« Yorum Yazımında Teknik Bir Kolaylık | Ana Sayfa | Konferans: Medyanın Dine Bakışındaki Sorunlar »

December 28, 2005

Darwin, Bush ve Post-Modern Engizisyon

[28 Aralık 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Referans'taki evrim karikatürüReferans gazetesinin iki gün önceki sayısında Darwin'in evrim teorisi ile ABD Başkanı George W. Bush'u bir güzel içiçe geçirmiş bir karikatür vardı. Balıklardan karaya ilerleyen, ilkel sürüngenlerden insana doğru devam eden "evrim şeması"nın orta yerinde, maymunların az gerisinde, tıpkı bir maymun gibi yürüyen ve şaşkınca bakınan Bush yer alıyordu. Mesaj açıktı: Bugün hala evrim teorisine inanmayan bazı ilkel insanlar vardır ve bunlar da aynen Bush gibidir: "Dinci", bağnaz veya düşük IQ'lu; artık Bush'a ne atfediyorsanız...

Bu mesaj aslında sözkonusu karikatüre ait değil; dünya basınında ve bizde de "bir kısım medyada" bolca işleniyor. Karikatür bunu sadece yansıtmış. Dolasıyla karikatürde bir sorun yok. Sorun, mesajın kendisinde.

Sorunun özeti ise şu: Bugün ABD'de Darwin'in evrim teorisini eleştiren ve buna alternatif olarak ortaya çıkan Akıllı Tasarım (Intelligent Design) adlı bir teori var. Ama Darwinizm'i savunanlar bu teoriye bilim yoluyla değil; savunucuları ile alay ederek veya onu mahkeme gücüyle sansürleyerek karşı koyuyorlar.


Akıllı Tasarım nedir, ne değildir?

Özeti biraz açalım. Akıllı Tasarım, 90'lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından geliştirilen bir teori. Evrenin ve canlılığın bazı özelliklerinin, ancak bilinçli bir tasarımın varlığını kabul ederek açıklanabileceğini savunuyor. Örneğin canlıların genetik kodu olan DNA'nın, ancak bir zihnin eseri olabileceğini, salt rastlantısal doğa olaylarıyla açıklanamayacağını savunuyor. Bu ileri sürüldüğü gibi "dinciliğe" dayalı bir iddia değil. Eminim elinizdeki gazeteyi okurken, buradaki yazıların Referans Yazıişleri'ndeki bilgisayarların tuşlarına rastgele basılmasıyla ortaya çıkmadığını, aksine bu gazeteye emek veren insanlar, yani bilinçli varlıklar tarafından özenle dizildiğini çıkarsayabiliyorsunuzdur. Bu sonuca varmanız için nasıl "Referansçı" olmanız gerekmiyor, sadece "akılcı" olmanız yetiyorsa, DNA'nın rastlantısal olamayacağı sonucuna varmanız için de objektif ve rasyonel düşünmeniz yetiyor.

Elbette Akıllı Tasarım teorisinin dini ilgilendiren bir yönü var. Bu teori, yaşamın Yaratıcı bir Aklın eseri olduğunu söylemekle, ilahi dinler tarafından binlerce yıldır öğretilen "yaşamı Tanrı yarattı" hükmünü doğrulamış, en azından ona çok paralel bir şey söylemiş oluyor. Ancak bu paralellik, teorinin bir sonucu; çıkış noktası ve dayanağı değil. Dolayısıyla bu teoriye "bilimi dine dayandırmaya çalışıyorsunuz" diye itiraz edenler, ya konuyu hiç anlamamışlar veya anlamazlıktan geliyorlar.


Post-Modern Engizisyon

Akıllı Tasarım'ın hasımlarının hiç anlamadığı bir diğer nokta da, bu teoriye karşı kullandıkları yöntemlerin bir işe yaramayacağı.

Bu yöntemlerden biri, başta belirttiğim gibi, alay etme. Darwinizm'i eleştiren ve Akıllı Tasarım'a destek çıkan herkes, cahil, bağnaz ve gerici olarak suçlanmayı ve hatta maymun tasvirlerinin kahramanı olmayı peşinen göze almak zorunda. Başkan Bush'un teoriye geçtiğimiz aylarda destek çıkması, bu renkli kampanyaya bir de "Bush faktörü" ekledi. Oysaki, Irak Savaşı nedeniyle tüm zamanların en az sevilen ABD Başkanı haline gelen Bush'a yönelik tepkileri Darwin gemisinin yelkenini şişirmek için kullanmak, en hafif ifadeyle ucuz bir propaganda. Bir başkası da çıkıp "Darwinizm'in ünlü destekçileri" diye Hitler, Lenin, Stalin, Mao ve -- o kadar uzağa gitmeyelim der isek -- Doğu Perinçek'i sayabilir. Doğru olan, teorileri, taraftarlarının sevimlilik düzeyine değil, bilimsel dayanaklarına göre yargılamaktır.

Ama bu yargılamayı da yargıçlar değil, bilim adamları ve entellektüeller yapmalıdır. Eğer yargıçlar kalkıp da bilimsel teorilerin kabul edilip edilemez olduğuna karar verir, hatta bazılarının eğitime dahil edilmesini yasaklarsa, bunun adı "entellektüel despotizm" olur.

Bu despotizm geçen günlerde ABD'de yaşandı. Pennsylvania'nın Dover bölgesindeki bir federal yargıç, Akıllı Tasarım'ın müfredata girmesini "laikliğe aykırı" bularak engelledi. Türkiye'deki bazı gazeteler de bunu "Darwin'in Zaferi" olarak yorumladı. İlginç olan, Darwin'in "zaferlerini" artık doğada veya laboratuvarda değil, mahkeme salonlarında kazanıyor olması. Bu ise insana ister istemez 500 yıl önce yaşanmış ünlü bir enstantaneyi hatırlatıyor: Galileo Dünya'nın döndüğünü fark etmiş ama bu bulgu, dönemin entellektüel kabullerine aykırı düştüğü için "bağımlı yargı" (yani Engizisyon) devreye girmiş ve onu susturmuştu. Bugün ise, daha örtülü ve kibar ama aynı derecede etkin bir başka Engizisyon var. Bu kez bilimin üzerine Katolisizm değil, materyalizm empoze ediliyor. Kabul etmeyenler ise ateşte yakılmıyor ama, mahkeme kararıyla sansürleniyor, medya yoluyla alay ve hakarete uğratılıyor, "maymunlaştırılıyor".

Ama bilimin tarihi bu gibi despotizmlerin işe yaramadığını, gerçeğin üzerini örtemediğini gösteriyor. Akıllı Tasarım konusunda da öyle olacak. Hep birlikte göreceğiz.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 28, 2005 11:59 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Yaşanan olayları izliyor ve mahkeme salonunda alınan 'bilimsel'(!) kararların materyalizmin son çırpınışları olduğunu görebiliyorum.90'lı yıllarda oluşturulan bir teorinin bu noktaya, bu kadar hızlı ulaşması zaten başlı başına bir zafer ve su götürmez bir gerçektir.Bunu tartışmaya gerek yok.

Benim asıl dikkatimi çeken nokta (ilgi alanım nedeniyle) sorunun kökeninde 'kamu mülkiyeti'nin, bireyler arasında herzaman karmaşa-husumet yarattığını bir kez daha görmem.Açıklayayım ;

Katherine Klemp, ailesindeki sekiz çocuk için sıkça oyun ve oyuncaklar alıyordu: "Tepkilerden mülkiyetin belirsizliğinin nasıl kolaylıkla kavgaya sebep olduğunu görebiliyordum.Eğer herşey herkese aitse, her çocuk herşeyi kullanma hakkına sahip olduğunu hissediyordu." diye anlatıyordu Bayan Klemp.

Neticede Bayan Klemp iki kural geliştirdi.Öncelikle hangi oyuncağın hangi çocuğa ait olduğunu belirlemedikçe, eve asla oyuncak getirmemeye karar verdi.İkincisi, mülkiyet mülkiyet demekti; mala sahip olanın onu paylaşması gerekmiyordu.

Sonuç? Mülkiyet hakları bencillik yerine paylaşmayı teşvik etti.Mülkiyet hakları güvencede olan çocuklar, oyuncaklarını geri alabilecekleri ve paylaşım kurallarını koyabileceklerini gördüklerinde, oyuncaklarını paylaşabileceklerini hissetmişlerdi.

Kısacası ; çocukların kendilerine olan güveni artmış,mülkiyet haklarına saygıyı öğrenmiş ve en önemlisi kavgaları kesilmişti.

Mülkiyet'e kimin sahip olduğunun iyi belirlenememesi durumunda yukarıdaki sorunlar ortaya çıkar.Yani aslında Darwin'ciler ile Akıllı Tasarım'cılar arasında yaşanan sorunun kökeninde devlet okullarının kime ait olduğu sorunsalı yatar.Şayet o okul özel bir şahsa ait olsaydı, okulun sahibi ister Darwinizm'i öğretir, ister Akıllı Tasarım'ı öğretir veya dilerse ikisini birden müfredatına koyar yada koymazdı.Aileler ise çeşitli müfredatlar arasından seçimlerini yapar ve tip sorunlar hiçbir zaman mahkemeleri meşgul etmezdi.Dolayısıyla, sorunun temeli, devletin müfredat üzerindeki tekeli'dir.Zira yaşadığımız çağda, adına devlet dediğimiz otoritede görevli memurlar, okulların sahipleridir ve müfredat onların inandıkları tarzda şekil alır.

Yazan: Ayvaz Özel Tarih: December 29, 2005 1:11 PM

Biz ilkel zekâlıların tasarım kuruntusu...

Gerçektende tasarım denildiğinde akla gelen biyoloji dışında da ilkellik, bağnazlık ve az gelişmiş yapılardır. Bizim gibi insanlar önceden kabullenmelerle kendilerini bağlar ve her şeyi ama her şeyi buna göre yorumlar. Sınırlarda bellidir ihlal söz konusu değildir celebral cortex denilen bizi insan yapan bölgenin anahtarı zaten bizim elimizde de değildir. Tasarlandığına inandığımız için mi nedir hayat ile ilgi düşünmeyi de başkalarına bırakırız onlar bizim için kaoslardan düzen, mutasyonlardan canlılar, birikimlerden sıçramalı sermayeler oluştururlar. Biz tasarıma inandığımız için hayal gücümüzde kıttır. CD den BD ye giden ''evrimsel adımları '' bir türlü anlayamayız. Bize göre Teknik yada her türlü gelişme ordadır biz onu daha yeni anlarız. Hem aptallık hem kısır döngülülük birleş timi zaten insandan ne beklenir ki, tasarıma inanması tabi. Biz yaratılışçılığı ilk elden Sahibine ithaf etmişiz hâlbuki insan kendi 'creative' yeteneğini bu kadar küçümser mi? Sağ olsun rasgeleciler bizim adımıza bunu bol bol kullanıyorlar da açık kapanıyor. Hele tasarıma inananlardan biri ünlü ve çok güçlü aynı zamanda da bir az gelişmiş zekâlı ise, bunu tasarıma inanmanın doğal seleksiyon sonucu olduğunu görmemek imkânsızdır. İmkânsız demişken, biz imkânsızlığa inanıp, birde eğer imkânsızlıklar olursa bunu fizik ötesine mal etmeye alışmışız ya, bizim aşağılamaktan kudururcasına zevk alan ileri üst seçilmiş insanlar ise imkânsız is nothing derler sadece imkânsız onlara göre 'biraz zaman' alır. Tasarım kuruntumuz yüzünden, bizim söylediklerimiz bilimsel de değildir, kaale alınmaz. Tasarıma inananlar okumaz genelde, profesörleri ne derse ona inanırlar, itiraz etmek akıllarından geçmez. Oysa ileri insanlar, seçilmiş yüce materyalist topluluk sorgular asla bu bulunmuştur artık daha ne konuşuyorsunuz bilim budur 2 kere 2 4 dür demez, durmadan kara kutuları, gizli kalmış yerleri araştırır ve acaba demekten yorulmaz, işte tam bu yüzden onlar ileri müreffeh ve akıllıdır. Hem bizim paradokslarımızda çoktur hani, hem inançlıyızdır hem liberal hem özgürlükçü. Oysa onlar inandıkları materyalizmi yaşarlar toplumsal olarak ta duyarlıdırlar sürekli insanların toplumsal eşitliğinden, komünden falan bahsederler ki bu bize çok uzaktır, hem aptalız anlamamız da zordur. Velhasıl karikatürü neden beğendiniz derseniz Tasarıma inanların evrim geçiremediğini belirtmiş. Vallahi doğru söze ne denir. İnanmadığımız şeyi kendimize yakıştıracak değiliz. Darwine inanalar aralarında en üst evrimsel zekalı insanı ya da en iyi sıçramalı mutasyon geçirmiş güzeli seçsinler napalım. Biz ilk-elliz.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: December 29, 2005 1:40 PM

Selamlar...

Bu teori, yaşamın Yaratıcı bir Aklın eseri olduğunu söylemekle, ilahi dinler tarafından binlerce yıldır öğretilen "yaşamı Tanrı yarattı" hükmünü doğrulamış, en azından ona çok paralel bir şey söylemiş oluyor.

diyorsunuz. bunu "god of the gaps" ten bahsettiğiniz makalenizdeki görüşleriniz ile birleştirince şöyle bir sonuca ulaşabiliriz sanırım: "eğer tüm boşlukları doldurursak, yani tüm olguları doğa yasalarıyla açıklarsak, bu tanrının evrene müdahale etmediğini gösterir"

bence bu görüş temelden yanlış, çünkü bir olayın bilimsel olarak açıklanması onun tanrının kontrolü dışında olduğunu göstermez. mesela elma yere düştüğünde "yerçekimi kuvveti düşürdü ya da Tanrı düşürdü" şeklinde bir seçim yapmak zorunda değiliz. Zira yerçekimi yasası da Allah'ın kanunudur(sünnetullah). Benim inancıma göre tüm fizik kanunları Allah'ın iradesiyle kaimdir, Allah yaratmayı bir an bile kesse evren yokolur..

aslına bakarsanız, Allah inancı olan bir insan için "müdahale ve tesadüf" kelimeleri de yersiz. Zira Allah evrenin dışından ara-sıra müdahale eden bir varlık değil, aksine "herşeyi, herzaman" kontrolü altında tutan bir varlıktır. Bu açıdan baktığımızda "tesadüf" kelimesi de Allah'a inanan biri için yersizdir.

Devam edelim: nedir evrim teorisi: "rastgele olayların doğa yasalarının biçimlendirmesiyle canlıları geliştirmesi"
rastgele olay: bir inanan için Allahın iradesiyle öyle rastgelmiştir.
doğa yasaları:zaten Allah'ın yasaları.

Yani aslında evrim teorisi "inananlar" için bir sorun teşkil etmiyor, nasıl depremin sebebinin fay hatları olması kader inancımızı sarsmıyorsa..

yazılarınızı zevkle okuyorum, siteyi de hatim etmek üzereyim, Allah kaleminize kuvvet versin...

Yazan: Volkan Serin Tarih: December 29, 2005 1:41 PM

Volkan bey,

bence bu görüş temelden yanlış, çünkü bir olayın bilimsel olarak açıklanması onun tanrının kontrolü dışında olduğunu göstermez. mesela elma yere düştüğünde "yerçekimi kuvveti düşürdü ya da Tanrı düşürdü" şeklinde bir seçim yapmak zorunda değiliz. Zira yerçekimi yasası da Allah'ın kanunudur(sünnetullah). Benim inancıma göre tüm fizik kanunları Allah'ın iradesiyle kaimdir, Allah yaratmayı bir an bile kesse evren yokolur..
'Allah evrene mudahale etmez' onermesine itiraziniza katiliyorum, cunku eksik bir onerme bence.

'Allah evrene selektif mudahale etmez' dersek daha dogru olur galiba.

Elmalar arasindan birisinin 'secilmis' olmak ve yere dusmemek gibi bir iradesi olabilecegini dusunemezsiniz herhalde..

Yani, 'bazilari haric, diger butun elmalar yere duser' diyebilecegimizi hic sanmam.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: December 29, 2005 11:04 PM

Sayın Müzmin Anonim,

'Allah evrene selektif mudahale etmez' dersek daha dogru olur galiba.

diyorsunuz, kelime hazinem sizinki kadar zengin olmadığı için dilimize yeni girdiğini sandığım "selektif" kelimesinin ingilizce "selection" sözcüğünden geldiğini varsayarak cümlenizi:

"Allah'ın ististinası yoktur, fiilleri geneldir" şeklinde anlıyorum...

sizin felsefi düşüncenizi bilemem ama islami açıdan bu önerme yanlış, mucizeler mesela sünnetullahın(fizik kanunları) bir istisnasıdır, ateş "genelde" yakar ama hz. ibrahimi yakmamıştır.

yani benim açımdan (Allah'ın iradesiyle) bir velinin elmayı havada tutabilmesi olasıdır...

bu açıdan bakarsak "canlılığın yaratılışında" da aynı şekilde bir istisna olmuş (doğa yasaları açısından) , yani türler birden yaratılmış olamaz mı? Olabilir...

Fakat benim savunduğum temel tez "evrim teorisi ile Allah inancı çelişmez" idi.

Yani "evrim yoluyla" da yaratmış olabilir.

muhtemelen benim 2 şıkkı da olası görmem konu hakkındaki bilgisizliğime işarettir...

Saygılar...

Yazan: Volkan Serin Tarih: December 30, 2005 5:39 PM

Volkan Bey,

Selektif kelimesini bilmemeniz kesinlikle sizin kelime hazineniz ile ilgili değil çünkü selektif diye bir kelime yok Türkçe'de. Maalesef Müzmin Bey, İngilizce kelimeleri Türkçeleştirmeyi seviyor. :( Bu sevgisi, -elimde değil- beni çok üzüyor.

Müzmin Bey,

Samimiyetinize güvenerek, İngilizce kelimeleri Türkçeye sokmamanız konusunda sizden bir ricada bulunsak kabalık etmiş olur muyuz? Ya da herkes adına konuşmayayım, ben sizden ve böyle yapan arkadaşlardan böyle bir ricada bulunsam kabalık etmiş olur muyum? En azından Türkçesi olanların Türkçelerini kullanalım, ne dersiniz? Üstelik yazılar İngilizce bilmeyenlerce daha iyi anlaşılır. Siz benden iyi biliyorsunuzdur, bir milletteki çöküş, gerileme önce diline yansırmış. Sömürge toplumlarda önce dillerinden anlaşılırmış. Yazılardaki yerli-yersiz, Türkçesi olduğu halde kullanılan her Ingilizce kelimede içim cız ediyor,titriyor. Bu vesile ile sizlerle bu sıkıntımı da paylaşmış olayım.

Volkan Bey,

Fakat benim savunduğum temel tez "evrim teorisi ile Allah inancı çelişmez" idi. Yani "evrim yoluyla" da yaratmış olabilir.

demişsiniz. Mustafa Akyol'a iki ropörtajında da bu konu ile ilgili soru sorulmuştu. Soruları ve verdiği cevapları buraya koyuyorum. Sanırım faydalı olur.

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/08/tercueman_gazet.php adresinden:

Peki bir insan hem evrime hem Allah'a inanamaz mı?

İnanabilir tabi. Nitekim öyle düşünen pek çok insan da var. Ancak "evrim" yoruma açık bir kavram ve bununla neyin kast edildiğine dikkat etmek gerek. Allah'ın yönlendirdiği bir evrim yaşanmış olabilir, Akıllı Tasarım teorisi buna karşı çıkmıyor zaten. Fakat Darwinist teoride böyle bir "yönlendirilmiş evrim" kast edilmiyor. Bugün Darwinizm'in önde gelen kuramcılarına bakarsınız hepsinin ateist olduğunu ve "evrim tamamen rastlantısal bir süreçtir" diye ısrarla belirttiklerini görürsünüz. Amerika'daki Ulusal Ateistler Birliği'nin her yıl "Darwin'i anma günü" düzenlemesi boşuna değil...

http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/07/yeni_afak_musta.php adresinden:

Allah insanı bir evrimsel süreç içinde yaratmış olamaz mı? Neden evrime inanan bir insan aynı zamanda Allah'a inanamaz mı?

İnanabilir. Sorun evrim kavramında değil, Darwinizm'de. Evrim çok müphem bir kavram ve farklı anlamlara gelebilir. Eğer bir insan "ben Allah'ın canlıları aşama aşama evrimleştirerek yarattıklarına inanıyorum" derse, benim teorik olarak buna bir itirazım yok. Darwinizm, bunu söylemiyor. Darwinizm, canlılığın kökeninin amaçsız doğa mekanizmaları olduğunda ısrar eder. Darwinizm'in günümüzdeki savunucuları da bu konuda çok ısrarlıdır. Dolayısıyla "evrimi kabul ediyorum" derken neyi kabul ettiğinize dikkat etmeniz lazım. Öte yandan fosil kayıtları pek de öyle bir evrim göstermiyor. Fosillere baktığımızda, temel canlı kategorilerinin hep aniden, kendilerine benzer ataları olmadan ortaya çıktıklarını görüyoruz. Dolayısıyla "yönlendirilmiş evrim"i kabul etmeyi gerektiren bir bilimsel tablo da görmüyorum.

Ben de Mustafa Bey'in cevaplarına katılıyorum. Mantıken Allah tarafından yönlendirilmiş bir evrim olabilirdi. Kanıtlar şu anda bunu işaret etmiyormuş o ayrı konu. Ama evrim diyenler böyle bir evrimden değil, tamamen kendiliğinden olan rastlantısal evrimden bahsediyorlar.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: December 30, 2005 8:42 PM

Volkan Bey ve Esra Hanım,

Evrim Teorisi veya sizin Darwinizm dediğiniz düşünce kesinlikle tanrı düşüncesine karşı çıkmaz. Bilimsel teoriler ve argümanlar zaten hiçbir zaman tanrı veya doğaüstü güçler hakkında hiçbir zaman kesin sonuçlar ortaya koymazlar. Evrimin gerçekleşmiş olması Tanrı olmadığı anlamına gelmez. Tanrının varlığı veya yokluğu felsefi bir konudur ve bilimle ilgisi yoktur.

Saygılar

Yazan: Da Vinci Tarih: December 31, 2005 12:38 AM

Esra Hanım,

Fakat Darwinist teoride böyle bir "yönlendirilmiş evrim" kast edilmiyor. Bugün Darwinizm'in önde gelen kuramcılarına bakarsınız hepsinin ateist olduğunu ve "evrim tamamen rastlantısal bir süreçtir" diye ısrarla belirttiklerini görürsünüz.

şeklinde Mustafa Akyol'dan alıntılamışsınız.

Aslında benim karşı çıktığım yaklaşım tam olarak da buydu.

Ben "yönlendirilmiş" olmasa da, yani olağan dışı "müdahaleler" olmasa da, ilk yazımda verdiğim "rastgele olayların(kör tesadüf) doğa yasalarının biçimlendirmesiyle canlıları geliştirmesi" şeklinde tanımlanan evrim teorisinin de Allah inancı ile çelişmeyeceğini savunuyorum.

Bunun sebeplerini yukarıda açıklamaya çalıştım. Elma örneğine dönersek: "Elma Tanrı nın iradesiyle buraya düştü" dememiz, elmanın "yerçekimi kuvvetiyle düşüşünü" Tanrının yönlendirdiği, Tanrı nın bu olaya "müdahale" ettiği anlamına gelmez. Zira bu anlayış "evrenin dışında ara-sıra müdahale eden Tanrı" fikrine daha uygundur, Bir müslüman için zaten Tanrı'nın kontrolü, iradesi dışında herhangi birşey yoktur.

Evrim Kuramcılarının bir kısmının teoriden ne anladıkları veya teoriyi nasıl ateistliklerine gerekçe gösterdikleri ise bir anlam ifade etmez, Bugün dünyada bilimin önemli bir kısmını ateistler üretiyor ve onların bilimden dinsizliklerine pay çıkarmaları, bizim onların bilimsel üretimlerine karşı çıkmamızı gerektirmiyor.

Peki, "Darwinizme" karşı çıkalım ama "evrim teorisine" karşı çıkmamız için "Allah inancından kaynaklanan" herhangi bir sebep yok.

Saygılar...

Yazan: Volkan Serin Tarih: December 31, 2005 2:53 PM

Esra hanim,
Bu yazinizi gormemistim. Bir kac gundur MA.org'a pek bakmiyordum. Butun yazilar silinince tadi kacti sanki --benim icin.


Volkan Bey,
Selektif kelimesini bilmemeniz kesinlikle sizin kelime hazineniz ile ilgili değil çünkü selektif diye bir kelime yok Türkçe'de. Maalesef Müzmin Bey, İngilizce kelimeleri Türkçeleştirmeyi seviyor. :( Bu sevgisi, -elimde değil- beni çok üzüyor.

Insan herseyi burada (ya da her yerde) ifsa edemiyor ki...

Size nasil anlatabilirim, benim bir aralar (uzun bir zaman icin) lakabimin 'dil kumkumasi'na (ya da, 'kelime nazisi'ne veya 'cumle nazisi'ne) ciktigini..

Muhatabimin lafini, agzina tikar gibi, bolup, soyledigi cumlenin (tumcenin) icinde kullandigi kelimeleri (sozcukleri) tek tek duzeltmek, kurulus yapisi hakkinda da yorumda bulunmak gibi son derece rahat ettirici yaklasimim yuzunden, benimle konusumak icin, ya mecbur (zorunlu) ya da mazosist olmak gerektigi devirlerin (donemlerin) de gecmiste var oldugunu..
Samimiyetinize güvenerek, İngilizce kelimeleri Türkçeye sokmamanız konusunda sizden bir ricada bulunsak kabalık etmiş olur muyuz? Ya da herkes adına konuşmayayım, ben sizden ve böyle yapan arkadaşlardan böyle bir ricada bulunsam kabalık etmiş olur muyum? En azından Türkçesi olanların Türkçelerini kullanalım, ne dersiniz? Üstelik yazılar İngilizce bilmeyenlerce daha iyi anlaşılır. Siz benden iyi biliyorsunuzdur, bir milletteki çöküş, gerileme önce diline yansırmış. Sömürge toplumlarda önce dillerinden anlaşılırmış. Yazılardaki yerli-yersiz, Türkçesi olduğu halde kullanılan her Ingilizce kelimede içim cız ediyor,titriyor. Bu vesile ile sizlerle bu sıkıntımı da paylaşmış olayım.

Ingilizce kelimeler degil sadece, baska herhangi kaynak olursa olsun, artik eski nazizmimi devam ettirmemek kararindayim. Bunu da sizi uzmek amaciyla yapiyor degilim --samimiyim ve bana inanmanizi istirham ederim.

Bunun sebebi basittir, ama, benim kafam kalin oldugu icin cok zaman gecmesi gerekti anlayabilmem icin. Basit olan sebep sudur:

Salt Turkce koklerden olusmus sozcukler kullanacaksaniz, hic bir sey soyleyemezsiniz... Evet, hic bir sey..

Evet... cunku, 'hic' Farsca, 'sey' Arapca kokenlidir ve kala kala 'bir'... 'bir'... 'bir'... diyerek de cok fazla anlam cikarmak mumkun olmayabiliyor..

'Ayipsiz dost arayan dostsuz kalir' diyen Mesnevi'yi Farsca yazmisti..

Nutuk'u yazan da kendi kullanmak istedigi kelimelerle.. Simdilerde akli daha fazla kesenler cikmis ve Nutuk'u tercume etmislerse, bunun kime hizmet kime hakaret sayilmasi konusunda burada cok fazla yorum yapmayacagim..

Asgari musterekte bulusmak gibi, bence artik saf sayilan, takintilarim yok. Cunku, asgari mustereklerle yucelmiyoruz; aksine en asgariye dogru hizli bir gidis yaratiyoruz. Yani, 'hic'e..

Sonuc olarak, dilin yapisini degistirecek yonelmelere karsi olsam bile --ornek cok. en son duydugum garabet 'yapabilite' idi--, kavramlari anlatirken uygun buldugum kelimeyi kullanmakta bir beis gormuyorum. Bu kelimenin kokeni ister Arapca, ister Farsca, ister Ingilizce, Fransizca, veya Zuluca olsun.. benim icin onemli degil artik.

Kelimelerin kokenleri ile dilin yapisinin oneminin cok farkli oldugunu, birincisinin zenginlik ya da fakirlik, ikincisinin ise saglamlik ya da sakatlik belirtisi anlamina gelecegini eminim biliyorsunuzdur.

Somurgelesmis toplumlarda kaybedilen sey kelimler degil, dilin yapisidir. Ve, manasizca sadelestirilmis diller sonunda birer asiret ya da kabile diline indirgenir. O noktaya indirgendiginde ise, somurgelesme basarili olmustur bence.

Baska bir deyisle, Oktay Sinanoglu'nun onerdiklerini ciddiye almiyor oldugumu dediklerimden cikarsayabilirsiniz.

Yani?

Yani, muteessirim; sizin mevzu-u bahis istikametteki arzunuz ile 'comply' edemeyecegim :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 1, 2006 10:26 PM

Volkan bey,


"Allah'ın ististinası yoktur, fiilleri geneldir" şeklinde anlıyorum...

sizin felsefi düşüncenizi bilemem ama islami açıdan bu önerme yanlış, mucizeler mesela sünnetullahın(fizik kanunları) bir istisnasıdır, ateş "genelde" yakar ama hz. ibrahimi yakmamıştır.

Fizik kanunlarinin istisnasi mucize degil ki... Ilgili tedbirin alinmasi da ayni kanunlar kapsamindadir. Hz Ibrahimi yakmayan ates miydi, yoksa (biizm bugun bilmedigimiz) bir tedbir mi?


yani benim açımdan (Allah'ın iradesiyle) bir velinin elmayı havada tutabilmesi olasıdır...

Dogrudur. Ve, bunu veli olmayanlar da yapabilir. Artik yapabilir yani..


bu açıdan bakarsak "canlılığın yaratılışında" da aynı şekilde bir istisna olmuş (doğa yasaları açısından) , yani türler birden yaratılmış olamaz mı? Olabilir...

Olamaz denilemez ki.. Hersey olabilir.


Fakat benim savunduğum temel tez "evrim teorisi ile Allah inancı çelişmez" idi.

Sizin tezinize degil, soylediginiz bir cumleye itiraz etmistim.


Yani "evrim yoluyla" da yaratmış olabilir.

Evrim yoluyla yaratmanin sorunu var.. O da, ilk olanin 'ne'den evirilmis oldugu sorusu ile baslar.. O yuzden 'Sen ol dersin ve olur' daha tutarli gorunuyor.. Ondan sonrasini evrime birakmakta, ben, bir sorun goremiyorum..


muhtemelen benim 2 şıkkı da olası görmem konu hakkındaki bilgisizliğime işarettir...

Daha da muhtemelen benimkine :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 1, 2006 10:38 PM

Ey hazirun,
Yeni yilinizi kutlayabilmek icin uygun bir tebirik karti aradim, ama, bulamadim --zaten adreslerinizi de bilmiyorum.
Bu yuzden, elimden sadece burada bir iki kelime ile, en iyi dileklerimle yeni yilinizi kutlar; saglik, basari ve geri kalan bilumum benzer beylik temennilerimi sunarim. :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 1, 2006 11:14 PM

Sayın Müzmin Anonim,

Salt Turkce koklerden olusmus sozcukler kullanacaksaniz, hic bir sey soyleyemezsiniz... Evet, hic bir sey..

Bu görüşünüze tamamen katılıyorum.Fakat burada sizden rica edilen "öztürkçe" konuşmanız değil "yerleşik" türkçe konuşmanızdı, yani illa "seçenek" demenizi istemiyoruz "alternatif" de diyebilirsiniz, ama "selektif" vb. "uyduruk" kelimeler rahatsız edici ve çoğu kişi için anlaşılmaz, tabi belki de sizin zaten ingilizce bilmeyecek kadar "avam" tabaka tarafından anlaşılmak gibi bir gayeniz yoktur.

bunun dışında yaratılış ve fizik yasaları hakkındaki düşüncelerimiz bana biraz "ironik" geldi.

siz bir yandan doğa kanunlarının (mutlak anlamda) istisası olamayacağını, hatta "ateşin yakmaması" nın ardında bile bir "tedbir" olduğunu savunurken, bir yandan da yaratılışın doğa yasalarından bağımsız "mucizevi" bir şekilde başlamış olduğunu söylüyorsunuz.

Bense bir yandan doğa kanunlarının (mutlak anlamda) istisnası olabileceğini savunurken , bir yandan da yaratılışın doğa yasaları çerçevesinde (evrim yoluyla) olabileceğini söylüyorum.

Garip değil mi?

Yazan: Volkan Serin Tarih: January 2, 2006 12:42 AM

Volkan bey,

Bir ahbabim vardi; elini kolunu lafa karistirmaksizin konusamadigini kesfettigimiz gun onun da sonu geldi: Susmasini istedigimiz zaman elini-kolunu tutardik..

Merak uzerine 'selektif' kelimesini Google'un Turkce sitelerinde arattim. Toplam 16,200 adet sayfa varmis..

Ilk sayfa da vir Wikipedia sayfasi, fakat o sayfa bos. Ikincisi ise Selektif Serotonin gerialım inhibitörü hakkinda..

"Selektif'i anliyorum. 'Serotonin'i ve 'inhibitor'u de.. fakat, 'gerialim'in ne oldugu hakkinda hic bir fikrim yok... Meger Turkce 'gerialim' Ingilizce 'reuptake' anlamina geliyormus.. Al birini, vur otekine :-)

Bu arada, aradabir kullandigim garabet kelimesine de baktim.. Topu topu 750 sayfada cikti.. Kelime popularitesine bakarak vocabulary olusturmak zor is...

Bir zaman once yine burada 'pseudo nepotistik oligarsi' diye bir laf etmistim; ve mumtaz bir baska arkdasimiz buna itiraz etmisti --sagolsun, o biraz daha bonkor davaranip, tek tek kelimelere degil, 3 kelimenin bir arada gorulmesine itiraz etmisti --sonra da, yanlis hatirlamiyorsam, bu kusurumu affettiydi.. :-)

'Selektif'in uyduruk olup olmadigi ile bugune kadar pek ilgilenmedim; uyduruk oldugu gercek ise, benim icin hic sorun yok. Uyduruk kelimlerden olusan bir dili konustugumuzu eminim siz de biliyorsunuzdur --hatta bir cogu masa basinda uydurulmus (okul, ogretmen, ucgen, dortgen, turev, ucak, vb vs) kelimlerdir. Bu yuzden, bu dili sevenlerin uyduruk kelimlere tepkilerinin olmasini yadirgamak da mumkundur.

Ingilizce bilmeyecek kadar avam olanlar tarafindan anlasilmak gayemin olmayabilecegini size dusundurtmus olduguma uzuldum... Beni galiba, bugune kadar onemli raporlarini hep ve sadece Ingilizce yayinlayan TUSIAD vb kuruluslarla, ya da bilmem nerede Ingilizce yaptigi konusmalarin sadece orjinal ses dosyasina link verenlerle mi acaba ayni kefeye koyuyorsunuz? Olabilir; bundan yuksunmem, ama, gercegi de tam temsil etmedigini belirterek.

Ote yandan, avam ya da hars, benim anlasilmak icin ozel bir gayem hic olmadi. Yani, muhatabim mutlaka beni anlyacak diye bir israrim olmadi. Muhatabimin benim dediklerimin icinden anlamadigi kisimlari sormasini, soracak kadar medeni cesaretinin olmasini beklerim. Sorarsa, aciklamaga gayret ederim. Yine de olmadiysa, eger elimdeyse, baska bir kaynak ismi, ya da linki vermege calisirim. Ama, o kadar. Daha fazlasi degil.

bunun dışında yaratılış ve fizik yasaları hakkındaki düşüncelerimiz bana biraz "ironik" geldi.
'ironik' gibi bir kelimeyi kullanabildiginize gore, 'irony'nin tadina varabiliyorsunuzdur..
siz bir yandan doğa kanunlarının (mutlak anlamda) istisası olamayacağını, hatta "ateşin yakmaması" nın ardında bile bir "tedbir" olduğunu savunurken, bir yandan da yaratılışın doğa yasalarından bağımsız "mucizevi" bir şekilde başlamış olduğunu söylüyorsunuz.

Bense bir yandan doğa kanunlarının (mutlak anlamda) istisnası olabileceğini savunurken , bir yandan da yaratılışın doğa yasaları çerçevesinde (evrim yoluyla) olabileceğini söylüyorum.
Doga kanunlari dediginiz seylerin esasen bizim modellemiz oldugunu dusunursek, her adimda bunlarin istisnalarini bulmak mumkun. Ama, bununla nereye varabileceginizi cidden merek ederim...

Bu bahsettiginiz 'kanun'lar sadece belli olceklerde, ve sadece belli kaba analizlerde tutarli.. Bunlarla ilgili sayisiz ornek verebilirim..

Dolayisi ile, once sizin 'istisna' kelimenize itiraz etmis oluyorum. Istisna dediginiz, esasen, bizim durumu kavrayisimizin eksikliginden kaynaklanmis olmak ihtimali tasiyor. Genelde oyledir.

Yaratici icin mucizelerin gerekli oldugunu dusunmuyorum. Kendi kendisine mucize gelecek seyler mi peydahlamis olacak? Akla yatmiyor.

Kullarina mucize sayilacak seyler yapmasi ise, benim kanaatime gore, ya biz kullarin kibirinden kaynaklanan bri seydir --yani, biz o kadar onemliyiz ki, Yaratici bize kendisinin var oldugunu ancak mucizelerle ispat edebiliyor--, ya da cehaletimizden --tipki, bir donemde mucize sayilan seylerin, baska donemlerde vaka-yi adiyeden sayilmasi gibi..

Ikisinin arasinda baska cok alternatif gormuyorum. Var diyenlerin varligindan haberdarim. Sadece onlarla hemfikir degilim.


Garip değil mi?
Garip subjektif bir sey. Size tam olarak neresi garip geliyor?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 2, 2006 2:55 AM

Sayın Müzmin Anonim,

Ote yandan, avam ya da hars, benim anlasilmak icin ozel bir gayem hic olmadi

Anlaşılamamak ya da anlaşılmamaktan ziyade beni üzen yanlış anlaşılmaktır. Birkaç defa size cevap yazmamın sebebi sizi tartışmada mağlup etmek değil yanlış anlaşılmayı gidermek.

Asgari musterekte bulusmak gibi, bence artik saf sayilan, takintilarim yok

diyorsunuz, bu tolere edilebilir. Fakat üzerinde tartıştığımız kavramlardan da farklı şeyler anlıyorsak, bir diyalog kurabilmemiz mümkün değil. Kavramları benim kullandığım anlamda kullanmanızı isteyemem ama muhatabınızın ne demek istediğini anlamak için biraz gayret göstermenizi rica edebilirim sanırım.Tabi belki de benim gibi "anlatma yeteneği" pek parlak olmayan birini anlamak için çaba harcamayı zaman kaybı olarak görüyorsunuzdur, bilemem.

"doğa yasaları" derken ben şu an sahip olduğumuz modelleri değil maddenin tabi olduğu kanunları kastediyorum, bunu vurgulamak için 2. cevabımda "(mutlak anlamda)" diye belirttim. Bu açıklamadan sonra yazdıklarımın sizin için biraz daha anlam kazanacağını tahmin ediyorum.

Bunun dışında "dil" hakkında bir şeyler yazarak sizinle tartışmak zevkini uzatmak isterdim ama bugün pek vaktim yok, sadece dilin temel işlevinin "diyalog" olduğunu belirtmekle yetineyim, tabi bu monologun verdiği tadı vermeyecektir ama kendinizi yavaş yavaş alıştırmanızı öneririm nacizane,

Saygılar...

Yazan: Volkan Serin Tarih: January 2, 2006 1:51 PM

Volkan bey,

Vaktinizin azligini da dikkate alarak kisa yaziyorum:

Bahsettiginiz 'mutlak anlamda' 'qualifier'i ($erhi) asagidaki cumlelerinizde geciyordu.

siz bir yandan doğa kanunlarının (mutlak anlamda) istisası olamayacağını [...]

[...]

Bense bir yandan doğa kanunlarının (mutlak anlamda) istisnası olabileceğini savunurken [...]
Okuyana bagli olarak bunlarin 'mutlak anlamda doga kanunlari' ya da 'mutlak anlamda istisnasi' cinsinden anlasilmasi mumkun.

'Mutlak anlamda doga kanunlari'nin ne oldugunu bildigimizi dusunmuyorum. Bilseydik, onlari kanun edinirdik.

Buna karsilik, bizim zaman icinde olusturdugumuz modelin icindeki 'constraint'leri temsil eden ozetlemelere (yani, cesitli kanunlara) bir ya da birden fazla 'mutlak anlamda istisna'ya da pek gerek yok; cunku, belli sartlar sozkonusu oldugunda, mutlak olmasi gerekmeyen anlamlarda zaten yeteri kadar istisnalari var. Ama, eldeki modelin temel varsayimi, ayni sartlar altinda hersey icin gecerli olmasidir; yani, buradaki elma ile oradaki elma birakildiginda yere duser gibi..

Neyse.

Karsilikli yanlis anlasilmalari gidermege yonelik bir tesebbus olarak:

Siz, bizim bilimselcilerimizin kanun dediklerine Yaraticinin istedigi zaman bir istisna cikabilecegini soyluyorsunuz --yanlis anlamadiysam.

Ben buna, mumkundur, fakat bilinen bir ornegi yoktur diyorum.

Hatta, daha da oteye giderek, gerek olmadigini soyluyorum. Cunku, bir istisna yapmak zorunda kalmasi (ya da ihtiyaci duymasi), Yaraticinin temel tasariminda hata yaptigi (ya da, eksik tasarladigi) anlamina gelir.

Bu temelde bir tercih ihzar ederseniz, gerisini ayrica degerlendirebiliriz.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 2, 2006 9:08 PM

Müzmin Bey,

Çok özür dileyerek araya girmek istiyorum,

iz, bizim bilimselcilerimizin kanun dediklerine Yaraticinin istedigi zaman bir istisna cikabilecegini soyluyorsunuz --yanlis anlamadiysam.

Ben buna, mumkundur, fakat bilinen bir ornegi yoktur diyorum.

Müsadenizle " bilinen bir örneği yoktur
" cümlenizi "benim bildiğim ve/veya inandığım bir örneği yoktur" şeklinde dönüştürebilirsek, bizlerin (*) "bildiği" ve "inandığı" "mucize" olgusunun "varlığı" konusunu da ihmal etmemiş olursunuz diye düşündüm..Nacizene..


(*) Buradaki "bizlerin" kelimesiyle "mucize" kavramının varlığına ve bu olgunun tarihte birçok kereler gerçekleştiğine "inananları" kasdediyorum..

Yazan: S.Öztürk Tarih: January 3, 2006 2:58 PM

Oysaki, Irak Savaşı nedeniyle tüm zamanların en az sevilen ABD Başkanı haline gelen Bush'a yönelik tepkileri Darwin gemisinin yelkenini şişirmek için kullanmak, en hafif ifadeyle ucuz bir propaganda.

Bu ucuz propagandaya başvurmak zorundalar. Üstelik makyavelist ahlak anlayışları bunu meşru kılıyor. Ne var ki insanların bu tür propagandaların ucuzluğunu fark edebilmeleri için tabiatçı büyünün/cehaletin etkisinden kurtulmaları gerekiyor.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: January 3, 2006 3:28 PM

"Evrim Teorisi veya sizin Darwinizm dediğiniz düşünce kesinlikle tanrı düşüncesine karşı çıkmaz." demişsiniz çok kesin bir dille. İdeal ortam ve şartlarda, bilimin, her türlü inançtan bağımsız olduğu iddia edildiği için, böyle olması gerekir ama böyle midir acaba? Gerçek hayatta olan biteni bir düşünelim: Mesela siz ilk başlarda, evrimi, ateist rumuzu ile savunuyordunuz, bilimin ateizmi desteklediğini söylüyordunuz. Yukarıda belirttiğiniz yargınız gerçeği yansıtsaydı, evrimi savunurken böyle bir rumuz seçmezdiniz. Rumuzunuz ve söyledikleriniz, öncelikle sizin bu yargınızla çelişiyor. Ateist rumuzu ile evrimin gerçekliği arasında hiç bağlantı yok, yarattığı çağrışım tesadüf demek de çok gerçekçi olmasa gerek. Siz zaten ateist olduğunuz için ateist rumuzunu seçmiş de olsanız, insanların bilinçaltında bilim-ateizm bağlantısı ister istemez kurulacaktır. Bu bağlantı da bilimin ve evrimin tarafsızlığını ve bağımsızlığını ciddi anlamda zedeler. Bu küçücük olaydan çıkarak bile diyebiliriz ki, gerçek hayatta, evrim ile ateizm birbirine geçmiş vaziyettedir, iç içedir. Örnekler çoğaltılabilir. Bu sebeple, bu kesin yargınız kendi içinde örtülü bir çelişki içeriyor. İdealde dediğiniz gibi olması gerekse de, gerçekte olan, dediğinizin tersidir. Bilim gerçek anlamda özgür ve bağımsız değildir. Evrim de maalesef ateizm ile ilişkilendirilmiştir.
Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 3, 2006 4:44 PM

Sayın Müzmin Anonim,

derdimi anlatabilmişim gördüğüm kadarıyla,O zaman kavramlarımı biraz daha açayım:

Bendeniz (mutlak anlamda) maddenin tabi olduğu bazı kanunlar olduğuna inanıyorum. Fakat şöyle anlamayın lütfen, Allah doğayı bu kanunlar ile birlikte yaratmış(saati kurmuş), sonra da ara-sıra müdahale ediyor.Aksine ben doğa kanunlarının Allah'ın iradesiyle kaim olduğuna inanıyorum. 2. kez yazdığım bu cümleyi açarsak: Allah sürekli öyle davrandığı* için süreklilik gözlemliyoruz. Ateş yaktı, ateş yaktı, ateş yaktı... Sonuç:ateş yakar. Aslında bu sonuç eksik, yangının (mutlak anlamda) sebebi ateş değil, Allah'ın (adetini bozmayarak) bu sefer de öyle dilemesidir(yakmasıdır).

Cunku, bir istisna yapmak zorunda kalmasi (ya da ihtiyaci duymasi), Yaraticinin temel tasariminda hata yaptigi (ya da, eksik tasarladigi) anlamina gelir.

diyorsunuz.Yukarıda bahsettiğim perspektiften bu cümlenize baktığımda ayrışma noktamızı şöyle gözlemliyorum: Siz evren-kanun tasarımını statik olarak görüyorsunuz, başta bir tasarım yapılmış(saat kurulmuş) devam ediyor. Bense dinamik... Allah'ın her an herşeyi yaratmakta olduğuna inanıyorum.Yani aslında kanun ların müstakil bir varlığı yok.

Dolayısıyla mucizeleri "yaratıcı'nın temel tasarımda yaptığı hata" olarak değil, Yaratıcının bir hikmete binaen süregelenden farklı davranması olarak anlıyorum.

Yani elma Allah düşüregeldiği için düşmekte, eğer Allah bir hikmete binaen süregelenden farklı davranırsa elma düşmeyecektir.

Çıkış noktamıza dönersek: Allah canlıları mucizevi bir şekilde mi yaratmıştır? Yoksa doğa kanunları çerçevesinde yaratmıştır? Tercüme edersek: Allah canlıları yaratırken adet olduğu üzere(sünnetullah) mi davranmıştır? Yoksa bir hikmete binaen farklı bir şekilde mi? Her ikisi de olabilir...

Evrim yoluyla yaratmanin sorunu var.. O da, ilk olanin 'ne'den evirilmis oldugu sorusu ile baslar.. O yuzden 'Sen ol dersin ve olur' daha tutarli gorunuyor.. Ondan sonrasini evrime birakmakta, ben, bir sorun goremiyorum..

demiştiniz. Ben evrim yoluyla yaratmayı da, mucizevi bir şekilde yaratmayı da, "ol der ve olur" kaidesiyle uyumlu görüyorum. Yani evrim mi yoksa "ol der ve olur" mu şeklinde 2 alternatif yok benim için. Neden böyle anladığımı ise yukarıda anlatmaya çalıştım.

Saygılar...

*:Aslında "davranmak" kelimesini Allah için kullanmak istemiyordum ama yerine başka bir kelime bulamadım. Türkçemin yetersizliğini bağışlayın lütfen,Siz uygun bir kelime okuyunuz mümkünse orada.

Yazan: VolkanSerin Tarih: January 3, 2006 8:06 PM

Merhaba,
Bir önceki yorum Sayın Da Vinci'ye hitaben yazılmıştır. Maalesef yazmayı unutmuşum, kusura bakmayın.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 3, 2006 8:09 PM

Müzmin Bey,

Dil konusunda -ya da kelimelerin kökenleri konusunda demek daha doğru- bir uçtan öbür uca savrulmuşsunuz. Bazı yazılarınızdan, tepkilerinizden eskiden olduğunuz noktayı hissettiysem de, şimdi olduğunuz nokta kafa karıştırıcıydı, tam ne düşündüğünüzü anlayamıyordum. Bu sebeple daha önce bu konuyu gündeme getirmekte tereddüt etmiştim. Konuyu Osmanlı Türkçesi-Türkiye Türkçesi ya da Öztürkçe-yaşayan Türkçe tartışmalarına dayandırmak benim asıl rahatsızlığımı gizliyor ve aslında konuyu da çözümsüz bir noktaya getiriyor. Benim açımdan konu bu değil. Kalkıp da şimdi, cümle-tümce tartışması yapmayı da, mektup, dost vb. gibi Türkçe olmayan ama tamamen bize ait kelimeleri kullanmamaya çalışmayı da doğru bulmuyorum. Bu konuda farklı düşünmüyoruz. Böyle bir hareket dili gerçekten kısırlaştırır ve gerçekçi değil. Konu, acaba bu kelimenin Türkçe karşılığı nedir diye bir an bile düşünmeden, Ingilizce kelimeleri Ingilizce yazılışları ile, oldukları gibi dile katıyor olmaktan doğan kirlilik ve ortaya çıkan acayip dil... En acısı da bu kelimelerle birlikte ülkeye ithal edilen ezik sömürge kültürü ve zihniyeti. Yani, İngilizce kelimelerin, Türkçe karşılıkları varken, dile sokulmasının uzun vadede dile ve kültüre zarar vereceğini düşünüyorum. Lafın kısası,

"Yani, muteessirim; sizin mevzu-u bahis istikametteki arzunuz ile 'comply' edemeyecegim :-)"

cümleniz yerine

"Yani, muteessirim; sizin mevzu-u bahis istikametteki arzunuza uyamayacağım."

demiş olsaydınız benim için konu hallolmuş olacaktı. Sizden daha fazlasını bekliyor değildim. Volkan Bey de benim düşüncemi ve beklentimi çok güzel ifade etmiş zaten. Kendisine teşekkür ederim. Bu kadarını bile yapmayı anlamlı ve gerekli bulmuyorum, yapamayacağım diyorsanız... Canınız sağ olsun. Ama bu ihtimali, yazmaya meraklı, yatkın, dile karşı duyarlı olan birinden beklemediğimi de bilmenizi isterim.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 3, 2006 9:06 PM

Esra Hanım,

Benim yazımla ilgili şu yorumları yapmışsınız:

"Evrim Teorisi veya sizin Darwinizm dediğiniz düşünce kesinlikle tanrı düşüncesine karşı çıkmaz." demişsiniz çok kesin bir dille. İdeal ortam ve şartlarda, bilimin, her türlü inançtan bağımsız olduğu iddia edildiği için, böyle olması gerekir ama böyle midir acaba? Gerçek hayatta olan biteni bir düşünelim: Mesela siz ilk başlarda, evrimi, ateist rumuzu ile savunuyordunuz, bilimin ateizmi desteklediğini söylüyordunuz. Yukarıda belirttiğiniz yargınız gerçeği yansıtsaydı, evrimi savunurken böyle bir rumuz seçmezdiniz. Rumuzunuz ve söyledikleriniz, öncelikle sizin bu yargınızla çelişiyor. Ateist rumuzu ile evrimin gerçekliği arasında hiç bağlantı yok, yarattığı çağrışım tesadüf demek de çok gerçekçi olmasa gerek. Siz zaten ateist olduğunuz için ateist rumuzunu seçmiş de olsanız, insanların bilinçaltında bilim-ateizm bağlantısı ister istemez kurulacaktır. Bu bağlantı da bilimin ve evrimin tarafsızlığını ve bağımsızlığını ciddi anlamda zedeler. Bu küçücük olaydan çıkarak bile diyebiliriz ki, gerçek hayatta, evrim ile ateizm birbirine geçmiş vaziyettedir, iç içedir. Örnekler çoğaltılabilir. Bu sebeple, bu kesin yargınız kendi içinde örtülü bir çelişki içeriyor. İdealde dediğiniz gibi olması gerekse de, gerçekte olan, dediğinizin tersidir. Bilim gerçek anlamda özgür ve bağımsız değildir. Evrim de maalesef ateizm ile ilişkilendirilmiştir.

1. Ben hiçbir zaman bilim ateizmi destekler demedim. Bilim doğaüstü güçlerin varlığına dair hiçbir kanıt bulamadığı için varlığına dair hiçbir kanıt olmayan birşeyin varolmadığını düşünmek bence normaldir. Tam tersini düşündüğümüzde de varolduğunu dair hiçbir kanıt olmayan bir şeyin var olduğuna düşünmek bir inançtır. Yani bilim tanrı inancını desteklemez. Ama kesinlikle tanrı yoktur da demez çünkü varolmadığını kanıtlayamaz.

2. Evet burda başlarda Ateist rumuzuyla yazıyordum. Ben zaten bir ateistim ve bu rumuzu seçmemin sebebi bu sitede ilk olarak Mustafa Beyin ateizme saldırı olarak yazdığı bir yazıyı görmüştüm. O yazıya yorum yazmak için bu rumuzu seçmiştim.

3. Benim hem ateist olmam hem de evrimi savunuyor olmam bilimin veya evrimin ateizmi gerektirdiği veya desteklediği anlamına gelmez. Bu ikisi arasında böyle bir bağlantı kurmak sağlıklı bir düşünce yapısının ürünü olamaz diye düşünüyorum. Kaldı ki evrimi savunan birçok teist bilim adamı vardır. En basit örnek olarak Kenneth Miller'ı verebilirim. Darwin de ateist değildi mesela. Bilimsel bir teori dini bir inançla ilişkilendirilemez ama elbette insanlar bilimsel verilerden yola çıkarak kendi dini inançlarını biçimlendirebilirler.

Saygılar

Yazan: Da Vinci Tarih: January 4, 2006 12:39 AM

Ozturk bey,

Müsadenizle " bilinen bir örneği yoktur" cümlenizi "benim bildiğim ve/veya inandığım bir örneği yoktur" şeklinde dönüştürebilirsek, bizlerin (*) "bildiği" ve "inandığı" "mucize" olgusunun "varlığı" konusunu da ihmal etmemiş olursunuz diye düşündüm..Nacizene..

Estagfurullah.

Fakat, 'mutlak kanun', 'mutlak istisna' gibi 'mutlak'lardan bahsederken, mucizenin de 'mutlak' olmasini bekliyor insan..

Ve, 'mutlak mucize' de herhalde Yaraticinin kendisine mucize gelebilecek bir sey olurdu.. :-)

Ama, ote yandan, mucizeleri takdim tehir yolu ile cok da kisitlamak gerektigini soyluyorsaniz buna da katilirim --snucta, dogan her yeni bebek, dogan her yeni gun ve baska bir cok sey daha birer muciedir.. bizim irademizle olmadiklari fakat olduklari icin..

Hani, sizin bir 'gorene.. kore ne!' deyisiniz var ya.. onun gibi :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 4, 2006 8:03 AM

Volkan bey,

derdimi anlatabilmişim gördüğüm kadarıyla,
Mucizeler, goruldugu uzere, imkansiz degil... Ustelik, ben hic zor anlayan birisi de degilimdir. Bana on defa soylenen herseyi hemen anlarim :-)
Bendeniz (mutlak anlamda) maddenin tabi olduğu bazı kanunlar olduğuna inanıyorum. Fakat şöyle anlamayın lütfen, Allah doğayı bu kanunlar ile birlikte yaratmış (saati kurmuş), sonra da ara-sıra müdahale ediyor. Aksine ben doğa kanunlarının Allah'ın iradesiyle kaim olduğuna inanıyorum.
Allahin iradesiyle kaim olduguna katilirim. Aksini dusunmek mumkun ama, bu durumda ortaya cikacak olan singularity'yi doldurmak mumkun degil. Dolayisi ile, baska anlamli bir aciklama bulununcaya kadar bunu kabul etmek zorunlulugu oldugunu dusunuyorum. [Bulunabilecegini de sanmiyorum ya, ayri mesele]

Simdi soyleyeceklerim, daha oncekilerde de oldugu uzere, son derece subjektif seyler:

Benim tevhid anlayisim, kanun dediklerimiz icin de gecerli... Yani, bizim bugune kadar kanun diyerek tadat ettigimiz (listeledigimiz) cesitli seylerin kokende bir olmalari gerekiyor. Ortak bir kokeni, herseyi kapsayan bir formu olmasi lazim. Baska turlusunde, yani bugunku haliyle anladigimiz modelde, cok ama cok tutarsizliklar var. Her kosebasinda da karsimiza cikiyorlar.

Henuz kanunlarin tevhidine eremedik; bilgimiz ve zekamiz yetmiyor bence.

Fakat, eldeki bunca kanunun kokeninde unified bir seyin olabilecegini kabul ederseniz; ates, su, yercekimi, isik vs vs. o kanun kapsaminda ne yapmasi gerekiyorsa onu yapar. Farkli bir seyler yapiyormus oldugunu dusunusumuzun sebebinin, temel kanundan bihaber olusumuz oldugunu dusunuyorum. Mucizeler de, bence, bu kapsamdadir.
ayrışma noktamızı şöyle gözlemliyorum: Siz evren-kanun tasarımını statik olarak görüyorsunuz, başta bir tasarım yapılmış(saat kurulmuş) devam ediyor. Bense dinamik... Allah'ın her an herşeyi yaratmakta olduğuna inanıyorum.Yani aslında kanun ların müstakil bir varlığı yok.
Temel kanunun statik oldugu kanaatindeyim. Sizin de aksini dusunebileceginizi sanmam.

Sizin dinamik dediklerinizi ise, degisik maddelerin (ya da her ne iseler) karsi karsiya geldiginde sergiledikleri interaction olarak aliyorum. Buna itiraz etmem. Ama, ozunu/aslini degistirmedigini dusunuyorum.
Yani elma Allah düşüregeldiği için düşmekte, eğer Allah bir hikmete binaen süregelenden farklı davranırsa elma düşmeyecektir.
Ben ise, elma ile kimsenin ozel olarak ilgilendigini dusunmuyorum. Elma, baska butun maddelerin tabi olduguna tabidir. Tabi olmadigini dusundugumuz hallerde de tabidir --biraz Asimov kanunu gibi durdu; ama, olsun :-)
Ben evrim yoluyla yaratmayı da, mucizevi bir şekilde yaratmayı da, "ol der ve olur" kaidesiyle uyumlu görüyorum. Yani evrim mi yoksa "ol der ve olur" mu şeklinde 2 alternatif yok benim için. Neden böyle anladığımı ise yukarıda anlatmaya çalıştım.
Evrimcilerin derdi, yaratilistan sonraki safhalar. Ve, temel kanunun gecerli oldugunu kabul ettikten sonraki kademeler..

Yaratiliscilarin, bence luzumundan fazla Allaha isleri havale etmesi sozkonusu.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 4, 2006 8:41 AM

Volkan Bey,

Evrimin eleştirilmesinin sebebi, savunanların çoğunlukla ateist olması değil bence. Bilimsel gelişmeleri kullanıp kullanmamaya, bu gelişimleri sağlayanların inançlarına bakara karar verelim dendiğini, ya da böyle yapıldığını da düşünmüyorum. Ayrıca siz, evrimin her türlü tanımının Allah inancı ile çelişmediğini düşünüyorsunuz. Olabilir. İman etmek ya da etmemek için, bilimsel kanıtlara zaten ihtiyaç yok bence de. Ama benim anladığım, akıllı tasarımın gündeme gelmesinin, ve ardından evrimin eleştirilmeye başlanmasının sebebi, evrimin Allah inancı ile çelişmesi de değil. Ben sebebin şöyle özetlenebileceğini düşünüyorum : Akıllı tasarımcı bilim adamları, yaptıkları araştırmalar sonucunda, canlılarda tasarım olduğunu farkettiklerini, yönlendirilmiş ya da yönlendirilmemiş bir evrim olmadığını düşündüklerini söylüyorlar. Bu arada evrim teorisinde farkettikleri bazı açmazları ve hurafeleri de anlatıyorlar. Bu açmazları ya da AT yi Allah inancına ters düştüğü için anlatıyor değiller kısacası. Araştırmaları sonunda, evrim haricindeki bir ihtimali keşfettikleri için, ve yine araştırmaları sonucunda makro evrim teorisindeki bazı yanlışları farkettikleri için, evrime karşı çıkıyorlar. Ama söyledikleri aynı zamanda, teist inancı da destekler gibi olduğu için, sanki ortada araştırma sonuçları yokmuş gibi, evrimi sadece teist inanca ters düştüğü için eleştiriyor gibi görünüyorlar. Bu ortamı biraz da evrimciler yaratıyor sanki. Aslında bence sebep bu değil.

Bu bilgileri paylaşıyor olmaları ya da insanlarla paylaşılmasını, okullarda evrimle beraber AT nin de öğretilmesini istemeleri, bilginin herkesçe bilinmesi ve yeni nesillere aktarılması açısından son derece doğal değil mi? Aslında bu isteğin insanların inançları ile bir ilgisi yok. Ayrıca bu istek, bilimin ve eğitimin tarafsızlığına ters düşmemektedir. Aksine, bir teorinin okutulmamasını istemek, buna engel olmak, son derece taraflı bir davranıştır. Tüm fırtına, evrimcilerin bu tarafgir davranışları yüzünden ortaya çıkıyor. Lafın kısası, akıllı tasarımcılar evrime, Allah inancına ters diye karşı çıkıyor değiller, aksine, evrimciler akıllı tasarıma, teist çağrışımları olduğu için karşı çıkıyorlar. Yani söyledikleriniz, aslında evrimciler için geçerli. Kendi inançlarına ters düştüğü için bilimsel bir teoriyi reddediyorlar, okullarda öğretilmesini engelliyorlar.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: January 4, 2006 10:41 AM

Esra hanim,

Dil konusunda -ya da kelimelerin kökenleri konusunda demek daha doğru- bir uçtan öbür uca savrulmuşsunuz.

Oyleymis gibi anlasilabildigii kabul edebilirsem de, gercek durum bir 'savrulma' degil... O zamanlar, yaptigimin 'Iyi bir Sey' [TM] oldugunu saniyordum, cunku, benden akilli ve bilgili oldugunu dusunduklerim ya da bana oyle tanitilanlar bunun boyle olmasini oneriyorladi...

Vazgectim. Cunku, hizmet ettigi iddia olunan gayeye degil; tersine hizmet ettigini gordum.

Dolayisi ile, kisiel bir salakligin sona erdirilmesine 'savrulma' diyorsaniz, evet, o anlamda savrulma sayilir. Ama, bence, sadece o kadari icin gecerli olur...

Sebebi mi?.. Cook..

Artik ve giderek hic de seyrek karsilasmadigim 'olanakli oldugunun olumlu olmasi' turunden insani kusturacak kadar ahenksiz gak-guklara alistirilmis, sirf koku kokeni Turkcedir diyerek bunlari sineye cekiyoruz, hatta estetik de buluyoruz zaman zaman...

Ben bulmuyorum...

Benim estetik anlayisim, ayni kokten zayif takilarla turetilmis kelimelerle bir meramin ifade edilmek gayretini tombul bir kadananin bir kisrak gibi davranmaga calismasi kadar estetik (!) buluyor...

Yani, bulmuyorum...

Bazı yazılarınızdan, tepkilerinizden eskiden olduğunuz noktayı hissettiysem de, şimdi olduğunuz nokta kafa karıştırıcıydı, tam ne düşündüğünüzü anlayamıyordum.

:-)

Bu sebeple daha önce bu konuyu gündeme getirmekte tereddüt etmiştim. Konuyu Osmanlı Türkçesi-Türkiye Türkçesi ya da Öztürkçe-yaşayan Türkçe tartışmalarına dayandırmak benim asıl rahatsızlığımı gizliyor ve aslında konuyu da çözümsüz bir noktaya getiriyor.

Turk dili konusunda tam olarak ne dusundugumu, yukarida ve daha once yazdigim bir-iki satira dayandirmamanizi, hapsetmemenizi, istirham ve talep etmek isterim...

Benim açımdan konu bu değil. Kalkıp da şimdi, cümle-tümce tartışması yapmayı da, mektup, dost vb. gibi Türkçe olmayan ama tamamen bize ait kelimeleri kullanmamaya çalışmayı da doğru bulmuyorum. Bu konuda farklı düşünmüyoruz. Böyle bir hareket dili gerçekten kısırlaştırır ve gerçekçi değil. Konu, acaba bu kelimenin Türkçe karşılığı nedir diye bir an bile düşünmeden, Ingilizce kelimeleri Ingilizce yazılışları ile, oldukları gibi dile katıyor olmaktan doğan kirlilik ve ortaya çıkan acayip dil...

Bu satirlarin yazari --yani, bendeniz-- bir 'Beyaz Turk' degil; yabanci unsurlara yonelik takintisi, ozentisi olan birisi de degil.

'Bizbize' sayilabilecek bir ortamda oldugumuzu dusunuyorum. Ben, pedagojik davranmadigim gibi, bana yonelik olarak da bariz pedagojik yaklasimlarin olmamasini bekleyecegim turden bir samimi ortamdan bahsediyorum...

Burada, en azindan ben, baskalarina ornek olmak, rol modeli olusturmak gayesinde degilim. Tartistigim, bilgisinden istifade ettigim hazirunun bu tur seylere ihtiyac duymak seviyesini (yaslarini vs) asmis olduklarini farzediyorum. Dolayisi ile, aman cocuklara yanlis ornek olmasin diyerek bir kelimenin yerine bir baska uydurmayi koymak endisesi tasimiyorum.

Aslolan mesajin bir sekilde aktarilmasi bence; paketleme ve/veya ambalaj endiselerini yasamadan bunu burada yapabilmek isterim.

En acısı da bu kelimelerle birlikte ülkeye ithal edilen ezik sömürge kültürü ve zihniyeti. Yani, İngilizce kelimelerin, Türkçe karşılıkları varken, dile sokulmasının uzun vadede dile ve kültüre zarar vereceğini düşünüyorum.

Fakat, Turkce karsiliklari /var/mis gibi bunu soyluyorsunuz... Ben ise, olmayisindan muzdaribim.. Var oldugunu iddia edebilecegimiz karsiliklarin cogunlugu yabanci karsiligindan daha yabanci olabiliyor.

Gercekci olmak gerekirse, Turkce, kelime turetmek acisindan son derece verimli olmasina karsilik, kok kelime itibariyle de olaganustu derece zayif bir dildir.

Hepi topu 2-3 bin fiil koku, 5-10 bin isim koku...

Bu hep boyle degildi. Imparatorluk bize buyuk geldi, kurtulduk. Imparatrluk dili bizim neyimize dedik; geriye --eminim-- Kayi boyunun at ustunde gelip cadir kurdugu soylendigi gunlerdekinden bile daha celimsiz bir dil kaldi..

Bu dili bu haliyle muhafaza etmek istemenin hissi sebeplerini anliyorum; ama, hem mumkun degil, hem de dogru.

Tabii ki, benim gibi laf arasina yabanci kelimeler serpistirerek cozulmesini oneriyor degilim; ama, yeri geldiginde meramimi baska turlu ifade etmis olamadagim da ortada...

Lafın kısası,

"Yani, muteessirim; sizin mevzu-u bahis istikametteki arzunuz ile 'comply' edemeyecegim :-)" cümleniz yerine

"Yani, muteessirim; sizin mevzu-u bahis istikametteki arzunuza uyamayacağım."

demiş olsaydınız benim için konu hallolmuş olacaktı. Sizden daha fazlasını bekliyor değildim.

Sizce olabilirdi. Ama, 'arzuya uymak' benim kasdettigim sey degildi.

Cunku, 'bir arzuya uymak' cogunlukla 'o arzuya boyun egmek', 'emir telakki edip kabullenmek' filan anlamina gelir. Oyle gorseydim [tirnak icinde] 'obey' yazardim. 'to comply with' ise daha cok 'istirak etmek' anlamina gelir...

Volkan Bey de benim düşüncemi ve beklentimi çok güzel ifade etmiş zaten. Kendisine teşekkür ederim.

Volkan bey, sagolsun, konunun devaminin kisisel monolog olacagini ihsas edince, ben de --monologlardan sakinmak adina--, konuda devami uygun gormedin... Yani, o arzusunu kaale aldim.

Bu kadarını bile yapmayı anlamlı ve gerekli bulmuyorum, yapamayacağım diyorsanız... Canınız sağ olsun. Ama bu ihtimali, yazmaya meraklı, yatkın, dile karşı duyarlı olan birinden beklemediğimi de bilmenizi isterim.

Sizin 'bu kadari' dediginiz, benim neyi nasil soyleyecegimi cercevelendirmek anlamina gelmek tonu tasiyabiliyor maalesef...

Bu acidan bakarsak, bir duyarlilik beklentisinin bir baska duyarlilikla celismemesi gerektigini eminim her ikimiz de makul karsilariz.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 4, 2006 11:16 AM

Müzmin kardeşim,

Yaratiliscilarin, bence luzumundan fazla Allaha isleri havale etmesi sozkonusu

diyorsunuz. mutlak-kanun-istisna chapter ini 3-4 yazışmayla geçebildik (aslında hala eksikleriniz var ama hadi neyse :) ),fakat gördüğüm kadarıyla bir önceki cevabımda mukaddimesine giriş yaptığım "kanun aslında nedir?" chapter ini geçmemiz onlarca mesaj sürebilir("10 defa anlatılınca kesin anlarım" cümlenize dayanarak). Bu açıdan sizin de biraz gayret etmenizi rica edeceğim. Unutmayın, Ben size sadece kapıyı gösterebilirim o kapıdan geçecek olan yalnızca sizsiniz :)

Saygılar...

not: yukarıdaki metin, size karşı kendimi (nedense) samimi hissetmem nedeniyle bu üslupta yazılmıştır, lütfen kusura bakmayın :)

Yazan: VolkanSerin Tarih: January 4, 2006 12:38 PM

Müzmin Bey,


Şöyle yazmışsınız..

Ama, ote yandan, mucizeleri takdim tehir yolu ile cok da kisitlamak gerektigini soyluyorsaniz buna da katilirim --snucta, dogan her yeni bebek, dogan her yeni gun ve baska bir cok sey daha birer muciedir.. bizim irademizle olmadiklari fakat olduklari icin..

Aslında ayını şeyleri söylüyoruz, belki farklı cümlelerle..

Ben determinizm babında "sebeplerin" "sonuçları" yaratmaya kadir olmadıklarını bildiğim/ düşündüğüm için yukarıda ki cümlenize de otomatikman katılmış oluyorum.

Determinizmin çıkmazları-kuantuma hiç girmeden bile- materyalizmin sırtında önemli bir kamburdur.Sebeplerin sonuçları yarattığı hiçbir zaman "zan" dan öteye gidemiyor.

Bu ağır çelişkiyi farkeden Karl Popper,belki telafi babında , bunun (sonuçları sebeplerin yarattığı zannının) doğruluğu isbat edilemez(unprovable); prensipte yanlışlığı isbat edilebilir(disprovable), fakat şimdiye kadar kimse bu "zannın" yanlış olduğunu isbat edemediği için geçici olarak doğruluğu kabul edilebilir tezini geliştirmiştir.


Descartes "Allah evreni mucizelerle değil,rasyonel yasalarla yönetir" derken herzaman gördüğümüz sıradan olayların aslında "zorunluluk" yasalarına bağlı olmadığı gerçeğini atlıyordu.Descartes hayatında hiç çiçek görmeseydi ve ona bir çüçek tohumu gösterilseydi "o tohum bir çiçeğe dönüşecektir" hükmünü hangi rasyonel yasaya göre bulacaktı ?


Bunu farkeden Hume gibi determinist düşünürler bugüne kadar "su bitkiyi büyüttü,ama bundan sonra da büyüteceğine dair hiçbir garantisi yoktur" veya Russell gibi "bu güne kadar güneş hep doğdu ama yarın doğacağına dair hiçbir garanti yoktur" diyerek determinist yasaların aslında bir "zorunlulukları" olmadığını görmüşlerdir.

Yani "Yaratma" Yaratıcının kudretiyle heran devam etmektedir.Gözümüzün önünde, durmaksızın.. Benim İslam'ın "Sünnetullah" dediği kainat ve onun yasaları hakkında ki düşüncem budur.


Arzederim!

Yazan: S.Öztürk Tarih: January 4, 2006 1:52 PM

Sayın Da Vinci,

"Ben hiçbir zaman bilim ateizmi destekler demedim." demişsiniz. Beni bu fikre siz ulaştırdınız aslında. Aşağıdaki alıntılar sizin yazdıklarınızdan.

14 Ekim 2005 tarihli 4. yorumunuzdan: " Ben Tanrı diye birşey olmadığını düşünüyorum. /.../ Doğada olan herşeyin bilimsel bir açıklaması olduğunu düşünüyorum. "

16 Ekim 2005 tarihindeki 1. yorumunuzdan: "Ateizmin temeli bilime dayanır."

Bu yazdıklarınızla bilimin ateizmi desteklediğini söylemiş olmuyor musunuz? Ben söylediğinizi düşünüyorum açıkcası. Yanlış anlamış olabilir diyeceğim ama öylesine açık söylemişsiniz ki, yanlış anlamış olma ihtimalim neredeyse yok. Kısacası, "...bilimin ateizmi desteklediğini söylüyordunuz." dediğimde, söylemediğiniz birşeyi size atfetmiş olmadığımı düşünüyorum. Belki siz yanlışlıkla böyle söylemiş olabilirsiniz.

Sonra, "Benim hem ateist olmam hem de evrimi savunuyor olmam bilimin veya evrimin ateizmi gerektirdiği veya desteklediği anlamına gelmez." demişsiniz. Gelmez ve gelmemeli, ama yukarıda anlatmaya çalıştığım üzere bu bağlantıları siz kurdunuz. Bağlantıyı siz kurmuşken, konunun bu şekilde anlaşılmasının, karşınızdakilerin düşünce yapılarının sağlıklı ya da sağlıksız olması ile ilgisi yok bence. Karşınızdakiler sadece sizi dinliyorlar. Yanlış anlaşılma varsa halen ya da fikir değişikliği, lütfen söyleyin.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 4, 2006 4:38 PM

Ozturk bey,

Mucizeler o kadar cok ki, sirf sayisal cesitlilik acidan degil, her birinin tezahurunun tutarliligi acisindan dahi ortada bir enflasyon var...

Insan tabiati ise surekli olan seyleri filter-out ediyor; elinde degil.. o zaman da geriye mucize kalmiyor..

Yani, hem var hem yok..

Arzederim!

Arzetmeyiniz; [yoksa] rica ederim.. :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 5, 2006 2:13 AM

Esra Hanım,

"Ateizmin temelinde bilim vardır" ile "Bilim ateizmi destekler" farklı anlamlara gelir. Bilim tanrının veya doğaüstü güçlerin varlığına dair hiçbir kanıt sunamadığı için ateizm bence bilimsel gözlemlere uygundur. Yani bilim tanrı veya doğaüstü güçleri gözlemleyemediğine göre ateizm bunu temel alarak tanrı yoktur diyo. Temelinde bilim vardır dememin nedeni bu. Ama bilim tanrı kesin yoktur diyemez. Çünkü bu felsefenin alanına girer. Bilimin ortaya koyduğu verileri yorumlayarak bir düşünce yapısı oluşturur ateizm.

Umarım anlatabilmişimdir.

Saygılar

Yazan: Da Vinci Tarih: January 5, 2006 1:55 PM

Sayın Da Vinci,

Teşekkür ederim. Anlatabildiğinizi düşünüyorum ama yine de yazarak anladıklarımı doğrulatmak isterim.

Bu durumda, sizin de dahil olduğunuz bazı insanlar, bilim tanrı vardır demediği gibi, yoktur da demediği halde, ve tam olarak diyemeyeceği* halde, "bilim tanrı var dememiştir, tanrıyı gösterememiştir" diyerek, yoktur demediğini tamamen es geçerek, bir düşünce yapısı oluşturmuşlar. Ve bu yapıya ateizm demişler. Ateizmin temelinde, bilimin kendi felsefi ya da manevi yaklaşımıza uyan yanları var diyebiliriz bu durumda.

* Bilim bu konuda tam birşey diyemez gerçekten, çünkü tanımı gereği gözlem ve deney dışına zaten çıkamaz. Doğaüstü güçler ya da Allah'ın varlığı/yokluğu konusu hakkında, bilimde sadece izler ya da çağrışımlar görülebilir. Islami düşüncede, bilime yani deney ve gözleme dayanan bilgiye tecrübi bilgi denir ve dünyaya sadece bu bilgi ışığında, tecrübi bilgi ile bakılmaz. Allah'ın varlığına yokluğuna bu bilgi ile karar verilmez. Bu bilgi dünyayı tanımak içindir ve diğer bilgileri tamamlayıcı işlevi vardır. En temel bilgi değildir. Bir müslüman, tecrübi bilgi ya da bilimle, Allah'ın varlığının izlerini ve çağrışımlarını görür. Allah'ın var olduğu bilgisine, diğer bilgiler sayesinde zaten sahiptir. (Diğer bilgiler: hayali bilgi, sezgi ile beraber akl-i bilgi, sembolik bilgi, irfani bilgi ve vahiy. Vahiy en üst bilgidir.)

Gözlem ve deneyle, adı üstünde, doğaüstü yani bilimin alanı dışındaki bir varlığı tam olarak görmeyi beklemek ?! Siz, "bilim tanrı veya doğaüstü güçleri gözlemleyemediğine göre..." derken, aslında dünyanın şartları ve insanın özellikleri sebebi ile olmayacak bir beklenti içine girmiyor musunuz? Bilimin, bu dünya şartları ve kuralları dahilinde, dağaüstü güçleri ve tanrıyı tam, açık ve net olarak gözlemlemesini beklemek, beklenti gerçekleşmeyince "olmadı işte, o zaman tanrı yok" demek ve ateizmi bununla temellendirmek... Bu düşünce akışında, bilimin kendi tanımı ve yapısı gereği, çok bariz bir mantık hatası var bence. Yanlış anlamayın, ateizme mantıksız demiyorum, bir insan Allah'ın olmadığına inanabilir, aynen olduğuna inanabileceği gibi. Gördüğüm mantık hatası, ateizmin bilimi tamamlayıcı bilgi olarak değil, en temel kaynak olarak almasında, düşüncesini sadece buna dayandırmasında. Gözlem ve deneyle kısıtlanmış olan bilimi, ateizmi savunmak için kullanmasında. Bilimin yapamayağı şeyleri yapamamasını, delil olarak öne sürmekte.

Müslümanlar da bilimin sağladığı bilgilere bakıp Allah var diyorlar diyebilirsiniz ama aynı şey değil bu. Çünkü müslümanlar yukarıda da anlattığım üzere, Allah'ı bilim yolu ile arıyor, buluyor değiller. Bilimden elde edilen bilgileri, diğer bilme biçimlerinden elde ettikleri bilgileri (Allah'ın varlığı bilgisini) desteklemek için kullanıyorlar. Tüm bilgileri beraber değerlendiriyorlar.

Ateizm, gerçekten -ve benim gözlemime göre sadece- bilimsel gözleme uygundur. O da zaten bu inanca sahipken ve tam, açık, net olarak çıplak gözle görmeyi bekliyorken. Eğer ateizmin bilimden başka bir dayanağı yoksa, kendisi çok havada ve dar bir düşünce yapısı kanımca. Dünyaya sadece gözlem, deney ve duyu organları ile bakmak, bakış açısını daraltır diye düşünüyorum. Ateizmin bilimsel gözlemden başka dayanağı var mıdır Sayın Da Vinci?

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 5, 2006 5:45 PM

Esra Hanım,

Şöyle demişsiniz:

Eğer ateizmin bilimden başka bir dayanağı yoksa, kendisi çok havada ve dar bir düşünce yapısı kanımca. Dünyaya sadece gözlem, deney ve duyu organları ile bakmak, bakış açısını daraltır diye düşünüyorum.

Neden böyle düşünüyorsunuz? Bana göre bilimsel gözlem dışında, hiçbir kanıtı olmayan birşeyin varolduğuna inanmak dine girer.

Saygılar

Yazan: Da Vinci Tarih: January 7, 2006 3:46 PM

""Bana göre bilimsel gözlem dışında, hiçbir kanıtı olmayan birşeyin varolduğuna inanmak dine girer."""(davinci)

-------------------------------------------
Sizin bu tanımınızdan basit bir sonuç;

Evrimi gözlemleyemediğinize göre ve hala mutand fosilleri bulunup bir türlü kanıtlanamadığına göre,darwin de bir tür peygamber(!)...

Hiç görmediğiniz halde milyonlarca yıl önce balıkların kurbağaya dönüştüğüne inanıyorsunuz...

Yani siz de inançlı birisiniz Sn DaVinci..
NE GÜZEL ! İNANMAK İNSANA HUZUR VERİR..
saygılar

Yazan: Ece Tarih: January 11, 2006 1:04 AM

selam,

peribacaları sizce bir tasarım mıdır degil midir?

ikinci bir sorum,id fikrini ortaya koyan kactane biyolog var söyler misiniz,bence cogu felsefeci veya baska ilgisiz dalalrın profları,sizce neden?

ücüncü sorum ise,sizce id bir kuram mıdır?,

Yazan: requiem Tarih: January 11, 2006 9:07 PM

Sayın Da Vinci,

Siz modern bilgi anlayışına göre dünyaya bakıyorsunuz. Modern anlayışta, bilgi tek düzleme indirgenmiştir. O tek düzlem de duyu organları ve akıl ile algılanabilen , deney ve gözleme dayanan bilgidir. Bu bilgi rasyonalizm ile sınırlandırılmıştır diyebiliriz. Diğer bilgiler ve bilme biçimleri reddedilmiştir.

Ben ise bir önceki yazımda da çok kısa olarak bahsettiğim üzere (2. paragraf), Islam düşüncesindeki bilgi hiyerarşisi dünyaya bakıyorum. Daha önce, İslam’daki bilgi hiyerarşisi konulu bir konferansın özetini siteye yazmıştım. Belki okudunuz. Eğer okumadıysanız, diğer bilme biçimleri hakkında bilgi sahibi olmak için, o özeti okumanızı tavsiye ederim. Özete buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sayfada “modern bilgi anlayışı” diye arama yaparsanız, okumanızı istediğim kısıma konumlanmış olursunuz.
Okursanız neden yukarıda yazdığım gibi düşündüğümü anlayacaksınız.

Sonuç olarak, fikrimi tekrar özetlersem: Gözlem ve deney, yani bilim, duyu ve akılla, bir başka deyişle rasyonalizm ile sınırlanmış durumdadır. Diğer bilme biçimleri ve bu bilme biçimlerinden elde edilen bilgiler reddedilir, sadece duyu ve akılla elde edilen bilgiler kabul edilirse, bakış açısı daralır. Bu bakış açısı yani bilim, ateizmin tek dayanağı ise, bu durumda, ateizm de dar bir düşünce yapısıdır.

Ayrıca, bilim, tanımı gereği doğanın dışına çıkamaz ki doğaüstünü ya da tanrıyı tam, açık, net ve çıplak gözle gözlemlesin! İpucu, çağrışım ya da izlerden bahsetmiyorum. Yoksa, bence, izler çok açık… Ama izler görmezden gelinip, doğaüstünün ya da tanrının açık, net, tam olarak gözlemlemesini beklemek olmayacak bir beklenti… Bilimin tanımı ve duyuların-aklın sınırları gereği. Olmayacak beklenti olmadı deyip bunu ateizme temel yapmak… Bu da “ateizmin temelinde bilim vardır” söyleminin içindeki mantık hatası bence. Dediğim gibi, ateizmin temelinde, bilimin, ateistlerin felsefi ya da manevi yaklaşımına uyan yanları var diyebiliriz rahatlıkla. Müslümanlar da bilimin sağladıklarına bakarak düşünce yapısı oluşturuyorlar diyorsanız bir önceki yazımdaki 5. paragrafı okumanızı rica edeceğim.

Ateizmin bilimden başka dayanağı yoksa, bu tek dayanak da hem mantık hatası içeriyor hem de benim anlayışıma göre dar bir bakışa sahip. Umarım neden bu şekilde düşündüğümü anlatabilmişimdir Sayın Da Vinci.

Herkesin geçmiş bayramını kutlarım. Nice bayramlara.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 14, 2006 6:48 AM

Merhaba Müzmin Bey,

Son yazınıza anca cevap yazabiliyorum, kusura bakmayın.

Samimi ortama güvenip, sizden (ve aslında diğer arkadaşlardan da), İngilizce kelimeleri Türkçeye sokmamanız konusunda ricada bulunurken, ne "beyaz Türk" olduğunuzu düşündüm ne de yabancı özentiliği ile hareket ettiğinizi... Ağız alışkanlığınıza, dikkat etmek istemeyişinize, kolayınıza gelmesine yormuştum. Sizi rahatsız etmek de istemedim, işe yaramayacağını düşündüğüm halde (Neden işe yaramayacağını düşündüğümü bir sonraki paragrafta anlattım), istemsiz olarak, örnek olmak konusunda gizli baskı kurmak da… İstemedim ama yazdıklarım bunlara varmış anlaşılan, kusura bakmayın. Sadece beni rahatsız eden bu durum hakkındaki düşüncemi, sebebi ile beraber paylaşmak istedim aslında. Rahatsızlık hat safhada olduğu için de düşüncemi paylaşırken ricada da bulundum. Bu arada, bu konuda, bu güne kadar sabretmiş olmam bile mucize. Eski düşüncenizi ve davranışlarınızı anlatmıştınız. Onlara güvenerek, beni en iyi anlayan kişilerden biri olacağınıza inanıyorum, hatta anlayacağınıza eminim bile diyebilirim. :)

Aslında samimi ve rahat bir ortam da olsa, herkese açık bir ortamdayız. Bu sebeple, davranışların örnek teşkil edeceği, rol modeli seçilebileceğini söylemek, mantıksız değil. Kısacası, ne yazdığımıza dikkat edelim, yabancı özentiliğini, dilin kirlenmesini körüklemeyelim demek, söyleyebileceğim en geçerli sebep. Bunu önemli buluyorum ama bu konuda da kendi düşüncemin mantığını anlatıp, ricada bulunmaktan ve kendim buna uymaktan başka birşey yapamam. (Yaptığım ya da yapmak istediğim buydu aslında.) Zira baskı yapmanın bir anlamı yok. Örnek olmak konusunda yapılan baskının bir işe yaramayacağını, içselleştirilmemiş bir düşünce ya da davranışla, herhangi birine örnek olunamayacağını düşünüyorum. Yani, "Şimdi örnek olmama gerek yok, rahat davranayım.", "Şimdi gerek var, dikkatli olayım." gibi gelgitler içerisinde davranmak (bu davranışa "çocuklar duymasın/görmesin" davranışı diyebiliriz), mümkünmüş gibi düşünülse de, gerçek hayatta kendimizi sürekli kasmamiz, denetim altında tutmamız mümkün olmadığı için, eninde sonunda, ne isek o olarak, kısacası kendimiz olarak örnek oluruz. Demek istediğim, örnek olmak gayesi ve tedirginliği taşıyarak, ya da baskı altına alınarak örnek olmak, zaten mümkün değildir. Bu sebeple, ben, doğru şekilde örnek olalım baskısı yapmak amacında değildim. Her ne kadar, dayanamayıp söylediğim sözler, o kapıya çıksa da amacım bu değildi. Sadece dikkatleri bu konuya çekerek konu üzerinde düşünülmesini istedim. Sonrasına, yani fikri içinde içselleştirmek için çaba harcamak ya da harcamamak konusuna, herkes kendi karar verebilir. Kaldı ki verecektir zaten.

Bunun dışında, mesajın aktarılması kullanılan kelimelerden elbette daha önemlidir. Ama kelimeler çoğunluk tarafından bilinmez olunca mesajın aktarılması da mümkün değildir. Gerçi siz anlaşılmak gayesi taşımıyorum, anlamayan sorsun demiştiniz. Burada da çelişik bir durum var ama sanırım, şöyle demek istiyorsunuz: ben mesajı başka endişeler (dil ya da anlaşılma gibi) taşımadan aktarayım, anlamayan varsa sorsun. Anlaşılmayı zorlaştırsa ve arada dil kirlense de, bu da bir yöntem tabii. Bir de her kelimenin karşılığı varmış gibi davranıyorsunuz diyorsunuz ama ben Türkçe karşılığı olan kelimeler için konuştuğumu söylemiştim. Karşılığı olmayanlar için ne yapılmalı, nasıl kelime türetilmeli ya da Türkçe’ye çevirmeli vs. sorularına bu sayfanın konusu olmadığı için girmeyelim derim. Konu derin. Ama işaret ettiğiniz üzere, dil konusunda en başta hatalar yapıldığını, imparatorluk dilinin anlayabileceğimiz hislerle ama aşırı derecede, üstelik daha kötü sonuçlara sebep olacak şekilde fakirleştirildiğini kabul ederim.

Bu arada, savrulma kelimesi olumsuz anlam vermiş cümleme ve uygun düşmemiş aslında. Eski fikrinizden tamamen uzaklaştığınızı, koptuğunuzu anlatmak istemiştim. Yoksa bilinçli bir vazgeçiş olduğu yazdıklarınızdan anlaşılıyor.

Bir de Müzmin Bey, bu davranışı sadece siz yapmazken ilk size ricada bulunmam haksızlık oldu galiba. Kendinizi günah keçisi gibi hissetmeyin. Kızım sana söylüyorum gelinim sen “de” anla atasözü ekseninde düşünebilirsiniz. Samimi olmanız başınıza iş açtı kısacası. :) Sizin sayenizde konu gündeme geldi. Bu arada, bayramınız da kutlu olsun. Nice bayramlara.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: January 14, 2006 8:04 AM

Esra hanim,

Sizi anliyorum. Yani, sizin yaklasiminizin hem gerekcelerini, hem de hedeflerini goruyorum. Bunlari yanlis da bulmuyorum; esas itibariyle dogrudurlar.

Her ne kadar, galiba tabiati geregi, insan sevdiklerini seveni seviyor ve sevdiklerinin de sevdiklerini sevmesini istiyor ise de, bazan dogrulari (ya da husn-u niyeti) cok fazla one cikarmanin kendisi pek de dogru ya da isabetli olmayabiliyor..

Sizi, ya da diger arkadaslarimizi bilmiyorum --dogal olarak--, ama, ben omrumun hic bir safhasinda klasik anlamda milliyetci ya da sovenist olmadim; cunku, o tur bakisi hep bolucu, zayiflatici ve fakirlestirici buldum.

Sonunda da varacagi yere, 'ya sev, ya terket'e variyor; ve kalanlar yavan ve yalniz, gidenler meyus ve kuskun oluyor..

Dil icin de, din icin de, irk icin de bu boyle, benim acimdan. Yani, sevmediklerimi, ya da sevdiklerimin sevmediklerini, de anlamak icin gayret ederim --elimden geldigi kadar.

Sizin yazinizi okuduktan sonra kutuphaneme baktim; bugune kadar beni kim gercekten etkilemis diye.. Tarz ve tavir cinsinden ilk 3 isim sunlar: Cemil Meric, Mustafa Akdag, Yalcin Kucuk..

3'u de apayri dunyalarin insanlari.. Ikisini cok kisi bilir de, Mustafa Akdag'i pek bilen yoktur.. Tarihcidir de bildigimiz turden bir tarihci degildir. Osmanli'nin iktisadi tarihi ile yogun olarak ilgilenir.

Kitaplarini okumak ise (benim acimdan, en azindan), zordur; cunku 500-600 sene onceye ait konulari 50-100 sene sonra konusulacagini arzu/umit ettigi bir 'Turkce turevi' ile yazmistir.. :-)

Dildeki bu denemesi haricinde kitabinda ideolojik saplanti bulamam; bilakis, saplantilari sarsar.

Demek istedigim: Bence, okuyucusunu zora soksa bile, iceriktir onemli olan. Daha da oteye giderek, okuyucuda entellektuel faaliyet tesvik etmeyen seylerin tadi hatta kiymeti yoktur diyebilirim.

Ornek olarak da, aklima, Umit Yasar Oguzcan geliyor... Tugla gibi siir kitaplari olmasina ragmen, Ahmet Yesevi'nin Nefesleri turunden basit formlar ve kelimeler kullandigi icin, bugun cocuk eserleri arasinda bile adini zikretmiyoruz.

Sebebi, basit: Basit.

Ve, yazik; cunku aralarinda sevdiklerim de var...

Yukarida saydiklarima Ilber Ortayli'yi da eklemek isterim. Gerci, butun eserlerini okudugumu soyleyemem, ama, okudugum ve dinledigim kadariyla, yaklasimi bence yerindedir: Coluk-cocuk ne der; lisan-i Turki'deki harekat-ul tasfiyenin berdevam olunmasini arzu edenlerin kanaatleri nedir endisesi tasimaz...

Onu dinlemek noktasina gelebilenler ya bu takintilarindan arinmis, ya da arinmalari gerektigini ogrenmek noktasina gelmis olduklarini zimnen farzeder ve meramini anlatmaga sira gelince de nasil isterse oyle kurar cumlelerini...

Dinleyenler de, literally anlayamadiklarini, ozmoz yoluyla anlarlar..

Hulasa-i kelam:

Bendeniz, tabii ki, yukarida saydiklarim seviyesinde degil; oyle olmak hedefi olsa bile oralara varacagi supheli; yolda olecek. Bunun farkinda ve bilincinde.

Populer olmak, cogunluk tarafindan benimsenecek seyler soylemek, cogunluk tarafindan anlasilmak icin ozel gayret sarfetmek gibi bir hedefimin olmadigini vurgulamak istiyorum.

Son olarak, bir anekdotu ozetlemek isterim:

Necip Fazil, 'Islam ve Diyalektik' basligiyla bir universitede bir konferans verir. Bir saatten fazla anlatir.

Sorular bolumune gecildiginde, hazirun arasindan birisi ayaga kalkar ve 'Diyalektik nedir?' diye sorar..

Bunun uzerine, Ustad kopurur; soylediklerini buraya yazamam :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: January 14, 2006 4:53 PM

Müzmin Bey,

Anladığım kadarı ile, yazdıklarımın ve davranışımın hoşgörü ve anlayış sınırlarını aştığını düşünmüşsünüz. Öyle hissetti iseniz kusura bakmayın lütfen. Amacımın bu olmadığını söylememe gerek yok sanırım. Amacımın ne olduğunu, hangi hislerle size ricada bulunduğumu da daha önceki yorumlarımda yazmıştım ama, yazdığınız cevaptan, fikrimin ve ricamın çerçevesini anlatamadığımı farkettim. Gerek cevabınızda kullandığınız şovenist kelimesinden, gerek başkalarını anlama gayreti içinde olunma gerekliliğini hatırlatmanızdan, gerekse yazınızın sonunda paylaştığınız Necip Fazıl'ın anısının, benim söylediklerim ile ilgisi olduğunu düşünmenizden böyle hissettim. Ayrıca içeriğin daha önemli olması ve entellektuel faaliyete tesvik konusunu daha az önemli bulduğumu da düşünmüşsünüz sanırım ama, hayır, daha az önemli bulmuyorum. Anlatamadığımı farkettim ama konuyu da uzatmak istemiyorum. Çünkü yeniden yazmanın edindiğiniz olumsuz algıları pekiştireceğini ve hoş olmayacağını düşünüyorum. Anlatmaya çalışırken ısrar ediyor gibi olacağım ve bu, sizin gözünüzde hoşgörü ve anlayış sınırlarını iyice zorlamam anlamına gelecek ya da gelebilir. En iyisi konuyu kapatmak.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: January 19, 2006 4:27 PM

ikinci bir sorum,id fikrini ortaya koyan kactane biyolog var söyler misiniz,bence cogu felsefeci veya baska ilgisiz dalların profları,sizce neden?

Yazan: requiem Tarih: January 22, 2006 7:29 AM

Esra hanim,

Sizin yaziniza cevap vermistim --hali de zaman once-- ama, yolda bir yerlerde kaybolmus. Tekrar oturup yazmak yerine, kisaca ozetleyeyim:

Yazdiklarinizdan alinmis degilim. Elestirilmekten yuksunmem; istifade edebildigim yerlerden etmek, hemfikir olmadigim yerleri de soylemek gibi bir huyum var.

Ben de, her zaman, bu huyumdan cok memnun degilim ;-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 8, 2006 7:17 PM

Çok güzel!...

Yazan: zafer Tarih: March 2, 2006 4:55 PM

MODERNİZM KADINI PAÇAVRAYA ÇEVİRMİŞ ADINIDA ÖZGÜRLÜK KOYMUŞ:
Biz ne zaman şu cahilce ve tek taraflı yorum yapmaktan kurtulacağız.
Başörtüsü taktığı için; hayır sen okula giremezsin diyoruz.
Çektiğimiz filimlerde başroldeki hanım sosyetik ve başı açık.
hizmetçi ise her zaman başı kapalı ve hizmetçi.
söyleyin bana İSLAM mı kadını ikinci plana itmiş yoksa modern geçinen ve tek boyutlu düşünenler mi.
İSLAM günah keçisi başka günahı olan yok mu.Şunu dabilin islam sahipsiz değil onun sahibi ALLAH'tır.Günü geldiğinde her şeyin hesabını soracaktır.Kaçın bakalım kaçabildiğiniz kadar...
YOK YOK ben bu ülkeyi hiç anlayamayacağım.

Yazan: sadkad Tarih: March 5, 2006 12:48 AM

Ben şu an 14 yaşında bir gencim.iyi bir okulum var.ama okulumdaki kızlar ve erkeklerin pek güzel olduğunu söyleyemem.okulda 6 tane zina yapan kişi var.düşünün daha 14 yaşındayız.ama 6 kişi zina yapıyor.okulun 10 metre ilerisinde porno cdler satan(afedersiniz)kişiler var.üstlerinde 18 yaşından küçükler satın alamaz yazıyor ama geçen gün 10 yaşında çocuğun aldığını gördüm.sınıfta bir ahlaksızlık sürüp gidiyor.erkekler kızların orasını burasını elliyor.hem de hergün.kızlar ise bu durumu gülerek karşılıyor.okula uygun olmayan kıyafetler giyiliyor.kızlar mini etekli gibi küçük eteklerle koridorlarda dolaşıyor.internertlerde porn sitelere girmek yasaktır yazıyor ama herkes o tür sitelere giriyor.bende bu durumdan rahatsız oluyorum.ama düşünüyorum.eğer kızlarda islam ahlakı olsaydı böyle mi olurdu.kadınlara haklar vererek onların bence aşırı özgür olmasını sağladık.ya da onlar bizim verdiğimiz özgürlükleri yanlış yorumlayıp yanlış değerlendirdiler.artık erkeklerin tek amacı var kızlara yakınlaşmak kızlar da bunlardan memnun oluyor.yani alan memnun satan memnun gibi bişey ama ben bu durumdan memnun değilim

Saygılarımla...

Yazan: melih Tarih: May 18, 2006 4:31 PM

Milli Marşımızı yazan ve Çanakkalenin destanını mısralara döken , unutulmaz ve biricik şairimiz sevgili M.Akif ERSOY ne güzel söylemiş...


" Bacımın başörtüsü batmakta rezilin gözüne Acırım tükrüğe billahi tükürsem yüzüne "

Yazan: ilker Tarih: September 24, 2006 1:44 AM

merhabalar mustafa bey,

bence degindiginiz konu cok güzel bir konu, öncelikle tebrikler..
ben almanyada üniversitede okuyorum...
bizim milletimizin sorunu bence tam bu tip olaylarda basliyor..benim zihniyetimde baska bir adamin hanimiyla bir safda yer almasi dogru degildir..
neden derseniz: artik bi toplumda yasiyoruzki aldatma orani baya bi yüksek orana ulasmis, yani türkiye yavas yavas bu konuda avrupa standartina yaklasiyor, avrupada bosanma orani cok yüksek (ki fazla evlilik yapilmamaktadir)..biz böyle bir topluma ulasmaya calisiyorsak ozaman varsin otursunlar, beraber icsinler, kendilerini kaybetsinler veya istemeyerek erkegin bi yanlis bakisdan kadin ters yorum cikarsin olaylar ciksin..bunumu istiyor bizim milletimiz??bunlar olmayan seylermi?? ben kesinlikle oturmasin demiyorum, ama yani kiminle oturcan oturmican bileceksin..ki buzamanda yine bi problem var, kimseye güven olmuyor...ALLAH sonumuzu hayir eylesin

Yazan: gökhan Tarih: April 5, 2007 9:27 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)