« Akıllı Tasarım 'Test Edilebilir' Bir Teori midir? | Ana Sayfa | Bir Kaç Küçük Gelişme »
September 22, 2005
Dindar Olmayan İslamcılık
[22 Eylül 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
İstanbul'da 2 Eylül günü cuma namazı çıkışı Fatih Camii'nde yapılan 'hilafet gösterisi'nden bu yana, dikkatler bu işi organize ettiği anlaşılan Hizb-ut Tahrir örgütüne yöneldi. Örgütün 'Türkiye sözcüsü' Yılmaz Çelik olaydan sonra kayıplara karışmış durumda. Ancak amaçlarının ne olduğunu Tempo dergisinin bir hafta önce kendisiyle yaptığı röportajda açık açık anlatmıştı. "Hilafet bayrağını yeniden göndere çekeceğiz" diyen Çelik, bunu nasıl başarmayı düşündüğüne dair de 'şok' açıklamalar yapmış, silahsız bir yoldan 'İslam devrimi'ne nasıl ulaşacaklarını tarif ederek "Önce orduya sızacağız" demişti.
Zor bir hedef tabii...
Dolayısıyla Çelik'in hedefini, uygulanabilirliğinden çok zihinsel altyapısı nedeniyle ilginç buldum. Ve bir de üç yıl kadar önce Birmingham kentinde yaşadığım bir olayı hatırladım. 'Allah Varlığının Delilleri' konulu bir konferansa konuşmacı olarak çağrılmış ve çoğunluğu Müslüman öğrencilerden oluşan kalabalık bir topluluğa 'Akıllı Tasarım' teorisini anlatmıştım. Soru-cevap kısmında öfkeli bir genç çıkıp şöyle dedi:
"Niye böyle boş şeylerle, bilimsel ve felsefi lafazanlıklarla Müslümanların vaktini alıyorsunuz. Asıl olarak kapitalist dünya düzenini yıkmak ve küresel İslam devletini kurmakla uğraşmamız gerekiyor."
O akşam öğrendim ki o genç Hizb-ut Tahrir üyesiymiş. Zaten bu uluslararası örgütün üyelerinin de temel uğraşlarından biri, Müslümanlara 'başka işlerle uğraşmayı bırakın, asıl mesele siyasi mücadeledir' propagandasında bulunmakmış.
Kendi kendime sormuştum, 'Neden Allah'ın varlığını savunmayı değil de kapitalizme saldırmayı önemli görüyorlar' diye...
Politizasyon sorunu
O zamandan beridir Hizb-ut Tahrir ve benzeri 'radikal İslamcı' örgütlere ve onlar hakkındaki literatüre bakıyorum. Ve gördüklerim, Birmingham'daki konferansta doğan sezgimi doğruluyor: Bu örgütler, bir din olan İslam'dan ziyade bir siyasi ideoloji olan 'devrimcilikle' ilgililer. O devrimi İslam adına yapmak istiyorlar kuşkusuz, ama 'İslam' deyince anladıkları yüz milyonlarca dindar Müslüman'ın 1400 yıldır anladığından çok farklı.
Fark şurada: Radikal İslamcılar, çıkış noktası olarak Batı dünyasına ve onun kapitalist ekonomi, demokrasi, çoğulculuk gibi değerlerine -ve tabii bir de sömürgecilik, işgal, ırkçılık, çifte standart gibi suçlarına- duydukları tepkiyi alıyorlar. Onun için 'İslam mesaj' diye, Allah'ın varlığı veya Kuran'ın doğruluğu gibi temel İslami inanç esaslarını değil; 'dünyayı sömüren emperyalizm' veya 'insanlığın kanını emen Siyonizm' gibi tümüyle siyasi ve dahası İslami kaynaklarda yeri bulunmayan söylemleri öne sürüyorlar.
İşte bu yüzden bireysel anlamda pek dindar olmayan, ama İslamcı sloganlar uğruna seve seve çarpışan militanlar türeyebiliyor. Bunun bir örneği geçtiğimiz haftalarda Türkiye'de yakalanan El-Kaide kurmayı Luai Sakra'ydı.
Adam 'namaz kılmayı sevmem, şarap ve viski içerim' diyor, ama 'İslam uğruna' savaşıyordu. Avrupa'da böyle çok genç var. O nedenle Fransız sosyal bilimci Oliver Roy, 'Bugün Avrupa'da İslam'ı kabul etmek asi ruhlu birisi için bir dava edinmek anlamına geliyor' diyor ve ekliyor: 'bunun teolojiyle fazla ilgisi yok.'
Bu teşhisi doğrulayacak bir söz, Hizb-ut Tahrir Türkiye sorumlusu Yılmaz Çelik'in Tempo'ya yaptığı açıklamada da var. "Batı ile mücadele eden insanlar Müslüman'dır" demiş.
Oysa Kuran'a göre Allah'a inanan ve teslim olan insanlar Müslüman'dır. Müslüman, Batı'ya veya bir başka medeniyete, Kuran'da bildirilen ilkelerin ışığında bakar. Yanlışlarına karşı çıkar, doğrularını teslim eder. Ne doğru ne de yanlış olan, nötr ('mubah') unsurlarından da dilediği gibi yararlanabilir.
Radikal İslamcıların böyle davranmayıp da, Batı'ya tümden düşman olmaları ve dahası bu düşmanlığı dünya görüşlerinin ve faaliyetlerinin merkezi haline getirmeleri, ileri boyutta ve son derece çarpık bir 'politizasyon'a işaret ediyor. Radikal İslamcıların hepsi Luai Sakra gibi 'bohem' değil, ama hepsi aynı politizasyonun etkisi altında.
Sivillere şiddet, İslam'da yasak
Söz konusu politizasyonun iki önemli sonucu var. Birincisi, 'eylem'e dönüşürken, Makyavelist davranması, yani 'Amaç araçları meşru kılar' diye düşünmesi. İslam geleneğinde açıkça yasaklanmış olan 'sivil insanlara karşı şiddet', yani terör, bu nedenle göz kırpmadan kullanılabiliyor.
Gazeteci Ruşen Çakır'ın geçenlerde Pakistan'daki Lal Medresesi'nin ikinci adamı olan Abdül Raşid Gazi'yle yaptığı röportajda bu yönde ilginç bir anekdot vardı. "Usame Bin Ladin gerçek bir mücahittir" diyen Gazi, "Masumların öldürülmesini kabul edemeyiz" dedikten sonra bir 'ama' ekliyor ve şöyle devam ediyordu: "Siz hiçbir kanun, hukuk tanımadan bana, toprağıma saldırırsanız ben de şeriat filan düşünmem, onurumu korurum."
Yani sivillere yönelik saldırılar -bazılarının sandığının aksine- 'şeriat' gözetildiği için değil, gözetilmediği için gerçekleşiyor... Gözetilmemesinin nedeni de politik argümanlar.
Filistin'de de aynı durum var. Kadın-çocuk ayırmaksızın İsrailli sivilleri bombalayan Filistinli militanlar -ki aslında bu yaptıklarıyla 'terörist' sıfatını hak etmiş oluyorlar- yaptıklarını 'Ne yapalım, İsrail'e karşı başka silahımız yok, hem sonra İsraillilerden çok çektik, öfkeliyiz' diye savunuyor.
Oysa Kuran'da tam da böylesi bir öfkeye dikkat çekiliyor ve Müslümanlar uyarılıyor: 'Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.' (Maide Suresi, 8)
Radikal İslamcılığın temeli olan politizasyonun ikinci ve asıl büyük sonucu ise İslam'ı bir ideoloji haline getirmesi. Söz konusu İslamcılar, 'dünya düzenine' tümüyle karşılar veyıkacaklar ya... Yerine alternatif getirmeleri gerekiyor. Bu nedenle de İslami kavramları yorumlayarak 'düzen inşa etmeye' başlıyorlar. Önce teorik düzeyde, imkân bulunursa fiili olarak...
Böylece İslam, onların gözünde, ekonomi, siyaset, toplum gibi farklı alanların hepsini ince ince tarif eden bir ideoloji haline geliyor. Nitekim Hizb-ut Tahrir'in 'Türkiye sözcüsü' olan Yılmaz Çelik de Tempo'ya açıkça 'İslam evrensel bir ideolojidir' demiş.
Ancak radikal İslamcılar bunu yaparken aslında İslam (ve dolayısıyla Allah) adına kendi fikirlerini empoze etmiş oluyorlar. Çünkü Kuran'da ekonomi, siyaset ve toplum alanlarını tarif eden detaylı sistemler yok. Sadece bazı temel ilkeler var. Örneğin siyasi alanda yöneticilerin adil olması, yönetilenlerin de onlara uyması emrediliyor. Yöneticinin nasıl başa geleceği, 'devlet'in olup olmayacağı, olursa nasıl işleyeceği anlatılmıyor. Her çağın ve toplumun yapısına göre değişebilecek olan bu gibi 'insani' meseleler, son derece hikmetli bir biçimde, ilahi mesajın içinde yer almıyor. Dolayısıyla 'İslami yönetim biçimi' inşa etmeye kalkanlar, aslında kaynağı ilahi değil de insani olan sistemler kurguluyorlar. Tüm hayatı baştan kurmaya kalktıkları için de, inşa ettikleri sistemler totaliter ve despot oluyor.
Sorun 'siyasal İslam' mı?
'Politizasyon' hakkındaki tüm bu eleştiriler üzerine bazı okurlar 'Evet, evet, din zaten siyasete hiç karışmamalı, vicdanlarda yaşamalı' diyebilirler. Ama hayır, Türkiye'de çok yaygın olan bu klişe de yanlış...
Yanlış, çünkü bir dinin hayatın hangi yönlerini düzenleyeceği konusunda o dinin kendi kaynakları ve inananları dışında kimsenin karar verme yetkisi yok. İslam ise hayatın pek çok yönüne dair -kalıplaşmış sistemler değilse de- bazı temel ilkeler bildiren bir din. İslam hukuku profesörü Hayrettin Karaman, 19 ve 21 Ağustos tarihli Yeni Şafak'ta çıkan 'Siyasi İslam' başlıklı yazılarında haklı olarak şöyle diyor:
"Siyasi İslam terkibi yanlıştır... İslam'ın siyasetle ilgili emir ve yasakları da vardır... Müslüman olarak Allah'a teslim olan kişi pazarlık yapmadan, dinin kurallarını bölmeden -elinden geldiğince- hayatının bütününde ona teslim olur."
Ancak bir püf nokta var: Hayatın bütününde Allah'ın iradesine teslim olan Müslüman'ın, dinin 'ilahi' olanla 'beşeri' ve 'tarihsel' olan kısımlarını iyi ayırt etmesi gerekiyor.
Siyasete Müslümanca bakış
Bu yapıldığında, 'modern durum'u göz önüne alan içtihatlarla yeni bir Müslüman pespektif geliştirilebilir. Laik devletle (dine baskı uygulamadığı sürece) uzlaşan, inanmayanların veya inanıp da uygulamayanların yaşam tarzına tolerans gösteren, çoğulcu ve demokratik bir 'siyasi bakış' üretebilir. Türkiye'de böyle bir entelektüel İslami birikim var zaten.
Kısacası mesele Müslümanların siyasete de Müslümanca bakıp bakmamaları gerektiği değil. Tabii ki öyle bakacaklar... Mesele, bu bakışın 'bir topluluğa olan kinden' (radikalizmden) arındırılması ve modern durumu göz önüne alan yeni yorumlara açık olması.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 22, 2005 10:54 AM




Din duygusu bu kitlelerin nefretini kendi içinde açıklayabiliyor.Bir çıkış yolu bulamayan insanlar ancak terör gibi çılgınca yollarla bu dünyayı yönlendirme yoluna giriyorlar.Yani biri çıkıp da bu insanlara:
"Arkadaşlar, bu sizin yaptığınız islama aykırıdır.İslama hizmet etmek istiyorsanız onu şiddet yoluyla değil sevgi ve barış yoluyla yaymaya çalışmalısınız.Bu da diğerlerine düşmanlık yaparak değil onları anlayarak ve kabul ederek olur.Batı dünyası haçlı seferleriyle kendisine bir çıkış yolu bulamadı.Ancak bu seferin sonuçlarıyla bir değerlendirme sonucu içindeki yozluk ve çelişkileri çözme yoluna gitti.Sizin bu yaptığınız, düşünce olarak haçlı seferlerinden farksızdır.Hiç bir sonuç elde edemez ancak nefret tohumları ekersiniz.Sevgi ve hoşgörü temelinde islam toplumunun yapısını yeniden ele almalıyız.Ama bu birkaç yüzyıl sürebilir..."
dese bu insanlar elbette bunu kabul etmeyeceklerdir.Çünkü onların sorunları bugün ve bugünün dünyasındaki ezilmişlik.Yoksa islam dünyası batmış mı batmamış mı sorun değil.Karşı tarafı bi yok edelim de......
Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: September 22, 2005 5:38 PM
Mustafa bey,
Once bu tur bir yazi yayinlamis olmanizi ciddi bir talihsizlik olarak degerlendirdigimi ifade etmeliyim.
Siyasete, hem de cok tepelerden bir yerlerden, giriyor...
Ilginctir, Yasar Nuri de benzer sekilde, tirit suyuna bandirdigi 'Kitab'a, sadece Kitab'a donelim' gibi kimsenin o gune kadar hic aklina gelmedigi (!) lakirdilar sonucunda siyasete terfi etmisti.
Birinci safhada tutmamisti ki ikinci safhada tutsun..
Neyse.
Yazinizdan benim cikardigim, anafikriniz veya anahedefiniz, etliye sutluye karismayan bir Islam arzunuz oldugu...
Ozetleyecek olursam, 'Allahin varligi konusunda aktif olsun, geriye kalanina da karismasin' diyor oldugunuzu dusunuyorum.
Bunun literaturdeki ismi 'ILIMLI Islam'dir. Ve, neye hizmeten arzu edildigi, nerelerde olmasi istendigi de artik biliniyor.
Tabii ki, sizden kimse herhangi bir fikrin militani olmanizi beklemiyor, ama, butun meseleyi 'Allahin varligini savunmak' filan gibi --size Birmingham'daki cocugun soyledigi uzere-- "böyle boş şeylerle, bilimsel ve felsefi lafazanlıklarla" gecistirmege indirgemeniz de dogru degil.
Size "böyle boş şeylerle, bilimsel ve felsefi lafazanlıklarla" konuyu saptirmamaniz icin sitem edenler ya da edecek olanlarin hepsini Hizb-u Bilmemne orgutu uyesi olarak da dusunmezsiniz umarim... Cunku, bunu pek cok kereler daha duyacaginizi dusunuyorum.
"Kendi kendime sormuştum, 'Neden Allah'ın varlığını savunmayı değil de kapitalizme saldırmayı önemli görüyorlar' diye..."
Peki, kendi kendinize ne gibi bir cevap verdiniz?
Sizce, Allah'in var olmasi ya da olmamasi sadece Islam'in sorunu mudur? Ve, de oyle ya da boyle olmasi bireylerin/uluslarin gunluk hayatlarinda refah duzeyinin degismesine etki eder mi?..
Daha yavan/yalin bir dille sorulursa: Karin doyurur mu?
Karni ac olan, ya da daha materyalist dille soylersek, var olan servetten yeteri kadar pay alamadigini dusunen insanin daha oncelikli bir sorunu mudur Allah'in varligi yoklugu vesaire?
"Bu örgütler, bir din olan İslam'dan ziyade bir siyasi ideoloji olan 'devrimcilikle' ilgililer. O devrimi İslam adına yapmak istiyorlar kuşkusuz, ama 'İslam' deyince anladıkları yüz milyonlarca dindar Müslüman'ın 1400 yıldır anladığından çok farklı."
Birincisi 'devrimci' olmak ya da 'devrimcilikle ilgili' olmak nicin kotu?
"Fark şurada: Radikal İslamcılar, çıkış noktası olarak Batı dünyasına ve onun kapitalist ekonomi, demokrasi, çoğulculuk gibi değerlerine -ve tabii bir de sömürgecilik, işgal, ırkçılık, çifte standart gibi suçlarına- duydukları tepkiyi alıyorlar."
Detaylandirma kismini atarsak geriye su kaliyor ve bu cumleden bir sey an-la-sil-MI-yor.
"Radikal İslamcılar [....] duydukları tepkiyi alıyorlar."
Kim, bu tepkiyi, kimden aliyor?
Neyse; yukarida basladigima devamla:...
Ikincisi, siz bu konularda kendi refreanslarinizi bir yazar misiniz lutfen.
Yani, mesela, Irak'ta devam etmekte olan 'ozgurlestirme' faaliyetini bunu surdurmekte olanlarin gozuyle mi, yoksa bu surecin icinde olmak zorunda birakilanlar gozuyle mi goruyorsunuz?
Afganistan'da, Afgan halkina hayati zehir eden Taliba'i kimin destekledigini, besleyip buyuttugunu hic dusundunuz mu? Simdilerde de Afgan halkini kurtarmak ve 'demokratize' icin oraya gidenlerin niyetlerinin halisane oldugunu mu dusunuyorsunuz?
Bu tur sorular uzatilabilir. Sonuc olarak, tek ve ayni soruya cikar: Referanslariniz nereden geliyor?
"Onun için 'İslam mesaj' diye, Allah'ın varlığı veya Kuran'ın doğruluğu gibi temel İslami inanç esaslarını değil; 'dünyayı sömüren emperyalizm' veya 'insanlığın kanını emen Siyonizm' gibi tümüyle siyasi ve dahası İslami kaynaklarda yeri bulunmayan söylemleri öne sürüyorlar."
Birincisi, Islam'in siyasi mesaj veremeyecegi cok yeni peydahlanan bir seydir. Bunun amili de, esasen, 'verecegi mesajlar benim cikarima olmayacak gibi gorunuyor, dolayisiyla, mesaj veremez olsun'dur.
Ikincisi, Islam kaynaklarinda yeri bulunmadigini soyluyorsunuz. Bu olsa olsa sizin gorusunuzdur.
Unutmayin ki, Islam kurulusu itibariyle bile savasci, futuhatci veya aktif yayilmaci bir dindir.
Icinde siyaset olmayan, bu sekilde aktif bir siyaseti onaylamayan bir dinin ---ta Peygamber zamaninda dahi-- bunu yapmasi mumkun olmazdi.
Yepyeni ve kisisel bir ictihadinizi dile getirmeden once biraz daha dusunmenizi beklerdim.
"İşte bu yüzden bireysel anlamda pek dindar olmayan, ama İslamcı sloganlar uğruna seve seve çarpışan militanlar türeyebiliyor. Bunun bir örneği geçtiğimiz haftalarda Türkiye'de yakalanan El-Kaide kurmayı Luai Sakra'ydı."
"Adam 'namaz kılmayı sevmem, şarap ve viski içerim' diyor, ama 'İslam uğruna' savaşıyordu."
Bunda sasilacak bir taraf pek goremiyorum. Adam semayedar/komrador olup proleter/isci sinifinin haklarini da savunuyor olabilir. Bu sizi nicin bu kadar sasirtiyor?
Ya da daha sasirtici olmasi gereken seyler varken nicin bununla iktifa ediyorsunuz?
"Radikal İslamcıların böyle davranmayıp da, Batı'ya tümden düşman olmaları ve dahası bu düşmanlığı dünya görüşlerinin ve faaliyetlerinin merkezi haline getirmeleri, ileri boyutta ve son derece çarpık bir 'politizasyon'a işaret ediyor. Radikal İslamcıların hepsi Luai Sakra gibi 'bohem' değil, ama hepsi aynı politizasyonun etkisi altında."
El-Kaide diye bir orgutun olmadigini hala daha bilmiyorsaniz, bu tur bir yazi bastan heba olmus demektir. Asagidakini okumanizi tavsiye ederim:
http://www.pirpirim.net/modules.php?name=News&file=article&sid=200
Yazidan kisa bir alinti:
"Bu örgüt dünyanın her tarafında kendi varlığını gösterebiliyor ama dünyanın hiçbir yerinde görülmüyor ve bulunmuyor. Bu öyle bir terör örgütü ki, tarifi, tanrının tarifine benziyor."
Madem siyasete adim attiniz, Akilli Tasarim teoriniz ile bunu bir arada bir okuyun isterseniz. Tasarim varsa Tasarimci da vardir herhalde. :-)
Simdi tekrar sizin yaziniza donersek:
"Ancak bir püf nokta var: Hayatın bütününde Allah'ın iradesine teslim olan Müslüman'ın, dinin 'ilahi' olanla 'beşeri' ve 'tarihsel' olan kısımlarını iyi ayırt etmesi gerekiyor."
Evet. Bunu en basta sizin yapmaniz lazim. Dini camiye kiltlemek arzunuz olmadigini ihsas etmeden olmaz bu.
"Kısacası mesele Müslümanların siyasete de Müslümanca bakıp bakmamaları gerektiği değil. Tabii ki öyle bakacaklar... Mesele, bu bakışın 'bir topluluğa olan kinden' (radikalizmden) arındırılması ve modern durumu göz önüne alan yeni yorumlara açık olması."
Radikalizmden arindirilmasi nicin bir on-sart? Kimin adina bu on-sart koymak?
Filistin'den ornek verip, Filistinlilerin duydugu kini kinamak yetmez, kine yol acan temel sebeplerden hic bahsetmeden bunu yapmak ise en azindan talihsizliktir.
Unutmayin, kin, garez vs birer reaksiyondur. Buna yol acan aksiyonu goz onune almayip sadece reaksiyonu yermek ise taraf tutmaktir.
Talihsizliktir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 22, 2005 6:40 PM
"Müzmin" Bey,
Yazılarımı zaten genelde "talihsizlik" olarak değerlendirdiğiniz için, yorumunuz pek bir yenilik olmadı.
Her neyse... Yazıda ileri sürdüğünüz gibi "İslam 'Allahin varligi konusunda aktif olsun, geriye kalanina da karismasin" demiyorum. Aksine, İslam'ın yaşamın hemen her alanında aktif olduğu ve olması gerektiği, yazının sonlarında belirtiliyor. Sadece imanın en önemli ve temel unsur olduğun vurgulanıyor.
Birilerinin "Ilımlı İslam" arayışı olabilir, ama benim İslam'ın teröre bulaşmaması gerektiğini savunmam, söz konusu arayışa katıldığım anlamına gelmez.
Şu iki sorunuz enteresan:
"Sizce, Allah'in var olmasi ya da olmamasi sadece Islam'in sorunu mudur? Ve, de oyle ya da boyle olmasi bireylerin/uluslarin gunluk hayatlarinda refah duzeyinin degismesine etki eder mi?.. Karın doyurur mu?"
Birincisinin cevabı: Hayır, Allah'in varlığı sadece İslam'ın meselesi değil, başka dinlerin de meselesidir. Ama İslam'ın en önemli meselesidir.
İkincisinin cevabı: Allah'ın varlığına inanıp inanmanın "bireylerin/uluslarin gunluk hayatlarinda refah duzeyinin degismesine" etki edip etmeyecek olmasının bence hiç bir önemi yoktur. İslam bir "refah dağıtma" programı değildir çünkü. İnsanı Allah'a ulaştıracak yoldur. Toplumların ve bireylerin refahı da önemlidir, ama bu dini açıdan ikincil bir meseledir.
Yazınızda "İslam'in siyasi mesaj veremeyecegi cok yeni peydahlanan bir seydir" demişsiniz. İyi de ben de zaten aynı şeyi söyledim ve söz konusu yaklaşımı eleştirdim.
Diğer sorduğunuz konularda; Irak işgalini tasvip etmiyorum, ama "işgale direniş" adı altında sivil katliamı yapan, Sünni-Şii savaşı körükleyen "direnişçileri" de "terörist" olarak görüyorum. Filistinlilerin haksızlığa uğradığını şimdiye kadar pek çok yazımda belirttim.
Bana en garip gelen yorumunuz ise "siyasete adım attığım" iddiası. Ne öyle bir çalışmam ne de niyetim var.
Bu gibi "vehimleri" tartışmak, hem siz hem de benim için zaman kaybı olur diye düşünüyorum.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 22, 2005 9:01 PM
"İkincisinin cevabı: Allah'ın varlığına inanıp inanmanın "bireylerin/uluslarin gunluk hayatlarinda refah duzeyinin degismesine" etki edip etmeyecek olmasının bence hiç bir önemi yoktur. İslam bir "refah dağıtma" programı değildir çünkü."
Baska her turlu ince detayin nazar-i dikkatten kacmis olmasi mumkundur, ama, en azindan fitre ve zekat ne amacla geldigini dusunseniz derim...
Tasarim(ci) meselesinden daha yakin bir mesele oldugunu gormeniz gerekir.
"İnsanı Allah'a ulaştıracak yoldur. Toplumların ve bireylerin refahı da önemlidir, ama bu dini açıdan ikincil bir meseledir."
Sizin cercevesini cizdiginiz bu Islam cok fazla sanitize sanitize bir Islam... tuzu kurularin Islami bu mu olsa acep?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 23, 2005 12:06 AM
"Yazılarımı zaten genelde "talihsizlik" olarak değerlendirdiğiniz için, yorumunuz pek bir yenilik olmadı."
Hepsini degil. Bazilarini talihsizlikten baska degerlendirmek mumkun degil.
"Bana en garip gelen yorumunuz ise "siyasete adım attığım" iddiası. Ne öyle bir çalışmam ne de niyetim var.
Bu gibi "vehimleri" tartışmak, hem siz hem de benim için zaman kaybı olur diye düşünüyorum."
Bir. Bu vehim degil; bir tespit. Cunku, yazdiklariniz o istikamette. Isinma turlari degilse bile bir baslangic.
Ikincisi, siz halen siyaset yapmadiginizi mi dusunuyorsunuz?
Siyaset, illa da bir partiye kaydolmakla yapilmaz; hatta, daha da otesi, bugun artik bir partiye kaydolarak siyaset hic yapilamaz da denilebilir.
Benim yazdiklarim arasinda 'vehim' olabilecegini kabul edecegim tek unsur, sizin magdurlar yaninda degil de mutegallibenin yaninda yer tutacaginiza dair vehmimdir.
Beni haksiz cikarirsiniz insallah.
"Diğer sorduğunuz konularda; Irak işgalini tasvip etmiyorum, ama "işgale direniş" adı altında sivil katliamı yapan, Sünni-Şii savaşı körükleyen "direnişçileri" de "terörist" olarak görüyorum."
Birincisi, bui tur bir icsavasi korukleyenlerin sozkonus cemaatler oldugunu nereden biliyorsunuz. Bundan bir cikarlari oldugunu mu duusnuyorsunuz. Yoksa, cikarlari olanlar baskalari midir?
"Birilerinin "Ilımlı İslam" arayışı olabilir, ama benim İslam'ın teröre bulaşmaması gerektiğini savunmam, söz konusu arayışa katıldığım anlamına gelmez."
Sizce, bu cemaat(ler)in protestolarini dile getirmek icin, mesela, Isgal Kuvvetleri Kumandanligina birer dilekce gondermekle iktifa etmeleri mi gerekir?
Hangi tarafta oldugunuz; terorun ne oldugunu, neyin teror oldugunu, dusundugunuze baglidir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 23, 2005 12:23 AM
Burada yazılan bazı yorumlar aranarak bulunamayacak değerde bir sosyal labaratuvar sunuyor ve belki yüzlerce kitabı birden özetliyor. Gerçekten hayranlık verici bir enerji fakat maalesef enerjinin fazlası çoğu zaman yıkıcı oluyor. İslam, yalnız enerjisinin arkasına takılanlara bırakılsaydı bugünlere gelemezdi.
Çok şükür ki İslam'ın ne olduğu ve ne olacağı hâlâ bazılarının umurunda.
Yazan: hande Tarih: September 23, 2005 9:38 AM
"asabi" rumuzlu kardeşimizin yazısındaki bir bölümü tekarlanmak istedim "Gezgin, Müzmin Anonim ve Firdevs" ve o düşüncedekilere ithafen...
""Öncelikle, eğer senin ölümün varoluşunun da sonu ise ne demeye uğraşıyorsun sitelere girip "comment"ler yazmaya?.. Atla sistemin çarklarından birine ha-babam üret, ha-babam tüket hala vakit varken!.. İronik olan nedir biliyor musun?.. Onyıllar boyunca, insanları, "din"in "kitlelerin afyonu" olduğuna inandırdılar -kendileri kitlelere damardan pozitivizm yükleyip herbir bireyin çaresizce ve kafası kesilmiş tavuklar gibi dolandığı bir dünya yaratmak için...""
Yazan: Vural Tarih: September 23, 2005 12:33 PM
Sayın "Müzmin Anonim,"
Önce "siyasete adım attığımı" söyleyerek Yaşar Nuri'yi örnek verdiniz. Ben "öyle bir şey yok" deyince bu sefer "e zaten bu yaptığınız da siyaset" diyorsunuz. O zaman her yazı bir siyaset ve dolayısıyla bir yazar "siyasete adım atmak" diye bir şey mümkün değil...
Kusura bakmayın, ama bu gibi iki adım ileri-bir adım geri tartışmalarla zaman yitirmeyi kendi adıma yanlış buluyorum.
Mazlum-mütegallip meselesini sormuşsunuz. Tabi ki mazlumların hakkını savunuyorum. Bugün Irak'ta masum sivilleri kim bombalıyorsa, onlara karşıyım. Gözüken o ki, bu bombalamayı şu anda Zarkavi liderlliğindeki El-Kaideci militanlar ve eski Saddamcılar yapıyor. Bu nedenle onlara karşıyım; ama bu, Amerikan işgalini haklı bulduğum anlamına da gelmiyor.
Filistin'e gelince; Filistin halkının onyıllardır İsrail işgali yüzünden yaşadığı haksızlığa elbette karşıyım. Ama onların da "direniş yapıyoruz" diye İsrailli kadın ve çocukları öldürmelerine karşıyım. Sitenin "Ortadoğu" kategorisinde bu konuda yazdıklarımı okuyabilirsiniz.
"Fitre ve zekat ne amacla geldigini dusunseniz" demişsiniz. Ben zaten "Toplumların ve bireylerin refahı da önemlidir, ama bu dini açıdan ikincil bir meseledir" diyerek, bu gibi sosyal meselelerin dinde yeri olduğuna işarat ettim. Ama tabi ki dinin ilk ve en önemli meselesi imandır. İmani bir meseleden bahsedene "bu karın doyurur mu" demek, yani sizin yaptığınız, dini açıdan tutarlı bir itiraz değil.
Eğer yazdıklarımı daha dikkatli ve en önemlisi sağduyulu okuma imkanı bulursanız, her defasında size "beni şöyle eleştirmişsiniz ama ben zaten bunu böyle yazdım" diye hatırlatma yapmama gerek kalmaz.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 23, 2005 4:22 PM
Mustafa Bey yaziniz her zaman ki gibi cok guzel hazirlanmis analizleriniz kusursuz tesekkur ederim.
Ne garip ki yine her zaman oldugu gibi konu olur olmadik yerlere cekilmis. turk insaninin genel niteligi belki de, konuyu kuyrugundan yakalamak.
ben ingilterede yasiyorum ve hergun dindar olmayan islamcilari goruyorum.
tahammul edilir gibi degil
cunku asil dertleri sadece toplumda yer edinmek olan insan guruplari icin bir niteleme islam yoksa bir musluman olarak bir hristiyandan daha farkli yasamiyorlar. ustune ustluk dindarlik boyutu sadece bir futbol takiminin fanatik taraftarlari havasinda.
Sokakda bu insanlar tv de ise islam devletlerinin ne kadar kotu oldugunu gosteren goruntuler
medeniyetler catismasi bati tarafindan baslatildi ve islami icten yikmak icin elinden geleni yapiyor. BIZDEDE ZATEN YETERINCE MALZEME VAR KOLAY GELSIN
Yazan: omer Tarih: September 23, 2005 7:19 PM
"Eğer yazdıklarımı daha dikkatli ve en önemlisi sağduyulu okuma imkanı bulursanız, her defasında size "beni şöyle eleştirmişsiniz ama ben zaten bunu böyle yazdım" diye hatırlatma yapmama gerek kalmaz."
Yazdiklarinizi dikkatel okumadigimi soyleyemem. Sagduyu meselesine gelince, beni sizin yazdiklarinizdaki bosluklari okurken doldurmaga davet etmek gibi duruyor; oyle yapmayalim. Siz yazarken daha dikkatli ve acik acik yazsaniz daha iyi olur.
Refahin ve servetin dagiliminin Islamla temelden alakasi olmadigini soylediginizde de --hala daha-- benzer bir durum var.
"Ben zaten 'Toplumların ve bireylerin refahı da önemlidir, ama bu dini açıdan ikincil bir meseledir' diyerek, bu gibi sosyal meselelerin dinde yeri olduğuna işarat ettim."
diyorsunuz.
Simdi cok suratli bir sekilde bir 'Islam 101' kursu acalim: Karsimiza ilk ne cikiyor?
Islamin Bes Sarti...
Bilgilerimiz tazelemek icin aktaralim:
1- Allaha ve peygamberine inanmak.
2- Namaz kılmak.
3- Zekat vermek.
4- Haccetmek.
5- Oruc tutmak.
Ne goruyoruz burada... 3.cu maddede 'Zekat vermek'...
Bu bes sartin bir butun oldugunu dikkate alirsak, pek de oyle 'ikincil' bir mesele gibi durmuyor, degil mi, Mustafa bey...
Islamin sartlari ile imanin sartlarini karistirmamak gerekir.
Ote yandan, hazir elim degmisken, ilerde de lazim olur diye, bir de Imanin Sartlarini tadat edeyim:
1- Allah’a Inanmak.
2- Meleklere Inanmak.
3- Kitaplara Inanmak.
4- Nebi ve Resullere (Peygamberlere) Inanmak.
5- Ahiret'e Inanmak.
6- Kadere Inanmak.
Madde 6'yi biraz daha acalim:
6.a- Allah’in ezeli ve kadim olduguna iman etmek.
6.b- Allah’in olmasini diledigi seyin mutlaka olacagina, olMAmasini diledigi seyin ise olMAyacagina iman etmek.
6.c- Allah’in butun mahlukati yarattigina ve kainatin içindeki herseyin Allah’in yaratmasiyla ve takdiriyle meydana geldigine iman etmek.
6.d- Hayir ve ser ancak Allah’in takdiri ile olduguna iman etmek.
Hos bir tesaduf eseri olarak, 6.c ile Tasarim Teorisi ile hayli ortusuyor.
Ama, yine bu maddeden (6.c) yola cikarsak, hala daha tasarlananin Tasarimci'nin yetkilerine tecavuz edecek noktaya gelmis olmasini 'insanlar acisindan ahlaki bir mesele'si oldugunu soyleyebilir miyiz?
Siyaset meselesin gelince...
Yazdiginiz yazinin ana basligi 'Dindar Olmayan İslamcılık'.
Ara basliklarindan bazilarini alirsak:
-- 'Politizasyon sorunu'
-- 'Sorun 'siyasal İslam' mı?'
-- 'Siyasete Müslümanca bakış'
Bunlarin 'Akilli' tasarim ile alakasini ilk bakista goremiyorum, daha cok siyaset gibi gorunuyorlar. Siyasetle alakasi olmadigini mi soyleyeceksiniz...
Yok, ben zaten oyle demistim diyecekseniz, o 'zaten'in ve ne soylemis oldugunuzu da bilmek isterim.
"Kusura bakmayın, ama bu gibi iki adım ileri-bir adım geri tartışmalarla zaman yitirmeyi kendi adıma yanlış buluyorum."
Haklisiniz. Ustelik iki-ileri bir-geri bir yana, kendi zeminin temel taslarini bile muhatabima hatirlatmak zorunda kalmak benim icin de ciddi zaman kaybi oluyor.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 24, 2005 12:08 AM
Sayın "Müzmin Anonim",
Siyasetle ilgili olan yazımdan başlıklar çıkarıp şöyle demişsiniz:
"Bunlarin 'Akilli' tasarim ile alakasini ilk bakista goremiyorum, daha cok siyaset gibi gorunuyorlar. Siyasetle alakasi olmadigini mi soyleyeceksiniz... Yok, ben zaten oyle demistim diyecekseniz, o 'zaten'in ve ne soylemis oldugunuzu da bilmek isterim."
Bu cümlelerden bu sitedeki yazıların yakın zamana kadar Akıllı Tasarım'la ilgili olduğu, son yazımla birlikte ise "siyasete adım attığım" izlenimine sahip olduğunuzu anlıyorum.
Ancak sayfanın en tepesine çıkıp sitenin banner'ına bakarsanız, "Mustafa Akyol'un Tüm Yazıları - Din, Politika, Bilim ve Kültür Üzerine" ibaresini göreceksiniz.
Kaldı ki en eski yazılarımın da pek çok siyaset üzerine...
Böyle bir konuda "açıklama" yapmak durumunda kalmam ise garip...
Diğer sorduğunuz konularda ise; "İslam'ın şartları" konusunda yazdıklarınız, birincil meselenin iman olduğunu, sosyal konuların ikincil olduğunu yanlışlamıyor. Ayrıca zekat ve fitrenin her şeyden önce bir ibadet olduğunu, sosyal yararın ise bu ibadetin dünyevi sonucunu oluşturduğunu görmek gerekir. Çoğu ilahiyatçı bunu onaylayacaktır.
Öte yandan daha önce de ifade ettiğiniz gibi, insanların "yaratma" gücüne ulaştığını söylüyor ve bunun dini anlamını soruyorsunuz. Aslında modern teknoloji bir şey "yaratmıyor", sadece klonluyor. Kimse sıfırdan hücre bile sentezleyemiyor, bunu başaramıyor. Sadece var olan biyolojik yapıları çoğaltıp kopyalayabiliyorlar. Yine de bunun ne anlama geldiği konusunda teolojik tartışmalar var. Benim çok yoğunlaştığım bir alan değil, dolayısıyla bir yorum yapmak istemiyorum.
Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Canlılığın ancak yüksek teknoloji ve büyük bir bilgi birikimi sayesinde "kopyalanabilmesi", sıfırdan üretilmesinin bile bunlara rağmen hala mümkün olmayışı, canlıllığın kökeninde muazzam bir bilgi ve tasarım olduğu görüşünü doğruluyor. Eğer bir laboratuvarda hücre yapılırsa, bu da yine, ilk hücrenin ancak bir Tasarım'la ortaya çıktığı görüşünü destekleyen bir gelişme olur.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 24, 2005 11:37 AM
Mustafa bey,
Dindar Olmayan İslamcılık, Politizasyon sorunu, Sivillere şiddet, İslam'da yasak, Sorun 'siyasal İslam' mı? Siyasete Müslümanca bakış ara basliklari altinda derlediginiz yazinizda Islam dini peygamberi Hz.Muhammed'in diger dinlerin peygamberlerinden farkli olarak eli silahli bir peygamber oldugu gercegine vurgu yapmanizi beklerdim. Hz.Muhammed sadece bir din teblig edici degil ayni zamanda eli silahli bir asker, hem komutan, hem devlet kurucusu ve devlet baskani oldugu Islam'in bir gercegidir.
Dindar olmayan islamciligi cok iyi tarif edebilmek icin 622 yillarinin Medine sartlarina kadar inmek ve bu konuyu detaylica arastirmak gereklidir. Yakin gecmiste yasanan olaylara bakarak "Dindar olmayan islamcilik " tarifi yapmak cok yanlis bir teshistir.
Kur'an ayetlerinin %85 gibi buyuk bir bolumu Medine'de ve 622 yillarinin Medine sartlarina gore inmis ayetlerdir. Dikkat edilirse ayetlerde yasanmis gercek olaylardan bahsedilmektedir. Medine de inen ayetlerin tamami sosyal hukuk ve idari yapiyi duzenleyen ayetlerdir. Hz.Muhammed'in olumunden sonra bu Medine de inen ayetleri herkes kendine gore yorumlamis ve sonucta binlerce tarikat ve yuzlerce mezhep ortaya cikmistir.
Gunumuzde de yapilan yanlis iste bu Medine'de ve 622 yillarinin Medine sartlarina gore inmis olan ayetlerin yanlis yorumlanmasi ve Islam seriati olarak dayatilmasindan ibarettir. Islam tarihinde butun bu yasanan olaylari ait olduklari donem ve sartlarina gore degerlendirirsek "Dindar Olmayan Islamcilik" gibi konulari tartismak ve kaleme almak zorunda kalmayiz. Hz.Muhammed'in eli silahli bir peygamber olmasini da 622 yillarinin Medine'sine gore degerlendirmeliyiz. O donemde sartlar onu gerektiriyordu cunku.
Sevgiyle kalin!
Firdevs
Yazan: Firdevs Tarih: September 26, 2005 1:51 PM
Firdevs hanim,
"Hz.Muhammed'in diger dinlerin peygamberlerinden farkli olarak eli silahli bir peygamber oldugu gercegine vurgu yapmanizi beklerdim. Hz.Muhammed sadece bir din teblig edici degil ayni zamanda eli silahli bir asker, hem komutan, hem devlet kurucusu ve devlet baskani oldugu Islam'in bir gercegidir."
Bu yazinizla, cogu yerinde. hemfikir oldugumu ifade etmek isterim. Hafif bir de okundurma da yapmama izin verirseniz: Rastlayip okudugum yazilarinizdaki yogun Kemalist ton pek mevcut degildi, bu yuzden mi bilmem, daha bir objektif geldi bana :-)
"Hz.Muhammed sadece bir din teblig edici degil ayni zamanda eli silahli bir asker, hem komutan, hem devlet kurucusu ve devlet baskani oldugu Islam'in bir gercegidir."
Evet, buna bir iki sey daha eklemek gerekir: Hem ticaret hayatini biliyordu, hem de bir baba idi. Bunlar da diger peygamberlerde her zaman rastlanan ozellikler degil.
Kurucusunun ve kurulus sartlarinin getirdigi bu farkliliklari iyi degerlendirmek gerekir.
Bu arada, ben de --nacizane-- Musta beyin savundugu Islami daha iyi bilmesini beklerdim... Benim gordugum kadariyla, onun yaptigi da --farkli olmakla beraber-- bir tur 'dindar olmayan Islamcilik' ya da savundugu seyi cok da iyi tanimamak...
Dinime kufredenin, bari, musluman olmasini istemek, dinimden oldugunu soyleyen ve 'Siyasete Muslumanca bakis'larini dile getiren birisinin Islami daha iyi bilmesini ve en temel konularinda dahi topu ilahiyatcilara atmamasini beklemek artik arzu-yi muhal olmus gibi..
"Gunumuzde de yapilan yanlis iste bu Medine'de ve 622 yillarinin Medine sartlarina gore inmis olan ayetlerin yanlis yorumlanmasi ve Islam seriati olarak dayatilmasindan ibarettir."
Ah, bunu beklemeliydim...
Ayni endaze ile gidersek, 1920'li yillarin sartlarina gore ve yegane tecrubesi bazi cephelerde cesitli seviyelerde komutanlik yapmis olan birisinin soylediklerini, baslattiklarini daha bir ciddiye almak da en az bu kadar 'bir seylerin' /dayatilmasi/ sayilmaz mi?
Bu konudaki [oz]elestirilerinizi de burada, kamusal ortamda, duymak isterdim..
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 26, 2005 5:38 PM
Merhaba,
Firdev Hanımın, yorumunda Hz. Muhammed için kullandığı, "eli silahli bir peygamber" tanımlamasının, doğru gibi gözüken ama insanların kafasında yanlış algılar yaratan bir tanımlama olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki Mustafa Kemal Atatürk için eli silahlı bir devlet adamıydı, eli silahlı bir askerdi demek, O'nu eline silah almaya, savaşmaya zorlayan sebepleri gözardı etmeye sebep olacağı ve kesinlikle doğru bir betimleme olamayacağı gibi, aynı şekilde, Hz Muhammed için de aynı tabiri kullanmak doğru bir anlatım olmuyor bence. Çünkü "eli silahlı" tabiri, sanki kendini, vatanını, dinini müdafaa için değil de, savaşmış olmak için, menfaat elde etmek için savaşmayı, hatta savaşı -belki de bir bahane uydurarak- başlatmış olmayı çağrıştırıyor. Hz. Muhammed'in, kendisine ve müslümanlara savaş izni verildikten sonra savaşlara katıldığı, komutanlık yaptığı bir gerçektir, elinde silah da almıştır. Ve gerçekten, bir peygamberin savaşlara katılması da ilk kez görülen bir durumdur. Ama bu durumu, eli silahlı diye anlatmak, hem O'nun hem İslam dininin, sanki savaş yanlısıymış gibi algılanmasına sebep olabilir. Ayrıca, bu tabir ile, izin verildikten sonra savaşıldığı, ondan önce hiç savaşılmadığı gerçeği ise tamamen gözardı edilmiş, gölgelenmiş olur. Kur'an-ı Kerim'de savaşa izin verilmiş olmasına bakarak, sadece cihad ve savaş ile ilgili ayetleri okuyarak, Islam dininin savaş ve şiddet yanlısı olduğu düşünülüyorsa eğer, bu düşünce de, Kur'an-ı Kerim'in ve İslam dininin bir bütün olarak değerlendirilmediğine bir işaret kanımca. Aynı Kur'an-ı Kerim, bir kişinin öldürülmesini, tüm insanlığın öldürülmüş olması ile eşdeğer tutmaktadır.
İnsanların kafasında gerçekçi bir algı oluşması bakımından, "eli silahlı" demek yerine daha doğru bir anlatım tercih edilmeli bence. "Hz. Muhammed, Allah tarafından kendisine ve diğer müslümanlara izin verildiğinde, emredildiğinde, müslümanlara yapılan zulümleri bertaraf etmek için savaşlara katılmış, savaşlarda müslüman askerlere komutanlık yapmıştır. " denebilir mesela. İki anlatımda da Hz. Muhammed'in savaşlara katıldığı anlaşılmakta ama yine de aynı şey anlatılmış olmamakta. Söyleyişlerin çağrıştırdıkları birbirinden tamamen farklı ve bu fark, sebepler, koşullar, olaylar, Hz. Muhammed'in görevleri, niyeti ve kişisel özellikleri vs. konularında bizleri bambaşka iki noktaya sürüklemekte. İki kelimeye takılıp gereksiz hassasiyet gösterdiğim iddia edilebilir. Ama algı farkı yüzünden varılabilecek noktalar arasındaki farka baktığımda, gösterdiğim hassasiyetin gereksiz olduğunu düşünmüyorum.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 27, 2005 10:00 AM
Sayin Muzmin Anonim,
Butun yazilarimda Kemalist ton olmasa bile vicdani hur fikri hur Kemalist bir ruh'un hakim oldugu rahatlikla anlasilabilir. Sizin gozunuzden de bir sey kacmiyor. Cok saglikli ve duyarli elestirileriniz icin sizi tebrik ederim ayrica.
Mustafa bey'in islam anlayisi ve hayalini kurdugu islam hakkindaki bilgi eksikliginden kaynaklanan yanlis yorumlarina katilmak mumkun degil. Bu konuda sizinle hemfikirim. Ustelik yakin gecmis tarihimizde ortadogu da yasanan Filistin, Israil sorunu,Irak isgali ve sonuclari hakkinda Amerikanvari tespit ve yorumlarda bulunmasi beni hic sasirtmadi. Mustafa bey bana yine kizacak ama Amerika aleyhinde yorumda bulunmasi ve Amerika aleyhinde yazilar yazmasi zaten mumkun degil. Cunku daha onceki yazilarimda da belirttigim gibi "Akilli Tasarim Teorisi" Amerikan protestan tarikati'nin maddi ve manevi destegiyle yurutulen planli programli bir calismadir. Sagolsun Mustafa bey de bu calismayi Turkiye de anlatmaya calisiyor. Ama nafile.
Tekrar konumuza donersek, 622 yillarinin Medine sartlari derken Kur'an ayetlerinin cok buyuk bir bolumu bu donemde indigini Mekke'ye gore daha fakir ve ticaretin nerdeyse hic olmadigi bir sehir olan Medine'de ekonomik hayatin ve sosyal duzenin saglanmasina yonelik butun ayetlerin buradaki sartlari duzeltmeye yonelik olduguna vurgu yapmak istedim. Ayrica Hz.Muhammed diger tebligci peygamber'lerden farkli olarak Allah'in buyruklarini teblig etmekle kalmamis, sozleri ve eylemleriyle Kur'an'i yorumlamis ve aciklamistir. Hz.Muhammed'in bu soz ve eylemlerine "hadis" deniyor. Bu soz ve eylemlerinden cikan kurallarin tumune de "sunnet" deniyor. Hz.Muhammed'in yolu demek yani. Bu aciklamalari neden yaptim Medine donemine ait ayetler ve hadisler Hz.Muhammed'in vefat'indan sonra farkli farkli yorumlanarak gunumuzde islam binlerce tarikat yuzlerce de mezheplere ayrilmistir. Bu ozelligiyle islam dini ve kutsal kitabi diger dinlere ve kutsal kitaplara nazaran daha fazla yoruma cok acik bir din ozelligi tasimaktadir.
Bu endaze ile 1920'li Turkiye'sini ve yegane tecrubesi askerlik oldugunu zannettiginiz Gazi Mustafa Kemal'i ve donemini 622 yillarinin Medine sartlariyla nasil mukayese edebiliriz ki?
Gazi Mustafa Kemal hicbir savasta maglup olmamis bir komutandir. Neyi nasil neyle karsilastiracagiz? 622'li yillarda Medine'de deve yukuyle yapilan ticaret kervanlarini ele gecirmek icin yapilan savaslarla 1920 li yillar Turkiye'sinde emperyalizme karsi verilen savasi mi, karsilastiracagiz?
"Ozgurluk ve bagimsizlik benim karakterimdir" , Yurt'ta baris dunyada baris" , "Ne mutlu Turk'um diyene!" den ibaret olan Kemalizm'mi neyle mukayese edecegiz? 1920 li yillarda anlam bulan bu ruh gunumuzde gecerliligini yitirmis midir?
Kemalizm bir dogma degildir. Bilime ve aklin egemenligine dayali surekli devrimcilik, cagdas uygarlik duzeyine erismek icin batiya ragmen bati gibi olabilmektir. 1920'li yillarda yapilanlar despotizme imkan vermiyecek ilerici bir toplum yaratmak icin yapilmistir. Yuzyillar boyuncada gecerliligini koruyacaktir. Fikri hur vicdani hur, aklin ve bilimin onderliginde yetisen nesiller sayesinde tabiiki..
Sevgiyle kalin!
Firdevs
Yazan: Firdevs Tarih: September 27, 2005 1:55 PM
"Sizin gozunuzden de bir sey kacmiyor. Cok saglikli ve duyarli elestirileriniz icin sizi tebrik ederim ayrica."
Cok naziksiniz.
Ama, bu yazimi okuduktan sonra, tesekkur ve isabetliligime isaret etmek icin biraz erken davranmis olabileceginizi (ne kadar objektif oldugunuza bagli olarak) dusunebilirsiniz...
"Sagolsun Mustafa bey de bu calismayi Turkiye de anlatmaya calisiyor. Ama nafile."
Su ana kadar benim gorduklerim, te$bihte hata olmaz derler kapsaminda soyleyecek olursam: Muritleri tarafindan ucurulmak istenen modern bir seyhlik... Mustafa beyin akademik, mesleki ve genel kariyeri hakinda nasil bilgi sahibi olurum acaba?
Neyse, donelim diger konuya:
"Bu ozelligiyle islam dini ve kutsal kitabi diger dinlere ve kutsal kitaplara nazaran daha fazla yoruma cok acik bir din ozelligi tasimaktadir."
Buradan ne kastettiginiz pek anlasilmiyor. Ortada hem manevi hem de dunyevi hayatla ilgili cok sayida gercek ve (digerlerine kiyasla, ve sizin de vurguladiginiz uzere) yeteri kadar iyi kayda alinmis ornekler varken; hala daha nasil oluyor da diger din ve kitaplara kiyasla daha fazla yoruma acik oluyor?
"Bu endaze ile 1920'li Turkiye'sini ve yegane tecrubesi askerlik oldugunu zannettiginiz Gazi Mustafa Kemal'i ve donemini 622 yillarinin Medine sartlariyla nasil mukayese edebiliriz ki?"
Malum, hersey herseyle mukayese edilebildigi gibi, hicbirsey de hicbirseyle mukayese edilemeyebilir.. Karar burada keyfe kederdir..
Ama, benim bir sey zannetmeme gerek yok ki...
Enver Pasa'nin 'Enveriye'sine nispet olsun diye (gibi), alelacele, yalapsap, yapilan 'harf devrimi'nin hikayesini Falih Rifki'nin 'Cankaya' isimli eserinden okuyabilir ve Turkcede 'Q' harfinin olmayisinin hikmetini MKA'nin majiskul (buyuk/'capital') harfleri bilmeyisinde yattigini gorebilirsiniz.
'Q' harfinin olup olmamasinin cok da onemli olmadigini soylemenizi bekliyorum (fakat ayni fikirde degilim) tabii ki... Ama, bu konuda kararin nasil verildigi, ve verilisinde dikkate alinan kriterler aslinda cok daha genis bir cercevede aydinlatici olur..
"Gazi Mustafa Kemal hicbir savasta maglup olmamis bir komutandir."
'Gazi'... Bu bana hemen Sakarya Meydan Muharebesini hatirlatti..
Sakarya Meydan Muharebesi ilgili olarak da Kazim Karabekir'in 'Istiklal Harbimiz' isimli eserine bakabilirsiniz. Sozkonus kitap dava edilmis, beraat etmis ve 30-40 yildir da baskida olan bir kitaptir. Yani, kacak yayin degil.
Burada da sunu goreceksiniz: Sakarya'da, MKA, ricat emrini vermistir.
Favzi Cakmak'in "Aksam oluyor, bu emri yarin birliklere daha kolay ulastirabiliriz" demesiyle, emir bir gun ertelenmistir.
Ve, sabah Yunanlilarin ricat ettigi gorulunce emir ulastirilmamisti. O kadar.
Yani, orada can veren sehitlerimizi tenzih ederek soylemek gerekirse, Sakarya, MKA icin 'tombaladan cikmis' bir zaferdir.
Ustelik, bunun karsilginda, rutbe atlayarak birisi 'Gazi' olur, digeri 'Maresal'... Ilginctir..
Ote yandan, bu 'hicbir savasta maglup olmamis'lik meselesine ilaveten, sizi Yalcin Kucuk'un 'Isyan 1' ve 'Isyan 2' isimli kitaplarini okumaga davet ediyorum.
MKA'nin basinda Suriye Cephesini kimseye sormaksizin terkedip uniformasiyla Istanbul'da siyasetle ugrasmaga kosmasini diger komutanlarin nasil degerlendirdigini okumalisiniz..
"Neyi nasil neyle karsilastiracagiz? 622'li yillarda Medine'de deve yukuyle yapilan ticaret kervanlarini ele gecirmek icin yapilan savaslarla 1920 li yillar Turkiye'sinde emperyalizme karsi verilen savasi mi, karsilastiracagiz?"
Isin garip tarafi, bahsettiginiz yillarda Anadolu'da ticaret hayatinin durmus olmasi bir yana, yapilmakta olan ticari ve.veya askeri faaliyet de esasen yaya/at/katir/essek ile idi.
Hicaz'a ve Ege'ye giden iki demiryolunu saymayabiliriz; bizim kontrolumuzde degildiler.
"Ozgurluk ve bagimsizlik benim karakterimdir" , Yurt'ta baris dunyada baris" , "Ne mutlu Turk'um diyene!" den ibaret olan Kemalizm'mi [...]"
Haklisiniz. Sloganlardan ibaret olan (oldugunu sizin, yukarida, soylediginiz) bir seyi mukayese edecek fazla bir sey bulamiyorum.
"neyle mukayese edecegiz? 1920 li yillarda anlam bulan bu ruh gunumuzde gecerliligini yitirmis midir?"
Bu soruyu somus olmaniz ilginctir. Cunku cevabini zaten Milli Sef doneminde bulabilirsiniz.
Daha sonra, DP iktidari sirasinda, MKA'nin tekrar kesfedilmesi ve MKA'ya (Allah, Din, + MKA) hakaretin suc sayimasini saglayacak bir kanun cikarilmasini cok ilginc bulurum. Hiristiyanligin gecek kurucusunun Aziz Pavlos olduguna te$bihen, DP iktidarinda bu kanuna onayak olan Pavlos'un kim oldugunu gercekten ogrenmek isterdim.
"Kemalizm bir dogma degildir."
Islam da, Isevilik de, Musevilik de, EvrimTeorisi de (ve 'Akilli Tasarim' da) birer dogma degildir --inananlarina sorarsaniz...
"Bilime ve aklin egemenligine dayali surekli devrimcilik, cagdas uygarlik duzeyine erismek icin batiya ragmen bati gibi olabilmektir."
Bu her seferinde degisiyor. 'Gercek Bakanligi'nin bir eli degisyor sanki ve, mesela yukarida oldugu gibi, "batiya ragmen bati gibi olabilmektir" filan turunden ilave veya baska eksiltmeler alabiliyor.
Bugune kalan 'Devrimcilik' tarafi da bu olsa gerek [mi?]
"1920'li yillarda yapilanlar despotizme imkan vermiyecek ilerici bir toplum yaratmak icin yapilmistir."
Kuyucu Murat pasanin da benzer gerekceleri oldugunu duyarsam pek sasirmayacagim :-)
"Yuzyillar boyuncada gecerliligini koruyacaktir."
Gecerliligini bilemem, ama, kesin olan su ki, galipler tarafindan yazilan 'tarih', ancak /galipler/in tarih sahnesinden cekilmesiyle birlikte gercek yerine oturuyor.
Ve, ancak bundan soradir ki, 'Zillet Sezarlastirir' sozuyle yasayan sirrin anlamina erebiliyoruz.
Sezar'in ne gibi bir zillet yasadigini Cemil Meric'in kitaplarinda bulabilirsiniz... Subyanciligin evlat edinme kisvesiyle ne zamanlar kim tarafindan ortuldugunu ise daha sonralari acikca okuyacagiz herhhalde.. ama, ilk isaretleri yine Yalcin Kucuk'un yukarda bahsettigim kitaplarinda var...
"Fikri hur vicdani hur, aklin ve bilimin onderliginde yetisen nesiller sayesinde tabiiki.."
'Fikri hur vicdani hur, aklin ve bilimin onderliginde' olmak cok seyi degistirmiyor bazen... Kanunla korunan tabularin oldugu bir yerde bu tur bir luksten bahsetmek ne derece dogrudur?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 28, 2005 6:16 AM
Firdevs Hanım,
Müznin Anonimin Yorumlarından.İşinize gelen yerlere katılıyorsunuz işinize gelmeyen yerlere katılmıyorsunuz. Sondaki soruya da cevabınız tam bir çelişki!
Kuran-ı Kerim Evrensel ve çağlar üstü bir kitaptır. Sizin yanlı çarptırılmış yorumlarınız bu gerçeği değiştirmez.
"eli silahlı" benzetmeniz konusunda Esra hanımın yorumuna katılıyorum.
Vural
Yazan: Vural Tarih: September 28, 2005 12:03 PM
Vural bey,
Haksizlik ediyor oldugunuzu dusunuyorum. Herkes gibi, Firdevs hanim da karsilastigi fikirler arasindan, makul gorduklerine istirak etmek, gormediklerine de etmemek hakkina sahiptir.
Bunun boyle olmasinda yadirganacak bir husus olmadigi gibi, katildigi fikrin dogru, katilmadiklarinin da yanlis oldugu anlamina da gelmez.
Kisisel bir tercihtir ve saygi duyarim. Tercihine de, tabii ki, benim veya baska herkesin istirak etmek zorunlulugum yoktur.
Bunun haricinde: Hem sizin, hem de Esra hanimin 'eli silahli' ibaresine itirazini cok da anliyor degilim.
Eminim bunu Firdevs hanim tezyif edici anlamda kullanmamis, tersine 'eline silah almis ve savasmis' anlaminda soylemistir.
Aksini dusunmek Firdevs hanimin objektifliginin hic mumkun olamaycagi anlamina gelir ki bence yerinde bir tespit degildir.
Tezyif/tahkir, ancak varit olmayan bir seyden bahsediyorsak sozkonusu olur...
Nitekim, ayni objektiflikle ve ayni nefeste, Firdevs hanim herh gece sabahlara kadar icki icen, kafayi bulup 'yerde baskentler haritasi cizen' herhangi birisine 'ayyas' diyecektir, cunku bu tur bir aliskanligin ismi odur.
Oyle degil mi, Firdevs hanim?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 28, 2005 1:49 PM
Sayin Muzmin Anonim,
Adima aciklama yapmak zorunda kaldiginiz icin size bir kez daha tesekkur etmek zorunda kaliyorum. Kusuruma bakmayin efendim.
Konumuza donersek, Hz.Muhammed'in diger peygamberlerden farki sadece eli silahli olmasi degildir. Diger semavi dinlerin peygamberleri dunya'ya donanimli ve cesitli mucizelere sahip bir sekilde gonderilmislerdir. Ilahi emirleri sadece teblig etmisler hicbir yorum ya da aciklama yapmaya calismamislardir.
Kur'an ayetlerinin %85'inin indigi Medine donemi incelendiginde Hz.Muhammed peygamber'in butun eylem ve davranislarinin cok gecmeden ayetlerle desteklenmis oldugu gorulecektir. Kur'an ayetlerinde de bu cok acik bir sekilde gorulmektedir. Yasanmis olaylar detayli bir sekilde anlatilmaktadir. Yani Hz.Muhammed once bir eylem ve davranista bulunmus sonra hic gecikmeden ayetler indirilmis. Savas konusunda silaha sarilmis olmasi sadece Allah tarafindan emredildigi icin savasilmadigi yine Medine gunleri arastirilip incelendiginde (ki Kur'an ayetleri cok acik ve detayli anlatiyor herseyi) Hz.Muhammed can guvenligi olmadigi icin Mekke'den Medine'ye geciyor. O donemlerde Mekke'ye gore cok fakir ve Mekke'liler tarafindan hor gorulen Medine'liler kendisini buyuk bir heyacanla karsiliyorlar. Medine de yasayan yahudi toplumuda dahil olmak uzere Hz.Muhammed'in etrafinda toplanip Hz.Muhammed'in safinda yer aliyorlar.
Ekonomik anlamda cok fakir olan Medine'liler Hz.Muhammed'in onderliginde once toplumsal duzen saglandiktan sonra ekonomik duzenlerini ve gecimlerini temin etmek icin o donemlerde cok buyuk bir oneme sahip olan deve hayvani ile yapilan ticaret kervanlarina saldirilar duzenleyip deve kervanlarina el koymak suretiyle gecimlerini saglamaya basliyorlar. Hz.Muhammed kimseyi oldurmemek sartiyla bunlara izin veriyor. Daha sonra bu ganimetler Medine'liler arasinda paylastiriliyor. Esir'ler islama davet ediliyor. Kadin esirler cariye olarak alinabiliyor. Kur'an ayetlerinde daha detaylica gorulebilir bunlar.
Medine'liler gecimlerini mecburen Mekke'den gelen ve Mekke'ye giden ticaret kervanlarina saldirilar duzenleyip deve kervanlarina el koymak suretiyle bu sekilde gecimlerini saglamaya devam ediyorlar. Ta ki, gunun birinde Mekke'li kervanlara yapilan el koyma saldirisinda bir Mekke'linin oldurulmesi uzerine Mekke'liler Medine'liler arasinda karsilikli olarak siddetli savaslar yasanmaya basliyor. Bu savaslar Kur'an ayetlerinden de anlasilacagi gibi Medine'lilerin gecimlerini saglamalarina yoneliktir. Bu savaslarin sonunda da zafer Hz.Muhammed'in ve Medine'lilerin olmustur.
Sayin Muzmin Anonim,
Yukarda yapmis oldugum aciklamalari size hitaben yapmadim. Zaten bu konuda sizinle benzer gorusleri paylastigimizi ya da en azindan bana destek verdiginizi dusunuyorum.
Diger konularda ise kendi dusuncenizden cok sayin Yalcin Kucuk'un goruslerini ve ne dusundugunu kitaplarini okuyarak bilgi sahibi olacagimi soyleyip durmussunuz. Yeni bir sey yeni bir fikir uretmemissiniz yani.
Merasal Fevzi Cakmak pasa ile GMK arasindaki bazi zaten bilinen fikir ayriliklarini bizlerle paylasmissiniz. Yakin tarihimize isik tutmaniz bizi aydinlatmaniz cok guzel. Sayin Yalcin Kucuk disinda onerebileceginiz baska yazarlar varsa onlarida bildirirsenin sevinirim. Merasal Fevzi Cakmak pasa da, Kazim Karabekir pasa da GMK'nin kader birligi yaptigi bu ulkenin yetistirdigi ve bizlere aydinlik yarinlar birakmis cok degerli ve buyuk insanlardir. Hepsi de katiksiz su katilmamis Kemalist'tirler! Bazi konularda ters dusmus ve tartismis olsalarda hepsi de Kemalist'tirler! Aynen Celal Bayar ve Ismet Inonu gibi gercek birer Kemalist'tirler! Turk devrimleri bu insanlar sayesinde deger kazanmistir. Kim ne derse desin herkes istedigi gibi kotulesin Kemalizm Turk'un genetik karakteridir. Bunu kimse degistiremez! Asirlardir hur yasamis cunku..Kemalizm'den ne anlasilmasi gerektigini bilmediginiz icin GMK in sahsina yonelik saldirilar cok normal karsiliyorum. Varsin MKA deyin, varsin sabahlara kadar icen alkolik ayyas deyin ne derseniz deyin. Kurtulus savasi yillarinda Turkiye de bulunmus olan bir ingiliz ajaninin kaleme aldigi sozde GMK yi kotulemeye calistigi "Bozkurt" adli eserinde de sadece ve sadece sabahlara kadar icki icmesinden bahsediyor. Ama savas meydanlarinda verdigi kahramanca mucadeleyi, olume nasil meydan okudugunu da ovmeden edemiyor. Yani yigidi olduruyor fakat hakkini da yemiyor..Yok bin yil once dogsaymis butun dunyayi ele gecirirmis falan diye de zirvalamayi da ihmal etmemis.
Bende size oncelikle Canakkale savaslarini okumanizi oneriyorum sayin Muzmin Anonim. Kemalizm ordan basliyor cunku.
Sevgiyle kalin!
Firdevs
Yazan: Firdevs Tarih: September 29, 2005 1:21 PM
Sayin Vural,
Benim carpittigim ya da yoruma yorum kattigim bir durum yok. Sizde bes dakikaligina da olsa aklinizi imaninizin onune koyup Medine ve Mekke de yasananlari arastirip bir okusaniz cok iyi olur diye dusunuyorum. Bunu basarmamaniz icin hicbir neden yok. Korkmayin inanclarinizda ve imaninizda hicbir eksilme olmaz bundan emin olabilirsiniz. Size herhangi yabanci bir kaynak ta onermiyorum. Kur'an'in butun ayetlerini tek tek okumaniz yeterli olacak. Zaten her sey Kur'an da anlatilmis.
Benim Kur'an'in evrensel ve caglar ustu olmadigi gibi bir iddiam yok ki zaten. Tam tersi ayetlerde aciklanmis olan yasanmis ve anlatilmis butun olaylar insanin dogasina uygun olan davranis bicimleridir zaten. Savaslarda esir almalar, esir kadinlari kendine es yapmalar, savasilan ulkenin ekonomik zenginliklerinin uzerine oturmalar. Bunlar halen gecerli olan insan davranislaridir.
Ayetlerde anlam bulan bazi yasanmis davranislarin gunumuzde uygulanamiyor olmasi Kur'an'in evrensel ve caglar ustu oldugu tezine zarar vermez. Istisnalar kaide'yi bozmaz. Evlat'liginin bosandigi esiyle evlenmek gunumuzde hos karsilanmasada Kur'an ayetlerinin butunlugunu bozmaz.
Kur'an'in evrensel ve caglar ustu olmasi ozelliginden olsa gerek Kur'an'i herkes farkli farkli yorumlayarak binlerce tarikat ve mezhepler ortaya cikmistir.
Hz.Muhammed'in eli silahli olmasindan bizzat kendisinin insan oldurmesi ya da yaralamasi anlaminda degil silahli bir ordusunun olmasi ve bu ordunun hem komutani hemde devletin baskani olmasi anlasilmalidir. Diger semavi dinlerin peygamberlerinden farkli olarak bir anda butun ilahi emirleri teblig etmemistir. Kur'an ayetlerinin inmesi yillari almistir. Butun eylem ve davranislari hic gecikmeksizin ayetlerle desteklenmistir.
Sevgiyle kalin!
Firdevs
Yazan: Firdevs Tarih: September 29, 2005 1:59 PM
Firdev Hanımın, Sayın Müzmin'in sorduğu soruya vereceği cevabı merak ediyorum açıkcası.
Sayın Muzmin, "eli silahlı" sıfatına neden itiraz ettiğimi açıklamak isterim. Firdevs Hanım, "eli silahlı" ibaresini, sadece "eline silah almıştır" anlamında kullanmak niyetindeyse ki ben de bu niyetle kullanmak istediğini düşünüyorum, niyeti düzgün olmakla ve bir gerçeği söylemeyi istemekle birlikte, bir anlatım bozukluğu yapmıştır. Ben bunu vurgulamak istemiştim. Sonuçta "eli silahlı" sıfatının çağrıştırdıkları eline silah alma fiilini aşmaktadır. Benzer sıfatların anlamlarına bakarsak aradaki farkı anlamamız kolaylaşır.
eli maşalı(sıfat ):Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven (kimse).
eli sopalı(sıfat ):Zorba (kimse).
Bu sıfatların dilimizdeki anlamları bu iken, "eli silahlı" sıfatının anlamının sadece "eline silah almıştır, savaşmıştır" olamayacağı açıktır. İnsanların bu sıfatla anlayacakları "savaşmayı seven, sorunları şiddet ve savaşla çözmeye meyilli" diye anlama ihtimalleri çok yüksek. Savaşlara katıldığını anlatmak için sadece komutanlık yapmıştır, savaşlara katılmıştır denebilirdi. Böyle demek ile "eli silahlı" demek arasında dağlar kadar fark var.
Bu arada, Sayın Müzmin'in "Herkes gibi, Firdevs hanim da karsilastigi fikirler arasindan, makul gorduklerine istirak etmek, gormediklerine de etmemek hakkina sahiptir. Bunun boyle olmasinda yadirganacak bir husus olmadigi gibi, katildigi fikrin dogru, katilmadiklarinin da yanlis oldugu anlamina da gelmez. " fikrine katılıyorum. Belki Vural Bey, Sayın Müzmin'in, iki dönemi karşılaştırma teklifine istinaden, Firdevs Hanımın dönemler arasında birebir eşlik aramasına şaşırmış ve kendisi, Firdevs Hanımın bir döneme bakışının yanlış ya da dar, yanlı olduğunu ya da gerçekçi olmadığını vurgulamak istemiş olabilir. Elbette, bu benim fikir yürütmem. Böyle olmayabilir de. Ama herkesin bir fikre katılma, katılmama hakkı elbette saklı olmalı.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 29, 2005 3:17 PM
Firdevs hanim,
"Diger konularda ise kendi dusuncenizden cok sayin Yalcin Kucuk'un goruslerini ve ne dusundugunu kitaplarini okuyarak bilgi sahibi olacagimi soyleyip durmussunuz. Yeni bir sey yeni bir fikir uretmemissiniz yani."
Simdi... Isterseniz, oturun butun yaziyi (onceki iki yazi dahil) yeniden okuyun ve ne goreceksiniz?
Ben, MKA'nin bir asker olmaktan oteye ciddi bir etkinliginin olmadigini soyluyorum; bu konuda size ornekler de veriyorum, siz ise benim fikir uretmedigimi soyluyorsunuz.
Ustelik, Siz bana onun ne kadar kahraman filan oldugunu soyluyorsunuz...
Cok istiyorsaniz, sizin kahramaniniz olabilir. Ama, o kadar.
Cunku, bir ideolojiyi kuracak birikimi hic olmamistir. Zamaninin olmadigi mazeretini tabii ki kabul ederim.
Ama, bu sonucu degistirmez. Sonucta fikri ve fikirsel prensipleri yoktur; ayakustu ve daha once dedigini nakzedecek sekilde her konuda her turlu hukmu vermistir.
Kemalizm eger bu ise, bunun daha yi bilenen ismi pragmatizmdir.
Gelelim Yalcin Kucuk meselesine: Yalcin Kucuk'u onemsiyorum da ondan dolayi eserlerine atifta bulundum. Bu onemseyisin cesitli sebepleri var.
YK, cok onemli bir entellektueldir. Ustelik de cesurdur.
Bu ikisinin birarada olmasi gereken konular var ve bunlarin bir kisminda YK'nin entellektuel bir faaliyet yapmis olmasi takdir edilmelidir cunku fikirsel kamusal alani ('public domain'i) genisletmektedir.
Sunu soylemege calisiyorum. Evey, bir Aziz Pavlos cikmis ve MKA'yi basimiza bir tabu (ve sonra da dogma) olarak dikmistir.
Sebebini anlayabilsem belki hemfikir olabilirim, ama, anlamiyorum; gerek yoktu.
Bu tabu da giderek dogmalasmaga yuz tutmaktadir ve her turlu dogma gibi benim de (baskalarinin da) entellektuel acidan kisitlanmam anlamina geliyor.
Bunu, birilerinin MKA'yi olmasi gerektigi yere oturtmasi lazim. YK'nin bu konuda calismasini umit verici buluyorum.
O yuzden, MKA soz konusu oldugunda, meseleye militanca yaklastiginiz intibaini edindigim icin, YK'nin kitaplarini okumanizi onerdim.
Yeni bir fikir uretmedigim meselesine gelince: Varsin olsun, ben hergun yeni bir devrim yapmak zorunda degilim.
Sozkonusu kitaplari okursaniz belki bunu benim yerime siz yaparsiniz, kim bilir.
"Merasal Fevzi Cakmak pasa ile GMK arasindaki bazi zaten bilinen fikir ayriliklarini bizlerle paylasmissiniz."
MKA, FC arasinda aslinda pek de onemli fikir ayriligi yoktu. Tek farklari birisi gunde 5 vakit namazinda, digerinin ise bu taraklarda hic bezi olmadigidir. Zitlarin birlikteligi de diyebiliriz.
Zannedersen, sehven, Kazim Karabekir ile FC'yi karistirmissiniz.
"Yakin tarihimize isik tutmaniz bizi aydinlatmaniz cok guzel. Sayin Yalcin Kucuk disinda onerebileceginiz baska yazarlar varsa onlarida bildirirsenin sevinirim. Merasal Fevzi Cakmak pasa da, Kazim Karabekir pasa da GMK'nin kader birligi yaptigi bu ulkenin yetistirdigi ve bizlere aydinlik yarinlar birakmis cok degerli ve buyuk insanlardir."
Bu kader birligi dediginiz seyin arka planina bakmadan bunu boylece gecistirmeniz hic dogru degil.
En azindan sunun icin dogru degil:
Madem dediginiz gibi bu kadar derinden bir kader birligi icindeydiler ve aralarindan su sizmiyordu; o zaman Izmir Suikasti kisvesi altinda Kazim Karabekir'in de Istiklal Mahkeleerine celbini ve sonra da zoraki (metazori) serbest birakilmasini nasil acikliyorsunuz?
Durup dururken Istiklal Mahkemesine alinmasi birisinin bir digerine bir ihanetidir.
Sizce kimin kime?
Ve, nicin?
Ve, neden metazori serbest birakilmistir?
"Hepsi de katiksiz su katilmamis Kemalist'tirler! Bazi konularda ters dusmus ve tartismis olsalarda hepsi de Kemalist'tirler!"
Kemalistlik meselesini bu kadar genisletirseniz olacagi da budur. Hepsi de insandir (=Kemalist) der gibisiniz...
"Aynen Celal Bayar ve Ismet Inonu gibi gercek birer Kemalist'tirler!"
Aha, bunu gene yapiyorsunuz...
Bunlarin herhangi birisi, bir baskasinin ayak izlerinde yurumek, baska birisinin markasini tasimak zorunda kalmayacak kadar devlet adamidir. Nitekim yapmamislardir da.
Ustelik, bu sizin de tarifinize uyar saniyorum, Kemalizm ile MKA'yi birbirinden ayirdetmegi de biliyorlardi...
Nitekim, Ismet Pasa'nin Milli Sef donemlerinde paranin uzerinden MKA'nin resmi kaldirilmis ve MKA hakkinda bugun yayinlanmasi akla bile getirilmeyen bir cok eser o gunlerde yayinlanmistir. O eseelr cok aydinlaticidir.
"Turk devrimleri bu insanlar sayesinde deger kazanmistir. Kim ne derse desin herkes istedigi gibi kotulesin Kemalizm Turk'un genetik karakteridir. Bunu kimse degistiremez!"
Bu kadar unlem kullanmaniz gerekmiyor. Sakin olun.
Turk'un genetik karakteri ile bu konunun ne alakasi vardir hic bir sekilde anlamak mumkun degil... Kemalizm dediginiz sey sunun surasinda 80-90 senelik bir sey.. Genetigimiz bundan eskidir bana kalsa :-)
"Asirlardir hur yasamis cunku..Kemalizm'den ne anlasilmasi gerektigini bilmediginiz icin GMK in sahsina yonelik saldirilar cok normal karsiliyorum."
Firdevs hanim, birbirimizin cehaletini iddia ederek birbirimizin fikir ufuklarini genisletemeyiz.
Bu sekilde bir tavir, meselenin dogma oldugununun altini cizer.
Ve, sizin yaptiginizin da iyi bir ornek oldugunu soylemek zorundayim. Yanlis istikamette iyi bir onek ama.
"Varsin MKA deyin, varsin sabahlara kadar icen alkolik ayyas deyin ne derseniz deyin. Kurtulus savasi yillarinda Turkiye de bulunmus olan bir ingiliz ajaninin kaleme aldigi sozde GMK yi kotulemeye calistigi "Bozkurt" adli eserinde de sadece ve sadece sabahlara kadar icki icmesinden bahsediyor. Ama savas meydanlarinda verdigi kahramanca mucadeleyi, olume nasil meydan okudugunu da ovmeden edemiyor."
Yok, oyle sapkadan cikartircasina ve caktir(t)madan gol atmayin...
Bozkurt'un mahkeme karariyla yayinlatilmamis bolumleri var. Bunlari cikartip digerlerini dahil etmek durustluk sayilmaz.
Bir onceki yazimda benim verdigim ornekler oldukca somut idi. Atifta bulundugum kaynaklar da yerel kaynaklar idi. Cogu da sizin Kemalizm dediginiz seyin fikir babalari ya da onemli aktorleri tarafindan yazilmis seylerdi.
Bunlarin uzerinde noktasal yorum yapmanizi beklerdim. Bunun yerine sizin verdiginiz 'Bozkurt' ornegi bir cok acidan malul, en onemlisi de butunlugunun bozulmus olmasi.
Bana 'bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz' diye diye baskalarinin eserlerini carpitan Ugur mumcu'yu hatirlatiyor --malum, garibim de Karabekir'in anilarini, ya da Riza Nur'un hatiratini (orjinalleri ortada dururken) kendi kafasina gore yeniden duzenlemis ve guya durust gazeteci olarak yayinlamisti...
Ugur Mumcu, bilgiyi carpitinca fikir sahibi olmagi da sekillendirmenin mumkun oldugunu idrak etmis oldugu icin herhalde bunu yapmisti..
Ne olursa olsun, durustluk anlayisimiz ortusmuyor.
"Yani yigidi olduruyor fakat hakkini da yemiyor..Yok bin yil once dogsaymis butun dunyayi ele gecirirmis falan diye de zirvalamayi da ihmal etmemis."
Koskoca bir antoloji var onumzde bu cinsten. Bu tur 'zirvalama'lari bir omur her Turk cesitli egitim kademesinde duyar. Aliskiniz.
"Bende size oncelikle Canakkale savaslarini okumanizi oneriyorum sayin Muzmin Anonim. Kemalizm ordan basliyor cunku."
Anafartalar Kahramanligi efsanesinden mi baslayacagiz?
O gunlerde herkes birer 'kahramandir' (tirnak icinde); gemisini limandan cikartan da kahramandir, hurriyet icin cikip nutuklar atan da..
Bir kahramanlar enflasyonu yasanan bir donemde MKA'nin da bir sey kahramani olmasi gerekiyordu zaten.
Ve, aslinda oradan basliyor dediginiz yerde MKA'nin arligi yok denecek kadar azdir.
Itaatsiz bir asker, onemsiz bir birligin basindadir ve kiymetini bilen olmamisti. Ozet budur.
Geriye kalanini YK'nin kitaplarindan okuyabilirsiniz.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 30, 2005 1:29 PM
Sayin Muzmin Anonim,
Kusura bakmayin ama artik cok buyuk gecmis olsun size. Bu ofke ve kininiz nafile. Enerjinizi bos yere harcamayin. Kabul edin yenilgiyi. Gazi Mustafa Kemal ATATURK buyuk adammis vesselam. Bence tek bir hatasi vardi ama onu da size soylemicem. Saygideger cok muhterem yuce insan Yalcin Kucuk dusunsun bulsun. Cunku kitaplarinda yer almiyor.
Bir onceki yazimda da belirttigim gibi Kemalizm Turklerin genetik karakteridir. O yillarda Mustafa Kemal'e denk gelmis. Bu bir baskasi da olabilirdi. Yeter ki, bir Turk boyle bir durumla karsilassin. Geregini hemen yapar. Mustafa Kemal'de bunu yapmistir. Cunku yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,
tufanları gösteren, tarihlerin yadıyız,
kanla, irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti,
cehennemler kudursa, ölmez nigahbanıyız.
Sayin Muzmin Anonim, GMKA adini oyle desteksiz bir sekilde suclamalarla degerini alcaltabilecegini saniyorsan bosuna cabaliyorsun. GMKA daha hayattayken gozlerinin icine bakip yalan soylemeye bile kimsenin cesaret edemedigi bir insana bunlar viz gelir tiris gider. Pek muhterem Yalcin Kucuk beyfendiye ve degerli okuyucularina basarilar dilemekten baska bir sey gelmiyor elimden. Siz mutlu olun yeterki.
Sevgiyle kalin!
Firdevs
Yazan: Firdevs Tarih: September 30, 2005 4:21 PM
Firdevs hanim,
Kizmak yok.
Soyleyecek sozunuz olsa da olmasa da belli bir adabi tutturabilmelisiniz.
GMKA deyip durdugunuza gore, ya siz yanlis biliyorsunuz ya da ben...
Bahsettiginiz sahsin ismi Mustafa Kemal'dir. Soyadi da Ataturk olmadan once 'Oz' idi.. Sonra 'Ataturk' olsun dediler.
Herhangi bir donemde 'Gazi' diye bir ismi olmadi.
O yuzden, 'Gazi' diye eklemelerde bulunmak icin ugrasmaniz anlamli degil.
Ustelik, --eger Islam'daki anlamini kastediyorsaniz-- 'gazi' sifatini almak isteyip istemedigi bile tartisilir; cunku, malum, kendilerinin Islamla pek gonul bagi yoktu. Nitekim, vefatinda da cenaze namazini kilmagi reddeden Diyanet Isleri Baskani'na istifa ettirtmek gerekmisti.
Yok, 'Gazi Ercel' misali sazanikos baglarini kastediyorsaniz, onu bilemem.
Bu arada, sizin ezberinizde oldugu sekliyle Harbiye Marsini yazmaniz iyi oldu.
Onu da yanlis bildiginizi gorduk.
Son misra "Cehennemler kudursa, ölmez nigahbanıyız" degil, "Cehennemler kudursa, dönmez nigahbanıyız" olacakti...
Ah, ah... Kemalizmi savundugunu soyleyenlerin bu durumlara dusmesi dayanilir gibi degil...
Simdi, sizin yukarida Vural beye --pek de suret-i haktan-- yazdiginiz asagidaki paragrafi
Benim carpittigim ya da yoruma yorum kattigim bir durum yok. Sizde bes dakikaligina da olsa aklinizi imaninizin onune koyup Medine ve Mekke de yasananlari arastirip bir okusaniz cok iyi olur diye dusunuyorum. Bunu basarmamaniz icin hicbir neden yok. Korkmayin inanclarinizda ve imaninizda hicbir eksilme olmaz bundan emin olabilirsiniz. Size herhangi yabanci bir kaynak ta onermiyorum. Kur'an'in butun ayetlerini tek tek okumaniz yeterli olacak. Zaten her sey Kur'an da anlatilmis.
icindeki bazi kelimelerin yerine su anda konuyla alakali olanlarla ikame ederek size takdim ediyorum:
Benim carpittigim ya da yoruma yorum kattigim bir durum yok. Sizde bes dakikaligina da olsa aklinizi imaninizin onune koyup Canakkale ve Ankara'da yasananlari arastirip bir okusaniz cok iyi olur diye dusunuyorum. Bunu basarmamaniz icin hicbir neden yok. Korkmayin inanclarinizda ve imaninizda hicbir eksilme olmaz bundan emin olabilirsiniz. Size herhangi yabanci bir kaynak da onermiyorum. Listesini daha once verdigim kitaplari okumaniz yeterli olacak. Zaten her sey acikca anlatilmis.
Goruyorsunuz...
Kendi nasihatlerinizi kendiniz tutsaniz pekala yeterli olacak.
Ama, onun yerine siz ne yapiyorsunuz?
Bagirip cagirmak...
Yakismiyor.
Ayiptir, ayip... Hem... etrafta coluk cocuk da var... :-)
Sevgiyle 'ince'...
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 30, 2005 8:09 PM
"Kusura bakmayin ama artik cok buyuk gecmis olsun size."
Isin ilginc tarafi, gecmis olsun denilecek olanin ben oldugumu dusunmuyorum...
"Bu ofke ve kininiz nafile."
Ikisini de tasimiyorum.
Dogru olani soylemek ofke ve/veya kin emmaresi degil ki...
Hic bir zaman bir -izmin murtezikasi olmadim.
"Enerjinizi bos yere harcamayin."
Hah.. kuzum siz su yazdigim iki satir icin dikkate deger bir enerji harcadigimi mi saniyorsunuz...
Bunlar 'Midas'in Kulaklari' misali.. bahsi heryerde..
"Kabul edin yenilgiyi."
Ne yenilgisi... kandirilmis olmak bir yenilgi ise, o zaman hali olabilirsiniz; ama, gordugunuz gibi cok surmuyor ;-)
[[Not: MKA tarafindan kandirildigim anlasilmasin. Ben MKA donemine yetismedim. MKA'nin arkasina saklananlari kastediyorum.]]
"Gazi Mustafa Kemal ATATURK buyuk adammis vesselam."
Olabilir... Maalesef bunu Cankaya yokusunda cesedi buluna Fikriye de soyleyecek kadar yasa(ya)madi... Sizce nicin olduruldu bu kadincagiz acaba?
"Bence tek bir hatasi vardi ama onu da size soylemicem."
'Kelleler gidecek, efendiler' deyip bunu butun nufusa uygula(ya)madigi mi :-)
"Saygideger cok muhterem yuce insan Yalcin Kucuk dusunsun bulsun. Cunku kitaplarinda yer almiyor."
Yani, simdi siz o kitaplari okudugunuzu mu soyluyorsunuz...
Cok sasirdim. Yakin zamanda yayinlanmis kitaplari okuyormus intibaini pek vermiyorsunuz...
Gerci, sadece okumak yetmez..
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 30, 2005 8:34 PM
Firdevs Hanımın ile Sayın Müzmin'in Atatürk , Kemalizm eksenli yorumlarının arasına girmiş ve konuyu dağıtmış gibi olacağım ama Firdevs Hanımın yazılarında, Kur'an-ı Kerim'in ve hadislerin yorumlanmasına özellikle vurgu yapması dikkatimi çekti. Aşağıdaki cümleler kendisinin bu sayfadaki ve diğer sayfalardaki yorumlarından alınmıştır.
"Hz.Muhammed'in olumunden sonra bu Medine de inen ayetleri herkes kendine gore yorumlamis ve sonucta binlerce tarikat ve yuzlerce mezhep ortaya cikmistir.
Medine donemine ait ayetler ve hadisler Hz.Muhammed'in vefat'indan sonra farkli farkli yorumlanarak gunumuzde islam binlerce tarikat yuzlerce de mezheplere ayrilmistir. Bu ozelligiyle islam dini ve kutsal kitabi diger dinlere ve kutsal kitaplara nazaran daha fazla yoruma cok acik bir din ozelligi tasimaktadir.
Ayetlerde anlam bulan bazi yasanmis davranislarin gunumuzde uygulanamiyor olmasi Kur'an'in evrensel ve caglar ustu oldugu tezine zarar vermez. Istisnalar kaide'yi bozmaz. Evlat'liginin bosandigi esiyle evlenmek gunumuzde hos karsilanmasada Kur'an ayetlerinin butunlugunu bozmaz.
Kur'an'in evrensel ve caglar ustu olmasi ozelliginden olsa gerek Kur'an'i herkes farkli farkli yorumlayarak binlerce tarikat ve mezhepler ortaya cikmistir.
[Tarikatlar] Hz.Muhammed'in olumunden itibaren islam tarihinin bir gercegidir. Muhammed peygamber'in olumunden hemen sonra yuzlerce mezhep binlerce tarikat ortaya cikmistir ve cikmayada devam etmektedir. Kutsal kitap Kur'an'in diger kutsal kitaplar Tevrat ve Incil'e gore daha cok yoruma acik bir kitap olmasindan dolayi ortaya cikan her mezhep en dogru islam'in kendisi oldugunu, her tarikat ta en dogru islam'i kendilerinin temsil ettigini iddia etmektedir."
Firdevs Hanım, bu konuya vurgu yapmanız yanlıştır ya da söyledikleriniz tümden hatalıdır demeyeceğim elbette. Ama özellikle, üstüne basa basa, ısrarla "yorumlanmıştır" , "yoruma açıktır" deyince siz, bu konuda bir kaç söz etme ihtiyacı duydum. Evet, Kur'an-ı Kerim'in yorumlanabildiği doğrudur. Ama Kur'an-ı Kerim'in tamamen yoruma açık olması gibi bir durum da söz konusu değildir. Yoruma açık olan kısımlarında ise, açık olmakla beraber yine de uyulması gereken kurallar vardır. Bu konuda Diyanet'in görüşünü sordum ve verdikleri cevabı sizlerle paylaşmak isterim:
"Kur'an'da öz olarak insanlığın karşılaşacağı bütün problemlerin çözümüne ışık tutacak ayetler bulunmakla birlikte, her şey Kur'an'da detaylarıyla bildirilmiş değildir. Kur'an-ı Kerim'in ortaya koyduğu hükümler incelendiğinde, görülecektir ki onlardan bir kısmı açık ve nettir (muhkem). Bir kısmı ise bizim açımızdan bu derece açık ve net değildir. Şöyle ki, Kur'an'daki pek çok kelime farklı anlamlar ifade etmektedir. Örneğin, "ayn" lafzı, "göz, pınar, casus, ticaret malı, diz kapağı" gibi bir çok anlama gelmektedir. Yine, Kur'an'da yer alan "Kur'" lafzı, hem "temizlik" hem de "hayız" anlamına gelmektedir. Bu lafızların her birinin, ifade edilen manalara delaleti mümkün olmakla beraber, kastedilen mananın hangisi olduğunu bilmek her zaman mümkün olmamaktadır.Örneğin, namazın kılınması, zekat verilmesi, güç yetirilmesi halinde haccedilmesi Kur'an'da emredilmiştir. Ancak, bu temel ibadetlerin bile nasıl yapılacağı ve miktarı gibi hususlar açıklanmamış, bunlar Hz.Peygamber'in uygulaması ve belirlenmiştir. Ancak, Kur'an'ın bütün ayetlerinin yoruma açık olmadığını da belirtmek gerekir. Yorum için, öncelikle lafzın yorumu kabul etmesi ve yoruma ihtimali bulunması, yine yorumun delile dayanması ve açık bir nassa (ayet ve hadise) ters düşmemesi icap eder.
Bu bilgiler doğrultusunda diyebiliriz ki, ayetlerle Yüce Allah'ın muradının ne olduğunu ortaya koymak üzere, muteber deliler ve ölçüler çerçevesinde, usûlüne uygun şekilde yorum yapılması yadırganacak bir husus olmayıp, aksine kaçınılmaz bir durumdur.
Esasen Kur'an'ın yasakladığı şartlarını taşımayan, heva ve hevesin ürünü olan ve fitne çıkarmak gibi kötü niyetlerle yapılan yorumdur. Nitekim Âl-i İmran Suresinin 7. ayetinde: "O, sana kitabı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir (açık ve nettir), onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir (üstü kapalı,benzer anlamlı). Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındadır" derler. (Bu inceliği) Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar" buyurulmuştur.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; beşeriyete yön veren Kur'an, özünden kopmamak ve belli prensiplere bağlı kalınmak kaydıyla kıyamete kadar yoruma açıktır. "
Görüldüğü üzere, Kur'an-ı Kerim yoruma açıktır ama tamamen de değildir. Konu ile ilgili kaynaklar, müteşabih olan yani yoruma açık olmayan kısımları, Allah'ın sıfatları, kıyametin durumu, Cennet nimetleri, Cehennem azabı vs. diye belirtmektedir. Ayrıca, yoruma açık olanlar için bile bazı ölçütler vardır. "Yüce Allah'ın muradının ne olduğunu ortaya koymak üzere, muteber deliler ve ölçüler çerçevesinde, usûlüne uygun şekilde yorum yapılması" gerekmektedir. Bu ölçülere uymadan yapılan yorumlarda ise ya bilgisizlik ya da kötü niyet var denebilir. Bu yorumlar yüzünden ortaya çıkan tarikat ve mezhepleri de İslam çatısı altında düşünmemek gerek. (Her tarikat ve mezhep zararlı ya da ayrı bir İslam dini diye düşünmek de bence doğru değil. Farklı yorumlar olması, İslam'ın temel prensipleri değişmedikçe bölünme ya da tamamen birbirinden kopma diye de adlandırılmamalı.) İslam'ın temel ve tartışılmaz prensiplerine ters düşen oluşumlar, Kur'an-ı Kerim'in yorumlanabiliyor olmasından değil, insanların bilgisizlikleri ya da kötü niyetleri sebepleri ile yapmış oldukları hatalı ya da kasıtlı yorumlar yüzündendir. Yorumlanabiliyor olması ile bu zararlı oluşumlar arasında doğrudan bağlantı olduğunu söylemek doğru değil diye düşünüyorum. "Yorumlanabiliyor olmasından" sonra zararlı oluşumlara varana kadar, araya derin ve çeşitli sebepler girmekte. Sizin kurduğunuz bu doğrusal bağlantı , "Kur'an-ı Kerim'in yorumlanabiliyor olması tek başına şu anda gördüğümüz kötü ve zararlı herşeyin sebebidir" gibi bir düşünceye çıkıyor. Bu da diğer sebepleri daha baştan yok saymak, hatta başka sebep var mı diye düşünmeyi bile engellemek anlamına geliyor. Bu noktada mantık hatası olduğunu ve görüşümüzü daralttığımız izlemini edindim açıkcası.
Sonuç olarak, evet, Kur'an-ı Kerim yoruma açıktır ve herşey de Kuran'da tam açıklıkla anlatılmamıştır. Ama açık olan noktalarda , hadis, kıyas(benzetme yolu aynı hükme tabi kılma) ve icma (var olan bir hükmün yorumlanması) devreye girmektedir. Böylece açık ve net olmayan konular açıklığa kavuşturulmaktadır. Herşeyi Kuran'da bulma çabası içinde olunmamalı, Kuran'da yazmıyor diyerek karşı çıkmadan önce, diğer bilgilere de başvurulmalı. Tabii ki bu söylediklerim müslümanlar için geçerli.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 30, 2005 11:35 PM
Esra Hanım'ın içtenliği, nezaketi, alçakgönüllülüğü, olgunluğu ile kıymetli Muzmin Anonim'in yüksek zekası, külyutmazlığı, antidogmatizmi karşı karşıya gelince ortaya çıkan polemik ne kadar güzel, kaliteli, (kısmen de olsa) doyurucu, "izlemesi" zevkli oluyor! İki "şey" canımızı sıkıyor yalnız: Bir, (sonradan zuhur eden "Dr"u ile) Firdevs takma adlı, düşünce ve ifade noksanlı (özürlü deyince hakaret oluyormuş, öyle demiyorum zinhar, site sahibi kızdı bana!) bey'in IQ-skalamızı allak bullak eden hali; bir de Muzmin Anonim'in her ne kadar tabu ve dogma karşıtlığının doğal sonucu olduğunu kabul etmemizi ima ediyorsa bile yine de dışavurmaktan kendini alıkoyamadığı şiddetli MKA nefretinin ifade tarzına ve tonuna yansıyan aleniyeti... Ah, vaktim olsa da ben de ucundan katılabilsem bu konulara, ateizmin ve agnostisizmin gerekli, önemli ve değerli yaşanmışlığından geçmiş bir deist ve asla ve kat'a Kemalist/Atatürkçü olmadığı, bunca ilkel, bıktırıcı palavra/ dayatma/ dezenformasyon/ mistifikasyon/ ululaştırma/ tapındırma salvosuna rağmen MKA'ü anlama, onunla empati kurma çabasını gerekli bulan biri olarak...
Yazan: Metin Tarih: December 27, 2005 3:59 PM
Merhaba,
Tek tanrili dinleri ve onlarin tabularını anlamak için,önce insanlığın yaşamış olduğu diğer çok tanrılı dinleri iyi bilmek gerekir.İbrani dinlerini anlamak için, "yıldız dinini" çok iyi araştırmak gerekir.İslami incelerken, hz.İbrahim'
in getirmiş olduğu "hanif ve haniflik" anlayışını
tetkik etmeliyiz.Tüm İbrani dinlerinin kaynağı "yıldız dini" dir. Yıldız dini salikleri,
bu sistemi kurmuşlardır.Herşey 7 ve 12 rakamlarına
dayalıdır.İnsanın atası,o günün dünyasında çıplak gözle içinde yaşadığımız galaksi siistemindeki 7 buyuk yıldızı örmüş ve dünyanın kendi etrafındaki her bir devinmesi hareketine bu yıldızların adını vermiştir.Pazar=Güneş günü,Pazartesi=ay günü..bu jupitere kadar gider.Ve her şeyi,yeri,gökyüzünü,
güya cenneti-cehennemi hep bu yizdizlarla ilişkilendirmişler ve her şeyi 7 katli olarak düşünmüşlerdir.Yine içinde yaşadığımız galaksi sisteminde 12 tane olan küme yıldızlarını görmüşler ve aylarıda bu yıldızlara izafe ederek mevsimleri bulmuşlardır.7 +12= 19 sayısı islamda cehennem meleklerini temsil eeder:-) Ama bugünkü dünyamızda artık içinde yaşadığımız galaksi sisteminde 7 yıldız 11 yıldıza çıkmıştır..Sadece Jupiterin 3 tane uydusu olduğu keşfedilmiştir..ve bu şu demektir: Bu yıldiz dini sistemine dayali din anlayışı tümden çökmüştür.Bu din anlayaşinda
öngörülen "ilah" -yaratıcı- anlayışı, "yıldız dini
deki baş ilah "Ra" nın ta kendisidir.Ve "erkeksi" bir ilahi temsil eder.Binlerce yıl insanlık bu baş tanrı "Ra" için "kare planlı dikdörtgen" mabetler inşaa etti.Sonra,ay tanrıcası içinde "yatık dikdörtgen" mabetler inşa etti.Dünya yüzünde bunlar daha çok,orta ve yakın doğuda kendini gösterdi.Özellikle "fenike"(Lübnan) çoğrafyası ve
onun çevresinde..Hiç bir günden bir güne olsun düşündünüz mü acaba, camiinin kubbesinde,yada minarenin tepesinde duran" alem" denen o sembolun nerden gelipte "islama " girdiğini?? iyi bakın, en üstte "hilal" yani ay tanrıca, ve onun altında sıra ile 3 lü- 5 li veya 7 li yuvarlaklar göreceksiniz.. "hilalin" ilah-yaratıcı ile ne ilgisi varki, bu ibrani dinine girmiş ve islamın tepesinde dikiliyor? Ve hergün, yaratıcıya -allaha-tanrıya-ilaha tapındıklarını sanan bu yıldız dininin -o günkü şartlarında muhammed tarafından yeniden yorumlanan - uzantısı "hanif ve haniflik" anlayışının yeni "sürümü" islam inanırları acaba "ay sembolünün" gölgesinde neye tapındıkalrının bilincindelermi? İlahi,yaratıcıyı,adam ile havva mavalında, iblis ile karşı karşıya getirip, konuşturan ve sonrada,iblisin hakkından gelemeyip huzurundan def etmek durmunda kalmış gibi gösteren bir din anlayışındaki ilah çok aciz yaratıcı anlayışına işaret ediyor,tabii bunu okuyan ve "akli" ile anlayan insanlar için bu böyledir.Yoksa,kör inaçla okuyan zaten bunu anlayamaz ve İlahi,ya ibranice yada arapça konuşmuş bir yaratıcı olarak milliyetci, erkek sever,bir konumda gösterdiklerininde farkında olmadan yaşar giderler.Bu maval 4 ana elementle başlar,ateş-su-
toprak ve hava..Yani ibrani dinlerindeki al-lah(= il-lah,el-lah) anlayışına göre, yaratıcının 4 baş meleği :-) ezra-il,mika-il,israf-il ve cebra-il.( il ) sözcüğü ilahtan gelir..Allah aleyhiselam, ezrail aleyhiselam gibi..İlah tektir ve birdir.ondan başka tapınılacak yoktur.yaptığınız her işi ilah adına yapın.ve kusurlu-kesirli yapmayın,ve tekil=eril sayılarla yapın:-)))))))) tekil=eril,erilde erkekliği temsil eder. kusurlu kesirli sayılar ( ay tanrıcası) dişi=dişil sayıları temsil eder.Bu konuda söylenecek çok söz vardır.Ama insanların çogu, okumuşda olsalar,yani doktor,hukukcu, vs. din ve dinler tarihini,insanliğin yaşamış olduğu din olgusunu incelemedikleri için bu mavala inanmaya devam ederler.Ama din bilginlerinin hemen hemen tamamı bu mavali bilmelerine ragmen,"sürüyü" "gütmek adına",kendilerinden öncekilerin yaptiği gibi yeni yeni "inciler" eklemektende geri kalmazlar..Bu durumda ne yazik ki, insan yaşamının gerceği. İnsanın yaptık-
larına ,onun davranış tarzına bakarak,yaratıcıyı, bir yaratılmışın yardımı ile iş görür kerteye indiren-indirgeyen insan akli,aslinda kendini
"yaratıcı" ile "eş değerde" görme isteğinde olmaktan başka hiçbir şey yapmamıştır.Eğer Yaratıcı,sonradan konuşmuş ise ve kendine,-kendi yarattığı ve üstüne üstlük,yaratırken hiçbir yaratılmışın yardımı istemediği- insandan araci-
elçiler edenmek durumunda vede konumnda kalmış ne yazıkm ki,bu ilah çok aciz bir duruma düşmektedir ve buda yaratıcının yüceliği ile asla bagdaşmaz..Yani işin açığı bu dinlerin savunduğu Tanrı-Allah-İlah-yaratıcı anlayışı tümden sakattır-yanlıştır.Bu din anlayışıda insanlık aklının her gecen gün ilerlemesi sonucu hızla dinsel tarihin çöplüğüne doğru yol almaktadır.INSANLIK -ELBET BIRGUN GELECEK- "AKIL TANRISINA" KAVUŞACAK VE KURTULACAKTIR.. SAYGILARIMLA..
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
ÜSTTEKİ İDDİALAR TÜMÜYLE YANLIŞTIR. İSLAMİ KAVRAMLARI PAGAN ÖĞRETİLERE BENZETMEK İÇİN YAPILMIŞ ZORAKİ VE YÜZEYSEL YORUMLARDIR. ÖRNEĞİN "AY TANRISI" ŞEKLİNDEKİ ZIRVANIN GEÇERSİZLİĞİ İÇİN BKZ:
http://www.kurandaceliskiyoktur.com/?page_id=10
ÜSTTEKİ İDDİALARIN SAHİBİ OLAN YORUMCUNUN "AKIL TANRISI" DİYE HAYALİ BİR VARLIĞA İNANAN BİR PAGAN OLUŞU DA, YORUMLARININ OBJEKTİF DEĞİL İDEOLOJİK OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR
Yazan: Oguzhan Karacoban Tarih: April 2, 2006 12:14 AM
Başta Mustafa Akyol’u tebrik ederim.Böyle bir görevi algılama ve fiiliyata koyabilmek için maddi ve bilhassa manevi epey bir şey olmak gerekir.Nedeni ise bu bölümdeki yazıları okuduğumda sitedeki fikri teatilerin ne kadar önemli olduğunu,gerçek bilinci yakalamada ne kadar büyük bir değer ifade ettiğini gözler önüne bir defa daha sermiştir.
Kendimce bende çok şey,çok konu anlatmak isterdim ama kendimce bir şeyler yazacağım.
Enerji mikrodan makroya doğru kendi iç aleminde evrim yaparken bir öze rastladı.Bunun ne olduğu bilme kaygısı ile büyük macerası başladı Artık evrim için maddeye dönebilirdi.Böylelikle üç bilgiyi almış oldu..
1- Rabbini bileceksin
2- Kendini bileceksin
3- Tekamül edeceksin
Her mikro enerjinin genlerinde olan bu üç bilgi ile insan boyutuna evrim yoluyla gelebilme başarısını daha önce gerçekleştiren enerji,yapısı ile murat edilen en müteal duruma gelirken gök bilgilerini almaya ve bunun evrimini yapmaya başladı.
“Ben insanı evrenlere halife yarattım” sözü enerjinin insan safhasındaki yetiştirilme ve hazırlanma safhasıdır.İlk önce tesirlerle programlar uygulanmış.İstenilen netice hasıl olmayınca kutsal kitaplar uygulamaya konmuş ve neticeler alınmaya başlayınca uzak şark dinleri ,Zebur,Tevrat,İncil ve Kur’an ile çok hızlı evrim programı bir nedenden dolayı devreye konmuştur.Bunun yeryüzündeki sembolik anlatımı piramitlerdir.Dört yüzü sıra ile dinleri ortasından tabana inen çizgide Kur’anı ve İslamiyeti ifade eder. Aslında din denilen kavram ile İlim denilen kavram bir bütündür.Cahillik ve bilgisizlik her şeyi birbirine karıştırmıştır.
Bir varlık şayet genlerine hırsızlıkla ilgili bir bilinç kotlaması yapmış ise siz ona hırsızlık yaptıramazsınız.Her şey yaşanarak bilincine varılır.Eroin kullanan bir insana sigara bırakma usulü uygulayamayacağınız gibi,eroin müptelası olanında başkalarını kendi usulünce hayatla mücadele etmesini isteyemez…Altından kalkılamadığı için”Para ile imanın kimde olduğu bilinmez”denir. Halbuki herkes kendini bilir.Mühim olan eldeki ölçüyü iyi anlamaktır.Geçmiş yaşamlarında senin geçmen gereken yolları geçip ilme dalmış,artık evreni anlamaya çalışan birini kendi yoluna çekmen en büyük cahilliktir.En doğru yol kendini görmek,kendini bilmektir.
Eğer bir şeyin üzerinde duruyorsan daha genlerinde kotlanmış değildir.Aynı şeydeki farklı fikirler ,düşünceler ve hallerin sebebi genlere kotlanma yolundaki merhalelerdir.
Selam ve sevgiler.
Yazan: orhan yarat Tarih: September 15, 2006 4:31 PM
Sayın Akyol; size sadece bir soru sormak isterim Irak'ı işgal eden ABD yede terörist devlet dermisiniz?
Saygılar
Muhammed Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: September 15, 2006 8:46 PM
Tebrikler.Bir ara sitenizi yine ziyaret etmiş, okumaya başlamıştım makalelerinizi.Şimdi 2005 tarihli bir yazıya yorum yazacağım ama olsun.Çağın gereklerine göre hareket etmek,bir ayağımız sabitelerde diğer ayağımızla tüm dünyayı dolaşarak hareket etmek ilkesine sadakattır esas olan. Bu arada bazı yorumcular illa neden kendi bildikleri, bekledikleri şekilde yazıları okurlar anlamış değilim!!Zira siz tekrar vurguluyorsunuz: İslam'ı öyle bir yerlere sıkıştırma diye bir derdim yok. Ilımlı İslam diye bir şeyi de savunmuyorum. Hayatın her alanında inancımızın gereklerini yerine getirerek bir şeyler kurmak gerekir mealinde ama işte anlayan olsa bir de
Yazan: Media Warning Tarih: September 18, 2006 4:44 PM
mustafa bey size bir sorum olacak.
sizde cevaplayın
bakalım siz nasıl iman etmişsiniz..
gerçekten aklimi yoksa naklimi.
siz araştırmadan bir kiteyi kötülüyorsunuz..
oysa sizin çok iyi bilmeniz gereken bir şey var.
oda. Allah {cc} hu şöyle dedi...
{ eğer bir fasık size bir haber getirirse onu etraflıca araştırın }
sizden sadece insanın tanımını yapmanızı isterim
bakalım siz insanın tanımında neyi çıkartacaksınız...
haydi kolay gelsin..
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
SORUNUZU TAM ANLADIĞIMDAN EMİN DEĞİLİM. FASIKTAN HABER GELMESİYLE İLGİLİ AYETİ BİLİYORUM. "İNSANIN TANIMI"NI SORUYOR İSENİZ, İNSANLAR (VE CİNLER) ALLAH'A KULLUK ETMEK İÇİN YARATILMIŞTIR.
MUHAMMED BEY'İN YORUMUNU DA DİKKATE ALARAK ŞUNU SÖYLEYEYİM: BEN SEYYİD KUTUB'U VEYA MEVDUDİ'Yİ ELEŞTİRİRKEN, BU İNSANLARIN SAMİMİYETİNE DAİR BİR SUÇLAMA GETİRMİYORUM. DOĞRU BİLDİKLERİ YOLDA UĞRAŞMIŞ, BÜYÜK MÜCADELE VERMİŞ DAVA ADAMLARIDIR. ANCAK OLUŞTURDUKLARI İSLAMİ DÜŞÜNCENİN, İÇİNDE BULUNDUKLARI ŞARTLARIN BAZILARINDAN OLUMSUZ ETKİLENDİĞİNİ, ÇATIŞMACI VE OTORİTER BİR MODEL GELİŞTİRDİKLERİNİ DÜŞÜNÜYORUM.
DİYEBİLİRSİNİZ Kİ "HERKES ŞARTLARDAN ETKİLENİYOR." DOĞRU. BU KAÇINILMAZ. BEN DE BUGÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE İSLAM'IN EN DOĞRU YORUMU NEDİR, BUNU ANLAMAYA VE SAVUNMAYA GAYRET EDİYORUM.
DOĞRUSUNU BİLEN ALLAH'TIR.
SELAM VE SAYGILAR,
MUSTAFA AKYOL
Yazan: hamza Tarih: October 1, 2006 5:21 PM
aşagdaki sitelerden Hizb-ut Tahrir'in net görüşlerini öğrenebilirsiniz
www.islamdevleti.org
www.kokludegisim.com
www.hilafet.com
www.turkiye-vilayeti.org
Yazan: cemil Tarih: December 29, 2006 12:41 PM
Sayın mustafa akyol ben baş örtüsü sorunundan dolayı okuyamamış bir müslümanım. Müslümanların sorunlarını tek tek çözmek yerine bu sorunların hepsini cevaplayacak tek çare islami hayatın tekrar başlamasıdır.
Sizin için rasulde güzel örnekler vardır. diyen Allahu Teala rasulu örnek almamızı emrediyor. bizimde sorunlarımı çözmek isterken ona başvurmamız gerekmezmi?? peki rasul bataklıktaki sinekleri tek tekmi öldürdü yoksa bataklığımı kuruttu?? bu ayrımı iyi yapmanızı ve rasulun metodunu hayatınıza düstur edinmenizi bir mümin kardeşiniz olarak size hatırlatıyoruz.
Yazan: ayşenur Tarih: March 10, 2007 12:10 PM
Ayşenur başörtüsü ile ilgili diğer başlığı da takip eder misin ?
Yazan: knz Tarih: March 11, 2007 6:56 AM
BENCE HERKES KENDİ DİNİ SORUMLULUĞUNU BİLMELİDİR HERKES CAHİL DEĞİLDİR DİNİ SORUNLSR HERKESİ İLGİLENDİRMEZ
Yazan: NAZLI Tarih: March 19, 2007 8:10 PM
Sayın Mustafa Bey'den ricam işte ustalığını gösterdiği ve gerçekten toplumda ve radikal kesimlerde etkisi olabilecek bu tip konulara yönelsin. Gerçekten de Dinimizde siyasi amaçlarla sivillerle bir çatışma yoktur. Hiçbir Peygamberin hayatında da bu olmamıştır. Bıraksın şu çılgınlaştırılmış piyonlaştırılmış kürtçülük söylemlerini.
Yazan: Özcan Çepni Tarih: April 3, 2007 7:23 PM
Sayın Akyol,
Kapitalizm ve küresel liberalist ekonomilerin
uygulandığı hiçbir yerde, hiçbir dinden söz edilemez. O şarap, viski içen çocuklar, kapitalizmi, serbest piyasayı savunanlardan tabii ki daha yakındırlar Allah'a.. Alkol insanın kendisine ve olsa olsa çok yakın çevresine zarar verir, ama bu kapitalizm ne aile bırakır, ne toplum, ne de insan. Ancak böyle dinle sömürüyü bağdaştırmaya çalışan yazarları, hoca efendileri zengin eder, o kadar...
Yazan: Melahat Tarih: January 18, 2008 6:29 PM
Yukarıda bir yorumcu Hz. Muhammed'in (a.s.) siyasî ve askerî liderlik de eden ilk peygamber olduğunu yazmış, sonra da diğer birkaç kişi bunu onaylamış. Bu arkadaşlar günümüzün tahrif edilmiş Kitâb-ı Mukaddes'inde, elbette özellikle onun Tevrat kısmında yer alan peygamber öykülerinden tamamen habersizler herhâlde. Yahudi ve Hıristiyanların kutsal metinlerine göre başta Hz. Musa olmak üzere pek çok İsrâil peygamberi ya bizzat devlet hükümdarıydı , bir kısmı da zamanın hükümdarının yönetimine ruhânî rehberlik etti (meselâ daha sonra Yahudilerin içindeki Tektanrıcılık karşıtı kliğin işkence ettiği ve öldürdüğü Hz. Yeremya).
Hatta Yasa'nın Tekrarı (Deuteronomy) bölümünde Hz. Musa'ya bir "kılıçlı peygamber" olarak korkunç uygulamalar atfedilir. Buna göre Hz. Musa defalarca halkına düşmanlarının çocuklarını, hayvanlarını, bebeklerini, hastalarını, yaşlılarını, bakire olmayan bütün kadınlarını vd acımadan katletmelerini emretmiş. Hâşâ biz Hz. Musa'nın aynı Hz. Muhammed gibi bir siyasî ve askerî yönetici olduğunu biliyoruz; ama muharref Tevrat'ın teşvik ettiği bu ayırımsız şiddeti aslında Hz. Musa'nın işlemediğine, daha sonra Tevrat'ı bozan bazı Yahudilerin ona bu katliamcılığı atfettiklerine inanıyoruz. Hz. Musa da Hz. Muhammed (a.s.) gibi merhametli bir siyasî liderdi, çünkü o da bir peygamberdi.
Ah keşke insanlar dine karşı eksik bilgi ve önyargıya dayalı yıkıcı tutumlarının ne kadar yanlış olduğunu anlasalar. Hakikati, önkabullerine uydurmaya çalışmak yerine, olduğu gibi keşfetmeye çalışsalar.
Dipnot: Burada ismini andığım bütün peygamberlere salât ve selâm olsun.
Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: July 16, 2008 9:49 PM
Sevgili mustafa bey,ne guzel de yazmissinz,ayetleri.sizide goren din alimi sanneder.on bilgileriniz yanlis oldugu zaman verecegin hukumde yansil olur otamatikman.
Siz hizbu tahriri elestiriyorsunuz,kisilerin konusmazini ve hallerini anlatiyorsunuz.
Eger siz samimi iseniz o zaman kisilerin degil hizbin fikri bu konuda ne diyor diye ona bakmalisiniz.eger orda bir hata varsa onu deliline binaen hatirlatirsiniz kardeslerimize.
Kisiler hata yapabilir peygamberler haricinde.ama ne yazik bu gun kisiler kisileri ornek aliyor.halbuki bizden ornek almamiz muhammed mustafa sas isteniyor.
size verilmis olan site isimlerinden dogruya ulasabilirsiniz isterseniz.iyi gunler.
Yazan: HUSEYIN SASMAZ Tarih: August 10, 2008 3:00 PM
" Çünkü Kuran'da ekonomi, siyaset ve toplum alanlarını tarif eden detaylı sistemler yok. "
Allah Allah sahi yok mu...? Hani Allah her şeyi biliyordu? Hani ya hayattan ekonomiyi, siyaseti ve toplumu çıkarırsanız geriye de ne kalır anlamadım ki? Çok samimiyim hani allah bunlar hakkında bir şey demiyorsa putlardan ne farkı kalır?? Bir taşa bile sırf ruhani duygularla olabildiğine güçlü tapa bilirsiniz ki tapılıyordu da. Allah neden ilk anda Hz.Muhammed'i yahudiler yerine araplara gönderdi ki toplumsal anlamda daha kötü durumda olduklarından değil mi hani hep söylendiği üzre kız çocuklarını diri diri toprağa gömdükleriden değil mi?
Ben kendi adıma kimse kusura bakmasın ama inanmıyorum İsalama da diğer dinlere de ama bence işin özünü anlıyorum. Boşuna değil ki bütün dinler her zaman zulm edenlere karşı ve büyük zulumlerle karşılaşarak çıkmışlardır. Ama bana öyle geliyor ki Allah, Allahsa eğer zulm edenlerin karşısında ve zulm görenlerin yanındadır. Öyle umuyorum...
Yazan: selo Tarih: June 7, 2009 7:48 PM
Sayın Mustafa Akyol,
Konuyu çok iyi bir derecede deruhte edip aktarmışsınız.Yazınıza yapılan bazı eleştirisel yorumları okuduğumuzda hayret ediyoruz doğrusu.Yazınız bu kadar sarih olmasına rağmen farklı anlamlar yüklenilerek başka taraflara çekilmesini sadece yorum yapmış olmak dürtüsü ile ele alındığını düşünüyoruz.
Muzmin Bey'in,
"Yazinizdan benim cikardigim, anafikriniz veya anahedefiniz, etliye sutluye karismayan bir Islam arzunuz oldugu..." Yazıyı okuyarak çıkardığı bu sonuç aklımıza şu soruyu getirdi birden,
Acaba Muzmin Bey'le aynı makaleyimi okuduk?
Aynı makaleyi okuduysak ozaman bu sonuç nasıl çıkarılabiliyor?
Eleştirilerin de yapıcı olması taraftarıyım doğrusu.
Yazan: Zinde Kartal Tarih: June 30, 2009 2:09 AM