« 700 Darwinist Akademisyene Çağrı—ve Meydan Okuma | Ana Sayfa | İtalya'da Avrupa ve İslam Sempozyumu »
February 24, 2006
Tartışma: Yaratılış ve Darwin
[24 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Radikal'in "Ders kitaplarında yaradılış hikâyesi" başlıklı haberinden öğrendiğimize göre 700 kadar Türk akademisyen "Yaradılış'ın okullardaki fen ve biyoloji kitaplarından çıkarılması" için harekete geçmiş. Milli Eğitim Bakanlığı'na "Yaradılış yaklaşımını müfredattan çıkarması" için dilekçe verecek, kabul görmezlerse dava açacaklarmış.
Bu, oldukça ilginç ve yoruma değer bir haber.
İlginç olan ilk nokta, söz konusu bilim adamlarımızın, hoşlanmadıkları bir fikri bilim yoluyla yenmek yerine, hukuk ve siyaset yoluyla sansürlemeye çalışmaları. Bunu ülkemizi "Ortaçağ yanlısı karanlık düşüncelere" karşı korumak için yaptıklarını söylemişler, ama ne ilginç ki başvurdukları yöntem tam da o çağa ait. Hatırlarsanız, Galileo'nun kozmoloji teorisi Ortaçağ'ın egemen dini anlayışına aykırı düştüğü için sansürlenmişti. Görünen o ki, şimdi bunun tam aksi yönünde bir sansür isteğiyle karşı karşıyayız.
Yaratılış, inanç mıdır?
Söz konusu akademisyenlerin girişimde yanlış olan sadece sansürcü zihniyet değil. Kavramlar da yanlış yorumlanmış durumda.
Örneğin "yaradılış". Bu kavramın bilimden dışlanmasını savunanlar, "bu bir dini bir inançtır, bilim ise inançlara değil verilere dayanır" diyorlar. Kısmen haklılar da: Bilim gerçekten inançlara değil verilere dayanmalıdır. Ama atladıkları bir nokta var; "yaradılış" dini kitaplarda yazılı bir "inanç" olmanın yanında, bilimsel verilere dayalı bir "teori"ye karşılık geliyor da olabilir.
Yaratılış, evrenin ve içindeki canlıların bir Yaratıcı tarafından var edildiği fikridir. Bu fikir Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında yazılıdır ve bu haliyle kuşkusuz bir inançtır. Ama bir Yaratıcı'nın varlığı fikrine, hiç bir dini kaynağa dayanmaksızın, sadece evren ve canlılar hakkında akıl yürütülerek de varılabilir. Bu akıl yürütmenin en önemli unsuru ise "tasarım tespiti"dir.
Bunu bir örnekle açıklayalım. Nemrud Dağı'nın tepesindeki heykelleri hepimiz biliyoruz. Bu heykellerin kökeninin "tasarım" olduğunu, yani bilinçli bir varlık tarafından yapıldıklarını ise hepimiz kabul ederiz. Heykellerin yapımı sırasında orada olmadığımız, nasıl ortaya çıktıklarını gözlemlemediğimiz halde varırız bu sonuca. Bizi "tasarım"a ikna eden ise, doğal süreçlerin (sözgelimi rüzgar, yağmur, yerçekimi veya güneş ışınlarının) heykel üretemeyeceklerini bilmemizdir. Ve dikkat edilirse bu "tasarım tespiti" için herhangi bir "inanç" gerekmemekte, sadece verilerden çıkarım yapmak yetmektedir.
Doğadaki Tasarım
Peki ama heykeller için geçerli olan "tasarım" açıklaması canlılar için de geçerli midir?
Charles Darwin'e dek biyologların ezici çoğunluğu bu soruya "evet" cevabını veriyordu. Darwin ise, yeryüzündeki canlılığı üreten, doğal (dolayısıyla kör ve amaçsız) bir mekanizma keşfettiğini ileri sürdü: Doğal seleksiyon. 1940'larda buna bir de rastlantısal mutasyonlar eklendi.
Ancak Darwinizm'in formüle edilmesinden bu yana çok zaman geçti. Modern bilim, canlılığın detaylarının, Darwin ve takipçilerinin tahmin ettiğinden çok daha kompleks bir organizasyona sahip olduğunu ve çok yüksek düzeyde "bilgi" içerdiğini ortaya koydu. Acaba Darwinizm'in kör, rastlantısal mekanizmaları, bu kompleks organizasyon ve bilginin kökenini açıklamak için yeterli miydi?
İşte, bugün ABD'de Darwinizm hakkında süregiden bilimsel tartışmanın özünü bu soru oluşturuyor. 90'lı yıllarda geliştirilen ve halen yüzlerce bilim adamı tarafından desteklenen Akıllı Tasarım (Intelligent Design) teorisi, soruya "hayır" cevabını veriyor ve canlılığın kökeninde bir "aklın" rol oynadığını savunuyor. Akıllı Tasarım teorisi "evrim" kavramıyla da çelişmiyor; sadece evrimin kör mekanizmalarla işlediğini savunan Darwinizm'le çatışıyor.
Akıllı Tasarım'ı "bilimi dine dayandırmak"la suçlayanlar ise yanılıyorlar. Teorinin ilahi dinlerin yaratılış inancına uygun düştüğüne kuşku yok; ama teorinin dayanağı, bu dinlerin kaynakları değil, bilimsel veriler. Kaldı ki öte yandan Darwinizm de bir başka inanca uygun düşüyor: Bir Yaratıcı'nın varlığını reddeden, maddeyi tek gerçek varlık sayan materyalist felsefeye.
Yanlış Anlamalar
Darwinizm uğruna bir araya gelen 700 akademisyenimiz, görünen o ki, bu incelikleri göz ardı etmişler. ABD'deki gelişmeleri sağlıklı bir biçimde takip etme fırsatı bulamadıkları da anlaşılıyor. Örneğin oradaki "gerici iktidar"ın "birçok eyalette evrim kuramını müfredattan çıkardığını" ileri sürmüşler. Oysa evrim kuramı hiç bir eyalette müfredattan çıkarılmadı. Böyle bir talep de yok. Benim de bilirkişi olarak eğitim bakanlığına görüş sunduğum Kansas eyaletinde, evrim teorisi müfredattan çıkarılmadı; sadece Darwinizm'le çelişen bilimsel bulgular da müfredata eklendi. Akıllı Tasarım hareketinin öncülüğünü yapan Discovery Institute ve Intelligent Design Network isimli kuruluşlar bunu savunuyor zaten: Hedef, Darwinizm'i "tek doğru açıklama" gibi sunan dogmatik yaklaşımın yerine, teorinin çıkmazlarını ve teoriye getirilen eleştirileri de anlatan objektif bir eğitim verilmesi.
Bu objektifliği Türkiye'de de yakalamalıyız. "Yaradılış" inancını din derslerinde tutmalı, biyoloji derslerinde ise hem Darwinizm'i hem de onun alternatifi olan Akıllı Tasarım'ı öğretmeliyiz. Bu sayede öğrenciler, bu iki alternatif teori üzerinde tartışma imkanı bulur, ezbere değil eleştirel düşünmüş olurlar.
Kamuoyunu aydınlatmaya gelince... Onun yolu da yine sansür değil, bilimsel tartışma olmalı. Ben kendi payıma bu tartışmaya katkı sağlamaya, söz konusu 700 akademisyenimizin hepsiyle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım. Madem ortada "Ortaçağ karanlığı" var, buyursunlar, aydınlatsınlar.
MUSTAFA AKYOL
Yazar, Intelligent Design Network Yönetim Kurulu Üyesi
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 24, 2006 10:24 AM




Sayın Akyol; "söz konusu 700 akademisyenimizin hepsiyle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım" diyor.
Pek adil görünmüyor değil mi? 1'e karşı 700 kişi. Böyle bir teklifte bulunmak kişinin kendisine-bilgisine-savunduğuna güvenini gösterir. Zira sözkonusu olan teklif bir yemek daveti değildir, bilimsel tartışma davetidir. Bu 700 çok değerli akademisyenimizden kaçı bu teklife icabet edecek bakalım.
Bir metnin altına imza atmak kolaydır, önemli olan sorumluluk almaktır ve imzanızı attığınız metne sahip çıkmanızdır. Birisi çıkıp "hepinizle istediğiniz şekilde bilimsel tartışmaya hazırım" diyorsa, siz ona "bu gün olmaz ama 30 yıl sonra" diyemesiniz ya da "ben seni muhatap almıyorum, senin söylediklerini kabul etmiyorum, benim dediğim doğrudur" da diyemezsiniz. Atmışsanız imazanızı ve savunduğunuz şeye de güveniyorsanız bu teklifi kabul eder sonuçlarına da katlanırsınız.
Biz de bu tartışmayı ilgi ile takip eder, sonuçlarını görmüş oluruz.
Yazan: Arife Tarih: February 24, 2006 11:36 AM
Mustafa Beyin bir önceki yazısından sonra bu konuyla ilgili olarak Evrim-Yaratılış tartışması alevlendi başlıklı bir yazı yazdım. Okumanızı öneririm.
Saygılar
Yazan: Da Vinci Tarih: February 24, 2006 6:23 PM
İnsanlığın ortaya çıkışını evrim teorisiyle açıklayan bilime maymun lafından alınıp yanıt vermek başlı başına ilginçtir. Özetle, "Sen kime maymun diyorsun!" gibi bir şey…
700 bilim insanının deklarasyonuna kendilerince entellik yaparak laf yetiştirenler de var. Kutsal kitap referansları vazgeçilmezdir, çünkü bunlar tartışılmazdır. Ama bir de kutsal alıntıların ardından "evrim tezini din haline getirmek" yolunda bir suçlama gelebiliyor. Maymun olmakla insanın bir tarihsel gelişimin ürünü olması arasındaki farkın algılanmamasına mı yanarsın, dincilerin bilimsel kuşkuculuk dersi vermeye kalkmasına mı!
Kimileri de evrim tezinin İslama yönelik Hıristiyan saldırısı olduğunu iddia ederler. Bu adamlar sadece İslamın değil Hıristiyanlık dahil bütün dinsel düşüncelerin bir "Yaradılış"ı varsaydığını bilmezler mi? Bilirler ama provokatörlük iliklerine işlediğinden bilmezden gelirler.
Evrim İslam ülkesine saldırı diye yutturulabilirse o zaman aydınlar da "emperyalist-gavur" komplosunun ajanları olacak, vatan haini olarak bile lanse edilebileceklerdir! Oysa mekanizma tam tersi yönde çalışır. Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerdeki egemen eğilim de bilimin kovulup dinsel taassubun yaygınlaştırılması, somut olarak evrim teorisinin yerine yaradılış tezlerinin geçirilmesi yönündedir. Bush Tanrı'nın emirlerini yerine getirdiğini iddia etmekte, Berlusconi kendini İsa'ya benzetmektedir. Bush İstanbul'a gelince dini bütün belediye ve hükümet kenti insansızlaştırır. Ötekisi Başbakanın yakın dostudur. "Maymun mu dedin"ciler eğitimlerini Amerikan kolejlerinde almak için yarışmakta, Rusya'daki okulları CIA merkezi gibi çalıştığı için kapatılan Nurcu lider ABD'de ikamet etmektedir.
Bütün bunlar çelişkili değil çok uyumludur. Bütün sömürü düzenleri, bütün baskıcı iktidarlar, sömürüyü örtmek için, baskıyı ilahi takdir olarak dayatmak için yobazlaşma eğilimi gösterirler.
Bilim ise aydınlatır, örtüleri kaldırır; sonuç olarak, kadere boyun eğmeye değil mücadeleye davet eder.
Sömürücünün hangi dinden olduğu bu fonksiyon açısından talidir. Ama dürüst bilim insanının sömürüye ve karanlığa karşı durması kuraldır.
Üniversite Konseyleri Derneği'nin çıkışına karşı küfürlere, hakaretlere başvurulmasında şaşacak herhangi bir şey yok. Bu, gericilerin her daim aydınları sindirmek için denedikleri yöntem.
Ama bu sefer baltayı taşa vurdular. "Geleceğimizi ortaçağ karanlığına terk etmeyeceğiz" sözünü iki küfür, üç yalan, birkaç tehditle susturabileceklerini sananlar çok yanılıyor.
Yazan: bilim insanı Tarih: February 24, 2006 8:39 PM
Sayın Da Vinci;
Yazınızı okudum.Diyorsunuz ki;
"yanlışlanması ya da doğrulanması mümkün olmayan,test edilemeyen görüşlerin bilimde yeri yoktur".Sizden bir ricam olacak,bilimsel bir teori olduğuna göre 'evrim teorisi'nin yanlışladığı ya da doğruladığı,test ettiği bazı görüşler var demek ki.Mümkünse bu görüşlerden birkaç örnek sunmanızı rica ediyorum.Art niyetli olduğumu düşünmeyin sakın,öğrenmek için soruyorum.Yani eğer vakit ayırır da ilgilenirseniz hayırlı bir iş yapmış olacaksınız.Şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.
Saygılarımla,
B.E.
Yazan: B.E. Tarih: February 24, 2006 10:10 PM
sayın Akyol'a sonuna kadar katılıyorum.
bilim ideolojik saplantılara alet olmamalı.
bilim insanları objektif,her iki gozu artı akıl gozu acık insanlar olmalı.
Yazan: bercenay Tarih: February 25, 2006 12:57 AM
"bilim insanı" rumuzlu yorumcuya atfen...
Ağırlıklı "ben bilirimci" bir geniş zaman kullanılmış, pek çoğu dayanaksız ve "yaparlar,ederler.." gibi genellemelerden oluşarak sonuca gitmeye çalışan yazınızdaki tutarsızlıklardan ve pek çok yanlış bilgiden sadece bir tanesini sunacağım...
"Rusya'daki okulları CIA merkezi gibi çalıştığı için kapatılan Nurcu lider.." ifadesi kullanılmış.. Bu koskocaman bir YALAN.. (en azından kaynağı itibariyle)
Bazı art niyetli kimselerin yaymaya çalıştığı bu yalan üzerine, Moskova Büyükelçiliği’nden dahi bu iftirayı yalanlayan bir açılama yapılmıştır..
Ayrıntı için…
“ http://www.zaman.com.tr/?hn=259121&bl=yazarlar&trh=20060224 ”
Yazan: Hasan Basri Kartal Tarih: February 26, 2006 12:55 AM
peki sayın akyol,
diyelimki tasarım diye birşeyler var.
Bilim bu tasarımcıyıda araştırma konusu yapabilirmi ?
onu oluşturan parametreleri ve kaynağı bilmek bilimin hakkı değilmidir ?
Yazan: bilimsel dusunce Tarih: February 26, 2006 1:42 AM
Türkiye'deki evrimcilerin tezgahına dair güzel bir yazı...
http://www.zaman.com.tr/?hn=259790&bl=yorumlar&trh=20060226
Yazan: yuksell Tarih: February 26, 2006 11:09 AM
Sayın B.E.
Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsanız, bu soruyu burda değil benim blogumda sormalısınız. Kendi yazımla ilgili bir soruya burda cevap vermemi beklemiyorsunuz heralde. Eğer öğrenme konusunda samimiyseniz yazımın altına yorumunuzu eklersiniz.
Saygılar
Yazan: Da Vinci Tarih: February 26, 2006 2:13 PM
Koskoca bir evren ve gerçekte, rasyonel anlamda, olup biteni anlamlandırabilmek ve dünyaya kendini kabullendirebilmek için beş duyusu ve akıl yürütme yeteneğinden başka hiçbir şeyi olmayan insan… Kendinden öncekilerin sonundan akıl yürüterek ulaştığı bir veriye göre de “sonlu” bir yaratık. Yani yapıp-ettikleri ne kadarıyla direkt kendine fayda sağlayacak belirsiz… Ama o bir anlamda sonunu düşünmeden yaşamı yüklenme cesaretini göstererek evreni anlamanın (ve onu kullanmanın) peşine düşer...
Bu yüzden bilim insanı cesaretin ve korkusuzluğun temsilcisidir. O geçmişin bağlarına, günün imajlarına, geleceğin vaatlerine kulak asmadan, hiçbir "kolaycılığa kaçmadan" düşünür ve tartışır.
Bilim insanı için farklı bir teori ancak başka bir veridir; tartışılır, artılar eksiler ortaya konur… Birden fazla varsayım olması bir kazançtır. Bilimsel tutum tam da bu yüzden – ve sadece bu yüzden- dindar tutumdan daha üstündür.
Okul kitaplarında Darwin Teorisi yanında “Akıllı Tasarım” teorisinin de yer almasını istemeyenler bilimsel tutumun üstünlüğüne gölge düşürmektedir. Analiz bilimin en önemli araçlarındandır. Bilimsel kafaya sahip insanlar yetiştirmek için farklı bulgular, teoriler okul kitaplarında yer almalı…
Akıl yürütmek, yorumlamak, deneyip yanılmak, tartışmak (atışmak değil!) bilim insanının, görmezden gelmekse kötücül insanın işidir.
Bir teori gerçeği tam açıklayamazsa bile diğer teorilerin eksiklerini ortaya çıkarıyorsa bu da bir kazançtır.
Yazan: Hande E. Tarih: February 26, 2006 8:04 PM
Sayın Da Vinci,
Size sorulacak sorunun kendi blogunuzda sorulmasını isteme hakkınız tabii ki var. Konu bütünlüğü açısından, bu istek mantıklı da bulunabilir ama bu isteğinizi belirttikten sonra, bir seferliğine bile olsa, soruya burada ya da kendi blogunuzda cevap vermemiş olmanız, cevap vermek için şartlar öne sürmeniz pek mantıklı gelmedi bana. Üstüne bir de gayet nazikçe sorulmuş bir sorunun samimiyetinden şüphe etmeniz de şaşırtıcı. Niyet okuyuculuğu yapmak yerine soruya cevap vermeniz daha iyi olmaz mıydı? Belki siz de gerçekten cevap vermek istemiyorsunuz. Gercekten cevap vermek isteseydiniz, ya burada isteğinizi belirttikten sonra cevabı yazardınız ya da soruyu blogunuza kendiniz alıp, cevabını blogunuza yazıp, baglantı adresini de buraya ekleyebilirdiniz. Cevap vermek isteyen için çare bulmak zor değil. Önemli olan insanların doğruları -şartlara bağlı olmaksızın- öğrenmesi değil mi?
Saygılar,
Yazan: Esra Tarih: February 27, 2006 9:13 AM
Esra Hanım,
Sizinle hem fikirim. Ben de sorulan sorulara cevap verme/vermeme konusunda Sayın Da Vinci'yi samimi bulduğumu söyleyemem (daha önce “Gelişim Platformu'nda Akıllı Tasarım Konferansı” başlığı altında Sayın Da Vinci’ye yönelttiğim sorularıma artık kendisinden cevap beklemiyorum, sonuçta sessizlikte bir cevaptır.)
Sayın Da Vinci tam da kendisinden beklendiği şekilde davranmış. Bunun da konuyu takip eden kişilere yansıması kendisi için maalesef olumlu olmayacaktır. Kendisine sorulan bir soruya pazarlıkla cevap şartı koşması hiç de hoş değil.
Sayın Da Vinci Sayın B.E.’ye “Eğer öğrenme konusunda samimiyseniz yazımın altına yorumunuzu eklersiniz.” diyorsunuz. Eğer siz de kendi yazdıklarınız konusunda samimi iseniz size sorunun sorulduğu yerde cevabınızı verirsiniz. İşi yokuşa sürmeden verebilecek bir cevabınız varsa buyrunuz istediğiniz şekilde cevabınızı veriniz.
Yazan: Arife Tarih: February 27, 2006 2:28 PM
Yukarıdaki tüm yazılar çok bilgilendirici özellikle anti-tasarımcılarınki pek eğlendirici.Benimde hatırlatığım bir Türk Atasözü var;Korkunun ecele faydası yoktur diye:)Bu saygıdeğer 700 bilim insanı üretilen bilimede böyle sahip çıksalar ülkemiz için daha sevindirici ve yararlı olur sanırım.(lütfen üniversitelerimizde bilim üretiliyor mu diye sorgulamayın ödenekler yetersiz,kadrolar dar iken ne bekliyorsdunuz tübitak çevirileride olmasa işimiz çok zor)Doğal olarak herkesin inancını yada inançsızlığını savunma hakkı var değil mi? İnsan hakları sözleşmelerinde en temel maddelerinden ve herkesin bildiği bir hakdır.Bilim insanlarımıza kolay gelsin diyor,Mustafa Beyin yalnız olmadığını ve akademisyenlerden de birçok gönüllü bilim insanının dilekçe verecek olan akademisyenlere karşı Mustafa Beyin yanında olacağını umud ediyorum.İşe bir yerden 'kesin' olarak başlamak lazımdı,1996 da AT nin resmi hareketinin başlamasından beri (Darwin's Black Box Michael Behe free press pub. ve www.arn.org)nihayet AT hareketinin önü tüm dünyada olduğu gibi her türlü statükocu yerleşkelerin engel ,karalama,ve yok saymasına rağmen Türkiye'mde de açılmıştır.Bu yüzden 700 bilim insanına olayı medyaya taşıdıkları ve MEB dilekçe verecek olmalarından dolayı kutluyorum ayrıca teşekkür ediyorum.Böylelikle Medyada istediğimizden de çok yer alıcağız ve insanların tartışmasından ve kendilerine enjekte edilen değilde(bu sosyal olarak belkide kalıplaşmış batıl inançlardır ama bilimsel olarakta evrimsel paradigmadır.) var olanı bulma yolundaki sorgulamasından korkanlara karşı insanları çift yönlü(Yartılış vs Evrim) bilgilendirerek belkide Gerçeğin kişisel olarak keşfine de katkıda bulunabileceğiz AT hareketi ve onu destekleyenler olarak.
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 27, 2006 4:21 PM
Sayın Da Vinci;
Elbette soruma burda cevap vermenizi bekliyorum!Azarlayıcı tutumunuz ve samimiyetimden şüphe edişiniz tedirginliğinizi gizleyemiyor deyip geçeceğim zira diğer katılımcılardan gerekli cevapları almışsınız.Burada cevaplamak istememenizi anlayabilmiş de değilim,buna "kendi yazımla ilgili bir soru" demekten başka geçerli sayılabilecek bir neden de göstermiyorsunuz.Ayrıca gözden kaçırmış olduğunuz bir nokta var ki;sormuş olduğum soru sizin yazınızla ilgili değil genel bir soru.Bu nedenle sorumun sizin blogunuzda yanıtlanması konusundaki ricanızda ısrarcı olmayacağınızı umut ediyor ve beni bilgilendireceğiniz günü merakla bekliyorum...
Saygılarımla,
B.E.
Yazan: B.E. Tarih: February 27, 2006 4:30 PM
Sayin Akyol,
Asagidaki sözlerim size degil, sizin yazinizi
elestiren tartismaci arkadaslara olacaktir.
Eger, "dürüst bilim insaninin sömürüye ve karanliga karsi durmasi kural" ise, bir bilimci
ya "akilli tasarim"i da dinlemeli, ya da dâvâsini
isbatlamalidir. Eger "evrim teorisi"nin isbati
varsa, hani delilleri nerede? Delil olmadigina
göre "akilli tasarim" kabul edilmeli degil mi?
Delilsiz dâvâlari korumak ve ya$atmak
mi aydin'liktir? Bu da apacik "karanligi
kutsamak" ve "bilimsel sömürgecilik"
olmaz mi, olmuyor mu?
Bir kisim ilim adamlari evrim teorisinin yikilisina niye üzülüyorlar? Eger üzülmeyi
gerektirecek bir delilleri varsa, ortaya
cikarsinlar. Biz de bu teoriyi yikilmaktan
koruyalim... Zaten delili olan bir dâvâyi kimse yikamaz. Geleceklerini "ortacag karanligina
terketmek" istemeyenler, dâvâlarinin delillerini göstersinler.
Yanliz göstereceginiz delil, birileri tarafindan öne sürülmüs ve bir baskalari tarafindan da cürütülmüs olmasin. Bu delil öyle bir delil olsun
ki, evrim teorisini, "teori" olmaktan kurtarsin
ve "pozitif bilim" haline getirsin. Ama bu delil bize kisa zamanda gösterilsin. Cünkü milyonlarca
yil bekleyecek vaktimiz yok. Insanin ve
insanligin ömrü de cok kisa.
Kendikendine veya tesadüfen bir olu$um varsa,
isbati nerede? Bir zigot (döllenmis yumarta) önce
kana, sonra et parcasina, sonra cesitli organlara, et ve kemige dönüsebiliyor.
(Tabi bu da icine yerlestirilmis bir program ve disaridan aldigi enerjiyle ve akilli insanin yardimi ve Ilâhî Kudret'in büyük destegiyle oluyor). Bu cesit evrim inkâr edilemez.
Fakat bunlarin kendikendine veya tesadüfen olustugu da kabul edilemez. Bunun bir delili
de yoktur. Cansizlarin kendikendine ve tesadüfen
canlilara dönüstügü ise, hic kabul edilemez.
Zigotun evrimi yani insana dönüsümü kabul edilebilir. Cünkü gözümüz önünde cereyan ediyor.
Delillerini görebiliyoruz. Fakat bir maymunun
insana dönüsümü kabul edilemez. Cünkü delil ve
isbati yok. Bir elektirikli süpürge bir bilgisayara dönüsemez ki, maymun insana
dönüssün? Eger dönüsmüsse, hani delili nerde? Eger bunlarin gercek bir delili olsaydi, bugün
evrim teorisi bir "teori" olarak degil, isbatlanmis "bilim" olarak kabul görürdü.
Bir bebek bile -canli oldugu halde- anne-babasinin yardimi olmadan hayatini sürdüremiyor.
Bu böyleyken akilsiz, acimasiz, bilgisiz, cahil,
kör, sagir hem de aciz ve cansiz varliklara,
her seye gücü yeten bir Kudret Sahibi'nden yardim
aldirmadan hârikalar yüklemek, onun
"hayat olusturmak" gibi mucizeler gösterdigini iddia etmek, akildan istifa etmekten baska
birsey degildir.
Allah'in mucizeleri arasinda bile "maymunu insana
dönüstürmek" diye bir sey yoktur. Insani maymuna
dönüstürmek vardir. Ama maymunu insana
dönüstürmek hic duyulmamistir. Duyulamazdi da.
Cünkü bir undan (diger karisimlariyla beraber) pasta yapmak dururken, pastayi ekmekten yapmaya
calismak akilsizca bir i$tir. Bunun icin yüce Yaratici insani maymundan degil, maymunu da
insani da mustakil olarak su ve topragin ve bazi elementlerin karisimsal özünden yaratmistir.
Allah'in bile yapmadigi bir seyi ceyrek akilli
maymundan beklemek ve insanin maymundan türedigini iddia etmek elbette kabul edilebilir
bir sey degildir. Hele böyle muazzam ve hârika
i$leri tesadüflere ve kendikendilige dayandirmak,
artik cehâletten öte bir sey olamaz. Böyle bir cehâletin pesinden gidenleri ise, "zavalli
bedbahtlar" olarak görmekten baska care yoktur!
Insanlik 150 yil boyunca "evrim yalani"ni dinledi
durdu. En sonunda "akilli tasarim" geldi, onu
beyninden ve kalbinden vurdu. Umariz bu muhtesem
vurus, insanligin "evrim cehâleti"nden kurtulusu olur.
Hem madem birbucuk asirdir evrim teorisi isbatlanamadi, öyleyse simdi de "akilli tasarim"i
dinleyelim. Delili olmayan bir teoriyi dayatip
yeni bir teoriye kulak tikamak, ortacag
karanligina dönmekten baska birsey degildir.
Bazi ulusal gücler, bazi dinlerin zayifligindan veya bâtil yönlerinden yararlanarak bazi
uluslari sömürmüs olabilir. Fakat ateizm ve
materyalizme dayanan Darwinistler ise dinsizlikle
hayatin tesekkürünü yapmayarak ve kâinatin
Sahibi'ni tanimayarak bütün kâinati sömürdüler
ve hâlâ sömürmektedirler. Artik bu korkunc
ve insafsiz sömürü son bulmalidir. Umariz,
"akilli tasarim" bu sonu getiren muhtesem bir
darbe olur.
Kisaca ve özetle; kâinatta denge ve düzen varsa,
yaradilis da vardir. Yaradilis varsa, tesadüf yoktur. Tesadüf yoksa, "evrim teorisi" bâtildir.
Bâtil ise, yikilmaya mahkûmdur! Bir "cehâlet teorisi"nin yikilisini hep birlikte
alkislayalim!...
Ve diyelim: DARWINIZM'IN BILIMSEL
SÖMÜRGECILIGI YOK OLSUN VE SON BULSUN!
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 27, 2006 7:05 PM
Sayın; B.E., Esra ve Arife,
Ben Mustafa Beyin bu yazısıyla aynı konuyu işleyen bir yazı yazdığımı belirttim. Burda bu konuyla ilgili yorum yapmadım. Yani neden burda sizin sorularınızı yanıtlayayım. Eğer buraya bir yorum yazmış olsaydım ve siz de o yorumla ilgili soru sorsaydınız elbette cevaplardım. Ama sizin de gördüğünüz gibi olay öyle değil. B.E.'ye teklifim hala geçerli. Eğer sorunun cevabını almak istiyorsan yapman gereken tek şey yazımın altına sorunu içeren bir yazı bırakmaktır. Sorduğun sorunun cevabı çok basit aslında ama nedense cevabı burada almak istemek gibi ilginç bir ısrarda bulunuyorsun. Karar senin tabi. "Benim için önemli olan cevap değil senin cevabı burada yazman" diyosan o senin bileceğin birşeydir.
Bu arada Arife hanım, benden cevap beklidiğiniz sorular hakkında hiçbir fikrim yok. Hangi sorulardan bahsettiğinizi bilmiyorum. Aylar önce farkedilmeden kaybolup giden sorulardır büyük ihtimalle.
Ama emin olun cevap veremeyeceğim hiçbir soru yok.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 1, 2006 2:11 PM
Sayın Da Vinci;
Hala beni bilgilendirmenizi bekliyorum.Sorumu yönelteli kaç gün geçti henüz bir cevap alamadım.Burada yanıtlamak sizi bu kadar rahatsız ediyorsa tamam,kendi blogunuzda yanıtlayın o zaman...
Yazan: B.E. Tarih: March 1, 2006 3:22 PM
Da Vinci dedi ki:
"Ama emin olun cevap veremeyeceğim hiçbir soru yok. "
Bu mu "bilimsel duruş" ve "entellektüel alçakgönüllülük"?
Çoğu ateist dinlerin bu kapsayıcılığından şikayetçi iken, kendilerinin bu duruşu kolayca sergilemesi düştükleri apayrı paradoksun ince izlerini taşıyor. (Ama tabii ki buna da incelikli cevapları vardır, herşeye olduğu gibi..!)
Yazan: A.E. Tarih: March 1, 2006 4:15 PM
Sayın Da Vinci,
Önce küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Fikir sahibi olmadığınızı söylediğiniz konu hakkında hafızanızı tazelemek bakımından faydalı olacaktır.
“Gelişim Platformu'nda Akıllı Tasarım Konferansı” başlığı altında bu konferansı izleyen ve konferansa dair düşüncelerini dile getiren yorumculara istinaden şu yorumu yapmıştınız “Yukarıdaki yorumları okuyunca insanları bilgi sahibi olmadıkları konu hakkında kandırmanın ne kadarda kolay olduğunu gördüm.” Ben de sizin bu yorumunuza binaen üç ayrı soru sormuştum.
1- Siz bu konferansa katıldınız mı, katıldıysanız görüşleriniz nelerdir?
2- Yukarıda yorumda bulunanların konu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını nereden anladınız?
3- Acaba yüzyıldan fazla bir süredir Darwinistler kimleri kolayca etkilemişlerdir?
Bir kez daha sorularımı yineliyorum.
Ve şundan emin olunuz ki ben sorduğum sorularımda ciddi ve samimiyim. Aynı ciddiyeti sizden de beklemekteyim.
Bu arada, ”Ben Mustafa Beyin bu yazısıyla aynı konuyu işleyen bir yazı yazdığımı belirttim. Burda bu konuyla ilgili yorum yapmadım. Yani neden burda sizin sorularınızı yanıtlayayım.“ diyorsunuz, ilginç bir yaklaşım.
Önce konuyla ilgili yazdığınız yazınızı bizlere duyuruyor ve okunmasını öneriyorsunuz, ardından da yazınıza ve konuya ilişkin bu sitede size soru soruluyor. Bu sitede yazınızı duyuruyorsunuz da neden sorulan sorunun cevabını vermiyorsunuz. Ayrıca, Esra Hanım size çok da akıllıca tavsiyelerde bulunmuş, nasıl ki yazınızı burada bizlere önerdiniz, sitenizde verdiğiniz cevabınızı da önerebilirdiniz. Art niyet yoksa bunu bu kadar uzatmaya ne gerek var.
Yazan: Arife Tarih: March 1, 2006 5:55 PM
arkadaslar;Da Vinci'yi tanırım.ateistforum'da da boyleydi.bu insanların yaptıkları en iyi sey polemik yaratmaktır.
Da Vinci arkadasım;reklamı bir kenara bırak.varsa bir fikrin meselenin özünü kısaca yaz,bizde anlayalım.yoksa da durup dururken buraya yazı yazanların bos yere sinir katsayılarını yukseltme.
Yazan: bercenay Tarih: March 1, 2006 9:13 PM
Sayın Da Vinci,
Açıkcası benim için soruya nerede cevap verdiğinizin önemi yok. İster burada ister kendi sitenizde cevap verebilirsiniz. Ben sadece hiç cevap vermeyişinize, bunun için şart koşmanıza şaşırdım. Sorular, savunduğunuz fikri anlatma fırsatı doğuruyor size. Ne diye bu fırsatı kaçırasınız ki?
Bu şaşkınlıkla beraber “Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsanız” , “Eğer öğrenme konusunda samimiyseniz” ifadelerinizin altında yatan şüphecilik beni rahatsız etti. Sayın B.E. sorduğuna göre öğrenmek istiyor. Bunun başka bir anlamı olabilir mi? Olabilir, diyorsanız, bu anlamı öğrenmek isterim açıkcası. Sorunun arkasında bir tuzak olabilir diyeceğim ama nasıl bir tuzak olacak? Siz zaten “emin olun cevap veremeyeceğim hiçbir soru yok.” demişsiniz.
Herneyse. Ben, bana manasız ve rahatsız edici gelen bu şüphecilik sebebi ile, size “Neden niyet okuyorsunuz, şüphecilik yapıyorsunuz, onun yerine kendi sitenizde ya da burada soruya cevap verseniz daha iyi olmaz mı?” dedim. Yoksa illa burada cevap verin de demedim. Bu yüzden “Neden burda sizin sorularınızı yanıtlayayım?” sorunuzu en azından kendi adıma yersiz buluyorum. İlla burada yanıtlamak zorunda değilsiniz. Ama fikrinizi savunmak istiyorsanız, -kendi seçeceğiniz yerde- yanıtlasanız daha mantıklı olur. Kafalardaki soru işaretlerini yok etmek, fikri her şartta savunmak adına. Vurgulamak istediğim buydu. Yine de siz bilirsiniz. Cevaplamama hakkınız da var tabii ki. Ama bu hakkı şüphecilik yapmadan, başka bahaneler öne sürmeden kullanmanız daha şık olur kanısındayım. Ama dediğim gibi, yine de siz bilirsiniz.
Saygılar,
Yazan: Esra Tarih: March 1, 2006 11:41 PM
Herkese merhaba,
Sonunda B.E. sorusunu sitemde sormaya karar verdi. Ben de büyük bir zevkle cevabını verdim. O da yetmedi ahmet isimli biri birçok soru sordu ve o da gerekli cevapları aldı. İsteyen girip bakabilir.
Yukardaki mesajlarda hakkımda yapılmış yerli yersiz hiçbir yoruma cevap vermeyeceğim. Burada kişisel bir tartışmaya girecek halim yok. Benimle kişisel sorunu olan mail atıp istediğini söyleyebilir.
Sayın Arife,
Aylardır cevabını beklediğiniz sorular bunlar mıydı :)) Ben de bir an için ciddi ciddi birşeyler sordunuz da cevaplamadım diye düşünmeye başlamıştım. Benim AT ile ilgili görüşlerimi sitemdeki yazılarımda bulabilirsiniz. Özellikle AT ile ilgili olarak Akıllı Tasarım: Bilim mi din mi? ve Şu meşhur 'indirgenemez komplekslik' başlıklı yazılarımı önerebilirim.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 2, 2006 11:08 AM
Sayın Da Vinci,
Size söyleyecek bir sözüm yok, sorularımı ciddiye almamanız sizin sorununuz. Sergilediğiniz bu tutum sizin zihniyetinizi yeterince ortaya koymuştur. Ayrıca cevap diye verdiğiniz yazılarınız da bir şey ifade etmiyor. Daha fazla uzatmayı lüzumlu görmüyorum. Bu tavrınızla, sadece kendinize değil savunduğunuz konuya da zarar verdiğinizi umarım bir gün anlarsınız.
Yazan: Arife Tarih: March 2, 2006 3:22 PM
"Aylardır cevabını beklediğiniz sorular bunlar mıydı :)) Ben de bir an için ciddi ciddi birşeyler sordunuz da cevaplamadım diye düşünmeye başlamıştım."
Sayın Da Vinci,
Üslubunuz beni gerçekten çok şaşırtıyor. Yukarıdaki ifadenizdeki alaycılık, hatta belki de küçümseme ile ne kazandığınız ne kaybettiğiniz üzerine hiç düşündünüz mü? Arife Hanım'ın sorularını ciddi ciddi sormadığını nereden biliyorsunuz? Kimsenin sizinle kişisel bir sorunu olduğunu düşünmüyorum, olacağını sanmıyorum ama sizin, karşıt fikirdeki insanların niyetleri, bilgileri, anlayışları hakkında önyargılı olduğunuzu, bu yargılara göre tepkiler verdiğinizi hissediyorum. Bunu da doğru bulmuyorum. Tepki vermem bu sebepten. Tavrınız sonrasında verilen tepkileri de insanların sizinle kişisel olarak sorunu var gibi algılıyorsunuz. Halbuki tavırlarınız ve üslubunuzla süreci siz başlatıyorsunuz, başlattınız. Aslında, "Sizinle farklı fikirde olup da soru soranlarla ilgili özel bir sorununuz mu var?" diye size sormak belki daha doğru olur. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmamız, önce kendi üslubumuzda sorun var mı acaba diye düşünmemiz daha iyi olur düşüncesindeyim.
Bu arada, Arife Hanım'ı yazılarınızı okumaya davet etmişsiniz. AT ile ilgili fikirleriniz için bu davet tamam da, sorduğu soruların cevaplarını (konferans katılıp katılmadığınızı,yorumda bulunanların konu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını nereden anladığınızı) yazılarınızdan nasıl anlayacak? Sorulara vereceğiniz cevaplarla o konferans ile ilgili beyan ettiğiniz düşüncenize*, fikir sahibi olarak mı yoksa önceden edinilmiş hislerinizle/yargılarınızla mı sahip olduğunuz anlaşılacaktı. Bunu anlamayı beklerken alaycılıkla karşılaştık. İlginç oldu. Gerçi alaycılığın konuyu geçiştirmeye yarayacağını, yargılar önceden edinilmiş ise, bunu, ortaya çıkaracağını düşününce, ortada ilginç birşey de kalmıyor. Yazdığınız yazılar ilgilenenlerce okunacaktır muhakkak ama Arife Hanım'ın sorduğu soruların cevapları bu süreçten edinilen izlenimlerle oluşacaktır mecburen. Bilginize.
(* Beyan ettiğiniz düşünce: “Yukarıdaki yorumları okuyunca insanları bilgi sahibi olmadıkları konu hakkında kandırmanın ne kadarda kolay olduğunu gördüm.”)
Saygılar,
Yazan: Esra Tarih: March 2, 2006 3:42 PM
Sayın Akyol,
Yazınızda alenen yanlış olduğunu düşündüğüm birçok nokta var. Bunları düzeltmek istiyorum.
- Türkiye’de sansürlenen yaradılışçılık değil, evrim kuramıdır. Okullarda evrim yanlış ve eksik öğretilmekte, yaradılışçılık alternatif bir bilimsel kurammış gibi gösterilmektedir. Bu durumun dünyadaki bilimsel gündemle örtüşmediği pekala ortadadır. Bu nedenle bu bilim insanlarının girişimi sansürlemeye değil, aksine sansürü kaldırmaya yöneliktir.
- Nemrut dağındaki heykellerle dünya üzerindeki canlılık arasında kurduğunuz analoji sağlıksız. Çünkü Nemrut konusundaki çıkarımınızı yaparken gözlemlerinize dayalı bir referans noktanız var, insanların ürettikleri şeylerin neye benzediğine dair sayısız veri var elinizde. Çıkarımınızı bu referansa göre yapıyorsunuz, akıllı tasarımdaki gibi totolojik varsayımlara gore değil.
- Doğal seçilim, kör veya keyfine göre hareket eden değil, işlevsel ve nedeni sonuca bağlayan bir mekanizmadır. Evrim salt rastlantısal değil, birçok belirleyici faktörün yeraldığı birikime dayalı bir süreçtir. Evrim kuramı türlerin oluşumunu ve değişimini bireysel değil, istatistiksel olarak modeller.
- Evrim kuramının materyalist felsefeye uygun olduğu sizin kişisel görüşünüz. Öncelikle, evrim kuramı yaratıcı hakkında hiçbirşey söylemez, ilgilenmez bununla, tıpkı diğer bilimsel kuramlar gibi. Evrim süreci pekala kendiliğinden (ne demekse) olabileceği gibi, herhangi bir etmenin kontrolünde de olabilir. Bilimin ve dolayısıyla evrim kuramının ilgilendiği içteki mekanizmadır, dıştaki etkenler değil. Darwin de bizzat agnostiktir ayrıca, ateist değil. Kanımca, materyalist olan İslam ve Hıristiyanlık'ın ortodoks yorumlardır, dinsel inanç ve sembolleri güncel hayata, somuta, yani maddeye indirgeme çabası içinde oldukları için kaçınılmaz olarak bilimden rahatsız olurlar, bilimin onlarla derdi olmadığı halde. İslam'ın bu coğrafyaya damgasını vurmuş idealist yorumları evrim kuramından çok önceleri doğayla barışlarını ilan etmiş, insanın doğanın bir parçası olduğu yaklaşımını inançlarının merkezine oturtmuşlardır zaten. Şahsım adına da şunu söyleyeyim: biyoloji ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak evrimle profesyonel olarak ilgilenip öğrenmeye başladığımdan bari materyalizmden soğuyorum, ruhani yanım güçleniyor.
- Bilim pragmatiktir; geçerli olan kanıtlanabilirlik, gerçeklik gibi şeyler değil geçerlilik, açıklayabilirlik, işe yararlıktır. Evrim teorisi, son yıllarda özellikle moleküler biyoloji alanında başdöndürücü bir hızla edinilen yeni bilgileri uygunlukla modelleyip yeni soruların sorulmasına, yeni deneylerin hazırlanmasına elverdiği için bugün birçok disiplinde kullanılan yegane rehber model haline gelmiştir. Bu dogmatik bir durum değil, pragmatik yaklaşımların kaçınılmaz bir sonucudur; evrim, doğaya ilişkin birçok gözlemi modelleme yeteneğiyle bugün bilimlerin kraliçesi olmayı haketmiştir.
- Darwinizm kavramı bilimde sıklıkla kullanılan bir kavram değildir. Evrim teorisi, ima ettiğinizin aksine bir grup tarafından savunulan salt iki-üç iddiadan ibaret küçük bir teori değil, başta biyoloji olmak üzere birçok bilim alanının kesişiği başlı başına bir bilim dalı halindedir. Bir bilim insanı kendine Darwinist demez, evrim karşıtı hiç demez.
Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: March 2, 2006 5:18 PM
Sayın B.E.,
Yanlışlanma ve test edilebilme hususundaki sorunuza haddim olmayarak elimden geldiğince yanıt vermeye çalışacağım. Açık olmak için sizin bilginizi en az varsayıyorum, tekrarlamalar için kusura bakmayın.
Benim alanım moleküler biyoloji. İşimiz çoklukla proteinler, yani hücrenin yapıtaşları, hemen her türlü aktiviteyi yürüten birimler. Her protein birsürü aminoasidin yanyana gelmesinden oluşuyor ve bir canlının hücresinde yer alan bütün proteinler hepimizin bildiği DNA dediğimiz birim tarafından genetik olarak kodlanıyor. Toplam 20 farklı aminoasit çeşidi var. Moleküler biyolojideki en önemli sorunlardan biri bir proteinin fonksiyonunu, yani hücrede ne iş gördüğünü tespit etmek. İşte bu problemi çözeblimek için kullanılan yöntemlerin birçoğu evrim kuramı uyarınca geliştirilmiş modellere dayanıyor, ve çalışıyor, yani işe yarıyor.
Örneğin, diyelim ki ekmek mayasındaki bütün proteinlerin ne işe yaradığını biliyoruz (gerçekten en iyi çalışılmış canlıdır ekmek mayası). Şimdi elimizde insan proteinleri var, onlara anlam kazandırmaya çalışıyoruz. Evrimsel modeller bize şunu söylüyor: İnsandaki proteinlerle mayadaki proteinlerden aminoasit dizilimi olarak birbirine benzer olanları işlevsel olarak da birbirlerine benzemeye yatkındırlar. Bu defalarca test edilmiş ve doğru olduğu görülmüş bir iddia. Bu gözlem baz alınarak, ortolog protein kavramı ortaya atılmış. Ortolog proteinler, farklı canlılarda olup aynı kökene sahip proteinler olarak tanımlanıyor. Yani ortak atadaki bir protein, türler ayrıldıktan sonra farklı türlerde başkalaşıyor ama yine de bu proteinler arasındaki benzerlik büyük ölçüde korunuyor: hem yapısal, hem işlevsel olarak.Bugün, elimizde birçok canlıya ait genom bilgisi olduğu için, birçok canlıya ait birsürü varlığı bilinen, ama işlevi bilinmeyen protein var. İşte son on yılda bu yeni keşfedilen proteinlere anlam yüklemek için otomatik araçlar geliştirildi. En popüler olanının adı BLAST. Bu yöntem, proteinlerin evrimleşmesi için basit bir modeli baz alıyor: Evrim sürecinde bazı aminoasitlerin bazı amioasitlere dönüşmesi, diğer bazı aminoasitlerin diğer bazılarına dönüşmesinden daha muhtemeldir. Böylelikle, iyi çalışılmış birkaç canlının proteinleri rehber alınarak her iki aminoasit çifti arasındaki evrimsel mesafe hesaplanıyor. Sonuçta, daha sonra bunlar kullanılarak herhangi iki protein arasındaki evrimsel benzerlik hesaplanabiliyor. Ve evet, bu yöntemle birbirine benzediği tespit edilen proteinler, genelde işlevsel olarak da birbirlerine benziyorlar. Bugün bu yöntemler, başta tıp olmak üzere birçok önemli araştırma alanında gündelik olarak kullanılıyor.
Yukarıda anlattığım şey, evrim kuramının test edilebilirliği üzerine somut ve güçlü bir örnektir. Evrim kuramı, birtakım modeller geliştirmek için kullanılmakta, bu modeller ışığında yapılan tahminler büyük oranda başarılı olmaktadır. Bu, yani başarıyla tahmin edebilme, bilimsel bir kuramın geçerli olmasının en önemli koşuldur. Bilimsel kuramlar somut gerçekler değildir, doğayı iyi anlamımızı sağlamaya çalışan modellerdir, kanıtlarla değil, delillerle değerlendirilirler. Onun için mutlak değildirler, elbette gelip geçicidirler, yeterki onlardan daha detaylı, daha iyi açıklayan bir model bulunsun. Burada yanlış anlaşılan şu: Bir bilimsel kuramın mutlak olmaması tamamıyla yanlış olabileceği anlamına gelmez, görece yüzeysel olabileceği anlamına gelir. Örneğin, Newton mekaniği kuantum boyutunda neler olup bittiğini açıklamaya getmez ama kendi düzeyinde hala doğrudur. Bu açıdan, evrim kuramı da hergün daha detaylı açıklamaklarla daha iyi şekillense de, bugüne kadar ortaya koyduğu açıklamalar doğayı anlamak açısından büyük ölçüde geçerlidir.
Teşekkürler.
Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: March 2, 2006 6:20 PM
Sayın Ali Rıza Bey
Yazınızda AT taraftarlarının bildiği tekrarlar var,biz halihazırda genom bilgisi üzerinden indirgenemez kompleksliğe girmiyoruz oraya gelmeden evvel daha protein bazında çöken bir teoriyi savunuyorsunuz.Zaten Micahel Behe evrimsel süreç ile ilgili bir sıkıntısı olmadığını bunu rastlantısal kör bilinçsiz olasılık bazlı yapıyla oluşamıyacak denli mükemmelllik arz ettiğini işin başınan beri haykırıyor.İlk önce AT yi tanıyarak eleştirelim sonra dinsel dogma yamasını vuralım ne olur.Önce fikir sahibi olmayalım.ABCD doğrusal linear evrim sürecinde lütfen bana 'Bacterium Flagella' nın 222-223-224 hadi bilemedik 230 parçadan oluşan yapılı bir halinin olup olamayacağından basedin(ki faklı türde flagella var) yada pragmatik olarak kanıtlayın,Laf ile söz ile insan sofistlerin uğraşına büründürüyor bilimi bana evrimci bir babayiğit varsa yukarıdaki sorumu cevaplamasını isterim yada indirgenemez kompleks yapılar var mıdır yok mudur bi onu bilelim.Ondan sonra diğer meseleler üzerine kafa yoralım,tartışalım.Dogma olan bilim değilse tabi...
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 3, 2006 1:46 AM
Bakteri kamçısı sorulmuş, onu yanıtlayayım.
Öncelikle şunu açık edeyim: Behe'nin indirgenemez karmaşıklık kavramı, kendisi tarafından bile, çok açık bir gerçek göz ardı edilerek ortaya konmakta. O da şu: Bahsedilen yapının evrim sürecinde birikimle oluşmuş olduğu sonucuna varmamız için alt parçaların aynı bağlamda işlevsel olması gerekmez, bir parçanın herhangi bir bağlamda işlevsel (daha doğrusu belli koşullarda avantajlı, ki o koşullar bugün varolmayabilir) olması yeterlidir. Aynı şey Behe'nin meşhur mekanik örneği için de geçerli: Fare kapanın parçaları pekala farklı işler için, bağımsız olarak ya da birlikte kullanılabilirler. Bu konuda anlaşamadıysak moleküler biyoloji ve evrim teorisini tam olarak anlamamış olmanız muhtemel, eleştirmeden önce anlamak gerektiğini hatırlatmak isterim.
Kamçı, bakterilerde hareketi sağlayan organ. İşlevini bilmem kaç tane (tek bir bakteri ve tek bir kamçı olmadığı için tam sayı vermek yersiz) proteinin elbirliğiyle çalışmasıyla görüyor. Şimdi parçalara gelelim:
- Kamçı ile Type III secretory apparatus denilen bir protein kompleksi arasında yakın akrabalık var. Birçok bakteride, kamçıda görev alan proteinlerin 10 ila daha fazlasının homoloğu (aminoasit dizilimi olarak benzeri) bu kompleksi oluşturuyorlar [Hueck, Microbiol. Mol. Biol. Rev., 1998] . Bu kompleks, bakterinin enfekte ettiği ortama toksik madde aktarmasında görev alıyor, yani hareketten tamamıyla bağımsız bir görevde. Kısası, bu proteinler kamçının varlığından bağımsız olarak bakterinin hayatta kalmasında olumlu bir görev alıyorlar ve bu nedenle evrimde korunmuşlar.
- Flagellumdaki proteinlerin bir bölümü iyon kanalı olarak görev yaparlar ve iyon kanalları bütün bakteriyel hücre zarlarında bulunur.
- Flagelar bazın bir parçası bakterilerin tümünde bulunan hücreye bağıl protein ayıklama sisteminde rol alıyor.
- Flagellumda hareketi sağlayan döngüsel bir motor iyon hareketini döngüsel harekete çeviren bir protein makinesi. Yazık ki, bunun benzeri bir kompleks de benzer bir mekanizmayla iyon hareketinden ATP sentezlemekte kullanılıyor.
Yani, bakteri kamçısını evrim sürecinde avantajlı işlevler gören parçalara ayırabilmek mümkün. Ne yazık ki, bakterilerin evrimsel tarihleri çok eski olduğu için kamçı oldukça yerleşmiş bir sistem. Bunun için bu mekanizmanın alt dallara ayrılarak evrimini detaylı bir şekilde filojenik olarak (evrimsel ağaçla) modellemek oldukça zor. İşte bundan dolayı, tasarımcılar heyecanla kamçıya sarılmış durumdalar. Oysa kamçı Behe'nin özgün çalışmalarında çok küçük bir örnek olarak bulunuyor. Kendisinin daha detaylı üzerinde durduğu örnekler içinse oldukça detaylı ve yeterli evrimsel modeller mevcut. Örneğin, bağışıklık sistemi [http://www.talkdesign.org/faqs/Evolving_Immunity.html] ve omurgalı canlılarda kanın pıhtılaşması [http://www.millerandlevine.com/km/evol/DI/clot/Clotting.html] için oldukça detaylı modeller geliştirilmiş.
Şimdi, müsaadenizle soru sorma sırası bende. Madem bu akıllı tasarım "teorisi" bu kadar bilimsel, neden cevap vermek yerine soru sormak üstüne kurulu? "Hadi açıkla bakalım kamçıyı, yoksa inanmam sana" tavrı bilimsel açıdan ne kadar sağlıklı? Yoksa amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek mi? Mesela, benim akıllı tasarım konusundaki bilgim konusunda "önceden fikir sahibi olup" işinize gelen önkoşullar koyacağınıza, "Al arkadaş, ben de proteinlerin benzerliğini akıllı tasarımdan yolla çıkarak böyle modelliyorum, buna dayanarak da senin verdiğin örneğe alternatif söyle bir yöntem geliştirdim, iyi de çalışıyor" demeyi deneseniz derdinizin gerçekten bilim olduğuna inanırdım. Önceden de söylediğim üzre evrim teorisi bunun için istatistiki modeller kullanır, siz olasılığı "rastlantısal, kör, bilinçsiz" diye aşağılayarak bir kenara attığınız için umarım böyle modellere yer vermeden, çok daha belirleyici matematiksel modellerle kesin tahminlerde bulunacak yöntemler geliştirebilirsiniz. Yalnız, izninizle bir daha açıklayayım: Oradaki olasılık, rastlantısal, kör, bilinçsiz değil, çok daha detaylı bir düzlemde meydana gelen çok etmenli birçok parametreyi daha yüksek bir düzeyde tek bir parametreyle "modelleyen" koşullu bir olasılıktır, istatistiksel bir kavramdır, yazı-tura atışı değildir yani (deterministik süreçler de olasılıkla modellenebilir).
Sayın Akyol elbette pervasızca meydan okur akademisyenlere, ve eminin hangisiyle tartışsa kazanır, çünkü kendisi cevap vermiyor, soru soruyor, açıklamaya çalışmıyor, açıklanamayacağını göstermeye çalışıyor. Soru sorarak her insana kem-küm dedirttirir, her insana açık verdirtirsiniz, hele bu insan açık vermenin son derece doğal olduğu bir kültürden, yani akademik kültürden geliyorsa. Elbette, yukarıda yazdıklarımda da yanlış, eksik, yüzeysel şeyler olabilir, o durumda hatamı memnuniyetle kabullenir, düzeltmek, daha iyi açıklamak için çaba gösteririm.
Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: March 3, 2006 7:27 AM
Sayın Bölükbaşı Teoriye nerden baktığınız yada kendinizi nasıl inandırdığınız sizin kişisel çıkarımınız.
Bilim felsefesinde olasılık teoremindeki en büyük gelişme bu kriterin ayrışması ve
sağlam temeller üzerine oturtulması olmuştur. Michael Behe’nin indirgenemez karmaşıklık kriteri biyokimyasal sistemlerin kendilerine has bir karmaşıklığa ve özelleşmeye sahip
olduğunu göstermek üzere bilinçli tasarımı tanımlamak üzere oluşturulmuştur. (Behe’nin
kitabı Darwin’in Kara Kutusu Free Pres 1996)
Bu kriter neye benzemektedir? Her ne kadar detaylı bir açıklama ve doğrulama
gerçekten de teknik bir olaysa da,temel fikir doğrudan ve kolaylıkla
gösterilebilir. Radyo astronotlarının Contact filminde dünya dışı zekâyı nasıl fark ettiklerini
düşünün. Bu Carl Sagan’ın romanına dayanan bilim-kurgu filminin SETI araştırma programı
(Search for Extra-Terrestrial Intellegience yani dünya dışı zekâ arama programı) için
eğlenceli propagandanın bir parçasıydı. Filmde set araştırmacıları dünya dışı zekâ
bulurlar.(gerçek araştırmacılar şuana kadar başarılı olamadılar)
Contact filmindeki SETI araştırmacıları bu sinyali dünya dışı bir zeka için şüphe
götürmez bir zeka olarak gördüler. Peki, bu sinyalde şüphe götürmeden tasarımı belli eden
neydi? Her zaman bizler tasarım çıkarımını yapmak için iki kriterin oluşturulmasını
sağlamak zorundayız. Komplekslik ve özelleşme. Komplekslik sorgulanan nesnenin şans
eseri ile oluşamayacak kadar basit olmayan bir yapıya sahip olduğunu, özelleşme ise bu
nesnenin zekanın belirtisi olan belli bir tür taslağa sahip olduğunu ifade eder.
Karmaşıklığın tasarım çıkarımında niçin vazgeçilmez olduğunu görmek için su bit
dizilimini ele alalım:
110111011111
Bunlar filmde bulunan 1126 bitlik radyo dizinimin ilk 10 atımımıdır. 2,3, ve 5 asal sayılarını sırasıyla temsil eder. Simdi
SETI araştırmacıları şüphe götürmeden böyle bir 12 atımlık bir dizinim ile karsılaşırsa “New
York Times” in bilim editörünü arayarak bir basın toplantısı düzenlerler ve dünya dışı zekanın
dünyaya keşfedildiğini dünyaya duyururlar. Ama hiçbir manşet söyle olmayacaktır.
“Yaratıklar ilk 3 asal sayıda uzman”-W.Dembski Design inference.
şimdi gelelim Protein meselesine ve akrabalıklara;en popüler argümanlarından olan insan şempanze
genetik kodlarının birbirlerine %98,4 oranında benzemesine ve 1,63 oranında
farklı olmasına dayanmaktadır. En son yapılan eslemede insan DNA sının 3.1 milyar çiftleşmesinde şempanzenin ise 3,2 milyar çift-esleme yaptığı görülür brüt fark ise yaklaşık
olarak 1,44 dür. Genetik kodların deşifresinde gen haritalarında farklı 68,000 gen
esleşmesi olduğu kanıtlanmıştır. Buna ek olarak protein kodlayan bölgelerde, insanla
şempanze arasında 231 ortak gen bulunmuş, bunlardan 47’si oldukça farklı amino asid
dizilimleriyle RNA kopyalamalarında oldukça farklı bir kodlama yaptığı kanıtlanmıştır.
Özet olarak ortaya çıkan sonuç insanla şempanzenin proteinlerinin %20,4 oranında
farklı olduğunu gösterir.Buda insanla şempanze arasındaki gerçek net farkın %98,4
yerine %95 oranında olduğudur.Her ne olursa olsun yukarıdakine benzer bir
mutasyonun 68,000 adet ve isleyen mekanizmaları olumsuz etkilemeyecek şekilde
tekrarı,islemesi ve birikmesi gerekmektedir.Bunun anlamı aynı zaman dilimi içersin de
Darwincilere göre Hominid denilen evrimsel ataların 4-3,5 milyon yılda ortak atadan
evirilmesi (Australopithecus anamensis ve Australopithecus afarensis’e başlayan) sırasında aynı
doğal habitat da insan şempanzeden 5,5 kat daha hızlı mutasyon geçirmiştir yada
evirilmiştir.Bu matematiksel olarak imkansızla eşdeğerdedir tıpkı Mutasyon
mekanizmasının son derece işlevli(bizi insan yapan) 68,000 isleyen değişiklik yapması
gibi.
Doğrusal evrimin yumuşak karnı;Bunun anlamı, değişim oldukça uzun bir zaman ekseninde oluşmaktadır. Burada tekrar sonrada
yazarlarından not düşerek ortaya koydukları gibi Behe’nin katkısını görmekteyiz.”Her ne
kadar sıralı doğrusal evrim mekanizması karmaşık yapılar oluşturabilmekteyse de, bu süreç
indirgenemez kompleks yapılar oluşturamaz”
Böylece, indirgenemez komplekslik, kesin evrimsel yolların bunu gerçekleştirmesinin
olanaksızlığını görebilmemizde bizle yardımcı olmaktadır. Bu sıralı doğrusal evrimin en
belirgin, ikna edici rast gele mutasyon ve doğal seçilim örneklerinin içersinde de çok
belirgindir. Darwin ispinozların geleneksel örnekleri(ve onların gagaları),zürafanın boynu, fil
hortumu, kararan güve kanatları gibi sıralı doğrusal Darwinci Evrimin tüm örneklerinde
görülebilmektedir. Bu yüzden burada anlatılmak istenen, bu tip bir evirilmenin kanıtının
indirgenemez karmaşık yapıları “Kör Saatçi Mekanizmasının” evrilttigi yada evriltebilecegine
kanıt gösterilemeyeceğidir.-Mike Gene ARN forum
şimdide meşhur bilimsel kaynaklara geçelim kaynaklara geçelim;Buna verilebilecek güzel bir cevap Moleküler Evrim Gazetesindedir. JME(Journal of
Molecular Evolution).Bu Gazetenin temel amacı, Darwinci evrimin moleküler düzeyde nasıl
oluştuğunu araştırmaktır.Gazetenin yüksek bir bilim standardı ve bu alanda çok saygın bir
yeri vardır. JME’nin bu yazı yazıldığında(1997)yayınladığı son 11 makalede, DNA ve protein
diziliminin analizleriyle alakalıdır. Makalenin hiçbirinde biyo moleküler yapıların
27
karmaşıklığın gelişimindeki ara formların detaylı modellerine rastlanmamıştır. (doğal
olarak).Son on yıl içersinde JME 886 kez yayımlandı. Bunlardan 95’i hayatın oluşumu için
zorunlu olduğu düşünülen moleküllerin kimyasal sentezleriyle, 44’ü dizilim analizlerini
geliştirmek için ortaya konan matematiksel modellerle,20’si var olan yapıların evrimsel
gönderimleriyle, 719’u polinükloitid dizinlerin yada protein analizleri ile ilgiliydi. Maalesef
kompleks biyo moleküler yapıların gelişiminde ara formların detaylı analizleri için hiçbir
makale yayımlanmadı.-M.Behe Darwin's Black Box
Kanımca AT ile ilgili daha çok okuyun en az bizim Evrim hakkındaki kısıtlı biyolojik ve paleoantropolojik bilgilerimize binayen sizinde AT için analojilerden daha çok söyleyecek sözünüz olsun.Size tavsiyem AT Evrimci kaynaklar yerine bizzat Teorisyenlerin kendilerinin yazdığı kitaplardan öğrenin.www.arn.org bunun için oldukça yeterli bir kaynaktır.Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 3, 2006 1:23 PM
Moleküler karşılaştırmaların evrim teorisi lehinde değil, aleyhinde sonuçlar verdiği, 1999 yılında Science dergisinde yayınlanan "Is It Time to Uproot the Tree of Life?" (Hayat Ağacı'nı Yerinden Sökmenin Zamanı mı Geldi?) başlıklı bir makalede de kabul edilmiştir.
Elizabeth Pennisi imzalı makalede, Darwinist biyologların "evrim ağacını" aydınlatmak için yürüttükleri genetik analiz ve karşılaştırmaların tam aksi yönde sonuç verdiği belirtilmiş, "yeni verilerin evrimsel tabloyu kararttığı" ifade edilmiştir:
Bir yıl önce, bir düzineden fazla mikro organizmanın yeni dizinlenmiş genomlarını inceleyen biyologlar, bu bilgilerin yaşamın erken zamanlarının tarihi hakkındaki kabul edilmiş çizgileri destekleyeceğini ummuşlardı. Ama gördükleri şey onları şaşkına düşürdü. O an mevcut olan genomların karşılaştırılması, yaşamın büyük gruplarının nasıl ortaya çıktığına dair tabloyu aydınlatmadığı gibi, onu daha da karışık hale getirdi. Ve şimdi, elde bulunan 8 yeni mikrobial dizilimle birlikte, durum daha da kafa karıştırıcı bir hal aldı...
Çoğu evrimci biyolog, yaşamın başlangıcını üç temel alemde bulabileceklerini düşünüyorlardı... Tam DNA dizilimleri, başka türlü genlerin karşılaştırılmasının yolunu açtığında, araştırmacılar basitçe bu ağaca daha fazla detay ekleyeceklerini umuyorlardı. Ama "hiçbir şey gerçekten bu kadar daha uzak olamazdı" diyor Claire Fraser, Rockville Maryland'deki The Institute for Genomic Research'ün başkanı. Aksine, (genetik) karşılaştırmalar, hem rRNA ağacıyla hem de birbirleriyle çelişki içinde bulunan pek çok farklı hayat ağacı versiyonu ortaya çıkardı.
Canlılık moleküler düzeyde incelendikçe, evrim teorisinin homoloji varsayımları birer birer çökmektedir. Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılındaki durumu şöyle özetler: "Farklı moleküller üzerine kurulu olan ağaçlardaki uyumsuzluklar ve moleküler analizler sonucunda ortaya çıkan garip sonuçlar, moleküler filogeniyi bir krize sürüklemiş durumdadır."
Ayrıca arzu edenler Amerikan UBA'nin iddialarına reddiye olarak oluşturulan siteden moleküler evrim iddiaları ile ilgili cevaplara ulaşabilirler. Mutlaka bakmanızı öneririm,çok ilginç karşılaştırmalar var.
http://www.ulusalbilimlerakademisininyanilgilari.com/molekulerbiyoloji_evrimekanit_yanilgisi.php
Yazan: postman Tarih: March 3, 2006 2:15 PM
Ali Riza bey,
Akrobatla yatan amuda kalkar derler.. bu forumda, ben de niyet okumagi, en azindan denemegi ogrendim :-)
Evrim-ZT konusu bir bilimsel ayrisamadan maada, daha cok sosyolojik bir ayrisma intibai veriyor bana. Baska bir deyisle, cook uzun zamandir Evricilerin dedikleri dinleniyordu, simdi ZT'ciler bir cesit isyan baslatmaga calisiyor.
Bu tartismanin temelinde, sizin de degindiginiz uzere, bilmemneyin bilmemneye indirgenebilir ya da indirgenemez kamcisi meselesi olsa olsa sadece bir bahane olabilir. Ustu ortulu bir baska mucadelenin pesrevi, elenseleri ve pecesi oldugunu varsayiyorum..
Hz Adem'in kendi elyazisi ile, 'Ya Adem! Butun bunlari tek tek tasarlamis degilim; ben duzeni kurdum, geriye kalan ise, birbirine baka baka, gelisecek. Ya Adem, simdi bunu gizle. Bakalim kullarim ne zaman farkina varacak?' diye bir Vahiy bulacak olsak bile kaale alincagini sanmiyorum.
Cunku, mesele o degil. Ne oldugu ise henuz cok belli degil.
Bir ipucu olarak, buraya aradabir 'Allah senden razi olsun. Bizim dertlerimizi dile getirdin' yazanlari dikkate almagi oneriyorum. Elifi mertek bilmekten oteye gectikleri supheli olan bu bakir Anadolumun masum evlatlarinin acaba hangi dertlerini, meramini Mustafa bey ya da diger benzerleri dile getiriyor? Ipucu burada zorunda...
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 3, 2006 5:40 PM
Sayın Müzmin Anonim
Kafanız allak bullak olmuş gene AT nin ne olduğunu bir AT taraftarı olarak birde sosyolojik açıdan anlatayım aciz aklımız yettiğince yazmakta olduğum AT yi anlatan el kitabından bir alıntı yapmak gerekti sizin için;
AT hedefi kesinlikle dinsel inanışın bilimsel kanıtı olma çabası değildir, hiçbir zamanda olmayacaktır. Zaten din her şeyin bilinemeyeceğini açıkça ortaya koyar ve her şey bilinebilirse imanın en temel özelliklerinden biri olan Gaybe imanın olamayacağını söyler ki inanç bu özelliği olmadan inanç olamaz. İnanç formüllere dayanmaz, inanç kişisel deneyimlerin, laboratuardaki deneylerinden farklı olarak çıkarımlar üzerinden sosyal ve kültürel olarak doğruyu arar(evrensel), yalnızca doğru sanılanı yâda daha doğru olanı değil(bilimsel pragmatik bilgi). Einstein’ın Openheimer ile atom bombasına giden yolu açması, onların sosyal olarak ahlak çöküntüsünden değil onları kullananların markyevelist davranışları sebebiyledir. Dinsel ahlak ve bilimsel ahlak insan için daima iyiyi ister ama insan her zaman kendi için bunu istemeyebilmektedir. Tarihin başından bu yana bilim dinden beslenmiştir. Dini inancın olmadığı yerde gerçeği algılama çabası tarımla sınırlı kalırdı ve biz hala tarım kültüründe yaşıyor olurduk. Ama bilim adamının görevi sadece gerçeği aramaktır gerçek olmasını arzuladığını değil. Bu dini inanışı olan veya olmayan bilim adamları içinde aynı derecede önemlidir.
“Tasarımın olduğu yerde elbette bir Tasarımcı yada Tasarımcılar olmalıdır. Fakat bu noktada
bilinçli tasarım teorisyenlerinin bilimsel görevi sona erer. Onlar yasayan canlıların moleküler
seviyedeki bilimsel gerçeğini aramış, imkanlar ve teknoloji el verdiğince ona yaklaşmış yada
bulmuş, ve sonuçları ortaya koymuşlardır. Burada Tasarımcı yada Tasarımcıların ne, kim yada
nerede oldukları tamamen kişisel bir sorgulamadır.” Sorgulama gerçeği aramak adına
yapıldığında Carl Sagan’ın dediği gibi:
“Gerçek orada ortadadır.”
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2006 12:47 AM
Mustafa Ajlan Bey,
Kitap çalışmanızda başarılar dilerim, çıktığı zaman bizi de haberdar ederseniz memnun olurum.
Saygılar.
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 4, 2006 1:34 PM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Bir kitap yaziyor olmaniz iyi tabii. ZT konusunda herkesin yeteri kadar uzman oldugunu gormek de sevindirici.
Yalniz, nacizane tavsiyem, kitabinizi web sayfalari halinde ya da PDF vb dosya halinde yayinlamanizdir; kagida yazik olmasin.
Fiyakali bir bitis, ama, arada istifade edilecek bir sey goremedim.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 4, 2006 3:04 PM
Genetik konulu uluslararası bir bilimsel proje yarışmasında sunum sırası kendine gelen Temel, jüriye, "Karpuz genleriyle hamam böceği genlerini birleştirdim!" deyince, kısa bir şaşkınlığın ardından gelen gülüşmeler nihayet buldukta, "Bu çalışma neye yarar?" sorusuyla karşılaşmış. Cevap ne olsun: "Yaramaz mı, karpuzu kesiyorsun, çekirdekleri kaçışıyor!"
Mustafa Ajlan Bey, gençsiniz, heyecanlısınız maşallah,imla ve düşünce savrukluğunuzu da düzeltirseniz iyi şeyler olacak inşallah. (Cevap beklemiyorum, zinhar! Bana bir Ataman Bey yetti!)
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 4, 2006 3:31 PM
Sayın Müzmin Anonim Greenpeace düşünceleri çok güzel zaten pdf hali hazır.Otu bötü böceği çok düşünen bir insan olmanızda çok sevindirici.Sizin faydalanmanız için bişey yapamamak ise keder verici gerçekten sizin gibi ubermensch bir insanı ikna edememek beni üzüntülere gark etmekte.Haşa bir uzman olarak değil bir alakadar olarak bilimle ilgilenme cüretini gösterdim yüksek şahsınızdan af dilerim.Aslında bilimin sizin tekelinizde olduğunu unuttum telif haklarını çiğnemiş olabilirim bunun içinde ayrıca özür dilerim.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2006 7:17 PM
Sayın Metin -the Poor eleştirilerinizde çok haklısınız özelliklede imlada Göçmen kökenli olduğum için Türkçe imlada zorluklar yaşıyorum.düşünce savrukluğunun kaynağıda çok alakasızmış gibi görünene ama benim alaka kurduğum alanlar Arkeoloji-palentropoloji-molekülerbioloji ve uygulamalı linguistik gibi konuları bağlamaya çalışmamndaki bilgi eksiklikleri aslında ifadede bir zorluk var zihnimde şekillendirdiklerimi bunun içinde özür dilerim.Elimden geldiğince okuyorum tabi önyargılarımdan sıyrılmaya çabalayarak ama Bildiğiniz üzere insan nasibi kadar aklımız yettiğince çabalıyoruz bizim başkalarını eleştirerek bişey üretmek gayretimiz yok bazı yorumcular gibi.Sizin eleştirileriniz için teşekkür ediyorum elimden geldiğince kitabı çıkarmadan önce imla ve düşünce üzerinde zaman harcayaycağım ama bazı ccevirilerde ingilizcenin yapısına binayen Türkçede düşük ve savruk olabiliyor.Sağolun.Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2006 7:29 PM
"Tarihin başından bu yana bilim dinden beslenmiştir. Dini inancın olmadığı yerde gerçeği algılama çabası tarımla sınırlı kalırdı ve biz hala tarım kültüründe yaşıyor olurduk."
bu goruse katılmıyorum.dini inanıslar her zaman bilime sekte vurmustur.
"Ama bilim adamının görevi gerçeği aramaktır gerçek olmasını arzuladığını değil."
buna ise tumuyle katılıyorum.sadece'yi cıkardıktan sonra.
"Fiyakali bir bitis, ama, arada istifade edilecek bir sey goremedim."
gormek istemeyenden daha kör birisini bulamazsınız.ve bana kar tanelerindeki sanatı acıklayamazsınız.
bu arada bilim kimsenin tekelinde degildir.sanıyorum buradaki tum yorumcu arkadaslar bunun farkındadır.
Yazan: bercenay Tarih: March 4, 2006 9:18 PM
Mustafa Ajlan Bey, nazik cevabınız beni çok zor durumda bıraktı. "Beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı" fıkrasındaki gibi oldu.
Tekrar deneyeyim: Gençliğiniz ve heyecanınız -daha doğrusu, salt bunlar temelinde yükselen mübalağalı özgüveniniz-, savunmaya çalıştığınız fikirleri savunma biçim ve tarzınızı olumsuz yönde etkilediği gibi, fikirlerinizi/tezlerinizi geliştirme, dönüştürme, içeriden eleştirebilme imkanlarını teğet geçmenize de sebep oluyor. Netice acıklı hep tabii.
Bunu dostça bir uyarı, aksini de ağabeyce bir tavsiye olarak kabul edin lütfen.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 5, 2006 1:29 AM
Sayın Bercenay
Sümerlerde yazının ortaya çıkış nedeni tapınak ekonomisinde kataloglama ve tanrılara hesap vermek gibi dinsel sebeblerdir.Ziguratların mimari yapısı tamamen Orion sistemindeki yıldızların konumuna göre yada tanrıların evi kabul edilen yıldızların göksel planına göre inşa edilmiştir.Mısırlıların pramidleride tamamen dinsel yapılardır yani dini gerekçeler bilim ve buluş arayışını tetiklemiştir.Mısırda sulama kanalları bile medcezire denk gelen ayinlere göre yapılandırılmıştır.( Osirisin Mısırı döllemesi)Hititlerdeki analları bile vakanüvist tarihçiliğin başlangıcı kabul edersek dinin sosyal ve akli bilimleri ne kadar etkilediği görülebilir sanırım.Hamurabi kanunları bile dinsel sümer metinlerinin sami kültürel yorumlarından meydana gelen kanunlardır.Geometrinin ilerlemesi tapınak vergisi için alınan miktarın Nil'deki medcezire rağmen daima sabit bir oranda kalabilmesi için geliştirilmiştir.Sümerler 3 bilinmeyenli denklemlere kadar ilerlemeleri ise işte tamamen bu hesap verme mantığının onları buna zorunlu kılmasındandır.Ziguratların mimarisi tıpkı Maya tapınaklarında olduğu gibi güneş yılının temsilen dört yönde 91 basamaktır ve en tepede ise tanrının yada tanrıların evi bulunur.Yani bugünkü Yazımızı,Astronomiyi,Hukuk ilmini, geometriyi,mimarideki gelişimi bu hesap verme mantığına borçluyuz. Size Samuel Noah Kramerin Sümerin ve tabi insanlık tarihinin ilklerinin anlatıldığı Tarih Sümer de başlar adlı kitabı öneriyorum yerimiz kısıtlı ve konumuzda tam olarak tartıştığımız şeyler değil ama kitabın içinde sizi tatmin edebileceğini sandığım detaylı açıklamalar var.
Bilimin başlangıçı hatta şu hali bile pragmatik nedenlere dayanır.Pragmatik nedenlerin oluşturulması için ise maddi neden tektir insan kültürünün başında oda tarım.İnsanların kendilerini inançlarını ve yaşam tarzlarını beyan etmek için karınları yeterince doyup iktisadi artıklarını(kapital)biriktirebilmesi ile başlamadı mı sanat ?Yani karnımız doymasaydı ve artmasaydı sanat olur muydu yada bilim?Sanırım, bizde hala Tarım kültüründe daha iyi nasıl verim alırımın peşinde koşturur dururduk bizi biz yapan inancın bizi tetiklemesiyle kendimizi ve dünyayı keşfetme ve daha iyi anlama çabamız olmuştur; keşfetme sanatla ilişkilendirilebilirse daha iyi anlamada bilimin yoludur.Her ikiside inancların kucağında ortaya çıkmıştır ve hiçbir uygarlık yoktur ki çok tanrılı ister tek tanrılı dini olmadan medeniyet olsun tarihte iz bıraksın, o yüzden anemistlerin ve şamanların evrensel dünya kültürüne ne gibi katkılarda bulunduklarını bir düşünün ve biz öle kalsakdık moğallarla hala komşu olarak yaşardık bu güzek topraklar yerine...Tekel konusu ise nükte idi,elbette bilim kimsenin tekelinde değildir ne bizim ne dini inanışların ne materyalist felsefenin nede bilim insanlarının!Ama ortaya çıkışı insanın inanışlarından ilham alarak olmuştur şimdi belkide ortaya çıktığı inancın daha sağlam dünyevi temeller üzerinde durmasına dolaylı yoldan vesile olmaktadır.Bilim elbette daha iyi ve geçerli kesin bilgiye yakın olanı arayacaktır asla Evrenin,tam nihayi bir formülünü elde edemeyecektir çünkü her alanda bilim sınırlara toslamıştır.Kuantumda öteye gitmek fizikçiler için hayal edilebilir mi asla bence şimdiki hal bilim insanlarınında Einteinın sorduğu bir soruyu ümidsizce aramaktır.Acaba Tanrının Evreni yaratıkrne başka bir alternatifi var mıydı?Bu güzel uğraşta kendilerine başarılar diliyorum,çünkü bilim bir araçtır.Onu amaç haline getirenlerin sonu paradokslar,boşluklar şüpheler ve ikilemlerle yaşamak zorunluluğudur ama belkide şu kısa alıntı materyalist bilim insanlarının içerisinde oldukları haliyeti ruhhiyeyi en iyi şekilde aktarmaktadır;Fen doğanın merakla neden öyle oluğunu incelerken birçok olguya matematikle ifade edilecek yanıtlar buldu; bu yanıtların tümünü tek bir temel sebeple henüz birbirine bağlayamadı; ama bağlayabildikleri, varılabileceğine kuvvetli umut. Varılırsa buna ‘Tanrı’ denebilir. Ama artık temel sorun ortak: Bu tek temel sebep neden öyle?/Tanrı neden var, nasıl var oldu? Temel sebep bulunduğunda eğer kendi varlığını da açılayabilecekse belki buna Tanrı denebilir. Tanrı’nın nasıl var olabileceğine ilişkin, ‘inanç’ dışında bir dayanak ve nesnel kanıt göremiyorum. Bunu aşağıdaki sözler çok iyi ifade ediyor:
‘Benin fene ilgim sadece âleme ilişkin bir şeyler bulmaktır… Bunları araştırmaya girişirken ne yapmaya, uğraştığımızı, yalnızca daha çok şey bulmaktan öte önceden kararlaştırmamalıyız… Hâsılı evrenin bütünüyle olan ilişkilerimiz üzerine kurulan özel öykülere inanamıyorum, çünkü bunlar bana fazla basit, fazla ilişkilenmiş, fazla yerel, fazla taşralı görünüyor… Kuşku ve belirsizlikle yaşabilirim. Bana öyle geliyor ki bilmeden yaşamak, yanlış olabilecek yanıtlardan çok ilginç.’
Richard Feynman (Nobel-Fizik,1964),The Pleasure of Finding Things Out Ömür Akyüz'ün BİLİM ve DARWİN’ İN TANRISI adlı makalesinden, 26 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.
Saygılarımla.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 5, 2006 4:35 PM
sayın Abudak;
"dini gerekçeler bilim ve buluş arayışını tetiklemiştir."
hesap verme mantıgının zorunlu kılması ve bilimin inanc icin kullanılan bir arac olması konusunda kısmende olsa beni ikna ettiniz,cevabınız icin tesekkurler.
ancak benim bilime yaklasımım ve ilgim inancım yuzunden olmamıstır.ben inancı olan biriyim.ama bu inancımı sorgulama cesaretini gosterdim.
bugun benim icin bilimi tetikleyen sey;
sorgulamak,gozlemlemek,arastırmak,nedenler,nasıllar,gercegi aramak.ve ben bunları inancım icin yapmıyorum.kafamdaki soru isaretlerini yoketmek icin yapıyorum.
bugun benim bilim'den anladıgım sey;meraktır ve insanlıga faydalı olmak icin kullanılan bir aractır.bugun icin bilimin inanc icin bir arac oldugunu soylemek biraz sacma geliyor bana.
"bizi biz yapan inancın bizi tetiklemesiyle kendimizi ve dünyayı keşfetme ve daha iyi anlama çabamız olmuştur."
bizi tetikleyen inanc degildir.bizi tetikleyen korku ve zayıflık yuzunden ortaya cıkan inanc olgusunun insanlar uzerinde olusturdugu hesap verme baskısıdır,
sizin soylediklerinizden anladıgım kadarıyla.
bugun beni tetikleyen sey ise merakımdır.
kendimi tanıma cabam ve dunya'yı kesfetme cabam inancım yuzunden olmamıstır.
inancımı sorgulama yuzunden olmustur.
bilim;gecmiste ve hala gunumuzde bazı cevrelerce inanc icin bir arac olarak kullanılabilir.
ama asıl amac inancın getirdigi baskılar degil.insanlıga getirilecek fayda olmalı.
ortak bir noktada bulusacak olursak;
tarihte inanc faktorunun bilimin ortaya cıkısında ve gelisiminde fayda sagladıgı gorulmustur.
Ancak gunumuzde degil.
insanlık bilimde sıcramaya dini dusunce baskısından sıyrıldıktan sonra yapabilmistir,ne yazıkki...
Yazan: bercenay Tarih: March 5, 2006 7:56 PM
Berencay bey/hanim,
Birinci onermeniz bir genelleme, ve uzerinde yorum yapilmasina degemeyecek kadar dogru veya yanlis.. Dogru, cunku gormek istemek lazim; yanlis cunku, luzumundan fazla gormek istemek insani serplara halusinasyonlar surukler..
Bahsedilen metinde ben ikincisine dusecek kadar kendimi zorlamadigimi itiraf ederim. Siz daha fazla gayret gostermis olabilirsiniz.
Kar tanesindeki 'sanat'in ZT ile uzaktan yakindan bir alakasi olmadigini biliyorsunuz degil mi? Bilmiyorsaniz, ben sizin burada olusunudaki 'sanat'a hayranligimi ifade etmek isterim. Kabul buyurun lutfen.Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 9:55 AM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Din kelimesinin 'duyun' (borc) ile cok yakin akrabaligi oldugunu da dikkate alirsak, yazdiklarinizi aydinlatici buldugumu soylemem lazim.
Yalniz, yazida cok sarih olmadigi icin, biraz acmak istiyorum: 'tanrilara hesap vermek' yerine, 'tanrilara adina ahaliden hesap sormak, borc tahsil etmek' demek belki daha dogru olurdu.
Baska bir deyisle, dunyevi bir mueessesenin faaliyetlerini daha verimli yapabilmesi icin kullandigi araclari cesitlendirmesi ve/ya gelistirmesinden bahsediyoruz.
Katiliyorum.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 10:07 AM
Duzeltme: "Berencay bey/hanim," degil, "Bercenay bey/hanim," olacakti. Sehven olan bu hata icin, ozur dilerim.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 10:10 AM
Sayın Bercenay
Öncellikle merak duygusunu keşfetmek için bakmaya benzetiyorum ama görmek için yeterli bulmuyorum. Maalesef sizi bir çeşit paradoksun içinde görmekteyim. Bilimsel değerler dizisini betimlerken sürekli Batı referansı kullanıyorsunuz. Aydınlanma elbette Avrupa’da dediğiniz şekilde gerçekleşmiştir ama bilim evrenseldir Avrupa’nın coğrafi ve farzi sınırlarına hapsederseniz materyalizm ile iç içe geçen bir bilim anlayışınız oluşuverir bununda sahip olduğunu söylediğiniz inançla ilintilendirmek oldukça güçtür.Sizi asla suçluyor yâda yeriyor değilim aksine bazı inananlar içinde gördüğüm ikileme benzer bir durum sizinki.Söyleminiz bana Oryantalist mantığı hatırlattı ve bir kez daha gördüm ki oryantalizm hedefine ulaşmış; bizi bize yabancı kılmada azımsanmayacak denli yol kat etmişler.Dinin bilimin önünde engel teşkil ettiği savı elbette dini temsil ettiğini düşünen insanlarla alakalıdır Katolik klisesi Nasrada oluşan dini değil Roma hukukuyla harmanladığı ve pragmatize ettiği yorumuyla sizin bahsettiğiniz engelleri bilime dayatmıştır,salt Tehvid dininin kendi özünde böyle bir şeye rastlamanız mümkün değildir.Müzmin Anonimin borç hukukuyla dini ilişkilendirmesi bazı açılardan kabul edilebilir ama onun kastettiğinin Mümin sorumluluğu olan Rabba karşı ibadeti gerektiren şükür borçları olmadığı açık , bahsettiği ve bazı durumlardada haklı olduğu Endüljans gibi uygulamalardır.Bu da elbette dinin emri değildir,bizde olan hiç değilse içimizde bazı dini gruplaşmaların loncalaşması sorunudur, maalesef bu olgu her dinsel inanç içinde insan tarafından oluşturulmuştur; özellikle Hıristiyanlıkta Protestanlıkla ve Yahudilerde de Farisilerle.Şimdi inandığım dinin peygamberi hadisinde mealen ;'bilim müminin yitik malıdır,onu nerede bulursa almalıdır.'diyorsa sizinle bilime dinin engel olduğu noktasında katılmama olanak yok.İnsana engel olan daima diğer bir insandır eğer çok gerçekçi yaklaşırsak İnsan insanın kurdudur.Geçmişe söyle dönüp baktığımzda bu dine inanan insanlar, Endülüs denilen uygarlığı, karanlık,skolâstik Avrupa’nın içinde medeniyet meşalesi gibi oluşturmayı bilmişse dine ne gibi bir engel manası verilebilir ki?.Avrupa’nın ilk üniversitesi sayılan Bologna Üniversitesini kuranlar Endülüs medreselerinde eğitim görmüş İtalyan aristokratlardır.Avrupa antik kaynakların büyük bir kısmını Endülüs sayesinde öğrenmiştir.Endülüs sadece çevirilerini yapmakla kalmamış antik bilgiyi İslam’ın oluşturduğu hoşgörülü bilgi ortamında geliştirerek Rönesans’ı meydana getiren aydınlanmış tabakayı oluşturarak insanlık tarihindeki yerini layıkıyla yerine getirmiştir.Bunu yaparken Yahudi ve Hıristiyan inanç sahipleri ile gerçekleştirmesi ise eğer evrensellikse derdimiz bilimde evrenselliğin ta kendisidir.Daha detaylı bilgiyi' http://www.endulus.net/bibl.html'elde edebilirsiniz dünya kültürüne büyük katkılar yapmış âlimlerin geniş bir listesi bulunmakta.Bizlerin Endülüs mirası devam ettiremememizin bir çok sebebi vardır;kanımca bunlardan en önemlisi bitip tükenmek bilmeyen barbar Haçlı seferleri(ki birçok buluş ve bilim bu yolla Avrupa’ya taşındı ve tüm bunlar yine din adına yapıldı Müzmin Anonim bu insanları kastediyor olsa gerek) sebebiyle Müctehidten çok mücahit yetiştirmek zorunda kalmamızdır.Eğitimli insanlarımızı güruhlara karşı kaybettik sonuçta gerileme kaçınılmaz oldu sadece batıdan gelen değil 1258 deki Moğol yıkımı da bizi çok etkilemiştir yani meyveli ağaç çok taşlanmıştır aynı barbarlığı Amerikan kuvvetlerinin de yapması Bağdat’a girdiklerinde toplumsal bellekleri silmeye binaen müzeleri ve kütüphaneleri yağmalısı tarihin bir cilvesi olsa gerek.İşin özü âlim kanını şehidin kanından üstün tutan bir zihniyet asla bilimin önünde engel olamazdı.Bugünkü bilimin geldiği nokta ZT diye alay edilen AT’nin doğrulanması filan değildir.Tasarımın varlığı açıktır sadece bir taraf bunu bir etken etmene yani Yaratıcıya bağlarken diğer taraf bilmemeye ve öğrenmemeye hatta bu tasarımı rastlantılara hayali mekanizmalarla bilinmezliğe dayamaktadır hepsi bu.Ve ne yazık ki ikisi de inanç temellidir ve aşırı uçlarda dolaşmaktadır. Yaratılışcılık inançı referans alır iken diğeri inançsızlığı temel alır. Ortada duran ise apaçık tasarımdır. Bilimin bunu ortaya koyması demek birilerinin galibiyet golü atması demek değildir. AT'nin esas hedefi öncelikle olarak tasarım gerçeği sorgulamaktır. DNA’nın üzerinde Rab tarafından yapılmıştır; ibaresi bulmak filan değildir. Bulunanların yorumuda bir kez daha söylemekte yara görüyorum kişilerin kendi yorumlarıdır eğer kişiler dini inançla ilintilendirmek isterlerse bunu yapmakta yada yapmamakta AT'ye göre hürdürler. Bu kişisel yorumlar, AT’nin ortaya çıkardığı bilimsel değere bilgi bazında ne bir şey ekler ne bir şey eksiltir. AT’ yi oluşturan, kuran ve geliştirenlerin İmam Gazalinin bahsettiği orta yolda giden Tehvid dininin tek Rabbine inanan 3 büyük dinden müminler olması sanırım evrimci ve materyalistlerin AT ye karşı güttükleri politikanın mihengi. Burdan yola çıkarak AT’ yi eleştiren ve yerenlerin bir de kendilerini bilim otoritesi gibi kimsenin layık olmadığı bir konumda görmeleri hakikaten çok ilginç. Eleştirilerin çok cüzi bir kısmı bilimsel itiraz ve açıklamalara sahip, önceki arşiv yazılarından okuyarak bunu herkes açıkça görebilir. Burada biz AT’ yi savunurken dini savunuyor asla değiliz zaten böyle bir şeye de ihtiyaç yok bakmakla görmek farklı olduğu gibi bilmekle anlamakta farklıdır ve salt tabiat bilgisiyle inşa edilen dinsel olmayan inanç ise inançsızlığı doğurmaktadır. (Darwinizm de bu tür bir inançtır)Bizim naçizane gayretimiz sadece inancımızın bilimsel bulgularla örtüşmesinin keyfi ve bunu öğrenmenin lezzetidir buda inananlar dışındaki insanları bağlayıcı bir şey değildir. Dindar olmayan ama aklında Tasarımcının varlığına inanan ve buna isim koymak istemeyen insanlarda AT taraftarı olabilir. Herkes seçiminde hürdür, insanı insan yapa seçim hakkıdır, yoksa burada bir önceki yazımda da belirttiğim inancın formülasyonu gibi bir rüya aklımızdan geçmişte değildir. Yorumumu Sayın Müzmin anonimin etimolojisine cevap olarak bir başka kelime kökeni ile sonlandırayım. İngilizcede ve çoğu Avrupa dilinde özellikle Latin kaynaklı olanlarda ışık veren, aydınlatan nesnelere; candle , candella denir yani bizim bildiğimiz Kandil işte Endülüslü inanan ilim sahipler, Avrupalıları bu derece etkilemiş ve tarihin seyrini değiştirmiştir; hem de dinden aldıkları teşvikle icra ettikleri bilimle.
Saygılarımla....
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 7, 2006 1:09 PM
"Söyleminiz bana Oryantalist mantığı hatırlattı" [MAA]
Tartışmanın seyri hoşuma gitmeye başladı... Hariçten gazel okuyan biri sıfatıyla ben bu tartışmadan ilham alarak belki de başka bir tartışmayı ateşleyecek birşey söylesem ve oryantalizm eleştirisinde bıçağın sırtı bir konum vardır; oksidentalizm tuzağı ...desem?
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 9, 2006 11:05 AM
Metin Bey, Oksidentalizm tuzağı deyince değerli bir yazar Yusuf Kaplan'ın geçenlerdeki yazısı aklıma geldi,paylaşmak istedim.
Geçiniz oksidentalizmi, kendiniz/e geliniz
Ayşe Hür'ün Radikal'deki oksidentalizm eleştirisi yazısında dile getirdiği görüşleri tartışmaya devam ediyoruz.
Oryantalizm, Batılıların bir öteki (hayâlet) icat ederek, önce kendi kimliklerini tahkîm etmeleri, sonra da dünya üzerinde, özellikle de İslâm dünyası üzerinde bir tahakküm üretmeleri çabasıydı.
Müslümanların böylesi bir şeyi yapmalarını beklemek imkânsız; tarihsel tecrübe de Müslümanların böyle bir şeyi yapmadıklarını, bu kadar primitifleşmediklerini gösteriyor zaten. Eğer öyle olmuş olsaydı, oryantalizmi ve en örtük, en ayartıcı, baştan çıkarıcı, hiperreel ve şiddet yüklü formu olan medyatik oryantalizm gibi hastalıkları Müslümanlar icat ederlerdi.
Oksidentalizm, tıpkı oryantalizm gibi Batı'da icat edilmiş bir kavram. Bazı yazarlar tıpkı oryantalizm gibi bir oksidentalizm geliştirilmesini öneriyorlar. Ayşe Hür, "İslâmî sol" diye bilinen, Arap dünyasındaki "kültürel miras" hareketinin öncü düşünürlerinden Hasan Hanefî'den yola çıkarak İslâm dünyasında sanki bir oksidentalizm "hareket"i varmış gibi bir imada bulunuyor. Oysa böyle bir şey yok.
Hasan Hanefî, Muhammed Cabirî gibi "İslâmî sol"un temsilcilerinin ürettikleri "kültürel miras" hareketi, alkışlanası yanlarına rağmen, esas itibariyle problemli bir hareket. Bu hareketin problemi, oksidentalizm önerirken aslında oryantalizm yapmasıdır.
Bu kaçınılmaz bir şeydir; çünkü biz ne kadar oksidentalizm önerisi veya oksidentalizm eleştirisi yapmaya çalışırsak çalışalım, tarihe özne olarak müdahale edebilecek kadar çağı da, kendimizi de tanıyamadığımız, kendimiz olamadığımız ve bizzat kendimiz(e) gelemediğimiz, sadece Batılıların yaptıkları ama aslâ fark edemediğimiz bir tarihte oraya buraya sürüklendiğimiz, yani ne orada ne burada sadece iki arada bir derede arafta olduğumuz için, hep "oryantalizm oynarız".
Nitekim, oksidentalizm öneren Hanefi de oryantalizm yapıyor; ama yine de düzeyli bir oryantalizm bu. Oksidentalizm eleştirisi yapan Ayşe Hür de oryantalizm yapıyor; ancak -özür dilerim ama- sığ bir oryantalizm çıkarıyor ortaya.
Hanefi'nin, oksidentalizm önerirken yaptığı oryantalizm, bize aydınlanma aklı'nı eksene alarak ve oradan kalkarak bütün bir İslâm düşüncesini silbaştan yeniden kurmayı öneriyor. Ki bu, Batılıları özneleştiren, bizi ise nesneleştiren bir şeydir. Batı, üreten; bizse Batı'nın ürettiği şeyi bütün bir İslâm düşünce geleneğine giydirerek burada yeniden-üreten, dolayısıyla tüketen konumuna geçmiş oluyoruz. Sonuçta, ortaya çıkacak çaba, İslâm düşünce geleneğini, yeni yataklar, yeni hayat kaynakları açacak şekilde yeniden üretmekle, yenilemekle, hayatiyet kazandırmakla sonuçlanacak bir çaba değil; aksine, büsbütün Batılı gözlüklerle (aydınlanmacı akıl üzerinden) tersyüz etmekle sonuçlanacak "boşuna" bir çabadır.
Ayşe Hür'ün oksidentalizm eleştirisi ise çok daha yüzeysel bir oryantalizm biçimi sunuyor: Müslümanların söylediklerinden çok, Batı'da İslâm'ı terörle özdeşleştirme kaygısıyla "icat edilen söylemler" dolayımında müslümanların söylemeleri ve eylemeleri istenen şeyler üzerinden tipik neo-liberal ve postmodern relativizmi yeniden-üretiyor. Müslümanlar, Müslüman olmak yetmiyormuş gibi, ille de Radikal İslâmcı olacak; Müslümanları bin Ladin, M. Atta gibi neye hizmet ettikleri, kimler tarafından ne tür projelerde aparat olarak kullanıldıkları artık kesinlemiş tipler temsil edecek! Yok böyle bir şey!
Bir de Seyyid Kutup'la ilgili olarak söyledikleri tastamam ABD'nin "terör icatçısı teorisyenleri"nin veya -Baudrillard'ın kışkırtmasıyla- "teröristyenler"inin söylediklerinin tekrarından başka bir şey değil. Seyyid Kutup'u Müslüman Kardeşlerin kurucusu yapması da işin cabası.
Ayşe Hür'ün öne sürdüğü gibi Batıyı eleştirmenin ille de Batı düşmanlığı olarak algılanması gerekmiyor ki! İkincisi de, bazı Müslüman yazarların Batı eleştirilerinin Batılıların Doğu eleştirilerinden ve tasvirlerinden daha acımasız olduğunu söyleyebilmek, tarih boyunca da, bugün de düşmanlığı ve saldırganlığı üretenlerin, bugün Batı-dışındaki dünyaya ama özellikle de İslâm dünyasına kan kusturanların Batılılar olduğu gerçeğini göz ardı etmek acımasızlığına düşmek anlamına gelir. Ne kadar aksini söylersek söyleyelim, bu mantık bunu gerektirir.
Gündem değişmezse, bu tartışmayı sürdüreceğim.
Alıntı:http://www.yenisafak.com/ykaplan.html
Metin Bey haklı oksidentalizm tuzağına dikkat..
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 9, 2006 3:41 PM
arkadaslar;kusura bakmayın ama benim ne bu oryantalizm ne oksidentalizm nede baska bir -izm ile alakam yok.ve sunuda belirtmek isterim bu -izm'lerin kimseye fayda sagladıgınıda gormedim.hatta yerli yersiz bu -izm'leri niye cıkartırlar onuda anlayamıyorum.birde su yazılarınızı kısa tutunuz lutfen.okumakta zorlanıyorum.kısaca meselenin ozunu yazmak herkes icin daha iyi olacaktır.
sayın abudak;
kısaca tekrar ozetleyeyim.gercegi aramada hicbirseyden etkilenmedim.sadece sorguladım ve nedenleri aradım.dinimide sorguladım,allah'ıda sorguladım,bilim'ide sorguladım.ve sonuc olarak nereye vardım biliyormusunuz.
tum bu evreni yaratan bir yaratıcı'nın varlıgına.canlı canlız neye bakarsanız bakın bu boyledir.ve su an guluyorum;evrim teorisi deyipte hayat kendiliginden olusmustur diyenlere.akıl varsa,mantık varsa,gozunu acıp gorebiliyorsan akıllı tasarım bilimsel bir gercekliktir.
Yazan: bercenay Tarih: March 9, 2006 4:33 PM
Metin bey,
Ortaya bir kelime atip milleti kasindirtmak hos bir sey, ama kelimenin anlamini ben yerli yerine oturtabilmis degilim; umarim yardimci olursunuz.
'Occidentalism' den ne kastediyorsunuz?
-- 'Mustagriplik' mi, yani burada (TC'de) yasayip, kendini batiya ait hisseden, buralardaki herseyi hakir ya da ilkel gormek, oyle deger(siz)lendirmelerde bulunmak mi? Yani, Baticiligi mi?
-- Orientalism'in aksi; yani, artik bizlerin onlari birer deney hayvani (toplumu, toplulugu) misali gorup, zayif taraflarini bulmak pesinde incelememiz mi? Ya da, Batiyi batiriciligi mi?
-- Islam dunyasini 'cirkin manzara'larla [dikkat, burada dokundurma vardir] ozdeslestirmisliklerinin bir benzerini onlara tatbik etmemiz mi? Baska bir deyisle, Batiyi batici bulmagi mi?
Hangisidir?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 9, 2006 5:20 PM
Müzmin Bey,
Islam dunyasini 'cirkin manzara'larla [dikkat, burada dokundurma vardir]
Eh yani Müzmin Bey[ağbi]Sonunda kadrolu şamaroğlanın oldum ya artık ölsem de gam yemem :-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 10, 2006 3:22 PM
Saygıdeğer Muzmin Anonim dostumuz,
Her ne kadar bu platformda arz-ı endam eyliyorsam da, kendimi buranın "yerli"si gibi görmüyorum. Vaktim oldukça tartışmaları izliyor, dayanamayıp "kaşındığım" noktalarda hariçten gazel okuyuveriyorum! (Bu arada, sevgili Ataman Bey nerededir, yoksa benim münasebetsizliğim yüzümden burayı protesto edip çekildi mi, merak ediyorum doğrusu.)
Mustafa Bey faydalı bir iş yaptı bu blogu açmakla. Amma, burada "takıl"ırken ara sıra "meleklerin cinsiyeti"ni hatırlamıyor da değilim açıkçası, o da ayrı mesele!
Gelelim oksidentalizme...
Sizin üç tarif önerinizi de tıksam içine, ağırlığı çok mu olur, taşıyamaz mı acaba, düşünüyorum şimdi... Ama öncelikle, Yusuf Kaplan'ın, S. Öztürk Bey'in zikrettiği ve bir diğer yazısındaki şu ifadelere fenerimi tutuyorum:
"(...)Oryantalizm, Batılıların bir öteki (hayâlet) icat ederek, önce kendi kimliklerini tahkîm etmeleri, sonra da dünya üzerinde, özellikle de İslâm dünyası üzerinde bir tahakküm üretmeleri çabasıydı.(...)"
"(...)Oksidentalizm, imkânsız bir şeydir. İmkânsızdır; çünkü böyle bir söylemi üretebilmek için, Özne olmak gerekir. Burada elbette ki, Kartezyen anlamda bir Özne'den sözediyorum: Kendisini hayatın merkezine, tanrısal konuma yerleştiren bir aktör'den.(...)[03.03.06, Yeni Şafak]
Ayşe Hür'ün Radikal'deki yazısını okumuştum. Bu bağlamda, Sayın Kaplan'ın eleştirilerini önemli addettiğim gibi, Hüseyin Hatemi'nin "Zulmün Zevali" yazısının sonlarına da şöyle geçerken bir göz atmak fena olmaz diye de düşünüyorum. [www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/subat/26/yazarlar.html]
Dağınık ve dandik bir cevap oldu, kusuruma bakmayın lütfen. (Kafaca ve zihnen yorgunum bugünlerde, şu malum mesleğim yüzünden! Bu arada, aklıma gelmişken, Yalçın Küçük'ün bir lafını hatırladım, geç de olsa size nakletmeme izin verin: "İnsan doğdu, büyüdü, gelişti, aydın oldu, solcu oldu, reklamcı oldu!")
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 10, 2006 9:20 PM
Atlamışım: Ayşe Hür'ün yazısını da önemli buluyor ve Kaplan'ın Hür'ü hedefleyen eleştirisinin pek de isabetli olmadığını düşünüyorum.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 10, 2006 9:58 PM
Metin bey,
Ayse Hur'un yazisini okumus degildim --Allah rizasi icin, bu tur seylere atifta bulunalar ilgili linki de verseler ne guzel olurdu.
Google'i aradigimda ilk karsima cikan Ayse Hur'e ait Çıplak yürüyüş yazisi oldu. Okudum. Icerik olarak OK, fakat baktigi yer olarak bana --nasil diyeyim-- abes geldi. Lady Godiva hikayesinin gectigi muhitte ben de bulundum, ama, hikaye ya da efsane ile ozdeslestirecek bir sey bulmadim. Bize ait, tesbihen dahi bize ait, bir yonu yoktu. Cem Karaca'nin sonunda vardigi yerde dedigi gibi 'bana beni anlat, usta!' noktasindan cook uzakta. Buralarda olmayanlari varmis gibi bakiyor. Afaki, hamasi ve sathi buldum.
Gecelim.
Bahsi gecen yaziyi da Tarih ve Demokrasi Forumu'nda buldum. Okudum.
Yukarida, 'gecelim' dedigim yazidan daha fazla bir kiymet-i harbiyesi oldugunu soyleyemeyecegim. Cunku, Ayse hanimin referanslarini abes buluyorum. Muhammet Atta'dan yola cikan, El Kaide'yi ciddiye alan birisini ciddiye alamiyorum. Tom and Jerry'den ya da Homer Simpson'dan yola cikanlari belki daha ciddiye alabilirim, ama, bu kadar suni ve fiktif seyleri ciddiye alanlari ciddiye alamiyorum. Bu bir.
Ikincisi, 'isleri bittiginde, oteki yanagini da cevir oradan da opsunler' demekten de daha sufli bir edilgenligin vivik vicik sirittigi, 'elinizden baska bir sey gelmiyorsa bugz ediniz'i bile bize cok goren bir ruhen teslimiyet okudum. Bunu ciddiye aliyorum ve kiymet-i harbiyesi olmadigini dusunmesem umitsizlige kapilmak isten bile degil.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 2:00 AM
Ozturk bey,
Yanlis kisi uzerine alinmis. Dokundurmanin muhatabi Kurban Bayramı'nda Kurban Kesmek Gerekli midir? yazisi ile Mustafa bey idi.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 2:04 AM
Ama var. Sizinkinin adi da iliskisizm
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 2:10 AM
Metin Bey,
İnsan doğdu, büyüdü, gelişti, aydın oldu, solcu oldu...
İzin verirseniz silsileyi devam ettirelim: İnsan doğdu,büyüdü,gelişti,aydın oldu,solcu oldu,baktı olmadı "dönek" oldu sonunda eğer ömrü yetttiyse Teslim (İslam) oldu.. ;-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 11, 2006 12:36 PM
Metin bey,
Bu lafta o kadar kirik cizgi var ki, bunu yillar once GirGir'da (tek kanal olan TRT'de yayinlanmis ve mecburen seyrettirilmis olan, Boronowski'nin) gordugum Insanin Yucelisi (Ascent of Man) belgeselini ti'ye alan karikature bile benzetemiyorum.
Evrim teorisinde soylarin intihari kurami da var midir yoksa?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 2:06 PM
Müzmin Bey,
Kusura bakmayın, en son bahsettiğiniz makalede ikimiz tartıştığımız için üzerime alındım.
arzederim :-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 11, 2006 3:25 PM
Ozturk bey,
Ama, siz, silsile-i meratib-i tufa'da bu forumda ikinci sirayi aliyorsunuz. Birinci varken size soylemem haksizlik olmaz miydi :-)
Daha once dedim; arzetmeyiniz [yoksa] rica ederim. ;-)
[[
Alakasiz konu: Bu arada, bugun, sizin o enteresan isimli zat-i muhterem (Ducane Cundioglu) ismi kadar enteresan bir yazi yazmis: Niçin olmasın, elbette Tanrı dahî âşık olur..
Eh, boyle bir basligi da gordum ya, artik gozlerim acik gitmeyecegim... 'Insan bu, putunu kendi yapar kendi tapar' diyerek bazilarini tenkid edenleri bu yazidan aldigim hareketle kiniyorum.
Allah ki masugunu yapip ona sevdalanabiliyor, biz insanlar artik bu tur hatalardan hem munezzeh hem de ilahi bir ornek sahibi sayilmaz miyiz?
]]
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 6:53 PM
Müzmin bey,
Alakasız konu üzerine yazdığınız yazınızı görünce "eyvah,şimdi yandım" dedim..:-)
Dücane Bey bu makalede tamamen tasavvufla ilgili bir konuyu işlemiş.Bu konuda bilgili değilim ama Tasavvufla bir miktar ilgilendim.Bazı tasaavufi eserler ve şerhler okudum.Tasavvufun son mertebesi aşktır.Yine tasavvufta "isteme"nin son mertebesi de "aşk"tır.
Sözü Dücane Cündioğlu'na bırakayım:
"Sûfiyâ esmâ'da kalma gel, müsemma dersin al/Bil müsemmadır heman talim-i esma'dan garaz" tavsiyesi gereğince mühim olan 'ad' (lâfız) değil, 'adlandırılan' (mânâ) olduğu için, Cenab-ı Hakk'ın hem âşık, hem mâşuk, hem de aşk olduğu söylenip bu söz, kısaca, "âşık oldu kendi kendi özüne/mâşuk oldu kendisi kendisine" şeklinde tefsir de edilmiştir.
Makalenin özü Cenab-ı Hak hem Aşk hem Aşık hem de Maşuktur.Şeyh-i Ekber İbn-i Arabi'nin görüşüde böyledir.De beni niye bu çetrefilli konuya dahil ettiniz anlayamadım.Tek suçum size Dücane Cündioğlunu okumanızı tavsiye etmek mi ? :-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 12, 2006 5:53 PM
Ozturk bey,
Nergiz cicegine ismini vererek hatirasini aramizda yasattigimiz Narcissus'un (narsisism'in atifta bulundugu grek ilahi) zimni sifatinin Tasavvuf yoluyla Islama girdigini gormek cok ilgimi cekti.
Bence, 'baytar efendi' (Ducane bey), istilah-i fenniyeyi bir yana birakip, Allah'a boyle bir seyin nasil yakistirildigi hakkinda tefekkur etmeliydi.
Seyhimin kanaati eminim mubarektir, ama, muridlerinden biri oldugumu soyleyemem :-) cunku, eserine/yarattigina ya da kendine hayran bir Allah Allahi luzumundan fazla musahhaslastiriyor bence...
Referens senedi kefiline kirdirilir... :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 13, 2006 6:07 AM
S.Öztürk Bey,
Üç gündür hayat gailesi ağır bastı, uzak kaldım buralardan, şimdi de şöyle bir uğrayıp geçmek durumundayım ama dayanamadım bana seslendiğiniz notu görünce, feryat etmem lazım! "Sen de mi Brütüs?!" demem lazım!
Yanlış hatırlamıyorsam Ataman Bey'in yakıştırmasıydı bu "dönek" lafı ve ben kat'iyen üzerime alınmıyorum. Türkiye'de bir tek dönek vardır "dönek" elbisesi gövdesine ve ruhuna layıkıyla oturan: Ertuğrul Özkök. Ben dönek değilim arkadaşlar, ne siyasal düzlemde ne ontolojik düzlemde; lütfen, rica ederim, dönek olsam söylerim, sizi üzmem. Yaratıcının varlığına ve nuruna erişmek için önce ondan bir nezbe uzaklaşmak, uzaktan onun bizim yetersiz dilimizdeki sıfatların güdük kalacağı görkemini seyretmek, önce onu yadsımak, böyle bir kendini terbiye sürecinden sonra onu selamlamak ve yüceltmek çok iyi oluyor, insanı arındırıyor, ona yaklaştırıyor. Müslüman bir topluma, aileye doğup bedavadan, hiçbir çaba ve emek harcamaksızın, kuru kuruya Allah'ı sevdiğini söylemek benim nazarımda birşey ifade etmiyor, hazıra konmaktan öte. Benim ateizmim, Yaratıcı'ya ulaşma yolunda odun taşımaktı. Çilemi çektim, kavuştum. Yeniden doğsam, aynı süreci yaşardım. Dinleri nazar-ı itibara almıyorum. Dinler, Yaratıcı'ya bir personifikasyon yüklüyor; bu bir çeşit hakarettir. Ben deizmimden memnunum.
Siyasal düzlemdeki serencamım ise kısaca şöyledir: Başından beri araştıran, kuşku duyan, sürü psikolojisiyle hareket etmekten imtina eden bir BİREY... Sömürüye, adaletsizliğe, despotizme, vs isyanın neticesinde marksizme yöneliş, herşeyin kara kaplı kitapta yazıldığı gibi yürümediğini görünce yavaş yavaş uzaklaşma; amma, insanın insan oluşundan dolayı savunulması zorunlu ideallerden değil! Çalakalem yazdım, kusura bakmayınız. Sevgiler.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 10:13 AM
Saygıdeğer Muzmin Anonim dostumuz, ne diye Yalçın Küçük'ün sözünü aktarıp başıma iş açtım durup dururken, bilemiyorum doğrusu! Daha önceki hoş sohbetimize bir eklenti olsun dediydim sadece...
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 11:03 AM
Ufak bir düzeltme: "nezbe" değil "nebze" olacak.
Bir de not: Ayşe Hür'ün yazısına önem atfederken, yazının içeriğini değil, böyle bir yazının yazılmış olmasını (yazının oksidentalizmi gündeme getirmiş olmasını) kastetmiş idim...
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
Daha evvel yazdığım bir İngilizce makalede Oksidentalizm konusundaki yorumlara bakmak isteyen okurlar, aşağıdaki linke tıklayabilirler:
http://www.thewhitepath.com/archives/2005/05/bolshevism_in_islamic_dress.php
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 11:50 AM
Çetleşir gibi yazınca iş çetrefilleşiyor, hata üstüne hata yapabiliyorsunuz. Ben de önemli bir hata yapmışım. Düzeltmem gerekiyor:
“(...) herşeyin kara kaplı kitapta yazıldığı gibi yürümediğini GÖRÜNCE (...)”
Bu doğru değil, doğrusu şu: “(...) SEZİNCE (...)”
Reel sosyalizm yıkılmadan çok önce, bendeniz reel sosyalizmi kökünden eleştirenler kervanındaydım. Dolayısıyla, ne pişmanlık ve vicdan azabı duymamı gerektirecek bir “günaha iştirak”ım oldu, ne de bir günah çıkartma operasyonum...
İşte “olay”ın bu yönüyle de baktığımda, döneklikle alakam olmadığına dair esaslı bir karine elde edebiliyorum.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 12:29 PM
Sevgili Muzmin Anonim dostumuz,
Evet, aynen dediğiniz gibi; evrim teorisi, soyların intiharı bulgusuyla zenginleşti!!! Evrimin son halkası (reklamcı) ile döngü tamamlandı, en başa döndük!!! Karada ölüm yok artık, çünkü kara ortada yok!!!
...da, bütün bir insanlığın gidişatıyla kapitalizm illetinin kaderini aynı kefeye koymazsak eğer, yukarıdaki masum latife, latife olarak kalır. Yoksa vay halimize.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 2:08 PM
Bis: “reel sosyalizmi kökünden eleştirenler kervanındaydım” değil, “reel sosyalizmi kökünden eleştiren sosyalistler kervanındaydım” olacak. Düzeltirim.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 2:20 PM
Mustafa bey,
OK; let's not beat around the bush anymore. Let's address the proverbial bush (pro-Bush?) himself ;-)
Yazinizi okudum. Bir cok guzel tesbiti var. 'petri dish' (petri tepsisi/tabagi) analojiniz de guzel. Katildigim yerleri geciyor, katilmadigim yerleri asagiya yorumlar halinde aliyorum.
Oncelikle, daha once de bahsettiginiz 'cizgi'niz bazi seyleri degerlendirirken aberasyonlara yol aciyor --kanaatimce.
Birincisi, siyasi konulari itikadla karistiriyorsunuz. Ve, siyasi duruslarda Islam cografyasina hep itidal ve pasiflik telkin ederken, bunlarin derununda yatan sebep sonuc iliskisini gozardi ediyorsunuz.
Tasvir ettiginiz gelismelerin yol actigi tepkinin ismini Oksidentalizm koymak ozgurlugunuz var tabii ki, ama, bunun bir tur 'bugz etmek' oldugunu, ve bugz edilecek meselenin ulastigi seviye ile orantili olup olmadigini dikkate almaksizin soylemeniz durdugunuz yeri sorgulatiyor.
Marksizm fanusta dogmadi. O, sadece, var olan bir durumun formalize edilmis bir teorisidir. Bu cografyadaki 'psikoloji' de, sizin bizi sandiginizi dusundugum sekilde, bir 'figment of imagination' degil. Sebep ve sonuc iliskisini mutlaka degerlendirmeniz lazim.
Karsi argumanlarinizi, ya da meselenin siyasi oldugunu sulandirici delil iddialarinizi da tutarli bulmuyorum.
Yani, Bati'da (ya da ABD'de) mutedeyyin hiristiyanlarin da yasadigini soyleyisinizi esasla alakasiz buluyorum.
Sizin oksidentalizm dediginiz seyin muhatabi orada mutedeyyinlerin var olup olmadigi degil; var olsalar dahi bir seyi degistirmeyen ve burada hissedilen kumulatif etkinin dogurdugu tepkidir.
Ikincisi, anti-semitizm meselesini sanki teorik olarak dahi Islamla ilintili gibiymis gibi gormeniz yanlistir..
Islam bir irk dini degil, 'semit' ise bir irktir.
Musevi ile Yahudi arasindaki farki gozardi edip, Kuran'da soylenenleri Yahudi irkina (Musevilik degil de bugun bildigimiz anlamada 'Yahudi' irkina) atfen soylenmis gibi dusunuyorsunuz sanki.
Alakasi yoktur; ve semitizm/antisemitizm degildir mesele; siyonizm/antisiyonizm olarak tesbiti bence daha dogrudur ve bu da siyasi bir durus anlamina gelir. Sizin buradaki durusunuzda ikisini birbirine karistirdiginizi dusunuyorum.
Sonuc olarak: Islam cografyasina --mesele sanki itikadla iliskiliymis gibi-- daha derin itikad ve itidal telkinleri yaparken, disariya da apolgetisizmle ('artik deveye degil, arabaya biniyoruz' misali) bir seyler aciklamak yolunu secmis olmanizin yegane faydasi, disaridaki muhataplarinizin onyargilarini pekistirmekten oteye pek bir faydasini goremiyorum.
Icerdeki tavriniz da, biraz sertce bir ifade olacak belki ama, dinin, dindar birisi tarafindan bir tur afyon olarak kullanimina iyi bir ornek verilebilir.
Sizin oksidentalizm dediginiz seyin giderilmesi icin bes vakit namazi, mesela, yedi vakite cikarmak da onerilebilir tabii ki; ama, bu sadece canli tavgu kaynar suda pismege alistirmak gayreti olur. Sureci daha acisiz kilmaz; sonucta oksidentalizm de canli canli pismege cebren razi edilen tavugun pismesi ile cozulur.
Bunun da bir oneri olabilecegini kabul ediyorum, tabii ki teorik olarak, ama bunu onerirken din motifleri kullanmak bana biraz --nasil soyleyeyim-- suurlu bir ikiyuzluluk secimi degilse bile tavugun realitesini (ve canli oldugunu) gozardi etmek luksunu asiri zorlamak safdilligi gibi gorunuyor.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 13, 2006 3:50 PM
Metin Bey,
Yanlış hatırlamıyorsam Ataman Bey'in yakıştırmasıydı bu "dönek" lafı ve ben kat'iyen üzerime alınmıyorum.
Rica ederim,sizi kasdederek söylemedim,üzüldüm şimdi özür dilerim,öylesine bir sözdü..
Müslüman bir topluma, aileye doğup bedavadan, hiçbir çaba ve emek harcamaksızın, kuru kuruya Allah'ı sevdiğini söylemek benim nazarımda birşey ifade etmiyor, hazıra konmaktan öte.
Belki okumuşsunuzdur,muhtelif makalelerin altında Müzmin Bey ile bu konuları bayağı konuştuk,ben çok zorlu bir süreçten geçtim,her şeyi sorguladım,araştırdım,benim imanım bedavadan anadan babadan hazıra konulan müslümanlık değil.. Belki ateizm noktasına gelmedim hiç ama merhum Cemil Meriç'in Ya inanacaksın ya intihar edeceksin,başka yolu yok dediği noktaya yani sınıra birçok kereler geldim.
Aklın varoluş muammasına cevap vermekte aciz kaldığını ve bir müddet sonra ruhu sürekli taciz eden bir işkence aletine döndüğünü bizatihi üzerimde yaşadım..Yani ima ettiğiniz gibi ben bu İman'a bedavadan sahip olmadım.
Dinler, Yaratıcı'ya bir personifikasyon yüklüyor; bu bir çeşit hakarettir. Ben deizmimden memnunum.
Sizin görüşünüz,katılamam ama saygı duyarım.Arayış zamanımda hem İslam'ı hem diğer dinleri inceledim.İslam'ın teolojik üstünlüğünü gördüm.Deizm zaten kaçınılmaz olarak varılan nokta ama asıl neden bu varoluş ? sorusunun cevabını veremiyor/veremez.Ama bu cevapta mutlaka bir yerlerde olmalı,çünkü Yaratıcı abesle iştigal etmez..
Marksizme saygı duyarım,yine Cemil Meriç Marksizm için "İnsan eğer hidayete ermemişse,İslam olmamışsa marksist olmalıdır;çünkü insani değerler bunu gerektirir,Tanrısız insanın ulaşabileceği en yüksek değerdir marksizm" der.Başka söze ne hacet ?
Tekrar özür dilerim, saygılar efendim..
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 13, 2006 5:08 PM
Sevgili S.Öztürk Bey,
Ben de, "bedavacılık" ile sizi kastetmemiştim. Karşılıklı olarak gereksiz alınganlık göstermişiz.
Bu son cevabınızla ilgili olarak, zaman bulabilirsem birşeyler yazmanın, biraz o doğrultuda lafı derinleştirmenin hoş olacağını düşünüyorum.
Saygılar.
Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 7:56 PM
MUSTAFA AKYOL bende yaratılışı bilimsel buluyorum.yazılarımı www.anafikir.com'da kampriyen patlamasında okuyabilirler.
"Tesadüf dışında hiçbir şey bilimsel değildir" mantığı bir mantık aczidir. Mantık açmazıdır. Uzayda yeni yeni değişik medeniyetlerle karşılaşılsa hepsinde Darwinizm ve tesadüf mantığı mı kullanılacak? "Tesadüf her yerde medeniyetler kurmuştur" mu denilecek? Bu perişan mantığın bilimsellik olarak sunulması bu yüzyılın utancı ve yüz karasıdır.
Yazan: melih Tarih: March 14, 2006 2:22 PM
Evrimciler teorilerine o kadar inanmışlardır ki teoriyi savunma biçimleri bile evrimin kurallarına benzer.Gelişen bilime göre kendi fikirlerini yontup ya da fikirlerine yeni birşeyler ekleyerek ortama uyum sağlarlar.Baktılar birtek fosil bile yok sıçramalı evrim dediler sonra o da tutmadı neo-darwinizm dediler.Kullanılan ya da kullanılmayan organlar meselesi gibi kullanılan ya da kullanılmayan fikirler.Doğal seçilime gelince hani güçlü olan hayatta kalır;güçsüz elenip gider ya AT'yi de kendi fikirlerinden güçsüz sandıkları için yok etmeye çalışıyorlar.Teorinizin kurallarına bu kadar uymayın sonra teoriniz evrimleşir de AT'ye falan dönebilir.
Yazan: @dem Tarih: June 29, 2006 4:44 PM
ben kendi capimda bir muslumanim. yukarida yer
alan bircok yorumlarda maalesef gerek ateist gerekse teist arkadaslarin bilimsel bir konuyu seviyeli ve ahlakli bir sekilde tartismak yerine gaddarca ve egoistce birbirlerini yipratmaya calistiklarini sezdigimi soylemeliyim. sayin mustafa akyol keske bu tip yorumlari hic kabul etmeseydiniz..... evrimci ya da tasarimci olmaktan cok daha onemli olan insan olmak degil midir? ancak bunu basardiktan sonra bu tip konulari tartismaya baslasak, sanirim hepimiz icin cok daha hayirli olabilir.....
Yazan: davut Tarih: July 1, 2006 2:59 AM
evrim teorisini güçlü hayatta kalır , güçsüz gider diye düşürürken kendi kavramlarınızla yorumlamayın.
hayatta kalmak bizim bildiğimiz anlamda kaba güç değildir.
Bir radyoaktif savaşta büütn insanlar ölebilir ama hamaböcekleri hayatta kalır.
atom bombasına sahip olmak güç değildir, evrimsel anlamda bişey ifade etmez.
zırnık bişey ifade etmez.
neticede insan bir türdür.
kendi türü içinde bu kadar yıkıcı savaşlara girmekde pek hayra alamet değildir.
evrime baktığında insanların pek de güçlü olmadıkları ortaya çıkıyor.
kendi türlerini her an riske atıyorlar.
hiçbirşeye güvenmesinler.
milyonlarca yıl seçile seçile geldik.
aniden güme gidebiliriz.
yaşamla oyun olmaz.
evrim yaşamı ciddiye almayı öğretsin bize.
bir maymun zekaysıyla nükler silahlarla oynayan
varlıklara dönüştük.
güçlü olmak statik birşey değildir.
heran her koşul değişebilir.
dedim ya, öyle bir koşul olur ki hamam böcekleri
radyosyona karşı adabtasyon yeteneği ile tek başlarına hayatta kalır.
siz bırakın tasarımı falan da yeryüzünde yaşamı ciddiye alın., dalgaya geçmeye gelmez.
bakın çernobilden sonra kanser vakalarına ne oluyor ? Milyon yıldır adabte olduğunuz mavi gezegeni koruyun, aklınız varsa.,
hayali tartışma bunlar.
ne o uzayda tasarımcı mı aramaya çıkacaksınız.
Yazan: knz Tarih: July 15, 2006 2:23 AM
devam ediyorum yazmaya.
knz-2
şimdi yukarda bir arkadaş yazmışki,
AT, tasarımcı fikrini ortya koyar ve gerisine karışmaz mış ?
kardeş ağzından çıkanı kulağın duyar mı ?
bilimde hiç bir kelimeyi edebi anlamda kullanamzsın. Sayısal karşılıklarını arrasın ?
ne kadar akıl * neya göre akıl ?
Akıl ve zeka ilişkisi ?
Beynine elektrotları bağlıyorlar,
ister maynun veya papğan ol veya insan.
mesela mustafa bey olsun, birşeyi muhakeme ederken, yanin de bu tür faaliyet varken
nöronların aktivitesine bakıyorlar.
bakıyorlar ve beyin ön lobunda nöronlar harekete geçiyor.
şimdi kardeş, burası bilim sınıfıysa her soruyu sorarsın.
bu tasarımcı varlık, elektronlardan mı meydana geldi ? nöronlar da aktif hale geçen elektonlar, elektrik sinyellleri biliyorsunuz.
Bir maymun da tasarım yapar.
mesela bir kavunu delmek için kamış batırdı diyelim. Bu da onun yaptığı tasarımdır.
insan beynin maymun beynine göre kapasite fazlası ölçülebilen bir kıyastır.
Tasarım bir kere kardeşler,
GÖZLEM OLMADAN OLMAZ.
Gözlem seninkinden önce var olandır.
tekerlek tasarladığını düşün.
eğer daha önce yapılmış bir tekerlekten hiç haberin yoksa, neyi gözlersin ?
ilk insanlar neyi gözledi ?
yuvarlanan bir taş daha kolay hareket ediyordu.
şekli düngün küresel bir taş daha kolay hareket ediyordu.
tasarım daha önce gördüğü bişeyle akıl yolu ile ilişki kurmaktır.
1-taşın yuvarlanırken kolay hareket ettiğini gördü.
2-eşyelarını taşımak için zorlanıyoru.
3- AKIL şu oluyor. 1 ve 2 arasında kurulan ilişkiye akıl denir. zeka ise bunu pratiğe dökme becerisidir.
akıl ilşki kurmaktır.
siz hayatınızda hiç tasarım yapmadığınız belli.
eğer tekerlek tasarlayacaksanız, hiç bir tasarımcı tekerleği yeniden icat etmez.
Mevcut prototip üzerinden çalışır.
Eğer o tekerleğe yeni bir işlev katmanın bir gerekliliği kalmadıysa, artık tekerlek üzerine çalışan kimselere zanatkar derler.
Eğer bahsettiğiniz tasarımcı allah ise; allah neyi gözledi , tasarım yapmadan önce ?
yuvarlanan taşı gören insan akledip ve tekerliği tasarlamaıştı.
tabi allahın beyin önlobuyla ilgili sorularda sorarız. Hatta allahın tasarımını bile yaparız.
bellek kapasitesi ne olablirdi şeklinde sorular sorarız.
tabi siz hindu olsanız hiç bozulmazdınız.
çünkü onlar zaten tanrıyı yeryüzüne enkarne etmişler. Beyin ön lobunu sorsak bozulmazlar.
Üstelik onlar biraz daha romantik takılıyorlar.
krisna ,
hani şu, hare hare krisna
flüt çalarmış..
bunu duyan brahma'ya ilham gelmiş
işte bu alem , her şey bramaya krisnanın flüt çalmasından dolayı gelen ilham mış..
Ne yalan söyleyim, onların hikayesi daha romantik.,
sonu zanatkarlığa gidecek olan bir tasarımcıyı bilim sınıfına niye sokmaya çalışıyorsunuz ?
didiklensin diye mi ?
vallahi akıllıca değil.
Yazan: knz Tarih: July 15, 2006 2:08 PM
knz- 3 devam ediyorum., bu yazdıklarım diğer iki yazıyla ilintilidir.
"Herhangi bir amaç gütmese bile, evrim olağanüstü sanatsal tasarımlar üretebiliyor. Dahası dağal ayıklamadaki yaratıcılık başarıya ulaşan üründen kazanılan ünle yetinmediğinden kendi içinde sğreklilik kazanıyor. ""
demiş ; NEWSCİENTİST- Türkçesi Rita Urgan.
Örneğin gekon, hani hiçbir zaman toz veya kir tutmayan ayaklara sahip olan bir hayvan vardı ya.
bizim kavramlarımıza göre tasarım mı dır.
sanatsal mıdır ? evet. yine bizim kavramlarımıza göre.,
peki tabiat bizim kavramlarımıza ve bizim algımıza göre mi işlemek zorundadır ?
yoksa biz mi tabiatla uyumlu olduğumzda yaratıcılıktan nasibimizi alıyoruz ?
BİR SÖRFÇÜYÜ düşünün. Kendini bütün algısıyla, tümüyle üzerinde hareket ettiği dalgaya verdiğinde, o dalganın bir parçası haline gelir.
dalga ve sörfçünün seyrine doyum olmaz.
aksi halde, en ufak bir konsantrasyon bozukluğunda dalga ve sörfçü bütünleşemz.
yaratıcılığımız da böyledir.
tabitla didişerek değil, bir sörfçü gibi bütün konstantrasyonumuzla tabiata dahil olarak gelişir.
ve de öyle olmuştur.
gotik mimmari neden avrupada gelişti de, akdeniz
miamarisi öyle değildir. Siz hiç Fas'ta gotik mimmari hayal edebilri misiniz ?
çünkü tasarımcı farketmeden doğaya senkronize olan kişidir.
gotik mimarinin gelişitiği ülkelerde ışık kısıtlııdr. Işıktan maksimum verim almak üzere
ancak bir tasarım gelişebilirdi. Diğerleri zihinsel olarak zaten elenecekti.
gotik mimarinin güzelliği altında yatan neden,
vitraylerde öyledir;
azami yükseklik azami ışık demektir.
büyük inşacı Sanit Saint DAVİS ABBOT Sugar ile yapısal ustalığın doruğuna çıktı.
inşat ustaları sonunda sütünların bağlantı kemerlerini küçültmeyi başardılar.onları birbirinden uzak yerlere taşıdılar.
birzamanlar taş duvarların durduğu yerlere parlak renkli geniş pencerelerin görünmesine olanak sağladılar.
daha az ışık alan bir oluşumun göze daha güzel gözükmesine olank yoktu.
ne diyeceğiz biz şimdi bu inşa ustalarına; gotik mimmarının Allah'ı mı ?
hayır.
onlar sörfçüye benzerlerler.
doğayı taklit ederek yaratıcılıklarını geliştirdiler.
evet daha az ışık alan bir çok düşünce hayatta kalmadı. Gotik mimmari azami ışık olan yapılar oldu., seleksiyon.
o gotik yaıyı çöle dikemezlerdi.
olmazdı insanlık tarihinde böyle şey.
çünkü anlamsızdı.
çölde maksimum ışığa ihtiyaç duyacak yapıya ihtiyacın yoktur.
bu neye benzer biliyor musunuz ?
çölde bir fok balığına ?
kalın derisi ve yağlı vucudu ile ısıyı tutan özelliği ile ne garip durudu.
üstelik göze güzel de gözükmezdi.
onun için çölde bir fok balığı hiç olmadı.
Allahı bir tasarımcıya benzetmek yerine,
tasarımcıyı tabiatla sörf eden bir macreacıya benzetmek daha güzel.
Eğer inanıyorsan, bilim sınıfından dışlanmazsın.
bu gereksiz bir endişedir.
Bilme bu nedenle hışım beslemenin anlamı yok.
sadece haddini bilmektir bilim.
Tevazudur.
unutmayın ki herşeyin bilgisi kimsenin tekelinde değil.
"Tabiat" kelimesinden çekineceğiniz bişey yok.
Tabiat ayettir demiş eskiler.
öneri kitap/ referans teknolojinin baş yapıtları.E.E Lewis -güncel yayıncılık.
devam edecek.
Yazan: knz Tarih: July 16, 2006 8:22 AM
devam ediyorum.
design : tasarım
creation : yaratma,
şimdi benim öbür sayfada Aslı hanımla, Feraklit beye ufak bir eleştirim olmuştu,. kendimde aynı şeyi yapmamak adına, dini açıdan eski köye yeni adet getirenlere kuşku ile bakmayacağım.
Fakat yine de söylemeliyim ki; bildiğim kadarıyla eskilerin ALLAH'ın 99 sıfatı arasında designer( tasarımcı ) sıfatı yoktu.
"yaratma" ve "tasarım" iki ayrı kelime.
ben üzerinde düşündüm ve paylaşacağım.
ben 1. yazımda, veya 2.yazımda, tasarım yapmak için gözlem yapmak gerekir demiştim.
ve sormuştum tanrı neyi gözledi ?
o zaman AT ortaya atanlar şunu açığa çıkarmalı:
Tanrı önce yarattı. ( yoktan var etme anlamında)
sonra bu malzemeden bir design yaptı.
tabi bu yeni bir iddia olacak.
Ama hemen 2 yeni soru var.
yaratan tanrı ile design eden tanrı aynı olmak zorunda mı ?
yukarda hint dinini örnek vermiştim.
hint dini tek tanrılıdır.
krisna tektir.,
krisna bir eylemde bulunmaz. krisna sadece ilham veririr. Bu evren brahmanın eseridir.
fakat onlar design demiyor da, sanat diyor daha çok. Sanatçının ilham alması gibi.
insanlar kendi yaratıcıları olarak başka tanrılara inanırlar, ama krisna kıskanç bir tanrı değildir.
Aslında krisna hereyin kendinden olduğunu bilir.
başka tanrılara sunulan adakların hepsinin yine ona geldiğini bilir.
Hatta brahman bile kendinin tanrı olduğunu zannetmeye başlar. Ama Krisna ona tüm başka evrenleri gösterdiğinde gerçeği anlar.
Akıllı tasarım bana bunu hatırlattı., ama demiştim ya sanatçı ve ilham veren benzetmesi daha farklı ve orda iki ayrı varlık var )
Akıllı tasarımın bence bilim anlamında bir değeri yok. Anladığım kadarıyla, bir zamanlar bilimcilerin kendi aralarında tanrı zar atar mı şeklinde yaptıkları bir geyik gibi. akıl ve tasarım yan yana geldiğinde bilimsel bir terminoloji ifade etmiyor. / yukarda yazdım; nereye çekersek gider ki, işimize bakarız daha çok, az konuşuruz yani.
onun için ben dini açıdan bakıyorum.
size bir müddet sonra yaratanla design eden aynı mıdır diye soranlar çıkacaktır ?
ya da "yaratma hiç yoktu, herşey zaten vardı, bir de bir tasarımcı vardı" diye mi cümleye başlayacaksınız ?
"AT" Ateistlere karşı da hiçte bir koz değil.
eğer herşey baştan beri varsa veya her nasılsa yaratılmışsa, bu evren içinde bir "designer", yani bizden çok üstün akıllı biri veya birileri pek ala dünyada yaşamı başalatan bir programı harekete geçirebilir. ( materyalist bir varsayım)
eveeeeeet hiç bir şey tesadüfü değildir, uzayın sonsuz büyüklüğünde bir akıllı varlık(veya varlıklar) design etmiştir.
belki de bu dünya yaşamı öyle birinin bitirme ödevidir., hocası kusursuz bulup tam not vermiştir üstelik.,
bence fazla enerji harcamayın bu konuda işinize bakın yani. kemik mi toplayacaklar, mikroskopta mı bakacaklar.,
Yazan: knz Tarih: July 23, 2006 2:29 PM
"Anladığım kadarıyla, bir zamanlar bilimcilerin kendi aralarında tanrı zar atar mı şeklinde yaptıkları bir geyik gibi. "
Eınstein'ın Bohr'la nedensellik-Kuantum bağlamında yüzyıla damgasını vuran tartışmasının en çok bilinen: "Tanrı zar atmaz"(*) sözünü geyik zannedecek kadar bilimsel literatüre uzak birisinin burada bilim felsefesi alanında öğretici bir takım sıfatlar takınarak dersler vermeye çalıması ne kadar da ilginç ve ironik.
Sayın Knz, yazılarınızı veya sesli düşüncelerinizi diyelim, okuyorum ama sadece gülümsüyorum.:-)
Ve bunlardan önce sizin AT'nin ne dediğini, meseleye nasıl baktığını, bilim felsefesi alanında nasıl düşündüğünü, argümanlarını ve darwinist evrimin hangi noktalarda açmazlara düştüğünü iyice bir öğrenmenizi öneriyorum.. :-)O zaman itirazlarınızı daha reel çerçeveye oturtabilirsiniz..
Bunun için "linkler" kısmındaki yabancı siteler faydalı olabilir.
Saygılar..
(*)Eınstein'ın bu sözü niçin söylediğini ve bugün gelinen noktada hala Eınsteın-Bohr kavgasında "kesin" bir netice alınmadığını bizahmet araştırıverin. O zaman "bu sözün" bilimcilerin bir geyiği mi yoksa bir anoloji mi olduğunu daha rahat anlayabilirsiniz.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 24, 2006 7:29 AM
Bu tartismalara girmek istemiyordum ama knz hanim yazinca bir seyler eklemek istedim.
knz hanim
Bir radyoaktif savaşta büütn insanlar ölebilir ama hamaböcekleri hayatta kalır.
atom bombasına sahip olmak güç değildir, evrimsel anlamda bişey ifade etmez.
zırnık bişey ifade etmez
Dogru, göktasi düser insanlar ölür, kirkayaklar hayatta kalir. Evrim bu olmalidir. Ama zaten sorguladigimiz bu, evrimin malum sekilde olup olmadigini sorguluyoruz.
milyonlarca yıl seçile seçile geldik.
aniden güme gidebiliriz.
yaşamla oyun olmaz
Secile secile geldik ama, degisim gecirdik mi? Degisim gecirdigimizi gösterin inanalim. Bilimde kanitlar söyle olur, böyle olur geyigine girmeden.
evrim yaşamı ciddiye almayı öğretsin bize.
bir maymun zekaysıyla nükler silahlarla oynayan
varlıklara dönüştük
Bu tespite hasta oldum ))
siz bırakın tasarımı falan da yeryüzünde yaşamı ciddiye alın., dalgaya geçmeye gelmez.
Tasarim neden yasami ciddiye almamakla bir olsun ki? Ben evrimi birakin yasami ciddiye alin desem bana ne diyeceksiniz? Evrimin yasamimiza ne gibi katkis var? Bana ne canlilarin 600 milyon yil önce ne yaptiklarindan? Beni mevcut (bugünkü) halleri ilgilendirir. Sahi, hangi doktor ameliyat yaparken insanin tarihini, onun maymunla ortak atadan geldigini hesaba katar? Hangi zoolog kanadi incelerken, onun hakkinda veri toplarken onun sürüngenden nasil dönüstügü ile alakadar olur? Elinin altindaki mevcut bilgiyi ciddiye almak varken, onlara ait fantazi bir hikayeyi neden ciddiye alsin ki? Ya da alalim ki? Bize ne kazandiracak?
hayali tartışma bunlar.
Tek yanli hayal kuruyorsunuz, ben size sizin hayallerinizden birini hatirlatayim. Kosa kosa kolarinizi cirparak ucmayi deneyin, bu devinim cok uzun zaman dilimlerinde üreme hücrelerinizde kanat cikmasi icin emir verecektir. İnanin bana ))
ne o uzayda tasarımcı mı aramaya çıkacaksınız
Uzayli varsayimi proteinin tesadüf+zorunlu fizik yasalari lie olusmasindan daha muhtemeldir. Matematige güvenin, fazla yanilmazsiniz.
devam ediyorum yazmaya.
Buyrun)
Beynine elektrotları bağlıyorlar,
ister maynun veya papğan ol veya insan.
mesela mustafa bey olsun, birşeyi muhakeme ederken, yanin de bu tür faaliyet varken
nöronların aktivitesine bakıyorlar
bakıyorlar ve beyin ön lobunda nöronlar harekete geçiyor
Önce hangisi? Fizikokimyasal tepkimeler mi önce harekete geciyor ve siz düsünmeye basliyorsunuz, yoksa siz düsünmeye baslayinca mi fizikokimyasal tepkimeler gerceklesiyor? Emri veren madde ve enerji mi? Yoksa siz misiniz?
bu tasarımcı varlık, elektronlardan mı meydana geldi ? nöronlar da aktif hale geçen elektonlar, elektrik sinyellleri biliyorsunuz
Kimbilir belkide onlardan meydana gelmistir. Ama cok becerikli oldugunu söyleyebilirim.
Bir maymun da tasarım yapar.
mesela bir kavunu delmek için kamış batırdı diyelim. Bu da onun yaptığı tasarımdır.
insan beynin maymun beynine göre kapasite fazlası ölçülebilen bir kıyastır.
Bir maymunun yaptigi basit tasarima örnek gösterilebilir. Ari'nin yaptigi petekte öyle. Onlar zorunlu fiziksel yasalara ve tesadüflere basvurarak aciklanamazlar. Ama harikulade görünen bir kristal kümesi bu yasalarla kolayca aciklanabilirler. Birisi makro düzlemdeki bilissel etki, digeri mikro düzeydeki zorunlu olusum. İlkini börek yapmaya, ikincisini kendiliginden dökülen suya benzetebilirsiniz.
Tasarım bir kere kardeşler,
GÖZLEM OLMADAN OLMAZ
Bu sizin koydugunuz bir sart, mesela Tanri icin herseyin mümkün oldugu varsayilir. Onun örnek almasina gerek yoktur. Siz kendinizden tümevarim yapip Tanri'yi zora sokmaya calisiyorsunuz, ama Tanri bu konuda size prim vermez, cok inatcidir ))..
Gözlem seninkinden önce var olandır.
tekerlek tasarladığını düşün.
eğer daha önce yapılmış bir tekerlekten hiç haberin yoksa, neyi gözlersin ?
Bu konu Tanri icin Non Sequitur'dur. Amiyane tabiriyle sizin derdiniz ve problemleriniz Tanri'yi irgalamaz. Siz bir yere gitmek icin beygirgücü kullaniyorsaniz, Tanri'yi da beygirgücüne muthac saymaya calisiyorsunuz. Olmaz ))
tasarım daha önce gördüğü bişeyle akıl yolu ile ilişki kurmaktır
Daha önce gördügü bir seyle iliski kurulmayan cok tasarim örnegi var. Bilgisayar monitörü, TV, radyo. Dogada bunlarin karsiligini bulun, size nazar boncuru hediy edecegim)) Üstelik bu tanima katilmayip baska bir tanimda yapabilirim? Mesela bana göre tasarim dogal süreclerle gerceklesmesi mümkün olmayan olay veya nesnelerdir. Bakin bu daha genel bir tanimdir. Yeterki iki sürecin (tasarim ve kendiliginden olanin) ayrimina varmayi bilin.
Eğer bahsettiğiniz tasarımcı allah ise; allah neyi gözledi , tasarım yapmadan önce ?
TV'yi yapan adam neyi gözledi? Kendi gözünü mü? Monitörü dogayla iliskilendirin. Ayrica Tanri bu konuda size uymak zorunda degil, haberiniz olsun )
sonu zanatkarlığa gidecek olan bir tasarımcıyı bilim sınıfına niye sokmaya çalışıyorsunuz ?
didiklensin diye mi ?
Zanaatkarlik yakistirmasi ilginc )) Valla eger bilim zorunlu olarak tasarim izine rastladi ise, ben tasarimcinin ne olabilecegini kendim düslerim. Görürsem zaten görmüsümdür, ama onu göremedim veya göremeyecegim diye önümdeki böregi fizik yasalarina kurban etmeyecegim.
peki tabiat bizim kavramlarımıza ve bizim algımıza göre mi işlemek zorundadır ?
Degildir.
gotik mimarinin gelişitiği ülkelerde ışık kısıtlııdr. Işıktan maksimum verim almak üzere
ancak bir tasarım gelişebilirdi. Diğerleri zihinsel olarak zaten elenecekti.
Sanatida zorunluluga dayandirdiniz ya ). Peki gotik isik kisitli diye yapildi (ne alakaysa, kasvetli olur gotik), barok usülü neden yapildi? Gotik takilsalarmis hep? Rusya'daki masalsi saraylar hangi fiziksel sartlara uyum icin öyle rengarenk ve gösterisli yapilmis?
ne diyeceğiz biz şimdi bu inşa ustalarına; gotik mimmarının Allah'ı mı ?
Kavramsal olarak öyle denebilir, ama teolojik anlamda denemez.. Zaten kurdugunuz cümle basli basina abzürd.
Bilme bu nedenle hışım beslemenin anlamı yok.
Yav kardesim sizin derdinizi anlamak mümkün degil, bilime kim niye düsman olsun? Size nerede ve kim ögretiyor bu sacmaliklari? Ateistforumlardaki aptallara cok inanmayiniz efendim )). Onlar bilimi sadece evrimden ibaret sanacak kadar dengeyi yitirmisler. Ama kizmiyorum onlara, cünkü ontolojilerini dayandirmak zorunda olduklari tek cikar yol evrimdir. Baska careleri yok, yazik. Bilim aksini gösterse dahi inkar etme egiliminde olacaklar, yazik, yazik, yazik. )
Tabiat" kelimesinden çekineceğiniz bişey yok.
Tabiat ayettir demiş eskiler.
Dogru.
Fakat yine de söylemeliyim ki; bildiğim kadarıyla eskilerin ALLAH'ın 99 sıfatı arasında designer( tasarımcı ) sıfatı yoktu.
İngilizce designer yoktu evet. Siz Allah'i tek fiskede örneksiz is bitiremeyecek kadar beceriksiz saniyorsunuz, bu yüzden onun OL emri ile gerceklestirdigi anlik olayin bize yansimasi olan tasarimi anlayamiyorsunuz. Evet Allah ol dedi ve hersey tasarlandi. Bu kadar basit.
Sizin ifadeniz suna benziyor. (baska sitede yazdigim kisa bir yaziyi aktariyorum)
- Tasarim "sürec ve gözlemle" meydana gelir,
- Allah OL diyerek is bitirdigi için"sürec ve gözlemle" is görmemelidir,
- Demek ki Allah tasarim yapmaz-yapamaz-yapmamalidir
Burada 1 numaralı önerme kabul edilebilir gözlemsel bir doğruyu temsil etmektedir. Çünkü yaşamımızdan biliyoruz ki, mühendislerimiz tasarımlarını bir süreç içerisinde meydana getirirler. Dolayısıyla bu öncül ortak kabulümüzdür ve sanırım kimse itiraz etmez. Fakat 1 numaradan 2 numaraya geçerken bir hata görüyoruz, çünkü yaratıcının tasarım yapmamasını gerektiren bir durum yoktur. Tasarım bir süreç işidir ancak yaratıcı süreç sonunda iş yapmaz varsayımını kabul ettiğimizde dahi, bu durum çelişki doğurmaz. Çünkü yaratıcının evren tasarısı bir anda oluvermiştir, ama bu anlık oluş bizim gibi zaman ve mekana bağlı yaşayanlar için bir süreci temsil etmektedir. Ona göre OL bize göre tasarım süreci. Daha açık belirtirsek, tasarımın bir süreci temsil etmesi, yaratıcının tasarım yapmamasını zorunlu kılmaz. Ayrıca bu yaratıcının omnipotent -herşeye kadir- niteligine dair gizil negatif bir gönderme içerir. Bu nedenle öne sürülen argüman mantıksal olarak yanlış olduğu gibi dinsel olarak kabul edilemezdir
Ayroca knz'nin teolojik hatası Allah'ın Kuran'daki ifadeleri ile açık seçik gösterilebilir. Allah ayetlerinde uzun zaman süreçlerinden bahsediyor, hatta süreç belirten aşama aşama gibi ifadeler kullanıyor. Demek ki Allah tasarım yapıyor ama OL emrini kullanarak yapıyor.
o zaman AT ortaya atanlar şunu açığa çıkarmalı:
Tanrı önce yarattı. ( yoktan var etme anlamında)
sonra bu malzemeden bir design yaptı.
Aciga cikariyorlar zaten, parcadan bütüne (tümevarim) yaparak nesne ve olaylardaki bilinc izini süre süre (bilimsel yönteme dayanarak) tasarim sonucuna ulasiyorlar. AT teorisini iyice ögrenmemis olanlar hep sizin gibi abzürd sorular soruyorlar. Önce Tanri yaratti, sonra tasarlanmis olduklarini ortaya cikariyoruz diyen yok. Parcadan bütüne, bilimsel bilimsel, rasyonel rasyonel ))..
yaratan tanrı ile design eden tanrı aynı olmak zorunda mı ?
Yoo.. Ayni olmak zorunda degil, sonucta Tanri bu is icin cok eskiden uzaylilari görevlendirmiste olabilir.
Hatta brahman bile kendinin tanrı olduğunu zannetmeye başlar. Ama Krisna ona tüm başka evrenleri gösterdiğinde gerçeği anlar.
İlahiyatla kismen bile olsa ilgilenmis bir kisi bu krisna, zeus muhabbetini ciddiye almaz. Onlarin ne oldugu bellidir, meleklerin denejere olmus halleri. Her birine farkli isimler verilmis tanrilastirilmislar. Ya da Tanrinin sifatlarini parcalayarak pantheon olusturmuslar. Önemsiz yani.
Akıllı tasarımın bence bilim anlamında bir değeri yok.
Bekledigim bir yorumdu, hic bilmeyenler böyle cevap verirken, Michael Ruse gibiler tasarimin oklanabilir operasyonel tanimlarindan (bilimsel yanlarindan) korkmakta. Tasarim bilimseldir, evrim bilimselse, tasarim hayli bilimseldir.
Tasarimci kim mi? Siz bize ortak atayi gösterdiginiz gün, biz size tasarimciyi gösterecegiz ))..
size bir müddet sonra yaratanla design eden aynı mıdır diye soranlar çıkacaktır ?
ya da "yaratma hiç yoktu, herşey zaten vardı, bir de bir tasarımcı vardı" diye mi cümleye başlayacaksınız ?
Siz kendi kendinizi sikintiya sokuyorsunuz, yaratma ile tasarim aynidir. Farkini gösteremiyorsunuz. Üstelik bizim icin hic bir sorun yok. Hani evriciler derler ya, henüz bilmiyoruz. Aynen öyle...
"AT" Ateistlere karşı da hiçte bir koz değil
Dogru degil, koz hafif kalir gercektende. Yakin gelecekte paradigmayi sarsacak olan bir teori koz degil yakici bir közdür bence)
belki de bu dünya yaşamı öyle birinin bitirme ödevidir., hocası kusursuz bulup tam not vermiştir üstelik.,
Sanki bu dediklerinizden buradan gocunanlar var, kimse itiraz etmiyor ki bu dediginize, evet zeki varliklar meydana getirmiste olabilir, ve bu olasilik proteinin olusma olasiligi ile kiyaslanmayacak kadar yüksektir.
Yazan: Clausewitz Tarih: July 25, 2006 2:02 AM
suat bey:
fizikçilerde insandır ve çay mollalarında geyik yapmaya hakları vardır.
ama bir şartla, beyniniz çalışmaktan morarmış olacak ve iki çay arasında ya tanrı zar atar mı diye lakırdaycaksınız.
bilimde spekülasyon yapmak çok çalışanların ve mutfakta olanların hakkıdır. üstelik onlar yaptıkları spekülasyonların gerçek olduğu vehmine de kapılmazlar.,
şimdi biyolojinin temel varsayımları hakkında gözü mikroskop başında uykusuzluklatn kanlanmmaış kişilerin, spekülasyonları geröek sanma vehmine kapılıp konuşmasının pek değeri yok.
kaptırmayın kendinizi diyorum dostça.
gaza gelmeyin.
Clausewitz biriki şey diyeceğim ama çok önemli.
teolojik açıdan karşı çıkacağım önce;
amaerikalıların mars'ta yaşamı başlatma projesi var., Kızıl gezegen mars diye de bir filim çevrilmişti. dediğin gibi parametreler hassas bağlımlıkla onu bunu oynayarak ekolojik hareketliği sağlayacak, bu bir motorun yanması gibi, belli bir noktaya gelince domino taşları gibi yaşam başalyacak, yeşilenecek, oksijen olacak vs..
tabi daha maymundan hallice oldukları için bu kadar çok parametre ile oynayıp oynaıp bir gün başarabilirler.
tabi uzayın bi yerinde amerikalı veya ruslardan çok zeki bir tasarımcı kavim olablir ve dünyada böyle bir deneme yapmış olablirler.
belki deneme sonuçlarını alıp yok ederler burayı.
tabiki olasılık olarak bu daha fazla mümkün de,
hatta aman yapmasınlar diye yalakalık da yaparız yani.
tabi atist forumdakiler bu kadar ateist bir tezin üzerine atlamıyorlarsa, ben ne yapayım.
ben teolojik olarak karşı çıkıyorum.
çünkü insanın tanrı algılayışıda evrimleşme göstermelidir.
ama biz ne yapıyoruz ? mısırlı tanrıları geri getirmeye çalışıyoruz ?
neden mi ?
bak dinle.
monitörü yapan neyi gözledi diyorsun ?
ilkçağda gelmiş geçmiş en zeki insanı yaşamış olsun, bir monitör design edebilir miydi ?
neye bakmış ?
alla alla, tabi ki önceki bilgiye baktı tabi.
tabi ki çöl mimarisi başkasıdır, kapalı iklimin mimarisi başkadır.
niye sizde hint- tassavuf gibi sanatçı ve ilhamdan bahsetmiyorsunuz _
ilaki günümüz terminolojisi ile şık olsun diye mi ?
ve beyin önlobunda nöronları bilgi ağı oluşturan bir tanrı modeli ortaya çıkıyor;ilahiyetçılar düşünsünler artık,.
kafam yatmadı valla,
aslı hanımı eleştirmiştim ama aynı durumdayım .
nedir bu salyongoz diye düşünüyorum yani.
neyseki çok fazla hayali bir tartışma.
zararı yok .
ama kendinizi fazla kaptırmayın.
o zaman zararı dokunur., zihin ekgersizi o kadar.
huzeme suresi okuyun.
darwine' de haksızlık yapmayın.
ömer ne demişti ? "bana bi harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" dememiş mi ?
adamcağız gitmiş taaa adalara bişey öğreneyim, bişeyle bişeyin ilişki nedir diye ?
yorulmuş yani.
tabi bilgi orda kalmaz.
telsizi bulan kişi, monitör design eden kişinin gelmesine sebep olur.
Yazan: knz Tarih: July 25, 2006 9:18 AM
knz hanim
şimdi biyolojinin temel varsayımları hakkında gözü mikroskop başında uykusuzluklatn kanlanmmaış kişilerin, spekülasyonları geröek sanma vehmine kapılıp konuşmasının pek değeri yok
O kadar yazdik, dedik ki biyolojinin temel varsayimlari hakkinda itis kakis yapan yoktur, kimse kurba bacagina elektrik tutani, elektron mikroskobu ile virüs gözleyeni kinamiyor. Gözlemlenen ve deneye tutulan seylere niye itiraz etsin milletimiz? Gercegin üstünü örtmek mümkün mü? Ama kalkipta mikroskoba bakip insan milyonlarca yil önce fare gibi bir hayvandan türedi derse ben o adama önce kanit sorarim, gösteremezse OHA ceketim ))..
Clausewitz biriki şey diyeceğim ama çok önemli.
Bir iki degil, onlarca sey demisiniz ))
teolojik açıdan karşı çıkacağım önce;
İmkani yok. Neyse bakalim.
amaerikalıların mars'ta yaşamı başlatma projesi var., Kızıl gezegen mars diye de bir filim çevrilmişti. dediğin gibi parametreler hassas bağlımlıkla onu bunu oynayarak ekolojik hareketliği sağlayacak, bu bir motorun yanması gibi, belli bir noktaya gelince domino taşları gibi yaşam başalyacak, yeşilenecek, oksijen olacak vs
tabi daha maymundan hallice oldukları için bu kadar çok parametre ile oynayıp oynaıp bir gün başarabilirler.
Ne yani simdi Mars'ta yasami sifirdan baslatacaklarini mi ima ediyorsunuz? Eger iddianiz bu ise cok sacma. Hic bir akli evvel böyle salakca bir ise girismez. Hem bunu niye Mars'ta denesinler ki? Benim bildigim o projenin adi (eger oysa) biosphere 2'dir. Mevcut canlilar (flora ve fauna) ile olusturulmus hava sizdirmayan cam ve celikten yapilmis dev bir tüp. İceriye günes isigi haricinde bir sey girmiyor, dünyada numunesi var (Arizona cölü sanirim). Bu halde iken icinde yasayan insanlar yillarca disari cikmamaktalar, iceride döngü olup yagmur yagmakta, baliklar yüzmekte, kuslar ucmakta, böcekler yasamakta. Böyle yapay bir biyosferi Mars'ta koloni kurmak icin düsünüyorlar. Sifirdan canli olusturmak gibi bir sacmaliga girisecek kadar kafayi üsütmüs ABD'li yok.
ben teolojik olarak karşı çıkıyorum.
çünkü insanın tanrı algılayışıda evrimleşme göstermelidir
Böyle bir sart yok ki.
ama biz ne yapıyoruz ? mısırlı tanrıları geri getirmeye çalışıyoruz ?
Bakin madem teoloji diyorsunuz, o halde misir tanrilarinin anlamca dejenere olmus melekler veya tanri sifatlari oldugunu hesaba katmak zorundasiniz.
monitörü yapan neyi gözledi diyorsun ?
ilkçağda gelmiş geçmiş en zeki insanı yaşamış olsun, bir monitör design edebilir miydi ?
Edemezdi. Nolmus ki?
neye bakmış ?
alla alla, tabi ki önceki bilgiye baktı tabi
İste ben o önceki bilgiyi soruyorum. Monitörü dogada hangi (önceki bilgiye) örnege bakarak model aldi? Siz önceki bilgi derken totoloji yapiyorsunuz.
huzeme suresi okuyun.
darwine' de haksızlık yapmayın.
ömer ne demişti ? "bana bi harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" dememiş mi ?
Darwin'e kimse haksizlik yapmiyor ki. Darwin'in dedigine yanlis demek ona haksizlik etmek degildir. 150 yildir cok zorlanildi, sonuc alinamadi, hala kasiliyor. Göz göre göre gercegi örtmeye calisiyorlar, acikca söyleyemiyorlar )..
adamcağız gitmiş taaa adalara bişey öğreneyim, bişeyle bişeyin ilişki nedir diye ?
yorulmuş yani.
Sagolsun dolasmis, birsey demiyoruz. Ama yanlissa yanlis kardesim, dogrulugunu dag bayir böcek toplamasina mi indirgeyecegiz yani?
Yazan: Clausewitz Tarih: July 25, 2006 11:49 PM
sınıfın haylaz öğrencisi gibi çürütme yapamazsın ki ?
monitör için neyi gözledi diyorsun ?
bilim geliştikçe gözlem alanlarımızda gelişti.
eskiden doğada hücre gözleyen bir tek insan yoktu.
şimdi ilk okul çocukları bile gözleyebiliyor.
görmeden gözlemek diyorlar buna.
yani kendi gözlerimiz tek başına değil.
monitör için önceki bilgi nedir ?
yanlış hatırlamıyorsam Thomosun ünlü bir deneyi vardı. elektirk ve mağnetik alandan geçen elektron demetin fosforlu ektana vurması.
yani fosfor doğa da yok mu ?
elektron demeti yok mu =
doğayı sadce çiçek böcek mi sanıyorsunuz.
neticede monitör tasarımcısı kendinden 100 yıl önce yaşayan thomos 'ın yaptığı deneyi gördü., algıladı, öğrendi, içselleştirdi.
evet, marsta ekolojik hareketi başatma projesi var,.
kızıl gezegen mars diye bir film var.
bu projeden esnlenerek yapılmış film.
DVD sini bul seyret.
adamlar her türlü fikri üretiyor, parası var., yapıyor atıyor bi kenara., günü gelince lazım diye.
bir zamanlar eric von denikön verdı.
dünyada yaşamın uzaydan gelenlerce başlatıldığını anlatır dururdu.
oldukça da inandırıcı kanıtları vardı.
ilkçağda insanlar sadece uzaydan görülen bazı anlamlı çizgiler çizmiş., nasıl olur da çizmişler diye kafaımız takıldı biizm de.
bilim dünyası kabul etmedi.
öyle zor kabul ediyorlar.
mustafa akyol danikön'in fikirlerin ders kitaplarına girememesine ne diyecek ?
bilimde demokrasi olmaz ki ?
ne yapalım, o da ilginç veriler getirdi, bunu da koyalım diye bişey olmaz.
kanıtlayabilirsen seniki doğrudur.
"akılı tasarım" kelime olarak bilimsel değil daha., olabilir gelecekte bi uzaylı bile bulabliriz.,
Fakat bugün monitör yapıldı diye thomos'ın deneyinin önemi azalmazki ( darwin için diyorum )
tabi ki bilgi olduğu yerde kalmaz.
ama devrimci müdahaleler hayal ediyorsan, çok yanılırsın.
gıdım gıdım ilerler.
değişiklikler de öyle olur.
Einstain teorisi bir yenilikti ama istanbula gökdelen yaparken hala newton mekaniğini kullanırsın.
biz geliyoruz, onu bunu yıktık .
ya sakin ,.. yok böyle şey...
gıdım gıdım ve sabırla
tabi bilgi değişir.
hele ucu açık teoriler,
kozmoloji mesela,
iki tane tutarlı gözlem var.
başka bişey yok.
bütün evreni buna modelliyorsun.
zor tabi, sağda solda açıkla veriyor.
ama bildiğimiz bişey evrenin genişlediği.
şimdi memliler arasında genetik benzelik de bilinen bişey.
ve bu benzerlik hiyeraşik olarak insana doğru bazı canlılarda artıyor.
ortak atayı bulsun diyorsun.
bu kozmolojiye itiraz eden birinin "karanlık maddeyi" bulslar demesine benzer., en makul açıklamayı öyle yapıyor ki, oraya bişey koyuyor.
ben biyoloji ne bilirim , ne ilgilenirim.,
dindar tezini doğrulama ilişkisi bile alakasız.
hangi dindar teziymiş bu.
Bir görüş kendini ispatlamak için ders kitaplarından işe başlarsa, o görüş bilim dünyasından gelmiyor demktir. Sabrederdi yoksa,
ispatlamaya çalıştırdı., suyun yolunu değişitrmeye çalışan insanlar böyle davranmaz.
taraftarla bilim olmaz.
eric von deniköler olablir; bana sorsan ders kitabınma niye girrmiyor diye bir an bile hayıflanmam.
bana en tuhaf gelende dinimie bişey olur endişesi.
siz güvenirseniz, niye bişey olsun ki ?
hem bakalım sizler dini doğru mu tefsir ettiniz ?
bence aynısınız. bilim kimsenin malı değil.,
ne ateistler nemalanır, ne de siz.
Yazan: knz Tarih: July 26, 2006 5:52 PM
knz hanim
mustafa akyol danikön'in fikirlerin ders kitaplarına girememesine ne diyecek ?
Uzayli teorisi bilim tarafindan Ockham ilkesi ile dislanir. Yani gercekte onun dogru olmasi bir seyi degistirmez. Eger insanlar uzaylilari isin icine katmadan da canliligi aciklayabiliyorlarsa bu ilkeye göre uzayli teorisini dikkate almazlar.
İlke kisaca, bir olayi aciklayan iki nedenden en basit ve yoklanabilir olanini tercih etmek gerekir der
Yani Daeniken temel olarak hala dogru söylüyor olabilir. (Daeniken'in fikirlerinin cogu palavraydi, dogrulari yoktu demiyorum ama bulgulari carpitmayi cok iyi becermisti, para kazanmak icin kitap yazdi ve bunu basardi).
Ancak uzayli tarama faaliyetleri bugün bilimsel yöntem ve kuruluslarca yapilmaktadir (SETI). Bu yöntemi kullanan teorilerden biri de AT'tir (yöntem özellesmis karmasayi bulmaya yarayan bir ölcüt olarak tanimlanmistir)..
bilimde demokrasi olmaz ki ?
Bilimde kati bir demokrasi vardir, kemmiyet dogrulugun yegane ölcüsü olan hakim paradigmanin sebebidir. Su anda bilimsel olduklarindan degil sayica kalabalik olduklarindan borulari ötmekte.
ama devrimci müdahaleler hayal ediyorsan, çok yanılırsın.
gıdım gıdım ilerler.
değişiklikler de öyle olur
tabi bilgi değişir.
hele ucu açık teoriler,
Einstein ve parcacik fizigi devrimdi. Big Bang'te öyle. Devrim illa da bir günde olacak demiyoruz, Big Bang'in, tüm fiziksel kanitlara ve gözlemlere ragmen paradigma tarafindan kabulü 30 yil sürmüstür.
Darwin'in teorisi böyle degildir, o baslangicta kabul edildi ve kaniti olmayan bir kabule dayandirilarak canli tarihinin temeli sayildi.
Fakat teknoloji gelistikce teorinin gücsüzlügü ortaya cikti, basit sanilan canlilarin hicte basit olmadigi ortaya cikti. Teori revize edile edile cikmaza sokuldu, orayi dikeyim derken baska yerden pirtik vermeye basladi.
Bu yirtik öyle büyüdü ki artik dikis tutmuyor, ama bu (ölmeye yüz tutmus) hakim paradigma tarafindan hala dayatiliyor.
Paradigma degisimi yavas yavas olur haklisin, mevcut bilimadamlari ölecek yeni nesiller sarsilmis olan hakim düsünceyi degistirecek. Cünkü artik hakim düsünceyi (main current) savunacak adam kalmamistir. Kimse yeni teoriyi savunuyor diye adademik tehdit almayacak..
evet, marsta ekolojik hareketi başatma projesi var
Yok böyle bir sey, sifirdan canli olusumu icin biyosfer falan insa edilmeyecek. Akilli adam isi degil bu. Ayni seyi dünya sartlarinda yapmak varken Mars'a gitmeye ne gerek var? ))
yanlış hatırlamıyorsam Thomosun ünlü bir deneyi vardı. elektirk ve mağnetik alandan geçen elektron demetin fosforlu ektana vurması
O deneyi biliyorum, ben dogrudan ucak ve albatros gibi acik secik örneklerden bahsediyorum, monitörün veya arabanin dogadaki karsiligi nedir efendim? Elektron carpmasi ile dedigimin hic bir ilgisi yok, o deney bir monitörün gözlemsel tasarimina model olamaz.
kozmoloji mesela,
iki tane tutarlı gözlem var.
başka bişey yok.
bütün evreni buna modelliyorsun.
zor tabi, sağda solda açıkla veriyor.
Eger o gözlem (evrenin genislemesi) deneylerle ispatlanmissa artik baska care kalmaz ki. Tabi ki evreni genislemeye göre modellemek zorundalar.
Fakat evrim teorisi öyle degil ki, bir türün baska türe dönüsümü gözlenememis, hatta teorinin dogasi geregi gözlenemeyecek, gözlense idi evrimi herkes acik secik kabul ederdi.
Ben genislemeyi deneylere ve gözlemlere dayanarak kabul ediyorum, göge baktigimda durdugunu sandigim yildizlar aslinda yerinde durmuyor. Bunu aletler ölcüyor.
Bir sürüngen kusa dönüsürken gözlenirse ben inkar etmem ki bunu? Ama gözlenmiyor, gözlenmesine olanak yok..
Asil sorun canlilari aciklayamamakta yatiyor. Aciklanamiyor, aciklanamamasi teknik yetersizlikle ilintili degildir, gelecekte bilim bunu bulacak gibi bir durum da yok ortada. Zaman gectikce gecmisin bilgisi daha da puslanacak, daha ulasilmaz olacak.
Bir görüş kendini ispatlamak için ders kitaplarından işe başlarsa, o görüş bilim dünyasından gelmiyor demktir.
Bilimselligin ölcütlerinde böyle bir sart yok knz hanim.. Siz politika ile bilimi karistiriyorsunuz..
Olmus bitmis bir olay (canlinin ortaya cikisi) üzerinden spekülasyon yapiyoruz. Evrildi mi yaratildi mi? Kimse bilmiyor, simdiye bakip gecmise dogru lineer düsünerek dogruyu bulamazsiniz. Cünkü ugras verdiginiz alan tarihtir. Tarihte olmus olaylar hep özeldir. Özel tekil olaylari yercekimi gibi net kanunlara yükseltmek mümkün degildir.
İstediginiz kadar kasilin, bilimin kilifini yirtmadan asla ve kat'a aciklayamazsiniz..
bence aynısınız. bilim kimsenin malı değil.,
ne ateistler nemalanır, ne de siz.
Dogru.. Birde bunu ateistlere anlatabilsek. Yani 1500 kez tekrarlamisimdir en az, derim ki hep : "-kardesim, bilimsel devrimleri yapanlar genellikle teistler olmustur, siz o hülyalarla uyuymaya devam edin, kendinizi kandirin, uyuyun ki teistler size fark atsin (Pasteur, Mendel, Newton, Abdussalam, Pascal, Descartes, Galileo, Kepler, Faraday, Copernicus, Maxwell, Penzias....etc...)..
Onlarada söyle derim; İste bu yüzden kalkipta din insani bilimden ali koyar gibi sapir salak bir ifade kullanmayin. Ama laftan anlamiyorlar hic, fakat kizmiyorum onlara, bende hergün melek kanadi kac tanedir gibi önemli mevzulari sorgulasam (!)? benimde beynim dumura ugrar.
Yazan: Clausewitz Tarih: July 27, 2006 12:15 AM
hadi ya, fosforlu ekrana elektron demetinin çarpasından başka nedir monitör ?
bir cümle ile söyler misin ?
birinin akba saba yaptığını, thomos; öbürü( bugünkü) ince teknoloji ile yapıyor.
hepsi tabiatta var,fosfor da var, elektron da var. tabi eletronu demet halide getirip ivmelendirmek de, tıpkı değirmenin suyunun yüksekten boşaltaması gibi bir işlem. su hızla yere çarpar bir iş yapmış olursun. Bu da onun gibi.
arada hiç bir fark yok.
sen çocukken pazarda elekron görmedin, suyun yere çarpasından elektronların ekrana çarpmasının elektronun tek bu.
valla bu elektronları da, suyu da hiç ilgilendirmez.
sen gözünle görmeyince yok sanıyorsan, deve kuşu misali olur sonra.
doğada olmayan bişey neymiş ?
şimdi tabiat canlılık evirdi mi ,devridi mi kimse ilgilenmez bunlarla.
çay arası sohbettir yani.
bi kere canlı ile cansız arasında temel fark ne ?
senin canlı dediğin şeyin temel yapı taşı, cansız elektronlardır., hani fosfora çarpan elektronlar,.
tamamen aynıdır.
özdeştir.
tbaiata bir ekeltron yoktur ki, diğer ile aynı olmasın. al sana bir geyik konusu daha,. evirin durun artık :)
uzaylı mı geldi, uzaysız mı geldi ?
iyi geyik yapın, keyifli de olur üstelik ama bu ""foundationlar""""" falan ne ??
biz geliyoruz havası.
sakin olun ya,..
yok eskiler gidecekmiş..
bilim eski yeni dinlemez.
Einstain gibi adam kuantumu kabul etmedi diye, bilim dinledi mi ?
hiç kimse aaa hazreti einstain itiraz ediyor dedi mi ?
sersemletmeyin kendinizi böyle.
spekülasyon yapıyorsunuz ama bari gerçekmiş vehmine kapılmayın.
ateisleri falan eleştirecek bi haliniz kalmamış.
zaten onlar böyle foundationla falan kurmuyorlar yani., eleştiriyorsan da, sen beter olmuşun .
fizikçiler arasında senelerdir,
esir diye bir ortamın olduğunu savunan gruplar var.
onların canı patlıcan mı?
köşede yazar çizerler.
olmadı daha gerçekçi bir açıklama bulalım diye,
yılmazlar çalışırlar.
içlerinde yaşlanmışları da vardır, gençleri de..
niye onların "foundation"ları yok ???
onun için teolojik açıdan baktım.,
dine beş kuruş katkısı da yok bence.,
yine aynı şey; aynı şeyin materyalist yorumunu da yaparsın, ateist olarak da kullanırsın..
evrimde olan neyse, bunda da olan o.
foundationlara para akıtanların parasına yazık.
dön dolaş yine aynı nokta.
bekleyin 30 yıl madem,.
bilimde çok kısa süredir de, bilimin içine etmesin o foundationlar.
girerse 30 yıl sonra girer ders kitabına.
dedim ya, dine 30 kuruşş katkısı olmaz.
bir iki yaşlı dindarın aklına evrim yatmamış diye..
Yazan: knz Tarih: July 27, 2006 1:51 PM
Akıllı Tasarım ile Evrim Teorisiyle Din arasında orta yol bulmaya çalışılıyor fakat Darwine inananların bunu kabul edeceğini sanmıyorum.AT ayrıca masonik düşüncedeki Ortak Akıl Ulu Mimar vs. inancı ile de uyuşuyor.Masonlarda tasarıma inanıyor ama Total Enerji vs. diyerek şeytanlaşıyorlar.Eline bir çiçek alıyorsun bakıyorsun ve kokluyorsun sonra bunda bir tasarım var deyip yere atıp gidiyorsun.Veya size çok ünlü bir sanatçıdan bir eser veriliyor gerçektende bir şahaser herkes takdir ediyor sonunda bunu kim yapmış diyorlar sen ise susuyorsun yada konuyu değiştirip kafa bulandırıyorsun?...Bunun ateist düşünceden pek fazla farkı yok gibi geliyor bana..
Kısaca AT bir çıkmaz......
Yazan: Cihangir Tarih: September 7, 2006 2:23 PM
Cihangir bey,
Az önce yazdığınızdan öğrendim ki ben masonmuşum. :) Yazdığınız iyi oldu bildim kendimi. :)
"Bunu kim yapmış" sorusuna ise herkesin verebileceği bir soru vardır elbet. Ben Müslüman olduğum için "Allah yapmış" diyorum. Ama "Allah'ın yaptığını" bunu bilimsel yöntemle kanıtladığım için değil, öyle inandığım için söylüyorum. Darwinistler "bunu birisi yapmamış." deyince daha mı mantıklı oluyor Allahaşkına yapmayın.
Rastgele tuvale fırlattığımız boyalardan bir manzara resmi çıkaran ressam gördünüz mü bu arada, çok merak ediyorum. :)
Yazan: Ahmet A. Tarih: September 8, 2006 11:14 PM
Meyve sineklerinin kanatlarındaki şekiller,sıçrayan örümceğin bacaklarındaki şekillerle hemen hemen aynıdır.Ayrıca bu sineklerin kanatlarında yalancı gözler de vardır.Sinekler kanatlarını açtığında onları sıçrayan örümceklerden ayırt edemezsiniz.Meyve sinekleri sıçrayan örümceklerden bu şekilde korunur.
Yukarıdaki olay hem meyve sineklerinin hem de sıçrayan örümceklerin bir Yaratıcı'sının olduğunun ve bu Yaratıcı'nın bir olduğunun açık bir delilidir.Sıçrayan örümceği kim tasarlamışsa meyve sineklerinin üzerindeki şekilleri de O tasarlamıştır. Bunu şöyle bir benzetmeyle açıklayalım:
Denize güneş ışınları vurunca denizde güneş ışınlarının binlerce yansımasını görürüz.Eğer bu yansımaların kaynağını bir tek güneş olarak kabul etmezsek binlerce güneşin varlığını birbirinden bağımsız bir şekilde kabul etmek zorunda kalırız.Aynen bunun gibi Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmezsek birbirinden bağımsız binlerce tesadüflerle karşılaşacağız.Tesadüfler hem mükemmel canlılar ortaya çıkarmış oacak ayrıca tesadüfi biçimde bu canlılar diğerleriyle uyumlu olacak puzzle gibi birbirini tamamlayacak.
Halbuki buradan varılacak sonuç kainatın bir Yaratıcısı olduğudur ki bu Yaratıcı her şeyin özelliğini bilen ve bu özellikleri onlara verendir.
Yazan: a.çağlayan Tarih: September 10, 2006 4:31 PM
Bence evrim vardır.Ancak evrim bir yaratılış sürecidir.Evrim kör rastlantılarla izah edilemez.Aminoasitlerin oluşumu,proteinlerin oluşumu,DNA'nın oluşumu,ekosistemin oluşumu ve diğer canlılar var olmadan ilk canlının nasıl olup da yaşamını sürdürebildiği hiçbir akıl ve mantık yaklaşımı ile açıklanamaz.İnsan-Maymun kısmına gelinceye kadar evrimcilerin açıklaması gereken o kadar çok şey varki tarifi mümkün değil.Herşeyi bir kenara bırakalım atom-molekül-evren ve dünya gibi insanı Allah hakkında düşünmeye sevk eden bunca muciza nasıl oluştu,onu izah etsinler bakalım.
Bence evrimciler yel değirmeni ile çarpışan Don Kişot gibiler.Tanrı'nın varlığını inkar etmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar.Birçok deli saçması tesadüfü bilimsel olduğunu iddia ederek insanlara yutturmaya çalışıyorlar ama yine de bir arpa boyu kadar yol alamıyorlar.Evrimcilerin amacı insanları dinsizleştirmek ve kimliksizleştirmektir.Böylelikle kapitalizmin ve emparyalizmin tüm dünyayı sömürmesi çok daha kolay olacaktır.Kapitalizm ve emperyalizmin dünyayı sömürmek için iki ana hedefi vardır.Birincisi; Mc Donaldslar,Holywood filmleri,barlar ve pavyonlarla halkın doğal kültürünü ekarte etmek.Böylelikle onu kültürsüz ve kimliksiz salt bir tüketim zombisine dönüştürmek. İkincisi ise insanın dini inançlarını zedeleyerek insanlar arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaktır.Bu tuzağa düşmeyelim.Şeytanın oyununa gelmeyelim.
Yazan: ATILLA BOZKURT Tarih: January 7, 2007 3:35 PM
Sayın Atilla Bozkurt,
Dinsizliğin kimliksizliğe yol açacağını ve emperyalizmin sömürü politikalarını daha rahat yürütebileceğini savunuyorsunuz.Bakınız bugün emperyalizm Irak'ta din sayesinde o sömürü politikalarını gerçekleştirme çabasında ve bunu çok güzelde uyguluyor.Aynısı hem etnik açıdan hem dini açıdan ülkemizde yapmaya çalışıyor.Emperyalizmin en büyük yöntemi olan böl ve yönet yöntemi,bu yönteme uyacak her alanda etkilidir.Bunun başında din gelir.Tarihimizde bizde hıristiyanlar arası parçalanmalardan birçok kez faydalandık.Kısacası bugün emperyalizm dini bir bölme aracı olarak kullanmakta.Ayrıca ulus olma bilincini insanlara aşılamak yerine "dinin birleştirici yönünü" insanlara aşılamaya çalışmak bilinçaltında yatan veya direk olarak savunulan ümmetçilik fikrinin ta kendisidir.tabi emperyalizm din yoluyla bölmeye çalışıyor diye insanları dinsizleştirmek amacı gütmek de yanlıştır.İnanç direk olarak insanın kendisiyle alakalıdır.Laiklik çerçevesi içinde her insan inancında özgürdür.Ama bu inançlarımızın kötü yönde kullanılmasını engellemek bizlerin birer görevidir.İnsanların dini inançlarından dolayı birbirlerinden farklı olmaları veya aynı olmaları bir şeyi değiştirmez.Sonuçta o insanın kendisiyle alakalı bir şey.Yani bu konuda elbetteki insanlar arasında farklılık olacaktır.Saygılarımla...
Yazan: Ali Mete Han Tarih: February 1, 2007 12:57 AM
Sayın Atilla Bozkurt,
Evrimcilerin fikirlerini "deli saçması" olarak nitelendiriyorsunuz.Öncelikle sizi ne olursa olsun saygılı olmaya davet ediyorum ve ekliyorum...Buyurun cevaplayın...(maddeler alıntıdır.)
1)Tavukların ayaklarının üstünde tüy yoktur.Pullarla kaplıdır.Bu,tavukların reptil atalarından bir kalıntı değildir de nedir?
2)Mesele şu ki, 5 tanedir. Bu da bizi memeliler sınıfına sokar. Tüm memelilerin kol veya kol yerine geçen uzuvlarında 5 parmak veya parmak kalıntıları bulunmaktadır. Tipik 5 parmak yapısına tam uymayan canlılarda fosil kayıtlarına bakarak bu sayıdaki azalmayı gözleyebiliyoruz. (Örneğin atlarda). Fakat prensip aynı. Memelilerin 5 parmağı vardır. Bunu gerektiren doğru dürüst bir sebep olmadığı durumlarda bile. Örneğin neden balinaların yüzgeçlerinin altına gömülmüş 5 kemik uzantısı bulunur? Neden yarasaların açıkça beş uzantıyla ayrılmış kanatları bulunur? Bunların dizayn benzerliği olması mı daha iyi bir açıklamadır, yoksa tüm memelilerin ortak bir atadan gelmesi mi? Bazı memeliler bu 5 parmağın tümünü hala kullanır, bazıları birkaçından kurtulmuştur, bazıları ise hala işe yaramayanları taşımaktadır. (Örneğin yunuslar).
3)Köpeklerin ayağının arka üst kısmındaki o küçük uzantı nedir? Hiç bir işe yaramadığına göre bu parçanın varlığının sebebi nedir? Tanrı’nın gereksiz yere böyle bir uzantıyı yaratması mı daha mantıklı bir açıklamadır, yoksa bu uzvun artık işe yaramadığı için evrim sürecinde yok olmakta olan beşinci bir parmak olması mı? Nitekim, kurtların, kedilerin ve kaplanların da aynı uzvu vardır.
4)Boa yılanı, piton yılanı ve kör yılanların tümü vücutlarına gömülmüş, tamamen işe yaramaz birer bel kemiği artığına sahiptir. Aynı zamanda balinalar da. Niçin bir yaratıcı böyle yaratıkların vücuduna o yaratıklar için tamamen işe yaramaz olan ve tamamen bel kemiğinin evrimsel bir kalıntısı gibi görünen böyle kemikler koymuştur? Ayrıca piton ve boalarda pençe artığı birer kısım da bulunmaktadır.
5)İnsan bacağının alt kısmındaki "plantaris" kası maymunlarda işe yarayan birkastır. Tüm ayak parmaklarının bir anda esnemesini sağladığından ayakları kullanarak ağaçlarda daldan dala atlarken faydalıdır. İnsanlarda ise yok olmaya yüz tutmuştur. Ayak parmaklarına kadar ulaşmaz bile, "Achilles tendon"una kadar inip yok olur. İnsanlarda bu kasın bulunmasının maymunlarla bir akrabalık haricinde mantıklı bir açıklaması aklınıza geliyor mu?
6)İnsan vücudunun evrim olmadan doğru dürüst açıklanamayacak birbaşka özelliği köpek dişleridir. Üst köpek dişlerimizin kökleri diğer dişlere göre çok daha iridir. Örneğin maymunlarda bu dişlerin iriliği daha da belirgindir. Fakat bizlerde bile elinizi dişetinizde gezdirdiğinizde bu gereğinden iri kökleri farkedersiniz. Daha ilkel türlerden evrimleşme haricinde bunun daha tutarlı bir açıklaması aklınıza geliyor mu?
7)Röntgende veya bir iskelette incelendiğinde kuyruk kalıntısı gibi görünür. Günümüzde kesinlikle hiçbir işlevi yoktur ve eğer bu kemiğinizi kırarsanız büyük ihtimalle Tanrının neden böyle gereksiz ve başbelası bir organı yarattığını merak edersiniz.
8)İşe yaramayan genler:Bu genler 1994’te keşfedilmistir. Bunlar artık işe yaramayan fakat DNA ile birlikte fazlalık bir yük olarak taşınan gen artıklarıdır. Ayrıca zaman içinde değişirler. Nesilden nesile taşınırlar. Ayrıca evrimsel soyağacı çıkarmada da çok faydalıdırlar. İki organizmanın en son ortak atası birbirinden ne kadar uzaksa bu iki organizma arasındaki işe yaramayan genlerin ortaklığı da o ölçüde az olacaktır. Şempanze ile insanın işe yaramaz genleri karşılaştırıldığında farklılık çok azdır. Bir kemirgeninkiyle karşılaştırıldığında daha fazla, bir tahıl ile karşılaştırıldığında ise çok daha fazladır.
9)İnsan embriyosu, gelişme sürecinde, özellikle çok küçükken kuyruğa ve solungaç yarığına sahiptir. Tüm memeli, kuş, reptil, amfibi ve balık embriyoları da öyle. Embriyonun gelişim sürecini herhangi bir biyoloji kitabından kare kare izlerseniz, bunu kendi gözlerinizle görebilirsiniz. (Evet, Haeckel benzerlikleri vurgulamak için çizimlerinde değişiklik yapmıştır ve emriyo sürüngen ve maymun aşamalarından geçmez, ama kuyruk ve solungaç yarıklarını Haeckel icat etmedi. Onlar oradadır).
10)Çoğu kişinin ağzı yirmi yaş dişlerinin tam olarak çıkmasına izin vermeyecek kadar küçüktür. Bazılarında bu dişler hiç dişarı çıkmaz, bazılarında ise örneğin üsttekiler çıkıp alttakiler çıkmaz (ya da tersi) ve bu yüzden bu dişleri çiğneme için kullanamaz pek çok kişi. Pek çok kişide bu dişler çürümeye ve ağız problemlerine yol açmaktadır. Öyleyse, ya bu dişler evrimsel bir kalıntıdır, ya da yüce yaratıcı tuhaf bir iş yapmış ve ağzımıza bu hiçbir işe yaramayan ve sadece dert kaynağı olan fazlalık dişleri koymuştur.
11)Her insanın zaman zaman yaşadığı ani irkilmelerin veya uykudan irkilerek uyanmalarin sebebi nedir? Evrimin güzelliği böyle ilgisiz görünen konuları bile açıklayabilmesidir. Örneğin evrim biyolojisine göre bu tür irkilmeler ağaç dallarında uyuduğumuz zamanlardan kalma evrimsel bir tepkidir. Denge hissinde olan en ufak bir değişiklik veya çevredeki bir ani hareket, bizde bu ani irkilmelere sebep olmakta ve eğer uyuyorsak uyandırmaktadır. Peki yaratılışçılığın bu irkilmeler için açıklaması nedir? Daha doğrusu "Tanrının işine akıl sır ermez" sözünden başka bir açıklamaları var mıdır?
12)Yaratılışçıların cahil olanları basitce "Ara geçiş formu yoktur" deyip çıkarlar işin içinden. Konuyla ilgili daha fazla okumuş ve muazzam sayıdaki fosil bulgusunun birkaçından haberdar olan biraz daha fazla bilgi sahibi yaratılışçılar ise, kademeli geçişi gösteren örneklerde bile sadece bir noktada çizgi çekip, örneğin şu taraf insan, şu taraf maymun der çıkar işin içinden. Eğer birbaşka fosil daha bulunur ve tam bu iki bölgenin arasına denk gelirse, bunu sadece alt ya da üst gruptan birine dahil etmekle yetinirler. Gelişimin aşamaları ne kadar açıkça görünüyor olursa olsun, geçiş görmemekte direnir ve ara geçiş fosili eksiğinden yakınmaya devam ederler. A ile C arasında geçiş formu olmadığını söylerler. Bir süre sonra B bulunduğunda, bu sefer, A ile B ve B ile C arasında ara geçiş formu olmadığını söylemeye başlarlar. Ne kadar örnek getirirseniz getirin bu onları tatmin etmeye yetmez, çünkü ara geçiş formu olmadığını baştan kabul etmişlerdir. İşin komiği değişik yaratılışçı uzmanlar, örnegin insan ile maymun arasındaki çizgiyi değişik noktalarda çekmektedirler.
Çakal benzeri bir yaratığın balinaya dönüştüğü fikrini reddederler, fakat hemen ardından bilim adamları Ambulocetus, Pakicetus, Prozeuglodon ve pek çok diğerlerini çıkarır.
Kertenkeleler kanat geliştirip kuş tüyü çıkaramazlar derler, ardından Archaeopteryx bulunur. Tabi bunun sahte olduğunu iddia ederler. Ama hemen ardından Protoavis, Sinornis, Hesperornis ve Ichthyornis gelir.
Evrimcilerin tüm kara canlılarının denizden çıktığını söylemesine karşılık, nerede ara formlar diye sorarlar, karşılarına Eusthenopteron, Panderichtys ve Acanthostega getirildiğinde bunu görmezden gelirler.
İnsan ile maymun arasında geçiş yoktur derler, ardından Lucy örnek verilir (Australopithecus afarensis), fakat bunu beğenmez, başka geçiş formları sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir örnek olarak, aşamalı geçişi gösteren her örnekten sonra, o örneği bir tarafa (insan ya da maymun) dahil edip başka örnek istemeye devam ederler.
Tabi bunlar yaratılışçıların biraz daha işin içinde olanlarının yaptıkları. Yaratılışçılığa inanan pek çok kişinin bu bulgulardan haberi bile yoktur.
Yazan: Ali Mete Han Tarih: February 1, 2007 12:45 PM
700 imzaya karşın 1400 tane akademisyen de okullarda fen bilgisi ve biyoloji derslerinde yaratılış'ın da okutulması yönünde MEB talim ve terbiye kuruluna imza vermişlerdir. Ve Allah'ın izniyle yaratılış da okutuluyor artık...
Yazan: unnamed Tarih: February 7, 2007 6:52 PM
Sayın Akyol,
Açtığınız tartışmada çok derin bir kavram karmaşası olduğunu düşünüyorum. Akıllı tasarım teorisi ve yaratılış inancı arasında bir çizgi çekmeye çalıştığınızı görmekle beraber bu çizgiyi nerede çektiğinizi (veya çekip çekemediğinizi) çözmüş değilim.
Her türlü dinî içerik çıkarıldıktan sonra akıllı tasarım iddiasının bilimsel bir nitelik taşıdığını kabul ediyorum çünkü yanlışlanabilir veya bazı durumlarda doğrulanabilir önermeler içeriyor. Mesela bu dünyadaki canlı hayatın uzaylılar tarafından tasarlandığı iddiası bizzat o uzaylıların gelip bize açıklama yapması ile doğrulanabilir. Ya da birisi çıkıp da biyolojik bir sistemin evrimsel olarak ortaya çıkamayacağını iddia ederse bilim insanlarının yapması gereken o bileşenin evrimsel olarak nasıl gelişebileceğine dair akla yatkın bir model sunmaktır. Zaten bugüne kadar da yapılan budur. İndirgenemez karmaşık olduğu iddia edilen hemen her bileşen ve organ/organel için zaten pek çok ciddi evrimsel model önerisi vardır. Eğer yıllara ve onu açıklamaya çalışan bilim insanlarına inatla meydan okuyan bir sistem bulsaydık o zaman AT lehine bazı bulgular elde ettiğimizi söyleyebilirdik. Ancak böyle bir sistem bugün için bilinmemektedir. Bugüne kadar indirgenemez karmaşık olduğu iddia edilen neredeyse tüm sistemler için de uygun bir açıklama getirilmiş olması böyle bir sistemle ileride de karşılaşmayacağımıza dair güçlü bir kanıttır. Neyse, esas konumuz bu değil.
AT'nin dinî içerik çıkarıldıktan sonra bilimsel olarak ele alınabileceğini söyledik. Ancak AT'nin bu bahsettiğim hâlinden memnun kalacağınızı sanmam. Çünkü bu hâliyle AT temel olarak yaşamın uzaydan geldiği (panspermia) veya dünyadaki yaşamın zeki uzaylılar tarafından "tasarlandığı" iddiasından ayırt edilemez bir hâle geliyor. Uçan spagetti canavarını duymuşsunuzdur. O görüşün de içinden inancı yani uçan spagettiyi çıkarırsak geriye kalan "Bu dünyadaki canlıların akıllı bir canlı (veya canlılar) tarafından tasarlandığı." iddiasıdır.
Akıllı tasarım teorisini her türlü inançtan ayrılmış hâliyle ders kitaplarına koyma önerisinin altına imzamı atarım. Ancak akıllı tasarımı her türlü inançtan ayırmak demek zaten onu yaşamın uzaydan geldiği veya uzaylılar tarafından tasarlandığımız iddialarına ayırt edilemeyecek bir şekilde yaklaştırmak demektir. DNA'mızda "Rab tarafından yapılmıştır." ibaresi bulmayı beklemediğimiz sürece akıllı tasarım için sağlanabilecek yegâne kanıtlar evrimsel görüşün açıklamakta zorlandığı durumların sağladığı dolaylı kanıtlardır. Ama evrimsel görüşün açıklamakta zorlandığı durumlar (ki böyle durumların olması bir teori için kaçınılmaz bir durumdur önemli olan başta dediğim gibi inatla açıklanamayan bir parçanın olmasıdır ki böyle bir parça henüz bilinmemektedir) uçan spagetti görüşüne de dolaylı kanıt sağlamaktadır.
Özetlemek gerekirse elimizde canlıların çeşitliliğini açıklayan ve tamı tamına aynı kuvvette iki teori var. Birisi dış etkene bağlı olmadan açıklama yaptığını iddia eden evrim teorisi, diğeri "Doğada evrim vardır ama onu tasarlayan bir yaratıcıdır." diyen akıllı tasarım teorisi (tasarlayıcı veya zeki varlık yerine dinî çağrışımlar yapan yaratıcı kelimesinin seçimine dikkat! Neden "zeki varlık veya varlıklar" demiyoruz? Madem inancımızı yaptığımız işe karıştırmıyoruz, bilimseliz o hâlde sonuçlara çabuk atlamayalım). Dolayısıyla akıllı tasarım iddiası aynı olayı aynı kuvvetle açıklayan iki teoriden daha az varsayım yapanını tercih etme prensibi olan Okkam'ın usturası tarafından kesilmeye mahkum bir iddiadır. Evrim teorisi hangi tahmini yapsa, hangi buluşu gerçekleştirmeye ön ayak olsa "Tabi ki öyle olacak, Yaratıcı öyle yaratmıştır." diyecek ama kendisi yaratıcının ne düşündüğü üzerine ahkâm kesemeyecek bir teori ders kitaplarına girecekse bu gerçeğin de girmesi gerekir.
Yazan: Recai Pembegül Tarih: February 19, 2007 3:32 PM
Ali Rıza Bölükbaşı'na atfen
Kanımca, materyalist olan İslam ve Hıristiyanlık'ın ortodoks yorumlardır, dinsel inanç ve sembolleri güncel hayata, somuta, yani maddeye indirgeme çabası içinde oldukları için kaçınılmaz olarak bilimden rahatsız olurlar..
Bu arkadaşımın yaptıkları yorumlar arasında şöyle bir cümle war
Buna karşılık:
Peygamber efendimiz:
“İlim Çin’de de olsa gidip alınız”Fethul-Kebir 1/193
demiştir.Üstteki hadis-i şerif'te de görüldüğü gibi islam bilimden rahatsız değildir
Eğer bilim çarpıtılırsa İslam rahatsız olur!
"dinsel inanç ve sembolleri güncel hayata, somuta, yani maddeye indirgeme çabası içinde oldukları için"
Ayrıca metnin içindeki geçen şöyle bir cümle war..Eğer dinsel inanç ve semboller günlük hayata inmeyecekse neden ilahiyat fakülteleri kuruluyor..bir çok öğrenci okuyor,orda da bilim adamları,akademisyenler yetişiyor..toptan kapatalım o zaman onları...Din günlük hayata inmesi gerekmiyorsa kutsal kitabımızın birkaç sayfa olması gerekirdi(haşa)
Din sadece oruç tutmak için ve camide namaz kılmak için mi wardır?İslam demek güzel ahlak demektir.İslam'ı güncel hayata indirmezsek sonra gazetelerde sapıkça insanları,insanları öldüren canileri ayplamamız,vah vah toplumda insanlık ahlak kalmış demememiz lazım!
Bence sizin bu gibi konuları akletmeniz için beyninizin birazcık daha evrimleşmesi gerekiyor bence :)
Yazan: lagrima Tarih: February 20, 2007 4:05 PM
Şu Charles Darwin/Çarls Darvin denen şahıs ve maddeci/metaryelist felsefeciler, savundukları teze acaba kendileri ne derece inanıyor?Darwin amatör bir doğa bilimcidir.Türlerin Kökeni adlı kitabı, yaratılışı yani bir yaratıcının olduğunu yani Allah'ın varlığımı ve Alla'ın san'atını redd ediyor.Bu kitabı 1 numaralı delil ve gerçekleri açıklıyan bir eser olarak görenler,Allah'ın rahmetinden uzaktır ve gadab-ı ilahiye mustehakktırlar. Her şeyin en iyisini en doğrusunu Allah'ın bildiğine can-ı gönülden inanırım.
Allah-u a`lem.
Yazan: faik durmaz Tarih: March 11, 2007 9:01 PM
Açıklamanız çok bilimsel.Hayran kaldım doğrusu!
Yazan: Ali Mete Han Tarih: March 16, 2007 9:20 PM
İşin bir de matematiksel kısmına bakacak olursak bir maymunun 29 harfli bir daktilonunbaşına geçip de muz yazma olasılığı 1\29.29.29 dur.Dolayısıyla insan gibi akıllı, olayları mantığında yoğuran,çevresini sorgulayan bir varlığın maymundan gelme düşüncesi bana çok ters geliyor.
Yazan: tuğçe Tarih: April 8, 2007 8:45 PM
Tugce hanima haftalik biyoloji journallerini takip etmesini tavsiye ediyorum. Ikincisi, uygulanan olasilik hesaplari olgularin gercek halleri ile alakasiz. Bu sikca basvurulan bir yontem fakat karsiligi yok. Ornegin bir molekuler dizini alip, onu en temel parcalarina ayirip sonrada zar atarak birlestirmeye calismak, tume varamadiginizda da "aa bak olmuyormus, yanliis" demek pek komik dogrusu.
Mustafa bey,
demissiniz de, bu fikirlerin bilimsel surecler ile uretildigini mi soylemeye calisiyorsunuz?? Bilim zaten bu aciklamalari yadsidigi icin bugun var. Yani yenip yenmeme bu acidan baglam disi.
Onun aksine, evrim teorisinin, artik olgu olarak kabul edilen evrimin mekanizmalarini aciklamaya calisan bir "bilimsel" teori oldugunu temel bilimsel olcutleri baz alarak gosterilebiliriz.
Biyoloji dersinin de bilimsellik kaygisi var ise, zannedersem o 700 akademisyenin basvurusunda bir tutarsizlik yok. Ortacag zihniyetiyle hareket etmiyorlar yani.
Yazan: barissevim Tarih: August 30, 2007 10:59 PM
Değişik zamanlarda gördüğüm Darvinistlerin bir kaç yanılgısından bahsetmek istiyorum:
1-) Yönlendirilmis evrimi yönlendirilmemiş evrim için delil olarak kullanmaya çalışırlar. Örnek Dawkins'in Weasel programı.
Genetik algoritmalarda bir problemin çözümüne uygun döller sonraki iterasyonlarda kullanıldığı için yani çözüme uygun bir seçilim fonksiyonu kullanıldığı için algoritma belli bir çözüme doğru odaklanır(converges). Bu seçilim fonksiyonunun doğal seleksiyona karşılık geldiği iddia edilir. Fakat aslında algoritmada ölüm hadisesi(doğal seleksiyon) hiç yoktur. Bu sonuç açısından çok kritiktir. Çünkü ölümü devreye soktuğumuz zaman izlenecek yolların sayısı azalacağı için çözüme giden yolların bir çoğunu da yok etmiş oluruz. Bu anlamlı bir sonuca ulaşma ihtimalini azaltacaktır.Yani ölümü devreye soktuğumuzda seçilim fonksiyonu öyle rahat bir şekilde çözüme yakınsayamayacaktır. Bu da istenilen sonuca büyük bir ihtimalle ulaşmamızı engelleyecektir. Seçilim fonksiyonu ve ölüm farklı şeylerdir. Evrimi modellediğini söyleyen bir algoritmada sadece ölüm olmalıdır. Ölüm fonksiyonu tanımlanmalıdır, seçilim fonksiyonu değil. Ölmeyenlerle yola devam edilmelidir çözüme uygun olanlarla değil. Sonuç nereye çıkarsa artık? İlla ki bir çözüme ihtiyaç varsa daha gerçekci bir evrim simülasyonu için doğal seleksiyon(ölüm) ve Seçilim fonksiyonu bir arada kullanılırsa biraz daha evrime yaklaşmış oluruz. Ama bu seçilim fonksiyonu her zaman gerçek evrim sürecinden bizi uzaklaştıracaktır. Çünkü seçilim fonksiyonu, bir çözüme doğru yakınsama eğiliminde olacaktır.
Bir hedefe ulaşmak istediğimizde doğal seleksiyon ihtimali düşürür. seçilim fonksiyonu ihtimali yükseltir. Bir örnekle ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım:
Örneğimizde sadece nokta mutasyonları kullanarak-bir iterasyonda 1 nokta mutasyon olsun- 0000 diziliminden 1011 dizilimini elde etme ihtimalini hesaplayalım. Hedef
• Doğal seleksiyon ve seçilim fonksiyonu yokken : 3/4x2/4x1/4=3/32
• Doğal seleksiyon varken. 0100 ve 0001 diziliminin ölümcül olduğunu varsaydığımızda : 1/2x2/4x1/4 = 1/16=2/32
• Dawkins'in weasel örneğindeki gibi bir seçilim fonksiyonu kullanan GA ile: 3/4x2/3x1/2 = 1/4=8/32
Gördüğümüz gibi en düşük ihtimal doğal seleksiyon ile olmaktadır. Seçilim fonksiyonu ile yönlendirme olmazsa ihtimal 3/32'dir.
Genetik algoritmalar evrime delil olamazlar. Çünkü gerçekte evrimsel bir süreci modellemiyorlar. Dawkins'in Weasel program örneği için söylenecek çok şey var fakat susmak bazen daha güzel.
2-) İhtimal hesaplarının yanlış olduğunu pompalarlar.
Yapılan hesaplar hesabı basit tutmak için basit varsayımlara dayanırlar. Fakat, bu durum onların ifade etmeye çalıştığı gerçeğin yanlış olduğu anlamına gelmez. Mesela, protein hesaplarında moleküllerin bir takım özellikleri olası dizilimlerin sayısını azaltabilir. Tıpkı alfabedeki harflerden oluşturulan kelime sayısının harflerin bazı özelliklerinden dolayı azalması gibi. 25-30 harften üretebileceğimiz nerdeyse sonsuz sayıda kelime vardır. Fakat, genelde kelime oluşturuken 2'den fazla sesli veya sesiz harf bir araya gelmez. Fakat bu durum olası kelime sayısını azaltsa bile çok çok çok fazla olacağı gerçeğini değiştirmez, ve de sadece çok azının işimize yaradığı gerçeğini.
3-) Olması zor ihtimallerin zaten her zaman olduğunu söylerler.
Mesela 100 kere yazı/tura denemesi yapsak herhangi bir dizilim elde ederiz. Halbuki bu dizilimin elde edilme ihtimali çok küçüktü. Ama gerçekleşmiştir.
Aslında bu örnekte imkansız bir olay değil, olması kesin olan bir olay gerçekleşmiştir. Böyle bir amaca yönelik yapılan bir deneyde herhangi bir dizilimin elde edilmeme ihtimali zaten yok. Burda süreç basittir(birisi 100 kere bir amaca yönelik olarak yazı tura denemesi yapıyor) ve belli bir dizilim yerine herhangi bir dizilim elde edilmiştir. İhtimal hesapları süreci gözönünde bulundurduğumuzda daha anlamlı olacaktır.
İki parçadan oluşan bir sistem düşünelim. Bu parçalardan birisi herhangi bir dizilimin oluşması gibi kendiliğinden oluşabildiğini varsayalım (mesela herhangi bir protein dizilimi). Aslında bu bir varsayımdır. Gerçekte bu parçanın(protein) oluşması yazı/tura deneyi gibi basit bir sürece dayalı değildir. Aminoasitler doğada oluşabilir mi? Olsa bile aminoasitleri biraraya getirecek ve protein oluşturmalarını sağlayacak diğer şartları bir araya getirecek bir süreç gereklidir. İki parçadan(altsistem) oluşan sistemimizde parçalardan birisinin hazır olduğunu varsaydık. Peki anlamlı bir iş yapan bu sistemin diğer parçası nasıl olacak? Bu ikinci parça, işin yapılabilmesi açısından ilk parçayla uyumlu olmalıdır. Yani herhangi bir dizilim değil artık belli bir dizilimin oluşması gereklidir. İşte düşük olasılık burda devreye girer. İki parçalı bu sistemimizin iş görmesi için başka gereksinimlerin de karşılanması gerekmektedir. Bu iki parça nasıl haberleşecektir? Bu haberleşme mekanizması da kendiliğinden oluşmalıdır. Herhangi bir haberleşme mesajı taşıyan parça işimizi görmez. Bu parça da işimize yara nitelikte özel bir yapıda olmalı. Yani olması gereken yeni bir düşük olasılık daha. Peki bu düşük olasılıkların hepsininde gerçekleşme(aynı anda olması şart değil) ihtimali ne olacaktır? Burda değerlendirme herhangi bir sistem için yapılmıştır. Herhangi bir sistemde dahi ister istemez bir hedef ortaya çıkmaktadır. Belli bir hedefin ihtimal hesabını yapmak(örneğin, belli bir protein dizilimi) evrimcilerin iddia ettiği gibi her zaman anlamsız bir işlem değildir. Hatta canlıların kendiliğinden oluşup oluşamayacağını ve evrimsel bir sürecin yaşanıp yaşanmadığını anlamak açısından değerli bir araçtır.
Ama belli bir amaca yönelik işlem yapıp(yazı/tura örneği, genetik algoritmalar v.s) da ondan sonra amaca ulaştıktan sonra hani imkansız demek oldukça uyanıkça bir davranış. Genetik algoritmada sonuca uygun seçimler yapıldığı için algoritma aranılan çözüme doğru -seçilim fonksiyonun nasıl belirlendiğine bağlı olarak- yakınsayabilir(converges). Genetik algoritmaları daha fazla irdelemek gerek. Şimdilik bu kadar yeter. Yazı/Tura deneyini bir önceki paragrafda zaten inceledik.
4-) Bu ihtimal hesaplarının hiç bir anlamı olmadığını söylerler.
Bakınız yukarısı.
Yazan: Uluğ Tarih: August 31, 2007 6:36 PM
Akyol demiş ki;
"Ama bir Yaratıcı'nın varlığı fikrine, hiç bir dini kaynağa dayanmaksızın, sadece evren ve canlılar hakkında akıl yürütülerek de varılabilir. Bu akıl yürütmenin en önemli unsuru ise "tasarım tespiti"dir."
Dini kaynağa dayanmaksızın tasarım tespiti yapılabilir deniyor. Oysa ki, dini kaynakların kendisi bu tespiti zaten yapıyor. Kuran'da çevredeki güzelliklerin bir yaratıcının varlığına dair bir delil olabileceği birçok yerde vurgulanıyor. Dolayısıyla tasarım tespiti ister istemez dinsel kökenli olmak durumundadır. Farklı olan şey yalnızca bu "tespitin" daha incelikli olmasıdır. Örneğin, mikroskop yardımıyla bakteri kamçısının incelenmesi gibi. Tasarıma dayalı kanıt aslında çok eskiden beri tanrının ya da tanrıların varlığı için öne sürülüyordu. Oysa ki, canlı organizmaları açıklamak için doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisi yeni bir fikirdir ve bir tasarımcıya gerek duymaz. Böylece açıklanmaya muhtaç bir fenomeni (canlı varlıkların kökeni) yine açıklanmaya muhtaç bir fenomenle (tasarımcı) açıklama tehlikesinden kaçınmış olur.
Sayın Akyol yazısının bir yerinde şöyle bir şeyi iddia ediyor: "Akıllı Tasarım teorisi "evrim" kavramıyla da çelişmiyor; sadece evrimin kör mekanizmalarla işlediğini savunan Darwinizm'le çatışıyor." Dediğine göre aslında evrim teorisiyle akıllı tasarım hipotezi arasındaki en önemli (belki de tek) fark evrimsel sürecin belirli bir plana göre işlediği. Bu planı yaratan da tasarımcı tabiki. Bu durumda evrim teorisiyle akıllı tasarım hipotezi arasında sadece "felsefi" üzeyde bir ayrım vardır (felsefede evrime tanrının yön verdiği iddiası hileci tanrı hipotezi olarak geçiyor). Gerçi Akyol'un ifadesi çok net bir ifade değil; ama yine de böyle bir çıkarım çok da yanlış olmayacaktır.
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: October 4, 2007 12:38 AM
benim kıllı tasarım ile ilgili anlayamadığım şey
temelde tüm canlıların evrim teorisi gibi tek bir türden geldiği ama bu değişimi doğa üstü bir varlık tarafından yapıldığı mı söyleniyor yoksa
canlıların bir yaratıcı tarafından var edilidği mi söylenmek isteniyor
Yazan: Anonymous Tarih: October 14, 2007 3:12 AM
Selamın aleyküm
Bilimci ateistler diyor ki rastgele oluyor herşey...
Bir şans faktörüne bağlıyorlar.
O halde kendi dayandıkları bilimi reddediyorlar... Çünkü bilimde şans değil bilinen söz konusundur...
*** İŞTE ATEİZMİN ÇÖKÜŞÜ ***
Artık dua etmeye başlasınlar...
ibrahim
Yazan: ibrahim Tarih: November 7, 2007 5:13 PM
(not:evrimi bu haliyle içimize sindiremeyiz,doldurulacak çok boşlığu var.fakat bunun yerine koyacağımız başka bir şey yok,hele allah asla 2 nedeni var.
1)-tanrı ve allah kavramlarının bilimin konusu içine girmemesi.yani yaradılış teorisi gibi sosyo-politik bir teoriyi bunun içine sokmak bilimin sonudur.
2)dindarlar açısındanda tanrının varlığını bilimselliğe dayandırmak tanrının meşruluğunu ortadan kaldırır.yüce şeyler kendinden yola çıktığı takdirde yücedir,nedinini eğer altkümelerinden almaya kalkarsa meşruluğunu yitirir.buna kant kendinde neden diyor.
sonuç:islami bilimcilik 21. yüzyılda müslümanların tesellisi olacak.
Yazan: celal güzin Tarih: April 5, 2008 12:40 PM
Celal Beyin söylemlerine bir Akıllı Tasarımcı olarak katılıyorum.Elbette biraz farklı bir perspektiften..
1-Yaratılışçılık maalesef sosyo politik bir durumdur.Fakat aynı şekilde bilimsel girdinin felsefi bir amaça (ateizme) hizmet etmesi için zorlanan evrimsel patikalarda o denli sosyo politik bir kirliliktir.Hatta nesneliği kaybettiğinden yaratılışcılığa alternatif başka bir din olmuştur.Yaratılışcılıktan bir nesnellik beklemek saflık olur fakat bilim adına bu yapılıyorsa , bu yapılan bilimin harikiri seronomisi haline dönüşür. Kanıtların bizi nereye götürdüğüne bakmak daha doğrusudur.Bilimin amacı ilk nedeni kanıtlamak değil var olanın işleyişini kavrayabilmektir yada insan aklın için kavranabilir kılmaktır.
2- Bu söylemede şu şekilde katılıyorum.İman gaybadır yani bir formül yaklaşımına dayanması kendisi ile çelişir.Aslına bakarsanız tamda zıt kutbu ile ateistlerin kibrine benzer doğayı zeki olanlar kavrayabilenler dogmalardan kurtulur ve hür olur.Bu evrimsel olarak seçilmiş zeki kitlenin dinidir. Eğer formüle dayansaydı dinin bundan bir farkı kalmazdı. Gerçektende buna ihtiyaç yoktur.Evren akla iman kalbe hitap eder.İnsanı yanlış yerde arıyoruz. (Dark City filmi son sahnesi birden gözümün önüne geldi) ikisinin kullandığı enntrümanlar oldukça farklıdır. Fakat bakmakla görmek arasındaki farka benzer bir farkla bilim referans noktası oluşturmak için değil sanki kendi referanslarımızı kutsamak için kullanılmaktadır.Tehlikeli olanda budur.Bunu heriki tarafta alenen yapmaktadır. Aynı noktadan birimiz varlığı Rabba diğerimizi mutlak bir hiçliğe bağlayabilir. Ortak tek nokta ikisininde inanç olarak kalacağıdır.Bunları destekleyecek maddesel kanıtlar herikisi içinde vardır.Çünkü mutlak cevap insan aklının yeterlilik kapasitesinin üzerindedir.Evreni anlamakta hala dedektifçilik oynadığımızın farkında olmalıyız.
3- Tasarım argümanının (yada imanın) bir evrimsel avantajıda vardır. Hayatın bir amaçı olması bir evrenseliğe dayanmasıdır.(daha katlanabilinir ve uğrunda amaçsal bir bilinçli fedakarlık sağlar-Kurtuluş savaşımız gibi) Oysa hiçliğin nihilist bir kısırdöngüsü vardır.Sonu kendinide red etmektir.Kavramsal bir karadelik...
Sonuç; Evrende siyah-beyaz bir gerçeklik yoktur. Tavşan deliğe (Alicele yada Alicesiz) girmişse çıkmasınıda ummaya gerek yoktur. ...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 6, 2008 12:15 AM
SAYIN MUSTAFA AKYOL VE ONUN ŞAHSINDA TÜM İNSANLIĞA SESLENİYORUM.AŞAĞIDAKİ YAZIMI ''BİR KURAN MUCİZESİ AVCISININ SIRF MEŞHUR OLMAK İÇİN,ZORLAMA VE KEYFİ YORUMLARA DAYANDIRDIĞI İDDİALAR''OLDUĞU YÖNÜNDE OLUŞABİLECEK BİR ÖNYARGIYA KAPILMADAN SONUNA KADAR MUTLAKA OKUYUNUZ.İDDİALARIMIN HEPSİ AKLA,MANTIĞA VE BİLİME DAYANMAKTADIR.VE KURAN-I KERİM'İN ALLAH KELAMI OLDUĞUNU DAHA ÖNCE HİÇBİR YERDE DUYMADIĞINIZ KANITLARLA İSPATLAMAKTADIR.İDDİA EDİYORUM,DAHA ÖNCE KURAN MUCİZESİ OLARAK GÖSTERİLEN HİÇBİR KANIT YAZIMDAKİ KANITLAR KADAR AKLA VE BİLİME UYGUN OLAMAZ VE KESİN İSPAT SAYILAMAZ.AYRICA YAZIMIN TARSUS 4.NOTER TARAFINDAN 24 NİSAN 2008 TARİHİNDE TASDİKİ DE YAPTIRILMIŞTIR.KESİNLİKLE HİÇBİR MADDİ ÇIKAR PEŞİNDE DE DEĞİLİM.BEN BU YAZIMDAKİ KANITLARA BAŞKA BİR KONU ÜZERİNDE ARAŞTIRMA YAPARKEN TESADÜFEN KARŞILAŞTIM VE KONUYU DERİNLEMESİNE ARAŞTIRDIKÇA HERŞEYİN BULMACANIN PARÇALARI GİBİ YERLİ YERİNE OTURDUĞUNU GÖRDÜM.İSTEYEN HERKES BU FİKİRLERİMİ EĞER DOĞRU BULUYORLARSA HER PLATFORMDA DİLE GETİREBİLİR VE SAVUNABİLİR.HATTA BAŞTA SAYIN AKYOL OLMAK ÜZERE HERKESTEN BU YAZIMDAKİ BULGULARIN DİĞER İNSANLARA VE DÜNYA KAMUOYUNA ANLATILMASINI (SADECE KAYNAK OLARAK ŞAHSIM GÖSTERİLMEK ŞARTIYLA) ÖZELLİKLE RİCA EDİYORUM.
BİLİMİN IŞIĞINDA
EVRENİN VE DÜNYANIN OLUŞUMUYLA İLGİLİ BİLİNMEYEN KUR'AN MUCİZELERİ
Evrenimizin oluşumunu açıklayan bilimsel kaynaklardan bazı alıntılar yaparak konuya girmek daha yerinde olacaktır.
Big Bang ya da Büyük Patlama, evrenin yaklaşık 14 milyar yıl önce çok yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan bir bilimsel teoridir.
1)Büyük patlamadan sonra evren radyasyondan yayılan çok sıcak gazla dolmuştur. İlk önce gaz, temel parçacıklardan meydana gelmişti: Önce kuarklar oluştu ve bunlar bir araya gelerek protonları ve nötronları meydana getirdi; daha sonra da elektronlar ortaya çıktı. Büyük patlamadan 300.000 yıl sonra, sıcaklık 3000 °K'ye(2726,85 santigrad) düşünce bu parçacıklar birleştiler ve atomlar oluştu.
2)Yaygın bilimsel görüşe göre Big Bang ' den sonra, henüz madde oluşmamışken, patlamanın ortaya çıkardığı ışın parçacıkları serbest elektronlarla etrafa yayılıyordu. Tahminlere göre patlamadan yaklaşık 300.000 yıl sonra bu elektronların bir araya gelmesiyle madde oluştu.
Evrenin ısısı sonraki 10 dakika içinde, 10 milyar dereceye düşüyor. Bu sürede çekirdeksel kuvvetlerin etkisiyle iki Nötron ile iki Proton birleşip ilk atom çekirdeği olan Helyum çekirdeğini oluşturuyor.
Bu ilk dakikalardan sonra evren artık bayağı soğumuştur. Bunun sonucu çekirdeksel kuvvetlerin etkinliği bitiyor. Evrenin o sıradaki bileşimi %75 Hidrojen, %25 Helyum çekirdeğinden oluşuyor. Sonraki 300.000 yıl boyunca hiçbir değişim meydana gelmiyor..
Bu süre sonunda sıcaklık 3.000 derecenin altına düşünce, elektromanyetik kuvvet sahneye çıkıyor. Elektronları mevcut çekirdeklerin çevresinde yörüngeye sokarak ilk Hidrojen ve Helyum atomlarını yaratıyor. Böylece serbest elektronların ortadan çekilmeye başlaması evreni saydamlaştırıyor.
3)Büyük patlamadan 10 dakika sonra
İlk atom çekirdekleri olan Hidrojen ve Helyum çekirdeği oluşur:
1 proton + 1 Nötron = Hidrojen çekirdeği (evrenin %75’i)
2 Proton + 2 Nötron = Helyum çekirdeği (evrenin %25’
300.000 yıl boyunca dinlenme dönemi
(sıcaklık 3.000 derecenin altına düşer)
Elektromanyetik kuvvetler devreye girer,
elektronlar çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilir
ilk Hidrojen ve Helyum Atomları oluşur
Evren saydamlaştığı için, Fotonlar serbestçe yayılmaya başlar
4) Büyük Patlamanın hemen ardından, Evren, atomların oluşabilmesi için fazla sıcaktı, ilk atomlar, Evrenin ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra meydana gelmeye başladı.
5) Bu büyük patlamadan 300,000 yıl sonra yani bundan aşağı yukarı 13,5 milyar yıl önce evrenin ilk görülebilir halinin fotografı çekildi. 1992 yılında NASA’nın COBE uydusunun çektiği bu fotoğrafın astrofizikçilerin hesaplarına tam uyumlu olduğu gözüktü.
Şimdi bu bilgiler ışığında Kur'an-ı Kerim'de evrenin oluşumuyla ilgili hangi işaretler bulunduğuna geçebiliriz.
1)Dikkat ederseniz ilk atomların ve dolayısıyla maddenin oluşum sürecinde belli bir süre göze çarpıyor:''300,000 yıl''.Büyük patlamadan 300,000 yıl sonra elektromanyetik kuvvetlerin devreye girmesiyle elektronların çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilerek atomların yani maddenin oluştuğu bu konuyla ilgili benim incelediğim bilimsel kaynakların tümünde vurgulanmıştır.Peki bu 300,000 yıl ile ilgili Kur'an da ne gibi bir işaret vardır?
Bunun açıklamasını yapabilmek için ilk önce şu ayetlere dikkat çekmek gerekir. Furkân Suresi 59.ayet Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden (ona hükmeden) Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.
Me’âric Suresi 4.ayet: Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Kuran-ı Kerim'deki toplam yedi ayette evrenin yaratılmasıyla ilgili belli bir süreden sözediliyor: ''altı gün''
Mearic suresi 4.ayette ise bize zamanın akışı ile ilgili kozmik bir ölçü veriliyor:1 gün=50,000 yıl .Kur'anda Allah katında bir günün insanlar için ''bin yıl'' gibi olduğuna dair ayetler de vardır.Fakat bu ayetlerde zamanın izafiliği ve Allah için zamanın akışının farkını vurgulamak için bizim de günlük dilde kullandığımız ''binyıl'' gibi genel bir örnekseme kullanılıyor.Ayrıca içinde ''binyıl''ın geçtiği bu ayetlerde ''sizin sayageldiklerinizden''ya da ''sizin saymakta olduğunuz yıllardan'' denilerek de özel bir duruma dikkat çekiliyor.Çünkü onların sayageldiği yıllar Kameri takvime göre saydıkları yıllardır.Kur'anın indirildiği zamanlarda kullanılan Kameri takvime göre bir yılın süresi Miladi takvime göre 11 gün eksiktir ve Miladi takvime göre de farklı zaman dilimlerini ifade eder.Bu durum Miladi takvim dışındaki diğer takvim sistemleri (Çin ve Maya takvimleri gibi) için de geçerlidir.Hatta o zamanlar kullanılan Miladi takvim bile gerçekte tam olarak Dünyanın Güneş çevresindeki dönüş süresini karşılamaz.Bu yüzden ellibin yılın geçtiği Mearic 4.ayette ise ''sizin sayageldiklerinizden'' sözü ''özellikle'' kullanılmıyor.Bilimin keşfetmiş olduğu,evrenin yani maddenin oluşumuyla ilgili hesaplanan sürede (300,000 yıl) Ay'ın hareketleri değil, Dünya'nın Güneş çevresindeki dönüş süresi birim (1 yıl) olarak alınmıştır.Kuran'daki 50,000 yıllık sürede de zaman dilimi olarak sayılagelen ve süresi bilinen yıllardan değil,o zamanlar için farazi sayılacak bir sürenin yani Dünya'nın Güneş çevresindeki dönüş süresinin esas alındığını görürüz ve diğer takvim sistemlerine göre yapılacak hesaplamalar bugün keşfedilmiş olan 300,000 yıl sonucuna götürmez.Ellibin yıldan oluşan birgün için de ''sizin sayageldiklerinizden'' denseydi bu ellibin yıl Miladi Takvime göre daha az bir zamanı ifade edeceği için 300,000 yıldan çıkarak beklediğimiz sonucu yani 6 günü bulamazdık. ''Miktar olarak ''sözüyle miktar aynı zamanda ''ölçü'' anlamına da geldiği için belli bir ölçüye ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresine dikkat çekiliyor.Bu açıklamalarımda neden ‘’binyıl’’ geçen ayetlerin değil ‘’ellibin ‘’yılın geçtiği Mearic Suresi 4. ayetin esas alınması gerektiğini anlatmaya çalıştım.
Şimdi basit bir matematik hesabıyla Kuran'da birçok kez bahsi geçen ''6 günde yaratmanın'' sırrını çözebiliriz; 300,000 yıl /50,000 yıl=6 gün
Kur'anda kozmik bir ölçü olarak 1 Gün=50,000 yıl süresinin gösterildiğinin çok az bilindiğini sandığım bir kanıtı daha vardır.Astronomi ile ilgili incelediğim bir kaynakta aynen şöyle bir bölüm okudum:''Güneş sisteminin oluşumu şu basamaklardan oluşmaktadır:Yıldızlarası gaz ve/veya tozdan oluşan bir bulut kendi çekimsel gücü sonucunda içeriye doğru büzülmeye başlıyor. Bu büzülmeyi başlatan olay bu bulutun yakınında meydana gelen bir Süpernova patlaması sonucu ortaya çıkan şok dalgaları ile gerçekleşebilir.Bulut çökmeye başladıktan sonra bulut ısınır ve merkezi bölgeye basınç uygular. Tozun buharlaşmasını sağlayacak kadar bir ısınma meydana gelebilir. Bu ilk büzülme evresinin ''100,000 yıl'' kadar süreceği düşünülmektedir'' Bu bilgiler ışığında bir de Kur'andaki şu ayetlere bakalım:(Elmalılı Hamdi Yazır meali)Fussilet Suresi 9.ayet: De ki: Gerçekten siz, ''yeri iki günde yaratanı'' inkar edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.Fussilet suresi 11. Ayet: ‘’Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin dedi. Her ikisi de: İsteyerek geldik dediler.’’ 12 ayet:''Böylece Allah onları ''iki günde'' yedi gök olmak üzere ''yerine koydu''. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.'' Görüldüğü gibi bilimsel kaynakta yıldızlararası gaz ve/veya tozdan oluşan bulut'' şeklinde tanımlanan şey ayette ''duman halinde bulunan gök olarak tasvir edilmiştir. Daha önce saydamlaşmış halde bulunan evrende daha sonra bazı yerlerde yoğunlaşma olarak, güneş sistemi gibi yıldız sistemlerini oluşturacak olan gaz ve toz bulutları oluşmuştur.Sonra da bu gaz ve toz bulutları büzülerek güneş sisteminin ilk şekillerini oluşturmuştur. Bu büzülmeler yerin ve yedi kat göğün ayette belirtildiği gibi ''yerine konduğu'', uzayda yerlerinin belirlenerek oluştuğu durumu ifade ediyor. Uzayda asılı duran toz bulutlarından yıldızlar ve gezegenler gibi gökcisimleri oluşuyor. Daha uzayda yerküre diye bir şey yokken bu olay sonucunda yeryuvarlağı kendini gösteriyor ve bir gökcismi halini alıyor.Dikkati çekmesi gereken asıl şey ayette iki gün olarak belirtilen sürenin,bilimsel kaynaklarda büzülmenin oluştuğu süreç için 100,000 yıl olarak verilmesidir. Sonuç olarak 2 günX50,000=100,000 yılı veriyor. Ayrıca Fussilet Suresi 9. ayette de ''yerin de iki günde ''yaratıldığından bahsediliyor.Bu konuda başka bir kaynaktaki alıntıdan bahsetmem gerekir:’’ Dünyanın oluşumu;5-6milyar yıl önce yıldızlar arası toz bulutlarından oluşmuş dünya, oluşumunun ilk evrelerinde gevşek bir yapı göstermiştir. Dünyanın büyüklüğü bugünkünden daha fazla idi... artan yoğunlukla bu büyük küre gittikçe büzülmeye ve küçülmeye başladı...büyüyen basınç ile kütle konglomeraları halinde bulunan radyoaktif elementler parçalandı ve sıcaklık yükseldi.. Bu ısınma iç tarafın akıcı bir hal almasına ve maddelerin ağırlıklarına göre içten dışa doğru dizilmesine neden oldu... Böylece nikel ve demir gibi ağır metaller merkeze, hafif metaller ve bileşikler ise kabuk şeklinde dışa yığıldı...(100 bin yıl sürdüğü düşünülüyor)’’Görüldüğü üzere hem güneş sistemi hem yerkürenin oluşumu için aynı süre yani 100,000 yıl tahmin ediliyor. Tabi bu bunların aynı anda yaratıldığı anlamına gelmiyor.Oluşma sürelerinin aynı süreye denk geldiği anlaşılmalıdır.Diğer bir bilimsel kaynakta ise şöyle bir bölüm vardır:’’ Yer’in oluşumu ile Samanyolu’nun oluşumu,aynı esaslara ve büyük bir ihitimalle de aynı zaman dilimine rastlanmaktadır.Bu konudaki ilk teori ünlü Franız gök bilimci Laplace (Laplaş;1749-1827) tarafından 1796 yılında ileri sürülmüştür.Teori’i ilme,Nebula kuramı diye geçmiştir.’’Güneş sistemi gibi gökcisimlerinin gaz ve toz bulutundan yoğunlaşıp büzülerek oluştuğu 2 günX50,000 yıl=100,000 yıl süresi dünyamızın da güneş sistemine dahil bir gökcismi olduğunu düşünürsek, ikisi içinde aynı sürenin verilmesi de aynı şekilde mucizevi bir durumdur.Kaynakta büzülmeyi başlatan olay olarak Süpernova patlamasının şok dalgaları gösteriliyor.Fakat bu Süpernovalar oluşmadan önceki durumu açıklayamaz yani mutlaka bir yerde Allah'ın kudretinin devreye girdiğini gösterir. Mearic 4.ayetin sonunda ''bunu bir bilene sor'' denilerek 50,00 yıl ile ilgili olarak bu mucizevi sırrın anlaşılabilmesi için çok özel bilgilere sahip olunması yani evrenin ilk anından itibaren 300,000 yıl sonrasıyla ilgili bilgilere ulaşılabilmesi gerektiğine işaret ediliyor sanki.
Bu konuda üzerinde durulması gereken bir olay daha var.Altı günde yaratmanın geçtiği hiçbir ayette yıldızlar,dünya ve aydan bahsedilse bile,bunlar altı günde yaratmanın içine dahil edilmez.Hep ''yer ve gökler ve de bu ikisi arasındakiler''şeklinde genel olarak maddeyi tasvir edecek şekilde bir tarif yapılır.Çünkü bu 300,000 yıllık süreç içinde henüz yıldız,galaksi ve gezegen gibi gök cisimleri oluşmamıştır.Bunların temel yapı taşları olan atomlar yani henüz şekil almamış olan madde oluşmaya başlamıştır.Zaten altı günde yaratmanın geçtiği ayetlerin birinde örneğin yıldızların ya da dünyanın da bu altı günde yaratıldığından bahsetseydi bu bir çelişki oluştururdu. Yer ve gökler ve ikisi arasındakiler sözüyle genel olarak maddenin tümünü kapsayan yani yerde ve gökte gördüğümüz bütün maddelerin temel yapı taşı olan atomların yaratıldığı kastedilerek böyle bir tanımlama yapılıyor.Yaratılan bu ilk evrendeki hidrojen ve helyum atomları daha sonra oluşacak olan yıldızlardaki çok yüksek sıcaklıklarda oluşan reaksiyonlar sonucunda diğer elementleri oluşturacaktır.Hatta burada ''ikisi arasındakiler''sözüyle, astrofizikçilerin ''karanlık madde'' olarak tanımladıkları, galaksileri oluşturan yıldızların uzaya dağılmalarını önlediği iddia edilen madde benzeri varlığın da kastedildiği düşünülebilir.(Milyarlarca yıldızdan oluşan galaksiler çok büyük hızla sarmal bir şekilde dönerler.Bunun oluşturduğu merkez kaç kuvveti,galaksiyi oluşturan yıldızların toplam kütlesinden çok daha fazladır.Bu yüzden gök bilimciler galaksilerin uzaya dağılmalarını önleyen,bilinen maddenin dışında madde benzeri bir varlığın olması gerektiğini savunuyorlar.Bu varlığı da kesin olarak tanımlayamadıkları için ''karanlık madde'' olarak isimlendirirler.)Henüz galaksiler yoktur ama karanlık madde vardır.Tam olarak madde özelliği göstermedikleri için ''arada kalan''bir formdur.Aynı zamanda bu daha sonra tüm gökcisimlerinin arasındaki boşlukları da dolduracağı için ''yer ve gökler arasındakiler''şeklindeki tasvirin de yerinde olduğunu gösterir.Fussilet suresi 12. ayette''en yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk'' derken en yakın gök olarak, yıldızlarını görebildiğimiz Samanyolu galaksimiz, onun uzaya dağılıp yokolmasını önleyen ve koruyan olarak da az önce sözünü ettiğim karanlık madde yani ''yer ve gökler arasındakiler'' kastediliyor olmalı.
2) Hûd Suresi 7.ayet '' O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır.''
Bu ayette ''Arşı su üzerinde iken''seklinde dikkat çekici ve ilginç bir söz var.Burada sözü geçen ''su'' nedir? Yukarıda anlattıklarımızın ışığında 300,000 yıllık süreç içinde su molekülü henüz oluşmamıştır ve de o kadar yüksek sıcaklıkta bildiğimiz sıvı şekliyle su var olamaz denilebilir.İşte tam bu anda yukarıda da bahsettiğim bilimsel bulgulardan olan ''evrenin saydamlaşması'' olayı ile ayette bahsi geçen ''su'' arasında ister istemez bir çağrışım meydana geliyor.Daha sonra yaptığım araştırmalar sonucunda ise ayetin Arapçasında ''su'' anlamına gelen ''ma'' kelimesİnin değil ''su renginde'' anlamına gelen ''mai' kelimesi kullanıldığını belirledim.Ayette geçen ''Arşı su üzerinde iken'' sözü evrenin 300,000 yıllık dönem sonunda saydamlaştığı yani ışığı geçirgen bir hale geldiği gerçeğine mi işaret ediyor?.Arş kelimesiyle evrenden daha yüksek bir mertebe kastediliyor ve o zamanki saydamlaşan evrene yukarıdan bakan kişi onu suya bakan kişinin gördüğü saydamlıkta görecektir.
Bugüne kadar bu ayetteki ''ma-i''kelimesi doğrudan su olarak anlaşılmış,gerçek anlamı olan ''ma-i'' yani ''su renginde olan'' veya ''su gibi olan'' anlamı göz ardı edildiği ve meallerde de bu şekilde yazıldığı için inananlar için bile anlaşılması ve kabul edilmesi zor bir durum ortaya çıkarmıştır.İnançsızlar için ise Kurana ve onun kaynağı olan Allah'a olan inanca karşı bir koz olarak değerlendirilmiştir. Ama ayetin başındaki '' O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için'' sözü sanki bu duruma işaret ediyormuş gibi duruyor. Bu konuda üzerinde durulması gereken başka bir ayet daha vardır. Enbiyâ Suresi 30.ayet : '' İnkar edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı? Bu ayetteki su kelimesi de aslında ma-i şeklin de geçiyor.''Su renginde'' ''su gibi olan'' anlamı katıyor ve saydamlaşan evren kastediliyor.Ayetin başında göklerle yer bitişik iken ayrıldığı sözü ile Büyük Patlamanın (Bing Bang) kastedildiği zaten bilinen bir Kuran mucizesidir.Burada Büyük Patlamadan bahsedilmesinin hemen ardından her canlının sudan yaratıldığı belirtilmesi patlamadan sonra saydamlaşan evrenin kastedildiği anlamına gelir.Fakat ''her canlı şeyi sudan yarattık'' sözü bugüne kadar yanlış değerlendirilmiştir.Her canlı şeyin bildiğimiz anlamıyla sudan yaratıldığı anlamı çıkarılmıştır.''Sadece sudan canlılık ortaya çıkamaz'' diye bazı kesimlerden itirazlar da gelmiştir.Aslında bu ayette saydam şekilde görülen evrenin içerdiği maddelere dikkatinizi çekmek gerekir.O dönemde evrende yaklaşık olarak yüzde 75 Hidrojen ve yüzde 25 Helyum atomu bulunmaktadır.Canlılığın oluşması için gerekli olan iki temel unsur olan su ve karbon,bu karışımın içerisinde zaten bulunmaktadır.Şöyle ki ;üç helyum çekirdeği birleşerek karbon atomunu,dört helyum çekirdeği ise birleşip oksijen atomunu oluşturur.(Tabi bunların oluşumunu sağlayacak kimyasal tepkimeler daha sonra yıldızların verdiği yüksek ısıyla meydana gelebilecektir) Bu durumda su renginde saydam olan evrenin içerdiği maddelerin içinde hidrojen ve oksijenden dolayı su molekülünün (H20) temel parçalarının ve de karbonun bulunduğunu görüyoruz.Canlıların yapısında yaklaşık yüzde 18 oranında karbon,yüzde 80 oranında da su bulunduğu bugün bilinen bir gerçektir.Evrenin oluşmaya başlamasında yani büyük patlamadan 300,000 yıl sonra oluşan ve saydamlaşan evrenin içerdiği maddelerin canlılığın temel yapı taşlarını içerdiğini ve ayetin buna dikkat çektiğini anlayabiliriz.
3)Evrenimizin oluşumunu açıklayan Büyük Patlama (Big Bang) teorisinin en önemli kanıtı olan ve büyük patlamadan bugüne kadar geldiği savunulan ''kozmik fon radyasyonu'' denen bir olay keşfedilmişti.Bu keşiften bahseden bir kaynakta şöyle bir yorum vardır.
'' Fakat bu keşif ortaya çözülmesi gereken bir de bilmece çıkardı. Fon radyasyonu, büyük patlamadan 300.000 yil sonra gazın son derece homojen olduğunu göstermektedir. Gazın içinde büyük topaklar ve delikler olsaydı, bunlar radyasyonun gökyüzündeki dağılımında sıcak ve soğuk bölgeler olarak gözükecekti. Öte yandan bugün çok topaklıdır. Kümeler, ince uzun gruplar halinde toplanan galaksiler ve bunların aralarında boşluklar vardı. Bu büyük yapıların orijinal gazin içindeki topaklardan çıkmış olması gerekmektedir. Tıpkı sütün topaklanarak peynire dönüşmesi gibi''
Şimdi burada, daha sonra oluşacak olan galaksilerin ön şekilleri olan topaklanmaların sıcak gazın için de var olmaları gerektiğine fakat 300,000 bin yıllık süreç içinde son derece homojen bir yapıda olduğu ve de bunun sebebinin anlaşılamadığına dikkat çekiliyor.Sanki sonradan belirli bir müdahele olmuş gibidir.Burada Kur'an daki şu ayet akla geliyor. Yûnus Suresi 3.ayet ''Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır.''
4)Yukarıdaki alıntı yaptığım kaynaklarda bahsettiğim 300,000 yıllık dönem evrendeki değişimler için bir ''dinlenme dönemi'' olarak nitelendiriliyor.
''300.000 yıl boyunca dinlenme dönemi
(sıcaklık 3.000 derecenin altına düşer)
Elektromanyetik kuvvetler devreye girer,
elektronlar çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilir
ilk Hidrojen ve Helyum Atomları oluşur''
'' Bu ilk dakikalardan sonra evren artık bayağı soğumuştur. Bunun sonucu çekirdeksel kuvvetlerin etkinliği bitiyor. Evrenin o sıradaki bileşimi %75 Hidrojen, %25 Helyum çekirdeğinden oluşuyor. Sonraki 300.000 yıl boyunca hiçbir değişim meydana gelmiyor.''
Yani bu 300,000 yıllık süreç içinde evren soğumaya bırakılmış ve bu sürecin son bölümünde yeterince soğuyunca da elektromanyetik kuvvetler devreye girerek kendiliğinden elektronlar çekirdeklerin etrafına dizilip atomları oluşturmuştur.Şimdi bu konudaki ''dinlenme dönemi''ve elektronların kendiliğinden çekirdeğin etrafına dizilmeleri gibi nitelendirmeler şu ayeti anımsatıyor:Kâf Suresi 38.ayet: Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. ''Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.'' Yorumu tamamen size kalmış.
5)Kuran’da sembolik olarak sözedilen bir günün ellibin yıla eşit olduğuna ilişkin olarak ilginç bulabileceğiniz bir tahminimden sözetmek istiyorum;
Bir alıntı:
‘’UZAYDA ŞEKER
Bilim adamları yıldızlar arası bir moleküler bulutta sofra şekerinin moleküler kuzeni olan glikolaldehit’ i keşfettiler
Karbon, oksijen ve azottan oluşmuş, sekiz atomlu bir molekül olan glikolaldehit diğer moleküllerle birleşerek riboz ve glikoz gibi daha karmaşık şekerleri oluşturabilir. Riboz, RNA ve DNA gibi nükleik asitlein temel yapıtaşıdır, glikoz ise en basit şeker monomerlerinden biridir. Glikolaldehit, metil format ve asetik asitle aynı atomları içerir fakat değişik dizilişte. Metil format ve asetik asit de daha önce yıldızlar arası toz bulutlarında bulunmuşlardı. Bilim adamlarına göre glikolaldehit basitçe sofra şekerinin moleküler kuzenidir.
Şeker molekülü, galaksimizin merkezine yakın, bizden 26 000 ışık yılı uzakta (bir ışık yılı ışığın bir yılda katettiği yoldur ve yaklaşık olarak 36 trilyon kilometreye eşittir) çok büyük boyutlardaki gaz ve toz bulutunda tespit edildi. Bu toz bulutları- ki çoğu zaman birkaç ışık yılı büyüklüğündedirler- yeni yıldızların oluşumu için temel madde kaynaklarıdır. Fakat Dünya’ ya kıyasla çok daha seyrek olan bu bulutlar, milyonlarca yıl süren karmaşık kimyasal reaksiyonların meydana geldiği bölgelerdir. Bu tür bulutlarda şimidye kadar 120’ ye yakın farklı molekül keşfedildi. Bu moleküllerin çoğunluğu küçük sayıda atom içerirler.’’
‘’Basit bir şeker (veya monosakkarit) olan glukoz (veya glikoz veya glükoz) yaşam için en önemli karbonhidratlardan biridir. Hücreler onu bir enerji kaynağı ve metabolik reaksiyonlarda bir ara ürün olarak kullanırlar. Glukoz fotosentezin ana ürünlerinden biridir ve hücresel solunum onunla başlar.’’
Yukarıda ki alıntıda yıldızlararası molekül bulutlarında canlılar için en temel gıda olan şeker türevlerinden biri olan Glikolaldehit bulunduğunun keşfinden ve şimdiye kadar 120’ye yakın molekülün bu bulutlarda varolduğunun bilindiğinden söz ediliyor.Bu moleküller canlıların temel yapı taşlarını oluşturan ya da gıda maddelerinin temelini oluşturan moleküllerdir.
Başka bir alıntı ise şöyle:
‘’Dev hidrojen gazı bulutları Dünya çevresine gelirse, kitlesel yokoluşlara ve 200 milyon yıl sürebilecek kartopu buzlanmalarına yol açabilecek. Dünya için bir başka tehlike de, Samanyolunun sarmal kollarında kümelenmiş yoğun hidrojen gazı bulutlarıdır. Colorado Üniversitesinden Alex Pavlov ve meslektaşları dev moleküler bulut adıyla bilinen bu tür bir bulutla karşılaşmanın kitlesel yok oluşlara yol açabileceğine, bu durumda kartopu buzlanmanın bile söz konusu olabileceğine inanıyorlar. Atmosferik bir iklim modelinden yola çıkan Pavlov ve arkadaşları en yoğun bulutların Dünya atmosferini tozla doldurabilecek güçte olduğunu, güneş ışığını engelleyerek gezegeni bir buzul çağına sürükleyebileceğini ortaya koydular. Atmosfer genelde güneş rüzgarlarının yarattığı baskıyla kozmik tozlardan korunur. Ancak Pavlov yoğunluğu yüksek bir bulutun bu rüzgarın etkisini yok edebileceğine ve gezegenimizin böylesi bir bulutun içinden geçmesi için gerekli olan 200,000 yıllık süre boyunca iklimin hızla soğuyacağına inanıyor.
‘’Gelişmiş Uzay Bilimleri Merkezinden John Lindsay aydan alınan toprak örneklerinin Dünyanın moleküler bulutlar arasından geçtiği görüşünü desteklediğine inanıyor.’’
‘’ İlk başlarda dünyanın hidrojen, su buharı, amonyak, metan ve hidrojen sülfitten oluştuğu düşünülüyor. Laboratuvarda böyle bir gaz karışımına dışardan enerji verildiğinde bir süre sonra kahverengi bir bulamaç elde ediliyor.’’
Yukarıdaki alıntıda ise Pavlov adlı gökbilimcinin dünyamızın geçirdiği buzul çağlarını araştırırken, bu soğumaların, dünyanın Samanyolu galaksimizin sarmal kollarının arasında bulunan yukarıdaki alıntıda da bahsettiğim dev molekül bulutunun içinden geçmesi bu geçiş sırasında atmosferin tozla dolup güneş ışığını geçirememesinden kaynaklandığından bahsediliyor ‘Yukarıdaki paragrafta da belirtildiği gibi dünyada ilk başlarda hidrojen,su buharı,amonyak,metan ve hidrojen sülfit molekülleri var.Sadece bunlardan canlılığın çeşitlenmesi ve gıda maddelerinin oluşabilmesi mümkün görünmüyor. Sonuç olarak dünyamız bu bahsi geçen dev molekül bulutunun içinden geçmiştir ve bugün dünyamızdaki gıda maddelerini oluşturan moleküllerin çok büyük bir bölümünü bu buluttan almıştır.Dünya kendi çevresinde dönerek bu gıda denizi diyebileceğimiz bulutun içinden geçtiği için de her tarafına eşit olarak dağılmıştır.Ayrıca bu moleküller donduğu için bir çeşit dondurulmuş gıda özelliğini aldığını da söyleyebiliriz.
Burada asıl dikkatinizi çekmek istediğim konu bu dev molekül bulutundan geçişin’’ 200,000 yıl’ sürmesidir. Fussilet suresi 10.ayet:’’ O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam ‘dört günde’ isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti’’ Tahmin edeceğiniz üzere 4 gün x 50,000 yıl=200,000 yıl
Ne büyük ‘tesadüf’ değil mi’? Ama mucize tesadüfler bununla da bitmiyor.Bir de şu bilgiye dikkatinizi çekmek istiyorum;
“Dünya genellikle kozmik ışınlardan manyetik alanı sayesinde korunuyor. Ancak manyetik alanın çok daha güçsüz olduğu tersinme dönemiyle bulutun geçtiği dönemin çakışması durumunda kozmik ışınlar içeriye akabilir. Pavlov manyetik alanda her 200,000 yılda bir tersinme olduğuna ve bulutla çarpışması sonucunda yaşanan etkinin bir milyon yıl kadar sürdüğüne dikkat çekiyor ve bu mantıktan yola çıkarak çoğu çarpışmaların en az bir tersinme dönemine denk düştüğü sonucuna varıyor.’’
Yukarıdaki alıntıda dünyanın moleküler bulutun içinden geçmesi için gerekli olan 200,000 yıllık sürenin yanı sıra, yerkürenin manyetik kutuplarında her 200,000 yılda bir tersinme (kuzey manyetik kutbuyla güney manyetik kutbunun yer değiştirmesi) olduğundan söz ediliyor.Kozmik ışınların,ancak, manyetik alanın daha güçsüz olduğu tersinme dönemiyle molekül bulutundan geçilen dönemin çakışması durumunda içeriye yani yerküreye akabileceği üzerinde duruluyor.Tabi burada kozmik ışınlardan bahsediliyor fakat kozmik moleküllerin de (bunlar gıdaların hammaddesini oluşturan moleküllerdir) yerküreye akışı için manyetik kalkan görevi gören manyetik alanın zayıflamış olması gerekir.İşte bu yüzden yerkürenin molekül bulutuna girişiyle,dünyanın manyetik alanındaki tersinmenin aynı ana denk gelip çakışması gerekiyor.Yüce Allah’ın Kur’an da neden (Fussilet Suresi 10.ayet)’’ tam dört günde’’ diyerek zamanlamayı vurguladığını tahmin ettiniz değil mi?
Son olarak, dikkatimi çeken başka bir konudan bahsetmek istiyorum.Yukarıda ki UZAYDA ŞEKER başlıklı alıntı yaptığım yazıda şöyle bir cümle geçiyor: “Bu şeker molekülünün yeni yıldızların oluştuğu bir gaz bulutunda bulunması, hayatın oluşumunda rol oynayan öncü kimyasal moleküllerinin böyle bulutlarda bulunması, gezegenlerin yıldızlar çevresinde oluşmadan çok önce oluştukları anlamına gelir” diyor NASA’ nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’ nde çalışan Jan Hollis.’’ Yani bu açıklamadan gezegenimiz olan dünyanın da Güneşten ve de galaksimizdeki diğer yıldızlardan önce oluşmuş olması gerektiği sonucunu da çıkarabiliriz.Kuran’da Fussilet suresi 9,10,11 ve 12. Ayetlerde de ilk önce yerkürenin yaratılmasından bahsedilmesinin ardından “sonra duman halinde olan göğe yöneldi’’ denilerek, galaksimizdeki diğer yıldızların dünyamızdan sonra oluştuğu görüşüyle paralellik gösterdiğine de dikkatinizi çekmek isterim.
Sonuç olarak anlatmak istediğimin özü, ALLAH kelamı olan Kuran-ı Kerim’de Kehf
Suresinin ilk iki ayetinde şöyle dile getiriliyor;
1. Hamd olsun Allah'a ki kulu (Muhammed'e), Kitab 'ı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2. Onu dosdoğru (bir Kitab)olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları)uyarmak ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelemek için.
Ayrıca Kehf Suresinde öyle bir ayet vardır ki,sanki günümüzde de bir izdüşüm oluşturmaktadır.
12.ayet:’’ Sonra da iki guruptan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.’’
Burada bahsedilen gruplardan biri evrenin oluşumuyla ilgili olarak bilim adamlarının bilimsel çalışmalar sonucu ulaştıkları sonuç (yani 300,000 yıl),diğer grup ise Kuran ayetlerinden yola çıkılarak ulaşılabilecek sonuçtur.
VE ŞİMDİ HANGİSİNİN SÜREYİ DAHA İYİ HESAP ETTİĞİNİ GÖRELİM DİYE
UYANDIRILDIK…
NOT:YUKARIDA OKUDUĞUNUZ İDDİALAR KARŞISINDA,BİLİMİN VERİLERİNDEN BAŞKA BİR OLGUYA DEĞER VERİLEMEYECEĞİNİ SÖYLEYEN BAZI KİŞİLERİN,KURAN-I KERİM DEKİ BU MUCİZELERİN BİLİMSEL VERİLERLE DE DESTEKLENDİĞİNİ GÖRÜNCE , BU SEFER DE SÖZKONUSU VERİLERİN GÜVENİLİR OLMAYABİLECEĞİNDEN SÖZEDECEKLERİNİ TAHMİN EDİYORUM…AYRICA YUKARIDA SÖZÜNÜ ETTİĞİM 300,000 YIL,100,000 YIL VE 200,000 YILLIK SÜRELERİN NET VE KESİN DEĞERLERİ DEĞİL YAKLAŞIK TAHMİNİ DEĞERLERİ İFADE ETTİĞİ DE İDDİA EDİLEBİLİR.FAKAT YÜCE ALLAH DA ZATEN KURANDA BU SÜRELERİ 50,000 YILLIK GÜNLERDEN OLUŞAN ALTI GÜN,İKİ GÜN VE DÖRT GÜN ŞEKLİNDE,YAKLAŞIK DEĞERLERİ DE İÇEREBİLECEK BİÇİMDE BELİRTMİŞTİR.PEK TABİKİ YÜCE ALLAH’IN TAM OLARAK 300,000 YIL ,100,000 YIL VE 200,000 YILDA YARATMAYA DA GÜCÜNÜN YETECEĞİ SÜPHESİZDİR…
YUKARIDAKİ YAZIMDA GEÇEN BİLİMSEL KAYNAKLARDAN YAPTIĞIM ALINTILAR TAMAMEN İNTERNET ORTAMINDAN ALINMIŞTIR.İNTERNET ARAMA MOTORUNA BU ALINTILARIN BİR KISMI YAZILARAK ARAMA YAPILMASI HALİNDE KOLAYLIKLA BU KAYNAKLARA ULAŞILABİLİR.
YUKARIDAKİ YAZIMDA TEMEL ALDIĞIM BİLGİLERDE YA DA YORUMLARIMDA ORTAYA ÇIKABİLECEK YANLIŞLIKLAR YALNIZCA BU BİLGİLERİN YANLIŞLIĞINI YA DA BU BİLGİLERİ VEYA KURAN AYETLERİNİ YORUMLAMA ŞEKLİMİN YANLIŞLIĞINI GÖSTERİR.ASLA ALLAH KELAMI OLAN KURAN-I KERİM’DEKİ BİLGİLERİN YANLIŞ OLDUĞU ŞEKLİNDE YORUMLANMAMALIDIR.YUKARIDA ANLATTIKLARIM ŞAHSİ DÜŞÜNCE VE GÖRÜŞLERİMDEN İBARETTİR. ŞÜPHESİZ Kİ, HERŞEYİN DOĞRUSUNU ANCAK YÜCE ALLAH BİLİR.
AVUKAT
TARIK TAŞPINAR
1972-TARSUS DOĞUMLU YAZIMA İKİ KONUDA EKLEME YAPMAK İSTİYORUM.
1-NEDEN ‘BİNYIL’IN GEÇTİĞİ BİRGÜNLERİN DEĞİL DE ELLİBİN YILIN GEÇTİĞİ AYETİN ESAS ALINMASI GEREKTİĞİ HUSUSUNDA ŞÖYLE BİR AÇIKLAMA DA GETİRİLEBİLİR: BİN YILIN GEÇTİĞİ AYETLERDE DAHA ÖNCE DE DEĞİNDİĞİM GİBİ ‘’SİZİN SAYAGELDİKLERİNİZDEN’’ YA DA ‘SİZİN SAYMAKTA OLDUKLARINIZDAN’ SIFATLERI KULLANILDIĞI İÇİN ,BU YILLAR ,KURANIN MUHATABI OLAN TOPLUMA VE O TOPLUMUN KULLANDIĞI TAKVİM SİSTEMİNE GÖRE DEĞİŞECEĞİ İÇİN YANİ ZAMANA VE YERE GÖRE DEĞİŞKEN BİR ZAMAN DİLİMİNİ İFADE EDECEĞİNDEN DOLAYI KURAN’DA SEMBOLİK GÜNLER OLAN ‘ALTI GÜN’,İKİ GÜN VE DÖRT GÜNÜN HESABINDA ÖLÇÜ OLARAK ALINAMAZLAR.AKSİ TAKTİRDE YAPILACAK HESAPLAMALARDA ZAMANA VE YERE VE DE TOPLUMA GÖRE FAKLI BİR EVRENİN VE YERKÜRENİN YARATILMA YADA GIDALARIN TAKDİR EDİLMESİ SÜRESİ ORTAYA ÇIKACAKTIR.
2.DÖRT GÜNDE GIDALARIN TAKDİR EDİLMESİYLE İLGİLİ OLARAK ŞU AÇIKLAMAYI DA YAPMA GEREĞİ DUYUYORUM:DÖRT GÜN YANİ 200,000 YILDA MOLEKÜL BULUTUNUN İÇİNDEN DÜNYANIN GEÇMESİ İLE BİRLİKTE DÜNYADA CANLILIĞIN ÇEŞİTLENMESİ VE MİKTARI VE AYNI ZAMANDA BU CANLILARIN BESLENEBİLECEĞİ GIDALARIN ÇEŞİTLİLİĞİ VE MİKTARININ ARTMASI İÇİN YETERLİ BİR MOLEKÜL ZENGİNLİĞİ OLUŞMUŞTUR.VE BU ZENGİNLİK BİYOLOJİ VE JEOLOJİ BİLİMİNDE 545 MİLYON YIL ÖNCE OLDUĞU KABUL EDİLEN ‘KAMBRİYEN PATLAMASI’DENİLEN OLAYIN SEBEBİNİ OLUŞTURMUŞ OLABİLİR.KAMBRİYEN PATLAMASI:BİTKİ VE HAYVAN ÇEŞİTLERİNİN ANİ VE HIZLI BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKMASI SONUCUNU DOĞURMUŞTUR.KAMBRİYEN DÖNEMDEN ÖNCE YERYÜZÜNDE SADECE ÇEĞUNLUĞU TEK HÜCRELİ OLAN ÇOK DAHA BASİT YAŞAM FORMLARI BULUNUYORDU.YÜCE ALLAH ÖNCE MOLEKÜL ZENGİNLİĞİNİ SAĞLAYARAK CANLIRIN TEMEL YAPI TAŞLARINI VE GIDALARINI TAKDİR ETMİŞ ,SONRA DA ONLARI N DEVAMLILIĞINI SAĞLAYACAK ŞEKİLDE BİTKİLERİ , HAYVANLARI VE DİĞER CANLI TÜRLERİNİ YARATMIŞTIR.
SAYGILARMLA…
AVUKAT
TARIK TAŞPINAR E-MAİL:mehtap.tarik@hotmail.com
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 11, 2008 1:08 AM
AVUKAT BEY;
İnsan eğer bir dakikayı 120 saniye, bir saati 120 dakika, bir günü 48 saat bir ayı 60 gün kabul etseydi o zaman nahsettiğini bir gün hala bin yıl mı kalacaktı...
...yoksa Allah buna göre ince bir ayar mı yapacaktı.
Hurafesiz bir gün geçmeyecek mi?
Bir güncük...
Yazan: hubbez Tarih: May 11, 2008 10:56 AM
Sayın Hubbez benim yukarıdaki yazımda bahsettiğim sürelerde yalnızca gün ve yıl var.Gün olarak bahsettiğim 6 gün,4 gün ve 2 günün 50 bin yıllık dönemleri içeren sembolik günlerdir.Bunu nereden çıkardın diye sorarsanız yazımın tamamını okumadan önyargılı olarak yorum yaptığınız kanaatına varırım. AYRICA İNSANOĞLUNUN BİR GÜNÜN İÇİNDEKİ SANİYEYİ,DAKİKAYI YA DA SAATİ YAHUT BİR AYIN GÜN SAYISINI DEĞİŞTİRMESİ YANİ BAŞKA ŞEKİLDE ADLANDIRMASI OBJEKTİF OLARAK DÜNYANIN KENDİ ÇEVRESİNDE VE GÜNEŞ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞ SÜRESİNİ DEĞİŞTİRECEKMİYDİ.KALDI Kİ SİZ BİNYILDAN BAHSEDİYORSUNUZ.EĞER YAZIMI ÖNYARGISIZ OLARAK DİKKATLİCE OKUMUŞ OLSAYDINIZ BENİM ZATEN BİNYILIN GEÇTİĞİ AYETLERİN DEĞİL(Kİ ONLARDA SİZİN SAYAGELDİĞİNİZ YILLARDAN DİYE BAHSEDİLİYOR.YANİ O AYETLERDE ÖNEMLİ OLAN DÜNYANIN GÜNEŞ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜ DEĞİL.SADECE ALLAH İÇİN ZAMANIN AKIŞININ FARKINI VURGULAMAK İÇİN SÖYLENİYOR) SEMBOLİK GÜNLERİN 50 BİN YILLIK BİR DÖNEMİN İŞARET EDİLDİĞİ AYETİN ESAS ALINMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADIĞIMI GÖRÜRDÜNÜZ.YUKARIDAKİ YAZIMDA BELİTTİĞİM BULGULARIN YANİ 300 BİN YIL,100 BİN YIL VE 200 BİNYIL HEPSİ BÜYÜK ŞANS ESERİMİ BENİM İDDİALARIMA UYUYOR.BİLİM EVRENİN 300 BİN YIL SONUNDA SAYDAMLAŞTIĞINDAN BAHSEDİYOR; KURAN DA ARŞI (MAİ)SU RENGİNDE (SAYDAM) OLANIN ÜZERİNDEYKEN EVRENİ OLUŞTURAN ATOMLARIN YARATILDIĞINA İŞARET EDİLİYOR.YANİ BUNLARIN HEPSİ ÇOK ŞANSLI BİR TESADÜFMÜ? EĞER ÖYLEYSE KURAN DÜNYANIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN ŞANSLI KİTABI VE HZ.MUHAMMED DE SİZİN GÖRÜŞÜNÜZE GÖRE EN ŞANSLI İNSANI .HER DEDİĞİ TUTUYOR.HURAFE DEMEDEN ÖNCE YAZIMI ÖNYARGISIZ BİR ŞEKİLDE TEKRAR OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM.
Yazan: Tarık TAŞPINAR Tarih: May 11, 2008 2:56 PM
@Hubbez: biraz zor dostum :)
Hayat nasil olsa, ne bicimde islese, herzaman bir amac vardir denilecek zaten! Anlayamadim hic su amac isini. Ebola virusunun konagina iskence cektirerek oldurmesi nasil bir amac mesela. Yada savaslar, kitliklar, birden tonlarca canlinin yeryuzunden silinmesi, el-ele dolasan sevgililer, zihinsel øzurlu olarak doganlar,dogmadan olen bebekler, gunesdeki patlamalar, hicbir sekilde bizi etkileyemiyecek 5 milyar isik yili uzakligindaki bir gunesde tepkimeye giren bir minik bir hidrojen atomu (adi joe olsun), ... Hayat bir sekilde isliyor, bizde bunu daha fazla anlamaya calisiyoruz. Da, bunlar akilli ve ustun bir gucun eseridir dedirtecek hicbir somut verimiz yok, gerek de duymadik simdiye kadar boyle bir aciklamaya. Hele buralardan torbanin ucunu delip (show basliyor), ceza ve ødul dagitan, insanciklarla iletisim kurup islerine karisan, din indiren, yeri gelince degistiren, version update yapan, kimi insanlara kizan, kimilerinin isini kolaylastirma gayretinde olan bir tanriya vs.vs...gibi bir yere varmak baya baya zor bir is, bunlar nasil biraraya gelip tutarli bir butun olusturuyor gercekten anlamak zor. Copy-paste ile anlayamiyorum. Temel bilimsel bulgu ve yasalari yanlis anlayip "fikir" uretenler de hic ikna edici degil.Tamam, bu sefer kendim kasindim, yapistirin kilobaytlarca "copy-paste" metni suratima :)
Yazan: fuatogl Tarih: May 11, 2008 7:41 PM
SAYIN HUBBEZ;
BEN YAZIMDA ASIL OLARAK 50 BİN YILDAN OLUŞAN DEVİRLERİN BİR GÜNÜ OLUŞTURDUĞUNU İDDİA EDİYORUM.YANİ KURAN'DA BAHSEDİLEN EVRENİN VE YERKÜRENİN OLUŞUMUYLA İLGİLİ SURELERDE BAHSEDİLEN SEMBOLİK GÜNLER (Kİ YEVM KELİMESİ GÜN ANLAMINA GELDİĞİ GİBİ 'DEVİR' ANLAMONA DA GELİR)50 BİN YILDAN OLUŞAN DEVİRLER YADA GÜNLERDİR.BEN ÖLÇÜ OLRAK 'YIL'I ALIYORUM.VE BU YIL DA DÜNYANIN GÜNEŞ ÇEVRESİNDEKİ BİR DÖNÜŞÜ İÇİNDE GEÇEN ZAMANI İFADE EDER.DİĞER BİR DEYİŞLE DÜNYANIN 50 BİN KEZ GÜNEŞ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNÜN SÜRESİDİR.DİKKAT ETSEYDİNİZ BEN DAKİKALARI YADA SAATLERİ TEMEL ALMADIĞIMI, DÜNYANIN GÜNEŞ ÇEVRESİNDEKİ BİR TURUNU TEMEL ALDIĞIMI GÖRÜRDÜNÜZ.SAATLERİN ,GÜNLERİN YA DA AYLARIN ŞİMDİKİNDEN FARKLI ZAMAN DİLİMLERİNE BÖLÜNMESİ YA DA BAŞKA TÜRLÜ ADLANDIRILMASI YUKARIDA ANLATTIĞIM SEBEBTEN DOLAYI HİÇ BİR İDDİAMI ÇÜRÜTMÜŞ OLMAZ.ASIL SİZİN İDDİANIZ ÇOK MANTIKSIZDIR.ŞÖYLE Kİ;SİZ ŞU ANDA TÜM İNSANLARIN KULLANDIĞI ZAMAN ÜLÇÜLERİ VE BUNLARIN BÖLÜMLERİ NİN VE BUNLARI İFADE EDİŞ ŞEKLİNİN ÇOK BÜYÜK BİR ŞANS ESERİ ZAMAN DİLİMLERİYLE İLGİLİ OLARAK YÜCE ALLAH'IN KURAN'DA KULLANDIĞI TERMİNOLOJİYLE VE VE ÖLÇÜLERLE UYUŞTUĞUNU,EĞER BİZ ÇOK BÜYÜK BİR ŞANS ESERİ BU ÖLÇÜLERİ VE İFADE ŞEKLİNİ KULLANMAMIŞ OLSAYDIK KURANDAKİ ÖLÇÜ VE İFADELERLE BÖYLESİ MUCİZEVİ BİR UYUŞMANIN OLAMAYACAĞINI SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİZİ ANLIYORUM YORUMUNUZDAN.'DEMEK Kİ NE KADAR ŞANSLI BİR KİTAPKİ BU KURAN,YAŞAMDA KARŞILAŞTIĞIMIZ HER ŞEY ONA UYUYOR' SONUCUNA VARILABİLİR YORUMUNUZDAN.ŞİMDİ SİZİN İDDİANIZ MI YOKSA BENİM İDDİALARIM MI 'HURAFE' TEKRAR BİR DÜŞÜNÜN.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 12, 2008 10:54 AM
Ben zaman birimleri ile ilgili olarak bir tespitte bulundum ve tespitim nedenli yazdıklarınızı hurafeden öte göremiyorum.
Allah ile Kuran ve siz şans eseri aynı zaman birimlerini kullanmış olmanız da bu düşüncemi değiştirmekte etken olabilememekte.
Üzgünüm.
Yazan: hubbez Tarih: May 13, 2008 11:31 AM
@Hubbez,
Bu numara oyunlari, kelimeleri birlestirip, oradan carpik uce bolmeler icin yabancilar "retro-fitting" der. Turkce karsiligi tam olarak nedir bilemiyorum. Bilindik bir yontem, o kadar cok yazi ve metin arasinda dolasip isimize gelenleri birlestirip, aha bilimde 300bin in anlami su deyip "muthis sonuclara" varilir. 300 degil de 500 olsa, bu sefer kuranda 10 gecen yeri bulup, 50.000 carpi 10 der isin icinden cikarsin tereyagindan kil ceker gibi. Opsiyon cok, kozmolojide, plank zamandan asama asama, yil yil, onbin onbin, milyon milyon yil, degisik degisik suruyle asama var. Bul kurandan numaralari sayilari keyfine gore birlestir al sana mucize!
Ataturk ve 19 mucizesi gibi birsey :)
Ama isin ilginc tarafi, bu kadar "acik" mucizelere ragmen, once bir bilimin bulmasi gerekiyor, ne hikmetse bilim bulmadan birisi "madde buyuk patlamadan itibaren 300 bin yil icersinde su asamaya geldi..." gibi birsey iddia edemiyor. Once bulunur, sonra "retro-fitting" ile sekil semal verilip mucizeler koleksiyonuna eklenir. Bizlerde inkarci oluruz tabii :)
Yazan: fuatogl Tarih: May 14, 2008 12:22 AM
SEVGİLİ HUBBEZ VE FUATOGL KARDEŞLERİM,
BEN YAZIMDA RAKAMLARI GELİŞİ GÜZEL YA DA İŞİME GELDİĞİ GİBİ BULMUYORUM.50 BİN YILDAN OLUŞAN GÜNLERİ(DEVİRLERİ)MEARİC SURESİ 4.AYETTEN ÇIKARIYORUM.DİĞER İKİ GÜN ,DÖRT GÜN VE ALTI GÜNÜN HEPSİ YAZIMDA BELİRTTİĞİM AYETLERDE VAR.BÜYÜK PATLAMADAN İTİBAREN 300 BİN YIL SONRA EVRENDE ATOMLAR OLUŞTU VE IŞIĞI GEÇİRGEN HALE GELİP SAYDAMLAŞTI DİYE SADECE BENİM İDDİA ETTİĞİM GİBİ GARİP VE KOMİK BİR TAVRINIZ VAR.YAZIMI VE İDDİALARIMI ELEŞTİRİRKEN SADECE AKIL MANTIK VE BİLİME UYMAYAN BİR ŞEY VARSA ONU DELİLLERİYLE BİRLİKTE İLERİ SÜRMELİSİNİZ.YOKSA GENEL VE İÇİ BOŞ İFADELERLE LAF KALABALIĞINA GETİRİP KEŞFETTİĞİM MUCİZELERİN ÜZERİNİ ÖRTEMEZSİNİZ.BENİM YAZIMI BİR KEZ OLSUN DİKKATLİCE VE ANLAYARAK OKUYANLAR NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYACAKLARDIR.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 14, 2008 11:42 AM
SAYIN FUATOGL SİZ KURANDAKİ BİLGİLERİ BİLİM ONAYLADIĞI ZAMAN BİLE BUNUN KELİME YA DA RAKAM OYUNU OLDUĞUNU SÖYLEYİP İŞİN İÇİNDEN ÇIKIYORSUNUZ.BİR DE BİLİMDEKİ BULGULARDAN ÖNCE KURANDAKİ AYETLERDEN YOLA ÇIKARAK BİR ŞEY SÖYLESEK BİLİMDE BÖYLE BİR ŞEY YOK SAÇMALAMAYIN DEYİP KESTİRİP ATARDINIZ.TEKRAR SÖYLÜYORUM AYETLERDEKİ HANGİ RAKAMA VEYA BİLİMİN HANGİ BULGUSUNA İTİRAZ EDİYORSANIZ NET BİR ŞEKİLDE SÖYLEYİN.ÖRNEĞİN BEN AYETTEKİ 50 BİN YILI 2 GÜN İLE ÇARPARKEN BU İKİ GÜN İÇİN HERHANGİ BİR AYETTEKİ 2 Yİ (MESELA İKİ ADAMDAN BAHSEDEN AYETTEKİ İKİYİ)ALMIYOROM.DOĞRUDAN YERKÜRENİN İKİ GÜNDE YARATILDIĞIN BELİRTEN AYETTEN ALIYORUM.DİĞER RAKAMLARIN HEPSİ DE BU ŞEKİLDEDİR.BENİM İDDİALARIM ŞİFRECİLİĞE VE ZORLAMA YORUMLARA DAYANMIYOR.BİR KERE BUNU KABUL EDİN.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 14, 2008 4:08 PM
Tarık Taşpınar,
Senin bahsettiğin olay Big Bang'den 300.000 yıl sonra değil yaklaşık 379.000 yıl sonra olmuştur [1]. Senin çıkarımına göre Kuran'da bunun için 300.000 yıl diyorsa Kuran'daki önemli bir hatayı bulmuş durumdasın. Bu başarından dolayı seni tebrik ediyorum :)
Yazan: Da Vinci Tarih: May 14, 2008 4:36 PM
DA VİNCİ İNTERNET ARAMA MOTORUNA ''BÜYÜK PATLAMA 300000 YIL' YAZ VE ARAMA YAPTIR BAKALIM .SANA EN AZ ON TANE BÜYÜK PATLAMADAN 300.000 YIL SONRA ATOMLARIN OLUŞTUĞUNU BELİRTEN YAZI KARŞINA ÇIKACAKTIR.SENİN BAHSETTİĞİN 379000 YIL YALNIZCA TEK BİR KAYNAKTA GEÇİYOR.VE O DA EVRENDE DEİYONİZASYON DÖNEMİ DİYE BİR DÖNEMDEN BAHSEDİLİYOR.YANİ EVRENDEKİ BÜYÜK PATLAMANIN SONA ERDİĞİ VE İYONLAŞMANIN TAMAMLANDIĞI TARİH OLARAK VERİLİYOR.(AYRICA NEDEN VE NASIL 378 VEYA 380 BİNYIL DEĞİLDE TAM 379 BİNYIL VERİLEBİLİYOR ONU DA ANLAYAMADIM)YANİ BENİM GÖRDÜĞÜM VE YAZIMDA DA ALINTI OLARAK VERDİĞİM 10 A YAKIN KAYNAK DEĞİL DE SENİN BULDUĞUN VE NEYİN KASTEDİLDİĞİ BELLİ OLMAYAN TEK BİR KAYNAK MI DOĞRU OLUYOR.ASIL SİZ İŞİNİZE GELEN RAKAMLARI SEÇİP KULLANIYORSUNUZ.AYRICA DİĞER İDDİLARIMA DİYECEK BİRŞEY BULAMADINIZ DEMEKKİ.BEN DE TEŞEKKÜR EDİYORUM İDDİALARIM KANITLAMIŞ OLMA FIRSATI VERDİĞİNİZ İÇİN.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 14, 2008 7:08 PM
SAYIN MUSTAFA AKYOL'DAN ''ALLAH'A NİÇİN İNANILIR BAŞLIĞI ALTINDA DA YAZDIĞIM BENİM DE BAŞKA BİR KONUDA ARŞTIRMA YAPARKEN TESADÜFEN KEŞFETTİĞİM VE BUGÜNE KADAR HİÇBİR YERDE GÖRMEDİĞİNİZVE DE KURANIN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN KESİN KANITLARI SAYILABİLECEK BİLİMSEL MUCİZELERİNİ ANLATTIĞIM YAZIMI BİR KEZ OLSUN OKUMASINI HEM DE ELEŞTİREL VE HATA ARAYAN GÖZLERLE OKUMASINI RİCA EDİYORUM.BU MESAJIMI GÖREN SİTE YETKİLİLERİNDEN ÖZELLİKLE BU MESAJIMIN SAYIN MUSTAFA AKYOL'A MUTLAKA İLETMELERİNİ ÖNEMLE RİCA EDİYORUM. ÇÜNKÜ BİLİYORUM Kİ O DA HAYATINI ALLAH'IN VARLIĞINI ANLATMAYA ADAMIŞ BİR İNSANDIR.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 14, 2008 7:21 PM
Tarık Taşpınar,
Sadece bir yerde mi 379.000 yıl geçiyor?
www.haydenplanetarium.org/universe/duguide/exgp_cmbr.php
zebu.uoregon.edu/~imamura/123/lecture-1/cmbr.html
www.scholarpedia.org/article/Wilkinson_microwave_anisotropy_probe
Bu WMAP'in belirlediği en güncel bilgidir. WMAP bunu daha önce 380.000 yıl olarak belirlenmişti ama en yeni tespiti bu olayın 379.000 yıl sonra olduğudur. Tabiki bu da kesin bir sonuç değil. Belki gerçeği 378.952 gibi birşey ama 300.000 ile uzaktan yakından bir ilgisi yok.
Peki şimdi ne olmuş oldu? Kuran'daki bir yanlışı mı bulmuş oldun böylece? Kuran'da mucize arayanlar nedense genelde bu duruma düşüyor. Birşeyleri bilimsel verilere benzetmeye çalışıyorlar ama sonunda hep çuvallıyorlar.
Not: Aynı mesajı 5-6 gün önce göndermiştim ama heralde spam filtresine takıldığı için yayımlanmadı.
Yazan: Da Vinci Tarih: May 20, 2008 8:21 PM
SEVGİLİ DA VİNCİ KARDEŞİM ŞİMDİ BİR DE ŞU ADRESE BİR BAKIN:http://map.gsfc.nasa.gov/news/ BURADAKİ BİLGİLER DE NASA'DAN VE WMAP UYDUSUNUN ÇALIŞMALARINDAN ALINMIŞTIR.BU SAYFADA BİR PASTA DİLİMİ ŞEKLİNDE BİR ŞEMA VAR.ALTINDA EVRENİN 380 BİN YAŞINDAKİ DURUMU YAZIYOR.BU ŞEKİLDE EVREN 380 BİN YAŞINDAYKEN %63 KARANLIK MADDE,%10 NÖTRONLAR,%15 FOTONLAR VE SİZİ ÇOK BÜYÜK HAYAL KIRIKLIĞINA DÜŞÜRECEK AMA %12 ORANINDA DA ATOMLAR
VAR OLDUĞUNU GÖSTERİYOR.YANİ BU BAHSETTİĞİNİZ 379-380 BİN YILDAN ÖNCE ATOMLARIN OLUŞMAYA BAŞLADIĞINI DOĞRULUYOR.ASLINDA SİZİN BAHSETTİĞİNİZ 378,952 YIL GİBİ NET RAKAM WMAP UYDUSUNDAKİ TELESKOPLA ANCAK BU TARİHE KADAR GÖZLEMLENEBİLDİĞİNİ İFADE EDİYOR.ÇÜNKÜ BU TARİHTEN ÖNCE MADDENİN ÇOĞUNLUĞU İYONLAR HALİNDEDİR.İYONLAR HALİNDE DE OLSA MADDE VARDIR VE BUNUN %12 Sİ ATOMLARA DÖNÜŞMÜŞTÜR.
AYRICA BU KANITI DA KEŞFETME İMKANINI BANA SUNDUĞUNUZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.DİĞER KANITLARIMI DA ARAŞTIRINIZ.BELKİ EVRENİN BÜYÜK PATLAMA SONUCUNDA SAYDAMLAŞMADIĞINI YA DA YERKÜRENİN 100 BİN YILDA BİR BİLDİĞİMİZ ŞEKLİYLE GÖKCİSMİ HALİNİ ALMADIĞINI FALAN DA BİR YERLERDE BULABİLİRSİNİZ
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 21, 2008 12:18 PM
Tarık Taşpınar,
Neye ve neden şaşırmam gerektiğini anlamadım :)) Senin argümanlarında kullandığın 300.000 yıl bilimsel temeli olmayan birşey. Verdiğim linkleri incelersen elektronların zaten varolan çekirdeklerle bir araya gelerek atomları oluşturmasınnı Big Bang'den yaklaşık 379.000 yıl sonra olduğunu görürsün.
Ayrıca ilk yazında o kadar korkunç bilimsel veri yanlışı var ki okuyunca dehşete kapıldım. Bu yanlışları tek tek belirtmek gibi bir derdim yok ama örnek olsun diye bir tanesine kısaca değineyim. Şöyle demişsin:
-----------------------------------------
-----------------------------------------
1. Big bang'den 20 dakika sonra hidrojen, helyum, döteryum, lityum ve berilyum çekirdekleri oluşmuştu. Yani senin dediğin gibi sadece hidrojen ve helyum oluşmuş ve 300.000 yıl boyunca beklemiş diğerleri sonra oluşmuş değil. [kaynak]
2. Sıcaklığın 3000K ile uzaktan yakından alakası yok. 379.000 yıl önceki CMBR resminde ortalama sıcaklık 2,726K'dir. Yani 3K'nin altında. Binlerle ilgisi yok.
Yazının diğer yerlerinde de bunlar gibi birçok bilimsel veri hatası var. Keşke daha sağlam, doğru düzgün bir araştırma yapmış olsaydın da bilimsel verilerin doğru olarak sunulduğu birşeyler ortaya çıksaydı.
Yazan: Da Vinci Tarih: May 22, 2008 10:06 AM
SAYIN DA VİNCİ ARKADAŞIM,KENDİ KAZDIĞIN KUYUYA YİNE KENDİNİN DÜŞTÜĞÜNÜN FARKINDAMISIN.İŞTE BUNUN EN ÇARPICI ÖRNEĞİ
;YUKARIDAKİ MESAJINIZDA AYNEN ŞÖYLE BİR İFADE VAR:(Sıcaklığın 3000K ile uzaktan yakından alakası yok. 379.000 yıl önceki CMBR resminde ortalama sıcaklık 2,726K'dir. Yani 3K'nin altında. Binlerle ilgisi yok)ŞİMDİ BİR DE 20 MAYIS TARİHLİ MESAJINIZDA KENDİ GÖRÜŞÜNE KANIT VE KAYNAK OLARAK GÖSTERDİĞİNİZ LİNKE BİR BAKIN.ORADA DA SICAKLIĞIN AYNEN BENİM BELİRTTİĞİM GİBİ 3000 KELVİN OLDUĞUNDAN BAHSEDİLDİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ.SAYFANIN EN ALTINDAKİ ZAMAN VE SICAKLIĞIN GÖSTERİLDİĞİ ŞEMADA DA 3000K YAZILDIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.(TABİ EĞER GÖRMEK İSTERSENİZ)ŞİMDİ GÖRÜŞÜNÜZE KANIT OLARAK GÖSTERDİĞİNİZ KAYNAKTAKİ HANGİ BİLGİNİN DOĞRULUĞUNA GÜVENMELİYİZ.(3000 KELVİN YANLIŞTI DİYORDUNUZ)PEKİ 379 BİN YILIN GEÇTİĞİ BÖLÜME GÜVENEBİLİRMİYİZ? YOKSA SİZİN İŞİNİZE GELEN BÖLÜME Mİ İNANMAMIZ GEREKİYOR.
TABİ BUNUNLA DA BİTMİYOR.ŞÖYLE DİYORSUNUZ: ''Verdiğim linkleri incelersen elektronların zaten varolan çekirdeklerle bir araya gelerek atomları oluşturmasınnı Big Bang'den yaklaşık 379.000 yıl sonra olduğunu görürsün.''SİZİN DE DEDİĞİNİZ GİBİ 379 BİN YILDAN ÖNCE ELEKTRONLAR OLUŞMUŞ ATOM ÇEKİRDEKLERİ DE ZATEN VAR,BUNLARI OLUŞTURAN PROTON VE NÖTRONLAR DA OLUŞMUŞ OLMALI.PEKİ TÜM BUNLAR HANGİ SÜREDE OLUŞTU?YANİ BÜYÜK PATLAMAYLA ORTAYA ÇIKAN ENERJİNİN MADDEYE DÖNÜŞME AŞAMASINDA ATOMU OLUŞTURACAK PARÇACIKLAR HANGİ ZAMAN DİLİMİNDE OLUŞTULAR?SİZ DE DİYORSUNUZ Kİ ''BUNLAR ÖNCEDEN VARDI''.VE BUNLAR BELLİ BİR ISIYA KADAR DÜŞÜNCE ATOMLARI OLUŞTURMAYA BAŞLAYACAKLARDIR.İŞTE BU SÜRE 300,000 YILDIR.SİZİN BAHSETTİĞİNİZ 379 BİN YIL BU ATOMA DÖNÜŞME SÜRECİNİN SONA ERDİĞİ ZAMANDIR.MADDEYİ OLUŞTURACAK PARÇACIKLARIN TAM OLARAK ORTAYA ÇIKMASI BAŞKA ŞEY,BUNLARIN ELEKTRONLARIN ÇEKİRDEĞİN ÇEVRESİNDE DİZİLEREK ATOMLARA DÖNÜŞMESİNİN TAMAMLANMASI BAŞKA BİR ŞEYDİR.AYRICA DAHA ÖNCEKİ MESAJIMDA DA BELİRTTİĞİM GİBİ WMAP UYDUSUNUN GÖZLEMLEYEBİLDİĞİ ZAMANI İFADE EDER.YOKSA 379 BİN YIL 300 BİN YILIN YERİNİ ALMIŞ DEĞİLDİR.ÖYLE OLSAYDI KANIT OLARAK GÖSTERDİĞİNİZ KAYNAKLARDA ''DAHA ÖNCE 300 BİN YIL OLARAK BİLİNEN SÜRENİN ASLINDA 379 BİN YIL OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI'' ŞEKLİNDE VURGULANMASI GEREKMEZMİYDİ? AMA AKSİNE ŞU ADRESE BİR BAKIN; http://jupiterscientific.org/sciinfo/ncupdate.html
BURADA WMAP UYDUSUNUN ARAŞTIRMALARINDAN VARILAN SONUÇLAR ANLATILIYOR.BUNLARDA 6. VE 7. MADDELERİN AÇIKLAMALARINDA 6. MADDEDE 300 BİN YILDA ATOMLARI OLUŞTURAN PARÇACIKLARIN OLUŞTUĞU VE EVRENİN ATOMLARIN OLUŞMASI İÇİN GEREKLİ ISIYA GELDİĞİ VE 379-380 BİN YILDA DA BU ATOMLARA DÖNÜŞME SÜRECİNİN TAMAMLANDIĞI ANLATILIYOR.AYRICA DAHA ÖNCEKİ MESAJIMDA DA BELİRTTTİĞİM http://map.gsfc.nasa.gov/news/ ADRESİNDE DE 380 BİN YILDA EVRENİN %12 SİNİN ATOMLARA DÖNÜŞTÜĞÜ BELİRTİLİYOR.DEMEKKİ BU ATOMLARA DÖNÜŞME SÜRECİ DAHA ÖNCE YANİ 300 BİN YILDA BAŞLAMIŞ.
BU 300 BİN YIL SÜRESİ BİLİMSEL TEMELİ OLMAYAN BİR BİLGİYSE BENİM YAZIMDA DA VERDİĞİM VE İNTERNETTEN ''BÜYÜK PATLAMA 300000 YIL''YAZARAK KOLAYCA ULAŞABİLECEĞİNİZ ONLARCA KAYNAK, ACABA ARALARINDA ANLAŞARAK,İLERİDE BİRİSİ BUNU KURAN MUCİZESİ OLARAK GÖSTEREBİLİR DİYE KURAN'A UYGUN OLMASI İÇİN KENDİLERİ Mİ UYDURDULAR?
SON OLARAK ŞU 10 DAKİKADA HİDROJEN VE HELYUM ÇEKİRDEKLERİ OLUŞMASI MESELESİNE GELİNCE.SİZ BUNLARA DÖTERYUM,BERİLYUM VE LİTYUMU DA EKLEYEREK HEPSİ 20 DAKİKADA OLUŞTUĞUNU İDDİA EDİYORSUNUZ.ASLINDA SİZİN GÖSTERDİĞİNİZ KAYNAKTA DA 3 İLE 20 DAKİKA ARASINDAN BAHSEDİLİYOR.PEKİ BU İL 10 DAKİKADA HİDROJEN VE HELYUM ÇEKİRDEKLERİNİN OLUŞMADIĞINI MI KANITLIYOR?BEN ZATEN İDDİLARIMI BU 10 YA DA 20 DAKİKAYA DAYANDIRMIYORUM Kİ.BENİM ALDIĞIM KAYNAKTA SADECE BERİLYUM VE LİTYUM GİBİ ÇEKİRDEKLER ÇOK AZ MİKTARDA OLDUĞU İÇİN SÖZ ETMEYE GEREK DUYULMAMIŞ O KADAR.VARSIN SİZİN DEDİĞİNİZ GİBİ OLSUN.BU BENİM HİÇBİR İDDAMI ÇÜRÜTMÜYOR ZATEN....
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 23, 2008 2:54 AM
Tarık Taşpınar,
haydenplanetarium.org/universe/duguide/exgp_cmbr.php
Bu arada 3000K konusunda haklısın. Orada benim belirttiğim sıcaklık bugünkü sıcaklık. Big Bang'den 379000 yıl sonra yaklaşık 3000K olduğu düşünülüyor. Ama asıl sorun senin bunu 379000 değil de 300000 olarak göstermeye çalışman. Yukardaki alıntıda da görebileceğin gibi senin ulaşmaya çalıştığın zaman 379000 yıl olmalı. Sıcaklık 379000 yıl sonra 3000K'ya düşüyor 300000 yıl sonra değil.
Ayrıca homojenlik problemi diye sunmaya çalıştığın şey COBE ve WMAP sayesinde zaten çözülmüş durumda. Zaten ilgili resimlere bakıldığın görülen renk farklılıkları sıcaklıktaki farklılığı ve 379000 yıl önceki homojen olmamayı yani heterojen yapıyı gösteriyor.
Birşey daha var. Yukarda verdiğim bilgilerden biraz farklı olarak elimde modern kozmolojiyle ilgili iki kitap var:
1. Physical Foundations of Cosmology, Viatcheslav Mukhanov
2. An Introduction to Modern Cosmology, Andrew Liddle
Bu iki kitapta da atomların oluşumunun big bang'den sonraki 10^12 ile 10^13 saniyeler arasında tamamlandığını söylüyor. Bu süreçte sıcaklığın 10000K'dan 3000K'ya düştüğü belirtiliyor. Yani big bang'den 10^12 (10 üzeri 12) saniye sonra sıcaklığın 10000K olduğu ve atomların oluşumunun yani recombination denilen şeyin başladığı ifade ediliyor.
Peki 10^12 saniye kaç yıla denk gelir?
t=10^12/(60*60*24*365,4)
Bu da yaklaşık olarak 31675 yıl yapar. Yani yaklaşık olarak big bang'den sonraki 31675 ile 316750 yıllar arasında atom oluşumu neredeyse tamamen bitmiş olur.
Yazan: Da Vinci Tarih: May 24, 2008 12:18 AM
Sahsen tanri iddiasina inanmiyorum yeterli kanit gormedigim icin, ve kendini ifade etmekte zorluk ceken, kendi eserinin hesabini kitabini tutamayan bir tanriya inanmak ise benim icin daha da zor. Tanri denen birsey olsaydi, sahsen sanina ve buyuklugune yakisir adam gibi kanitlar beklerdim. Mucize var, ama oraya buraya yoruma acik olarak gizlenmis olacak, kafasi almayan da "imtihani" beceremeyen olacak. Bu seyler bana cok insanca! geliyor. Resmen ben buradayim diye bagiriyor insan hinligi.
Gosterin dediginiz seyler ise ciddiye alinmasi zor seyler Tarik bey. Dediginiz gibi yer kurenin yaratilmasiyla evrenin asamalari arasinda ne gibi bir alaka var efendim? Ve Da vinci de gostermis, sayilar bile tutmuyor! Olayi kabaca anlatmak isteyenlerin yuvarlama amacli "about 300,000 years" deme gibi bir lukusleri var, tanri kelami iddiasinda degiller cunku. Ama tanrinin bunu yapmasi bizi pek ciddiye almadigini gosterir sanirim :) Kaldiki bu tarz bir metin yorumlama tutsa bile ne yazar ki, o kadar hayal urunu sey arasinda birkac sey tutsa bu neyi gosterecek? Eski yunanlilar minik minik atomlar demis binlerce yil once, onlara da mi vahiy gelmis, belli bir yere kadar tutturmuslar?
Bin kusur yil once gormus insanlar ortada mucize filan olmadigini,
Al-razi den Kuran uzerine;
Binlerce yil sonra.., bir selam gonderelim Ebu Bekir Muhammed ibn Zakariya Razi ye :)
Yazan: fuatogl Tarih: May 25, 2008 2:20 PM
SAYIN DA VİNCİ,''Yani yaklaşık olarak big bang'den sonraki 31675 ile 316750 yıllar arasında atom oluşumu neredeyse tamamen bitmiş olur''DİYORSUNUZ.BENİM İDDİAM VE BİRÇOK BİLİMSEL KAYNAĞIN DA İDDİASI,BÜYÜK PATLAMADAN İTİBAREN 300,000 YIL SONRA ATOMU YANİ MADDEYİ OLUŞTURACAK TÜM PARÇACIKLAR OLUŞTU VE EVREN UYGUN BİR SICAKLIĞA GELİNCE DE İLK ATOMLAR OLUŞMAYA BAŞLADI.AYNI SÜREÇ SONUNDA SERBEST DOLAŞAN ELEKTRONLAR ÇEKİRDEKLERİN ETRAFINA, ELEKTROMANYETİK KUVVETİN DEVREYE GİRMESİYLE DİZİLMELERİ SONUCUNDA, EVRENİN SAYDAMLAŞMAYA BAŞLADIĞI YÖNÜNDEDİR.SİZİN VERDİĞİNİZ İKİ BİLİMSEL KAYNAKDAN ALINAN ZAMAN ARALIĞINDA YANİ 31675 YIL İLE 316750 YIL ARASINDA ATOMLAR OLUŞTUĞUNA GÖRE,BU BENİM İDDİAMIN DOĞRU OLMA İHTİMALİNİN BÜYÜK OLDUĞUNU GÖSTERMİYOR MU? ÇÜNKÜ 300,000 YIL BİZZAT SİZİN VERDİĞİNİZ ZAMAN ARALIĞININ İÇİNDE.PEKİ SİZİN İDDİA ETTĞİNİZ 379000 YIL BU ARALIĞIN İÇİNDE BİLE OLMADIĞINA GÖRE BU 379000 YIL NEYİ İFADE EDİYOR ACABA?YANİ SİZİN 379000 YIL İLE İLGİLİ İDDİANIZ NEYDİ?GERÇEKTEN ANLAYAMADIM DOĞRUSU.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 25, 2008 9:13 PM
SAYIN FUATOGL,SİZİN DE KAFANIZDA BİR ''İDEAL TANRI İMAJI''OLDUĞUNU GÖRÜYORUM.AMA DİNLERİN SİZİN BU ''İDEAL TANRI''ARAYIŞINIZA CEVAP VEREMEDİĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ İÇİN DİNLERİ VE DOLAYISIYLA DA ONLARIN ÖNGÖRDÜĞÜ TANRIYI ''KABÜLLENEMEME''EĞİLİMİNDE OLDUĞUNUZA İNANIYORUM.ŞİMDİ BAKIN,KAFASINDA BİR İDEAL TANRI ARAYIŞI OLAN KİŞİ KESİN OLARAK TANRIYI REDDEDİYOR SAYILMAZ BENCE.SİZİN VE SİZİN DÜNYA GÖRÜŞÜNÜZÜ PAYLAŞAN DİĞER ARKADAŞLARIN,BENİM BU KURAN MUCİZESİ İDDİALARIMA KARŞI ÇIKIŞLARIN EN BÜYÜK SEBEBİ,BENİ BİR ''DİNCİ''OLARAK GÖRMELERİ VE İDDİALARIMIN DA DİN SÖMÜRÜSÜ YAPAN GRUPLARIN ELLERİNİ GÜÇLENDİRECEĞİ,TARİH BOYUNCA DEVAM EDEN DİNİN SÖMÜRÜ ARACI OLARAK KULLANILMASI SÜRECİNİN (Kİ BU İNANIŞ ''DİN TOPLUMUN AFYONUDUR''FİKRİNE DAYANIYOR)DAHA DA GÜÇLENEREK DEVAM EDECEĞİ DÜŞÜNCESİDİR.İLK OLARAK ŞUNU SÖYLEMELİYİM BEN YAŞAM TARZIMLA VE İNANÇ SİSTEMİMLE ''DİNCİ''GRUBUNA KESİNLİKLE GİRMEM.BENİM DİNE VE KURAN'A BAKIŞIM SANDIĞINIZDAN ÇOK FARKLIDIR.BEN DİN VE TANRI ADINA KAFAMDA DAHA ÖNCEDEN OLUŞMUŞ OLAN ÖNYARGILARI VE ÖNKABULLERİ ATARAK İLK KEZ KURAN MEALLERİ OKUMAYA BAŞLADIM.EĞER SİZ DE BÖYLE YAPARSANIZ BİR ÇOK ŞEYİN ÖNYARGILARIMIZDAN VE ÖNKABULLERİMİZDEN FARKLI OLDUĞUNU GÖRECEKSİNİZ.ÖRNEĞİN SİZİN SİZİN DİNCİ(DİNİ ÇIKARLARI UĞRUNA KULLANAN ANLAMINDA KULLANDIĞINIZI VARSAYIYORUM)OLARAK TANIMLADIĞINIZ KİŞİLER HAKKINDA YÜCE ALLAH KURAN'DA BAKIN NE DİYOR.MAUN SURESİ 4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, 5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar. 6. Onlar gösteriş yapanlardır,
7. Ve hayra da mani olurlar. GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ ONLAR İÇİN ''YAZIKLAR OLSUN''İFADESİ KULLANILMIŞ.TABİ BEN BULARI SİZİN SAMİMİ DİNDARLARDAN DEĞİL DİNCİLERDEN RAHATSIZ OLDUĞUNUZU VARSAYARAK ANLATIYORUM.
AYRICA BEN LAİKLİĞİN DE EN AZ DİN KADAR GEREKLİ OLDUĞUNA DA İNANIYORUM.DİNİN VE DE LAİKLİĞİN BİRER DAYATMA ARACI OLARAK KULLANILMASINA DA KARŞIYIM.ZORLA BAŞ ÖRTTÜRMEKLE ZORLA BAŞ AÇTIRMAK ARASINDAKİ YOBAZLIĞIN DERECESİNİ DE AYNI GÖRÜRÜM.AYRICA ATEİSTLERİ DİNCİLERDEN ÇOK DAHA SAMİMİ BULDUĞUMU DA BELİRTMELİYİM.ULU ÖNDERİMİZ ATATÜRK'Ü DE ÇOK SEVERİM PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED(SAV)İ DE.BİRİNİ DİĞERİNİN YERİNE KOYMAYA DA ÇALIŞMAM.HER İKİSİNİ DE HAKLARINDA ÇOK ŞEY OKUYUP TANIYARAK SEVDİĞİMİ DE BELİRTMEK İSTERİM. BELKİ ÇOK FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI OLACAK AMA ,HER İKİSİ DE AYNI ZAMANDA YAŞAYIP TANIŞSALARDI BİRBİRLERİNİ ÇOK SEVEN VE SAYGI DUYAN İKİ İNSAN OLACAKLARINA İNANIYORUM. KONUYU BİRAZ FAZLA AŞTIM GALİBA .AMA BUNLARI SİZLERE KENDİMİ İFADE ETMEK ADINA ANLATMAK İHTİYACI HİSSETTİM.
GELELİM 300,000 YIL İLE İLGİLİ KONUYA.DAHA ÖNCE DE ANLATTIM.BENİM KULLANDIĞIM RAKAMLARIN RAKAM OYUNLARI İLE İLGİLİ OLMADIĞINI ÖRNEKLEYEREK AÇIKLADIM.AMA SİZ ALLAH EĞER ALLAH İSE BU RAKAMLARI DAHA NET BİR İFADEYLE VERMESİ GEREKİRDİ DİYORSUNUZ.BENCE ZATEN YETERİNCE NET ASLINDA HİÇBİR ŞİFRE YADA EBCET HESABI GİBİ HESAPLAR KULLANMADAN SÜRESİ 50 BİN YIL OLAN GÜNLERDEN (DEVİRLERDEN) 6 GÜN AÇIK VE NET BİR ŞEKİLDE 300,000 YIL YAPAR.ASTRONOMİ UZMANLARI DA YUVARLAK HESAP İLE 300,000 YIL DİYEBİLİRLER DİYORSUNUZ. BELKİ YÜCE ALLAH DA BİZ İNSANLARI MESELA 301,265 YIL GİBİ KESİN VE NET BİR SONUCA HİÇBİR ZAMAN ULAŞAMAYACAĞINI BİLDİĞİ İÇİN BÖYLE BİR RAKAM BELİRTİYOR OLABİLİR.VE BELKİ DE NEREDEN BİLEBİLİRİZ Kİ GERÇEKTEN DE TAM OLARAK 300,000 YIL DA OLUŞMADIĞINI.AYRICA ŞU ADRESE DE BİR BAKIN LÜTFEN universe.nasa.gov/resources/ppt/BE_AK_GRA_Talk.ppt -
BURADA DA HEM WMAP UYDUSUNUN VERİLERİNDEN BAHSEDİLKEN 379000 YILDAN BAHSEDİLİR.ÇÜNKÜ DAHA ÖNCE DE DEFALARCA BELİRTTİĞİM GİBİ 379000 YIL WMAP UYDUSUNUN GÖZLEMLEYEBİLDİĞİ ZAMANI İFADE EDER.BİR BÖLÜM SONRAKİ ÇİZİMDE DE 300,000 YIL IŞIĞIN EVRENDE SERBETÇE DOLAŞABİLMESİNİN BAŞLANGICI OLARAK GÖSTERİLİR.YANİ DAHA ÖNCE DE DEFALARCA BELİRTMEK ZORUNDA KALDIĞIM GİBİ,379000 YIL 300000 YILI YANLIŞLAYARAK ONUN YERİNE GEÇMİŞ DEĞİLDİR.
SİZE VE SİZİN ŞAHSINIZDA DİĞER ARKADAŞLARA SON SÖZÜM ŞUDUR:ALLAH'IN VARLIĞINDAN KORKMAYIN VE ONUN SEVGİSİNDEN HİÇBİR ZAMAN ÜMİDİNİZİ KESMEYİN.ÇÜNKÜ ŞUNDAN EMİN OLUN Kİ; O SİZİ SON ANA KADAR BEKLEYECEKTİR.HEPİNİZE HAYATINIZDA MUTLULUKLAR DİLİYORUM.BANA VE O'NA İNANSANIZ DA İNANMASANIZ DA.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 25, 2008 10:34 PM
Tarık Taşpınar,
Hayır sizin söylediğinizi doğrulamıyor. Benim verdiğim kaynaktaki bilgiye göre sıcaklık 10000K'ya indiği zaman elektronların çekirdekler ile birleşmeleri ve böylece atomların oluşumu başlıyor ve bu süreç sıcaklık 3000K olduğunda neredeyse tamamen bitmiş oluyor. Bu sıcaklıklar da big bang'den sonra 10^12 saniye ile 10^13 saniye sonrası aralığına denk geliyor. Yani atomların oluşumu yaklaşık olarak big bang'den 31675 yıl sonra başlıyor ve big bang'den 316750 yıl sonrasında neredeyse tamamen bitmiş oluyor. Bu bilgi senin iddia ettiğin şeyi desteklemiyor tam tersine yalanlıyor.
Ayrıca evrenin saydamlaşması ise atom oluşumundan daha farklı. Evrenin saydamlaşarak ışığın dağılmadan serbestçe hareket edebilmesi daha önce ifade ettiğim tarih olan big bang'den 379000 yıl sonra meydana geliyor.
Atomların oluşması "recombination", fotonların dağılmaya uğramadan hareketi ise "decoupling" olarak geçiyor bilimsel literatürde. Decoupling, recombination'dan daha sonra oluyor. Yani ikisi farklı olaylar.
Yazan: Da Vinci Tarih: May 27, 2008 11:10 AM
Hayir Tarik bey,
Ideal tanri gibi bir dusuncem yok. Ama tutarli ve makul bile degil diyorum. Insanlar yalan soylerken bile tutarli ve makul atmaya calisir, inandirici olsun diye. Onca yazi ve "gormuyormusunuz ki..." diye baslayan sozde mucize iddialari arasinda acik bir sekilde dunya kure seklindedir bile diyemiyen bir kitaptan, bildigimiz dunya hakkinda binyillara yayilan efsaneleri miras alip aktarmasini ileri fizik bilgisi imis gibi sunuyorsunuz - bunu ciddi ciddi yapip gercekten mucize buldugunuza inanmaniz ise bence cok dusundurucu, ilkokul cocugu degilsiniz cumlelerinizden anladigim kadariyla.
Her din asagi yukari ayni iddiaya sahip. Hindu olsun, hristiyanlik olsun baskasi olsun. Bu tarz belirsiz ifadelerden her turlu seyi cikartiyor insanlar. bir yerde "genisleme" densin hemen o big-bang olur, daralma densin hemen big-crunc oluverir (fizik vacgecince de mucize unutuluverir!), ilkel insanlara ait bir algi ile "lamba gibi astik" desin hemen supersonic sofistike kozmoloji oluverir. Bu tarz akil almaz seylerle modern bilim sozde dini dogrulamis olur. Eski Yunandan asirip "kan pihtisi" denir, hemen embriyoloji oluverir. Bir suru akil almaz is. Bizler degil, yukarida da aktardigim gibi islam dunyasi icin "gecmiste cok parlakti" dedirten insanlar bile yutmamisken bunlari, acik acik sacmalik demisken, insanlar bunlardan hala hurafe uyduruyor yil 2008 de.
Bana bir paragraf yazi verin, size 10 tane hurafe uydurayim.
Yazan: fuatogl Tarih: May 27, 2008 8:44 PM
SAYIN DA VİNCİ,''Yani atomların oluşumu yaklaşık olarak big bang'den 31675 yıl sonra başlıyor ve big bang'den 316750 yıl sonrasında neredeyse tamamen bitmiş oluyor. Bu bilgi senin iddia ettiğin şeyi desteklemiyor tam tersine yalanlıyor.''DİYORSUNUZ.BİZZAT SİZİN VERDİĞİNİZ BİLİMSEL KAYNAĞA GÖRE DE ATOMU OLUŞTURACAK PARÇACIKLAR 31675 YIL SONRA OLUŞMAYA BAŞLAYIP BUNUN TAMAMLANMASI 300,000 YIL SONRAYA DENK GELEBİLİR.GERİ KALAN 16750 YILDA DA ELEKTRONLARIN ÇEKİRDEKLER ETRAFINA DİZİLMELERİYLE ATOMLARIN OLUŞUMU TAMAMLANMIŞ OLMASI MÜMKÜN GÖRÜNÜYOR.PEKİ SİZ AYNI MANTIKLA SİZİN 300,000 YIL YERİNE KURAN DA ULAŞMAMIZ GEREKEN ASIL RAKAM OLDUĞUNU İDDİA ETTİĞİNİZ 379,000 YIL İÇİN BÖYLE BİR SONUCA(AMA MANTIKLI BİR SONUCA)VARABİLİRMİSİNİZ?AÇIKÇA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ SİZİN İDDİA ETTİĞİNİZ 379,000 YIL, ATOMLARIN OLUŞUMUNUN TAMAMLANMASINDAN ÇOK DAHA SONRAKİ BİR ZAMANI İFADE EDİYOR.(SİZİN VERDİĞİNİZ KAYNAKLARA GÖRE KONUŞUYORUM).NİHAYET 379000 YILIN ATOMUN OLUŞUMUYLA İLGİLİ SÜRE OLMADIĞINI SİZ DE KABUL ETTİNİZ DEMEK Kİ.ARTIK BU İDDİANIZDAN VAZGEÇİP ,SAYDAMLAŞMAYLA İLGİLİ OLDUĞUNU SÖYLÜYORSUNUZ.PEKİ ŞİMDİYE KADAR BEN NE DİYORDUM?379,000 YIL WMAP UYDUSUNUN GÖZLEMLEYEBİLDİĞİ ZAMANI İFADE ETTĞİNİ,SİZİN BAHSETTİĞİNİZ BAZI KAYNAKLARDA DA ANCAK ATOMLARIN OLUŞUMUNUN TAMALANDIĞI SÜREYİ DE BU 379,000 YIL SONRASININ GÖZLEMLENEBİLMESİ OLAYINDAN ÇIKARIM YAPTIKLARINI HEP İFADE ETMEYE ÇALIŞTIM.(AMA SİZİN VERDİĞİNİZ EN SON KAYNAK KİTAPLAR ,ATOMLARIN OLUŞUM SÜRECİYLE İLGİLİ OLARAK 379,000 YILI TAMAMEN DEVRE DIŞI BIRAKIYOR ASLINDA.) SAYDAMLAŞMA 300,000 YILDA BAŞLIYOR VE WMAP UYDUSUNUN GÖZLEMLEYEBİLECEĞİ SAYDAMLIĞA DA 379,000 YILDA GELİYOR.ÇÜNKÜ SERBEST DOLAŞAN ELEKTRONLAR ÇEKİRDEKLER ETRAFINA DİZİLDİKÇE EVREN DAHA ÇOK SAYDAMLAŞIYOR.BU BİR SÜREÇ,BİRDEN BİRE OLUŞAN BİR OLAY DEĞİL.BİR ŞU KAYNAĞA BİR BAKIN (HEM DENASA'DAN:universe.nasa.gov/resources/ppt/BE_AK_GRA_Talk.ppt -
(BURADA 10.BÖLÜMDE WMAP UYDUSUNUN VERİLERİNDEN VE 379,000 YILDAN BAHSEDİLİYOR VE HEMEN ARDINDAN 11. BÖLÜMDE 300,000 YILDA İLK IŞIĞIN GÖRÜNDÜĞÜNÜ BELİRTEN BİR ÇİZİM VAR.)YANİ 379,000 YIL 300,000 YILI YANLIŞLAYARAK ONUN YERİNİ ALMIŞ DEĞİL.
SİZ DE ASLINDA 379,000 YILI SAYDAMLAŞMAYLA İLGİLİ ZAMANA KAYDIRARAK BENİM DEDİĞİM OLAYA GELMİŞ OLDUNUZ.TEŞEKKÜR EDERİM.
BAŞKA YORUMUM YOK.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 27, 2008 9:08 PM
Mustafa Bey,
Deşifre programında Evrim teorisi konusunda yaradılış teorisini savunan görüşleri dile getirmişsiniz. Ancak savunduğunuz görüş çok kolayca çürütülüyor.
Şöyle ki, savunduğunuz görüş özetle bir varlığın var olabilmesi için bir yaratıcının olması gerekliliği.
Peki yaratıcı nasıl var olmuştur?
Hem bir şeyin kendiliğinden var olamayacağını savunacaksınız, hem de yaratıcı varlığın kendiliğinden varolduğunu kabul edeceksiniz.
Kısacası kendi kendisini çürüten bir önerme.
İnançları mantıkla açıklamaya çalışmak görüldüğü üzere çok komik oluyor ve kolayca çürütülebiliyor.
Saygılar
Yazan: Serdar Küçükayvaz Tarih: May 28, 2008 1:53 AM
Tarık Taşpınar,
1. Klavyende bir sorun mu var? Neden büyük harflerle yazmaya devam ediyorsun?
2. Doğrudur ben birşey söylemişsem bunun hatalı olduğunu sonradan gördüğümde hatamı rahatlıkla kabul ederim. Bazılarında olduğu gibi bu tip komplekslerim yoktur.
3. İlk yazına gidip bakarsan evrenin saydamlaşmasının big bang'den 300000 yıl sonra olduğunu söylediğini görürsün. Bu bilginni yanlış olduğunu ve saydamlaşmanın 379000 yıl sonra olduğunu gösterdim.
4. İlk yazında atomların oluşması için big bang'den sonra 300000 yılını vermişsin. Birkaç alıntı ile bunu göstereyim:
TT: "Önce kuarklar oluştu ve bunlar bir araya gelerek protonları ve nötronları meydana getirdi; daha sonra da elektronlar ortaya çıktı. Büyük patlamadan 300.000 yıl sonra, sıcaklık 3000 °K'ye(2726,85 santigrad) düşünce bu parçacıklar birleştiler ve atomlar oluştu."
TT: "Tahminlere göre patlamadan yaklaşık 300.000 yıl sonra bu elektronların bir araya gelmesiyle madde oluştu. "
TT: "Bu ilk dakikalardan sonra evren artık bayağı soğumuştur. Bunun sonucu çekirdeksel kuvvetlerin etkinliği bitiyor. Evrenin o sıradaki bileşimi %75 Hidrojen, %25 Helyum çekirdeğinden oluşuyor. Sonraki 300.000 yıl boyunca hiçbir değişim meydana gelmiyor..
Bu süre sonunda sıcaklık 3.000 derecenin altına düşünce, elektromanyetik kuvvet sahneye çıkıyor. Elektronları mevcut çekirdeklerin çevresinde yörüngeye sokarak ilk Hidrojen ve Helyum atomlarını yaratıyor. Böylece serbest elektronların ortadan çekilmeye başlaması evreni saydamlaştırıyor."
Ben bunların yanlış olduğunu ve elektronların çekirdeklerle bir araya gelerek atomların oluşmaya başlamasının big bang'den yaklaşık olarak 31675 yıl sonra başladığını ve yaklaşık 316750 yıl sonra bittiğini ortaya koydum. Sıcaklık 3000K'nın altına inince atom oluşumunun başladığını söylüyorsun ama bunun yanlış olduğunu ve bu sürecin sıcaklığın 10000K'nın altına indiğinde başladığını ve 3000K'ya indiğinde neredeyse tamamen bittiğini gösterdim. Ayrıca saydamlaşmanın da "elektronların ortadan çekilmeye başlaması" ile başladığını söylemişsin ki bunun da doğru olmadığını ve saydamlaşmanın atomların oluşumunun tamamlanmasından sonra gerçekleştiğini gösterdim.
Ayrıca 300000 yıl boyunca hiçbir değişim olmadığını ve atomların oluşmadığını ve bunun bir dinlenme süreci olduğunu söylüyor ki bunun tamamen yanlış olduğunu ve atom oluşumunun oldukça erken bir dönemde yani yaklaşık 32000 yıl içinde başladığını gösterdim. Hala ortaya koyduğun şeyleri nasıl savunuyorsun anlayabilmiş değilim. Keşke sen de bilimsel verilere bakıp yaptığın yanlışları görünce "evet gerçekten de buralarda yanlış yapmışım, kullandığım bazı veriler yanlışmış" diyebilsen.
Yazan: Da Vinci Tarih: May 28, 2008 9:33 AM
Sayın Da Vinci arkadaşım,
Dikkat ederseniz ben Kuran-ı Kerim'deki evrenin 6 günde yani 300,000 yılda yaratılması bilgisinin mucizevi şekilde bilimin verileriyle doğrulandığını savunuyorum değil mi? Yani sonuçta ben 300,000 yılda madde olarak gördüğümüz herşey yaratılmış oldu diyorum.Şimdi sizin de farketmediğiniz ilginç bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.Sizin iddia etiiğiniz 31675 yıl ile 316750 yıl arasında atomların tamamen oluşmuş olması durumu ,benim bahsettiğim Kuran'daki 6 günde yani 300,000 yılda yaratılma ile ilgili bilgiyi ''mucizeye''daha çok yaklaştırmış olmuyor mu?(10 üzeri 12 saniye ile 10 üzeri 13 saniye arasında diyorsunuz.Zaten bunlar yaklaşık değerleri ifade ediyor.Atomların oluşumunun sona ermesi pek tabii tam 300,000 yıla denk gelebilir.Hem de 316750 yıl da herbiri 50,000 yıldan oluşan 6 günün yaklaşık olarak için de sayılır. )YANİ ASLINDA SİZ EVRENİ OLUŞTURAN TÜM MADDENİN 300,000 YILA ÇOK YAKIN BİR ZAMANDA OLUŞTUĞUNU ORTAYA KOYMUŞ OLDUNUZ.VE BUNUNLA DA KALMAYIP EVRENİN TAMAMEN SAYDAMLAŞMASININ BU SÜRECİN HEMEN SONUNDA GERÇEKLEŞTİĞİNİ DE İDDİA EDİYORSUNUZ.PEKİ KURAN'DAKİ ''ARŞI MAİ (SU RENGİNDE=SAYDAM)ÜZERİNDE İKEN 6 GÜNDE YARATTI''SÖZÜNÜ DE MUCİZEYE DAHA DA YAKLAŞTIRMIŞ OLMADINIZ MI? BEN 300,000 YILDA MADDEYİ YANİ ATOMU OLUŞTURAN TÜM PARÇACIKLAR OLUŞTU DİYORUM;SİZ ''HAYIR HAYIR BİZZAT ATOMLAR OLUŞTU '' DİYORSUNUZ.BEN 300,000 BİN YILDA SAYDAMLAŞMA BAŞLADI DİYORUM;SİZ İSE ''HAYIR HAYIR TAMAMEN SAYDAMLAŞTI''DİYORSUNUZ.SANKİ BENİM İDDİALARIMDAN DAHA DA ÇOK KURAN DAKİ BİLGİLERİ MUCİZEYE YAKLAŞTIRMIŞ OLUYORSUNUZ. SİZ ŞİMDİ BENİM BAHSETTİĞİM KURAN DAKİ MUCİZEVİ BİLGİLERLE İLGİLİ HANGİ İDDİAYI ÇÜRÜTMÜŞ OLDUNUZ?YOKSA BU BİLGİLERİN MUCİZE OLDUĞUNU, FARKINDA OLMADAN KANITLAMAYA MI ÇALIŞTINIZ?
ŞİMDİ ŞUNU DÜŞÜNÜN; SİZİ KENDİ AYAĞINIZLA BU SONUÇLARA GETİREN GÜÇ NEYDİ?
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 29, 2008 8:59 PM
Sayın Da vinci;
Bir önceki yazımdaki (29 Mayıs tarihli) evrenin saydamlaşmasıyla ilgili iddianızı sizin 28 Mayıs tarihli yazınızdaki şu cümlelerinizdenden çıkarıyorum:''Ayrıca saydamlaşmanın da "elektronların ortadan çekilmeye başlaması" ile başladığını söylemişsin ki bunun da doğru olmadığını ve saydamlaşmanın atomların oluşumunun tamamlanmasından sonra gerçekleştiğini gösterdim.'' Ayrıca bu cümleler ile daha yuakıradaki şu cümleniz çelişmiyor mu?''İlk yazına gidip bakarsan evrenin saydamlaşmasının big bang'den 300000 yıl sonra olduğunu söylediğini görürsün. Bu bilginni yanlış olduğunu ve saydamlaşmanın 379000 yıl sonra olduğunu gösterdim.'' Bir önceki cümlede bahsettiğiniz ''saydamlaşmanın atomların oluşumunun tamamlanmasından sonra gerçekleştiği''
cümlesindeki 'tamamlanma' 379,000 yıla mı denk geliyor? O zaman 316750 yıl ne oluyor.?
Bir önceki yazımdaki son cümlemi tekrar bir düşünün isterseniz?
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 29, 2008 9:18 PM
Tarık Taşpınar,
Çelişen birşey elbette yok. Atomların olumasından sonra demek hemen sonra demek değil. Saydamlaşma daha düşük bir sıcaklıkta gerçekleşiyor ve atom oluması süreci gibi uzun bir süreci değil görece oldukça kısa bir süreci kapsıyor. Yani saydamlaşma 379000 yıl sonra oluşmuş demek doğrudur. Aynı zamanda saydamlaşma atom oluşumu tamamlandıktan sonra başlamıştır demek de doğrudur.
Bir önceki yazının özeti tek cümle ile şudur: "Ben atomları değil, atom oluşumunun big bang'den 300000 yıl sonra tamamlanmış olması ihtimalini sevdim."
Eğer öyle diyorsan çok bğyğk bir yanlış yapıyorsun. Çünkü atomları oluşturan parçacıklar zaten mevcuttur. Daha önce de söylediğim gibi big bang'den yaklaşık 316750 yıl sonra tamamlanmış olan olay recombination olayıdır. Yani elektronların proton ve nötronlardan oluşan çekirdeklerin etrafındaki yerlerini alması. Yoksa bu parçacıkların oluşması gibi birşey yok. O parçacıklar big bang'den sonra dakikalar içinde oluşmuştur. Eğer iddian atomları oluşturan parçacıkların 300000 yıl sonra oluştuğuysa bu çok vahim bir durumdur.
Yukarda da belirttiğim gibi saydamlaşma yani decoupling olayı recombination gibi uzun bir süreç değil görece çok kısa bir süreçtir ve WMAP'in bulduğu 379000 yıl bu olayın tamamlandığı zamanı verir.
Kuran'da yazanları kendine göre ilginç bir şekilde yorumladığın gibi benim yazılarımı da anlamayıp kendine göre yorumlayınca böyle olması çok doğal aslında.
Eğer benim yazdıklarımı okuyup hangi iddialarını yanlışladığımı anlamıyorsan daha fazla söyleyecek sözüm yok.
Yazan: Da Vinci Tarih: May 30, 2008 8:12 AM
DA VİNCİ ,LAFI EĞİP BÜKMEK YERİNE BENİM İLK YAZIMDA BAHSETTİĞİM KURAN'DAKİ BİLGİLERİN MUCİZEVİ ŞEKİLDE BUGÜNKÜ BİLİMİN ULAŞTIĞI SONUÇLARLA ÖRTÜŞTÜĞÜNE DAİR İDDİALARIMDAN HANGİSİNİ ÇÜRÜTTÜĞÜNÜ BİLİMSEL GEREKÇELERİYLE (ANLAYAMADIYSAN NE YAPALIM GİBİ BAYAĞI BAHANELERE BAŞVURMADAN)AÇIKLA.MESELA EVRENDEKİ TÜM MADDENİN 300,000 YILDA OLUŞMUŞ OLAMAYACAĞINI BİLİMSEL KANITLARIYLA AÇIKLA.(BEN SADECE SENİN KULLANDIĞIN ARGÜMANLARLA BİLE YAKLAŞIK 300,000 YILDA OLUŞTUĞUNU KOLAYCA KANITLARIM)EĞER BUNU YAPAMAYACAKSAN HİÇ CEVAP VERME.
ANLAYAMADIYSAN NE YAPAYIM GİBİ BAYAĞI BAHANELERE BAŞVURMADAN
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 31, 2008 12:24 AM
FUATOGL, ''Bana bir paragraf yazi verin, size 10 tane hurafe uydurayim.'' DİYORSUN.EVET, HERHANGİ BİR KİTAPTAKİ BİR PARAGRAFTAN YOLA ÇIKARAK 10 TANE HURAFE UYDURABİLİRSİN.AMA ANCAK HURAFE UYDURABİLİRSİN.KURAN-I KERİM GİBİ BİR AYETİNDEN GERÇEK BİR MUCİZEVİ BİLGİ ORTAYA ÇIKARAMAZSIN.KURAN HER BİRİ 50,000 YILDAN OLUŞAN 6 GÜNDE YANİ 300,000 YILDA EVRENDE VAROLAN HERŞEY YARATILDI DİYOR.NEDENSE BİLİM DE 300,000 YILDA EVRENDEKİ MADDENİN OLUŞTUĞUNU SÖYLÜYOR.(BU ARADA DA VİNCİ ARKADAŞINIZ BİLE ATOMLARIN OLUŞMASIYLA İLGİLİ 379,000 YIL İDDİASINDAN SONRADAN VAZGEÇTİ.İSTERSENİZ YUKARIDAKİ YAZILARIMIZI OKUYABİLİRSİNİZ.)KURAN BUNUNLA DA KALMIYOR ''ARŞI MAİ ÜZERİNDEYKEN'' DİYE AYRICA BELİRTİYOR.VE BU 'MAİ'KELİMESİ SU RENGİNDE SAYDAM OLAN ANLAMINA GELİYOR.BİLİM DE ATOMLARIN YANİ MADDENİN OLUŞMASIYLA EVRENİN SAYDAMLAŞMASINI ZAMAN OLARAK BİRBİRİYLE BAĞLANTILI OLDUĞUNU KEŞFEDİYOR. KURAN'DA YERKÜRENİN HERBİRİ 50,000 YILDAN OLUŞAN İKİ GÜNDE YANİ 100,000 YILDA YARATILDIĞINDAN BAHSEDİLİYOR. NEDENSE BİLİM DE YERKÜRENİN BUGÜNKÜ BİLDİĞİMİZ HALİYLE BİR GÖKCİSMİ HALİNİ ALMASININ 100,000 YIL SÜRDÜĞÜNÜ KEŞFEDİYOR.VE SİZ BÜTÜN BUNLARIN SADECE BİR TESADÜF OLDUĞUNA KENDİMİ İNANDIRMAMI İSTİYORSUNUZ. ASIL BUNLARIN HİÇBİRİNİ YANLIŞ OLDUĞUNU İSPAT EDEMEDİĞİNİZ HALDE BU BİLGİLERE HURAFE DEMEK HURAFENİN TA KENDİSİDİR.
SİZ ATEİSTLER HERŞEYİN BİR YARATICIYA İHTİYACI OLMADAN KENDİLİĞİNDEN VAROLABİLECEĞİNİ SAVUNURSUNUZ,AMA İŞ ALLAH'A GELİNCE DE PEKİ O NASIL KENDİLİĞİNDEN VAROLABİLİYOR DİYE DE SORARSINIZ.(İSLAMDAKİ DÜŞÜNCE HERŞEYİN BİR YARATICIYA İHTİYACI OLDUĞU DEĞİL,HERŞEYİN YARATILMAMIŞ YANİ BİR YARATICIYA İHTİYACI OLMADAN VAR OLABİLEN TEK BİR YARATICIYA DAYANDIĞIDIR.BU BİLE BİR ŞEKİLDE ÇARPITILIP HERŞEYİN BİR YARATICIYA İHTİYACI VARMIŞ VE ALLAH DA BUNA DAHİL EDİLEBİLİRMİŞ GİBİ GÖSTERİLİYOR.)HEM ALLAH VAR OLAMAZ DERSİNİZ HEM DE ALLAH OLSAYDI ŞU ÖZELLİKLERE SAHİP OLMALIYDI DERSİNİZ.PEKİ VAR OLAMAYACAK OLAN ŞEYİN HANGİ ÖZELLİKTE OLMASI GEREKTİĞİNDEN NASIL SÖZ EDEBİLİYORSUNUZ.SIRF ALLAH'I İNKAR ETMEK ADINA ÇELİŞKİLERLE DOLU BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİ OLUŞTURMUŞSUNUZ.HAYATINIZ HEP BENLİĞİNİZİN BİR TARAFINI,DİĞER TARAFININ KABÜLLENEMEDİĞİ BİR ŞEYE İKNA ETMEYE ÇALIŞMAKLA GEÇECEK.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: May 31, 2008 1:22 AM
merak ediyorum insanın atası maymundur diyenler kendilerine maymun desek acaba ewet atam bi mAYMUNDU BENDEMİ DİYECEK KOMİK AMA gerçek galiba neyse KURANI KERİMİ kaynak olarak algılayanlar için söylüyorum bakara olmak üzere muhtelif yerlerde geçen yaradılış kıssası insanın bilme anlama kavrama ve akıllı olma durumuyla meleklerden ve tabiki haywanlardan üstün olduğunu açık bir şekilde anlatıyor .insanın yaradılış gayesine gelince KURAN GENE ANLATIYOR yaratıcının yeryüzündeki halifelik şerefi yani hayvan gibi sadece yaşamak değil yanlış anlaşılmaması gerekiyor saygı ve sevgimle akyol abi
Yazan: freedom Tarih: May 31, 2008 5:03 PM
Tarik bey,
Elbette mucize cikartamam, sadece hurafe cikartabilirim, inanan olursa tabi. Sizde farkli birsey yapmiyorsunuz. Mucize filan yok ortada, kendinizi inandirmissiniz, o kadar.
Su 300,000 meselesini de bence birakin, yok oyle birsey. Duzgun hangi kaynaga baksak ayni sey cikiyor. Asagidaki NASA dan.
http://wmap.gsfc.nasa.gov/globe.html
Yani bu sure sonra evren yeterince sogumus birtakim seylerin olusumu icin.
Kaldiki atom demek hersey degil, 379k yil sonra bile hersey olusmus degil yani. Daha galaksiler var, yildizlar var, canlilar var... Ve daha once de yazdim, bilim 300 bin bile dese yukaridaki sergilediginiz mantigi ciddiye alamam. O yuzden aktardiklariniz ciddiye alinmasi zor seyler. Mizah konusu yapiliyor.
Bu mantik yurutmeyle ancak hurafe uydurabiliriz. Ve yukarida bunun cok guzel bir ornegini veriyorsunuz. Once bu herbiri 50bin yil denilen 6 gunun(tanri gunu, demek onun da gecesi gunduzu dongusu var) hepsini evrenin ilk 300bin yillik sureci icin kullandiniz.
Daha sonra ise, bu super gunlerden ikisini alip 100000 bin yapiyorsunuz ve yerkurenin olusmasina iliskin mucizeden bahsediyorsunuz!? Yani demek ki, bu 50bin o kadar muglak ki, kafaniza gore istediginiz yerde arada milyarlarca yil demeden keyfinize gore kullaniyorsunuz, bi bakiyorsunuz evrenin ilk zamanlari, bi bakiyorsunuz milyarlarca yil sonrasi yerkurenin olusmasi. Yukarida anlatmaya calisdigim seye cok guzel bir ornek vermissiniz kendiniz.
Aklima gelen bir baska nokta; demek 300bin yil sonra herseyi yaratti tanri, dogru kabul edelim bir anligina; 300000 yil sonra olusan seyler neyin nesi o zaman? galaksiler? nebulalar? yildizlar? gezegenler? canlilar?
6 gunde yarattik seyini tukettiniz! demek ki bu geri kalan kendiliginden olusabiliyormus 13 kusur milyar yil boyunca degil mi?
ki benim bildigim bu 6 gun bunlarin hepsini kapsiyordu, bircok musluman arkadasim/yakinim/bildigim oyle inaniyor?
Yada o 6 gunden sonra ~270000 bin gun(tanri gunu) extra mesai mi yapmis? 6 gun nere, yaklasik 270000 tanri gunu nere?
Gordugunuz gibi, tutarli, akil alir birsey cikmiyor ortaya. Tamamen celiskili, tutarsiz ve komik sacmaliklardan baska birsey degil.
Yazan: fuatogl Tarih: May 31, 2008 9:07 PM
eğer KURAN I KERİM KAYNAK OLARAK GÖRÜYORSANIZ YARADILIŞLA İLGİLİ BİRÇOK DELİL VAR öncelikle kainat başıboş olsa düzensizlik mevcut olurdu aksine yüce yaratıcıyı hergün görüyoruz bütün canlılarda .bilmiyorum ama kainatın sahibini yani sonsuz kudreti tastik etmemekle neyi hedefliyorsunuz...BİR DÜŞÜNMEK GEREK ALLAH 6 gün le nasıl bir zamanı kastetti.bu tam bilinmemekle hesaplanamaz .ama şu bir gerçek ALLAH yaratma fiilini he an uyguluyor .bence ALLAH ın varlığını kabul etmemek düşünmüyorum o halde yokum demektir saygımla.
Yazan: fatma Tarih: June 1, 2008 10:08 AM
Sayın Fuatogl,
evrendeki maddenin oluşumuyla ilgili 300,000 bin yıl diye bir şeyin olmadığını,aksine bu sürenin 379,000 yıl olması gerektiğini söylüyorsunuz.İnternette ''büyük patlama 300,000 yıl'' ya da ''big bang 300,000 years''yazıp arama yaptırın ve çıkan sonuçları bir sayın bakalım sonuna kadar sayabilecekmisiniz?Bir şey için yok öyle bir şey demeden önce biraz araştırma yapmak gerekmez mi?Daha önce de yazdım 379,000 yıl sadece WMAP uydusunun gözlemlediği zamanı ifade ediyor.Verdiğiniz alıntıda da gözlemde ne görülüyorsa o ifade ediliyor.Evet evren hidrojen atomlarını meydana getirecek kadar soğumuş,nötral hidrojen saydam olduğu için de mikrodalga fon radyasyonu da sebestçe yayılıyormuş.Peki evrende bu fon radyasyonunun yani ışımasının ilk kez bu tarihte gözlendiği yazıyor mu? Yazamaz çünkü daha COBE uydusu ile bu ışıma 300,000 yıl da gözlemlenmiş.Şimdi bu ışıma 300,000 yılda gözlemlendiğine göre ve COBE uydusunun gözlemini kimse inkar etmediğine göre evrende görülebilen ilk ışık 379,000 yıldan önce olduğuna göre 300,000.inci yıldadır.Ve bu ilk kez serbest dolaşan elektronların çekirdekler etrafına dizilip atomları oluşturmaya başladıklarını gösterir. Eğer WMAP uydusu örneğin 250,000 yılı gözlemleyebilseydi sizin mantığınız doğru olabilirdi.Kaldı ki WMAP uydusu daha ötesini gözlemlemek için değil tüm evrenin daha deteylı bir haritasını çıkarmak için gönderilmiştir.(Hem daha yeni bir teknolojiye sahip bir uydu daha eski teknolojiliden daha kötü bir sonuç almış gibi çelişkili bir durum ortaya çıkarmaz mı?)En deteylı görüntüyü de 379,000 yılda alabilmiştir.
Birde şu adreslere bir bakın: http://map.gsfc.nasa.gov/news/index.html Burada 380,000 yılda evrenin yüzde 12 sinin atomlara dönüştüğü belirtiliyor.Yani tüm atomaltı parçacıkların oluşumu ve atomu oluşturmaya başlamaları daha önceki bir zamana rastlıyor.
universe.nasa.gov/resources/ppt/BE_AK_GRA_Talk.ppt burada da (powerpoint sunusu) 10.sayfa da WMAP uydusunun sonuçlarından ve 379,000 yıldan bahsedildikten hemen sonraki 11. sayfadaki çizimde evrendeki ilk ışık 300,000 .yılda gösterilir.Yani 379 bin yıl 300 bin yılın yerini almış değildir.Zaten daha önce de söylediğim gibi mantıken de alamaz çünkü 300,000 yıl daha önceki bir zamanı ifade eder.
community.berea.edu/scienceandfaith/essay04.asp - 50k - bu adreste ise ilk önce COBE uydusunun verilerinden ve de 300,000 yıldan bahsediliyor.Sonra da WMAP VE 379,000 yıldan bahsediliyor.En sonunda ise evrenin geçmişinin revize edilmiş gözden geçirilmiş hali anlatılıyor ve maddenin oluşum süreci için ise sadece 300,000 yıldan bahsediliyor.
Bunun gibi başka örnekler de var ama burada hepsini açıklayabilmem mümkün değil.Ayrıca 50,000 yıllardan ikisini alıp 100,000 yıl yapıyorsun diyorsunuz.Sanki ben hiç bir dayanağı olmadan 50,000 yılı ve iki günü keyfi olarak olarak çıkarıyormuşum gibi izlenim uyandırmaya çalışıyorsunuz.Ben iki günle çarpıyorsam yerkürenin yaratılmasıyla ilgili ayette iki gün dediği için böyle yapıyorum.50,000 yıl için de Kuran'da açık açık miktarı 50,000 yıl olan bir günden bahsetmemiş olsaydı haklı olma ihtimaliniz vardı.Bu elli bin yılın da çok uzun zaman dilimleri için evrensel bir ölçü olduğu bellidir.Çünkü ayette meleklerin evrende hareketinden bahsedilir.
Bir de şu ''300 bin yıl yani 6 günde yarattı sonra oluşan yıldızlar galaksiler ne oluyor ''gibi sorunuzu da çok yadırgadım doğrusu.Ama ben yine de açıklayayım.6 günden sonra oluşan galaksiler ve yıldızların yapı taşları bu altı günde oluşan madde değilmi zaten.Sadece form değiştirmiş halleri.Tabi bu değişim de tesadüfi olmuyor tamamen Yüce ALLAH'ın
kontrolünde oluyor.Tüm bunları anlıyorsunuz da anlamazlıktan geliyorsunuz.Eğer evrimsel mekanizmalardan falan bahsetseydim eminim ki leb demeden leblebiyi anlardınız.Sık sık komik duruma düştüğümden bahsetmişsiniz.Benimle bu konuda tartışırken komik duruma düşenler oldu ama bu kesinlikle ben olmadım.
BU MESAJIM SİZLERE SON CEVABIM OLMASINI DİLİYORUM.ÇÜNKÜ ARTIK KISIR DÖNGÜYE GİRDİ.CEVAP VERMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ VE BEN DE ARTIK ÖZELLİKLE CEVAP VERMEM İSTENMEDİKÇE YAZMAYI DÜŞÜNMÜYORUM.FİKİRLERİMİ BAŞKA PLATFORMLARDA AÇIKLADIM VE ÇOK BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ.BEN DE DİKKATİMİ ORALARA YÖNLENDİRECEĞİM.HEPİNİZE HAYATINIZDA MUTLULUKLAR DİLERİM.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: June 2, 2008 1:35 AM
Tarık bey,
Size pes diyorum artık. Hala maddenin 300000 yılda oluştuğunu söylüyorsunuz ya bravo. Yaklaşık 320000 yıl sonunda tamamlanmış olan olay recombination olayıdır ki bunu daha önceki mesajlarımda açıkladım. Zaten varolan elektronların zaten varolan çekirdeklerin (proton+nötron) etrafına yerleşerek atomları oluşturması olayıdır. Yani aslında tüm parçacıklar çok öncesinden beri zaten var. Big bang'den yaklaşık 32000 yıl sonra elektronların çekirdekler etrafına yerleşerek atomları oluşturması süreci başlıyor ve yaklaşık 320000 yıl sonra bu süreç tamamlanıyor. Yani bu süreçte atomların oluşumu için gerekli parçacıklar evrende zaten mevcut. Mevcut parçacıkların atomları oluşturması 32k-320k arasında tamamlanıyor.
Bu sözleriniz bu zamana kadar yazdıklarımdan hiçbir anlamadığınızı ve hala en başta söylediğiniz yanlışları ateşli bir şekilde savunduğunuzu gösteriyor. Bir de bunu kanıtlarım demişsiniz. İlginç. Bunu gösteren herhangi bir bilimsel veri varsa ne bekliyorsunuz hemen gösterin. Ben size bu konuda Wikipedia'daki Big Bang nucleosynthesis maddesini önereceğim. İlk 20 dakika içinde tüm proton+nötron oluşumu olmuştur. Aslında bunu daha önceki mesajlarımdan birinde daha belirtmiştim ama tekrar hatırlatayım dedim.
Yazan: Da Vinci Tarih: June 2, 2008 2:02 PM
Birde galaksiyi de, yildizi da,onuda allah bunuda allah yapti diyorsunuz. o zaman bu is 6 gunde degil yaklasik olarak 270000 (bakin bakalim kuranda var mi) gunde olmus olmali cunku assagi yukari o kadar allah gunune denk geliyor. Hangisi? 6 mi, 8 mi yoksa ~270000 mi?
Istediginiz sekilde anlayabildiginiz icin, istediginiz duruma cok kolay bir sekilde uydurabiliyorsunuz. Kitaplarda hersey yaratildi derken siz bu herseyi atom olarak aliveriyorsunuz. Eger atom degilde sayilari elektrona vs. ye uydursaniz, "ilk elektronlar olustu hersey yaratildi" diyeceksiniz. Sayilar yildiz olusumuna denk gelse "ilk yildizlar olustu, bak sayilar nasilda uyuyor" diyeceksiniz. vs.vs. retro-fitting!
Onun icin, bu tarz fantastik savlari ciddiye almak icin acik ve net seyler olmasi gerekir. Ornegin madem mucize gucu var soyle birsey olsun, "herseyi buyuk bir patlama ile baslattik, yaklasik bilmem kac yil sonra evrenin yapi taslari, bilmeme kac yil sonra ilk yildizlari, bizim katimizda her biri sizin minik gununuze gore 50bin yil olan gunlerden tam olarak ~180000 gun sonra ise mavi kureyi yarattik" gibi birsey desin delikanli bir tanri ise. Ve bu yazinin gercekten Muhammed zamaninda yazilmis cizilmis oldugunu da isbatlayabilirsek iste o zaman buna mucize denir! Bohca yamar gibi keyfimize gore sayilari oraya buraya kullanip, ne dedigi bile acik secik belli olmayan cumlelerden atom anlami cikartip, atomlar su zamanda olustu diye bir yontem secersek istedigimiz sekilde istedigimiz mucizeyi cikartiriz. Istediginiz kadar google referansi verin 300bin yil sonra sizin verdiginiz sekilde atomlar olustu bitti diye birsey yok. google diyeceginize son guncel bilgileri veri alan eli ayagi duzgun ciddi bir kaynak verin de ne oldugunu anlayalim.
Ayrica bu yukarida yeni diye sunmaya calisdiginiz hurafenin aynisi yillar once "islamic-science" denen sozde-bilim altinda bol bol yazilmis cizilmis. Yeni diye tum insanliga, Mustafa Akyolun sitesi vasitasiyla duyurmaya calisdiginiz sey zaten klasik yaratilisci literature coktan girmis birsey. isitilip isitilip tekrar eski seyler piyasaya surulup duruyor.
Yazan: fuatogl Tarih: June 2, 2008 3:14 PM
FUATOGL,
DİYELİM Kİ BİR EV YAPTINIZ VE BU EVİ 6 GÜNDE BİTİRDİNİZ.ZAMAN İÇİNDE BU EVİN İÇİNDE DEĞİŞİKLİKLER DE YAPTINIZ.BU EVİMİZ 10 YIL SONRA DA AYAKTA DURUYOR.DEMEK Kİ 10 YIL SONRA SİZE SORSAK BU EVİ NE KADAR ZAMANDA YAPTINIZ DİYE 10 YILDA YAPTIM DİYECEKSİNİZ.AYRICA SÜREKLİ DEĞİŞECEK BİR ŞEYİ YANİ EVRENİN YAŞINI ,HİÇ DEĞİŞMEYECEK BİR KİTAPTA NEDEN VERSİN Kİ ALLAH.
YAZIMDA DA BELİRTMİŞTİM 6 GÜNDE YARATMANIN GEÇTİĞİ AYETLERDE İLGİNÇ BİR ŞEKİLDE HİÇ DÜNYA YILDIZLAR GEZEGENLER VE GALAKSİLERİN DE BU 6 GÜNDE YARATILDIĞINDAN BAHSEDİLMEZ.HEP YER GÖKLER VE İKİSİ ARASINDAKİLER DİYE BAHSEDİLİR.TOPLAM YEDİ AYETTE VAR BU 6 GÜN HİÇBİRİNDE DİLİ SÜRÇÜP DE İÇİNE AYI YILDIZLARI DÜNYAYI FALAN KATMAZ.BELKİ HZ.MUHAMMED TARAFINDAN YAZILSAYDI YEDİ AYETİN BİRİNDE BİR DİL SÜRÇMESİ OLABİLİRDİ DEĞİL Mİ?
BAKIYORUM SİZ DE 379,000 YILI BIRAKMIŞSINIZ ARTIK.HİÇ BAHSETMİYORSUNUZ.GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ FİKİRLERİ DEĞİŞEN DAHA DOĞRUSU ARGÜMANLARINI SÜREKLİ DEĞİŞTİREN TARAF SİZ OLUYORSUNUZ.
HELE ŞU DELİKANLI TANRI ARAYIŞINIZA İSE DİYECEK SÖZ BULAMIYORUM. YANİ LÜTFEN SÖYLEYİN DEDİĞİNİZ GİBİ KESİN(ASLINDA KURAN'DA BAHSEDİLEN DE KESİN AMA SİZ KABUL EDEMİYORSUNUZ.)BİR RAKAM SÖYLESEYDİ
ONUN DELİKANLILIĞINA GÜVENİP İNANACAKMIYDINIZ.ATEİZME DE YENİ BİR KAVRAM GETİRDİNİZ.''DELİKANLI TANRI ARAYIŞI''
ŞO GOOGLE SİZ FİKİRLERİNİZE KAYNAK OLARAK ALINTI VERİRKEN SÜPER BİR KAYNAK OLUYOR,BEN VERİNCE BİRDEN BİRE AYARI DÜŞÜYOR NEDENSE.
İSLAMİC-SİNCE DEKİ YAZIYI BEN DAHA DÜN GÖRDÜM.AMA SADECE 6 GÜN İLE 300,000 YIL ARASINDA BAĞLANTI KURULMUŞ. BENİM SAVUNDUĞUM DİĞER FİKİRLER YOK.
SİZ ATEİSTLERİN DURUMU İÇİN ŞÖYLE BİR ÖRNEK AKLIMA GELDİ.DİYELİM Kİ DÜNYADA SADECE SİZ ,EŞİNİZ VE BİR ÇOCUĞUNUZ VAR.ÇOCUĞUNUZA DİYORSUNUZ Kİ SEN DAHA ÖNCE YOKTUN SEN BİZDEN DOĞDUN.ÇOCUK DA BAKIYOR HİÇ DOĞUMA ŞAHİT OLMAMIŞ VE KENDİ DOĞUMUNU DA HATIRLAMIYOR TABİ.SİZE DE BEN SİZDEN DOĞDUĞUMU HATIRLAMIYORUM VE BEN DOĞUM DİYE BİR ŞEY DE GÖRMEDİM,BEN KENDİMİ BİLDİM BİLELİ HERŞEY KENDİLİĞİNDEN VAR İŞTE VE BEN DE KENDİLİĞİMDEN VARIM NEDEN BENİ BÖYLE ŞEYLERE İNANDIRMAK İSTİYORSUNUZ DİYOR.SONRA ÇOCUĞUNUZA ÖLÜM(AHİRET)VAR DİYORSUNUZ.ÇOCUK BEN HİÇ ÖLÜM GÖRMEDİM VE BEN DE ÖLMEDİM DİYOR.TÜM BUNLAR GERÇEK OLDUĞU HALDE BUNLARA İNANDIRAMIYORSUNUZ.
SİZE VE SİZİN GİBİ DÜŞÜNENLERE DAHA ÖNCE DE SÖYLEDİĞİM ŞU CÜMLELERLE SİZE OLAN SÖZLERİME NOKTA KOYUYORUM.
SİZ ATEİSTLER HERŞEYİN BİR YARATICIYA İHTİYACI OLMADAN KENDİLİĞİNDEN VAROLABİLECEĞİNİ SAVUNURSUNUZ,AMA İŞ ALLAH'A GELİNCE DE PEKİ O NASIL KENDİLİĞİNDEN VAROLABİLİYOR DİYE DE SORARSINIZ.(İSLAMDAKİ DÜŞÜNCE HERŞEYİN BİR YARATICIYA İHTİYACI OLDUĞU DEĞİL,HERŞEYİN YARATILMAMIŞ YANİ BİR YARATICIYA İHTİYACI OLMADAN VAR OLABİLEN TEK BİR YARATICIYA DAYANDIĞIDIR.BU BİLE BİR ŞEKİLDE ÇARPITILIP HERŞEYİN BİR YARATICIYA İHTİYACI VARMIŞ VE ALLAH DA BUNA DAHİL EDİLEBİLİRMİŞ GİBİ GÖSTERİLİYOR.)HEM ALLAH VAR OLAMAZ DERSİNİZ HEM DE ALLAH OLSAYDI ŞU ÖZELLİKLERE SAHİP OLMALIYDI(BUNA DELİKANLILIK GİBİ ÖZELLİKLERİ DE SİZ EKLEDİNİZ) DERSİNİZ.PEKİ VAR OLAMAYACAK OLAN ŞEYİN HANGİ ÖZELLİKTE OLMASI GEREKTİĞİNDEN NASIL SÖZ EDEBİLİYORSUNUZ.SIRF ALLAH'I İNKAR ETMEK ADINA ÇELİŞKİLERLE DOLU BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİ OLUŞTURMUŞSUNUZ.HAYATINIZ HEP BENLİĞİNİZİN BİR TARAFINI,DİĞER TARAFININ KABÜLLENEMEDİĞİ BİR ŞEYE İKNA ETMEYE ÇALIŞMAKLA GEÇECEK.
( KENDİNİZİ CEVAP VERMEK ZORUNDA HİSSETMEYİN.BENDEN DE CEVAP İSTEMEYİN LÜTFEN.ÇÜNKÜ ARTIK YAZMAK İSTEMİYORUM.EN İYİSİ SİZ GENE İSTEDİĞİNİZE İNANIN BEN DE KENDİ DOĞRU BİLDİĞİME)
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: June 3, 2008 12:08 AM
DA VİNCİ KARDEŞİM,PEKİ YAKLAŞIK 316750 YILDA ATOMLARIN OLUŞUMU YANİ ELEKTRONLARIN DİZİLMELERİ FALAN DA BİTTİ DİYELİM.(YUKARIDA SEN DİYORSUN RECOMBİNATION OLAYI DİYE VE DE TAMAMLANMIŞ DİYORSUN)SANA DAHA ÖNCE DE SORDUM;SEN YAKLAŞIK 300,000 YILDA ATOMLARIN OLUŞUMUNU DA TAMAMLADIN,PEKİ BU SONUÇ BENİM BAHSETTİĞİM EVRENDEKİ MADDENİN 6 GÜNDE YANİ 300,000 YILDA YARATILMASI OLAYINI DAHA DA ÇOK DESTEKLER Mİ YOKSA UZAKLAŞTIRIR MI?SANKİ SENİN SAVUNDUĞUN ŞEY MUCİZE İDDİASINI ÇÜRÜTÜYORMUŞ GİBİ KONUŞUYORSUN YA BEN ONA ŞAŞIYORUM.ÇÜRÜTMEK BİR YANA DURSUN DAHA DA SAĞLAMLAŞTIRIYORSUN BUNU FARKETMİYOR MUSUN GERÇEKTEN?
CEVAP VERMEK ZORUNDA DEĞİLSİN.BEN DE ARTIK CEVAP YAZMAK İSTEMİYORUM
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: June 3, 2008 12:46 AM
SAYIN DA VİNCİ ''Big bang'den yaklaşık 32000 yıl sonra elektronların çekirdekler etrafına yerleşerek atomları oluşturması süreci başlıyor ve yaklaşık 320000 yıl sonra bu süreç tamamlanıyor.''DİYORSUN.PEKİ BÜTÜN KAYNAKLARDA NEDEN 300,000 YIL SONRA SICAKLIK 3000K YA DÜŞÜNCE ELEKTRONLAR ÇEKİRDEKLERİN ETRAFINA YERLEŞEREK İLK ATOMLARI OLUŞTURDU DENİYOR. ELEKTRONLARIN YERLEŞMESİ İÇİN SICAKLIĞIN 3000K YA GELMESİ GEREKTİĞİ BİZZAT SENİN VERDİĞİN KAYNAKLAR DA BİLE VAR.SORUM ŞU: SICAKLIK 3000 K YA 32000 YILDA MI GELDİ?
AYRICA 20DK İÇİNDE PROTON+NÖTRON OLUŞTU DEMİŞSİN.ATOMUN OLUŞMASI İÇİN YALNIZCA BUNLAR YETMEZ ELEKTRONLARIN DA OLUŞMASI GEREKİR.
BENİM BAHSETTİĞİM SENİN ARGÜMANLARINLA BİLE KANITLAMA İDDİAM İSE ŞÖYLE:BİZZAT SİZİN VERDİĞİNİZ KAYNAKLARDA 31675 YIL İLE 316750 YIL ARASINDA ATOMLARIN OLUŞUMU TAMAMLANDI DENİYOR .BEN DE DİYORUM Kİ 300,000 YILDA BU ARALIK İÇİNDEDİR VE YAKLAŞIK 316750 YIL 300,000 YILA ÇOK YAKINDIR.
Yazan: TARIK TAŞPINAR Tarih: June 3, 2008 9:49 AM
Tarık bey,
Bu bölümde anlamadığınız birşey var mı? Atomların oluşumu için gerekli tüm parçacıklar big bang'den sonra dakikalar içinde oluşuyor. Bu paröacıkların atomları oluşturması için uygun ortam koşulu yaklaşık 32k yıl sonra başlıyor ve 320k yıl sonunda atom oluşumu yani elektronların çekirdekler etrafına yerleşmesi tamamlanıyor. Burada yaratma gibi birşey var mı? Varolan çevresel koşullara bağlı olarak parçacıklar arası bir etkileşim var sadece. Yani 320k yılda madde yaratıdı gibi birşey iddia etmek elimizdeki bilimsel veriler ışığında yalnızca absürddür.
Ayrıca neden 300k değil de 320k demenizi de anlamıyorum. Ben size iki tane kozmoloji kitabını kaynak gösterdim. Daha ne istiyorsunuz?
Yazan: Da Vinci Tarih: June 4, 2008 9:16 AM
öncelikle size şunu söylemek isterim.Eğer bu ülkede din u kadar baskın olmaya devam eder , insanlar dini bu kadar kullanırsa kimse darwinizm 'i dialektik materyalizm'i anlayamaz.Öncelikle dinin etkisi olabildiğince azaltılmalı ki "ÖZGÜRLÜK" denen kavram sadece "DİNCİ" ler için kullanılmasın...
Yazan: Devrim Tarih: June 25, 2008 11:55 AM
300 binleri birakin da dunyanin 4.5 milyar yasinda oldugunu hatirlayin.
http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya'n%C4%B1n_ya%C5%9F%C4%B1
Yazan: Levent Cetin Tarih: July 23, 2008 6:35 PM
Yaradilis'in icinde ilk insanin Adem oldugu da var. Adem 900 yil yasamis diye de yaziyor. Adem'in yasadigi zamani yaklasik bundan sadece 7 bin yil oncesine dayandiriyor din kitaplari. Bulunan insan fosilleri bundan cok daha eskiye dayaniyor. 16000 yillik bir insan kemigi buldugunuzda Adem'in dedelerine ulasmis mi oluyorsunuz. Yaradilis'i buyuk celiskilerinden temizleyin ondan sonra bilim kitaplarina katarsiniz.
Yazan: Levent Cetin Tarih: July 23, 2008 6:39 PM
Levent Çetin,
Hangi din kitapları dünyanın yaşını 7 bin yıla dayandırıyor? Hangi?
Bakın size İslamiyet hakkında bir şey söyleyeyim:
İslam laik bir dindir. Dünyanın yaşı onu hiç ilgilendirmez. Onu bilim dallarına bırakır. Ama bilimin verilerini tefekkürle kendi penceresinden değerlendirir ve Allah(cc)'ın azametini, rahmetini... görmeye, göstermeye çalışır.
Sizin bahsettiğiniz din kitapları Hristiyan veya Yahudi veya çok popüler(nedense atistlerin bile hoşuna giden) batıl ötesi buda, şuda, hindu vs. dinlerinin kitaplarıdır.
İslamiyetin dünyanın yaşı ile ilgili bir iddiası yoktur. Hz. Adem'in yaşı ile ilgili rivayetler ise İslam tarafından, İslam alimlerinin tamamı tarafından SALT DOĞRULAR OLARAK KABUL EDİLMEZ. MEZ. MEZ DE MEZ MEZ. Rivayet olarak görülür en fazla.
Bu nedenledir ki Hristiyan yaratılışçılar "bu dünyayı yaratan yaratıcı o fosilleri de o halleri ile yaratmış olabilir" gibi basit ve kendi mantyık silsilesi içinde ihtimal dahilinde bir cevapla sizin sorunuzu geçersiz kılıyorlar.
Fakat dediğim gibi İslam düşünürlerinin böyle bir soruya muhattap olmayacakları gibi, böyle basit bir cevaba da gerek duymazlar.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 24, 2008 10:42 AM
Levent bey, sizde hicbirseyi anlamiyorsunuz ama.
Tanri yaklasik 13.7 milyar yil once 300bin yilda kainati yaratti, atomlar filan olusmaya basladi. Kutsal kitaplarda bahsettigi donem budur. Gerisi zaten meydanda oldugu icin yazdirma ihtiyaci hissetmemis, herhalde bunu anlayabilecek kadar zeka sahibi oldugumuzu biliyor da ondan! Sonra araya 200 kusur bin tanri gunu (her biri 50bin dunya gunu - 8-9 millar dunya yili) bir dinlenme periyodu girdi malum dinlenme olayi yuzunden ve bundan yaklasik olarak 4,5 milyar yil once dunyayi yaratmaya basladi.
Aradan az bi zaman gectikten sonra cesitli canlilar yaratti minik minik cok basit sekilde, fazla abartmadan. Sonra basit basit takilirken birden (yani birkac milyar yil sonra) ortaligi senlendirmek icin kambriyen donemde bir patlatma baslatti (on milyonlarca yil suren). Canli cesitleri cogaldi, yuzmilyonlarca yilda sonra dinozorlar filan serpistirildi yeryuzune vs. Daha sonra dunya dinazorlarla kaplandi, bilemedigimiz bir sebepten dolayi (herseyi bilecek degiliz) tum bu dinolar oldurulup, sadece sus hayvani seklinde ufak tefek olanlari birakildiktan sonra insanlar yaratildi, gunumuzden birkac milyon yil once..sonra bilinmeyen bir sebebten dolayi bu ilk insanlar ortadan kaldirildi. Yeni bir sayfa acti ve gunumuzden 6-7 bin yil once camurdan adem ve onun kaburga kemiginden havvayi yaratti. Elbette zorunlu olarak olusacak ensest gibi hos olmayan seyleri engellemek icin, bizim bilmedigimiz bir sekilde adem ve havva ya bir sekilde yardimci oldu (olmasaydi bugun burada olmayacaktik, yani mutlaka yardimci olmus olmali, neyse buralar henuz arastiriliyor).
Kabaca budur, ve hala anlamamazlik yapiyorsunuz. Tanri tum bunlari yaparken, zaman icersinde olusturdugu canlilari "pat" diye olusturmustur. Turler yaratilmis, ve milyonlarca yil hic degismeden orjinal hallerini koruyarak nesillerini devam ettirmisler. Sonradan bilimden ogrendigimize gore de sadece "minik" degisiklikler olmus (gerisi ateistlerin yalanlari), ama tabi bunlar sadece ufak tefek adaptasyonlar. Tanri onuda dusunmus, yaratilan canlilar ortamlarina uyum saglayabilsin diye.
Kudretli tanrimiz tum bunlari yaparken isin ayrintilarinda Seytan beliriyor ve sizlerin kaafsini karistiriyor. Mesela fosilleri ve genleri oyle ayarliyor ki, sanki tum bu canlilar ortak genetik bir tarihe sahipmis gibi gorunuyor sasmaz bir sekilde. Hatta hic usenmeden isin suyunu cikartip insan ve maymun kromozomunun ayni yere denk gelen kisimlarina sanki bunlar ortak bir gecmise sahipmis gibi isaretler kokuyor (seytanca!). Fosiller ve genler oyle bir sekilde organize ediliyor ki, tanrinin ihtisamli yaratilisi sadece zeki olanlarin gorebilecegi sekilde bulandiriliyor evrim goruntusu verilerek (sinavin ne anlami kalacak yoksa!?). Bosuna seytan ayrintidadir denmiyor yani. Olay kabaca budur...anlatilmasina ragmen daha da anlamiyorsaniz uzgunum dostom. Ama catir catir yanacaksin...
Yazan: fuatogl Tarih: July 24, 2008 3:26 PM
Demek insan gunu ile Allah gunu farkli buyuklukler. Biz mesela gunu gunese gore tanimliyoruz, ama Allah'in bir absolute birime ihtiyaci var. Gun gibi dongusel bir zamanla tanimlamasi cok tuhaf. Cizgisel bir zaman kullanmasi lazim. "Ben dunyayi 6 gunde yarattim" derken ben sizin dunya birimlerinizi takmam mi diyor yani.
Adem'in 900 yil yasamasi veya cocuklarinin ensest iliskileri umurumda degil. Dunyaya tanrisal bir dil kullanarak gelmis olmalilar cunku tarihte yazinin bulunmasi atesin bulunmasi gibi evreler var. Gerci yaratiliscilar her seyi super guclerle acikliyorlar. Supermenleri var onlarin. Milletin kafasini karistirmak icin fosil yaratan supermenler. Fosil yaratmak. Super bir kavram.
Yazan: Levent Cetin Tarih: July 25, 2008 6:27 PM
"You never see animals going through the absurd and often horrible fooleries of magic and religion... Dogs do not ritually urinate in the hope of persuading heaven to do the same and send down rain. Asses do not bray a liturgy to cloudless skies. Nor do cats attempt, by abstinence from cat's meat, to wheedle the feline spirits into benevolence. Only man behaves with such gratuitous folly. It is the price he has to pay for being intelligent but not, as yet, quite intelligent enough." Huxley.
Yazan: Levent Cetin Tarih: August 7, 2008 5:06 PM
Evrim hakkında bunca ilginin olmasını her anlamda olumlu buluyorum, toplumsal bilincin ilerlemesinde temel koşullar oluşuyor demektir, tıpkı bir milyar yıl önce yerkürede durağan iklim koşullarının oluşarak canlılığa zemin hazırlaması gibi. Darwin'in evrim kuramı ve açıklamaları evrimin tüm tanımını oluşturmuyor artık. Hatta belki de ancak önsöz sayılabilir. Evrim ve yaratılışın gerçekliği ya da inandırıcılığı bunları savunanların öz niteliklerinden bağımsızdır. Evrimi savunan bilimadamlarının içtihat girişimleri evrimin anlamından tamamen bağımsız güncel bir durum.
Evrimin kanıtlarını antropolojik ya da paleontolojik buluntularda arama zamanı 60 yıldır geçmiş bulunuyor. Fosilller evrimin sadece açık zihinlere bir tanıtım filmidir artık. EVRİMSEL GENETİK diye bir bilim dalı var yarım yüzyıldır dünyada. İşin en acıklı yanı evrimi savunan pek çok insanın da hala haberi yok bundan. Hem evrimi destekleyen hem de yaratılış ya da akıllı tasarımı destekleyen sözde-yapay fosiller bulmak ya da üretmek olanağı her zaman var, hatta bunları tokuşturarak buralardan gülünç bilimsel tartışmalar yapmak bile mümkün. Fakat artık genetiğin dilinden konuşamıyorsanız evrimi ne savunabilirsiniz ne de eleştirebilirsiniz çağdaş anlamda. Bu durumda din felsefesi, kültürü,ahlak, yakın geçmiş tarihçiliği ve sosyoloji eleştirmenliği ve internet gazeteciliğinin yanında bir hobi olarak evrim ya da evrim dışı insan varoluşu hakkında ahkam kesmek olanağı da kalmamıştır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilirsiniz ama fikirleriniz suya yazılan yazılar olacaktır.
Yazan: cosar ülkü Tarih: August 11, 2008 12:29 AM
Evrimsel genetik bir yana, karsilastirmali anatomide bile yeterli bulgular var. Bunlar lise ders kitaplarinda bile var ama nasil okudugunuz onemli. Korelmis, kullanilmayan organlar, islevini kaybeden dokulara bakmak bir fikir verebilir. Bu tezlerin karsisina da sosyetede grup kurmaya calisan Adnan Hoca'nin bir bilimsel arastirmasi olmaksizin antitez uretiyor olmasi da isin traji-komik yani. Karsisina cikan adamlar da yine kendi seviyesinde, bu yuzden de Evolution for Dummies duzeyinde bir tartisma yapilmasi gayet olagan.
Yazan: Levent Cetin Tarih: August 11, 2008 9:36 PM
Fuatogl ve Levent, korkarım ki evrimci ve yaratılışçı argümanları keyfinize göre bir çorba yaparak sunmak suretiyle hakikati bulma namına bir şey ispatlayamazsınız. Hakkında hiçbir bilginiz ve anlama çabanızın olmadığı dinî kavramlar hakkında göbeğini kaşıyan cahil adam kıvamında dalga geçmeniz de cabası. Kendi durumunuz bu iken sizin Harun Yahya'ya karşı ilmî üstünlük iddialarınız ve böbürlenmelerinizin bir işe yaramayacağını size söyleyeyim.
Bir iki örnek: İnsanlığın 6-7 bin yıl önce yaratıldığı gibi bilim dışı iddialarda bir internet sitesinde karşılaştığım belli bir grup marjinal nurcu dışında hiçbir Müslümanda rastlamadım. Köktenci ve komik Amerikalı Evanjeliklerin inançlarını Müslümanların ve ciddî yaratılışçı/akıllı tasarım savunucusu bilim adamlarınınkilerle bulamaç edip keyfinize göre aklınız sıra dalga geçmekle hakikati bulmak adına elinize geçebilecek hiçbir şey yok. 7 bin seneci marjinal Nurcu kardeşlere gelince. Kendi websitemdeki bir yazıda açıkladığım gibi bu inancın, gördüğüm kadarıyla Said Nursi'nin fazla önem vermeden yazıp geçiştirdiği şahsî bir görüşünden fazla bir dayanağı yok, ama ne yapalım bazı Nurcularda, din âlimlerine yönelik genel İslamî tavra aykırı bir aşırı tavır mevcut Said Nursi ve onun şahsî kanaatlerine ilişkin.
"Milletin kafasını karıştırmak için fosil yaratmak" mı? Neyden bahsediyorsunuz kuzum siz? Evanjelik Hıristiyanlara cevap veren Amerikalı yazarlardan okuduğunuz klişelerle Müslüman mahallesinde manâsız kaldığınızın farkında değil misiniz?
Doğrusunu sorarsanız, insanlık ilk Homo Erectus ırkı kalıntılarının bulunduğu günümüzden kabaca 2 milyon yıl kadar önceki dönemde başladı göründüğü kadarıyla. Doğal şartlar gereği, 1492 sonrasında Amerikan yerlileri nasıl nüfuslarının yüzde 95'ini kaybedip helâk oldularsa (ölüp gittilerse), bundan çok uzun bir zaman önce de Erectuslara bir benzeri olmuştu. Günümüzdeki hakim ırkî yapıya sahip olan ve Homo Sapiens denen insanlara ait bildiğimiz ilk fosiller de bundan kabaca 200 bin yıl evveline ait...
Bilmem biliyor musunuz ama bilimsel gelişmeleri takipte geri kalmamış bilim adamları artık ateşin bulunmasının 500 bin yıl önce kat edilmiş bir safha olduğu inancını kabul edemiyorlar. Bulunan ateş kullanımı örnekleri bundan 1 600 000 yıl öncesine kadar gidiyor. Yani haksız yere kendisine homo (insan) denmiş habilis'i saymazsak insanlar (homo cinsi, aslında "türü" demeli) var olduğu müddetçe ateş de kullanıldı diyebiliriz artık.
Bir "gün"ün farklı anlamlara gelebilmesini neden anlamıyorsunuz? Artık bir Venüs günü, bir Mars ve bir Arz (yeryüzü) gününün farklı şeyler olduğunu hepimiz bilirken ve Allah Kuran'da bu konuyu izah edici sözler de vahyetmişken sadece tartışma olsun diye konuşuyorsunuz işin açıkçası. Kuran 32:5'te "sizin saymanızla bin yıla eşit bir gün"den söz ediliyor, 70:4'te ise "miktarı 50 bin yıl olan bir gün"ün sözü geçiyor. Dolayısıyla yaratılışın altı günü de Allah bilir bizim saymamızla kaçar yıla eşittir.
Meydanda apaçık bir temel gerçek var. İki kere ikinin dört ettiği, beş edemeyeceği gerçeği gibi açık bir gerçek. Her birimizin bilincini, anlayan ve mutlu olan bilinci, mutlak anlamda bilinçsiz olan ve hiç bir şey anlama kapasitesine sahip olmayan mutlak anlamsızlık ve amaçsızlığın var etmiş olamayacağı, o yüzden bilinçli Tanrının var olduğu ve yarattığı evrende işin başında bulunduğu gerçeği. Bundan sonra dine inananlarla yaptığınız ve detaylar hakkında ufak tefek akıl yürütme ve yanılmalara dayalı bütün tartışmalarınız beyhude. İki kere ikinin beş edemeyeceği belli iken ayrıntılı matematiksel akıl yürütmelere girip bunu ispatlamaya çalışmanın faydası ne?
Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: August 23, 2008 11:22 AM
akıllı tasarımın evrimi rededmedıgı ve sadece raslantısal evrıme karsı cıktıgını sureklı hatırlatmak gerek....gercı ben onca arastırmama rağmen hala aklım evrıme onay vermedi...evet evrıme yorumlanacak cok sey var ama hala buyuk bosluklarının oldugunu dusunuyorum...her neyse evrım var veya yok bu benım ıcın sorun degıl hıc bır musluman ıcınde olmamalı..zaten evrımı ılk dıle getırenlerde muslumanlardır ciruni gıbı.....karsı cıkılması gereken dogal secılım ve raslantısal mutasyondur.....dogada o kadar cok canlı csıtllıgı vardırkı darvınızm bunu acıklamaktan cok uzaktır....ayrıca canlılardakı komplex yapılarıda acıklayamaz darvınızm...paleontolojı bılımı cok kısa zaman dılımlerınde anlık ve buyuk degısımlerın oldugunu gostermektedır..darvınızm ın veya neodarvınızmın dedıgı gıbı uzun sureclerde yavas yavas degısen canlı guruplar yoktur.....davkıns de cark etmıstır bu bulgularda...korelmıs organ safsatalarınada hıc cevap vermıyorum...junk gen ,intron bolgeler gıbı sozde kullanılmayan genetık merteryallerın aslında hepsının ıse yaradıgı artık bal gıbı ortadadır...ama alı demırsoy gıbı evrımcıler hala ıntron bolgelerden bahsederek darvınızme destek cıkmaktadır..sonrada ulkeyı aydınlatacaklar....hrıdtıyanların ıse evrıme karsı cıkması apayrı bır durumdur..cunku onlar ısa peygambere tanrı vasfı yuklerler bu yuzden bır tanrının evrıle evrıle gelemeyecegını soylerler bu yuzden evrıme karsı cıkarlar..yoksa evrımın bızım ıcın karsı cıkılacak bı tarafı yok..evrım var ve ya yok bu bır muslumanı hıc bozmaz..aksıne ınsan suresının bırıncı ayetı eger evrım varsa evrıme yorumlanabılır ..yuce ALLAH mealen ...insan insan olarak anılan bır sey oluncaya kadar uzerınden uzun bır zaman gecmedımı ....dıye bır ayet gondermıstır...
Yazan: akın aydın Tarih: November 23, 2008 4:16 PM
İzafiyet teorisine,Big Bang'e karşı'da bilimsel görüşler vardır.Fizik derslerini'de karşıt görüşler var diye ikiye bölmek nasıl bir şey.Bilgi vermekle eşit zaman ayırmayı birbirine karıştırıp öğrencilerden takım tutar gibi teori seçmelerini beklemek tam anlamıyla bir ahmaklıktır.Akıllı tasarım denen hadisenin, doğal seçilime bir alternatif olmasının Yaratılıştan ne farkı varki?Eski yaratılış kitapları+Michael Behe= Akıllı tasarım
Türkiye'de evrim teorilerinin durumu içler acısıdır ve doğru düzgün 'de hiçbir okulda öğretilmez.(İlkokul,Ortaokul,Lise) Yıllarca Darwin'in bir şeytan gibi sunulduğunu çok iyi biliyoruz.
Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: November 24, 2008 12:39 AM
Sayın Yorumcular,
Origin of Species'i okudunuz mu? The descent of man? The selfish gene? The voyage of the beagle? Climbing Mount Improbable? The Ancestor's Tale? v.s...Behe'nin fikirlerini kendi üniversitesinin sahiplenmediğini herhalde biliyorsunuzdur. Akıllı Tasarımcılar Darwin/Dawkins'i, Darwinciler de Akıllı Tasarımcıları iyice okuyup öğrendikten sonra ahkam kesseler ne kadar iyi olurdu!!! Yukarıda evrime karşı değilim ama doğal seçilim ve rasgele mutasyona karşıyım gibi fikirler okudum. Bu yorumcu evrimin ne olduğunu sanıyor acaba?
Yazan: nilgun oven Tarih: December 3, 2008 9:07 PM
Nilgün hanım,
kitap isimlerinin, Türkçe karşılıkları mevcut ve bahsettiğiniz kitapların çoğunun Türkçe basımları'da mevcut.
Climbing Mount Improbable(İmkansızlık Dağına Tırmanmak) (Yazar Richard Dawkins)da şu an Türkçe basıma Kuzey yayınları tarafından hazırlanıyor.
Origin of Species(Türlerin Kökeni)
The descent of man(İnsanın Türeyişi)Bildiğim kadarıyla Türkçe baskısı yok.
The selfish gene(Bencil Gen)
The voyage of the beagle(Beagle Yolculuğu)
The Ancestor's Tale(Ataların Hikayesi)
Bence bu tipte bir bilgi vermeniz daha yapıcı ve faydalı olurdu.(Sizin yerinize ben yapmış oldum)
Yazdığınız kitapların tabiki bilgi açısından önemleri inkar edilemez,fakat yinede diğer yorumcuların fikirlerini şunu okumamışsın,şunu bilmiyorsun gibi eleştirmek yerine okuyanların(AT yi yada Evrim Teorilerini....) bilgilerini ortaya koyarak tartışmaları daha doğal bir yol gibi gözüküyor.(Bence Öğretmenlik yapmanın anlamı yok:)))
Aynı zamanda Michael Behe'nin fikirlerinin kendi üniversitesinde sahiplenilmemesi ile neyi kastettiğinizi anlaşılır gibi değil.Çünkü bu durum gayet doğaldır.Üniversiteler herkesin fikir birliği içinde olunmasının zorunlu olduğu,kurumlar değildir.Buradan Akıllı tasarım'ın geçersiz olduğunu izlenimi yaratmanız tam bir mantık hatasıdır.
Bende Akıllı tasarımı mantıklı bulan biri olmamama rağmen, sizin yanlışlama yönteminizi'de mantıklı bulmadığımı belirtmek isterim.
Bir önceki yorumumda yazdığım gibi bu işi takım tutma(Gönlüm evrimden yana,Gönlüm A.T den yana) düzeyine indirgemek doğal olarak böyle yorumlara neden oluyor.(Bir Futbol takımı için Kendi taraftarları bile sahiplenmiyor diye eleştiride bulunmak mantıksız değildir.)
Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: December 4, 2008 8:25 PM
sayın fuatogl imansız (hakaret kabul etmeyiniz, iman etmeyene imansız denir)olduğunuzu cümlelerinizle kusmuşsunuz. Siz gerçekten Kur'an-ı Kerim'i anlamak isteyerek okursanız cehaletinizin bi nebze de olsa azalacağına eminim.
Yazan: Hüdelfa Tarih: February 11, 2009 12:33 PM
Düşünen her insan, atomların şuursuz olduğunu bilir. Yaratıkların yapı taşı olan bu görünmez varlıklar ilim, irade ve hayattan mahrumdurlar. Değil kâinattaki harikulade eserleri, kendilerini bile tanımazlar. Mahir bir sanatkar tarafından bir plan dahilinde kullanılmadıkça "eser" olamazlar.
Bizim, sizi benzerlerinizle, değiştirmeye ve sizi bilemediğiniz başka bir şekilde yaratmaya gücümüz yeter. Andolsun. Sız ilk yaradılışı bildiniz. Artık düşünüp idrak etmeniz gerekmez mı . (VAKIA 59-62)
Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz vesselam
Yazan: Anonymous Tarih: February 11, 2009 12:40 PM
Düşünen her insan, atomların şuursuz olduğunu bilir. Yaratıkların yapı taşı olan bu görünmez varlıklar ilim, irade ve hayattan mahrumdurlar. Değil kâinattaki harikulade eserleri, kendilerini bile tanımazlar. Mahir bir sanatkar tarafından bir plan dahilinde kullanılmadıkça "eser" olamazlar.
Bizim, sizi benzerlerinizle, değiştirmeye ve sizi bilemediğiniz başka bir şekilde yaratmaya gücümüz yeter. Andolsun. Sız ilk yaradılışı bildiniz. Artık düşünüp idrak etmeniz gerekmez mı . (VAKIA 59-62)
Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz vesselam
Yazan: Hüdelfa Tarih: February 11, 2009 12:40 PM
özür dileyerek düzeltirim, verdiğim sure Vakıa süresinin 61. ve 62. ayetiydi
Yazan: Hüdelfa Tarih: February 11, 2009 9:05 PM
Evrim Teorisi kadar saçma bir teori kalmamıştır. Canlılığın ve muhteşem sistemlerin kendiliğinden meydana gelebileceğini düşünmek kadar büyük bir acziyet daha var mıdır?
Yazan: vatan Tarih: June 27, 2009 5:11 PM
sizleri birparça toprak ve balçıktan yarattı sizler hiç yoktan var etti yerilerin ve göklerin sahibi odur...tüm evrenin sahibi maliki odur...o doğmamış doğrulmamıştır..o herşeye gücü yetendir...o sadece older herşey olu verir...ortağıda yoktur...o hiçbirşeye benzemez..böyle bir evreni yaratmağa kimin gücü yetebilir...bak etrafına noksansız birşey varmı...
Yazan: devlet Tarih: March 7, 2010 2:54 AM
Ne noksansız bir evren ..ormanda hayvanlar vahşet içinde birbirini dişleyerek, kanlı kanlı et parçaları kopartarak hayatta kalabiliyor...bir deprem, sel, fırtına geliyor, minik minik bebekler telef olup gidiyor..ya sakat doğanlar???? Şöyle düşünün: Bütün bunları yaratan iyi Tanrı değil de tanımadığımız psikopat bir uzaylı olsaydı, dünya hangi biçimde farklı olurdu? Dünyada bu gücü sorgulamanızı gerektirecek yeterince kötülük yok mu?
Bir şeye ol deyip oldurtan Tanrı bu kadar mı şeytana yenilir?
Sonra 'o hiçbir şeye benzemez' diyorsunuz. Ya Kuran'daki 'el' ne oluyor? Tuzak kuran, lanetleyen, konuşan, önce bir şeyler söyleyen, sonra nesheden, ödüllendiren, ceza veren, erkeğin gönlünü çok kadınla hoş eden, günün yanlış bilimini doğru sanan Tanrı bizim kopyamız değil mi? Bizim beynimizin ürünü olduğu nasıl da belli oluyor!!
Yazan: Frkn Tarih: March 7, 2010 9:21 PM
Nilgun Hanim dedi ki:
"Bir şeye ol deyip oldurtan Tanrı bu kadar mı şeytana yenilir?"
Nilgun Hanim hala "$eytan"'inizi bekliyorum;->
biliyorsunuz sizin "$eytan", sizin "tanri"'yla kucak, kucaga gibi. Bendeniz "$eytan"'i getirdim, $imdi sira sizde. Yukaridaki gibi tek ati$ cumleyle "$eytan" derken ne dediginiz pek anla$ilmiyor da;->>
bakin $oyle ba$liyabilirsiniz, benim getirdigim "$eytan" kimligi uzerinde tahrifat yaparak kendinize uygun bir "$eytan" secin, ya da en iyisi sekularo-fascistlere ismarlayin "$eytan"'inizi sizin dileginize uygun. spesifikasyonlariniza uygun bir "$ayten" biciversinler size, hah buldum! Salman'a ismarlayin - Salman Ru$tu'ye. Onun "$eytan Ayetleri"'nden bicme bir $eytan getirseniz de olur. Getirin "$eytan"'inizi bizimkiyle yari$tiralim, hangisi yari$mayi kazanirsa "$eytan-i raciim" o olsun, ne dersiniz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 8, 2010 8:12 AM
Yaratılışa evrimsel bir bakış için Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Mevlana'nın kısacası sufilerin görüşlerinin ele alınması gerekir. Zahirde kalıp sembolik hikayeleri gerçek zanneden , özündeki manaya vakıf olamayan ve bu sığ anlayışlarıyla kendileri gibi olmayanları sürekli tekfir eden baskıcı klasik din anlayışına ithaf olunur..
http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel-makaleler/marifetname%E2%80%99de-%E2%80%9Cevrim%E2%80%9D-aciklamasi
Yazan: deniz Tarih: July 7, 2010 2:22 PM
deniz,
Bu güzel paylaşımın için teşekkür ederim.
Boş laf kalabalığı, ezber tekrarı dışında muhatabına bir şeyler katabilen, sizin gibi insanların artması dileği ile....
saygılar
erdem
Yazan: erdem Tarih: July 9, 2010 4:43 PM
Ben de güzel dileklerin için teşekkür ederim,Erdem
size de iyi çalışmalar.
Yazan: deniz Tarih: July 14, 2010 2:10 PM
Evrimim Darwinizmin öngördüğü gibi yavaş değil de hızlı işlediğini anlatan güzel bir video, Lamark bu konuda daha isabetli anlaşılan.
http://www.okyanusum.com/belgesel/aynanoronlarinfarkliislevleri.html
Yazan: deniz Tarih: August 10, 2010 6:22 PM
Deniz,
İnsanı yalnız bilgi değiştirir, şu an senin yapmakta olduğun gibi karşındakine somut örnekler vererek, muhatabını kendisiyle başa başa bırakıp düşünmeye teşvik etmektir.
Onun için evrim şudur veya budur demek çok önemli değil, önemli olan isanları doğa hakkında bilgilendirmektir. Bir defasında bu forumda azimli bir evrim karşıtının (niki Farshad) LexA genini öğrendikten sonra bu genin susturulması halinde nasıl bakterilerin ilaç direncinin azalaçağına dair yorum yapmaya başladı. Bilgisi artığı için farkında olmadan değişti kısaca...
İlgili forum sayfası: http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2009/02/turk_laikcileri_darwinden_ne_anlar.php
Sonuç olarak evrimi üzerine basa basa anlatmak yerine doğanın gerçeklerini anlatıp, sen bir düşün bakalım demek gerekiyor. Az bilgiyle çok felsefe yerine çok bilgi ile az felsefe ....
erdem
Yazan: erdem Tarih: August 12, 2010 3:48 PM
Erdem,
güzel söyledin de ben nerde yanlış yaptım şimdi onu anlayamadım :)
Doğanın gerçekleri beni o kadar heyecanlandırıyor ki çok ilgimi çeken bir şey olunca hemen paylaşmak istiyorum, o anda bilgi mi paylaşıyorum felsefe mi yapıyorum onun ayırdında olamıyorum,
artık ne kusur işlediysem heyecanıma ver..:)
Yazan: deniz Tarih: August 13, 2010 4:08 PM
O vakit ben yanlış anlaşıldım:), senin yapmış olduğun şeyin doğru olduğunu belirtmek istedim. Tenkit değil bir takdirdi...
Eleştirim genelde evrimi savunma refleksi ile hareket edenlere... İnsanlara önce soru sormayı öğretmek gerekiyor ondan sonrası gelir diye düşünüyorum.
Genelde evrim tartışmalarında karıştırılan iki nokta var. Evrim olgusu ile evrim teorisi birbirine karıştırılıyor. Evrim olgusu tüm kanıtları ile doğada var olan bir şeydir. Evrim teoriside bu olguyu açıklamaya çalışan bilimsel bir teoridir. Evrim olgusunu reddetmek, atılan bir taşın yere düşmesini reddetmek gibidir. Evrim teorisini reddetmek ise taşın yere düşme süresini hesaplamak için kullanılan metodları reddetmektir.
İnsanlar evrim teorisi ile irite oldukları için evrim olgusunuda reddetme eğilimindeler. Yani serbest bırakılan bir taşın yere düşüceceği gerçeğini metod hoşlarına gitmedikleri için reddediyorlar. Onun için insanların önce evrim olgusu ile tanışması gerekiyor. Bu olguyu birisi çıkar Allah ile açıklar bir diğer çıkıp bunu evrim teorisi ile açıklar.
erdem
Yazan: deniz Tarih: August 13, 2010 5:45 PM
Erdem,
yazının sonuna adını yazmışsın neyseki, bende kendim yazdım sandım ilk başta, okuyunca anladım.:)
Ben de katılıyorum sana. bu konuda bir yazı da Edip Yüksel'den gelsin..:)
http://www.taraf.com.tr/haber/adem-baba-dunyaya-parasutle-mi-indi.htm
Yazan: deniz Tarih: August 13, 2010 9:23 PM
Evet yaa, farkettim, oruçluk zor valla :)
erdem
Yazan: erdem Tarih: August 14, 2010 12:56 AM
Yuksel'in yazisini acilis cumlesini okuduktan sonra biraktim. Bilim adamlari maymunlardan turedigimizi degil, 5-10 milyon sene evvel yasamis ortak bir ataya sahip oldugumuzu iddia ediyorlar.
Yazan: emre Tarih: August 14, 2010 4:21 AM
@Emre,
haklısın orada Yüksel'in bir hatası var, belki kendisini uyarmak gerekir, bu uyarıyı dikkate alacağına eminim. Ama ben yazının içeriğindeki İslam düşünürlerinin Darwin'den çok önce bu konuya eğildiklerini gösteren örnekler ilgimi çekmişti.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Dostum Dr. T. O. Shanavas, Creation and/or Evolution: an Islamic Perspective adlı kitabının 6’ıncı bölümünü buna ayırıyor. Örneğin, John William Draper, The Conflict Between Religion and Science adlı kitabında evrim teorisinin batı kökenli olduğu varsayımını reddediyor ve evrim teorisinin Müslüman okullarında yüzyıllar önce okutulduğunu ve hatta Müslümanların evrimi çok daha geniş kapsamlı düşündüklerini, minarelleri ve inorganik maddeleri bile evrim olayına dahil ettiklerini tartışıyor. ........Edip Yüksel
Yazan: deniz Tarih: August 14, 2010 12:58 PM
Darwin'den önce evrimi tartılan İslam düşünürleri:
İbn Sina (980-1037)
Muhammed el-Razi (844-926)
M.El-Heysem (965-1039)
El-Biruni (973-1048)
İbn Tufeyl (1107-1185)
İbn Rüşd (1126-1298)
M. ibn Arabi (1165-1240)
Mevlana C. Rumi (1207-1273)
İbn Haldun (1332-1406)
Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772)
ve Darwin (1809-1882)
saygılar.
Yazan: deniz Tarih: August 14, 2010 1:24 PM
Daha önce Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın evrim görüşünden bahsetmiştik, şimdi de Mevlana c.Rumi'den alıntı yapalım.
MESNEVİ’DE EVRİM
İnsan yaratılışının başından itibaren geçirdiği halleri, yaratılış menzilleri
- İnsan önce cansızlar ülkesine gelmiştir. Cansızlardan bitkilere düşmüştür.
- Yıllarca bitkiler aleminde ömür sürmüştür de, cansızlar ülkesindeki savaşları hatırına bile getirmemiştir.
- Bitkiler aleminden canlılar, hayvanlar alemine gelince de bitkiler aleminde yaşamış olduğunu unuttu.
- Fakat bitkilere karşı, yeşilliklere karşı hususiyle ilkbaharda çiçekler açılınca meyli artar.
- Çocukların analarına olan meyli gibi, ama o bu meylin, bu ana sütüne olan özlemin sırrını bilmez.
- Ey bahtlı kişi! Bu ağaç sallanmazsa , dalının gölgesi nasıl oynar? Her şeyi çok iyi bilen yaratıcı bu defa tutar, onu hayvanlık aleminden, insanlığa doğru çekmeye başlar.
- Böylece insanın maddi varlığı iklimden iklime, yani ülkeden ülkeye, mertebeden mertebeye geçerek, bilgili yüce bir hale gelir.
- Geçirdiği halleri , aklının uğradığı çeşitli mertebeleri, şuuru hatırlayamaz. Zaten son geldiği yerden de ileri gidecektir. En son aklı da değişecektir.
- Sonunda bu hırsla, istekle dopdolu akıldan da kurtulur. Yüzbinlerce şaşılacak akıl görür.
-------------------------------
Yazan: deniz Tarih: August 14, 2010 2:50 PM
Arkadaslar bu konudaki su yaziya bakiniz:
İslam Düşüncesinde Evrim Teorisi
http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/4/0020.htm
Hoscakaliniz...
Yazan: Candaroglu Tarih: August 14, 2010 4:12 PM
1200 lü yıllar Moğol istilasının başlaması, bunu Allah'ın insanları cezalandırdığına yoran insanlar ve Gazali'nin (1058-1111) İslam düşüncesinde ağırlık kazanması, dinin taassuplaşması ve nerde ise 800 yıldır sürmekte olan karanlık dönem....
Daha ne kadar devam edecek Allah bilir.
erdem
Yazan: erdem Tarih: August 14, 2010 4:17 PM
Yavu anlamadigim sey nedir biliyor musunuz:
Darwin'in Teori dedigi esatir modern mantik bilimine gore "bilimsel teori" bile degildir, bir "senaryo"'dan baska birsey degildir, neyini tartisiyorsunuz? Hic mi Bollywood yapimi film seyretmezsiniz;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: August 14, 2010 9:21 PM
Hayrettin Karaman'ın evrimle ilgili yazısına baktım,
Evrim konusunda bilimsel veriler ne diyorsa doğru olan odur. Din adamları bu konuda fetva veremez. Evrimci yaratılışı savunanlar mı yoksamd,diğer görüş mü isabet etmiş bilimsel verilere göre karar verilir. Bu işler din adamlarına kalsa onlar dünyanın da ayetlere göre düz olduğunuz yuvarlak diyenin küfer gireceğini söylüyorlardı.
Bir kısım düşünürleri ehl-i sünnet diğer bir kısmını bid'atçı ilan etmenin hiçbir anlamı yok. Bu mezhepçilikten İslam dünyasına hayır gelmiyor.
Ehl-i sünnete göre şöyleymiş yaratılış:
İnsan suresinin 1. âyetine göre "İnsanın (varoluş tarihinde) adının sanının bulunmadığı bir zaman parçası şüphesiz gelip geçmiştir". Bu âyet, insan yok iken yani bir varlık değilken kesinlikle üzerinden bir zaman geçtiğini, yaratılışı tamamlanıp mükemmel bir insan haline gelinceye kadar varlıklar arasında bulunmadığını ifade eder. Çünkü insan yaratılışı tamamlanmadan önce yeryüzünde toprak, sonra babasının sulbünde bir sperm ve anasında bir yumurtadır.
------------------------------------------
İnsanın yaratılışı tamamlanmadan önce yeryüzünde topraktı diyor. sonra birden babasının sulbüne atlıyor sonra ana rahmine düşüyor. Bu ilk ana ve baba nasıl oluşuyor? Melekler dünyadan bir parça toprak alıp onu cennet denilen bir yere götürüp orada heykeltraş gibi şekillendirip sonra da ruhunu üfleyip dünyaya mı ışınlıyorlar?
Yaratılışçılar bunu mu demek istiyor?..Eğer öyleyse ben almayım, kalsın.
İsa Mesih diye birinin yeryüzünde hiç yaşamadığı iyice aşikar olunca ne yapacaklar ben onu çok merak ediyorum, o günleri görürüm inş.
Yazan: deniz Tarih: August 14, 2010 9:30 PM
Erdem Bey dedi:
"1200 lü yıllar Moğol istilasının başlaması,"
len bahaneyi Mogollara yuklemek de klasiktir yani;->
Halbuki o Mogollar butun bilginleri toparlayip, onlara sahip cikip, sonradan cok basarili imparatorluklar kurma yetenegini gostermislerdir. Onun icin Mogollara bahane bulacaginiza "Tembeliz! TEMBEL!" deyip tavuklara yem vermeye devam edin;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: August 14, 2010 11:30 PM
'Darwin'in Teori dedigi esatir modern mantik bilimine gore "bilimsel teori" bile degildir, bir "senaryo"'dan baska birsey degildir, neyini tartisiyorsunuz?'
Haci iyisi mi bu islere bulasma; Sakir Kocabas'in hadislerinden ogrenebilecegin seyler degil bunlar. Biyoloji Darwin'i elli sene evvel emekli etti; artik genetik bilimi diye bir sey var. Gecenlerde yapay DNA uretildi, belki duymussundur...
Yazan: emre Tarih: August 15, 2010 10:15 AM
Deniz Hanim,
"Yaratılışa evrimsel bir bakış için Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Mevlana'nın kısacası sufilerin görüşlerinin ele alınması gerekir." demissiniz.
Evrimci Islam düsünürlerinin listesini sunan da siz, Hayretin Karaman Hocamizin yazisini okuduktan sonra birden bire cark edip "Din adamları bu konuda fetva veremez." diyen de siz. Cok sasirdim inanin. Bir öyle bir böyle, bir evet bir hayir veya hem hayir hem evet mi? Hayrola, nedir bu kararsizlik :))
Sadece "Evrim"den bahsetse idiniz hic karismazdim sizlere. Güle oynaya yazip durun. Ama "Islam ve Evrim" diyorsaniz o konuda bile söz sahibi olmasi gereken sahsiyetleri gözardi edip Darwin`e göre "Islam`da Evrim"e cevap mi ariyorsunuz?
E bir de buraya bakiniz:
http://www.canertaslaman.com/kitap/1.htm#1.9
Ne garip dünya..:))
Yazan: Candaroglu Tarih: August 15, 2010 8:53 PM
Bir vatandasa cevaptir.
Ey akli dar ve kücük düsturlari ile kendi basina kalip acze dücar olan ve yardima muhtac olan vatandas. Unutmayiniz ki, size ne anlatilsa ve ne söylense siz anlatilanlardan sadece istidadiniz oraninda faide temin edebilirsiniz. Gerisi laf-u güzaftir. Hele enaniyetten ve kibirden gözünüz hakikatleri görmüyor ve sarahatle belirtilmis Islami düsturlara, kurallara nazar-i dikkatinizi celbetmeden hitap ederseniz alacaginiz tepki iste buradaki gibidir. Aziz okuyucu. Biz suna iman ederiz ki
« Ey îmân edenler! Allah yolunda adım attığınız zaman (her sey'i) iyi anlayın, (mes'elelerin tam) açıklanmasını bekleyin. Size müslümanca selâm verene, dünyâ hayatının geçici menfaatine göz dikerek: «Sen mü'min değilsin» demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Önce siz de öyle idiniz. ....O halde İyi anlayın.. Şüphe yok ki, Allah, ne yaparsanız haberdârdır.» (En-Nisâ sûresi, âyet: 94).
Bu ve benzeri Islami düsturlari felsefe adina, enaniyet adina, benlik adina, kibir adina gözardi eden herkesi, makami, titri, ne olursa olsun, ister doktor, ister din adami, isterse allame olsun, kati surette nazari itibara almayiniz. Savas esnasinda zorda kalmis oldugu icin sehadet getirip bu durumdan kurtulmak isteyen hasmini onun nedamet ve sehadetine bakmadan öldüren sahabiyi hatirlayiniz. Ölümden kurtulmak icin yaptigi sehadetine ragmen o kisi ödürülünce Hz. Peygamber ona > demis ve bu tarz davranislari kesin bir emirle yasklamistir.
Sayin okuyucu. Kur-an`in gercek tefsirini ancak Peygamberimiz yapabilir. Onun sünneti, yani günlük hayatinda yaptiklari, konusmasi, davranmasi bize örnek olmalidir ve onun gibi olmaya gayret göstermeliyiz. Bilindigi üzere dinimizin kaynagi dörttür. Bunlar: Kitap, Sünnet, Icma-i Ümmet, Kiyas-i Fukaha. Bu dört ana sütun Islami hayatimizda bize öncülük eder, yolumuza isik tutar. > diyenler sapitmistir. Fukaha dedigimiz kisiler Islami bilgisi ve kabiliyeti ile öne cikmis sahsiyetlerdir. Onlara saygimiz ve sevgimiz büyüktür.
Bize "Kur-an`da falanca mesele ilgili ayet var mi?>> diye soran kimseye bizler "Sünneti" isaret edecegiz. Mesela yukardaki yazimda her namazda okudugumuz "Sübhaneke" ve "Ettehiyatü, salli-barik" dualarinin da Kur-an`da mevcut olmadigini hatirlattim. Bunlar bize sünnet ile ulasmistir. Pegamberimiz böyle yaptigi icin biz de öyle yapariz. Bu misalleri sizler cogaltabilirsiniz. Mesela > diye sorunuz. Mesela > diye sual ediniz. Alacaginiz cevap hep > olacaktir. Okudugu bir iki felsefe ve mantik kitabinin aklini cürüttügünün farkinda olmayan güruhla daha fazla mesgul olmayacagim. Kur-an`i hükümleri Avrupa`nin sapik ideolojilerinden neset eden terimleri kullanarak degil Islam`in kendine has, ona özgü, onu digerlerinden ayirt eden terimleri ile ifade edecegiz. Islami meseleri izah ederken Islami literatürde yeri olmayan Kapitalizmden, Sosyalizmden, Komunizmden, Fasizmden iktibas edilen kelimeri kullanip, güya > kerameti kendinden menkul kisiler varsa itibar etmeyiniz. > deyip > diyenlere itibar etmeyecegiz. Falanca meseleye Islam`in bakisi ile materyalizmin bakisi benzerdir deyip materyalizmi bizlere cici göstermeye kalkanlara da kanmayacagiz.
Anlama kabiliyeti yetmedigi icin yukarda yaptigim yorumda belirtigim > görmezden gelen tipleri kaale almayacagiz. Ayetleri alt alta yazmakla güya Islam`a hizmet ettigini sanan bu zihniyete nerede görürseniz hastir cekiniz. Yorumlarinda "var" kelimesi icin nerede "sifattir" demisim. Yukarida okuyunuz! "var kelimesi" demisim, "vücud sifati" demisim. Malümat fürusluk yapmanin alemi yok! Bu islami kaynaklarda böyle gecer. Buna bazi kaynaklarda ilahi isimler de dahil edilir. O kaynaklar zati ve sübuti sifatlarin yanina üc grupta mütalaa edilir ve ücüncüsüne de "manevi sifatlar" denir; yani ilahi isimler. " Mesela > ism-i ilahisi ayni zamanda Allah`in kerem sahibi oldugunu ifadesi acisindan bir sifat vazifesi de görür. Biz kainatta bu isimlerin tecellilerini görürüz. Allah`in bütün isimleri yukarda saydigim zati ve sübutu sifatlara istinad ederler. Mesela Allah`in > ismi sübuti sifatlardan "alim" sifatina, > ismi "kudret" sifatina > ismi "kelam" sifatina dayanir.
Alimlerimiz zikredilen > derler. Bu bizlerin bir agaca bakarken gördüklerimiz ile, bir biyologun bakarken gördüklerinin ayni sey olmamasi dumumuna benzer.
Bu uzun yorumumu yazmama sebep olan mevzu bir vatandasin "var/yok" meselesini hakarete varan bir surette dile getirmesidir. Kendisi anlasilmasi ve kaale alinmak istemesini sadece "hakaret ve kücümseme" stratejisi üzerine bina ettigi icin cevapsiz kalamazdim. Bendenize bir sual tevcih etmis, sonra diger bir yorumcuya o da sanki benzer bir sual sormus gibi tirnak icinde yazmis ve o yorumcuya da bir bühtanda, iftirada bulunmus. Dengesizligin bini bir para.
Ama bakiniz asrin büyük alimlerinden Bediüzzaman "Sözler" baslikli eserinde bir yerde diyor ki:
"Elhâsıl madem Allah var, elbette âhiret vardır.. Melâikenin vücudunu ve vazife-i ubûdiyetlerini ispat eden bütün deliller ve hadsiz müşahedeler mükâlemeler, dolayısıyla âlem-i ervahın ve âlem-i gaybın ve âlem-i bekànın ve âlem-i âhiretin ve ileride cin ve ins ile şenlendirilecek olan dâr-ı saadetin ve Cennet ve Cehennemin vücutlarına delâlet ederler. Çünkü melekler bu âlemleri izn-i İlâhî ile görebilirler ve girerler. Ve Hazret-i Cebrail gibi, insanlarla görüşen umum melâike-i mukarrebîn, mezkûr âlemlerin vücutlarını ve onlar, onlarda gezdiklerini müttefikan haber veriyorlar. Görmediğimiz Amerika kıtasının vücudunu, ondan gelenlerin ihbarıyla bedihî bildiğimiz gibi, yüz tevatür kuvvetinde bulunan melâike ihbaratıyla âlem-i bekànın ve dâr-ı âhiretin ve Cennet ve Cehennemin vücutlarına o kat’iyette iman etmek gerektir. Ve öyle de iman ederiz." --Sözler, Onuncu sözün ikinci zeyli.--
Her ne kadar mevzu Mustafa Bey`in yazdigi yazi ile alakali olmasa da bu aciklamayi yukardaki hakaretci üsluba cevap babinda ele almak mecburiyetinde kaldim.
Esen kaliniz...
Yazan: Anonymous Tarih: August 16, 2010 3:18 PM
Ahlaksız bir vatandaşa cevaptır!
---------------------------------------------
Ey akli dar ve kücük düsturlari ile kendi basina kalip acze dücar olan ve yardima muhtac olan vatandas.
------------------------------------------------
Bunkar bu kadar ahlaksız işte..Kendisi gibi olmayana hazmı bu kadar.. Vermemiş mabud neylesin mahmud,
asırlardır ağza sakız olmuş teraneleri sayıp dökmüş,
siz ancak kadın taşlamayı bilirsiniz, midem bulanıyor bu tiplerden.
Yazan: deniz Tarih: August 16, 2010 4:07 PM
@Candaroğlu,
Evrimci Islam düsünürlerinin listesini sunan da siz, Hayretin Karaman Hocamizin yazisini okuduktan sonra birden bire cark edip "Din adamları bu konuda fetva veremez." diyen de siz. Cok sasirdim inanin.
------------------------------------------------
Din adamları bu konuda fetva veremez tabiki, çark ettiğim falan yok. Evrimden bahseden İslam düşünürleri listesini meseleye çok yönlü bakalım diye verdim. O listedekilerin hepsi din adamı değil. İslam dünyasında Harun Yahyanın savunduğu tip bir yaratılışçılık hakim olmuş falan değildir, onu söylemeye çalıştım. Din adamları isabet edebilir de edemeyebilir de, bu iş onların işi değil. Bilim insanları da buldukları veriler sonunda Tanrı yoktur diyemez, ikisi ayrı alanlar.
Hayrettin Karaman'ın fetvasıyla biyoloji yapılmayacağı gibi evrimciler hoşlanmıyor diye ateist olacak değiliz.
Sapla samanı karıştırmayalım lütfen.
Yazan: deniz Tarih: August 16, 2010 4:14 PM
Mustafa Bey'in diğer yazısından alıntı:
Mustafa Erdoğan hoca da bunun altını çizmiş. “Özellikle dini idealin etkisi altındaki muhafazakârlar”ın “herkes için en iyi veya doğru hayat tarzını belirleyen evrensel bir hakikatin var ve bilinir olduğu kabulünden” yola çıktıklarını belirtmiş.
Evet, tam da öyle. Ama bence buradaki kritik soru (Erdoğan hocanın da isabetle işaret ettiği gibi) söz konusu “evrensel hakikat”e inanan muhafazâkarların, bu hakikati izlemeyen insanlar karşısında nasıl bir tutum takınacağı.
---------------------------------------------------
Knedisi gibi düşünmeyen insanlara karşı bir muhafazakar tavrı, buyrun:
Ey akli dar ve kücük düsturlari ile kendi basina kalip acze dücar olan ve yardima muhtac olan vatandas. (ANONİM KİŞİSİ)
Denizin Notu:
Böyle hakaret ederek olmaz kardeşim, sen kimseye senin gibi inanmıyor diye hakaret edemezsin. Sen din yorumun sana göre makbuldür ama herkesi senin gibi düşünmeye zorlayamazsın.
İşte asıl dar görüşlülük budur. Mustafa Erdoğan hocanın eline sağlık.
Yazan: deniz Tarih: August 16, 2010 4:35 PM
Candaroglu dedi:
"Ey akli dar ve kücük düsturlari ile kendi basina kalip acze dücar olan ve yardima muhtac olan vatandas."
her halde beni kastediyor;->>
Candaroglucugum siz once "akl" kavrami nasil kullanilir ogrenin sonra icinde "akl" gecen cumleler kurar uzerimde denersiniz, onun icin zahmet buyurup bakiniz:
http://www.sakirkocabas.com/concept.html
http://groups.google.com/group/AlaaddinsCave/web/aql-intellect
Candaroglu dedi:
"Sayin okuyucu. Kur-an`in gercek tefsirini ancak Peygamberimiz yapabilir."
sacmalama daha tefsire gelmedik. Dedik ki Kitabini getir goster nerede "Allah vardir" yazili.
Yahudiler gibi kitabini getiremedin!
Allah'in Kitabinda boyle bir ayet yok. Siz Yunan-i Kadim'in esatirinden aktarma "varlik" kavramini bize soku$turmaya calisiyorsunuz. Allah'in Kitabi dururken sizin Atalarinizin esatirini niye kabullenelim? Akletmezlerden miyiz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: August 16, 2010 9:23 PM
Deniz Hanim...
Yaptigim yorum size yönelik degildi. Yanlislikla buraya postalanmis. Ben düzeltme yazisi gönderdim fakat yayinlanmadi. Yazimin da bir cok yerinde "kesinti olmus", insicami bozulmus. Size yazdigim yorum ise adiniz da vererek daha yukarda yayinlanmis. Size yönelik o yorum gözünüzden kacmis olmali. Son yorum size yönelik degildi.
Bu bir seyi gösteriyor: Siz de kendinizi sorgulamalisiniz! Nicin mi? Muhtevasi itibari ile sizin yorumunuzla zerre kadar ilgisi olmayan, size hitap etmeyen bir yaziya sanki size hitap ediliyormus gibi hemencecik atlamissiniz. Ben de bazi HTML kurallarina ve yorum yaptigim yazinin dogru yerde olup olmadigina dikkat etmeyince yazim, yanlis yerde yayinlanmis oldu ve kesintiye ugrayarak yukardaki hale gelmis. O da bana ders oldu.
Senyör Rumuzlu okuyucuya: Evrim Teorisi ile alakali olarak verdigim link benim düsüncemi yansitmiyor. O linki vermemein sebebi hitap ettigi kitlenin oradaki görüsleri kendilerine "hos" bulduklari icindir.
Hitap ettigi kesimin su satirlari okumasini istedim: " Fakat bu izahlara dayanarak Evrim Teorisi’nin, Müslüman düşünürler sayesinde veya onlar tarafından ortaya konduğunu söyleyecek yeterli, sistematik ve ikna edici verilere sahip değiliz."
Gördügünüz gibi yine "sacmaliyorunuz". Cünkü amelinizde "halis niyetiniz" yok.
Hoscakaliniz...
Yazan: Candaroglu Tarih: August 17, 2010 4:34 PM