« Yeni Şafak'ın Akyol ile Röportajı | Ana Sayfa | Bir Okuyucu Yorumu »
July 12, 2005
Nasıl Mutlu Olunmaz?
Size bugün "Beyaz Türkler"den ve onların mutsuzluk sendromundan söz edeceğim.
Beyaz Türkler kavramını dilimize ünlü sosyoluğumuz Nilüfer Göle kazandırmıştı. Göle, bu kavramla, kendilerini Türkiye'nin "ilericileri" olarak gören asker-sivil bürokrasiyi ve entellektüelleri kast etmişti. Benim sözünü edeceğim kesim ise, Beyaz Türkler'in genç jenerasyonu. Çoğu kolejlerde, hatta sonra yurtdışında okumuş, 1980 sonrası ortamda büyüyerek "köşe dönme" kültürünü özümsemiş, iyi mesleklere, Batılı yaşam standartlarına kavuşmuş, genç ve orta yaş kuşak insanlarımız.
Beyaz Türkler, görünürde, mutlu olmak için pek çok nedene sahipler. Bu ülkenin yaşam standartlarının bir hayli ötesindeler. Adeta küçük Asya'da New York'u, Londra'yı veya Paris'i yaşıyorlar. Değerli entellektüellerimizden Rıfat Bali, Beyaz Türklerin bu bohem yaşamının iyi bir yansımasına işaret etmişti: İstanbul'daki bir partiyi, "Burası New York, karşısı Üsküdar!" diye duyuran bir davetiye...
Beyaz Türklerin çoğunun yaşamındaki en büyük değeri ise aslında tek bir kelimeyle özetlemek mümkün: Tüketim... Yaşamları daha fazla ve daha kaliteli tüketim üzerine kurulu. İyi kazanç sağlayan işlerde çalışmak ve böylece daha iyi evlere, arabalara, giysilere kavuşmak... Gezmenin, eğlenmenin ve belki de gösterişin doruklarına çıkmak... Hep daha fazla tüketmek ve bu tüketimi de, bol "marka"lı bir yaşam biçimi içinde, eşe-dosta duyurmak.
Bu renkli hayat Beyaz Türkler tarafından yaşanırken, medya aracılığıyla da "öteki Türkiye"ye daha da süslenip seyrettiriliyor. Bu öteki Türkiye'nin "televole kültürü" içinde yanıp tutuşan kısmı da, Beyaz Türkler gibi olmak, onlar gibi tüketebilmek için can atıyor.
Ama acaba bu renkli hayat Beyaz Türkleri mutlu edebiliyor mu ki?
Mutsuzluk Krizi
Kuşkusuz her bireyin mutluluk ölçüsü ve düzeyi birbirinden farklıdır. Ancak Beyaz Türkler'in çoğunda garip bir mutsuzluk sendromu olduğunu gösteren ve "içerden gelen" sesler var. Milliyet'in genç kalemi Ece Temelkuran, bir yazısında bu sendromdan şöyle söz etmişti:
"Sanıldığından daha çoklar. Gitgide çoğalıyorlar. Etraftalar. Hayatı panzehirsiz kaldıramıyorlar. Sipram, Prozac, Xanax, Lustral ve benzerleri olmadan devam edemiyorlar. Anti - depresansız çekilmeyen bir hayat bu; panzehiri alınmazsa öldüren... Yirmilerin sonunda, otuzların başındalar. Hepsi "başarılı" çocuklar. İyi okullarda okumuş, iyi işlere girmiş insanlar. Hayatlarında ters giden pek bir şey yok ama yine de mutlu değiller.... İlaçsız üstesinden gelinemeyen, hatta nedeni bile pek anlaşılamayan bir mutsuzluk dalgası var etrafta; marka giysiler üzerini örtüyor."
Bir başka deyişle, Beyaz Türklerin pek çoğunun psikolojisi, reklamlarda veya magazin basınında gösterildiği gibi iç açıcı değil.
Acaba neden?
Aslında sorun, sadece Beyaz Türklerle değil, onların coşkuyla benimsedikleri tüm bir "modern yaşam"ın kendisiyle ilgili. Varolma amaçlarını daha fazla paraya, kariyere, statüye, cinselliğe ve eğlenceye ulaşmak olarak belirleyen çağımız insanların çoğunda, yaygın bir mutsuzluk, bir depresyon hali var.
Bunu da en iyi sanatçılar ifade ediyor.
1999'da çevrilen ve tüm dünyada yankı uyandıran "Fight Club" (Dövüş Kulübü) filmi, bu ifadenin çarpıcı örneklerinden biriydi. Filmde, iyi bir ev ve iş sahibi olan genç bir adamın, tüm bunlarla bir türlü mutlu olamayışı ve sonunda kendi benliğinden ikinci bir karakter çıkararak bir tür "anarşi örgütü" kurması anlatılıyordu. Filmin "filozof" aktörü Tyler Durden (Brad Pitt), örgütün üyelerine şöyle sesleniyordu:
"Reklamlar bizi arabaların ve giysilerin peşine düşürdü; nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz, ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alabilmek için... Biz tarihin üvey evlatlarıyız. Ne amacımız var, ne yerimiz. Biz ne bir büyük savaş yaşıyoruz, ne de büyük buhran. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş; bizim büyük buhranımız, kendi hayatlarımız. Televizyonla büyütüldük ve bir gün hepimizin milyonerler, film yıldızları veya rock starları olacağına inandırıldık. Ama olmayacağız ve bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz ve feci şekilde asabımız bozulmuş durumda..."
Beyaz Türklerin çoğu "bu asabı bozulmuşluk" durumunu ya yaşıyor ya da yaşamamak için kafalarını kuma biraz daha gömüyor, takviye olarak da "Prozac" alıyor. Her tüketim düzeyi onlara yeni bir kurtuluş vaad ediyor; bir üst model arabayı, bir öncekinden daha "çılgın" bir eğlenceyi hedeflemenin bir tatmin duygusu var elbette. Ama o hedefe varınca tatmin hemen ortadan kalkıyor. Kendisine varılınca yok olan çöl serapları gibi, modern yaşamın mutluluk paketleri de açılınca anlamsızlaşıyor.
Peki Beyaz Türkler nasıl kurtulur? Nasıl mutlu olurlar?
Elbette bunun cevabını her insanın kendi başına bulması gerekiyor. Ancak bilge siyasetçi Süleyman Demirel'in yöntemiyle düşünerek, önce olmazları belirlemek; yani, önce insanı neyin mutlu etmeyeceğini tespit etmek, iyi bir başlangıç olabilir.
Reklamların Sahte Dünyası
İlk tespit, tüketimin insanı mutlu etmeyeceğidir. Reklamlarda milyonlarca kez gördüğümüz; şu marka arabayı kullandığı veya bu marka gazozu içtiği için mutlu olan insan tasvirleri, tek kelimeyle aldatmacadır. Din adamı kimliğinin yanında derin bir entellektüel de olan İngilitere Başhahamı Jonathan Sacks, bu konuda şu yorumu yapıyor:
"Bize yeni moda blue jean'i, şu saati veya bu arabayı almakla elde edeceğimiz vaad edilen mutluluk, az sonra yeni bir ürün tarafından yok edilmekte ve o ancak yeni ürünü almakla yeniden mutlu olacağımız söylenmektedir. Tüketim toplumu, arzuları uyandırma, tatmin etme ve sonra yeniden uyandırmadan oluşan sonuçsuz bir süreci izler. Nihai huzura giden bir çabadan ziyade, bir tür bağımlılıktır." (Jonathan Sacks, "The Dignity of Difference", 2003, s. 40)
Hayattaki hiç bir maddi kazanım, hiç bir statü aşaması "kurtuluş" olamamaktadır. Her biri yanında yeni sıkıntılar, yükler ve bir de "tüm bunları kaybetme korkusu" getirmektedir modern insana...
Peki acaba bu gibi maddesel şeyler değilse, aşk mıdır insanı mutlu edecek şey? Günümüzde pek çok genç, özellikle de genç kız, bu inançtadır ve "gerçek aşk"ı bulup beyaz atlı prensiyle mutluluğa yürüme hevesindedir.
Oysa bu heves de modern eğlence endüstrisi tarafından insanlara çizilen toz pembe bir senaryodan kaynaklanır ve gerçeğe uymaz. Dikkat ederseniz, romantik filmlerin çoğu, çiftlerin türlü badireleri atlatıp evlenmeleri ile sona erer. Görkemli bir düğün sahnesinde etrafa gülücükler dağıtırlar. Hayatın anlamını o törende bulmuş gibidirler... Ancak gerçekte bir kaç ay sonra aşkın büyüsü sönecek, eşler bir diğerinin olumsuz yönlerini de görmeye başlayacaklar ve evlilik yaşamın rutin bir parçası haline gelecektir. Duruma göre belki iyi bir rutin olabilir, ama bir "kurtuluş" değildir.
Bir zamanlar 68 kuşağını motive etmiş olan entellektüel çabalar da, paradan veya "aşk"tan biraz daha doyurucu olabilseler bile, yeterli değildir. Jonathan Sacks şöyle der:
"Aydınlanma sonrası sistemler — bilim, ekonomi veya siyasi ideolojiler — ilk başta ortaya koydukları kuşatıcı iddialarından geri çekilmek durumunda kalmışlardır. Bilim tarifsel; ekonomi ilişkisel, siyaset ise yönetseldir. Bize neyi ve nasıl sorularının cevabını verebilirler, ama "neden" sorusunun cevabını veremezler." (Jonathan Sacks, "The Dignity of Difference", 2003, s. 37)
Çünkü sorunun cevabı daha derinlerdedir.
Sonsuzluğa Özlem
Beyaz Türklerin ve genel olarak modern insanın yaşadığı kriz, insanoğlunun amaç ve özlemlerini, maddesel dünyayla sınırlamalarından kaynaklanır. Oysa Hz. İsa'nın İncil'de söylediği gibi, "insan yalnızca ekmekle yaşamaz".
M.I.T., University of California, Berkeley gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde ders vermiş olan Amerikalı düşünür Houston Smith'e göre, "Bu dünyanın sınırlı varoluşu, insan kalbini tam olarak tatmin edememektedir. Çünkü insanoğlunun doğasına, günlük deneyimimizin bize veremediği 'ötedeki' bir şeye özlem duyma hissi kazınmıştır." (Houston Smith, Why Religion Matters, 2001, s. 28)
İnsan, kendinden ve etrafındaki her şeyden daha büyük, daha mutlak bir ideale bağlanma ihtiyacındadır. Bu ihtiyacı reddettiğinde, kendi doğasına aykırı davranmış olur. Modern insan, ve bu arada bizim Beyaz Türklerimizin çoğu, bu temel gerçeği göz ardı ettikleri için krizdedirler. Kimi düşünürlerin "anlam krizi" dediği şeydir bu. Hayatın anlamını, aslında anlam oluşturamayacak şeylerde aramakta ve sonuçta anlamsız hayatlar yaşamaktadırlar.
Öte yandan modern insanın bencil ahlakı da, kendi doğasına aykırıdır. Dünyada ve ülkemizde milyonlarca insan yarı aç ve fakir biçimde yaşarken, israf ve açgözlülükle dolu bir tüketim çılgınlığı sürmek, vicdansızlıktır. Ve vicdan, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bu yolun yanlış olduğunu söyler insana. İnsan o vicdanı daha da bastırabilmek için uğraştıkça, insanlıktan o kadar uzaklaşır. Mutsuzluk ise kaçınılmaz bir sonuçtur; çünkü mutluluk insanlara özgü bir duygudur.
Peki kurtuluş nerededir?
Başta belirttiğim gibi, hepimiz bu soruyu kendi vicdanlarımızın içinde cevaplamak durumundayız.
Ama şu kesindir: Beyaz Türklerin sahip olduğu, öteki Türklerin çoğunun da imrendikleri şeylerin hiç biri, mutluluk veremezler. Hayatı kolaylaştıran, renklendiren birer araç olabilirler; ama amaç olamazlar.
Bir diğer kesin gerçek ise, tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanların; almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı tercih edenler olduğudur.
Bir bildikleri vardır belki de...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 12, 2005 2:39 PM




Bugüne kadar okuduğum en iyi Mustafa Akyol yazılarından biri.
Aşağıdaki DerinSular yazısı bu konuyu önemli bulanların ilgisini çekebilir:
http://www.derinsular.com/archives/2005/05/freud_felsefesi.html
Yazan: derinsular Tarih: July 13, 2005 8:46 PM
"Sorgulanmayan bir hayat yaşamaya değmez"
SOKRATES
Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: July 14, 2005 2:30 PM
Hayatın anlamını bilmemek mutsuzluk nedeni olsa bile (ki bu tartışılır), bunu "gerçek" olmayan birşeyle kapatarak kendimi kandırmaktansa, "hayatın anlamını bilmiyorum" deyip mutsuz olmayı tercih ederim.
Yazan: Lance Tarih: July 17, 2005 1:15 AM
Sevgili Mustafa Akyol, yazisinin hem basinda hem de sonunda, oylesine manalı bir şekilde "Bir bildikleri vardır belki de.." demis ki, kendisinin de, o bilineni bildigini hissettiriyor adeta okuyana. Herseye sahip olup da mutsuz olan ve bu yuzden kendilerini degisik uyusturucularla oyalayip, gun dolduranlar da insallah bir gun, mutlu insanlarin bildiklerine vakif olurlar. Kendisine kalemine saglik demek istedim sadece. Modern insanin saptigi cikmaz sokagi cok guzel anlatmis. Aslinda ustu kapali da olsa sokagin cikis yolunu da gostermis.
Yazan: Esra Tekiroglu Tarih: July 19, 2005 3:32 PM
"Benliği hor ve hakir kılıp insanı yükselten aşk ve sevgidir.
Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir.
Tamah ise alçaltandır."
Hz. Mevlana
Yazan: Arife Tarih: July 19, 2005 4:12 PM
Biz "kanaat en büyük zenginliktir"sözüyle büyüyen nispeten şanslı bir nesiliz.Benim korkum bizden sonrakiler için.Şimdilerde yirmilerin sonu otuzların başında olan beyaz insanların ya da beyaz Türklerin çocuklarını düşünebiliyor musunuz.En azından sözünü edebildiğimiz, varlığından haberdar olduğumuz bi mutluluk kavramı var.Her ne kadar farklı yerlerde aransa da gerçekliği.Bizden sonrakilerin böyle bi lüksü olacak mı acaba.Sayın Akyol yüreğinize sağlık.Daha iyi dile getirilemezdi herhalde.
Yazan: fatma Tarih: July 22, 2005 11:31 PM
lance; "gerçek" sence ne almak yerine vermek mi? bencillik yerine fedakârlık mı? veya madde yerine anlam mı? YOKSA önyargılarınız mı????????????
Yazan: ayhan Tarih: August 19, 2005 3:56 PM
Yaratıcı'nın insanı yaratırken kendi ruhundan üflediği tek varlıktır. insanın mutlu ve huzurlu olsasının tek ve yegane yolu Yaratıcı'yı tekrar etmektir. bunu yapmayan insan sürekli bir tatminsizlik, monotonluk ve huzurluzluk içinde kendini pekde güvende hissetmez. Yaratıcıyı tekrar eden insan her şartta ve koşulda kendinin güvende olduğunu bilir. Ve gününü hergün aynı geçirmez, hergün en az birşeyi öğrenmeye veya anlamaya adar. Bu felsefeyle yaşayan insanın hayatı zaten monoton olmaz. Çünkü algıladığı herşeyi derinlemesine anlamaya çalışarak yaşar. söyleyin bana, böyle yaşayan bir insan huzursuz, monoton yaşarmı? Yaşadığı her zorlukta öğreneceği şeylerin peşine düşer ve hiçbir zaman başademeceği zorluklarının olmadığını kapasitesini ve bilgisini deneyimleyerek görür.
Böyle yaşayan insan almanın vermeden daha üstün olmadığını bilir. öcalmak, nefretetmek, haksızlık yapmak gibi aptalca şeylerin peşinde hayatını tüketmez. Herşeyin emanet, herkesin ise hayatımızda birer yolcu olduğunu bilir, Yaratıcı'mızın bize verdiği ruhla başbaşa kalıp o ruhda ne tahribatlar yapmışız, onunla döneriz. Bence, yazının başlığı NASIL MUTLU OLUNMAZ? deyil, NASIL HUZURLU OLUNMAZ? olmalıydı:) Çünkü mutluluk göreceli bir kavramdır ve coşkusu uzun sürmez. Eğer öyle olsaydı insanlar ölene kadar mutlu yaşardı. İllaki herkesin yaşamı boyunca mutlu olduğu birşey mutlaka olmuştur, öyle deyilmi?
yazan:GÜLŞEN ÖZALTAN 24.AĞUTS 2005
Yazan: GÜLŞEN ÖZALTAN Tarih: August 24, 2005 11:30 PM
Cok önemli bir konuya temas etmissiniz sayin
Akyol. Tebrikler... Yorumumu iki beyitle yapmak
istiyorum:
Aradigini Bulacagin Yer
Bekâyi fenâda arama dostum, fena olursun.
Aradigini ancak öteye inancta bulursun.
******
Acsin
Dünyaya doymazsin,
Cünkü âhrete acsin.
Not: Beyitlerin geri kalanini antoloji.com'da
Hüseyin Avdic'a ait siirlerde bulabilirsiniz.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: August 27, 2005 10:42 PM
beyaz turklerin bi motifi yok. tuketim toplumunun tukettigini bir de uretenler var.yeni tasarimlar, yeni urunler, yeni teknolojiler, her sey insanlar icin. bence, beyaz turkler tukettiklerini iyi tuketip, ne ise yaradigini anlamadan tuketenlerden. bu biraz koyden kente gecme surecinin ortalarindaki 'ghetto' diye tabir ettigimiz, bu hayat tarzinin kendi yerel dokumuzla birlesip olusturdugu 'cakma' kimliklerimizden de kaynaklaniyor. bence bu bir kimlik bunalimidir. kimiz biz turkler? ve bir de aramizda beyaz olanlarimiz da var, ve bunlarin durumu... bu arada siyah olanlarimiz ne alemde ve arti varsa eger diger renkteki 'turkler'. bence insan kimligi ile uretir, orjinali bulmak icin orjinal olmak gerekir. Kanimca sorunun kaynaklarindan biri kimliksizlik ve belki digeri inancsizlik. bu turkiye ye has bi sorun. batida da boyle kayiplar var ama, isin ilginc yani bati dunyayi bu hale getiren tuketim cilginliginin mucidi de. yani bizim beyaz turkleri tukettiren sistemin. burdaki soru sudur? sorun batida midir? yoksa bizde midir? bizim beyaz turkler ve belki diger mutsuzlarimiz, tukettirmeye baslayabilirlerse diger millletlerin yozlasmis ve beyaz olanlarini, iste belki o zaman mutlu olurlar.
Yazan: jabbar Tarih: January 31, 2006 1:53 PM
ALLAHIN SELAMI tüm inananların üstüne olsun.ne garip şu hayat insan hep bir şeyler söylemek istiyor ama şaiirinde dediği gibi kelimeler kifayetsiz kalıyor.sizi 'Ceviz Kabuğu'adlı proğramda ilk olarak tevafuk eseri rast geldim düşünceler ancak bu kadar iyi savunulabilirdi.şayet darwin teorisine inanıyor olmuş olsaydım herhalde bu kanımdan vazgeçerdim.ama elhamdulillah ki RABBİMİM bana ihsanda bulunduğu akıl nimetini tam olarak olmasa dahi kullanabiliyorum.amacınızın da bu olduğunu düşünüyorum zaten 'insana aklını kullanmasını öğretmeye çalışmak'.'doğru' bu demiyorsunuz 'yanlış budur'diyorsunuz.özellikle şu kelime sarfiyatınız çok hoşuma gitti'Eğer RABBİM öyle(maymundan yaratmış olması)isteseydi elbette olurdu'.YOLUNUZ açık olsun,ALLAH yar ve yardımcınız olsun,dareyn saadeti ile...(bir üniversite öğrencisi ve imamhatip mağduru ve sıla hasreti ile yanan bir gariban...)
Yazan: fatma Tarih: February 14, 2006 12:25 PM
bence biz cennetten çıkma olduğumuz için genetiksel olarak cenneti istiyoruz bu dünyadakiler bize yetmiyo ve yetmicekde
Yazan: belkıs Tarih: March 10, 2006 5:45 PM
Mutlu insan,
kendisini tanır,başkalarının 'ne kadar zekisin
ne kadar güzelsin'gibi bazı telkinlerinden etkilenmez,sürekli başkalarından ilgi bekleyen
sahte benlikler gibi onu takdir edecek onu övecek insanlara bağımlı olmaz.
Başkalarının onun hakkında söyledikleri onu endişelendirmez,korkutmaz.
O, kimsenin kendisini değil,söyleyenin kendini anlattığını bilir
O, kendisiyle çatışmayı bırakmıştır.Egosunun hep zoru daha fazlasını istediğini görmüş,bastırılan herşeyin değer kazandığını anlamış,egosunu bastırıp çoğaltmak yerine onu izlemeyi tercih etmiştir
O,hiçbir şeyi ispat etmeye çalışmaz
İlgi görmek için sevgi kelebeği gibi ortalıkta dolaşmaz,onun mütevaziliğinden bile haberi yoktur
Mutlu insan
Zihninin daha önce öğrendiklerini sürekli tekrarladığını,daha önce yapmadığı herşeye 'hayır bu tehlikeli' dediğini bilir ve zihnini dinlemez.Bilir ki tüm doğru yollar daha önce keşfedilmiştir,o,tehlikeyi seçer,yeni bir buluş olur belki de yeni bir beste olur,üretir,bu üretimde doğum yapan annelerin en güzel günüm dedikleri zamanı yaşar
Hayata anlam katar o...
Mutlu insan
Kendine karşı dürüsttür önce
Diğer insanlar gibi kendi bölünmüşlüğünü evrene yansıtmaz
Mutluluğun da mutsuzluğun da kendi seçimi olduğunu bilir
Özgürlüğün başkalarının ona sunduklarının değil,kendi deneyimlerinin olduğunu,özgürlüğün kendi iç sesine bağlı olmak olduğunu bilir
Onun çevreye karşı güvenlik duvarına ihtiyacı yoktur
O, başını kuma sokmayanlardan değildir
O yüzden yaşarmış gibi yapmaz yaşar o...
Mutlu insan
Kendisinde doğuştan sevgi potansiyeli olduğunu bilir
Sevginin severek arttığını,sevginin diğer herşey gibi severek öğrenileceğini bilir
O, sevginin yıllarca ona gelmesini beklemez,o sevgisini verir,geri dönüp dönmeyeceğini düşünmez
Sevgisi karşılık olarak dönse de dönmese de mutludur
O beklemez,sevgisi kendinden taştığı için başkalarına verir
Sevgi ticareti yapmaz,değiş tokuş yapmaz
Mutlu insan
Geçmişin acılarını geleceğin kaygılarını bırakır,An'ı yaşar
Bilir ki geleceği şu anda saklı,şu An'ın keyfini çıkarır,herkesi affeder,herkesde kendini affeder,kendinden özgürleşir,An'dan özgürleşir...
Mutlu insan
Dogmaya dönmeden unutur bildiklerini
Her gün yeniden keşfeder hayatı
Her gün son günüymüş gibi yaşar
Kafasının onu yönetmesine izin vermez,o kafasını yönetir
Olumlu düşünür,olumlu görür,bu yüzden mutludur
Yazan: miyolayn Tarih: March 22, 2006 11:00 AM
Sayın Akyol Marmara ilah. Fakültesinde dinlediğim konferansınız çok etkileyiciydi fikirlerinizi ve bu gerçekleri daha geniş kitlelere ulaştırmanız temennisiyle
Yazan: kübra Tarih: March 24, 2006 10:56 PM
sız aynı cevrede buyudunuz o bahsettıgınız ınsanlarla sız nasıl basarılı olduysanız onlarada ogretebılırsınız.ıcınde yasadıgımız toplumumuzun deger yargılarını ve ahlakı yapısını ıse toplumumuzun saygı ve mınnetle andıgı bır devlet adamımızın hayat anlayısı degıstırmıstır.kucuge sevgının buyuge saygının kalmadıgı ve kısa yoldan kose donmelerın bır haylı fazla yasandıgı bır donemden bahsedıyorum.yazınız benı etkıledı sıze basarılarınızın devamını dılıyorum umarım herzamanlar dogrularla bırlıkte olursunuz ve heryerde soylenecek dogruları bulursunuz.
Yazan: naim kemal Tarih: April 10, 2006 1:52 AM
sız aynı cevrede buyudunuz o bahsettıgınız ınsanlarla sız nasıl basarılı olduysanız onlarada ogretebılırsınız.ıcınde yasadıgımız toplumumuzun deger yargılarını ve ahlakı yapısını ıse toplumumuzun saygı ve mınnetle andıgı bır devlet adamımızın hayat anlayısı degıstırmıstır.kucuge sevgının buyuge saygının kalmadıgı ve kısa yoldan kose donmelerın bır haylı fazla yasandıgı bır donemden bahsedıyorum.yazınız benı etkıledı sıze basarılarınızın devamını dılıyorum umarım herzamanlar dogrularla bırlıkte olursunuz ve heryerde soylenecek dogruları bulursunuz.
Yazan: naim kemal Tarih: April 10, 2006 1:52 AM
Merhaba,
Mustafa Bey öncelikle bu faydalı ve entellektüel yazılarınız için çok teşekkür ederim. Gerçekten hergün girip ne yazmışsanız okumaya çalışıyorum. Din ve varoluş kavramlarına bu tür bir bakışı görmek çok mutluluk verici. Bu yazınızın konusu mutluluk ile ilgili ve insanoğlunun tatminsizliğini gözler önüne seriyor. Bence mutlu olmak için hiçbir zaman ulaşılamayacak hedefler seçmeliyiz. Mesela dünyada tek bir aç insan kalmayana, okula gidemeyen çocuk kalmayana dek insanlar için çalışmak gibi. Prozac,Xanax gerçekten geçici mutluluk. Ben Bir antidepresan olarak 'sosyal sorumluluk' modelini öneriyorum. Çok teşekkür ederim.
Yazan: Gökhan ÇANCILAR Tarih: April 17, 2006 5:24 PM
Mutsuzluk beyaz Türklere özgü bir özellik değil. Mutluluk veya mutsuzluk hayata bakış açısıyla ilgili. Kendimizi para hırsından, kariyer tutkusundan, daha iyi evim olsun, arabam son model olsun, kenarda köşede param, kiraya vereceğim mülküm olsun tutkusundan ne kadar ayırabildiğimizle, hayatın dar dairesindeki genişlikleri ne kadar bulabildiğimizle ilgili olduğunu düşünüyorum. Sözgelimi kendi namıma çocuğumla 1 saat oyunla vakit geçirmek, onu kendi haline bırakıp İran'da savaş olacak mı haberini izlemekten daha mutlu ediyor beni o an farkında olmasam da. Veya eşimle Eyüp sırtlarından İstanbul'u seyretmek Fenerbahçe'nin 90 dakikalık maçını ve 900 dakikalık yorumları seyretmekten daha çok huzur veriyor. İnsanın kendini neyin mutlu ettiğini tespit etmesi ve tercihlerini o doğrultuda yapması gerekiyor. Toprağa, havaya, suya yakın olmak, hissetmek gerekiyor. İnsanı en çok mutsuz eden şey de şikayet etmesi. Sürekli şikayet ediyoruz: Çalıştığımız yerden, belediyeden, trafikten, insanlardan, her şeyden... Şikayet etmek insanı daha da mutsuz ediyor. Umutsuzluk mutsuzluğu doğuruyor. Mutlu olmak için biraz çabalamak gerekiyor. Kendi kendine gelen bir şey değil. Ve en büyük kaynağı da başkalarını mutlu etmek.
Ben kendim dahil çevremde çok az mutlu insan görüyorum. Çünkü bunun için çabalayan yok. Şimdi ailemi alıp, çıkıp Çamlıca'da bir hava alacağım. Giderken ne trafikten şikayet edeceğim, ne de doların artışıyla ilgili konuşacağım. Fenerbahçe maçı da umurumda olmayacak. Tepeden Istanbul'a baktığımda ne gecekonduların çokluğundan, ne İstanbul'un kalabalığından yakınacağım. Biliyorum mutlu bir Cumartesim olacak... Sizlere de mutluluklar dilerim...
Yazan: blue Tarih: May 13, 2006 11:47 AM
sana diyecek hiçbirşey yok sen süper insansın
bende başkalarının tavsiyesiyle senin sitene giriyordum. ama dedikler. Sana yorum ekleyecek hiçbir şey yok zaten süper yazıyosun
ben 2 yıllık muhasebe okuyom dokuz eylül ünüversitesi izmir. SAYGILARIMLA
Yazan: hakan Tarih: May 26, 2006 9:54 AM
beyazlarin elestirisine katilsam da, su ayrintiyi da unutmamak lazim:
"beyaz olmayan turkler" elleri para gorunce ya da konumlari yukselince ya da bunlarin 2. nesilleri "beyaz turk" oluyor !
beyaz olmayanlar beyazlara ozeniyor. beyaz olmamis olan kesim, aslinda "olamamis" kesim.
yani toplumda daha fazla turk/islam tarzi yasayan kesimin buyuk cogunlugu aslinda bunu kendi secimi olarak yapmiyor... dogdugu sinif icabi veya beyazlarin arasina karisamadigi icin yapiyor.. bir de Tepki olarak farklilasma olayi var tabi.
beyaz turkler evet cok seviyesi dusuk bir hayat stilini yasiyorlar. ancak bu insanlar toplumsal olarak turkiyenin hala daha ileriki bir noktasi cunku diger kesim eline firsat gecince beyazlasiyor. sonucta bu beyaz turklerin yani toplumun zengin ve entellektuel olmasi gereken seckin kesiminin neden boyle bir hale geldigini arastirip onlardan guclu aile duzeni olan, ve gercekten nezih bir sinif olusturmak lazim
Yazan: birisi Tarih: July 17, 2006 2:32 AM
Burada o insanları mutsuz eden refah içinde yaşamaları değil,tersine bazı nimetlere sırtlarını çevirip hayatlarını bazı açılarıdan fakirleştirmelerinden kaynaklanıyor sorun.
Yoksa refah ve konfor hem dinin,hem de bilimin hedefidir.
İslam hem bu dünyada hem de ahirette lüks içerisinde yaşayabilmemizin yollarını öğretir.Hem maddi hem de manevi olarak...
Ama burada örneğini verdiğiniz kişiler hem gereksiz ekstra gerilimler yaratmışlar hayatlarında,hem de birçok nimete sırt çevirmişler.Örneğin paylaşmak,örneğin ibadet etmek,örneğin hareket etmek-spor yapmak gibi insan yaratılışının temel gereksinimlerini çoğunlukla dışladıklarından depresif bir hayata merhaba demişler.
En güzeli bu yanlışlardan sıyrılarak her 2 dünyada da maddi ve manevi lükse-refaha kavuşmak.
Bu arada yokluk içinde yaşayanların durumu daha da vahim.En çok intiharlar,cinayetler,hırsızlık olayları dünyanın her yerinde genelde yoksul bölgelerde görülür.Hatta hastalıklar,eğitimsizlik vb. olumsuzluklar da..bunlar gözardı edilmemeli.
Önemli olan hem maddi hem de manevi güzelliklerin ne olduğunu iyi keşfedip onları hem kendimiz hem de toplum adına hayata geçirebilmek.
Bu arada bencillik olayına da farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum.Dinin gerçek hedefi aslında "gerçek bencilliğimize "kavuşabilmemizdir.Dünya ve ahirette gerçek çıkarlarımızın ne olduğunu sunar bize din.iyi bir satranç oyuncusu olmamızı ister ve sana sunulan tuzak bir piyon varsa onu yeme mat olursun der.Ama şunu yaparsan 45 hamle sonra rakibin şahını esir alıp mat edebileceğin yolu gösterir sana.Yani kurtuluş yolunu.İşte en büyük ve gerçek bencillik ve çıkarcılık budur.Dinin amacı da gerçek çıkarcılığımıza yönelebilmemizdir.
Namaz kılmak tam bir bencillik ve çıkarcılık,başkalarına yardım etmek tam bir manevi hazcılık ve bencillik,cennete gitmek tam bir maddi-manevi çıkarcılık fırtınası,Allah'ın yasaklarına uyarak dünya ve ahirette ızdıraptan kurtulmak tam bir bencillik ve çıkarcılık eseridir,dinin ahlakına uyarak hem kendine hem de tüm evrene faydalı olmak tam bir hazcılık ve egoizmdir.İçki-uyuşturucu ve sigaradan uzak durarak sağlıklı ve mutlu yaşamak yine tam bir zevkü sefa düşkünlüğü.Ama gerçek egoizm,gerçek hazcılık ve gerçek çıkarcılıktır dinin bizden istediği.Birçok hamle sonrasını görerek sonunda mutlak hazzı getirecek,kurtuluşa ve galibiyete ulaştıracak hamleleri yapmandır istenen sadece.
Kuran bizden nefsimize zulmetmemizi istemiyor.Tam tersine nefsine ve kendine zulmedenlerden olmamamızı özellikle istiyor.Dünya ve ahirette nefsimizin "gerçekten" hoşuna giden nimetlere kavuşmamızı istiyor.
Evet dinin tek bir isteği var bizden.Hazza ,bencilliğe ve çıkarlarımıza koşmak.Ama gerçekten gerçek haz,bencillik ve çıkarlarımıza koşmaktır istenen.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 11, 2006 2:18 AM
Emre Bey,
heralde ozellikle bencillik kismi ile ilgili soylediklerinizi, hic bunlari ayni kelime ve ifade edis tarziyla baskalarindan da duymazsaydim, biraz urkerdim,.
ne kadar duygulardan uzak, mantiksal duzlemde dusunuyorsunuz.; bu ne celik gibi irade?? insaniz hatalar yapariz kavramindan uzak,; sanki biraz bu dusunce sistemiyle bana Ada ve Isyan adli filmlerde kisilere uygulanan sistemi hatirlatti,..
Deniz Hanim ile karsiliklik yaptiginiz yorumlari okudum da; Kuran-i Kerim e bagli kalalim, hadisleri, ikinci aciklayici ogeleri ozellikle geleneksel Islam a isaret ettigi icin ayiklayalim.;iste bunlari da yazidiklarinizla birlestirince,.. yine hani sizin bize soylediginiz, olmasi gereken bencillik ?kavramiyla, acaba baska neleri gozden cikariyorsunuz merak ettim??
Yani amaca giden yolda hersey mubag turu, gerekirse bu olmasi gereken? faydaci yaklasimla ahlak i ve bu kavramin insanlara yukledigi vicdani sorumlulugu da acaba bir kenara atiyor musunuz?
Saygilar, selamlar,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: August 11, 2006 10:19 AM
Sevgili Aslı;
"Gerçek çıkarcılık ve bencillik" hem bireylerin hep toplumun,hem de evrenin hayrına güzellikler üretmektir.
Hem bu dünyada hem de ahirette güzellikleri yaşamaktır.
Hem kendimize hem de tüm insanlığa zevkü sefa yolunu açma mücadelesinde üstümüze düşeni yapmaktır.
Evet İslam tam bir hazcı,faydacı ve çıkarcı bir dindir.İnsanların 2 dünyada da çıkarlarını gözetir ve hedefler.
Bu duygudan uzaklaşmak demek değil,tam tersine duyguların en şiddetli bir şekilde yaşanmasıdır.
Maddi ve manevi hazların peşinde koşmak ve cennet çıkarcılığın en aşırı noktasıdır ve dinin arzusudur.
Bir zekat da bile hem manevi çıkar,hem yardım görenlerin maddi çıkarı-hazzı,hem de ibadeti yerine getirip sorumluluktan kurtulma bencilliği vardır.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 11, 2006 6:15 PM
Kuran bizden nefsimize zulmetmemizi istemiyor.Tam tersine nefsine ve kendine zulmedenlerden olmamamızı özellikle istiyor.Dünya ve ahirette nefsimizin "gerçekten" hoşuna giden nimetlere kavuşmamızı istiyor. (Emre Bey)
Emre Bey,
Oncelikle burada yeni yazistigim kisilerin bana "Sevgili Asli" demesi pek hosuma giden bir ifade bicimi degil.; onun yerine siz de herkes gibi "Asli Hanim" derseniz, memnun olacagim,.
Sizin son yazdiginiz yoruma, ben yanit vermistim ama Mustafa Bey, yazilanlari uygun gormedigi icin yorumumu onaylamadi???
Dünya ve ahirette nefsimizin gerçekten hoşuna giden, kavusmamiz gereken nimetler nelerdir, aciklarsaniz sevinirim,.
Saygilarimla,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: August 15, 2006 12:05 AM
Ben de eğer bana "bey","sayın",sadece "emre" denmesinden hoşlanmıyorum desem ve bana "sevgili Emre" şeklinde hitap etmenizi rica etsem ,umuyorum ki beni kırmazsınız.
Ama hayır bunu böyle yapmak zorunda değilsiniz.Hakarete varmamak koşuluyla bana dilediğiniz şekilde hitap edebilirsiniz.Tıpkı benim size dilediğim şekilde hitap edebileceğim ve sizin bana karışamayacağınız gibi.Bu iletide sadece bir kereye mahsus "sevgili Aslı" ifadesini kullanmıyorum çünkü yayınlanmama tehlikesi doğabilir ve mesajım boşa gidebilir.Ama bundan sonra sorularınıza ileti yazmamı istiyorsanız,bu ifadeyi kullanmamı kabul etmek durumundasınız.
Soruna gelince cevabı gayet açık:
Allah'ın bizler için yarattığı tüm maddi manevi nimetler listeye dahildir.Ayrıca cennette ilaveten bambaşkaları da mevcut olacaktır(dünya benzerlerinin yanı sıra...)
Selam ve sevgiler.
...................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
EMRE BEY, BU SİTEDE İNSANLARA İSTEMEDİKLERİ ŞEKİLDE HİTAP EDEMEZSİNİZ. EĞER "İSTEDİĞİM ŞEKİLDE HİTAP EDECEĞİM" DİYORSANIZ, SİZİ BAŞKA SİTELERE YÖNLENDİRMEK GEREKECEK.
BU SİTEDE GENEL OLARAK "SEN" HİTABI KULLANILMIYOR. ZİYARETÇİLERİN VE YORUMCULARIN ÇOĞU DA BUNDAN MEMNUN. SİZDEN BU KURALA UYMANIZI RİCA EDİYORUM. AKSİ TAKDİRDE, BUNDAN SONRA YORUMLARINIZI ONAYLAYAMAYACAĞIM.
SAYGILAR,
M.A.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 15, 2006 1:19 AM
Sayın Emre,
"Nefsinize zulmetmeyin" ayetini siz nefsinizin bütün isteklerine ve heveslerinize tabi olun diye mi anlıyorsunuz? İşte dini, peygamberden soyutlarsanız varılacak nokta budur ! Ehliyetsiz kişiler Kur'an'dan çıkara çıkara bunu çıkarırlar.
Tebrik ederim. Size nefsinizle iyi eğlenceleeer...
Yazan: blue Tarih: August 15, 2006 8:45 AM
Emre Bey,
Oncelikle.; Hanim, Bey toplumda genel kabul goren saygi ifadeleridir,..Sizin kullanmak istediginiz Sevgili vs kavramlar kisisel istege donuk kavramlardir,..
Yani oyle caninizin istedigi gibi karsi taraf bunu istemedigini belirttigi takdirde, kullanabileceginiz kavramlar degildir,..cunku muhattabiniz kisi, eger bundan rahatsiz oldugunu ifade ediyor ve siz hala bunu kullanmakta israr ediyorsaniz, bu kisinin ozel hayat sinirlarini asip, onu taciz etmekler es degerdir,..
Bu konuda bir diger dikkat ceken nokta ise.; knz Hanim a cogunluk konusunda soylediklerinizi yalanliyor olmaniz,..Hani cogunlugun kabulu olan gecerliydi,..ve knz Hanim a surekli olarak azinligin isteklerine saygi duyulabilecegini ama isteklerinin kabul alanina girmediginden bahsetmistiniz,.?? Acikcasi, bu soylediklerinizde benlik kavrami devreye girince, hic de samimi olmadiginizi gosteriyor,..
O zaman bu hitabi kullanmakta israr edeceksiniz ve ben bunu istemiyor olmama ragmen Mustafa Bey, bunu onaylamakta bir sakinca gormezse, bu sefer de ben sizi muhattap almayacagim,.
Ayrica, bana size sordugum konuda net bir cevap vermemis oldugunuzu goruyorum,..Bir onceki yorumumda alintiladigim cumlenizde ise daha once gozden kacirdigim bir nokta dikkatimi cekti,. Kuran bizden nefsimize zulmetmemizi istemiyor demissiniz,..nefs konusunda soylediklerinizin yanlis anlasilmamasi icin bu konuda kendimce eksik kaldigini dusundugum, birkac noktayi asagiya alintilayacagim,..
12/53: ... Nefs, kötülüğü şiddetle emreder...
4/128: ... Esasen nefisler hırs ve kıskançlıklara dolu olarak yaratılmıştır...
50/16: ... İnsanı Biz yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
25/43-44: Nefs arzusunu kendine tanrı edinen kişiyi gördün mü? Onlar hayvanlar gibidir, hatta tuttukları yolca daha sapıktırlar.
Nefs; benliğin çirkin, kötü ve isyankar davranışlarına denir. Bedensel istek ve arzuların tümünü kapsar. Nefsin özellikleri; yalancılık, zulüm, gurur, şehvete aşırı düşkünlük, öfke, kin, cimrilik, v.s.dir. Yüce Yaratıcı'sını tanımayan, nankör, kendi varlığını herşeyin üstünde tutan hep kötülüklere çalışan tutumuyla yanılgıların kaynağıdır. Sonunda Yüce Allah'ı hissederek O'na dönebilmektedir. Nefs, yaratılışın negatif kutbunun temsilcisi ve Cenâbı Allah'ın Celâl görüntüsüdür.
Nefsin vesvesesi; insanın içinden geçirdiği aslı olmayan fakat var sandığı şüphe, kuşku, kuruntu gibi duygulardır. Bunları insanı devamlı kemirir onu isyana, kötü yollara sevk eder. Egoist, gururlu, aşırı hırslı, Dünyanın geçici menfaatlerini tanrı edinir. Nefs; bedene dönük arzu ve isteklerin esiri davranışlara bürünür. Nefsinin boş ve zararlı arzularının egemen olduğu bir insan da Allah ile kul ilişkileri gerçekleşemez.
Tabi ki nefsin bu olumsuz ozelliklerininden kurtulmak icin care de verilmis,..Onu da asagiya alintilamak istiyorum, olayi tek tarafli, nefsime uyarak tanimlamamak, vicdanima uyarak, hakca bir tavir sergilemek adina..;
Nefsin çok önemli bir özelliği de iyiliğe de kötülüğe de dönebilen seyyal ve değişken olmasıdır. Bunun için nefsten ümit kesilmez ve her zaman Rabbini hissedebilme kabiliyeti vardır.
Ruh; Cenâbı Hakk'ın dilemesi ile insana yansıyan ve ona hayat veren ilâhî bir kudret, Yaratıcı ile insan arasında ilâhî bir ceryandır. Benliğe güzel ve iyi sıfatların kazanılması için, ona gerçekleri hissettiren ilâhî bir güç. Dünyadaki görevini nefsle birlikte sürdürmektedir. Cenâbı Allah'tan gelen, ölümsüz olan ruhun yücelmesi söz konusu olmayacağından, o hep yücedir. Nefs; ruh ceryanını hissettikçe, onunla ilgisi arttıkça da yücelmektedir. Ruh, yaratılışın pozitif kutbu ve Cenâbı Hakk'ın Cemal görüntüsüdür.
Ruh nefsi, nefs de ruhu hakimiyeti altına alabilir. Nefsin ruha galibiyetinde negatif kuvvetlerin eline geçen nefs, azab çekerek cehennemi hak edecek; nefsin ruh gerçeğini hissederek ona sahip çıkması halinde ise pozitif kuvvetlerin kaplaması ile o kul, sonsuz kurtuluşu ve cenneti kazanacaktır. Yaratılış yasası gereği nefs; acı çekerek, yoğrularak adım adım olgunlaşır ve kemale erer. Ruh için olgunlaşma düşünülemez, o Allah'tan gelen ilâhî bir yönümüzdür.
Sonucta; siz, cumlenizde nefsimize zulmetmemek, nefsimizin hosuna giden nimetlerden bahsederek, sanirim ruhun emrine girmis nefs ten bahsetmis oluyorsunuz,.??
Saygilarimla,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: August 15, 2006 1:04 PM
Sevgili Blue,nefsimize zulmetmemek ve "gerçekten" hoşuna gidecek şeyleri yapmak dinin emri.
Ama "gerçekten nefsimizin arzu ettiğişi şey nedir?".Sonsuza dek zevkü sefa içerisinde yaşamasını sağlayacak şeyler nelerdir?İşte buradaki yanlış anlamadan dolayı mesele karıştırılıyor.
Yukarıdaki yazılarımda söyledim,gayet açık.Namaz kılmak ve diğer ibadetler ,maddi ve manevi tüm yaratılmış temiz nimetler,cennete gitmek,kendinizin ve tüm insanlığın hayrına güzellikler üretmek,Allah'ın emir ve yasaklarına uyarak felaketlerden ve sağlıksız bir yaşamdan uzak durmak,günahdan-vijdan azabı yaratacak suçlardan uzak durmak.........Tüm bunlar zevkü sefa düşkünlüğünden başka birşey değildir.Ama dinin istediği gerçek zevkü sefa,gerçek çıkarcılık ve gerçek bencillik budur işte.
Bir satranç oyununda ileriyi göremezseniz,size sunulan bir yem piyonu hemen yiyebilirsiniz.Ama bu 4 hamle sonra vezirinizi kaybetmenize veya daha kötüsü mat olmanıza neden olabilir.İşte burada nefsinin gerçek çıkarı o piyonu yememektir.İşte kuran bize nefsimizin gerçek çıkarını ve hedeflerini gösterir.Yaratılış gayemize uymak da bunların en başında gelmektedir.Yoksa her 2 dünyada da felaketler başımıza gelir ve nefsimiz hep azap içinde kalır.Yok eğer "gerçek çıkarlarımızın" peşinden koşarsak hem kendimizin,hem de diğer insanların nefslerine güzelliklerin yolunu açarız ve her 2 dünyada da haz(maddi ve manevi) içinde yaşarız.Eğer sadece "Kuran'a" bakarsanız bunu görebiliriz açıkça.Yok tasavvuf gibi öğretileri,uydurma hadisleri ve diğer birçok ortağı dine katmaya çalışırsak,bu gerçeği asla göremeyiz.Hep kendimize zulmetmeye devam ederiz.
Selam ve sevgiler.
Not.Sevgili Mustafa Akyol,gördüğünüz gibi benden ricada buluna kişiye o şekilde hitap etmedim ama bundan sonra ona cevap yazmamı isterse bu ifadeyi kullanmaya devam edeceğimi söyledim.Nasıl ki ben "bana sevgili Emre diye hitap etmelisiniz,öbür türlü hitaplardan hoşlanmıyorum" diyemiyorsam ve siz hakarete varmamak koşuluyla dilediğiniz şekilde hitap etme özgürlüğüne sahipseniz,ben de sahibim.
Ha yok hala bu şekilde hitap etmemi istemiyorsa o kişiye bir daha ileti yazmam o kadar.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 15, 2006 1:05 PM
Sayın Emre,
Bulmaca gibi konuştuğunuz için ne söylediğinizi anlayamadım. Sanırım sizin "nefs" diye bahsettiğiniz kavramın yerine Aslı hanımın tabir ettiği gibi "ruhun hizmetine girmiş nefs"i ve "zevk u safa" diye isimlendirdiğiniz kelimeyi de "manevi haz, ruhsal çoşku" olarak değiştirirsek daha anlamlı olur.
Bakın ben de günümüzdeki tarikat anlayışını doğru bulmuyorum ama tasavvufla ayrı düşmek adına da zorlama yorumlara hiç gerek yok. Nefsle mücadele ve hayvani zevklerden arınma bütün dinlerin ortak özelliğidir. Her iki dünyada da haz sahibi olmak güzel bir temennidir, ama Kuran'ın dediği gibi:
"Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden Cennet'e girivereceğinizi mi sandınız?". Yaşam bir sınavdır, ve sınavlar kolay değildir...
Yazan: blue Tarih: August 15, 2006 1:55 PM
Maalesef kastettiğim pek o değil sevgili Blue.Bir kere bizim ruhumuz-hayeletimiz birşey yok ki ruhani zevk adını verelim.Ha manevi zevk adını verdiğimiz şey de beyinlerdeki kimyasallar sonucu oluşan yine maddi olarak bize ulaşan coşku ve huzurdan başka birşey değildir.
Ruhun hizmetine girme diye birşey yoktur.Çünkü olmayan hayaletlerin hizmetine girilemez.Can-beden bütünlüğündeki insan olma şerefini hiç birşeye değişmeyelim gelin.Ruhçu öğretilerden gelme ruhlar alemi hurafeleri,o dinlerin olsun.Biz ise islam'ı yaşayalım.
Hayır bedensel zevkler hayvani zevk falan değildir.Tamamiyle "insani-erdemli" zevklerdir.Allah'ın yarattığı madde alemini küçümseyen,hatta ondan tiksinen,düşman olan ruhçu öğretileri ve islam dünyasına sızmış şekli olan tasavvufu terk edelim gelin.
Ruhçu öğreti hem insanın ruh olduğu yalanını benimseterek,Allah'ın nimetlerine karşı insanları düşman kılmaya çalışıyor,hem de evrim-tekamül hurafesini bizlere benimseterek bedensel arzuları sanki hayvanlardan gelme-ilkel arzularmış gibi göstermeye kalkma hinliğine başvuruyor.
Hayır tüm maddi nimetler Allah'tan bize armağandır.Hiçbiri hayvani,ilkel veya aşağı değildir.Ha diyebilirsiniz ki manevi hazlar önce gelir vs....bu bambaşka birşeydir.Ama tekrarlıyorum manevi haz denilen şey de ruhani birşey değildir kesinlikle.Melekler de dahil olmak üzere "tüm yaratılmışlar" maddidir ve Allah'tan ayrıdırlar bu sayede.
Maddi manevi tüm çıkarlarımız nefsimizin gerçek besinleridir.
Cennet ve cehennem de tamamiyle maddi mekanlardır ve pagan dinlerden gelen ruhlar alemi inanışının islam'da yeri yoktur.Zaten "tanrısal" ölümsüz ruh inancı şirkten başka birşey de değildir.
Son olarak konunun özüne dönecek olursak:
Bizler için yaratılmış olan tüm maddi-manevi nimetler hedefimizdir.Kuran'da bunların neler olduğu detayıyla açıklanmıştır.Eğer Allah'ın sözlerine uyarsak gerçek çıkarlarımıza kavuşur ve haz içinde yaşarız her 2 dünyada.Yok tersi durumunda her 2 dünyada da felaket var.
Ha verdğiniz ayette de başımıza bir zorluk geldiğinde sabretmemiz öğütleniyor.Yoksa sıkıntı yaşamanın bir hedef olduğu belirtilmiyor.Yine tüm ayetleri bütün halinde ele alırsak,bu dünyada başımıza her gelen sıkıntının,yani "zorlu imtihanın" aslında kendi ellerimizle işlediğimiz günahlar sonucu ortaya çıktığını görürsünüz.Yoksa zaten dünyadaki imtihanınız ateşle değil,su ile olmaktadır.
Konuyla ilgili çalışmam için linke göz atabilirsiniz:
http://www.diniyazilar.com/dy/oku/317/--kurana-gore-dunya-ve-ahiret-bir-butundur-.htm
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 15, 2006 3:21 PM
Emre bey,
Hayaletimiz yok ama ruhumuz var. Sizi Emre, beni de blue yapan; olaylara tepkilerimizi, davranışlarımızı farklılaştıran olguya ruh diyoruz. Ölünce beden çürür, sizi siz yapan bu olgu kalır. Kıyamette de tekrar bedenlenir. Kuran'ın insana öğrettiği hazcılık şudur:
Bir padişah iki adama birer elma armağan eder. Biri elmayı katır kutur yer, sindirir ve biter. Aldığı haz elmanın yutulmasına kadar olan 1-2 dakikadır. Diğeri elmayı öpüp başına koyar. O elma değil, padişahın ona teveccühüdür. Bu elmadan aldığı tad, diğerininkinden elbette farklıdır. Manevi haz denilen şey budur. Yoksa sevimli hayalet Casper'dan bahsetmiyoruz...
Sıkıntılı yaşamak tabi ki hedef değildir ama hedef hedonizm de değildir. "Bu dünyada başımıza ne geliyorsa kendi yaptıklarımızdan geliyor" beğenmediğiniz Hinduizm'in öğretisidir. İslam'da böyle bir şey yok !
Cennet ve Cehennem maddi olabilir. Bu konuda literatürde sıkı bir tartışma var. Tekrar tartışmak çok lüzumsuz.
Söylediklerinizi daha açık ve sansasyona yol açmayacak bir şekilde belirtirseniz sanırım daha kolay anlaşacağız... Show TV haber bülteni gibisiniz!:)
Yazan: blue Tarih: August 15, 2006 5:13 PM
Emre bey,
Hayvansal zevkler tabirini zevkleri aşağılamak için değil, hayvan ve insanlarda ortak olan zevkler anlamında kullandım. Bunun evrimle, tekamülle ilgisi yok. Bu zevkler elbette nefis. Nefis olmasa nefsi neden çeksin? Tasavvufun dediği bu zevklerden el ayak çekmek değildir. Bu zevkleri aklının ve ruhunun (sizi siz yapan olgunun) hizmetine sokmaktır. Bu sınırlamayı Kuran yapıyor: "Yiyin, için, israf etmeyin", "Haddi aşmayın", "gözlerinizi haramdan sakının...","büyüklenmeyin"... Yoksa öyle buyurun dostlar buyurun, Halil İbrahim sofrasına durumu yok. Hep bir ölçü ve terbiye var.
Bence siz bu komplo teorilerinden bir an önce kurtulmalısınız. Bu ruhçu öğreti neymiş böyle evrimden giriyor, Nazizmden çıkıyor. Kendinize sanal düşmanlar yaratıp ruh sağlığınıza zarar vermeyin. Daha ayakları yere basan konularla ilgilenin. Öyle okeye dördüncü arar gibi "gelin", "gelin" diye de seslenmeyin. Siz gelin... Bakın adaşınız düşmanınız ne diyor:
Gelin tanış olalım...
İşi kolay kılalım...
Sevelim sevilelim...
Bu dünya kimseye kalmaz...
Yazan: blue Tarih: August 15, 2006 6:17 PM
Sevgili Blue;
Kuran'da insana ait ölümsüz tanrısal öz , ruh diye birşey yoktur.Kuran'da ruh sadece vahiy ve vahyi ileten melek Cebrail anlamlarında kullanılmaktadır.
Hinduizm,New Age veya diğer ruhçu dinler tarafından bu şirk inancı(ruhlar alemi) benimsenerek insanlara çaktırmadan kutsallık ve Rabsellik yüklenme yoluna gidilmiştir.Tasavvuftan kabalaya kadar,hristiyanlığa kadar tüm dinlere sızmıştır bu öğreti aslında bir şekilde.
Bir tek Kuran korunma altındadır.Ve bu ruhçu öğretiden uzak olan tek dini kaynak Kuran'dır yeryüzünde.Çünkü Allah'ın gerçek öğretisinde Allah'a ortak-şirk yoktur.Ne sözde ruhlar alemi,ne de sözde ermişler-rahipler-kutsal insanlar........
Ölünce beden çürür,sonra yüce Allah tekrar sizi yaratınca "can-beden" bütünlüğünde toğrağın altından kalkarsınız.Sizi siz yapan şey ruhunuzda değil,zihninizdedir.Ve bu zihin sadece beyinde değil,tüm hücrelerinizde az çok vardır.Sadece beyninizde daha yoğundur.
Tuzun bile ruhu(marketlerde ) var ama bizim böyle bir şeyimiz yok.
Bu dünyada başımız ne geliyorsa kendi elimizle yaptıklarımız yüzündendir diye ben söylemiyorum,Rabbimiz ayetlerinde açıkça ve tekrar tekrar söylüyor.Verdiğim linkte-çalışmamda bu ayetlere birçok örnek bulabilirsiniz.Dünyadaki haz veya ızdırap dolu imtihanların kaynağını yalnızca ayetlerde görebilirsiniz.Ama lütfen yalnızca Kuran olsun kaynağımız.Yoksa hadisler,tasavvuf gibi din(islam) dışı kaynaklarda bambaşka öğretilerin inançlarını bulursunuz.
İslam tam bir haz dinidir.Hem maddi hem manevi.Hem bireysel-hem toplumsal-evrensel,hem dünyasal-hem de ahiretsel.....
İbadetler vücudumuzun ve zihnimizin gıdası,hazzıdır.Ayrıca "sevap işlemek" adı verilen şey nedir ? Şudur ; başkalarına "iyilik yapıp" onlara maddi-manevi güzellikler sunmaktır.hayatlarını kolaylaştırmak ve dünyanın cennetimsi yanlarını maksimuma çıkartarak,cehennemimsi taraflarını minumuma indirmektir.Ahirette ise safkan cennete kavuşmaktır hedef dine göre.Yani zevkü sefa mekanına,hem maddi hem manevi güzellikleri yaşayabilmek ve ızdıraptan(cehennemden) uzak durmak için.......
İddia ediyorum hiçbir materyalist-ateist bile bu kadar hazcı olamaz.Çünkü hem onlar ibadet gibi hazlardan uzaktırlar hem de cennetteki safkan güzelliklerle dolu hayatı hayal bile edemezler.Onların istediği bu dünyadaki zevklerle-acıların karışımı zıtlıklar dünyasıdır o kadar.Onlara sorsan ızdırap olmadan haz da olamaz ve safkan hazlarla dolu cennet dünyasını isteyemezler bile.
Ayetler açıkça ahiretin maddi olduğunu söylüyor.Bunun tartışması bile yoktur aslında.Ha ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek inkar yoluna giden sufiler tabii ki tartışırlar ve kendi uydurdukları ruhlar cennetine iman ederler.Ama Kuran'daki İslam'da yoktur böyle birşey.
Evet Kuran'ın hedefi "asıl çıkar ve mutluluğa" ulaşmaktır.Ahirette ise safkan haz dünyasına giriş yapıp sıkıntıları-ölümü sonsuza dek geride bırakmaktır.yaratılış gayemizi,kulluğumuzu doyasıya yaşamaktır.....
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 15, 2006 6:40 PM
YAZIMIN DEVAMI
Sevgili blue,sonradan ikinci iletini gördüm ve ben de cevaplarıma devam edeyim dedim.
Hayvansal zevkler,ilkel zevkler tabirleri binlerce yıl öncesinden evrimci-tekamülcü ve ruhçu olan öğretiler sayesinde insanların diline yerleşmiştir.Allah'ın nimetlerine gizli düşmanlık sergileyen bu öğreti,bu felsefeyi ustaca dinlerin içine de büyük ölçüde sokuşturmuştur.Ruhbanlık da bunun bir sonucudur.
Ama Kuran'da dünya ve ahiretteki nimetler için övgüler içinde ve şükredilmesi gereken güzellikler şeklinde niteler ve iyilerin bolca kavuşacağı şeyler olduğu söylenir.
İsraf etmeyiniz diyen ayet az tüketin falan demiyor.İSRAF EDİP KENDİNİZİ FAKİRLEŞTİRİP NİMETLERE UZAK KALMAYIN DİYOR.
İsraf demek lüks demek değildir.Tersine lüks ve kalite demek,israfın önlenmesi demektir.
Boşa akan kaynak suyunu içmek değil,içmemek israftır.Ağacın meyvalarını yemek değil,yemeyip çürümeye bırakmak israftır.Bankanızdaki-kasanızdaki paraları harcamak değil,tersine kilitleyip harcamamak,insanlara ulaşmasını engellemek israftır ki bu versiyonuna cimrilik adı da verilmektedir..
Kuran'da özellikle Davut ve Süleyman peygamberlerin ultral lüks ve ihtişam dolu yaşamlarına bir göz atmanız bile gerçek islam'ı size gösterecektir.Ama tekrar ediyorum,hadislerde ki veya değişmiş eski kutsal kitaplardaki değil,tek değişmemiş gerçek kaynak Kuran'daki peygamber hayatlarına bakmalısınız.
Harama göz dikmeme ise,haram olan şeylere(içki-kumar vs.) göz dikmemeyi ve/veya helal olan şeylerin(zenginlik -evlilik), hırsızlık-zina yapmak yapmak gibi haram yollardan elde edilmesinin yasak olduğunu belirtmeye yöneliktir.
Yoksa maddi zenginliğe ulaşmak ve fakirliğin ortadan kaldırılması ayetlerin hedeflerindendir.Hem bireysel hem de toplumsal bazda lükse kavuşmak dinin arzusudur.Tabii ki gerçek dinden bahsediyorum,diğer ruhçu öğreti bulaşmış dinlerden değil......
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 15, 2006 6:58 PM
Emre bey,
Her şey iyi güzel de, bu materyalist islam ekolü bizi nasıl mutlu edecek onu anlayamadım. Dinin arzusu hem bireysel hem toplumsal lükse kavuşmak ise biz yanmışız! Hiç mutlu olma şansımız yok demek ki. Hani paranın ne önemi var, ruh huzuru önemli filan diye kendimizi avutuyorduk. Şimdi onu da aldınız elimizden dımdızlak kaldık. Ne yapıp da lüks sahibi olabilirim anlatın da bir öğreniverelim. Anlattıklarınızdan lüks içinde ve maddi zevklerin doruğunda bir kişi olduğunuz anlaşılıyor, herşeyi çözmüşsünüz... Davud ve Süleyman gibi zengin olduğunuza göre bu fakire malınızın kırkta birini lutfeder misiniz? Mutluluk bizim de hakkımız değil mi?
Yazan: blue Tarih: August 17, 2006 6:02 PM
Sevgili Blue,nedense bizde biri birşeyi savunduğunda,onu o şeyle özdeşleştirme eğilimi var.Şimdi beni zengin biri yapıp çıkıverdiniz.Hayır orta halli biri sayılırım.
Ama kendi yaşamımı değil,Kuran'daki gerçek dini ve istenilen yaşamı savunuyorum.Ayrıca kırkda bir oranı da nerden çıktı.Maddi ve manevi tüm güzelliklerimizi-gücümüzü-yeteneklerimizi "sürekli" elimizden geldiğince insanların hizmetine sunmamızı istiyor ayetler.
Amaç elden geldiğince bu dünyanın cennetimsi özelliklerini arttırıp,cehennemimsi taraflarını azaltmak.Hem bu dünyada hem de ahirette güzellikler içinde yaşamak.
Yukarıdaki yazılarımda oldukça açık anlatabildiğimi düşünüyorum.Aynı şeyleri tekrar tekrar yazmak sıkıcı olabilir.Maddi ve manevi tüm lükslere ve hazlara,her 2 dünyada da kavuşmanız dileğiyle...
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 17, 2006 8:38 PM
Emre bey,
Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Ben, herhangi bir fikri kimin söylediğine bakarım. Yani kısaca kel ilacı satan eczanenin saçına, komünistim diyen adamın elbiselerinin markasına, diyetisyenin kilosuna, vs. Birisi bana mutluluk reçetesi sunuyorsa da ne kadar mutlu olduğuna bakarım. Bu devirde ağzı olan konuştuğu için neyin doğru neyin yanlış olduğunu ancak bu şekilde anlayabiliyorum.
Size de iki cihanda saadetler ve ruhsuz bedeninize sonsuz haz ve ihtizazlar dilerim.
Yazan: blue Tarih: August 17, 2006 10:54 PM
Mustafa Bey’in yazısı güzel ve birçok kısmına katılıyorum.
Ancak, ‘Nasıl mutlu olunmaz’ derken, mutluluğun tanımını yapmamış. Beyaz Türkler olarak tanımladığı kesimin maddesel olarak mutlu olmaları için pek çok sebebe sahip olduklarını yazarken mutluluğun en azından bir türünü tarif eder gibi olmuş fakat yazının devamında bu tür mutluluğu, mutluluk olarak görmediğini saklamaya çalışmamış. Eğer bunu doğru saptamış isem, kendisinin bu fikrine katılıyorum.
Batı Medeniyeti’nin hakim olduğu her yerde bu fenomene rastlıyoruz. Dahası, bu insanların mutsuzluğu yanında nerdeyse hiçbir ideolojiye veya yaşama anlam verebilecek başka değerlere sahip olmadıkları, (Bu kadar sert ifade etmek belki yerinde olmaz, bu değerlere önem vermedikleri diye değiştirmiş olayım), gözle görünür bir haldedir.
Fakat, Batı Medeniyeti’nin çok daha az etkili olduğu yerlerde de insanların mutlu olduğunu iddia etmek ki, Mustafa Bey bunu zaten yapmıyor, yanlış olur.
Güncellik nedeniyle pek yakından takip ettiğimiz Orta Doğu’da cereyan eden olaylar, bu fenomenin başka türlüsüdür. Orta Doğu’da yaşanan ‘İslamcılık’, ‘Batı Düşmanlığı’ gibi görüntüleri sadece Batı’nın kötülüğüne bağlamak yanlış olur. Oradaki toplumların, aynı Batı veya batılı topluluklarında yaşandığı gibi bir hayat anlamı arayışı var. Orta Doğu halkı çoğunlukla batı’lı yaşam tarzını reddederken, bunun yerine koyacağı bir alternatifi bulmuş değil.
Bu iki ayrı dünyaları karışlaştırmakla amacım, mutsuz olanlar sadece adı geçen ‘Beyaz Türkler’ değil. Beyaz Türklerden başka kesimler de aynı mutsuzluğu yaşıyorlar.
Parası olan mutsuzlar, mutsuzluklarını aşmak/örtmek için farmakoloji ürünlerine başvururken, parasız mutsuzlar aynı teselliyi din’de aramaya başvuruyorlar. Farmakoloji ürünlerinin yetersiz kaldığı gibi, din’e eğilim de bu hususta yetersiz kalıyor. İnsan sadece din’le yaşamaz.
Geçen yüzyıl’ın sonu, aynı zamanda bütün ideolojilerin de sonu olsu. İdeolojilerin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmaya gerek yok. Önemli olan, insanların artık hiçbir vizyona sahip olmamasıdır. Durumu daha da vahim yapan husus, vizyon sahibi liderlerin kaybolmasıdır. İnsanlara gelecek için yeni ufuklar açabilecek lider, Dünya’nın hiçbir yerinde yok. Devletlerin başında bulunan ve başında bulunmaya aday olan kişiler, teknokrat ve bürokrat kişiler, muhasebeci zihniyetli insanlardan ibaret.
Vizyonsuz toplum, amaçsız toplum demektir. Amaçsız toplum, yaşam anlamından yoksun toplum demektir. Bu ise, mutsuz toplum demektir.
Bu zaman, sahte peygamberlerin zamanıdır, kafatasçı ırkçıların zamanıdır. Nitekim bunların post modern versiyonlarını her gün televizyon ekranlarında görüyoruz.
Bu durumdan sorumlu olarak kapitalist sistemi teşhis edenler var, hem de çok sayıda var. Son 20 yılda ilkel kapitalizm sanki geriye dönmüş gibi olsa da, bence sorumlu olan kapitalizm değil. Aksine kapitalizmin bugün en çirkin yönüyle belirmesinin sebebi, Dünya’nın kolektif olarak vizyonlardan yoksun olmasıdır. Bu kontekst içinde kapitalizm sadece yedek bir vizyon görevi görmekte. Öyle ki, içinde bulunduğumuz ‘maximum profit’ çağında bu maximum profit’in dahi bir anlamı kalmamış, araç olmaktan çıkmış, amaç haline gelmiş ama hiç kimse amacın asıl ne olduğunu bilmiyor. Bunun belirtilerinden bir tanesini işte burada görüyoruz: Amaçsız tüketim. Veya, tüketim amaçlı tüketim.
Mutluluk krizi sadece zengin kesimlere ve/veya sadece Türklere özgü değil. Bu kriz bütün Dünya’da yaşanıyor.
Bu krizden çıkmak için sihirli çubuk yok, dinler de bu sihirli çubuk değil.
Mutluluk krizi aşmak veya mutluluk krizine hiç düşmemek için belki basit bir hayat felsefesi yeterlidir.
İnsana zaruri olan günde üç öğün yemek, kışın üşümemek, yazın yanmamak, çocuklara iyi bir eğitim. Bundan ötesi lükstür, olsa da olur, olmasa da olur.
Fakat bu demek değildir ki insanın çok daha ileri giden amacı olmasın. Bunlardan en önemlisi, örneğin üç öğün yemeği bulamayan insanlara da sağlamaya çalışmak, Dünya’da cahil insan kalmaması için uğraşmak.
İnsan kendisi için tevazu içinde yaşayabilmeli fakat insanlık için hiç mütevazı olmamalı.
Dediğim gibi bu problemin bir patenti yok maalesef.
Din’i patent gibi göstermek veya öyle sanmak, farmakoloji ürünü kadar yetersiz kalır. Din, birçok insanın mutluluğuna katkıda olabilir fakat mutluluğun kendisi olmak için yetersizdir.
Sevgiler
Yazan: Darvinist Tarih: September 4, 2006 5:48 PM
Nası Mutlu Olunur?....
El-cevap:
Bir diğer kesin gerçek ise, tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanların; almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı tercih edenler olduğudur.
Bir bildikleri vardır belki de...
diyerek yazar vermiş zaten.
Yine de çoğu Beyaz Türk bunu yolda gördükleri bir dilenciye 3-5 kuruş vermek ,bir kedi yavrusunu doyurmak veya panik atak nöbetleri sonrası bir çocuk yuvasında gidip oyuncak dağıtmak gibi anlıyacaklardır.Bence bu konuda insanlara "Bir bildikleri vardır belki de..." yi açıklamak gerekir gerekiyor diye düşünüyorum.
Saygılar..
Yazan: cihangir Tarih: September 7, 2006 2:47 PM
Merhabalar,
Sayın Darvinist,
Güzel bir yazı olmuş. Katılmadığım, tartışılır bulduğum kısımları da var ama genel olarak, mutsuzluğun tanımını güzel yapmışsınız, insanların amaçsız ve idealsiz kalarak tüketime yönelmelerini güzel anlatmışsınız. Kaleminize sağlık. Yalnız bir sorum olacak size: Yazınızın sonunda açıkladığınız basit hayat felsefesinin kaynağı nedir? Hangi felsefe bu hareket tarzını anlatmakta, özendirmekte ve insanları böyle düşünmeye ve davranmaya yönlendirmektedir? Tevazu, kanaatkarlık, diğer insanlar için çalışma, "almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı" tercih etme düşüncesinin, bu basit hayat felsefesinin, içi nereden dolmaktadır? Bu konudaki fikrinizi merak ettim. Gerçi siz, "bu problemin bir patenti yok maalesef." diyerek belki de soruma cevap verdiniz ama bu konuda şüphem var. Bu düşüncelerin bir felsefi arka planı, bir dayanağı olmalı diye düşünüyorum. Sizce nedir bu arka plan ya da dayanak?
Bir de bu basit hayat felsefesinin ismin koyarken, "mutluluğun kendisi" diye değil, bir yöntemler bütünü, bir yol haritası diye tanımlama yapmak daha doğru olur. İnsanoğlu, bu düşüncelerin dayandığı felsefi arka planı içselleştirebilir, sonra da yol haritasını ve yöntemleri izleyebilirse, (ya da bunları yapabildiği kadar,) mutluluğun kendisine, daha doğrusu huzurlu, dingin bir noktaya ulaşabilir. Bu noktanın tek bir nokta ya da bir varış çizgisi olduğunu da düşünmüyorum. Sonu olmayan merhaleler olarak düşünebiliriz. Ulaşmak için gerekli çabayı harcayarak varılan her bir merhalede, insan, ruhen daha da ferahlamış ve dinçleşmiş olur diye düşünüyorum.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 8, 2006 2:08 PM
Dogmatik bir yapıya sahip olmaktan korkuyordum aslında bu yazıyı okuyana kadar.Şmdiye kadarki okuduğum tüm yazılarınız fikrmce saçma ve cahilce, düşüncesizce olsa da bu yazıya hak verdim!
Ki bu önyargılı değil tamamen mantıksal yaklaştığımı görmemi sağladı ve beni mutlu etti. Bu yüzden size teşekkür mü etmeliyim bilmiyorum ama sanırım yakışan bu olur.
Yine de diğer İslamcılık fikirleriniz tamamen ters ve gereksizdir, boşa kürek çekmekten ibarettir.
Türklerin İslamiyet anlayışı dünyanın en güzel islamiyet anlayışıdır ve bunu Araplaştırmak en büyük ahmaklık olur.
Herneyse konu bu değil.
Gerçekten de maddeyle maneviyat belli bir oranda gitmezse mutluluk gelmiyor insanın içine, huzur dolmuyor asla.
Ne para ne mal mülk yapılan bir iyiliğin verdiği hazzı karşılamaz!
Tinsel doyumu cinsel doyum bile veremez!
Karşı olduğum nokta, bunun devletleştirilme çabasıdır, ki bu yazıda neyse ki daha çok tinsel açıdan yaklaşıp siyasi hedeflerinizin üstünde pek durmamışsınız.
Mutluluk ne sırf bu dünya için yaşamakla ne de salt öteki dünyayı düşünmekle bulunamaz.
Önemli olan herşeyin dengesini bulmaktır.
Umarım siz de bir gün devlet ve din arasındaki dengenin gerçek yerini kavrarsınız.
Yazan: Serhan Tarih: September 20, 2006 4:50 PM
Sevgili Akyol
Mutluluk...
Siz bildiğinizi bizimle paylaşabilir misiniz?..
Acaba siz ne anlam verdiniz buna ruhunuzda neler var sizin...
Birde: Mesele sadece mutlu olmak mı daha başka bir anlamdan sözedebilir misiniz.
Lutfederseniz bilmek isterim....
Sevgiler
Muhammed Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: October 3, 2006 6:01 PM
paranın araç değil amaç olduğu bir dünyada yaşamak elbette bizi mutlu kılmaz,gün geçtikçe artan tüketim çılgınlığı nereye kadar gidebilirki,dünyanın kaynakları tükendiğinde insanlar bu doyumsuzlara elbet bırakmaz bu kadar şaaşayı lüksü, hatta geç bile kalınıyor tepki vermemekte
Yazan: serap Tarih: October 14, 2006 2:57 AM
Mutluluk insanın içindedir. Keşfedilmeyi bekler.
Yazan: moonsherose Tarih: November 24, 2006 1:28 PM
Ellerimizi arkadaşlarımıza doğru uzararak yeni medeniyetlerin doğmasına ortamlar hazırlayabiliriz. Batlılılar boğazlarını aşan günahlarıyla bizden daha şanslı değil bence. Bizim de şekil, söz ve her türlü sahteciliklerden geçerek gerçeğin, iyiliğin ve yeni dengelerin tarafında güçlenmemiz gerekiyor. Kimseyi yenmek için değil, kendimizi aşmak için. Genç Arkadaşıma bu yolda ümit verdiği için teşekkür ediyorum.
M. Ali
Yazan: M. Ali Tarih: November 29, 2006 2:14 PM
Konu gerçekten herkesi çok yakından ilgilendiren bir konu. Ben özellikle mursuzluk sebebi olarak sonsuzluğa özlemi çok ilginç buldum. Mustafa Bey den ricam bu konu üzerine daha ayrıntılı bir yazı yazması.
sevgilerle...
Yazan: merve Tarih: December 7, 2006 1:52 PM
güzel bir yazı
tanımı çok zor olan mutluluk kavramı ve hayatın anlamına dair yazı yazmak cesaret ister aslında.
Sayın AKYOL bu cesareti kendinde bulabilmiş. Hep şu soruya birkaç cümle ile cevap verebilmenin olanaksızlığını düşündüm. "Hayatın anlamı nedir?". Sayın AKYOL buna en kestirme şekilde hem de birden çok cevap verebilmiş bu yazısında...Hayranlık uyandırıcı
Yazan: Kubilay ANT Tarih: December 13, 2006 10:00 AM
Kimse kusura bakmasın...
Bu yazılanların hayali olduğunu düşünüyorum...
Bir nevi ulaşılamayan ciğer hesabı yani...
Bu satırlarda "Beyaz Türk" denilenlerin ulaştıklarına ulaşılamamasından kaynaklanan bir kıskançlığın izleri var.
Ahmet Hakan, sözüm ona dinciydi, popüler bir gazeteci oldu, cebi para gördü ve sınıf atladı, niçin "mutsuz" falan değil?
Bu bana biraz doğu işi bir servet düşmanlığının meşrulaştırılması gibi geliyor... Ortadoğu'nun az gelişmiş toplumlarını Sovyet emperyalizminin kucağına iten tembelliğin ve servet düşmanlığının bir tezahürü.
Sorun geri kalmışlık sorunu. Geri kalmışlık sdece maddi bir yetmezlik durumu değil, asıl olarak zihni yetmezlik sorunu ki şimdi kendileri "Beyaz Türk'ler" diye aşağılanan insanlar da bu geri kalmışlığın bir parçası...
Amerika'da okumak onların zihni gelişimini gerçekten ilerletiyor mu?
Hiç sanmıyorum... Köylerinin kapalılığını Almanya'ya taşıyan gurbetçilerden ne farkları var?
Türk toplumu genel anlamda çok ciddi bir gerilik içinde ve fikri ihtiyacı da kendisine otoritelerce dayatılan konserve umdeler dışında bir şeye tekabül etmiyor.
Türkiye geri kalmış olduğu için tatminler de ilkel...
Dolayısıyla beyazlarımız bildikleri yabancı dille ulaşabileceği kaynaklarla kendilerini geliştirmenin hazzını falan akıl bile edemiyorlar.
Sevdiğim bir örnek...
Dicle Üniversitesi'nin kütüphanesinde bundan on yıl önce yanılmıyorsam 10 bin kitap vardı... Oxford üniversitesi'nin kütüphanesin'de bir günde el edeğiştiren kitap sayısı 250 bin idi!
Mustafa bey'in bu yorumunu açıkçası "iptidai" buldum...
Geri kalmışlığın ilerlemeden duyduğu nefretin ifadesi gibi geldi bana...
Bırakınız onların elde ettiklerini de siz onları elde etmek için ne yapacaksınız? Onu elde etmek için salt yalvarmakla, sovyetik bir dağıtıcı devletin sağlayacağı sun'i refah ortamını mı bekleyeceksiniz, yoksa batıyı batı yapan felesefi yolculuğun izlerini sürmek için ciddi bri çeviri ve yorum faaliyetine mi gireceksiniz..
Mustafa Bey'in cevabı sanırım birincisi...
Yazan: garabet Tarih: December 21, 2006 12:29 PM
Garabet,
Ben de sizin yazıklarınızdan ulaşılamayan bir ciğer tezahürü gördüm. Modernizm, maddiyat insana mutluluk sağlıyor önkabulüyle hareket ediyorsunuz. Bu doğru değil:
http://thehappinessshow.com/HappiestCountries.htm
Dicle üniversitesindeki kitaplarla Oxford'dakilerin karşılaştırması ise çok iptidai olmuş. Mutluluğun kitap okumakla ne alakası var?
Sizce mutluluk yabancı literatürü takip edip kendini geliştirme hazzı tatmak mıdır? Kitap okuyalım, içimiz açılsın... size Tolstoy'un 'İnsan Ne ile Yaşar?'ını tavsiye ediyorum.Yazan: blue Tarih: December 22, 2006 11:33 AM
Sonunda cisim olarak yok olacağımıza göre bu zihniyet ile nasıl bir mutluluk olacak? Eğitimlerimizi, özlemlerimizi ve amaçlarımızı sonunda yok olacaklar üzerine kurduğumuza göre bu nasıl olacak? Sahip olmak istediğimiz, tahsil, para, mevki ve havuzları olan evler, kapımızın önünde duran en iyi araba ve güçlü olmak isteği içgüdüsel olarak yokluğa karşı bir panik değil mi? Bunun neresi mutluluk.? Anlık güzel şeyler bir teselli, bir avunma sadece… Bütün düzenlerimizi, felsefe ve düşüncelerimizi neye göre tanzim ettiğimizin farkındamıyız?
Aslında bir şeylere sahip olmak mutsuzluğun en büyük kaynağıdır. İstek ve arzularının imkânlarına sahip olanlar ve bunun tadını çıkardığını sananlar nefislerini bir müddet için okşayanlardır. Büyüttükleri, palazladıkları nefislerinin güngeçtikce tutsağı ve esiri olacaklarını bilmelerine rağmen.
“Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez”Sokrates bu sözü ne güzel söylemiş. Günümüzde aklımın ve mantığımın çok gerilerinde, güdük kalmış bir öğretiler yumağı mutluluğumuza atılmış olumsuz bir kanca değil mi?
Gerçeğinde mutluluk denen kavram bilmek ve anlamaktır. Yaşamın değerini ve kıymetini anlayacak kadar ezilmiş, çile çekmiş ve bin bir türlü badirelerden geçmiş insanın hayata bakış açısıdır mutluluk. Ölümle karşı karşıya kalmış, aç olmuş, susuz kalmış ve çaresizlikleri yaşamış olanın bir anlık hayata bakışıdır mutluluk,öyle değil mi?
Yazan: orhan Tarih: February 3, 2007 12:46 AM
Merhaba Mustafa Bey,
Ben sizin isminizi duymuştum ama hiç yazılarınızı okuma fırsatım olmadı. Bugün tesadüfen okudum. Çok etkilendim.
Bahsettiğiniz bir diğer beyaz türk belki de benim. Belki şaşalı bir yaşamım yok ama kendimi şuan öyle hissediyorum.
Çalıştığım sektörde inanın gerek müşterilerin giyimi gerek rakiplerinizin yaşam tarzı beni ve çevremi etkiliyor. Yapmacık olmak zorunda kalıyorum. Aynı şeyi çevrem de yapıyor.
Beyaz Türkler olduğumuzun farkındamıyız diye düşünüyorum saatlerdir.
Duygularıma bir isim bulduğunuz için tebrik ediyorum.
Yazılarınızı takib edeceğim
İYİ ÇALIŞMALAR
Yazan: Elfuda Davut Tarih: February 9, 2007 10:36 AM
Sitenize yakın bir zamanda rastladım ve sık kullanılanlarıma ekledim. Yazılarınızı takip etmeye çalışıcam. Yorumların hepsini atlamadan okuyorum. Ben de katılmak istedim. Yazınız gerçek noktalara temas ediyor. Engin düşünceleriniz için teşekkür ediyorum.
Yazan: eda Tarih: February 23, 2007 12:00 PM
Anlasilmak, birilerinin senin neler hissettigini gordugunu bilmek, benzer yollarda debelenirken kimisinin kendine bir yol bulabildigini gormek cok guzel... Peki kurtulusu bulabilmek adina inanmaya calismak, ama yapamamak, her seyin anlamsiz gelmesi, bosluklari doldurmak icin yaratilan hicbir seyin tatmin edici gelmemesi, daha cok boslukta hissetmek, gundelik cikarlari, esyalari, sevgileri, iliskileri tuketmek, sahip olunabilecek hemen her seye sahip olduktan sonra, ondan bikmak, baska seyler istemek, ne istedigini bulamamak neden? Ne guzel yazmissin, hepsi birer birer hayatimda... Okulda basarili olmakti, Turkiye'nin en iyi okullarindan birini burslu kazandim, yakisikli sevgilim olmasiydi, gorup gorebilecegim en yakisikli erkeklerle birlikte oldum, asik olundum, evlenme teklifleri, ask ilanlari aldim, yuce ideallerdi, siyasi hareketlere katildim, mitinglerde bayrak tasidim, maddi tatmindi, alinabilecek en guzel arabalardan birine sahip oldum, tum marka kiyafetleri aldim, Istanbul'un en guzel yerlerinde gezdim, Amerika'da yasamakti, Amerika'nin en iyi okullarindan burs kazandim, yabanci insanlarla tanismakti, Amerikali sevgilim, dostlarim oldu, yine de mutlu olamadim... Inananlardan dost bulmaya calistim, onlardan medet umdum, sahip olduklarimdan sadece birine sahip olunca degistiler, dostluk dediklerini unuttular. Her seyi birakip yeniden baslamak istedim, bambaska bir sehre bambaska bir ulkeye geldim... Neye baslamak istedigimi, hangi hayattan kurtulmaya calistigimi bulamadim. Ben bende degilim, ama neredeyim???
Yazan: scarlet Tarih: February 24, 2007 1:45 AM
Sizin galiba gene dunyadan haberiniz yok diyecem en cok tuketen insanlarin nerede oldugundan, Turkleride mutsuz sandiginizdan
mutsuzluk turklerin degil dunyanin bir sorunu, gene turkler mutsuz olacak seyler bulduklari gibi cok mutlu olacak seylerde kolayca buluyorlar, ben burda biktim asik suratlar gormekten, mutsuz doyumsuz insanlar gormekten icleri kararmis benimkinide karartiyorlar ne bir gunes ne bir guler yuz
Yazan: orhan Tarih: February 25, 2007 12:44 AM
en zoru ne biliyor musunuz? bu yazılanların hepsini bilip yine de çemberin içinden çıkamamak..farkındalık her zaman çözüm getirmiyor.83 doğumluyum ve sözünü ettiğiniz kuşağın çok bariz bir temsilcisiyim..farkına vardıkça nefret ettim ve yeniden yapılanmaya yöneldim.sosyoloji yüksek lisansı yapıyorum. ama ne kadar ararsam arayayım kişisel olmayan bir hedef, bir anlam bulamıyorum. belki de bunun hayalini bile kurmak ben doğmadan 3 yıl kadar önce ağır bir darbe yediği içindir.
Yazan: gülgün küçükören Tarih: March 22, 2007 10:16 PM
Gülgün Hanımın yorumu dikkatimi çekti..mutluluk üzerine Mustafa Bey neler yazmış bir bakayım dedim..
yorumlardan biri Mustafa Beyin süper insan olduğunu söylüyor..bunu çok ilginç buldum:)
Mustafa Bey Beyaz Türkler derken zengin ama mutsuz sosyete gençliğini genel olarak ele almış..bunun başlıca nedeni ise zenginlik ve kariyerin mutluluk sebebi olarak sunulması..
aslında mutsuzluk zengin ya da fakir,orta halli herkesin yakasına yapışabilen bir dert..
Mustafa Beyin değindiği gibi kaybetme korkusu olduğu müddetçe mutlak anlamda bir mutluluk zor gözüküyor..
eşinizi çok sevdiğiniz zaman akabinde gelen duygu kaybetmek korkusu..sensiz yapamam durumları..
çocuk sahibi olmak biricik mutluluk kaynağıdır..kaybetmek ölüm..
çok çabuk demoralize oluyor insanlar..benim koskoca okulum birara elimden çıktı..öyle böyle topladık..ama 100 üzerinden 50 almış diye depresyona giren öğrenciler görüyorum..pes doğrusu..
öncelikle mükemmeliyetçilik olayını bırakmak lazım..herşey dört dörtlük olmak zorunda değil..
hata yapmak biz insanlar için..
gülünç durumlara düşmektende korkmamak lazım..
en iyisi başınıza gelen ve sizi üzebilecek durumlarla dalga geçmek..
hayatı çok ciddiye almak insanı piskopat yapabilir..ağlanacak yerde ağlayın,gülünecek yerde gülün..duygularınızı bastırmayın çok fazla..
ağlamayıda abartmayın gülmeyide..denge insanı olmak lazım..
bardağın dolu tarafını görmek,güzel düşünmek,hayata güzel bakmak güzellikleri artırır..
Gülgün Hanımın yorumu üzerine birkaç şey söylemek geldi içimden..
80 sonrası doğmuş büyümüş jenerasyon için üzgünüm
ama napalım ben şanslı doğmuşum 79'luyum:)
birazda şans olmalı insanda..doğduğunuz zaman güneşin hangi burçta olduğu da kişisel özellikleri etkiliyor..bazı burçların insanları biraz daha depresif olabiliyorlar..
ama moral bozmaya gerek yok..bu konuda benden şanssızı olmaz..hem normal hemde yükselen burcum yengeç..tam bir kapana kısılma hali:)
ben aştığıma göre herkes aşar..hiçbir şeyi fazla abartmayın..dalga geçin derim..
antidepresanlarla ilgili birkaç şey söylemek isterim..eğer klinik depresyon hastasıysanız mutlaka ilaç kullanmanız gerekir..tek başına terapiyle olmaz..beynin kimyasal düzeni bozuluyor çünki..seratonin salgısı azalınca hiçbir terapi o kişiye yardımcı olamaz..ilaç yardımı almak lazım..bunda da utanacak birşey yok.
dindar olmak da bazı durumlarda bu mutsuzluk hastalığına derman olamayabiliyor..dine yönelmenin aşırısıda bir depresyon sebebi olabilir..devamlı ölüme kafayı takıp esrarengiz şeyler peşinde koşmaya sebep olabiliyor..
ya da aşırı dindarlığından dolayı içine kapanıyor kişi ve bunu zaman içinde taşıyamayınca bu sefer tam ters bir istikamete sapıyor..dini yaşamdan sıkılabiliyor..aşırılık yapıp kendini sıktığı için..oysaki Allah sizin azda olsa devamlı yaptığınız ibadetlerden hoşlanır buyuruluyor..bu da bir denge ölçüsü..
Hz.Muhammed(as)ın kendini aşırı ibadete verip ailesini ve kendini ihmal edenleri ciddi şekilde uyardığını biliyoruz..hem dünya hem ahiret ikisini de dengeli taşıyabilmek lazım..
Mehmet Dikmen'in (hayatın dert ve üzüntülerine peygamberimizden teselliler) isimli bir kitapçığı var elimde şuan..birkaç şey yazmak gerekirse;
--Peygamberimiz bir hadislerinde
sana huzur veren şeyi al,
keder veren şeyi bırak buyuruyorlar.pozitif düşünmeye yönlendirme var..
---başına bir iş geldiğinde keşke şöyle yapsaydım deme..bu şeytanın vesvesesini artırır..Allah'ın takdiri buymuş de..
hasta ziyareti,yoksulu,yetimi sevindirmek,bir tebessümle bile olsa mutlaka sadaka vermek,hayvanlara merhametli davranmak gibi birçok tavsiyesi var Efendimizin..hayat tek başına çok anlamlı değildir..paylaştıkça güzellikler çoğalır..hayattan daha fazla haz almaya sebep olur..
mutlu olmak için çaba sarfetmek lazım..biraz işler kötüye gidince panik olmadan sabretmekde belayı defeder..
Peygamberimiz üzüntüye düşen kişinin söylediği zaman ferahlayacağı bir duayı tavsiye ederler. ..Hz.Yunus'un balığın karnına düştüğünde yaptığı bir dua.
--la ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin..
senden başka ilah yoktur..sen subhansın..ben şüphesiz zalimlerden oldum diye yakarmış Yunus peygamber..
balığın karnına da düşmedik ya arkadaşlar..ne sıkıcı düşünebiliyor musunuz?
Allah diyen darda kalmaz demişler..gönlünüzü ferah tutun..sıkılmayın..
bazen insan nazara gelir..nazar haktır..bu yüzden anlamsız yere sıkılıyor olabilirsiniz..manevi sıkıntılarınız olabilir..
-Sad suresi 41.ayeti kendinize okuyun..ya da muminun 97-98'e devam edin..günde bir tesbih okuyun mesela adet edinin..ferahlarsınız inşaallah..
ben çok nazara geliyorum söylemesi ayıp..:)faydasını görüyorum.
sıkıntılarınızı Allah'a havale edin..kaybetmek korkusu da dahil olmak üzere..o en güzel vekildir..
--la havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim
tesbihini çekebilirsiniz daralınca..
müslümanın sürekli bir sıkıntılı ruh hali içnde olmaması lazım..Allah sonsuz büyüktür..tahayyül edemiyoruz..O'nun sevgisiyle beraber kalpte darlığın olmaması gerekir.
Gülgün Hanım ben hayatınızdaki anlamı yakalayabilmeniz için dua etmenizi önerebilirim..ısrarla dua edin..ve duanıza icab edecek olanın şah damarınızdan dahi size yakın ve sizinle olduğunu hissederek..
kalpler Allah'ın elindedir buyuruluyor..kalbinizi özgür bırakın..o gideceği yeri bulur..onu sıkmayın..
biraz nasihat gibi oldu kusura bakmayın..içimden geldiği gibi yazıyorum..spontane gelişiyor..
tecelli denen bir olay vardır..Allah bir sözü söyletmek isterse kelamıyla tecelli eder..bizim varlıklarımız gölge varlıklar olduğu için isteği gibi bize hükmeder..
kalbime sizin için bunları söylemek geldi..umarım iyi gelir..kendinize iyi bakın..
sevgilerimle..
Yazan: deniz Tarih: March 26, 2007 6:27 PM
Bir şeye sahip olmak isteyip te olamamak kötüdür,sahip olmak ise iyi değildir. Kötü şeyler insanı sürekli bir mutsuzluğa iter, ancak iyi şeylerin mutluluğu bir anlıktır. O yüzden insanlar ya mutsuzdur ya da mutsuz değildir. "Mutsuz değilim" demek "mutluyum" demek değildir.
Yazan: emre çağlayan Tarih: May 7, 2007 12:17 PM
kaleminize sağlık mustafa akyol
kendimi bir beyaz türkün peşinde gidiyormuş gibi hissettim bir an... silkindim kendime geldim...
teşekkürler...
bu arad din,bilim felsefe konferanslarınız çok güzeldi... bunların 3. sü de gelecektir umarım
Yazan: maretranquilita Tarih: May 13, 2007 10:44 PM
Sizi bugün TV programında izledikten sonra, sitenizi bulup yazılarınızı okumak için tarifsiz bir arzu duydum. Muthiş yazılar bulacağıma emindim.
Bu ilk yazıydı okuduğum.
Ve evet dedim. Hep düşündüğüm konulardan biridir bu krpnik mutsuzluk hali. Çok güzel anlatmışsınız.
Elinize sağlık....
Yazan: Canan Tarih: May 20, 2007 1:36 PM
Maalesef kastettiğim pek o değil sevgili Blue.Bir kere bizim ruhumuz-hayeletimiz birşey yok ki ruhani zevk adını verelim.Ha manevi zevk adını verdiğimiz şey de beyinlerdeki kimyasallar sonucu oluşan yine maddi olarak bize ulaşan coşku ve huzurdan başka birşey değildir.
Demiş Emre bey..
Çoşku ve huzuru kimyasallara bağlamak metaryalizmin soğuk kucağına oturup uyuya kalmaktır.kimyasal dediğiniz şeyler haddi zatında element ve atomlar hatta atom altı parçacıkları vs..dir. şuursuz ve cansız varlıklar..neticeleri şuursuz kimyasallara veren ve nihayetinde olayı yine maddesel bir sonuca bağlayan bir zihniyet,sebepler sonucu bu neticeler doğar! bu kaçınılmazdır diyen metaryalist anlayıştır yahut çok yakın akrabasıdır ama kendisi bunun farkında mıdır bilinmez..sonuç zevk huzur ve coşku dahi olsa.. ki bütün bunlar soyut kavramlardır ..
felsefi olarak bile çürütülmeye değmez metod ve kavram kargaşaları ile dolu bir sürü şey aslında..
.ve daha bir çok şey söylemiş Emre Bey ama yukarıdaki paragraf bile hangi bir arada olmazları bir araya getirmiş bir fikir ve inanış tutarsıslığı içinde olduğunu açıklamaya yeter..Demek ki hitabet yahut yazı yazma yeteneği bir kaç okuma ve yüzeysel analiz ile birleşince nefsin sağı ile işbirliğine yanaşabiliyor..İslam düşünce fraksiyonları içinde herşeyi akıl ile izah edebileceğini ve herşey için aklın yetebileceğini düşünen Kelamcıların düştüğü vartaya kolayca yuvarlanabiliyor insan..Bize Kur'an yeter diyen sünneti ve alimleri redden bir anlayışın gelip oturacağı kayalıklara oturu veriyor..Kuran'ı bile anlayamamak kayalıklarına..
Ruh yok ise onun hakkındaki ayetler ne ola ki..Sünnet için Müminlere; Peygamber size ne getirirse onu alın diyen ayet ne ola ki..Sana Ruhtan soruyorlar insana ondan çok az şey bildirilmiştir diyen ayet ne ola ki o zaman.. evet elbette cismani diriliş vardır ve öyle olacaktır ama bu ruhun olmadığı anlamına gelmez..işte bu gibi noktalarda ifrat yahut tefrit uçurumlarına savrulur kalırsınız eğer "akıl" denen şeyin ne olduğu izah dahi edemeyen "akıl" ile herşeye ulaşacağınızı ve kuşatacağınızı sanırsanız..İslamiyeti hazcılık olarak anlar, Allah' ın isim ve sıfatlarında dahi hata edersiniz..Ünlü bir kelamcının sorusuna cevap veren ünlü bir alimin (ki alim ilmi ile amel edendir) cevabıyla noktalayalım...
"ALLAH I BİLMEK ; VARLIĞINI BİLMENİN GAYRIDIR"
Olması gereken akıl ve kalp birlikteliğidir. Ama bütün latifelerin Kumandan-ı Azamı kalptir.Şüphesiz ki aklında kumandanı odur...
Lütfen Aklınızı kalbinizin hizmetine verin..
Saygı Sevgi Ve Dularımla..
Cem Gökhan...
Yazan: Cem Gökhan Tarih: July 30, 2007 3:39 PM
BENDE AKSINE MANIVIYATA DÖNÜPTE MUTLU OLANI GÖRMÜYORUM.. MESELA KENDINI TAMAMEN DINE VEYA ALLAHA VEREN INSANLARDAN HUZUR VE HOSGÖRÜ BEKLENIR DEGIL MI?.. " AMA BENIM YAPTIGIM DOGRU, SENDE KENDINI SINIRLA, DINE VER, SÖYLE YASA BÖYLE YASA SENDROMU" MUTSUZ OLDUKLARININ EN BÜYÜK KANITIDIR... KAHKAHA ILE GÜLMEYI UNUTMUS INSANLAR, HERGÜN NAMAZ KILDIKLARI HALDE STRESLI, CEVRESINE HOSGÖRÜSÜZ BAKAN INSANLAR DOLU..NEDEN? ..
DIGER TARAFTAN HAYATI KENDI ARZULADIGI, BILDIGI MANTIGIYLA YASAYAN INSANLARDA DAHA BÜYÜK BIR HOSGÖRÜ, SEVGI VE GÜLÜMSEME GÖRÜYORUM..
YANI MANEVIYATI BULAN KISLER MUTLUDUR TEORISINE CEVREMDE PEK COK CELISKI VAR.
MUTLU OLAN KENDI DÜNYASINDA GÜLEREK, SEVEREK VE KIMSEYE KARISMAYARAK YASAYAN INSANDIR.. ZORLA BIRSEYLERIN ISPATINI YAPARAK, INANDIGINI BASKA INSANLARA EMPOZE ETMEYE CALISAN INSANIN ISE IC HUZURU YOKTUR...
Yazan: ayla Tarih: September 19, 2007 4:53 PM
mutluluk elindekinin değerini bilmektir bence.ne marka,ne para,ne seyehat...elbette insanın elinde olan bunlarda olabilir ve bunlarlada mutlu olunabilir ama bunlarsızda ..."kanaat en büyük zenginliktir"hz.muhammed sav
Yazan: filiz Tarih: September 23, 2007 1:50 AM
Mustafa Akyol yazınızda çok haklısınız söyleyecek söz yok. Ama bi de bizi bu noktaya getiren gerçeğe dönmek lazım bence. Neden ve nasıl böyle olduk? Bizi neler sürükledi tüketici toplumu olmaya veya maddeye bu kadar değer vermeye. Tek cevabı var manevi eksiklik. Hiç birimizde maneviyat yok, insan değeri diye bir şey bilmiyoruz. Sebep sevgiden uzak yaşamamız. Çalışan anne de bunların baş unsurudur. Yeni yetişen nesil bakıcıların elinde veya anaokullarında büyüyor. Aile eğitimi terbiyesi almayı bırakın aile sevgisi görmüyorlar. İşte sorun burda başlıyor. Bence mutsuzluğu çözmek ilk aile kavramının ne olduğunu çözmekle başlıyor.
Yazan: tugba Tarih: October 1, 2007 8:06 PM
mustafa bey,ağzına kalemine sağlık.
yorumlardan biri şöyle"insan cennetten geldiği için dünyaya cenneti özler ve bu sebeple oraya ulaşana dek düya ona yetmez"
şu değerlendirme çok etkiledi beni.
İnsan, kendinden ve etrafındaki her şeyden daha büyük, daha mutlak bir ideale bağlanma ihtiyacındadır. Bu ihtiyacı reddettiğinde, kendi doğasına aykırı davranmış olur. Modern insan, ve bu arada bizim Beyaz Türklerimizin çoğu, bu temel gerçeği göz ardı ettikleri için krizdedirler. Kimi düşünürlerin "anlam krizi" dediği şeydir bu. Hayatın anlamını, aslında anlam oluşturamayacak şeylerde aramakta ve sonuçta anlamsız hayatlar yaşamaktadırlar.
Yazan: kürşad konyalı Tarih: February 3, 2008 3:51 PM
Mustafa Bey,
Tesbitinize katılıyorum, ancak çözüm konusunda göstermiş oldugunuz yola kesinlikle katılmıyorum, ozellikle de "tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanlar; ..., bencillik yerine fedakarlığı ... tercih edenlerdir" kısmına.
Öncellikle, günümüzde bencillik (selfishness)kelimesine yüklenmiş olan negatif çağrışımlardan bağımsız olarak bencilliği doğru bir şekilde tanımlak gerekir. Bencillik, insanın kendi çıkarlarını düşünmesi, kendi çıkarlarına uygun hareket etmesi, kendi çıkarlarına uygun kararlar vermesi anlamına gelir. Fedakarlık (altruism) ise insanın kendi çıkarlarını değil "başkalarının" çıkarlarını düşünmesi ve bu "başlalarının" çıkarlarına göre hereket etmesi ve karar vermesi anlamına gelir.
Günümüzde bencilliğin kötü birşey olarak algılanmasının altında yatan neden bir insanın "kendi" çıkarının temelde kötü birşey olduğu ve dolayısıyla insanın
Yazan: Elsa Tarih: February 18, 2008 12:21 AM
Mustafa Bey,
Tesbitinize katılıyorum, ancak çözüm konusunda göstermiş oldugunuz yola kesinlikle katılmıyorum, ozellikle de "tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanlar; ..., bencillik yerine fedakarlığı ... tercih edenlerdir" kısmına.
Öncellikle, günümüzde bencillik (selfishness)kelimesine yüklenmiş olan negatif çağrışımlardan bağımsız olarak bencilliği doğru bir şekilde tanımlamak gerekir. Bencillik, insanın kendi çıkarlarını düşünmesi, kendi çıkarlarına uygun hareket etmesi, kendi çıkarlarına uygun kararlar vermesi anlamına gelir. Fedakarlık (altruism) ise insanın kendi çıkarlarını değil "başkalarının" çıkarlarını düşünmesi ve bu "başlalarının" çıkarlarına göre hereket etmesi ve karar vermesi anlamına gelir.
Günümüzde bencilliğin kötü birşey olarak algılanmasının altında yatan neden, insanların "kendi" çıkarlarının temelde kötü şeyler olduğu ve dolayısıyla insanların kendi çıkarlarının peşinden koşmasının kötü sonuçlar doğuracağı varsayımıdır. Tabi ki de geçmişte ve günümüzde bu varsayımı destekleyecek sayısız örnekler bulmak mümkündür (ve eminim gelecekte de mümkün olacaktır). Ancak, bu örneklerdeki problem bencillikte değil, insanların kendi çıkarlarını tanımlarken kullandıkları etik değerlerdedir. Bu problemlerin çözümü insanları fedakar olmaya yönlendirmek değil, insanlara sebep sonuç ilişkilerini görerek doğru etik değerlerini kendilerinin belirlemelerini sağlayacak rasyonel bir eğitim vermektir.
Bir insanın kendi çıkarlarına göre değil de "başkarının" çıkarlarına göre yaşaması insan doğasına aykırıdır, dolayısıyla insanları mutluluğa değil mutsuzluğa iter.
Kanımca, bahsettiğiniz Beyaz Türklerin mutsuzluğunun sebebi bencillikleri değil, yeterince bencil olmamaları, bencil olmanın gerekliliklerini yerine getirmemiş olmalarıdır. Kendi çıkarlarının, kendilerini gerçekten mutlu edecek şeylerin ne olduğunu bulmak için yeterince çaba ve düşünce sarf etmemiş olmaları ve "başkalarının" kendileri için tanımlamış olduğu mutluluk reçetesinin peşinden koşmalarıdır.
Yazan: Elsa Tarih: February 18, 2008 12:56 AM
güzel olmuşta parayı mutluluğumu savunuyosunuz anlamadım
Yazan: büşra Tarih: March 1, 2008 10:51 AM
çok iyi başlayıp,sonunu getiremediğiniz yazılarınızdan biri daha .neden acaba yazılarınızın sonunda hep bir boşluk duygusu oluşuyor..
Yazan: ayşin Tarih: March 5, 2008 1:42 PM
Ayşin Hanıma bu yazıyla ilgili olarak kısmen hak veriyorum..
Mustafa bey yazılarında duygusal durumlara girmek istemiyor..duygusunu,heyecanını belli etmemek gibi bir özelliği var..
aşk,makam,mevki,para insanları mutlu etmiyor..daha derinlerde aramalıyız mutluluğu diyor..
peki bu nedir diyoruz?
onuda herkes kendi bulsun vicdanında diyor..
yazıyı baştan beri heyecanla takip eden okuyucu acaba ne gelecek derken birden hayal kırıklığına uğruyor..
mutsuzluğumu nasıl gideririm sorusu cevaplanmıyor..sadece ip ucu veriliyor..
kanımca böyle olmasının sebebi entellektüel kaygılar..
analitik düşünce sahibi insanların yazılarına duygu unsuru katmaları entellektüel bulunmuyor..yazıyı havada bırakınca entel olunuyor..
eğer mutsuzluğunuza çare olan,yol gösteren yazılar istiyorsanız benim yazılarımı okuyabilirsiniz..
çünki ben entellektüel kaygılarla duygularımı bastırmıyorum..
nasıl hissediyorsam öyle yazıyorum..
arkadaşlar,
her yazıda analiz yapılmaz..okuyucu sizin duygu dünyanızı da keşfetmek ister..
bu da analiz yapmak kadar entellektüel bir tavırdır..
Mustafa Beyin bu yorumumu olgunlukla karşılayacağını umuyorum..
saygılar,sevgiler..
Yazan: deniz Tarih: March 6, 2008 7:45 PM
sayın akyol, mutsuzluk ve içdünyamızdaki çapraşık ilişkileri irdelerken, beyaz türklerin buhranlarının yanında, orta tabaka tüccar erbabının, ne bileyim, namazında niyazında ve hali vakti yerinde vatandaşın, hiç olmadı zamanın yeni zenginlerinin içdünyalarına, depresyonlarına, kaygılarına, güvencesizliklerine ve endişelerine de vicdanı ve mantığı göz önünde bulundurup göz atabilir misiniz? alt tabakayı, sefil takımını, muhtacı bende çevremden gördüğüm kadarıyla anlatırım karşılığında ama günümüz zenginlerinin, elit değil, taşra çocuklarının kapitalist konumlanmada nerelerde olduğuna da göz atsanız.kimi değerlerini yıkmış ancak yerine yenisini koyamamış küçük burjuvamız ve onun depresyonlarından daha çok merak etmekteyim bunları. yeni sınıf ne soluyor, yeni anlayış kimlere göz süzüyor?
Yazan: sayın eyüp Tarih: April 19, 2008 1:55 AM
Epktetos, mutluluk karın doyurmaktan ibaret olsaydı otlaktaki öküzleri mutlu kabul etmemiz gerekirdi der. :)))
Yazan: Anonymous Tarih: April 20, 2008 3:38 AM
Bir insanın manevi gerekçelerle İslam dinini veya tüm ortadoğu kökenli dinleri reddediyor olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Bir insanın İslam dinini manevi açıdan tatmin edici bulmama olasılığını tanıyor musunuz? Bir insanın İslam dininin insanın varoluşuna biçtiği anlamı beğenmeme ve daha iyisini bulabileceğine inanma gibi bir yolu tercih edebileceğini ve bununla daha mutlu olabileceğini...
Yazan: Turan Hiçdurmaz Tarih: June 4, 2008 12:10 PM
Bay Genc yazar,
siz neden Atatürk ilkelerinin düsmanisiniz? Atatürk o zamanlar ilkel, seriatci düzen icinde yasayan Anadolu'nun bütün insanlarina en güzel ve dogru yolu gösterdi: Sizin gibi birisi, tanrinin size verdigi imkanla TED okuyup iyi ingilizce ögrendiniz; fakat sonradan bu ilkelere gercekten ihanet etmektesiniz. Kulladiginiz Beyaz Türkler tabiri acikcasi irkciliktir; kardesi kardese düsman etmektir. Madem bu dünya gecici ise(fani), neden enejinizi Türk milletinin iyiligi, kalkinmasi icin harcamiyorsunuz.
Dünyanin her yerinde kafalari türbanli, önlerinde bir, iki cocuk, karinlari dogacak olan cocukla dolu Türk göcmen kadinlari ve kafalari takkeli eslerini görünce onlara sirtlarini ceviriyorlar ve biz Türk'lere bes paralik deger vermiyorlar.
Sizde kalkmis USA'da bir takim teoriler üretiyorsunuz.
Türk milletinin bel kemigi Türk Ordusudur! Sizin hic bir sekilde bu sanli urduya ve onun mensuplarina hakaret etmeye hakkiniz yoktur. Ordumuz belki siyasete karisip ihtilaller yapmis, hatalar islemis olabilir; fakat genede onsuz laik Türkiye Cumhiriyeti yasayamaz.
Siz tutugunuz yolda Türk kadinlarinin, analarimizin, kizlarimizin haklarini red eden bir düsünürsünüz; cünkü Atatürk ilkelerini ölcüt kabul edenleri disliyorsunuz.
Ilkel toplumlarin dine ihtiyaci vardi ve de vardir. Ama din en sonunda bir irkciliktir: Yahudi, Müslümani, Hiristiyani dinsiz sayar;Müslüman digerlerini; hatta Hindulari köpek sinifindan kabul eder. Yahwa, Allah ve God diye cagirdigimiz tanri bir tanedir; ve o bütün insanlari yaratmistir; eger biri buna inanirsa inanir; bu ispat edilemez.Buna iman denilir.
Imanla, dinle bir toplum 21'inci yüzyilda idare edilemez. Is kötülesince Imam Humeyniy'e seytan ülkesinden kalp doktoru getirtilir! Farsli Mollalar, Kuran suresiyle Humeyniyi tekrar diritemezler. Fakat bilimle gecmis Israil basbakani Saron hala bitkisel hayat yasamaktadir; sayet buna hayat dersek!
Siz aclik ne demek biliyor musunuz? Eger bir toplumda insanlar acsa, kimse Allah, ana baba dinlemez bibirini keser, öldürür. Iste nufus patlamasi olan Türkiyem ve sizin gibi Ingilizcesi mükemmel bir yazari ve de oradaki ac insanlar. Cok sevdiginiz AKP toplulugu bunu cok güzel kullaniyor, ülkede muhtaclara belediyeler yoluyla yiyecek paketleri dagitarak. Bu tasima suyla degirmen döndürmektir.
Kürtler almis baslarini ülkenin Dogusunu koparacaklar, hatta Türkiyenin her yerinde hakkimiz vardir diye bagiriyorlar: Sizde ordumuzu, bizim gibi dinle devlet islerinin ayri olmasini istiyenleri fasist olarak dünyaya tanitmaya calisiyorsunuz.
Son sözüm su: 640 yillarinin Islam yasantisi sadece Petrol kaynaklari olan ülkeler icin uygulanabilir. Misal olaral Saudi Arabistan karsiti Bangaldes'i veriyorum. Anlayana sivrisinek saz!
Selamlarimla
A. GÖK
Makkah, Saudi Arabia
Yazan: Ahmet GÖK Tarih: July 25, 2008 1:20 AM
yazının temas ettiği nokta herkesi ilgilendiriyor, yorumlarda konuya ışık tutmuş.ışığın renkleri çeşitlilik gösterse de...Bir yorumda benden, çok avamca gelebilir ama insan ebediyete ulaşmak için, dünyaya gelmeden önce sahip olduğunu bulmak için, yani hakkı bulmak için çabalıyor.bunu da ancak ebediyet vaad eden, hakkın kelamında ve dünyayı onun için yarattığını söylediği elçisinin hayatının örnekliğinde bulabiliriz.ebedi mutluluğu temin etmeyecek hiçbirşey insanı mutlu etmeyecektir.şu durumda insan neye sahip olursa olsun ister fakir olup, şükürle ulaşacağını düşünsün; isterse zengin olup paylaşarak...yaptığı ebediyet vaad ediyosa insan mutludur... bence...
Yazan: ay Tarih: October 3, 2008 6:04 PM
Siz MUTLUMUSUNUZ sayin Akyol?
Yazan: kemal Tarih: December 4, 2008 10:31 PM
Mustafa Bey, gerçekten çok güzel ve doğru bir yazı kaleme almışsınız. Ben de çok önceleri yazmış olduğum bir yazıyı buraya eklemek istiyorum.
mutluluk, ciddi anlamda irdelenmesi gereken bir konudur. ilk boyut; mutluluk nedir sorusuna bir cevap bulmak... ikinci boyut; mutluluk nasıl elde edilir sorusuna...
aslında, ilk boyut için yeterince güzel bir yaklaşım sergilendiği zaman ikinci boyuta dair çoğu cevabı elimizde hazır buluruz. yine de, karanlıkta kalan noktaların her daim olması kaçınılmaz gibi görünüyor. zaten, amaç da bu konuda genel geçer bir yaklaşıma sahip olabilmek.
mutluluk, o kadar geniş bir çerçeve ki. hani, hayatın anlamıdır belki her daim mutlu olabilmek ya da kendisini mutlu kıldığına inandığı şeyleri yapabilmek bazı insanlar için. ya da, kafadaki o varsayılan yaklaşım da budur; "beni mutlu yapmaya çalışacağım her zaman, benim için hayatın anlamı bu". aslında, mutluluk ile hayatın anlamı ve hedef arasında çok fazla bir korelasyon olduğunu düşünmüyorum. elma ile armudu karşılaştırmak gibi geliyor.
bu noktada, artık mutluluğa odaklanabiliriz. mutluluk nedir?
mutluluğu, sürekli ve süreksiz olmak üzere iki türe ayırabiliriz.
süreksiz mutluluk, temelde bir "mutluluk" olmasına rağmen geçici olması yüzünden temelde, baştaki sebebin aslında haklı ve tam anlamıyla istenen bir sebep olmadığına götürür bizi. zaten, yaşanılan mutlulukların çoğunun süreksiz olması, ikinci bir anda artık hükmünün kalmayıp hatıralarda yerini alması da bu konuda çok da iyi bir noktada olmadığımızı gösterir.
düşünelim, yeni bir araba aldık. bu arabanın bize sağlayacağı mutluluk ilk günden sonra giderek azalacaktır. bir gün gelecektir de, artık bizi mutlu yapan şeylerin arasında arabamız asla bulunmayacaktır. bu, her türden hayat standardı için geçerli olan bir özelliktir. peki, böyle olmasının sebebi nedir? işte, süreksiz mutlulukların kaynağı da yine "dönüşüm"lerdir. iyi yönde bir dönüşüm sağlandığı zaman, dönüşüm artık "biz" olana değin bizi mutlu yapmaya devam edecektir zamanla azalan bir çizgide. işte, o dönüşüm içselleştirilip artık yine "durağan" konuma geçildiği zaman yine kendimizle baş başa kalırız. ah nerdesin mutluluk?
süreksiz mutluluğun sebeplerinin ortak özelliğinin bir dönüşüm olduğunu söyledik. işte, bu dönüşümün içselleştirilmesi aşamasındaki süreçte söz konusu süreksiz mutluluğun oluştuğunu söyledik. hayatta, sürekli olarak dönüştüğümüz yadsınamayacak bir gerçek. bu dönüşümlerden, iyi yönde olanların bizi mutlu edip kötü yönde olanların da bizi mutsuz etmesi de yine bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. dönüşüm tamamlana kadar... hemen uzaklardan bir deyiş koşarak geliyor: zaman herşeyin ilacıdır. kötü yönde yaşanılan dönüşümlerin bizi mutsuz etmesi neticesinde söylenen bu özdeyişi rahatlıkla iyi yöndeki dönüşümler içinde kullanabiliriz.
sürekli mutluluk... sürekli mutluluk, yapısı gereği dönüşümlerle başlasa dahi dönüşümlerin bitmesinden sonra da varlığını ilk günkü koruyabilen bir yapıya sahiptir. bu noktada, sürekli mutluluğun kaynağı bireyin ta kendisi olacaktır. bireyin kendisi, bulunduğu temel durum itibari ile yani kendisi "olması" itibari ile bu mutluluğu hiçbir şekilde kaybetmeyecektir. bireyin "var olması" yeterli olacaktır.
insanoğlu, bazen tek bir anı, bazen üç aylık süreci, bazen de ömürlük süreci hesaba katarak mutlu olmanın yollarını arar. (*) bazen de "kendisini" hesaba katarak... seçilen yolun, varılmaya çalışılan hedefin değeri ise bu yolda ne kadar başarılı olunacağı ile direkt olarak alakalıdır.
(*) bu noktada, asıl hedefin "mutlu olmak" olması ayrı bir tartışma konusudur. konunun tüm yönleriyle ele alınması gerekir.
Yazan: MT Tarih: January 28, 2009 3:49 PM
Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu kendi kendine sormaya başlamış.
Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş... Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş... Köy, kasaba, ülke dolaşmış bu arada zaman da durmuyor tabi ki.
Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona - "Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir. " demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye “Hayatın anlamının ne olduğunu" sormuş ...
Bilge sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş...
Adam kabul etmiş... Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağ doldurmuş. Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel... Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağ eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı(!)
Adam şaşkın... Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki... Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş Bilge... Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü... Geri geldiğinde bilge, adama bahçe nasıldı diye sormuş... Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış..
Bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş
-Hayat senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın...Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır...
"Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli"
Yazan: Birgül Tarih: February 20, 2009 4:21 PM
Bir psikiyatri hekimi olarak; ruhsal sıkıntı ve mutsuzlukları salt "Beyaz Türkler" kategorisinde değerlendirmenin olaylara at gözlüğü ile bakmaktan ibaret olduğunu ifade etmek isterim. Bahsetmiş olduğunuz kapitalist sistem içindeki tüketen insanın mutluluğa ulaşım serüvenini güzel izah etmişsiniz; fakat sistemden kendisini koparıp dini uğraşı yoğunlaşması ile de insan beyninin maraza uğraması pek tabi mümkündür ve birçok örnekleri de mevcuttur. Bir bozukluğun,özellikle psikiyatride, hastalık olarak kabul edilmesi için aşırılık ve işlevselliğin bozulmasıdır. Belki farklı bir örnek olmasına rağmen vereceğim "aşırı ve kontrolsüz alışveriş etme" dahi affektif hastalık boyutunda değerlendirilebilecek durum olabilmektedir. Psikiyatrik hastalıklarda elbette psikotropik ilaç kullanımı zaruridir ve bu kullanım "Beyaz Türkler" ile sınırlı değildir; Türkiye'de her 1 saatte intihar ile ölüm olduğunu ve bunun katlanarak büyüdüğünü düşünürsek hiç değildir. Önemli olan psikiyatrik hizmete ve psikotrop ilaçlara ulaşabilmek olmakla beraber, üst-orta gelir düzeyindeki insanların bu sağlık hizmetine daha kolay ulaşıp tedavi alabilmelerindedir.
Yazdığınızdaki yazılarda, geçmişten gelen bir şeylere öfke ve belki de ezilmişliğin yazıya yansımalarını gözlemleyebiliyorum desem umarım sizi kırmamış olurum. Takdire şayan gözlem ve araştırmacı kabiliyetinizin Türkiyemiz için hayırlara vesile olmasını dilerim.
Selamlarımla...
Yazan: doktor Tarih: October 15, 2009 3:03 PM
Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin
Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitân harab
Yazan: ckocaer Tarih: May 3, 2010 2:13 PM
Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin
Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitân harab
Yani: "Biz bu dünyanın bahar mevsimini yaşadığımızı zannediyoruz, oysa bülbül suskun, havuzlar boşalmış, gülistan da tam bir harabe."
Yazan: ckocaer Tarih: May 3, 2010 5:17 PM