« Faşist Kurtların Vadisi | Ana Sayfa | Amerikan İşkencesine Lanet — Ve Teşhis »

February 16, 2006

Türkiye İran olacak mı?

[17 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

'Türkiye İran olmayacak' sloganı geçtiğimiz on yıllar içinde bu ülkenin sokaklarında çok yankılandı. Bugünlerde ise Türkiye 'İran olmaya' değilse bile İran'a benzemeye her zamankinden daha yakın. Ancak söz konusu sloganı dillerine dolayanların sandığı yönden değil. Tam aksi yönden...

Malum, İran'ın özelliği otoriter bir rejimle yönetiliyor olması. Bu otoriterizmin ortaya çıktığı alanlardan biri, devletin kadın giyimine dair getirdiği katı kurallar. Kadınların başörtü takması yasal zorunluluk ve güvenlik güçleri tarafından sıkı sıkıya dayatılıyor. Benzer bir yasak, Suudi Arabistan'da da geçerli. Suudi Krallığı'nın 'mutavva' olarak anılan 'din polisleri', değneklerle sokakta gezip kadınların kılık-kıyafetinin uygunluğunu denetliyor.


Kadın kıyafeti için yasa

İşte İran'a ve Suudi Arabistan'a egemen olan 'kadın kıyafetini yasayla düzenleme' zihniyeti, bugünlerde Türkiye'nin üzerinde de bir hayalet gibi dolaşıyor. Çıkış yeri ise Danıştay. Danıştay, son kararıyla, devlet memuru kadınların başlarını sokakta da açtırmaya yönelik bir adım attı. Yani İran ve Suudi rejimleri kadınların başını zorla örterken, Türkiye zorla açacak. Her ikisi de despotizm...

Denebilir ki, İran ve Suudi Arabistan'daki yasalar tüm kadınlar için geçerli, Türkiye'de sadece kamusal alanda uygulanıyor. Doğru, zaten bu nedenle Türkiye'deki despotizm daha hafif. Nitekim dünya ülkelerinin özgürlük düzeyini ölçen Freedom House isimli kuruluş, İran ve Suudi Arabistan'ı 'özgür olmayan ülkeler' diye tanımlarken, Türkiye'yi 'yarı özgür ülkeler' kategorisine sokuyor. Buna da şükür...

Ama niçin Türkiye 'tam özgür' bir ülke olmasın? Türk vatandaşları, nerede ne giyeceklerine, yasa zoru ve polis copu olmaksızın, kendi başlarına karar veremesinler?

Aslında sadece giyimle değil, düşünceyle de çok yakından ilgili olan bu 'özgürleşme'nin neden bir türlü tam gerçekleşmediğini görmek için, yine İran örneğine başvurmakta yarar var. Çünkü orada despotizmi üreten sistem, buradakinden özünde farklı değil.

İran rejimindeki sorun, seçimle işbaşına gelen siyasi temsilcilerin üzerinde atanmış bir kadronun bulunması. Din adamlarından oluşan bu kadro, Ayetullah Humeyni'nin 'Velayet-Fakih' doktrini gereğince, halkın temsilcilerine 'velayet' ediyor, yani onları denetleyip düzeltiyor. İran halkının çoğunluğu, "Biz nasıl giyineceğimize kendi başımıza karar vereceğiz" dese bile, bu aykırı isteğin ulemanın velayetini aşması mümkün değil.


Velayet-i Devlet

Ne ilginç, benzer bir sistem Türkiye'de de var. İran'dakinden daha yumuşak, daha örtülü, daha sınırlı, ama yine de Türkiye'yi 'yarı özgür' bir ülke olarak tutmaya yetecek kadar etkili bir sistem bu. Adına, Humeyni'den ilhamla, 'Velayet-i Devlet' diyebiliriz.

Merkezinde, kendine dar bir ideolojik kimlik belirlemiş, bunu benimsemeyen toplum kesimlerini tehdit sayan, onları 'kamusal alan'dan kovan, onların siyasi temsilcilerini ise elinden geldiğince saf dışı bırakmaya çalışan bir bürokrasi eliti var. İran'dakilerin adı 'dini ulema' ise bu da 'laik ulema.' Her iki 'ulema' kendi velayetini meşrulaştırmak için benzeri söylemler kullanıyor. İran'dakiler eğer rejim özgürleşirse dinin, Türkiye'dekiler ise laikliğin elden gideceğini ileri sürüyorlar.

Oysa doğrudan Kuran'ın kendisi 'Dinde zorlama yoktur' (Bakara Suresi, 256) hükmünü veriyor ve laikliğin de çok daha özgürlükçü yorumları var. Dahası despot olmayan İslam ve laiklik anlayışlarının hem tarihte hem günümüzde çok sağlıklı örnekleri var. Dolayısıyla rejimler özgürleşirse, ne din ne de laiklik elden gidecek. Elden gidecek olan tek şey, bu kavramları kullanarak kendisine iktidar zemini üretmiş olan 'velayet' sahiplerinin gücü.

Ama velayet sahiplerinin iktidar tutkuları kadar samimi korkuları da var. 'Ya hep ya hiç' mantığıyla düşünmeye alıştıkları için, en ufak 'geri adım'ın yıkımla sonuçlanacağını sanıyorlar. Bu yüzden özgürlük isteyenlere bir görev düşüyor: Özgürlüğü sadece kendileri değil herkes için istediklerini açıkça ortaya koymalılar. Kadınların hem başörtü hem de mini etek hakkını savunmalılar. Şöyle demeliler: Bırakalım kadınları istedikleri gibi giyinsinler.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 16, 2006 9:01 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"yine İran örneğine başvurmakta yarar var. Çünkü orada despotizmi üreten sistem, buradakinden özünde farklı değil."

Laiklik yani Secular system esittir despotizm? Yorumuzu cok hatali buluyorum. Ozgurluk demek kuralsizlik demek degil ki. Sizin istediginiz kurallari kendi isinize geldigi gibi degistirmek. Bu Turkiye'de ozellikle prim yapiyor cunki ulke, Bati'nin aksine, kuralsizligin, kanunsuzlugun kabul gordugu bir yer.

Diyelim ki bir ogretmen Turbanli ve sizin ozgurluk anlayasinizla lise ogretmenligi yapabiliyor. Bu kadin ogretmen, Kuran'a dayanarak her "Iffetli ve namuslu" kizin ve kadinin basini mutlaka ama mutlaka ortmesine hararetle inaniyor.

Basini ortmeyenleri "ahlaksiz" olarak kabul ediyor. Siz bu kafadaki bir Turbanliyi lise ogretmeni yaptiniz. Sinifindaki basi acik Turk kizlarina ne olacak? Ben olsam Turbanli bir Hoca'dan tedirgin olurum. Ya bana hak ettigim notu vermezse...sirf...basim acik oldugu icin.

Laiklik demek Devlet'in din tercihi yapmamasidir. Bu Lise ogretmeninin, devlet memurunun, Cumhurbaskaninin, acil'deki kadin doktorun, Muslumanligini disa vurmamasi demektir, gorevlerini yaparken. Boylece her inanctaki insana esit mesafe saglanir.

Bu kadar basit bir konsept'i neden Turbanci "Ozgurlukculer" bir turlu anlamak istemiyorlar?

Islerine gelmedigi icin olsa gerek.

Yazan: MeltemB Tarih: February 16, 2006 10:15 AM

vah halimize vah halimize bu hallere düştük vah halimize!mustafa bey dilinize yüreğinize sağlık.bilir bir kişinin dediği gibi'cumalar pazar oldu,bak bize nazar oldu,,ne oldu ise hep azaaaar azar oldu.'sanırım yine suç bizde biz müslümanlarda.herşeye itiraz etmeden kendimizi savunmadan boyun büktük.Herşeyin bir başlangıcı olduğu gibi bir akibetide olacaktır ben buna inanıyorum en azından bu düşüncem yüreğimdeki o nefrete kine su döküyor.ama farkında değiller yaptıklarının TÜRKİYE lehine değilde aleyhine olduğunu.içim kan ağlıyor birilerinin oturupta OSMANLI TORUNLARINI ne hale getirdik deyip gülüyor oldukları düşüncesi.YARIN ELBET BİZİMDİR ELBET BİZİMDİR GÜN DOĞMUŞ GÜN BATMIŞ EBED BİZİMDİR.herkesten dua bekliyorum...

Yazan: fatma Tarih: February 16, 2006 11:00 AM

Mustafa bey,

Yine donup dolasip turban referansli yazinizla Turkiye Cumhuriyeti'nde zaten ozgur olan kadinlari ozgurlestireceginizi mi dusunuyorsunuz?

Verdiginiz orneklerde cok ilginc. S.Arabistan dan sonra simdi de Iran ornegi. Kuzey Kore ornegini uzun zamandir vermediniz. Onu da verin tam olsun.

Eger gercekten samimiyseniz ve kadin ozgurlugunu savunuyorsaniz bir kerecik olsun haremlik-selamlik tabir edilen kadinlarin erkeklerden ayri bir yerde oturtulmasina kadinlara yapilan bu saygisizliga karsi cikan elestiren yazilar yazinda gorelim.

Turk kadinin Cumhuriyet'le birlikte cagdas dunya kadinlariyla arasinda hicbir fark kalmamistir. Turk kadini mukayese edilecekse ancak cagdas dunyanin kadinlariyla mukayese edilebilir. Cagdas insan aklinin urunu olmayan yonetim anlayisiyla yonetilen ulkelerdeki kadinlara gorulen reva Turk kadinlarina dayatilamaz, mukayese dahi edilemez. Basbakanimiz sayin R.Tayyip Erdogan'in dedigi gibi "bu boyle biline!"

Ozgurluk turbani, mini etegi savunmak degildir. Ozgurluk Cumhuriyeti ve onun degerlerini savunmaktir!

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 16, 2006 12:09 PM

Sayın MeltemB

Kendinize göre bir öğretmen tanımladınız (her "iffetli ve namuslu" kizin ve kadinin basini mutlaka ama mutlaka ortmesine hararetle inaniyor.) ve bir senaryo yazdınız.

Peki aynı senaryonun tersinden uygulanabileceğini düşünemiyor musunuz?

Bu arada başı kapalı olanlar size göre Türk değil, bu da ilginç bir bakış açısı.

Ayrıca başı örtülü yada açık olan insanlara eşit mesafede duramayan doktorlar yada öğretmenler, top sakallı - küpeli - bol pantalon giymekten hoşlanan - yada uzun saçlı gibi yüzlerce daha örnek verebileceğimiz insanlara da eşit mesafede duramazlar.

Size göre herkez ilk okul çocuklarının önlük giymesi gibi tek tip giyinmeli, hatta tek tip traş olmalı. Bence uyanın 2006 yılındayız.

Yazan: caner Tarih: February 16, 2006 12:34 PM

Sayin Akyol,


Sizi tebrik ediyorum. Yorumunuz cok isabetli olmus. Cünkü Türkiye, Kur'anlilar'in
da yasadigi bir ülkedir. Laikler Seriat'a mahkûm edilemeyecegi gibi, Kur'anlilar da
laiklige mahkûm edilemez. Bu halde: "Sen bizim hayatimiza karisma", "biz de senin
hayatina karismayalim" demek gerekiyor. Fakat siyasal güc, iktidardan ziyade
laiklerin elinde oldugundan, onlar Kur'anlilarin hayatina karisabiliyor. Tabii bu
zulümsel karismanin sona ermesi gerekiyor. Kur'anlilarin laiklige mahkûm edilmelerine
artik son verilmelidir. Aksi halde Amerika bu laiksel diktatörlüge de bir son vermek
icin harekete gecebilir! Laiklerin radikal ve despotik kismi yoksa bunu mu istiyor?
Öyle ise radikal laikler dindarlari aglatmaya son vermelidir. Aksi halde aglatani
aglatirlar...


Türkiye'nin, "Kur'anlilarin da ya$adigi bir ülke" oldugu unutulmamalidir. Böyle bir
yerde ve kamusal alaninda dindarlara, "basini ac" gibi dindisi seyler dayatilamaz.
Bu yüzden dindar kadinlar üzerinde uygulanmakta olan laiksel zulmün sona ermesi
gerekiyor. Kur'anli dindarlar da, Kur'anlica ya$ama hakkindan vazgecmemelidir ve
vazgecemezler.

Türkiye Cumhuriyeti'ne sesleniyorum!

Sizin laikliginiz size, bizim "Lâyiklik"imiz bize olsun.
Öyle ise, kamusal alandaki laiksel zulmünüz son bulsun!


Laiklik: Devletin dine, dinin devlete karismamasi.
Lâyiklik: Allah'a lâyik olma ve Kur'anlica ya$ama eylemi.


Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 16, 2006 3:44 PM



Başörtüsü....Son 15-20 yıldır Türkiye Tarihine damgasını vuran,hemen herkesin konu hakkında söyleyecek birşeyleri olduğu ve gidişata bakıldığında bir o kadar daha üzerinde konuşulacak bir mesele.

Aslında, başörtüsü nedeniyle üniversite son sınıftan ayrılmak zorunda olup,çalıştığım işyerinde de atılmayla yüzyüze olan birisi olarak bu konuda çok fazla fikir beyan etmek istemiyordum.Çünkü ne zaman bu konu hakkında konuşulmaya çalışılsa ,öyle bir safhaya geliniyor ki fikir alışverişi niyeti ortadan kalkıp,yerini tartışmaya,tarafların kendi fikirlerini dikte etmesine,karşısındaki kişiyi rencide edici tavırlara bırakıyor.

Burada kendi düşüncemi ifade etmek istiyorsam bu da Sayın Mustafa Bey'in sitesinin kalitesinden ve düşüncesi her ne olursa olsun yazı yazan arkadaşların seviyesine ,üslubuna olan güvenimden kaynaklanıyor.

Kuralsız bir toplum elbette düşünülemez.Toplumun huzuru,bazı mekanizmaların işleyişi için belli kuralların olması gerekir.Zaten kanunlar o toplumda yaşayan kişilerin daha rahat,daha özgür,kendileriyle barışık ve daha verimli olmaları için değil midir?Dayatmayla,kişi hak ve özgürlükleriyle çelişerek,insanları inançları konusunda ikilemde bırakarak ,üniversitelerde olduğu gibi eşit şartlarda sınava girip öğrenim hakkına sahip olanlar arasında ayrım yaparak oluşturulmaya çalışılan bir toplumda, huzurdan,özgürlükten,çağdaşlıktan bahsedilebilir mi?

Hele hele insanlar hakkında "düşünce,niyet okuma" yoluyla(ki bunun formülü nedir gerçekten merak ediyorum)sen şucusun,senin düşüncen aslında devlete zarar verme,ya da" takiyye "yapmak gibi ithamlarda bulunma hangi çağdaş ve iyi niyetle açıklanabilir?

Bazen kendimi farklı düşünceden olan kişilerin yerine koyuyorum.Sayıları az ya da çok inançlarını siyasete alet edenleri,başörtüsünü farklı amaçlarına siper edinen kişileri duyunca tepkilerini anlıyorum.Fakat bundan korunmanın yolu,niyet okuma yoluyla toptan reddedip yasaklamak mıdır?Yoksa kişilerin bizzat kendi yaptığı eylemlere göre kişisel olarak yargılamak mıdır?

Biliyorum,bunlar sadece benim düşüncelerim.Bu yazıyı okuyan arkadaşlardan farklı ses verecek olanlar mutlaka olacak.Kendilerince haklı nedenler öne sürecekler.Aynen karşı tarafın kendilerini haklı gördükleri yüzlerce neden öne sürdükleri gibi...

Benim kimseyi ikna etme,düşüncelerime inanmalarını sağlamaya zorlama gibi bir niyetim ve beklentim asla yok.Benim tek isteğim,"farklılıklarımıza rağmen hayatı paylaşma" becerisini hepimizin gösterebilmesi.Bu nasıl olur?Yöntemi nedir?Bunu gerçekten bilmiyorum.Belki, bunun için atılacak ilk adım,bu toplumda herkesin en az kendimiz kadar özgür ve insanca,inandığı dğerler doğrultusunda yaşama hakkına sahip olduğunu bilmek olabilir.

Bu arada şuna da değinmeden geçmek istemiyorum.Hani halk arasında bir tabir vardır." Ölümü gösterip,sıtmaya razı etmek".Son günlerde tartışma konusu olan Danıştayın bir öğretmen hanım için verdiği karar bana bu sözü hatırlattı.Elbette verilen kararın "olabilirliğinin" olmadığı Danıştay tarafından biliniyor.Ama öyle bir seçenek sunuluyor ki,diğer seçenekler için "Çok şükür en azından okul,iş,üniversite dışındaki özel hayatımızda karışılmıyor"dedirtiliyor adeta.

Yazımın başında da belirtmiştim.Konu başörtüsü olunca herkesin söyleyecek o kadar sözü oluyor ki...Aynen benim şimdi olduğu gibi,faydasına çok fazla inanmadığım için bir daha yazmamayı düşünüp,sonunda kendimi tutamayıp yazdığım gibi.

Şairin dediği gibi"Bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine"yaşayabilecek miyiz?

Selam ,sevgi ve biraz daha hoşgörü dileklerimle....

Yazan: ceren Tarih: February 16, 2006 3:52 PM

Ataman Bey,
Mustafa Bey’in “Türkiye Cumhuriyeti'nde zaten özgur olan kadınlari özgürleştirme” çabalarını anlayabilmek öncelikle, bir kesimin "örtünme" ile bayraktarlığını yapmaya çalıştıkları düşüncenin fikir babası olduğuna inandığım Necip Fazıl Kısakürek'in "Büyük Doğu"sunda aile ve kadının nasıl anlatıldığına bakmak lazım.

"İslâm İnkılâbında aile, tıpkı bir makinenin iyi işleyip işlemediğini muayene eden bir mühendis gibi, uzaktan ve devlet gözüyle murakabe edilmesinden ibaret, 'zat-ül-hareke'liğine kadar her ferdi ve her unsuriyle sımsıkı bir müdahale hedefidir...
Bu müdahalenin esaslarında, cemiyetin protoplazması olan muazzez aile mefhumunu korumak; babayı, anneyi, evlâdı, zevci, zevceyi ve bütün yakınlık kademelerini birbirine karşı her türlü ahlâkî emirler ve yasaklarla vazifelendirmek ve bu hususların yerine gelmesi için gereken aile ruhunu elifbesinden başlıyarak fasıl fasıl tedvin etmek işi vardır.
İslâm inkılâbında, devlet tesisi olarak, müstakil bir aile zabıtası ve mecburî aile kursları, tohumun ağacı ve ağacın yemişi elde edilinceye kadar muvakkat teşkilâtın esas şubelerinden olacaktır.
İzdivaç müessesesi, en genç yaşlarda adetâ mecburiyet belirtecek şekilde devlet tarafından himaye edilecektir...
Bu inkılâbın kadınları, cihanın en zarif ve en cazibeli kadınları olacaktır.
Bu inkılâbın kadınları, kutsî ölçünün 'örtmeğe mecbursun!' dediği her noktalarını örtecekler ve 'örtmeye mecbur değilsin!' dediği hiçbir noktalarını örtmeye zorlanmayacaklardır.
Bu inkılâbın kadınları, böylece ve anlayanlarca, kadınlık mefhumunun heykelleştirdiği en derin ve esrarlı hicap ifadesi içinde cemiyet zeminini süsleyeceklerdir.
Bu inkılâbın kadınlarında vekâr, hayâ, iffet, mâna, şahsiyet, eda, öyle cömert bir ifade bağlıyacaktır ki, dünyanın en havaî erkeği bile yüzlerine bakarken ürperecek, onlara karşı hürmetten başka bir şey duymayacaktır.
Bu inkılâbın kadınlarından, yüzde yüz İslâmî çerçeve içinde ve bilhassa kendi, cinsi üzerinde yetiştiricilik vazifesiyle, muallim çıkacak, doktor çıkacak, hastabakıcı çıkacak, muharrir çıkacak, sanatkâr çıkacak, âlim çıkacak; ve bilhassa fahişe çıkmıyacak, bar artisti çıkmıyacak, sarhoş şarkıcı çıkmıyacak, göbek atıcı çıkmıyacak ve nihayet başıboş işçi ve memur yaftası altında cinsiyetini azmanlığa götürmüş pislik ve yırtıklık nevilerinden hiçbirisi çıkmıyacaktır.
İslâm inkılâbı, üreme ve türeme dâvasında, sistemli bir çalışmayla, 40 milyonluk bir kalabalığı çeyrek asır içinde 80 milyonun üstüne çıkarmayı taahhüt ve tefekkül edici bir hamle ruhuna maliktir."

Mustafa Bey’in bu düşünceler ile ne alakası var, Mustafa Bey herkes için özgürlükleri savunuyor diye düşünenler çıkacaktır. Tabiki Necip Fazıl Kısakürek'in ideallerine bir anda ulaşmak mümkün değil. Bu ideallere "evrimci" bir politika izleyerek ulaşmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle, daha geniş bir kitleyi etkileyebileceklerini ve harekete geçirebileceklerini düşündükleri “sorunları” ve konuları öne çıkarmaktadırlar. Bu alanlarda sağlanacak "ilerlemeler"le amaçlarına daha kolay ve emin adımlarla ilerleyeceklerini hesaplamaktadırlar.

Gelelim konunun şekilsel boyutuna. Bir öğretmenin günümüz koşullarında okul dışındaki zamanlarda başını örttüğü için müdür olamaması bana çok garip geldi. AKP’nin kamuda yapmakta olduğu kadrolaşmanın herkes farkındadır. Bu öğretmenimiz başını örttüğü için değil, muhtemelen kendisinden daha “müslüman” bir öğretmen arkadaşı bulunduğu için o pozisyona gelememiştir. Son yıllarda “namazında niyazında” olmayan bir kişinin devlette belli bir kademenin üzerine gelebilmesi mümkün değidir. Kamuda atamaların bilgi, beceri ve tecrübe yerine ne kadar “göstermelik olark müslümansına” dayandığını bilmeyen yoktur.

Yazan: Peyami İskender Tarih: February 16, 2006 4:10 PM

Arkadaşlar kimin nasıl giyinmesi yada giyinmemesi gerektigini devletin belirlemesi "olaganüstü" haller dışında (örnegin Atatürk ün politikası,bu olaganüstü duruma örnek gösterilebilir) tasvip edilemeyecek kadar ilkel bir durumdur..
Ancak öyle görünüyorki günümüzde Türkiye nin bu politikasına karşı çıkışlar "dinimizin emrini yerine getiremiyoruz" nidaları şeklinde boy gösteriyor..Acaba türban takmayı isteyen bu kişiler,devletin türban takacaksınız,ya da haremlik-selamlık uygulamala gibi hüküm getirdiginde de aynı hassasiyeti de inancı farklı oldugu halde baş örtüsü takmak,ya da haremlik selamlık uygulamasına maruz kalmak durumunda olan kişiler içinde gösterecekler midir?
şimdiden bu sorunun muhataplarının
"Elbette gösteririz bizim dinimiz hoşgörü dinidir,zorla bu şekilde bir uygulamayı farklı inançta kişiler için de gösteririz" dediklerini duyar gibiyim,oysa bunu diyenler "islama göre yönetilen" Osmanlı devletinin bazı uygulamalarını haksızlık degilmi diye gösterdiginizde savunmaya kalkarlar bir türlü yanlış bir uygulama varsa bunu da bu gün dile getirdikleri gibi dile getirmezler ve "hikmet" ararlar o uygulamalarda...
Bence Mustafa Bey,Türkiye İranlaşmaya yakın fakat bu sizin baktıgınız pencereden görüldügü gibi de olabilir yukarıda çizdigim karakter profiline sahip "dini için türban takan" kişilerin "haksızlık" anlayışlarından dolayı da olabilir...
Aslında bu baş örtü meselesi islam dininin tarihinde gördügü en büyük hakareti oluşturmaktadır..bir takım zihniyetler her anlamda müthiş bir şekilde yaşanabilecek olan Allah ın dinini gelip 1 metre karelik bir bez parçasında bogdular...
İlginçtir ki baş örtmek adeta islamın bir sembolu olmuş..halbuki KADININ BAŞINI KAPAMASI İSLAM DİNİNE GÖRE FARZ DEGİLDİR BU,DİNSELLEŞTİRİLEN BİR GELENEGİN İZDÜŞÜMÜDÜR..
Baş örtüsünün farz oldugunu da nereden çıkarttınız?bunu cevaplayın önce,bakın ben dinde reform isteyen biriyim.diyeceksinizki dinde reform olmaz..bakın reform Avrupa da gerçekleşen BÜYÜK BİR ÖZE DÖNÜŞ ÇABASIDIR...Dinde reform ise ancak ve ancak ÖZE (KURAN'A) dönüşle gerçekleşecektir..Kuran kadına böyle bir hüküm vermemişken nasıl olur da bunu farz olarak ele alabilirsiniz?

Yazan: ebulfetih Tarih: February 16, 2006 5:18 PM

Sayin Ebulfetih Bey,

Insanin hayatina isik, dâvâsina delil ve dayanak, hayatina da ölcü, denge ve düzen olan Kur'an ve Dini elbette bir basörtüsüne indirgenemez.
Yanliz "indirgenemez" derken dikkatli olalim. Disaridan basit görülen bir mesele, eger
dine ve Kur'an'a aitse, o mesele, basit bir mesele degildir. Bu halde örtünme konusu da basit bir mesele olmaktan cikar. Dini ve Kur'an'i önemsiz seylere indirgemeyi düsünen de yok.

Mesele, bir "özgürlük meselesi"dir. Yoksa örtünmenin farz olup olmadigi meselesi degildir. Ortada bir özgürlük gasbi var. Bu gasbin kalkmasi gerekir. Özellikle Türkiye gibi Müslümanlarin coklukla yasadigi bir ülkede bu yasagin hic bulunmamasi gerekiyor. Bu yasak, sanki Türkiye, "radikal laikler gibi 'özel
bir sinif'a aitmis, Müslümanlar da onlarin köleleri ve onlarin buyrugu altinda yasamasi gereken adi varliklarmis" gibi bir
tablo meydana getiriyor. Bu cirkin tablonun ortadan kalkmasi gerekiyor. Bunun icin de basörtüsü yasagi son bulmalidir.

Basörtülü kiz ve kadin ögrenciler, Avrupa ülkelerinin üniversitelerindeki gibi, Türkiye'de de rahatca okuyabilmelidir. Kamusal alan, radikal laiklerin özel alani degildir. Radikal laiklerin, kendi evlerine basörtülüleri sokmamaya haklari
vardir. Halka ve devlete ait alanlarda ise, ayni hakki kullanamazlar.

Eger basörtüsü bir tehdit olarak görülüyorsa, pekâlâ basörtüsüzlük de bir tehdit olarak görülebilir. Madem üniversite basörtüsüzlere yasak edilmiyor, o halde basörtülülere de yasak edilmemeli. Esitlik ve adalet ancak bu sekilde saglanir. Yani basörtülülere yasak edilen bir
üniversite, basörtüsüzlere de yasak edilmeli.
Fakat biz, böyle bir yasagi istemiyoruz.
"Basörtülülerin yasagini kaldirin" yeter, diyoruz. Iran'daki gibi zorla basörtme
eylemine de razi degiliz.

Basörtüsü bir ahlâksizlik degildir ki, yasak olsun! Basörtüsünü yasaklayan acik bir kanun da yok. Olamaz ve olmamali. Sadece keyfî yönetmelikler var. Bir Cumhuriyet yönetiminde keyfîliklere razi olunamaz! Türkiye, diktatörlükle yönetilen bir ülke olmadigina ve
olamayacagina göre, bu yasak derhal kalkmalidir!
Türkiye laik bir ülkedir. Yani devlet dine karisamaz. O halde kamusal alandaki dindarliga da karisilmamalidir. Karisanlar ise, bir özgürlük gasbciligi yapmaktadir ve cezalandirilmalari gerekir.

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 17, 2006 11:07 AM

1400 yil oncesinin Medine sartlarinda bir yasam tarzi surdurmek isteyen arkadaslar oncelikle kadinlar uzerindeki turban dayatmasi ve haremlik selamlik uygulamalarinin gunumuz sartlarina uygun olup olmadigini, kadinlara hala bu sekilde davranmanin akillara ve vicdanlara rahatsizlik verip vermedigini sorgulasinlar.

1400 yil oncesinin Medine sartlarinda kadinlar neden saclarini ortmusler? Kur'an da anlatilan hangi olaydan sonra baslarinin ortulmesi emredilmis? Neden kadinlar haremlik selamlik uygulamaya maruz birakilmis? Bunlari sorgulayin once.

Ortunmeyle ilgili ayetlerin oldugu ayni sure'de artik evlenme umidi kalmamis, dogurganligini yitirmis kadinlarin baslarini ortmelerine gerek olmadigini soyleyen ayet de var. Neden bu ayet gormezlikten geliniyor?

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 17, 2006 2:17 PM

Selam,
Urfa da balıklı gölü gezdikten sonra Hz.İbrahim in doğduğu mağaranın bulunduğu etrafı gül bahçesi olan İBRAHİM CAMİİ ne girecektik..

Otobüslerinden İran lı oldukları belli olan bir grup da oradaydı..
Kadınlar abdest almak için lavaboya (lavabo demeye bin şahit ister)geldiler.
İçerisi o kadar pis ve bakımsızdı ki ben burnumu tıkayıp,pantolonomun paçalarını kıvırarak spor ayakkabılarımın uçlarına basarak yürümek zorunda kaldım.

Kadınlar dış örtülerini açınca gayet bakımlı hatta manikürlü elleriyle dikkatimi çektiler,hele hele BETTY MAHMUDİ nin Kızım olmadan asla! kitabıyla daha 16 yaşında tanıştığım(!) İran lıları uzaylı görmüş gibi inceliyordum...

Kadının biri adidaslarımdan başlayıp,kotumdan yüzüme kadar yukarı çıkıp beni süzdü ve tuvaletle birlikte sanki beni de katarak,küçümser ve acır bir halde, aynen şöyle dedi:

-Turkish gedâ !

Ben de o pis ortamdan zorla sıyrılarak babamın yanına gittim ve sordum,
-İran lı kadının biri bana Turkish GEDÂ ! dedi baba.Gedâ neydi?

-Senin şahsında türkler köle kul demiş,kendilerine baksınlar onlar(kızarak)


Aslında düşününce kadın haklıydı ,biz gedaydık..
Onlar en azından Milli sanayi hamlesi geliştirebilmişlerdi,emperyalizme kafa tutma cesaretini gösterebiliyorlardı.

Üniversite öğrencilerinin %60 ı kız dı.
Kadın yönetmenlerinin sinema festivali vardı..
Balıklı göl gibi turistik bir mekanlarının tuvaleti de eminim bizden daha temiz ve bakımlıydı.

En azından Amerika nın eyaleti değillerdi...
Biz Amerika nın Onlarsa, Tanrı nın GEDÂ sıydı..
Türkiye İran olur mu bilinmez ama İran ın Türkiye olmayacağı kesin!


sevgi ve saygılarımla

dipnot:
gedâ: Fakir, kul, köle.

Yazan: ECE Tarih: February 17, 2006 6:31 PM

Sayin Ebulfetih Bey,

Insanin hayatina isik, dâvâsina delil ve dayanak, hayatina da
ölcü, denge ve düzen olan Kur'an ve Dini elbette bir
basörtüsüne indirgenemez. Yanliz "indirgenemez" derken
dikkatli olalim. Disaridan basit görülen bir mesele, eger
dine ve Kur'an'a aitse, o mesele, basit bir mesele degildir.
Bu halde örtünme konusu da basit bir mesele olmaktan
cikar. Dini ve Kur'an'i önemsiz seylere indirgemeyi düsünen
de yok.

Mesele, bir "özgürlük meselesi"dir. Yoksa örtünmenin farz
olup olmadigi meselesi degildir. Ortada bir özgürlük gasbi var.
Bu gasbin kalkmasi gerekir. Özellikle Türkiye gibi Müslüman-
larin coklukla yasadigi bir ülkede bu yasagin hic bulunmamasi
gerekiyor. Bu yasak, sanki Türkiye, "radikal laikler gibi 'özel
bir sinif'a aitmis, Müslümanlar da onlarin köleleri ve onlarin
buyrugu altinda yasamasi gereken adi varliklarmis" gibi bir
tablo meydana getiriyor. Bu cirkin tablonun ortadan kalkmasi
ve silinmesi gerekiyor. Bunun icin de basörtüsü yasagi son
bulmalidir.

Basörtülü kiz ve kadin ögrenciler, Avrupa ülkelerinin
üniversitelerindeki gibi, Türkiye'de de rahatca okuyabilmelidir.
Kamusal alan, radikal laiklerin özel alani degildir. Radikal
laiklerin, kendi evlerine basörtülüleri sokmamaya haklari
vardir. Halka ve devlete ait alanlarda ise, ayni hakki
kullanamazlar.

Eger basörtüsü bir tehdit olarak görülüyorsa, pekâlâ
basörtüsüzlük de bir tehdit olarak görülebilir. Madem
üniversite basörtüsüzlere yasak edilmiyor, o halde
basörtülülere de yasak edilmemeli. Esitlik ve adalet ancak
bu sekilde saglanir. Yani basörtülülere yasak edilen bir
üniversite, basörtüsüzlere de yasak edilmeli. Fakat biz,
böyle bir yasagi istemiyoruz. "Basörtülülerin yasagini
kaldirin" yeter, diyoruz. Iran'daki gibi zorla basörtme
eylemine de razi degiliz.

Basörtüsü bir ahlâksizlik degildir ki, yasak olsun!
Basörtüsünü yasaklayan acik bir kanun da yok. Olamaz
ve olmamali. Sadece keyfî yönetmelikler var. Bir
Cumhuriyet yönetiminde keyfîliklere razi olunamaz!
Türkiye, diktatörlükle yönetilen bir ülke olmadigina ve
olamayacagina göre, bu yasak derhal kalkmalidir!
Türkiye laik bir ülkedir. Yani devlet dine karisamaz.
O halde kamusal alandaki dindarliga da karisilmamalidir.
Karisanlar ise, bir özgürlük gasbciligi yapmaktadir ve
cezalandirilmalari gerekir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 18, 2006 12:32 AM

Sayin Ataman Bey,

Bütün kadinlar dogurganligini yitirmis midir?
Biz, örtüsüyle okumak isteyen genc ve bekâr
kiz ögrencilerden bahsediyoruz. Siz de, öteki
ayetleri görsenize!

Bu zamanda da gecmis zamanin sartlari bulunabilir.
Eger sartlar gerekli kiliyorsa ve tabi olunan din de emir ve teklif ediyorsa, fert ve toplum örtün-
me ihtiyaci hissedebilir. Bizim mevzumuz da,
Allah'in emir ve teklifiyle örtünen ve örtünmek
isteyen kimselerin durumuyla ilgili. Ebeveynle-
rinin dayatmasiyla örtünen kiz ögrencilerin
durumu konumuz disindadir. Hem bütün ögrenciler
aile baskisiyla örtünmüyorlar ki! Onlarin cogu,
Allah emir veya teklif ettigi icin örtünüyor.
Yoksa baski altinda kaldiklari icin degil. Biz de, kendi rizasiyla örtünen ve haksizliga ugrayan
kiz ögrencilerin durumuyla ilgileniyoruz.
Sorunumuz, onlarin haklari neden gasbediliyor?

Kadinin erkek üzerinde haklari oldugu gibi,
erkegin de kadin üzerinde haklari vardir. Eger
bir erkek esinin örtünmesini istiyorsa ve kadin
da dindar bir kimse ise, elbette o kadin kendi
rizasiyla örtünecektir. Bizim de meselemiz,
kendi rizasiyla örtünmüs ve dindarligini kamusal
alanda da korumak isteyen bayanlarla ilgili.Yoksa
bir kadinin baski ile örtünmesini biz de tasvip
etmeyiz, etmiyoruz. Fakat bugün, ba$ini baski ile
örtenler oldugu gibi, e$lerinin baskisi ile acanlar da bulunmaktadir. Bunun da en kötüsü,
kamusal alanda uygulanmakta olanidir!

Ben bu konuda oldukca modernlik taraftariyim.
Yani, güvenli ortamlarda kadinin ba$ini acmasinda
bir mahzur görmüyorum. Fakat o güvenli ortamlar
nerede? Bugünün dünyasinda sokaklar, i$yerleri ve
resmî alanlar ne kadar güvenlidir? Eger kadin kendini güvende hissetmiyorsa, elbette bir
kalkana ihtiyaci olacaktir. Örtünüp örtünmemeye kadin kendisi karar verecektir. Eger bir kadinin
karari basörtme olmu$sa, kamusal alanda veya disinda onun hakkini korumak boynumuzun borcudur.
Bir kadina: "Falan yer güvenlidir. Öyle ise ba$ini ac" diyemeyiz.

Bu hususta kadin, kendi karar vermelidir. Kadinlari zorla kapatmaya hakkimiz olmadigi gibi,
zorla acmaya da hakkimiz yoktur ve olmamalidir.
Eger erkekler heryerde ve her zaman bir melek gibi olsaydi, o zaman kadinin örtünmesine de
gerek kalmayabilirdi. Selamlar...

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 18, 2006 8:35 PM

Bakın Hüseyin Bey eşitlik savınız yazınızın sonunda yine bozuluyor...baş örtüsü yasagı kalksın zira dine karışılmaz diye dile getiriyorsunuz benim de haksızlık olarak gördügüm bu yasaga..ancak itirazımız kimsenin giyim tercihine,anayasal olarak suç teşkil etmedigi halde karışılmaması gerektigi şeklinde olmalı..an azından baş örtüsü konusunda..çünkü baş örtüsü islam dininde bir (farz olan) uygulama degil..ama namaz kılmak yasaklansaydı,cuma namazlarına gitmek yasaklanırsa o zaman verdiginiz tepki dogru olurdu.dini özgürlügüne tecavüz edilmiş olurdu..ama inanç anlayışına dayalı bir itiraz edecekseniz onunda yasal bir ismi var..o da vicdan özgürlügüdür..eger o kişi başını kapayarak rahat olabiliyor ise ve bu kimseye (anayasal anlamda) zarar vermiyor ise işte o zaman vicdan özgürlügü olarak da savunabilirsiniz..ancak asla baş örtüsünü dini özgürlük olarak savunamazsınız..
Neden mi?çünkü islam dinine (farz) olan bir utgulama degilki!hayır farz diyorsanız buyurun delilinizi getirin..
Sayın Ertugrul Ataman Bey e gelince..örtünme ile ilgili Kuran daki hükümleri irdelememiz bakımından yerinde sorular sormuş..bende aynı soruların cevaplarını araştırmaya davet ediyorum herkesi..ancak Ataman Bey,Kuran da baş örtüsü normal statüdeki kadınlara farz degil ki dogurganlıgı geçmiş kadınların başını açmasında sakınca olmasın!Kuran konunun geçtigi ayette dogurganlıgı geçmiş kadınların örtünmelerine daha az dikkat edebileceginden bahseder...
bu kadınlar için "başlarını açabilirler" diye bir hüküm olmadıgı gibi normal kadınlara da "başlarını örtsünler" diye bir hüküm yoktur...
işte bu yüzden Kuran da yani dinde olan bir hükmü küçük görüyormuşum gibi lanse edilmesin..Kuran da yani dinde olmayan bir hüküm hakkında bir haksızlık için de din adına savunulma yapılmasın..
"Ve size teknik bir bilgi veriyorum..bilinki baş örtüsünün yasaklanılmaya çalışılması durumu,bu duruma karşı çıkanların dini savunma getirmelerinden kaynaklanıyor"
not:en son yazdıgım paragraf üzerinde tartışmaya girmeyecegim.

Yazan: ebulfetih Tarih: February 18, 2006 9:22 PM

Yaklaşık bir hafta önce bu siteyi keşfettim ve adeta tiryakisi oldum. Buradaki tartışmaların entellektüel seviyesi beni çok şaşırttı doğrusu. Mustafa Akyol Bey'in şahsında bu sitenin teşekkülünde görev alan herkesi kalbi şükranlarımla selamlarım.

Ataman Ertuğrul adlı şahsın her habere yorum çekip, aynı şeyleri adeta ağzında sakız gibi geveleyip durması bana olabildiğince art niyetli bir kişi olduğunu çağrıştırdı. Onu görünce aşağıda bir yerlerde S. Öztürk beyin enfes bir karşı yazısıyla karşılaşacağımı düşündüm(şu ana kadar yazdılarsa da çıkmamış)ama şimdilik göremedim.
Şunu söylemek istiyorum ister 1500 yıl olsun ister 5000 yıl olsun insanların gönlünde yer etmiş bir sevgi veya iman, zamana ve mekana meydan okuyup her çağda ve her yerde kendini ortaya koyuyorsa buna neden saygı duyulmayıp da aşağılamak yoluna gidiliyor. Ataman bey öldükten sonra çamura karışıp yok olacağını düşünüyor olabilir veya hiçliğe kendini adamış, inandırmış hatta ummuş olabilir. Bu kendi sorunudur. Ama yokluğun karanlık dehlizlerine giremeyecek kadar büyük olan insan ruhu elbette daimi bir yolculuktan gelip daimi bir yolculuğa gittiğini fıtraten bilir. Yok olmayı düşünemez çünkü. Varlık yolculuğunun küçücük bir durağı olduğunu düşündüğü dünya neden insanı ulvi düşüncesinden alı koysun ki…neden ona bütün enerjisini boca etsin ki… Burası müminler için bir sınav meydanıdır sayın ateistler! 1500 yıl önce nasıl hayat sonlu idiyse bundan sonra da öyle olacak. Ve siz ölümü yok etmedikçe de söyleyeceğiniz bütün laflar şeytanın tercümanı olmanızdan başka bir işe yaramayacak
saygılar

Yazan: yuksell Tarih: February 19, 2006 12:20 AM

Yuksell Bey/hanım,


Uzunca bir süredir Ataman Bey'in yazdığı yorumlardaki dehşet verici yanlışlıklara karşı bazı cevaplar yazıyorum.

Tabii Ataman Bey'i fiilen tanımadığımdan olsa gerek başlangıçta ciddi ciddi argumanlarına cevaplar sunuyordum.Ama bir süre sonra anladım ki Ataman Bey'in tavrı, soru soran, bilgi edinmeyi amaçlayan,mütecessis birinden ziyade zaten iman ettiği ideolojisinin vaveylalarını tekerrür etmekten ibaret.

İslam terbiyesi bu tür insanların seviyesine inmemize engel olmalı.Çok derin İslami bilgilere sahip kişilerin tartışabileceği meseleleri müçtehidliğe soyunan bazı kimselerin internet sitelerinde,yorumlar vasıtası ile tartışmaya çalışmaları da çok sakıncalı.Elmalarla armutları karıştırmamak lazım.Başörtüsü konusu da bu konulardan birisi.


Bu yüzden artık ne onun her yorumuna cevap verecek sabrım,ne de bu cevaplardan onun alabileceği bir ders bulunuyor.O halde bize düşen Le kum diniküm veliyedin deyip selametle uğurlamak.


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 19, 2006 2:02 PM

Sayin Huseyin Avdic,

Diyorsunuz ki: "Eger erkekler heryerde ve her zaman bir melek gibi olsaydi, o zaman kadinin örtünmesine de gerek kalmayabilirdi." Bu soyledikleriniz tamamen erkek kiskancliginin bir ifadesidir. Kadinlarin baslarini ortmelerinin onlarin guvenlikleri icin oldugu konusunda ise gunumuzde boyle bir tehlikenin oldugunu iddia etmek ve dusunmek cok tutarsizdir.

Benim bu konularla ilgili bu gune kadar ifade etmeye calistigim goruslerim ise, Kur'an daki ayetlerin %85'lik gibi buyuk bir kismini olusturan Medine donemi ayetlerinin o donemin sartlarina gore toplumsal hayatin ve sosyal duzenin saglanmasina yonelik oldugudur. Islam peygamberi Muhammed sadece bir din getirici degil ayni zamanda bir devlet kurucusudur.

Kadinlarin baslarini ortmesi gerekliligi ile ilgili ayetlerde bu donemde inmis ayetlerdir. Bu donemde de toplumsal duzenin saglanmasi icin bu ayetler etkili ve de gerekli olmustur. Bunu boyle degerlendirmek ve gereksiz tartisma konusu yapmaktan kacinmaliyiz diye dusunuyorum. Olaylari ait olduklari donemlere gore degerlendirirsek ufkumuzu daha cok genisletmis oluruz. Dolayisiyla Islam peygamberi Muhammed'in Medine donemine ait ayetlerini, devlet kurmaya yonelik yani toplumsal ve sosyal bir duzen kurmaya yonelik eylem ve davranislarini gunumuze uyarlamaya ve uygulamaya calismak bunda israr etmek yanlistir. Islam dinine de hicbir faydasi yoktur.

Zaten Islam peygamberi Muhammed'in olumunden itibaren ahlak ve ahiret hayatina yonelik ayetler dikkate alinmadigi icin Medine donemi ayetlerini, Muhammed'in bu donemdeki eylem ve davranislari herkes kendi kafasina gore yorumlamak suretiyle sozde kendi Islami ideolojilerini yaratmislardir. Bunun kaniti da gunumuzde tek bir islam yoktur. Herkesin Islami farkli farklidir. Binlerce tarikat, yuzlerce mezhep vardir.

Ulkemizde son 25 yildir surekli gundemde tutulmaya calisilan ve kasitli olarak cikarilmis turban probleminin arkasinda halkimizin dini duygularini istismar ederek kendi Islami ideolojilerini kurma hevesinde olan kisilerin oldugu gun gibi asikardir.

Turban dayatmasini, kadinlarin baslarini ortmesini savunmadan once Kur'an ayetlerinden hareketle bu ayetlerin o donemde yasanmis hangi olaylardan sonra indirildigini bir kez daha dusunmenizi tavsiye ederim. Ayrica Muhammed peygamberligi bildirildigi zaman halen hayatta olan ilk esi Hatice doneminde (yaklasik 10 yil) neden ortunmeyle ilgili bir ayet indirilmemistir? Bunun yanitini vermek icin iyice dusunurseniz Medine sartlarini anlamis olursunuz.

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 20, 2006 12:49 PM

Sayın Ataman Bey,tabiiki Kuran da ki hükümler hakkında fikir belirtmek için müslüman olmaya gerek yoktur,ancak ateizmin ne olup ne olmadıgı konusunda yanlış yorumlarda bulunmam sizi rahatsız edecegi gibi sizin de Kuran hakkında yanlış yorumlarda bulunmanız beni rahatsız etmekte..
Kuran ın tarihsel hükümleri elbette vardır,ancak ne bu %85 lik bir bölümdür,ne de örtünme ile ilgili hükümdür..bir kere(hem Hüseyin Bey in,hem de son mesaj da sizin) düştügünüz durum yanlış bilgilerle Kuran adına yorumlar yapmanızdan başka bir şey degil..
Neden mi?örnegin demişsiniz ki "Kadinlarin baslarini ortmesi gerekliligi ile ilgili ayetlerde bu donemde inmis ayetlerdir. Bu donemde de toplumsal duzenin saglanmasi icin bu ayetler etkili ve de gerekli olmustur. "
Sayın Ataman Bey siz ne dediginizin farkında mısınız?kadınların başlarını örtmesi gerekliligi ile ilgili bir ayet in avrlıgından söz ediyorsunuz ve bunu da o dönemin şartlarına uygun olarak indigine dikkat çekiyorsunuz..ancak bu savınız iki yönden temelsiz ve yanlış..bakın öncelikle Kuran da kadınların başlarını örtmesinin gerekliligiyle ilgili bir ayet yoktur,bu sizin hakkında konuştugunuz Kuran adına bilginizin ne ölçüde oldugunu ortaya koyar,bilginiz yoksa yorum yapmayın her konuda yorum yapmak zorunda degilsiniz..ikincisi olmayan baş örtüsü gerekliligi ayetinden yola çıkarak bunun o zamana göre indigini söylüyorsunuz..bir de bu gibi ifadelerinden %85 lik bir kısım hakkında aynı yorumu yapıyorsunuz,bakın gördünüz mü şimdi ben Kuran da olmayan baş örtüsü gerekliligi ayetini sizin metodolojinizden sökersem üzerine kurdugunuz tüm mantık çöker...
bakın ama yazınız devamında müthiş bir noktaya deginiyorsunuz,TEK BİR İSLAM YOK...onun yerine şeyhler mezhepler var..ama buna da şunu eklemem gerekir,TEK BİR İSLAM VAR,ANCAK ÇOGUNLUK ONU UYGULAMIYOR..TEK OLAN İSLAM ANLAYIŞI DİNİN=KURAN OLDUGU İSLAMDIR...Kuran dışında içinde uydurulmayla dogrunun ayırdedilemez biçimde karışmış olan hadisleri ve mezhepleri de dinin kaynagı olarak görürsek DİNDAR olan kişiler yüzünden DİN GERÇEKTEN DE DAR OLMAYA DEVAM EDECEKTİR..
ancak size olan eleştirilerim henüz bitmedi,karşınızda aptal bir kesim yok bunu bilin ve yazdıgınız "ılımlı" (yani inanca saygılı gibi görünen) son mesajınız da bir nokta da objektif olarak din hakkında yorum yapamadıgınızı gösterdiniz..
Bakın yazınızdaki şu ifadeye "Islam peygamberi Muhammed'in Medine donemine ait ayetlerinİ.." diye devam ediyor,ifadeye bakın Muhammed in ayetleri?ateizm kokusu var bu ifadede ve inanın çok pis kokuyor Kuran hakkında konuşulan ortamda...
şimdi bana dediginiz bilginin hesabını vermek zorundasınız,madem yorum yapıyorsunuz hadi yazın bakalım kadınların başlarını örtmesi gerektigi yazan ayeti?eger bulamazsanız da bu yanlış bilgiden dolayı özür dilemenizi istiyorum..ayrıca tahmin edebiliyorum hangi ayeti getireceginizi ki bu da sizin bilginizi öl.mem konusunda daha iyi olacaktır...

Yazan: ebulfetih Tarih: February 20, 2006 6:03 PM

Ataman bey; Huseyin bey,

Diyorsunuz ki: "Eger erkekler heryerde ve her zaman bir melek gibi olsaydi, o zaman kadinin örtünmesine de gerek kalmayabilirdi." Bu soyledikleriniz tamamen erkek kiskancliginin bir ifadesidir. Kadinlarin baslarini ortmelerinin onlarin guvenlikleri icin oldugu konusunda ise gunumuzde boyle bir tehlikenin oldugunu iddia etmek ve dusunmek cok tutarsizdir.

Ikinizle de hemfikir degilim.

Kadinlarin ortunmesi meselesinin ozunde erkeklerin kiskancligi degil, kadinlarin birbirlerine yonelik kiskancliginin yattigini dusunuyorum.

Baska turlusu de anlamli olmaz zaten --erkeklerin (temel durtuler dikkate alindiginda), kadinlarin ortunmeleri yerine daha seyrettirgen (!) olmalarini isteyeceklerini dusunuyorum.

Sere serpe gezen, baska kadinlarin erkeklerini cezbeden bir kadin once diger kadinlari rahatsiz eder --acik acik soylemeseler bile, bu rekabete tez elden bir care bulurlar ;-)

Kadinlarin iffetlerinin erkeklerden sorulmasi, ya da erkeklerin sorumlulugunda olmasi (baba, kardes filan baglaminda) daha farkli bir yere otursa da, genellendiginde anlamli olmayabiliyor. Bugunku durumu, kadin ortunmesi konusunu erkeklerin savunuyor olmasi, kanaatimce, geleneksellesmis bir tavrin (namus vb) devamidir.

Iffet kelimesini ortunme baglaminda kullanmis oldugum dikkatinizi cekmistir, eminim. Bunu da gecmisin bir tortusu olarak gormek mumkun olmakla beraber, bugunku hal ve seraitte servet sahiplerinin varliklarini sergilemeleri halinde cezbedecekleri (celbedecekleri demek daha dogru olur) riskleri onlari korumakla gorevli birilerinin yuklenmesi gibi, kadinlarin da bu tur risklerini erkeklerin yukleniyor olusundan kaynaklandigi soylenebilir.

Anladigim kadariyla, modern/cagdas kadin, bunun bir haksizlik oldugunu dusunuyor ve kendi risklerini (hangi yas ve fiziksel takatte olursa olsun) kendisinin yuklenebilecegi kanaatinde..

Ve, bu 'koruma ve kollama' isguzarliginin artik sora ermesini istiyorlar... Cunku artik kendilerini bilhakkin koruyabilirler.. Artik gunumuzde kadinlar kas/adale ve kondisyon cinsinden erkeklerle basacikabilecek evrimi tamamladilar cunku..

Tamam, kabul. Iyi de olur. Erkekler de kurtulur.

Ama, benim asil merak ettigim sey... mustahzaratlar sayesinde zaten had safhaya varmis olan rekabeti de dikkate alirsak, bu cagdas/modern kadinlarin kendilerini baska kadinlarin serrinden nasil koruyacaklaridir..

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 21, 2006 4:43 AM

Beyler!

Lütfen, bu mevzuyu özünde tutalim. Daha fazla
dallandirip budaklandirmayalim. Zira zaman dar,
yapilacak i$ cok, tartismanin ise sonu yok. Bunun
icin meseleyi dagitmamaliyiz.

Basörtüsü yasagi, demokratik Türkiye'ye
yakismiyor. Gercek laiklik ve demokrasinin geregi
olarak bu yasagin kalkmasi gerekiyor. Eger bu
yasak kalkarsa; haremlik-selamlik uygulamali
okullara, dindarlar icin düsünülmüs özel
üniversitelere ve kadini evlere hapsetmeye gerek
kalmaz. Yasakta diretenler ise bütün bunlarin
gerceklesmesine kapi acmis olacaklardir. Cünkü
kimse dinini ve dindarligini bir kenara birakamaz
ve yarim dindarliga da razi olamaz.

Yüzde doksani "Müslüman" kabul edilen ve bu
yüzde doksan'in da yüzde otuzu dindar olan
Türkiye gibi bir ülkede basörtü yasagini
kabullenmek ve bu yasaga $a$mamak ve ona
karsi koymamak mümkün degildir. Böyle bir
ülkede, dindarlara: "Evinde dindar ol, ama
kamusal alanda dindarligina son ver" demek,
apacik bir zulüm ve diktatörlüktür! Hem böyle
"din ve vicdan özgürlügü" de olmaz!

Türkiye ne Iran'a benzemeli ne de laiksel
diktatörlükte diretmeli. Türkiye, Avrupa'daki
üniversiteler gibi dindar kadinlara özgür olmali.
Hem de Avrupalilar'dan daha fazla! Cünkü
Türkiye, Müslümanlarin da ya$adigi bir ülkedir.
Türkiye sadece radikal laiklere ait bir ülke
degildir. Öyle ise zulmedilmekte olan bu
kadinlara adil olalim, haksizlik etmeyelim, zulmü
kaldiralim, demokratik olalim. Demokrasi
Türkiye'ye yakisiyor. Ama dogru Demokrasi!
Dogru demokrasiyi sevelim...

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 21, 2006 11:45 AM

Sayın ebulfetih,

Sizden özür dilememi gerektirecek bir hataya düştüğümü sanmıyorum. Kur'an da kadınların başlarını örtmesi ile ilgili ayetler vardır. (24 - NÛR SÛRESİ) 31. Ayet'te kadınlar baş örtülerini yakalarına kadar örtsünler derken:

60. Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yukardaki ayet te de artık evlenme ümidi beslemeyen kadınların ise başlarını örtmeyebileceklerini söylüyor.

Benim anlatmaya çalıştığım ise bu ayetlerin indirildiği dönemde hangi yaşanmış olaydan sonra bu ayetlerin indirilmiş olduğunun sorgulanmasıdır. Bu nedenle günümüzde kadınların başlarını örtmelerinin bu ayetlere dayanarak Allah'ın emri olduğunu iddia etmek ve savunmak kadınlara karsı yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu sure'de anlatılan olaylar ve akabinde indirilen ayetler o dönemin gerçeklerini çok iyi yansıtmaktadır.

Örneğin günümüz gerçekleriyle artık bağdaşmayan ve tekerrür etmesi bir daha asla mümkün olmayan kölelik sistemine Kur'an ayetlerinde defalarca atıf da bulunulmaktadır. Günümüz şartlarında kölelik sistemini geri getirmek mümkün olmadığına göre Kur'an da indirilen (Medine dönemi) ayetleri ve yaşanmış olayları o dönemin şartlarına göre değerlendirmek çağdaş insan aklının bir gereğidir.

İşlerine gelmediğinde özgürlükçü ve demokrat kesilen islamcı arkadaşlar sırf kendi yorumladıkları ve inandıkları islami ideolojilerinin gereği olarak türbanı savunmaktadırlar. Neden kölelik sistemi değilde türban? Çünkü köleliğin artık hiçbir medeni ülke anayasalarında kabul görmesi mümkün olmadığı için bu ideolojilerine ulaşabileceklerini düşündükleri tek tutunacakları dal türban kalıyor.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 21, 2006 5:00 PM

Ottoman bey!
Sitenin başka bir yerinde bana seslenirken de "işine gelmediğinde özgürlükçü ve demokrat kesilmek" gibi bir lakırdı ediyordunuz. Buradaki ibare, "islamcı arkadaşlar"a yönelik, aynı ibare bana da yöneltildiğine göre, bundan otomatikman kendimin de bir "islamcı" olduğunu mu çıkarsamam gerekmektedir? Eğer öyle ise, sizi hayal kırıklığına uğratma pahasına belirtmek zorundayım ki, bendeniz "islamcı" mislamcı değilim. Kusura bakmayınız, müsterih olunuz her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsanız efen'im!

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 21, 2006 8:28 PM

Sayın Ataman Bey,evet özür dilemenizi gerektirecek bir şey olmadıgını şimdi gördüm,çünkü özür bilgili olarak yapılandan ötürü dilenir,oysa şu an yaptıgınız bilgisiz olmanızdan kaynaklanıyor,size bu konuda bilgisizsiniz dememi hakaret olarak almazsınız umarım,ben açıksözlü biriyimdir..bakın bana yine başın örtülmesi gerektigiyle ilgili ayet veremediniz,verdiginiz Nur Suresi 31,sanırım diyanet in içine ideoloji karışmış mealinden okudunuz ve şu şekilde;"Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler."
oysa bu ayetin objektif ve dogru çevirisi şu şekilde olacaktır :"Örtülerini yaka açıklarına koysunlar" yani örtünmede kullanılacak olan materyal baş örtü degil örtü dür,masayı örtersen masa örtüsü olur,ancak ikinci önemli noktada materyal ne olursa olsun,örtülecek yerin gögüs açıkları olması..bunun teknik ifadelerle çeviride hatanın nerede yapıldıgını ve neden dogru çevirinin benim dedigim gibi oldugunu ayrıntılı bir biçimde ögrenmek isteyen varsa www.kurandakidin.net e girsin ve orada baş örtüsü ve kapanma bölümünü okusun.. diger ayete gelecek olursak,yine burada baş örtülerini çıkartsınlar gibi bir ifade olmadıgı gibi,sadece giyisilerine (kötü niyetli olmadan) daha az dikkat edebilecekleri belirtilir..dedigim gibi baş örtüsünün dayandırıldıgı ayet örtünün gögüsleri kapatması gerektigini söyler gögüslere kadar başı degil..teknik açıklamayı verdigim linkten okuyabilirsiniz,ki o sitede hadislerinde mezheplerinde dinin kaynagı olamayacagını ve nedenlerini kaynaklı bir biçimde görebilirsiniz..

Yazan: ebulfetih Tarih: February 21, 2006 10:18 PM

Merhaba,

Ben bu çağda sebebi ne olursa olsun, türban/başörtüsü meselesinin gündemde olmasını, hala çözülememesini çok yadırgıyor, bundan büyük üzüntü duyuyorum. İslamcı kesim ne yazık ki bu konuda samimiyetsiz ve çıkarcı, art niyetli bir üslupla konuya yaklaşırken, laikliği koruduğunu iddia eden sözde Atatürkçü, demokrat ama esasında Atatürk'ü yanlış tarafından anlamış olan kesim de despotik, paranoyak, totaliter bir üslupla konuya yaklaşmaktadır. Bu durumda da düzeni ikinci kesim idare ettiğinden onların dediği olmaktadır.Olan da türban/başörtüsü giymek isteyenlere olmaktadır.
Bence bunun tek çözümü serbest bırakmak ve hukuka,
yargıya güvenmektedir. Eğer giyen şahıs bu eksende bir suç işlerse, rejimi yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulunursa vs. şeyler yaparsa cezasını hukuk versin. Neden paranoya yapılıyor anlamıyorum. Yargı ve hukuk şu anda ülkemizde iyi bir durumda olmayabilir, belki şu an itibariyle
sunduğum çözüm işlemeyebilir ama esasında iyi niyet tabanında düşünülürse en güzel çözüm de budur. İnşaallah bu sorunun iki tarafı da memnun edecek şekilde çözüldüğünü görmeye ömrüm yeter...
(yaş:27)

Ataman Bey,

Ben, kölelik sistemi eskisi gibi olmasa da günümüzde hala kısmi olarak mevcut durumdadır diye düşünüyorum. Bu iddiamı tam olarak destek-
leyecek kanıtları, gözlemleri kafamda toparlayamadım ama bu sistemin günümüzde olmadı-
ğı düşüncesinin biraz daha irdelenmesi ve üzerinde durulması taraftarıyım. Esasında profesyonel olarak ya da amatör olarak bir yerde müdür, memur, işçi vs. vasıflarında çalışanların
eski kölelerden en önemli farkları efendi(patron) daha doğrusu firma seçme, kanuni haklar ve ücretli çalışmadır. Esasında sistem kısmi olarak yani birisine hizmet etmek (biraz kendimiz için de olsa) onun(patronun, yönetimin) dediklerini aynen yapmak gibi maddeler eskiden beri devam etmektedir. Bu maddeler de sahip olduklarımızın yanında daha baskın, hayatımıza daha çok yön veren bir etkiye sahiptirler. Bu sebeple sistemin adı ve uygulanış tarzı değişmiş olabilir ama Kur'an'daki kölelik sistemine yönelik ayetlerin geçerliliği halen devam etmektedir. Bu konuda, bana yönelik "sen kendini köle gibi görüyorsan o senin sorunun!" gibi bir düşünceye düşmek yerine bence biraz daha düşünmek,
önyargılarımızdan ve önümüzdeki perdelerden sıyrılarak konuya yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Perdelerden kastım da gene önyargılarımız, düzenin ve ideolojilerin bizlere empoze ettiği kalıplar, sloganlardır...

Yazan: Orkun Tarakçı Tarih: February 28, 2006 4:46 PM

yorumunuz çok hoşuma gitti fakat birşeyi merak ediyorum iranda başörtünün zorunlu olduğunu biliyorum peki suudi arabistanda da mı böyle yani başörtü zorunlumu çünkü suudi devlet kanalında oynayan dizilerde kadınların başı açık olduğu için merak ediyorum ayrıca suudi kraliyet ailesi bile ülkeleri dışında başlarını açıyorlar peki ülkelerinde niye bu yasağı uyguluyorlar cevap verirseniz çok sevinirim

Yazan: buğra Tarih: July 13, 2006 9:59 PM

Nur suresi 31. ayet: Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.

Yazan: fenerli205 Tarih: July 17, 2006 9:52 PM

İran'da be türkiye de 30 tane gözlük takarak,
tepe taklak bakarak, ters yüz ederkek ayete tekrar tekrar bakan birçok insan o ayette nasıl olur da, kadınların kulaklarının kapatılması gerektiğini bir türlü anlamıyorlar.

kulak bir duyu organı olduğuna göre,kendiğinden görünen müstesna olan yer değil mi ?

rasyonel bakarsan, hangi akla hizmet kulağımı kumaşla kaplayacam diye soruyor ?

ne iran'da, ne türkiyede başörtüsü tartışmasına girmek istemezdim.

bildiğim bişey var; başörtüsünün takmak, türban modeli hele hele, veya peçe'nin ( kulaklarını kapatma mantığı neyse gözlerini örtme mantığı da o ) bu yatten çıkan tek fikir olduğunu savunka da zülümdür.

hele hele küçük kız çocuklarını bunu yapmazsan ceheneme gidersin, bu dünyada yanmak cehenemmede yanmaktan iyidir şeklinde telkinde bulunmak çok büyük zülumdür.

türkiye bunu aşmadan nasıl demokrakratik olsun.

bir kadın bu duurmda özgür tercihini nasıl kullanacak ?

kamuda; doğru dürüst müslüman kadın, doğru dürüst müslüaman olamamış kadın ayrımına sebep olacak oluşumlara sebep olup, sonra da doğan saçmalıklardan şikayet etmek pek inandırıcı gelmiyor.

hele, kadın ve aile dergisinde bir yazı vardı;
birçok internet sitesinde var bu iddia,..

kamuda bir de, hür kadınlar ve cariye kadınlar ayrımcılığına sebep olacak yaklaşımlara sebep olunca., diyanet bu yaklaşımları da mı elemeli acaba ??

ben kamuda kendi halimd eçalışan bi kadınım.
yanımda can ciğerim başka mesai arkadaşım.

bu ülkenin onaylanmış kuurmlarına göre( diyanet ve islam siteleri, müslümanların kendi aralarında konuşmalarına göre ) meğer ben cariye imişim. kulaklarım çıplakmış.

alla ?

hukuk karar çıkaryor.
diyor ki, kamu da ben böyle ayrımcılığa neden olacak şeylere izin vermem.

demokrasi bu.

sen bu endişeyi ortadan kaldıracaksın.
iyi bir savunma yapın o zaman.

Mustafa BEY , ahim kararlarını unuttumuz mu ?
Ama kimse bişey yapmıyor, şikayet ediyor sadece.

galiba empati dedikleri şey lazım,.

Bu iran'da daha çook uzakta bize lazım;
Bizim şansımız var, ne kadar kötü gözüksekte,..
Karşı tarafın duygu ve düşüneleriyle anlamaya başlamaktan geçecek..
ve önce sevgi diyorum,

Çünkü herkes çabalıyor, doğruyu yapmaya çalışıyor.

başörtüsü takan kardeş de çabalıyor, çıkaran kardeş de çabalıyor.,

bize lazım olan şey, övgü değil.

bi nefes alalım, fırsat tanısınlar.

Yazan: knz Tarih: July 18, 2006 10:27 AM

BENCE SİZİN KUR'AN-I HAKKIYLA ARAŞTIRMANIZ GEREKİYOR SİZ BAŞ ÖRTÜSÜNÜN ARAP GELENEĞİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSUNUZ HALBUKİ CAHİLİYE DEVRİNDEKADINLAR BALARI ARKASINDAN BİR ÖRTÜ BAĞLARLARDI VE SAÇLARINI ÖRGÜ ŞEKLİNDE ARKALARINA SARKITIRLARDI ANCAK NUR SURESİ 31. AYET İNDİNDEKTEN SONRA BÜTÜN KADINLAR BAŞLARINI,SIRTLARINI,GÖĞÜSLERİNİ BÜTÜNÜYLE ÖRTEN BİR BAŞÖRTÜSÜ TAKMAYA BAŞLADILAR.ÇÜNKÜ ALLAH(C.C) BUNU EMREDİYOR. AYRICA BUNUNLA İLGİLİ BİR ÇOK HADİS VAR.HEM DE GAYET ACIK. AYRICA KUR'ANDA KADINLARIN SÜSLERİNİ (kendiliğinden görünenler hariç:el,ayak bileklere kadar ve yüz)ACIĞA VURMAMALARI İSTENİYOR. GAYET AÇIK ANCAK anlamak isteyene :)

Yazan: nihal Tarih: August 3, 2006 9:30 AM

nihal hanım , sizin yaptığınız yorum zaten başörtüsü takan kadınların önündeki en büyük hukuki engelin gerekçesi oluyor.

saldırgan ve büyük harfle yazmakla fikri bir konuda haklı olmazsınız.

gayet açık değil.

artık bu fikirler heryerde tartışıyor.
siz uzaydan gelmediniz değil mi ?
ya da 20 yıl öncesinin türkiyesi değil burası.

gözü kapalı cemmat yok.

herkes herşeyi okuyor, soruyor ve tutarlı açıklama bekliyor.

inanıyor ama takmıyor.
bunu hazmedeceksin.

dolayısıyla; başörtüsü'nün, "inanan kadınlar arasında ayrımcılığa sebep olması kaçınılmazdır" idiasını siz doğrulamış oluyorsunuz .

insan biniği dalı keser mi ?

gayet açık olan nihal hanım,
tutarsız görüşlerdir.

kulağınız süs ama dudaklarınız değil.
vaktim yok, tartışmayacağım.

hukuki bir sayfada,
şunu diyebilirim .
AHİM gerekçelerini okuyun.
kafa yorun.

bu gerekçelerin (en azından bazılarının)haklı olduğunu göreceksiniz.

çünkü siz de başkalarının dini simgelerine karşı
aynı hukuğun işlemesini isteyenlerdensiniz.

bir hukuk olsun, bana işlemesin ama başkalarına işlesin mi diyorsunuz ? o

problemi çözün.
tutarlı öenreilerle gelin.

kafa yorun.,
büyük harfle olacak iş değil bunlar.

sevgileirmle

Yazan: knz Tarih: August 4, 2006 10:33 AM

Knz hanim,

hukuki bir sayfada, şunu diyebilirim. AHİM gerekçelerini okuyun. kafa yorun.

bu gerekçelerin (en azından bazılarının)haklı olduğunu göreceksiniz.

AIHM'e basvurmak bence buyuk bir hataydi. AIHM siyasi bir organ --ismindeki 'mahkeme' yaniltici. Kararinin tutarli oldugunu da dusunmuyorum. Bunun arkasina saklanmak, tipki bizdeki 'kanun olmadigi halde' arkasina saklanan Anayasa Mahkemesi kararinin arkasina saklanmak gibidir. Kanun degildir. Anayasa Mahkemesi kanun filan yapamaz; ama, birileri --oslerine geldiginde-- bunu kanundan da kuvvetli sayiyorlar.

Bu 'birileri'nin arasinda da siz var misiniz; bilmiyorum. Var iseniz, 'kafa yordugunuz'dan hic emin degilim...

çünkü siz de başkalarının dini simgelerine karşı aynı hukuğun işlemesini isteyenlerdensiniz.

Meseleyi 'din' degil de 'kisisel ozgurluk' talebi olarak gormek cok mu zor?

Basini kapatmak isteyen kisi, bunu kendisi icin istiyor --baskalari da kapatsin diye bir dava mi acilmis ki, yukaridaki --bence mesnetsiz-- sozu ediyorsunuz.

bir hukuk olsun, bana işlemesin ama başkalarına işlesin mi diyorsunuz ? o problemi çözün. tutarlı öenreilerle gelin.

Valla, bunlari kim soyluyor? Bana gore siz soyluyorsunuz? Amiyane tabiri ile, kicini acmak ozgurlugu var, ama, basini ortmek ozgurugu yok. Siz de buna hukuk diyorsunuz anlasilan.

kafa yorun., büyük harfle olacak iş değil bunlar.

Evet, buyuk harflerle olacak is degil... bu dogru.

Fakat, 'kafa yormak'i da sirf karsidan beklemekle de olacak is degil bence. Kendi ezberlerinizin daha saglam olmayabilecegini gormek korkutucu olsa bile, cok tehlikeli bir macera sayilmaz. Tavsiye ve istirham ediyorum, lutfen, siz de kafa yorunuz.

Ayrica, emir buyurmakla da olacagini sanmiyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 4, 2006 3:16 PM

muzmin ananoim,

AHIM in gerekçeli kararları merak eden oldu mu acaba ?
şimdi karşı tarafın düşüncesi ne ? sakıncaları neler ? okuyup anlamamız lazım..
sonra da yapılacak olan bu problemi çözmektir.

Fakat bu benim meselem değil, her yapılan haksızlığa karşı nefer olamam ki, ben problem durumunu ortaya koyuyorum. Bunu bir çeşit hizmet kabul edin. Bu kadarıyla yetinin.

isterdim ki bu sayfanın ana yazısında bu gerekçeleri tek tek yazılmış olsaydı..

AB ülkelerinde geriye giden bir süreç işledi.
Yani onlar sakıncaları baştan göremediler, bizler de onlar bunu nasıl özgürlükle
çözdü, biz de öyle yapalım diyorduk.,
Ancak, Avrupa’da süreç içinde sorunlarla karşılaştıkça dini simgelerin problemleri de ortaya çıktı. Bu problemleri eğer ilgilene olursa gözlediğim kadarıyla tek tek yazabilirim.

Ancak Müslüman elitler ne bu sorunları fark ettiler, ne de bir çözüm ürettiler.
Ya da yukarda olduğu gibi; asrı saadet veya Osmanlı örnekleri gibi hayali fikirler yazdılar.
Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz ?
Onu da yazarım ilgilenen olursa.,

Yukardaki yazımda,
(Şuanda ikinci defa yazıyorum aynı örneği !
İtalyan devlet okulları sınıflarında asılı duran haçın kaldırılmasını örnek vermiştim. (Müslüman birliği şikayetçi çünkü)
Eminim bir çok İtalyan dindar bu yasaklamaya karşı çıkmıştı zamanında.

Sorun sadece dini simgelerde ortaya çıkıyor.

Çünkü din ve vicdan hürriyetinin iki keskin ucu var .

SORU ŞU : Kamuda hizmet verenin hakkı mı önce gelir ? hizmet alanın mı ?
Cevap tartışılmaz. hizmet verenin hakkı sonra gelir.
Herhangi bir sorunun çıkmaması için fedakarlık etmesi istenenler hizmet verenler olacaktır.
Bir veli olarak benim Budist bir matematik hocasından şikayetçi olma hakkım olabilir,

Yani sizin soruya dönersem,

“””Meseleyi 'din' degil de 'kisisel ozgurluk' talebi olarak gormek cok mu zor? “””””””

evet çok zor., çünkü bu her şeyden önce, kişisel özgürlük talebi değil.

Maalesef başörtüsü talebi buyurgan bir şeklide geliyor.

“Dinimin farzı, inancımın gereği, namus simgesi, hür kadının cariyelere üstünlüğü vs vs vs..

Şimdi burada ben tesadüfi bir yaklaşımla bile , 10 tane İslamcı sitesi, dergisi karıştırsam veya hatta Türkiye cumhuriyeti Diyaneti bile böyle derken; sizin kişisel özgürlük talebidir yaklaşımınız bir işe yaramayacak.

Yani başörtüsü tercihinin bir Müslüman kadın için, özgür iradenin seçimi olmasına imkan yok. Bu imkanı vermemişler henüz bize.

Ya kötü Müslüman kadın vardır( dinin kuraklarını savsaklayan) veya iyi dindar kadın vardır.
Kötü Müslüman kadınlara hoşgörü şefkat kucağı açmış olmak hukuki anlamda geçerli olmaz.
İnsanları böyle ayrımcı rollere zorlamak da kişisel hak ve hürriyetle çelişir.
Ben istemediğim halde bana böyle bir rolü yüklemiş oluyorsunuz.

Yani talep bu şeklide geliyor, talep kişisel özgürlük olarak gelmiyor zaten.

Başkalarını cariye gören,bu görüşlerin mevcut camia tarafından böyle kabul gören,
bir hak talebi söz konusu.
Diyanet neyi ayıklasın sayfasına yazacak o kadar çok şey var ki,.

Çünkü başınızda dinin bir otoritesi var.
İttifakla kabul edilmiş dini görüşlerin baskısı var.

Bu baskı kamuda kadınlar arasında ayrımcılığa sebep olabilir.
Yöneticiler kadınlar arasında görüntüsüne bakıp ayrım yapabilir.

Hukuk çıkabilecek sorunları önceden görmek zorundadır.
Onun için uzlaşmadır.

Herkes toplumun en kabul gören değerleri etrafında uzlaşmaya varır.
Ya bütün kadınlar başörtüsü takar, veya hiçbiri takmaz.
Ya bütün erkekler kippa takar veya hiçbiri takmaz
Ya bütün erkekler uzun turuncu elbise giyer veya hiç biri giymez,

O halde kamu da bir Anlaşma yaparsınız( agreement).
Sen bir adım geri gelirsin, ben de bir adım geri gelirim.

Eşcinsel simgeler gibi, diğer kişisel özgürlük talepleri de aynıdır.
Neticede orada hizmet veren kişinin hakkı kadar hizmet alanların da hakkı vardır.
Hatta fazlası vardır.
Kişi kendi özel hayatında istediği gibi yaşar.

Türkiye’de kişisel hak ve özgürlük, veya din özgürlüğü diyince çok dar açıdan bakılıyor.

Benim bir uzay dini mensubu olduğumu düşünün.
Değişik ritüelleri ve simgeleri olduğunu düşünün.

Siz kişisel özgülük dediğimizde beni dışladığınız anda, kendi teşhisinizi kendiniz siz koyun.
Siz hangi kişisel haklardan bahsediyorsunuz.
Ne kadar geniş bir alana daldınız.

Başörtüsü kamuda soruna yol açıyor.
Ortaya çözülmesi gereken problemler koyuyor.
Ama insanlar nedense mazlum edebiyatını çok seviyor.
Çünkü mazlumluk bağımlılık yapar, uyuşturucu etkisi vardır.

-


“””””Valla, bunlari kim soyluyor? Bana gore siz soyluyorsunuz? Amiyane tabiri ile, kicini acmak ozgurlugu var, ama, basini ortmek ozgurugu yok. Siz de buna hukuk diyorsunuz anlasilan.”””””””””

Bu mevzunun bu kadar kaba tabirleri kullanmanıza neden olması düşündürücü ?
Şu “kıçını açmak” terimini biraz açar mısınız ?
Çünkü biz şu anda dini simgeleri konuşuyorduk ?

Yani İnsanların çıplak dolaşmasını emreden bir tarikat mı çıktı ortaya ?
Benim haberim olmayabilir tabi.
Ama birgün öyle bir tarikat çıkabilir ve sizin amiyane tabiriniz gerçeğe dönüşebilir.
yani onun hak ve talebi de olabilir.

BU benim için problemdir,
sizin için değil mi ?

O zaman kişisel hak ve özgürlükler olarak siz cevap verirsiniz.
Çıkmaz demeyin. Çıkacak.
Sadece başörtüsüne bakarsanız etrafı görmezsiniz.

Yazan: knz Tarih: August 5, 2006 2:00 PM

Knz hanim,

AHIM in gerekçeli kararları merak eden oldu mu acaba ?

Ben okudum. Cok kisa ozeti su: 'Ulul emre itaat gerekir' :) Tabii, ne Ingilizcesi oyle, ne de motamot tercumesi, ama, ozeti odur.

şimdi karşı tarafın düşüncesi ne ? sakıncaları neler ? okuyup anlamamız lazım.. sonra da yapılacak olan bu problemi çözmektir.

Bunlari bana mi soyluyorsunuz, yoksa kendinize mi not aliyorsunuz?

Fakat bu benim meselem değil, her yapılan haksızlığa karşı nefer olamam ki, ben problem durumunu ortaya koyuyorum. Bunu bir çeşit hizmet kabul edin. Bu kadarıyla yetinin.

Yetinecek olan ben degilim, ben kendi hizmetimi gorurum.

Ama, sizin yaptiginiz hizmetin de kiymetini bilmek lazim tabii ki: Karsi durmak, ve baskaca faydali bir cozume hizmet etMEmek de bir tur hizmet olsa gerek..

Ancak Müslüman elitler ne bu sorunları fark ettiler, ne de bir çözüm ürettiler.

'Musluman elitler' lafi bence bir abartma ya da bir aberasyondur.

Musluman elit var ise ben henuz tanismadim...

Benim bildiklerim birer eyyamcidir.

Ya da yukarda olduğu gibi; asrı saadet veya Osmanlı örnekleri gibi hayali fikirler yazdılar.

Hep oyle yapiyorlar. Aliskanlik kolay degismiyor.

Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz? Onu da yazarım ilgilenen olursa.,

Nacizane, ben gordugumu saniyorum; ama, siz yine de yazarsaniz faydasi olabilir.

Yukardaki yazımda, (Şuanda ikinci defa yazıyorum aynı örneği ! İtalyan devlet okulları sınıflarında asılı duran haçın kaldırılmasını örnek vermiştim. (Müslüman birliği şikayetçi çünkü) Eminim bir çok İtalyan dindar bu yasaklamaya karşı çıkmıştı zamanında.

Ayni ornegi ikinci defa ziyan ediyor oldunuz bence.

Siniflara asili duran hac ile, kisilerin kiyafetlerini ayni nefeste soyleyebilyor olmanizda *inanilamayacak* derecede bir zorlama var.

Siniflara asili duran hac ile, olsa olsa, siniflara asilmasi istenebilecek olan Kabe resmini, ya da benzer bir sembolu kiyaslayabilirsiniz. Islam'da put yasak oldugunu dikkate alirsak, boyle bir seyin istenmesi pek olasi da degil.

Sorun sadece dini simgelerde ortaya çıkıyor.

Daha dogrusu, neyin 'dini simge' oldugunu kimin iddia ettiginde..

Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var. Bu baglamda, her sinifta bir MKA resminin bulunmasi pekala bir dini sembol olarak addedilebilir ve yasaklanmasi gerekir.

Oyle degil mi?

Çünkü din ve vicdan hürriyetinin iki keskin ucu var.

Degil mi? Keskin uclardan birisi 'din', diger 'vicdan' ve siz galiba ikisini de yoksayiyorsunuz.. :)

SORU ŞU : Kamuda hizmet verenin hakkı mı önce gelir ? hizmet alanın mı ? Cevap tartışılmaz. hizmet verenin hakkı sonra gelir. Herhangi bir sorunun çıkmaması için fedakarlık etmesi istenenler hizmet verenler olacaktır. Bir veli olarak benim Budist bir matematik hocasından şikayetçi olma hakkım olabilir,

Konuyla alakali oldugunda bunu sabbaha kadar tartisiriz.

Yani sizin soruya dönersem, “””Meseleyi 'din' degil de 'kisisel ozgurluk' talebi olarak gormek cok mu zor? “”””””” evet çok zor., çünkü bu her şeyden önce, kişisel özgürlük talebi değil.

Read my lips: 'BasiMI kapatmak istiyorum' denildiginde bu cumlede ozne, yuklem ve nesne nedir? Turkce dersi de mi vermem gerekiyor?

Maalesef başörtüsü talebi buyurgan bir şeklide geliyor.

Husn-u de olsa, kuruntu kuruntudur. Sizinki de kuruntudur bence.

Ortada ne gibi bir buyurganlik goruyor ya da bunu neye dayanarak vehmediyorsunuz?

“Dinimin farzı, inancımın gereği, namus simgesi, hür kadının cariyelere üstünlüğü vs vs vs..

Bunlar mi buyurganlik..

Şimdi burada ben tesadüfi bir yaklaşımla bile , 10 tane İslamcı sitesi, dergisi karıştırsam veya hatta Türkiye cumhuriyeti Diyaneti bile böyle derken; sizin kişisel özgürlük talebidir yaklaşımınız bir işe yaramayacak.

Kimin isine yaraMAyacak?

10 tane siteye bakmak sizin aklinizi karistirMAmalidir. Basortusu kisinin kendisi icin sececegi bir ortunme bicimidir.

Yani başörtüsü tercihinin bir Müslüman kadın için, özgür iradenin seçimi olmasına imkan yok. Bu imkanı vermemişler henüz bize.

Otorite 'Basini kapat!' mi diyor...

'Basimi kapatmak istiyorum' diyene otorite ile birlikte 'Hayir, kapatamazsin!' diyerek siz neyin ozgurlugunu savundugunuzu saniyorsunuz?

Ya kötü Müslüman kadın vardır( dinin kuraklarını savsaklayan) veya iyi dindar kadın vardır.

Deger yargilariniza karisamam, ama, katilmiyorum.

Kötü Müslüman kadınlara hoşgörü şefkat kucağı açmış olmak hukuki anlamda geçerli olmaz.

Ne demekse.

İnsanları böyle ayrımcı rollere zorlamak da kişisel hak ve hürriyetle çelişir.

Bu sizin kisisel fetvaniz midir?

Yani, sizin bu fetvaniza gore, kisilerin 'rozet' kullanmak ozgurlukleri de olMAmali midir?

Ben istemediğim halde bana böyle bir rolü yüklemiş oluyorsunuz.

Hangi rolu yukluyorum. Benim ayrica rol yuklemem gerekmiyor ki.. Siz, pekala kendi basiniza Jakobenligi rahatca goturuyorsunuz.

Yani talep bu şeklide geliyor, talep kişisel özgürlük olarak gelmiyor zaten.

Ne farkeder. Talebin uzerinde muhakkak kisisel ozgurluk yazmasi mi lazim.

Veren daha akilli ise, verirken bunu 'kisisel ozgurluk' kapsaminda verdigini soyler olur biter.

Ama, verenin akilli olmasi lazim. Bizde bu mevcut degil malesef.

Başkalarını cariye gören,bu görüşlerin mevcut camia tarafından böyle kabul gören, bir hak talebi söz konusu. Diyanet neyi ayıklasın sayfasına yazacak o kadar çok şey var ki,.

Diyanet ile benim dediklerimin ne ilgiis var? Diyanet neyin otoritesidir?

Çünkü başınızda dinin bir otoritesi var.

Siz Islam dinini bildiginize emin misiniz?

İttifakla kabul edilmiş dini görüşlerin baskısı var.

Eee... bir tarafta o baskilar var diye, kisisel ozgurlukleri kisitlamak hakkiniz mi oluyor? O 'baski'lardan daha beter bir sonuc ortaya cikmiyor mu?

Bu baskı kamuda kadınlar arasında ayrımcılığa sebep olabilir. Yöneticiler kadınlar arasında görüntüsüne bakıp ayrım yapabilir.

Olursa tedbirini aliriz.

Olmamis seyleri konusmak iyi de, bunu engelleyici bir sebep ittihaz etmek, iyi niyet degil.

Hukuk çıkabilecek sorunları önceden görmek zorundadır. Onun için uzlaşmadır.

Hukuk kahin degildir. Cikan sorunlari halletmek icindir, cikabilecek sorunlara tedbir almak, onceden engellemek filan hukugun isi degildir.

Oyle olsaydi, teknoloji hukugu beklemek zorunda kalirdi.

Herkes toplumun en kabul gören değerleri etrafında uzlaşmaya varır. Ya bütün kadınlar başörtüsü takar, veya hiçbiri takmaz. Ya bütün erkekler kippa takar veya hiçbiri takmaz Ya bütün erkekler uzun turuncu elbise giyer veya hiç biri giymez,

Neler diyorsunuz? Ne dediginizin farkinda misiniz, yoksa parmaklariniz klavyede oylesine geziniyor mu?

Herkesin hep ayni seyi giymesinin zorunlu olacagindan kim bahsediyor. Ne garip vehimler yasiyorsunuz?

Bu dediklerinizi hangi rejimde uygulamak pesinde olabilirsiniz?

O halde kamu da bir Anlaşma yaparsınız( agreement). Sen bir adım geri gelirsin, ben de bir adım geri gelirim.

Kafanizin gercekten karisik oldugunu dusunmek zorunda kaliyorum. Bu dediginiz her zaman oyle islemez. Ben okula, hastaneye, postaneye ne giyerek gidecegimi sizin keyfinize bakarak karar vermem. Ne istiyorsam onu giyer giderim. Cunku, benim ozgurlugumdur, size zarar vermedigim muddetce de sizin benim ozgurlugume itiraz hakkiniz dogmaz.

Bu kadar basit bir seyi ben mi size ogretmeliyim?

Eşcinsel simgeler gibi, diğer kişisel özgürlük talepleri de aynıdır. Neticede orada hizmet veren kişinin hakkı kadar hizmet alanların da hakkı vardır. Hatta fazlası vardır. Kişi kendi özel hayatında istediği gibi yaşar.

Ozel hayat kapinin esiginde baslayip bitmez. Ozel hayat insanin bedenini goturdugu heryerde devam eder. Baskalarinin ozel hayatlarini tahakkum altina almak hakki vermez, ama, ozel hayat her yerde devam eder.

Türkiye’de kişisel hak ve özgürlük, veya din özgürlüğü diyince çok dar açıdan bakılıyor.

Ve, bu dar aciya daha da daraltici katkilariniz icin size de tesekkur etmeliyiz.

Benim bir uzay dini mensubu olduğumu düşünün. Değişik ritüelleri ve simgeleri olduğunu düşünün. Siz kişisel özgülük dediğimizde beni dışladığınız anda, kendi teşhisinizi kendiniz siz koyun. Siz hangi kişisel haklardan bahsediyorsunuz. Ne kadar geniş bir alana daldınız.

Uzay dininiz beni ilgilendirmiyor. Dininizi kendi kisisel ozgurlugunuz ile secmis olursunuz. Dini ibadetlerinizi bana dayatmanizi kabul edemem, ama, kendi ibadetleriniz icin ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Isterseniz saclarinizi kokunden kaziyin, isterseniz de burnunuza kemik saplayin. Bana zarar vermediginiz muddetce ne isterseniz onu yapabilirsiniz.

Soru su: Siz bu kadarini kabul edebiliyor musunuz?

Başörtüsü kamuda soruna yol açıyor. Ortaya çözülmesi gereken problemler koyuyor. Ama insanlar nedense mazlum edebiyatını çok seviyor. Çünkü mazlumluk bağımlılık yapar, uyuşturucu etkisi vardır.

Soruna yol acmis degil. Sorun, zat-i aliyyeniz gibi, dogmamis cocuga don bicenlerden kaynaklaniyor. Oyle bir sorun hic olmadi, bin seneden beri hic olmadi. Simdi, sizin gibi 'ileri'cilerimiz (kelimede kinaye var) kafalarindan bir vehim uyduruyor ve sorun yaratiyorlar. Sorun budur.

“””””Valla, bunlari kim soyluyor? Bana gore siz soyluyorsunuz? Amiyane tabiri ile, kicini acmak ozgurlugu var, ama, basini ortmek ozgurugu yok. Siz de buna hukuk diyorsunuz anlasilan.””””””””” Bu mevzunun bu kadar kaba tabirleri kullanmanıza neden olması düşündürücü ? Şu “kıçını açmak” terimini biraz açar mısınız ? Çünkü biz şu anda dini simgeleri konuşuyorduk ?

Magazinel dilin ilgi uyandirmasi hos oldu, baska bir sekilde ayni dili konusamayacagimizdan endise ile 'amiyane' disclaimer'ini de katarak soylemistim.

Ben dini simgeleri konusMUyorum, onu konusan --onda israr eden sizsiniz--, ben kisisel tercihi konusuyorum. Din de kisisel bir tercihtir.

Giyim terchinin sebebi London, NewYork, Paris, Munich, Tokyo ya da baska bir moda kabesindeki bir peygamber oldugunda sizce sorun yok da, mesele kisinin baska bir gerekcesi oldugunda mi ortaya cikiyor?

Mini etek ile basortusu arasindaki temel fark vucudun neresinde oldugudur; ondan otesi kisinin kendi deger yargilarina girer.

Yani İnsanların çıplak dolaşmasını emreden bir tarikat mı çıktı ortaya? Benim haberim olmayabilir tabi. Ama birgün öyle bir tarikat çıkabilir ve sizin amiyane tabiriniz gerçeğe dönüşebilir. yani onun hak ve talebi de olabilir. BU benim için problemdir, sizin için değil mi ?

Tarikat olmasi icin ne olmasi lazim? Basinda sarikli cuppeli birisi mi gerekiyor? Bu kadar sekilcilik sagliginizi etkileyebilir.

Butun tarikatler sonucta bireylerden olusuyor. Butun moda akimlari da, butun rock taifesi de.. hepsi. Birisi bir digerinden daha fazla musamahaya mazhar olmamalidir.

O zaman kişisel hak ve özgürlükler olarak siz cevap verirsiniz. Çıkmaz demeyin. Çıkacak. Sadece başörtüsüne bakarsanız etrafı görmezsiniz.

Kiyamet yakinda kopacak... ve siz bunu engelliyorsunuz.. degil mi? :))

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 7, 2006 8:29 AM

Muzmin Bey,

Biraz geç de olsa "hoşgeldiniz" demek isterim. Tekrar yazmaya başlamanıza sevindim.

"Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var."

Bu iddiayı öne sürenler içinde bizzat kemalistlerin de yer aldığını söyleyebiliriz. Geçenlerde Selahaddin E. Çakırgil adlı bir yazarın bir makalesinde şu bilgiye rastladım : "1944 yılında, ‘Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı sözlükte, ‘din’, hayat tarzı olarak tarif ediliyor ve örnek bir cümle kuruluyordu: ‘Kemalizm, türk’ün dinidir..’ diye... Daha sonra her nedense bu cümle sözlükten çıkarılmış.

Saygılar...

Cengiz Cebi

Yazan: cengiz cebi Tarih: August 7, 2006 5:51 PM

Muzmin anonim cevaplar-1

1-“”””””””””””””Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz? Onu da yazarım ilgilenen olursa.,Nacizane, ben gordugumu saniyorum; ama, siz yine de yazarsaniz faydasi olabilir.”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””
Osmanlı zamanında dini bir otorite olarak islami bir “concil” vardı. Başka bir deyişle İcmalar vardı. Ama içtehat kapısı da kapanmıştı. İslam içindeki farklı mezhepler, veya concil dışındaki yorumlar söz konusu bile edilemezdi. Mesela Bir kadının vicdan hürriyeti olarak tek gözünü açması söz konusu olmazdı. Kadını herhangi biri şahitlik meselesini soramaz( gerçi hala sorulmuyor ama). Kimse bir çıkıntılık yapamazdı. Şunu kabul edin ki, sadece tek gözünü kapatmak istemeyenlerin vicdani hürriyetinden söz edemeyiz. Mesela aleviler de vardır, ama onların hiçbir hukuki hakkı olmazdı. Ama öte yandan hristyanlar ve konsülleri, Museviler ve konsülleri vardır. Fakat onlar da içlerinde aynıdır. Mesela bir hristiyan’ın acaba İsa oğul değil midir , acaba bizim ittifakla kabul edilmiş kararlarımız sorgulanamaz mı şeklinde bir çıkıntılık yapması söz konusu olmazdı. Yani Müslümanlık diğer dinlere eşit yer vermiştir ama zaten bütün dinler kendi cematlerini sürü olarak görürler. Bir cematin kamusal hizmeti diğerine karışmazdı.

Şimdi bu durum artık mümkün değil.

Bir kere kamusal hizmetlerin ortak kullanılması şarttır. Herkesin kendi mahkemesine, okuluna gideceği günler çok geride kalmıştır.

Fizikteki eylemsizlik yasası gibi her şeyin farklılaşmasına tepki gösteriliyor ama boşunadır.
şimdi başlıklar halinde görüşlerinize cevap vermeye başlıyorum.

1- İtalyadaki Okullardan Haçın Kaldırılması ile ilgili Verdiğim Örnek:

“””””””””””””1- Siniflara asili duran hac ile, olsa olsa, siniflara asilmasi istenebilecek olan Kabe resmini, ya da benzer bir sembolu kiyaslayabilirsiniz. Islam'da put yasak oldugunu dikkate alirsak, boyle bir seyin istenmesi pek olasi da degil”””””””””””””””””””””””.

Hristiyan için haçın anlamı başka, Müslüman için başka. Burada inancı gereği bir hristiyan bir velinin orada haç görmeyi istemesi , Müslüman velinin ise görmeyi istememesi söz konusu. Tabi İtalya gibi bir yerde hristiyanlar çoğunluk , Müslümanlar ise azınlık. Fakat demokrasiler de azınlık ve çoğunluk hakları açısından aynı kabul edilir. Yani hristiyanların çoğunluk olması onlar lehine karar vermeye neden olmaz.

Eğer dini simge nedeniyle iki alan çatışırsa, hukuk yaşamı kolaylaştıracak en kestirme yolu seçer. Ama daha iyi bir uzlaşma yolu varsa; onu da sizler bulun diyorum ben. Fakat yazımın ikinci kısmını beklerseniz, bu alan kişisel hak ve özgürlük kavramının alabildiğine dejenere edileceği yaklaşımları da kaldırmıyor. Diğer bir örnekte buna değineceğim..

Sınıfın kimliği ile öğretmenin kimliği aynıdır. Farklı değildir. Çünkü kamuda çalışan kişi kendi kimliğini temsil edemez. Yani öğretmen örneği ile sınıf örneği aynıdır.

“””””””””””””””””2-Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var. Bu baglamda, her sinifta bir MKA resminin bulunmasi pekala bir dini sembol olarak addedilebilir ve yasaklanmasi gerekir. “”””””””””””””””””””””””

Oyle degil. Bakın epistemolojik olarak kelimenin kökenine bakalım. Din ve vidan hüriyeti deriz. Ama millet ve vatan hürriyeti demeyiz. NEDEN ? Bu o kadar önemli bir ayrım ki! Birkaç saniye düşünün.
Bizim vatan hürriyetimiz yoktur. Dünyanın her yerinde alabildiğine dolaşamayız. Pasaportumuz yoksa biz hiçiz. Acı ama böyle. Vatan benim tercihim veya keyfim değildir.
Neticede, hepimiz özgür olmayan bir vatanda yaşayanların halini tvlerde gördük. Sokakta bir ABD askerini gören Iraklı yere çömelmek zorunda.,Burası, yani Türkiye bir organizsasyon, ve kafamı dik tutmanın vergisi, ritüelleri olablir. Bir bakarsanız bayrak da saçma gelir, bayrak töreni de ama dediğim gibi vatan ve millet hürriyeti yoktur.
Gelelim Kemalizim din mi ? Bunu ciddi bişey olarak söylemediğinizi varsayıyorum. Bir örnek üzerinden anlatacağım.

Şu ülkede yaşayan hemen her kadın, başörtüsü ile ilgili şu cümleyi duymuştur. Öbür dünyada yanmaktansa bu dünyada yanmayı tercih ederim., Yani dinin vicdanlarımıza baskı yapma gücü bu kadar fazladır. Ebedi cehheneme kadar peşinizi bırakmazlar. Ben hiçbir Kemalistten ebedi cehennem tehditi almadım açıkçası.,

Hadi yaksa yaksa bu dünyada yakar. ,.Kimler yana yana kül olmamış ki bu dünyada; Kerem gibi yana yana. Ama o edebi vicdani baskıyı, bu toplumun özgür bir erkeği olarak hiç yaşamamış olabilirsiniz ama anlamak o kadar zor değil.

Devam edeceğim.
Not: Açıklama gereği duydum. Şu devlet yemek törenleri konumun tamamen dışındadır., Eşlerin davet edilmemEsi hiç şık değil, gerekli de değil. Ben eş olsam zaten gitmezdim o başka ama., Evet hassas ve dantel gibi işlenmesi gereken bir konu üzerinde konuşuyoruz.

Yazan: knz Tarih: August 9, 2006 8:44 AM

muzmunin anonim cevaplar-2-devam
27 ekim 2003 akşma gazetesi.

""İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Adel Smith okullardaki çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması için açtığı davayı kazandı. Çok konuşulacak karar İtalya'yı karıştırdı

İtalya'da Adel Smith adlı Müslüman bir vatandaş, okullardaki haçların kaldırılması yönünde L'Aquila Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandı. Karar, ülkedeki Katolik çevrelerin yoğun tepkisine neden oldu. İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Smith, bundan bir süre önce, L'Aquila kentinde, çocuklarının eğitim gördüğü Antonio Silveri Di Ofena İlkokulu'ndaki sınıf duvarlarına haç konulmasına karşı çıkıp 'Haç varsa Allah yazısı da olmalı' diyerek, oğlunun sınıfına Arapça 'Allah' yazısı astırmıştı. Okul yönetiminin yazıyı kaldırtması üzerine 'O zaman haç da kaldırılsın' diyen Smith sınıflardan çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması talebiyle mahkemeye başvurmuştu. Davaya bakan Yargıç Mario Montanoro da, Smith'in talebini haklı bularak, geçtiğimiz gün sınıflardaki haçların kaldırılması gerektiğine karar verdi.

Katolikler tepkili
Mahkemenin kararı, İtalya'daki Katolikler'in tepkisini de beraberinde getirdi. Ravenna Başpiskoposu Kardinal Ersilio Tonini, karara şaşırdığını söyledi. Kardinal Tonini, ülkenin temel değerlerinden biri olan haçın sınıflardan kaldırılmasını anlayamadığını belirtti. Okul Aile Dernekleri Birliği Başkanı Luisa Santolini ise Smith'i ve İtalya'da yaşayan Müslümanlar'ı kışkırtıcılıkla suçladı. Santolini, 'Avrupa ve İtalya'nın Hıristiyan kökenleri yadsınamaz. İtalya laik bir ülkedir ama kendi kökenlerini ve kendi tarihini inkar edemez. Yargının bu kararı, sorunu çözmeyecek, daha da karmaşık hale getirecek'' diye konuştu."""""""""""""""""""""

ben yorumsuz yazıyorum muzmin anonim.
ama italyan vatandaşa bu kararı öyle bir anlatabilirm ki, o ikna olablir.

çünkü kendi açımdan bakmıyorum. problem çözmedir bu, hiç incitmeden italyan vatandaşa anlatmak
isterdim,.

yaa işte ;böyle hayatın problemlerini çözmek zordur. Ne yazık ki bu didişme hala bitmemiş italya'da, çünkü anlatabilmek zordur.

Yazan: knz Tarih: August 10, 2006 10:09 AM

muzmunin anonim cevaplar-2-devam
27 ekim 2003 akşma gazetesi.

""İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Adel Smith okullardaki çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması için açtığı davayı kazandı. Çok konuşulacak karar İtalya'yı karıştırdı

İtalya'da Adel Smith adlı Müslüman bir vatandaş, okullardaki haçların kaldırılması yönünde L'Aquila Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandı. Karar, ülkedeki Katolik çevrelerin yoğun tepkisine neden oldu. İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Smith, bundan bir süre önce, L'Aquila kentinde, çocuklarının eğitim gördüğü Antonio Silveri Di Ofena İlkokulu'ndaki sınıf duvarlarına haç konulmasına karşı çıkıp 'Haç varsa Allah yazısı da olmalı' diyerek, oğlunun sınıfına Arapça 'Allah' yazısı astırmıştı. Okul yönetiminin yazıyı kaldırtması üzerine 'O zaman haç da kaldırılsın' diyen Smith sınıflardan çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması talebiyle mahkemeye başvurmuştu. Davaya bakan Yargıç Mario Montanoro da, Smith'in talebini haklı bularak, geçtiğimiz gün sınıflardaki haçların kaldırılması gerektiğine karar verdi.

Katolikler tepkili
Mahkemenin kararı, İtalya'daki Katolikler'in tepkisini de beraberinde getirdi. Ravenna Başpiskoposu Kardinal Ersilio Tonini, karara şaşırdığını söyledi. Kardinal Tonini, ülkenin temel değerlerinden biri olan haçın sınıflardan kaldırılmasını anlayamadığını belirtti. Okul Aile Dernekleri Birliği Başkanı Luisa Santolini ise Smith'i ve İtalya'da yaşayan Müslümanlar'ı kışkırtıcılıkla suçladı. Santolini, 'Avrupa ve İtalya'nın Hıristiyan kökenleri yadsınamaz. İtalya laik bir ülkedir ama kendi kökenlerini ve kendi tarihini inkar edemez. Yargının bu kararı, sorunu çözmeyecek, daha da karmaşık hale getirecek'' diye konuştu."""""""""""""""""""""

ben yorumsuz yazıyorum muzmin anonim.
ama italyan vatandaşa bu kararı öyle bir anlatabilirm ki, o ikna olablir.

çünkü kendi açımdan bakmıyorum. problem çözmedir bu, hiç incitmeden italyan vatandaşa anlatmak
isterdim,.

yaa işte ;böyle hayatın problemlerini çözmek zordur. Ne yazık ki bu didişme hala bitmemiş italya'da, çünkü anlatabilmek zordur.

Yazan: knz Tarih: August 10, 2006 10:38 AM

Knz hanim,

"""""""""""""" 1-Gerçekten Osmanlı ile bugünkü durumun farkını göremiyor musunuz? Onu da yazarım ilgilenen olursa.,Nacizane, ben gordugumu saniyorum; ama, siz yine de yazarsaniz faydasi olabilir. """""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""

Osmanlı zamanında dini bir otorite olarak islami bir "concil" vardı. Başka bir deyişle İcmalar vardı. Ama içtehat kapısı da kapanmıştı. İslam içindeki farklı mezhepler, veya concil dışındaki yorumlar söz konusu bile edilemezdi.

Hem evet, hem de hayir. Ama, bunu detaylandirmanin onemli bir fark yaratacagini dusunmedigim icin uzerinde durmayacagim.

Mesela Bir kadının vicdan hürriyeti olarak tek gözünü açması söz konusu olmazdı. Kadını herhangi biri şahitlik meselesini soramaz( gerçi hala sorulmuyor ama). Kimse bir çıkıntılık yapamazdı. Şunu kabul edin ki, sadece tek gözünü kapatmak istemeyenlerin vicdani hürriyetinden söz edemeyiz.

Burada tam olarak ne dediginizi, ya da ne demek istediginizi anlamadigim gibi, bunlarin genel gecer bir kural olduguna da emin degilim.

Daha da otesi, bu derece hayattan soyutlanmis bir cinsiyetin mumkun olabilecegine sizin de inanabildiginize sasiriyorum.

Mesela aleviler de vardır, ama onların hiçbir hukuki hakkı olmazdı.

Alevilerin yasadigi hukuksal sorunlarla ile ilgili, bu baglamda, cok fazla birseyler bildigimi iddia edemeyecegim.

Fakat, sizin ima ettiginiz sekilde, her mahkemelik olan Aleviyi de Kuyucu Murat Pasaya (ya da torunlarina) teslim etmedikleri ortadadir.

Dolayisi ile, seriat mahkemeleri ile orfi mahkemeleri ya birbirine karistiryorsunuz, ya da ikincisinin varligindan galiba haberiniz bile yok.

Ama öte yandan hristyanlar ve konsülleri, Museviler ve konsülleri vardır. Fakat onlar da içlerinde aynıdır. Mesela bir hristiyan'ın acaba İsa oğul değil midir, acaba bizim ittifakla kabul edilmiş kararlarımız sorgulanamaz mı şeklinde bir çıkıntılık yapması söz konusu olmazdı.

Bir suru sey birbirine karismis.. Teslisi tartismak ile sivil hukuk arasinda ne gibi bir bag var --ben anlamiyorum.

Ama, size gore bir bag var galiba --bunu da eminim ozgurlukler filan baglaminda gordugunuzu soyluyeceksiniz.

Soylemeniz mumkun, ama, anlamli olmasi muhtemel degil bence.

Yani Müslümanlık diğer dinlere eşit yer vermiştir ama zaten bütün dinler kendi cematlerini sürü olarak görürler. Bir cematin kamusal hizmeti diğerine karışmazdı.

'Kamusal hizmeti' ne demektir? Bir cemaatin tulumbaci (yangin sondurme) ekibi ile bir baskasininki farkli miydi?.. Ya da, asevlerinde filan dini aidiyet mi soruluyordu..

Ya kendinizi daha iyi ifade edebilmeli, ya da bazi onyargilarinizi gozden gecirmelisiniz bence.

Şimdi bu durum artık mümkün değil.

O zaman da degildi ki.

Bir kere kamusal hizmetlerin ortak kullanılması şarttır.

Totoloji alarmi.. 'kamusal hizmet' zaten o demektir.

Herkesin kendi mahkemesine, okuluna gideceği günler çok geride kalmıştır.

Bu bir teoridir. Boyle olmasindan benim kisisel bir sikayetim yok, ama, yine de bir yanilsamadir. Belli sinirlar dahilinde gerceklesir. Dolayisi ile, o sinirlar dahilinde gecerlidir. Yani, evrensel filan degildir.

Evrensel olacagi da yok gibi gorunuyor. Ha bir ulusun sinirlari icinde olmus, ha bir cemaatin.. aradaki fark esasen kisisel ya da keyfi bir tercihtir.

Fizikteki eylemsizlik yasası gibi her şeyin farklılaşmasına tepki gösteriliyor ama boşunadır.

Bunu bana mi soyluyorsunuz; yoksa kendinize mi not yazdiniz :)

şimdi başlıklar halinde görüşlerinize cevap vermeye başlıyorum.

OK.

1- İtalyadaki Okullardan Haçın Kaldırılması ile ilgili Verdiğim Örnek:

"""""""""""""
1- Siniflara asili duran hac ile, olsa olsa, siniflara asilmasi istenebilecek olan Kabe resmini, ya da benzer bir sembolu kiyaslayabilirsiniz. Islam'da put yasak oldugunu dikkate alirsak, boyle bir seyin istenmesi pek olasi da degil
""""""""""""""""""""""".
Hristiyan için haçın anlamı başka, Müslüman için başka. Burada inancı gereği bir hristiyan bir velinin orada haç görmeyi istemesi, Müslüman velinin ise görmeyi istememesi söz konusu.

Bu arguman yu-ru-mez. Ne kadar sakil oldugunun farkinda dahi olmadiginizi dusunmek bile beni irkiltiyor.

Ne dediginizin su acidan farkinda degilsiniz --bence; ornek vereyim:

Semboller filan kimligin parcasidir, hic birisi kimligi birebir temsil etmez. Sembollere karsiyim dediginiz zaman, bunun sonu kimliklere karsiyim demektir. Dolayisi ile, basinda basortusu olsun ya da olmasin bir muslumana, kippasi olsun ya da olmasi bir museviye, haci olsun ya da olmasin bir hiristiyana, hic bir aidiyeti olmayan ateiste (kimliig aidiyetsizlik olana) suna buna karsiyim demek istiyor olursunuz.

Karsi olmaniza bir diyecegim, yok, ama, bunu suret-i haktanmiscasina soyleyip bir de uygulama yolunda dayatirsaniz, sizin de kimliginize (dolayisi ile, varliginiza da) karsi olunabilecegini gozardi etmemelisiniz.

Simdi.. Bana verdiginiz ve vereceginiz orneklerin boyle hep kisasa kisas turunden olmasi, sizin meseleyi cozmek ya da rahatlatmak hedefiyle degil de cozumsuzlugu kalici kilmak istediginiz intibaini veriyor.

Tabi İtalya gibi bir yerde hristiyanlar çoğunluk, Müslümanlar ise azınlık. Fakat demokrasiler de azınlık ve çoğunluk hakları açısından aynı kabul edilir. Yani hristiyanların çoğunluk olması onlar lehine karar vermeye neden olmaz.

'Kabul edilir'... Bravo. Peki, bu fetvanin sahibi kimdir?

ben bu fetva ile hemfikir olmayan bir azinliktan isem, bu fetva kulliyyen gecersiz mi oluyor simdi.

Kisacasi, boyle ic bos ezberlerle yola cikip bir seyleri anlamlandirmaga calismak yerine, neyi nicin istemediginizi yazsaniz cok daha yerinde olur benim acimdan. Aksi halde, luzumsuz yere boyle ne idugu belursuz, kerameti de kendinden menkul 'prensip'leri konusur vakit harcariz.

Eğer dini simge nedeniyle iki alan çatışırsa, hukuk yaşamı kolaylaştıracak en kestirme yolu seçer.

Ve, bu da --sizin baktiginiz yerden-- azinligin cogunluga tahakkumu seklinde tecelli eder, degil mi?

Hukukta 'zarar vermedigi muddetce serbesttir' turunden bir prensip yoktur, degil mi?

Ama daha iyi bir uzlaşma yolu varsa; onu da sizler bulun diyorum ben.

Surpriiiiiz!.. Bir onceki cumlemde bunun sihirli cevabini bulacaksiniz.

Phew! Cok zor bir sey bu. Bulmak icin ancak benim gibi dehalarin el atmasi gerekiyor...

Fakat yazımın ikinci kısmını beklerseniz, bu alan kişisel hak ve özgürlük kavramının alabildiğine dejenere edileceği yaklaşımları da kaldırmıyor. Diğer bir örnekte buna değineceğim..

OK.

Sınıfın kimliği ile öğretmenin kimliği aynıdır. Farklı değildir. Çünkü kamuda çalışan kişi kendi kimliğini temsil edemez. Yani öğretmen örneği ile sınıf örneği aynıdır.

Ne alakasi var. Bu kadar dayatma ile nicin sizofrenler yaratmak istiyorsunuz?

Okuldaki ogrenci siniflarinin kimligi filan yoktur. Ogrencilerin kimlikleir vardir. Kimse kimseye kimlik dayatmazsa sorun kalmaz.

Ama, sorun, sizin ta basinda 'sinifin kimligi' deyu bir garabete iman etmenizden kaynaklaniyor. Benden size bir sir; Yoktur boyle bir sey. O evhamdir.


"""""""""""""""""
2-Mesela, Kemalizmin bir din oldugunu, kitabinin da Nutuk oldugunu filan iddia edenler var. Bu baglamda, her sinifta bir MKA resminin bulunmasi pekala bir dini sembol olarak addedilebilir ve yasaklanmasi gerekir. """"""""""""""""""""""""
Oyle degil. Bakın epistemolojik olarak kelimenin kökenine bakalım. Din ve vidan hüriyeti deriz. Ama millet ve vatan hürriyeti demeyiz. NEDEN ? Bu o kadar önemli bir ayrım ki! Birkaç saniye düşünün.

Dusunecek ne var. Kelime anlamlarini dikkate almadan, uhrevi cikarimlar yapmaga kosulmak guzel de uzun erimli olmaz.

Vatan ve millet icine dogulan, ya da kabul edilen seydir. Tipki Alevi olunmaz, dogulur deyisinde oldugu uzere; millet secimi bireyin iradesinde degildir. Vatan da oyledir.

Dolayisi ile, bu tur seylerden yola cikarak, felsefe gelistiremeyiz. Deneyebilir tabii, ama, cok acemice kacar.

Bizim vatan hürriyetimiz yoktur. Dünyanın her yerinde alabildiğine dolaşamayız. Pasaportumuz yoksa biz hiçiz. Acı ama böyle. Vatan benim tercihim veya keyfim değildir.

Bravo. Cunku, vatan denen sey bir 'exclusive club'dir. Davet ve icabetle nasbolunur.

Neticede, hepimiz özgür olmayan bir vatanda yaşayanların halini tvlerde gördük. Sokakta bir ABD askerini gören Iraklı yere çömelmek zorunda. Burası, yani Türkiye bir organizsasyon, ve kafamı dik tutmanın vergisi, ritüelleri olablir. Bir bakarsanız bayrak da saçma gelir, bayrak töreni de ama dediğim gibi vatan ve millet hürriyeti yoktur.

Eeee... Burada soru, bu dediklerinizi kimin tayin ettigidir. Ben, baska herhangi birisinin bana kendi vatanimda, kendi bayragim altinda hangi rituellerin gecerli olacaginda herkes kadar soz sahibiyim. Bu hakkimi kimseye devretmis degilim. Dolayisi ile, kimsenin kendi kendiyle gelin guvey olup bana bir seyler dayatmasi da kabul edilir degildir.

Gelelim Kemalizim din mi ? Bunu ciddi bişey olarak söylemediğinizi varsayıyorum.

Son derece ciddiyim.

Tipki Hiristiyanlik gibi bir surec izledigini tefrik edebiliyordum hep, ama, MKA'nin Pavlos'unun kim oldugunu bir turlu cikaramiyordum. Son kitaplarindan birinde Yalcin Kucuk bu ismi de ifsa etti: Mehmet Ali Aybar.

Bir örnek üzerinden anlatacağım.
Şu ülkede yaşayan hemen her kadın, başörtüsü ile ilgili şu cümleyi duymuştur. Öbür dünyada yanmaktansa bu dünyada yanmayı tercih ederim. Yani dinin vicdanlarımıza baskı yapma gücü bu kadar fazladır. Ebedi cehheneme kadar peşinizi bırakmazlar. Ben hiçbir Kemalistten ebedi cehennem tehditi almadım açıkçası.

Din deyince akliniza illa Ibrani dinler gelmesi sart midir? Bazilarimizin cok sevdigi bu 'eskatolojik seyler' dinlerin olmazsa olmazi degil. Din olup olmadigina bakmak icin daha temel seyleri goz onune almaniz lazim.

-- Insanustulestirilmis sahsiyetler iceriyor mu?
-- Allahi/Peygamberi var mi?
-- Irrasyonel de olsa rehber kabul edilen ya da iman edilen kitabi var mi?
-- Tapinagi var mi?
-- Ruhban sinifi turunden ogretilerini yayan var mi?

Bunlar --kisaca su anda aklima gelenler-- eksiksiz olarak Kemalizmde vardir. Daha nesi olacak ki din olsun?

Hadi yaksa yaksa bu dünyada yakar. Kimler yana yana kül olmamış ki bu dünyada; Kerem gibi yana yana. Ama o edebi vicdani baskıyı, bu toplumun özgür bir erkeği olarak hiç yaşamamış olabilirsiniz ama anlamak o kadar zor değil.

Attiginiz tasi goruyor ve yukseltiyorum: Bilmediigniz bir sey uzerinde farazi tahminlerde bulunuyorsunuz.

Devam edeceğim. Not: Açıklama gereği duydum. Şu devlet yemek törenleri konumun tamamen dışındadır. Eşlerin davet edilmemEsi hiç şık değil, gerekli de değil. Ben eş olsam zaten gitmezdim o başka ama., Evet hassas ve dantel gibi işlenmesi gereken bir konu üzerinde konuşuyoruz.

OK.

muzmunin anonim cevaplar-2-devam 27 ekim 2003 akşma gazetesi.

""İtalyan Müslümanlar Birliği Başkanı Adel Smith okullardaki çarmıha gerilmiş İsa figürlü haçların kaldırılması için açtığı davayı kazandı. Çok konuşulacak karar İtalya'yı karıştırdı

O makaleyi buraya almis olmanizin tek faydasi abesle istigalin magazinel bir baska ornegini okumama firsat ve imkan vermek oldu --benim icin. Onun haricinde, anafikir olarak hic bir seye faydasi yok.

ben yorumsuz yazıyorum muzmin anonim.

Yorumsuz. Ve dusunmeden?

ama italyan vatandaşa bu kararı öyle bir anlatabilirm ki, o ikna olablir.

OK. O zaman bir 'italyan vatandas' bulup onu (onun sabrini) denemenizi onerelebilirim. Cunku, ben sizin baktiginiz yeri anliyorum, ama, takdir edilecek bir sey bulamiyorum.

çünkü kendi açımdan bakmıyorum. problem çözmedir bu, hiç incitmeden italyan vatandaşa anlatmak isterdim.

Siz, bir broblem filan cozmuyorsunuz. Siz, sakat bir status quo'yu anlamlandirmaga calisiyorsunuz.

yaa işte; böyle hayatın problemlerini çözmek zordur. Ne yazık ki bu didişme hala bitmemiş italya'da, çünkü anlatabilmek zordur.

Evet.

Hayat gercekten zor.

Hayati daha da zorlastiran pseudo-aydinlarimizin hakkini da yememek lazim.

Ustunuze alinabilirsiniz. :)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 10, 2006 5:59 PM

1- Verdiğim İtalya örneğine ne tepki verdiğinizi hiç anlayamadım,.
O olayda İtalyan bağnazlarından mi yanasınız ? ben gizemli cümleler kurmam. Net ve açık konuşurum. Eğer ben bir Müslüman veli isem, o sembolü orada istememe hakkım var. Bunu neden anlamıyorsunuz ? İşkence gören bir adam heykelinin çocuğuma iyi gelmeyeceğini düşünüyorum. Çarmıha gerilmiş bir adam bana ne ifade etsin ? Saygı duymama özgürlüğüm de var ? Psikolojik , pedagojik kaygılarım var. Bu benim hakkımdır. Görüşleriniz azınlıklar için hayatı cehenneme çevirerecek nitelikle; eğer yanlış anlamadıysam! O haçı kaldırmakla çoğunluğa bir şey olmuyor, merak etmeyin. Biraz nezaketli davranmakla incileri dökülmüyor.
Veya ikinci bir itiraz da şudur; İtalya’da Müslüman birliği başkanın yaptığı gibi, gider de o da “Allah” yazısı asar., Buna hakkı vardır. Çoğunluk NE yapıyorsa azınlığın da aynı hakkı vardır. Veya tam tersi fark etmez.
ASIL Siz, yaşamın canlı örneklerine magazinsel derseniz böyle hayali konuşursunuz. İtalya yaşamın canlı bir örneğidir. Nedir sizin bu insanların yaşadıkları günlük deneyimlere karşı bu umursamazlığınız ?
Elbette problem çözmektir,. Bir sınıfın duvarını sirk panayırına çevirmek değil herhalde., Amiyane tabir ben kullanayım şimdi sidik yarışına girmektir bu.
Üstelik İtalya’da sorun bitmiyor. Bir tane daha hayatın canlı örneğini örnek vereyim. “Kıyas”tır bu. Eğer bundan kaçınırsanız, kıyaslar yapmazsanız böyle kısır kalmaya devam edersiniz.
İtalyanlardan bir örnek daha vereyim.Takıntılı hale gelmiş İtalyanlar. Mahkeme duvarlarında da haç var . Günün birinde yargıç ne yapmış ? ben artık din değiştirdim Musevi oldum o halde diyerek haçı kaldırıyor yerine Yahudi yıldızı asıyor. Hahahaha Tabi gene karışıyorlar İtalyanlar..Düşünsenize İtalyan mahkemesinde Yahudi yıldızı  Oh olsun diyeceğim, ne diyim.
Geçmiş yy değil ki, adam kalkmış din değiştiriyor, belki de inadına yapıyor ,. Yapar mı yapar. Tabiki geçmiş yy ile kıyas yapacağız. İtalyanlar eski keyifli günlerini kaybetmenin sancısını yaşıyorlar. Sonradan gelme bir Müslüman haç kaldırtıyor, din değiştirmiş İtalyan Musevi haç indiriyor. Zavallı İtalyanlar.
Şimdi geçen yazınızdaki kehanet iddianıza cevap vereceğim. Üstelik yeni moda bir din mensubu çıkar çırılçıplak adam resmi koyar ? Kamuda çıplak dolaşmayı dinin bir gereği olduğunu ileri süren yeni bir dini akımı dünyaya yayılabilir. İlaki İbrani dini mi şart kaoyacak yani. Adamın biri çıkar inadına şart koyar. Din bu kim engel olablir. Engel olursanız ruhban olursunuz ? peygamber tek başınayken ona taş atan ebu cehile benzersiniz. TEK BAŞINA BİLE BİR DİN OLABLİR.
Ben demiştim ki çıkacaktır, böyle çıkıntılık yapanlar. . Siz dediniz ki kehanet.! Hayır bu bir çıkarımdır. Üstelik ararsam çıkmıştır da. Ama kanunlar ona izin vermemiştir. Ya da İtalyanlar gibi şapkayı öne koyup düşünsünler.
Tabi sizin kişisel hak ve özgürlükten anladığınız, sadece bana, hep bana anlayışı ise, hiçbir kanun sadece başörtüsüne özel çıkamaz. Böyle bir şey olmaz. İtalyanlar gibi hazmetmek zorundayız. Herkes evinde ve sokakta özgürdür.

Keşke başörtüsünü “dinimin zorunluğu” diye mahkemeye getirmeselerdi
Kendi bindiği dalı böyle kesmiş oldular. Sitelerine , kitaplarına, elinize attığınız her yere İnanç ayrımcılığı yansıtan cümlelerini kendileri “oto kontrolle” ayıklasalardı, bencil olmayıp etrafı görselerdi, başkalarına saldırganlık yapmasalardı.,
Başörtüsü takmayanları “cariye” olarak görmek, takanları hür ve şerefli kabul etmek ne demek ? madem bu fikirde değilsiniz neden mücadele etmiyorsunuz. Yayın organları, üniversiteler, diyanet, bağımsız siteler , başörtüsü özgürlüğünü savunanlar neredeler ? Eğer bir hanım bu özgürlüğü istiyorsa, bizzat bu yazılarla mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü mahkeme başörtüsünün dini bir simge olup olmadığını ulema görüşünden çıkaracaktır. Bunun için de; hakim olan görüşlere, yaygın kabul edilmiş, resmi, diyanetli görüşlere göre karar verecektir. Yani başbakan yanılıyor. Ama tam tersten yanılıyor ! Ulema görüşü başörtüsünün engellenmesinin nedeni oldu. ( bundan sonra hemen başlansa, aslında ben başladım bile, 30-40 yıl sürer başörtüsünü dini zorunluluk değil de, örfi bir tercih olduğunu inandırıcı bir şeklide kabul ettirmek )
İlk yazımda uzlaşmadan bahsetmiştim. Bir agreement ortaya çıkacak. Sizden alıntılayarak yine o konuyu açacağım. Ama önce Hüsyin Andiç Beyi dinleyelim.

"""""""""""""""""Eger basörtüsü bir tehdit olarak görülüyorsa, pekâlâ basörtüsüzlük de bir tehdit olarak görülebilir. Madem üniversite basörtüsüzlere yasak edilmiyor, o halde basörtülülere de yasak edilmemeli. Esitlik ve adalet ancak bu sekilde saglanir. Yani basörtülülere yasak edilen bir üniversite, basörtüsüzlere de yasak edilmeli”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Bu cümledeki kıyaslamayı ve İRONİ yi anladım Hüseyin bey endişe etmeyin.

Biz kendi aramızda bir uzlaşmaya varırız. İtalyanlar okul duvarları sirk panayırına dönmesin diye bir uzlaşmaya varırlar. Uzlaşma nedir ? neden gereklidir ?
Muzmin anonimin itirazı şuydu;

“””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””Kafanizin gercekten karisik oldugunu dusunmek zorunda kaliyorum. Bu dediginiz her zaman oyle islemez. Ben okula, hastaneye, postaneye ne giyerek gidecegimi sizin keyfinize bakarak karar vermem. Ne istiyorsam onu giyer giderim. Cunku, benim ozgurlugumdur, size zarar vermedigim muddetce de sizin benim ozgurlugume itiraz hakkiniz dogmaz."""""""""""""""""""""""""""""""""

ya muzmin anomim, sanki Türkiye’de sanki, şu anda , postaneye giderken ne giyeceğine karışan var ? hadi üniveristeye giden öğrenciye de karışılmasın(bence bunu yazacağım daha sonra),. Biz kamu hizmeti verenleri konuşuyoruz öncelikle. Siz yazınızda “ özel hayat her yerde devam eder” diyorsunuz.
PEKİ Eşcinsel simgelerle ilgili görüşünüzü merak ediyorum. Geçenlerde bir akşam yazarı konuyu gündeme getirmiş. Neticede eşcinsel simgeler dini simgeler kadar vicdanlara baskı yapma özelliğine sahip değil . Onlar gerçekten bireysel tercihler ama yine de kamuda uzlaşma alanına giriyor.
Yani şu cümlede onayınız var mı ? Kişi eğer özel hayatını her yerde sürdürmek istiyorsa,eğer uzlaşma alanının dışına taşma özelliği gösteriyorsa, çalışma tercihini kamudan yana kullanmalıdır. Başka işyerlerinde çalışabilirler, özel hayatlarını istedikleri gibi sürdürürler ama kamuda çalışmayı tercih etmezler.
“Kamu” tanımını şöyle daraltalım. Kamuda iletişime yönelik hizmet verenleri göz önüne alalım.. Doktor, hemşire, polis, öğretmen,asker, hukuk, halkla ilişkiler vs.. buralarda hizmet verenleri uzlaşma alanı kabul edelim diyorum. Sizin gibi özel alana özel düşkünlüğü olanlar buralarda çalışmak yönünde tercih kullanmazlar.,
Uzay dini için şöyle bir şey yazmıştınız.

"""""""""""""""""""""Uzay dininiz beni ilgilendirmiyor. Dininizi kendi kisisel ozgurlugunuz ile secmis olursunuz. Dini ibadetlerinizi bana dayatmanizi kabul edemem, ama, kendi ibadetleriniz icin ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Isterseniz saclarinizi kokunden kaziyin, isterseniz de burnunuza kemik saplayin. Bana zarar vermediginiz muddetce ne isterseniz onu yapabilirsiniz""""""""""""""""""””””””””””.

Elbette, tahminen uzay dinin diğer kadınları cariye görmek gibi yaklaşımı olmazdı belki, ama böyle bir temsile ilk şikayetler Müslüman hassasiyeti olan insanlardan gelirdi. Mevcut durumu yok sayamazsınız. İyi din veya kötü din ayrımını hukuğun yapması mümkün değil. Laik olmaz o zaman.

Muzmin bey size kemalizmle karşılaştırmada şöyle bişey demiştim: onların ebedi cehenennem tehdditi yok. Veya şifa dağıtamıyorlar. BUNU UNUTMAYIN.

İnsanlar maalesef dini konularda zayıf. Hindistan’dan bir kadın peygamber geldi; insanlar ayağını öpmeye sıraya girdi. Bunu yaptılar. Çünkü çocuğu hasta , çünkü babası ölüyor, çünkü ölümden deli gibi korkuyor. Din toplum yaşamında keyfince kullanılacak bir alan değil. Din bir meta, bir ürün ve getirisi var. Dinlerin serberst rekabet ortamında, tüketicinin korunması şart. İnsanlar kendini korusunlar diyemezsiniz. Hele söz konusu olan çocuklarsa,.. Nasıl olur da çocukların uzay dini, bilmem ne tarikatı gibi abukluklara maruz bırakırsınız. Bu yaptığınız kendi benciliğiniz.

Uzlaşma şarttır.
Uzlaşmalıyız. Gerçeklerden kaçamazsınız. Başörtüsü takmamak yönünde uzlaşamayız. Yazarken bile bu sıcakta fenalık geldi. Başörtüsü takan kişi bunu kendi özel nedenleri yüzünden takıyor.,
Uzlaşma alanı, doğal, kolay ve toplumun normlarına uygun olmalıdır. Bir kadının kulak açması
Toplum normlarına aykırı değildir. Kulak ve saç cinsel organ değil. Ama başörtüsüne çok fazla anlam veren hanımlar için bu zorluğun farkındayım. BUNUN FEDAKARLIK OLDUĞUNU biliyorum.
Ben duyarsız bir yazar değilim. AMA çocukların hakkı için, en azından onlar için bu fedakarlığıa katlanan bir çok hanım var. Yeryüzünde bozgunculuğa fırsat vermemek için makul olanda anlaşacağız. Üstelik kadınlar arasında dayanışmaya ihtiyacımız var.

"""""""""""Giyim terchinin sebebi London, NewYork, Paris, Munich, Tokyo ya da baska bir moda kabesindeki bir peygamber oldugunda sizce sorun yok da, mesele kisinin baska bir gerekcesi oldugunda mi ortaya cikiyor?"""""""""""""""""""""""””””””””””””””””””

siz düşük belli pantolon ve içinden iç çamaşırının markası gözüken bir kıyafet giyiyor musunuz ? birçok erkek sokakta giyiyor şimdilerde.. Ama kamusal alanda giyemezsiniz.

ilaki herşey kanunla olmaz. ELBETTE kişisel özgürlük alanı olacak,. siz erkekler aranızda uzlaşacak ve kravat takmaycaksınız. Nitekim anlaşma yapıldı ve erkelerin boyunlarıyazları özgür oldu. Erkekler sıkıntılı ya, boyunlarında tahamül etmek istemiyor haliyle. Kadınlarda pantolon giyme hakkı aldı, yazın naylon çorap giymiyorlar.,Bir erkek favori bırakabilir, saçını uazabilir, kadın sandalet giyebilir.

uzlaşma iyidir,
umarım 30-40 yıl sonra başörtüsünün vicdani baskılarla ilgisi ortadan kaldırılır, ve uzlaşma alanına girer. Çalımadan olmaz ama.

YİNE DE TEKRAR SÖYLÜYORUM Kİ, Dinin vicdanlara baskı yapma özelliği daha farklıdır. Münih Tokyo modacıları kimseyi “ebedi cehennemle “korkutamaz. Küçük çocuklara mezardan fırlayan solucan hikayeleri ile korkutamaz. MODA VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ diye bir deyim yok ama din ve vicdan özgürlüğü diye var.

"""""""""""""""""Mini etek ile basortusu arasindaki temel fark vucudun neresinde oldugudur; ondan otesi kisinin kendi deger yargilarina girer"""""""""""""""""""

Ben kimseden mini etek giymeyenlerin ceheneme gideceği tehdini duymadım.Dolayısıyla karşılaştırma yanlış.

Mini etekle, aşırı makajlı türbanıyı karşılaştırabilirsiniz ancak. BU İKİSİ AYNIDIR. Feminenliği ön plana çıkarmak, kadınsılık, modaya bağımlılık gibi. Yöntem olarak karşılaştırma yapılmasını sizin gibi mazaginsel bulmam. ama kıyas uygun yere yapılmadır.

”””””””””””””””Kiyamet yakinda kopacak... ve siz bunu engelliyorsunuz.. degil mi? :))””””””””””””””””””””””””””

kıyamet koptu bile. Anlatmaya çalıştığım bu. Ama ben engelleyemiyorum.

Akşama sembol konusunda yazdıklarınıza cevap vereceğim. Tamamen zıt bir düşünce yazacağım. Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim

Yazan: knz Tarih: August 11, 2006 9:37 AM

Knz hanim,

[Bu yazi baska bir sayfada, sehven, yayinlandi. Yeniden ve biraz elden de gecirerek, duzenleyerek burada yayinliyorum]

1- Verdiğim İtalya örneğine ne tepki verdiğinizi hiç anlayamadım.

Aciklamaga calisayim. Gerci daha onceki yazimda da vardi, ama, bu anlamda aciklama sayilmazdi.

Once sondan bir alinti yapayim: Bu yazinin sonunda sunu demissiniz "Hayatta kimliğimi bir sembole bağlamam. Ben özgür knz yim".

Buradaki sorun ve sizin gormediginizi sandigim sey sudur: Kimse kendisini *bir* sembole baglamis degil, herkesin kimligini degisik isimlerle nitelendirebilecegimiz ya da sembolize edebilecegimiz unsurlar olusturur.

Kimse de, bu sembolleri (ya da kimligini olusturan unsurlari) akli olmaksizin secmez. Akli yetmedigi icin celiskili sembollleri benimseyenler vardir, ama, bunu da --yetersiz dahi olsa-- kendi aklinin erdigi kadariyla yapar.

Dolayisi ile, kisinin kimlik (din dahil) tercihi akli bir surectir; din de akil ile secilmis bir inanclar butunudur. Yani, eger ilgili birey tarafindan dahil edilmisse, kimlikten dini ayiramayiz.

Kimlik seciminin, ozellikle de disariya yansitilan kimlik seciminin, kisinin akli tercih prosesi sonucunda oldugunu eger kabul edebilirseniz --ki, su ana kadar sergilediginiz kismi onyargi yuzunden zor olabielcegini kabul ederim, ama, denemelisiniz--, bunu secip olusturan herkesin en az sizin kadar ozgur oldugunu da kabul edebileceksiniz.

Yani, ozgurluk sadece sizin tekelinizde olan bir sey degil.

Gelelim Italya ornegine --ki, bu baglamda benzeri angutluklar bu ulkde de hem maneviyaci cenahta hem de laikci cenahta gorulmus ve eminim daha da gorulecektir--, o yaklasimin sakat tarafi, kimlik ve dolayisiyla sembollerin zenginligiyle bir arada yasamagi tercih etmek yerine, sembolleri yok ederek ve giderek ucu (kimlikler ve semboller acisindan) yoklukta bulusmaga varacak olan bir yola girmeleridir.

Uzun bir cumle oldu. Ozetleyeyim:

Sembolleri birer birer --ve, ilgilisini ikna etmeksizin, cebren ve tasallutla-- ayiklamak 'tek tipcilik' meragidir ve bunun da siyasi literaturdeki karsiligi 'fasizm'dir.

Fasizm kelimesinin size asina gelecegini saniyorum. Fakat, pek de asina gelmeyecegine emin oldugum, ve tepki vereceginize emin oldugum bir vechesi var bunun:

Sizin bu konudaki durusunuz da fasizandir. Tek tipciligi dayatiyorsunuz cunku.

Umarim bu Italya meselesini, ve su-i emsalden emsal cikarmak gayretlerinizi kapatabiliriz artik.

İtalyanlardan bir örnek daha vereyim.Takıntılı hale gelmiş İtalyanlar.

Italyanlarin takintilarini cozmek isterdim; ama, once kendi evimi bir hale yola koymaliyim. Malum, hamiyyet vatanda baslar (charity begins at home).

Mahkeme duvarlarında da haç var . Günün birinde yargıç ne yapmış ? ben artık din değiştirdim Musevi oldum o halde diyerek haçı kaldırıyor yerine Yahudi yıldızı asıyor. Hahahaha Tabi gene karışıyorlar İtalyanlar.. Düşünsenize İtalyan mahkemesinde Yahudi yıldızı ? Oh olsun diyeceğim, ne diyim.

Evet, magazinel fakat hayatin bir parcasi.

Ben size mekanlarin, kamusal hizmet mekanlarinin, sembol ve kimliklerle donatilamsini savunuyor olsam, bu dediklerinizi dikkate alacagim.

Ben tersini soyluyorum. Mekanlar kimliksizdir, sembolleri filan kaldirmak gerekir. Ama, icindeki bireyleri kimliksiz yapamazsiniz. Buna yonelmek dahi fasizmdir.

Şimdi geçen yazınızdaki kehanet iddianıza cevap vereceğim. Üstelik yeni moda bir din mensubu çıkar çırılçıplak adam resmi koyar ? Kamuda çıplak dolaşmayı dinin bir gereği olduğunu ileri süren yeni bir dini akımı dünyaya yayılabilir. İlaki İbrani dini mi şart kaoyacak yani. Adamın biri çıkar inadına şart koyar. Din bu kim engel olablir. Engel olursanız ruhban olursunuz ? peygamber tek başınayken ona taş atan ebu cehile benzersiniz. TEK BAŞINA BİLE BİR DİN OLABLİR.

Once kendi yanlisimi duzelteyim: Daha once Ibrani dinler demistim. 'Ibrahimi' olmaliydi, yaziyi gonderdikten sonra farkettim. pardon.

Yukarida bahsettiginiz sey mumkun mudur? Tabii ki. Muhtemel midir? Bence hayir.

Simdi boylesine dogmamis cocuga don bicen bir ornek uzerine neyi tartisacagim.. Bence vehimdir bu.

Ben demiştim ki çıkacaktır, böyle çıkıntılık yapanlar. . Siz dediniz ki kehanet.! Hayır bu bir çıkarımdır. Üstelik ararsam çıkmıştır da. Ama kanunlar ona izin vermemiştir. Ya da İtalyanlar gibi şapkayı öne koyup düşünsünler.

Arayan Mevlasini da bulur, belasini da :)) Dolayisi ile cok ararsaniz sonunda birseyler mutlaka bulursunuz. Buldugunuzun anlamli olup olmadigina bakmak lazim. Bence anlamli degil.

Anlamsiz olan sudur: Ortada olan bir sorunu konusurken, ortada olmayan bir seylere atlamak kisinin kendisini taca atmasidir bence.

Oyle yapmayalim demek istiyorum.

Tabi sizin kişisel hak ve özgürlükten anladığınız, sadece bana, hep bana anlayışı ise,

Olmuyor ama.. Benim soyleyeceklerimi benden once davranip bana sizin soylemeniz hic de olmuyor. :)

Benim baktigim yerden,