« Kılıçbay'la Yeniden—Bilimsel ÇapanoÄŸulları ve Materyalizm | Ana Sayfa | Cumhuriyeti YaÅŸatmak, 'Kutsal Görevimiz' mi? »
October 27, 2005
Türkiye'nin Ahlak Krizi
Türkiye iki haftadır Malatya'daki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun yurdunda yaşanan rezaleti tartışıyor. Küçücük çocukları kafalarını tokuşturarak, terliklerle vurarak döven, aşırı sıcak suyla yıkayıp yakan zalim "bakıcılar"dan daha da kötü olan ise, televizyonlarda gördüklerimizin buzdağının sadece su üstündeki kısmı olması.
Bu gibi "esirgeme" kurumlarında yaşanan alçaklıkların, sadece şidettle sınırlı kalmadığı, cinsel taciz ve tecavüzlere kadar uzandığı da, mesele biraz deşildikçe ortaya çıkıyor. Taha Akyol, Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü'nün, kendini savunurken, "Livatalar yaşanmış bir yurdu devraldım" dediğine işaret etmiş. Bu, erkek çocuklara tecavüz demek... Devletin "esirgeme" kurumlarında...
Eğer daha önce hiç böyle şeyler duymamış, görmemiş olsaydık, şaşırabilirdik. Ama, hayır. Bu gibi olaylar, biz Türkler için ucu-bucağı olmayan bir toplumsal skandallar zincirine yeni bir halka olarak ekleniyor. Bürokraside, siyasette, iş dünyasında, emniyette, toplumun hemen her köşesinde bir takım dolapların sürekli dönmekte olduğunu, savunmasız insanların ezildiğini ve "zalim"lerin at oynattığını zaten herkes adı gibi bildiği için, artık bu tip şeyler "sıradan vaka" olarak karşılanıyor.
Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri, bu çürümüşlüktür. Ahlaksızlığın "sıradan vaka" haline gelmiş olmasıdır. Eğer bir isim vermek gerekirse, durumun adı "ahlak krizi"dir.
Bu kriz, suç niteliği taşıyan dayak ve tecavüzlerle, yolsuzluklarla, kirli ilişkilerle de sınırlı değildir. Bunlar göze batanlardır. Milyonlarca insanın açlık sınırında yaşadığı bu ülkede, akıl almaz paralar harcayarak "çılgınca eğlenen" ve bunu yaparken harcadığı paranın binde birini bile gidip de bir yoksula vermeye yanaşmayacak adamlar ve kadınlar da ahlaksızdır.
Ahlaksızlığı görmek için kırmızı ışıkta beklerken etrafınıza bakmanız bile yetebilir: Camları silerek bir kaç kuruş kazanmaya çalışan çıplak ayaklı küçük çocuklara pahalı arabasından köpüren, böylece yanındaki "sarışın"a gösteriş yaptığını düşünen (ve o "sarışın" da çoğu kez aynı düzeyde olduğu için bunu başaran) adamlar görebilirsiniz. Ahlaksızlığın cisimleşmiş halidir onlar. Bu "düzey"deki adam, bürokrat olsa yolsuzluk yapar, "bakıcı" olsa çocuk döver.
Bütün bunlar bilinmiyor da değil. Ama çözümü bilinmiyor. Sadece "kınanıyor". İkide bir "etik değerler çok önemli doğrusu" diye konuşmak ise fayda etmiyor.
Doğru Olanı Tercih Etmek
Öncelikle, ahlakın ne olduğunu anlamak gerek. Ahlak, bir insanın, herhangi bir durumda çıkarlarıyla çatışsa bile "doğru olanı" tercih etmesidir. Bunu niye yapsın ki, diye sorabilirsiniz. Bunu severek yapmalıdır, çünkü doğru olanı yapmanın insana verdiği benzersiz bir "vicdani tatmin" vardır. Otobüs koltuğunda rahatça oturmak varken, yaşlı bir bayana yer vermek gibi. Koltukta oturmak daha konforludur elbette; ama ahlak sahibi iseniz, doğru olanı yapıp ayakta kalmakta daha büyük bir "konfor" bulursunuz. Onun adı "vicdan rahatlığı"dır.
İşte ahlak, bu vicdan rahatlığı arayışıyla ortaya çıkar. İnsanlar, vicdanlarına başvurdukları sürece ahlaklı olurlar. Ama tabii bir toplumda "vicdan" kavramı değerini yitirmişse, "out" olmuşsa, köşeyi dönmek ve gününü gün etmek revaçta ise, ortaya ahlak krizi çıkar.
Bunun elbette toplumu yönlendiren "kanaat önderleri"yle yakından ilişkisi vardır. Eğer insanları "ekonomik hayvan" olduklarına inandırırsanız, onlar da öyle davranırlar. Beyinlerini "televole kültürü" ile yıkarsanız, mutlu olmanın yolunun "doğru olmak"tan değil "zengin olmak"tan geçtiğine inandırırsanız onları, onlar da artık "doğru olmaya" ihtiyaç duymazlar.
Beyin yıkamak derken bir komplodan değil, toplumsal bir bilinç kaymasından söz ediyorum. Bunu görmek de zor değil. 60'lı ve 70'li yıllarda çevrilen Türk filmlerini hatırlayın; rüşvet yemeyen, yalan söylemeyen, fedakarlıkta bulunan, haksızlığa uğrasa da doğru bildiğinden vazgeçmeyen insan tipleri vardı o dönemin Yeşilçam ürünlerinde... Bir de şimdiki "sit-kom"ları izleyin; bütün gün birbirine laf yetiştiren, doğrudan çok yalan söyleyen, gösteriş yapıp "hava atmayı" yaşam amacı haline getirmiş tipler göreceksiniz. Dürüstlük, yardımseverlik, kanaatkarlık gibi ahlaki erdemlerin "demode" sayıldığı bir cinnet hali var ekranlarda... Ve elbette toplumda da...
Ahlakın temelini oluşturacak kavramlar bir kez bu şekilde yok olduktan sonra, istediğiniz kadar "iş etiği", "yaşam etiği" edebiyatı yapın, bir işe yaramaz. Sadece "gösteriş" amaçlı bir ahlak elde edersiniz. Yani insanlar, doğru olanı yapmak için değil, yapıyor görünmek için motive olurlar. O zaman da, "kamuoyu önünde" çok "ilkeli" davranan, sonra da her türlü gizli-kapaklı yolsuzluğu, hırsızlığı, haksızlığı yapan vatandaşlarınız ve hatta devlet büyükleriniz olur. Ya da müfettişleri görünce hazırola geçen, ama başka zamanlarda elleri altındaki küçücük çocukları acımasızca döven "bakıcılarınız"...
Dinin Anlamının Kayması
Peki bu ahlak krizi nasıl çözülür? Yok olan ahlak, yeniden üretilir mi?
Bu konuda fikir üreten sosyal bilimcilerin hemen hepsi, ahlakın dinle yakın ilişkisi olduğunu söyleyecektir size. Çünkü insanların "doğru olanı yapmaya" inanmaları için mutlak doğrulara inanmaları gerekir, ki bu da genellikle dinden gelir. Dolayısıyla da toplumsal ahlakın en önemli kaynağı, dindir.
Ama ne yazık ki, Türkiye'de bu kaynak biraz kesilmiş durumdadır. Çünkü din üzerine harcanan zihinsel efor; kimin başörtüsünü nasıl bağladığı, nerede bağlayıp nerede bağlayamayacağı, ya da bunun rejimimizi tehdit edip etmediği gibi kısır tartışmalara indirgenmiştir. Öte yandan, bu gibi ceberrut baskılardan kurtulup da rahat nefes alma imkanını hiç bir zaman bulamayan din, "açılım" imkanı da bulamış; bin yıldır değişmeden bugüne taşınan, dolayısıyla çağdaş hayatı kavrayıp yorumlamakta zorlanan bir gelenekle örtülüp donuklaştırılmıştır. Bu donukluğu açma iddiasındaki "İslami hareket" ise fazlaca politize olmuş, dinin asıl konuları olan iman ve ahlak yerine "nizam değişikliği" rüyasına ağırlık vermiş, toplumda hayır işleri yapmak yerine miting düzenleyip kuklalar veya bayraklar yakmayı tercih edegelmiştir.
O nedenle Batı dünyasında Kiliseler ve diğer dini kurumlar olağanüstü yardım ve hayırseverlik faaliyetleri yürütürken, Türkiye'de bu yöndeki dini çabalar cılız kalmaktadır.
Türkiye'nin seküler insanlarının çoğu ise, ahlaklarını dayandırabilecekleri mutlak bir "değerler zinciri" bulmakta zorlanmaktadır. Dinle ilgileri yoktur; ama "seküler ahlak" diye bir şey vardır ve çoğu bundan da habersizdir. "Modernleşme" denince lüks arabaya binmeyi ve Fransız peyniri yemeyi anladıkları için, modern Batı dünyasının insan hakları ve etik değerler konusundaki vurgu ve hassasiyetinden çok uzaktırlar.
Kısacası Türkiye, sosyalist entellektüel Ömer Laçiner'in deyişiyle, "ne Doğu'nun ne de Batı'nın namusunu yaşar" hale gelmiştir.
Sorunun çözümü de, toplumun "biz neyiz, niye varız, nasıl yaşamalıyız" gibi temel soruları baştan ele almasında yatmaktadır. Bunlar, ilk başta "televole kültürü" kadar eğlenceli durmayabilirler; ama ondan çok daha doyurucu ve kurtarıcıdırlar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 27, 2005 9:40 AM




Ben de bu konuyla ilgili bir araştırma hazırlıyorum, yazdıklarınızın bir kısmına da katılıyorum ancak çözüm üretilmesi konusunda basında köşe yazarlarına da büyük görev düştüğü kanısındayım. eğer köşe yazarları kendilerini kanaat önderi olarak tanımlıyorsa bu tür sorunlar karşısında çözüm de üretebilmelidirler.konuya ilişkin yazan hemen hemen tüm köşe yazarlarını taradım ancak somut bir çözüm önerisine henüz rastlamadım. köşe yazarlarına ilişkin düşüncelerinizi de merak ediyorum, fırsat bulup yazabilirseniz memnun olurum.
iyi çalışmalar...
Yazan: nehir Tarih: March 1, 2006 10:55 AM
Doğru olanı yapmak.
Yanlışa boyun eğmemek.
yada
Kendi istediğini, başkalarının hoşuna gitmeyecek şeyi onlara yalan söyleyerek yapmak.
Bunlar bana zıt geliyor ya. O zaman doğru dediğimiz şeyin de karşılıklı birşey olması lazım...
Nasıl herkes "Güneş doğudan doğar" diye biliyorsa öyle birşey...
Bu biraz da "zorla güzellik olmaz" sözüne benziyor... Tabi sahtekarlık yaparak da güzellik olmuyor... Yanlışın hemen ortaya çıkması ve en iyi durum. Biz öldükten sonra düzeltemediğimiz yanlışlarımızı hatırlayıp da ne kötü adamdı denmesini hiç istemem...
Doğru olanı bilmeyen bir ülke Ay'a gidebilir mi? Yada çok daha zor işleri becerebilir mi?
Hata yapmadan da doÄŸru yol bulunmuyor malesef...
Bu yüzden hep yardıma ve duaya ihtiyacımız var...
Ufak şeyleri önemsiz görmemek lazım. Ufacık dualar birleşir ve koskoca düzeni değiştirebilir... Yada ben önemsizim deyip de boşverirsen tersine bu sefer o ufacık önemsiz şeyler birleşir ve senin ölümüne yol açabilir...
Ben diyorum ki bizim duamız doğru olduğuna inandığımız yönde olsun...
Gün gelir en güçlü doğruya ulaşırız belki...
Not: Mustafa Akyol'un bu yazısına ben "Türkiye laiktir laik kalacak" sloganlarının bende yaptığı çağrışımla ulaştım ve "doğru olanı yapmak" kelimesini arayarak buldum bu sayfayı...
ibrahim
Yazan: ibrahim Tarih: November 13, 2006 2:05 AM
Cok dogru...
Yazan: aslan Tarih: November 18, 2006 12:54 PM
dünyada bebek tecavüzlerinin iri puntolu başlıklarla gazetelere manşet olduğu başka ülkeler var mı acaba?
Tayland mı?
Hindistan mı?
Çin mi?
Kenya mı?
Amerika BirleÅŸik Devletleri mi?
cevap: Hiçbiri
çünkü bu ülkelerin hiçbirisinde muhafazakarlık, milliyetçilik, ahlaklılık gibi kavramlar üzerlerine yaftalanmış gibi aynı tornadan çıkan belirgin şekilcilik ve bölgeselcilik-hemşehrilik yozlaşmaları ile yoğrulmuş aslen asosyal kitlenin tekelinde imiş gibi görünmemektedir
biz çok milliyetçi bir toplumuz değil mi?
biz çok muhafazakar bir toplumuz değil mi?
biz çok etik bir toplumuz değil mi?
patolojik olgulara sahip olmaktan daha kötüsü patolojik vaka olunduğunun farkında olmamaktır
Yazan: Kubilay ANT Tarih: December 14, 2006 9:52 AM
Ben bunun ahlakla ya da dogruluk ve dinle iliskisi olduguna kesinlikle katilmiyorum. Yazarin degindigi konular tamamen hasta beyinlerin bir urunudur bu sapikliklari yapan insanlar saglikli bir rua ship degildir, dolayisi ile saglikli psikolojiye sahip insanlarla yada normal bir toplum hayati ile kiyaslanamazlar. Bir insan ne kadar egitimsiz, bilinczis, inancsiz olursa olsun, aciz savunmasiz, masum cocuklara bu gibi sapikliklari yapamaz.Bunu yapan insanlar ruhsal probleme sahip olanlardir. Ruhsal sagligi bozuk insanlarin ozurlu oldugu kabul edilmeli ve bi tip konulara mevzu olmamalari gerekir. Cunku beyin ozurlu bir insan dogruyu ysnlisi ayit edebilecek kapasitede degildir ve bu hasta insanlar saglikli bir tartisma konusu olamalar.
Yazan: gunka Tarih: December 17, 2006 3:35 PM
Bu gibi örnekler, tek tük olsa belki size katılabilirim sayın gunka, ama bize yansıyan örneklerin yanlızca bu kadar olma ihtimali o kadar yüksekki!
Aslında yanlızca medyada çıkan haberleri saysak bile baya bir yekün ediyor...
Yani çevremizde normal diye tanımladığımız insanların bir kısmı, o iğrenç ötesi fiileri işleyebilecek kapasitede...
Çünki insaf denen mekanizma insanın doğasında var ama sonradan beslenmeze kaybolma durumu o kadar yüksekki. dün hocalı katliamı ile ilgili bir foto galerisi geçti elime, ve insanlığımdan utandım...
O katliami yapan, koca ermeni ordusu her bir ferdi ile sapıkmıydı, yada aptalmıydı, yada ruh hastasımıydı. eminim normal insanlardı, ama eksiklikleri belki insafsız, vicdansız oluşları idi...
İnsanın mahiyetinde iyiye, güzele bir meyil olduğu gibi, kötüye, çirkine de bir meyil vardır.
Bu iki kutuplu meyil sürekli savaş halindedir diye düşünüyorum. Ve yazarın çözüm adına "biz neyiz, niye varız, nasıl yaşamalıyız" sorunlarını tekrar ber tekrar kendimize sormamız, cevabını her defasında daha bilinçli bir şekilde vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Yazarı, yazısı için tebrik ediyorum...
Yazan: emre Tarih: February 28, 2007 12:00 PM
ben bursadan kerem malatya lıyım pötürge sinan köy bu şiddete kesin malatyalı lar bırse yapacaktır emınım
Yazan: kerem Tarih: September 4, 2007 1:15 PM
Türkiye'de ahlakın bu kadar sefil durumda olmasının tek sebebi, ahlakı sadece cinsel ilişki düzeyinde ele alıp diğer ahlaki yargıları biraz daha arka sıralara atan islam dinidir.
Yazan: freezer66 Tarih: April 8, 2008 4:54 PM
Duyarsizlik, ahlakla nasil iliskili acaba.
Igrenc seyler olup dururken, bunlari da aslinda icten ice hepimiz bilip dururken, ancak gozumuzun icine resmen sokuldugunda tepki vermemiz cok iki yuzluce bir tutum. alisip alisip, sonra ancak bir "peak" noktasina ulasinca tepki veriyoruz. Doguda baski var denir, kimse pek sallamaz, taaa ki videolarda acik acik kol kirmalar dovmeler meydana cikasiya kadar pek sozu edilmez icten ice bilinmesine ragmen. Universite ogrencileri yillardir, satirli - sopali - polis destekli saldirilara maruz kaldiklarini bagirir dururlar, onceden polise haber bile veren olur, ama gormezden gelinir "sag-sol" diye gecistirilir. Taa ki tum gercek kabak gibi elinde silahi pesinde guruhuyla videolara yakalanincaya kadar, hatta o bile yetmez bazen. Ayni sey yurtlar icinde gecerli, yillardir soylenir buralarda nelerin dondugu ile ilgili, kimse citini cikarmaz. Her turlu cinsel, siyasi, sapik istismara acik olmasina ragmen. illa gozumuzun icine zorla sokulmasi gerekiyor maalesef. Ki daha neler neler var...
Ve evet, ahlaki sadece bel altina degil, tum davranislarimiza ve iliskilerimize yogurmamiz gerekiyor...ama bu kafayla zor...ezber ders, sinema ve dizilerden, kurslardan ahlak ogrenilecegini zanneden kafalarla cok zor.
Yazan: fuatogl Tarih: April 9, 2008 12:27 PM
İhbar etmek hepimizin görevi,
bunu daha önce neden yapmadığımıza pişman olmamak için bir fırsat buyurun.
http://www.ihbarweb.org.tr/index.html
Toplumu Değiştirmek; "vatanını seven İslama yardım eder" parolasıyla olur, başka bir parola tanımam.
Bu siteye girin ihbar edin ve toplumu düzeltmek, değiştirmek yönündeki katkılarınızı ve insanları sevdiğinizi ve toplumu sevdiğinizi ve vatanınızı sevdiğinizi ve islamı sevdiğinizi gösterin.
Pislikleri bildiÄŸinizi biliyoruz, Herkes hep beraber ihbar etsin ki, toplum deÄŸiÅŸsin.
Siz ihbar yapmazsanız ben yaparım, sizi yapmıyor diye çok fazla kafaya takmam, layıkınız buymuş derim.
Haydi Sanal alemde Zulümlere Son Verelim.
Sanal dedimse sanal olan bir gün sana veya nesline gerçek olmayacak diye bir şart yok. Sanalda bizlerin idaresi ve iradesi ile oluşmaktadır, onun için bayağı bir gerçektir.
Yazan: Muhsin Tarih: April 9, 2008 2:30 PM
"Türkiye'de ahlakın bu kadar sefil durumda olmasının tek sebebi, ahlakı sadece cinsel ilişki düzeyinde ele alıp diğer ahlaki yargıları biraz daha arka sıralara atan islam dinidir."
Duyan da İslam dini cinsel ahlaka çok önem verdiği için Türkiye'de bu ahlaki kurallara çok uyuluyor zannedecek...
Bu sözlerin diğer bir anlamı dinin kurallarına uyma hassasiyeti olan insanlar cinsel ahlaka çok önem verirler ama hırsızlık yapmakta pek bir sakınca görmezler şeklindedir...
Bir diğer anlamı da İslam'ın ağırlıklı olarak cinsel ahlakı ön plana çıkardığı şeklindedir ki bunu ancak İslam'dan bihaber birisi söyleyebilir.
Neresinden tutsan dökülen dondurucu bir mantık...
Yazan: Heater2008 Tarih: April 9, 2008 5:38 PM
ben ideolojilerin ve dinlerin sadece söyledikleriyle değil yaptıklarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. islam toplumlarının çoğunda kadının durumu ortadadır. buna sebep olan anlayış da bellidir. ve bence bu anlayış diğer ahlaki değerleri gölgede bırakmaktadır.
Yazan: freezer66 Tarih: April 9, 2008 10:39 PM
bence ahlak kainatın sahibini tanımakla başlar onu anlamakla gelişir sevmekle olgunlaşir ve insana o zaman yaptığı davranış haz verir her konum ve durumda .bence insanlar geçici hazlar uğruna ahlaki değerleri esnetiyorlar hatta kurallar çinenmek için vardır zihniyetini benimsiyorlar saçma bence.şunu biliyorum ahlaklı insan mutludur .bide şöyle bir durum var ALLAH insanları kendi çıkarı için terbiye etmiyor oysa en basitinden bir sirkçi hayvanları bile çıkarı için terbiye ediyor.durup düşünmek lazım .bizde kendi çıkarımız için ahlaklı olmalıyız din bu konuda en iyi öğretmen anlayana tabi .mustafa abicim yineliyorum sizi çok seviyorum ...
Yazan: fatma Tarih: May 3, 2008 12:09 PM
Fatma hanım,
Sizin ahlak anlayışınız aslında insanoğlunu küçük gören, başkalarını da rahatsız eden, güzellikten çok "hipokrasi" üreten bir anlayış. Kendimizi çok ahlaklı görüp başkasını kendimiz gibi olmadığı için küçük gören, hiç de iyi olmayan bir anlayış. Tamda buna uygun olarak diğer bir yazıya yazdığınız yorumda başkalarını "sapık" ilan ediyorsunuz. Dediğim gibi bu güzel ahlak değil, ancak hipokrasi olur. Başkalarına saygısızlık üretir ve üretiyor. Dün metroda da şahit oldum benzer birşeye, aktarmak istiyorum. İki müslüman bir filistinliler toplantısından ayrılmış metroda tüm koltukların dolu olduğu bir anda sohbet ediyor, hemen arkalarında da ben oturuyorum eşimle. Müslüman 1, 2.ye soruyor:
"Aniçka vardı senin polonyalı o ne oldu?"
2.ci cevaplıyor:
"sadece 2-3 ay sürdü kardeş, ciddi birşey değildi, sadece anlarsın(you know!)" Ben kendime "helal" kız alcam kardeş, bunlar öylesine.
1. müslüman:
Kafa sallıyor..
2.ci müslüman:
kız helal olcak inşallah brother, gerisi işe yaramaz..
Ve bu konuşmalar yüksek sesle, herkesin garip bakışları arasında sanki duymalarını istercesine sarf ediliyor. Orada oturan başka kadınlara,insanlara ve kendi tahayyülündeki kadını et gibi görmesini sağlayan ahlak, ahlak değildir. Saygısızca ve iğrenç. Hani başkasının ayıbına bakıp kendin utanırsın ya...aynen öyle oldum.
Sizde burada bize ve başkasına "sapık" dedikten sonra allahtan kaynaklanan "cici" ahlaktan dem vuruyorsunuz.. Bunun adı ahlak değil dediğim gibi.
Yazan: fuatogl Tarih: May 4, 2008 12:14 PM
sayın fuatogl dikkat ettiyseniz ahlakı sadece müslümanlara özgü kılmadım ancak doğru bir islami anlayışla gelişeceğini düiünüyorum şuda gözardı edilmemeli metrodaki kişiler herşeyden önce bi insan ister inansın ister inanmasın bu şekilde diyaloglar kurabilir bu gibi durumlarda insan olarak değerlendirmeliyiz bence ha ben ahlaklı olup olmama konusunda kendi fikrimi yazıyorum gelişmiş bir ahlak islamı ve sünneti doğru yorumlamayla alakalıdır ilginiz için teşekkürler saygımla
Yazan: fatma Tarih: May 4, 2008 4:41 PM
Gelişmiş bir ahlak islam ve sünneti doğru yorumlamakla elde edilir demekle ahlakı müslümanlara özgü kılıyorsunuz zaten. Sünnet budistlere ve hoytmarow lara da açık demekle kurtarmış olmuyoruz. Tamda bundan dolayı başkalarını sırf dinlerinden yada dinsizliklerinden dolayı ahlaksız, eksik, zaten cehennemlik, "helal olmayan" şeklinde gören tonlarca insan var. Benzer şey yahudilerde de var, evangelist hristiyanlarda da. Gelişmiş ahlak başkalarıyla nasıl bir ilişki kurduğumuzdan itibaren "efektif" e dönüşür. Sizin görüşleriniz ise bence tamda bu noktada çuvallıyor. Aynı milliyetçilik gibi.
Yazan: fuat.web Tarih: May 5, 2008 2:23 AM
Fuat bey,
Temel ahlaki konular herkese göre değişmez. İslam zaten ana konuları, fıtri ahlakı insanlara kabul ettirmeye çalıyor. (imanı saymazsak).
Ancak islamın karşısında ahlak sistemini, dünya mekanızmasını bozan sistemler, uyduruk, bozuk dinler vardır bunlarda kendilerine göre din ve ahlak kriteleri benimsemişlerdir. Bunlar hipokrasi den de uzaktır, her türlü sapıklığın icra edilmesinden tutunda hazcı bir anlayış ile özgürlük adına ahlaki erdemlerden uzaklaşan ve bunların tanımlamasını dahi söylenmesini dahi kabul etmeyen tarihselleştiren tozunu dahi görmek istemeyen insanlar vardır.
Ancak müslüman böyle değildir
Müslüman bir şey yapamıyorsa bile yani bütünüyle elde edilemeyen şey bütünüyle terk edilemez (ehveni şer) ilkesinden elinden geleni yapmak durumundadır, sözle dahi olsa...
En azından Fatma hanım marufu sözle dahi söyleyerek kötülüğün alışkanlık haline gelmesini engellemeye çalışmıştır.
Bir de müslümanın bakış açısı şu olmalı, ahlaki konulara ve tüm konulara
kendimizle barışıklık açısından değil,
Rabbinizle islamla barışıklık açısından hayata bakmalıyız.
Herkez ben kendimle barışığım derse; iyiliğin kötülüğün tanımını dahi yapamazsınız, hekezin hedonist yaşam şekline göre bir dünya yürütmezsiniz.
Yani herkez kendi hayatını veya bulunduğu toplumdaki dinini kendi nefsini kendiyle barışıklık açısından seçer temizlemeye kalkarsa Rabbiyle barışıklık olmaz.
İslamın tabii, kevni, fıtri yönlerinin ahlakla bağını kaçırmamalıyız, gecenin gündüzün olması, ayın güneşin doğması vs islamdır, insanların fıtri ahlaki ilişkileri ve Rabbiyle ve onun tek hak dini islamla (aynı kainattaki kurallar gibi) barışık olması islamdır ve güzel ahlaktır.
Bunu herkes temel konularda farklı algılayamaz.
Yazan: S&B Tarih: May 5, 2008 2:34 PM
Soyle demis Mustafa Bey:
Bunlari soylerken elinizdeki verilere, bir arastirmaya dayanan bilgilere dayanarak mi konusuyorsunuz? Baska insanlarin yazdiklari rasyonel olarak dellilendirilmis bulgulara mi? Ya da kendi hayatinizda karsilastiginiz bir takim anektodal delillere mi?
Yoksa, Mustafa Bey, kendi onyargilariniza dayanarak birseyler ufuruyor ve herkesin bunlara inanmasini mi bekliyorsunuz?
Toplumun onemli bir kesimi hakkinda hicbir dayanagi olmayan boyle ithamlarda bulunmak, siyasi tavrini begenmediginiz bir kitleyi topyekun ahlaksizlikla itham etmek hangi ahlak anlayisina sigiyor Mustafa Bey?
Yazan: Balbazar Tarih: May 8, 2008 7:44 PM
"Dinsel" ahlakin akil ve vicdan suzgecinden gecirilmedigi surece nasil bir ucubeye donusebileceginin cok guzel bir ornegini Vakit yazari Ali Karahasanoglu veriyor: http://www.habervaktim.com/yazaroku.php?id=3637
Herhalde, dunyanin hicbir yerinde, "birbirine esit iki insanin kendi rizalariyla parkta sarmas dolas gezmeleri" ile "80 yasindaki bir adamin 14 yasindaki bir kiz cocuguna cinsel tacizde bulunmasi", bu kadar dogallikla birbirine denk "ahlaksizliklar" olarak gorulmuyordur. Ne yazik ki, bu sahis, bu yaklasimini "dinsel ahlak" ile olumlandirabiliyor.
Ve bize gore bu adam "musluman".
Mustafa Bey'in siyasi tercihleriyle uyusmayan insanlarin ise "dinle ilgileri yoktur", onlar "modern Batı dünyasının insan hakları ve etik değerler konusundaki vurgu ve hassasiyetinden çok uzaktırlar".
Yazan: Balbazar Tarih: May 10, 2008 6:51 PM