« Tercüman Gazetesi'nin Akyol ile Röportajı | Ana Sayfa | SkyTurk TV'deki Akıllı Tasarım Programı »

August 29, 2005

Materyalizmin Sonunun Başlangıcı

[29 Ağustos 2005 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı]

Cevdet.jpgGeçenlerde Abdullah Cevdet'in ismini taşıyan bir sokağa Meclis kararıyla yeni bir ad verilince, medyamız bu "Osmanlı aydını"nı yeniden hatırladı. Hatıra gelen en önemli şey de Abdullah Cevdet'e atfedilen "bu milleti adam etmek için Batı’dan damızlık erkek getirmek gerek” lafıydı.

Abdullah Cevdet'in tam olarak böyle deyip demediğini bilmiyorum. Ama aslında bundan daha da önemli bir şey söylemiş, daha doğrusu ileri sürmüştü: Cevdet'e göre, Osmanlı'nın gerilemesinin sorumlusu din, kurtuluşunun yolu ise bilimdi.

Sadece Abdullah Cevdet değil, Osmanlı'nın son devrindeki diğer pek çok Batılılaşmış "aydın" da böyle düşündü. "Dinin toplumsal gelişmenin en büyük engeli olduğuna ve yerini bilime bırakması gerektiğine" inandı. Dahası bu fikri haleflerine miras bıraktılar. Tek Parti döneminin Halkevleri'nde veya Köy Enstitüleri'nde verilen "eğitim"in temelinde de, sözkonu din-bilim çatışması teması yatıyordu. Aynı tema sonraki devirlerde bir yandan Marksist sol, bir yandan da Jakoben elit tarafından ayakta tutuldu.

Bugün de Türkiye'de din hakkında yürütülen tartışmaların bir tarafının zihninde hala aynı şablon var. Bu tartışmalar genellikle başörtü yasağı veya imam-hatip fobisi gibi yüzeysel "cephe"ler üzerinde yürüyor. Ama derine inilince, "cephe"nin bir tarafında, ikide bir bilimin yol göstericiliğinden söz eden ve dinin temel inançlarını "bilime aykırı" bulanların var olduğu açıkça görülebiliyor.

* * *

Durum bu... Peki, bu durumda Müslümanlar ne yapmalı?

Önce şunu tespit edelim: Bu durum karşısında "efendim, din-bilim çatışması denen şey Batı'nın meselesidir, Katolik Kilisesi'nin marifetidir, bizi ilgilendirmez" demek yeterli değil. Çünkü din-bilim çatışmasından söz edip duranlar, her ne kadar lafa çoğu kez Kilise-Galileo çatışması hikayesinden girseler de, aslında genel olarak tüm İlahi dinlerin bilimle çatıştığını düşünüyorlar.

Çünkü onlara göre, bu dinlerin en temel inancı olan Yaratılış, yani "Allah vardır, evreni ve canlıları O yaratmıştır" cümlesi bilime aykırı... Bilimin, Yaratılış'ı reddeden materyalist felsefeyi doğruladığını sanıyorlar.

Dolayısıyla, yüz küsür yıldır Abdullah Cevdetler doğuran kaynakla yüzleşmek için, başka her şeyden çok materyalist felsefeyle hesaplaşmak gerekiyor.

Materyalist felsefeyle hesaplaşmak ise, "materyalizm dinimize aykırıdır" demekle olmaz tabi. Çünkü materyalist olanlar zaten bu aykırılığın gayet iyi farkındalar ve zaten onun için dini "boş inanç" sayıyorlar.

Hesaplaşma ancak, materyalizmi, kendi kabul ettiği kıstasa göre yargılamakla olabilir.

Yani gereken, materyalizme bilim yoluyla meydan okumaktır.


* * *

Denebilir ki, bu zor bir iş ve neresinden başlayalım...

Bu soruyu soracak olanlara iyi bir haber var: Son 15 yıldır materyalizme bilim yoluyla zaten meydan okunuyor. Hem de beşiği olan Batı medeniyetinin tam merkezinde.

90'lı yılların başlarında itibaren bir grup Batılı bilim adamı, materyalizmi ve özellikle de onun en önemli dayanağı olan Darwinizm'i sorguluyor. Evreni ve canlılığı rastlantıların ve amaçsız doğal güçlerin ürünü sayan bu iki "izm"e karşı, tüm bunlarda aslında bir "Tasarım"ın izleri olduğunu gösteren kanıtlar ortaya koyuyorlar. "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi çerçevesinde, biyokimyasal mekanizmalara, canlıların vücutlarına, fosillerin mesajına ya da astrofiziğin bulgularına dayanarak, "evren ve yaşam rastlantıların ürünü olamaz, yaratılmıştır" diyorlar.

Son aylarda Türkiye'de de gündeme gelen Akıllı Tasarım teorisinin bilimsel merkezi konumundaki Discovery Enstitüsü, ünlü "Wedge Document"da amacını şöyle özetlemiş:

"Bilimsel materyalizmi, tüm yıkıcı ahlaki, kültürel ve siyasi miraslarıyla birlikte yenmek; materyalist teorilerin yerine, doğanın ve insanların Allah tarafından yaratıldığını öngören Teistik anlayışı yerleştirmek."

Ve teori amacına emin adımlarla ilerliyor. Yüzlerce bilim adamı tarafından destekleniyor. ABD'nin bazı eyaletlerinde Darwinizm'e alternatif olarak ders kitaplarına girmeye başladı. O kadar güçlü ki, dünyanın en ünlü ateist düşünürlerinden biri olan İngiliz felsefeci Anthony Flew'ün bile "ateizmi terk ediyor ve kabul ediyorum ki bir Yaratıcı vardır" demesine neden oldu.

Akıllı Tasarım teorisinin en önemli yönü ise, karşı tarafın, yani materyalistlerin aksine, bilimin tanımı üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaması. O taraf "bilim materyalizme dayanmak zorundadır" diyor. Ama Akıllı Tasarımcılar "bilimi özgür bırakalım, objektif kılalım" diyorlar sadece. Materyalizmi yıkmak için o kadarı yetiyor zaten.

Çünkü zaten aslında bilim materyalizmi hiç bir zaman onaylamamış, ama materyalizm onun üzerine empoze edilmişti. Şimdi ise bu yanılgıyı çözmenin zamanı geldi.

Ve çözülen, sadece Batılı değil aynı zamanda yerli materyalistlerin, Abdullah Cevdet ve benzerlerinin "dünya görüşü" olacak.

Az şey değil bu...

Akıllı Tasarım'ı izlemeye devam edin...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 29, 2005 2:23 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Osmanlı'nın son dönemlerinde böyle bir ikilem yaşandığı ve köy enstitülerinde de benzeri bir endoktrinasyonun yapıldığı herkesin malumu.

Ancak varlığın maddeden ibaret olduğunu ispat adına konuya Darwinizm merkezli yaklaşmak 'yeterli değil' diye düşünüyorum.

Sayın Akyol da zaten yazısını da bu karşıtlık üzerine bina etmemiş, ancak Darwinizm'in çürütülmesi materyalizmin bir darbe alacağı anlamına gelse de, bu fikrin ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

I.D. hareketi kainatın tesadüfen bugünkü haline gelmesinin söz konusu olmadığını, aksine detaylı bir şekilde tasarlanmış olduğunu iddia ediyor.

Bu, her ne kadar 'madde ötesi' bir yaratıcıya işaret eden bir yaklaşım da olsa, bunları materyalist bir paradigmayla açıklamak da mümkün.

I.D. hareketinin Darwinizm ve evrendeki tesadüf konseptlerine karşı ciddi argümanlar ortaya koyduğu bir gerçek.

Ama materyalizme karşı ciddi bir şey söylediğini ben duymadım.

Bunun en büyük nedeni de, kurucularının inançlı insanlar da olsa Hristiyan kökenli olmaları.

İleride kabbalist yahudiler ve sufist müslümanlar da harekete katkıda bulunur ve gerekli açılımı sağlarlarsa durum değişebilir tabii.

Yazan: derinsular Tarih: August 29, 2005 3:06 PM

Abdullah Cevdet'in ismini verdiği sokağın adının değiştirilmesine bir kısım insanların verdikleri tepki şu şekildeydi:Abdullah Cevdet bir çok cumhuriyet inkılabının fikir babasıdır.Atatürk'ten de önce latin alfabesine geçmeyi ve hilafetin kaldırılmasını savunmuştur.Laik düşüncenin de şekillendiricilerindendir.Gelmek istediğim konu şu.Yani bir insanı yargılarken dikkat edilmesi gereken husus şu olmalı:Atatürk'ü etkilemişmi, etkilemememiş mi.Veya daha açık bir ifadeyle Atatürk onu seviyormuydu sevmiyormuydu.Atatürk'ün tek adam mantığının empoze edilmesine alışmıştık da, felsefi bir tartışma olması gereken bir konuyu Atatürk'le ilişkilendirebilmeyi başarabilenlere ilk defa bu kadar net rastladım.

Abdullah Cevdet pozitivist düşüncenin türkiyede kökleşmesinde rol oynayanlardan.ilerleme dinle olmaz dinsiz olur diyen ve felsefesi gereği dindışı uygulamalarla kalkınabileceğini savunanlardandır.Çanakkale savaşı için "medeniyet kapımıza kadar geldi biz geri teptik" dediği de söylenir.Bunu söyledimi tabi kanıtlayamayız ama düşünce bütünlüğü bu yönde olan bir insan.materyalizmi ve pozitivizmi ırkçılığı zorlayacak kadar(ırkçılık da materyalist bilimselliğe çok önem verir) şiddetle savunmuştur.
Kısaca söyleyeceğim Abdullah Cevdet'i felsefi olarak tartışırız ama Atatürk'ü tartışmaya sokmanın anlamı ne anlayamıyorum.

Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: August 29, 2005 4:15 PM

Konu Abdullah Cevdet ve jön türk mantalitesi olunca, bir kaç yıl önce hazırladığım bir yazıynın bir kısmını buraya aktarmak istiyorum.


19. yüzyılın sonlarıdır… İstanbul’da, bir taraftan Osmanlı’nın en önemli eğitim kurumu Mekteb-i Tıbbiye’de, ateist Baron d’Holbach’ın kitapları okunuyor, ezberleniyor; diğer taraftan ise, Servet-i Fünûn şairi Tevfik Fikret, şiirlerinde aklı ve bilimi yüceltiyordu…

Batılı bir araştırmacı olan MacFarlane, Mekteb-i Tıbbiye’de bir toplantıya katılmıştır… Bu toplantıda gördükleri kendisini çok şaşırtır… Aynen şunları yazar:

“Doktorlara ve Türk asistanlarına ayrılan mükemmel döşenmiş bir salona davet edilmiştim. Kanepenin üzerinde bir kitap vardı. Alıp baktım. Bu da, Baron d’Holbach’ın dinsizlik kitabı olan ‘Systeme de la Nature’un en son Paris baskısı idi. Kitabın çok okunmakta olduğunu, sayfalarından bir çok parçalarının işaretlenmiş olmasından anladım. Bu parçalar özellikle Tanrı’nın varlığına inanmanın saçmalığını, ruhun ölmezliği inancının imkânsızlığını matematikle gösteren parçalardı. Kitabı yerine koyarken Türk doktorlarından biri yanıma geldi. Fransızca olarak şunları söyledi: “C’est un grand ouvrage! C’est un grand Philosophe! İl a toujours reison!” (Bu büyük bir filozoftur! Bu büyük bir filozofun eseridir! O daima haklıdır!)

19. yüzyıl Osmanlı’sında, Batılılaşma yolunda acil tedbirlere girişilir..

Dr. Bernard, 1838’de Mekteb-i Tıbbiye (Tıphane)’ye getirilir. Böylece, Fransızca eğitim ve öğretim kuvvetlendirilir. 1789 Fransız Devrimi’ni hazırlayan materyalist filozofların tüm kitapları burada okutulur.

“Aklın, o büyük sâhirin i’cazı önünde

Batıl geçecek yerlere hüsranla, inandım

...

Bir gün yapacak fen, şu siyah toprağı altın

Her şey olacak kudret-i irfanla… inandım.”

Yukarıdaki mısralar ise, bilimciliğin ve pozitivizmin Türkiye’deki en çok tanınan temsilcilerinden Tevfik Fikret’e ait.

Şiirinde, aklı ve bilimi, her şeye kaadir bir dereceye yükseltir. Aslında, bu fikirleriyle çağdaş ve modern gözükme gayretinde olan Fikret, “siyah toprağı altına çevirecek olan fen” inancı ile, kökeni binlerce yıl öncesine uzanan “simya” efsanesine kapılıyordu.

Pozitivizm, 19. yüzyıl katı akılcılığının kullandığı bir tür simya mıydı yoksa?..

Ne bakırdan altını yapıp ve ne de ölümsüz iksiri buldu simyacılar… Akıl ve bilimin dışındaki tüm bilgi kaynaklarını reddeden pozitivistlerin çabalarından daha saçma değil miydi bu yaptıkları?

19. yüzyılın Osmanlı aydınları, daha özelde ise Jön Türkler nasıl Pozitivizm bataklığına saplandılar?

* * *

Pozitivizm, Jön Türkler üzerinde en hakim ideolojiydi. Paris’i mesken tuttular ve fikir dünyalarını bu merkeze göre ayarladılar.

Peki, Paris hangi fikirleri üretiyordu?

Paris, yüzyıllar boyunca Avrupa’nın entellektüel merkezi olmuştur. Yeni düşünceler orada filizlenir, harmanlanır; oradan yayılırdı.

Özgürlük, adalet ve kardeşlik sloganları, Fransız Devriminden sonra yer kürede fırtına gibi eser…

Halka rağmen değil, Halkın desteğiyle yapılan bu devrimin mimarları, Aydınlanmacı düşünürler olarak bilinirler…

Aydınlanmacı düşünürlere göre, bilginin temel kaynağı ve sınanabilirlilik ölçüsü olarak insan aklıdır. İnsan aklını aşan, aklın kapasitesi dışındaki alanlar gereksiz görülmeli; hatta, reddedilmelidir. Böyle bir paradigmada, Tanrı’nın ve metafiziğin yeri yoktur.

Artık, 18. yüzyılın Aydınlanmacı düşünürleri, “İnançlar, din adamlarının sözleriyle, kutsal kitapların yazdıklarıyla ya da geleneklerle temellendirilemezler; inançlar ancak aklın eleştirel süzgecinden geçirildikten sonra benimsenebilir.” demekteydiler.

Bu yüzyılın, yani 18. yüzyılın öteki adı, “Aydınlanma Yüzyılı"dır.

Ortaçağ, İnsan’ı bağnaz bir metafizikte boğmuş, insan aklını hiçe indirmiştir.. Dünya hayatı hor ve hakir görülmüştür.. Bu dönemde yaşananlar, fakir halkın ve düşünürlerin kollektif bilinç dışında olumsuz arketipik yüklemelere neden olmuştur..

Ünlü Psikiyatr C. G. Jung’un da belirttiği gibi, atalarından tevarüs ettikleri nesiller boyunca sessiz kalan arketipik çekirdekler, bu kalabalıklarda bir an da ters bir tepkiyle harekete geçtiler, neşvü nema buldular..

Ortaçağda, dünyayı ve aklı reddeden batı, yüzyıllar sonra arketipik patlamayla dünyaya ve akla tapan bir duruma geldi..

Uçlar arasında yuvarlanan, batı düşüncesi…

Peki, ne ya da neler oldu bu yüzyılda da, insanoğlu aydınlanma sürecine girdi?

1789 Fransız Devrimi’ne kadar, Kilise, mutlak itaat edilmesi gereken bir merkezdi. Siyasal kuralların yanı sıra, her türlü bilgi, felsefe, düşünce ve manevi etkinliklerin sınırını Kilise belirler durumdaydı.

Bu sınırları, belli biçimlerde zorlayan ya da aşmaya çalışan aykırı bir ses derhal susturulur, bazen de dehşet verici cezalara çarptırılırdı. Roma’da, Engizisyon Mahkemesi’nin kararı ile diri diri yakılan İtalyan gök bilimci Giordano Bruno, bir ibret vesikası olarak tarihe geçmiştir.

Ortaçağ boyunca, yeni düşünce sahipleri ve bilim adamları, Kilise’lerde kurulan Engizisyon Mahkemeleri’nde son derece acımasız cezalara çarptırıldılar. Zamanla bu, toplumda “din-bilim çatışması”nı doğurdu.

Nitekim, Hıristiyan dünyasında yaşanan din-bilim çatışmaları, Avrupa toplum hayatını örnek alan bizim aydınlarımız tarafından da model olarak alınmıştır.

Avrupalı düşünürlerin Hıristiyanlık’la ilgili yorumlarının kopyalarını, getirip bu ülkede İslam dinine karşı kullanmışlardır..

Halbuki, İslam medeniyetinde, Engizisyon benzeri bir zulüm dönemi yoktur..

Din adamları ile düşünürler arasında bazen tartışmalar olmuş, fikir ayrılıkları yaşanmıştır; ancak, din adamlarının kararları ile cezalandırılan bilim adamları bizde olmamıştır.

Yani, Batı’nın “din-bilim çatışması” fenomeninin temel dinamikleri bizim kültürümüzde bulunmamaktadır.

Avrupa düşünce tarihinde, Kilise ile bilim adamları arasında yaşanan karşıtlıklar, zıtlaşmalar ve savaşlar, hepsi tek kelimede toplanmıştır: Din ve bilim uzlaşmazlığı.

Bu dönemde ortak görüş şuydu: Din ve bilim, hiçbir zaman bir konu üzerinde uzlaşmaya varamazdı.

Gerçekte ise, ne bilim dine ne de din bilime karşı olabilir.

Yanlış ve eksik bir değerlendirme sürdü asırlarca…

Rasyonalizm ve pozitivizmin uygulamaları, Türkiye’de (Osmanlı Devlet’inin son yüzyılında olduğu gibi) yüzeysel bir taklit içerisinde gerçekleştirildi…

Pozitivizm, doğrudan felsefe yoluyla değil, pozitivizmin ürünü olan realizm ve naturalizm gibi edebiyat akımları ile, o dönemde okullarda okutulan bazı müsbet dersler, Fransızca eğitim verilen okullar, eğitim kurumlarına getirtilen yabancı uzmanlar, Fransa’ya gönderilen öğrenciler, bazı dernekler ve dergiler vasıtası ile Türkiye’ye girmiştir.

1699 Karlofça antlaşmasıyla, Osmanlı yönetiminde, Avrupa’nın askerlik ve teknik yönden üstün olduğu ilk defa açıkça kabul edilir. Böylece, ordu ve askeri tekniğin yenileştirilmesi gündeme gelir. III. Selim zamanında (1789-1807) kurulan Nizam-ı Cedid Ocağı’nın talim ve terbiyesi için Fransa ve İsveç’ten çok sayıda subay, mühendis ve teknisyen getirilir.

1775’te, İstanbul’a gelen Baron de Tott, karısının ziyaret ettiği bir sultan (III. Ahmet’in kızının) sarayında bütün bir Fransız dekorunu hazır bulduğunu söyler. Bu anekdot, 18. yüzyıldan itibaren, bariz bir şekilde Avrupa’ya hayranlığın başladığını gösterir.

Hatta, Lale devri (1718-1730) ile ilgili Türk tarihçisi Ahmet Refik, kendine göre bir yorumla birlikte şunları anlatır:

“Lale Devri’nde, Türkler ve Batılılar arasında, özellikle Türklerle Fransızlar arasında olağanüstü bir yakınlık kuruldu. İbrahim Paşa’nın keskin zekası ve siyasi zaruret dolayısıyla Paris’e ve Viyana’ya gönderilen elçiler, ülkelerine döndükten sonra, Avrupa medeniyetinin başarılarını anlatmaya giriştiler. Lale Devri’nin, Türkler için parlak bir uyanış dönemi olmasının sebebi budur. Bu, Batı medeniyetinin Doğu’da görünüşünün ilk safhası idi.”

Osmanlı’nın son döneminde, Moliere’in temsilleri (lisanı anlaşılmamasına rağmen) bazı zengin aileler tarafından, ilgiyle takip edilir. Çünkü, Avrupa eserlerini takip etmek, bir kültür, Batılılaşma ya da çağdaşlaşma sorunu değil, sadece bir itibar sorunudur o dönemdeki kimi çevreler için.

Batı’yı birebir taklit etmek bir hastalık halini almıştır. Öyle ki, İhsan Sungu’nun da belirttiği gibi, Jön Türkler’in, “Jön” unvanını siyaset ve edebiyatta aşırı uçların taraftarı olan bazı gençlerin, çeşitli Avrupa ülkelerindeki gizli cemiyetlerin unvanını taklit ederek aldığı anlaşılıyor. Hatta, Jeune kelimesinin Fransızca okunuşu olan “Jön” ve “-sion” gibi Fransızca kelime ekleri Türkçe’ye yerleşmiştir bile.

Bir kısım Jön Türk’ün bir araya gelerek kurduğu İttihad-ı Osmani Cemiyeti, pozitivist etkiyle ismini bile İttihat ve Terakki Cemiyeti(1) olarak değiştirmiştir… Pozitivizmin baş sloganı olan “Düzen ve İlerleme (Ordre et progres)”den ilham aldıklarını açıktır…

İttihat ve Terakki Cemiyeti, “tepeden inmeci” jakobenizmin ve pozitivizmin Türkiye’ye girişinde önemli rol oynamıştır. Servet-i Fünun, Ulum-i İçtimaiyye ile İktisadiye ve İçtimaiyat Mecmuası, bu girişte etkin roldedirler.(2)

Ahmet Rıza’nın çıkardığı Meşveret dergisi, pozitivist tarihi baz alacak kadar “insanlık dini”ne bağlıydı. Bu derginin başlığı altında, pozitivizmin baş sloganı “Düzen ve İlerleme”nin yer aldığı görülür...

Ahmet Rıza, Paris’teki Pozitivizm Cemiyeti’nin Başkanı Pierre Laffitte’ye yazıdığı bir mektuba, “Benim aziz dindaşım!” diye başlar. Hatta, Paris’e gidip pozitivist liderlerle görüşmesini, Arapların Medine’ye gelip Hz. Muhammed (S.A.V.)’e olan bağlılıklarına benzetir. Ahmet Rıza, mektubunda şöyle der: “Yeni bir dini kabule, daha hakkıyla hazırlanamamıştım. Bu sebepten idi ki, 1891 tarihinde Auguste Comte’un mezarı üstünde irat ettiğim (söylediğim) hutbe, yeni muttaki (yeni dine girmiş) pozitivistin pek muhkem serzenişlerini davet etmişti.”

Ahmet Rıza, Laffitte ve Taine’in etkisinde kaldı, onların ekseninde düşündü; Prens Sabahattin ise, Edmond Demolins’in ve Spencer’in…

Abdullah Cevdet, Ludwig Buchner’i peygamber olarak kabul ettiğini yazdı… Buchner (1824-1899), “Madde ve Kuvvet” adlı kitabın materyalist yazarı…

Tüm bu örnekler, açıkça Batıcı Türk aydını üzerindeki etkilerin ne olduğunu, kendi iç dünyalarına nasıl yansıdığını gösteriyor.

Dejenere olmuş, fikri orijinalliğini yitirmiş ve kültüründen soyutlanmış Türk aydınının buhranlı dönemi…

Peki, hala, neden bir Tevfik Fikret bilindiği ve okutulduğu halde, yeni nesillerimizin Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi ya da İsmail Fenni’den haberi yok?

Yoksa, “Ne alemdir bu alem akl u fikri bi-karar eyler” i yazan Abdulhak Hamid’in fikri buhranının ve felsefi tutarsızlığının gelecek nesillere de sirayet etmesinin önü alınamaz.

Abdulhak Hamid’in bu insicamsız dünyası ise, Rıza Tevfik gibi bir Jön Türk’e örnek olmuştur. Rıza Tevfik şöyle der: “Edebiyatımızda en büyük müceddid olmak şerefini bihakkın ihraz eden Hamid (Abdulhak) –edebiyat vesilesi ile- bize Avrupa, bilhassa Fransa medeniyetini getirmiş ve bu haysiyetiyle bir amil-i terakki ve temeddün olmuştur. Bu hizmetinden dolayı, cümlemiz kendisine ilelebet minnettarız; fakat, Fransa’ya medyunuz.”


_______________

(1) İttihat ve Terakki’nin lideri İbrahim Temo, Carbonari Locası (İtalyan Mason Teşkilatı) kayıtlı üyelerindendir. İttihat ve Terakki’nin örgüt yapısının oluşturulmasında, esas olarak Carbonari Cemiyeti ve Rus nihilistlerinin örgütlenme modelleri temel alınmıştır.

(2) Osmanlı yönetiminde Tanzimat’a giden yolu açan düşünürler –Jön Türkler-, bir tür aydın despotizmi olarak isimlendirilen, ‘kameralizm’in etkisinde kalmışlardır.


Jön Türkler’in dünyasında, Batı ve özellikle Fransa vardır. Onların düşüncelerinde, Doğu kültürünün ve eserlerinin olumlu hiçbir etkisi olmadı. Gençliklerinden beri ne okumuşlarsa Fransızca’ydı ve ne öğrenmişlerse o membadan gelmişti.

Beşir Fuad, Ahmet Midhat Efendi’ye yaptığı itirafa göre, Kur’an-ı Kerim’i Fransızca tercümesinden, tefsir ilminin bilgilerini de Avrupa lisanlarından öğrenmiştir.

Meşhur İngiliz Başbakan Gladiston, İngiliz Parlamentosu kürsüsünde Kur’an-ı Kerim’i eline alıp söyle haykırır: “Türkler, bu kitapla yürüdükçe medeniyete muzırdır!(zararlıdır)” Gladistonun korkmasına artık gerek yoktu; çünkü, Türk aydını, uzun süredir dinine ait en önemli kaynakları bile Batı’dan öğrenecek duruma gelmişti…

Kültürel yozlaşmaya giden Aydınımız, kurtuluşu Paris’te, esenliği ise Eyfel Kulesi’nin gölgesi altında buluyordu…

Hüseyin Cahit Yalçın, bu kurtuluşunu (!) şöyle özetler: “Benim müfekkiremi bu skolastik batağından çekip kurtaran, gözlerimin önünde daha geniş ufuklar açan, ruhumu esaretten azat eden amiller nelerdir? Ben, bunların en esaslısı olarak Fransız dilini ve garp kültürünü buluyorum.”

Fransız pozitivistleri, Hıristiyanlık dinini eleştirir, hiçe sayar ve Kilise’yi hedef gösterir; bizim aydınımız ise, bunu kendi coğrafyasına yansıtır; İslam dinini ve camiyi, ilerlemeye engel olarak görür… Gerçek şu idi: Kilise, kendi konumunu sağlam tutma açısından, bilime ve akla ne kadar direnirse o kadar avantajlı olacağı halde; İslam dini ise, mikro ve makro kozmostaki ayetlerin her birini ilahi delil hükmünde açığa çıkarabilecek, bilim (ilim) ve akıl sahiplerine kucak açarak, daha iyi ve uyumlu bir dünya inşa edebilecektir.

Özetle, kiliseyle bilimin mücadelesini, İslam dini ile ilim arasında beklemek, İslam’ı ve ilmi bilmemekle açıklanabilir.

Bu konuda, bizim aydınımızın nerelere ve hangi sonuçlara vardığına dair elimizde bir çok örnek vardır…

Meşhur Jön Türk Abdullah Cevdet, İslam’ın biyolojik materyalizmle eşit olduğunu savunabilmiş; Darülfünun dekanlarından Hoca Tahsin Efendi ise, (belki de Ernest Mach’tan etkilenerek) hayatının sonuna kadar, atomun bölünmezliğini çıkış noktası kabul ederek, İslam’ı natüralist temeller üzerine yerleştirmeye çalışmıştır.

Jön Türk Hüseyin Cahit Yalçın, anılarında şu itirafta bulunur: “İçtenlikle söylemek gerekir ki, Müslümanlık dininin ve şeriatının ne demek olduğunu hiçbirimiz bilmiyorduk. Müslümanlık dini üzerine okullarda öğretmenler bir parçacık ne öğretmişlerse, ondan başka kimsede temelli bir bilgi yoktu.”

Özetle, Batılılaşma, Osmanlı’da olduğu gibi, Avrupa’daki ilerlemenin mantığını ve esprisini anlayarak değil; Batılı bir dünya görüşünün topluma kazandırılması biçiminde anlaşılmıştır.

Böylece, bu dönemde Batılılaşma, “Batılılaştırma” şekline bürünmüş ve toplumsal reformlar “halk için halka rağmen” anlayışı içinde gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’de bugün bile bu anlayışın tarihe karıştığını söyleyemeyiz. Batı müziğinin şaheserleri olan senfonileri, çağdaşlaşmanın bir ölçütü kabul edenler hala aramızdalar…

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Güzel Sanatlar Kurulu, 1927 yılında, Konservatuar’da Türk Müziği eğitimine son verir… Türk Müziği eğitimini, yalnızca notalarının tespiti ile sınırlandırma kararı alınır. Kurul üyelerinden İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1934’te yayınlanan bir makalesinde, “Alaturka musiki irtica musikisidir, ona müdahale etmek lazımdır.” demektedir. Türk müziği, siyaset ve ideoloji çerçevesinde ele alınmış; sonunda da, bağnazca bir yasağa mahkum edilmiştir.

Halbuki, bizden (ilk Yeni Osmanlılar’dan), yarım asrı aşkın bir süre sonra, 1868’de Japonya da benzer bir aydın hareketi başlamıştır: Meiji (Işık) Hareketi…

Gazete polemiği seviyesinde takılıp kalmayan o dönemin Japon aydınları, toplumun entellektüel seviyesinin yükseltilmesinde büyük rol oynamışlardır.

Bu konuda, büyük mütefekkir Peyami Safa, “Doğu-Batı Sentezi” adlı kitabında şunları söyler: “Son inkılaplarımızın bütün prensiplerini hazırlayan Osmanlı mütefekkir ve muharrirleri (Dr. Abdullah Cevdet’ler, Celal Nuri’ler, Kılıçzade Hakkı’lar…) Japon tarihini, Japon sosyal bünyesini ve inkılabını tetkik etmemişler, kelimeyi israf etmeden (Japon mucizesi) denilebilecek büyük tarih tecrübesinden fikir almayı düşünmemişlerdir.”

“İlerlerken, kendi kültürel değerlerini, sosyal prensiplerini yadsımanın, yasaklamanın ve hakir görmenin” lüzumsuzluğunu gösteren, en güzel örnektir Japonya…

18. yüzyıla ait paradigmaların ve temel aksiyomların “çözüldüğü”, “eridiği” ve “buharlaştığı” 20. yüzyıldan aldığımız bir çok yeni düşünceyle, ilk yıllarını yaşadığımız 21. yüzyıla yeni bir çağ olma umuduyla bakabiliriz. Öyle umuyor ve temenni ediyoruz, bu çağ, Aydınlanmanın gerçek anlamının kavrandığı, “Aydınlanmanın Aydınlanması” çağı olacaktır.

Yazan: Abdullah Esin Tarih: August 29, 2005 5:10 PM

Tebrikler Sayin Mustafa Akyol. Dr.Abdullah Cevdet'i bir cirpida din dusmani ilan ediverdiniz. Soylemek istedigi gercegi bu sekilde algilamaniz hic sasirtici degil.

Su soruyu hic sordunuz mu kendinize, ortacag hiristiyan avrupasi nasil suratle her alanda ilerleme sagladi? Dini kiliseye hapsederek. Dr.Abdullah Cevdet'in soylemek istedigi seyi sanki din yok edilsin dinsiz bir toplum yaratmak istemis seklinde aktarmaniz bu buyuk insana cok buyuk bir haksizliktir.

Dr.Abdullah Cevdet ve onun gibi dusunenlerin o donemde dusundukleri ve soyledikleri tamamen din'le devlet islerinin birbirinden ayrilmasindan baska bir sey degildir! Bu dusuncede bugunku modern Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulus felsefesinin ozunu olusturmustur. Eger bugun Avrupa Birligi'nin kapisini asindiriyorsak bu dusuncedeki insanlarin Cumhuriyet'in kurulusu sirasinda yasamis olmalari ve bu fikirlerini cesurca hayata gecirmis olmalarina borcluyuz.

Eger bu fikirler o zamanlar hayata gecirilmemis olsaydi Osmanli ile birlikte Turk tebasi da tarihin derinliklerine gomulmus olacakti. Dr.Abdullah Cevdet isminin Ankara'da bir sokak'tan kaldirilmasi eylemine yazilarinizla referans olmaya devam edebilirsiniz.

Basarilarinizin devamini dilerim. Yazilarinizla fikirlerinizle modern Turkiye Cumhuriyeti daha bir payidar olacaktir.

Iyi haftalar.

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 29, 2005 6:29 PM

Sayın MUSTAFA AKYOL
yazınız uzunca bir dönemdir beynimde sancılara neden olmuş bir takım mevzuların anlam kazanmasını sağladı.
TASARIM TEORİSİNİN ve KEŞİF ENSTİTÜSÜNÜN çalışmalarıyla-ki bilimsel faaliyet muhtevasına sahiptirler- siyasal sosyal olayların ilgisini açıklayarak hala biçare bilim-din din-devlet tartışmasını yapanların dikkatlice okumaları gereken bir makale olmuş.
Her şey oysa ki ne kadar da içiçe.........
DR ABDULLAH CEVDET e hiç mi hiç toz kondurmayanların öncelikle Türkiyenin ne tam batılı ne tam doğulu olan ki belki de şöyle tabir etmek doğru olacaktır ruhu ile dış görüntüsünün zaman zaman çarpışıklığını,batıdan paldır küldür indirdiği ve bugün hala ceremesini çektiğimiz kimi İZM leri,jakobenleşmiş laiklik naaralarını,yanlış batılılaşmayı,statükocu gözlüğü çıkartarak değişen konjonktürde ilerici-ki bu sıfat daha sempatik gelecektir-bir üslupla tartışmalarını ve memnuniyet konusunda bir durum değerlendirmesi yapmalarını temenni ediyorum.
Belki demirden perdeler kırılır ve onlar da bu gün benim gibi MATERYALİZMİN SONUNUN BAŞLANGICI makalesini okuyuncA sona MERHABA diyebilirler.
SEVGİLER........

Yazan: melike Tarih: August 30, 2005 1:42 AM

Merhaba,
Firdevs Hanım’ın yorumunu okuyunca aklıma bazı sorular geldi. Firdevs Hanım’ın deyimi ile “Ortacağ hristiyan Avrupa’sının süratle her alanda ilerleme”si “dini kiliseye hapsederek” gerçekleşti ise; akabinde Türkiye Cumhuriyeti , bu felsefenin Avrupa’daki uygulanışını doğru kabul edip , aynısını taklit ederek, kuruluş felsefelerinden birini din ve devlet işlerinin ayrılması diye tanımladı ise ve bu felsefe cesurca hayata geçirilmiş ve uygulanmış ise, Türkiye’nin şu anda her alanda ilerlemiş, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmış olması gerekirdi, değil mi? Peki, bizler şu anda hayalini kurduğumuz uygarlığa, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşabildik mi? Yaşam kalitemiz, refah seviyesimiz çağdaş ülkelerdeki insanlarla aynı seviyede mi ya da onlara yakın mı? Eğitim ve sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanabiliyor muyuz? Ya da bu hizmetler ülkemizde mevcut mu? Hukuk alanında işler düzgün yürüyor mu, o alana intikal eden sorunlar süratle ve insanları mağdur etmeden çözülebiliyor mu? İnsanlarımız adalate güveniyorlar mı? Bu sorular uzatılabilir. Sorulara verilecek cevaplar “Evet” ise , felsefe doğru belirlenmiş, doğru uygulanmış ve sonuca ulaşmışız demektir; “Hayır” ise ya felsefe doğru belirlenememiş, ya da doğru uygulanamamış, bu sebeplerden biri yüzünden de sonuca ulaşamamışız demektir; ya da felsefe doğruydu ama bize uygulanışı (uyarlanışı) yanlıştı bu yüzden sonuca ulaşılamadı, Avrupa’daki uygulanışından ilham alıp kendi felsefemizi oluşturmalıydık, aslında biz Ortaçağ’ı Avrupa gibi yaşamamıştık, dahası kilise ve baskısı yoktu, onlar için felsefe doğruydu ama bizde tutmadı diyebiliriz. Diğer bir ihtimal de tek başına bu felsefe çağdaşlık için yeterli değil, diğer felsefelerin de doğru olması ve gerçek anlamda uygulanması gerekmekteydi, onlarda aksaklık oldu diyebiliriz. Hayır diyenlerin, önce evet diyenleri ikna etmeye çalışmaları, ardından da hep birlikte sebepler üzerinde düşünmeleri, aksayan noktaları tespit etmeleri ve sonra da çözüme yönelik olarak, bütün cevapların evet olabilmesi için çalışmaları gerekir (yani çalışmamız gerekir, eğer cevaplar hayır ise).

Sorularım Abdullah Cevdet’in ya da bir başkasının şahsı ile ilgili değildir, kimseyi de sorular ya da cevaplar ile karalamak, suçlamak gibi bir niyetim yok. Güzel ya da kötü sonuçlardan hepimiz mesuluz. Sadece, Firdevs Hanımın yorumunu okuyunca, Türkiye’de yaşayan biri olarak , çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabildik mi, ulaşamadık mı diye sorarken buldum kendimi.

(Abdullah Esin’e bilgilendirici yazısı için, Sayın Akyol’a da bu yazıyı okumamıza vesile olduğu için çok teşekkür ediyorum.)

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: August 30, 2005 3:07 AM

Esra hanim,

Bu serzenislerinize katilmamak mumkun degil. Yanliz yigidi oldurun hakkini yemeyin. Bugun Cumhuriyeti kuran kadrolarin hedefledikleri cagdas uygarlik duzeyine ve batililarin refah seviyesine erisememissek bunun sebebi Cumhuriyeti kuran kadrolar ve onlarin felsefesi degildir!

1950 yilina kadar genc Cumnhuriyet Turkiyesi'nde kisi basina dusen milli gelir bircok bati ulkesinden kat kat daha fazlaydi. 1950 Demokrat Parti iktidariyla birlikte oy ugruna tarikatlarin gudumune girilmis, Turk Devrimleri birer birer baltalanmis ve zayiflatilmistir. Sonuc ortada Esra hanim cok guzel ozetlemis zaten. Turk devrimlerini ve Cumhuriyetin kazanimlarini baltalayan tarikatci siyasetci ve burokratlar ne buyuk ulku ve heyecanla kurulmus olan ulkemizi ne hale getirdiler hep beraber gormekteyiz malesef.

Ama tarikatlar ve onde gelenleri refah icersinde yasamaktadirlar bundan hic kimsenin suphesi yok zaten. Onlar ulastilar ulasmak istediklere yere. Nasil olsa vicdani hur fikri hur nesillerde yetisiyor tarikat okullarinda. Bir sorun yok dolayisiyla.

Sonuc olarak Esra hanim, serzenislerinizi gercekten merak ediyorsaniz lutfen 1950 oncesi Turkiye fotograflarina bir bakmanizi tavsiye ederim size.

Sen ve esen kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 30, 2005 2:42 PM

“İlerleme”
Batılılaşma arzusu ve isteği içinde olanların hevesle sarıldıkları kavramlar üzerinde durup biraz düşünmek gerektiği kanısındayım. “İlerleme, bilimselleşme, Batılılaşma, kalkınma” ise bu hevesi tanımlayan kelimelerdir ve yarattıkları etki inanılmaz çekicidir. Öyle ki bu çekicilik o kavramlar hakkında doğru düşünmeye, tahlil etmeye engel dahi olabilmektedir. “Din ilerlemeye engeldir” denilmiş ama ilerleme ve din kavramları üzerinde gerektiği kadar düşünülüp, irdelenmemiştir. Dinin hangi noktada engel olduğu açıklığa kavuşturulmamış, genelleme yapılarak “her konuda” ilkesi kabul edilmiştir. İlerleme kavramının ise neye, hangi ölçülerde ele alınması gerektiği de belirlenmemiştir. İlerlemenin ne olduğu, nereye doğru olacağı soruları insanın aklına gelmiyor değil elbette. İlerleme iyi güzel de, bizi götüreceği nokta neresi? Sonu uçurum olan bir yolda dörtnala ilerlemek iyi de buna mani olmak için çaba sarf etmek kötü müdür? Bizde ilerlemeye hedef gösterilen, muasır medeniyet dediğimiz yer Batı olmuştur. Batılılaşmak, ilerlemenin kaynağı olarak görülmüş, gösterilmiştir. Bu noktada Batının sahip olduğu tüm değerleri gözü kapalı kabul edip almak ilericilik, bunun tersini yapmak ise gericilik olarak değerlendirilmiştir. Ancak, Batının da bugün geldiği nokta pekte iç açıcı değildir. Bilim ve teknolojideki ilerleme, toplumların refahı, sosyal ve ekonomik refah bunların hiç biri göz ardı edilmez elbette. Ancak bizim çok iyi görmemiz gereken asıl nokta bugün batı medeniyet ve kültürünün çöküş içinde olduğudur. Batılı insan (ve ne yazık ki bizde de mevcut olan bir kesim) ekonomik yönden rahat içinde olsa da ruhsal ve duygusal anlamda aradığını bulamamanın ümitsizliği ve sıkıntısı içinde çıkış yolları aramaktadır. Tüm bunları görüp hala Batı’yı bir hedef olarak değerlendirmek ilerilik, bunu kabul etmemek, öz değerlerine sahip çıkmak gerilik midir? Geriliği din ile bağdaştıran düşünce eğer İslâm’ı kast ediyorsa; İslâm’ın Kitap, sünnet gibi ana kaynakları ele alındığında insan için iyi ve faydalı olan bir tek şeyi bile engellemediği görülecektir. Hatırlanması gereken şey; hep batıya gidersek varacağımız nokta şu an bulunduğumuz yer olacaktır. “Atalarının zaferlerini unutanlar, başkalarının zaferlerine gıpta ile bakarlar” bu atasözü, geçmişimizde sahip olduğumuz zaferleri/değerleri hatırlayıp, onlara sahip çıkmamız için bir başlangıç olmalıdır kanısındayım. Sahip olduğumuz değerleri yeniden hatırlamanın vakti geldi ve geçiyor. Dünya üzerinde hiçbir toplumda göremeyeceğimiz tarih birikimi ve kültürü ile muazzam bir güce sahibiz. Bu gücü daha ne kadar göz ardı edebilir, hatta inkar edebiliriz? Bunu yapmak için sahip olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut değil midir?

Yazan: Arife Tarih: August 30, 2005 4:52 PM

İki teşekkür;
Birincisi; Sayın AKYOL'a. Bu ve diğer yazılarıyla, bana asıl ve önemli olanı bir kez daha hatırlatıp, farklı açılardan bakmama, düşünmememe vesile olduğu için TEŞEKKÜRLER.

İkincisi; Bu sitede yorum yazan herkese. Bilgi ve düşüncelerini hiç çekinmeden paylaşmayı yeğledikleri için TEŞEKKÜRLER.

Saygı ve sevgilerimle...

Yazan: Arife Tarih: August 30, 2005 5:39 PM

Ben materyalizmin nasıl çöktüğünü anlayamıyorum bir türlü.

Dünyada ve evrende, geçmişten bugüne kadar, fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbirşey yokken, materyalizme inanmayayım da neye inanayım?

"Materyalizm çökmektedir" demek, Çin ordusu tarafından kuşatılan kovboyun "teslim olun yoksa fena olur" demesine benziyor.

Yazan: C. A. Tarih: August 30, 2005 11:52 PM

Sayın C.A.,

Fizik kuralları ile açıklanamayan, canlılıktaki kompleks bilginin kökeni. Siz bana DNA'daki dizilimi (bilgiyi) açıklayan bir fizik (veya kimya) kanunu söyleyebilir misiniz?

Selamlar,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 30, 2005 11:58 PM

Firdevs Hanım,

Mesajlarınıza teşekkürler. Cevaplarım şöyle:

1) Batı dünyası "dini kiliseye hapsederek" ilerlemedi. Modern bilimin kurulduğu 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa halen son derece dindar bir kıtaydı. Modern bilimin kurucularının da ezici çoğunluğu dindar insanlardı ve bilimle din arasında uyum görüyorlardı.

2) Abdullah Cevdet sadece dinle devleti ayırmayı değil, dini toplumdan olabildiğince kazımayı savundu. Zaten bu amaçla da din karşıtı bir propaganda yürüttü. Avrupa Birliği'nin kapısını aşındırmamızı ise, Abdullah Cevdet gibi düşünenlere (örneğin darbecilere, Tek Parti'nin otoriter bürokratlarına, "Kemalist solculara") değil, daha çok Adnan Menderes, Turgut Özal gibi merkez sağ liderlerin yaptığı reformlara ve pek hoşlanmadığınızı sandığım mevcut AKP iktidarına borçluyuz.

3) "Din ve devlet işlerinin ayrılmasına" vurgu yapıyorsunuz. Bence de önemli. Ama Türkiye'de böyle bir sistem yok. Cumhuriyet, dinle devleti ayırmadı; devleti dinin üzerinde egemen hale getirdi.

4) 1950 öncesi Türkiyesi'ni tanımak istiyorsanız, çoğu Çankaya'daki resmi tören ve balolarda çekilmiş olan fotoğrafların ötesine uzanıp, o karelerin dışında kalan toplumun ne halde olduğuna bakmanızı öneririm. Türkiye'de 1950 öncesi ve sonrasında ne kadar köyde elektrik vardı; ne kadar otoyol yapıldı; ne kadar fabrika, baraj, köprü yapıldı; insanların yaşam standardı nasıldı gibi soruların cevaplarını aramanızı da öneririm. Ayrıca Türkiye'nin 1950'den önce bir demokrasi olmadığını, Kürtçe konuşmanın kanunla yasaklandığını, pek çok insanın siyasi görüşleri nedeniyle sürüldüğünü veya hapse atıldığını da not etmek gerek.

Saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2005 12:16 AM

Sayın C.A.

Materyalizm'in "madde" anlayışı, kuvantum ile çökmüştür.. Nedir madde? .. açıklar mısınız? Enerji dalgası mı? Enerji mi madde, yoksa madde mi enerji?

Madem, "Dünyada ve evrende, geçmişten bugüne kadar, fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbirşey yok".. Benim bazı sorularım var ve bunlara fizik kuralları dahilinde açıklamalarınız olacağından eminim:

1)Big Bang sırasında veya Big Bang'dan önce neler oldu? Başlangıçta gerçekten bir tekillik (singularity) var mıydı? Bu sorunun hiçbir anlamı olmayabilir, ama olabilir de. (Bilimsel açıdan anlamsız soru ne demektir?) Evrenin tarihi geriye doğru sonsuza kadar gider mi, yoksa sonlu bir zaman mıdır?

2) Evrenin geleceği sonsuza kadar gider mi, yoksa sonlu mudur? Gelecekte Büyük Çökme (Big Crunch) gerçekleşecek mi? Evren mekan bakımından sonsuz mu?

3) Kozmik Gamma Işınları patlamalarının kaynağı nedir? Bazı müthiş astronomik olaylar sonucu ortaya çıktığı sanılan bu esrarengiz patlamalarla ilgili olarak yüzlerce teori ileri sürülmüştür.

4) Çok yüksek enerjili kozmik ışınların kaynağı ve mahiyeti nedir? Bu, ABD deki "Sinek Gözü" adlı detektörün kaydettiği yaklaşık 300 EeV şiddetindeki kozmik ışın sağanağıdır. Benzer bir olay Japon Scintillation dizisi AGASA tarafından da kaydedildi. Bu olaylar ilk tespit edildiklerinde beklenenden çok daha fazla şiddetliydiler. Şimdiye kadar sadece epey spekülatif birkaç teori ileri sürüldü.

5) Niçin antimaddeden çok madde bulunur, en azından bu civarda? Evrenin her tarafında madde gerçekten antimaddeden çok mudur?


Evet, tüm bu sorulara fizik kuralları dahilinde cevap verilebilir mi, bilmiyorum ama bu soruları çoğaltmam mümkünse de, konuyu dağıtmama uğruna kısa kesiyorum..

"Fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbir şey yok" diyen ciddi hiçbir fizikçi tanımıyorum.. Bazen, fizikle uğraşmayıp "katı maddeci" olan kişiler de bu iddialı ifadelere rastlıyorum.. Ama, bunu fizikle olan uzaklıklarına bağlıyorum..

Sizi materyalizme inanmaktan kimse alıkoyamaz.. İnanın, sonuna kadar inanın materyalizme.. Ama bu "inancınıza" fizik bilimi içerisinde kılıflar aramayın.. çünkü, o kılıflar dökülmeye başlıyor..!

Son cümlenizdeki espritüel benzetmenizde, çin ordusunun şimdi kovboyların torunlarının önünde hiçbir söz hakkı olmadığını da belirtmek isterim.. Daha çarpıcı bir benzetme bulabilirdiniz.. Hem neden Çin ordusu, o da dikkate değer aslında.. Bir kovboyu, Çin ordusunun ya da "Liechenstein" ordusunun kuşatması arasında ne farkı var? Bir kovboy, yüz kişilik orduya karşı mı daha aciz yoksa bir milyon kişilik orduya karşı mı daha aciz? "Aczmetremiz" mi var elimizde? Heriki orduya karşıda acizdir, yapacağı birşey yoktur ama yoksa "Çin"i belli bir süre materyalist bir ideolojiye bayraktarlık yaptığı için özel olarak mı seçtiniz? Hani, Çin (komunizm [gerçi artık değil]-materyalizm) kovboyu (ABD-dini uyanışın yaşandığı bir ülke) böyle alt eder mi demek istediniz acaba?

Saygılarımla,

Yazan: Abdullah Esin Tarih: August 31, 2005 12:22 AM

Merhaba,
Firdevs Hanım, ben yazımın sonunda özellikle “Güzel ya da kötü sonuçlardan hepimiz mesuluz.” dedim, yani sizin deyişinizle yiğidin hakkını yiyerek “Cumhuriyeti kuran kadrolar”ı ya da başka birilerini suçlamadım. Suçlu da işaret etmedim, yalın olarak “felsefe yanlıştı” da demedim. Sonuçların sebepleri üzerine fikir yürüttüm. Olabilecek seçenekleri sıraladım. Bunlardan biri de felsefelerin yanlış olması olabilir dedim. Hak yediğimi düşünmüyorum.

Eğer sebep sadece Demokrat Parti’nin hataları ise –ki ben sonuçlarda herkesin payı vardır diye düşünüyorum - , o partiye ya da sonraki türevlerine insanlar neden oy verdiler, onu araştırmak gerek belki de. Bu arada felsefelerin kağıt üzerinde doğru olması, hayata geçtiklerinde başarılı olacakları anlamına gelmiyor maalesef. Belki de felsefelerden biri için uygulama aşamasında maya tutmadı, felsefe doğru düşünülüp, doğru uygulanmasına rağmen bünyeye uymadı. Bakın bu ihtimalde, hata ya da suçlu yok, bünyenin kabul etmemesi gibi doğal bir durum var. Şu andaki hasta halimize bakınca, tedavi doğruysa bile bu ilaca alerjimiz varmış, hatta ne alerjisi bizi komaya sokmuş demek geliyor insanın içinden. Sayın Akyol’un bu sayfadaki yazısının konusundan giderek uzaklaştığımızı hissediyorum. Belki Sayın Akyol bu konuda da bir ya da birkaç yazı yazar, konuya orada devam edilir. Konu derken Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefeleri, uygulanışları, sonuçları, tek parti dönemi, Demokrat Parti dönemi vs. den bahsediyorum.

Bu sayfanın konusu olan din – bilim çatışmasının ve maddeciliğin geleceği ile ilgili olarak da, ben, “akıllı tasarımı” merakla izlemeye devam ediyorum.
Sevgiler,

Yazan: Esra Tarih: August 31, 2005 1:39 AM

Merhaba Sayın Akyol,

"Akıllı Tasarım'ı izlemeye devam edin..."

Bu ifade neden yazının son parağrafında, tam en dikkat çeken yere Akyol'un bilinç altı tarafından konulmuş olabilir diye sorular sordum kendime.

Esasında kendime soruyorum bu soruları, yoksa Akyol'un çayı ayakta mı yoksa oturarak mı içtiği ile ilgileniyor değilim.

Maddesel olarak ispatlanabilir bilime kafa yoran insanlar olarak; eğer bu yolda mesafe alabilirsek; inanmıyor olan insanlara, inanç sistemlerini anlayabilecekleri halde servis yapabiliriz.

Zaten Allah bilinmek ve anlaşılmak istemiyor muydu!? Bizler de O'nu O'nun yaratmış olduğu doğa kanunlarıyla tanımaya çalışıyoruz; herşey normal görünüyor!

Bu yolda ilerlemenin en kritik yararı; şu bilgi ile olan mücadelemizde bize kolaylık sağlaması olacaktır: "İnsanlar doğru bildikleri şeye inanırlar ve onu yaşarlar."

Ateist diye bilinen insanlar, kim nederse desin; bir "ilahi sistemin olmadığı" bilgisine sahip oldukları için bu inanca sahiplerdir, yoksa gıcıklık olsun diye inançsız değilleridr.

Yani onların yanlış yapıyor oldukları bir şey yok! Onlar kendi etik anlayışlarına göre en doğru olanı yapıyorlar.

İşte bu kritik noktada, inançsız kesim asla ve asla yanlış yapıyor denilemez. Onlara mantıklarının anlayacağı şekilde hakikat sistemi anlatılırsa elbette onlar da doğruyu yaşamak için can atacaklardır!!!

Bahsettiğim konu, yaratıcının ne düzeyde anlaşılmak istediği sorgulamasını da en kaçınılmaz şekilde gündeme getirir.

Zira o kadar insan böyle kafa patlatıyor olmasına karşın, bizim nazlı Tanrımız da saklambaç oynar gibi kendisini gizlemeye devam edecek olursa; kullandığımız metod ters teper ve kendimizi tesadüfi bir şekilde evrimcilerin sofrasına meze olmuş halde buluruz...

Yazan: Kazım Mızrak Tarih: August 31, 2005 2:59 AM

Sayın Akyol'un Türkiye ekonomisi ile ilgili ifadeleri gerçeği yansıtıyor.

Türkiye'nin kalkınma hamlesi yaşadığı ilk yıllar hatalarıyla da olsa 50'li (yani Menderes'li) yıllar oldu.

Ancak 83 sonrasında Özal dönemindeki ilerleme 50'li yılları da geride bıraktı.

Özal döneminde gelir dağılımının farklılaştığı doğrudur. Ancak yaşı 30 ve üzerinde olanlar hatırlayacaklardır, Özal öncesi dönemde yurt dışına giden insanlara herkes bir sipariş listesi verirdi. Çünkü Türkiye yarı sosyalist bir kapalı ekonomiye mahkumdu ve bugün sıradan saydığımız pek çok ürün Türkiye'de yoktu. Var olan ithal ürünler de çok pahalıydı. Halbuki bunların pek çoğu çok uzun yıllardır Batılılarca tüketilmekteydi.

AKP dönemi, çok ciddi bir krizin hemen sonrasına denk gelmesi nedeniyle, bugün itibariyle daha çok AB'ye girme sürecinde gerçekleşen hukuki reformlarla anılıyor.

Türkiye'de yıllardır medyaya aksettirilmeyen AB'nin demokrasi merkezli taleplerinin yine bir sağ parti tarafından gerçekleştirilmiş olması CHP mitine inananların yadsıyamayacağı bir vakadır.

Ekonomi konusunda da bugün itibariyle göstergelerin çok daha makul seyrettiği rahatlıkla söylenebilir.

Yakın bir gelecekte, Derin Sular sitesinde Türkiye'nin Ekonomi Tarihi'ni masaya yatırmak istiyorum.

Bunu gerçekleştirdiğim zaman, tek parti dönemindeki sosyalist uygulamalarla Türk ekonomisinin yıllarca nasıl canına okunduğunu ve o dönemde hakim olan anti-demokratik anlayış nedeniyle bu duruma hiç kimsenin muhalefet edemediğini gözler önüne sereceğim.

O zaman ilericilik adına bize tek parti dönemini tavsiye edenler, o döneme sadece demokrasi fakiri düşüncelerin değil, aynı zamanda ekonomi cehaletinin de damgasını vurduğunu görecekler.

Fizik ve kimyanın olduğu gibi, ekonominin de kanunları vardır. Ve bu kanunlar ölçü alındığında, o dönem için hiç de iyi şeyler söylemek mümkün değil.

Bu talihsiz dönemi savunanları, düşüncelerini sınamaya ve topluma 'doğruluğu tartışılmaz' olarak sunulan yanlışları sorgulamaya davet ediyorum.

Yazan: derinsular Tarih: August 31, 2005 3:39 AM

Abdullah Cevdet ve benzeri kimselerin gerçekte o dönemlerde Avrupa'da bir şekilde yayılmış olan Tabiat inancını son derece aciz bir şekilde savunmaya çalışmış olduklarını biliyoruz. Batılı benzerleri ile kıyaslandığında daha bir gülünç olan bu insanlar yazdıklarını okuyacak türden insanları bulmayı başarmışlar, öyleki yüksek fikirlerinin devletin imkanları kullanılarak yayılmaya çalışılmasından bir hayli keyif almışlardır. Öte yandan "Nasıl bugünlere geldik?" sorusu çerçevesinde bu insanlar ilginç ve ibretlik vakalardır.

Bu makaleyi okuyanlar makalenin başlığına bakarak materyalizmin bir süredir ayakta olup artık yıkılmaya başladığı gibi bir izlenime kapılmamalı. Materyalizm de gerçekte Tabiat inancı için uydurulmuş bir kılıftan başka birşey değil. Oysa 1932 yılında Maarif Vekaleti'nin adı kullanılarak okullarda zorla okutulan sözde Tarih kitaplarında "İnsan filhakika Tabiat'ın mahlukudur." gibi ilkel inanışlara daha az kılıflanmış olarak tesadüf edilebilirdi. Sanki materyalizm gibi sonu -izm ile biten birşey olunca ilkellikten kurtulacakmış gibi. Tabiata inanan inansın, kime ne. İnsanoğlu kendi kendini kandırmayı tercih edebilir, yol açık. Ama öte yandan süregelen bir aldatmaca var. Bunun farkına varanların sayısı artıyor ve bu da iyi birşey. İlkelliğe ne kadar kılıf geçirseniz de, bazıları çıkıp bu kılıfı yırtıveriyor. Akıllı Tasarım Teorisyenleri bu yırtma işini gerçekten iyi yapıyor.

Konuyu sosyopolitik düzleme taşıyan yorumlar, konunun özünden uzakta, gölgeolaylarla uğraşma yanılgısına düşebilirler. Temellere inip orada hesaplaşmak gerek. Tabiat inancını ilkellikle nitelemek belki rencide edici, ne varki bu inancın tabiatı bu.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: August 31, 2005 12:09 PM

bir arkadaş fizik biliminin herşeyi açıkladığından bahsetmiş... birincisi herşeyi açıklayamadığı bir gerçek... ikinci olarak şu söylenebilir ki tartışma konusu hali hazırda cereyan eden olayların fizikle açıklanıp açıklanmayacağı değildir... tüm bu olaylar nasıl başladı... kim yaptı ... nasıl yaptı sorularıdır asıl açıklanmayı bekleyen....
adı geçen teorinin açıklamaya çalıştığı şey de budur zaten...
lütfen olayları karıştırmadan olduğu gibi algılamaya alışın artık... bektaşinin kuran okuması gibi işinize geldiği gibi konuşmayın...

abdullah cevdet olayına gelecek olursak eğer... olaylara benim aydınım iyidir mantığıyla yaklaşanlara sözüm şudur ... bu memleketi adam etmek için yurtdışından damızlık erkek getirelim diyen, çanakkale gibi muhteşem bir savunma için medeniyet kapımıza kadar geldi ama biz teptik diyen bir adamın bence kemiklerinin bile toprak altından alınıp ülke dışına çıkarılması gerekir diye düşünüyorum... böyle bir adamı savunabilmek nasıl bir mantığın gereğidir anlayamıyorum... bu insanların aynanın karşına geçip kendilerini sorgulamaları gerektiğine inanıyor ve ne düşünüyorlarsa açık yüreklilikle ifade etmeleri gerektiğini düşünüyorum...

Yazan: Hakan Tarih: August 31, 2005 12:12 PM

Sayin derinsular,

Tek parti donemindeki sosyalist uygulamalarla yillarca Turkiye ekonomisinin nasil canina okundugunu, antidemokratik uygulamalari gozlerimizin onune serecekmis.

Kendisine bu konuda yardimim dokunsun istiyorum. 1923 - 1950 yillari arasi dunyada cok buyuk bir ekonomik kriz yasanmis. 1941 - 1945 yillarinda 2'inci dunya savasi gibi bir felaket yasanmis, avrupada tas ustunde tas kalmadigi gibi 50 milyondan fazla insan hayatini kaybetmistir. Genc Cumhuriyet'imiz yeni kurtulus savasindan ciktigi gibi sermayenin ve mutesebbisin olmadigi o donemde butun yatirimlari halkiyla birlikte el ele kendisi yapti.

1941 - 1945 yillari arasi hemen sinirlarimizda yasanan 2'inci dunya savasi felaketine katilmamis fakat kahraman ordu'muzu 4 yil boyunca heran savasa girecekmisiz gibi sinirlarimizda tutmusuz. O donemde mecburen hicbir yatirim yapilmadigi gibi tam bir savas ekonomisi uygulanmis herturlu ihtiyac malzemeleri karneye baglanmistir. Cami'ler dahil her yerde Ordu'muz icin malzeme stoklanmistir.

Evet Sayin derinsular ve Sayin Mustafa Akyol iste boyle bir donemdir 1923 - 1950 yillari arasi. Sizin ne anladiginiza bagli ama Tek Parti donemi sizin sandiginiz gibi bir tek parti donemi olmamistir. Hicbir partide yasanmayan en yogun tartismalar bu donemde yasanmistir. Tarikatperver Demokrat Parti'nin kurucularinin da o tek parti'nin icersinden ciktigini unutmayin! Ayrica 1950 yilinda devletin hazinesini tika basa altin dolu olarak Demokrat Partiye teslim edilmistir.

Butun yolsuzluklar ve yakin gecmiste yasadigimiz krizlerin nedeni 1950 den gunumuze kadar olan yonetimlerin eseridir. Bugun devlet kadrolarinda tarikatcilardan gecilmiyorsa, bizi Amerika'ya ve IMF ye bagimli hale getirip Amerikan'in kucagina oturtanlar 1950 den sonraki yonetimlerdir. Isteyen buyursun gurur duysun.

Kemalizm'in ne demek oldugunu, Turk Devrimlerinin ne demek oldugunu, Turk ulusu icin ne anlama geldigini anlamadan bilmeden konusmaniz gercekten cok enteresan. Bu insanlar bu milletin bagrindan cikmasaydi, tarihte bol miktarda ornekleri mevcut olmakla birlikte halen gormeye devam ettigimiz emperyalistlerle isbirligi yapip sirf kendi tahtini ve hanedanini korumak icin onlarin kucaginda oturan halkinin milletinin zenginliklerini kendi hanedanliklarini devam ettirme karsiligi emperyalistlere peskes ceken bir kisim Arap ulkeleri gibi olmayi mi, yeglerdiniz acaba?

Verdiginiz ornekler hic ic acici ve inandirici degil arkadaslar. Butun yollar, barajlar, Demokrat Parti ve sag iktidarlar tarafindan yapildi demek, AB ile AKP zamaninda daha yakinlasildi demek hic gercekci degil.

Evet butun yollar, barajlar Demokrat Parti zamaninda yapildi ama Gazi Mustafa Kemal'in " istikbal goklerdedir " diyerek torenle hizmete actigi Kayseri ucak fabrikasini da Demokrat Parti nasil olsa Amerika veriyor ucaklari diye kapatti. Demokrat Parti donemiyle birlikte cok uzun bir sure bir metre dahi demir yolu dosenmemistir. Neden? Amerika'dan ithal edilen arabalar icin yeni yeni yollar yaptiklari icin demir yoluna gerek duyulmadi. Cunku Amerika boyle istiyordu. Ne tesaduf Amerika da da demiryolu nerdeyse hic yok denecek kadar azdir.

Hepimiz hatirlariz tren istasyonlarindaki yolcu bekleme salonlarinda mutlaka bir Ataturk kosesi vardir. Soyle demis ta 1920'lerde Gazi Kemal, " Demiryollari Bir Ulkenin Uygarlik Yollaridir." Ama o ove ove bitiremediginiz rahmetli Turgut Ozal ise Gazi Kemal'e dil uzatacak ya " Demiryollari Sosyalist Ulkelerin ulasim aracidir. " demistir. Halbukisi dunun ve bugunun uygar bati ulkelerinin dort bir yani demiryolu aglariyla oruludur. E tabi rahmetli 1977 secimlerinde Milli Selamet Partisi'nden milli goruscu millet vekili secilemeyince Amerika'ya gidip cok moda olan milli gorus gomlegini cikarip ordan Amerikan hayrani olarak yurda dondugu icin Amerika'da olmayan ve orda gormedigi bir seyi kotulemesini dogal karsilamak gerekir.

Sayin derinsular'a tavsiyem ozunde ve sozunde, " Ozgurluk ve Tam Bagimsizlik Benim Karakterimdir!" , " Yurtta Baris Dunyada Baris! " , " Ne Mutlu Turk'um Diyene! " olan Kemalizm'i sorgulayacagina ulkemizi Amerika ve IMF'ye bagimli hale getiren tarikatperver iktidarlar donemi sorgulamalidir. Cunku daha cok malzeme var. Butun yolsuzluklar, ulkeyi soyup sogana cevirmeler ve sonucunda ekonomik krizler 1950 - 2005 doneminde olmustur!

Sevgi ve saygilarimla!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 31, 2005 4:28 PM

Firdevs Hanim,

Bana biraz daha kızmanıza neden olabilecek bir yazımı dikkatinize sunmak istiyorum:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2004/09/bamszln_zararla.html

Selam ve saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2005 4:53 PM

Mustafa bey,

Yazinizi okudum. Cok zararsiz ve tutarsiz bir yazi. Ayrica benim kizabilecegimi nerden cikartiyorsunuz anlam veremedim. Guzel yaziyorsunuz tebrik ederim. Bagimsizlik kavramini insanlarin karninin toklugu ve yoksulluguna indirgemissiniz. Kuzey Kore orneginiz cok yanlis ve onur kirici. Neden acliktan kiriliyorlar? Amerikan emperyalizminin ambargosu yuzunden? O halkin ne sucu var?

Kurt'ler konusunda size katilmam mumkun degil. Ulkemiz gercekleriyle yasanan olaylarla bagdasmiyor. Sadece tek bir ornekten yola cikarak yargilamaniz cok yanlis. Bu ulke hepimizin. Turkiye de yasayan insanlarin birbiriyle hicbir problemi yok. Yeterki siz golge etmeyin. Cikarilan ornekler tamamen bolunme ve parcalanma isteyen kasitli olarak ortaya atilan birilerinin masasi olan tipler. Bunlari kimsenin kaale aldigida yok zaten.

Mustafa bey, Turk milleti o kadar asil bir millet ki, hicbir guc, hicbir kuvvet bu milleti bu ulkeyi parcalayamaz!..Ornek 20 yildir bir terordur gidiyor her yoreden her etnik kesimden insanlarimiz terore kurban oluyor fakat bunlara sebep olan Kurt'ler diye hicbir insanimiz onlara saldirmiyor. Iste bu yuzden Turk milleti cok asil bir millet.

Bagimsizlik konusunda sizin ve herkesin kulagina kupe olacagini dusundugum Cuba lideri Fiedel Castro'nun bir sozunu asagida yaziyorum. Belki kizacaksiniz ama Castro gercek bir Gazi Mustafa Kemal hayrani.

" Ulkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak icin cok yoksul olsa da, onlara esitlik duygusu, insanlik onuru sunamayacak kadar yoksul degildir. " (Fiedel Castro)

Sevgi ve saygilarimla,

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 31, 2005 6:27 PM

Firdevs Hanım,

Karşınızdaki insanla aynı fikirde olmayabilirsiniz ama 'anlamadan bilmeden konuşmakla' itham etmekle bir yere varmanız mümkün değil.

Ben ekonomik 'politikalardan' söz etmiştim. Siz ise 'olayları' aktarmışsınız.

Karşınızdaki insanı itham ettiğiniz şeyi yapmışsınız farkında mısınız?

Yazınıza öyle bir ton hakim ki, sanki elinizde olsa İstiklal Mahkemeleri'ni tekrar ihya edip sizin gibi düşünmeyenleri asmak isteyeceğiniz intibasını ediniyorum.

Ama maalesef yücelttiğiniz devletçi bataklık artık son nefeslerini vermek üzere. Eğer yok olmak istemiyorsak da - Avrupa versiyonu da dahil olmak üzere - artık bu yapıyı terkedeceğiz.

Ayrıca istediğim düşünceyi de sorgulabilirim diye düşünüyorum. Sizin tartışılmaz tabularınız olabilir.

Benim yok.

Yazan: derinsular Tarih: August 31, 2005 6:57 PM

Firdevs Hanim,

Turgut Özal dönemine kadar Kürtce'nin yasak olusunu nasil acikliyorsunuz acaba? Sözünü ettiginiz gibi Türkiye daha öncesinde, özellikle 1950 öncesinde, cok olumlu idiyse, insanlarin anadillerinde konusmalari gibi en dogal haklarinin ellerinden alınmış olmasını nasıl yorumlayalım?

"Türk milleti o kadar asil ki" yorumunuza da katılmıyorum. Herhangi bir milletin diğerinden daha asil olmasını sağlayacak biyolojik bir durum yok. Milletler, aynen bireyler gibi, sahip oldukları değerlere göre yücelir veya alçalırlar.

Bu arada ben Atatürkçü olsa idim, referans olarak Castro'yu göstermezdim. Kendisi, biliyorsunuz, bir diktatör...

Saygılar,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2005 10:01 PM

ya arkadaşlar ben 30 yaşındaım.... 15 yıldır aklı başında eğitim gören bir insanım... şööle bi hafızamı yokladığım zaman firdevs hanımın söylediklerini yıllardır duyduğumu nerdeyse noktasının değişmediğini anlıyorum...

Artık bu basma kalıp cümlelerden sıyrılıp kendi cümlelerinizle konuşmanın zamanı geldi de geçiyor bile... burda kimsenin atatürkü tartıştığını zannetmiyorum... o yüzden otomatik reflekslerinizi tedavi ettirin ve cümleleri türkçe olarak algılayın... ortada bir yanlışlık var ise bu 400 yıllık süregelen bir yanlıştır... bu süreç içerisinden atatürkün zamanını çıkarıp geri kalanları yerin dibine sokmak nasıl bir mantıktır anlamıyorum...

gelelim günümüz siyasetine.... bu memleket iki defa erbakanı, bir kaç defa ecevit ve türevlerini, irili ufaklı sağ partileri ve hatta mhp yi bile iktidarda gördü....

neler olmadı biliyor musunuz.... ben söyliyim... erbakan geldi ... ama şeriat gelmedi... sol iktidar geldi ama kominizim gelmedi... mhp geldi ama ülke faşizm batağına sürüklenmedi... sağ partiler geldi zannedildiği gibi memleket amerikan uşağı olmadı...
bunların yanın da bir de ... uluslar arası alanda örnek sayılabilecek bir üniversitemiz de olmadı... dünya çapında örnek projeler üreten ve icadlar yapan firmalarımız da yeşermedi... memleketimizde isteyen istediği gibi de konuşamadı... insanlar bir kaç defa sürgün edildi... işkence gördü.... 60 lı yılların aklı başında insanları zehirlendi... birkaç nesil öldü .. heba oldu... ortalık sabatayist yamayamlara kaldı...

peki neden biliyor musunuz... onu da söyliyim... sizler gibi düşünmeden konuşan.. belki de ilkokuldan beri ezberlediklerini terennüm eden ve gereksiz reflekslerle insanları yargılayanlar yüzünden oldu...

siyaset iktidara geliyor... ülke için diyor...
ihtilal yapılıp işkenceler uygulanıyor... yine ülke için deniliyor...

bu nasıl bir ülke sevgisidir anlamıyorum... yoksa sahip olduğunuz tabuları korumak uğruna koca bir ülkeyi bataklığa sürüklemeyi mi yeğliyorsunuz...

ve bana sakın yanlış insanlar yanlış uygulamalar yaptı masalını okumayın... ve kesinlikle ve kesinlikle o tek parti zulmünü de haklı çıkarmaya çalışacak yalanlar da uydurmayın... o zamanki memleketin halini ahvalini tarih kitaplarından gözlüklerinizi çıakrarak çıplak gözlerle bi okuyun...
tek bir örnek... çok sevdiği atatürkün resmini paradan ve hatta tüm devlet dairelerinden çıkartan.. tam anlamıyla bir diktatorya delisi olan inönü değildi de kimdi söyler misiniz...

Yazan: hakan Tarih: September 1, 2005 9:38 AM


Ülkemiz dünyaya açık ve eğitimli gençlerle dolu. Böyle bir ortamda hala söylemden, üstelik her yanında sarkan bir söylemden konuşmak, yazmak-çizmek ve bundan hiç sıkılmamak insanlara saygısızlık olmuyor mu? Yoksa bu söylemin gereği zaten bu mu ?
İnsanlar yaşadıklarını hatırlarlar...

Yazan: hande Tarih: September 1, 2005 11:14 AM

Firdevs Hanım,

Sitemize renk katıyorsunuz. Yazdıklarınız bilgiden çok duyguyla yüklü. Ne şekilde olursa olsun tartışmak, hepimizin gerek duyduğu birşey. Yazdıklarınızı coşku ile yazıyor olmanız ilginç. Şiir gibi.

Tarihsel olaylar doğaları gereği sonsuz spekülasyonlara maruz kalmaya aday olaylardır. Bu derin denizden herkes kendi işine yarayacak malzemeler bulup çıkarabilir. Oysa mantığın acımasız ilkelerine dayalı felsefi argüman oluşturmaya gelindiğinde iş öyle kolay değildir.
Burada duygular, birileri için yürekten duyulan derin sevgi, hatta göklerin daha ötesinde olduğu sanılan yurtsevgisi vb. şeyler hiçbir işe yaramaz. Bu sitede neyin iyi neyin kötü olduğu tartışılmıyor. Ne de güzellikler vaad eden söylemler bu sitenin konusu. Bu önemli nokta Batı Felsefesinin önemli isimlerinden David Hume'un olgu ile değeri bir güzel ayıran "is-ought question" vurgusunda belirginleşmiştir. Bunu dikkate almaksızın yürütülen tartışma duygularımıza olgusal bir boyut kazandırma gibi, psikolojik olarak anlaşılabilir, neki mantıksal olarak hatalı bir çabadır. Biraz dikkatlice analiz edersiniz yazdıklarınızın "Şu şu iyi olmuştur, o halde şu doğrudur. Şu şu kötü olmuştur, o halde şu yanlıştır." formuna indirgenebildiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Felsefi tartışmada bu tür bir 'argüman'la yol gitmek imkansızdır.

"Intelligent Design" teorisinin tartışıldığı sitelerde partilerden, barajlardan, demiryollarından, IMF'den vb. söz edilebilmesi herhalde asil Türk milletine özgü ilginç bir olaydır. Abdullah Cevdet mezarından kalkıp bakabilseydi Türk milletinin artık 'adam'lık aşamasına ulaşmış olduğunu düşünebilirdi.

Yinelemek isterim : Bizi tartışmaya iten duygularımızdır kuşkusuz. Ne varki duygular kapıda durmayı bilmeli. Bir argümanın ne iddiası nede dayanakları duygular olamaz. Olursa o edebiyat olur. Güzel yada çirkin olur, ama ne doğru nede yanlış olur.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 1, 2005 11:42 AM

Mustafa bey,

Madem Turgut Ozal'i bir donemin baslangici kabul ediyorsunuz. Bolucu Kurt Teroru'de Turgut Ozal doneminde basladi. Ne kadar tesaduf degil mi? Dilinizin altinda ne kadar bakla varsa cikartabilirsiniz. Turgut Ozal donemindeki yolsuzluk ve soysuzluk konularina hic girmeyecegim. Takunyalariyla dolastigi donemlere, batil bati, kahrolsun Amerika dedigi milli goruscu oldugu donemlere, sonra takunyalarini ve milli gorus gomlegini cikartip Amerikan hayranligi ve taraftarligi yaptigi donemlerede hic girmeyecegim.

Anadilde konusmak yasak olsaydi bugune kadar Kurtce diye bir dil kalmazdi. Yasak olan yayin yasagi idi. Neden, nasil, nicin yasaklandigini yasanan olaylara ve olaylarin yasandigi donemlere bakmak lazim. Bugune kadar hic kimseyi sokakta, otobuste, trende, sinamada kendi aralarinda Kurtce veya Lazca veya Cerkezce veya Ibranice veya Bosnakca veya Arapca konustular diye hapse atmadilar! Ana dilde konusma yasak falan degildi boyle bir seyde fiziki olarak mumkun degil. Ama sen kalkip bolucu ve kiskirtici Kurtce yayin yaparsan tabiiki yasaklarlar. Hangi ulkede boyle bir sey serbest soyler misiniz?

Asil kelimesinden cikariminizi hic yadirgamiyorum. Size cok yakisan soylemler bunlar. Akilli Tasarim Teorisi'nin sahibi olan Amerika'daki protestan tarikati da sizin gibi dusunuyor. Turk milletinin asil olup olmadigina Amerikan protestan tarikati karar veremez!

Turk milleti Laziyla, Kurduyle, Cerkeziyle, Bosnakiyla, Arnavutuyla, Balkani, Rumelisiyle, Tatariyla, Turkmeniyle, Yorukuyle asil bir millettir. Hic kimsenin tahmin edemeyecegi kadar asil bir millettir. Saniyorlar ki, Amerikan yalakasi ve usagi Irak'li Kurtler gibi Turkiye'deki Kurtleri de kiskirtip aynen Irak'i parcaladiklari gibi Turkiye yi de parcalayabiliriz. Fakat asil Turk milleti buna pabuc birakmayacak kadar asildir!

Mustafa bey savundugunuz fikirler (Akilli Tasarim Teorisi dahil) Amerikan protestan tarikatinin yillardir var olan yayinlari zaten. Buna benzer gorus ve fikirler sizden once Harun Yahya takma adiyla Adnan Oktar (Hoca) beyfendi tarafindan ulkemizde yillardir bedava dagitilmaktadir.

Ayrica Gazi Mustafa Kemal'i kendine referans alan Fiedel Castro'dur. Bi zahmet Amerika'ya tarikat toplantilarina gittiginizde oradan donuste Kuba'ya ugrayiverinde kendi gozunuzle gorun. Ders kitaplarinda Gazi Mustafa Kemal'in neden ve nicin referans alindigini gorun. Havana'da bir meydanda Gazi Mustafa Kemal'in bustu'nu ve hemen altinda hem Turkce hem Ispanyolca olarak " YURTTA BARIS DUNYADA BARIS " yazili oldugunu ve Gazi Mustafa Kemal'in emperyalizme karsi kazandigi savastan ve modern Turkiye Cumhuriye'nin kurucusu oldugunun yazili oldugunu kendi gozunuzle gorun.

Amerika tu kaka dedigi icin Kuba'nin dogal zenginliklerinin uzerine oturmasina musade etmedigi icin Castro bir diktator oyle mi? Nedir sizin icin diktator tanimi? Ulke kaynaklarini yabancilara peskes ceken, kendi hanedanliklarinin guvenligi icin Amerika'nin kucagina oturan Arap seyhleri molla'lari diktator olmuyorda Fiedel Castro diktator oluyor. Lutfen gidin bakin ve kendi gozlerinizle gorun Kuba'lilar mi, daha huzurlu ve insan onuruna yakisan sekilde ve esit yasiyor yoksa Dinsel diktator'lukle yonetilen Arap veya baska ulkelerdeki insanlar mi?

Lutfen diktator tanimlamasi yaparken dikkatli olalim. Sonra baska birisi de cikip Hz.Muhammed'de diktator'du derse ne diyeceksiniz? Sirf Amerika tu kaka dedigi icin, Amerika'nin kucagina oturmadigi icin, ulkenin dogal zenginlikleri ve guzellikleri Amerika tarafindan somurulmesine izin verilmedigi icin Amerika oyle istedigi icin eli kanli birer diktator mu oluyorlar.?

Ben Turk'um ve her Turk gibi de Kemalist'im. Varin siz Ataturkcu olun veya olmayin ben Kemalist'im. Neden Kemalist'im cunku : "Ozgurluk ve tam bagimsizlik benim karakterim!" Cunku : "Yurtta Baris Dunyada Baris benim ulkum!" Cunku : "NE MUTLU TURK'UM DIYENE'nin ne anlama geldigini dogru algilayan saglikli bir beynim var!"

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 11:43 AM

Firdevs Hanım,

Lütfen bir kabalık olarak algılamayın, ama bu son söylediklerinizin tutarlı olduğuna siz kendiniz inanıyor musunuz? Örneğin:

1) " Ben Turk'um ve her Turk gibi de Kemalist'im" demişsiniz. "Kemalist olmayan Türk değildir" sonucu çıkıyor. Oysa Anayasa'ya göre Türklük, Türtiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olmak demek. Siz ise vatandaşlık bağı yerine ideoloji koyuyorsunuz. Türkiye'nin kaçta kaçı kendini "Kemalist" olarak tanımlar? Diyelim ki yüzde 30'u. Geri kalan (kendini liberal, Marksist, muhafazakar, Islamcı, vs. olarak tanımlayanlar) Türk değil mi? Nasıl böyle bir yargıya varabilirsiniz?

2) Iraklı Kürtlere "Amerikan yalakasi ve usagi Irak'li Kurtler" diye hakaret ediyorsunuz. Bir millete topluca hakaret etmeyi kendinize gerçekten yakıştırıyor musunuz? Türkiye Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD ile ittifak yaptı, Sovyet tehdidine karşı. Bu durumda, sizce, Türkiye'ye de "Amerikan yalakasi ve usagi" denmeli miydi?

3) " Akilli Tasarim Teorisi'nin sahibi olan Amerika'daki protestan tarikatı" demişsiniz. Böyle bir tarikat yok. Zaten herhangi bir tarikat ismi de vermemişsiniz. Zihninizde "kötülük"le özdeş olan "tarikat, dincilik" gibi kelimeleri gelişigüzel, araştırma yapmadan kullanıyormuşsunuz gibi duruyor. Bu imajdan rahatsız olmaz mısınız?

4) Türkiye'de 80'li yıllara kadar süren Kürtçe yasağı için " Ama sen kalkip bolucu ve kiskirtici Kurtce yayin yaparsan tabiiki yasaklarlar" demişsiniz. İyi de Kürtçe yapılacak yayınların "bölücü ve kışkırtıcı" olduğunu, olacağını nereden biliyorsunuz? Türkçe olarak da "bölücü ve kışkırtıcı yayın" yapılabilir, o zaman Türkçe de yasaklanmalı mı?
Ayrıca "yasak olan yayin yasagi idi" demişsziniz. Hayır, İsmet İnönü döneminde çarşı-pazara jandarma da dikilmiştir, Kürtçe'nin kullanılmasına engel olmak için. 80'lere kadar bırakın "yayın yasağını" Kürt kelimesini kullanmak, "Kürtler vardır" demek yasaktı. İnsanlar çocuklarına Kürtçe isim veremezdi. (Hala da zor veriyorlar.) Bunların benzeri, Bulgaristan'daki Türtlere yapılmıştır. Böyle bir baskıyı nasıl savunuyorsunuz? "Kürt konusunda hata yaptık" demek Cumhuriyeti yıkmaz ki, aksine olgunluk göstergesidir.

5) "Kurt Teroru de Turgut Ozal doneminde basladi. Ne kadar tesaduf degil mi?" demişsiniz. Ama Kürt isyanları asıl Atatürk döneminde başladı. (Şeyh said, Ağrı isyanı, Dersim isyanı vs.) Sizin kriterinize göre Atatürk'ü suçlamak gerekiyor. Katılıyor musunuz?

Çok da uzatmak istemiyorum. Çünkü konuyu akılcı bir zeminde tartışmak zorlaşmış durumda. Umarım duygusallık yerine bilgi, akıl, sağduyu gibi kriterlere temel alan bir diyalog geliştirebiliriz.

Saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 1, 2005 12:30 PM

Sevgili Hakan bey kardesim,

15 yildir guzel egitim gormussunuz. Basarilarinizin devamini dilemekle beraber Gazi Mustafa Kemal'in " ogretmenler sizden vicdani hur, fikri hur nesiller yetistirmenizi istiyorum! " vasiyetine ogretmenleriniz pek uymamis sanirim. En son taze soylemlerinizden vicdaninizin hur olmadigi cok acik anlasiliyor. Cumhuriyet'in kurulusu ve cumhuriyetin kazanimlari konusunda bihaber oldugunuz ne yazik ki ortada. Bilmemek degil ogrenmemek ayip. Bu ayipta sizin ogretmenlerinizin.

Sevgili Hakan bey kardesim, o zamanki memleketin halini gorun diyorsun ya, o goruntu sana ogretilmeden ezberletildigi gibi degil.

1919 - 1938 yilari arasinda yapilanlar eserler ortada. Var mi, bu doneme bir itirazin? Hani, 30.Agustos.1922 buyuk taaruz yanlisti diyebilirsin, anadolu'yu isgal eden isgal kuvvetlerine karsi sunguyle yaptigimiz taarruz insancil degildi diyebilirsin, ne guzel sevr antlasmasiyla ulkemiz parcalara ayrilmisti ne gerek vardi tekrar birlestirmeye diyebilirsin. Ya da zorla sapka taktirdilar hic yakismadi oysa Arap kilik kiyafeti bize cok yakisiyordu diyebilirsin. Kadinlara avrupa'dan once secme ve secilme hakki verdiler ama kadinlarin boyle bir hakki olmamaliydi diyebilirsin. Ya da ne gerek vardi seker fabrikalarina, dokuma fabrikalarina, un fabrikalarina, traktor ve romork fabrikalarina, sut ve balik kurumuna, ucak fabrikalarina, lokomotif ve demiryolu fabrikalarina ne gerek vardi bunlara diyebilirsin mesela.

Nedir itirazin?

Gecelim Gazi Mustafa Kemal'den sonraki doneme, 1939 - 1945 yillari arasinda 2'inci dunya savasi gibi bir felaket yasandigindan haberin vardir umarim Sevgili Hakan bey kardesim. Bu donemde Ulkenin basinda sizin deyiminizle ya da size ezberletildigi gibi diktatorya delisi Ismet Inonu vardi. Kurtulus savasindan daha yeni cikmis genc Turkiye Cumhuriyet'ini bu felaket savasa sokmamayi basaran Ismet Inonu'dur. Savasa girmedik ama ordumuz yedekler dahil sinirda savasa hazir bekletilmistir. Bu donemde dogal olarak savas ekonomisi uygulanmis herturlu ihtiyac maddelerinde oncelik sinirlarimizda yiginak yapmis ordumuza kalanida cefakar halkimiza karneyle verilmistir. Yani zorunlu tasarruf. Katik etmek deyimide bu donemlerden kalma bir deyimdir zaten. Savastan sonraki yillarda bir seyahati sirasinda Ismet Inonu'ye sen bizi ac biraktin diye onune atilan cocuklara " evet ben sizi ac biraktim ama babasiz anasiz oksuz birakmadim " demistir.

Sevgili Hakan bey kardesime son soz, eger Ismet Inonu sizin dediginiz gibi ya da size ezberletildigi gibi diktatorya delisi olsaydi Gazi Mustafa Kemal'in en buyuk vasiyeti olan cok partili sisteme gecmez tek partili sistemde devam ederdi. Yigidi oldurun ama hakkini yemeyin! Bu cumhuriyet'i canlari pahasina kuran ve bizlere emanet eden bu erdemli insanlarla basta Gazi Mustafa Kemal olmak uzere butun silah arkadaslariyla ne kadar gurur duysak azdir.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 1:15 PM

Sayin derinsular,

Derin sularda dolasmayi birakinda biraz gun isigina cikin. Devletcilik batagindan cikalim cikmasinada bir cozum soylemiyorsunuz? Kimin batagina girecegiz? Seyhlerin mi, Kral'larin batagina mi? Lutfen bir bataklik tanimlar misiniz?

Sirf Gazi Mustafa Kemal ve arkadaslarinin gerceklestirdigi Turk devrimlerinde " Devletcilik " ilkesine camur atmak icin kendinizin camura bulandiginizin farkinda degilsiniz.

Batakliga benzettiginiz "devletcilik" nedir? Bizede anlatinda anlayalim nasil bataklikmis bu lanet sey..

Demek ki, butun dunya devletcilik batakligina saplanmis durumda. Ulkemizde devletin kamudaki payi %20 lerde bile degilken avrupa ve amerika dahil diger ulkelerde devletin kamudaki payi %20 lerin cok uzerindedir. Bu mudur bataklik dediginiz devletcilik?

Sayin derinsular boyle hep derin sularda dolasirsaniz etrafta olup bitenden haber alamazsiniz. Sizi derin sulardan aydinliga davet ediyorum.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 1:35 PM

firdevs hanım...

son zamanlarda sizin gibi basma kalıp konuşan birini daha görmedim ben... yazınızı okurken insanın aklına bir sürü soru geliyor işte bir kaçı....

millet nedir... unsurları nelerdir... vatandaşlık kavramı ne anlama gelir... devletleri millet olgusu mu ayakta tutar yoksa birleştirici başka mayalar gereklimidir... kemalist olmayanların düşünceleri saçma mıdır... ya da sadece kemalistçe düşünenler midir bu ülkeyi ayakta tutabilecek olan... atatürktan sonra iktidara gelen herkes atatürk düşmanı mıydı ki memleket gün yüzü göremedi... ya da bir tek sizin gibi düşünenler mi kuratarır bu memleketi... ilerlemenin yolları sadece kemalizmden mi geçer... bu olguya inanmayanlar vatan haini midir ya da türk bile sayılmamalı mıdır... değişikliklere neden açık olamıyorsunuz... korkularınız nelerdir... korkularınızla yüzleşmenin vakti gelmedi mi... dünya üzerinde tartışılamayacak hiç bir olgu yok iken neden siz kemalizmi tartışamıyorsunuz... kimse atatürkün kişiliğiyle-yaptıklarıyla ilgili söz söylemez iken ve sadece şu an da algılanan haliyle artık bir takım yeniliklerin gerektiğine inanılırken neden sizler haaala kasılıp bu konuda konuşturmuyorsunuz insanları... tekrarlıyorum neden korkuyorsunuz... insan bünyesine ters gelen bir şeyi bünye dışarı atar... yıllardır bünyeye ters yorumlarla insanları kandırıp durmadınzı mı... artık yenilenmenin ve 60 yıl geriden değil de günümüz vizyonuyla dünyaya bakıp muasır medeniyet seviyesine çıkmanın vakti gelmedi mi...

daha bir sürü soru geliyor aklıma... edebiyatı bırakıp cevaplarsanız çok ama çok mutlu olurum...

saygılar...

Yazan: hakan Tarih: September 1, 2005 1:44 PM

!!!!!!!YORUMLARA YORUM!!!!!!!!
SAYIN AKYOL,
İnanın MATERYALİZMİN SONUNUN BAŞLANGICI adlı bu makalenizin yorum kısımlarını okurken kendimi HYDE PARK ta dolaşıyormuş gibi hissetmeye başladım.SERBEST BİR KÜRSÜ ve demokratik bir paltform..............
Ama makalenin konusunun dışına hatsafha da çıkıldığını düşünmüyor musunuz?
Gerçi bu ambiansta yorumumu bitirmeden bende öncelikle O YILLAR ABA ALTINDAN SOPA GÖSTEREREK SEÇTİRİLEN,ANTİDEMOKRATİK BİR İKTİDAR OLAN BÜTÜN BÜROKRASİYİ DE GÜDÜMÜNE ALAN CHP YÖNETİMİ VE TÜRKİYESİNE DEMOKRAT PARTİNİN GELİŞİYLE DEMOKRASİ IŞIĞININ DOĞDUĞUNU VE 1950LİLİ YILLARA KADAR KÜRT KÖYLERİNE BİR TEK OKUL DAHİ YAPTIRILMADIĞINI(!!!!!)DP İLE BU AYIBA DA ÇARE BULUNDUĞUNU söylemeden edemeyeceğim.
Ayrıca ülkemizde kimse KEMALİST olmak zorunda değil.Çok ilginç ki ülke de radikal milliyetçi olanlar da marksist olanlar da hatta islamcı olanlar da karşılarındakini niye bizden değilsin diye ağır ithamlara meyletmiyor da niçin kemalistler insanları düşüncelerinden ötürü yani kemalist olmadıkları için hunharca yargılıyorlar bir de bunu ayıp bir şeymiş gibi gösteriyorlar?Hangi taraf daha tabukar nerde demokratlık nerde fikire inanca saygı?
Bende konudan dışarı çıkmasam iyi olacak!!Yapılan yorumlarda TASARIM TEORİSİNDEN bahsetsek zannımca daha faydalı olacak,yoksa AKILLI TASARIM dan çok -ki çok önemli olduğu kanaatinde ve inancındayım-hararetli yorumlar merakla izlenecek...
SAYGILAR VE SEVGİLER,,,,,,,,,

Yazan: melike Tarih: September 1, 2005 2:13 PM

firdevs hanım...

inönünün para meselesi hakkında düşünceleriniz nedir...

çok partili hayata geçmek atatürkün mirasına saygı oluyor da neden kendi resmini paranın üzerine bastırması mirasa hakaret olmuyor...

ayrıca şunu belirteyim ki... çok partili hayata geçişi atatürkün mirasına endeksleyen başka birisi yoktur şu koca memlekette... pes yaani... ne diyim...

türkçe okumasını öğrenmenizi... dahası anlayabilmenizi... ve sorulan sorulara dolambaçsız cevaplar vermeyi öğrenmeniz dileğiyle...

saygılar...

Yazan: hakan Tarih: September 1, 2005 2:21 PM

Bazılarının "aydınlık" diye adlandırdığı her neyse içinde insanlardan nefretin büyük yer tuttuğu kesin. Bu yüzden ülkede bir refleks oluştu. Bu söylemin sahipleri kime karşıysa o insandır çıkarımını yapıyor halk. Galiba günün kahramanı : "Derin Sular"
Tebrikler.

Yazan: hande Tarih: September 1, 2005 2:32 PM

Firdevs Hanım,

Bu site bana ait değil. Hepimiz burada Sayın Akyol'un izniyle yazıyor, fikirlerimizi ifade ediyoruz.

O nedenle devletçilik batağından çıkma konusundaki görüşlerimi burada değil kendi sitelerimde açıklıyorum.

Eğer gerçekten öğrenmek isterseniz DerinSular.com ve Socioeconomics.com sitelerinden bugüne kadar yazılmış olan yüzlerce makaleye ulaşabilirsiniz.

Amerika'da devletin ekonomideki payının yüzde 20 olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Bunun için bir kaynak gösterir misiniz?

Eğer gösteremeseniz de önemli olmaz yazdığınız onca şeyden sonra. Diğerleri gibi bu asılsız sözününü de kıymeti kendinden menkul addeder geçer gideriz.

Bir de 'hep derin sularda dolaştığım için' dünyada olup bitenden haberdar olmadığımı ifade etmişsiniz.

Dünyanın hemen her köşesini gördüm ve pek çok ülkenin ekonomisi hakkında ortalamanın epey üzerinde bilgim var.

Ama felsefe öğretmeni Sayın Çebi'nin de belirttiği gibi, siz argüman oluşturmuyor, kendinizce 'iyi' bellediğiniz kavramların savunuculuğunu yapıyorsunuz.

Yaşınızı bilmiyorum ama ifadelerinizdeki çarpıklıkların sizden sonraki en büyük sorumluları Sayın Çebi gibi olmayan felsefe ve mantık öğretmenleridir.

Yazan: derinsular Tarih: September 1, 2005 2:35 PM

Mustafa bey,

Uzuluyorum gercekten. Oysa anlatmak istediklerimi o kadar uzun uzun detayli yaziyorum ki, fakat bir faydasi olmadigini goruyorum. Cok hizli okuma yetenegine sahip olabilirsiniz takdirde ederim ama lutfen yazdiklarimin sadece ucundan ya da sonundan bir kelime alip degerlendiriyorsunuz.

1) Ben Kemalist'im ve Kemalizm'in ne demek oldugunuda cok net bir sekilde ozetledim. Ataturk'culuk diye bir tanimlama kabul etmiyorum. Turk'um derken anayasada anlamini bulan tanimi anlasilmalidir. Kemalizm'in ozudur bu zaten. " Ne Mutlu Turk'um diyene!" Gururla gogsumu gere gere soyluyorum ben Turk'um!

2) Ulkenizin cikarlari acisindan baska bir ulkeyle ittifak yapmak baska, ulkeniz icersindeki bir olusumun ya da etnik bir grubun ulkenin butunlugunu parcalamaya yonelik olarak baska bir ulkeyle ittifak yapmasi baska bir seydir. Amerika isbirligi yapan Irak'li Kurt'lerin yaptigi Irak halkina hakarettir! Benim gozlemim degil.

3) Evet tespitinize katiliyorum. Tarikatlar tamamen cikar amacli olusumlardir. Tarikat ileri gelenlerinin refah ve gelir duzeyleri inanilmayacak kadar yuksektir. Amerika'da mensubu oldugunuz tarikatin adini sizin aciklamanizi istiyorum. Tarikatlar ve Dinler ve Dinciler konusunda bilgi sahibiyim. Bilgi sahibi olmayada devam ediyorum. Sizin yazilarinizi okuyorum.

4)Anadilde konusmak Cumhuriyet tarihi boyunca kanunla yasaklanmis bir sey degildir. Inonu doneminde veya baska bir donemde anadilini hadi Kurtce konustunuz diye tutuklanip hapse atilan bir kimse var midir? Munferit olarak jandarma'nin ya da bir Jandarma karakol komutani, cavus, astsubay veya subay'in emrindeki bir grup askere sorumsuzca kendi basina emir vererek yaptirmis olabilecegi bu munferit olaya bakarak Inonu'nun emir verdigini nasil iddia edebilirsiniz? Buna benzer kanunsuz olaylar surekli olagelmistir zaten ve halende olabilmektedir. Bunlari tasvip etmek mumkun mu? Biliyorsunuz Askerlik uygulamasinda bati bolgelerinde doganlar doguda, dogu bolgelerimizde doganlarda bati bolgelerinde askerlik yapiyorlar. Dogal olarak bu tur sacma sapan seylerin yasanmasi kacinilmaz oluyor. Kurtce isim veriliyor. Tabiiki alfabemizde olan harflerle yazilip okunmasi sartiyla. Qamer degil Kamer mesela. Bunlarin hepsi kasitli yapiliyor. Bu hareketleri ve istekleri desteklemeniz cok yararsiz ve sonuc alamayacaginiz bir sey.

5) Ataturk Ozal karsilastirmasi cok sasirtici bes dakika kendime gelemedim hayretler icersinde kaldim. Cinsiyetimin bir zaafi olsa gerek kusuruma bakmayin. Seyh Said, Agri ve Dersim isyanlari Cumhuriyet'in daha ilk yillarinda sozde uzerinde gunesin hic batmadigi imparatorluk olan Ingilizlerin kiskirtmasiyla baslamis yayilmadan da bastirilmis ve elebaslarida malumunuz daragacinda sallandirilmistir. Bu isyanlari dogrudan Kurt milliyetciligiyle bagdastirmak cok yanlis cunku bu isyanlar din elden gidiyor islam elden gidiyor diye yapilmis Laik Cumhuriyet'i zayiflatmak amaciyla yapilmis tamamen Irak'in emperyalistler tarafindan paylasilma planlarinin yapildigi bir donemde Ingiliz'ler tarafinda planlanmis ve kiskirtilmis isyanlardir. Heyhat Gazi Mustafa Kemal'in ordulari bir kabus gibi cokmustur bu kiskirtilan yobazlarin uzerine. Sanirim bu isyanlari yapanlar Kurt oldugu icin bu ornegi verdiniz ama malesef bu isyanlar Kurt milliyetciligine dayanan ayrilikci isyanlari degildir. Dikkat ederseniz isyan liderleri dini cemaat liderleridir zaten. Sanirim bu gozunuzden kacmis Mustatafa bey.

Ozal doneminde baslayan PKK bolucu Kurt teroru ise tamamen asiri Kurt milliyetciligine dayanan ayrilikci bir terordur. Ben bu gune kadar PKK nin din elden gidiyor, islam elden gidiyor diye Kurt vatandaslarimizi kiskirttigini duymadim. Gazi Mustafa Kemal ATATURK, " Ne Mutlu Turk'um Diyene!" derken Turgut Ozal federasyonu tartismaktan bahsediyordu.

Turgut Ozal'in ulkemiz insanina somut bir zarari da, Amerikan silahlarinin ulkemizde de rahat rahat satilabilmesi icin bireysel silahlanmanin onunu acarak her yil yuzlerce insanimizin kor kursunlara hedef olup hayatini kaybetmesine sebep olmustur. Cok guncel oldugu icin hazir Turgut Ozal'in ulkemize yaptigi hayirli islerden bahsederken birden aklima geldi sizlerle paylasayim istedim.

Mustafa bey,

Akilli Tasarim, Irak, Kurtler, Bagimsizlik, Fiedel Castro, Kemalizm, Seyh Said, Turgut Ozal derken Afrika'da yuzyillardir insanlar acliktan oluyorlar. Birazda arastirmalarinizi ve yazilarinizi bu insanlik felaketi ve dunyanin vurdumduymazligi uzerine yaparsaniz sevinrim.

Sevgiyle, saygiyla.

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 3:04 PM

Sayin derinsular,

Devletcilik batagi dediniz size sordum nedir bu sizin anladiginiz devletcilik? bataklik?

Lutfen bana burada iki cumle ile ozetler misiniz ulkemizi nasil batakliga suruklemis?

Dunyanin butun ulkelerinde stratejik oneme sahip yatirimlarin sahibi devlet olurken, dunyadaki devletcilik uygulamalarindaki orani bile diger ulkelerden daha asagida iken nasil oluyorda benim ulkemde devletcilik bataklik olarak tanimlaniyor?

Bana amacinizi aciklayiniz lutfen. Devletcilik ekonomik anlamda mi kotu bir sey? Komunist ulkelerdeki devletcilik anlayisiyla mi, karistiriyorsunuz? ki, bizim ulkemizde hicbir zaman boyle bir sey olmadi.

Nedir durumunuz? Acik konusmanizi rica ederim.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 3:41 PM

Sevgili Hakan bey kardesim,

Sorulari surekli siz sorsanizda hic onemli degil. Cevabim herzaman cok net ve kisa. Kemalizm.

Kemalizm :

1) Tam Bagimsizlik!

2) Yurtta Baris Dunyada Baris!

3) Ne Mutlu Turk'um Diyene!

Bu kadar nettir!...Baris ve huzur icersinde icersinde yasamanin tek cozumu. Sadece Ulkelerinin dogal zenginliklerinde gozu olan emperyalist ulkeler tarafindan isgal edilmis veya isgal edilme stresi yasayan ulkelerin degil baski rejimleri altinda yasayan ulkelerinde tek referansidir Kemalizm!

Kemalizm zorunlu bir recetedir. Emperyalizmin ve dogmatik baski rejimlerinin panzehiridir!

Gazi Mustafa Kemal Ataturk'ten sonra gelen iktidarlar Kemalizm'den uzaklastiklari icin memleket gun yuzu gormemistir Sevgili Hakan kardesim. Ikinci dunya savasi yillarini saymazsak 1946 dan itibaren Kemalizm den uzaklasmak bir yana baltalamaktan beter etmisler. Bugunku ortadogu ulkesi goruntumuzu iste bu insanlara borcluyuz.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 5:05 PM

Tas yontmaya devam..

Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış...

-"Bu hayattan bıktım artık... Yontmak! Devamlı mermer yontmak... Öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş! Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde herşeye hakim olur, ışınlarımla etrafı aydınlatırdım..." diye söylenir dururmuş yontucu. Bir mucize eseri olarak dileği kabul olmuş ve yontucu o an güneş oluvermiş.

Dileği kabul edildiği için çok

mutluymuş. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark edince;

-"Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!" diye isyan etmiş...

"Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim..."

demeye kalmadan hemen bulut olmuş... Dünyanın üzerinde uçmaya başlamış, oradan oraya koşuşup, yağmurlar yağdırmış, fakat birdenbire ortaya çıkan rüzgar bulutları dağıtmaya yetmiş.

-"Ah, rüzgar geldi beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o. Öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum..." diye karar değiştirmiş bu sefer...

Ve dünyanın üzerinde esip durmuş, fırtınalar estirmiş, tayfunlar meydana getirmiş. Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu

görmüş... Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar... Bu bir dağmış...

-"Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar..." diye düşünmüş... Bu sefer de dağ oluvermiş... Ve o anda bir şeyin ona durmadan vurduğunu hissetmiş... Kendinden daha güçlü olan, onu içinden oyan şey...

Bu küçük bir mermer yontucusuymuş....

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 5:13 PM

Firdevs Hanım,

Dikkat ederseniz Türklüğün tanımı konusunda geri adım attınız. Önce Kemalist olmayan Türk değildir diyordunuz, şimdi sadece "Türküm diyen Türktür" diyorsunuz. Güzel...

Ama bakın burada görmeniz gereken bir şey var: Kemalist/pozitivist/sekülerist önkabullerinize göre iddialı sloganlar ortaya atıyor, sonra size bazı olgular gösterilince de mecburen geri adım atıyorsunuz.

Tüm iddialarınızı bu şekilde tek tek çürütmek biraz zaman alacaktır ve açıkçası şu an bunu yapacak zamanım yok. Ancak eğer önkabullerinizi ("ezberlerinizi") bozup baştan olguları düşünmeyi kabul ederseniz, hem kendinize hem de başkalarına zaman kazandırırsınız.

Örneğin Türkiye'nin sosyal-ekonomik gelişimi konusunda dev bir sosyal bilim literatürü var. Bundan sizin çizdiğiniz gibi bir tablo çıkmıyor. Size bütün bunları anlatmam mümkün değil. Ama ricam ve önerim, bu gibi meseleleri biraz objektif incelemeniz; sizin gibi düşünmeyen herkese "emperyalist" vs. diyerek kulak tıkamak yerine, dile getirdikleri olguları, kanıtları göz önüne almanız.

Ben sizi mağlup etmeye değil, size yardım etmeye çalışıyorum.

Saygı ve sevgilerimle,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 1, 2005 6:08 PM

Mustafa bey,

Kemalist olmayan Turk degildir diye bir ifadem olmadi. Her Turk gibi Kemalist'im dedim. Ve Kemalizm'in tanimini yaptim. Nerden cikartiyorsunuz geri adim attigimi?

Kemalizm :

1) Tam Bagimsizlik!

2) Yurtta Baris Dunyada Baris!

3) Ne Mutlu Turk'um Diyene!

Haykiriyorum bir kez daha her Turk gibi Kemalist'im!..Asirlardir hur yasadim hur yasarim!

Yukardaki tanimiyla Kemalist olmayan Turk olsa ne olur olmasa ne olur? Omur boyu esaret altinda, baska devletlerin boyundurugu altinda yasamaya devam eder. Ben Kemalist Turk'um hangi cilgin bana zincir vuracakmis sasarim!

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 6:50 PM

Ben bu noktada pes ediyorum sevgili site okurları!

Sizi de kozmik güce havale ediyorum, Firdevs Hanım. Tüm mutluluklar sizinle olsun. Esen kalın.

Yazan: derinsular Tarih: September 1, 2005 10:09 PM

Dedimki kendi kendime ne güzel yazılar yazılmış tam beni çeken konular:
Ençok ilgimi çeken konulardan birisi tesadüflerin gerçekten mümkün olup olamayacağı çünkü ne yönüyle bakılırsa bakılsın çan eğrisiyle, herşeyi örten bir gerçekle karşı karşıyayız.Bir taraftan kaos ve kendine benzeyen fraktaller(bir anlamda dipsiz kuyuları),matematiğe çok yakın ve bir anlamda ben matematiğim diğen evren dirsek temasıyla salyangozu, spiralimsi gökadaları yaratırken kabe ise müslümanların hac hadisesiyle
bunların tümünü sembolize ediyor,
Diğer taraftan Matris Mekaniği tanecik olarak ,dalga mekaniği ise dalgasal olarak programlanabilirliğin elektronun
büyüklüğü ile sınırlı olduğunu göstermektedir anlaşılıyorki tüm evren bir elektron membranla kaplı(Belkide inananlarla inanmayanları ayıran sur düdüğü)ve kimileri tanrı desede nedenselliğin yaratıcısı bu elektron memrandan bir şekilde onlara ilah dedirtecektir

Yazan: Ergenekon Seferoglu Tarih: September 1, 2005 10:32 PM

Firdevs hanım, sizi kutluyorum. Ben Atatürkçüyüm demeye korkan "dalalet" içinde olanlara çok güzel cevaplar veriyorwsunuz, tebrikler tebrikler

Ben TURK'UM demeye korkuyorlar, ödleri patlıyor. Oysa ki karşınızdakiler rahatça ben KÜRT'ÜM veya BEN MÜSLÜMAN'IM diyebiliyor ve ülkemizi bölmeye, parçalamaya, zayıflatmaya çalışabiliyorlar. Ne zaman ki TÜRK milleti bu tip çabalar sonucu parçalanmaya başlari o zaman zayıflarız.

Yazan: C. A. Tarih: September 1, 2005 11:23 PM

Materyalizm tartışması Kemalizm tartışmasına dönüverdi. Acaba neden?

Nedeni açık. Türkiye'de materyalizmi açık açık savunmak sıkıntılı bir iştir. Oysa vatan, millet, bağımsızlık deyince herşey ne güzeldir. Bu ikisinden yapılmış bir çorba olan Kemalizmi savununca materyalizmi de savunmuş oluyorsunuz. Sıkıntı yok, dert yok. Aldığınız alkışlar da sizi daha bir coşturuyor. Hayatın tadı işte böyle çıkıyor.

İnançları verdikleri keyife göre değerlendirseydik, Tabiat inancına atlamak için önemli bir gerekçemiz olurdu kuşkusuz. İyi ki böyle sakat bir ölçütümüz yok.

Tabiat inancına geçirilen materyalizm kılıfının nasıl yırtılıverdiğini görmek isteyenlere öncelikle Phillip Johnson'ın "The Wedge of The Truth" adlı kitabını öneriyorum. Kitap Gelenek Yayıncılık tarafından "Evrim Duruşması" adıyla Türkçeye çevrildi. Kolaylıkla bulunabilir. Fikir sahibi olmak için gerek duyduğumuz bilgi Akıllı Tasarım Teorisyenleri tarafından bu ve benzeri kitaplarda ustaca sunulmuş.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 1, 2005 11:41 PM

Sayın C.A.

"Ben Atatürkçüyüm demeye korkan "dalalet" içinde olanlara çok güzel cevaplar veriyorwsunuz, tebrikler tebrikler" cümelenizden yola çıkarak, bir kaç tespit yapaliriz sanırım:

1) Atatürkçü olmak, hidayette olmaktır. Çünkü, Atatürkçü olmamak "dalalet" ile eşteştir.

2) Bu kavram ve ayırımlardan yola çıkarak, Atatürkçülüğün bir din olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. (hidayet ve delalet ilişkisi)

3) Bazı insanlar Atatürkçüyüm demekten niçin korkarlar? Yoksa, Atatürkçü Cumhuriyet bir "korku ülkesi" midir? Yoksa, Atatürk tartışılmaz bir tabu mudur da, onu tartışmak (kimine göre Atatürkçülük için dalalet olsa da) bir dinsel kutsala dokunmak gibi onaylanmamış mıdır? (2. iddiama geri dönebilirsiniz) Onları, bu korkuya iten sadece kendi gıll-u gışları ve içten pazarlıkları mıdır, yoksa "kraldan çok kralcı" olanların kraldan bağımsız kralın ismini kullanarak oluşturdukları bir tür küçük kralcıkların oluşturduğu bir korku, endişe ve paranoya mıdır?

4) Çok güzel cevaplar vermek, dalalet içindekileri hidayete erdimek için yetmez.. Çünkü, güzellik estetik bir kavramdır.. Kimse, estetik ile hidayete ermez. Hidayet, teolojik bir kavramdır. Bize, dinsel argüman ve cevaplarla geleceksiniz ki, biz dalaletten kurtulup hidayete eren şanslı (!) yurttaşlardan olalım..!

5) Daha yukarda, "materylizme neden inanmayayım, fizik herşeyi açıklamıştır" olarak özetleyebileceğim iddianiza sorular sormuştum, "tebrikler tebrikler" geçiştirdiniz..!


Bir de şöyle buyurdunuz, Sayın C.A. (buyurdunuz diyorum, çünkü bu da "dalalet" gibi "teolojimsi" bir kelime)

"Ben TURK'UM demeye korkuyorlar, ödleri patlıyor. Oysa ki karşınızdakiler rahatça ben KÜRT'ÜM veya BEN MÜSLÜMAN'IM diyebiliyor ve ülkemizi bölmeye, parçalamaya, zayıflatmaya çalışabiliyorlar. Ne zaman ki TÜRK milleti bu tip çabalar sonucu parçalanmaya başlari o zaman zayıflarız."

Kimin Türküm demekten ödü patlıyor? "Ödleri" derken burada birilerini "yalapşap" işaret ediyorsanız, bu iddianız beni teğet bile geçmez..! Çok uzaklardan el sallar ancak.. O halde, bu basit genelleştirmeleriniz, sizin o çok bilimsel tutumunuzla bağdaştırılamaz..!

Kusura bakmayın ama, "Ben kürtüm ya da müslümanım" diyenlerin bu ülkeyi parçalama, bölme.... niyetinde olduğunu "zannetmeniz", sizin "fizik herşeyi açıklamıştır" ifadeniz ile "tutarsızlık" zeminde yarışabilir..!

Burada, zanlar (sanılar) konuşmaya ve yazılmaya başlanırsa, bunun önü alınmaz.. Zaten bu işin kolayına kaçmanın, diğer adıdır..

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 2, 2005 2:02 AM

Sevgili C.A.,

Duyarliliginiz ve taltifleriniz icin size cok tesekkur ederim. Burada tek basima olmadigimi bilmek guzel bir duygu.

Ummetci dinsel diktatorlukle yonetilen ulkelerin hali gozlerimizin onundeyken, emperyalist devletler tarafindan ulkelerinin dogal zenginlikleri somurulurken butun bu onursuzluklari gormezden gelip hala ummetci inatla yok materyalizmin sonunun baslangici gibi sozum ona Kemalizm'in bittigini ima etmeye calisiyorlar.

"Ulkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak icin cok yoksul olsa da, onlara esitlik duygusu, insanlik onuru sunamayacak kadar yoksul degildir." Diyen Fiedel Castro bile Gazi Mustafa Kemal'i kendisine referans almis okul ders kitaplarinda Kemalizm ogretiliyor diyorum Mustafa bey bana eger ben Ataturkcu olsaydim Castro'yu ornek vermezdim cunku o bir Diktator diyebiliyor. Bir Turk genci olarak ne kadar uzuldugumu anlatamam. Butun herseyi din ekseninde dusunuyorlar. Tek dusundukleri sey Turk'lerinde neden Araplar gibi dinsel diktator'lukle yonetilmedigi. Halbuki, tarihe baksalar anlayacaklar. Turk'ler isteselerde onlarin anladiklari sekilde musluman olamazlar! Mekke'yi fethettikleri halde gelmis gecmis 36 Osmanli Padisah'indan hicbiri hac'ca gitmemistir! Bunu sorgulasinlar once.

Tek parti donemi soyle felaketti soyle batakti diyorlar siralayin neler kotuydu diye soruyum cevap veremiyorlar. Cunku hicbir bilgi sahibi degiller. Amaclari sadece Gazi Mustafa Kemal'i kotulemek.

Tek parti doneminin devletcilik uygulamalari ulkeyi felakete surukledigini one suruyorlar nedir bunlar siralayin diyorum yine TIK yok bilgi sahibi olmadiklari icin verecek cevaplarida yok. Cumhuriyet'in ilk yillarinda tek parti doneminde 1929 - 1934 doneminde dunyada yasanan ekonomik buhrana ve 1939 - 1945 yillari arasinda yasanan 2'inci dunya savasi felaketine ragmen ulkede sanayici, girimsici ve sermaye olmamasina ragmen bu donemde yapilanlari ve basarilan isleri gormezden gelmek icin kor ve sagir olmaya gerek yok. Birazcik vicdan ve beyin sahibi olmak yeterli. Savasin bitmesiyle birlikte 1945 yilindan sonra ekonomi dunyada altin cagini yasiyor. Ta ki, 1955 yilina kadar. Demokrat Parti bu donemin keyfini suruyor. 1955 ten itibarende yanlis yonetim ve kararlarla cokus basliyor ulkemiz Amerika'nin kucagina oturtuluyor. Oy ugruna tarikatlarla omuz omuza girilip TSK haric butun devlet kademelerine tarikatcilar dolusuyor. Gunumuze kadar boyle geliyor.

Arkadaslarimiza " akilli tasarim teorisi " ne semavi dinlerden destek aramaya ve ona atifta bulunmamalarini tavsiye ediyorum. Cunku hicbir somut dayanaklari yok. Ustelik tam bir celiski var.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 2, 2005 11:26 AM

Sayin Cengiz Cebi,

Materyalizm'in savunulmaya ihtiyaci yok ki? Bu konuda bizim bir sorunumuz oldugunu nerden cikartiyorsunuz?

Materyalizm tartismasinin neden Kemalizm tartismasina dondugunu kendinize sormalisiniz. Cunku Kemalizm'le yani " Tam Bagimsizlik ", " Yurtta Baris Dunyada Baris", " Ne Mutlu Turk'um Diyene!" sizin probleminiz var. Materyalizm'i Kemalizm'le de ozdeslestirdiniz ya bravo size.

"İnançları verdikleri keyife göre değerlendirseydik, Tabiat inancına atlamak için önemli bir gerekçemiz olurdu kuşkusuz. İyi ki böyle sakat bir ölçütümüz yok." diyerek hem kendinizi hem bizleri kandiriyorsunuz. Insan'in tabiatina aykiri bu. Tabiata karsi gelemezsiniz ve tabiatin isine karisamazsiniz! Tabiat sizi yonlendiriyor zaten kendinizi fazla zorlamaniza gerek yok bu konuda.

Amerikan protestan tarikatinin yayini olan "The Wedge of The Truth" in nasil curutuldugunu www.talkdesign.org adli bu siteden gorebilirsiniz.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 2, 2005 11:48 AM

Mesele nerden çıkmıştı... Abdullah Cevdetden....

neden...

çünkü bazıları abdullah cevdet ve onunla özdeşleşen ---savunduklarının aksine tamamen teslimiyetçi tamamen materyalist--- bir düşünceye karşı bir tavır görmeye daynamadıkları için...

afaki cümleler kurarak kimsenin vatan sevgisi veya millet sevgisini ölçmenize gerek yok... bunlar tamamen icrai meselelerdir... konuşmak değil ne yapıldığıdır önemli olan.... kemalizmin tek reçete olduğundan bahsediyorsunuz... bu nasıl bir ideolijidir ki sosyal ,ekonomik, ve bilimsel her türlü derde deva olabiliyor merak ediyorum... yorumlanmaya hiç mi ihtiyacı yok... ulus devlet anlayışının ne kadar sığ bir anlayış olduğu ortada değil midir.... şu anadolu toprağında yaşayan hengi insan katıksız türk olduğunu iddaa edebilir... ben kendimi türk hissediyorum... türküm ve türklüğümle guru duyarım... ama hiç bir zaman bunu bir üstünlük olarak addetmem... bir türk dünyaya bedel demek her türkün hoşuna gider... ama ne kadar gerçekçidir... etrafınıza baktığınızda ya da ortaya konulan icraatlara baktığınızda durumun çok da öyle olmadığını farkedeceksiniz... bu durum insanların türk olmadıkları anlamına mı gelir...

size bağımsız olmayalım diyen mi oldu...
tası tarağı toplayalım savaşa gidelim diyen mi oldu...
türk olduğundan utanan mı var... ki madde madde sıralıyorsunuz...

haala ne edebiyat yapıyorsunuz anlam veremiyorum...

kardeşim mesele bellidir... birleştirici maya eksiktir... zoraki yapılan macun tutmamıştır... bu zamandan sonra hiç bir zaman da tutmayacaktır... sen ne mutlu türküm diyene de istediğin kadar... adam ben türk değilim diyor...

sen vatandaşlık kurumundan bahsediyorsan eğer bu durumda benden ve benim gibi düşünenlerden farklı değilsin zaten... bu bir birleştirici macun olabilir... ama bu macunun tutması için insanlara sadece lafla mı yaklaşmak gereklidir... ne mutlu türküm diyene demek yeterli midir... insanların sosyo kültürel alışkanlıklarını zoraki değiştirmeye çalışmak bu macunu zedelemez mi... toplum mühendisliği yaparak sen böyle giyinme... şunu konuşma.. şuraya girme... şunu etmen yasak bunu yapman yasak... yasak yasak yasak... bu mudur kemalizm... hiç sanmıyorum... bu mudur demokrasi... hiç sanmıyorum... bu mudur bağımsızlık.... bireyin bağımsız olmadığı ülke varsın işgal altında olmasın... bi zatihi bağımsız değildir zaten....

özetle ağzınızdaki baklayı bi çıkarıverin... şu anki meselelri çözmek için SOMUT bir öneri getirin... ve bu önerinizi demokrasi... bireysel özgürlük... milli egemenlik kavramlarıyla özdeşleştirerek yapın... göreceksiniz ki söylediklerinizle o kavramlar çelişmektedir...

zira... demokrasinin olduğu yerde insanlar işkence görmez... bu örneği veriyorum çünkü işkence yapanlar bizzat kemalistim diyenlerdi...
bireysel bağımzılığın olduğu yerde kitaplar yasaklanmaz... yazarlar hapse atılmaz... bu da aynı kişiler tarafından yapılmıştır... kemalizm dediğiniz şey birkaç defa bu ülkenin başına gelmiştir... ve her seferinde de aynı icraatları yapmıştır... işkence kemalizmde var mıdır... azınlıkları ezmek kemalizmde var mıdır...

hele bi anlatın bakalım Kemalizm eğitim sisteminin düzelmesi için ne öneriyor...
hele bi anlatın bakalım kemalizm ekonomik bağımsızlık için ne reçete suınuyor...
hele bi anlatın bakalım sağlık sistemi için kemalizm ne diyor...

ben söyliyim bi tane...

adam üniversite rektörü olmuştur.. yaptığı bilimsel hiç bişey yoktur... bir iki tane bilimsel icraatı da HIRSIZLIK olduğu ortaya çıkmıştır... ve gerine gerine kemalistim der...

itiraf edin kardeşim artık... farklı olanlara karşı tahammülünüz yok sizin... demokrasi nedir haberiniz yok... insanları sınıflara ayırmaktan başka icraat bilmezsiniz... şu sağcı şu solcu şu bilmem neci demekten başka birşey bilmezsiniz... bırakın artık atatürkün ardına sığınmayı... bırakın artık tarih sahnesinden örnekler vermeyi... icraat yapın icraat... bırakın artık gevezeliği...

Yazan: hakan Tarih: September 2, 2005 2:48 PM

Firdevs Hanım,

Materyalizmin savunulmaya ihtiyacı gerçekten yok. Öyle bir sorununuz yok. İnanırsınız olur biter. Bir önceki makalenin sayfasında bunu belirttim zaten. Akıldışı bir inancı savunmaya kalkmak akıldışılığını iyice belirgin etmekten öte ne işe yarayabilir? Bu konuda izlenecek en akıllıca yol "Saçma olduğu için inanıyorum" şeklindeki teselli ile 'huzur' bulmaktır. Bundan ötesi kuşkuculuk ve hatta inançsızlık gibi tehlikeli bir durumla sonuçlanır. Kemalizmin arkasına da bu yüzden sığınılıyor nitekim. Vatan millet sevgisi gibi bir parça popüler söylemler ile birlikte kemalizm samanı altından materyalizm suyu yürütülmeye çalışılıyor. Kurnazca doğrusu. "Tabiat!, Tabiat!" diye gideceksek bu yol kullanışlı bir yoldur.

Materyalizmle kemalizmi hiç özdeş kılmadık. Burada kılıf içinde kılıf var. Bakın gösterivereyim : Tabiat inancı materyalizm ile, materyalizm 'bilim-uygarlık' kılıfı ile -bu yetmemiş- bir de 'vatan-millet sevgisi' kılıfı ile güzelce kılıflanıvermiştir. Bu kılıflama iş ve becerisine de kemalizm denilivermiştir. Bir hüner var ise kemalizmde, onu bu ustaca ve kurnazca becerilmiş olan kılıflama işinde aramak gerekir. İnancı ile mutlu olanlar için sorun yok. Maksada giden her yol meşru olunca kurnazlık erdem gibi bir şeydir.

Tabiata elbetteki karşı gelinemez. Tabiatın işine elbetteki karışılamaz. Yok çünkü Tabiat diye birşey. Olmayan bir şeye ne karşı gelebilirsiniz, nede onun işine karışabilirsiniz. Nede olmayan birşey varolan sizi yönlendirmek gibi bir iş becerebilir.
Peki, olmayan bir şeye nasıl inanılır? Olmayan bir şey ile kalpler nasıl 'huzur' bulur? İnsanın hayalgücü bu iş için bir hayli yetenekli tasarlanmıştır, hepsi bu.

Talkdesign ve benzerlerinin, Johnson'un tam da kitaplarında suyüzüne çıkarttığı aldatmacalara, sanki bunları hiç okumamış gibi tekrar tekrar başvurmaları ilginç. Bu dirençli aldatmacaya şimdi 'çürütme' mi diyelim. Bakınız, Akıllı Tasarım Teorisinin materyalizmi çürütmek gibi bir çabası yok. Materyalizm, Tabiat inancı üzerine geçirilmiş argüman görünümlü söz yığınıdır. Bunu kaldırdığınızda Tabiat'ın sevimli yüzünü hemen görüverirsiniz. Tasarım Teorisi ilk bakışta karmaşık gibi görünen bu kaldırma işi için pratik yollar öneriyor. Argüman çürütülmüyor. Ortada bir argümanın olmadığını görmenizi sağlıyor. Ve tüm çabanın kalbin derinliklerinde yer edinmiş Tabiat inancını her pahasına korumak olduğu görülüyor. Aklın akıldışı olanı savunması kolay değildir. Tüm gürültü işte bu zoru başarmak adına çıkarılıyor. Küresel boyuta ulaşmış sistematik bir aldatmaca artık aldatma teknikleri konusunda zaaf yaşıyor. Ama TABİAT'tan ümit kesilmez. Muhtemelen yeni ve yepyeni teknikler bulunacaktır. Biz bunların çok karmaşık olmamasını dileyelim.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 2, 2005 11:10 PM

Sayin Cengiz Cebi,

Hic vaktim olmamasina ragmen kisaca yazamadan gecemeyacegim. Tabiat diye bir sey yok, olmayan bir seye nasil karsi gelebilirsiniz nasil inanip huzur bulursunuz diyorsunuz. Ben size soruyorum tabiat diye bir sey yoksa hadi gidin fay hatti uzerine bina yapip icinde yasayinda goreyim sizi. Hadi gidin dereyatagi uzerine bina yapip icinde yasamaya devam edin. Fay hatti gunun birinde kirildiginda, siddetli yagmur yagip seller olustugunda yok olup gidersin. Yani Doganin isine karisirsan bunun cezasini odersin! Tabiat isine karisanlarin cezasini aninda verir.

Tabiatin kimsenin duasina ihtiyaci yoktur! Tabiat kimseye beddua da etmez! Hz.Muhammed'in amcasina yani Ebu Leheb'e ettigi beddua gibi. Tabiat dogrudan keser cezayi hic beklemez bekletmez.

Teori bir kanun degildir. Evrim teorisi de sonucta bir kanun degildir. Ama butun bilimsel bulgular ve tabiat evrim teorisini dogrular niteliktedir. Evet dinlerdeki yaratilis teorisine ters dusmektedir ama evrim teorisi dinleri yikmak icin ortaya atilmamistir. Kaldi ki, bir kanun degil teoridir sadece.

Dinsel soylemin mitoslarina inatla akilsal destek aramaya calismak son derece yanlistir. Din'ler kabul edilebilir bir ihtiyac olmakla beraber inanc sistemi akil ve mantikla desteklenmeye ve savunulmaya calisilirsa Allah muhafaza insan dinden bile cikabilir. Ornegin, benim aklim ve mantigim Allah kelami olan Kur'an'i Kerim'in Allah'in degilde Hz.Muhammed'in sozu oldugunu soyluyor. Cunku dinlerin bana ogrettigi ve tarif ettigi yaratici butun kainatin sahibi, dogmamis ve dogurmamis cok kudretli ve onun izni olmadan yeryuzunde bir yaprak dahi kimildamadigini bildigim bir yaraticidir. Boylesine kudretli bir yaratici Hz.Muhammed peygamber araciligiyla gonderdigi kutsal kitabi Kur'an da Leheb Suresinde aciz bir kulu olan Ebu Leheb'e beddua ediyor. " Ebu Leheb'in iki eli kurusun. Kendiside yok olsun. Mali da kazandigi da kendisine fayda vermez. O alev alev yanan atese atilacaktir. Karisi da boynunda bukulmus bir ip oldugu halde o alevleri cikaran odunlarin hamali olacaktir."

Boyle akil ve mantikli dusunursen bu kelamin Allah'in degil Hz.Muhammed'e ait oldugu ortaya cikiyor. Bu surede Hz.Muhammed islam dinini kabul etmedigi icin kavgali oldugu amcasi Ebu Leheb'e cok bariz bir sekilde beddua ettigi asikardir.

Bunun gibi bir cok ornekler verilebilir ama buna tamamen kutsal inanc olarak bakmak lazim. Akilsal ve matiksal olarak tartismak dogru degildir. Kutsal inanc geregi bu sekilde iman etmek gereklidir. Ayni sekilde Hiristiyanlik ve Yahudilik inaclarinda da buna benzer akil ve mantik disi ogeler bulunmaktadir. Sonucta butun inanclara saygi gostermek zorundayiz.

Kemalizm'i bir dogma olarak gormenizi ve nefretinizi anlayamiyorum. Sonucta bugunku varligimizi Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaslarina borcluyuz. Igneli ve imali sozlerinize ragmen bu ulkede kimse Arap milliyetciligi, orf ve adetlerini Turk milletine dayatmaya calismasin ve bunun ozlemini duymasin cunku Turk'ler isteselerde Arap milliyetcisi musluman olamazlar. Turkler Allah'a inanirlar ve ibadet ederler. Ama genlerinde var olan orta asya saman kulturu, orf ve adetleriyle yasarlar.

Din birlestirici unsur olsaydi yuzyillardir korudugumuz kutsal topraklarda sozde din kardeslerimiz olan Arap'lar Osman'li ordusunu arkadan kallesce vurmazdi!

Din birlestirici unsur olsaydi bugun butun Arap'lar birbirleriyle kavgali ve kus olmazdi. Dogal zenginliklerinin uzerinde Emperyalist devletlerin oturmasina musade etmezlerdi. Bu kafayla giden sonsuza kadar Emperyalist Devletlerin kucaginda oturmaya mahkumdur! Yazik cok yazik emperyalist somurgeci devletlerin korumasinda dinsel diktatorlukle yonetilen ulkelerde de Gazi Mustafa Kemal gibi insanlar ciksada genc yastaki masum insanlarin intihar bombacisi olmalarini onlese.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 3, 2005 12:39 PM

Öncelikle söyliyeyim ki ben bu yazıyı bir sofist felsefe savunucusu olarak yazıyorum.yani ne Tanrı vardır ne de yoktur diyorum.ancak din eğer gerçekten de bilime aykırıysa o zaman dinin temeli olarak kabul edilen Kuran-ı Kerim adlı kitabın insanlara "OKU" öğüdüyle başlamasının nedeni ne ???ayrıca eğer bilim tanrının dediğine aykırı ise o zaman insanın doğasında olan Tanrıya ihtiyaç duyma güdüsünün nedenini bana (korku diyip geçiştirmeden) bilimsel olarak açıklayabilecek biri var m??eger acıklamanız tatmin edici değilse şundan eminim ki biz Tanrı'nın bilimini yapıyoruz.

Yazan: kerem Tarih: September 3, 2005 4:32 PM

Firdevs Hanım,

Tabiatla ilgili inançlarınızı uzun uzun sıralamanıza gerek yok. Bu hikayeler herbir köşede usantı verecek ölçüde anlatıldı zaten. Farklı birşey belirtmeniz için Tabiat inancınızı biraz olsun sorgulamanız yeterli. Buna yanaşmıyorsunuz bile. Yıllardan beri duymaktan bıkkınlık yaşadığımız şiirleri okuyorsunuz, bu sitenin dinsel tören sitesi olmadığını bildiğiniz halde.

Kuran ve Hz. Muhammed ile ilgili olduğunu sandığınız çocuksu düşünceler bu konudaki bilginizi ölçmek için yeterli. İyi ki fazla uzatmamışsınız. Öte yandan saygı ile sövgüyü bir hayli karıştırmışsınız. Hayal dünyanızda yarattığınız bir öcü ile boğuşuyorsunuz. Üstelik yazdıklarınız konuyla gittikçe alakasız bir şeye dönüştü. Elimden birşey gelmesini isterdim. Ancak bu durumda tüm kapıları kapamış durumdasınız.
Yorumlarınız hakarete yakınlaşıyor. Sitenin düzeyine zarar vermek endişesi ile tartışmayı burada noktalıyorum.

Sevgiler...

Cengiz Cebi

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 3, 2005 4:52 PM

Sayin Cengiz Cebi,

Cok ilginc aklinizin inanclarinizin onune gecmesinden korkuyorsunuz. Hz.Isa kadar cesur olamiyorsunuz. Yani Tanri'nin hakki Tanri'ya Sezar'in hakki Sezar'a deme cesaretini gosteremiyorsunuz. Ah bunu bir basarabilseniz zaten bir sorun kalmayacak.

Yazdiklarimda hicbir hakaret ogesi goremiyorum. Dinler kendi inanc sistemleri geregi kutsalliklarini korumalari ve sadece inanc olarak maneviyatta kalmalari gerektigini soyluyorum. Dinsel soylemin mitoslarina inatla akilsal destek aramaya kalkarsaniz cok zor durumda kalirsiniz diyorum. Hic alinganlik gostermenize gerek yok.

Siz boyle dusundugunuz ve boyle davrandiginiz muddetce bilim hicbir ilerleme kaydedemez. Gerci artik cok gec son 150 yildir bilim zinzirlerini kirmis gidiyor kimse tutamaz artik onu. Istedikleri kadar bu yaratilis teorisine aykiri bu dini acidan etik degil deselerde bilim insanligin yararina haril haril hizmet etmeye devam ediyor.

Verdigim ornekte ben kimsenin inanclarini olcme amaci kesinlikle gutmedim. Ama siz benim bilgimi hemen olcup notumuda vermissiniz. Yinede sagolun. Hiristiyanlik ya da Yahudilik inancindan da ornekler verebilirdim. Degisisen bir sey yok. Bunlar kutsal inanclardir ve degerlerdir. Boylede kalmaya devam edecekler. Ama siz kalkip bugunun insan akli ve mantigiyla celisen hadiseleri onu curuttuk bunun sonunu getirdik diye ortaya cikarsaniz bununda bilimsel oldugunu soylerseniz verdigim orneklerden tabiki rahatsiz olursunuz.

Hicbir rahatsizlik ve endise duymadan inanclariniza guvenle sarilabilirsiniz keza bilim, dinleri ya da onlarin Tanri'sini yok etmeye calismiyor. Tepkileriniz bir felsefe ogretmenine yakismiyor. Bilakis konulara sizin daha sakin yaklasmaniz ve bizleri orneklerle aydinlatmaniz gerekiyor. Ben bu tartismalara karsimdaki insanlarin inanc ya da bilgilerini olcmek icin katilmiyorum. Ayrica bir forum ortamida degil burasi. Mustafa bey'in yazilarini ilgiyle okuyor ve yorumda bulunuyorum. Mustafa bey buna imkan tanidigi icin yapiyorum. Yoksa pekala Mustafa bey buna izin vermeyebilirdi. Dolayisiyla sizin endise duyup konulari kapatmaniza hic gerek yok sayin Cebi. Cevap vermezsiniz olur biter.

Sevgiyle iyi pazarlar!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 4, 2005 3:17 PM

sayın KAZIM Mızrak,

Bilmiyorum ne kadar ateist insan tanıyorsunuz veya bu konuda ne kadar bilginiz var ama size şunu söylemek isterim : Tanrı'ya inanmayan insani tabi ki de neden inanmıyorsun diye sorgulamak saçmalıktır aksi taktirde o da inanan insanı sorgular.ancak dediğiniz gibi inanmayan insan bir ilahi sistem olduğunu göremediği için değil çoğu kez farklı olmak , doğosına aykırı davranmak özetle sadece asla ulaşamayacağı bir büyüklüğe(diğer insanlardan farklı ve güçlü olmak) ulaşmak için gerçeği görmezden gelip doğasına aykırı davranır.şunu da bilmek gerekir ki 'inkar' mekanizması da aslında insanın doğasında olan bir mekanızmadır ancak bu mekanizmada diğerlerinden farklı olarak insanın ruhuyla bir çatışma içine girmesi gerekir ki zaten bu çatışma insana bu yanlışı yapmamasına dair bir öğüttür.ayrıca sizin dediğiniz gibi inanmayan bir insan ilahi bir sistem olduğunu göremediği için inanmıyor olsaydı; birçok eğitimsiz dediğimiz insanın Tanrı'ya inanıyor ve eğitimli hatta kimi zaman bilim adamı dedğimiz insanlarında burunlarının ucundaki 'ilahi bir sistemin varlığı' gerçeğini görememelerini nasıl açıklardınz??yani ilahi bir sistemin varlığını görmek ya da görememek diye bir şey yoktur.'ilahi bir sistemin varlığını kabul ya da inkar etmek diye birşey vardır.çünkü bu gerçeği görmek insanın yardılışından gelen bir yetenektir.ayrıca şundan emin olun ki eğer Tanrı bizi yaratırken ona inanmamayı bize sorumluluk olarak kılsaydı şimdinin ateisti denilen kişi o zamanın dindarı olurdu. çünkü onların sorunu akıllarıyla değil varlıklarıyladır .kendilrine yasaklanan inkar mekanizmasını,iradelerine hakim olamayıp kullanmalarıyla ilgilidir.ki ateistler de her ne kar inkar etseler de Tanrı'nın varlığının fakındadırlar.zaten ateist olabilmek için önce inkar edeceğin bir Tanrı'nın varlığını kabul etmek zorundasındır.ayrıca bir çok ateist durmadan Tanrı'ya küfreder.varlığını kabul etmediğin bir varlığa küfretmek de ne akla hizmetse??son olarak şunu belirteyim ki ben burada bütün yazdıklarımı yıllar önce ateist biri olmuş olarak yazıyorum. eğer Tanrı'ya inkar eden biri olarak ölseydim bilmiyorum Bağışlayan Tanrı beni her şeye rağmen bağışlar mıydı ya da bunun bedelini ödemek zorunda kalır mıydım.ama şimdi doğru yolda olduğundan emin olan biri olarak size sadece şu kısa ömrünüzde Tanrı 'yı inkar edecek kadar bol zamanınız olmadığını söylemek isterim.Kazım bey yanlış anlamayın bu size değil kendime olan bir öğüttü.neyse bare yazımı küçük bir espriyle, "Elhamdurillah ateistim" diyerek sonlandırıyım.
sayın Mustafa Akyol'a olan teşekkürlerimle...
esen kalın;

Yazan: Kerem Tarih: September 4, 2005 7:18 PM

Merhaba Kerem Bey,

Toprağa fasulye ekelim; toprak bize fasulye versin! Toprağa mısır ekelim, toprak bize mısır versin! Toprağa buğday ekelim, toprak bize buğday versin!

İşte Tanrının Tasarımı! Muhteviyat ne ise, hasat da o oluyor; bu İlahi Tasarımın Tecellisidir.

Buraya kadar problem yok! Problem nerede başlıyor?

Kuran-ı Kerim'de doğmamıştır ve doğurmamıştır diyen İhlas Suresi; benim için Materyalist olma yolunda bir bahane noktasıdır:

Eğer Tanrı, kendisinden başka bir otorite yoktur ve sonsuz gücün kendisiyim diyorsa! Şu ifade akli mantığın kabul edebileceği bir şey değildir:

"Günah işleyen insanı, Tanrı cezalandırır."

Mademki insana verilen akıl; Evrimcilerin iddaa ettikleri gibi; ilkel yaşam türlerinden tesadüfi gen alış verişleriyle meydana gelmemiştir: Bu aklı yaratan bir varlık vardır; ve o varlık Akıllı Tasarım Teorisinin de savunmuş olduğu üzere Allah'tır.

Kerem Bey,

İnsana verdiği aklı eksik yaratıp; insanın yanlışlar yapmasına sebep olarak; insanı günah işlemeye teşvik eden Allah değil midir!?

Biraz daha akıl verseydi; ben de kulağı beş vakit Allahu Ekber nida