« Tercüman Gazetesi'nin Akyol ile Röportajı | Ana Sayfa | SkyTurk TV'deki Akıllı Tasarım Programı »

August 29, 2005

Materyalizmin Sonunun Başlangıcı

[29 Ağustos 2005 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı]

Cevdet.jpgGeçenlerde Abdullah Cevdet'in ismini taşıyan bir sokağa Meclis kararıyla yeni bir ad verilince, medyamız bu "Osmanlı aydını"nı yeniden hatırladı. Hatıra gelen en önemli şey de Abdullah Cevdet'e atfedilen "bu milleti adam etmek için Batı’dan damızlık erkek getirmek gerek” lafıydı.

Abdullah Cevdet'in tam olarak böyle deyip demediğini bilmiyorum. Ama aslında bundan daha da önemli bir şey söylemiş, daha doğrusu ileri sürmüştü: Cevdet'e göre, Osmanlı'nın gerilemesinin sorumlusu din, kurtuluşunun yolu ise bilimdi.

Sadece Abdullah Cevdet değil, Osmanlı'nın son devrindeki diğer pek çok Batılılaşmış "aydın" da böyle düşündü. "Dinin toplumsal gelişmenin en büyük engeli olduğuna ve yerini bilime bırakması gerektiğine" inandı. Dahası bu fikri haleflerine miras bıraktılar. Tek Parti döneminin Halkevleri'nde veya Köy Enstitüleri'nde verilen "eğitim"in temelinde de, sözkonu din-bilim çatışması teması yatıyordu. Aynı tema sonraki devirlerde bir yandan Marksist sol, bir yandan da Jakoben elit tarafından ayakta tutuldu.

Bugün de Türkiye'de din hakkında yürütülen tartışmaların bir tarafının zihninde hala aynı şablon var. Bu tartışmalar genellikle başörtü yasağı veya imam-hatip fobisi gibi yüzeysel "cephe"ler üzerinde yürüyor. Ama derine inilince, "cephe"nin bir tarafında, ikide bir bilimin yol göstericiliğinden söz eden ve dinin temel inançlarını "bilime aykırı" bulanların var olduğu açıkça görülebiliyor.

* * *

Durum bu... Peki, bu durumda Müslümanlar ne yapmalı?

Önce şunu tespit edelim: Bu durum karşısında "efendim, din-bilim çatışması denen şey Batı'nın meselesidir, Katolik Kilisesi'nin marifetidir, bizi ilgilendirmez" demek yeterli değil. Çünkü din-bilim çatışmasından söz edip duranlar, her ne kadar lafa çoğu kez Kilise-Galileo çatışması hikayesinden girseler de, aslında genel olarak tüm İlahi dinlerin bilimle çatıştığını düşünüyorlar.

Çünkü onlara göre, bu dinlerin en temel inancı olan Yaratılış, yani "Allah vardır, evreni ve canlıları O yaratmıştır" cümlesi bilime aykırı... Bilimin, Yaratılış'ı reddeden materyalist felsefeyi doğruladığını sanıyorlar.

Dolayısıyla, yüz küsür yıldır Abdullah Cevdetler doğuran kaynakla yüzleşmek için, başka her şeyden çok materyalist felsefeyle hesaplaşmak gerekiyor.

Materyalist felsefeyle hesaplaşmak ise, "materyalizm dinimize aykırıdır" demekle olmaz tabi. Çünkü materyalist olanlar zaten bu aykırılığın gayet iyi farkındalar ve zaten onun için dini "boş inanç" sayıyorlar.

Hesaplaşma ancak, materyalizmi, kendi kabul ettiği kıstasa göre yargılamakla olabilir.

Yani gereken, materyalizme bilim yoluyla meydan okumaktır.


* * *

Denebilir ki, bu zor bir iş ve neresinden başlayalım...

Bu soruyu soracak olanlara iyi bir haber var: Son 15 yıldır materyalizme bilim yoluyla zaten meydan okunuyor. Hem de beşiği olan Batı medeniyetinin tam merkezinde.

90'lı yılların başlarında itibaren bir grup Batılı bilim adamı, materyalizmi ve özellikle de onun en önemli dayanağı olan Darwinizm'i sorguluyor. Evreni ve canlılığı rastlantıların ve amaçsız doğal güçlerin ürünü sayan bu iki "izm"e karşı, tüm bunlarda aslında bir "Tasarım"ın izleri olduğunu gösteren kanıtlar ortaya koyuyorlar. "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi çerçevesinde, biyokimyasal mekanizmalara, canlıların vücutlarına, fosillerin mesajına ya da astrofiziğin bulgularına dayanarak, "evren ve yaşam rastlantıların ürünü olamaz, yaratılmıştır" diyorlar.

Son aylarda Türkiye'de de gündeme gelen Akıllı Tasarım teorisinin bilimsel merkezi konumundaki Discovery Enstitüsü, ünlü "Wedge Document"da amacını şöyle özetlemiş:

"Bilimsel materyalizmi, tüm yıkıcı ahlaki, kültürel ve siyasi miraslarıyla birlikte yenmek; materyalist teorilerin yerine, doğanın ve insanların Allah tarafından yaratıldığını öngören Teistik anlayışı yerleştirmek."

Ve teori amacına emin adımlarla ilerliyor. Yüzlerce bilim adamı tarafından destekleniyor. ABD'nin bazı eyaletlerinde Darwinizm'e alternatif olarak ders kitaplarına girmeye başladı. O kadar güçlü ki, dünyanın en ünlü ateist düşünürlerinden biri olan İngiliz felsefeci Anthony Flew'ün bile "ateizmi terk ediyor ve kabul ediyorum ki bir Yaratıcı vardır" demesine neden oldu.

Akıllı Tasarım teorisinin en önemli yönü ise, karşı tarafın, yani materyalistlerin aksine, bilimin tanımı üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaması. O taraf "bilim materyalizme dayanmak zorundadır" diyor. Ama Akıllı Tasarımcılar "bilimi özgür bırakalım, objektif kılalım" diyorlar sadece. Materyalizmi yıkmak için o kadarı yetiyor zaten.

Çünkü zaten aslında bilim materyalizmi hiç bir zaman onaylamamış, ama materyalizm onun üzerine empoze edilmişti. Şimdi ise bu yanılgıyı çözmenin zamanı geldi.

Ve çözülen, sadece Batılı değil aynı zamanda yerli materyalistlerin, Abdullah Cevdet ve benzerlerinin "dünya görüşü" olacak.

Az şey değil bu...

Akıllı Tasarım'ı izlemeye devam edin...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 29, 2005 2:23 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Osmanlı'nın son dönemlerinde böyle bir ikilem yaşandığı ve köy enstitülerinde de benzeri bir endoktrinasyonun yapıldığı herkesin malumu.

Ancak varlığın maddeden ibaret olduğunu ispat adına konuya Darwinizm merkezli yaklaşmak 'yeterli değil' diye düşünüyorum.

Sayın Akyol da zaten yazısını da bu karşıtlık üzerine bina etmemiş, ancak Darwinizm'in çürütülmesi materyalizmin bir darbe alacağı anlamına gelse de, bu fikrin ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

I.D. hareketi kainatın tesadüfen bugünkü haline gelmesinin söz konusu olmadığını, aksine detaylı bir şekilde tasarlanmış olduğunu iddia ediyor.

Bu, her ne kadar 'madde ötesi' bir yaratıcıya işaret eden bir yaklaşım da olsa, bunları materyalist bir paradigmayla açıklamak da mümkün.

I.D. hareketinin Darwinizm ve evrendeki tesadüf konseptlerine karşı ciddi argümanlar ortaya koyduğu bir gerçek.

Ama materyalizme karşı ciddi bir şey söylediğini ben duymadım.

Bunun en büyük nedeni de, kurucularının inançlı insanlar da olsa Hristiyan kökenli olmaları.

İleride kabbalist yahudiler ve sufist müslümanlar da harekete katkıda bulunur ve gerekli açılımı sağlarlarsa durum değişebilir tabii.

Yazan: derinsular Tarih: August 29, 2005 3:06 PM

Abdullah Cevdet'in ismini verdiği sokağın adının değiştirilmesine bir kısım insanların verdikleri tepki şu şekildeydi:Abdullah Cevdet bir çok cumhuriyet inkılabının fikir babasıdır.Atatürk'ten de önce latin alfabesine geçmeyi ve hilafetin kaldırılmasını savunmuştur.Laik düşüncenin de şekillendiricilerindendir.Gelmek istediğim konu şu.Yani bir insanı yargılarken dikkat edilmesi gereken husus şu olmalı:Atatürk'ü etkilemişmi, etkilemememiş mi.Veya daha açık bir ifadeyle Atatürk onu seviyormuydu sevmiyormuydu.Atatürk'ün tek adam mantığının empoze edilmesine alışmıştık da, felsefi bir tartışma olması gereken bir konuyu Atatürk'le ilişkilendirebilmeyi başarabilenlere ilk defa bu kadar net rastladım.

Abdullah Cevdet pozitivist düşüncenin türkiyede kökleşmesinde rol oynayanlardan.ilerleme dinle olmaz dinsiz olur diyen ve felsefesi gereği dindışı uygulamalarla kalkınabileceğini savunanlardandır.Çanakkale savaşı için "medeniyet kapımıza kadar geldi biz geri teptik" dediği de söylenir.Bunu söyledimi tabi kanıtlayamayız ama düşünce bütünlüğü bu yönde olan bir insan.materyalizmi ve pozitivizmi ırkçılığı zorlayacak kadar(ırkçılık da materyalist bilimselliğe çok önem verir) şiddetle savunmuştur.
Kısaca söyleyeceğim Abdullah Cevdet'i felsefi olarak tartışırız ama Atatürk'ü tartışmaya sokmanın anlamı ne anlayamıyorum.

Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: August 29, 2005 4:15 PM

Konu Abdullah Cevdet ve jön türk mantalitesi olunca, bir kaç yıl önce hazırladığım bir yazıynın bir kısmını buraya aktarmak istiyorum.


19. yüzyılın sonlarıdır… İstanbul’da, bir taraftan Osmanlı’nın en önemli eğitim kurumu Mekteb-i Tıbbiye’de, ateist Baron d’Holbach’ın kitapları okunuyor, ezberleniyor; diğer taraftan ise, Servet-i Fünûn şairi Tevfik Fikret, şiirlerinde aklı ve bilimi yüceltiyordu…

Batılı bir araştırmacı olan MacFarlane, Mekteb-i Tıbbiye’de bir toplantıya katılmıştır… Bu toplantıda gördükleri kendisini çok şaşırtır… Aynen şunları yazar:

“Doktorlara ve Türk asistanlarına ayrılan mükemmel döşenmiş bir salona davet edilmiştim. Kanepenin üzerinde bir kitap vardı. Alıp baktım. Bu da, Baron d’Holbach’ın dinsizlik kitabı olan ‘Systeme de la Nature’un en son Paris baskısı idi. Kitabın çok okunmakta olduğunu, sayfalarından bir çok parçalarının işaretlenmiş olmasından anladım. Bu parçalar özellikle Tanrı’nın varlığına inanmanın saçmalığını, ruhun ölmezliği inancının imkânsızlığını matematikle gösteren parçalardı. Kitabı yerine koyarken Türk doktorlarından biri yanıma geldi. Fransızca olarak şunları söyledi: “C’est un grand ouvrage! C’est un grand Philosophe! İl a toujours reison!” (Bu büyük bir filozoftur! Bu büyük bir filozofun eseridir! O daima haklıdır!)

19. yüzyıl Osmanlı’sında, Batılılaşma yolunda acil tedbirlere girişilir..

Dr. Bernard, 1838’de Mekteb-i Tıbbiye (Tıphane)’ye getirilir. Böylece, Fransızca eğitim ve öğretim kuvvetlendirilir. 1789 Fransız Devrimi’ni hazırlayan materyalist filozofların tüm kitapları burada okutulur.

“Aklın, o büyük sâhirin i’cazı önünde

Batıl geçecek yerlere hüsranla, inandım

...

Bir gün yapacak fen, şu siyah toprağı altın

Her şey olacak kudret-i irfanla… inandım.”

Yukarıdaki mısralar ise, bilimciliğin ve pozitivizmin Türkiye’deki en çok tanınan temsilcilerinden Tevfik Fikret’e ait.

Şiirinde, aklı ve bilimi, her şeye kaadir bir dereceye yükseltir. Aslında, bu fikirleriyle çağdaş ve modern gözükme gayretinde olan Fikret, “siyah toprağı altına çevirecek olan fen” inancı ile, kökeni binlerce yıl öncesine uzanan “simya” efsanesine kapılıyordu.

Pozitivizm, 19. yüzyıl katı akılcılığının kullandığı bir tür simya mıydı yoksa?..

Ne bakırdan altını yapıp ve ne de ölümsüz iksiri buldu simyacılar… Akıl ve bilimin dışındaki tüm bilgi kaynaklarını reddeden pozitivistlerin çabalarından daha saçma değil miydi bu yaptıkları?

19. yüzyılın Osmanlı aydınları, daha özelde ise Jön Türkler nasıl Pozitivizm bataklığına saplandılar?

* * *

Pozitivizm, Jön Türkler üzerinde en hakim ideolojiydi. Paris’i mesken tuttular ve fikir dünyalarını bu merkeze göre ayarladılar.

Peki, Paris hangi fikirleri üretiyordu?

Paris, yüzyıllar boyunca Avrupa’nın entellektüel merkezi olmuştur. Yeni düşünceler orada filizlenir, harmanlanır; oradan yayılırdı.

Özgürlük, adalet ve kardeşlik sloganları, Fransız Devriminden sonra yer kürede fırtına gibi eser…

Halka rağmen değil, Halkın desteğiyle yapılan bu devrimin mimarları, Aydınlanmacı düşünürler olarak bilinirler…

Aydınlanmacı düşünürlere göre, bilginin temel kaynağı ve sınanabilirlilik ölçüsü olarak insan aklıdır. İnsan aklını aşan, aklın kapasitesi dışındaki alanlar gereksiz görülmeli; hatta, reddedilmelidir. Böyle bir paradigmada, Tanrı’nın ve metafiziğin yeri yoktur.

Artık, 18. yüzyılın Aydınlanmacı düşünürleri, “İnançlar, din adamlarının sözleriyle, kutsal kitapların yazdıklarıyla ya da geleneklerle temellendirilemezler; inançlar ancak aklın eleştirel süzgecinden geçirildikten sonra benimsenebilir.” demekteydiler.

Bu yüzyılın, yani 18. yüzyılın öteki adı, “Aydınlanma Yüzyılı"dır.

Ortaçağ, İnsan’ı bağnaz bir metafizikte boğmuş, insan aklını hiçe indirmiştir.. Dünya hayatı hor ve hakir görülmüştür.. Bu dönemde yaşananlar, fakir halkın ve düşünürlerin kollektif bilinç dışında olumsuz arketipik yüklemelere neden olmuştur..

Ünlü Psikiyatr C. G. Jung’un da belirttiği gibi, atalarından tevarüs ettikleri nesiller boyunca sessiz kalan arketipik çekirdekler, bu kalabalıklarda bir an da ters bir tepkiyle harekete geçtiler, neşvü nema buldular..

Ortaçağda, dünyayı ve aklı reddeden batı, yüzyıllar sonra arketipik patlamayla dünyaya ve akla tapan bir duruma geldi..

Uçlar arasında yuvarlanan, batı düşüncesi…

Peki, ne ya da neler oldu bu yüzyılda da, insanoğlu aydınlanma sürecine girdi?

1789 Fransız Devrimi’ne kadar, Kilise, mutlak itaat edilmesi gereken bir merkezdi. Siyasal kuralların yanı sıra, her türlü bilgi, felsefe, düşünce ve manevi etkinliklerin sınırını Kilise belirler durumdaydı.

Bu sınırları, belli biçimlerde zorlayan ya da aşmaya çalışan aykırı bir ses derhal susturulur, bazen de dehşet verici cezalara çarptırılırdı. Roma’da, Engizisyon Mahkemesi’nin kararı ile diri diri yakılan İtalyan gök bilimci Giordano Bruno, bir ibret vesikası olarak tarihe geçmiştir.

Ortaçağ boyunca, yeni düşünce sahipleri ve bilim adamları, Kilise’lerde kurulan Engizisyon Mahkemeleri’nde son derece acımasız cezalara çarptırıldılar. Zamanla bu, toplumda “din-bilim çatışması”nı doğurdu.

Nitekim, Hıristiyan dünyasında yaşanan din-bilim çatışmaları, Avrupa toplum hayatını örnek alan bizim aydınlarımız tarafından da model olarak alınmıştır.

Avrupalı düşünürlerin Hıristiyanlık’la ilgili yorumlarının kopyalarını, getirip bu ülkede İslam dinine karşı kullanmışlardır..

Halbuki, İslam medeniyetinde, Engizisyon benzeri bir zulüm dönemi yoktur..

Din adamları ile düşünürler arasında bazen tartışmalar olmuş, fikir ayrılıkları yaşanmıştır; ancak, din adamlarının kararları ile cezalandırılan bilim adamları bizde olmamıştır.

Yani, Batı’nın “din-bilim çatışması” fenomeninin temel dinamikleri bizim kültürümüzde bulunmamaktadır.

Avrupa düşünce tarihinde, Kilise ile bilim adamları arasında yaşanan karşıtlıklar, zıtlaşmalar ve savaşlar, hepsi tek kelimede toplanmıştır: Din ve bilim uzlaşmazlığı.

Bu dönemde ortak görüş şuydu: Din ve bilim, hiçbir zaman bir konu üzerinde uzlaşmaya varamazdı.

Gerçekte ise, ne bilim dine ne de din bilime karşı olabilir.

Yanlış ve eksik bir değerlendirme sürdü asırlarca…

Rasyonalizm ve pozitivizmin uygulamaları, Türkiye’de (Osmanlı Devlet’inin son yüzyılında olduğu gibi) yüzeysel bir taklit içerisinde gerçekleştirildi…

Pozitivizm, doğrudan felsefe yoluyla değil, pozitivizmin ürünü olan realizm ve naturalizm gibi edebiyat akımları ile, o dönemde okullarda okutulan bazı müsbet dersler, Fransızca eğitim verilen okullar, eğitim kurumlarına getirtilen yabancı uzmanlar, Fransa’ya gönderilen öğrenciler, bazı dernekler ve dergiler vasıtası ile Türkiye’ye girmiştir.

1699 Karlofça antlaşmasıyla, Osmanlı yönetiminde, Avrupa’nın askerlik ve teknik yönden üstün olduğu ilk defa açıkça kabul edilir. Böylece, ordu ve askeri tekniğin yenileştirilmesi gündeme gelir. III. Selim zamanında (1789-1807) kurulan Nizam-ı Cedid Ocağı’nın talim ve terbiyesi için Fransa ve İsveç’ten çok sayıda subay, mühendis ve teknisyen getirilir.

1775’te, İstanbul’a gelen Baron de Tott, karısının ziyaret ettiği bir sultan (III. Ahmet’in kızının) sarayında bütün bir Fransız dekorunu hazır bulduğunu söyler. Bu anekdot, 18. yüzyıldan itibaren, bariz bir şekilde Avrupa’ya hayranlığın başladığını gösterir.

Hatta, Lale devri (1718-1730) ile ilgili Türk tarihçisi Ahmet Refik, kendine göre bir yorumla birlikte şunları anlatır:

“Lale Devri’nde, Türkler ve Batılılar arasında, özellikle Türklerle Fransızlar arasında olağanüstü bir yakınlık kuruldu. İbrahim Paşa’nın keskin zekası ve siyasi zaruret dolayısıyla Paris’e ve Viyana’ya gönderilen elçiler, ülkelerine döndükten sonra, Avrupa medeniyetinin başarılarını anlatmaya giriştiler. Lale Devri’nin, Türkler için parlak bir uyanış dönemi olmasının sebebi budur. Bu, Batı medeniyetinin Doğu’da görünüşünün ilk safhası idi.”

Osmanlı’nın son döneminde, Moliere’in temsilleri (lisanı anlaşılmamasına rağmen) bazı zengin aileler tarafından, ilgiyle takip edilir. Çünkü, Avrupa eserlerini takip etmek, bir kültür, Batılılaşma ya da çağdaşlaşma sorunu değil, sadece bir itibar sorunudur o dönemdeki kimi çevreler için.

Batı’yı birebir taklit etmek bir hastalık halini almıştır. Öyle ki, İhsan Sungu’nun da belirttiği gibi, Jön Türkler’in, “Jön” unvanını siyaset ve edebiyatta aşırı uçların taraftarı olan bazı gençlerin, çeşitli Avrupa ülkelerindeki gizli cemiyetlerin unvanını taklit ederek aldığı anlaşılıyor. Hatta, Jeune kelimesinin Fransızca okunuşu olan “Jön” ve “-sion” gibi Fransızca kelime ekleri Türkçe’ye yerleşmiştir bile.

Bir kısım Jön Türk’ün bir araya gelerek kurduğu İttihad-ı Osmani Cemiyeti, pozitivist etkiyle ismini bile İttihat ve Terakki Cemiyeti(1) olarak değiştirmiştir… Pozitivizmin baş sloganı olan “Düzen ve İlerleme (Ordre et progres)”den ilham aldıklarını açıktır…

İttihat ve Terakki Cemiyeti, “tepeden inmeci” jakobenizmin ve pozitivizmin Türkiye’ye girişinde önemli rol oynamıştır. Servet-i Fünun, Ulum-i İçtimaiyye ile İktisadiye ve İçtimaiyat Mecmuası, bu girişte etkin roldedirler.(2)

Ahmet Rıza’nın çıkardığı Meşveret dergisi, pozitivist tarihi baz alacak kadar “insanlık dini”ne bağlıydı. Bu derginin başlığı altında, pozitivizmin baş sloganı “Düzen ve İlerleme”nin yer aldığı görülür...

Ahmet Rıza, Paris’teki Pozitivizm Cemiyeti’nin Başkanı Pierre Laffitte’ye yazıdığı bir mektuba, “Benim aziz dindaşım!” diye başlar. Hatta, Paris’e gidip pozitivist liderlerle görüşmesini, Arapların Medine’ye gelip Hz. Muhammed (S.A.V.)’e olan bağlılıklarına benzetir. Ahmet Rıza, mektubunda şöyle der: “Yeni bir dini kabule, daha hakkıyla hazırlanamamıştım. Bu sebepten idi ki, 1891 tarihinde Auguste Comte’un mezarı üstünde irat ettiğim (söylediğim) hutbe, yeni muttaki (yeni dine girmiş) pozitivistin pek muhkem serzenişlerini davet etmişti.”

Ahmet Rıza, Laffitte ve Taine’in etkisinde kaldı, onların ekseninde düşündü; Prens Sabahattin ise, Edmond Demolins’in ve Spencer’in…

Abdullah Cevdet, Ludwig Buchner’i peygamber olarak kabul ettiğini yazdı… Buchner (1824-1899), “Madde ve Kuvvet” adlı kitabın materyalist yazarı…

Tüm bu örnekler, açıkça Batıcı Türk aydını üzerindeki etkilerin ne olduğunu, kendi iç dünyalarına nasıl yansıdığını gösteriyor.

Dejenere olmuş, fikri orijinalliğini yitirmiş ve kültüründen soyutlanmış Türk aydınının buhranlı dönemi…

Peki, hala, neden bir Tevfik Fikret bilindiği ve okutulduğu halde, yeni nesillerimizin Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi ya da İsmail Fenni’den haberi yok?

Yoksa, “Ne alemdir bu alem akl u fikri bi-karar eyler” i yazan Abdulhak Hamid’in fikri buhranının ve felsefi tutarsızlığının gelecek nesillere de sirayet etmesinin önü alınamaz.

Abdulhak Hamid’in bu insicamsız dünyası ise, Rıza Tevfik gibi bir Jön Türk’e örnek olmuştur. Rıza Tevfik şöyle der: “Edebiyatımızda en büyük müceddid olmak şerefini bihakkın ihraz eden Hamid (Abdulhak) –edebiyat vesilesi ile- bize Avrupa, bilhassa Fransa medeniyetini getirmiş ve bu haysiyetiyle bir amil-i terakki ve temeddün olmuştur. Bu hizmetinden dolayı, cümlemiz kendisine ilelebet minnettarız; fakat, Fransa’ya medyunuz.”


_______________

(1) İttihat ve Terakki’nin lideri İbrahim Temo, Carbonari Locası (İtalyan Mason Teşkilatı) kayıtlı üyelerindendir. İttihat ve Terakki’nin örgüt yapısının oluşturulmasında, esas olarak Carbonari Cemiyeti ve Rus nihilistlerinin örgütlenme modelleri temel alınmıştır.

(2) Osmanlı yönetiminde Tanzimat’a giden yolu açan düşünürler –Jön Türkler-, bir tür aydın despotizmi olarak isimlendirilen, ‘kameralizm’in etkisinde kalmışlardır.


Jön Türkler’in dünyasında, Batı ve özellikle Fransa vardır. Onların düşüncelerinde, Doğu kültürünün ve eserlerinin olumlu hiçbir etkisi olmadı. Gençliklerinden beri ne okumuşlarsa Fransızca’ydı ve ne öğrenmişlerse o membadan gelmişti.

Beşir Fuad, Ahmet Midhat Efendi’ye yaptığı itirafa göre, Kur’an-ı Kerim’i Fransızca tercümesinden, tefsir ilminin bilgilerini de Avrupa lisanlarından öğrenmiştir.

Meşhur İngiliz Başbakan Gladiston, İngiliz Parlamentosu kürsüsünde Kur’an-ı Kerim’i eline alıp söyle haykırır: “Türkler, bu kitapla yürüdükçe medeniyete muzırdır!(zararlıdır)” Gladistonun korkmasına artık gerek yoktu; çünkü, Türk aydını, uzun süredir dinine ait en önemli kaynakları bile Batı’dan öğrenecek duruma gelmişti…

Kültürel yozlaşmaya giden Aydınımız, kurtuluşu Paris’te, esenliği ise Eyfel Kulesi’nin gölgesi altında buluyordu…

Hüseyin Cahit Yalçın, bu kurtuluşunu (!) şöyle özetler: “Benim müfekkiremi bu skolastik batağından çekip kurtaran, gözlerimin önünde daha geniş ufuklar açan, ruhumu esaretten azat eden amiller nelerdir? Ben, bunların en esaslısı olarak Fransız dilini ve garp kültürünü buluyorum.”

Fransız pozitivistleri, Hıristiyanlık dinini eleştirir, hiçe sayar ve Kilise’yi hedef gösterir; bizim aydınımız ise, bunu kendi coğrafyasına yansıtır; İslam dinini ve camiyi, ilerlemeye engel olarak görür… Gerçek şu idi: Kilise, kendi konumunu sağlam tutma açısından, bilime ve akla ne kadar direnirse o kadar avantajlı olacağı halde; İslam dini ise, mikro ve makro kozmostaki ayetlerin her birini ilahi delil hükmünde açığa çıkarabilecek, bilim (ilim) ve akıl sahiplerine kucak açarak, daha iyi ve uyumlu bir dünya inşa edebilecektir.

Özetle, kiliseyle bilimin mücadelesini, İslam dini ile ilim arasında beklemek, İslam’ı ve ilmi bilmemekle açıklanabilir.

Bu konuda, bizim aydınımızın nerelere ve hangi sonuçlara vardığına dair elimizde bir çok örnek vardır…

Meşhur Jön Türk Abdullah Cevdet, İslam’ın biyolojik materyalizmle eşit olduğunu savunabilmiş; Darülfünun dekanlarından Hoca Tahsin Efendi ise, (belki de Ernest Mach’tan etkilenerek) hayatının sonuna kadar, atomun bölünmezliğini çıkış noktası kabul ederek, İslam’ı natüralist temeller üzerine yerleştirmeye çalışmıştır.

Jön Türk Hüseyin Cahit Yalçın, anılarında şu itirafta bulunur: “İçtenlikle söylemek gerekir ki, Müslümanlık dininin ve şeriatının ne demek olduğunu hiçbirimiz bilmiyorduk. Müslümanlık dini üzerine okullarda öğretmenler bir parçacık ne öğretmişlerse, ondan başka kimsede temelli bir bilgi yoktu.”

Özetle, Batılılaşma, Osmanlı’da olduğu gibi, Avrupa’daki ilerlemenin mantığını ve esprisini anlayarak değil; Batılı bir dünya görüşünün topluma kazandırılması biçiminde anlaşılmıştır.

Böylece, bu dönemde Batılılaşma, “Batılılaştırma” şekline bürünmüş ve toplumsal reformlar “halk için halka rağmen” anlayışı içinde gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’de bugün bile bu anlayışın tarihe karıştığını söyleyemeyiz. Batı müziğinin şaheserleri olan senfonileri, çağdaşlaşmanın bir ölçütü kabul edenler hala aramızdalar…

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Güzel Sanatlar Kurulu, 1927 yılında, Konservatuar’da Türk Müziği eğitimine son verir… Türk Müziği eğitimini, yalnızca notalarının tespiti ile sınırlandırma kararı alınır. Kurul üyelerinden İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1934’te yayınlanan bir makalesinde, “Alaturka musiki irtica musikisidir, ona müdahale etmek lazımdır.” demektedir. Türk müziği, siyaset ve ideoloji çerçevesinde ele alınmış; sonunda da, bağnazca bir yasağa mahkum edilmiştir.

Halbuki, bizden (ilk Yeni Osmanlılar’dan), yarım asrı aşkın bir süre sonra, 1868’de Japonya da benzer bir aydın hareketi başlamıştır: Meiji (Işık) Hareketi…

Gazete polemiği seviyesinde takılıp kalmayan o dönemin Japon aydınları, toplumun entellektüel seviyesinin yükseltilmesinde büyük rol oynamışlardır.

Bu konuda, büyük mütefekkir Peyami Safa, “Doğu-Batı Sentezi” adlı kitabında şunları söyler: “Son inkılaplarımızın bütün prensiplerini hazırlayan Osmanlı mütefekkir ve muharrirleri (Dr. Abdullah Cevdet’ler, Celal Nuri’ler, Kılıçzade Hakkı’lar…) Japon tarihini, Japon sosyal bünyesini ve inkılabını tetkik etmemişler, kelimeyi israf etmeden (Japon mucizesi) denilebilecek büyük tarih tecrübesinden fikir almayı düşünmemişlerdir.”

“İlerlerken, kendi kültürel değerlerini, sosyal prensiplerini yadsımanın, yasaklamanın ve hakir görmenin” lüzumsuzluğunu gösteren, en güzel örnektir Japonya…

18. yüzyıla ait paradigmaların ve temel aksiyomların “çözüldüğü”, “eridiği” ve “buharlaştığı” 20. yüzyıldan aldığımız bir çok yeni düşünceyle, ilk yıllarını yaşadığımız 21. yüzyıla yeni bir çağ olma umuduyla bakabiliriz. Öyle umuyor ve temenni ediyoruz, bu çağ, Aydınlanmanın gerçek anlamının kavrandığı, “Aydınlanmanın Aydınlanması” çağı olacaktır.

Yazan: Abdullah Esin Tarih: August 29, 2005 5:10 PM

Tebrikler Sayin Mustafa Akyol. Dr.Abdullah Cevdet'i bir cirpida din dusmani ilan ediverdiniz. Soylemek istedigi gercegi bu sekilde algilamaniz hic sasirtici degil.

Su soruyu hic sordunuz mu kendinize, ortacag hiristiyan avrupasi nasil suratle her alanda ilerleme sagladi? Dini kiliseye hapsederek. Dr.Abdullah Cevdet'in soylemek istedigi seyi sanki din yok edilsin dinsiz bir toplum yaratmak istemis seklinde aktarmaniz bu buyuk insana cok buyuk bir haksizliktir.

Dr.Abdullah Cevdet ve onun gibi dusunenlerin o donemde dusundukleri ve soyledikleri tamamen din'le devlet islerinin birbirinden ayrilmasindan baska bir sey degildir! Bu dusuncede bugunku modern Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulus felsefesinin ozunu olusturmustur. Eger bugun Avrupa Birligi'nin kapisini asindiriyorsak bu dusuncedeki insanlarin Cumhuriyet'in kurulusu sirasinda yasamis olmalari ve bu fikirlerini cesurca hayata gecirmis olmalarina borcluyuz.

Eger bu fikirler o zamanlar hayata gecirilmemis olsaydi Osmanli ile birlikte Turk tebasi da tarihin derinliklerine gomulmus olacakti. Dr.Abdullah Cevdet isminin Ankara'da bir sokak'tan kaldirilmasi eylemine yazilarinizla referans olmaya devam edebilirsiniz.

Basarilarinizin devamini dilerim. Yazilarinizla fikirlerinizle modern Turkiye Cumhuriyeti daha bir payidar olacaktir.

Iyi haftalar.

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 29, 2005 6:29 PM

Sayın MUSTAFA AKYOL
yazınız uzunca bir dönemdir beynimde sancılara neden olmuş bir takım mevzuların anlam kazanmasını sağladı.
TASARIM TEORİSİNİN ve KEŞİF ENSTİTÜSÜNÜN çalışmalarıyla-ki bilimsel faaliyet muhtevasına sahiptirler- siyasal sosyal olayların ilgisini açıklayarak hala biçare bilim-din din-devlet tartışmasını yapanların dikkatlice okumaları gereken bir makale olmuş.
Her şey oysa ki ne kadar da içiçe.........
DR ABDULLAH CEVDET e hiç mi hiç toz kondurmayanların öncelikle Türkiyenin ne tam batılı ne tam doğulu olan ki belki de şöyle tabir etmek doğru olacaktır ruhu ile dış görüntüsünün zaman zaman çarpışıklığını,batıdan paldır küldür indirdiği ve bugün hala ceremesini çektiğimiz kimi İZM leri,jakobenleşmiş laiklik naaralarını,yanlış batılılaşmayı,statükocu gözlüğü çıkartarak değişen konjonktürde ilerici-ki bu sıfat daha sempatik gelecektir-bir üslupla tartışmalarını ve memnuniyet konusunda bir durum değerlendirmesi yapmalarını temenni ediyorum.
Belki demirden perdeler kırılır ve onlar da bu gün benim gibi MATERYALİZMİN SONUNUN BAŞLANGICI makalesini okuyuncA sona MERHABA diyebilirler.
SEVGİLER........

Yazan: melike Tarih: August 30, 2005 1:42 AM

Merhaba,
Firdevs Hanım’ın yorumunu okuyunca aklıma bazı sorular geldi. Firdevs Hanım’ın deyimi ile “Ortacağ hristiyan Avrupa’sının süratle her alanda ilerleme”si “dini kiliseye hapsederek” gerçekleşti ise; akabinde Türkiye Cumhuriyeti , bu felsefenin Avrupa’daki uygulanışını doğru kabul edip , aynısını taklit ederek, kuruluş felsefelerinden birini din ve devlet işlerinin ayrılması diye tanımladı ise ve bu felsefe cesurca hayata geçirilmiş ve uygulanmış ise, Türkiye’nin şu anda her alanda ilerlemiş, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmış olması gerekirdi, değil mi? Peki, bizler şu anda hayalini kurduğumuz uygarlığa, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşabildik mi? Yaşam kalitemiz, refah seviyesimiz çağdaş ülkelerdeki insanlarla aynı seviyede mi ya da onlara yakın mı? Eğitim ve sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanabiliyor muyuz? Ya da bu hizmetler ülkemizde mevcut mu? Hukuk alanında işler düzgün yürüyor mu, o alana intikal eden sorunlar süratle ve insanları mağdur etmeden çözülebiliyor mu? İnsanlarımız adalate güveniyorlar mı? Bu sorular uzatılabilir. Sorulara verilecek cevaplar “Evet” ise , felsefe doğru belirlenmiş, doğru uygulanmış ve sonuca ulaşmışız demektir; “Hayır” ise ya felsefe doğru belirlenememiş, ya da doğru uygulanamamış, bu sebeplerden biri yüzünden de sonuca ulaşamamışız demektir; ya da felsefe doğruydu ama bize uygulanışı (uyarlanışı) yanlıştı bu yüzden sonuca ulaşılamadı, Avrupa’daki uygulanışından ilham alıp kendi felsefemizi oluşturmalıydık, aslında biz Ortaçağ’ı Avrupa gibi yaşamamıştık, dahası kilise ve baskısı yoktu, onlar için felsefe doğruydu ama bizde tutmadı diyebiliriz. Diğer bir ihtimal de tek başına bu felsefe çağdaşlık için yeterli değil, diğer felsefelerin de doğru olması ve gerçek anlamda uygulanması gerekmekteydi, onlarda aksaklık oldu diyebiliriz. Hayır diyenlerin, önce evet diyenleri ikna etmeye çalışmaları, ardından da hep birlikte sebepler üzerinde düşünmeleri, aksayan noktaları tespit etmeleri ve sonra da çözüme yönelik olarak, bütün cevapların evet olabilmesi için çalışmaları gerekir (yani çalışmamız gerekir, eğer cevaplar hayır ise).

Sorularım Abdullah Cevdet’in ya da bir başkasının şahsı ile ilgili değildir, kimseyi de sorular ya da cevaplar ile karalamak, suçlamak gibi bir niyetim yok. Güzel ya da kötü sonuçlardan hepimiz mesuluz. Sadece, Firdevs Hanımın yorumunu okuyunca, Türkiye’de yaşayan biri olarak , çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabildik mi, ulaşamadık mı diye sorarken buldum kendimi.

(Abdullah Esin’e bilgilendirici yazısı için, Sayın Akyol’a da bu yazıyı okumamıza vesile olduğu için çok teşekkür ediyorum.)

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: August 30, 2005 3:07 AM

Esra hanim,

Bu serzenislerinize katilmamak mumkun degil. Yanliz yigidi oldurun hakkini yemeyin. Bugun Cumhuriyeti kuran kadrolarin hedefledikleri cagdas uygarlik duzeyine ve batililarin refah seviyesine erisememissek bunun sebebi Cumhuriyeti kuran kadrolar ve onlarin felsefesi degildir!

1950 yilina kadar genc Cumnhuriyet Turkiyesi'nde kisi basina dusen milli gelir bircok bati ulkesinden kat kat daha fazlaydi. 1950 Demokrat Parti iktidariyla birlikte oy ugruna tarikatlarin gudumune girilmis, Turk Devrimleri birer birer baltalanmis ve zayiflatilmistir. Sonuc ortada Esra hanim cok guzel ozetlemis zaten. Turk devrimlerini ve Cumhuriyetin kazanimlarini baltalayan tarikatci siyasetci ve burokratlar ne buyuk ulku ve heyecanla kurulmus olan ulkemizi ne hale getirdiler hep beraber gormekteyiz malesef.

Ama tarikatlar ve onde gelenleri refah icersinde yasamaktadirlar bundan hic kimsenin suphesi yok zaten. Onlar ulastilar ulasmak istediklere yere. Nasil olsa vicdani hur fikri hur nesillerde yetisiyor tarikat okullarinda. Bir sorun yok dolayisiyla.

Sonuc olarak Esra hanim, serzenislerinizi gercekten merak ediyorsaniz lutfen 1950 oncesi Turkiye fotograflarina bir bakmanizi tavsiye ederim size.

Sen ve esen kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 30, 2005 2:42 PM

“İlerleme”
Batılılaşma arzusu ve isteği içinde olanların hevesle sarıldıkları kavramlar üzerinde durup biraz düşünmek gerektiği kanısındayım. “İlerleme, bilimselleşme, Batılılaşma, kalkınma” ise bu hevesi tanımlayan kelimelerdir ve yarattıkları etki inanılmaz çekicidir. Öyle ki bu çekicilik o kavramlar hakkında doğru düşünmeye, tahlil etmeye engel dahi olabilmektedir. “Din ilerlemeye engeldir” denilmiş ama ilerleme ve din kavramları üzerinde gerektiği kadar düşünülüp, irdelenmemiştir. Dinin hangi noktada engel olduğu açıklığa kavuşturulmamış, genelleme yapılarak “her konuda” ilkesi kabul edilmiştir. İlerleme kavramının ise neye, hangi ölçülerde ele alınması gerektiği de belirlenmemiştir. İlerlemenin ne olduğu, nereye doğru olacağı soruları insanın aklına gelmiyor değil elbette. İlerleme iyi güzel de, bizi götüreceği nokta neresi? Sonu uçurum olan bir yolda dörtnala ilerlemek iyi de buna mani olmak için çaba sarf etmek kötü müdür? Bizde ilerlemeye hedef gösterilen, muasır medeniyet dediğimiz yer Batı olmuştur. Batılılaşmak, ilerlemenin kaynağı olarak görülmüş, gösterilmiştir. Bu noktada Batının sahip olduğu tüm değerleri gözü kapalı kabul edip almak ilericilik, bunun tersini yapmak ise gericilik olarak değerlendirilmiştir. Ancak, Batının da bugün geldiği nokta pekte iç açıcı değildir. Bilim ve teknolojideki ilerleme, toplumların refahı, sosyal ve ekonomik refah bunların hiç biri göz ardı edilmez elbette. Ancak bizim çok iyi görmemiz gereken asıl nokta bugün batı medeniyet ve kültürünün çöküş içinde olduğudur. Batılı insan (ve ne yazık ki bizde de mevcut olan bir kesim) ekonomik yönden rahat içinde olsa da ruhsal ve duygusal anlamda aradığını bulamamanın ümitsizliği ve sıkıntısı içinde çıkış yolları aramaktadır. Tüm bunları görüp hala Batı’yı bir hedef olarak değerlendirmek ilerilik, bunu kabul etmemek, öz değerlerine sahip çıkmak gerilik midir? Geriliği din ile bağdaştıran düşünce eğer İslâm’ı kast ediyorsa; İslâm’ın Kitap, sünnet gibi ana kaynakları ele alındığında insan için iyi ve faydalı olan bir tek şeyi bile engellemediği görülecektir. Hatırlanması gereken şey; hep batıya gidersek varacağımız nokta şu an bulunduğumuz yer olacaktır. “Atalarının zaferlerini unutanlar, başkalarının zaferlerine gıpta ile bakarlar” bu atasözü, geçmişimizde sahip olduğumuz zaferleri/değerleri hatırlayıp, onlara sahip çıkmamız için bir başlangıç olmalıdır kanısındayım. Sahip olduğumuz değerleri yeniden hatırlamanın vakti geldi ve geçiyor. Dünya üzerinde hiçbir toplumda göremeyeceğimiz tarih birikimi ve kültürü ile muazzam bir güce sahibiz. Bu gücü daha ne kadar göz ardı edebilir, hatta inkar edebiliriz? Bunu yapmak için sahip olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut değil midir?

Yazan: Arife Tarih: August 30, 2005 4:52 PM

İki teşekkür;
Birincisi; Sayın AKYOL'a. Bu ve diğer yazılarıyla, bana asıl ve önemli olanı bir kez daha hatırlatıp, farklı açılardan bakmama, düşünmememe vesile olduğu için TEŞEKKÜRLER.

İkincisi; Bu sitede yorum yazan herkese. Bilgi ve düşüncelerini hiç çekinmeden paylaşmayı yeğledikleri için TEŞEKKÜRLER.

Saygı ve sevgilerimle...

Yazan: Arife Tarih: August 30, 2005 5:39 PM

Ben materyalizmin nasıl çöktüğünü anlayamıyorum bir türlü.

Dünyada ve evrende, geçmişten bugüne kadar, fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbirşey yokken, materyalizme inanmayayım da neye inanayım?

"Materyalizm çökmektedir" demek, Çin ordusu tarafından kuşatılan kovboyun "teslim olun yoksa fena olur" demesine benziyor.

Yazan: C. A. Tarih: August 30, 2005 11:52 PM

Sayın C.A.,

Fizik kuralları ile açıklanamayan, canlılıktaki kompleks bilginin kökeni. Siz bana DNA'daki dizilimi (bilgiyi) açıklayan bir fizik (veya kimya) kanunu söyleyebilir misiniz?

Selamlar,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 30, 2005 11:58 PM

Firdevs Hanım,

Mesajlarınıza teşekkürler. Cevaplarım şöyle:

1) Batı dünyası "dini kiliseye hapsederek" ilerlemedi. Modern bilimin kurulduğu 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa halen son derece dindar bir kıtaydı. Modern bilimin kurucularının da ezici çoğunluğu dindar insanlardı ve bilimle din arasında uyum görüyorlardı.

2) Abdullah Cevdet sadece dinle devleti ayırmayı değil, dini toplumdan olabildiğince kazımayı savundu. Zaten bu amaçla da din karşıtı bir propaganda yürüttü. Avrupa Birliği'nin kapısını aşındırmamızı ise, Abdullah Cevdet gibi düşünenlere (örneğin darbecilere, Tek Parti'nin otoriter bürokratlarına, "Kemalist solculara") değil, daha çok Adnan Menderes, Turgut Özal gibi merkez sağ liderlerin yaptığı reformlara ve pek hoşlanmadığınızı sandığım mevcut AKP iktidarına borçluyuz.

3) "Din ve devlet işlerinin ayrılmasına" vurgu yapıyorsunuz. Bence de önemli. Ama Türkiye'de böyle bir sistem yok. Cumhuriyet, dinle devleti ayırmadı; devleti dinin üzerinde egemen hale getirdi.

4) 1950 öncesi Türkiyesi'ni tanımak istiyorsanız, çoğu Çankaya'daki resmi tören ve balolarda çekilmiş olan fotoğrafların ötesine uzanıp, o karelerin dışında kalan toplumun ne halde olduğuna bakmanızı öneririm. Türkiye'de 1950 öncesi ve sonrasında ne kadar köyde elektrik vardı; ne kadar otoyol yapıldı; ne kadar fabrika, baraj, köprü yapıldı; insanların yaşam standardı nasıldı gibi soruların cevaplarını aramanızı da öneririm. Ayrıca Türkiye'nin 1950'den önce bir demokrasi olmadığını, Kürtçe konuşmanın kanunla yasaklandığını, pek çok insanın siyasi görüşleri nedeniyle sürüldüğünü veya hapse atıldığını da not etmek gerek.

Saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2005 12:16 AM

Sayın C.A.

Materyalizm'in "madde" anlayışı, kuvantum ile çökmüştür.. Nedir madde? .. açıklar mısınız? Enerji dalgası mı? Enerji mi madde, yoksa madde mi enerji?

Madem, "Dünyada ve evrende, geçmişten bugüne kadar, fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbirşey yok".. Benim bazı sorularım var ve bunlara fizik kuralları dahilinde açıklamalarınız olacağından eminim:

1)Big Bang sırasında veya Big Bang'dan önce neler oldu? Başlangıçta gerçekten bir tekillik (singularity) var mıydı? Bu sorunun hiçbir anlamı olmayabilir, ama olabilir de. (Bilimsel açıdan anlamsız soru ne demektir?) Evrenin tarihi geriye doğru sonsuza kadar gider mi, yoksa sonlu bir zaman mıdır?

2) Evrenin geleceği sonsuza kadar gider mi, yoksa sonlu mudur? Gelecekte Büyük Çökme (Big Crunch) gerçekleşecek mi? Evren mekan bakımından sonsuz mu?

3) Kozmik Gamma Işınları patlamalarının kaynağı nedir? Bazı müthiş astronomik olaylar sonucu ortaya çıktığı sanılan bu esrarengiz patlamalarla ilgili olarak yüzlerce teori ileri sürülmüştür.

4) Çok yüksek enerjili kozmik ışınların kaynağı ve mahiyeti nedir? Bu, ABD deki "Sinek Gözü" adlı detektörün kaydettiği yaklaşık 300 EeV şiddetindeki kozmik ışın sağanağıdır. Benzer bir olay Japon Scintillation dizisi AGASA tarafından da kaydedildi. Bu olaylar ilk tespit edildiklerinde beklenenden çok daha fazla şiddetliydiler. Şimdiye kadar sadece epey spekülatif birkaç teori ileri sürüldü.

5) Niçin antimaddeden çok madde bulunur, en azından bu civarda? Evrenin her tarafında madde gerçekten antimaddeden çok mudur?


Evet, tüm bu sorulara fizik kuralları dahilinde cevap verilebilir mi, bilmiyorum ama bu soruları çoğaltmam mümkünse de, konuyu dağıtmama uğruna kısa kesiyorum..

"Fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbir şey yok" diyen ciddi hiçbir fizikçi tanımıyorum.. Bazen, fizikle uğraşmayıp "katı maddeci" olan kişiler de bu iddialı ifadelere rastlıyorum.. Ama, bunu fizikle olan uzaklıklarına bağlıyorum..

Sizi materyalizme inanmaktan kimse alıkoyamaz.. İnanın, sonuna kadar inanın materyalizme.. Ama bu "inancınıza" fizik bilimi içerisinde kılıflar aramayın.. çünkü, o kılıflar dökülmeye başlıyor..!

Son cümlenizdeki espritüel benzetmenizde, çin ordusunun şimdi kovboyların torunlarının önünde hiçbir söz hakkı olmadığını da belirtmek isterim.. Daha çarpıcı bir benzetme bulabilirdiniz.. Hem neden Çin ordusu, o da dikkate değer aslında.. Bir kovboyu, Çin ordusunun ya da "Liechenstein" ordusunun kuşatması arasında ne farkı var? Bir kovboy, yüz kişilik orduya karşı mı daha aciz yoksa bir milyon kişilik orduya karşı mı daha aciz? "Aczmetremiz" mi var elimizde? Heriki orduya karşıda acizdir, yapacağı birşey yoktur ama yoksa "Çin"i belli bir süre materyalist bir ideolojiye bayraktarlık yaptığı için özel olarak mı seçtiniz? Hani, Çin (komunizm [gerçi artık değil]-materyalizm) kovboyu (ABD-dini uyanışın yaşandığı bir ülke) böyle alt eder mi demek istediniz acaba?

Saygılarımla,

Yazan: Abdullah Esin Tarih: August 31, 2005 12:22 AM

Merhaba,
Firdevs Hanım, ben yazımın sonunda özellikle “Güzel ya da kötü sonuçlardan hepimiz mesuluz.” dedim, yani sizin deyişinizle yiğidin hakkını yiyerek “Cumhuriyeti kuran kadrolar”ı ya da başka birilerini suçlamadım. Suçlu da işaret etmedim, yalın olarak “felsefe yanlıştı” da demedim. Sonuçların sebepleri üzerine fikir yürüttüm. Olabilecek seçenekleri sıraladım. Bunlardan biri de felsefelerin yanlış olması olabilir dedim. Hak yediğimi düşünmüyorum.

Eğer sebep sadece Demokrat Parti’nin hataları ise –ki ben sonuçlarda herkesin payı vardır diye düşünüyorum - , o partiye ya da sonraki türevlerine insanlar neden oy verdiler, onu araştırmak gerek belki de. Bu arada felsefelerin kağıt üzerinde doğru olması, hayata geçtiklerinde başarılı olacakları anlamına gelmiyor maalesef. Belki de felsefelerden biri için uygulama aşamasında maya tutmadı, felsefe doğru düşünülüp, doğru uygulanmasına rağmen bünyeye uymadı. Bakın bu ihtimalde, hata ya da suçlu yok, bünyenin kabul etmemesi gibi doğal bir durum var. Şu andaki hasta halimize bakınca, tedavi doğruysa bile bu ilaca alerjimiz varmış, hatta ne alerjisi bizi komaya sokmuş demek geliyor insanın içinden. Sayın Akyol’un bu sayfadaki yazısının konusundan giderek uzaklaştığımızı hissediyorum. Belki Sayın Akyol bu konuda da bir ya da birkaç yazı yazar, konuya orada devam edilir. Konu derken Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefeleri, uygulanışları, sonuçları, tek parti dönemi, Demokrat Parti dönemi vs. den bahsediyorum.

Bu sayfanın konusu olan din – bilim çatışmasının ve maddeciliğin geleceği ile ilgili olarak da, ben, “akıllı tasarımı” merakla izlemeye devam ediyorum.
Sevgiler,

Yazan: Esra Tarih: August 31, 2005 1:39 AM

Merhaba Sayın Akyol,

"Akıllı Tasarım'ı izlemeye devam edin..."

Bu ifade neden yazının son parağrafında, tam en dikkat çeken yere Akyol'un bilinç altı tarafından konulmuş olabilir diye sorular sordum kendime.

Esasında kendime soruyorum bu soruları, yoksa Akyol'un çayı ayakta mı yoksa oturarak mı içtiği ile ilgileniyor değilim.

Maddesel olarak ispatlanabilir bilime kafa yoran insanlar olarak; eğer bu yolda mesafe alabilirsek; inanmıyor olan insanlara, inanç sistemlerini anlayabilecekleri halde servis yapabiliriz.

Zaten Allah bilinmek ve anlaşılmak istemiyor muydu!? Bizler de O'nu O'nun yaratmış olduğu doğa kanunlarıyla tanımaya çalışıyoruz; herşey normal görünüyor!

Bu yolda ilerlemenin en kritik yararı; şu bilgi ile olan mücadelemizde bize kolaylık sağlaması olacaktır: "İnsanlar doğru bildikleri şeye inanırlar ve onu yaşarlar."

Ateist diye bilinen insanlar, kim nederse desin; bir "ilahi sistemin olmadığı" bilgisine sahip oldukları için bu inanca sahiplerdir, yoksa gıcıklık olsun diye inançsız değilleridr.

Yani onların yanlış yapıyor oldukları bir şey yok! Onlar kendi etik anlayışlarına göre en doğru olanı yapıyorlar.

İşte bu kritik noktada, inançsız kesim asla ve asla yanlış yapıyor denilemez. Onlara mantıklarının anlayacağı şekilde hakikat sistemi anlatılırsa elbette onlar da doğruyu yaşamak için can atacaklardır!!!

Bahsettiğim konu, yaratıcının ne düzeyde anlaşılmak istediği sorgulamasını da en kaçınılmaz şekilde gündeme getirir.

Zira o kadar insan böyle kafa patlatıyor olmasına karşın, bizim nazlı Tanrımız da saklambaç oynar gibi kendisini gizlemeye devam edecek olursa; kullandığımız metod ters teper ve kendimizi tesadüfi bir şekilde evrimcilerin sofrasına meze olmuş halde buluruz...

Yazan: Kazım Mızrak Tarih: August 31, 2005 2:59 AM

Sayın Akyol'un Türkiye ekonomisi ile ilgili ifadeleri gerçeği yansıtıyor.

Türkiye'nin kalkınma hamlesi yaşadığı ilk yıllar hatalarıyla da olsa 50'li (yani Menderes'li) yıllar oldu.

Ancak 83 sonrasında Özal dönemindeki ilerleme 50'li yılları da geride bıraktı.

Özal döneminde gelir dağılımının farklılaştığı doğrudur. Ancak yaşı 30 ve üzerinde olanlar hatırlayacaklardır, Özal öncesi dönemde yurt dışına giden insanlara herkes bir sipariş listesi verirdi. Çünkü Türkiye yarı sosyalist bir kapalı ekonomiye mahkumdu ve bugün sıradan saydığımız pek çok ürün Türkiye'de yoktu. Var olan ithal ürünler de çok pahalıydı. Halbuki bunların pek çoğu çok uzun yıllardır Batılılarca tüketilmekteydi.

AKP dönemi, çok ciddi bir krizin hemen sonrasına denk gelmesi nedeniyle, bugün itibariyle daha çok AB'ye girme sürecinde gerçekleşen hukuki reformlarla anılıyor.

Türkiye'de yıllardır medyaya aksettirilmeyen AB'nin demokrasi merkezli taleplerinin yine bir sağ parti tarafından gerçekleştirilmiş olması CHP mitine inananların yadsıyamayacağı bir vakadır.

Ekonomi konusunda da bugün itibariyle göstergelerin çok daha makul seyrettiği rahatlıkla söylenebilir.

Yakın bir gelecekte, Derin Sular sitesinde Türkiye'nin Ekonomi Tarihi'ni masaya yatırmak istiyorum.

Bunu gerçekleştirdiğim zaman, tek parti dönemindeki sosyalist uygulamalarla Türk ekonomisinin yıllarca nasıl canına okunduğunu ve o dönemde hakim olan anti-demokratik anlayış nedeniyle bu duruma hiç kimsenin muhalefet edemediğini gözler önüne sereceğim.

O zaman ilericilik adına bize tek parti dönemini tavsiye edenler, o döneme sadece demokrasi fakiri düşüncelerin değil, aynı zamanda ekonomi cehaletinin de damgasını vurduğunu görecekler.

Fizik ve kimyanın olduğu gibi, ekonominin de kanunları vardır. Ve bu kanunlar ölçü alındığında, o dönem için hiç de iyi şeyler söylemek mümkün değil.

Bu talihsiz dönemi savunanları, düşüncelerini sınamaya ve topluma 'doğruluğu tartışılmaz' olarak sunulan yanlışları sorgulamaya davet ediyorum.

Yazan: derinsular Tarih: August 31, 2005 3:39 AM

Abdullah Cevdet ve benzeri kimselerin gerçekte o dönemlerde Avrupa'da bir şekilde yayılmış olan Tabiat inancını son derece aciz bir şekilde savunmaya çalışmış olduklarını biliyoruz. Batılı benzerleri ile kıyaslandığında daha bir gülünç olan bu insanlar yazdıklarını okuyacak türden insanları bulmayı başarmışlar, öyleki yüksek fikirlerinin devletin imkanları kullanılarak yayılmaya çalışılmasından bir hayli keyif almışlardır. Öte yandan "Nasıl bugünlere geldik?" sorusu çerçevesinde bu insanlar ilginç ve ibretlik vakalardır.

Bu makaleyi okuyanlar makalenin başlığına bakarak materyalizmin bir süredir ayakta olup artık yıkılmaya başladığı gibi bir izlenime kapılmamalı. Materyalizm de gerçekte Tabiat inancı için uydurulmuş bir kılıftan başka birşey değil. Oysa 1932 yılında Maarif Vekaleti'nin adı kullanılarak okullarda zorla okutulan sözde Tarih kitaplarında "İnsan filhakika Tabiat'ın mahlukudur." gibi ilkel inanışlara daha az kılıflanmış olarak tesadüf edilebilirdi. Sanki materyalizm gibi sonu -izm ile biten birşey olunca ilkellikten kurtulacakmış gibi. Tabiata inanan inansın, kime ne. İnsanoğlu kendi kendini kandırmayı tercih edebilir, yol açık. Ama öte yandan süregelen bir aldatmaca var. Bunun farkına varanların sayısı artıyor ve bu da iyi birşey. İlkelliğe ne kadar kılıf geçirseniz de, bazıları çıkıp bu kılıfı yırtıveriyor. Akıllı Tasarım Teorisyenleri bu yırtma işini gerçekten iyi yapıyor.

Konuyu sosyopolitik düzleme taşıyan yorumlar, konunun özünden uzakta, gölgeolaylarla uğraşma yanılgısına düşebilirler. Temellere inip orada hesaplaşmak gerek. Tabiat inancını ilkellikle nitelemek belki rencide edici, ne varki bu inancın tabiatı bu.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: August 31, 2005 12:09 PM

bir arkadaş fizik biliminin herşeyi açıkladığından bahsetmiş... birincisi herşeyi açıklayamadığı bir gerçek... ikinci olarak şu söylenebilir ki tartışma konusu hali hazırda cereyan eden olayların fizikle açıklanıp açıklanmayacağı değildir... tüm bu olaylar nasıl başladı... kim yaptı ... nasıl yaptı sorularıdır asıl açıklanmayı bekleyen....
adı geçen teorinin açıklamaya çalıştığı şey de budur zaten...
lütfen olayları karıştırmadan olduğu gibi algılamaya alışın artık... bektaşinin kuran okuması gibi işinize geldiği gibi konuşmayın...

abdullah cevdet olayına gelecek olursak eğer... olaylara benim aydınım iyidir mantığıyla yaklaşanlara sözüm şudur ... bu memleketi adam etmek için yurtdışından damızlık erkek getirelim diyen, çanakkale gibi muhteşem bir savunma için medeniyet kapımıza kadar geldi ama biz teptik diyen bir adamın bence kemiklerinin bile toprak altından alınıp ülke dışına çıkarılması gerekir diye düşünüyorum... böyle bir adamı savunabilmek nasıl bir mantığın gereğidir anlayamıyorum... bu insanların aynanın karşına geçip kendilerini sorgulamaları gerektiğine inanıyor ve ne düşünüyorlarsa açık yüreklilikle ifade etmeleri gerektiğini düşünüyorum...

Yazan: Hakan Tarih: August 31, 2005 12:12 PM

Sayin derinsular,

Tek parti donemindeki sosyalist uygulamalarla yillarca Turkiye ekonomisinin nasil canina okundugunu, antidemokratik uygulamalari gozlerimizin onune serecekmis.

Kendisine bu konuda yardimim dokunsun istiyorum. 1923 - 1950 yillari arasi dunyada cok buyuk bir ekonomik kriz yasanmis. 1941 - 1945 yillarinda 2'inci dunya savasi gibi bir felaket yasanmis, avrupada tas ustunde tas kalmadigi gibi 50 milyondan fazla insan hayatini kaybetmistir. Genc Cumhuriyet'imiz yeni kurtulus savasindan ciktigi gibi sermayenin ve mutesebbisin olmadigi o donemde butun yatirimlari halkiyla birlikte el ele kendisi yapti.

1941 - 1945 yillari arasi hemen sinirlarimizda yasanan 2'inci dunya savasi felaketine katilmamis fakat kahraman ordu'muzu 4 yil boyunca heran savasa girecekmisiz gibi sinirlarimizda tutmusuz. O donemde mecburen hicbir yatirim yapilmadigi gibi tam bir savas ekonomisi uygulanmis herturlu ihtiyac malzemeleri karneye baglanmistir. Cami'ler dahil her yerde Ordu'muz icin malzeme stoklanmistir.

Evet Sayin derinsular ve Sayin Mustafa Akyol iste boyle bir donemdir 1923 - 1950 yillari arasi. Sizin ne anladiginiza bagli ama Tek Parti donemi sizin sandiginiz gibi bir tek parti donemi olmamistir. Hicbir partide yasanmayan en yogun tartismalar bu donemde yasanmistir. Tarikatperver Demokrat Parti'nin kurucularinin da o tek parti'nin icersinden ciktigini unutmayin! Ayrica 1950 yilinda devletin hazinesini tika basa altin dolu olarak Demokrat Partiye teslim edilmistir.

Butun yolsuzluklar ve yakin gecmiste yasadigimiz krizlerin nedeni 1950 den gunumuze kadar olan yonetimlerin eseridir. Bugun devlet kadrolarinda tarikatcilardan gecilmiyorsa, bizi Amerika'ya ve IMF ye bagimli hale getirip Amerikan'in kucagina oturtanlar 1950 den sonraki yonetimlerdir. Isteyen buyursun gurur duysun.

Kemalizm'in ne demek oldugunu, Turk Devrimlerinin ne demek oldugunu, Turk ulusu icin ne anlama geldigini anlamadan bilmeden konusmaniz gercekten cok enteresan. Bu insanlar bu milletin bagrindan cikmasaydi, tarihte bol miktarda ornekleri mevcut olmakla birlikte halen gormeye devam ettigimiz emperyalistlerle isbirligi yapip sirf kendi tahtini ve hanedanini korumak icin onlarin kucaginda oturan halkinin milletinin zenginliklerini kendi hanedanliklarini devam ettirme karsiligi emperyalistlere peskes ceken bir kisim Arap ulkeleri gibi olmayi mi, yeglerdiniz acaba?

Verdiginiz ornekler hic ic acici ve inandirici degil arkadaslar. Butun yollar, barajlar, Demokrat Parti ve sag iktidarlar tarafindan yapildi demek, AB ile AKP zamaninda daha yakinlasildi demek hic gercekci degil.

Evet butun yollar, barajlar Demokrat Parti zamaninda yapildi ama Gazi Mustafa Kemal'in " istikbal goklerdedir " diyerek torenle hizmete actigi Kayseri ucak fabrikasini da Demokrat Parti nasil olsa Amerika veriyor ucaklari diye kapatti. Demokrat Parti donemiyle birlikte cok uzun bir sure bir metre dahi demir yolu dosenmemistir. Neden? Amerika'dan ithal edilen arabalar icin yeni yeni yollar yaptiklari icin demir yoluna gerek duyulmadi. Cunku Amerika boyle istiyordu. Ne tesaduf Amerika da da demiryolu nerdeyse hic yok denecek kadar azdir.

Hepimiz hatirlariz tren istasyonlarindaki yolcu bekleme salonlarinda mutlaka bir Ataturk kosesi vardir. Soyle demis ta 1920'lerde Gazi Kemal, " Demiryollari Bir Ulkenin Uygarlik Yollaridir." Ama o ove ove bitiremediginiz rahmetli Turgut Ozal ise Gazi Kemal'e dil uzatacak ya " Demiryollari Sosyalist Ulkelerin ulasim aracidir. " demistir. Halbukisi dunun ve bugunun uygar bati ulkelerinin dort bir yani demiryolu aglariyla oruludur. E tabi rahmetli 1977 secimlerinde Milli Selamet Partisi'nden milli goruscu millet vekili secilemeyince Amerika'ya gidip cok moda olan milli gorus gomlegini cikarip ordan Amerikan hayrani olarak yurda dondugu icin Amerika'da olmayan ve orda gormedigi bir seyi kotulemesini dogal karsilamak gerekir.

Sayin derinsular'a tavsiyem ozunde ve sozunde, " Ozgurluk ve Tam Bagimsizlik Benim Karakterimdir!" , " Yurtta Baris Dunyada Baris! " , " Ne Mutlu Turk'um Diyene! " olan Kemalizm'i sorgulayacagina ulkemizi Amerika ve IMF'ye bagimli hale getiren tarikatperver iktidarlar donemi sorgulamalidir. Cunku daha cok malzeme var. Butun yolsuzluklar, ulkeyi soyup sogana cevirmeler ve sonucunda ekonomik krizler 1950 - 2005 doneminde olmustur!

Sevgi ve saygilarimla!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 31, 2005 4:28 PM

Firdevs Hanim,

Bana biraz daha kızmanıza neden olabilecek bir yazımı dikkatinize sunmak istiyorum:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2004/09/bamszln_zararla.html

Selam ve saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2005 4:53 PM

Mustafa bey,

Yazinizi okudum. Cok zararsiz ve tutarsiz bir yazi. Ayrica benim kizabilecegimi nerden cikartiyorsunuz anlam veremedim. Guzel yaziyorsunuz tebrik ederim. Bagimsizlik kavramini insanlarin karninin toklugu ve yoksulluguna indirgemissiniz. Kuzey Kore orneginiz cok yanlis ve onur kirici. Neden acliktan kiriliyorlar? Amerikan emperyalizminin ambargosu yuzunden? O halkin ne sucu var?

Kurt'ler konusunda size katilmam mumkun degil. Ulkemiz gercekleriyle yasanan olaylarla bagdasmiyor. Sadece tek bir ornekten yola cikarak yargilamaniz cok yanlis. Bu ulke hepimizin. Turkiye de yasayan insanlarin birbiriyle hicbir problemi yok. Yeterki siz golge etmeyin. Cikarilan ornekler tamamen bolunme ve parcalanma isteyen kasitli olarak ortaya atilan birilerinin masasi olan tipler. Bunlari kimsenin kaale aldigida yok zaten.

Mustafa bey, Turk milleti o kadar asil bir millet ki, hicbir guc, hicbir kuvvet bu milleti bu ulkeyi parcalayamaz!..Ornek 20 yildir bir terordur gidiyor her yoreden her etnik kesimden insanlarimiz terore kurban oluyor fakat bunlara sebep olan Kurt'ler diye hicbir insanimiz onlara saldirmiyor. Iste bu yuzden Turk milleti cok asil bir millet.

Bagimsizlik konusunda sizin ve herkesin kulagina kupe olacagini dusundugum Cuba lideri Fiedel Castro'nun bir sozunu asagida yaziyorum. Belki kizacaksiniz ama Castro gercek bir Gazi Mustafa Kemal hayrani.

" Ulkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak icin cok yoksul olsa da, onlara esitlik duygusu, insanlik onuru sunamayacak kadar yoksul degildir. " (Fiedel Castro)

Sevgi ve saygilarimla,

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: August 31, 2005 6:27 PM

Firdevs Hanım,

Karşınızdaki insanla aynı fikirde olmayabilirsiniz ama 'anlamadan bilmeden konuşmakla' itham etmekle bir yere varmanız mümkün değil.

Ben ekonomik 'politikalardan' söz etmiştim. Siz ise 'olayları' aktarmışsınız.

Karşınızdaki insanı itham ettiğiniz şeyi yapmışsınız farkında mısınız?

Yazınıza öyle bir ton hakim ki, sanki elinizde olsa İstiklal Mahkemeleri'ni tekrar ihya edip sizin gibi düşünmeyenleri asmak isteyeceğiniz intibasını ediniyorum.

Ama maalesef yücelttiğiniz devletçi bataklık artık son nefeslerini vermek üzere. Eğer yok olmak istemiyorsak da - Avrupa versiyonu da dahil olmak üzere - artık bu yapıyı terkedeceğiz.

Ayrıca istediğim düşünceyi de sorgulabilirim diye düşünüyorum. Sizin tartışılmaz tabularınız olabilir.

Benim yok.

Yazan: derinsular Tarih: August 31, 2005 6:57 PM

Firdevs Hanim,

Turgut Özal dönemine kadar Kürtce'nin yasak olusunu nasil acikliyorsunuz acaba? Sözünü ettiginiz gibi Türkiye daha öncesinde, özellikle 1950 öncesinde, cok olumlu idiyse, insanlarin anadillerinde konusmalari gibi en dogal haklarinin ellerinden alınmış olmasını nasıl yorumlayalım?

"Türk milleti o kadar asil ki" yorumunuza da katılmıyorum. Herhangi bir milletin diğerinden daha asil olmasını sağlayacak biyolojik bir durum yok. Milletler, aynen bireyler gibi, sahip oldukları değerlere göre yücelir veya alçalırlar.

Bu arada ben Atatürkçü olsa idim, referans olarak Castro'yu göstermezdim. Kendisi, biliyorsunuz, bir diktatör...

Saygılar,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2005 10:01 PM

ya arkadaşlar ben 30 yaşındaım.... 15 yıldır aklı başında eğitim gören bir insanım... şööle bi hafızamı yokladığım zaman firdevs hanımın söylediklerini yıllardır duyduğumu nerdeyse noktasının değişmediğini anlıyorum...

Artık bu basma kalıp cümlelerden sıyrılıp kendi cümlelerinizle konuşmanın zamanı geldi de geçiyor bile... burda kimsenin atatürkü tartıştığını zannetmiyorum... o yüzden otomatik reflekslerinizi tedavi ettirin ve cümleleri türkçe olarak algılayın... ortada bir yanlışlık var ise bu 400 yıllık süregelen bir yanlıştır... bu süreç içerisinden atatürkün zamanını çıkarıp geri kalanları yerin dibine sokmak nasıl bir mantıktır anlamıyorum...

gelelim günümüz siyasetine.... bu memleket iki defa erbakanı, bir kaç defa ecevit ve türevlerini, irili ufaklı sağ partileri ve hatta mhp yi bile iktidarda gördü....

neler olmadı biliyor musunuz.... ben söyliyim... erbakan geldi ... ama şeriat gelmedi... sol iktidar geldi ama kominizim gelmedi... mhp geldi ama ülke faşizm batağına sürüklenmedi... sağ partiler geldi zannedildiği gibi memleket amerikan uşağı olmadı...
bunların yanın da bir de ... uluslar arası alanda örnek sayılabilecek bir üniversitemiz de olmadı... dünya çapında örnek projeler üreten ve icadlar yapan firmalarımız da yeşermedi... memleketimizde isteyen istediği gibi de konuşamadı... insanlar bir kaç defa sürgün edildi... işkence gördü.... 60 lı yılların aklı başında insanları zehirlendi... birkaç nesil öldü .. heba oldu... ortalık sabatayist yamayamlara kaldı...

peki neden biliyor musunuz... onu da söyliyim... sizler gibi düşünmeden konuşan.. belki de ilkokuldan beri ezberlediklerini terennüm eden ve gereksiz reflekslerle insanları yargılayanlar yüzünden oldu...

siyaset iktidara geliyor... ülke için diyor...
ihtilal yapılıp işkenceler uygulanıyor... yine ülke için deniliyor...

bu nasıl bir ülke sevgisidir anlamıyorum... yoksa sahip olduğunuz tabuları korumak uğruna koca bir ülkeyi bataklığa sürüklemeyi mi yeğliyorsunuz...

ve bana sakın yanlış insanlar yanlış uygulamalar yaptı masalını okumayın... ve kesinlikle ve kesinlikle o tek parti zulmünü de haklı çıkarmaya çalışacak yalanlar da uydurmayın... o zamanki memleketin halini ahvalini tarih kitaplarından gözlüklerinizi çıakrarak çıplak gözlerle bi okuyun...
tek bir örnek... çok sevdiği atatürkün resmini paradan ve hatta tüm devlet dairelerinden çıkartan.. tam anlamıyla bir diktatorya delisi olan inönü değildi de kimdi söyler misiniz...

Yazan: hakan Tarih: September 1, 2005 9:38 AM


Ülkemiz dünyaya açık ve eğitimli gençlerle dolu. Böyle bir ortamda hala söylemden, üstelik her yanında sarkan bir söylemden konuşmak, yazmak-çizmek ve bundan hiç sıkılmamak insanlara saygısızlık olmuyor mu? Yoksa bu söylemin gereği zaten bu mu ?
İnsanlar yaşadıklarını hatırlarlar...

Yazan: hande Tarih: September 1, 2005 11:14 AM

Firdevs Hanım,

Sitemize renk katıyorsunuz. Yazdıklarınız bilgiden çok duyguyla yüklü. Ne şekilde olursa olsun tartışmak, hepimizin gerek duyduğu birşey. Yazdıklarınızı coşku ile yazıyor olmanız ilginç. Şiir gibi.

Tarihsel olaylar doğaları gereği sonsuz spekülasyonlara maruz kalmaya aday olaylardır. Bu derin denizden herkes kendi işine yarayacak malzemeler bulup çıkarabilir. Oysa mantığın acımasız ilkelerine dayalı felsefi argüman oluşturmaya gelindiğinde iş öyle kolay değildir.
Burada duygular, birileri için yürekten duyulan derin sevgi, hatta göklerin daha ötesinde olduğu sanılan yurtsevgisi vb. şeyler hiçbir işe yaramaz. Bu sitede neyin iyi neyin kötü olduğu tartışılmıyor. Ne de güzellikler vaad eden söylemler bu sitenin konusu. Bu önemli nokta Batı Felsefesinin önemli isimlerinden David Hume'un olgu ile değeri bir güzel ayıran "is-ought question" vurgusunda belirginleşmiştir. Bunu dikkate almaksızın yürütülen tartışma duygularımıza olgusal bir boyut kazandırma gibi, psikolojik olarak anlaşılabilir, neki mantıksal olarak hatalı bir çabadır. Biraz dikkatlice analiz edersiniz yazdıklarınızın "Şu şu iyi olmuştur, o halde şu doğrudur. Şu şu kötü olmuştur, o halde şu yanlıştır." formuna indirgenebildiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Felsefi tartışmada bu tür bir 'argüman'la yol gitmek imkansızdır.

"Intelligent Design" teorisinin tartışıldığı sitelerde partilerden, barajlardan, demiryollarından, IMF'den vb. söz edilebilmesi herhalde asil Türk milletine özgü ilginç bir olaydır. Abdullah Cevdet mezarından kalkıp bakabilseydi Türk milletinin artık 'adam'lık aşamasına ulaşmış olduğunu düşünebilirdi.

Yinelemek isterim : Bizi tartışmaya iten duygularımızdır kuşkusuz. Ne varki duygular kapıda durmayı bilmeli. Bir argümanın ne iddiası nede dayanakları duygular olamaz. Olursa o edebiyat olur. Güzel yada çirkin olur, ama ne doğru nede yanlış olur.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 1, 2005 11:42 AM

Mustafa bey,

Madem Turgut Ozal'i bir donemin baslangici kabul ediyorsunuz. Bolucu Kurt Teroru'de Turgut Ozal doneminde basladi. Ne kadar tesaduf degil mi? Dilinizin altinda ne kadar bakla varsa cikartabilirsiniz. Turgut Ozal donemindeki yolsuzluk ve soysuzluk konularina hic girmeyecegim. Takunyalariyla dolastigi donemlere, batil bati, kahrolsun Amerika dedigi milli goruscu oldugu donemlere, sonra takunyalarini ve milli gorus gomlegini cikartip Amerikan hayranligi ve taraftarligi yaptigi donemlerede hic girmeyecegim.

Anadilde konusmak yasak olsaydi bugune kadar Kurtce diye bir dil kalmazdi. Yasak olan yayin yasagi idi. Neden, nasil, nicin yasaklandigini yasanan olaylara ve olaylarin yasandigi donemlere bakmak lazim. Bugune kadar hic kimseyi sokakta, otobuste, trende, sinamada kendi aralarinda Kurtce veya Lazca veya Cerkezce veya Ibranice veya Bosnakca veya Arapca konustular diye hapse atmadilar! Ana dilde konusma yasak falan degildi boyle bir seyde fiziki olarak mumkun degil. Ama sen kalkip bolucu ve kiskirtici Kurtce yayin yaparsan tabiiki yasaklarlar. Hangi ulkede boyle bir sey serbest soyler misiniz?

Asil kelimesinden cikariminizi hic yadirgamiyorum. Size cok yakisan soylemler bunlar. Akilli Tasarim Teorisi'nin sahibi olan Amerika'daki protestan tarikati da sizin gibi dusunuyor. Turk milletinin asil olup olmadigina Amerikan protestan tarikati karar veremez!

Turk milleti Laziyla, Kurduyle, Cerkeziyle, Bosnakiyla, Arnavutuyla, Balkani, Rumelisiyle, Tatariyla, Turkmeniyle, Yorukuyle asil bir millettir. Hic kimsenin tahmin edemeyecegi kadar asil bir millettir. Saniyorlar ki, Amerikan yalakasi ve usagi Irak'li Kurtler gibi Turkiye'deki Kurtleri de kiskirtip aynen Irak'i parcaladiklari gibi Turkiye yi de parcalayabiliriz. Fakat asil Turk milleti buna pabuc birakmayacak kadar asildir!

Mustafa bey savundugunuz fikirler (Akilli Tasarim Teorisi dahil) Amerikan protestan tarikatinin yillardir var olan yayinlari zaten. Buna benzer gorus ve fikirler sizden once Harun Yahya takma adiyla Adnan Oktar (Hoca) beyfendi tarafindan ulkemizde yillardir bedava dagitilmaktadir.

Ayrica Gazi Mustafa Kemal'i kendine referans alan Fiedel Castro'dur. Bi zahmet Amerika'ya tarikat toplantilarina gittiginizde oradan donuste Kuba'ya ugrayiverinde kendi gozunuzle gorun. Ders kitaplarinda Gazi Mustafa Kemal'in neden ve nicin referans alindigini gorun. Havana'da bir meydanda Gazi Mustafa Kemal'in bustu'nu ve hemen altinda hem Turkce hem Ispanyolca olarak " YURTTA BARIS DUNYADA BARIS " yazili oldugunu ve Gazi Mustafa Kemal'in emperyalizme karsi kazandigi savastan ve modern Turkiye Cumhuriye'nin kurucusu oldugunun yazili oldugunu kendi gozunuzle gorun.

Amerika tu kaka dedigi icin Kuba'nin dogal zenginliklerinin uzerine oturmasina musade etmedigi icin Castro bir diktator oyle mi? Nedir sizin icin diktator tanimi? Ulke kaynaklarini yabancilara peskes ceken, kendi hanedanliklarinin guvenligi icin Amerika'nin kucagina oturan Arap seyhleri molla'lari diktator olmuyorda Fiedel Castro diktator oluyor. Lutfen gidin bakin ve kendi gozlerinizle gorun Kuba'lilar mi, daha huzurlu ve insan onuruna yakisan sekilde ve esit yasiyor yoksa Dinsel diktator'lukle yonetilen Arap veya baska ulkelerdeki insanlar mi?

Lutfen diktator tanimlamasi yaparken dikkatli olalim. Sonra baska birisi de cikip Hz.Muhammed'de diktator'du derse ne diyeceksiniz? Sirf Amerika tu kaka dedigi icin, Amerika'nin kucagina oturmadigi icin, ulkenin dogal zenginlikleri ve guzellikleri Amerika tarafindan somurulmesine izin verilmedigi icin Amerika oyle istedigi icin eli kanli birer diktator mu oluyorlar.?

Ben Turk'um ve her Turk gibi de Kemalist'im. Varin siz Ataturkcu olun veya olmayin ben Kemalist'im. Neden Kemalist'im cunku : "Ozgurluk ve tam bagimsizlik benim karakterim!" Cunku : "Yurtta Baris Dunyada Baris benim ulkum!" Cunku : "NE MUTLU TURK'UM DIYENE'nin ne anlama geldigini dogru algilayan saglikli bir beynim var!"

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 11:43 AM

Firdevs Hanım,

Lütfen bir kabalık olarak algılamayın, ama bu son söylediklerinizin tutarlı olduğuna siz kendiniz inanıyor musunuz? Örneğin:

1) " Ben Turk'um ve her Turk gibi de Kemalist'im" demişsiniz. "Kemalist olmayan Türk değildir" sonucu çıkıyor. Oysa Anayasa'ya göre Türklük, Türtiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olmak demek. Siz ise vatandaşlık bağı yerine ideoloji koyuyorsunuz. Türkiye'nin kaçta kaçı kendini "Kemalist" olarak tanımlar? Diyelim ki yüzde 30'u. Geri kalan (kendini liberal, Marksist, muhafazakar, Islamcı, vs. olarak tanımlayanlar) Türk değil mi? Nasıl böyle bir yargıya varabilirsiniz?

2) Iraklı Kürtlere "Amerikan yalakasi ve usagi Irak'li Kurtler" diye hakaret ediyorsunuz. Bir millete topluca hakaret etmeyi kendinize gerçekten yakıştırıyor musunuz? Türkiye Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD ile ittifak yaptı, Sovyet tehdidine karşı. Bu durumda, sizce, Türkiye'ye de "Amerikan yalakasi ve usagi" denmeli miydi?

3) " Akilli Tasarim Teorisi'nin sahibi olan Amerika'daki protestan tarikatı" demişsiniz. Böyle bir tarikat yok. Zaten herhangi bir tarikat ismi de vermemişsiniz. Zihninizde "kötülük"le özdeş olan "tarikat, dincilik" gibi kelimeleri gelişigüzel, araştırma yapmadan kullanıyormuşsunuz gibi duruyor. Bu imajdan rahatsız olmaz mısınız?

4) Türkiye'de 80'li yıllara kadar süren Kürtçe yasağı için " Ama sen kalkip bolucu ve kiskirtici Kurtce yayin yaparsan tabiiki yasaklarlar" demişsiniz. İyi de Kürtçe yapılacak yayınların "bölücü ve kışkırtıcı" olduğunu, olacağını nereden biliyorsunuz? Türkçe olarak da "bölücü ve kışkırtıcı yayın" yapılabilir, o zaman Türkçe de yasaklanmalı mı?
Ayrıca "yasak olan yayin yasagi idi" demişsziniz. Hayır, İsmet İnönü döneminde çarşı-pazara jandarma da dikilmiştir, Kürtçe'nin kullanılmasına engel olmak için. 80'lere kadar bırakın "yayın yasağını" Kürt kelimesini kullanmak, "Kürtler vardır" demek yasaktı. İnsanlar çocuklarına Kürtçe isim veremezdi. (Hala da zor veriyorlar.) Bunların benzeri, Bulgaristan'daki Türtlere yapılmıştır. Böyle bir baskıyı nasıl savunuyorsunuz? "Kürt konusunda hata yaptık" demek Cumhuriyeti yıkmaz ki, aksine olgunluk göstergesidir.

5) "Kurt Teroru de Turgut Ozal doneminde basladi. Ne kadar tesaduf degil mi?" demişsiniz. Ama Kürt isyanları asıl Atatürk döneminde başladı. (Şeyh said, Ağrı isyanı, Dersim isyanı vs.) Sizin kriterinize göre Atatürk'ü suçlamak gerekiyor. Katılıyor musunuz?

Çok da uzatmak istemiyorum. Çünkü konuyu akılcı bir zeminde tartışmak zorlaşmış durumda. Umarım duygusallık yerine bilgi, akıl, sağduyu gibi kriterlere temel alan bir diyalog geliştirebiliriz.

Saygılarımla,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 1, 2005 12:30 PM

Sevgili Hakan bey kardesim,

15 yildir guzel egitim gormussunuz. Basarilarinizin devamini dilemekle beraber Gazi Mustafa Kemal'in " ogretmenler sizden vicdani hur, fikri hur nesiller yetistirmenizi istiyorum! " vasiyetine ogretmenleriniz pek uymamis sanirim. En son taze soylemlerinizden vicdaninizin hur olmadigi cok acik anlasiliyor. Cumhuriyet'in kurulusu ve cumhuriyetin kazanimlari konusunda bihaber oldugunuz ne yazik ki ortada. Bilmemek degil ogrenmemek ayip. Bu ayipta sizin ogretmenlerinizin.

Sevgili Hakan bey kardesim, o zamanki memleketin halini gorun diyorsun ya, o goruntu sana ogretilmeden ezberletildigi gibi degil.

1919 - 1938 yilari arasinda yapilanlar eserler ortada. Var mi, bu doneme bir itirazin? Hani, 30.Agustos.1922 buyuk taaruz yanlisti diyebilirsin, anadolu'yu isgal eden isgal kuvvetlerine karsi sunguyle yaptigimiz taarruz insancil degildi diyebilirsin, ne guzel sevr antlasmasiyla ulkemiz parcalara ayrilmisti ne gerek vardi tekrar birlestirmeye diyebilirsin. Ya da zorla sapka taktirdilar hic yakismadi oysa Arap kilik kiyafeti bize cok yakisiyordu diyebilirsin. Kadinlara avrupa'dan once secme ve secilme hakki verdiler ama kadinlarin boyle bir hakki olmamaliydi diyebilirsin. Ya da ne gerek vardi seker fabrikalarina, dokuma fabrikalarina, un fabrikalarina, traktor ve romork fabrikalarina, sut ve balik kurumuna, ucak fabrikalarina, lokomotif ve demiryolu fabrikalarina ne gerek vardi bunlara diyebilirsin mesela.

Nedir itirazin?

Gecelim Gazi Mustafa Kemal'den sonraki doneme, 1939 - 1945 yillari arasinda 2'inci dunya savasi gibi bir felaket yasandigindan haberin vardir umarim Sevgili Hakan bey kardesim. Bu donemde Ulkenin basinda sizin deyiminizle ya da size ezberletildigi gibi diktatorya delisi Ismet Inonu vardi. Kurtulus savasindan daha yeni cikmis genc Turkiye Cumhuriyet'ini bu felaket savasa sokmamayi basaran Ismet Inonu'dur. Savasa girmedik ama ordumuz yedekler dahil sinirda savasa hazir bekletilmistir. Bu donemde dogal olarak savas ekonomisi uygulanmis herturlu ihtiyac maddelerinde oncelik sinirlarimizda yiginak yapmis ordumuza kalanida cefakar halkimiza karneyle verilmistir. Yani zorunlu tasarruf. Katik etmek deyimide bu donemlerden kalma bir deyimdir zaten. Savastan sonraki yillarda bir seyahati sirasinda Ismet Inonu'ye sen bizi ac biraktin diye onune atilan cocuklara " evet ben sizi ac biraktim ama babasiz anasiz oksuz birakmadim " demistir.

Sevgili Hakan bey kardesime son soz, eger Ismet Inonu sizin dediginiz gibi ya da size ezberletildigi gibi diktatorya delisi olsaydi Gazi Mustafa Kemal'in en buyuk vasiyeti olan cok partili sisteme gecmez tek partili sistemde devam ederdi. Yigidi oldurun ama hakkini yemeyin! Bu cumhuriyet'i canlari pahasina kuran ve bizlere emanet eden bu erdemli insanlarla basta Gazi Mustafa Kemal olmak uzere butun silah arkadaslariyla ne kadar gurur duysak azdir.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 1:15 PM

Sayin derinsular,

Derin sularda dolasmayi birakinda biraz gun isigina cikin. Devletcilik batagindan cikalim cikmasinada bir cozum soylemiyorsunuz? Kimin batagina girecegiz? Seyhlerin mi, Kral'larin batagina mi? Lutfen bir bataklik tanimlar misiniz?

Sirf Gazi Mustafa Kemal ve arkadaslarinin gerceklestirdigi Turk devrimlerinde " Devletcilik " ilkesine camur atmak icin kendinizin camura bulandiginizin farkinda degilsiniz.

Batakliga benzettiginiz "devletcilik" nedir? Bizede anlatinda anlayalim nasil bataklikmis bu lanet sey..

Demek ki, butun dunya devletcilik batakligina saplanmis durumda. Ulkemizde devletin kamudaki payi %20 lerde bile degilken avrupa ve amerika dahil diger ulkelerde devletin kamudaki payi %20 lerin cok uzerindedir. Bu mudur bataklik dediginiz devletcilik?

Sayin derinsular boyle hep derin sularda dolasirsaniz etrafta olup bitenden haber alamazsiniz. Sizi derin sulardan aydinliga davet ediyorum.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 1:35 PM

firdevs hanım...

son zamanlarda sizin gibi basma kalıp konuşan birini daha görmedim ben... yazınızı okurken insanın aklına bir sürü soru geliyor işte bir kaçı....

millet nedir... unsurları nelerdir... vatandaşlık kavramı ne anlama gelir... devletleri millet olgusu mu ayakta tutar yoksa birleştirici başka mayalar gereklimidir... kemalist olmayanların düşünceleri saçma mıdır... ya da sadece kemalistçe düşünenler midir bu ülkeyi ayakta tutabilecek olan... atatürktan sonra iktidara gelen herkes atatürk düşmanı mıydı ki memleket gün yüzü göremedi... ya da bir tek sizin gibi düşünenler mi kuratarır bu memleketi... ilerlemenin yolları sadece kemalizmden mi geçer... bu olguya inanmayanlar vatan haini midir ya da türk bile sayılmamalı mıdır... değişikliklere neden açık olamıyorsunuz... korkularınız nelerdir... korkularınızla yüzleşmenin vakti gelmedi mi... dünya üzerinde tartışılamayacak hiç bir olgu yok iken neden siz kemalizmi tartışamıyorsunuz... kimse atatürkün kişiliğiyle-yaptıklarıyla ilgili söz söylemez iken ve sadece şu an da algılanan haliyle artık bir takım yeniliklerin gerektiğine inanılırken neden sizler haaala kasılıp bu konuda konuşturmuyorsunuz insanları... tekrarlıyorum neden korkuyorsunuz... insan bünyesine ters gelen bir şeyi bünye dışarı atar... yıllardır bünyeye ters yorumlarla insanları kandırıp durmadınzı mı... artık yenilenmenin ve 60 yıl geriden değil de günümüz vizyonuyla dünyaya bakıp muasır medeniyet seviyesine çıkmanın vakti gelmedi mi...

daha bir sürü soru geliyor aklıma... edebiyatı bırakıp cevaplarsanız çok ama çok mutlu olurum...

saygılar...

Yazan: hakan Tarih: September 1, 2005 1:44 PM

!!!!!!!YORUMLARA YORUM!!!!!!!!
SAYIN AKYOL,
İnanın MATERYALİZMİN SONUNUN BAŞLANGICI adlı bu makalenizin yorum kısımlarını okurken kendimi HYDE PARK ta dolaşıyormuş gibi hissetmeye başladım.SERBEST BİR KÜRSÜ ve demokratik bir paltform..............
Ama makalenin konusunun dışına hatsafha da çıkıldığını düşünmüyor musunuz?
Gerçi bu ambiansta yorumumu bitirmeden bende öncelikle O YILLAR ABA ALTINDAN SOPA GÖSTEREREK SEÇTİRİLEN,ANTİDEMOKRATİK BİR İKTİDAR OLAN BÜTÜN BÜROKRASİYİ DE GÜDÜMÜNE ALAN CHP YÖNETİMİ VE TÜRKİYESİNE DEMOKRAT PARTİNİN GELİŞİYLE DEMOKRASİ IŞIĞININ DOĞDUĞUNU VE 1950LİLİ YILLARA KADAR KÜRT KÖYLERİNE BİR TEK OKUL DAHİ YAPTIRILMADIĞINI(!!!!!)DP İLE BU AYIBA DA ÇARE BULUNDUĞUNU söylemeden edemeyeceğim.
Ayrıca ülkemizde kimse KEMALİST olmak zorunda değil.Çok ilginç ki ülke de radikal milliyetçi olanlar da marksist olanlar da hatta islamcı olanlar da karşılarındakini niye bizden değilsin diye ağır ithamlara meyletmiyor da niçin kemalistler insanları düşüncelerinden ötürü yani kemalist olmadıkları için hunharca yargılıyorlar bir de bunu ayıp bir şeymiş gibi gösteriyorlar?Hangi taraf daha tabukar nerde demokratlık nerde fikire inanca saygı?
Bende konudan dışarı çıkmasam iyi olacak!!Yapılan yorumlarda TASARIM TEORİSİNDEN bahsetsek zannımca daha faydalı olacak,yoksa AKILLI TASARIM dan çok -ki çok önemli olduğu kanaatinde ve inancındayım-hararetli yorumlar merakla izlenecek...
SAYGILAR VE SEVGİLER,,,,,,,,,

Yazan: melike Tarih: September 1, 2005 2:13 PM

firdevs hanım...

inönünün para meselesi hakkında düşünceleriniz nedir...

çok partili hayata geçmek atatürkün mirasına saygı oluyor da neden kendi resmini paranın üzerine bastırması mirasa hakaret olmuyor...

ayrıca şunu belirteyim ki... çok partili hayata geçişi atatürkün mirasına endeksleyen başka birisi yoktur şu koca memlekette... pes yaani... ne diyim...

türkçe okumasını öğrenmenizi... dahası anlayabilmenizi... ve sorulan sorulara dolambaçsız cevaplar vermeyi öğrenmeniz dileğiyle...

saygılar...

Yazan: hakan Tarih: September 1, 2005 2:21 PM

Bazılarının "aydınlık" diye adlandırdığı her neyse içinde insanlardan nefretin büyük yer tuttuğu kesin. Bu yüzden ülkede bir refleks oluştu. Bu söylemin sahipleri kime karşıysa o insandır çıkarımını yapıyor halk. Galiba günün kahramanı : "Derin Sular"
Tebrikler.

Yazan: hande Tarih: September 1, 2005 2:32 PM

Firdevs Hanım,

Bu site bana ait değil. Hepimiz burada Sayın Akyol'un izniyle yazıyor, fikirlerimizi ifade ediyoruz.

O nedenle devletçilik batağından çıkma konusundaki görüşlerimi burada değil kendi sitelerimde açıklıyorum.

Eğer gerçekten öğrenmek isterseniz DerinSular.com ve Socioeconomics.com sitelerinden bugüne kadar yazılmış olan yüzlerce makaleye ulaşabilirsiniz.

Amerika'da devletin ekonomideki payının yüzde 20 olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Bunun için bir kaynak gösterir misiniz?

Eğer gösteremeseniz de önemli olmaz yazdığınız onca şeyden sonra. Diğerleri gibi bu asılsız sözününü de kıymeti kendinden menkul addeder geçer gideriz.

Bir de 'hep derin sularda dolaştığım için' dünyada olup bitenden haberdar olmadığımı ifade etmişsiniz.

Dünyanın hemen her köşesini gördüm ve pek çok ülkenin ekonomisi hakkında ortalamanın epey üzerinde bilgim var.

Ama felsefe öğretmeni Sayın Çebi'nin de belirttiği gibi, siz argüman oluşturmuyor, kendinizce 'iyi' bellediğiniz kavramların savunuculuğunu yapıyorsunuz.

Yaşınızı bilmiyorum ama ifadelerinizdeki çarpıklıkların sizden sonraki en büyük sorumluları Sayın Çebi gibi olmayan felsefe ve mantık öğretmenleridir.

Yazan: derinsular Tarih: September 1, 2005 2:35 PM

Mustafa bey,

Uzuluyorum gercekten. Oysa anlatmak istediklerimi o kadar uzun uzun detayli yaziyorum ki, fakat bir faydasi olmadigini goruyorum. Cok hizli okuma yetenegine sahip olabilirsiniz takdirde ederim ama lutfen yazdiklarimin sadece ucundan ya da sonundan bir kelime alip degerlendiriyorsunuz.

1) Ben Kemalist'im ve Kemalizm'in ne demek oldugunuda cok net bir sekilde ozetledim. Ataturk'culuk diye bir tanimlama kabul etmiyorum. Turk'um derken anayasada anlamini bulan tanimi anlasilmalidir. Kemalizm'in ozudur bu zaten. " Ne Mutlu Turk'um diyene!" Gururla gogsumu gere gere soyluyorum ben Turk'um!

2) Ulkenizin cikarlari acisindan baska bir ulkeyle ittifak yapmak baska, ulkeniz icersindeki bir olusumun ya da etnik bir grubun ulkenin butunlugunu parcalamaya yonelik olarak baska bir ulkeyle ittifak yapmasi baska bir seydir. Amerika isbirligi yapan Irak'li Kurt'lerin yaptigi Irak halkina hakarettir! Benim gozlemim degil.

3) Evet tespitinize katiliyorum. Tarikatlar tamamen cikar amacli olusumlardir. Tarikat ileri gelenlerinin refah ve gelir duzeyleri inanilmayacak kadar yuksektir. Amerika'da mensubu oldugunuz tarikatin adini sizin aciklamanizi istiyorum. Tarikatlar ve Dinler ve Dinciler konusunda bilgi sahibiyim. Bilgi sahibi olmayada devam ediyorum. Sizin yazilarinizi okuyorum.

4)Anadilde konusmak Cumhuriyet tarihi boyunca kanunla yasaklanmis bir sey degildir. Inonu doneminde veya baska bir donemde anadilini hadi Kurtce konustunuz diye tutuklanip hapse atilan bir kimse var midir? Munferit olarak jandarma'nin ya da bir Jandarma karakol komutani, cavus, astsubay veya subay'in emrindeki bir grup askere sorumsuzca kendi basina emir vererek yaptirmis olabilecegi bu munferit olaya bakarak Inonu'nun emir verdigini nasil iddia edebilirsiniz? Buna benzer kanunsuz olaylar surekli olagelmistir zaten ve halende olabilmektedir. Bunlari tasvip etmek mumkun mu? Biliyorsunuz Askerlik uygulamasinda bati bolgelerinde doganlar doguda, dogu bolgelerimizde doganlarda bati bolgelerinde askerlik yapiyorlar. Dogal olarak bu tur sacma sapan seylerin yasanmasi kacinilmaz oluyor. Kurtce isim veriliyor. Tabiiki alfabemizde olan harflerle yazilip okunmasi sartiyla. Qamer degil Kamer mesela. Bunlarin hepsi kasitli yapiliyor. Bu hareketleri ve istekleri desteklemeniz cok yararsiz ve sonuc alamayacaginiz bir sey.

5) Ataturk Ozal karsilastirmasi cok sasirtici bes dakika kendime gelemedim hayretler icersinde kaldim. Cinsiyetimin bir zaafi olsa gerek kusuruma bakmayin. Seyh Said, Agri ve Dersim isyanlari Cumhuriyet'in daha ilk yillarinda sozde uzerinde gunesin hic batmadigi imparatorluk olan Ingilizlerin kiskirtmasiyla baslamis yayilmadan da bastirilmis ve elebaslarida malumunuz daragacinda sallandirilmistir. Bu isyanlari dogrudan Kurt milliyetciligiyle bagdastirmak cok yanlis cunku bu isyanlar din elden gidiyor islam elden gidiyor diye yapilmis Laik Cumhuriyet'i zayiflatmak amaciyla yapilmis tamamen Irak'in emperyalistler tarafindan paylasilma planlarinin yapildigi bir donemde Ingiliz'ler tarafinda planlanmis ve kiskirtilmis isyanlardir. Heyhat Gazi Mustafa Kemal'in ordulari bir kabus gibi cokmustur bu kiskirtilan yobazlarin uzerine. Sanirim bu isyanlari yapanlar Kurt oldugu icin bu ornegi verdiniz ama malesef bu isyanlar Kurt milliyetciligine dayanan ayrilikci isyanlari degildir. Dikkat ederseniz isyan liderleri dini cemaat liderleridir zaten. Sanirim bu gozunuzden kacmis Mustatafa bey.

Ozal doneminde baslayan PKK bolucu Kurt teroru ise tamamen asiri Kurt milliyetciligine dayanan ayrilikci bir terordur. Ben bu gune kadar PKK nin din elden gidiyor, islam elden gidiyor diye Kurt vatandaslarimizi kiskirttigini duymadim. Gazi Mustafa Kemal ATATURK, " Ne Mutlu Turk'um Diyene!" derken Turgut Ozal federasyonu tartismaktan bahsediyordu.

Turgut Ozal'in ulkemiz insanina somut bir zarari da, Amerikan silahlarinin ulkemizde de rahat rahat satilabilmesi icin bireysel silahlanmanin onunu acarak her yil yuzlerce insanimizin kor kursunlara hedef olup hayatini kaybetmesine sebep olmustur. Cok guncel oldugu icin hazir Turgut Ozal'in ulkemize yaptigi hayirli islerden bahsederken birden aklima geldi sizlerle paylasayim istedim.

Mustafa bey,

Akilli Tasarim, Irak, Kurtler, Bagimsizlik, Fiedel Castro, Kemalizm, Seyh Said, Turgut Ozal derken Afrika'da yuzyillardir insanlar acliktan oluyorlar. Birazda arastirmalarinizi ve yazilarinizi bu insanlik felaketi ve dunyanin vurdumduymazligi uzerine yaparsaniz sevinrim.

Sevgiyle, saygiyla.

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 3:04 PM

Sayin derinsular,

Devletcilik batagi dediniz size sordum nedir bu sizin anladiginiz devletcilik? bataklik?

Lutfen bana burada iki cumle ile ozetler misiniz ulkemizi nasil batakliga suruklemis?

Dunyanin butun ulkelerinde stratejik oneme sahip yatirimlarin sahibi devlet olurken, dunyadaki devletcilik uygulamalarindaki orani bile diger ulkelerden daha asagida iken nasil oluyorda benim ulkemde devletcilik bataklik olarak tanimlaniyor?

Bana amacinizi aciklayiniz lutfen. Devletcilik ekonomik anlamda mi kotu bir sey? Komunist ulkelerdeki devletcilik anlayisiyla mi, karistiriyorsunuz? ki, bizim ulkemizde hicbir zaman boyle bir sey olmadi.

Nedir durumunuz? Acik konusmanizi rica ederim.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 3:41 PM

Sevgili Hakan bey kardesim,

Sorulari surekli siz sorsanizda hic onemli degil. Cevabim herzaman cok net ve kisa. Kemalizm.

Kemalizm :

1) Tam Bagimsizlik!

2) Yurtta Baris Dunyada Baris!

3) Ne Mutlu Turk'um Diyene!

Bu kadar nettir!...Baris ve huzur icersinde icersinde yasamanin tek cozumu. Sadece Ulkelerinin dogal zenginliklerinde gozu olan emperyalist ulkeler tarafindan isgal edilmis veya isgal edilme stresi yasayan ulkelerin degil baski rejimleri altinda yasayan ulkelerinde tek referansidir Kemalizm!

Kemalizm zorunlu bir recetedir. Emperyalizmin ve dogmatik baski rejimlerinin panzehiridir!

Gazi Mustafa Kemal Ataturk'ten sonra gelen iktidarlar Kemalizm'den uzaklastiklari icin memleket gun yuzu gormemistir Sevgili Hakan kardesim. Ikinci dunya savasi yillarini saymazsak 1946 dan itibaren Kemalizm den uzaklasmak bir yana baltalamaktan beter etmisler. Bugunku ortadogu ulkesi goruntumuzu iste bu insanlara borcluyuz.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 5:05 PM

Tas yontmaya devam..

Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış...

-"Bu hayattan bıktım artık... Yontmak! Devamlı mermer yontmak... Öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş! Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde herşeye hakim olur, ışınlarımla etrafı aydınlatırdım..." diye söylenir dururmuş yontucu. Bir mucize eseri olarak dileği kabul olmuş ve yontucu o an güneş oluvermiş.

Dileği kabul edildiği için çok

mutluymuş. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark edince;

-"Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!" diye isyan etmiş...

"Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim..."

demeye kalmadan hemen bulut olmuş... Dünyanın üzerinde uçmaya başlamış, oradan oraya koşuşup, yağmurlar yağdırmış, fakat birdenbire ortaya çıkan rüzgar bulutları dağıtmaya yetmiş.

-"Ah, rüzgar geldi beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o. Öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum..." diye karar değiştirmiş bu sefer...

Ve dünyanın üzerinde esip durmuş, fırtınalar estirmiş, tayfunlar meydana getirmiş. Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu

görmüş... Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar... Bu bir dağmış...

-"Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar..." diye düşünmüş... Bu sefer de dağ oluvermiş... Ve o anda bir şeyin ona durmadan vurduğunu hissetmiş... Kendinden daha güçlü olan, onu içinden oyan şey...

Bu küçük bir mermer yontucusuymuş....

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 5:13 PM

Firdevs Hanım,

Dikkat ederseniz Türklüğün tanımı konusunda geri adım attınız. Önce Kemalist olmayan Türk değildir diyordunuz, şimdi sadece "Türküm diyen Türktür" diyorsunuz. Güzel...

Ama bakın burada görmeniz gereken bir şey var: Kemalist/pozitivist/sekülerist önkabullerinize göre iddialı sloganlar ortaya atıyor, sonra size bazı olgular gösterilince de mecburen geri adım atıyorsunuz.

Tüm iddialarınızı bu şekilde tek tek çürütmek biraz zaman alacaktır ve açıkçası şu an bunu yapacak zamanım yok. Ancak eğer önkabullerinizi ("ezberlerinizi") bozup baştan olguları düşünmeyi kabul ederseniz, hem kendinize hem de başkalarına zaman kazandırırsınız.

Örneğin Türkiye'nin sosyal-ekonomik gelişimi konusunda dev bir sosyal bilim literatürü var. Bundan sizin çizdiğiniz gibi bir tablo çıkmıyor. Size bütün bunları anlatmam mümkün değil. Ama ricam ve önerim, bu gibi meseleleri biraz objektif incelemeniz; sizin gibi düşünmeyen herkese "emperyalist" vs. diyerek kulak tıkamak yerine, dile getirdikleri olguları, kanıtları göz önüne almanız.

Ben sizi mağlup etmeye değil, size yardım etmeye çalışıyorum.

Saygı ve sevgilerimle,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 1, 2005 6:08 PM

Mustafa bey,

Kemalist olmayan Turk degildir diye bir ifadem olmadi. Her Turk gibi Kemalist'im dedim. Ve Kemalizm'in tanimini yaptim. Nerden cikartiyorsunuz geri adim attigimi?

Kemalizm :

1) Tam Bagimsizlik!

2) Yurtta Baris Dunyada Baris!

3) Ne Mutlu Turk'um Diyene!

Haykiriyorum bir kez daha her Turk gibi Kemalist'im!..Asirlardir hur yasadim hur yasarim!

Yukardaki tanimiyla Kemalist olmayan Turk olsa ne olur olmasa ne olur? Omur boyu esaret altinda, baska devletlerin boyundurugu altinda yasamaya devam eder. Ben Kemalist Turk'um hangi cilgin bana zincir vuracakmis sasarim!

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 1, 2005 6:50 PM

Ben bu noktada pes ediyorum sevgili site okurları!

Sizi de kozmik güce havale ediyorum, Firdevs Hanım. Tüm mutluluklar sizinle olsun. Esen kalın.

Yazan: derinsular Tarih: September 1, 2005 10:09 PM

Dedimki kendi kendime ne güzel yazılar yazılmış tam beni çeken konular:
Ençok ilgimi çeken konulardan birisi tesadüflerin gerçekten mümkün olup olamayacağı çünkü ne yönüyle bakılırsa bakılsın çan eğrisiyle, herşeyi örten bir gerçekle karşı karşıyayız.Bir taraftan kaos ve kendine benzeyen fraktaller(bir anlamda dipsiz kuyuları),matematiğe çok yakın ve bir anlamda ben matematiğim diğen evren dirsek temasıyla salyangozu, spiralimsi gökadaları yaratırken kabe ise müslümanların hac hadisesiyle
bunların tümünü sembolize ediyor,
Diğer taraftan Matris Mekaniği tanecik olarak ,dalga mekaniği ise dalgasal olarak programlanabilirliğin elektronun
büyüklüğü ile sınırlı olduğunu göstermektedir anlaşılıyorki tüm evren bir elektron membranla kaplı(Belkide inananlarla inanmayanları ayıran sur düdüğü)ve kimileri tanrı desede nedenselliğin yaratıcısı bu elektron memrandan bir şekilde onlara ilah dedirtecektir

Yazan: Ergenekon Seferoglu Tarih: September 1, 2005 10:32 PM

Firdevs hanım, sizi kutluyorum. Ben Atatürkçüyüm demeye korkan "dalalet" içinde olanlara çok güzel cevaplar veriyorwsunuz, tebrikler tebrikler

Ben TURK'UM demeye korkuyorlar, ödleri patlıyor. Oysa ki karşınızdakiler rahatça ben KÜRT'ÜM veya BEN MÜSLÜMAN'IM diyebiliyor ve ülkemizi bölmeye, parçalamaya, zayıflatmaya çalışabiliyorlar. Ne zaman ki TÜRK milleti bu tip çabalar sonucu parçalanmaya başlari o zaman zayıflarız.

Yazan: C. A. Tarih: September 1, 2005 11:23 PM

Materyalizm tartışması Kemalizm tartışmasına dönüverdi. Acaba neden?

Nedeni açık. Türkiye'de materyalizmi açık açık savunmak sıkıntılı bir iştir. Oysa vatan, millet, bağımsızlık deyince herşey ne güzeldir. Bu ikisinden yapılmış bir çorba olan Kemalizmi savununca materyalizmi de savunmuş oluyorsunuz. Sıkıntı yok, dert yok. Aldığınız alkışlar da sizi daha bir coşturuyor. Hayatın tadı işte böyle çıkıyor.

İnançları verdikleri keyife göre değerlendirseydik, Tabiat inancına atlamak için önemli bir gerekçemiz olurdu kuşkusuz. İyi ki böyle sakat bir ölçütümüz yok.

Tabiat inancına geçirilen materyalizm kılıfının nasıl yırtılıverdiğini görmek isteyenlere öncelikle Phillip Johnson'ın "The Wedge of The Truth" adlı kitabını öneriyorum. Kitap Gelenek Yayıncılık tarafından "Evrim Duruşması" adıyla Türkçeye çevrildi. Kolaylıkla bulunabilir. Fikir sahibi olmak için gerek duyduğumuz bilgi Akıllı Tasarım Teorisyenleri tarafından bu ve benzeri kitaplarda ustaca sunulmuş.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 1, 2005 11:41 PM

Sayın C.A.

"Ben Atatürkçüyüm demeye korkan "dalalet" içinde olanlara çok güzel cevaplar veriyorwsunuz, tebrikler tebrikler" cümelenizden yola çıkarak, bir kaç tespit yapaliriz sanırım:

1) Atatürkçü olmak, hidayette olmaktır. Çünkü, Atatürkçü olmamak "dalalet" ile eşteştir.

2) Bu kavram ve ayırımlardan yola çıkarak, Atatürkçülüğün bir din olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. (hidayet ve delalet ilişkisi)

3) Bazı insanlar Atatürkçüyüm demekten niçin korkarlar? Yoksa, Atatürkçü Cumhuriyet bir "korku ülkesi" midir? Yoksa, Atatürk tartışılmaz bir tabu mudur da, onu tartışmak (kimine göre Atatürkçülük için dalalet olsa da) bir dinsel kutsala dokunmak gibi onaylanmamış mıdır? (2. iddiama geri dönebilirsiniz) Onları, bu korkuya iten sadece kendi gıll-u gışları ve içten pazarlıkları mıdır, yoksa "kraldan çok kralcı" olanların kraldan bağımsız kralın ismini kullanarak oluşturdukları bir tür küçük kralcıkların oluşturduğu bir korku, endişe ve paranoya mıdır?

4) Çok güzel cevaplar vermek, dalalet içindekileri hidayete erdimek için yetmez.. Çünkü, güzellik estetik bir kavramdır.. Kimse, estetik ile hidayete ermez. Hidayet, teolojik bir kavramdır. Bize, dinsel argüman ve cevaplarla geleceksiniz ki, biz dalaletten kurtulup hidayete eren şanslı (!) yurttaşlardan olalım..!

5) Daha yukarda, "materylizme neden inanmayayım, fizik herşeyi açıklamıştır" olarak özetleyebileceğim iddianiza sorular sormuştum, "tebrikler tebrikler" geçiştirdiniz..!


Bir de şöyle buyurdunuz, Sayın C.A. (buyurdunuz diyorum, çünkü bu da "dalalet" gibi "teolojimsi" bir kelime)

"Ben TURK'UM demeye korkuyorlar, ödleri patlıyor. Oysa ki karşınızdakiler rahatça ben KÜRT'ÜM veya BEN MÜSLÜMAN'IM diyebiliyor ve ülkemizi bölmeye, parçalamaya, zayıflatmaya çalışabiliyorlar. Ne zaman ki TÜRK milleti bu tip çabalar sonucu parçalanmaya başlari o zaman zayıflarız."

Kimin Türküm demekten ödü patlıyor? "Ödleri" derken burada birilerini "yalapşap" işaret ediyorsanız, bu iddianız beni teğet bile geçmez..! Çok uzaklardan el sallar ancak.. O halde, bu basit genelleştirmeleriniz, sizin o çok bilimsel tutumunuzla bağdaştırılamaz..!

Kusura bakmayın ama, "Ben kürtüm ya da müslümanım" diyenlerin bu ülkeyi parçalama, bölme.... niyetinde olduğunu "zannetmeniz", sizin "fizik herşeyi açıklamıştır" ifadeniz ile "tutarsızlık" zeminde yarışabilir..!

Burada, zanlar (sanılar) konuşmaya ve yazılmaya başlanırsa, bunun önü alınmaz.. Zaten bu işin kolayına kaçmanın, diğer adıdır..

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 2, 2005 2:02 AM

Sevgili C.A.,

Duyarliliginiz ve taltifleriniz icin size cok tesekkur ederim. Burada tek basima olmadigimi bilmek guzel bir duygu.

Ummetci dinsel diktatorlukle yonetilen ulkelerin hali gozlerimizin onundeyken, emperyalist devletler tarafindan ulkelerinin dogal zenginlikleri somurulurken butun bu onursuzluklari gormezden gelip hala ummetci inatla yok materyalizmin sonunun baslangici gibi sozum ona Kemalizm'in bittigini ima etmeye calisiyorlar.

"Ulkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak icin cok yoksul olsa da, onlara esitlik duygusu, insanlik onuru sunamayacak kadar yoksul degildir." Diyen Fiedel Castro bile Gazi Mustafa Kemal'i kendisine referans almis okul ders kitaplarinda Kemalizm ogretiliyor diyorum Mustafa bey bana eger ben Ataturkcu olsaydim Castro'yu ornek vermezdim cunku o bir Diktator diyebiliyor. Bir Turk genci olarak ne kadar uzuldugumu anlatamam. Butun herseyi din ekseninde dusunuyorlar. Tek dusundukleri sey Turk'lerinde neden Araplar gibi dinsel diktator'lukle yonetilmedigi. Halbuki, tarihe baksalar anlayacaklar. Turk'ler isteselerde onlarin anladiklari sekilde musluman olamazlar! Mekke'yi fethettikleri halde gelmis gecmis 36 Osmanli Padisah'indan hicbiri hac'ca gitmemistir! Bunu sorgulasinlar once.

Tek parti donemi soyle felaketti soyle batakti diyorlar siralayin neler kotuydu diye soruyum cevap veremiyorlar. Cunku hicbir bilgi sahibi degiller. Amaclari sadece Gazi Mustafa Kemal'i kotulemek.

Tek parti doneminin devletcilik uygulamalari ulkeyi felakete surukledigini one suruyorlar nedir bunlar siralayin diyorum yine TIK yok bilgi sahibi olmadiklari icin verecek cevaplarida yok. Cumhuriyet'in ilk yillarinda tek parti doneminde 1929 - 1934 doneminde dunyada yasanan ekonomik buhrana ve 1939 - 1945 yillari arasinda yasanan 2'inci dunya savasi felaketine ragmen ulkede sanayici, girimsici ve sermaye olmamasina ragmen bu donemde yapilanlari ve basarilan isleri gormezden gelmek icin kor ve sagir olmaya gerek yok. Birazcik vicdan ve beyin sahibi olmak yeterli. Savasin bitmesiyle birlikte 1945 yilindan sonra ekonomi dunyada altin cagini yasiyor. Ta ki, 1955 yilina kadar. Demokrat Parti bu donemin keyfini suruyor. 1955 ten itibarende yanlis yonetim ve kararlarla cokus basliyor ulkemiz Amerika'nin kucagina oturtuluyor. Oy ugruna tarikatlarla omuz omuza girilip TSK haric butun devlet kademelerine tarikatcilar dolusuyor. Gunumuze kadar boyle geliyor.

Arkadaslarimiza " akilli tasarim teorisi " ne semavi dinlerden destek aramaya ve ona atifta bulunmamalarini tavsiye ediyorum. Cunku hicbir somut dayanaklari yok. Ustelik tam bir celiski var.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 2, 2005 11:26 AM

Sayin Cengiz Cebi,

Materyalizm'in savunulmaya ihtiyaci yok ki? Bu konuda bizim bir sorunumuz oldugunu nerden cikartiyorsunuz?

Materyalizm tartismasinin neden Kemalizm tartismasina dondugunu kendinize sormalisiniz. Cunku Kemalizm'le yani " Tam Bagimsizlik ", " Yurtta Baris Dunyada Baris", " Ne Mutlu Turk'um Diyene!" sizin probleminiz var. Materyalizm'i Kemalizm'le de ozdeslestirdiniz ya bravo size.

"İnançları verdikleri keyife göre değerlendirseydik, Tabiat inancına atlamak için önemli bir gerekçemiz olurdu kuşkusuz. İyi ki böyle sakat bir ölçütümüz yok." diyerek hem kendinizi hem bizleri kandiriyorsunuz. Insan'in tabiatina aykiri bu. Tabiata karsi gelemezsiniz ve tabiatin isine karisamazsiniz! Tabiat sizi yonlendiriyor zaten kendinizi fazla zorlamaniza gerek yok bu konuda.

Amerikan protestan tarikatinin yayini olan "The Wedge of The Truth" in nasil curutuldugunu www.talkdesign.org adli bu siteden gorebilirsiniz.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 2, 2005 11:48 AM

Mesele nerden çıkmıştı... Abdullah Cevdetden....

neden...

çünkü bazıları abdullah cevdet ve onunla özdeşleşen ---savunduklarının aksine tamamen teslimiyetçi tamamen materyalist--- bir düşünceye karşı bir tavır görmeye daynamadıkları için...

afaki cümleler kurarak kimsenin vatan sevgisi veya millet sevgisini ölçmenize gerek yok... bunlar tamamen icrai meselelerdir... konuşmak değil ne yapıldığıdır önemli olan.... kemalizmin tek reçete olduğundan bahsediyorsunuz... bu nasıl bir ideolijidir ki sosyal ,ekonomik, ve bilimsel her türlü derde deva olabiliyor merak ediyorum... yorumlanmaya hiç mi ihtiyacı yok... ulus devlet anlayışının ne kadar sığ bir anlayış olduğu ortada değil midir.... şu anadolu toprağında yaşayan hengi insan katıksız türk olduğunu iddaa edebilir... ben kendimi türk hissediyorum... türküm ve türklüğümle guru duyarım... ama hiç bir zaman bunu bir üstünlük olarak addetmem... bir türk dünyaya bedel demek her türkün hoşuna gider... ama ne kadar gerçekçidir... etrafınıza baktığınızda ya da ortaya konulan icraatlara baktığınızda durumun çok da öyle olmadığını farkedeceksiniz... bu durum insanların türk olmadıkları anlamına mı gelir...

size bağımsız olmayalım diyen mi oldu...
tası tarağı toplayalım savaşa gidelim diyen mi oldu...
türk olduğundan utanan mı var... ki madde madde sıralıyorsunuz...

haala ne edebiyat yapıyorsunuz anlam veremiyorum...

kardeşim mesele bellidir... birleştirici maya eksiktir... zoraki yapılan macun tutmamıştır... bu zamandan sonra hiç bir zaman da tutmayacaktır... sen ne mutlu türküm diyene de istediğin kadar... adam ben türk değilim diyor...

sen vatandaşlık kurumundan bahsediyorsan eğer bu durumda benden ve benim gibi düşünenlerden farklı değilsin zaten... bu bir birleştirici macun olabilir... ama bu macunun tutması için insanlara sadece lafla mı yaklaşmak gereklidir... ne mutlu türküm diyene demek yeterli midir... insanların sosyo kültürel alışkanlıklarını zoraki değiştirmeye çalışmak bu macunu zedelemez mi... toplum mühendisliği yaparak sen böyle giyinme... şunu konuşma.. şuraya girme... şunu etmen yasak bunu yapman yasak... yasak yasak yasak... bu mudur kemalizm... hiç sanmıyorum... bu mudur demokrasi... hiç sanmıyorum... bu mudur bağımsızlık.... bireyin bağımsız olmadığı ülke varsın işgal altında olmasın... bi zatihi bağımsız değildir zaten....

özetle ağzınızdaki baklayı bi çıkarıverin... şu anki meselelri çözmek için SOMUT bir öneri getirin... ve bu önerinizi demokrasi... bireysel özgürlük... milli egemenlik kavramlarıyla özdeşleştirerek yapın... göreceksiniz ki söylediklerinizle o kavramlar çelişmektedir...

zira... demokrasinin olduğu yerde insanlar işkence görmez... bu örneği veriyorum çünkü işkence yapanlar bizzat kemalistim diyenlerdi...
bireysel bağımzılığın olduğu yerde kitaplar yasaklanmaz... yazarlar hapse atılmaz... bu da aynı kişiler tarafından yapılmıştır... kemalizm dediğiniz şey birkaç defa bu ülkenin başına gelmiştir... ve her seferinde de aynı icraatları yapmıştır... işkence kemalizmde var mıdır... azınlıkları ezmek kemalizmde var mıdır...

hele bi anlatın bakalım Kemalizm eğitim sisteminin düzelmesi için ne öneriyor...
hele bi anlatın bakalım kemalizm ekonomik bağımsızlık için ne reçete suınuyor...
hele bi anlatın bakalım sağlık sistemi için kemalizm ne diyor...

ben söyliyim bi tane...

adam üniversite rektörü olmuştur.. yaptığı bilimsel hiç bişey yoktur... bir iki tane bilimsel icraatı da HIRSIZLIK olduğu ortaya çıkmıştır... ve gerine gerine kemalistim der...

itiraf edin kardeşim artık... farklı olanlara karşı tahammülünüz yok sizin... demokrasi nedir haberiniz yok... insanları sınıflara ayırmaktan başka icraat bilmezsiniz... şu sağcı şu solcu şu bilmem neci demekten başka birşey bilmezsiniz... bırakın artık atatürkün ardına sığınmayı... bırakın artık tarih sahnesinden örnekler vermeyi... icraat yapın icraat... bırakın artık gevezeliği...

Yazan: hakan Tarih: September 2, 2005 2:48 PM

Firdevs Hanım,

Materyalizmin savunulmaya ihtiyacı gerçekten yok. Öyle bir sorununuz yok. İnanırsınız olur biter. Bir önceki makalenin sayfasında bunu belirttim zaten. Akıldışı bir inancı savunmaya kalkmak akıldışılığını iyice belirgin etmekten öte ne işe yarayabilir? Bu konuda izlenecek en akıllıca yol "Saçma olduğu için inanıyorum" şeklindeki teselli ile 'huzur' bulmaktır. Bundan ötesi kuşkuculuk ve hatta inançsızlık gibi tehlikeli bir durumla sonuçlanır. Kemalizmin arkasına da bu yüzden sığınılıyor nitekim. Vatan millet sevgisi gibi bir parça popüler söylemler ile birlikte kemalizm samanı altından materyalizm suyu yürütülmeye çalışılıyor. Kurnazca doğrusu. "Tabiat!, Tabiat!" diye gideceksek bu yol kullanışlı bir yoldur.

Materyalizmle kemalizmi hiç özdeş kılmadık. Burada kılıf içinde kılıf var. Bakın gösterivereyim : Tabiat inancı materyalizm ile, materyalizm 'bilim-uygarlık' kılıfı ile -bu yetmemiş- bir de 'vatan-millet sevgisi' kılıfı ile güzelce kılıflanıvermiştir. Bu kılıflama iş ve becerisine de kemalizm denilivermiştir. Bir hüner var ise kemalizmde, onu bu ustaca ve kurnazca becerilmiş olan kılıflama işinde aramak gerekir. İnancı ile mutlu olanlar için sorun yok. Maksada giden her yol meşru olunca kurnazlık erdem gibi bir şeydir.

Tabiata elbetteki karşı gelinemez. Tabiatın işine elbetteki karışılamaz. Yok çünkü Tabiat diye birşey. Olmayan bir şeye ne karşı gelebilirsiniz, nede onun işine karışabilirsiniz. Nede olmayan birşey varolan sizi yönlendirmek gibi bir iş becerebilir.
Peki, olmayan bir şeye nasıl inanılır? Olmayan bir şey ile kalpler nasıl 'huzur' bulur? İnsanın hayalgücü bu iş için bir hayli yetenekli tasarlanmıştır, hepsi bu.

Talkdesign ve benzerlerinin, Johnson'un tam da kitaplarında suyüzüne çıkarttığı aldatmacalara, sanki bunları hiç okumamış gibi tekrar tekrar başvurmaları ilginç. Bu dirençli aldatmacaya şimdi 'çürütme' mi diyelim. Bakınız, Akıllı Tasarım Teorisinin materyalizmi çürütmek gibi bir çabası yok. Materyalizm, Tabiat inancı üzerine geçirilmiş argüman görünümlü söz yığınıdır. Bunu kaldırdığınızda Tabiat'ın sevimli yüzünü hemen görüverirsiniz. Tasarım Teorisi ilk bakışta karmaşık gibi görünen bu kaldırma işi için pratik yollar öneriyor. Argüman çürütülmüyor. Ortada bir argümanın olmadığını görmenizi sağlıyor. Ve tüm çabanın kalbin derinliklerinde yer edinmiş Tabiat inancını her pahasına korumak olduğu görülüyor. Aklın akıldışı olanı savunması kolay değildir. Tüm gürültü işte bu zoru başarmak adına çıkarılıyor. Küresel boyuta ulaşmış sistematik bir aldatmaca artık aldatma teknikleri konusunda zaaf yaşıyor. Ama TABİAT'tan ümit kesilmez. Muhtemelen yeni ve yepyeni teknikler bulunacaktır. Biz bunların çok karmaşık olmamasını dileyelim.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 2, 2005 11:10 PM

Sayin Cengiz Cebi,

Hic vaktim olmamasina ragmen kisaca yazamadan gecemeyacegim. Tabiat diye bir sey yok, olmayan bir seye nasil karsi gelebilirsiniz nasil inanip huzur bulursunuz diyorsunuz. Ben size soruyorum tabiat diye bir sey yoksa hadi gidin fay hatti uzerine bina yapip icinde yasayinda goreyim sizi. Hadi gidin dereyatagi uzerine bina yapip icinde yasamaya devam edin. Fay hatti gunun birinde kirildiginda, siddetli yagmur yagip seller olustugunda yok olup gidersin. Yani Doganin isine karisirsan bunun cezasini odersin! Tabiat isine karisanlarin cezasini aninda verir.

Tabiatin kimsenin duasina ihtiyaci yoktur! Tabiat kimseye beddua da etmez! Hz.Muhammed'in amcasina yani Ebu Leheb'e ettigi beddua gibi. Tabiat dogrudan keser cezayi hic beklemez bekletmez.

Teori bir kanun degildir. Evrim teorisi de sonucta bir kanun degildir. Ama butun bilimsel bulgular ve tabiat evrim teorisini dogrular niteliktedir. Evet dinlerdeki yaratilis teorisine ters dusmektedir ama evrim teorisi dinleri yikmak icin ortaya atilmamistir. Kaldi ki, bir kanun degil teoridir sadece.

Dinsel soylemin mitoslarina inatla akilsal destek aramaya calismak son derece yanlistir. Din'ler kabul edilebilir bir ihtiyac olmakla beraber inanc sistemi akil ve mantikla desteklenmeye ve savunulmaya calisilirsa Allah muhafaza insan dinden bile cikabilir. Ornegin, benim aklim ve mantigim Allah kelami olan Kur'an'i Kerim'in Allah'in degilde Hz.Muhammed'in sozu oldugunu soyluyor. Cunku dinlerin bana ogrettigi ve tarif ettigi yaratici butun kainatin sahibi, dogmamis ve dogurmamis cok kudretli ve onun izni olmadan yeryuzunde bir yaprak dahi kimildamadigini bildigim bir yaraticidir. Boylesine kudretli bir yaratici Hz.Muhammed peygamber araciligiyla gonderdigi kutsal kitabi Kur'an da Leheb Suresinde aciz bir kulu olan Ebu Leheb'e beddua ediyor. " Ebu Leheb'in iki eli kurusun. Kendiside yok olsun. Mali da kazandigi da kendisine fayda vermez. O alev alev yanan atese atilacaktir. Karisi da boynunda bukulmus bir ip oldugu halde o alevleri cikaran odunlarin hamali olacaktir."

Boyle akil ve mantikli dusunursen bu kelamin Allah'in degil Hz.Muhammed'e ait oldugu ortaya cikiyor. Bu surede Hz.Muhammed islam dinini kabul etmedigi icin kavgali oldugu amcasi Ebu Leheb'e cok bariz bir sekilde beddua ettigi asikardir.

Bunun gibi bir cok ornekler verilebilir ama buna tamamen kutsal inanc olarak bakmak lazim. Akilsal ve matiksal olarak tartismak dogru degildir. Kutsal inanc geregi bu sekilde iman etmek gereklidir. Ayni sekilde Hiristiyanlik ve Yahudilik inaclarinda da buna benzer akil ve mantik disi ogeler bulunmaktadir. Sonucta butun inanclara saygi gostermek zorundayiz.

Kemalizm'i bir dogma olarak gormenizi ve nefretinizi anlayamiyorum. Sonucta bugunku varligimizi Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaslarina borcluyuz. Igneli ve imali sozlerinize ragmen bu ulkede kimse Arap milliyetciligi, orf ve adetlerini Turk milletine dayatmaya calismasin ve bunun ozlemini duymasin cunku Turk'ler isteselerde Arap milliyetcisi musluman olamazlar. Turkler Allah'a inanirlar ve ibadet ederler. Ama genlerinde var olan orta asya saman kulturu, orf ve adetleriyle yasarlar.

Din birlestirici unsur olsaydi yuzyillardir korudugumuz kutsal topraklarda sozde din kardeslerimiz olan Arap'lar Osman'li ordusunu arkadan kallesce vurmazdi!

Din birlestirici unsur olsaydi bugun butun Arap'lar birbirleriyle kavgali ve kus olmazdi. Dogal zenginliklerinin uzerinde Emperyalist devletlerin oturmasina musade etmezlerdi. Bu kafayla giden sonsuza kadar Emperyalist Devletlerin kucaginda oturmaya mahkumdur! Yazik cok yazik emperyalist somurgeci devletlerin korumasinda dinsel diktatorlukle yonetilen ulkelerde de Gazi Mustafa Kemal gibi insanlar ciksada genc yastaki masum insanlarin intihar bombacisi olmalarini onlese.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 3, 2005 12:39 PM

Öncelikle söyliyeyim ki ben bu yazıyı bir sofist felsefe savunucusu olarak yazıyorum.yani ne Tanrı vardır ne de yoktur diyorum.ancak din eğer gerçekten de bilime aykırıysa o zaman dinin temeli olarak kabul edilen Kuran-ı Kerim adlı kitabın insanlara "OKU" öğüdüyle başlamasının nedeni ne ???ayrıca eğer bilim tanrının dediğine aykırı ise o zaman insanın doğasında olan Tanrıya ihtiyaç duyma güdüsünün nedenini bana (korku diyip geçiştirmeden) bilimsel olarak açıklayabilecek biri var m??eger acıklamanız tatmin edici değilse şundan eminim ki biz Tanrı'nın bilimini yapıyoruz.

Yazan: kerem Tarih: September 3, 2005 4:32 PM

Firdevs Hanım,

Tabiatla ilgili inançlarınızı uzun uzun sıralamanıza gerek yok. Bu hikayeler herbir köşede usantı verecek ölçüde anlatıldı zaten. Farklı birşey belirtmeniz için Tabiat inancınızı biraz olsun sorgulamanız yeterli. Buna yanaşmıyorsunuz bile. Yıllardan beri duymaktan bıkkınlık yaşadığımız şiirleri okuyorsunuz, bu sitenin dinsel tören sitesi olmadığını bildiğiniz halde.

Kuran ve Hz. Muhammed ile ilgili olduğunu sandığınız çocuksu düşünceler bu konudaki bilginizi ölçmek için yeterli. İyi ki fazla uzatmamışsınız. Öte yandan saygı ile sövgüyü bir hayli karıştırmışsınız. Hayal dünyanızda yarattığınız bir öcü ile boğuşuyorsunuz. Üstelik yazdıklarınız konuyla gittikçe alakasız bir şeye dönüştü. Elimden birşey gelmesini isterdim. Ancak bu durumda tüm kapıları kapamış durumdasınız.
Yorumlarınız hakarete yakınlaşıyor. Sitenin düzeyine zarar vermek endişesi ile tartışmayı burada noktalıyorum.

Sevgiler...

Cengiz Cebi

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 3, 2005 4:52 PM

Sayin Cengiz Cebi,

Cok ilginc aklinizin inanclarinizin onune gecmesinden korkuyorsunuz. Hz.Isa kadar cesur olamiyorsunuz. Yani Tanri'nin hakki Tanri'ya Sezar'in hakki Sezar'a deme cesaretini gosteremiyorsunuz. Ah bunu bir basarabilseniz zaten bir sorun kalmayacak.

Yazdiklarimda hicbir hakaret ogesi goremiyorum. Dinler kendi inanc sistemleri geregi kutsalliklarini korumalari ve sadece inanc olarak maneviyatta kalmalari gerektigini soyluyorum. Dinsel soylemin mitoslarina inatla akilsal destek aramaya kalkarsaniz cok zor durumda kalirsiniz diyorum. Hic alinganlik gostermenize gerek yok.

Siz boyle dusundugunuz ve boyle davrandiginiz muddetce bilim hicbir ilerleme kaydedemez. Gerci artik cok gec son 150 yildir bilim zinzirlerini kirmis gidiyor kimse tutamaz artik onu. Istedikleri kadar bu yaratilis teorisine aykiri bu dini acidan etik degil deselerde bilim insanligin yararina haril haril hizmet etmeye devam ediyor.

Verdigim ornekte ben kimsenin inanclarini olcme amaci kesinlikle gutmedim. Ama siz benim bilgimi hemen olcup notumuda vermissiniz. Yinede sagolun. Hiristiyanlik ya da Yahudilik inancindan da ornekler verebilirdim. Degisisen bir sey yok. Bunlar kutsal inanclardir ve degerlerdir. Boylede kalmaya devam edecekler. Ama siz kalkip bugunun insan akli ve mantigiyla celisen hadiseleri onu curuttuk bunun sonunu getirdik diye ortaya cikarsaniz bununda bilimsel oldugunu soylerseniz verdigim orneklerden tabiki rahatsiz olursunuz.

Hicbir rahatsizlik ve endise duymadan inanclariniza guvenle sarilabilirsiniz keza bilim, dinleri ya da onlarin Tanri'sini yok etmeye calismiyor. Tepkileriniz bir felsefe ogretmenine yakismiyor. Bilakis konulara sizin daha sakin yaklasmaniz ve bizleri orneklerle aydinlatmaniz gerekiyor. Ben bu tartismalara karsimdaki insanlarin inanc ya da bilgilerini olcmek icin katilmiyorum. Ayrica bir forum ortamida degil burasi. Mustafa bey'in yazilarini ilgiyle okuyor ve yorumda bulunuyorum. Mustafa bey buna imkan tanidigi icin yapiyorum. Yoksa pekala Mustafa bey buna izin vermeyebilirdi. Dolayisiyla sizin endise duyup konulari kapatmaniza hic gerek yok sayin Cebi. Cevap vermezsiniz olur biter.

Sevgiyle iyi pazarlar!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 4, 2005 3:17 PM

sayın KAZIM Mızrak,

Bilmiyorum ne kadar ateist insan tanıyorsunuz veya bu konuda ne kadar bilginiz var ama size şunu söylemek isterim : Tanrı'ya inanmayan insani tabi ki de neden inanmıyorsun diye sorgulamak saçmalıktır aksi taktirde o da inanan insanı sorgular.ancak dediğiniz gibi inanmayan insan bir ilahi sistem olduğunu göremediği için değil çoğu kez farklı olmak , doğosına aykırı davranmak özetle sadece asla ulaşamayacağı bir büyüklüğe(diğer insanlardan farklı ve güçlü olmak) ulaşmak için gerçeği görmezden gelip doğasına aykırı davranır.şunu da bilmek gerekir ki 'inkar' mekanizması da aslında insanın doğasında olan bir mekanızmadır ancak bu mekanizmada diğerlerinden farklı olarak insanın ruhuyla bir çatışma içine girmesi gerekir ki zaten bu çatışma insana bu yanlışı yapmamasına dair bir öğüttür.ayrıca sizin dediğiniz gibi inanmayan bir insan ilahi bir sistem olduğunu göremediği için inanmıyor olsaydı; birçok eğitimsiz dediğimiz insanın Tanrı'ya inanıyor ve eğitimli hatta kimi zaman bilim adamı dedğimiz insanlarında burunlarının ucundaki 'ilahi bir sistemin varlığı' gerçeğini görememelerini nasıl açıklardınz??yani ilahi bir sistemin varlığını görmek ya da görememek diye bir şey yoktur.'ilahi bir sistemin varlığını kabul ya da inkar etmek diye birşey vardır.çünkü bu gerçeği görmek insanın yardılışından gelen bir yetenektir.ayrıca şundan emin olun ki eğer Tanrı bizi yaratırken ona inanmamayı bize sorumluluk olarak kılsaydı şimdinin ateisti denilen kişi o zamanın dindarı olurdu. çünkü onların sorunu akıllarıyla değil varlıklarıyladır .kendilrine yasaklanan inkar mekanizmasını,iradelerine hakim olamayıp kullanmalarıyla ilgilidir.ki ateistler de her ne kar inkar etseler de Tanrı'nın varlığının fakındadırlar.zaten ateist olabilmek için önce inkar edeceğin bir Tanrı'nın varlığını kabul etmek zorundasındır.ayrıca bir çok ateist durmadan Tanrı'ya küfreder.varlığını kabul etmediğin bir varlığa küfretmek de ne akla hizmetse??son olarak şunu belirteyim ki ben burada bütün yazdıklarımı yıllar önce ateist biri olmuş olarak yazıyorum. eğer Tanrı'ya inkar eden biri olarak ölseydim bilmiyorum Bağışlayan Tanrı beni her şeye rağmen bağışlar mıydı ya da bunun bedelini ödemek zorunda kalır mıydım.ama şimdi doğru yolda olduğundan emin olan biri olarak size sadece şu kısa ömrünüzde Tanrı 'yı inkar edecek kadar bol zamanınız olmadığını söylemek isterim.Kazım bey yanlış anlamayın bu size değil kendime olan bir öğüttü.neyse bare yazımı küçük bir espriyle, "Elhamdurillah ateistim" diyerek sonlandırıyım.
sayın Mustafa Akyol'a olan teşekkürlerimle...
esen kalın;

Yazan: Kerem Tarih: September 4, 2005 7:18 PM

Merhaba Kerem Bey,

Toprağa fasulye ekelim; toprak bize fasulye versin! Toprağa mısır ekelim, toprak bize mısır versin! Toprağa buğday ekelim, toprak bize buğday versin!

İşte Tanrının Tasarımı! Muhteviyat ne ise, hasat da o oluyor; bu İlahi Tasarımın Tecellisidir.

Buraya kadar problem yok! Problem nerede başlıyor?

Kuran-ı Kerim'de doğmamıştır ve doğurmamıştır diyen İhlas Suresi; benim için Materyalist olma yolunda bir bahane noktasıdır:

Eğer Tanrı, kendisinden başka bir otorite yoktur ve sonsuz gücün kendisiyim diyorsa! Şu ifade akli mantığın kabul edebileceği bir şey değildir:

"Günah işleyen insanı, Tanrı cezalandırır."

Mademki insana verilen akıl; Evrimcilerin iddaa ettikleri gibi; ilkel yaşam türlerinden tesadüfi gen alış verişleriyle meydana gelmemiştir: Bu aklı yaratan bir varlık vardır; ve o varlık Akıllı Tasarım Teorisinin de savunmuş olduğu üzere Allah'tır.

Kerem Bey,

İnsana verdiği aklı eksik yaratıp; insanın yanlışlar yapmasına sebep olarak; insanı günah işlemeye teşvik eden Allah değil midir!?

Biraz daha akıl verseydi; ben de kulağı beş vakit Allahu Ekber nidalarında olan bir müslüman olurdum. Ama ben, nefsime karşı pek sabırsız bir insan olduğum üzere; gerek kalben ve gerekse fiilen günahlar içersinde kıvranıyorum.

Şimdi de şunu anlayalım: Allah, kitaplarında; kendi buyruklarına göre yanlış yolda olanları cezalandıracağı konusunda, kullarını korkutuyor.

Semavi dinlerde öyle bir tablo çizilmiş ki: Filmlerde işlenen iyi ve kötü savaşı, Allah ve Şeytan arasında yaşanıyor gibi.

Mitolojik inançlar hikaye diye bilinirken; benzeri hikayelerin Kuran-ı Kerim'de yer alması, İlahi Sistemin Hakikatleri olarak değerlendiriliyor.

Biz insanlar; Allah'ın otoritesi ve sorumluluğu olmadan kendi aklımızı kendimiz yaratmış olsaydık; ya da İlahi Sistemin Otoritesi olmadan tesadüfen meydana gelmiş zavallılar olsaydık: Allah'da bizleri senin şöyle şöyle üretim hataların var diyerek bizlere Defolu Mal muamelesi yaparak; kaliteli insanları Cennetine; kalitesiz olanları da Cehennemine postalayabilirdi.

O zaman sesimizi çıkarmazdık: Lord Of The Rings de olduğu gibi, bu düşünceye inanmış kimseler olarak, dünyadayken, hep beraber karanlığın güçlerine karşı Allah'ın yanında savaş açardık!

Lakin, Kerem Bey, Amma ve Lakin. ALLLAH, kitaplarında bahsettiği gibi; bizlere hayat verense; neden mantıksızlık yaparak; benim onu anlayabilmemi zorlaştıracak Nefsi de kalbime gömmüştür? Neden bir bilmece bulmaca gibi bizimle oyun oynama yarışı içersine girmiştir?

17 Ağustos Depremi; Katrina Kasırgası; Tusunami Felaketi gibi doğa güçleriyle insanlara dert çile içersinde acılar çektirmeyi bir Tanrı kendisine yakıştırabiliyor demek!?

En sonunda sizi getirmeye çalıştığım nokta; doğmamış ve doğurmamış olan bir Tanrının varlığına inanmanın çok komik gibi görünüyor olduğudur Sayın Kerem Bey.

İşte bu komedi karşısında, yüzyıllar süren düşün mücadeleri ile Materyalizim güç kazandı. Akıllı Tasarım Teorisine neden destek verdiğimi şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur: Yaşantımda değişiklikler yapmayı sürekli erteleyecek olursam, ben de kalbi mühürlenmiş bir Ateist olma yolunda, emin adımlarla ilerleyen birisi olacağım ne yazık ki!

Akıllı Tasarım Teorisi bir nebze de olsa, kalbimdeki karanlığa ışık tutar diye ümit ederim. Yalnız, pek dikkat edilmelidir ki, ümitlerini Akıllı Tasarım Teorisine bağlayanlar; Allah tarafından, yetersiz kanıtlardan mahrum bırakıldıkları gün; yolun yarısında kalırlar!

Bu yol gönül yoludur Kerem Bey, öyle bir gönül yoludur ki: "Göz gördüğüne inanmaz, kalp Allah diye söylenmedikce."

(DipNot-1) Bu yazı, Akıllı Tasarım Teorisini destekleyen, ama teorinin olumsuz yönlerini anlayıp anlatmaya çalışan birisi tarafından yazılmıştır.

(DipNot-2) Kerem Bey, yukardaki inanç bunalımını yaşayan birisi olarak bana yardımcı olabilmenizi temenni ederim. İnşallah dilde olan inancınız kalbinize kadar nüfuz edebilmiştir ki; karanlığa boğulmakta olan bir kimse olarak bize de karınca kararınca ışık tutarsınız...

Saygılarımla,
Kazım Mızrak

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: September 5, 2005 4:52 AM

Merhaba,
Tek parti döneminde doğrular kadar yanlışlar da yapılmıştır demekle, Atatürk düşmanı olmak arasında nasıl bir bağlantı var? Hatta bunun İnönü düşmanı olmakla bile alakası yokken. Atatürk ve İnönü , düşman işgalinden kurtuluşumuz ve ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu aşamalarının baş kahramanlarıdır. Elbette sayılamayacak kadar çok faydalı işler yapmışlardır. Atatürk kendini, hayatını bu vatana adamıştır. O'nu ve İnönü'yü rahmetle anmamak, onların yaptıklarına saygı duymamak, onları haklarını vermeden yargılamak mümkün mü? Tüm bunlar tamam da, Atatürk ve İnönü hiç hata yapmamışlardır demek ne anlama gelmektedir? Doğruları kadar hataları da vardı diyenleri, Atatürk , cumhuriyet, demokrasi, bağımsızlık, barış ve nihayetinde Türk düşmanı ilan etmek, bu kişilerin Türk olduğunu söylemekten utandıklarını, korktuklarını iddia etmek, bununla da yetinmeyip vicdan ve beyin sahibi olmadıklarını söylemek çok ilginç bir yaklaşım. Varılan nokta karşısında çok şaşırdım. Bir insan müslüman bir Türk olup , Atatürk 'ü doğrusuyla yanlışı ile değerlendiremez mi? Yaptıklarına saygı duyup, O'nun bir mükemmel bir asker, üstün vasıflara sahip bir devlet adamı ve nihayetinde bir dahi olduğunu kabul ettikten sonra , dahası O'na karşı sevgi, hayranlık, minnettarlık da duyarak, aynı zamanda şu noktalarda yaptıkları ters tepmiştir diyemez mi? Fikirlerini ve yaptıklarını, hakkını teslim ederek, eleştirel bir gözle inceleyemez mi? Firdevs Hanımın ve Sayın C.A 'nin söylediklerine bakarsak; demek ki diyemezmiş , eleştirel gözle bakamazmış , bu davranışlar ülkeyi yoketmeye çalışmakla, bu ülkeye ve insanına düşman olmakla eşdeğermiş diyebiliriz. Bu ne yaman çelişki böyle!

Atatürk bir dahiydi ama aynı zamanda insandı. Hata yapmış olabilir. Yaptıkları tamamen doğru düşünülmüş olup, hayata geçirilme aşamasında tahmin edilemez sorunlar çıkmış olabilir. Bu aksaklıklardan bahsetmek O'nu kötülemek anlamına gelmez. Ayrıca O'nun ya da yaptıklarının değerini azaltmaz, O'nun bir dahi olduğu gerçeğini değiştirmez. O'nu Tanrı ya da peygamber gibi düşünmek, olayları değerlendirmemizi imkansız kılıyor. Tarih bu önkabul ile incelenebilir mi? Incelenebilir tabii ama varılan sonuçlar gerçekçi olabilir mi? Bu sonuçların geleceğimize faydası olabilir mi? Bu sonuçlar önümüzde yeni ufuklar açabilir mi? Ben bu sorularımın cevaplarının hayır olduğunu düşünüyorum. Aslında bu tarz bir incelemeye tarihi incelemek de denemez, belki tarihi yeniden yazmak denebilir. Bu tarih de heralde anca belli amaçlara hizmet eder.

Yorumların sonunda varılan sonuçlar karşısında, halen şaşkınım. Konu bu sonuçlara vardıktan sonra başka mecralara sürüklenmiş ama şaşkınlığımı dile getirmeden edemedim.

Selam ve sevgilerimle,

Yazan: Esra Tarih: September 5, 2005 10:28 AM

Kerem ve Kazım Beylerin yorumlarını okuyunca şunu belirtme gereği duydum :

"Ateizm" kavramının psikolojik analizini iyi yapmak gerek. Türkçeye "Tanrıtanımazlık" olarak çevrilen bu aslı Yunanca olan kavramda çekici bir çağrışım var : Tanımama, karşı çıkma, bağımsızlık, istiklal, özgürlük... Kim ruhunu şöyle bir yoklasa burada çekici bir hava olduğunu görebilir. Peki, bu havanın gerçek anlamda tam da ateizmde tanınmadıgı ilan edilen "Teos"a yani Tanrı'ya ait olabileceği de açık değil mi? Ancak Tanrı gerçek anlamda bağımsız, müstakil ve özgürdür. İnsana ne oluyor? Şu oluyor : İnsan tanrısal nitelikleri bir ölçüde canlandırabilen bir zihin yapısına sahip. Her insanda bir tür tanrısallık eğilimi var, özellikle müstakil ve özgür olma isteği şeklinde. Bir tarafta sürekli muhatap olunan gerçek tanrı, bir tarafta özgürlük hülyasından vazgeçmeye yanaşmayan insan. Yaşanabilecek en büyük yaklaşma-kaçınma çatışması. Burada durulamaz. Ya kendinizi, ya Tanrı'yı inkar etmekten başka çıkar yolunuz yok gibi görünüyor. Kendinizi inkar etmeniz imkansız. Düşünüyorsunuz, o halde varsınız. Tanrı'yı inkar hele daha bir imkansız. Tanrı adeta gözünüzün içine bakıyor, nasıl inkar edersiniz? Ama üzülmeyin, bir çıkar yol var. Tanrı'nın varlığını inkar edemiyorsunuz, bu açık. Pekala ne için niteliklerini inkar edemiyesiniz? Örneğin en önemlisi sizin adeta bir tanrıymışsınız gibi keyfinize göre yaşamanıza hiç te ses çıkarmayacak bir şeye indirgeyebilirsiniz Tanrı'yı : Deizm, Panteizm, Naturalizm... İşte çözüm. Ne tanrılıktan oluyorsunuz, nede hesap verme korkusu yaşıyorsunuz. Tüm bu psikolojik süreci bilinç düzeyinde ararsanız yanılırsınız. İşin aslı bilinçaltında olup bitirilir.

Daha önceki yorumlarımda ne diye "Tabiat" üzerine özellikle vurguda bulunduğum şimdi belki daha açık. Ateizm yada materyalizm bir yalandır, naturalizm bir gerçek. İnsanoğlu bal gibi inanır da bunu inançsızlık diye yutturmaya çalışır. Tabiat en kısa ifadesiyle budanmış, sadeleştirilmiş, bir bakıma oldukça sevimli hale getirilmiş olan Tanrı'nın ismidir. Böyle bir tanrıya derinden inanç taşıyorken bir ikinci tanrıyı bulmak oldukça güç bir iş. Bunu başarıp, sonra ilkinin anlamsızlığını görenler var. Bu bir yol. Ama daha sağlıklı bir yol var. Tabiat adlı perdeyi yırtıp atmanız Tanrı'yla tekrar yüzleşmeniz için çok daha etkili ve kısa bir yol. Tabi bunun için Tabiat diye inanageldiğiniz şeyin ne olduğunu ve ne olmadığını iyiden iyiye soruşturmanız gerekir. "Aman 'Tabiat'ım mahfuz kalsın" gibi muhafazakar bir tutum işimizi zorlaştırır. Şayet Tabiat'a olan inancımızdan mutluysak, içimizde arayış adına hiçbir şey kalmamış ise yolumuzu, zihnimizde olumlu ne kadar nitelik varsa bunlar ile nitelemekten de kendimizi alamayız. Tabiki Tabiat gibi mevhum bir şeye gerek duymayanlara da sözümona yardım etmeye çalışırız, 'aydın'lansınlar diye.

Peki, Akıllı Tasarım bunun neresinde? Akıllı Tasarım Teorisi işte "Tabiat" denilen perdenin gerisindeki tasarımı, ve dolayısıyla iradeyi, daha belirgin hale getiren bir çalışma. Tasarım yeni mi keşfediliyor? Hayır. Yalnızca çağın insanı için yeni pencereler açılıyor. Yada doğru bir deyişle bilimin açageldiği pencereler insanlığa sunuluyor. Perde yırtmak, örtü kaldırmak, pencere açmak yada buna benzer ne derseniz deyin. Bu işin bir sonu yok. Bilim ilerledikçe tasarım daha açık hale gelir, tabi bilimin bulgularını zihnimizde yarattığımız Tabiat'a uydurmaya çalışmadığımız sürece.

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 5, 2005 12:25 PM

Bizim ülkemizde yaklaşık yüz elli yıldır gerilemenin sorumlusunun İslam dini olduğu kanaati geçerli. Dönemin tekniğinden, biliminden geri kalındığı doğrudur. Ancak bunun günahının dine ait olduğu fikri tamamen yanlıştır ve bazen bu yanlışa isteye isteye razı olunmuştur.
Bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmanın din ile ilgili olmadığını gösteren birçok örnek gösterilebilir. İslam dini için konuşacak olursak, eğer din bilimsel gelişmeyi istememiş olsaydı, İslam ‘ ın ortaya çıkmasını izleyen birkaç yüzyıl içinde İslam alimlerinin kendilerinden önceki dönemlere ait eserleri kendi dillerine çevirip daha sonra da felsefe, matematik, astronomi v.b. ilim dallarında eserler ortaya koymamaları gerekirdi.
Ayrıca eğer İslam dini, medeniyeti reddediyor olsaydı ne Osmanlı mimarisinin ne ilim öğrenilen merkezler olan medreselerin var olmaması gerekirdi.
Dinin bilimin ve medeniyetin önünde bir engel olmadığının anlaşılması için bunun gibi birçok örnekle yola çıkılabilir. Ancak bu örneklere gerek bile duymadan şunu söyleyebiliriz: İlk ayetlerinde inananlarına “OKU, yaratan Rabb’in adına,insanı bir yumurta hücresinden yaratan! Oku, çünkü Rab’ in sonsuz kerem sahibidir,insana kalemi kullanmayı öğretendir,insana bilmediğini belleten ” (Alak suresi 1:5) emrini veren bir dinin bilime aykırılığı iddiasında bulunmak ya cehaletin sebep olduğu bir yanılgıdır veya materyalist bir toplum düzenine bu argüman gerektiği için yapılan kabulde ısrar ediliyor.
Bu aşamada Akıllı tasarım teorisi bilimin materyalist olmadığının kanıtlanması için, bilimin Yaratıcı’ ya işaret ettiğinin gösterilmesi için önemli bir araçtır. Bir bilimsel teoriyi, sadece sonuçta bir yaratıcının var olduğunu gösterdiği için incelemeye bile değer bulmamak ülkemizdeki bilim adamlarının çoğunun yanılgısı ve bilimin kendisine ihanetidir.
Akıllı tasarım teorisyenlerinin çalışmalarına saygı duyuyorum ve ilgiyle takip ediyorum. Sayın Mustafa Akyol ‘ un yazılarını da takdirle okuyorum.

Bu yazıyı okuduğumda aklıma getirdikleri genellikle bu düşünceler oldu. Daha sonra yapılan yorumları okuyup konunun nerelere vardığını görünce hayret ettim.
Bilimsel materyalizmin doğruluğunu sorgulayan bir yazı barajların ve yolların değerlendirilmesine, hatta yakışıksız tarikat suçlamalarına kadar varmış. Neyse konu konuyu açmış diyelim.
Ancak Kemalistlerin çoğunun alakalı alakasız her konuya Kemalizmi temel alarak karşı çıkmaktan vazgeçmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca “En hakiki mürşit ilimdir, fendir.” Cümlesini dillendiren bizzat Mustafa Kemal değil midir? Bu noktada bu fikri temel alan milli eğitim politikasına yazıda getirilen eleştirileri de yerinde buluyorum.
Yanlış anlaşılmamak için baştan söyleyeyim: İlmin ve fennin kılavuzluğuna itiraz ediyor değilim. Ama materyalist bir ilimin, dini boş inanç gibi gösteren bir fennin kılavuzluğunu kabul etmiyorum. Zaten dinimiz oku emrini veriyor ve öğrenmeyi bir hedef olarak gösteriyor.
Selam ve saygılarımla
Nesrin SEZER

Yazan: nesrin sezer Tarih: September 5, 2005 12:56 PM

Esra & Nesrin hanim,

Ortak noktalara deginmis oldugunuz icin yorumumda ortak olacak. En can alici nokta tarikatlar konusundan basliyorum.

Yakisiksiz tarikat suclamalarim Hz.Muhammed'in olumunden itibaren islam tarihinin bir gercegidir. Muhammed peygamber'in olumunden hemen sonra yuzlerce mezhep binlerce tarikat ortaya cikmistir ve cikmayada devam etmektedir. Kutsal kitap Kur'an'in diger kutsal kitaplar Tevrat ve Incil'e gore daha cok yoruma acik bir kitap olmasindan dolayi ortaya cikan her mezhep en dogru islam'in kendisi oldugunu, her tarikat ta en dogru islam'i kendilerinin temsil ettigini iddia etmektedir. Bu yuzden Muhammed peygamberin olumunden daha 15 yil bile gecmeden halife kani dokulmus peygamber torunlari bile katledilmistir. Bunlar islam tarihinin gercekleridir. Hicbir Allah'in kulu bunlari inkar edemez.

Bugun Islam ulkelerine bakinca hepsinde farkli farkli islam gorursunuz coguda birbiriyle kanli bicaklidir iste bu yuzden. Yani tek bir islam yoktur. Oysa Gazi Mustafa Kemal gercek islam dinine yani Kur'an daki islam'a en buyuk iyiligi yaparak tekke ve zaviyeleri kapatmis, tarikatlari da yasaklamistir. Asil olmasi gereken yani Kur'an daki dogru islam'a yani tarikati ve mezhebi olmayan islam'i isaret etmistir.

Bununla da kalmamis din ile devlet islerini birbirinden ayirarak din'lerin ve mensuplarinin sayginligini daha da yuceltmistir. Kur'an daki sosyal hayata ve idari hukuka iliskin ayetler 622 yilinin Medine sartlarina gore teblig olunmustur. Bildiginiz gibi Muhammed peygamber diger peygamberlerden farkli olarak sadece bir din getirici degil ayni zamanda bir komutan, silahli asker, hakim ve yargictir. Devlet kurmus ve devlet yonetmistir. 622 yilinin Medine'sinde duzeni bu sekilde saglamistir. Kur'an ayetlerinin buyuk bir cogunlugu da zaten Medine de ve 622 yilinin Medine sartlarina gore vahiy olunmustur.

Gercek islam'in ozunde yani Kur'an daki gercek islam da dusunmenin onunde bir engel olmamasina ragmen Muhammed peygamberin olumunden sonra ortaya cikan yuzlerce mezhep ve binlerce tarikatlar yuzunden islamda birlik saglanamamistir. En azindan Gazi Mustafa Kemal tarafindan saglanmaya calisilmis olmasina ragmen onun da olumunden sonra Turkiye deki islam da diger musluman ulkelerdeki islam gibi tarikatlar kesmekesine donmustur. Dolayisla esyanin tabiatina uygun olarak her kafadan ayri bir ses cikinca ne gelisme olur ne de ilerleme.

Gazi Mustafa Kemal'den nefret eden ve adeta ondan tiksinen bir nesil yetismesine neden olan bu tarikatlardir. Kur'an daki islama aykiri olan bu tarikat kesmekesligi devam ettigi muddetce bu cesur yurekli vatansever insan'dan nefret eden nesiller yetismeye devam edecektir. Yapilacak bir sey yok malesef.

Halbu ki, Kur'an daki islam'a yani mezhepsiz ve tarikatsiz islama inanan her Turk musluman Gazi Mustafa Kemal'le gurur duymaktadir.

Elbette ki, Gazi Mustafa Kemal ve arkadaslari elestirilebilir buna hic kimsenin itirazi yok ve olamazda. Rahat rahat elestirebiliyor herkeste zaten. Bu elestiriler yasadiklari donemdeki tarihi olaylar hakkinda iyice bilgi sahibi olunduktan sonra yapilirsa daha tutarli olur. 1929 - 1934 yillari arasinda yasanmis olan dunya ekonomik buhrani, Gazi Mustafa Kemal'in olumunden sonra 1939 -1945 yillari arasi yasanan 2'inci dunya savasi felaketleri de goz onune alinmadan yapilan tek parti ekonomi politika uygulamalarini elestirmek ve bataklik olarak degerlendirmek ne kadar gercekci?

Varsa elestiri getireceginiz baska yonler herkesin katilimiyla tartisabiliriz.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 5, 2005 5:51 PM

Abdullah Ersin Bey'e ceavp yazmadan edemeyeceğim.

>
>Materyalizm'in "madde" anlayışı, kuvantum ile >çökmüştür.. Nedir madde? .. açıklar mısınız? >Enerji dalgası mı? Enerji mi madde, yoksa madde >mi enerji?

"Madde"nin tanımının ne olduğu önem taşımıyor, Kuvantum'la da çöken birşey yok. Madde hala madde. Evrenin yapıtaşı. Bunun yapısının "enerji" mi "parçacık" mı olduğu hiçbir önem taşımıyor. Bunların ikisi de fiziğin araştırabileceği konular, maddeyi araştırdık da altından "Ruh" veya "Cin" çıktı gibi birşey yok.

>1)Big Bang sırasında veya Big Bang'dan önce neler >oldu? Başlangıçta gerçekten bir tekillik >(singularity) var mıydı? Bu sorunun hiçbir anlamı >olmayabilir, ama olabilir de. (Bilimsel açıdan >anlamsız soru ne demektir?) Evrenin tarihi geriye >doğru sonsuza kadar gider mi, yoksa sonlu bir >zaman mıdır?

Bu soruların cevabını kimsenin kesin olarak bilmiyor olması, bu konuda hiçkimseye "şöyle olmuştur böyle olmuştur" deme hakkını vermiyor. Bu konu bilinmiyor. Ortada "metafizik" birşey yok, sadece bilinmeyen birşey var. "Biliyorum" diyen varsa yalan söylüyor. Bilim bu konuda net olarak "bilmiyorum" diyor.

>2) Evrenin geleceği sonsuza kadar gider mi, yoksa >sonlu mudur? Gelecekte Büyük Çökme (Big Crunch) >gerçekleşecek mi? Evren mekan bakımından sonsuz >mu?

Bu soruların da cevabı bilinmiyor. Siz biliyor musunuz? Cevabını kim bulacak bu soruların? Astrofizikçiler mi medyumlar mı?

>3) Kozmik Gamma Işınları patlamalarının kaynağı >nedir? Bazı müthiş astronomik olaylar sonucu >ortaya çıktığı sanılan bu esrarengiz patlamalarla >ilgili olarak yüzlerce teori ileri sürülmüştür.

Ee...? Sizce nedir, sihirli değneği olan uzaylılar veya cinler mi çıkarıyor bu ışınları?? Metafizik birşey yok.

>4) Çok yüksek enerjili kozmik ışınların kaynağı >ve mahiyeti nedir? Bu, ABD deki "Sinek Gözü" adlı >detektörün kaydettiği yaklaşık 300 EeV >şiddetindeki kozmik ışın sağanağıdır. Benzer bir >olay Japon Scintillation dizisi AGASA tarafından >da kaydedildi. Bu olaylar ilk tespit >edildiklerinde beklenenden çok daha fazla >şiddetliydiler. Şimdiye kadar sadece epey >spekülatif birkaç teori ileri sürüldü.

Yine fizikten bahsediyorsunuz...

>5) Niçin antimaddeden çok madde bulunur, en >azından bu civarda? Evrenin her tarafında madde >gerçekten antimaddeden çok mudur?

Antimaddenin olup olmadığı bile şüpheli. Metafizik birşey yok.

>Evet, tüm bu sorulara fizik kuralları dahilinde >cevap verilebilir mi, bilmiyorum ama bu soruları >çoğaltmam mümkünse de, konuyu dağıtmama uğruna >kısa kesiyorum..

Şu ana kadar fizik bilimi dahilinde açıklaması olmayan hiçbirşey sunamadınız. "Bilinmeyen"lerin olması bunların "metafizik" olduğu anlamına asla gelmez.

>"Fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbir şey yok" >diyen ciddi hiçbir fizikçi tanımıyorum.. Bazen, >fizikle uğraşmayıp "katı maddeci" olan kişiler de >bu iddialı ifadelere rastlıyorum.. Ama, bunu >fizikle olan uzaklıklarına bağlıyorum..

Fizikçi fizikle uğraşır, metafizikle değil. Metafizik olan "ölçülemez". Ruh'u ölçebilir misiniz? Allah'ı gösterebilir misiniz? Fizikçinin o zaman bunlarla işi ne? İnanmadığından değil ama konusu değil adamcağızın. Siz o fizikçilere bir kez daha sorun.

>Sizi materyalizme inanmaktan kimse alıkoyamaz.. >İnanın, sonuna kadar inanın materyalizme.. Ama bu >"inancınıza" fizik bilimi içerisinde kılıflar >aramayın.. çünkü, o kılıflar dökülmeye >başlıyor..!

Benimkisi inanç falan değil, somut gerçek. Ben gördüğüme inanırım. Onun dışında sadece insan zihninin üretimi olan şeylere inanmam. Bu kadar basit. Siz ne kadar metafiziğe, mucizelere, cinlere perilere inanırsanız inanın, bunlar sadece sizin hayalinizde yarattığınız pembe hayaller olarak kalacak. Bunları somut olarak ispatlayamıyorsunuz. Kusura bakmayın ama ben şüpheciyim, herkesin her dediğine sırf o kişi öyle dedi diye inanmam.

Abdullah bey, ben "inanç" ekseninde hareket eden insanları hayretle seyrediyorum. Kelime oyunlarında ve süslü sözlerde çok ustalar, ama hiçbirinin kendine ait bir araştırma, çalışma yaptığını görmedim, duymadım. Laflarına bakarsanız fizikçiden çok fizik bilirler, işlerine geldiği zaman bilimin sonuçlarını kullanırlar, işlerine gelmediği zaman gözardı ederler, yalanlarlar hakaret ederler.

"Evrim" ideolojik falan değil, saf olarak bilimsel bir konu. Evrim mekanizmaları, kanıtları apaçık ortada. O anlamsız protein olasılık hesapları vs. hep şuna benziyor: havaalanındaki uçağa bakıp da "aha bu uçar mı, bakın bu 500 ton havada durmaz" demeye benziyor. yetersiz araştırma + yetersiz bilgi + ideolojik altyapı + önyargı = körü körüne inanç. Bilim dünyasının ezici çoğunluğu %99.999 evrim teorisini kabul ediyor. Ama pardon, tabii, onlar yanılıyor, siz bilimi onlardan daha iyi biliyorsunuz.

İlgisiz ama Mustafa bey'in Kansas'taki şahitliğini okudum. İlginç gelen nokta, orada kendisine sorulan "türkiye'de ders kitaplarında evrim ve yaratılış teorisi dengesi nedir" sorusuna "dengelidir, ders kitaplarında alternatifler de bulunuyor" şeklinde cevap vermesi. Acaba hangi biyoloji kitabında yaratılıştan veya akıllı tasarımdan bahsediliyor...

Saygılar,

C.A.

Yazan: C. A. Tarih: September 6, 2005 11:17 PM

Sayın Çebi,

Kelebek Etkisi Prensibini bilirsiniz, hatta yakın geçmişte tamamen bu konuyla ilgili bir film dahi yapıldı.

Bu yaklaşım Newton'un hareket kanunları ile çakışmıyor. Eylemsizlik kanununa göre; uzayın durağanlığına bir etkide bulunan kelebek; evreni F=ma ölçüsündeki bir kuvvetle yerinden oynatır veya oynatabilir bir gücü ortaya koyar..

Yukarıdaki ifade bilimsel olarak çürütülemez doğruluğa sahipdir.

Demek ki küçük bir kelebek kainatı böylesi yerinden oynatıp titretebiliyor. Öyleyse evren bir Kaos un ürünüdür denilerek, Materyalizmin ekmeğine yağ çalabiliriz.

"Uzay boşluğu madde değildir, bu yüzden de kelebeğin hareketleri yıldız sistemlerine ulaşamaz ve değişimler dünya atmosferi ile sınırlı kalır." diyenler: Kebeğin uzaydaki yıldız ve galaksiler üzerindeki kütlesel çekim tesirini düşünsünler; Kelebeğin bütün Kainata olan etkisini anlayabilmek için!

İşte Sayın Çebi, Darvin de böyle düşünerek inanmış olabilir Evrime. Materyalist yaşayanlar da "Herşey böylesi bir Kaos ile tesadüften ibarettir; Tanrı değil, Madde vardır." diyorlar. Peki, ya Darvin de sizin gibi Naturalist bir insandıysa!? Bakın, harbiden de, ben burada bocalıyorum :-/

Sizin Naturalist anlayışınız Tanrısal bir öze dayalı. Darvin ve onun gibi düşünenler, iradesi olmayan Maddesel bir öze mi dayandırıyorlar Evrim Teorisini ileri sürerlerken?

(DipNot) Bu yazı, Kelebek Etkisi Prensibinin, bilimsel olarak Evrimi destekler bir niteliğe sahip olabileceğini anlatmak için yazılmıştır...

Saygılarımla,
Kazım Mızrak

Yazan: Kazım Mızrak Tarih: September 7, 2005 5:53 AM

Sayın C.A.,

Kuvantum teorisi ile çöken, maddenin materyalist anlayışıdır. Yoksa "madde" çökmemiştir. 19. yy ve daha öncesi materyalist madde anlayışında, atomların bölünemez olması en güçlü argümandı. Atom'un daha alt parçacıklara (bu alt parçacıkların da daha alt parçacıklara) bölünmesi (bu bölünme ekmeğin dilimlere bölünmesinden farklı bir şey) bu argümanı tamamen çökertmiştir. Siz, maddeinin yapısının enerji ya da parçacık olmasının önemsizliğine inanadurun, size bu bilgiyi sağlayan bilimadamlarının son yüzyıldır en önemli tartışması budur. Tabi, siz gelene dek..! Siz, bunun önemsiz olduğunu belirttiniz ve tartışma hemen sona erdi..!

5 sorumun hiçbirine "fizik bilimleri" dahilinde cevap vermediniz. Sadece yorum yaptınız. Ben de bana soracağınız her soruya yorum yapabilirim. Yorumun, dilinin kemiği yoktur ki.. Neden o soruları sordum? Tabii ki sizin gerçekci olmayan, "fizik kurallarıyla açıklanamayan hiçbir şey yok" iddianızdan sonra. Bana, fizik kuralları dahilinde şu beş soruya bilgi değil, yorum bile getiremediniz.

Bu arada, metafizik kelimesini bilinemeyenle özdeş tutuyorsunuz. Aristo'nun "metafizik" adlı eseri ile daha önce tanışıp, "metafizik" kavramın günümüze dek anlamsal serüvenini takip ederseniz, bunun ne kadar dar bir eşleştirme olduğunu farkedersiniz.

"Ruh'u ölçebilir misiniz? Allah'ı gösterebilir misiniz? Fizikçinin o zaman bunlarla işi ne?"
diyorsunuz, demek fizikçi ölçülemeyen ve gösterilemeyen üzerinde durmaz..

Peki, bing bang (ki en hakim kozmolojik teoridir) üzerinde bir sürü ölçülemeyen olduğu halde, fizikçiler hala neden bunun üzerinde duruyorlar.. Vazgeçsinler..

Göstermekten kastınız, beyine bağlı çalışan gözlerimizle görmek ise, protonların alt yapısı olan Kuvarkları hangi deney gösterdi? Gösterilemedi diye üzerinde durmasınlar..

Hele hele, size oldukça metafizik (!?) gelecek "superstring teorisi"nden hiç bahsetmeyeceğim.. Ama, olsun Harvard, Princeton ve MIT fizikçileri buna kafa yorsunlar.. Bu teoride "ölçülemeyen" ve "gösterilemeyen" onca şey varken, sizin için kıymet-i harbiyesi olmayabilir..

"Ben gördüğüme inanırım. Onun dışında sadece insan zihninin üretimi olan şeylere inanmam." demişsiniz.. İyi de bu yargınız bile zihnin üretimi değil mi? O halde buna da inanmayın.. Zihnin üretimi ile üretimi olmayanı nasıl ayırdedeceksiniz? Bilim adamları sadece gördüklerine itimat edip, hayal güçlerini (Albert Einstein'ın, hayal gücünü bilgiden daha önemli tutmasını hatırlatırım) bir kenara atsaydı, hiçbir teori şekillenmezdi, oluşmazdı.


" Bilim dünyasının ezici çoğunluğu %99.999 evrim teorisini kabul ediyor."
Bu iddinızın -sanırım anket- kaynağını yazar mısınız? (yoksa kişisel bir zihin üretimi mi? Zihin üretimi ise, inanmayın..!)
Bir zamanlar bilim dünyasının ezici çoğunluğu, atom bölünemez diyordu..!!!!

Saygılarımla,

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 7, 2005 11:31 AM

Sorun bu işte!.

Kilitlenmiş olmak!

Kendi kendini kilitlemek!.

“Anlayamıyorum... Okuyorum okuyorum bir türlü yerli yerine oturmuyor!... Tam anladım derken bir bakıyorum hiçbir şey anlamamışım!”

Çok duyduğum bir itiraf...

Niye böyle oluyor?

Çünkü, geçmişte bir zaman, kendi beynini kendi elleriyle kilitlemiş!..

Farkında değil geçmiş bir zaman içinde nasıl bir komutla kendi beyninin kilitlediğinin!.

Kesinlikle bilin ki, başkasına zannıyla ne yapıyorsak, gerçekte kendi kendimize yapıyoruz; ve kendi yaptıklarımızın da sonuçlarını yaşıyoruz!.

“Herkes elleriyle yaptıklarının sonuçlarını yaşar!” uyarısı da işte buna işaret ediyor!.

Geçmişte bir zaman içinde... Belki gençlikte veya yeni yetmelikte, bir hüküm veriyorsunuz: “Bu konu şöyledir” ya da “bu, bu kadardır”, diye...

Böylece, beyin o konuda kendi kendini kilitliyor!. Bundan sonra, o hükme ters gelen ne kadar yeni gelişme olursa olsun, beyniniz onları görmüyor ve değerlendirmeye almıyor!.

Bir kitap, bir kişi, ya da bir konu... Dinî veya toplumsal; fark etmiyor!.

Beyin yalnızca bu “sünnetullah” üzere çalışmasına devam ediyor!.

Bu sebeptendir ki, kim, ne zaman neyi reddetmiş veya inkâr etmişse, artık geri dönüşü olmuyor kolay kolay!.

Hiç mi?

Hayır!.

Tövbe kapısı açık!..

Eğer, yaptığının yanlış olduğunu kesin bir şekilde fark etmişsen; bunun düzelmesi için çok kuvvetli olarak o konuyu tekrar ele almışsan; yapacağın çalışmalar ile yeniden o alanı araştırma ve sorgulamaya sokup kilitlenmeyi çözme imkânına sahipsin!. Ama bu da elbette, o konudaki hükmünün kesinlikle yanlış olduğunu kavramana bağlı.

Aksi takdirde, beyin, geçmişte aldığı o komutun gereğini ölene kadar koruyor; sen de gözünün ya da basîretinin önündeki o gerçeği algılayamadan bu dünyadan çekip gidiyorsun!.

Her an her yeniye mutlak olarak açık olmak, işin başlangıcı...

Sorgulayıcı olmak; araştırmacı olmak; asla mevcut veri tabanınla kendini kayıtlamamak ve sınırlamamak!

“Dün bu konuda böyle denmiş ama başka türlü de olabilir mi acaba”, diyerek; yeni karşılaştığın her olayı veya fikri yeniden değerlendirmeye tutmak, kişinin beyin kilitlenmelerine karşı emniyet supabıdır!.

Toplumların çok büyük bir kısmı, daha genç yaşlarda kilitlenmiş beyinlerle yaşamlarını sürdürdükleri için, yaşamdaki sürekli yeni açılımları fark edemiyorlar!.

Toplumsal şartlandırmalar, beyin kilitlenmelerinin en büyük oluşturucusu!.

Daha çok küçük yaşlarda başlayarak, beyinler pek çok konuda kilitlenmeye başlıyor!.

Bir vesile ile bir şeyin orada olmayacağı yolunda bir fikir oluşmuşsa sizde; artık o şey orada gözünüzün önünde olsa bile onu göremezsiniz! Sanki kör olmuşunuzdur!.

İşte bu bireysel beyinlerde oluşan blokaj körlüğü, bazen toplumsal körlük şeklinde de açığa çıkar, o konudaki şartlanmanın tüm toplumu kilitlemesiyle.

Görünmezlerin, bilinmezlerin önündeki perde, çoğu zaman bizdeki bu kilitlenmelerin oluşturduğu blokajlardır!. Bazen de, bizdeki bu kilitlenmeleri bilenlerin, o perdeleri kullanmalarıdır.

Ahmed Hulusi'nin Kilitlenmişlik adlı yazısından.

Vural

Yazan: Vural Tarih: September 7, 2005 2:21 PM

Hz. Muhammed(SAV)'den Muhammed peygamber diyerek bahseden ve Kuran'ı kerim ile islamı birbirinden ayrı gören şahsiyetin(firdevs). bu sitenin degerli okuyucuları tarafından dikkate alınmamasını önemle rica ediyorum.bu tip insanlara ne kadar açıklama yapsanızda anlamazlar çünkü gözleri ve kalpleri mühürlenmiştir.

Yazan: kevser Tarih: September 9, 2005 6:47 PM

Pek Muhterem Kardeşim Kevser,

Birileri birilerine akıl verme yarışındadır bu dünyada; bu hep böyle gelmiş böyle gitmektedir; elbette doğru bildiğini düşünenler susmaz konuşurlar. Bu durum sizin için nasıl böyleyse, Firdevs Hanım için de aynı durum geçerlidir!

Doğrusu, Firdevs Hanımı çenesi çok lafan bir kimse olarak tanıdım burada; sağolsun, bakınız o kadar insanın tefekkürde bulunmasına vesile oldu.

Bu fırsattan istifade kendisine samimiyetle Selam ve Sevgilerimi de gönderiyorum; her ne ölçüde farklı düşünceleri paylaşıyor olsak da ismine karşı saygı duyuyorum.

Evet Kevser,

Bizim inancımız eğri-doğru, güzel-çirkin ayırmamalıdır.

Sevgili kardeşim; bırakalım bağnazlaşmış müslümanlık muhabbetlerini; Akıllı Tasarım Teorisi'nin bizlere açmış olduğı çığırla beraber, Kuran-ı Kerim'i bilim çerçevesinde anlama yarışı içersine girelim.

Din konusunda, doğru olduğu iddaasıyla bize anlatılmış o kadar çok batıl inanç var ki toplumumuzda. İnancı zayıf kimseler kenarda kalsınlar; inanmış olma edasıyla ahkam kesenler dahi, İslam'ı cahilce davranışlarıyla bir paçavra haline getirmekteler! (Maalesef, bu gruba ben de dahilim.)

Firdevs Hanım, İslamı Kuran-ı Kerim ile karıştırabilir; ya da Peygamberi tanımamış olmasının vermiş olduğu yürek soğukluğu ile Hz. Muhammed'i hafife alabilir! Onu, bu haliyle, inanmış insanlara düşen hor görmek midir; yoksa her haliyle anlayışlı olup, ona şefkat göstermek midir!?

İnanmış insanlar olarak, bütün Kainatı kucaklayabilecek sevgi ve anlayışa sahip olabilelim; hani 'yaradılan, yaradandan ötürü sevilirdi' ya; öyle işte ;-)

Anlayandan da Allah Razı olsun, anlamayıp bizi düşündürenden de!

Sevgi ve Selamlarımla

Yazan: Kazım Mızrak Tarih: September 10, 2005 1:18 AM

sayın kazım bey ,

öncelikle yazıma verdiğiniz cevaptan dolayı size teşekkür ederim.
aslına bakarsanız sizin 'neden' diye sordugunuz soruların hepsini hem de bilmiyorum ""tesadüf"" mü neredeyse aynı cümlelerle ben de yıllardır kendime soruyorum.ve sizin de bunların hepsini ilk olarak kendinize sorduğunzu ve verdiğiniz her cevaptan sonra aklınıza bir sorunun daha takıldığından eminim.yanlış anlamayın bunu bişey bildiğimi göstermek için değil sadece aynı şeyleri benim de yaşamış ve yaşıyor olmamdan dolayı söyledim.ama şundan da emin olabilirsiniz ki doğru cevabı ancak yine siz kendi içinizde bulabilirsiniz.ancak ben yine de kendi fikrimi belirtmek isterim.
benim düşünceme göre biz sadece bir düzlemde varız.yani bizi bir A, Tanrı'yı da B düzleminde düşünün.Tanrı doğmamıştır ve doğurulmamıştır demek işte bu düzlem farkından oluşmaktadır.yani Tanrı bize kendisinin farklı bir düzlemde olduğunu daha doğrusu kendisinin tam olarak anlaşılabilmesinin ancak farklı bir düzlemde mümkün olduğunu belirtmek için o ayet'i indirmiştir diye düşünüyorum.ki zaten bu gerçek Kuran'da bir çok ayette "siz bilmezsinsiniz ,Tanrı bilir" diyerek belirtilmiştir.bu yüzden o ayet benim inancımdaki mantığın temelini oluşturuyor yani Tanrı farklı bir düzlemdir ve biz Tanrı'yı anlayabiliriz ancak, bize bu düzlemde verilen yetenek çerçevesinde.
işte burda asıl "inanç" kavramı oluşuyor.eger biz bize bu düzlemde verilen yeteneklerle Yaratıcıyı'yı tamamen anlayabilseydik o zaman "inanç" diye değil mantık diye bir şey olurdu ki sadece mantıkla insan en iyi ihtimalle kabul edebilirdi ,boyun eğmek diye bir kavram oluşamazdı.bilmiyorum neden Tanrı ısrarla boyun eğmemizi istiyor ama şundan eminim ki Tanrı'ya yürekten inanınca hissedilen duygu akıldaki bütün bu soruları bir kenara itiyor.buna ister avunma ister de psikolojik bir olay deyin ama ben inanınca bunu hissediyorsam,benim için gerçek budur. ayrıca Kuran'da Allah sürekli olarak "inanıp, yararlı işler yapanlara büyük ecir vardır" demekte.burada özellikle -yararlı işler-yapma bölümünün altını çizmek istiyorum.bu ayette belirtildiği gibi sadece inanıp sürekli inancını sorgulayarak yaşamaya çalışırsa insan bir çok şeyi anlayamayacağından dolayı kafayı yer.o yüzden en doğru olan Tek Yaratıcı'nın varlığını bilmek ve O'nun yapmamızı önerdiği şeyleri yapmaktır.(gerçi şimdi bir çok ateist aynen benim de bir zamanlar yaptığım gibi güdülün bakalım diyecektir.onlara tavsiyem biraz akıllarını kullanıp aslında yaradılışlarının ve doğanın onları zaten sürekli olarak güdmekte olduğunu görmeleridir.)
insanın tesadüfen oluştuğunu düşünenlere yine bu düzlem meselesinden yola çıkarak sormak istediğim bir soru var..hadi insan tesadüfen oluştu ,evrende sonsuzdan beri var diyelim(bir zamanlar akılımı zerre kadar bile kullanmadan savunduğum bir fikirdi) peki o zaman var olduğumuz bu evren düzlemindeki ""tesadüf"" denen olay nasıl oluştu??yani "tesadüfü" bir tesadüf mü oluşturdu? cevap olarak ya bu sorunun içinde kaybolursunuz ya da tesadüfün evreni kapsayan birşey olduğunu kabul etmek zorunda kalırsınız.eger tesadüf denen kavram evreni kapsıyorsa evren tesadüfen oluştu demektir.ki böylece evrenin sonsuzdan beri var olması teoriniz çürümüş olur ki bu da bi Yaratıcı olduğunun bir göstergesidir.aslında bana bütün bunları konuşmak bile saçma geliyor çünkü sadece aklımızı bu şekilde kullanabilmemiz ve kullandığımızın farkına varabilmemiz bile birçok şeyi kanıtlıyor.ayrıca bana göre Tanrı'nın varlığının ve bizi yarattığının en büyük kanıtı birçok şeyi açıklayabilmek ,ruhen huzur bulabilmek ve hayatımızı manalı bir şekilde sürdürebilmek için Tanrı'ya ihtiyaç duymamızdır ki zaten bu inancın temelini oluşturur.nasıl ki bir çocuk ilk doğduğunda gerek maddi olarak anne sütüne gerekse manevi olarak anne şefkatine(annenin bir parçası olup ondan parçalar taşıdığı için) ihtiyaç duyar insan da aynen böyle yaradalışından itibaren Tanrı'ya ihtiyaç duyar. çünkü insan Yaratıcı'dan bir parça(ruh)taşımaktadır.bu yüzden Kazım Bey, sizin dediğiniz gibi Allah bana biraz daha akıl verseydi ben de dininde ,imanında biri olurdum demek çok saçma bir kaçıştır.çünkü sanırım sizin de katılacağınız gibi her insan Tanrı'ya ihtiyaç duyduğunun farkına varabilecek kadar akıllıdır ki zaten bunun farkına varabilecek kadar zeki olmayan insan dinden de sorumlu değildir.bu yüzden doğrudan Allah'ın rahmetiyle müjdelenmiştir.aslına bakarsanız en zeki insan da ne kadar dolanırsa dolansın.bilim desin ,felsefe desin , sonunda yine aynı gerçeğe çıkacaktır.tabii varlığını inkar edip büyüklenmediği sürece.
Aynen Kuran'da yazdığı gibi Allah iyidir ve merhametlidir ve bence biz Allah'ın iyiliğinin doğal bir oluşumuyuz.dolayısıyle doğduğumuzda Allah'ın saf ruhunu taşırız ve günahsızızdır,ancak zamanla karşımıza çıkan seçeneklerden doğamıza aykırı olanı seçerek ruhumuzu isteğimizle kirletiriz.sayın Kazım Bey ,Yaratıcının binbir türlü felaketi neden yaptığını merak etmişsiniz.ben bu konudaki naçizane fikrimi şöyle belirtmek isterim:bizi sınamak için ,Tanrı bizi belki sınamak için yaratmamıştır ama biz doğal olarak bir sınava tabi tutuluruz nedeni ise şudur:Kuran'da belirttiği gibi biz Yaratıcı'nın yeryüzündeki halifeleriyiz.yani Tanrı'nın adaletini bu A düzleminde temsil ediyoruz.(Tanrı'nın ihtiyacı olmadığı halde neden bir halife yarattığını ise bu A düzleminde açıklamak mümkün değildir çünkü bu, sınırlı irademizle Allah'ın sonsuz iradesine karışmak olur)belittiğim gibi bizim Tanrı 'nın adaletini temsil edebilmemiz için önümüze adaletli olmamızı sağlayacak bir durum çıkmalıdır .bu durum da iyi-kötü ,doğru-yanlış,gerçek-batıl seçimlerinden biridir.insan ancak doğasına aykırı olmayanı seçerek halife olabilmiş olur. bu yüzden oluşan o felaketler de insanlığa yapılan topluca bir sınav ve Allah'ın kudretini görmemizi sağlayacak birer gerçektir.
ayrıca bir başka yazınızda bahsettiğiniz Kelebek Etkisi adlı filmi 2 kez seyrettim ve çok beğendim.ve eğer siz belirttiğiniz gibi bir kelebeğin bile evrendeki bu mükemmel işleyişte bir payı olduğunu düşünüyorsanız bu sizin kafanızı karıştırmamalı aksine yaradılışımızdaki mucizeyi bir kez daha görmenizi sağlamalıdır.

bütün hayırlı temennilerimle...

KEREM

Yazan: Kerem Tarih: September 11, 2005 4:29 AM

Sayın Mızrak,

Galiba bir yanlış anlama var. Ben "Naturalizm gerçektir" dedim, "Nature gerçektir" demedim. Ateizm yada materyalizm, naturalizmi makul gösterme amacıyla üretilmiş olan kılıflardır. Naturalizm ise Tanrı'yı Tabiat'a indirgeme işidir. Tabiki bir özaldatı bu. Ama insanoğlu bu iş için güçlü bir motiv taşır. Bir şu kadar 'zeki' insanın bu yola başvurması, bu işin zeka düzeyi ile ilgili olmadığını gösterir.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 11, 2005 4:07 PM

Sayin Kevser,

Ne guzel aciklamissiniz. Tesekkur ederim. Benim gozlerim ve kalbimin muhurlu oldugunu siz soyledikten sonra ogrendim. Cok haklisiniz. Ne yapabilirim ki degil mi? Cunku benim gozlerim ve kalbim muhurlenmis. Bunu yapan beni boyle yaratan rahman ve rahim olan Allah degil midir? Eger benim kalbimi muhurlediyse ben ne yapabilirim ki?

Dolayisiyla herkesten ozur diliyorum. Benim gozlerim ve kalbim muhurlu. Ama cok mutlu ve huzurluyum. Cunku Allah beni boyle kalbim muhurlu yarattigi icin vardir mutlaka bir bildigi diye dusunuyorum. En azindan ahiret'te hicbir sorumlulugum olmayacak. Cunku beni muhurlemis ve oyle yaratmis. Benim hicbir sevabim gunahim yok yani.

Sevgiyle kalin!

Firdevs

Yazan: Firdevs Tarih: September 12, 2005 10:15 AM

Sayın Firdevs,

Açıkca -size yönlendirilen- 'yanlış' ve 'öznel' (sadece o kişiyi bağlayan) bulduğum ifadelerden bile demagojik ve polemiğe dönük malzemeler çıkarmanıza hayran kaldım..! Kaçırılmayacak fırsattı, bunu yakaladınız.. Kutlarım..!

Saygılarımla,

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 12, 2005 6:39 PM

Merhaba Sayın Çebi,

Aşağıda, daha önceki yazınızda geçen bir alıntıya yer verdim. Naturalizm gerçektir şeklindeki tespitiniz, Materyalist düşünenler için bir savuncadır zaten. Beni şaşırtan da bu yaklaşımınız olmuştu!!!

- Daha önceki yorumlarımda ne diye "Tabiat" üzerine özellikle vurguda bulunduğum şimdi belki daha açık. Ateizm yada materyalizm bir yalandır, naturalizm bir gerçek.

Naturalizmin, Materyalist düşüceden pek de farklı olduğunu sanmıyorum.

Birisi, iradesi olmayan rastlantısal bir varoluşa inanıyor (Materyalizm, Ateizm); diğeri, Tabiat Ana deyişi ile Maddesel Enerji Sistemlerinin Birbirleri Arasındaki Uyumu İlkesini irade olarak görüyor (Naturalizm)!

Bence; Naturalizm de, Maddeci Zihniyet gibi, İlahi bir sistemin varolduğunu kesinlikle ve kesinlikle iddaa etmiyor!

Fakat, sadece ve sadece, Tanrı olmalıdır yaklaşımı ile İlahi Sistemin varlığına dair bir imada bulunuyor!

- Naturalizm ise Tanrı'yı Tabiat'a indirgeme işidir. Tabiki bir özaldatı bu. Ama insanoğlu bu iş için güçlü bir motiv taşır.

Cevabınız; Naturalist yaklaşımın, Akıllı Tasarım Teorisi (The Theory of Intelligent Design) için bir ham madde kaynağı olabileceğini düşündürdü bana!

Burada hem fikir miyiz Cengiz Bey?!

Saygılarımla,
Kâzım Mızrak

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: September 12, 2005 7:14 PM

merhabalar,
firdevs hanım,
tarikatler ile ilgili yorumunuza gecikmiş de olsa bir yorumda bulunmak istedim.
öncelikle şunu ifade etmeliyim ki benim yakışıksız bulduğum Mustafa Bey' e yönelttiğiniz "bu söylemler size çok yakışıyor. amerikan protestan tarikatinin de söylemidir bu" şeklindeki uslübunuzdu. yani bir insanın bir fikri -özellikle de dine atıfta bulunuyorsa-savunabilmesi için ille de bir tarikate veya cemaate bağlı olduğu önyargısını yakışıksız bulmuştum. tarikatlerle ilgili genel bir görüş belirtmemiştim.
ancak bu konuda size kısmen katılıyorum.
evet, Kuran dinde ayrılmaların olmasına rıza göstermemektedir (örneğin En'am 159) ve evet dinin gruplara bölünmesinin, grupların birbirinden hoşlanmaması sonucunu doğurduğu için-ki böyle bir sonuç olmak zorunda da değil- ben de dinime zarar verdiği düşüncesindeyim.
ancak yine de tarikat, mezhep, dergah, tekke gibi kavramları topyekün bir kenara atmak ve hepsi için tamamen zararlıdır kanısına varmak hem haksızlık hem de kolaycılıktır.
çünkü sadece Anadalu ' nun geçmişine baktığıunızda bile bir çok İslam düşünürünün bu okullarda yetiştiğini kimse inkar etmeyecektir sanırım. Yunus Emre ve Mevlana gibi iki örnek bile tekkeler "tamamen zararlıdır" kanısına varmaya engel değil mi sizce?
bununla birlikte tahribatın olduğu da doğrudur.
yine de tahribata bakarak, günümüzde de karşımıza gelen tüm örneklerden yola çıkarak genel ve kesin bir yargı da bulunmak haksızlıktır.

saygıyla.

nesrin sezer

Yazan: nesrin sezer Tarih: September 13, 2005 12:59 PM

sevgili kevser,kardeşim,
heyecanını anlıyorum. senin Hz.Muhammed (s.a.v) duyduğun saygıyı başkasının göstermemesinden veya gösterememesinden hoşlanmamanı da anlıyorum. ve bunda da tabiki haklısın.
ancak "anlatmak" lazım. Din, tevhid inancı anlatmak için indirilmedi mi? Kuran'daki birçok ayet "De ki" diye bir öneri veya talimatla anlatmayı öğütlemiyor mu? Sadece peygamberimize değil, bu öğüt hepimizedir.
Bu bizim seninle sık sık konuştuğumuz bir konudur ama burada da belirtmek istedim.
sabır lazım. hoşgörü lazım.
ama elbette açıkça senin ve benim, bizim kutsal saydığımıza karşı açık bir hakaretle karşılaştığımızda değil.
ama onun dışında sabır lazım.

allah kolaylık versin hepimize.

sevgiyle kal

nesrin

Yazan: nesrin sezer Tarih: September 13, 2005 1:06 PM

Sayın Mızrak,

Aslında şunu demek istiyorum : Ateizm yada materyalizmin temelinde yer alan bir inanç var : Naturalizm. Eşdeyişle Tanrı'yı keyfi bir şekilde basitleştirmek yoluyla O'nu hevesin istediği bir şekilde, yani Tabiat olarak görmek, kabullenmek. Dolayısıyla gerçeği olduğu gibi kabullenmek yerine, onu tahrif ederek kabullenmek. Akıllı Tasarım Teorisi, tasarımdan yola çıktığına göre Tabiat inancına karşı bir anlayışla sonuçlanır.

Naturalizm, materyalizmin ve ateizmin altında yatan gerçek ve temel bir aldanmadır. Tasarım Teorisi bunu iyice belirgin hale getirebilir.

Biraz kapalı ifadeler kullanıp yanlış anlamalara yol açtı isem, kusura bakmayınız.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Grubu Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 14, 2005 12:13 AM

Kuran-ı Kerim'den Akıl Üzerine

Bakara(44) Kitab (Tevrat)'ı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Artık akıllanmayacak mısınız?

Bakara(75) Şimdi bunların size iman edeceklerini ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir zümre vardır ki, Allah'ın kelamını dinlerlerdi de akılları aldıktan sonra onu bile bile tahrif ederlerdi

Bakara(164) Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akan gemide, Allah'ın yukarıdan bir su indirip onunla toprağı ölmüşken diriltmesinde, üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gökle yer arasında boyun eğmiş bulutta akıllı olan bir topluluk için elbette Allah'ın birliğine deliller vardır.

Bakara(170) Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." denildiğinde, "Hayır, atalarımızı neyin üzerinde bulduksa ona uyarız." dediler. Ya ataları birşeye akıl erdirememiş ve doğruyu seçememiş idiyseler?

Bakara(171) O kafirlerin durumu, sadece bir çağırma ve bağırmadan başkasını duymaz bir kulakla haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler.

Bakara(269) Dilediğine hikmet verir. Hikmet verilene ise çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Bunu ancak temiz akıllılar anlar.

Ali Imran(190) Kesinlikle, göklerin ve yeri yaratılışında ve gece ile gündüzün ardarda gelişinde vicdanları temiz akıl sahiplerine gerçekten deliller vardır.

Maide(58) Namaz için ezan okuduğunuz zaman, onu bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar. İşte bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.

Enam(32) Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka birşey değildir. Ahiret yurdu ise muhakkak Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?

Araf(169) ....Halbuki ahiret yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır; hala akıllanmayacak mısınız?

Enfal(22) Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, gerçeği akıllarına koymayan o sağır ve dilsizlerdir.

Yunus(42) İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var; ama akılları da yokken sağırlara sen mi duyuracaksın?

Yunus(100) Allah'ın izni olmadıkça hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!

Hud(51) Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum; benim mükafatım, ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?

Yusuf(111) Gerçekten onların kıssalarında akıllılar için bir ibret vardır! Bu Ku'ran uydurulur bir söz değil, ancak kendi önündekinin tasdiki, herşeyin açıklayıcısı ve iman edecek topluluk için bir hidayet, bir rahmettir!

Rad(19) Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak akıl ve vicdanı temiz olanlar idrak eder.

Ibrahim(52) İşte bu, insanlara açık bir tebliğdir; hem bununla uyarılsınlar hem O'nun ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler hem de akıl ve vicdanı temiz olanlar öğüt alsınlar!

Isra(41) Biz bu ikazı bu Kur'an'da türlü şekillerde açıkladık ki; düşünüp akıllarını başlarına alsınlar; oysa bu onların ancak ürkekliğini artırıyor!

Taha(54) Hem yiyiniz, hem de hayvanlarınızı güdünüz; gerçekten bunda doğruya kılavuzluk eden akıl sahipleri için birçok deliller vardır.

Taha(128) Yurtlarında yürüyüp durdukları kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmemiz kendilerini doğru yola sevketmedi mi? Muhakkak bunda ibret alacak akıl sahipleri için birçok deliller vardır!

Enbiya (10) Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki. bütün şanınız ondadır; hala akıllanmayacak mısınız?

Enbiya(67) Yuh size ve Allah' tan başka taptıklarınıza! Hala akıllanmayacak mısınız!" dedi.

Hacc(46) Ya o yerde niye bir dolaşmadılar ki, kendileri için akıllanmalarına sebep olacak kalpleri ve işitmelerine sebep olacak kulakları olsun;çünkü gerçek şudur ki, gözler körelmez, ancak sinelerdeki kalpler körelir.

Muminun(80) Hayat veren ve öldüren O'dur; gece ile gündüzün değişmesi de O'nun eseridir. Artık akıllanmayacak mısınız?

Nur(61) ... evlere girdiğiniz zaman Allah'tan mübarek, hoş bir sağlık dileği olmak üzere birbirinize selam verin! İşte böyle, Allah size ayetlerini açıklıyor, akıl erdiresiniz diye.

Yasin(62) Böyle, iken yüceliğime karşı o içinizden bir çok nesilleri yoldan çıkardı. O zaman sizin akıllarınız yok muydu?

Yasin(68) Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak yaratılışta onu tersine çeviri(p güçten düşürü)yoruz. Hala akıllanmayacaklar mı?

Zümer(9) Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, ayakta durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak temiz akıllı olanlar anlar.

Zümer(18) onlara ki, sözü dinler, sonra da en güzelin! uygularlar. işte onlar Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir, işte temiz akıllılar da onlardır.

Zümer(21) Allah'ın gökten bir su indirip de onu bir yoluyla yeryüzündeki kaynaklara koyduğunu görmedin mi? Sonra onunla türlü renklerde bir ekin çıkarır, sonra o heyecana gelir (solar), bir de onu sararmış görürsün, sonra da onu çöpe çevirir. Elbette bunda temiz akıllıları olanlar için bir ihtar vardır.

Tur(32) Yoksa onlara bunu (bu çelişkiyi) akılları mı emrediyor, ya da onlar azgın bir topluluk mudurlar?

Kalem(52) Halbuki o (Kur'an) bütün akıllı alemler için bir öğüttür.

Fecr(5) Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için bir yemin (edilir şey) var değil mi?

Yazan: Vural Tarih: September 16, 2005 11:02 AM

Evrende madde dışında birşey mi keşfettiniz?
Herhangi bir fiziksel süreçte E=mc^2 ye aykırı birşey mi var?
Korunum yasaları yürürlükten mi kalktı?
Fizikteki standart kuram yanlışlandı mı?

Bu soruların hepsinin yanıtı HAYIRDIR. Evrende sadece madde ve onun etkileşimleri vardır. Bunun aksini ortaya koyabilecek tek bir gözlem ve deney sözkonusu degildir.

Bilim materyalistir ve materyalizmin sonunun gelmesi mümkün degildir. Kişilerin ne dediginin önemi yok, bilim madde dışında birşey yok diyorsa, olay bitmiştir. Siz istediginiz takımı tutabilirsiniz,

Yazan: Gezgin Tarih: September 18, 2005 2:41 PM

size Mehmet Fatih Doğrucanın çalıştığı ve danışmanlığını Süleyman Hayri Bolay'ın yaptığı ''18. yüzyılda Fransız Materyalizminde Baron D'Hollbach'ın yeri ve Önemi'' isimli tezi öneriyorum
meseleyi bir şeyin bitmesi ve bitmemesiaçısından karşılaştırmalı olarak ele almış

Yazan: tuba Tarih: June 9, 2009 9:40 PM

Materyalizmin çöküşünü görmek isteyenler.facebooka FAtih akbal yazıp profili gözden geçirsin lütfen

Yazan: fatih Tarih: June 26, 2009 3:21 PM

Siz daha akıllı tasarımda mı kaldınız? Dawkins'in yeni kitabı Eylül'de çıkıyor. The Greatest Show on Earth: Evidence for Evolution. Bu yazılarınızı ve köşenizdeki ikazıma rağmen 'Darwin yargılanıyor' ifadenizi bir an evvel değiştirmeye bakın. Artık bu akıllı tasarım saçmalığı bunalttı.

Yazan: nilgün Tarih: July 3, 2009 9:18 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)