzünü boyacaksa,
ben ona kasma kendini bu kadar derim yani.

çünkü yaşam değişir. Bişeyin anlamsız olduğunu söyleme hakkımız var. Snki ingliz 18 yy daki gibi mi giyiniyor ?

Koluna dövme yaptıran birine yazık değil mi sağlığna derim yani.

ben özgür bir insanım. siz de beni eleştirin. Sana da kasma kendini derim yani. Hele erkekler tişört düğmesi bile iliklemezken ?

""""""""""""""""""Sevgili knz ben sizin o adına "fedakarlık" dediğiniz davranış biçimini 4 yıl boyunca uyguladım. Üniversitenin son iki yılı ve iki yıllık yüksek lisans dönemimde.-Yani başımı açtım-""""""""""""""""""""""""""

sevgili elif, iiyiki okumuşun tabi., ama bu fedarlık değil. Bu zorunlu adaptasyon.Burad yapılan hiç birşeyi şık bulmuyorum. İmam hatipte zorla başörtüren devlet, üniversitede zorla açıyor.

bu hocanın kazan hikayesi gibi.
kazan doğurdu diye sevinenler, kazan öldü denince mızmızlanıyor. Bütün olan biten bu.
(Keşke kazan doğruyorken deselerdi bir kıymeti olsaydı; bu taş sevgili blue için )

elif iyi yapmışsın. bu hengamede kendini ezdirme derim ben.

Ancak BENİM ilk paragrafta yazdığım fedarlık başka bişey. Bşkaları için bişey yaparken kendinden vermek.,

elif ya, çok hoş ve zarif yazmışın. çok tarfsız ve objectif.

acaba ben çok mu hoyrat başladım yazmaya,
kusura bakma , dert anlatmaya çalışıyorum.
öyle demedim, böyle dedim,diye diye kasılablirim biraz :)

hayatın problemlerini çözmek öte yanda.,

önemli olan bir tek kişinin dahi huzuru.

kendinden anlatmışın., ben de severim kendimden anlatmayı.,

çünkü orada keşfedeceğimiz herşey değerlidir.

şimdilik bu kadar yazıyorum.

şimdi saate bakacağım, benim yazım kaç gün sonra gözükecek burada :) :)

ama izin verirsen , yazının devamına da bişeyler yazacağım.

Yazan: knz Tarih: August 17, 2006 11:17 AM

Elif hanim,

[Yazinizi okudum. Tamamini okudum. Tamamina degil sadece bazi yerlerine --cimbizla cekerek-- cevap/yorum/soru yazmak istiyorum. Sizin yaziniz kadar da uzun olacak galiba.]

empati duygusuna perde edecek

Bu 'empati' kelimesine hic sicak bakamiyorum. Empati hic bir seyi cozmek amaci tasimayan bir yaklasimdir bence. Hic bir seyi cozmek amaci tasimayan.

Sadece, 'vah, vah, gecmis olsun' demek gibi. Olmasa da olur yani. Olmasi da gurultudur bence.

kimliğimi ifade edebilmeye dair özgürlük sayacağım bir şeyi (ki kimlik kişiyle bütündür-adı üzerinde kimlik- buraya giderken kimliğini takın öbür tarafa giderken yanına alma diyemeyeceğiniz bir şey) yasaklama özgürlüğünüz yoktur şayet ben bunu size zorla dayatıp sizi kısıtlamıyorsam.

Kisisel olarak sizin boyle bir kisitlama yaptiginizi ya da onerdiginizi dusunmuyorum, ama, benim gundeme tasimak istedigim --bu kimlik konusu ile ilgili-- baska seyler var.

Sadece basortusunu tartismak, ve bunun uzerinden 'muesses nizam'a 'koroglu gozun korolsun' demek yetmiyor bence. Bu 'sadece kendine Musluman olmak' da sayilabilir. Baska kimliklerin var olmasina ne denildigini de konusmak gerektigini dusunuyorum. Bunu da, 'icerden' birilerinin baslatmasi gerektigi kanaatindeyim.

Beni ne derece 'icerden' sayarsiniz (cogul) bilmem, ama, birilerinin cikip, icerden, baskalarinin kimliklerine de saygi (isin dogrusu bu 'saygi' kelimesini hic sevmiyorum, cunku, ne de olsa lutfen vermek gibi duruyor; daha uygun bir sey su olabilir: 'haklarina riayet') gosterilecegini, ve bunun da spesifik orneklerini saymasi lazim.

Aksi halde, sizin cektiginiz cile --hem bizzat siz(ler)in yasadiklariniz, hem de yasatanlarin hedefledikleri acisindan-- heba olmus da addedilebilir.

Sebebi ise okuldaki bayan öğretim üyelerinin kendi dünya görüşleri ne olursa olsun bu yasağın son tahlilde kadınların eğitim alma özgürlüğüne bir darbe olacağına dair sağ duyulu inançlarının üniversite yönetimine olan baskılarından ibaretti.

Konuyla alakali olmayacak [sanki bu benim bu baglamdaki ilk sabikam olacakmis gibi.. :) ] ama, kadinlarin sosyal/ekonomik hayatta yukselmesinin onune gecebilecek pek bir sey goremiyorum.

Uzun sureli ve erkekleri tuketecek turden klasik bir savas ihtimali kalmadi; yani erkeklerin nedret degeri sahibi olacaklari donemler onumuzde yok. Geriye kalanini da teknoloji esitiliyor. Dolayisi ile, bu basortusu meselesi o kadar da kalici bir etkide bulunacak bir sey degil bence.

Herneyse bu şekilde 4 yıl idare ettim ve mezun olabildim. Ama sanıyor musunuz ki ben ehlileştim(!). Bir bakıma evet ama sizin anladığınız manada değil.Bakın açıklayayım:

Allah korkum vardı elbet (ahh şu manasız(!) korkularımız yok mu)

Her ne kadar Allahin musahhaslastirilmasina hic de sicak bakazsam da, sevdigini kirmanin/dariltmanin korkusunun baska butun korkulardan daha baskin oldugunu bilmeyeneler bence Allah korkusu sozunu yanlis anliyorlar. Gecelim.

Çünkü dini kaygılarımdan ötürü duyduğum endişe güçlüydü ama dürüst davranıp itiraf ediyorum çift kişilik yaşamak zorunda olmanın verdiği gurur kırılması daha da güçlüydü.

Bu cift kisilik konusunu daha genis kitleler icin dikkate aldiniz mi hic.

Evet sizin dediğiniz gibi fedakarlık yapıp açtığınızda sorun hallolmuyor, çünkü kimliğinizden bir anda soyutlanıp çift kişilik oluyorsunuz. Ve bu da psikolojik açıdan hiç sağlıklı değil. Veriminiz düşüyor, depresif oluyorsunuz vs.

Evet. Ben de tam olarak bunlara deginkmek istiyordum. Ama, sadece basortululer icin degil.

Bu arada da her şerde bir hayır vardır hükmünün geçerliliğini koruduğuna şahit oldum

Bu serden sadece bir tek hayir mi cikmali sizce?

Ve anladım ki bu başörtüsü yasağı çok art niyetli bir yasak ve maalesef erkek egemen toplumumuzda kadınlar üzerinden yapılıyor. Amaç sadece bir güç savaşı. Çünkü artık "dindar" denilen kesim ticaretle zenginleşti ve bunun sonucunda girdikleri ortamlardan etkilenerek eğitimin önemini kavradılar. İlmin kadın erkek herkese farz olduğunu daha bir içselleştirip bunu pratikte uygulamaya başladılar. Kızlarını okutmaya başladılar. Bu kesimin güçlenmesini istemeyen diğer kesim de (kapitalist sistemde tabii ki rakipler mümkün olan her yolla elimine edilmeye çalışılacaktır) bunu önlemenin yolunu bu yasakta buldular.

Bunun boyle oldugunu kabul ederim. Ama, devran doner de, 'dindar' kesim de ayni gucu eline gecirdiginde farkli davranacagini dusunuyor musunuz?

Bence hayir. Cunku, evet, iktidar mucadelesinde ahlak cok da aranmaz.

Sözüm meclisten dışarı ama benim bu erkeklerin hepsini samimi görebilmem çok zor.

'Meclisten disari' olmasi gerekmiyor bence. Katiliyorum. Geleneklere orulmus bir statukonun devami icin basortusunu savunanlara 'dindar' mi diyecegiz?

Sizin gibi yasakçı zihniyetler de buna çanak tutuyorlar. Bizi erkekler bir yere kadar anlayabilirler ama kadınlar, hemcinslerimiz daha iyi anlamalıydılar. Size çok garip gelecek belki ama ben artık bunun arkasında bir kıskançlık ve rekabet telaşı olduğunu düşünmeye başladım.

Hem hakli olabilirsiniz, hem de degilsiniz bence. neden hakli olmayabileceginizi dusundugumu anlatmaya calisayim: Basortusu sadece Islamin degil, belki de daha fazla geleneksel olarak arka plana atilmis kadinin simgesi --ya da, bendeniz, bunun boyle algilandiigni dusunuyor.

Eger, bir an icin de olsa, 'geleneksel olarak arka plana atilmis kadinin simgesi' olarak anlasildigi uzerinde mutabik olursak, basortusu 'hareket'i kendisini cok yanlis konumladi. Kadin ozgurlugunun bir simgesi olarak ortaya cikmis olsaydi, derhal cok yaygin yandas bulabilirdi 'cagdas' kesimden.

Unutmayin, 'braless' hareketi esasen erkeklere karsi bir hareket filan degildi (100 sene once butun kadinlar brasier giymek istiyordu, kimsenin de dayatmasi filan yoktu), 'muesses nizam'a karsi olmanin bir simgesi oldugu icin olaganustu tuttu.

Kadinlarin ozellile 'braless' gezmek istediklerinden de degildi --nitekim 'biz de variz' mesaji alinincaya kadar hareket devam etti ve ardindan brasier kullanimi tekrar, asagi yukari eski seviyesine dondu. Olan da, o arada, brasier ureten bir kac firmaya oldu, ama, I digress.

Sonucta, basortusunu salt dinsel bir talep olarak gundeme getirmek bence cok yanlis oldu; daha da yanlis olanin AIHM'e --yine benzer gerekcelerle-- basvurmak oldugunu dusunuyorum. Aslinda, gerekce ne olursa olsun, bence AIHM'e basvurulmamaliydi. Baskalarini bilmem ama, bu beni incitti.

Kisacasi, yanlis bir yerden baslamis bu hareket, yol boyunca da sabote edildi bir hayli. Dolayisi ile, 'cagdas' taifenin sicak bakmayisini anliyorum.

Kadın kadının kurdudur derler ya o bakımdan.

Walla.. isin aslini sorarsaniz, basortusu takmayi cok da surdureceklerini sanmiyorum --bugun basortusu takanlarin. Yok, yok; oyle degil, basortusu full tesetture hic donusmeyecek bence.

Başı örtülü olmayan hemcinslerimiz en az kendileri kadar eğitimli, mantıklı, kültürlü olan bizim gibilerle ekonomik ve sosyal alanlarda rekabet etmekten korkup biz kendi aramızda birbirimizi yiyip duruyoruz zaten bir de siz girmeyin der gibi bu yasağın kadın özgürlükleri(!) adına savunucusu oldular. Bunu da “rakip” hemcinslerinin kimlik bütünlüğüne saldırarak yaptılar.

Orada korku, kendilerinin 'inanc' argumaniyla zorlanacagidir. Dolayisiyla, basortusu hareketi --bu yuzden-- cok yanlis pazarlanmistir. Tansu Ciller'i basbakan olurken sirf kadin oldugu icin desteklemek gibi --kadin hareketine dinamit koymak yani...

Yetkinliklerimi en iyi şekilde kullanabileceğim işler varken niye? Benim aptallığımdan mı? Hayır efendim kendimi tanıdığım ve olmak istediğim gibi olduğum gibi. Ben bunu kimseye dayatmıyorum dayattığım düşünülürse ispatlanır görevimden atılırım. Bitti. Nokta. Ama referanslarımız vehimler olduktan sonra ne desem boş.

Bu spesifik ornek hakkinda bir iki kelime etmek isterim. Belki anlami ya da faydasi olabilir.

Cok yakin tanidigim bir sirkette, sizin bahsettiginize benzer bir hanim vardi. Cok iyi bir muhendis. Basortulu. Fakat ilginc olan sey, o, basortusunu isyani farkedilsin diye takiyordu. Hani, punk-rockcularin saclarini rengarenk boyamak yoluyla isyanlairni gorunur kilmak arzulari gibi..

Isin kotusu isletmede kimse onu (idari olarak) yadirgamadi. Bu da, onu rahatsiz etmis olacak ki, baskalarinin nicin basortusu takmadigini surekli ve seslice dile getirir oldu. Sonunda isten atildi.

Ve, isletme de, basortusunu, tipki punk-rock, kulagina kupe takmak (erkekler icin), yirtmacli etekle ise gelmek vb gibi is ortamina uymayan (potansiyel) disiplinsizliklerden birisi kabul ettiler ve yuksek ogrenimde basortusu mazisi olanlari ise almiyorlar.

Buyrun simdi.. gercek hayattan alinma bir ormek..

Einstein’ın dediği gibi “Ön yargıları kırmak atomu parçalamaktan daha zordur.”

Sadece kendimize Musluman olmayacagiz degil mi?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 17, 2006 11:33 AM

siz bana knz hanım diyorsunuz. gözüme soka soka.
ben sanal bir kimliğe yakışırılan cinsiyet terimlerini sevmiyorum demiştim değil mi ?
neden sanki cinsiyetsiz bir nik seçtim ki ?

ben sizle yarışmıyorum muzmin anomim bey, düşüncelerimin hızı ile yarışıyorum.

onları aktarırken kural tanımam.
dil bilgisi de tanımam.

naklen düşünce ancak bize teknolojinin sağladığı bir imkan.

eğer yazımı iki defa okursam, cümlemi siler, baştan yazarsam, iki defa samimiyetimi gölgelemiş olurum.

ilk "impact" budur.
beni yazılarım ilk impactır.
etki- tepki anında.

ben niye internete geleyim ki, yazılı basının suyu mu çıktı ? sizin gibi amatör yazarlarla işim ne ?

ben kendimi anlatıyorum, ordan bişey keşfetmek isteyen çıkar bulur.

benim sizle ne işim olablir ve nerde kesişebiliriz ?

interneten kimseyle tanışmadım ve en yakın durduklarımla dahi telefonlaşmadım.

o zaman bana bir daha yazmayın.
ben klavye ile yarışıyorum dediğim gibi.
size sadece bunu önerebilirim.
burası kamu ise, hitap kuralları varsa uyarım.
Ya burada yazmam, ya da uyarım.

varsa öyle bir link, bir uzlaşma noktanız varsa diğer üyelerle ve buranın sahiibi ile o linki verin.

kabul edersem kalırırm, işime gelmezse başka yerde yazarım. , sizle ilişkim yok benim zaten, sizle nasıl bir anlaşmaya varayım ? Elimden geldiğince kasılmaktan başka birşey yapamam.

herkes naklen düşünce yazmaya cesaret edemez, ama ben ederim . ŞU anda bu küstahlığa bu kadar tepki verebiliyorum., içimden küfür akmyor, hatta ruhumda bile yok., bu da benim kendime sınavım., kendimi test etmiş oldum. Vesile oldunuz istemdende olsa.

şimdi yazımı eften füften okuyun bişey demiyorum ama bu sayfaya bu kadar yazıp hala AIHM kararı oku-mama-k nasıl bişey anlamış değilim.İnsan merak eder bakar.

Şimdi yahudi topluluğu var. Bu insanlar dini olarak musevi bile olsalar, o dini simgeyi kullanmıyor. Yani Bir çoğu kullanmıyor. Fakat bazıları var ki, onlar kullanıyor.

AHIM diyorki, eğer bir simgeyi o dinde kullanmayan pek çok kişi varsa, o dinin zorunluğu olarak kabul edemeyiz.

o zaman bu simgeyi, uzlaşmak yerine ilaki kullanmakta ısrar eden kişinin bu özelliğinin ,onun meslek özelliklerini sergilemesinin önünde bir engel teşkil ettiğini kabul ederim diyor.

örnek verdim işte, afgan asıllı alman vatandaşı bayan öğretmen alman çocukların gittiği okulda öğretmenlik yapmak istiyor.

yehova şahidi benim çocuğumun ana okulunda boy göstersin, ister miyim ? insanlar böye . insanlar böyle olmasın efendim demek ne kadar realite ? ve ben burada laf anlatmaya çalışıyorum.

realite bu.

ve diyor ki, müslümanlıkta madem her müslüman kadın bu simgeyi taşımıyor. O halde ben bunu vazgeçilmeyecek bişey saymıyorum. Okulda sorun çıkması ihtimalini daha önemli bulıyorum, bunda direnen kişinin iyi öğretmenlik yapamayacağını düşünüyorum. çünkü o görevdeki kişi esnek proplem çözme yeteniğini göstermelidir.

tabi bunları kelimesi kelimesine demiyor. Ben tercüman değilim. Okuduklarını anlamladırdırm.

öküz altında buzağı aranır gerçekte.
Hiç bir öğretmen kendinden konuşamaz o sınıfta.
müfredat bellidir.
eğer biyoloji öğretmeni ise ben tasarımı benimsiyorum diyemez.,

ne konuda uzlaşılmışsa ağzından bir kelime dahi çıkamaz.

o zaman yehova şahidi de gelir propaganda yapar, isterse simge kulanmasın. Senin hizmet alan olarak onu anında zımbalama hakkın var.
şikayet edersin.

insanların geldiği nokta bu zaten, sen yapma. ben de yapmayım. ortak uzalşmaya uyalım.

ben demiyorum en iyisi bu. Ama realiteye uygun daha iyi bir yol yok henüz.


paranın yahudi simgesi olmasına gelince,
otuz kere yazmıştım arkdaşa, dert değil. otuz kere daha yazarım otuza.

masanın üzerine 15 tane cüzdan koyalım.
içinde para olsun.
başka birşey olmasın.

hangi cüzdanın kime ait olduğunu muzmin anonim bulsun, kalvyemi otomotaik " siz " zamiirine bağlamak için herşeyi yapacağım.

allahım yarabi ya, ayırt edicilikten bahsediyoruz.

sanki ağlama duvarında gördüğümüz adamı, acaba bu budist olablir mi diye kafa patlatıyoruz ?

laf olsun, yazın . iyi yazıyorsunuz. söz sanatı.
ama bir de uysa ?

vallahi yoruluyorum.

klavye hatalarım konusunda ısrarcı değilim, sizi rahatsız etiğim için özür diliyorum. Çok mütessir oldum.,

Yazan: knz Tarih: August 17, 2006 1:48 PM

Hala fedakarlıktan bahsediyor sevgili knz;

Çünkü istediği şeklin benimsenebilmesi için,karşı tarafın fedakarlık etmesi gerekiyor.Tıpkı talibanlarin kadınlara fedakarlık ettirip ,uzlaşma ve toplumsal sorunları çözmek adına toptan çuvala sokması gibi.

O taliban öyle fedakarlık ve uzlaştırma sağlıyor hanımlara,bizim Knz hanım gibi talibanlarımız ise bu sefer kendi beyendiği elbiseyi zorla giydirerek uzlaşma ve fedakarlığı(karşı taraftan) sağlayıveriyor.

Herkesi özgür bırakıp dilediğini giymesi şıkkı tüylerini diken diken edecek bunların.Tek tip olmak zorunda molla kafasına göre herkes çünkü.

Ha eğer fedakarlık yapması gereken biri varsa,o yakan topu oynamak istemeyen tek çocuk olduğunu aklına dahi getiremiyecek.Ama aslında onun bile fedakarlık yapmasına gerek yok,o oyunu oynamaz,et yemeğini yemez o kadar.Ama asla o grubun hak ve özgürlüğünü taciz edemez,yasak koyduramaz.

Kimse fedakarlık etmeden,isteyen istediğini başkasına zarar vermeden yapar ve yaşar.Her kim ki kendi elbisesi ve felsefesini başkasına dayatıyor,o birey hemen cezalandırılır.Liberal özgürlükler,insan hakları esastır.Mollaların başkalarınına kendi stillerini benimsetmeye kalkmaları ise en baştan özgürlüğü yokederek görmek istediklerini hayata geçirme bencilliğidir.

Hayır doğu ülkelerindeki kadınlar fedakarlık edip başlarını zorla örtmek,haklarından-özgürlüklerinden vazgeçmek zorunda değiller.Mollalara göre normal olan örtünmek,anormal ve bir özel sebepe dayalı olan başını açmak olabilir.Onlara göre başını açman fıtrata aykırı,sapmışlık vs. olabilir.Yine onlara göre bir 50 yıl daha toplumun huzuru adına kadınların haklarının verilmemesi gerektiği savunulabilir,araba kullanma hakları bile iade edilmeyebilir.Sürekli fedakarlık yaptırmaya devam edebilirler.

Ama biz insanlara düşen bu molla zihniyetine karşı özgürlükleri ve gerçek çözümü savunmaktır.Bu kibirliliğe bir dur demektir.Hem talibanların sarıklı-türbanlı olanlarına karşı ,hem de kravatlı-başı açık olanlarına karşı insanlığı savunmaktır.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 17, 2006 2:12 PM

Empatiyi en son arabamı çeken polis memuruna derdimi anlatırken kullanmayı denemiştim. Her gün onlarcasıyla benim gibi muhatap olduğu için ne kadar kaşarlanmış olduğuna uyanmış ve kendi dilinden konuşmaya başladığımda, daha kolay komünikasyon kurabildiğimi farketmiştim. Empati yapılmasını istemek çoğu zaman zayıflık göstergesi olarak algılanıyor. Bu yüzden üniversite kapısında ağlayıp bekleşen, kariyerine son noktalar konulan arkadaşlarımız bu mağduriyetlerini empati kurulması ümidiyle anlatmasın, beyhude bir bekleyiş olur. Empati bir yalandır. Tok olan açın halinden anlamaz... Tuzu kurulardan eman dilenmez... Size "A Million Dollar Baby" yi izlemenizi öneriyorum. Fırsatların ayağınıza gelmesini beklemeyin, şartları sonuna kadar zorlayın. Nobel ödülü alan ilk müslüman kadını görmek istiyoruz. Coca Cola'nın başına Hindistanlı bir kadın yönetici geçti. Hem Hintli, hem kadın, ama dünyanın en büyük şirketlerinden birinin başında... Ben, dünyadaki İslam ve kadın imajını değiştirecek böyle müslüman kadınlar (başı örtülü olması gerekmiyor ama müslümanlığın gereklerini yerine getiren ve göğsünü gererek söyleyebilen bir kadın olmalı en azından) olabilirliğine inanıyorum.
Müzmin bey "kendine müslüman" diye çok güzel bir açılımda bulunmuş. Sanırım sorunun ana kaynağı bu. Özgürlükleri hep kendimiz için istiyoruz, başkalarına ketum davranıyoruz. Sözgelimi bir yandan fikir özgürlüğünü savunuyoruz, diğer yandan fikrimizle uyuşmayan Orhan Pamuk'u; Hırant Dink'i ne halleri varsa görsünler diye ulusalcılarımızın şefkatli kollarına teslim ediyoruz. İmam hatipler kapatılamaz, din eğitimi kısıtlanamaz diye bağırıyoruz. Heybeliada Ruhban okulunun açılmasını "şer güçlerin emelleri" histerisiyle yasaklıyoruz. Misyonerlere karşı çıkıyoruz, kippalı diye israile lanet mitingine destek için gelmiş hristiyan vatandaşını bile tartaklıyoruz. Buna çok güldüm, mutlaka okuyun (www.derinsular.com) Özgürlükse bunun adı özgürlük olmalı, öyle güneşi kırpıp kırpıp ay yapmak olmaz. Özgürlükte ne kadar samimi olduğumuzu bunlar konusundaki tavırlarımız belirliyor. Çok güzel bir nokta Müzmin beyin tarif ettiği, bu konu geliştirmeli.

Yazan: blue Tarih: August 17, 2006 3:49 PM

Yanlış link vermişim. derin sular değil izlenimlerde. Buyrun ağlanacak halimize gülelim...
http://www.izlenimler.net/2006/07/24/takke/

Yazan: blue Tarih: August 17, 2006 3:51 PM

Knz hanim, :)

siz bana knz hanım diyorsunuz. gözüme soka soka.

Gozunuze soka soka degil. Oyle bir sey yapmak --yani, damariniza basmak-- istesem, ugrasmama gerek bile olacagini sanmiyorum.

Ben size, seviye --yok, yok, kelime o degil; dogru kelime 'irtifa' olmali-- kaybina yol acmayacak, belli bir nezihlikte tartismagi israrla teklif ediyorum.

Siz ise, aile uyelerimin ve cok yakin arkadaslarimin --manevi bedeli karsiligi-- haiz olduklari imtiyazi kullanmakta israr ediyorsunuz. Ben sizi tanimam etmem; samiyetle laubali arasidnaki farki ayirdedebilmeiz lazim.

ben sanal bir kimliğe yakışırılan cinsiyet terimlerini sevmiyorum demiştim değil mi ? neden sanki cinsiyetsiz bir nik seçtim ki?

Cinsiyetsiz bir insanla henuz karsilasmamis oldugum icin yadirgiyorum. Mesele musterinizin cinsiyetli mi cinsiyetsiz mi oldugu degil; daha once de yazdim, cinsiyetten rahatsiz olmak --menfi ya da muspet ayrimcilik yapmak-- cok daha beter.

Dolayisi ile, fitrati kimliklerimizi yok saymak yerine, bunlari kabul edebilmeliyiz. Hem 'cinsiyetsiz' olunacak, hem de 'erkek dunyasi' filan gibi konularda fikir serdecek.. mumkundur, ama, 'siz nesiniz?' sorusu da mukadderdir. Get over it.

ben sizle yarışmıyorum muzmin anomim bey, düşüncelerimin hızı ile yarışıyorum. onları aktarırken kural tanımam. dil bilgisi de tanımam.

Dusuncelerinizin hizi konusunda methiyeler dizecek noktada degilim; ama, onlari aktarmanizdan dolayi mutesekkirim. Fakat, sakiz cignerken merdiven inip cikabilmelisiniz bence. Cok zor degil. Az biraz daha ozen. Cok mu zor?

eğer yazımı iki defa okursam, cümlemi siler, baştan yazarsam, iki defa samimiyetimi gölgelemiş olurum.

Dusunce 'random squirts of brain activity' degil. Impressionist tablolar yapmiyoruz. Samiyetinizi ikinci defa okuyusta silecek idiyseniz, belki birincide de silmeliydiniz.

ilk "impact" budur. beni yazılarım ilk impactır. etki- tepki anında.

Ilk impact filan degil. Taslak. Taslak.

ben niye internete geleyim ki, yazılı basının suyu mu çıktı ? sizin gibi amatör yazarlarla işim ne ?

Hah.. hic gulecegim yoktu.. Kul kulu kendi gibi bilir derler..

Bilmezsiniz belki, soyleyeyim: Kimse anasinin karnisindan [sic] yazar dogmadigi gibi, bunun okulu filan da yok. Profosyonel diyerek matahlastirdiginiz o 'yazar'lar, yazidan hic anlamayan bir kac angut patronun ise alip suzdugu ne oldum delileridir.

Illa para vermek isiyorsaniz, bu ayki maasinizin yarisini Kizilay'a benim adima bagislayabilrisiniz. Bir saatlik emegimi karsilamis olursunuz bellki boylece.

ben kendimi anlatıyorum, ordan bişey keşfetmek isteyen çıkar bulur. benim sizle ne işim olablir ve nerde kesişebiliriz ? interneten kimseyle tanışmadım ve en yakın durduklarımla dahi telefonlaşmadım.

Dedim ya. Ben de sizi tanimiyorum. Oyle de bir niyetim filan da yok. Olsaydi, ismim acik, emailimi de her yazimin altina yazardim. Dolayisi ile, karsilikli gelin guvey olmanin anlami da yok. Ben sizden belli bir irtifa istirham ediyorum. Daha fazlasina zorlamayacagim.

o zaman bana bir daha yazmayın. ben klavye ile yarışıyorum dediğim gibi.

Ben size degil, sizin yazdiklariniza --kamusal alanda yazdiklariniza-- yaziyorum. Bunu da istersem yazarim, istemezsem keserim. Onerilerinize tesekkur derim, ama, bu konuda ne yapacagim gibi bir caresizligim olmadigini da bilmenizi isterim.

size sadece bunu önerebilirim. burası kamu ise, hitap kuralları varsa uyarım. Ya burada yazmam, ya da uyarım.

OK. Adab-i Muaseret 101: Tanimadiginiz insanlara 'sen' diye hitap edilmez.

Bu birinci kur. Bunu ogrendikten sonra digerlerine geceriz. Bakalim kac sene surecek.

varsa öyle bir link, bir uzlaşma noktanız varsa diğer üyelerle ve buranın sahiibi ile o linki verin.

Vardi diye hatirliyorum. Ama, linkini bulamadim. Gereksiz olmaliydi.

kabul edersem kalırırm, işime gelmezse başka yerde yazarım. , sizle ilişkim yok benim zaten, sizle nasıl bir anlaşmaya varayım ? Elimden geldiğince kasılmaktan başka birşey yapamam.

Kasmak.. Kuzum, siz hic tanimadiginiz insanlarla dolu bir otobuse bindiginizde 'Naber lan lavuklar' diye mi selam verirsiniz? :)

herkes naklen düşünce yazmaya cesaret edemez, ama ben ederim . ŞU anda bu küstahlığa bu kadar tepki verebiliyorum., içimden küfür akmyor, hatta ruhumda bile yok., bu da benim kendime sınavım., kendimi test etmiş oldum. Vesile oldunuz istemdende olsa.

:)

şimdi yazımı eften füften okuyun bişey demiyorum ama bu sayfaya bu kadar yazıp hala AIHM kararı oku-mama-k nasıl bişey anlamış değilim.İnsan merak eder bakar.

Ayol, siz hecelemeyi de bilmiyorsunuz.. :)

Şimdi yahudi topluluğu var. Bu insanlar dini olarak musevi bile olsalar, o dini simgeyi kullanmıyor. Yani Bir çoğu kullanmıyor. Fakat bazıları var ki, onlar kullanıyor.

Kendime ilave not: Knz hanima irk ile din arasinda fark olugunu iyice belletecek yazilar kaleme alinacak.

AHIM diyorki, eğer bir simgeyi o dinde kullanmayan pek çok kişi varsa, o dinin zorunluğu olarak kabul edemeyiz.

Pek cok kisi kac kisidir?
Ve, AIHM bunu nerde dedi?

o zaman bu simgeyi, uzlaşmak yerine ilaki kullanmakta ısrar eden kişinin bu özelliğinin ,onun meslek özelliklerini sergilemesinin önünde bir engel teşkil ettiğini kabul ederim diyor.

AIHM hangi Vahiyle bunlari buyuruyor?

örnek verdim işte, afgan asıllı alman vatandaşı bayan öğretmen alman çocukların gittiği okulda öğretmenlik yapmak istiyor.

Orneginizi takip etmedim. Onemsemiyorum da ondan.

yehova şahidi benim çocuğumun ana okulunda boy göstersin, ister miyim ? insanlar böye . insanlar böyle olmasın efendim demek ne kadar realite ? ve ben burada laf anlatmaya çalışıyorum.

Okulda kimlik dayatma olmayacak demedik mi? Dediysek, daha bu vehimler nedendir?

ve diyor ki, müslümanlıkta madem her müslüman kadın bu simgeyi taşımıyor. O halde ben bunu vazgeçilmeyecek bişey saymıyorum. Okulda sorun çıkması ihtimalini daha önemli bulıyorum, bunda direnen kişinin iyi öğretmenlik yapamayacağını düşünüyorum. çünkü o görevdeki kişi esnek proplem çözme yeteniğini göstermelidir.

Siz bana herkesin, istisnasiz herkesin tasidigi bir simge soyleyebilir misiniz?

tabi bunları kelimesi kelimesine demiyor. Ben tercüman değilim. Okuduklarını anlamladırdırm.

Anlamlandirmak sizin sectiginiz bir kelime. Ben olsam o kadar abartmazdim.

öküz altında buzağı aranır gerçekte. Hiç bir öğretmen kendinden konuşamaz o sınıfta. müfredat bellidir. eğer biyoloji öğretmeni ise ben tasarımı benimsiyorum diyemez., ne konuda uzlaşılmışsa ağzından bir kelime dahi çıkamaz.

OK. De.. bunun konuyla ne alakasi var?

o zaman yehova şahidi de gelir propaganda yapar, isterse simge kulanmasın. Senin hizmet alan olarak onu anında zımbalama hakkın var. şikayet edersin.

Yaw.. irticalen yazacagim diye, habire ayni seyleri tekrarliyorsunuz. Ikinci bir defa okusaydiniz, bu eziyete maruz kalmazdik.

insanların geldiği nokta bu zaten, sen yapma. ben de yapmayım. ortak uzalşmaya uyalım. ben demiyorum en iyisi bu. Ama realiteye uygun daha iyi bir yol yok henüz.

'Sen yap ama bana zarar verme, ben de yapayim ama sana zarar vermemeyim' gibi bir dustur icad edilemedi mi henuz? Yoksa sizin haberiniz mi yok?

Yoklukta esitlik.. Ister istemez insana komunist diktatorlukleir hatirlatiyor...

paranın yahudi simgesi olmasına gelince, otuz kere yazmıştım arkdaşa, dert değil. otuz kere daha yazarım otuza. masanın üzerine 15 tane cüzdan koyalım. içinde para olsun. başka birşey olmasın.

hangi cüzdanın kime ait olduğunu muzmin anonim bulsun, kalvyemi otomotaik " siz " zamiirine bağlamak için herşeyi yapacağım.

Cevabi cok kolay. Orada olmayan cuzdandir Yahudininki..

allahım yarabi ya, ayırt edicilikten bahsediyoruz. sanki ağlama duvarında gördüğümüz adamı, acaba bu budist olablir mi diye kafa patlatıyoruz? laf olsun, yazın . iyi yazıyorsunuz. söz sanatı. ama bir de uysa?

Irticalen yazmaga calistiginiz sekilde, irticalen okumasaniz, bir hayli uydugunu goreceginizi saniyorum...

vallahi yoruluyorum.

Iskence ederek yorulanlara merhamet etmemiz lazim :)

klavye hatalarım konusunda ısrarcı değilim, sizi rahatsız etiğim için özür diliyorum. Çok mütessir oldum.,

Klavye hatalari mesele degil; mesele daha gerilerde. Yaklasik yarim metre geride :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 17, 2006 5:21 PM

hukuk realitedir blue. valla bugün bu sayfada kaçıncı yazım unuttum ama dediğimi dinleyin.,
bişey anlatamaya çalıştım.

hukuk buradakilerin özlemleri değil.
verilerdir. / data

ben size yazdım, gerekçesini. örneğini.
neyin nerden ayırıt edildiğini, .
hangi sorunarın çıktığını yazdım.

bana karşı oldunuz ama, italyadaki okulda anlaşamadınız, almayadaki afgan kadın konsuunda anlaşamadınız. Bir tek örnekte bile anlaşılmadı şu sayfada ?

benle dalga geçmek iyidi ama,
ağalama duvarında bir museviyi görünce bu bir budist mi acaba diye düşünmüyorsunuz.
realite budur.

değiştirin realiteyi,.

benim kafama ne diye vuruyorsunuz.
hukuğun işi sonsuza kadar soru ve sorun üretmek değil.

gidelim başka çağda konuşalım, veriler değişecek,
realite değişecek.

sabit ve değişmez bir hukuk hiç olmadı.
olmayacak.

otuz defa yazarım diyorum.
bir defa yanlışlansın..

emre bu hoşlanmak, hoşlanmamk değil.
ben başörtüsünü beğenmişim, beğenmemşim hiç değil.
keyfi hiçbirşey yok burda.
bu bir agreement.
anlaşma.

bir oyunun kuralları gibi.,
postmodern.,
malesef bugünkü hukuk senin kutsal dinini aborjin boyasından ayırt etmiyor.

nasıl anlamıyorsunuz ?

kamuda çalışan kişinin kimliği olmaz.
bir öğretmen çıksa ve dese, biyoloji anlatmayım, AT anlatayım ? yok böyle şey.

adamın biri gelse ve dese, size din dersinde dinsizlik anlatayım, çünkü benim adım turan dursun. Bu dersin hocası olarak atandığımda dinliydim, ama şimdi dinsiz oldum dese, yok böyle bişey. ötekide şeriat diye bir özlemi anlatamaz.

herkes kendi gibi olsun da,
iyi güzel, neresi orası, ben de geleyim ?

AİHM Başvurularının hata olduğuna ben de hemfikirim. Derinlemesine düşünülmediği belli oluyor, onun için sonuçları iyi okunsa bari diyorum ya.

latin sözü var, latincesini yazmayacağım.
hata bir kez yapılır,tekrarlanırsa şeytan işidir diyormuş.

blue iyi örnek yakalamışsınız, filistine destek için gelen kippalıyı tartaklıyoruz.

inanın bana, yehova şahidini kaldıramayız.
ben bile kaldıramam, eğer başımda başörtüm varsa vazgeçerim. tamam tamam anlaşık derim. yeterki sen de benim sınıfıma girme derim.

ama şu olmasın demiyorum, AİHM de demiyor, aksine örgütlensin diyor. Mahalemde klisesini açsın, çocuğuma burs teklif etsin.
elinden ne geliyorsa yapsın. işte daha bunu kaldıramayan toplumuz.

dinlerdeki serbest rekabet dönemi ama kimsenin tezgahında işe yarar bişey yok.

Yazan: knz Tarih: August 17, 2006 8:30 PM

Sevgili knz, diyorum ki ben realiteden bahsediyorum.Sense dayatmak istediklerinden ve görmek istediklerinden.

Batıdaki solcuların kafasını ve yaptıklarını sakın gerçeklik ve hukuk sanıp aldanmaya devam etme.Sadece kendi görüşlerini dayatarak sorunları çözme adı altında gerçekleştirmek istediklerini yapma var o kadar.

Gerçek bireycilik,özgürlük,insancıl çözüm birtek liberal felsefenin(az ya da çok) hakim olduğu ülkelerde var.Yoksa kollektivist felsefede senin yapmaya kalktığın gibi insanlar hiçe sayılarak susturulmaya ve bir sürü gibi yaşatılmaya çalışılır.Doğudaki mollalar da bunun biraz değişik versiyonundan başka birşey değil.Onlar da toplumsal sorunların çıkmasını kadınların başını örterek,haklarını alarak ,onlara fedakarlık ettirerek çözüveriyorlar.Senin söylediğin şeylerin hepsinin aynısını onlar da söylüyor ve yaptıklarına çok da güzel kılıflar buluyorlar.Sen normal olan başın açık olmasıdır derken o da normal olan başın örtülmesidir,açılması ise özel sakıncalı durumdur diyorlar.Diğer öne sürdüğün şeyler de sarıklı mollalar tarafından aynen kadınlara karşı öne sürülüveriyor.

Ama gerek liberal demokraside,gerekse gerçek dinde böyle bir dayatmacılık yoktur.Dileyen dilediğini giyer ve kullanır.Başkasına dayatmaya kalkarsa birey hakkını çiğnemiş olur ve liberal ülkelerde bu çok ağır bir suç kabul edilip cezalandırılır.Tek gerçek çözüm ve insancıl-özgürlükçü yol budur.Kollektivist felsefeyi ve uygulamalarını demokrasi sanmaya devam ettikçe bunu da anlayamazsınız.Hele ki kendi görmek istediğini dayatmakla zaten demokrasiyle bir bağın kalmıyor.Mollaların başı açık versiyonu oluveriyorsun.

Bir de ben burada bir dini falan savunmuyorum.Bir ateist veya budist,hangi inançtan olursa olsun,ama liberal felsefeyi benimsemiş nötr biri gözüyle tartışıyorum seninle.O yüzden "senin kutsal dinin şu duruma düşer,falanca dinin misyoneri gelse şöyle yaparsın" gibi hayali senaryoları,iftiraları sunmaya devam etme.Ben senin gibi yasakçı değilim,öyle olan sensin.

Gerçekte ben kadınların açılmasını senden daha fazla isteyen biriyim.Ama bu isteğimi onlara dayatmaya kalkarsam,işte o zaman mollalardan bir farkım kalmaz.İşte şimdi zorla başlarını açtıralım,nasıl olsa bir 40 yıl sonra Kuran'daki gerçek dini öğrenecekler ve hepten bu sorun ortadan kalkacak deme bencilliğini yapmam ve yapamam.O zaman onların da bize karşı yapacakları dayatmaları felsefi olarak haklı çıkarmış olurum.

İsteyen istediği gibi yaşar.Yeter ki başkalarına bir dayatma,baskı oluşturmaya kalkmasınlar.Zaten liberal felsefede birey sadece devlete veya özel şirketlere karşı korunmaz.Aynı zamanda da diğer bireylere karşı korunulur.Birey hakkını her kim çiğnerse hemen soluğu mahkemede alır.özgürlükler temeldir-esastır gerçek demokraside ve dokunulmazdır.

Senin verdiğin Turan dursun örneğin ise benim söylediğimi-savımı doğruluyor.Bir dini öğrenmek isteyen çocuğa,farklı bir inancı dayatmaya kalkamazsın.o zaman birey hakkını çiğnemiş olur ve cezalandırılırsın.Eğer budist ise budist,musevi ise musevi dinini aktaracak hocayı görevlendirmekle yükümlüsün.

Ama bu arada çaktırmadan işi AT'ye getirmişsin :) Yani senin ruhçu öğretilerden gelme dogmatik evrim inancın biyoloji olabiliyor da,gerçekten bilimsel olan AT'mi bilim dışı oluveriyor :) hayır efendim,bilim dışı olan evrimdir ve yakında tarihin karanlık sayfalarında yerini alacaktır.Yok öyle "bilim" dersinde pagan-ruhçu dinlerden gelme hurafeleri aşılamaya kalkma suçunu işlemek.

Akıllı dizayn şimdilik eşit mesafede,yakın gelecekte de big bang gibi ağırlıklı olarak okutulacak ve bilimdeki tahtına kurulacaktır.Dini olan evrim ise arzu edilirse inanırlarına din dersi olarak okutulabilinecektir.

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 17, 2006 10:27 PM

tamma tamam, sen bekle emre orada tamam mı ?
gelecek yy buluşuruz.,

sevgili elif sana cevap yazmıştım, devamını da yazacağım.

Yazan: knz Tarih: August 17, 2006 11:36 PM

bu ülkede ibadet özgürlüğü var diyenler lk başta bu haberi okumalıdır. laikliğin her dine eşit davranmak olduğunu , devletle din işlerinin birbirinden ayrılmak olduğunu dinsizlik demek olmadığını söyleyen zihniyet öğrencisine kötü örnek oluyor idye bir öğretmenin başını açtıracak. düşünüyorum da biz müslümanları ne kadar aciz görüyor karşı taraf. benim ülkemde , ben kendi inancımı yaşayamayacağım. bu ülkenin % 99 müslüman olacak ama kuralllr islamiyetle daimi bir tezat oluşturacak. ben bir müslümanın ve ben dini vecibelrimi yerine getirmek istediğimde herkes karşı çıkıyor vatandaş da bile islama karşı soğuk bir tutum oluşturlmuş. bu ülkede din özgürlüğü var diyenler islamiyeti sadce cuma namazına gitmekten ibaret sanan zavvalı zihniyetlerdir. bu ülkede sünnetullaha uygun yaşamaya kalkınca irticacı damgasını vuranlar islamiyeti yok etmek isteyen pespaye kişilerdir. bu ülkede islamiyete uygun yaşamaya çalışanlara iritcacı damgasını vuranlar elbette oturdukları yerlerden bir bir ineceklerdir...

Yazan: el-murit Tarih: August 18, 2006 1:05 AM

Ben hızla ileriye doğru devam ediyorum,bu gidişle gelecek yüzyıla da sana olan umutlarım azalıyor :)

Selam ve sevgiler.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 18, 2006 1:31 AM

""""""""bu ülkede ibadet özgürlüğü var diyenler lk başta bu haberi okumalıdır. laikliğin her dine eşit davranmak olduğunu , devletle din işlerinin birbirinden ayrılmak olduğunu dinsizlik demek olmadığını söyleyen zihniyet öğrencisine kötü örnek oluyor idye bir öğretmenin başını açtıracak. """""""""""""""""

hayır bu yazılmadı. Başörtüsü kötü örnek diye bişey yazılmadı.Tam aksi söylendi. Mahkeme diyor ki, biz iyiyi kötüyü ayırt edemeyiz diyor.,

yani bir simge eğer o dinin % 99 tarafından kullanılmıyorsa o dinin bir şartı olmadığını kabul ederiz diyor.

"""""""düşünüyorum da biz müslümanları ne kadar aciz görüyor karşı taraf. benim ülkemde , ben kendi inancımı yaşayamayacağım. bu ülkenin % 99 müslüman olacak ama kuralllr islamiyetle daimi bir tezat oluşturacak. """"""""""""""

yok valla değil. Onlar kendini aciz hissetti. Yukarda yazdım, afgan asılı müslüman gitti alman çocuklarının okuduğu okulda öğretmenlik yapmak istedi. İtalayanların da haçını indirdiler.
olay bu. Öteyandan İtalyan diye komple bişey yok ki ?

hem durmadan insanların % deleri de alınmaz ki ??
çünkü birçok laik italyan o haçı o sınıf duvarında istemiyordu., şimdi hangi italyanlar % 99 olacak ???

başörtüsü haç gibi bişey olmsa da sizin gözünüzde, mahkeme bu sefer de ben ayırt edemiyorum diyor.,

sadece müslümanlara yönelik bir kanun değil., en azıından benim dile getirdiğim kısmı böyleydi.

*çoğunluğun olduğu yerde çoğunluğun dediği olsun,

*herkes ne isterse onu yapsın

* herkes arasında uzlaşsın ve bu sorunlar kamu da kronikleştirmesin. / beni görüşüm buydu.

* sadece başörtüsü için yasa olsun. diğer dinler için kafamı yormam.

artık kendinize bir yer bulun.

el- murit bunlardan birni seç.

Yazan: knz Tarih: August 18, 2006 3:59 PM

Sevgili knz bana vereceğiniz cevabı bekliyorum. İlginize teşekkürler. Ama esas demek istediğimi bir de sizin kullandığınız mantığı kullanarak yeniden ifade ediyorum. Siz demişsiniz ki:
“ben dedim ki, bir evde her kadın bir olmaz. AYNI OLMAZ. her müslüman kadını aynı olmaya zorlayan görüşü eleştirdim. hatta örnek verdim, o mutkala fahişe olacak değil, başını örtmek istemeyen kız, belki safari giymek istiyor ve afrikada araştırmacı olmak istiyor?”
Sizin bu eleştirinize yürekten katılıyorum ve burada kullandığınız mantığı kullanarak cevap veriyorum. Ama sizin gibi çifte standart ve kırılmayın ama “kurnazlık” yaparak yalnızca canınızın istediğini dikte etmek amacıyla değil. İzleyin:
Ben diyorum ki, bir ülkede her kadın bir olmaz. AYNI OLMAZ. Her Türk kadınını aynı olmaya zorlayan görüşü eleştiriyorum. Hatta örnek veriyorum: o kadın mutlaka fikirlerini zorla empoze etmek isteyen bir despot, bir yobaz olacak değil, başını açmak istemeyen kız, belki beyaz önlük giymek istiyor ve doktor olmak, araştırma yapmak ya da bilim kadını olmak istiyor?
Ne dersiniz?
Saygılarımla...

Yazan: elif Tarih: August 18, 2006 4:52 PM

knz'ye tavsiyeler,

1. Başörtüsü takıp 1 hafta sokakta dolanın. Kampüse girmeye çalışın, orduevinden tost alacağınızı söyleyip içeri girmeye çalışın, başörtülü fotografınızla iş başvurularında bulununuz. Araştırmacı olunuz. 1 hafta sonra sonuçları bizimle paylaşınız.

2. Şiirden çok nesir kitapları okuyun. Fikirlerinizi nesir şeklinde dile getirirseniz anlaşılmama probleminiz bir derece azalır.

3. Simultane yorum yazmayın. Aklınıza gelen her şey mantıklı olmayabilir. Yazdıktan sonra bir daha okuyun. Kendi anlamanızdan çok acaba bu yazıyı okuyan bir şey anlar mı diye kendinize sorun.

Şimdilik bunları yapmanız kafi... Samimiyim... Ben sizin modern şiir tarzı yorumlarınızı okuyamıyorum, hafakanlar basıyor. Bana bu eziyeti çektirmeyin lütfen.

Yazan: blue Tarih: August 18, 2006 6:12 PM

elifçim o konuda da yazmıştım :)
elbette bir olmaz demiştim,
ben bunu çok yazdım.
iki gözüm yukarda da yazdım.
bu kişilikle ilgili bir şey.
Üstelik yakışanda çok şık ve feminen bir çağırışımı var., benim gittiğim bütün forumlardan takip et, aykırı bir tek yazımı bulamazsın.

ben o dediğimi mahkeme kararından bağımsız söyledim: mahkeme de dini simgelerin iyisini kötüsünü ayırt etmiyor dedim. böyle bir imaknı yok. Böyle bir görev tanımı yok. yani bu iyi simgedir, bu aborjin boyasıdır diye kritik etmiyor.

fakat biz şimdi başka konuya geçtik; kendi içimizde kritk ediyoruz.

Biz ne kadar mahkemeye ceseret vermeye hazırız ?

ben immam hatip liselerinde geçmişteki uygulamayı örnek vermiştim. Küçük yaşta kızların zorla başı örtürülüyordu.,

asıl şimdi cevap olarak sana söylemek istediğim noktaya geleyim.

Sen safari kıyafeti giyen bir kızı eleştireceksen eleştir.

pamuklu giymek sağlığa zararlı mı diyeceksin ?

eleştir.

ben başörtüsü hakkında görüşlerimi sen kırılırsın diye sansürlememeliyim.

çünkü her ikimizde doğmamış kızlar adına yazıyoruz.

başörtüsünün akşam üstü gün batımında deniz kenarında bir aksessuar olarak hoş ve şık durması başka,

4 mesimin yaşandığı bir iklimde, parkta, sporda,
kışın, yazın, piknikte, konferans solonunda, kadına sabit bir kıyafet olarak dayatılması başka.

hangi erkek 15 dakika giymeye tahamül ederdi ?
konfrenas dinleyeceğim ama kulağımı sıkı sıkı bağlamışım. akıl almaz.

yağmur yağmış başörtün ıslanmış hala öyle dolaşıyorsun, hadi çıkar şunu kurut ta,
öyle tak derim. bu sağlıksız derim ( tabi eğer kazala yağmura yakalanmışsan )

safari giyen kız için giyecek bişey bulamıyorum.
afrikada giymek için uygun bir tasarım diye görüyorum ( tasarım sözü de hoş geliyor kulağa)

ama diline piecering yaptıran oğlana, aklın mı yok derim yani. oğlan alınacak mı diye bakmam. Bu eleştirimi ona saygısızlık görmem.

başörtüsünün kadınlara haksızlık eden bir geleneğin devamı görüyorum. Özelikle sanayi sonrası toplumda, günümüzde böyle oldu. Yoksa sultanlar için ne gam ?

bugün sokağa çıksan hangi erkek sizler gibi ?
ve neden böyle ? kadınların şahitlikle ilgili geçmiş hükümleri sorguluyorum da, neden başörtüsünü sorgulamayayım ? Ararım araştırım, kim ne diyor diye ?

kadınlar muhafazakar ailede zamanla boyun bağlarını gevşeten başörtüsü takma biçimleri keşfettiler ama sonra gelen bir akım çengelli iğne ile bütün bu çabalara tuz biber etki.

bu benim düşümcem tabi. yazacağım sana., anılarımız karşılaştırırz.

Yazan: knz Tarih: August 18, 2006 7:19 PM

Herkese merhabalar,
Müzmin Bey demişsiniz ki:”
“Bu cift kisilik konusunu daha genis kitleler icin dikkate aldiniz mi hic.”
Ben şahsım adına söylüyorum bu yasağa maruz kalmadan önce de başkalarının benim hoşuma gitmeyen düşünceleri, itikatları, mezhepleri, yaşam tarzları gözümün önünde hayat buluyor diye “katli vaciptir” gibi sığ bir fikri güdecek bir kişilik değildim. Merhametli bir insanım. Bu yasağın bana olan diğer bir faydası ise baskı ve ayrımcılığa maruz kalan insanların neler hissettiklerini çok derinden, ta yürekten duymama vesile olmasıydı. Bu sıkıntıları ben de yaşadıkça aklıma neler gelmedi ki?: Mesela alevi vatandaşlara, çingene (roman) vatandaşlara, kürt vatandaşlara olan önyargı dolayısıyla yapılan haksızlıklar.
“Hem hakli olabilirsiniz, hem de degilsiniz bence. neden hakli olmayabileceginizi dusundugumu anlatmaya calisayim: Basortusu sadece Islamin degil, belki de daha fazla geleneksel olarak arka plana atilmis kadinin simgesi --ya da, bendeniz, bunun boyle algilandiigni dusunuyor.”
Müzmin Bey bu yazdıklarınız üzerinde çok düşündüm. Ben duruma hiç bu yönden bakmamıştım. Sanırım haklısınız. Demek istediğinizi doğru anlayabildim mi bilmiyorum ama (yanlış anladıysam düzeltin lütfen) sanırsam başörtüsü “geleneksel olarak arka plana atilmis kadinin simgesi” olarak algılandığından dolayı bu durumdan “kadın özgürlükleri” hareketine bir malzeme çıkmazdı diyorsunuz. Evet, maalesef bu zamana kadar bu kesimde kadınlar geri plandaydı dolayısıyla böyle algılanması doğal olabilir. Ama dediğimiz gibi “geleneksel” olarak yoksa “dinsel” olarak değil. Ayrıca kadın özgürlükleri denilen hareket kadının eğitim almasını, çalışıp kendi ayakları üzerinde durabilmesinin çağdaşlığını savunan bir hareket değil midir? Zaten bu kızlar geleneksel olarak geri plana itilmiş değillerdi ki: Eğitim almak ve çalışmak istiyordu. Böylece geride kalan diğerlerine bir örnek teşkil edebileceklerdi. Kaldı ki giyimde modanın değişik akımlarını savunabilen bu hareket, başörtüsünü (her ne kadar dinsel bir talep olarak gündeme getirilse de) özgürce giyinen kadının bir aksesuarı olarak göremezler miydi? Sonuçta özgürlük kısıtlamasının mağduru kadınlar. Yani eğitim alan, çalışıp para kazanan kadınlardan sadece başörtüsü (yani sadece bir çeşit kıyafet unsuru) takmayanlar mı “çağdaş” oluyorlar? Nasıl bu basiretsizliği sergilediler? Ayrıca madem “çağdaş” değiliz bırakılsaydı da okusaydık, aydınlansaydık. Çağdaşlığın beyinde olduğuna inanıyorum. Şayet ben üniversitede okuyunca aldığım eğitimle pek çok fikrimi gözden geçirip, inancıma göre ölçüp tartıp, yeniden şekil vermiş bir insanım. Yani sırf başımı o eğitimi aldığım sınıfta açıyorum diye böyle mi oldu. Öbür türlü beynim çalışmıyor muydu? Sırf bunları düşündükçe de kadın özgürlüğü STKlarının bu yasağa sessiz kalmasının sebebinin gene benim yazımda belirttiğim sebep olduğunu düşünmeden de kendimi alamıyorum.
“Orada korku, kendilerinin 'inanc' argumaniyla zorlanacagidir.”
Burada da haklısınız galiba. Evet, başı kapalı olmayan müslüman kadınlara “inançsız”, “dinsiz” deme gafletini gösterenler bir kere “Kalplerimizdekileri yalnız Allah’ın bilebileceği” ayetine karşı duruyorlardır kanımca. Fakat, başı örtülü olan kadınlara da siz “laik değilsiniz” demek ne derece doğrudur? Böyle niyet okumaya çalışma ne kadar çağdaştır? Bir tek kıyafet parçası mı (yani onların baktığı açıdan söylüyorum) laikliğin elden gitmesine neden olacak. Laiklik ve de cumhuriyet bu kadar da zayıf bir unsur mudur? Güldürmesinler beni:)
Saygılarımla...

Yazan: elif Tarih: August 18, 2006 10:32 PM

Sevgili knz.

"Sen safari kıyafeti giyen bir kızı eleştireceksen eleştir."

Sırf sizin cümlenizi aynı mantıkla yeniden yazdığımda "safari kıyafeti giyen kız" ibaresini kullanmadım diye sakın benim o kıyafeti eleştirdiğimi düşünmeyiniz lütfen. Aslında bir ara aklıma da gelmedi değil böyle anlarsınız diye ama. Çok çok özür diliyorum ama söylemeden edemeyeceğim: sanki siz her şeyde "öküz altında buzağı" arıyorsunuz.

"ben başörtüsü hakkında görüşlerimi sen kırılırsın diye sansürlememeliyim."

Tabii ki ben kırılırım, hoşuma gitmez diye sansürlemeyiniz. Bu demokrasiye aykırı olur. Ama bakınız biz sizin onaylamadığınız bir şekilde kamuda boy gösterirsek hoşunuza gitmiyor diye siz de bizi orada sansürlemeyiniz.

"çünkü her ikimizde doğmamış kızlar adına yazıyoruz."

Hayır siz öyle bir şey yapıyorsunuz. Çünkü siz rahatsınız, engellenmiyorsunuz. Ama ben bir haksızlıkla karşı karşıyayım. Sıkıntı çekiyorum. Bu durumum düzelirse sizin gibi "dünyayı kurtarmak" ben de isterim.

"başörtüsünün 4 mesimin yaşandığı bir iklimde, parkta, sporda,
kışın, yazın, piknikte, konferans solonunda, kadına sabit bir kıyafet olarak dayatılması başka."

Buradaki özne "başörtüsünün" yerine "başı açık olmanın" olarak değiştiğinde yüklemimiz neden hala "dayatılmak" olarak kalmıyor?

"konfrenas dinleyeceğim ama kulağımı sıkı sıkı bağlamışım. akıl almaz."

Evet sizin bizim başımızı örterek (dolayısıyla kulağımızı) konferansa geldiğimizde konuşulanları duymayacağımızı düşünmeniz gerçekten akıl almaz. Ayol siz hiç kışın kulaklarınızı örten bere takmaz mısınız? Taktığınızda da duymuyorsunuz öyle mi? Biraz düşünerek yazınız.

"ama diline piecering yaptıran oğlana, aklın mı yok derim yani. oğlan alınacak mı diye bakmam. Bu eleştirimi ona saygısızlık görmem."

Eleştirmeniz tabii ki saygısızlık değil. Eleştirin. Meselemiz alınmak değil. Ayrıca o çocuğu eleştiriyorsunuz, beğenmiyorsunuz ama onun hakkını gaspeden bir yasa da önermiyorsunuz. Çifte standart?

"başörtüsünün kadınlara haksızlık eden bir geleneğin devamı görüyorum. Özelikle sanayi sonrası toplumda, günümüzde böyle oldu."

Görüşünüzdür saygı duyarım. Benim bu konudaki görüşlerimi Müzmin Anonim Bey'e yazdığım (daha yayınlanmadı ama) cevapta bulabilirsiniz.

"neden başörtüsünü sorgulamayayım ? Ararım araştırım, kim ne diyor diye ?"

Aslında ben sizi seviyorum böyle arayıp araştırıp, sorguladığınız için. Sizin düşüncenizde olup da hiç arayıp sorgulamayan, ezberlerini dayatan cahillerle tartışmak inanın çok daha yorucu. Arayıp araştırıp da benim vardığım sonuca siz varmasanız da ben sizi seviyorum. Ama o sonucu bana dayatırsanız, küstüm.

Saygılar...

NOT: Hakikaten bazen ben de sizin yazım tarzınızdan anlatmak istediklerinizi çözerken kan ter içinde kalıyorum. Aslında bazen yanlış anlaşıldığınızdan şikayetçi olmanız da bu yazım tarzınız olabilir.

Yazan: elif Tarih: August 18, 2006 11:47 PM

sevgili elif,
şimdi hani yazacağım dediğim bir sayfa vardı ya,
ona cevap verdim., şimdi onu aktarıyorum. sonra bu yazdığına cevap veririm. İkimizde kan ter içinde kalıyoruz. Ama ben çok seviyorum insan çabalarını. ELİF dostunu senle birlikte
ağlayanlarda arama,. hadi çabalayalım yeniden.
eğer kırıcı bir ifadem olursa, bil ki niyetim o değildir.

“””””””Dedim ya ufaktım, bir koyun gibi sürü ne yaparsa yapıyordum. Hedeflerim vardı ve bu hedefleri gerçekleştirebilmek için sadece ders çalışmaya odaklanan bir inektim:) Sorgulamıyordum. Sonraları başımı örttüğümde kendimi gerçekten daha özgür ve rahat hissettiğimden dolayı devamlı örtmeye başladım. “””””””””””””””””””””

dert etme hepimiz öyleydik., Buna kabul ediş süreci diyorlar Elif. Kabullenme süreci yani., Çin’de ayakları küçük kalsın diye doğdukları andan itibaren ayakları sıkı bağlanan kadınlar da bunu benimsiyor. Ama sana ,bana göre sakat durum bu. Kaç yaşında olursak olalım doğruyu arama çabalarımız sürer.


“”””””””””””Gene de üzerinde çok düşündüğümü söyleyemem. Allah korkum vardı elbet (ahh şu manasız(!) korkularımız yok mu) ama sanki canım öyle istemiş de ondan gibi bir anlam da yükleyebilirsiniz. “””””””””””””

Biz yere ekmek parçası düştüğünde çok korkardık. Öpüp başımıza koyardık. Allah aratır sonra diye öğretmişlerdi. Biz savaş görmedik büyüklerimiz gibi, bolluk var ama mümkün değil yere ekmeği atmam. Bu korkumu da sorgulayabilirim ama, sorgulamamdan aklanır. Şimdi herhangi birisiyle bu korkum hakkında tartışabilirim. Ve ekmeğin nimeti hakkında kitap bile yazabilirim . Aç Afrika’ya şiirler yazarım. Orada çocuk açlıktan ölüyor. Allah varsa adalete olan inaç olmalıdır diye düşünürüm.

Sakın yanlış anlama benim ailemde siyah çarşaflısı bile vardır ve can ciğerizdir. Fakat Elif, bir tanrının,- Allah’ın- küçük bir kızın kulağının görünmesinden neden öfkelendiğini anlamam mümkün değil. Anlamlandıramıyorum. Yıllar geçti olmuyor. Sen anlat isersen ?

“””””””””””””””””Sonunda üniversiteye kadar geldim. (katsayı problemim olmadı çünkü sonradan burslu okumaya hak kazandığım bir özel okuldan mezun olmuştum. Ödünüz kopmasın o malum cemaat kolejlerinden biri değil. Ticari amaçla açılan sahibinin de dindar olduğu bir kolejdi. 28 şubat tarihlerinden önceydi ve özel bir kurum olduğu için başörtüsüne bir engelleme yoktu.””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Biliyorum. O okularda Dayatma olmadığını da biliyorum. ama bir eksik var ki, onu da sonraki paragaflarda yazdım... iyi düşün okuduğun zaman.

“””””””””Yasaklar uygulanmaya başladığında çok zorlanarak başımı açtım ve inanın bir gün bile bundan hoşnutluk duyamadım. Çünkü dini kaygılarımdan ötürü duyduğum endişe güçlüydü ama dürüst davranıp itiraf ediyorum çift kişilik yaşamak zorunda olmanın verdiği gurur kırılması daha da güçlüydü.””””””””””””””””””””””””””””””

elif sana bir şey anlatacağım. O dönem de çok kısa bir süre erkeklerin sakallarına yasak gelmişti. Hani ülkemizde sallasan yasak ya,.. Hiç unutmadığım bir sahne var.

Sakallı bir öğrenciyi kapıdan almadılar. Tv muhabiri röportaj yapıyor o çocukla, diyor ki; şimdi ne yapacaksınız ? Genç diyor ki, şöyle bir el hareketi ile,

Ne yapacağım gidip sakalımı keseceğim. BEN bile o kadar önem vermiyorum, onların önem verdiği kadar BENİM sakalıma ???

Özgürlük nasıl bir şey Elif hayal edebiliyor musun ? Böyle bir şey işte . peah !

“””””””””Evet sizin dediğiniz gibi fedakarlık yapıp açtığınızda sorun hallolmuyor, çünkü kimliğinizden bir anda soyutlanıp çift kişilik oluyorsunuz. Ve bu da psikolojik açıdan hiç sağlıklı değil. Veriminiz düşüyor, depresif oluyorsunuz vs. “”””””””””””””””””””””””””””

Fedakarlığı 3. kez anlatıyorum. Ben bunu
de-ME-dim. Kendinden vermeyi söyledim.

Galiba bu kavramın çok anlatılması gerekiyor ki, doktor örneğinde bile hastayı terbiye etmeye çalışan bir tip çıktı. Bu ben merkezli bir evren.

BEN , Benin normlarım, benim duygularım, benim çerçevem. Hayır siz hizmetlisiniz. Yani kamu hizmeti açısından,Başkaları için kendinden vermekten söz ettim. Kendinden veremiyorsan, psikolojin bozuluyorsa başka seçenekler yapmak zorundasın. Ben buna uzlaşma alanı dışında kalan herkese istisnasız söylerim. Tabi ki bu şu anda sözü edilen bir alan. Zamanla değişebilir. Umarım sizi de kapsar. Fakat bunun için mahkemenin ileri sürdüğü endişeler hakkında çok çalışmanız lazım. Hiçbir hak kolay alınmamıştır.

niye bana yasakçı diyorsun ? ben senle ağlasam mahkeme kararı değişecek mi ? çabalayacaksan yol gösteriyorum.

“””””””””””””””Bu arada da her şerde bir hayır vardır hükmünün geçerliliğini koruduğuna şahit oldum: Sorgulamaya başladım. Kur’an mealleri okumaya başladım. Örtünmeyle ilgili ayetleri defalarca okudum, hem kendim yorumladım ham de farklı yorumları okudum ve farz olduğuna yürekten inandım. Kıymetini anladım yani.”””””””””””””””””””

Biraz tartışmak isterdim ama vaktimiz yok.

“”””””””””””Örtülü kendimi rahat hissediyordum. Ama dediğim gibi benim hedeflerim daha önemliydi ben çünkü bilim kadını olmak istiyordum master da yapacaktım doktora da. Nefsime, hırslarıma yenildim ve başımı açtım. “”””””””””””””””””

Sonunca üzüldüm. Keşke hakkını arasaydın. İtiraz mekanizması var. Bazen iş yerleri, kızlar evlenir gider diye erkeklere iş verdikleri oluyor. Bunu yapan kadınlar da az değil. Kocam izin vermiyor diye tazminat alma haklarını bile kullanıyorlar. Yaşam mücadeledir.

Üniversitelerde birçok İHL i de var. Belki oralarda da sizin tersinize şikayet oluyordur. Peki bunu hiç düşündün mü ? Mağduriyetin bir getirisi olmasa insanlar bu kadar mağduriyete düşkün olmazdı.


“””””””” Ve maalesef belki dindar diye tanımlanan erkekler ekonomik ve sosyal alanlarda boy göstermeye devam ederken aynı cenahtaki kadınlar bu alandan def ediliyorlar. “”””””””””””””””””””””””””””””””””””

eee erkekler özgür tabi. Onlar kanunlara aykırı bir şey yapmıyor. Sistemle çatışmıyorlar.Bu senin yasak dediğin uygulama, her türlü dinsel simgeyi kapsıyor. Sırf kadınlara yönelik değil. Cemalettin kaplan gibi giyinse bir erkek arkadaşın, onu asistan almazlardı. Yani onlar aidiyetsizliğin keyfini doya doya çıkarıyor.
Elif uygulama insanların kafasının içini kapsamıyor. Kime ne kim neyi nasıl düşünüyor ? Kimseyi ilgilendirmez. Şeriatı düpedüz savunan biri erkek olduğunda bir sorun olmaz.

“”””””””””””Ama siz tutturmuş bağnaz bazı densizlerin yok başını örtmeyenler cariyeymiş de vıttırı zıttırı demeçlerini sanki dinin otoriteleriymiş gibi öne sürüp de beni bunlar böyle görüyorlar, çok alındım bari yasaklayalım da herkes tek tip olsun benim gibi olsun kimse de bana o gözle bakmasın diyorsunuz. “”””””””””””””””””””””””””

Dini otorite söylüyor tabi. Kadın ve aile dergisinden örnek. İki tane google dan kadın İslam tesettür diye kelime girsem karşıma çıkar. Ben araştırmamıştım bile ,kucağıma düştü. Maalesef temiz bir kamuoyunun oluşması için mücadele gererkiyor. Herkes için söylüyorum. Bir sana değil.

“”””Ama arada olan kadınlara oluyor. Kullanılan siyasi simgeler ya da dini simgeler değil sadece ve sadece kadınlar. Sizin gibi yasakçı zihniyetler de buna çanak tutuyorlar”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Benim en sevdiğim kadınlardan biri Gonca Kuriştir. Kaçırıldığında çok üzüldüm. Ama kaçırıldığında kimse ses etmemişti. Sizler de ses etmediniz, o eleştirdiklerin diğerleri de etmedi.

Bir telaş olmadı, bi arama olmadı. Yetkileri harekete çağırma olmadı. Kimse çocuklarını ziyarete gitmedi. Cenazesinde kızı tartaklandı.

ELİF beni O destekledi , bu desteklemedi deme.
Sen kimleri desteklemedin şimdiye kadar.
iç hesap yap bakalım.

İtalyadaki haç örneği İçin ne düşündün ? Sen de Müslüman birliği başkanına kızdın mı ? şikayet etti diye..

senin okuldaki dindar patron Misyonerlere iş verir miydi ? Bir gay'e iş verir miydi ? Neticede hiç kimsenin kafasının içini bilemezsin. Görüntü ile karar veriyorlar.

“”””””””””””””””””Bizi erkekler bir yere kadar anlayabilirler ama kadınlar, hemcinslerimiz daha iyi anlamalıydılar. Size çok garip gelecek belki ama ben artık bunun arkasında bir kıskançlık ve rekabet telaşı olduğunu düşünmeye başladım. Kadın kadının kurdudur derler ya o bakımdan. Başı örtülü olmayan hemcinslerimiz en az kendileri kadar eğitimli, mantıklı, kültürlü olan bizim gibilerle ekonomik ve sosyal alanlarda rekabet etmekten korkup biz kendi aramızda birbirimizi yiyip duruyoruz zaten bir de siz girmeyin der gibi bu yasağın kadın özgürlükleri(!) adına savunucusu oldular. Bunu da “rakip” hemcinslerinin kimlik bütünlüğüne saldırarak yaptılar.”””””””””””””””””””””””””””””

Bu yazdığında bile ayrımcılık izleri taşıyorsun. Böl ve yönet anlayışına hizmet etme. Kadınların dayanışması insanlığı ileriye götürür. Ben bu dediğine katıl-mı-yorum. Olsa olsa, siz kendinizi iyi anlatamadınız. Onlar sizlerin, kadın haklarını içerden haçerlediğinizi düşündükleri için duygusal davranıyor olabilirler.
Mesela SENCE BİR KADIN SAVCI olabilir mi ? Onlar seni sürekli test edecektir. Kadınlar savcı olmak için yıllar içinde büyük mücadele verdiler. İçerden hançerlenmek konusunda biraz fazla gergin olabilirler.

Hidayet hanım çıktı tv ye sanki kadına şiddet çok kabul edilebilir bir şey gibi ( geçmişte de olsa ) konuşunca ben de hançerlenmiş gibi hissetmiştim açıkçası.Fakat benim sinirlerim sağlam, bunu o hanımın çabalarında takıldığı bir nokta olarak görüyorum. o takılma noktasında hidayet hanıma ulaşmayı çok isterdim. Duygusal davransam, hidayet hanımın başörtüsü bana batmaya başlardı.

Tabi hidayet hanımın dediğini söyleyen baş açık kadınlar da var,insanlar görüntüye fazla odaklı
olduğundan oluyor bu., Görüntü imaj oluşumunda etkili oluyor. Bunu senin benim yaptığımız yaparak aşabliriz., ne güzeldir anlamak çabalarımız :)

“””””””””””””Ama sanıyor musunuz ki özel şirketler aguşunu açmış bizi bekliyor. Onların üzerinde de baskılar yok mu sanki. Bu nasıl adalet ki benim okuduğum üniversiteden mezun olanlar CVlerine okulun adını yazdıklarında bile akan sular durup özel şirketlerde milyarları götürürken ben evimde hala oturup beni bu halimle kabul edebilecek bir işyeri bulacam bir işim olacak diye sürekli hedef çıtamı düşürüyorum.”””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Ne demek onların üzerinde baskılar var ? Bir lokma çocuk baskıya direnecek, koskoca şirket işine bakacak. Onu mazur göreceğine kendini mazur gör iki gözüm. Fakat sen şöyle yanılıyor olablirsin; başörtüsü işe alınmak için bir kriter olmaz.

sen galiba, büütn işverenler, rektörler sana selam dursun istiyorsun :) Sana bunu diyen siyasetçi senin için ne yaptı ? Onlar senin oylarına selam durdu .

“”””””””””” Yetkinliklerimi en iyi şekilde kullanabileceğim işler varken niye? Benim aptallığımdan mı? Hayır efendim kendimi tanıdığım ve olmak istediğim gibi olduğum gibi. Ben bunu kimseye dayatmıyorum dayattığım düşünülürse ispatlanır görevimden atılırım. Bitti. Nokta. Ama referanslarımız vehimler olduktan sonra ne desem boş.”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””


Evet bu konuda sana katılıyorum. Bunun için bir şeyler yapman lazım diyorum ben.İlk yazımı unutmuştum nerdeyse. Başörtüsü "İslam dinin sembolüdür "gibi bir argümanla mahkemeye giderseniz ret gerekçesi alma ihtimaliniz çok yüksek. Ambargoyu kaldırmak lazım. Diyanet alternatif yorumlara yer vermeli. Mahkemeye kişisel hak ve özgürlükler, gelenek gibi başlıklarda gitmek daha iyi olabilir belki.

(bu sayfanın okunması gerekiyor. Biz çabalıyoruz çünkü. Bir şeyleri aşmaya çalışıyoruz. Bir günde birden fazla yazıyoruz, bu akışı kaçırmadan okusun diğerleri de. elifçim dediğim gibi bir önce yazdığına birkaç gün sonra cevap vereceğim. unutmam hiç bir dediğini.)

Yazan: knz Tarih: August 19, 2006 8:29 AM

Bu forum çoktan İran oldu bile.Ve benim İran gibi özgürlüklerin kaldırıldığı bu sitede durmamın hiçbir anlamdı kalmadı artık.

Hoşçakalın.

Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 19, 2006 1:48 PM

Hayırdır Emre Bey, ruhunuz mu sıkıldı :)

Yazan: furkan taha Tarih: August 19, 2006 11:41 PM

Elif hanim,

Ben şahsım adına söylüyorum bu yasağa maruz kalmadan önce de başkalarının benim hoşuma gitmeyen düşünceleri, itikatları, mezhepleri, yaşam tarzları gözümün önünde hayat buluyor diye "katli vaciptir" gibi sığ bir fikri güdecek bir kişilik değildim. Merhametli bir insanım.

Bu iyi, fakat yeterli degil.

Su anlamda yeterli degil: 'Hareket'in anafikri icinde, sadece dogrudan dogruya 'basortusu' meselesinden magdur olanlara degil, baskalarina da bazi faydalalri olmasi gerekiyor[du].

Ya da soyle diyeyim: Farzedelim, Zonguldak'ta sadece maden muhendisleri ugradiklari haksizligin (her ne iseler) giderilmesi ya da 'hak'larini almak amaciyla toplumsal destek arayisina girdiler...

Bu sadece bir avuc maden muhendisinin 'hak' ('imtiyaz') elde etmek mucadelesi ise, kimseden anlamli bir destek gelmez. O yuzden butun 'calisanlar' filan isin icine katilir --ya da katlirsa, bundan belki bir sey cikar.

'Basortusu hareketi' bu konuda bence cok yanlis etti --cok bencil davrandilar, bilerek ya da bilmeyerek.

Hareketin ozu, disaridan bakan birisi icin, uzun zamandir zimnen kullanilan bir imtiyazin devamini saglamak gibi durdu/duruyor.

Mesela alevi vatandaşlara, çingene (roman) vatandaşlara, kürt vatandaşlara olan önyargı dolayısıyla yapılan haksızlıklar.

Boyle hissetmis olabilirsiniz --buyuk bir ihtimalle icinizden hissetiklerinizdir bunlar yani. Ama, sizin 'hissetiklerinizin' kiymeti yok ki...

Hareketin hic bir safhasinda boyle kapsayici bir kaygu gormedim. Bu bahsettigimiz kitle [ki, noticeably, hala daha escinselleri yukaridaki siralamada saymiyorsunuz :) ] ve diger benzerleri 'basortusu' hareketini kapsayici bir ozgurlukler hareketi olarak gormedi.

O kadar gormedi ki, sirf 'basortusu'culer imtiyazlarini devam ettiremesinler diye, kendi haklarindan (imtiyazlarindan) dahi feragat eder oldular: Bugun geldigimiz noktada, 'kamusal alan' tarifinin evimizin kapisinin esiginde bittigini baska turlu kabul ettirmek nasil mumkun olabilirdi?

Sebebi ne ve nasil olursa olsun: Basortusu hareketi yuzunden ozgurlukler bence daha bir kisitlanmis oldu. Sirf bu yuzden, 'basortusu hareketi'nin basiretsizligi yuzunden, bu harekete kizabilirim --akilli dusman, akilsiz dosttan yegdir cunku..

Demek istediğinizi doğru anlayabildim mi bilmiyorum

Zannedersem dogru anlamissiniz. Fakat, bunun uzerine bir de yukarida soylemege calistiklarimi eklemenizi istirham ediyorum.

başörtüsü "geleneksel olarak arka plana atilmis kadinin simgesi" olarak algılandığından dolayı bu durumdan "kadın özgürlükleri" hareketine bir malzeme çıkmazdı diyorsunuz.

Ve, cikmadi da.. Halbuki cikabilirdi.

Yeni yeni kazandigi mektepli yani okumus bir kitle tarafindan dogru durust konumlandirilip savunulabilseydi, "geleneksel olarak arka plana atilmis kadinin simgesi"ni yeniden yorumlayarak butun "geleneksel olarak arka plana atilmis" olanlari kapsasa idi, muthis bir destek bulurdu.

Ama dediğimiz gibi "geleneksel" olarak yoksa "dinsel" olarak değil.

Bu cok da onemli bir ayrinti degil --daha da otesi bu 'cemaat-ici' bir ayrintidir.

'Cemaat-ici' olmayanlarin buna bakisi, bence, bir imtiyazin devam talebi idi.

Yani, 'kendine musluman', yani, baskalarinin taleplerini hem dikkate almaktan hem de karsilamaktan fersah fersah uzak.

Ayrıca kadın özgürlükleri denilen hareket kadının eğitim almasını, çalışıp kendi ayakları üzerinde durabilmesinin çağdaşlığını savunan bir hareket değil midir?

Iyi de, mali sattiran ambalajidir. 'Basortusu hareketi' ise, soylem anlaminda, cok berbat argumanlar, ambalajlar kullandi.

Tekrar soylemek ihtiyaci duyuyorum: Genis kitlelerin ozgurluk alanini genisletmek gibi bir kaygusu olmadi, bir ozel imtiyazin devami gibi durdu. O yuzden de yaya kaldi.

Zaten bu kızlar geleneksel olarak geri plana itilmiş değillerdi ki: Eğitim almak ve çalışmak istiyordu. Böylece geride kalan diğerlerine bir örnek teşkil edebileceklerdi.

Bu boyle olabilir, ama, disaridan bakanlar icin ise, tam anlamiyla bir Truva Ati karakteristigi tasiyor gibiydi --onlar oyle anladilar demek istiyorum-- ve, harekette de bir Truva Ati olmadigini anlatmak istikametinde ben hic bir gayret goremedim.

Cok nobranca bir benzetme kullanabilirsem, 'basortusu hareketi' bir cesit [Yeniceri ayaklanmalarinda gordugumuz] 'Isteruk!' hareketi intibai verdi ve hala daha da bu intibai veriyor.

Halbuki, 'Rabbena, hep bana' ile boyle seyler halledilemez.. Meshur 'Yesil' bile daha akilci davranmisti --'tek basina yemeyin, paylasin, yoksa kustururlar size' derken :)

Kaldı ki giyimde modanın değişik akımlarını savunabilen bu hareket, başörtüsünü (her ne kadar dinsel bir talep olarak gündeme getirilse de) özgürce giyinen kadının bir aksesuarı olarak göremezler miydi?

Gorebilirlerdi tabii ki. Ama, hareketin bizzatihi kendisi kendisini oyle konumlandirmadi ki.

Sonuçta özgürlük kısıtlamasının mağduru kadınlar.

Evet, bu hareket sayesinde/yuzunden, bir baska Tansu Ciller vakasi yasamis olduk.

Zor is bulmaktan bahsettiniz ya.. bu hareketin basarisinin mukafati olsa gerek [uzgunum, ama, belki de sizden daha cok kziginim]

Yani eğitim alan, çalışıp para kazanan kadınlardan sadece başörtüsü (yani sadece bir çeşit kıyafet unsuru) takmayanlar mı "çağdaş" oluyorlar? Nasıl bu basiretsizliği sergilediler?

Sunu bir anlatabilsem: Basiretsizligi sergileyenler, hareketin kendisi, onderleri [var idiyse], yandaslari filan idi.

Ayrıca madem "çağdaş" değiliz bırakılsaydı da okusaydık, aydınlansaydık.

Ne icin? Truva Ati olmaniz icin mi? --unutmayin ki, oyle algilaniyordu ve hala daha da oyle algilaniyor.

Bu ilmekte, ve baska yerlerde, ben Knz hanim ya da baskalarinin dediklerinin satir aralarinda ben hep sunu okuyorum:

Hukuk, nevzuat filan deyisleri bana hep bir seyler demek ihtiyaci bence (yani, laf ola beri gele)... Isin ozunde, basortusu hareketinin onlara bir katkisi olmayacagi, bilakis geri goturucu unsurlar icerdigini dusunmeleri yatiyor.

Bunun boyle olmadigini sizler sittiyn (60) sene soyleseniz de anlamli degil, actions speak louder than words.

Çağdaşlığın beyinde olduğuna inanıyorum. Şayet ben üniversitede okuyunca aldığım eğitimle pek çok fikrimi gözden geçirip, inancıma göre ölçüp tartıp, yeniden şekil vermiş bir insanım. Yani sırf başımı o eğitimi aldığım sınıfta açıyorum diye böyle mi oldu. Öbür türlü beynim çalışmıyor muydu?

Bakiniz, siz yukarida ilk yazdiginizda konuyu --lafin arasinda ama, yine de-- cok iyi konumlandirmistiniz: Lisede (IHL) okulda kapatip disarida acarken, universitede tersini yapiyor idiniz...

Bunun dinle filan alakasi var tabii, ama, sizin bahsettiklerinizden benim anladigim sey, sizin aslinda tercih ozgurlugunuzu kullandiginiz idi.

Yoksa, IHL'deyken gunah olmayan, Universitede mi gunah oluyordu? --dinen rust yasi 18 degil, degil mi?

'Benim dinim boyle emrediyor, onun icin boyle olmak zorunda' demek ile 'ben dinsel tercih ozgurlugumu kullanmak istiyorum' demek arasinda daglar kadar fark var. Ve,umarim bunu gorebiliyorsunuz.

Sırf bunları düşündükçe de kadın özgürlüğü STKlarının bu yasağa sessiz kalmasının sebebinin gene benim yazımda belirttiğim sebep olduğunu düşünmeden de kendimi alamıyorum.

Ve, sogukkanli dusunurseniz --yani, cok tarafli bakarsaniz, onlari cok da haksiz bulmayabileceginizi saniyorum.

"Orada korku, kendilerinin 'inanc' argumaniyla zorlanacagidir." Burada da haklısınız galiba. Evet, başı kapalı olmayan müslüman kadınlara "inançsız", "dinsiz" deme gafletini gösterenler bir kere "Kalplerimizdekileri yalnız Allah’ın bilebileceği" ayetine karşı duruyorlardır kanımca.

Fakat, hem bu laflar soylendi; hem de 'basortusu hareketi'nin yapisindaki 'isteruk' karakteristigi bunun pekala her an soylenebileceginin intibaini verdi. Yani, truva Ati, yani tehdit..

Daha ne olmasini bekliyordunuz?

Fakat, başı örtülü olan kadınlara da siz "laik değilsiniz" demek ne derece doğrudur? Böyle niyet okumaya çalışma ne kadar çağdaştır?

'Cagdas'lik, 'laik'lik da birer etiket sonucta. Isin ozunde ise, bir statuko bir baska statuko ile catisiyor. O yuzden, taraflari anlayissizlikla degerlendirmek cok da yerinde degil.

Bir ortayol bulunmak zorunda, ve bence bu ortayol (eger isteniyorsa) daha genis kitlelere daha yaygin ozgurlukler vermek ile olabilir.

Aksi halde etiketler uzerinden didismege devam ederiz.

Bir tek kıyafet parçası mı (yani onların baktığı açıdan söylüyorum) laikliğin elden gitmesine neden olacak. Laiklik ve de cumhuriyet bu kadar da zayıf bir unsur mudur? Güldürmesinler beni:)

Bu kadar basit degil bence.

Unutmayin, o 'bir tek kiyafet parcasi' sizin icin IHL'de onemli degildi, universitede onemli oldu.

Nicin?

Sebebinin 'din'sel kaygular oldugunu soyleyebilirsiniz tabii ki, ama, ben hala daha onun sizin ozgurlugunuzu kullanmak isteyisiniz oldugunu anlarim.

Bu da benim onyargim belki de... :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 20, 2006 4:52 AM


Müzmin bey

Bir ortayol bulunmak zorunda, ve bence bu ortayol (eger isteniyorsa) daha genis kitlelere daha yaygin ozgurlukler vermek ile olabilir.

Bu genis capli özgürlüklere örnek verebilir misiniz?

Yazan: Clausewitz Tarih: August 20, 2006 3:53 PM

Clausewitz bey,

Bu ilmekte, sizin de taniyacaginizi sandigim bir arkadasimiz soyle tek satirlik bir yorum yazmisti:

[14 Agustos 2006 02:06]

İlginc tartisma olacaga benzer. -)

Bu sayfa icinde o yorumu bulabilirseniz, o yorumdan hemen onceki yazdiklarim, ve daha sonra yazdiklarim okumagi lutfederseniz zannedersem tekrar yazmama gerek kalmayacak.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 20, 2006 6:00 PM

Sevgili knz,

August 19, 2006 08:29 AM tarihli yazınıza cevap yazıyorum. Biraz uzun olacak da. Haberiniz olsun.

Sevgiler...

Yazan: elif Tarih: August 21, 2006 1:33 AM

KNZ'YE MEKTUP

[Sevgili knz, bu yazım çok uzun. İnşallah tamamı yayınlanır. Çok vaktinizi alacağı için bunu vaktinizin bol olduğu bir zamanda okumanızı istirham ederim. Bütün sorularınızı cevaplamaya çalıştım. Yazının sonuna doğru galiba sizde bir önceki yazılarımla bıraktığım yanlış izlenimi düzeltmeye çalıştım (başörtüsü hareketine katıldığımı falan düşündürttüm size galiba). Bu benim son yazımdır. Her şeyi anlattığımı düşünüyorum. Umarım bizi anlarsınız.]

Sevgili knz,

“ELİF dostunu senle birlikte ağlayanlarda arama”

Hiçbir zaman böyle bir eğilimde olmadım. Hele hele bu yasağa karşı durmada güya biz “bacılarına” yardım eden erkeklerden hiç de haz etmedim. Onların yardım anlayışları batırdı bizi zaten. Ben dostumu bu yasak yüzünden göz yaşı döken hemcinslerimde de aramadım. Zaten aynı fikirdeyiz; çünkü hepimiz aynı kaderin kurbanları olduk. Bu, soruna bir çözüm aramak olmazdı. Amacım karşı düşüncede olanlara kendimizi anlatabilmek. Bunu da o cenahtaki erkeklere anlatabilmek zor ya da kolay bilemiyorum. Duruma göre değişir. Anlayabildiler diyelim: biz kadınlara yapılan bu haksızlığın, bu baskının giderilmesinde ne kadar aceleci olabilirler, çabalı olabilirler tartışılır. Çünkü onların da (sadece bu cenahtakilerin değil yani) “tuzları kuru”; sosyal ve ekonomik hayatta hiçbir kısıtlamaya (ne sebeple olursa olsun) maruz değiller. Halden anlamaları biraz zor olur. Ama benim asıl derdim karşı cenahın kadınlarıdır. Çünkü onlar da bu sebepten olmasa da başka sebeplerden dolayı sosyal ve ekonomik hayatta kısıtlanabiliyorlar. Bu kısıtlamalardan dolayı acı ve sıkıntı çekiyorlar. Dolayısıyla sıkıntılarımız farklı nedenlerle olsa bile “halden anlamaları” daha beklenebilir bir şeydir.

“””””””Dedim ya ufaktım, bir koyun gibi sürü ne yaparsa yapıyordum. Hedeflerim vardı ve bu hedefleri gerçekleştirebilmek için sadece ders çalışmaya odaklanan bir inektim:) Sorgulamıyordum. Sonraları başımı örttüğümde kendimi gerçekten daha özgür ve rahat hissettiğimden dolayı devamlı örtmeye başladım. “”””””””””””””””””””” “dert etme hepimiz öyleydik., Buna kabul ediş süreci diyorlar Elif. Kabullenme süreci yani., Çin’de ayakları küçük kalsın diye doğdukları andan itibaren ayakları sıkı bağlanan kadınlar da bunu benimsiyor. Ama sana, bana göre sakat durum bu. Kaç yaşında olursak olalım doğruyu arama çabalarımız sürer.”

Evet, bu dediğiniz “kabul ediş süreci” olgusu, hem mantıksal olarak ve hem de psikoloji biliminin bulguları açısından doğru kabul edilebilir. Bunun farkına şu an varmış da değilim: Bakınız, ben ara sıra geçmişimi düşünür ve bugünkü düşüncelerimin nasıl şekil aldığını irdelerim hep ve geçmişe yaptığım bu yolculuklarda o zamanki halet-i ruhiyem hakkında vardığım sonuçlar beni ürkütmez, onlardan utanmam da gocunmam da dürüstçe söylerim. Yalnız yukarıda benim yazımdan alıntıladığınız kısmın son cümlesinden sonra bir cümle daha sarfetmiştim onu yukarıya almamışsınız: “Sonraları başımı örttüğümde kendimi gerçekten daha özgür ve rahat hissettiğimden dolayı devamlı örtmeye başladım. Gene de üzerinde çok düşündüğümü söyleyemem.“ Sizin şahsınız benim hiçbir zaman kendimi başörtülü olarak gerçekten özgür ve rahat hissedebildiğime inanmayacak, anladım. Ama sizi inandırmak değildir derdim. Ben kendi öykümü siz ya da diğer arkadaşlar bana “vah vah” ya da “helal olsun” desinler diye yazmadım. Burada her ne kadar hitabım size de olsa bu siteyi takip eden sizin gibi düşünenlere kendimi anlatmak için yazdım. O yazımın yazılış amacı tamamıyla sizlerin bizleri tanıyarak önyargılarınızdan kurtulmanıza yardımcı olmaktı. Ama anlıyorum ki çabam beyhude imiş (en azından sizin için). Dedim ki: “Gene de üzerinde çok düşündüğümü söyleyemem.” Bu ne demektir? Demek ki bende hala bir bilinç oluşmamış pek fazla ne amaçla taktığıma dair. Sadece hislerimle hareket etmişim. Siz sanıyor musunuz ki o zamanlar İHL’de herkesin başını örtmesi devletin dayatmasıydı. Ben geçmişte orada okuduğum için sizin bilmediğiniz bazı gerçekleri anlatmak istiyorum. Ortaöğretim kılık-kıyafet yönetmeliğinde üniformanın tanımı vardır. Ama, “ kız öğrencilerin başları açık olmalıdır” diye bir ibare yoktur, bildiğim kadarıyla. Hal böyle ise ortaöğretimde baş örtmek ya da örtmemek serbestisi vardır deriz. Bu demektir ki yalnızca İHL içinde değil diğer ortaöğretim kurumlarında da kızlar istediği gibi davranmakta özgürdürler. O zaman orada (İHL) başı örtülü olan arkadaşlar bir suç işlemiyorlardı; ama dürüst olalım biz bilmiyorduk başı açık da olabileceğimizi sınıfta. Bize söylenmemişti. İşte bunu bilmediğimizden dolayı zaten dediğim gibi: “bir koyun gibi sürü ne yaparsa yapıyordum”. Sonuç olarak devlet “dayatmıyordu”; özgür bırakıyordu. Ama eğer vardı ise “kız öğrencilerin başları açık olmalıdır” ibaresi o zaman yine “devlet dayatıyordu” diyemeyiz. Olsa olsa bizim İHL’lerde başımızı örtmemize “müsamaha gösteriyordu” deriz. Bu yönetmeliğe, kurallara uygun mudur? Hayır ama “hukuk devleti” olduğu iddia edilen ülkemizdeki ilk ve tek garabet de bu değildir, takdir edersiniz. Gelelim şu düşüncenize: “Kaç yaşında olursak olalım doğruyu arama çabalarımız sürer”. Bakın buna benim itirazlarım var. Ben pedagog falan değilim ama gözlemlerim ve bazı bildiklerim var. Evli misiniz bilmiyorum ya da daha doğrusu çocuk sahibi misiniz bilmiyorum ama çocukları en ufaklıklarından beri gözlemlediniz mi hiç? Ben 4 kardeşin en büyüğüyüm. Benim en küçük kardeşimle aramda 17 yaş fark var. O daha 8 yaşında bense 25. Ona bakıyorum da hiç de gerçeği arama çabası gütmüyor. Sadece sorular sorar “niye” diye belki kendine garip gelen şeylerde ama o da cevabını aklının kestiği kadar anlar. Genelde çocuklar böyle midir? Evet ben böyleydim diğer kardeşlerim de böyleydi. Siz kendiniz belki doğduğunuzdan beri hep gerçeği aradınız veya sizin gibiler de vardır bu dünyada. Ama bunlar sayıları epeyi de az olan “dahi” insanlardır. Nitekim sizin örneğini vermekten çok hoşlandığınız İbrahim Peygamberin de çocukluğundan beri etrafında puta tapan insanlar olduğu halde ve babası da put yapıp satan bir kişi olduğu halde babasına karşı gelerek ve içine “gerçeği” arama tutkusu o yaşlarda düşerek “gerçeği” aradığı serüveninden bahsedilir Kur’an’da. Bu “çocuk yaşlardaki” arayış tutkusunun ise İbrahim peygamberin “mucizesi” olduğu kabul edilir din literatüründe. Doğrusu şudur bir çocuk anne-babasının terbiyesine muhtaçtır ve yanlış bulduğu şeylerde itiraz ederse; yaramazlıkla suçlanır o kadar. Ama derin derin düşünmez belli bir yaşa gelene kadar (bu arada insanların bazılarının ömürlerinin sonuna kadar da derin düşünmedikleri görülmüştür). Ben de koyun gibi sürüye uyarak yaptığım bu davranışı o zaman değil de yasağın sıkıntısını çektiğim zaman düşünmeye (neden örttüğümü düşünmeye) başladım. Nitekim benim ailem de sizin arkadaşınız gibi beni İHL’ye başımı örtmeye alıştırmak için göndermedi. Sadece temel eğitimimi tamamlarken dini mevzularda da doğru bilgim olsun diye gönderdi. Bu kızların bazıları okuldan mezun olduktan sonra neden açıldılar? Demek ki üzerinde düşündüler; belki gerekli görmediler örtmeyi, yasak çıkınca belki hayatlarını kazanabilmek için “günahını” riske aldılar. Bunu bilemeyiz. Ama hala örtenler arasında da emin olun bunun üzerinde düşünüp kendi kararını kendi verenler var benim gibi. Bunlar illa ki cehennemde yanmaktan korktuklarından değil. Bakın yaşınız benden büyük anladığım kadarıyla. Sizin zamanınızda aileler işlenmesini engellemek istedikleri her “günahta”; “cehennemde yanarsın ha” ile çok çocuk ürkütmüş. Benim annem de derdi ki onların zamanında şöyle derlermiş onlara: “Saçınızın gözüken her telinden bir yılan asılacak öbür dünyada.” Ne kadar tuhaf ve gülünç değil mi? Bu tasvir bana mitolojik hikayeleri anımsatıyor. Üstelik asıl ilginci de Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde cehennem tarifinde yılanlar söz konusu edilmemiş; yalnızca ateşten bahsedilmiş. Bu durum işte geçmişteki eğitimsizlikten kaynaklanıyor, kulaktan dolma bilgilerden. Bazı insanlar cehennemde yanılacağına inanıyor; siz o insanların bu düşüncelerine itiraz ederseniz “çeker vururlar sizi”(bunu mecazi anlamda kullandım). Çünkü Kur’an’da yanmaktan bahsedilmiş. Ve ehl-i kitap (kitabı olan) bir dinin mensuplarından kutsal kitaplarında yazanlara inanmaları beklenir. Teolojinin mantığı budur. Doğrusunu siz bilemezsiniz biz de bilemeyiz. Belki okuyan herkesi şaşırtacak ama ben şahsen bu şekildeki bir cehennem tasvirinin Kur’an’da Allah’ın biz yarattığı insanlara kolayca “cezanın” mahiyetini anlatabilmesi için var olduğunu düşünüyorum. Esas boyutunu bilemeyiz. Bu tasvir olsa olsa “cezanın” ve “azabın” çetinliğini insanlara Yaratıcının anlayabilecekleri dilden yapmasıdır. Bu düşüncelerimde ara sıra gider gelirim. Ama kesin ben de bilemem. Böyle düşünmem beni dinden çıkarmaz. Çünkü “günah” ve “sevap” vardır ve karşılığında “ceza” ve “ödül” vardır. Ve cezanın adı “cehennem”dir. Ama sadece mahiyetini biz yaratılanlar bilemeyiz. Bu düşüncelerimi babama (babam ilahiyatçıdır) söylediğimde bana hiç kızmadı “olabilir” dedi. Her neyse konumuza dönersek şunu da eklemeliyim: hala örtenler arasında benim gibi olmayıp da aile baskısıyla örtenler de vardır elbet. Ama işte bu baskılardan kurtulup kendi kararlarına varabilmeleri için bu ailelerin kızlarının okuması lazım. Ve maalesef bu yasak var diye hiç üniversite sınavına girmeyen, girdirilmeyen kızlar bile var. Hiç şanslarını denemiyorlar bile. O yüzden sizlerin de kadınlar adına bizlere yardımcı olmanız gerekir. Son olarak bir şey daha söyleyeyim: İnsanlar gerçekten kızlarını İHL’ye başlarını örttürmek için göndermiyorlar. Dini mevzularda da bilgi sahibi olsun diye gönderiyorlar. Nitekim annesinin başı açık olup da dini bilgileri de iyi öğrensin diye kızlarını buralara gönderenler de var. Ve o kızlar başları açık olarak hayatlarını sürdürüyorlar.

“”””””””””””Gene de üzerinde çok düşündüğümü söyleyemem. Allah korkum vardı elbet (ahh şu manasız(!) korkularımız yok mu) ama sanki canım öyle istemiş de ondan gibi bir anlam da yükleyebilirsiniz. “”””””””””””” Biz yere ekmek parçası düştüğünde çok korkardık. Öpüp başımıza koyardık. Allah aratır sonra diye öğretmişlerdi. Biz savaş görmedik büyüklerimiz gibi, bolluk var ama mümkün değil yere ekmeği atmam. Bu korkumu da sorgulayabilirim ama, sorgulamamdan aklanır. Şimdi herhangi birisiyle bu korkum hakkında tartışabilirim. Ve ekmeğin nimeti hakkında kitap bile yazabilirim . Aç Afrika’ya şiirler yazarım. Orada çocuk açlıktan ölüyor. Allah varsa adalete olan inaç olmalıdır diye düşünürüm.

“Allah korkusu” konusuna aşağıda değineceğim. “Allah varsa adalete olan inanç olmalıdır diye düşünürüm.” demişsiniz. Katılıyorum. Sizin dünya görüşünüzü bilemem ama eğer bu yazıyı okuyanlardan bu yasağa destek verenler arasında ateist olanlar varsa onlara şunu söylemek istiyorum. Allah yoksa adalet yok mudur? Hayır demeliler çünkü adalet dünyanın düzeni için gerekli evrensel bir normdur. Bu yüzden bu yasağın kadınlar arasında bir adaletsizlik olduğunu görmeliler. Bir de şunu söylemeliyim. Benim yaşlı bir halam var; bize geldiğinde sofrada yemekler yendikten sonra şükredip dua ederken şöyle dediğini duydum: “Allah’ım dünyada aç müslüman bırakma.” Babam bunun yanlış olduğunu söyledi ablasına. Çünkü bu bir insanlıktır. Sadece müslümanların aç kalmamasını istemek doğru değildir dinen de. Zavallılar var bu dünyada ve onların zavallılıklarına acımamız (ve ayrıca acılarına çare olmamız) için tek ölçek dinleri değildir. Lakin halam eskiden öyle yetişmiş hala öyle sürdürüyor duasını. İşte bu gibi yanlışlıklar eğitimle çözülebilir ancak.

“Sakın yanlış anlama benim ailemde siyah çarşaflısı bile vardır ve can ciğerizdir. Fakat Elif, bir tanrının,- Allah’ın- küçük bir kızın kulağının görünmesinden neden öfkelendiğini anlamam mümkün değil. Anlamlandıramıyorum. Yıllar geçti olmuyor. Sen anlat isersen ?”

Bir kere şunu söyleyeyim. Sizin ailenizde kapalı olanlarla olan sevgi dolu muhabbetiniz sizin dini çok da iyi bildiğinizi göstermez. Dini onların anlattığı kadar bilirsiniz, eğer araştırmazsanız. O sevgi sizin insanlığınızın bir gereğidir. Çarşaflı olanlar da pardesü giyip başlarını örtenlerin tesettürlerini yeterli bulmuyorlar. Arkadaşımın bildiği bazıları hatta diyorlarmış ki:”Çarşaf giyilmediği sürece pardesü de giysen başının örtüsü buradan taa X’e kadar (bir yer adı) uzansa da cehennemde yanacaksın.” Şimdi bu kişiler kim bilir benim gibi pardesü giymeyenleri “dinsiz” yaparlar. Şunu söyleyeyim (ailenizdekileri bilmem ama) çarşaf genelde son derece bağnaz bir “cemaatin” (aslında ayrı ayrı böyle cemaatler var bildiğim kadarıyla) kadın mensuplarına dayatılıyor. Başka türlü örtü kabul etmiyor cemaat. Oysaki örtünmek için kara çarşaf şart değildir. Çünkü Kur’an’da örtünün rengi, deseni anlatılmamış. Eğer siz din hakkında onların (her çarşaflı böyledir demiyorum, yanlış anlaşılmasın) ağzından ya da uygulamalarından bilgi almaya çalışırsanız yanlış yönlenmiş olursunuz. Diğer türlü örtünenler daha bilgilidir, doğruyu biliyordur diyemem çünkü bilgisizlik her yerde var; ama amacınız gerçekleri öğrenmekse kişilere değil de doğru kaynaklara başvurmalısınız. Bu “doğru kaynak” meselesine daha sonraki paragraflarda tekrar değineceğim. Gelelim meselemize: Orada siz olayı sadece kulak kapatmak diye algılıyorsunuz. İlginç geliyor ama yine de sizin düşünceniz. Ayrıca böyle olsa bile siz diyorsunuz ki daha önceki yazılarınızda özetle “orada anlatılan kulak kapatmak. Bu da saçma. O zaman uymayın.” Şimdi kutsal kitapta yazan bir şeye (diyelim sizinki gibi olsun yorumumuz) yani Yaratıcının ağzından çıkan bir şeye “saçmadır”, yapmayın demeniz “dindar” muhatabınıza bir “küstahlık” gibi gelir. O size, “nasıl dersin yaratıcının sözüne saçma, sen kim oluyorsun ki sana uyacağım” der. İşte size burada yazanların hararetle karşı çıkmasının bir sebebi de bu (hatta bu yüzden size “hastalıklı sosyalist” yaftaları yakıştırmaları, size kızıp küfretmelerinden daha iyidir diye düşünüyorlar). Yani biraz kutsallarına saygı bekliyorlar, öğrenmek için sorabilirsiniz ama yermemelisiniz. Neyse, neticede sizin bu kulak kapatmayı anlamlandıramamanızın sebebi tam da olayı böyle algılamanızdan kaynaklanıyor. Eğer böyleyse durum, sadece kulaklarınızı kapatın diğer yerlerde serbestsiniz gibi bir mana çıkıyor ortaya. E bu da tabii ki örtünmenin nedeninin ne olduğunu görmemizi engelliyor. Ayeti yeniden yazmayacağım buradaki herkes biliyor zaten. Ama o ayet Allah’ın kendi yarattığı cinsiyetlerin özelliğini bilip bize belki de doğabilecek sorunlara karşı bir bilgi vermek amacındadır. Artık erkeklerin temel dürtülerinin ne olduğunu yazmama gerek yok herhalde. İşte bunlardan dolayı Allah kadınlara (buluğa erenlere, yani küçük kızlara değil) dışarı çıktıklarında rahatsız edilmemeleri için (kötü ve dik dik bakışlardır bu rahatsızlıkların en hafif olanı) bir yol göstermiş ve yalnızca baş değil boyun ve göğüslerin de örtülmesini tedbir olarak sunmuş. Şimdi bu iki türlü yorumlanabiliyor: “Bu bir emirdir” diyenler var. Ve ayetteki üsluptan dolayı “Bu bir tavsiyedir” diyenler var. (yani bu bir ruhsattır, dileyen kadın uyar dilemeyen de uymaz diyenler var). Bendeniz, birinci ekoldenim. Çünkü Kur’an’ı Kerim’de yazan herşeyin farz olduğunun kabul edilişinden (çünkü Allah söylemiştir) dolayı bunun bir emir olduğunu ve Allah’ın biz yarattıklarını bizden daha iyi tanıyacağını düşündüğümden dolayı. Ve ayrıca peygamberimiz de bunu böyle uyguladığı için. Ama bu ikinci ekol (ruhsattır diyen) için de bir şey diyemem çünkü üsluptan böyle bir mana çıkarıyor olmalılar. Sonuç olarak bu bir “emirse” buna uyanlara, bir “tavsiyeyse” yerine getirenlere “bunlar bunu baskıyla yapıyorlar” diyemeyiz. İllaki cehennemde yanacaklarından ödleri koptukları için de diyemeyiz. Çünkü “iman” yani Allah’a inanmak esas olandır ve Allah merhametlidir de (Allah’ın “rahmetim gazabımı geçti” dediği bildirilmiştir nitekim). Ama Allah’a korkuyla bağlanmaktansa sevgiyle bağlanmak daha da güzeldir. Yaradanını seven bir insan “emirse” ya da “tavsiyeyse” O’nu, yani sevdiğini üzmemek adına bunu yerine getirmek isteyebilir. Benim “Allah korkusu”ndan kastım budur.

““””””””””Yasaklar uygulanmaya başladığında çok zorlanarak başımı açtım ve inanın bir gün bile bundan hoşnutluk duyamadım. Çünkü dini kaygılarımdan ötürü duyduğum endişe güçlüydü ama dürüst davranıp itiraf ediyorum çift kişilik yaşamak zorunda olmanın verdiği gurur kırılması daha da güçlüydü.”””””””””””””””””””””””””””””” elif sana bir şey anlatacağım. O dönem de çok kısa bir süre erkeklerin sakallarına yasak gelmişti. Hani ülkemizde sallasan yasak ya,.. Hiç unutmadığım bir sahne var. Sakallı bir öğrenciyi kapıdan almadılar. Tv muhabiri röportaj yapıyor o çocukla, diyor ki; şimdi ne yapacaksınız ? Genç diyor ki, şöyle bir el hareketi ile, Ne yapacağım gidip sakalımı keseceğim. BEN bile o kadar önem vermiyorum, onların önem verdiği kadar BENİM sakalıma ??? Özgürlük nasıl bir şey Elif hayal edebiliyor musun ? Böyle bir şey işte . peah !

Sevgili knz bu hususta da sizde biraz bilgi eksikliği görüyorum. Çünkü bir erkeğin sakal bırakması farz değildir. Sebebi ise “erkeklerin sakal bırakması” na dair bir ifadenin Kur’an’ın hiçbir yerinde geçmemesidir. Ama eğer yasak cuma namazlarına getirilmiş olsaydı bakın o zaman aynı rahatlığı gösterebilir miydi o çocuk? İnanın o zaman Türkiye’de kıyametler kopardı. Şimdi siz “öyleyse sakal bırakmak diye bir adet neden var” diyeceksiniz. Çünkü sakalın dinen hükmü “sünnet” olmasıdır. Sünnet ise Peygamberimizin günlük hayattaki adetleridir: yemek yerkenki alışkanlıkları, giyimi kuşamı, kişisel bakımı vs., ve de bize hadisleriyle, fiil ya da tasdikleriyle bildirdiği adetlerdir. Peygamberimiz de sakal bıraktığı için onun bu alışkanlığını, ona olan gönülden bağlarının, sevgi ve muhabbetlerinin bir nişanesi olarak sürdürürler. Ve sünnetler uygulandığında “sevap” hükmündedir ama uygulanmadığında “günah” hükmünde değildir. Farz gibi değildir yani. Ama cuma namazı farzdır ve uygulanmadığında “günah” kabul edilir. Şimdi burada bu erkeğin nasıl bir erkek olduğunu söylemediniz bana. Eğer “dindar” bir erkekse o kişi, bu saydığım sebeplerden dolayı böyle davranmıştır. Fakat bu yasak bütün erkekleri kapsıyordu ve bu sakalı moda olarak bırakan bir erkek idiyse o kişi, her halde eğitimi uğruna modayı uygulamaktan vazgeçerdi, şüphesiz. Bence bu sakal yasağını koyanlar çok basiretsiz davrandılar çünkü her iki cenahtaki erkekler de (başka başka anlamlarda da olsa) bu sakalı bırakıyordu ve bunun ucu öbür erkeklere de dokunduğu için bu uygulamadan kısa sürede vazgeçildi (yasakçılarımız da birer erkekti çünkü). Evet sevgili knz özgürlük böyle bir şey ama burada en çok sitem etmemiz gereken bu yasağın etkilediği erkekler (her iki türde olan da) değil bilakis “bu yasağı koyan” erkeklerin BENCİLLİĞİDİR.

“””””””””Evet sizin dediğiniz gibi fedakarlık yapıp açtığınızda sorun hallolmuyor, çünkü kimliğinizden bir anda soyutlanıp çift kişilik oluyorsunuz. Ve bu da psikolojik açıdan hiç sağlıklı değil. Veriminiz düşüyor, depresif oluyorsunuz vs. “””””””””””””””””””””””””””” Fedakarlığı 3. kez anlatıyorum. Ben bunu de-ME-dim. Kendinden vermeyi söyledim. Galiba bu kavramın çok anlatılması gerekiyor ki, doktor örneğinde bile hastayı terbiye etmeye çalışan bir tip çıktı. Bu ben merkezli bir evren. BEN, Benin normlarım, benim duygularım, benim çerçevem. Hayır siz hizmetlisiniz. Yani kamu hizmeti açısından,Başkaları için kendinden vermekten söz ettim. Kendinden veremiyorsan, psikolojin bozuluyorsa başka seçenekler yapmak zorundasın. Ben buna uzlaşma alanı dışında kalan herkese istisnasız söylerim. Tabi ki bu şu anda sözü edilen bir alan. Zamanla değişebilir. Umarım sizi de kapsar. Fakat bunun için mahkemenin ileri sürdüğü endişeler hakkında çok çalışmanız lazım. Hiçbir hak kolay alınmamıştır.

Evet 3. kez anlatıyorsunuz fedakarlığı ama hep aynı şeyleri söylüyorsunuz. Hiç birinde değişik bir şey söylemediniz. Demek ki ya anlatamıyorsunuz ya da bu fikrinizde eksik, yanlış bir şeyler var. O yüzden size karşı çıkılıyor durmadan. Sizin “fedakarlık” dediğiniz şey (bu konuştuğumuz konuyla alakalı olarak) üniversiteyi okurken ya da kamuda çalışırken bizim başımızı açmamız. Kendimizden vermemiz yani. Peki siz kimlik bütünlüğünüzden, kişilik öğelerinizden nerede vaz geçerdiniz. Yani sırf üzerinizde bir sembol (her hangi bir sembol-dini olmayabilir yani- Bu “dini sembol” meselesine de ayrıca değineceğim aşağılarda) yok diye fedakarlıktan yırttınız yani. Bu biraz bencilce bir düşüncedir. Esas bu, ben(sizler) merkezli bir düşüncedir. Hasta örneğinizde, hastayı terbiye etmeye çıkanlar olur tabii çünkü siz hala ısrarla yanlış sularda yüzüyorsunuz. “Ben belki bağnaz, ön yargılı olabilirim ama doktor bana selam durmalıdır:)” diyorsunuz. Üstelik “doktorun sembolleri yaptığı işi, yetkinliklerini etkiler” diyorsunuz. Nasıl yani? Üstündeki semboller onu beceriksizliğe sürükleyip, sizi iyileştiremeyip öldürecek mi diyorsunuz? Bence bu düşüncenizi gözden geçirmeniz lazım. Diyorsunuz ki:“Kendinden veremiyorsan, psikolojin bozuluyorsa başka seçenekler yapmak zorundasın. Ben buna uzlaşma alanı dışında kalan herkese istisnasız söylerim. Tabi ki bu şu anda sözü edilen bir alan. Zamanla değişebilir. Umarım sizi de kapsar.” İlk cümlenizi demediniz sayıyorum çünkü gaddar olamazsınız. Bu sadece sizin bana gaddarlığınız değil, toplum içinde bir güruhun bir güruha olan gaddarlığıdır. Psikolojik sorun yaşayan ben değildim yalnız; ben yalnızca hastaneye yatırılmadım o kadar. Uzlaşma alanı diye bir şeyin tanımını kendiniz yapıyorsunuz ve o tanıma göre de beni o alanın dışında tutuyorsunuz. Buna nasıl “uzlaşma” diyorsunuz? Çünkü uzlaşma (agreement) “win-win” ilkesine göre olur. Ama bu dediğiniz ”win-lose” durumu. “Sen ver, ben de vereyim” diyorsunuz: Ama sonuçta siz hiçbir şey vermiyorsunuz. “umarım sizi de kapsar” diyorsunuz. Ummak yetmez, yardımcı olmalısınız. Ayrıca bu arada belirteyim daha önceki yazınızda bana kendinden vermeyi örneklerken İbrahim peygamberin oğlunu kurban edişini anlattınız. O zaman önemsemedim, ama söyleyeyim, bu örneği başka yerlerde verirseniz ikna edemezsiniz, çünkü Kur’an’ı Kerim, o olayı anlatırken İbrahim peygamberin oğlunu “Allah” istediği için kurban etmeye kalkmasından bahseder. (Nitekim sonunda oğlunu kurban etmemiştir; Allah İbrahim peygamberi denemiştir ve samimiyetini anlayınca da gökten koç indirmiştir.) Yani Allah uğruna fedakarlık yapılmasından bahsederken bu olay ibret alınsın diye anlatılmıştır. Şimdi siz bu örneği verirseniz size “Sen/sizler” Allah mısınız da (haşa) sizin dediğinizi yapacağım” derler. Ve tartışmayı daha başlamadan bitirmiş olursunuz. İkna edemezsiniz. Geçelim. “Fakat bunun için mahkemenin ileri sürdüğü endişeler hakkında çok çalışmanız lazım” demişsiniz. Eğer AİHMden bahsediyorsanız ben zaten hiç o mahkemeden lehte bir çözüm çıkacağına inanmıyordum. Kişiler çok sıkılıp, sıkıştırılınca “denize düşen yılana sarılır” misali davranıyorlar. Mahkeme sürecini hiç takip etmedim. Bakınız o mahkemeye “Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi”ne imza atan, yani bu bildirgeye taraf olan devletlerin vatandaşları başvurabilir. Çıkan kararlar da ödettirilen tazminatlar dışında üye devletlere hiçbir yaptırım uygulatmaz. Sadece tavsiye mahiyeti niteliğindedir. Şimdi bu mahkemeden davacının aleyhine kararı çıktı diye insanlar “bakın işte girmeyi düşündüğümüz AB bile buna yanlış diyor ( bu arada, bence AB ile mahkemenin alakası yok çünkü biz daha ABye üye değiliz ama yıllar öncesinden bu beyannameye taraf olmuşuz). Artık bu işe son nokta konmuştur. Kesin sesinizi. Yasağa devam.” dediler. Ama burada bir çifte standart var çünkü o karardan çok kısa bir süre sonra AIHM bir vatandaşımızın askerlik yapmak istememesi hakkında açtığı davada da devletimiz aleyhine karar verdi ve tazminat ödemeye mahkum etti. Hani şu çok infial yaratan “vicdani red” meselesi. Sonuç: hiçbir değişiklik yok. Askerlik hala zorunlu. Devlet de paşa paşa tazminatı ödeyecek. Yani demek istediğim o kararlar sadece bir tavsiye niteliğindedir. Bizim kendi iç düzenimiz için fikir olabilir o kadar. Yani ilk karar için bu kadar çığırtkanlık yapan “etken zümre” diğer kararda susmuştur. Bu işin bir boyutu. “Hukuk realitedir” diyorsunuz. Evet doğru ama bu ilk davada mahkemeye davalı konumundaki devletin kendini savunmak üzere sunduğu “realite” yanlış. Sadece kamuoyunda taa 28 şubattan beri yaratılmak istenen (bunda bizim tarafın da suçu hiiç de az değil) bizlere karşı olan bir korku, bir tehlike imajının bir “realite” olarak sunulması. Dolayısıyla kararın gerekçeleri de bu savunmaya (bu sunulan realiteye göre) şekillendirilip duyuruldu. Yani Avrupalı’lar, hakimler gelip burada yaşayıp, gözlem falan yapmadılar (Bunu zaten hiçbir mahkeme yapmaz. Sadece sunulan savunmaya bakar). Onlar da anladılar ki burada aslında “zümrelerin otorite mücadelesi” söz konusu; o yüzden bunu kendi içinizde halledin dediler. Karışmak istemediler. Olan biz kadınlara oldu. Ama nedense “vicdani red” meselesinde daha bir insan haklarından yana oldular (Halbuki bu davada da devlet kendini mahkum ettirmek istemezdi değil mi? Ona göre güzel bir savunma yapmış olmalıydı). Yani ilk mahkemenin kararı tamamıyla SİYASİDİR. İnsan haklarıyla falan alakası yoktur. İtibar etmiyorum. Siz de etmeyiniz eğer niyetiniz insan haklarını savunmaksa.

“”””””””””””Örtülü kendimi rahat hissediyordum. Ama dediğim gibi benim hedeflerim daha önemliydi ben çünkü bilim kadını olmak istiyordum master da yapacaktım doktora da. Nefsime, hırslarıma yenildim ve başımı açtım. “””””””””””””””””” Sonunca üzüldüm. Keşke hakkını arasaydın. İtiraz mekanizması var.

Ayol siz sanıyormusunuz ki 28 şubat kararları sadece başörtüsüne yasak getirdi. Ben, ilk yazımda benim meselemin başımı örterek asistan olmak istemekte ısrar olmadığını anlatmıştım. Ben açtığıma göre başımı; bu görev için uygun olanlar arasındaydım. Burada mesele bir fişlenme (ortaokulda İHLde okudum çünkü) meselesidir. Hangi itiraz mekanizması bana çalışacaktı ki? Bakın daha açık anlatayım: Benim babamın bir öğretmen arkadaşı var. Kendisi yanılmıyorsam edebiyat öğretmeni. Milli eğitim bakanlığının yurt dışındaki Türk vatandaşlarına öğretmen gönderme programına baş vurmuş. Her türlü şartı yerine getirmiş. Sınavı kazanmış falan. Yani yetkinliğinin uygun olduğuna karar vermişler. Adamcağız kesin bekliyor atanmayı ama sonuç olumsuz. Adam hakkını aramaya karar vermiş. İlgili mahkemeye başvurmuş. Reddedilmiş. Temyize gitmiş vs. vs. bir sürü süreçten geçmiş. Sonunda mahkemede ne ortaya çıkmış biliyor musunuz? Atama için yapılan istihbaratın raporunda sadece şu durum kusurlu bulunmuş: “Eşinin başı kapalı olduğundan dolayı...”. Halbuki kadın ev kadını. Kocasının işiyle alakası yok. Bilmem anlatabildim mi? Bu fişlenmeler hala daha günümüzde var (yökte ve üniversitelerde özellikle). Şimdi siz burada “eee erkekler özgür tabii” diyebilir misiniz? Bakın sevgili knz bu cenahta eğitimli insanlar da var. Cübbe sarık giymiyorlar. Şeriat falan da istemiyorlar. Ama kadınları eğitmek çok daha önemli. Gelecek ancak kadınların eğitimiyle olur. Eğer eğitim engellenirse bu cübbeli ve sarıklı akıma kapılanlar çok olacaktır. Çünkü bizler eğitilir ve çalışırsak bizim cenahtaki kadınlara örnek oluruz. O zaman görün bakın “sarıklı, cüppeli” nesil yetiştiriyor mu o kadınlar?

“”””””””””””Ama siz tutturmuş bağnaz bazı densizlerin yok başını örtmeyenler cariyeymiş de vıttırı zıttırı demeçlerini sanki dinin otoriteleriymiş gibi öne sürüp de beni bunlar böyle görüyorlar, çok alındım bari yasaklayalım da herkes tek tip olsun benim gibi olsun kimse de bana o gözle bakmasın diyorsunuz. “””””””””””””””””””””””””” Dini otorite söylüyor tabi. Kadın ve aile dergisinden örnek. İki tane google dan kadın İslam tesettür diye kelime girsem karşıma çıkar. Ben araştırmamıştım bile ,kucağıma düştü. Maalesef temiz bir kamuoyunun oluşması için mücadele gererkiyor. Herkes için söylüyorum. Bir sana değil.

Sevgili knz, dini otorite diye bir şey yok Türkiye’de. Çünkü Türkiye laik bir ülke. Dini otorite, İran’da var: Atanmış mollalar konseyi. Diyanet, sadece yayınları ve müftülükleri aracılığıyla insanlara “doğru dini” anlatmaya çalışıyor. Ayol “Kadın ve Aile” dergisi hala yayınlanıyor mu? Haberim yok vallahi. Bakın gidin Cağaloğluna ne kadar yayın evi var “bağnaz cemaatlerin”. Ben İslam dininin gerçeklerini dergilerden takip etmiyorum, sevgili knz. Ne yazılı basına (sağcısına da solcusuna da), dergilere, ne de internette paylaşılan her düşünceye 100% itibar etmeyiniz. İnsanlar bilgisizliklerini, bağnazlıklarını internette de aktarabilirler. Medya organları (özellikle popüler yayınlar) yanlış bilgilerle ya da kasıtlı olarak doğru bilgileri çarpıtanlarla dolu. Birilerinin iç hesapları var çünkü. Ürken bir kamuoyu oluşturuyorlar. Olan kadınlara oluyor. Şu cariyelik, kölelik meselesine gelince: Bu durumun şu sizin bahsettiğiniz yorumuna hayret ediyorum. Çünkü knz bu forumlarda yazan insanlar nedense Kur’an’ın miadının dolduğunu iddia ediyor ve hükümlerin kaldırılması gerektiğini söylüyor ve bir de bilgisizce fikirler üretiyorlar. Üretsinler umurumda değil. Ama bir de bu fikirler doğruymuş gibi dayatıyorlar. E, karşılığında da “Dinime küfreden bari müslüman olsa” (bunu metaforik manada kullanıyorum) tepkisini alıyorlar. Çünkü knz “ilahiyat” bir bilim dalıdır. Öyle akşamdan sabaha yorum yapılmaz. Her türlü hüküm ilahiyatçılar tarafından didik didik edilir; ayrıntıya girmeyeceğim ama bu işlerin bir metodolojisi var. Gelelim meseleye: Kur’an 1500 sene evvel indirilmiş ama sadece indirildiği dönemdeki müslümanlara ve de sadece Araplara hitap etmiyordu kuşkusuz. O, her zaman geçerlidir ama değişen alışkanlıklara ve çağın gereklerine göre yorumlanabilir. Örneğin Kur’an’da sarık ve cüppe giyiniz denmez ama nedense dinin hükmüymüş gibi hala giyilir. Fakat, Kur’an’da yazan bir ayet yorumlansa bile yok kabul edilemez. Örtü ayeti gibi. Bunu yaparsanız hiçbir zaman bu insanları ikna edemezsiniz. Çünkü Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna inanıyoruz. Buna da yanlış inanıyorsunuz derseniz bu insanlara, size kızmalarını da doğal karşılamalısınız. Bilmeden davranmayınız derim ben. Fakat takdir edersiniz ki Kur’an’ın indirildiği dönemde kölelik müessesesi vardı dünyada sadece Arabistan’da değil yani. Dolayısıyla o zaman için, bu örtü meselesinin geçtiği (Ahzab 59) ayetteki kimin cariye (kadın köle) kimin de hür sayılacağına dair ibare bugün dünya üzerinden kölelik müessesesi kalktığına göre tabii ki bugün uygulanamaz. Bugün tüm kadınlar hürdür. Bakmayın siz o bağnaz erkek milletinin dediklerine. Bilgisizlik her yerde var. Lafı şeyinden anlamak derler ya bu duruma çok uyuyor yani. Ama sevgili knz, o ayette kadınlara sunulan tedbir (emir (farz) de kabul edilse tavsiye (ruhsat) de kabul edilse) yok sayılamaz. Çünkü 1500 sene de geçse erkeklerin temel türtüleri hala değişmemiştir. Bilmem anlatabildim mi?

“”””Ama arada olan kadınlara oluyor. Kullanılan siyasi simgeler ya da dini simgeler değil sadece ve sadece kadınlar. Sizin gibi yasakçı zihniyetler de buna çanak tutuyorlar””””””””””””””””””””””””””””””””””””””” Benim en sevdiğim kadınlardan biri Gonca Kuriştir. Kaçırıldığında çok üzüldüm. Ama kaçırıldığında kimse ses etmemişti. Sizler de ses etmediniz, o eleştirdiklerin diğerleri de etmedi. Bir telaş olmadı, bi arama olmadı. Yetkileri harekete çağırma olmadı. Kimse çocuklarını ziyarete gitmedi. Cenazesinde kızı tartaklandı.”

Sevgili knz, ben Gonca Kuriş olayını çok iyi hatırlamıyorum. Çünkü o olay sırasında ben lisedeydim. O zamanlar sadece ders çalışan bir inektim:). Ama hatırladığım bir şey var: Ben yazın Almanya’ya dayımlara tatile gitmiştim. O zamanlar Türk Tvlerini seyredemiyordum. Gezmekle meşguldük yani:). Fakat bir gün yengem dediydi ki: “Elif, Gonca Kuriş ölü bulunmuş (hala aranıyordu), kafasını kesmişler, iyi yapmışlar değil mi?” Ben şaştım kaldım bu soruya. Hiç unutamıyorum bu olayı. Yengem başörtülü değildi. Sonradan söyledi şaka yapmış diye (Çünkü Kuriş hala bulunamamıştı.) Yani beni sırf başımdakine bakarak denemiş. Ne kadar incindim bilemezsiniz. Sanki beni ilk defa görüyor yengem. Anlatabiliyor muyum, sevgili knz, birilerinin iç hesapları, bağnazlıkları kadınları birbirine düşürdü. “Böl ve yönet” anlayışına ben/biz hizmet etmiyorum(z) sevgili knz. Ben/biz sadece kurbanıyız.

“İtalyadaki haç örneği İçin ne düşündün ? Sen de Müslüman birliği başkanına kızdın mı ? şikayet etti diye..”

Kızıp kızmamak değil mesele; çünkü durumu absürt buldum. Sevgili knz, bu forumu takip edip duruyorum da bir tek kişi İslam sembol dini değildir demedi. Bakın ben bu durum için Müslüman birliği başkanı, laik olduğunu iddia eden İtalya’yı yola getirmiştir diyorum. Çünkü ben de laik ülkelerde hizmet veren kamu mekanlarının kimliksiz olmasından yanayım. (Bunu bu forumu keşfetmeden de böyle düşünüyordum). Yani o devlet dairesine giren her türlü itikattaki ve dindeki vatandaş, laik devletin “her dine eşit mesafede bakması şartı” öngörülerek koyduğu kanunlar aracılığıyla hizmet etmelidir. Yani bir daireden içeriye giren musevi bir vatandaş, hristiyan sembolünü duvarda görüp de kendini kötü hissetmemelidir. Yani MEKANIN BİR KİMLİĞİ olduğunu hissetMEmelidir. Fakat o dairelerden hizmet alan da orada hizmet veren de hertürlü kimlikte olabilir. Çünkü o hizmet verenler, verdikleri hizmeti “her dine eşit bakan laik bir hukukun kurallarıyla” vermek zorundadır. O, hizmeti sana vermem diyemez. Derse işten atılır. Gelelim şu dini sembol meselesine: sevgili knz, hristiyanlığın sembolü haçtır, yahudiliğinki davut yıldızıdır. İslam dinininki ise hilal falan değildir. Hilalin sonradan bizim Türk kültürümüzle yoğrularak İslam dininin sembolüymüş gibi sunulduğunu düşünüyorum. Bakın, hristiyanlar duvardaki çarmıha gerilmiş İsa heykeli olmadan dua etmezler. Şimdi İtalya’daki okuldaki duvarda asılı olan o haç o sınıfın biraz da bir nevi ibadethane haline gelmiş olduğunu gösterir. Yani bu örnek biraz bizim durumumuza uymuyor. Ayrıca orada o duvara haça alternatif olarak “Allah” yazısının asılmasının istenmesi (isteniyor mu bilmiyorum) bir kere oraya İslam’ın sembolünü astırmak değildir. Allah yazısı İslam’ın sembolü falan değildir. Çünkü İslam, Allah sevgisini kalplerde ister. Duvara asılan Allah yazıları durumu son tahlilde biraz da puta tapıcılığa götürür. İslam dini kendini sembollere (putlaşmalara) bağlamaz. Nitekim hristiyanlar boyunlarına haç asarlar. O zaman bir semboldür astıkları ve de istedikleri zaman çıkarabilirler. Kendilerinin kimliğini tamamıyla simgelemez o sembol. Bakın, bir ara bizde de hristiyanların boyunlarına astıkları haça bir nevi analoji yapılarak Arapça “Allah” yazılı kolyeler sürüldü piyasaya. Çok insan satın aldı. O kolyeleri takan başı açık hanımlar da nitekim devlet dairelerinde çalışıyordu. Sizin olaya baktığınız yerden bakarsak kimse de onlara o kolyeyi takıyor diye dini semboldür bu bize dayatıyorsun takma demedi. Peki, o zaman neden İtalya’da böyle bir olay oldu? Büyük ihtimalle şu yüzden: Müslümanlar katolik İtalya’da azınlıklar. Ve eminim çoğu da göçmen olarak İtalya’ya gelmiş iş gücüne dahiller (ilk göç edenlerden sonra orada doğup büyüyen kuşaklar da dahil). Avrupa’nın ekonomisi pek çok yerde çökmek üzere. İşsizlik orada da var. Dolayısıyla Avrupa’nın her yerinde olduğu gibi orada da esas İtalyan vatandaşları geleceklerinin garantisizliğini bu göçmen işçilere bağlıyorlar. Onlara “gıcıklar” anlayacağınız. Dolayısıyla her yerde halk onlara kötü gözle bakıyor. Okulda öğretmenler kimbilir onların çocuklarına haksızlık yapıyordur (Nitekim Almanya’da Türklerin ve diğer müslümanların başına geliyor bu). İşte bütün bunlara bir tepki olarak çıkmış bir harekettir diyorum. Ve son olarak şunu söyleyeyim aynı İtalya’da başörtüsü serbest. Sonuç olarak başörtüsü dini bir sembol değildir. Batılılar bunu böyle görüyorlar çünkü doğaldır İslam’a dışarıdan bakan biri olarak. Sonuçta gözle görülen bir şey. Başörtüsü giyilmesinin sebebi dine de dayandırılsa aksesuar olarak da takılsa, gelenek olarak da takılsa bu kimseyi ilgilendirmemelidir. O, son tahlilde sadece bir kıyafet unsurudur. Ve bu durum kadının KİŞİSEL GİYİM ÖZGÜRLÜĞÜ olarak algılanmalıdır.

“”””””””””””””””””Bizi erkekler bir yere kadar anlayabilirler ama kadınlar, hemcinslerimiz daha iyi anlamalıydılar. Size çok garip gelecek belki ama ben artık bunun arkasında bir kıskançlık ve rekabet telaşı olduğunu düşünmeye başladım. Kadın kadının kurdudur derler ya o bakımdan. Başı örtülü olmayan hemcinslerimiz en az kendileri kadar eğitimli, mantıklı, kültürlü olan bizim gibilerle ekonomik ve sosyal alanlarda rekabet etmekten korkup biz kendi aramızda birbirimizi yiyip duruyoruz zaten bir de siz girmeyin der gibi bu yasağın kadın özgürlükleri(!) adına savunucusu oldular. Bunu da “rakip” hemcinslerinin kimlik bütünlüğüne saldırarak yaptılar.””””””””””””””””””””””””””””” Bu yazdığında bile ayrımcılık izleri taşıyorsun. Böl ve yönet anlayışına hizmet etme. Kadınların dayanışması insanlığı ileriye götürür. Ben bu dediğine katıl-mı-yorum. Olsa olsa, siz kendinizi iyi anlatamadınız. Onlar sizlerin, kadın haklarını içerden haçerlediğinizi düşündükleri için duygusal davranıyor olabilirler. Mesela SENCE BİR KADIN SAVCI olabilir mi ? Onlar seni sürekli test edecektir. Kadınlar savcı olmak için yıllar içinde büyük mücadele verdiler. İçerden hançerlenmek konusunda biraz fazla gergin olabilirler.

Sevgili knz, bu düşünceler sadece kendi düşüncelerim. Böyle hissediyorum; ben de duygusal davranmış olabilirim. Bu durum kesin böyledir demiyorum. Nitekim, bu düşüncemi buraya test etmek amacıyla yazdım. Bakın, şimdi kafama dank ediyor. Bana yazılan cevapları okuduğumda (hem Müzmin Bey’in hem de sizin) o cevapların satır aralarından sizin benim bu başörtüsü hareketine katıldığımı (gösteriler vs.) düşündüğünüzü görüyorum. Hayır, sevgili knz. Ben şahsen hiçbir vakfa üye falan değilim. Biz ailecek de hiçbir cemaate bağlı değiliz. Bu yasak 97 senesinde ilk çıktığında ben üniversiteye hazırlanmakla meşgul bir inektim:). Yani üniversiteli falan değildim. Ben üniversiteye falan geldiğimde bu gösteriler, bu mücadeleler, hepsi bitmişti. Ama şanslıydım ilk iki sene yasak falan uygulanmadı benim kazandığım üniversitede. Ama her gün her an bu yasak gelecek diye korku içindeydik. Sizin benim yazımdan alıntıladığınız yukarıdaki satırlarda yazdığım düşüncelerin sebebi, bu çoktan yapılıp bitirilmiş olan gösterilerin görüntülerinden etkilenen kadınların bize olan tavırlarıydı. (Çünkü medya bu kadınlara “bunlar Türkiye’yi İran’a çevirecekler. Hepinizi kapatacaklar” çığırtkanlığı yapıyordu.) Ben yoğun bir şekilde üniversiteye hazırlanırken çok az TV seyrediyordum ama seyrettiğim o görüntülerde benim de içimden gerçekten kendimi karşı tarafın kadınlarının yerine koyarak düşündüğüm zamanlar hep olmuştur. “Bizi yanlış tanıyacaklar, yanlış...” diye kahrolduğum olmuştur. Nitekim daha üniversiteye bile gitmeden önce sokağa çıktığımda kadınlar bana/bize her yerde kötü kötü bakıyordu. Hadi “sen öyle anlamışsın” deyin. Çocuktum, tamam. Ama sevgili knz, siz bile öyle bakmadığınızı (o zamanlar) iddia edebilir misiniz? O kadar korkmuş ve sinmiş bir haldeydik ki anlatamam. İşte bakın “Böl ve yönet” nasıl da kendini gösteriyor. Üniversiteyi kazandım, hazırlığı atladım, bölüme başladım. Sınıfımdaki tek başörtülü kız bendim. Ama diğer kız arkadaşlarım benle hiç muhatap olmadılar. “Günaydın” demelerime karşılık vermediler. Düşünün daha hiç beni tanımıyorlar. Laboratuvar derslerinde ne bileyim böyle deney kuyruklarındayken falan emrederek bana yapmam gerekeni söyleyenler. (Bunları yazarken hala daha gözlerim yaşarıyor, ellerim titriyor). Nitekim 2001 senesinde bizde yasak uygulanmaya başladı ve ben de başımı açtım. Ondan sonra bana yaklaşmaya başladılar. Ne değiştiydi bende sevgili knz? Ancak beni tanıdılar. Bugün çok şükür sokaklarda falan böyle davranışlar çok çok az. Ama inanın çok çektik. İki taraf da bu yasaktan ekmek yiyor. Ve KADINLARI BÖLÜYORLAR. Nitekim bende hala daha refleks olarak bir korku var. Yani sizle şu an yüz yüze olsam bu kadar rahat derdimi anlatamazdım? Son olarak şunu söyleyeyim kadınlar savcı olabilir. Neden olmasın? Bir kadın yetkinliği, yeteneği varsa her şeyde başarılı olabilir.

“””””””””””””Ama sanıyor musunuz ki özel şirketler aguşunu açmış bizi bekliyor. Onların üzerinde de baskılar yok mu sanki. Bu nasıl adalet ki benim okuduğum üniversiteden mezun olanlar CVlerine okulun adını yazdıklarında bile akan sular durup özel şirketlerde milyarları götürürken ben evimde hala oturup beni bu halimle kabul edebilecek bir işyeri bulacam bir işim olacak diye sürekli hedef çıtamı düşürüyorum.””””””””””””””””””””””””””””””””””””” Ne demek onların üzerinde baskılar var ? Bir lokma çocuk baskıya direnecek, koskoca şirket işine bakacak. Onu mazur göreceğine kendini mazur gör iki gözüm. Fakat sen şöyle yanılıyor olablirsin; başörtüsü işe alınmak için bir kriter olmaz. sen galiba, büütn işverenler, rektörler sana selam dursun istiyorsun :) Sana bunu diyen siyasetçi senin için ne yaptı ? Onlar senin oylarına selam durdu.

Bakınız, benim burada demek istediğim baskının olduğu işyerlerinden kasıt 28 Şubattan sonra kendilerine “İslami” denilen şirketler. Onlar bu yasaktan önce de hem başörtülü hem de başörtüsüz kadın çalıştırıyorlardı. Yasakla birlikte kendilerinin özellikle dış ticaret faaliyetleri engellenince bir ara başörtülü kadın çalıştırmadılar. Çünkü acayip bir şekilde denetleniyorlardı. Onlar da sadece başörtüsüz kadın çalıştırdılar. Şimdi aradan uzun zaman geçti. Hala daha baskı olduğunu sanmıyorum. Ama nedense biz hala zor durumdayız. Bakın örnek vereyim: Bir arkadaşım öyle meşhur bir şirkette iş bulabilmiş. Kendisiyle aynı okuldan mezun başı açık sınıf arkadaşı (hiçbir farkları yok yetkinlikler falan aynı) da işe alınmış. Arkadaşımın başlangıç maaşı 900 YTL iken o kızınki 1800 YTL olmuş. Niye? Çünkü o başı açık kız, patrondan istediği maaşı alamazsa (iş görüşmelerinde talep edilen maaş soruluyor biliyorsunuz) başka şirketlere gidebilir. Adam da kaçırmak istemiyor tabii. Ama benim arkadaşımın başka şirketlere gitmek gibi bir ihtimali çok az. (Nedenini birazdan anlatacağım). Arkadaşım da işe alınayım diye talep ettiği maaşı düşük tutmak zorunda kalıyor. Peki neden böyle yapıyorlar? Çünkü Müzmin Bey’in dediği gibi o sözde “dindar” patronlar birer eyyamcı (günü kurtaran). Adamlar işlerine bakıyorlar. Yasağı suistimal ediyorlar. Çünkü bizim gibilerin elinin oralara mahkum olduğunu gayet iyi biliyorlar. Neden mi? Evet sevgili knz dediğiniz gibi “başörtüsü işe alınmak için bir kriter olmaz.” Doğru, olmamalı. Ama Türkiye’de şu an başörtüsü işe alınMAmak için bir kriter. Eskiden özel kuruluşlar “İslamcı” olsun olmasın başörtülü alıyordu. Şimdi fotoğrafsız öz geçmişle başvursanız bir yere; sizin özgeçmişinizdeki nitelikleri beğenip sizi görüşmeye çağırdıklarında daha görüşme odasına girer girmez suratının asıldığı bir görüşmeciyle karşılaşıyorsunuz. Sonuç da hep olumsuz. Biz de böyle yerleri duyunca nerelere başvuramayacağımızı öğreniyoruz. İhtimaller o kadar az ki. Hele ben şimdi çok da ümitli değilim. Çünkü ben İstanbul dışındayım; ailemin yanına döndüm. Buradaki iş ihtimalleri daha da az. Ben herkes, heryer bana selam dursun demiyorum sevgili knz. Ama hiç denecek kadar az ihtimalimiz de olmamalı. Bu durumdan kurtulmak için kamuoyundaki gerginliğin bitmesi lazım. Bunun da özellikle iki tarafın kadınlarının birbirini anlayarak dayanışmasıyla etkili olacağına inanıyorum. Lütfen bana hala kendini mazur gör demeyiniz. Tek kusurum bir kıyafet parçası olmamalı. Ayrıca pek de “bir lokma çocuk” değiliz sevgili knz. Sayımız o kadar fazla ki. Ama kendimizi bir türlü anlatamıyoruz.

“”””””””””” Yetkinliklerimi en iyi şekilde kullanabileceğim işler varken niye? Benim aptallığımdan mı? Hayır efendim kendimi tanıdığım ve olmak istediğim gibi olduğum gibi. Ben bunu kimseye dayatmıyorum dayattığım düşünülürse ispatlanır görevimden atılırım. Bitti. Nokta. Ama referanslarımız vehimler olduktan sonra ne desem boş.”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Evet bu konuda sana katılıyorum. Bunun için bir şeyler yapman lazım diyorum ben. İlk yazımı unutmuştum nerdeyse. Başörtüsü "İslam dinin sembolüdür "gibi bir argümanla mahkemeye giderseniz ret gerekçesi alma ihtimaliniz çok yüksek. Ambargoyu kaldırmak lazım. Diyanet alternatif yorumlara yer vermeli. Mahkemeye kişisel hak ve özgürlükler, gelenek gibi başlıklarda gitmek daha iyi olabilir belki.


Bakın ben AIHM mahkemesi sürecini hiç takip etmedim. “Dini semboldür” diye baş vurulduğunu inanın bilmiyorum. Çünkü böylesi hakikaten çözümsüzlük olur. (Hoş davayı açan şahıs kazansaydı da çözüm olmayacaktı, ya neyse). Bana da dava sonuçlandıktan sonraki yapılan yorumları izlediğimde (Bu arada ben yasağı yaşayarak gözlediklerimi anlattım. Neler yapıldığını falan medyadan hiç takip edemedim. Çünkü ben üniversitede okurken kaldığım kampüs yurtlarında TV yoktu. Ayrıca okuduğum bölüm ağır bir bölüm olduğundan, yoğun bir şekilde derslerle ve akademik çalışmalarla meşguldüm), sanki bu dini sembol meselesinin “davalının dilekçesinde değil de” devletimizin savunma metninde yer aldığını düşünür oldum. Çünkü başörtüsü bir dini simge falan değildir. Bir kıyafet unsurudur ve kişisel özgürlükler kapsamına girer. Acaba, Avrupalı’lar mı bunu öyle görüyorlar diye düşünmedim de değil? Sonuçta onlar dışarıdan bakan kişiler, başörtüsü de gözle görülen bir şey olduğuna göre öyle düşünmüşlerdir diyordum.


Çok uzattım biliyorum sevgili knz. Bunları sabırla okuduğun için çok teşekkürler. Vaktini aldım kusura bakma. Son olarak şunu söylüyorum. Sanırım siz şu gerçeği bilmiyorsunuz: Bu başörtüsü yasağının uygulanmasının hukuki bir dayanağı yok. Tamamıyla bir keyfiyet var. Araştırırsanız bulursunuz. Bizim bu olaya “zulüm” dememiz ve de kendimizi “mazlum” addetmemiz tam da bu yüzdendir. Yoksa “mazlum edebiyatına” düşkünlüğümüzden değil.


Gözlerinizden öper, sevgilerimi sunarım.


ELİF



Yazan: elif Tarih: August 23, 2006 2:43 AM

Sevgili knz

Size yazdığım mektuba bir şey eklemeyi unutmuşum


"Cemalettin kaplan gibi giyinse bir erkek arkadaşın, onu asistan almazlardı."


Siz sanırım benim yerime asistan alınan o erkek arkadaşı "dindar" cenahtan sanıyorsunuz. Hayır kendisi evrimci bir ateistti. Çok üzüldüm böyle bir haksızlığa ama neticede o arkadaşın bir suçu yoktu. O benim sınıf arkadaşımdı. Tebrik ettim tabii. Bölümdeki herkes (arkadaşlar ve diğer asistanlar) hepsi benim alacağımı bekliyordu. Onlar bile benim halime hep acıyan gözlerle baktılar. Sürekli bana fazlasıyla bir hürmet eder oldular. Ben bunu istemiyordum sevgili knz. Kimsenin bana acımasını istemiyordum. Kimseye çaktırmamaya çalışıyordum üzüldüğümü. Ama inanın dik görünmeye çalışmaktan yorgun düştüm. Neticede o erkek arkadaş bir gün gelip bana dedi ki: Elif sen hakediyordun aslında görevi. Neyse bunu anlamış olmasına sevindim. Tam da bu mesele yüzünden sizin dediğiniz şu lafa katılmak isterdim ama maalesef:"Elif uygulama insanların kafasının içini kapsamıyor. Kime ne kim neyi nasıl düşünüyor ? Kimseyi ilgilendirmez."

Bu son yazım. Artık nedemek istediğimi umarım anlamışsınızdır sevgili knz

.

Sevgilerimle


ELİF

Yazan: elif Tarih: August 23, 2006 6:44 AM

şaşırdım ya taa..şubattaki yazıya bugün bile yorum yapılmış.e tabi konu türban olunca...birde yine çok şaşırdığım başörtüsü yasağını o bilinen klişeleşmiş,kokuşmuş,artık insanda mide filan bırakmayan,ölümüne kan ter içinde ezber sözlerle savunan insanlar kaldımı ya?tamam varda onlar yaşı 50nin üzerinde tv lere çıkıp bağıra bağıra ağızlarından etrafa tükrükler saçarak(sinirden herhalde)tartışan aydınlar(!)birde bu "kamusal alan"da yasağa neden olan bazı adamlar.bunlarda zaten bu neslin son çınarları onlarda emekli olunca yasak masak kalmıcak buna emin olun.ya okuyunca çok güldüm ya değişin artık gelişin ya...bırakın bu boş işleri,boş korkuları,boş inatları...herkes çok iyi biliyo kimsenin laikliği,cumhuriyeti başi açık kadınların psikolojilerinin etkilenmeyeceğini.laf salatası bunlar.aşın artık ya...özellikle bazılarının yazılarına çok güldüm,hani o öcüüü... babaları el kadar kızlara cehennemle korkutup başını örttürmezlermi ya...bırakın sayın yorumcular bu komik örnekleri.bari daha orjinal,yeni,farklı,geliştirilmiş cümleler ve örnekler bulunda düşürmeyin seviyenizi bu kadar.bu tamamen iyi niyetli bir tavsiyedir.bir başka tavsiyemde aşırı derecede antipatik olmak için zorlamayın kendinizi.çünkü bu yasaklayıcı ve sevimsiz söylemleri duyunca okuyunca bile insanın inadına başını örtesi geliyor.(anlarsınız ya etki=tepki meselesi)aleyhinize oluyor yani.kimbilir belkide bu yüzden tüm yasaklamalara rağmen gün geçtikçe türbanlıların sayısı artıyor.birde aihm görünce aklıma habertürkte leyla şahine soru soran o komik gazeteciler geldi.ya işte bu zihniyetin insanları böyle.komikmi diyeyim rezillikmi nedeyim bilmiyorum sordukları sorularla reha muhtarı aratmadılar.hele cem yılmaz ın espirileri tadındaki tespitler,söylemler...birde çıkıp birinin şahin e "çocuğuna atatürk ü anlatıyomusun" sorusu...offfffff offfffff...allah akıl fikir ve sabır versin.artık ben anladımki bir başörtülü gördüğünde ayarı bozulanlarla hiç tartışmaya girmiceksin.çünkü bunlarda bazı şeyler sertleşmişmi diyelim etleşmişmi diyelim ne diyelim bilmiyorum.bak benimde ayarım bozuldu şimdi...

Yazan: zeynep Tarih: August 23, 2006 10:13 PM

yazdığın gün daha okudum yazını sevgili elif.
ayrıntılı yazdığın için çok teşekkür ederim.
ben de bir hafta 10 gün içinde bu sayfaya yazacağım.

zeynep hayli tepkisel yazmış, yani sanki, aman haaa beş yaşındaki kızları da kapatırız sonra mı diyorsun ? Rehine krizi mi ? Bu bunaltıcı havada biraz tırsıyorum tabi, ya zeynep çıldırırsa anaokuluna da başörtüsü isterse diye, ya bunu da yaparsa diye ? Anlamıyorum ki zeynep, başkasına kızıp radikalleşmek ne anlama gelir ? sakin olun.

bağırıp çağırmak yerine, mahkemeye hangi argümanlarla gideriz ona kafa yorsan daha faydalı olacaksın.

Yazan: knz Tarih: August 27, 2006 5:21 PM

sayın knz;
yazımı okumuşsunuz ama zerre kadar okuduğunuzdan anlamamışsınız.yazımda en çok sitem ettiğim şey sizin o dar fikirleriniz ve o dar fikirlerinizin yansıdığı klişe sözlerinizdi.nitekim sen hala aynı kafada ve aynıezber sözlerdesin...birde "radikallik" sonucu çıkarmışsın,bu durumda sana yapılabilecek en iyi tanımlama "militan" oluyor herhalde.yinede yazdıklarımı anlayamamanı normal karşılıyorum,onun için daha fazla kafanı karıştırmak taraftarı değilim.sen ve senin gibilerini kendi dar dünyalarına terkedip,sadece görmek istediklerini gösterip,duymak istediklerini söyleyip,memnun etmek lazım.aksi taktirde o militan ruh hortlayıp meydanlarda terör estirebilir.yani öyle rehine filan kurtarmaz durumu.ben yinede tüm iyi niyetimle,senin yanlış anladığın ya da hiç anlamadığın(en doğrusu anlamak istemediğin)şeyi çok basite indirgenmiş,kolaylıkla kavrayacağını düşündüğüm şekilde birkez daha ifade ediyorum(sana özel);biz(başı açık yada kapalı,kadın yada erkek kısaca özgürlükcü eşitlik taraftarı insanlar) herkesin kafasını zorla açalım demiyoruz,örtelim hiç demiyoruz.sadece herkes istediği gibi giyinsin diyoruz...oldumu?yardımcı olduğuma inanıyorum.e artık anlamışsınızdır...aslında bu kadar laf kalabalığına gerek yoktu,daha öncedende belirttiğim gibi kendi tabirleriyle başörtülü gordüğünde ayarı bozulanlarla bu konuda hiç tartışmaya girmemek gerek.elif cim bunu sanada tavsiye ederim,çünkü bu konuda bu kadar önyargılı ve radikal olan insanlar senin yaşadığın mağduriyetlerini okuyunca(yada herhangi bir başörtüsü mağdurunu görünce)seni anlayacaklarını sanma tam aksine ne kadar memnun ve mutlu ouyorlar emin ol.(allah tan sayıları bir elin parmağı kadar derler ya,o kadar)

daha geniş fikirli,daha uygar,daha hoşgörülü,gerçekten medeniyet sahibi olan insanların bulunduğu bir dünya da yaşamak dileğiyle...

Yazan: zeynep Tarih: August 27, 2006 11:53 PM

benim son yazım niye yayınlanmadı acaba ?
zeynep hanım okusaydı, iyi olurdu,.

zeynep hanımcıım demiştim ki, siz böyle yapıyorsanız biz daha çok kapanırız diyen birine başka cevap veremem yani.

kim tehdit ediyorsun ?
beni ne ilgilendirir daha çok kapanırsan.
kapanacak olan ben değilim ki ( bu sıcaklarda bunu yazmak da bir zor oluyor )

peki derecesini artır, çengelli iğne sayısını artır, çok mu üzlürüm sanıyorsun.
kimlere kızdın bilmiyorum ama istediğinle istediğin gibi didişebilrsin.

tabiki heriki tafatan da, didişirken kendilerine zarar vermelerini istemem.

ama işime bakarım ben, ne bileyim dünyanın birçok derdi var. orman yangını, hastalıklar ,savaş var.,onlara üzülürüm.

eğer beni üzmek istiyorsan; 5 yaşındaki çocukları da kapatmaya başlarsınız. Zayıf olan tek tarafım o. Bana kızıp onlara öyle bişey yapmayın. KENDİNİZE ne yaparsanız yapın. üzülemem dedim ya.

ben buraya 2 dava örneği yazdım. Alman çocuklara ders veren afgan asıllı öğretmen ve italya sınıfındaki haç.,bunların üzerinde konuştuk.

elifçim sana da 10 gün içinde cevap vereceğim.
acelemiz yok.

mahkemenin ileri sürdüğü gerekçeleri takip edin diyorun, argüman geliştirin diyorum, boşa konuştuğum belli :)

ben de bunu yaşamış oldum.,

Yazan: knz Tarih: August 28, 2006 4:29 PM

sayın knz;
açıkcası cevap yazmayı düşünmüyordum ama gösterdiğiniz ciddi semptomlar beni endişelendirdi.yazdıklarınızdan paranoya belirtilerinden başka birşey okumuyorum.umarım en kısa zamanda bu sendromu atlatırsınız.tabi bunun için sizinde biraz çabalamanız gerek,aksi taktirde şizofreniye dönüşebilir.anladığım kadarıyla farklı renkler,farklı sesler,çok çeşitlilik,farklı fikirler ve görüşler sizde ciddi komplikasyonlara neden oluyor.lütfen mümkün olduğunca sizden farklı olan şeylerden uzak durun ve dünyanızın kapılarını sıkıca kapayın ki farklı şeyler girmesin,mümkünse pencereden dahi bakmayın.
size kendi dünyanızda mutluluklar diliyorum.
kendinize iyi bakın...

Yazan: zeynep Tarih: August 29, 2006 1:06 AM

zeynep sen beni bırak, dediğim davları bul. ku. yazılı metinler üzerine düşün., emek harca.
eğer istiyorsan tabi.i karşılaştırma yap. kıyas yap.

bak de yeni bişey öğrencim.,
özgürlük düşü sizi fetişizme götürmesin.,
ben aslında niahi olarak o özgülük düşüne sahibim. fakat o yolda emek harcamak gerekir.
çok emek harcamak gerekir.

ben emek harcamayı seçtim. derinlik sarhoşluğu ile işim olmaz. Nihahi düşü olmayanlar asıl, bu yolda birşey yapamaz, bir problem dahi çözemez.

sayemde en azından, iki dava örneğinden haberin olmuştur.,
senin de bütüncül bir bakışın olsun.
bütün içinde yerim ne kendi kendine sor.

soru sormuştum, kendini bir alman veli yerine koy diye., bunları düşün.

senin için üzlmüyorum diye beni suçlama.
küresel ısınmaya çok üzülüyorum mesela.

anlatmaya çalış. kendinizi iyi ifade edemiyorsunuz. Bne sizin açıklarınızı yazarak size yol gösteriyorum aslına.

benle savaşmak sana birşye kazandırmayacak, bu forumdaki birkaç kişinin taktirini önemseme.
kendini geliştirmen için sunulan imkanları tepme.
karşı eleştiri sana bir fırsattır.

ben elife uzun bir aradan sonra yazacağım dedim.
sen de süküt et ve bekle. oluşan bişeyi bozma. aradaki zamanı düşünerek geçir.

bu sayfada sabredin.
sana hayatta başarılar dilerm.

-

Yazan: knz Tarih: August 30, 2006 8:24 PM

knz, siz en iyi Mustafa Topaloğlu ile anlaşırsınız. Bir akrabalık var mı?

Yazan: blue Tarih: August 31, 2006 5:23 PM

Herhese merhabalar


Bir şey açıklama ihtiyacinda hissettim kendimi: Ben ilk defa bu ilmekte fikirlerimi yazmaya basladim. Baska ilmeklerde hic bir gorus beyan etmedim. Fakat benimle ayni nicke sahip bir yorumcu gordum diger ilmeklerde fikir yazan. Alakamız yoktur. Bilginize...


Saygılarımla

Yazan: elif Tarih: September 1, 2006 1:06 AM

sevgili elif, anlamak çabalarımızdır değerli olan :) geciktiğim için özür dilerim

Yazan: knz Tarih: September 1, 2006 11:26 AM

Neden hayata sadece batının penceresinden bakıyoruz. Özgürlükden bahsederken bize dayatılan yaşantı ve fikirlere harfiyen uyarak mı özgürleşeceğiz. Bu bir zihniyet meselesidir. Şahsen beni başı açık ya da kapalı bir insan rahatsız etmiyor. İnsanlara eğitim doğru bir şekilde verilmelidir. Burada imam hatip okullarının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Ya da diğer liselerde din eğitimi dersi daha fazla verilmeli. Haftada bir saat değil. Yine söylemek de fayda var, bu başörtüsü konusu sömürü zihniyetini de çok iyi yansıtıyor. Bize dayatılan bu sun'i gündem aslında bizim gündelik hayatımızda hiç bir şekilde ciddiye alınmayacak bir konu. Sadece bizlerin pozitif enerjilerini dar bir çerçeveye çekmek için oluşturulmuştur. Mustafa Bey sizin velayeti devlet fikrinizi doğru buluyorum. Dar bir kadro kendi ekonomik ve gündelik fantezilerinden feragat etmemek için bu konuyu devamlı gündeme taşıyor. Bize düşen görev çok çalışmak ekonomik, fikri, siyasi, basın yönünden daha çok çalışmalıyız. Kötü komşu adamı ev sahipi yaparmış. Biz anadolu insanıyız. Özümüz bir sözümüz bir. Avrupa'nın şayet fikri noktada alınacak unsurları varsa elbetteki alırız. Kültürler arası iletişim ve ilişkiler zaten normal bir durumdur. Biz diğer ülkeler bizden teknolojik olarak ileride diye onların sosyal fikirlerini tabulaştıracak kadar da ahmak bir toplum değiliz. Aklın yolu birdir. Elbetteki yanlışlar vardır. Ancak onları da giderecek biziz. Hani derler ya dinime küfredenler müslüman olsa bari...
Allah'a emanet olun.

Yazan: Erkan Ataman Tarih: September 4, 2006 9:43 AM

Erkan BEY,

Bu yazının devamı, artık bir problem çözümün görüşlerini dile getirmeyi gerektiriyor. sizin kimden rahatsız olmadığınız değil.,

Siz misyonerlerden rahatsız mısınız ? imam- hatip lisesinde din değişitiren bir hoca, yeni ve başka bir dinin simgeriyle karşınıza çıktığınızda hukuken problem çıkar mı ?
mesela mehdiliğini ilan eden biri olsa altın yaldızlı elbise giyse ve senin çocuğunun okulada öyle derse gelse ? onu başörtlü bir dini simgeden daha az ayrıcalıklı yapan sebeb nedir ?

hukuk olasılkları düşünür.
Bir problem çıktığında hukuk hep müslümanlara yontar mı ?

batının değerleri ile ilgi birşey yok ki burda .
birçok müslüman batıda yaşıyor ve gidip onların sınıfındaki haçı ordan indirtebiliyor.

azınlıklara bu kadar hak verilemsi batının değerleri midir ?

yoksa hukukuğun evrimleştiği bir noktada çözümler daha mı karmaşık oluyor.

sizin ileri sürdüğünüz gibi doğrusal olmuyor malesef.

sorunları çözmek için en iyi durduğumuz yer, uzlaşma. Bu kamunun dayattığı bir şekillenme değil.

uzlaşmadır. sen yapma, ben de biraz vazgeçeyim.
anlaşalım.

yeni italya örneğinde peki ben asmıyorum, sen de asma noktasında bir çözüm.

hukuğun bireysel özgürlüklere kapı açması bir çok sorunu da beraber getiriyor.

konu din ise vicdan özgürlüğünde ayrı tutamıyorsun. vicdan özgürlüğü olduğu yerde,
misyonerlik da var, yeni tarikatlar da var.
senin putpresete saygı duyman da var.

sen başörtülüden rahatsız oluyor musun değil, putprest yuva öğretmin, eş cinsel dini ağırlıkta bir dinin simgelerini mesela bir yuvada görmeyi istermiydin ?

yani hiçbir problem yok mu ?
yoksa neden insanlar en küçük bir olayda mahkemeye koştu ? Bu bir yaşanılan "vaka" değil mi ?

HUKUK tartışırken, hayat bayram olsa şarkısı söyleyemeyiz.

bütün yazılanlardan birşey anlamadıysanız erkan bey, 118 yazıyı okumaya çalışın.

ben özet yazdım şimdiye kadar gelinen noktayı.

biz elifle kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Yazan: knz Tarih: September 5, 2006 8:18 AM

Sayın Knz,


Ramazan ayı yaklaşıyor biliyorsunuzdur. Ben oruç tutmayı düşünüyorum. Ancak aynı zamanda ben bir kamu kuruluşunda(okul) çalışan bir öğretmenim. Oruç tutan biri olaraktan dini kimliğimi sınıfa okula sokmamam gerekir biliyorsunuz. Hizmet alanların rahatsız olmaması açısından. Sevgili öğrencilerim bana ders aralarında çay getirmekten ve yedikleri şeylerden ikram etmekten pek hoşnut oluyorlar ama oruçlu iken ben bunları kabul edemem. Bu durumda dini kimliğim okula girmiş olmakla birlikte öğrncilerimi de rahatsız etmiş olurum. Çünkü aralarında oruç tutmayan öğrencilerim olmakla birlikte benim bu kimliğim nedeniyle notları hususunda ayrımcılık yapacağım endişesine kapılabilirler. İnanın bu konu günlerdir beni çok düşündürüyor. Ne yapmam gerekir bir cevap lütfen.... Keşke okullarda çalışan öğretmenlerin oruç tutmaları da yasaklansa(Allah korusun daha neler) ben de böyle sıkıntılara düşmesem öyle değil mi?


Şaka gibi oldu değil mi?

Yazan: e-mine Tarih: September 5, 2006 5:21 PM

merhaba knz;
vicdan özgürlüğünün olduğu yerde misyonerlikte var,tarikatlarda,putperestlerde,başörtülülerde.bunu kabul ediyormusunuz?cevabınız evetse sorun kalmamıştır.sizden "uzlaşma"yı duymak çok büyük bir gelişme,fakat formülünüz yine "knz"ce;
"sen yapma bende biraz vazgeçeyim,anlaşalım"neden başkası tamamen "yapmıyor"da sen sadece "biraz vazgeçmek"le yetiniyorsun.neyse zaten fazlasını beklemek abes olur,kapılarını farklılıklara sıkı sıkı kapatan biri için,bu küçücük aralık bile mutlu edici.

Yazan: zeynep Tarih: September 5, 2006 6:12 PM

olmadı sevgili e-mine :)

çünkü oruç tutmakla başkalarına birşey empoze etmiyorsun., ama verdiğindersin adı güzel yemek pişirmek ise, onu bilemem. Gerçi yemeği tatmadan da güzel yemek pişirmek mümkün.,

dersin adı yemek test etmek diye bir ders olsaydı diyeceğim ama öyle bir ders yok.

yoksa oruç tutmakla başkalarına bişey nasıl empoze edeceksin.

dolayısyla senin bir öğretmen olarak, sınıfınla oruç konusunda iletişime geçecek hiç bir görev
niteliğin yok.

söyler misin bana; sınıf senin oruçlu olduğunla
ne yolla iletişime geçecek ?

valla merak ettim ? inan bana e-mine merak ettim.

yani yemekhanede her et yemeyen hindu mudur ? Ben de % 90 et yemem, kolestrol diye.


fakat sen oruçluyum diye sınıfta bir söylem çekmeyi düşünüyorsan, öğretmen olarak buna hakkın yok.

öğretmen sınıfın kralı, sınıfın tek hakimi değildir.

otoriteni bu tür inanç baskısı yönünde kullanmamalısın.

oruç hakkında, orucun erdemleri hakkında konuşma
yapamazsın. ( özel bir din dersi hocası değilsen )

oruç tutuyorsan sen kendin için tutacaksın kamuda., başkasıyla asla bir işin olmaz.
Ama eğer dediğim gibi; otoriteni kullanıp bunu bir baskıya dönüştürdüğün anda, başkası da aynı şeyi yapar. Mesela bir hafta boyunca sırf kertenkele kuyruğu yiyeyek ibadet eden bir kişi, otoritesi kullanıp bakın çocuklar ben yapıyorum. bu iyi bişeydir, demesini
ne kadar hoş karşılarsın ? akşam çocuğun gelse, senin kertenkele kuyruğu yemediğin için dünyanın batacağını sana söylese.,çocuklar otoriteden etkilenir. ayıkla artık pirincin taşını :)

sizin hikayeniz nasrettin hocanın kazan hikayesi gibi., sizler kazan hep doğursun isterseniz.

sesizliği tercih edeceksin e-mine.
iyi ve doğru bişey yaymak istiyorsan, özellikle bunu kamudaki otoriteni kullanrak asla yapma.

sevgilerimle,

Yazan: knz Tarih: September 6, 2006 1:08 AM

Sayın Knz, Öncelkle cevabınız için teşekkür ederim...


Bakın oruç tutan bir öğretmen performans kaybına uğrar bir miktar. Özellikle sigara tiryakisi olan arkadaşlarımın çok zorlandıklarını ve bu ay içerisinde hem performans kaybına uğradıklarını hem de çok sinirli olduklarını izliyorum. Öncelikle yaptığımız iş nedeniyle iş saatleri süresince vaktimizin çoğunu konuşarak geçiriyoruz. Bu konuyu bir daha düşünün.Yani sınıf içerisinde başörtülü bir öğretmenin performansı ile oruç tutan öğretmenin performansını kıyaslayın...


Daha önce de belirttiğim gibi ibadetlerini yerine getiren öğretmenleri gören öğrencilerin etkilenmesi ile başörtüsü takan bir öğretmeni gören öğrencinin etkilenmesi bence aynıdır. Bunlar gayet normaldir.

söyler misin bana; sınıf senin oruçlu olduğunla ne yolla iletişime geçecek ?
Sayın Knz bir günde aynı öğrenci grubu ile 10 saat dersim oluyor. Ben bu konuyu sınıfda dile getirmemeye çok dikkat ederim ancak aramızda illa ki buna yönelik konuşmalar oluyor. Çok acıktıklarını ifade ediyorlar. Bana soruyorlar "hocam yorulmadınız,susamadınız mı?" vs. gibi. Bunun üzerine hoca alır dersi isterse götürür orucun faziletlerine değil mi?(ki yapanlar da mutlaka vardır)
fakat sen oruçluyum diye sınıfta bir söylem çekmeyi düşünüyorsan, öğretmen olarak buna hakkın yok.

öğretmen sınıfın kralı, sınıfın tek hakimi değildir.

otoriteni bu tür inanç baskısı yönünde kullanmamalısın.


Yukarıda da belirttiğim gibi ben bunlara dikkat ediyorum. Bu konuyla ilgili sorduklarında cevap vermyor. Dersimi böyle bir yere taşımıyorum. Ancak yine daha önce de belirttiğim gibi onlar beni izleyerek(elimden neredeyse bırakmadığım çayı içmediğimi görüyorlar,öğlen yemeğine çıkmıyorum vs.)bu durumu biliyorlar. Yani benim özelim hakkında bilgileri oluyor. Bazıları sınıfa imsakiye takmak istiyorlar işte buna izin vermiyorum.Sınıfın duvarlarında sadece Atatürk resmi, Atatürk'ün gençliğe hitabesi, İstiklal Marşı olabilir. Bunun yanısıra sınıfın ihtiyacına yönelik örneğin lab. kuralları, ilkokulda bazı şemalar, coğrafya dersi ise harita vb. şeyler asılabilir.İtalya'da okulda haç olmamalı benim okulumda da imsakiye olmamalı bence...


Başörtüsü takan öğretmen ile oruçluu öğretmenin durumu aynıdır. Öğrenci bu çok rahat bir şekilde anlayabilir. İkisi de aşikardır.
Her oruç tutan orucun faziletlerini anlatmaz ve her başörtülü öğretmen İslam'dan bahsetmez ve her cumaya giden öğretmen haydin cumaya demez.

Yaskçı zihniyetinizi bırakın bir kenara. Peki ne yapacaksınız çocuğunuz olumsuz etkilendiği zaman değil mi? Çocuğunuz size "anne e-mine öğretmen oruç tutanları sınıfta bırakacam diyor,ayşe öğretmen başörtüsü takmayan kızlar yanacak diyor, osman öğretmen kızlarla erkeler yan yana oturmayacak diyor" diye şikayetlenirse siz de durumu ilgili yerlere bildirirsiniz. Hayat çok daha kolaylaşır inanın. Çünkü bu yasakçı zihniyetin ucu bucağı yok. Kimlik bu başını açsan başka bir yerden gözüküyor...Tektip insan sizin hayalleriniz arasında da yoktur sanırım.


Benim çocuğumun öğretmeni başka bir dinden biri de olabilir ya da ateist de olabilir. Benim için bir şey farketmez. Ben bunlara zaten karşı değilim. adam ister kafasına takke takar gelir, ister kippa ister başörtüsü çok önemli değil. Neden ve niye korkayım ki. Dersi kaynatmasın elindeki müfredatı işlesin yeter.Benim ortaokulda sevdiğim hocalarımdan biri ateisti derste sürekli mevzuyu buralara taşırdı. dersi kaynatmasından başka da bir şikayetim yoktu. Hatta sağolsun dinime karşı ilgi uyandırmıştı.

sizin hikayeniz nasrettin hocanın kazan hikayesi gibi., sizler kazan hep doğursun isterseniz.

Kazan örneğinizi anlayamadım kusura bakmayın.
Kamuda bir otoritem olduğunu düşünmüyorum. Öğrencilerinive onların sorunlarını anlamaya anlayışla karşılamaya çalışan ki bu nedenle de onları tüm yönleriyle tanımaya uğraşan , dersimi iyi anlatmaya çalışıp iyi bir gelecekleri olsun bunun yanında iyi bir meslekleri olsun isteyen bir öğretmenim sadece....
sesizliği tercih edeceksin e-mine.

Bu dediğinizi ise hiç anlamadım...

Not: Öğretmen ismi olarak seçtiğim isimler ve olaylar tamamen hayalimin ürünüdür:))Bir de çok dağınık yazdım kusuruma bakmayın.
Saygılarımla...

Yazan: e-mine Tarih: September 6, 2006 5:22 PM

e-mine şu ana kadar internette okuduğum hiç birşey beni bu kadar dehşete düşürmedi. inan bana sen el kadie sempatizayım desen buy kadar deheşete düşmezdim. bana ne derdim ? nasılsa işini kurallarına uygun yapacak. beynin içi bnei ilgilendirmez.

ama sen diyorsun ki,

Bakın oruç tutan bir öğretmen performans kaybına uğrar bir miktar. Özellikle sigara tiryakisi olan arkadaşlarımın çok zorlandıklarını ve bu ay içerisinde hem performans kaybına uğradıklarını hem de çok sinirli olduklarını izliyorum.

allah belasını versin o halde tuttuğu orucun!
eğer işininde bir miktar sapma olacaksa, her işi ciddidir ve tutmaması lazım.

sen anneni göz doktoruna götür, basit bir lazer ameliyatı olacak ama, o ne doktor bir miktar sinirli ve annenin sarı noktasınında damar parçalanmasına sebebp oluyor.
ne o ? oruçlu ve eli kaymış.
o sabah sigarasını içmemiş.
!!!!

hiç bir meslek bu kadar lakayıt olmayı kaldırmaz.

asla. fazlayıyla gösterişe dönük bir dindarlık anlayışı gençlerde nasıl ve ne zaman gelişti ?

ben cumhuriyeti en çok bunun için eleştiriyorum.
yaşlılarımız böyle değildi.
ibadeti, zengiliği gösterişe dönüştürmez hatta utanarak söylemek zorunda kalırlardı.

ne demak belli olmak zorunda.
kaç bardak çay içerdin, şimdi içmiyorsun kimseyi ilgilendirmez.

sen bir nevi teşhircilikten bahsediyorsun.
yani bir öğretmen zengin diye bileğine kadar altın bilezik mi takmalı?
sen dindarlığın da öyledir.
iş hayatında işine , diğer insanlara yoğunlaşıp
öyle var olmalısın. dürüst ol, iyi ol, demokrat ol., başkaları için var ol, hizmet için var ol.

zaten öyleyim diyorsan dediğim hiçbir şeye itiraz etmezsin.

bunu bütün kalbim ve samimyetimle söylüyorum.
ukalalık olarak kabul etme. yaşım büyük en azından, tecrübem fazla diye düşün.


e-mine, iki gözüm kimse yaranım ekşi demez.
iyi öğretmen olduğunu, ilknurun samimi yazdığını biliyorum. Ama burada sözkonusu olan sizlerin kişisel niyetiniz değil, kamuda çıkabilcek sorunlara karşı uzlaşmak zorunda kalmamızdır.
uzlaşma diyorum ,.. taaa en başından beri.

devam edeceğim.

Yazan: knz Tarih: September 9, 2006 2:14 PM

Sayın Knz,

anlamaya başladınız sanırım. Allah belasını versin örtükleri başın dediler açtırdılar. Bakın siz de şimdi oruç meselesinde aynı noktaya geldiniz. Önemli olan işini iyi, güzel, hakkını vererek yapmak değil mi? Tek dertleri insanların özgürlüklerini elinden almak isteyen insanlar gibi konuşmayın.
Keşke öğretmenin işini iyi yapıp yapmadığını sorgulasalardı, keşke başını açtırdıkları kızlara verilen eğitimi sorgulasaydık. Öyle değil mi? Hedeften ne kadar uzaklaşmışız gördünüz mü?
Ben öğretmen arkadaşıma da diyorum öğrencime de şikayet edecekseniz başaramayacaksanız yapmayın.
Ama bunu başaramayanlar yüzünden oruç tutmayı mı yasaklayacaksınız?

Tabiki işimize yoğunlaşacağız. Ama bizm işimiz insanlarla. Biz de insanız. Ki dediğinizi yapan da var. Kolu altın bilezik takılı gelen de var, 30 yıllık takım elbiseyle gelen de var. Ama kimse bu iki örnekdeki kişinin de mesleğini doğru düzgün yapmadığını söyleyemez. Bunun ölçütleri farklıdır. Giyim kuşam bunun ölçütü değildir.

Lütfen bu başörtüsü konusunda çok daha farklı açılardan bakarak bir kez daha düşünün. Ünivrsitelerde, okullarda yaşanan problemleri örtme aracı olarak kulanılıyor olabilir mi acaba? Hadi oruç belki o ayın bir kaç günü düşürdü performansı yüze beşlik zam her gün düşürüyor bu performansı. Evet artık başları açık derse giriyorlar öğretmenler ama mesleki yeterlilikleri nedir, teknolojiyi kullanabiliyorlar mı? Bunlar aklınıza geliyor mu?

Bu uzlaşma adı altında yapılanlar her gün insanları birbirinden daha fazla uzaklaştırıyor bunu izlemiyor musunuz?
İnsanlara inandığınız şeylerden vazgeçin demek ne biçim bir uzlaşma yöntemidir? İnsanlardan, onların inançlarından korkarak nasıl uzlaşabilirsiniz?
Bir öğrenciye sorun bakalım öğrtmeninin başının kapalı olmasından mı daha rahatsız yoksa örneğin fizik öğretmenin fizikten anlamamasından mı?

Söylediklerimden dehşete düştüğünüzü ifade ediyorsunuz. Bakın keşke kontrol mekanizması olsa ya da düzgün çalışsa, veliye öğrenciye bu gücü verebilsek de sadece başı kapalı olanlar değil tüm öğretmenler izlenildiklerini hatırlasalar değil mi? Doktor örneğini veriyorsunuz.Aşırı alkol almış yada oruç tutması ciddi dikkat problemleri ortya çıkarmış.Onların yaptığı hatalar anında bizim yaptığımız hatalar yıllar sonra ortaya çıkıyor. Hangisinin daha kötü olduğunu siz de bilirsiniz. Peki tamam uzlaştın ve başını açtırdın derste ne yaptığını biliyor musun? Ne yaptığının farkında olmayan işini ve inancını birarada yürütemeyen doktor gözüne mal oldu. Ya diğeri...

Hani artık şaka gibi kullanılan bir söz varya" eğitim şart" diyorlar. Daha önceki yazılarınızda başı açık kadınlardan cahilane bir şekilde cariye diye bahsedenlerden örnek vermiştiniz. Ne kadar acı.Bırakalım bunları da iyi işler yapanlara doğru düzgün inananalara ve başkasını korkutmaya çalışanlara değilde gerçekten Alah'tan korkup kul hakkı yememeye çalışanlara bakalım.

dürüst ol, iyi ol, demokrat ol., başkaları için var ol, hizmet için var ol.

zaten öyleyim diyorsan dediğim hiçbir şeye itiraz etmezsin.


Samimiyetinize inanmak istiyorum onun için size yazıyorum. Dediklerinize itiraz etmemekle birlikte ekliyorum. Eğitim alma hakkından kimseyi -üstündekilere bakarak- mahrum etmeyelim ve bu eğitimi verenlerin de alanları konusunda donanımlarını arttırmaya bakalım-üstündekilere değil-.
Derse alkol alıp gelenleri, oruç tutuyorum bahanesiyle dersi aksatanları,makyajını ve kıyafet uyumunu düşündüğü için derse geç kalanları hep birlikte ayıklayalım...

saygılarımla...

Yazan: e-mine Tarih: September 9, 2006 5:35 PM

e- mine sana ve ilknura anlatmaya çalıştığım şey şu; TERCİH yapmak zorundasın.

BAŞÖRTÜSÜ BUGÜNKÜ HALİYLE, 30 yıl sonra olmayabilir belki, ama biz bugünü konuşmak zorundayız,

başörtüsü kullandığın anda, bugünkü koşullarda iyi öğretmen yeterliliği sergileyemzsin.

ne yapsan ne etsen sergileyemezsin.

bir insan oruçlu ve sinirli oluyorsa, oruçlu olduğu her halinden belli oluyorsa tutmayacak.

bu böyle.

o halinmle derse sarhoş gelenle farkı kalmaz.

burya nerden geldik ?

konuyu dağıtmayalım.

sen dedinki, eğer oruç tutuyorsam ben belli ederim., böyle dedin. insan sinirli oluyor dedin, çay içerken içmediği görülüyor dedin.

ben dedim ki hayır, erdemli ibadetse teşhir etmez.

oruç ile ilgili itirazın geçersiz.
yani adam gibi oruç tutan tutar., veya vejetryandır.

ben et yemiyorum ama hindu değilim.
kimseyi ilgilendirmez.

ama oruçluyum diye dersini yarım saat önce bitiren adama ben öğretmen demem.

sınıfıa farketirmeden küçük ara verirsin.
küçük bir bisküvi cebinden alır yersin.
yani bir yolunu bulursun.
iyi ve deneyimli, insanlar yolunu bulur.
iş iştir.
şov ise "şov"dur.

başörtüsü kendi başına bir dert.
teknolojiyi iyi kulanman bu derdini ortadan kaldırmaz., öbürünün kötü kullanması ise başka başlıktır.

bir öğrrtmenin derste ne yaptığı bilinir.
organize olmuş , gelişmiş ülkelerde bu böyledir.

sarhoş örneğin olmadı.

bu başlık , başörtüsünün kendi başına dert olmasıdır.

sarhoş varsa o başka başlıktır.

iki farklı şeyi birbirine karıştırıyorsun bu senin hayatını tanımadığını ima ediyor.

sen sınıfta yönteicisin.

sana somut örnek veridm . almanya'da afgan kökenli öğretmen ana okununda öğrtemenlik yaptığında alman velinin bundan rahatsız olma hakkı verdır.

bunu neden anlamıyorsun ?

o zaman bakılıyorlar dinlerin sayısı insan sayısı kadar fazla olablir.

mesela yeni bir mehdi çıkabilir.
onların garip görüntülü taraftarları çıkablir.

binkere yazdım, ne yapacaksınız diye ?
bir iki kişi ben aldırmam dedi.
ama hukuk ütopik hayali bir alan değil ki.,

hepimiz ve herkes biliyor ki, sorun çıkar.
ve çıktı işte.
avrupadan örenk verdim.

ingilterede müslüman erkekler tekke sarık ve
usame bin ladin gibi giyiniyor.
bizdeki müslüman erkekler gibi kırmızı tişört üzeirne kot pantolon giyip dolaşmıyor.
demek ki ordaki müslüman erkek de derse gelecek.

insanlar zaten gerlimli.
hinliler ve pakistyanlılar zaman zaman çatışıyor.
bu gerilim sınıflara da mı taşınsın ?

bak öğrenci giyeblir dersen başka bir tartışmadır ama öğretmen giyer dersen yanlışsın.

e-mine kadınların kulak örtüsünü bu kadar abartmana gerek yok. müslümanlığın olmazsa olamz şartı değil.,

ilknur, edepsiz erkeler kadınlara dediğin gibi bakar, edepsiz kadınlar da erkeklere bakar.
yusuf suresini okudun mu ? nasıl da bakıyorlardı adama . parmakalrını kesene kadar. neden erkeklere örtün emri gelmedi ?


e-mine, başklarından hatalarından kendine yol bulmazsın.,


güzel dindarlar vardır ve kıyafetleriyle onları anlarız. ama o çok hoş ve zarif dindar insanlar ve dindar erkekler bunu giydikleri kıyafetten zannediyorlarsa, bence onlar zaten öyledirler.

e-mine yeryüzünde fitneye sebep olacak birşey varsa biz aramızda uzlaşmalıyız. günümüzde hukuk,
azınlığın haklarını da koruyor veya günün birinde biz azınlık olabliriz.

Yazan: knz Tarih: September 13, 2006 5:37 PM

Sayın Knz,

Kusura bakmayın ama gerçekten hiçbir şey anlamadım.
Neye karşınız neye değilsiniz hiç mi hiç anlayamıyorum.
Ben şov yapmıyorum. Öğretmenlik yapıyorum. Hani şu derste öğrencisine hoca camide diyen öğretmen ver ya işte tam da onun gibi. Öğrencisiyle iletişime geçen öğretmen.Sadece okulda değil her yerde. Bu meslek öyle mesai bitince biten mesleklerden değildir Sayın Knz.

Herkesin başörtüsü dediği şeye siz kulak örtüsü diyerek konuyu saptırmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız hiç hoş değil. İnanmıyor musunuz benim çocuğumun(ki öyle ortaya atmıyorum okula gden bir çocuğum var)öğretmeni benim dinimden farklı bir dinin mensubu olabilir. Kippasıyla gelsin ama konusuna hakim olsun. Tek istediğim bu. Asıl siz başka şeyler istiyorsunuz. O zaman hadi uzlaşalım. Önce öğretmenlerimizi konularında uzman, kültürlü eğitimli hale getirelim. Sonra sizin seviyenize ulaşınca onlarda başörtüsü değil "kulak örtüsü demeye" başlarlar.


Ben öğrencilerin de örtünmelerine karşı olduğunuzu sanıyordum ama şimdi ikisi başkadır diyorsunuz.


başörtüsü kullandığın anda, bugünkü koşullarda iyi öğretmen yeterliliği sergileyemzsin.

ne yapsan ne etsen sergileyemezsin.
Çok rica ediyorum sebebini açıklayın ben de anlamaya çalışayım.

Yazan: e-mine Tarih: September 14, 2006 12:57 PM

bu devleti sevmek mi ? savunmak mı ? neden ki ???
beni ikinci sınıf vatandaş olarak algılayan eşitliği E si bile olmayan demokrasi yi de cumhuriyeti de istemiyorum ... bole düşünmekse irtica öyleyse ben mürteciyim!!!!

Yazan: esra Tarih: September 15, 2006 3:08 PM

önce esraya cevap vereyim.
esra devlet dediğin nedir ? savun veya savunma.
Biz senin düşüncenle ilgili değiliz.

burada madem konu okuldan açıldı.
özel bir örnek olarak, çocukları savunmak adına yazıyoruz.

defalarca yazmaktan gocunmayacağım.
iki örnek verdim. iki dafa. hepsi real ve gerçek olaylar. başörtüsü nasıl sorun oluyor diye sormuş, e- mine. Bir kez daha yazıyorum ki, iki dava açılmış.

sorun sizin düşünceniz değil.
e-mine, sınıf içinde bir otoriteyi temsil ettiğine göre, senin bir dinin simgesini kullanman şu demk oluyor; düşünceni otoriteni kullanmak yoluyla empoze etmiş oluyorsun.

senin başka konularda nekadar iyi öğretmen olduğun, dizi filimdeki öğretmen gibi olman veya olmaman bu sayfanın konusu değil.

sen bu sayfanın konusu değilsin.

hukuk hakkında sana yazacağım.

hukukta kıyas vardır.

senin dinin iyi, ötekin dini kötü ayrımı yapma hakkı yok.

sen birşey kullanıyorsan başkası da kullanabilir.

ona bunu yapma dediğizde, size e-mine hanım nasıl yapıyor diye soram hakkı vardır.

yani hasan mezaecı matematik hocası olsa,onun da bunu sorma hakkı var.

sen orucun fazileti ile ilgili konu dışı konuşursan, yehova şahidi de kendisi ile ilgili konuşur.

insanlar bundan rahatsız oluyor.
yani burda 3 kişinin biz rahatsız olmayaız demesi realiteyi değiştirmiyor.

ben müslümansam çocuğumun böyle etkilerle kafası karışmasını istememe hakkım var.


eğer başörtüsünü farz diye bayraktarlığını yapmasalardı, dini simge sınıfına girmezdi.
ama girdi.
kızacaksan bunu yapanlara kız.

din çok geniş bir alan.
sen sadece islamiyette bir mezhebi, dar bir alanı temsil ediyorsun. Çünkü müslüman ülkelerde milyonlarca başörtüsü takmayan kadın veya peçe kullanan kadınlar da var.

dolayısıyla her dini temsile kamu da kutsal bir yer vermek imkanı yok.

problem çıkıyor( ama yeter artık, iki dava örenği verdim).

bu problem çıktığı için, meslek yeterliliklerinin önünde engel oluyor.

ingilterede hindular ve müslümanlar da zaman zaman sorun çıkıyor. ve her iki öğrenci grubu aynı sınıfı paylaşmak zorunda. Orda müslüman veliye sorsan, din değiştirmiş ve hindu olmuş ingliz öğretmenin bunu sınıfına getirmemesini ister.

türklerden din değiştirip hristiyan olanlar var.
yani müslüman toplumun da bazı duurmlarda hassasiyeti var. örneğin ALMANYADA birini öldürdüler ., sınıfında hoca olsa ne yapmazlardı?

yani oratlık sizin dediğiniz gibi hoşgörü falan hiç değil.

olan birşeyi olmmamış gibi göstermeyiz.
gerçekçi yazılar yazmanız lazım.

yani insanlar kendileri dini konularda uzlaşma noktasına gelmişler.

bu bir uzlaşmadır.

üstelik bizim dinimiz bu uzlaşmaya en yatkın din olmalıdır. çünkü diğer dinler kadar takıntılı sembolleri yok. Sadece son zamanlarda türeyen sonradan görme müslümanlara özenmeyin. Din zaten özünde gösteriş kaldırmaz.,

müslümanlığın özü itibariyle bu fazla abartılacak bir konu değil. Gidersin işini namusula yaparsın., fedakarlıksa herkes biraz yapacak orada. Zaten eğer, uzlaşma ahlaksız bir teklif olsaydı, asla yapmazdın!

sevgili ilknur, demişsin ki;kadınlar savcı olablir. ama dur orda. haaa işte o zaman; kendi yazdıklarını kendin için oku. çünkü bunu dediğin anda yüzlerce yıllık islam ulemasının ittifakla kabul ettiği görüşlere karşı çıkmış oluyorsun. fakat tebrik ederim.

Yazan: knz Tarih: September 19, 2006 11:52 AM

Knz Hanım, yazılarınızdan benim başörtülü olduğum hissine kapıldığınızı hissediyorum. Öyle bir şey yok hiç de olmadı. Hatta ben de bu başörtüsü konusunun İslam'a genel olarak baktığımda çok da önemli bir yer işgal etmediğini düşünüyorum Yalnızca bunu yaşamak isteyenlere neden "hayır" diyoruz bunu bir türlü anlamıyorum, anlamayacağım. Evet dediğiniz gibi ortalık hiç hoşgörülü falan değil fakat siz bu düşüncelerle bu höşgörüsüz ortama katkıda bulunduğunuzun farkında değil misiniz?
Daha önceki bir yazımda da bahsettiğim gibi başörtüsü olmayan bir öğretmenimiz ortaokul yıllarında kendi inançsızlığını bize her derste empoze etmeye çalışırdı. Ama böyle ondan kork bundankork böyle bir yol bulamayız ki. Siz söylesenize gerçekten evladınızın başka bir dine mensup ya da ateistim diyen bir öğretmeni olmasından çok mu korkuyorsunuz. İstediğiniz kadar mahkeme örneği verin. Benim derdim bunlar değil isteyen inancı yaşayabilmeli demokratik devletlerde diyorum. Bu hoşgörüsüzlüğünüz yakında Tunus gibi sokaklara taşarsa ne diyeceksiniz. Adam belki sokakta da başörtülü görünce etkileniyorum cart curt derse ne olacak. bİr an önce insanlara ve onların inançlarına saygılı davranmanın zamanı gelmedi mi Knz?

Not: Konuyu kendi üzerime taşıdığım falan yok. dikkat ederseniz öğretmenliğin mesai bitimiyle biten bir meslek olmadığından bahsetmeye çalışıyorum. Bu durumda siz şunu da diyebilirsiniz. "Evet Aytaç öğretmen hakkında alınan karar gayet yerinde. Öğretmenlik mesai bitiminde bitmiyorsa bu öğretmenler kafayı dışarda da açmalılar"

Yazan: e-mine Tarih: September 20, 2006 10:46 AM

Bu arada İlknur kim?

Yazan: e-mine Tarih: September 20, 2006 10:48 AM

sevgili elif adını karıştırdım özür dilerim.
bu tür hataları yapmamamı mazur görün, ne olur.
çünkü içeriğimiz çok önemli.
sizlerin bu uzun sayfayı satır satır okumanız bir borç., lütfen., ne olur.

şimdi e-mine takıldığın bir nokta önemli.
ona hemen yazıyorum. senin başörtülü olman veya olmaman benim için öenmli değil. biz burda kendimizden bahsetmiyoruz. devlet öenmli değil demişim artık esra'ya, anlasa. Çocuklar için ne öenmli onu konuşuyoruz. Ben karşımda bile olsan başörtülümüsün değil misin fark etmem., Bneim dikkatimi çeken nokta o değildir. YANİ elifin adını karıştırdığım gibi senin başörtlü olup olmadığını da karıştırabilirim.

dikkati bir tek, senin yazdığın mevzuda çocuklar çekiyor.

e-mine yine söylüyorum, lütfen iyi dinle.
sen yanlış düşünüyorsun.
başörtüsü takmasan da yanlış düşünüyorsun.

ben öğretmenin düşüncesinden rahatsız olmam.
bak esra "devlet istemem ben" demiş, ben de ona beni ilgilendirmez demişim.

tam aksine, biz sokaklarda özgür olalım diye,
kamuda UZLAŞMAK zorundayız diyorum.

kendi düşüncemiz marjinalde olablir.

geçenlerde camiye gitmek zorunda kaldım. başörtüsü taktım. hatta çok dikkatli taktım.
ben islamiyette başörtüsü takmanın gerektiğine inanmıyorum diye oraya böyle bir tartışma açamaya
gitmeli miyim ? cami kamusal alan değil mi ?

bak siz böyle davrandıkça,- muzmin anonim de dinlesin-, kendi yansımalarınızı aynada görmeye başlayacaksınız.

çocuğumun hocası ateist olablir.
ama bunu kamu hizmeti verirken, benim çocuğuma otorite yetkisi verilmişken kullanmasını istemem.

yehova şahidi kendi görüşünü özel alanında yaysın, o yapmıyorsa sen de yapmamlısın.
yapamazsın zaten. seni ayrıcalıklı kılan üstünlük ne olacak ?

din konuları özellikle bunu gerektiriyor.
ben çocuğuma da geleneksel aile değerlerini yapılandırmamışım, sen geleceksin belki de oruç hakkında abuk sabuk olan kendi görüşlerini mi empoze edeceksin ? sen öğretmensin diye oruç hakkında o sınıfta en çok konuşması gereken kişi mi oluyorsun ? hayır. hakkın yok.

seyrettiğin dizi filimdeki öğretmen tipi de eski moda., sen ne öğretmeniysen o konun uzmanlığı içinde yetkin var.

niye tunusu örenk verdin ki ?
hasan mezarcı almanya sokakta serbestçe dolaşıyordu, veya cemallettin kaplan sokaklarda dolaşıyordu.

şimdi onlara okulda öğretmenlik mi yaptırılacak ?
sen onu söyle.

aksine, insanlar sokaklarda serbestçe dolaşabilsinler diye kamuda uzlaşma arayışı içindeyiz. ve bu uzlaşma alanı sabit bir çizgiye da sahip değil., ama sizler sizin dışınızda insanları farketmezseniz, onların kaygılarını şu sayfada yaptığınız gibi küçümserseniz o alan büyeceğine küçülür.

Almanya'da öyle olmadı mı ? Tunusta ne oluyorsa, sebebini biraz da TUnus ulemasında aramalısın.
yakında almanyayı 'da tunusa çevirmeyin. İnsanları dinleyin, onlar size kaygılarını söylediklerinde ciddiye alın., çözmeye çalışın.

elif sana bişey daha diyecem, çok önemli. sonra.

Yazan: knz Tarih: September 20, 2006 1:34 PM

selam e-mine hanım. zaman gazetesinde haber olan sivassporlu sporcu haberinin, konuştuklarımla bağlantısı olduğu için buraya yazıyorum.

benim söylediğim endişe bu zaten.
bu dine saygı mı ? yalakalık mı ?
bir sporcu için maç takvimi değişiyor.
ona da aynı şeyi söylerdim, israilde bir hastanin acil servisini kapatıyorlar mı ?

nedir bu kraldan fazla kralcılık ?

peki dine aynı anlayışı yapacaklar mı ?
yapabilecekler mi ?
yapmaya güçleri yere mi ?

kamu içeriği boş, şhovların merkezi haline geliyor.

programlar aksıyor.
o güne göre iş yapan bağlantılı birçok kişinin işi aksayacak., hatta o gün maç var diye köfesini kapı önünde satacak adamın işi aksayacak ??

niye federasyonun sırf dine karşı hoşgörülüyüz şovunu yapması için., inanıyormusunuz hoşgörülü olduklarına ?? cem evlerini ankara belediyesinin temizlememsine kim ne kadar aldırıyor acaba ?

bizim bütün bunlardan dinimizin günlük yaşama uygun olablieceği ile övünmmemiz gerekmiyor mu ?
çünkü biz hiçkimseye kendi ibadetimiz için hoşgörü ve nalayıl dilenmeden bunu yapabiliyruz.

eğer yapamıyorsak dinimiz "tutma" diyor.
sinirli olma da bir hastalık.,
hem sinirli olacağım, hem ibadet edeceğim hakkı yok. o işin hakkını vermek de ibadet .
tercihlerimiz vardır. O zaman çalışmayız evde oturuz. Kamuda başka hiçkimseyi meşgul etmeden ibadet edilebliyorsa edilir.

normal ve doğal olacaksın, işimi tık aksatmayacaksın. ve başkalarının işini aksatmayacaksın.

yük olamayacaksın insanlara israilli sporcu dibi.
ret etmek de erdemdir.
ben olsam o sporcu yerinde ret ederdim.
kimsey yül olmazdım,
ya maça çıkmazdım, hastayım derdim.
veya işim için ibadetten vazgeçerdim.
bir cerah isem ameliyata giderdim.

bir din saçma olma hakkına sahip değildir.

sevgilerimle, ramazanın kutlu olsun.

Yazan: knz Tarih: September 28, 2006 9:07 AM

Knz Hanım,
Sağolun size de hayırlı ramazanlar. Bakın sizden Prof. Dr. Atilla Yayla'nınErtuğrul Özkök’e açık mektup! adlı yazısını okumanızı istiyorum.

Ayrıca şimdiye kadar hep yazılmış yazılara yaptığınız yorumlarla tanıdık sizi. Artık kendi blogunuzda sizi ve düşüncelerinizi daha iyi tanıyabileceğimizi ümid ediyorum. Saygılarımla...

Yazan: e-mine Tarih: September 29, 2006 1:44 PM

e-mine hocam attilla beyin yazısında şu satırları oku;

Başı açıklık, tarafsızlık değildir. Başörtüsü takmak bir değer tercihini yansıtabileceği gibi başı açıklık da bir değer tercihini yansıtabilir

işte bu satır saldırgan.
tabi yazarın farkında olduğunu sanmıyorum.
çünkü fazlasıyla ben merkezli.

bu satırlar neden saldırgan ?
çünkü ben tercihimi beyan etme-me özgürlüğüne sahibim. Kamu yabancı bir oratmadır, ben insanları beni görünüşüme bakıp ddiklemesini istemiyorum. düşüncelerim bana aittir ve kimse istersem ona açılma hakkım var. Bir erkek bunu yapabiliyor ama ben attila yaylanın beni zorladığı konuma itilmek zorunda kalıyorum.

atilla yayla'ya başörtüsü tak-mama-nın neyi temsil ettiğini ertuğrul özkök sorabilecek mi bakalım ? üsütn körü mü bakacak ?

e-mine görüyorsun değil mi ? uzlaşmanın önemini.
yoksa bunlar kadınları lime lime edecek?

sen başörtüsü taktığın anda, ben bişey temsil etmiş oluyorum.

o kesatetiikleri " bişey " ile kuşatılmak istemiyorum.

ama sen be ben bir oratlama üzerinde uzlaşırsak,
kamuda kendimiz hakkında meraklı bakışlardan hem sen , hem ben kurtuluruz.

ben i-s-t-e-m-i-y-o-r-u-m.

ne didiklenmek istiyorum, ne attila yaylanın hakkındaki yargısını istiyorum.

e-mine senin uzlaşman gerekiyor.
buna kadınlar arası dayanışma derler.

buluştuğumuz yer benim bulunduğum yer değil;
ortlama uzaklıktır.

kendi blogumda yazacağım, o zaman buradan haber veririm. ece'nin sayfasında sana seslenen bir yazım vardı, bakarsan sevinirim.

Yazan: knz Tarih: September 30, 2006 10:49 AM

Knz Hanım ben meraklı bakışlardan falan kurtulmak istemiyorum. Bence başörtüsü takan arkadaşlar herkes yiyip içerken bir köşede oturan arkadaşlar insanların meraklı bakışlarından değil özgürlüklerinin kısıtlanmasından rahatsız oluyorlar. Oldu o zaman hatta tek tip kıyafet çıkaralım, tüm ülke kadınları için etek boyunda da anlaşalım hatta saç renginde ve bir çok konuda. Olur mu böyle bir şey el insaf. Hepimiz bir örnek olalım ne düşüncemiz belli olur, ne inançlarımız, ne nereli olduğumuz. Korkunç ötesi bir şey bu. Uzlaşma derken nereye doğru gittiğimizi göremiyor musunuz?
Şu sporcu hakkında da şurada konuşalım isterseniz.
Bu ülkede yıllardır müslümanlar bayramlarını yapsın diye kamu kurumları tatil edliyor bundan haberiniz vardır herhalde değil mi? Bunu da düşünelim sporcunun bayramı hakkında öyle konuşalım...

Yazan: e-mine Tarih: October 1, 2006 1:03 PM

Dini temsil yapamıyorsun.
e-mine bunu nedeni atiila beyin sayfasında.

bak ispatı orda, hemen başkası ne temsil ediyor diye soruyor ?

cevap ; sana ne ?
seni ilgilendirmez ?

kişi kamuda herhangi beyanda bulunmak istemiyor.

ama atilla bey o kişi hakkında beyanda bulunuyor.

atiila beyin bunu yapmasına engel olabildiniz mi ?

o halde kişinin gizlik hakkına saygı duymak zorundasın.,

uzlaşma bir alandır.
e-mine yakın hafızanın gücü ne kadar ?
aynı şeyleriğ yazıyorum.

bu alan değişkendir.

alanın genişlemesi, talep edicilerin ben merkezden çıkmalarına bağlı.

atilla beyin yazısını görüyorum , ben merkezli.
sadece alanın daralmasına hizmet eder.

çünkü dikkat edersen, alanın daralmasına müslüman birliğinin şikayeti de neden oldu.

alanın daralmasına sadece müslümanlar da sebep oldu.

afgan asılı alman öğretmen kalktı bir dolu alman velinin okulunda, üstelik yuva öğretmeni başörtüsü takacağım dedi.

çünkü ben merkezliydi., insanları, mesleğini, çocukları, alman velilerin duygularını hiç önemsemedi, empati hiç kurmadı.

artık aynı şeyleri baştan yazmasam diyorum,
biğr daha aynı noktaya gelirsek "copy-paste " yapacağım.,

o satırdan dolayı dünyanın hiç bir mahkemesinde bir dava kazanmak mümkün değil ( kamu hzmeti vermek açısından )

Yazan: knz Tarih: October 1, 2006 8:53 PM

Knz Hanım

ben burada kişilerin haklarından ve özgürlüklerinden bahsediyorum siz mahkemelerde dava kazanmaktan bahsediyorsunuz. İsterseniz başka şeylerden bahsettiğimiz için burda bırakalım. Siz de copy paste yapmayın.

Bu ülkedeki mahkemelerin Aytaç öğretmen hakkında aldığı kararı hatırlıyorsanız da bana mahkeme demeyin rica ediyorum. Afgan asıllı öğretmeni gönülden tebrik ediyorum kendi hak ve özgürlüklerinin peşinden koştuğu için. İnsanları, mesleğini ve çocuklarını düşünen bir öğretmen olmadığını sonucuna bu yolla asla varamazsınız. Hatta o kendi hak ve özgürlüklerinin peşinden koştuğu için çocuklara çok da güzel bir örnektir.


Bir de sizin mantığınızla düşünecek olursak siz İran'da uygulanan baş açmama yasağını doğal karşılıyorsunuz o zaman. Kişi İran'da herhangi bir beyanda bulunmak istemiyorsa başını açmamalı mı? Öyle mi?


Knz Hanım boşverin copy paste larıda biraz empati kurun.

Yazan: e-mine Tarih: October 2, 2006 3:04 PM

iranda baş açmak kırbaçlanmak demektir.

iran'da uzlşama yapacağınız bir kamu alanı yoktur.

iranda bir hindu'yu diri diri gömemebilleri de mümkündür.

iran hakkında nasıl bir soru sordunuz e-mine hanım ? :)

iran ile karşılaştırma yapacak hiç bir ortak noktamız yok.

yaşamın problemlerini hukuk ile çözmek demokratik ülkelerde olur.

iran 'da bir problem çıkmaz ki ?

ve başkalarına en tahammülsüz grubun müslümanların olduğunu biliyoruz.

eşcinsellik hakkında, diğer dinler hakkında, türkiyedeki protestan,katolik dindarlar,

iran'la farkı anlatayım.
iran'da kamu bir noktadır.
o noktada herkes ya buluşur ya kellesi gider, vaya şanslı olan kırbaçla kurtulur.
yani hareket alanı yoktur.

Biz de ise mecburen herkesin biraz taviz vereceği bir uzlaşma alanı var.

demokrasilerde ise bu ortak alandır.
bu yüzden farklılıkların uzlaştığı yerdir.

o dediğiniz davayı biliyorum.
bir cana kıyılan dava değil mi ?
cana kıymaya gerek yoktu.

hukuk zor bir süreçtir.
bazı davalar yıllar sürebilir.
sabırlı ve inatçı insanlar kazanabilir.
kaybedersiniz, yeniden açarsınız.

size çıkabilcek sorunlar sıralandığında onları durup dinleyeceksiniz.,

kendinizi bir sorun olarak görmeniz gerekiyor.
ve bu sorunu çözmek için çöüzm yolları üretmeniz ve başkalarına bunu ikna etmeniz gerekiyor.

Yazan: KaNeZe Tarih: October 2, 2006 10:34 PM

İran ile benzerliği sizn sayenizde kuruyorum.

çünkü ben tercihimi beyan etme-me özgürlüğüne sahibim. Kamu yabancı bir oratmadır, ben insanları beni görünüşüme bakıp ddiklemesini istemiyorum. düşüncelerim bana aittir ve kimse istersem ona açılma hakkım var

Dediğiniz için ben de diyorum ki orada da sizin gibi düşünen bir insan başını açmak istemesin yani öyle değil mi?
Uzlaşma kazan kazan şeklinde olur biri diğerlerine uydu diye buna uzlaşma denmez.
Knz Hanım burası çok uzadı. İnşaallah sizin blogunuzda tartışmak üzere Allah'a emanet olun...

Yazan: e-mine Tarih: October 3, 2006 1:33 PM

Knz Hanim,

Cok sacma bir mantik orgunuz var. Bunu nasil farketmiyorsunuz bilmem.Bunu gorebilmeniz icin Allah size akil fikir versin diyorum. Allah'tan da biranda bu kadar cok sey istenir mi bilmiyorum ama Ramazan mubarek gun hatirina kabul eder belki.. :D

Cihan

Yazan: Cihan Tarih: October 3, 2006 2:16 PM

e-mine başını örten kişi beyan yapıyor.
neden mi ?

çünkü dünyada başılı örtülü bir kadın, başını gece gündüz, deniz kenarında, çay bahçesinde, yazın veya kışın örtüyorsa bu kadına müslüman derler.

yani başka hiçbir kadın bunu kendiliğinden yapmaz. rahiblerle de müslüam kadını karıştırmayız.
devamlı başörtüsü takmak doğal bir duurm değildir. özel bir durumdur.

ama başörtüsü takmayan kadın, çinli,hintli, müslüman, hristiyan, kanadalı , sırp, boşnak olablir.

nasıl erkekleri bakınca dinlerine göre ayırmaıyorsun, kadınları da bakınca ayıramazsın.

erkekleri nasıl didkliyemiyorlar, kadınları da didikleyemezler,.

uzlaşma bu.

özel haYaTında göbeği açık dolaşan kadın da, uzlaşma alanında döpiyes giyior, sen de ufak bir
uzlaşma adımnı atıyorsun. :)

Yazan: KaNeZe Tarih: October 3, 2006 7:58 PM

e-mine hanım uzlaşmanın neden benim dediğim gibi olması gerektiğini yazdım.,
anlaşıldı değil mi ?

keyfi birşey yok yani.

bu sayfada çok yorulduk.
yeni bir mekanda konuşmadan önce sıfırdan başlmamamız lazım.

Yazan: KaNeZe Tarih: October 7, 2006 11:19 PM

Herkes kendi dayatmasının adına özgürlük dedimi mesele halloluyor. abd. de dünyayı ablukasına almayı, onların maddi zenginliklerini ele geçirmeyi, onları köle edinmeyi onlara özgürlük olarak lanse etmiyormu? Özgürlük egemen güçlerin yaptıkları ve dedikleri olamaz. Kişi nasıl giyinmesini istiyorda öyle giyinebiliyorsa özgürlük vardır. Türkiyede tesettür yasağı vardır, bu nasıl özgürlük olabilirki. Zorbalığa özgürlük derseniz, böyle bir özgürlüğü kimsenin istemeyeceği aşikar. Birde özgürlüğün ve aksinin neye göre değerlendirildiğine bakmak gerekiyor. İslamda tesettür farzdır. Bu Allah Tealanın bizden istediği yapmamız gereken bir emirdir. Bunu uygulamakda islam kanunlarını uygulayan ülkelere düşmektedir ki islam kanunlarını uygulayan ülkelerde bunu uygulamaktadırlar. Ve ülkelerindeki kadınların yüzde 80 den fazlası tesettürü isteyerek ve severek islama tabi olarak örtmektedirler. Örtünmek istemeyenler ise islam düşmanları ve abd uşağı insanlardır ki, onlarda öyle bir ülkede yaşamayı tercih ettiklerine göre o örtünme zorunluluğunuda kabul etmiş oluyorlar otomotikman. İslam devleti başıboşluk ve kuralsızlık devleti değildir. Başını açmayı özgürlük olaras bilenler, başörtüsünü özgürlük olarak tanımlayan bir ülkede yaşamazlar o kadar. Ancak özgürlüğe islam düşmanlığı anlamını takan ülkeler ve o ülkelerdeki egemen güçler yanlış yapmaktadırlar. Özellikle islam ülkelerindeki batı tarzı yapılanmalar. İslam ülkeleri halklarının her ülke yüzde 80 i tesettürü istemekte veya tesettüre karşı çıkmamaktadırlar. Müslümanların yaşadığı ülkelerde tesettürü yasaklama zorbalığında bulunmak isteyen egemen güçler ise kendilerine zorbalıkla itaat edecekleri bir ülke bulsun ve oraya gitsinler, çünkü halkın büyük çoğunluğu onların zorbalığını kabul etmemektedirler, zorlamaya devam ederlerse kendi sonlarını kesinlikle hazırlamış olacaktırlar, bunu çok iyi bilmelerinde kendileri için fayda vardır.

Yazan: Mehmet YILDIRIM Tarih: October 26, 2006 1:21 PM

ayşe azmi., alın size bir dava daha.
araştırın düşünün , fikir üretin.

kaneze'de devam edeceğim,.
oraya yazdığımda burda ialn ederim, bugün vaktim yok.

ama sizler ayşe azmi davası hakkında düşünün bu arada.,

hocanımın bir resmine bakın., falan.

Yazan: knz Tarih: October 28, 2006 12:11 PM

"AYŞE Azmi" Öğretmen hakkında kaneze blog'ta http://kaneze.blogspot.com/yazdım,.

Yazan: KaNeZe Tarih: October 29, 2006 10:42 AM

memlekette ekumenıklık , heybeliadada ruhban okulu gibi konular tartıiıladurur iken ortada dönen zihniyete bakın , başörtüsü islama iman edenler için Allahın buyruklarındandır , dolayısı ile kul buna uymazsa bir günah işlemiş olur bu da onun sorunu , bu konuda kısıtlamaya da zorlamalara da karşıyım bence yazıda doğru yanlar baskın , örtünme yasağı da örtünme zorunluluğu da despotluktur hele ki müslüman bir ülkede böyle bir şeyin olması beni bu ülkenin etkin makamlarında bulunanların her zaman yaldızlı sözlerle söylenen çağdaşlaşma ülküsü ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını yapmacık kandırmaca olduğunu ve alenen laiklik ve kemalizmin sömürüldüğünü ve toplumun islamdan uzaklaştırılmak istediği kanısndayım zaten böyle olmasa idi son onyıldır hele geçtiğimiz yıllarda televizyonlarda tiksinti verecek ölçüde saldırganca yayınlar yapılmazdı, devlet polisini başörtülü bayanların üzerine saldırtmazdı , bu islam topraklarında islama özgürlük diyorum. bu ülkeye yöneteceklerde basiret aranır , ne yazık ki o yetkili etkililerde ne basiret var ne de milliyet bilinci , halka hizmet değil bu halka ızdırap

Yazan: ancazin Tarih: January 21, 2007 9:05 PM

KÜRT SORNU DİYE BİR SORUN YOKTUR.BUNU SORUN YAPANLAR GELEN VE GEÇEN HÜKÜMETLER VE GENELKURMAYLARDIR.
KÜRT SORNU 1 GÜN İÇİNDE ÇÖZÜLÜR.
AMA BUNUN ÇÖZÜLMESİNİ İSTEMEYEN İNSANLAR VARDIR.....

301 KALDIRILSIN.

Yazan: SİYASET-301 Tarih: March 8, 2007 3:42 PM

insanlarımızın kafası karışmış,türban bi kere dini bir emridir laikliğin iki boyutu vardır,birincisi inanç özgürlüğü ikinciside ibadet özgürlüğüdür aslında bu uygulama laikliğe aykırıdır çünkü bu dinin bi gereğinin yerine getirilmesinin devlet tarafından engellenmesidir,bizse var sayımlar yapıyoruz yok öğretmen türbanlı olursa bana iyi not vermez türban takan takmayana kötü gözle bakar peki bakmayacak olan insanlar sırf bu zan ve şüphe yüzünden inancının bi gereğini yerine getirmesin mi eğer biri çıkar art niyetli davranırsa o insanı cezalandırırsın ama herkesi değil bizim ülkemizde bunu savunan insanlar irandaki mollalardan farksızdır onlar tak der bizdekiler çıkar der asıl demokrat,insan haklarına saygılı olanlarda ne istersen onu giy derler,bu ingilterede serbest,o varsayımlar tutsaydı ingilterede savaş çıkardı,çünkü tüm semboller serbest naziler hariç

Yazan: ahmet Tarih: March 27, 2007 3:23 AM

Geçen hafta CHP Izmir örgütünden iki kisiyle tanistim. Arkadaslar sizin "projeleriniz nedir?" diye sordum. Enerji darbogazi, dis ticaret açigi, issizlik... Iktidar olsaniz ne yapacaksiniz?

El cevap : "Abi maksat Türkiye Iran olmasin!"

Humeyni, Saddam, Hitler, Stalin gibi çilginlarin pesinden gitmesi için bir halkin açlik ve sefalet içinde kalmasi, asagilanmasi, uzun savas yillari ile fanatiklesmesi gerekir. Bu ülkelerin fasizme yenik düsmeden önce 20-30 yil nasil yasadiklarina bakilirsa sefaletin ve fakirligin ortak payda oldugu gör£ülebilir kolaylikla. Yani ne Islâm dini ne Alman irki ne de Rus cografyasi sorumlu tutulabilir bu felaketlerden.

Bu baglamda Iranlasmamizdan korkan herkes kisi basina düsen gelirin ikiye katlandigi son dört yili yeniden degerlendirmeli.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: April 16, 2007 5:47 PM

Kürt sorunu yoktur diyenlere Diyarbakır ilimizi, Dinimizin ülkemizde siyasallaştırılmadığını iddia edenlerede Konya ilimizi bir ziyaret etmelerini öneririm!!

Ülkeyi paramparça ediyorlar, biz oturmuş hala Dinci-laik, Kürt-Türk davasının peşinden teraneler okuyoruz, yazıklar olsun demek bile yetmiyor, 70 milyon nüfus, dünya coğrafyasında nerede ise en kritik coğrafya ve gelmiş geçmiş tüm dinlerin üstündeki inancımızla bile muaffak olamamış bizler, bu ülkeyi böldükten sonra neyi başarmayı umuyoruz acaba.

Namusu Iraktaki kadın gibi beş paralık edilmiş kadının başında türban olsa ne olur veya gelişmiş ülkelere kardeşini arkadan vurdurularak, kapı kulu edilmiş Kürdün devleti olsa ne olur..Sırası değil bunların ama kimin umrunda.

Yazan: Erhan Tarih: May 19, 2007 2:00 AM

Tekir Coşkun bir 23 Temmuz sabahı önü alınmaz bir göbek kaşıntısıyla uyandı. Ancak göbeğini kaşımak için uzattığı eli birden diğer koluna çarptı. Neden göbeğini kaşıyamadığını anlamak için gözlerini araladı, kolunun aşırı uzunluğu onu şaşırttı. Göbeği daha bir tombikleşmiş, kolları ve göğsü kıllanmıştı.Birden kulakları sağır eden şiddette bir ezan sesi ile ürperdi. Evinin bu kadar yakınında bir cami yoktu. Ne oluyordu? Pencereye koştu, başını dışarı uzattı. Anıtkabir’in üzerine yerleştirilmiş dev hoparlörlerden kulakları sağır eden bir ezan sesi geliyordu. “Bu bir kâbus olmalı!” diye geçirdi içinden. Titreyen elleriyle televizyonu açtı. Mine Kırıkkene başı sımsıkı örtülü bir biçimde Kemalistlere veryansın ediyordu : “Kısa kollu, kılsız, sabahtan akşama kadar balık yiyip rakı içen bu güruuuuh!”

Birden kapı açıldı, başını içeriye uzatan 40 yıllık karısı Jale Hanım’ın da başı sımsıkı örtülüydü. “hâl-e to çetore?(*)” diye sordu JaleHanım. Tekir Bey kulaklarına inanamadı. Eşi Her günkü gibi günlük gazeteleri getirmişti. Ama gazetelerin her zamankinden farklı bir hâli vardı: Tekir Bey’in gazeteleri eline almasıyla çok sıcak bir cismi tutmuş gibi yana fırlatması bir oldu: Bütün gazeteler eski harfle basılmıştı.

Devami için : http://www.derindusunce.org/2007/05/29/metamorfoz/

Yazan: pinar Tarih: June 1, 2007 12:54 AM

Sayın MeltemB top sakallı başı açık uzun saçlı küpeli öğretmen diğerlerine eşit mesafede olamaz diyorsunuz diğer bir yorumcu arkadaşın yazısını örnek göstererek o uzun saçlı veyahut küpeli insalar bir kurala uyarak karar vermiyorlar veya tüm ülke uzun saçlı olsun veya tüm ülke top sakallı olsun diye hareket etmiyorlar yani kendi istekleri ve özgür iradeleriyle tamamen özgür iradeleriyle böyle bişey yapıyorlar bunu onunla nasıl oluyorda kıyaslıyorsunuz. Daha bugun kız arkadaşım gittiği bir hastanede erkek doktorun çeşitli bahanelerle arkadaşımı muayene etmediğne görüyorum neden çünkü onu bir kadının muayene etmesi gerekir niye künkü hormonlarını harekete geçirir böyle bir mantık böyle bilim hatta böyle ilim olurmu bumu düşünce özgürlüğü bumu kadınlara verceğiniz özgürlük tüm dünya ülkeleri toplumları daha özgür bir toplum yaratmanın özgürlük alanlarını genişletmenin sağlıklı yollarını ararken siz kadınların örtünmesininden bahsediyorsunuz kimse bana çıkıpta bu kişisel tercihtir demesin başka bir kanun bu T.C kanunu değil din kanunudur T.C de böyle bir kanunun olması demek devletin dini olması demektir devletin dini olmaz olursa işte hastanede yaşanan olay gibi binlercesini görürüz hatta bu yüzden yaşanacak ölümler görürüz. lakin şudur doğru olan eğer bir insan kendi dini için kapanıyorsa kendi dini için giyiniyorsa -ki bu hıristiyanda olur herhangi bir dinde mensub bir kişide olur- zaten bir başkası kapanmış veya açılmış onu ilgilendirmez çünkü başkası için kapanmaz veya açılmaz başkasınında kapanması açılması onu ilgilendirmez ama sizin yaptığınız bu türden tartışmaların sonucu tüm toplumu özgürleştirme kılıfı arkasında esarete götürme mücadelesidir "saygılarımı" iletirim

Yazan: ojal Tarih: October 8, 2008 12:23 AM

komik...

turban davasını elestiren zihniyete tek diyebilecegim sey hala bu devirde kafasını orten zihniyet..

yazık.. dini referans almaktan bıkılmadı mı artık bu ülkede? kuran'dan ayetler falan. kuran onu dese ne olur, demese ne olur. referansımızın aklımız olacagı gunlere.

Yazan: nisan su Tarih: October 22, 2008 10:36 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)