« Bir Okuyucu Yorumu | Ana Sayfa | Tabularla Nereye Kadar? [Tarihsel Atatürk'ü KeÅŸfetmek] »
July 16, 2005
Çağın Güçlükleri ve İslam
[16 Temmuz 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı. Turkish Daily News'ta yayınlanan İngilizce versiyonunu da okuyabilirsiniz.]
11 Eylül 2001'deki terör eylemlerinden bu yana, Avrupa Müslümanları, terörizmin potansiyel zemini olarak görülüyor ve büyüteç altına alınıyorlar. Geçtiğimiz hafta Londra'da yaşanan ve 70'nin üzerine masum insanın yaşamına mal olan 'barbarca' saldırı, bu büyüteci biraz daha kalınlaştırdı. Gerçi Müslüman liderler eylemleri güçlü bir biçimde kınadılar, Tony Blair "Biliyoruz ki Müslümanların büyük çoğunluğu teröre bizim kadar karşı" dedi. Ancak sorun ortadan kalkmış değil.
Sorun şu: Terör eylemleri, bir avuç fanatik militan tarafından gerçekleştiriliyor, ama biraz daha geniş bir Müslüman kitle tarafından benimseniyor. İngiltere'deki Müslümanlar arasında yapılan bir araştırma, Usame bin Ladin'i haklı görenlerin oranının yüzde 13 olduğunu göstermişti ki, bu endişe etmek için yeterince yüksek bir rakam. Ben de iki yıl önce Londra'daki Müslüman öğrencilere verdiğim bir konferansta, blucin ve tişört giyen Pakistan asıllı iki gencin Bin Ladin'i 'Mehdi' olarak gördüklerini öğrenmiş ve hayrete düşmüştüm. Peki sorun ne? Batı'da 'Sorun İslam'da, bu din nefreti öğütlüyor' diyenler var. Oysa yanılıyorlar. Gerçekte radikalleşen Avrupalı Müslümanların krizi, İslam'dan değil, onun da yanlış yorumlanmasına yol açan bir dizi sosyal, siyasi ve tarihi problemden kaynaklanıyor.
Göçmenler ve çocukları
Sayıları 15 milyonu aşan Avrupalı Müslümanların büyük bölümü ekonomik yönden çok dezavantajlılar ve topluma çok az entegre olmuş haldeler. Çoğu, Avrupa'ya İkinci Dünya Savaşı sonrasında işçi olarak gelen göçmenler ve onların çocukları. Bu göçmenler, Avrupa'ya kıyasla oldukça fakir ülkelerden ve dahası bu ülkelerin de sosyoekonomik yönden en alt düzeyinden geldiler. Almanya'daki Türk işçilerin bu yüzden Alman toplumundan uzunca bir süre izole olduklarını biliyoruz. İngiltere'deki Pakistan ve Bangladeşlilerin, Fransa ve İspanya'daki Kuzey Afrika kökenlilerin ve Avrupa genelindeki Ortadoğu kökenli Müslümanların çoğunun kültürel izolasyonu daha da ileri boyutta. Kültür ve dil farklılığından kaynaklanan izolasyona, bir de ırk farkı eklendiğinde, ayrım iyice keskinleşiyor.
Aslında Avrupa'da yaşayan Müslümanların çoğu bu ayrımdan pek de şikâyetçi değil. Özellikle yaşlılar, yabancı bir toprakta kendi yaşam biçimlerini sürdürmeye çalışıyor. Ancak çocukları bir tür kimlik ikilemi yaşıyorlar: Onlar için vatan, ne babalarının ata yurdu, ne de içinde yaşadıkları ülke. Bu nedenle söz konusu gençler, Fransız uzman Oliver Roy'un ifadesiyle 'kültürel yönden köklerinden koparılmış' durumdalar.
İslam'ın modern yorumuna ihtiyaç
Söz konusu genç Avrupalı Müslümanların kimlik bunalımının temel bir nedeni, modern yaşam ile uyumlu bir İslam yorumundan yoksun olmaları. Çoğu, İslami gelenekler ile Batılı yaşam tarzları arasında bir tür orta yol buluyor, ama bu orta yol girişimleri, doktrinsel bir dayanaktan yoksun oldukları için, bazen de bir gerilim ve suçluluk duygusu üretiyor. Ve işte bu suçluluk duygusu, modernleşmiş genç Batılı Müslümanların bazılarında ters bir etki yaratıyor ve bir kimlik krizi sonucunda İslam'ın en radikal yorumlarını -daha doğrusu yanlış yorumlarını- benimseyebiliyorlar. Bu yanlış yorumları ısrarla yayan, Suudi sermayesi ile beslenen radikal imamlar da zaten ortalıkla dolaşıyor ve pek çok camiye egemen durumdalar.
ABD'ye yönelik 11 Eylül saldırısını düzenleyen teröristlerin çoğu, işte bu şekilde 'yeniden doğmuş', yani önce modernleşip sonra birden radikalizme savrulmuş gençlerdi. Londra'ya yönelik saldırıyı düzenleyenlerin de yine böyle 'modern gençler' olduğu ortaya çıktı.
Fransız uzman Oliver Roy bunlara 'neofundamentalist' veya 'cihadist' adını veriyor ve bunlar ile yalın İslam arasındaki farkı vurguluyor. Roy'a göre 'cihadizm' dini argümanlardan çok siyasi sloganlara dayalı. Dahası cihadistler, pek çok geleneksel İslami kuralı hiçe sayıyorlar.
Örneğin İslam fıkhı, savaş sırasında sivillerin korunmasına vurgu yapar. Cihadistlerin sivillere yönelik terör eylemlerinde, bu prensip açıkça çiğneniyor.
Bu konuda en çok yazıpçizen Batılılardan biri olan Daniel Pipes ise 'cihadizm'i 'militan İslam' diye tanımlıyor ve bunun İslam'dan farkını şöyle özetliyor: "Geleneksel İslam, insanlara Tanrı'nın rızasına uygun olarak yaşatmayı öğretme amacında; militan İslam ise yeni bir düzen kurma peşinde."
Peki bazı Avrupalı genç Müslümanları etkisi altına alan 'cihadizm' neden birdenbire yükseldi? Bir genelleme yaparsak, üç temel cevap bulabiliriz.
Kökenlere ilişkin üç cevap
Birincisi, Avrupa'daki Müslümanların ve genel olarak da İslam dünyasının fakirliği ve umutsuzluğu. Aslında İslam adına hareket eden radikallerin ve teröristlerin çoğu cahil ve fakir kesimlerden değil, aksine eğitimli ve hali vakti yerinde insanların arasından çıkıyor. Ancak aynen burjuva ailelerden gelmesine rağmen 'proletarya' için kapitalizmle mücadele eden solcu entelektüeller gibi, onlar da, baskı altına alınmış, fakirleştirilmiş ümmet için kendilerini feda etmek gerektiğine inanıyor.
Leninist bakış açısı
Bu noktada cihadizm denen ideolojiyi kuranların -örneğin Seyid Kutb, Ali Şeriati ve Mevdudi'nin- Marksist-Leninist ideolojiden önemli öçüde etkilendiklerini de belirtelim.
Emperyalistler tarafından kotarılan ve onların yerli temsilcileri olan kompradorlar tarafından desteklenen küresel bir komploya inanan komünistler gibi, cihadistler de, İslam dünyasının fakirlik ve güçsüzlüğünün, Batı'nın ve onun yerel destekçilerinin yürüttüğü bir komplonun sonucu olduğunu düşünüyorlar.
Bu düşünceye göre, İslam dünyasının mevcut sorunlarından kurtulması için, eğitim düzeyini, verimliliğini veya sağlık şartlarını yükseltmek yerine, onu 'ezenlere' saldırmak gerekiyor.
Kuran'dan ziyade Lenin'in 'emperyalizm' teorisine dayanan bu cihadist ideolojinin Çakal Carlos gibi yeminli Marksistlere cazip gelmesi, bir tesadüf değil...
İslami radikalizmin ikinci bir kaynağı, Batı'nın geçmişteki veya güncel politik suçları. Batı karşıtı duyguların en belirgin kaynakları, İngiltere ve Fransa'nın sömürgecilik geçmişleri ve ABD'nin Soğuk Savaş boyunca Ortadoğu'daki bazı diktatörlükleri desteklemiş olması. Filistin trajedisi de cabası...
Cihadizmin kökenleri hakkındaki üçüncü açıklama ise, gelenekçi İslam ile modern dünya arasındaki kültürel uçurum. Gelenekçi Müslümanların bir kısmı tarafından sergilenen premodern yaşam tarzı (ki bu premodern öğeler, İslam'ın özünde olmadığı halde öyle sanılıyor) İslam ve modern yaşam arasında uzlaşmaz bir çatışma olduğu izlenimini yaratıyor. Söz konusu gelenekçi Müslümanların çok büyük bölümünün terörizmle bir ilgisi yok, ama onların modern dünya ile uyumsuzlukları, cihadistler tarafından, Batı'yla çatışmak için bir neden olarak görülüyor.
Dar-ül Harbe son
Anlattığımız bu olgular, barış isteyen Müslüman liderlerin ve entelektüellerin önüne önemli görevler koyuyor:
Öncelikle, cihadizm ve onun yarı-Marksist dünya görüşü ile, İslam'ı ayırt etmek lazım. İslam, 'Batı'ya karşı 'Doğu'nun silahı değil; tüm insanlığa yönelik bir ilahi mesaj...
Batı'ya yaklaşırken bunu bilmek ve düşmanca tepkiler vermek yerine yapıcı eleştiriler getirmek gerekiyor.
Yapılması gereken bir diğer önemli çaba ise, İslami gelenekte yer alan, fakat bugüne hitap etmeyen bazı kavramları yeniden anlamlandırmak. Örneğin sık sık tartışılan ve dünyayı 'Darül Harb' ve 'Darül İslam' olarak ikiye ayıran geleneksel doktrini ele alalım. Kuran'da yer almayan bu kavramlar, İslam'ın ilk yüzyıllarında Müslüman fakihler tarafından geliştirilmişti. O zamanın dünyasında bir Müslüman'ın, yabancı bir toprakta güvenli olarak İslam'ı yaşaması ve tebliğ etmesi mümkün değildi. Ancak zaman değişti. Bugün açık bir dünyada yaşıyoruz ve Müslümanlar dünyanın dört bir yanında inançlarını yaşamak ve yaymakta özgürler. Özellikle de Batılı liberal demokrasilerde.
Bu, Batı'daki Müslümanların kendi inançlarını güzel örnekler sergileyerek temsil edebilecekleri ve diğer dinlerle barış içinde yaşayabilecekleri anlamına geliyor. Bu mümkün ve zaten İslam'ın asıl mesajı da bu... Kuran, insanların ayrı gruplara bölünmüş olmasının, 'çatışmak' için değil 'tanışmak' olduğunu haber veriyor. (Hucurat Suresi, 13)
16 Temmuz 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 16, 2005 11:30 AM



İslam'ın modern yorumunun yapılamsı konusunda Sayın Musfata Akyol ile aynı fikirdeyim. Hem de çok acil olarak yapılmalı. Yorum yanlışlıkları bakınız dünya gözünde müslümanları ne hale getirdi. İslamiyetin yanına terörü yerleştirdiler. Barış, sevgi, hoşgörü anlamına gelen İslam kelimesinin yanına; korkutma, yıldırma, şiddet manasına gelen terörü koydular. Bir müslüman olarak bundan son derece rahatsızım.
Londra'daki barbarlığın ardından Avrupa'da müslümanlara saldırılar arttı. Çok insanın canı yanıyor. Neden?
İslam'ın modern yorumunun yapılması artık şart. Doğru tektir, yanlış ise milyonlarca. Yanlışlar dünyada insanların zihinlerine yerleştiriliyor. Ve zaman geçtikçe yanlış doğrunun yerini alıyor. Artık tek doğrunun "doğru" biçimde dünyaya izah edilmesi, öğretilmesi gerekmektedir. Hem de çok acil olarak.
Dünya üzerindeki müslümanlar bu yorum eksikliği yüzünden zarar görüyorlar. Birileri buna artık bir son vermeli.
Yazan: Arife YiÄŸit Tarih: July 17, 2005 5:54 PM
Yazılarınızı genel de begenerek okurum fakat bu yzaıda Ali Şeriati, Mevdudi ve Seyyid Kutub'u eleştirirken bence bilgi eksikliğinin ve/veya turkiye'de inanılan "geleneksel islam"i soylem sahiplerinin etkisi olmus.
bu üçünün ortak yanı muslumanlarca son derece islami imiş gibi algılanan tarikatlara karsi cikiyor olmasidir.Ve bu yuzden de "radikal" damgasi yemislerdir.Kaldı ki Seyyid Kutub eskiden sosyalist oldugu halde asla o donemlerinden ovguyle bahsetmez, bilakis kendi cahiliye devrim olarak anlatır.
Mevdudi ve Ali Åžeriati ise zaten omrlerini insanlarin islami dogru ogrenmelerine adamislardir.
Ama gelin gorun ki -sizi tenzih ederek soyluyorum- Turkiye'deki, islamdan cikar elde eden insanlarin gorusleri bu insanlarin gorusleriyle catıstıgı icin islamın ozune -Kur'an ve Sünnet- donme gayreti icinde olan bu insanlar "radikal" veya "cihadist" gibi kavramlarla insanlara antipatik gosterilmeye calisilmistir.
Mevdudi'nin "Gelin Müslüman olalım" adli kitabını okuuyup da bu insanın yalnızca otpla tufekle cihad olur dedigini soylemek mumkun degildir sanıyorum. veyahut da Ali Seriati'nin marksizmi elestirdigi "Marksizm ve diger bati dusunceleri" ve Seyyid Kutub'un "yoldaki İşaretler" adlı kitabı...
Tekrar soyluyorum bu adamlrın elestirdikleri artık gunumuzde de son derece yayilmis olan islamin paganistlestirilmis halidir. yoksa sizin dediginiz gibi bu insanlar da entellektuel cihad yanlısıdırlar.
Kisileri elestirirken bu kisileri kimlerin etkisinde kalarak elestirdigimize ve belki de elestirilmesi gereken kisilrin bu etkisinde kaldigimiz kisiler olduguna dikkat etmeliyiz diye dusunuyorum.
Kolay gelsin...
Yazan: savas Tarih: July 18, 2005 8:07 PM
İnsanın fiil ve sözlerinde önemli olan yöntemdir. Mevdudi- Kutup çizgisindeki yazarlar elbette Marksist değillerdir sorun kullandıkları yöntemdedir. Bu düşünürlerle elde edilen kazanım göz ardı edilemez/edilmemeli fakat bir yöntem sorunu içinde oldukları da artık görülmeli. Müslümanın içinde yaşadığı ve herşeyiyle, iyisi ve kötüsüyle Allah'a ait olduğunu bildiği(!)dünyaya ve kullara bu kadar yabancılaşabilmesi doğrusu ancak okuma yoluyla olabilirdi. Dindarlık genel olarak evrensel bir tanıma sahiptir: Allah' rızası... Fakat ne oluyor ki bu kitapları okuyan gençler için öncelikli olan, "insanların (isterseniz sapkınların deyin) hidayeti" değil de çeşitli yüzleriyle iktidar veya iktidar üzerine söylemler oluyor.
"Yapılar"daki güç ve iktidarın çözümlemelerinin büyüsü imanın kalesini aşamamalı değil mi?
"İslam dünyasının mevcut sorunlarından kurtulması için, eğitim düzeyini, verimliliğini veya sağlık şartlarını yükseltmek için" imanın tanımı üzerinde tekrar okumak lazım diye düşünüyorum.
Yazan: hande Tarih: July 19, 2005 12:32 PM
Daha önceki yorumumda eklemeyi unuttuğum bir husus var o da islamın "modern" yorumunun yapılması gerektiği konusu. Bunu biraz daha açmanız mümkün mü? Hangi anlamda modernleştirmek?
Kaldı ki Kur'an'da Allah aslında insanlara yorum yapma hakkını da vermiş değildir. Kur'an'ı biz açıklarız ayetinden de anlaşılacağı üzere Kur'an'ın içinde aslında kendi açıklaması zaten mevcuttur. Fakat bunu yapan insanlar, yani Kur'an'ı "açıklamaya" soyunan insanlar Kur'an'ı Kur'an'la açıklama yoluna asla girmiyorlar.(Ya da bunu yapanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor diyeiim) Okuyorlar ve bence.... diye başlayıp devam ediyorlar. böyle olunca da binbir çeşit islam çıkıyor ortaya, herkes ben öyle yorumlamıyorum diyor. Sizin İslam'ın "modern" yorumundan kastınız nedir? Ali Şeriati'nin Medeniyet Ve Modernizm adlı kitabını okuduysanız eğer oradaki modernliğe mi katılıyorsunuz? cevap hayırsa sizin modernlik anlayışınız nedir?
Yazan: savas Tarih: July 19, 2005 6:49 PM
Savas Bey,
Islam'in modern yorumu derken, elbette Kuran'in göz ardı edilmesinden, İslam'ın esaslarının değiştirilmesinden söz etmiyorum. Sadece Kuran'daki prensiplerin bu çağdaki duruma göre yeniden tesfir edilmesinden söz ediyorum. Bu tabi detaylı bir konu, bir yazımda ele almaya çalışacağım, kısmet olursa.
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 19, 2005 7:14 PM
Son zamanlarda, sıkça Islam ile birlikte anılmaya başlayan "Terör" kelimesinin rahatsız edici olduğuna katılıyorum. Yanlızca müslüman kimliğimle değil, öncelikle bir insan olarak bir dine yüklenen bu sıfatın çok ağır kaçan bir genelleme olduğunu düşünüyorum.
Zamanında "Haçlı Seferleri" adı altında yapılan politik hareketler dini alet etmiş ve yığınları peşinde sürüklemişti. Şimdi bu zihniyeti oluşturanlar kendilerine yönelen terör eylemlerinin faillerini "Radikal Islam" olarak tanımlıyorlar. Yine dini politikaya alet ediyorlar. Ve zaten, cağlar boyunca din ile politika birbirinden kolay kolay ayrılamamışlardır.
Genel olarak bakıldığında dinlerin karşı karşıya geldiği çatışmaların, savaşların nedeni topluluklar arasındaki gelişmişlik farkı gibi görünüyor. Benim merak ettiğim "Batı" ile "Doğu" arasındaki bu farkın nasıl oluştuğu?
Yazan: Selim Yörük Tarih: July 19, 2005 10:29 PM
Dikkat çekici birkaç noktaya değinmişsiniz.
Bunlardan en önemlisi müslüman toplumlarda teröre verilen moral destek.Özellikle 90'lı yıllarda İslami terör yükselirken bu durum gözardı edildi."İslam'da terör yoktur" denilerek geçiştirilmeye çalışıldı ama özellikle arap toplumlarında maalesef Usame Bin Ladin son derece popüler.Bunun ortadan kaldırılmasının yollarına girmeyeceğim ama bu konu masada mutlaka bulunmalı.
İkinci konu ise mezhepsel alanda.Bin Ladin Selefi ve bir anlamda heretik sayılabilecek bir düşünsel anlayışa sahip.Bu konu da atlanıyor.Sünni mezheplerden ciddi bir biçimde ayrılıyor.Teolojik olarak İslamın içinde değil.Gerçi her eylemini "İslam" adına yaptığını iddia ediyor ama mezhepsel inanç örgütün önemli bir iç dinamöiği.O yüzden eylemciler öğretmen, pilot, kimyager gibi kalburüstü ve eğitim almış kişiler.Terörün toplumsal ve sosyo-ekonomik temellerini gözardı ediyor değilim ama bu sapık mezhep de terörü besliyor.
İslam'da reform konusuna katılıyorum ama İslam'da reform yerine "Müslümanlarda reform" kelimesi daha doğru.Batı'daki reform hareketleriyle bir karşılaştırma doğru değil.Zira bilindiği gibi ilk reformistler son derece koyu ve hatta yobaz bir anlayış içindeydiler.Bugün ise reform daha çok dindar olmayan kesimlerden yükselen ve dini "yumuşatmayı" hedefleyen insanlardan geliyor.
Sonuçta terör, islam ve reform tartışırken siyasal tartışmayla işe başlamak doğru değil.Siyaset dışı unsurlar önplana alınmalı.Mustafa bey sizden de teröristlerin mezhepleri konusunda ilgili ve bilgili bir insan olarak bir yazı yazmanızı rica edeceğim
SAYGILARIMLA
Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: July 20, 2005 2:39 PM
Islamin modernlesmesi mutlaka sart. Ama modernlesmeden neyi kastettigimiz cok onemli. Jean pantalon giymek mi yoksa demokrasiyi musluman ulkelere yaymak mi? Mustafa bey bu konu ile ilgili yazacagini yukarida belirtmis. Merakla bekliyorum. Bence Islam toplumunun yapmasi gereken en onemli modernlesme teroru birakarak batiya karsi elini guclendirmelidir. Zaten dusme egiliminde olan bati gucu, teror'e karsi savasma kartini kaybedecektir. Bu durumda dunya ciplak gercekleri mutlaka gorecektir. Silah degil ama bilginin varligi Islama cok daha faydali olacaktir.
Yazan: Cenk Sumbas Tarih: August 11, 2005 11:43 PM
``Bu noktada cihadizm denen ideolojiyi kuranların -örneğin Seyid Kutb, Ali Şeriati ve Mevdudi'nin- Marksist-Leninist ideolojiden önemli öçüde etkilendiklerini de belirtelim.``
Sn Akyol, bu genellemenizde gozden kacan bazi noktalari hatirlatmak istiyorum. Fikirlerini marksist ideolojiye dayandirdiginiz bu sahsiyetlerin yasadiklari donemlere goz atmamiz gerekiyor. Seyyid Kutub 1906-1966 yillari arasinda yasamis. Bildiginiz gibi Misir, 1805 de Kavalali Mehmet Ali Pasa`nin baskaldirmasiyla beraber Ingiliz mudahalesine acik hale geliyor ve 1914 de fiilen isgal ediliyor. 1922 de bagimsizlik verilse bile yonetimde ciddi Ingiliz baskisi mevcut. Bugun hala halkiyla butunlesememis bir yonetimin estirdigi devlet terorunden muzdariptir halk. Seyyid Kutub`un yasadigi donemin izdiraplarindan bagimsiz bir anlayis gelistirmesi mumkun muydu? Mucadeleli hayatinin idamla neticelendigini de biliyoruz. Mevdudi(1903-1979)`nin hayati da Pakistan` da benzer kavgalarla geciyor. Ali Seriati de ayni hikayenin Iran versiyonu... Misir, Iran ve Pakistan!
Marksist ideolojide de bir baskaldiri mevcut, kapitalizmin bedel odettigi kitleler adina bir isyan. Ancak `isyan` ortak paydasi ile bu insanlarin marksizmden etkilendiklerini soylemek haksizlik olur kanimca.
Ayrica bu sartlar altinda yasamis insanlarin anlayislarinin Avrupa`daki islami yasantiyla uzlasamamasi tabii degil midir?
Oncelikle burada bir goc durumu var, insanlar kendi tercihleriyle gelmisler. Farkli bir kultur ile karsilasiyorlar. Burada bir ozgurluk sorunundan ziyade inanc ve kultur catismasi sozkonusu. Iste Islam yeni yorumlara ihtiyac duyuyor, teziniz bu noktada islerlik kazaniyor. Muslumanlarin karsilastiklari yeni durumlara uygun yorumlar gelistirememesi krize sebep olur. Ithal cozumler ise yaramaz, cunku onlar cok farkli zamanlarin ve mekanlarin urunu. Krizin asilmasi da ancak fikri alanda canlilikla mumkundur.
Yazan: Elif Tarih: August 15, 2005 2:27 PM
isalamın modern yorumu kavramı bana şu kıssayı hatırlattıki bu başlık yukarda anlatılan yorumlara pek münasib gelmemiş .
bir deve annesine sorar annecim benim neden hörgücüm var neden ALLAH beni böyle yarattı? deve cevap verir çölde susuz kalınca su depoladığın hörgüçlerinden faydalanasın diye deve yavrusu tekrar sorar peki neden bu kadar uzunum çölde tehlikelerden korunmak için hızlı koşasın diye cevap verir anne yavru deve bunun üzerine peki neden biz hayvanat bahçesindeyiz der .yani söylemek istediğim kuranın islamın modern yorumu olamaz olmamalıdırda bunu şu şekilde düzelte biliriz islamın doğru anlaşılması evrensel nitelikde kavranması esas olmalıdır yoksa ALLAH kuranı evrensel nitelikde indirmişdir modern söze ne hacet bence bu nokdtada doğru anlamak yeterli saygılar yada doğru anlatmak
saygılar
Yazan: belkıs Tarih: March 8, 2006 4:55 PM
Sayın Mustafa Bey'in temel düşüncesine katılmamak mümkün değil tabii. İslam'ın yeni bir yorumuna muhtaç olduğu apaçıktır. Yalnız bir reform nereden gelecek? İlham kaynağı ne olacak? Bana kalırsa dini siyasete alet etmekten vazgeçmediğimiz takdirde pek mümkün görünmüyor. 'Biz', 'siz' ve 'onlar' politikasından vazgeçmeliyiz. Son günlerde yaşanan karikatür krizi bunun çok güzel bir örneği. Çünkü İslam dünyası Hz. Muhammed'in saygısızca resmedilişine tepki gösterirken Batılı akıllarda iki temel düşünce oluşmaktadır.
1) Hoşlarına gitmeyen bir resim için bu insanlar, olayla alakası olmayan canları yakmaya, veyahut öldürmeye, binaları ateşe vermeye ne kadar çabuk davranıyorlar.
2) Ateistler Allah hakkında hakaret niteliğinde sayısız aşağılayıcı resim yaparlar. Bizden ses yok. Eski zamanlarda bize Mohammedian (Muhammedçi) demeleri boşuna değilmiş.
Yazık. Çok yazık. Fakat gerçekten öyleyiz. Zebur'da veya İncil'de bulunan güzel felsefeden yararlanmak istemeyiz. Hani halifelerden biri (hangisini şu an hatırlayamıyorum) kocaman bir kütüphanenin ateşe verilmesini emrediyor ya. Kuran-ı Kerim'den başka bir kitaba ihtiyacımız yok diye. Zihniyetimiz değişmedikçe dar görüşlülüğümüzden kurtulmadıkça bunların üstesinden gelemeyiz.
İyi çalışmalar diliyorum,
hanif
Yazan: Hanif Tarih: March 14, 2006 8:44 PM
Sayın Akyol,bu yazınızda bahsettiğiniz çoğu yanlış olan şeylere ben de katılmıyorum.ali şeriati,seyyid kutub gibi batı karşıtı düşünürlerin yarı-marksist anlayışla hareket ettiklerini bende gözlemliyorum.acaba bu bakış açısı batının doğuya bakışındakinin(oryantalism) doğudaki karşılığımıdır?
Yazan: mustafa Tarih: April 15, 2006 1:53 PM
iyi
Yazan: mustafa Tarih: May 6, 2006 11:25 AM
Daha önce bir konferansınıza katılmıştım evrimle alakalıydı Aydın da büyük ve olumlu tepki uyandırdınız .hakikaten evrime inanan asistanlarımızı etkileyecek kadar bizleri bilgi sahibi ettiniz hata derste tartıştık diyebiliriz . zaten sunumuzda 'bunu destekleyen entellektüellerden biriyim'demeniz daha ilk başta konuya hakim olduğunuzu gösteriyordu internette islami terörden bahsettiğinizi görüncede çok sevindim sadece biyoloji üzerine çalıştığınızı düşünüyordum.sizin çok bilgili olmanızı yurtdışı eğitimine bağlıyabilir miyiz bilemiyorum ancak türkiye araştırma yapmaktan uzak olan hocalarımız fasit dairenin içinde yuvarlanıp duruyorlar.
Ufkumuzu aydınlattığınız için teşekkür ederim
Yazan: madagaskar Tarih: June 21, 2006 1:55 AM
Mevdudi, Kutub ve Seriati'de devrimci bir ton vardir. Ozellikle Mevdudi ve Kutub batili modellere siddetle karsidirlar. Fakat temel yanlislik, onlarin Islami beseri dusunce sistemleriyle rekabete sokarak bir ideoloji seklinde yorumlamalaridir. Ideolojiler anti tezdir. Yani baska bir ideolojiye gore kendi degerini ya da farkliligini ortaya koyarlar. Halbuki Islam ne sosyalizmle ne de kapitalizmle yaris icindedir. Ilkeleri ve degerlerini ortaya koyar sadece. Birileri onu marksist jargonla yorumlayabilir, ornegin Ali Seriati'nin yaptigi gibi. Fakat bu Islamin gercegini degistirmez. Bu arada Mevdudi marksizmden etkilenmemistir. Hatta Kutub, hele de Seriatiyle karsilastirildiginda acikca kapitalist yonelimlidir. Bunda da Ingiliz etkisi aciklayici faktor olabilir. Yolu Fransaya dusen islamcilar Marksisttir. Zaten entelektuel demek marksist demektir ozellikle Seriatinin doktorasini yazdigi donemlerde. kapitalist yada liberal bir adama entelektuel gozuyle bakilmamaktadir..Simdi bile bir bakima oyledir. Duzeni mesrulastiran kucuk oyuncular olarak yorumlanirlar. Bourdio, Bondrillard ya da Wallersstain da acikca gorulur bu.. Son bir sey daha..Roy ya da Kepel fundamentalizm konusunda teorik olarak belirsiz modeller sunmakla tenkit edilmektedirler. Onlarin politik islam ya da koktenci kavramsallastirmalari cok sikintilidir ve degisen kontektsler icinde ilgisiz cagrisimlara sahiptir. Nitel bilgi acisindan eserleri kiymetli olmakla birlikte, ozellikle Kepelinkiler iyidir, koktenciligi aciklayacak sosyal dinamiklere yer vermedikleri icin bence Islam dunyasinin gercek problemlerini iskalamaktadirlar. Malezyadan Arnavutluga kadar, islam dunyasi icinde yapilmis siddet, kultur ve dini yenilenme hareketleriyle ilgili antropolojik arastirmalar Roy ve Kepel den cok daha iyi aciklayici modeller sunmaktadir.
Yazan: Alp Akbudun Tarih: August 19, 2006 11:00 PM
İslam dünyasında en çok ihtiyaç duyulan eksikliğin,Kur'an ve Sünnetin günümüzde nasıl yaşanılır olduğu hususunda ki eksikliktir.
İslam Dini,Bir din olmanın yanında ,bir hayat nizamını getirmiştir.Bu yüzdendir ki;müslüman olan kişi,hayat nizamını da müslümanlaştırmak zorundadır.
Hayat Nizamı bakımından,İslam Dini; iki temel üzerine kurulmuştur.
Akaid ve Fıkıh.
Akaid; İman esaslarını belirten hükümlerdir.Bu hükümler de değişiklik asla söz konusu değildir.Sözgelimi,Allah,tektir eşi ve benzeri yoktur.Birisi çıkıpta; Allah'ın yardımcısı vardır derse İslama ilişkin kendinde ne varsa kaybeder.Açıkçası dinden çıkar.
O halde İslamın modern yorumundan kasıt,İman esasları değil Fıkıhtır.Yani amele ilşkin kurallardır.Bu kuralların günümüze uyarlanma-ma-sı ve hala,zaman zaman peygamberimizi de referans göstererek,Hz.Ömer böyle yapıyordu,Şıbli böyle yaptı,Bayezid-i Bestami böyle yaptı diyerek,Allahın sevdiği kulların hareketleri referans gösterilerek, bizlerin de, o hareketi özümsememiz istenir.Kanımca,İslam dünyasında ,her kafadan bir ses çıkarcasına,biribirini kınayan,ayrı ayrı cemiyetleşerek birinin diğerine husumet besleyebildiği bölünmenin temelinde, bu yanlışlık yaşanmakta olmasıdır.
Sözü Uzatmadan,İmam Ebu Yusuf'un bir fetvasına değinerek sözü bitirmek istiyorum.
Bilindiği gibi Abbasiler döneminde İslam ülkeleri ekonomik yönden büyük bir genişlik ve ferahlık dönemi geçirmişlerdir.Bu dönemde İmam Ebu Yusuf'a; -cemaatle sohbet halindeyken- bir kişi kendisine kaç hediye getirir.Cemaatten birisi;Peygamberimizin kendisine verilen hediyeleri cemaate dağıttığını ileri sürerek,İmam Ebu Yusuf'un da bu sünnetle amel etmesini ister.İmam Ebu Yusuf, bu isteği red ederek şunu söyler;"Zamanın değişmesine göre ahkam da değişir" Binaenaleyh,Peygamberimiz zamanında getirilen hediyeler,yiyecek türünden di.Şimdi ise bir kimseyi zengin edecek türden....Eğer ben, bu sünneti uygularsam,bir çok kişiyi haksız yere varlık sahibi yaparım.Bu ise İslamın özüne aykırıdır.dedikten sonra hediyeleri dağıtmaz.
Şimdi bu açıklamadan sonra,Kur'anın ve Sünnetin modern (daha doğrusu günümüze uygun yaşanabilir)yorumuna ne kadar ihtiyaç duyduğumuz açıktır.Ama asıl mesele İmam Ebu Yusufların günümüzde yetişmemiş olmasıdır.Ve ne acıdır ki,herkes kendi başına bir Ebu Yusuf olarak kendini kabul ettirmektedir.
Saygılarımla,
Yazan: Münir Kebir Tarih: September 30, 2006 9:07 PM
İslam'ın son devirlerde yetişmiş en parlak karakterlerini bir kefeye koyarak hepsi Marksizm den etkilendi demek hayli gelişigüzel bir ifadedir kanımızca.Bu sözlerin sahibi hakkında İslamda sosyal adealet ve düşünürlerin üzerinde yoğunlaştıkları prensipleri ne kadar bildiğiyle alakalı ciddi şüphelerim oluştu.Seyyid kutub bu meselenin mihverini teşkil ediyor ona birazdan döneceğiz.Önce; bu sayılan isimlerin hepsinin ortak bir yanları var hepside Emperyalizm karşıtı, batının yağma ve sömürüsüne ses çıkarmış entellektüeller.
Bu gerçeği tekrar dilegetirmek rahatsızlık verici fakat yapılan bu tür genellemeler Sayın Akyol'da kronikleşmiş görünüyor.Özet olarak bahse mevzu isimlerin hepsi İslamda sosyal adalet bahsinde çok yoğun ve entellektüel mesai sahibi ve bunlardan ikisi İslam Alimi(Mevdudi,Seyyid Kutub) hal böyleyken bu isimler hakkında bir yargıda bulunulduğunda acaba bu zatların hangi görüşlerinde Marksizm'den etkilendiklerini ve bu görüşlerinin İslami bakımdan neresinin yanlış olduğu, tek satır olsun söylemek zahmetine! neden girilmemiştir.
Esasında Sayın Akyol'un ifadeleri yeni bir ezber değil.Bu üç ismi birarada saymazlardı fakat Kutup için sıkça tekrar edilen bir ezberdi ''Sosyalizm, marksizm'den etkilendi''denirdi.Bilindiği üzere Kutup bir müfessirdi ve sosyolog olmasınında etkisiyle Kuranda daha çok sosyal prensipler üzerinde yoğunlaşmıştı.Onun Kuran tefsiriyle Sosyalizm vs.. arasında bir paralellik olduğunu yeni keşfeden bazı müslümanlar (Sözüm meclisten dışarı) ne hikmetse! bu etkileşimi Kurandan değilde ilgili izm'lerden aldığı savını ortaya attılar.Hepsinin ortak yani zır cahil olmalarıydı zira Kuran'ın konuyla alakalı bir sosyal adalet öngörüsünün olduğundan bile haberleri yoktu.İlgili dünya görüşleriyle paralellikler görülünce hemen üzerine balıklama atlanıldı ve düşünürlerin etkileri silinmeye çalışıldı bunun temelinde siyasi bir anlayışın yattığını hatırlatmaya luzum olmasa gerek.Çünkü bu düşünürlerin fikirleri hem birtakım siyasi emperyalist odaklar hemde kurumsallaşmış geleneksel islami birtakım yapılanmalar için ciddi tehlike arzediyordu.Bu yüzden bu isimlerin fikirlerini kestirmeden etkisiz bırakacak bir yöntem bulunmalıydı ve geç kalınmadı; aslında tamamen İslam dışı bir ideolojiden etkilenilerek ortaya atılan kabulu mümkün olmayan şeylerdi söyledikleri...
Gerçek şuki durum öyle değildi...Bütün söylenenler İslamın sosyal mesajını iletmekten öte bir amaç taşımıyordu ama birilerinin başka amaçlar taşıdığı ortadaydı.Karalama kampanyası devam edegeldi.Fakat işin iç yüzünü bilenler bunları yutmadı.
Burada, ayrıca hatırlatmak lazım gelir ki Kuran'la çeşitli beşeri sistemler paralellik arzedebilir, bazı sosyal meseleleri ele alışında örnek: Adil işci ücretleri vs.. gibi konularda sosyalizm hatta komünizm gibi dünya görüşleriyle yakın noktalara işaret edebilir.Bu gayet normal karşılanmalıdır.Nasıl ki serbest piyasa gibi konularda İslam liberalizmle yakın noktalara geliyor çeşitli sistemler için aynı durum sözkonusu olabilir.
Burada kaçırılmaması gereken nokta bu dünya görüşlerinin içlerinde bazı hakikatları barındırabileceğidir.İslamla aynı noktaya geliyorlar diye bu gerçeği ifade eden İlim adamlarını falanca dünya görüşünden etkilendi diye yaftalamak en azından aydın! etiğiyle bağdaşmaz.Aynı durumda birileri eleştirilerinde ''Şu kimse Kapitalizm/liberalizm'den etkilendi dolayısiyle söyledikleri pek muteber değil'' denilebilir . İlmi bakımdan soyut ifadeler birşey kanıtlamaz dolayısiyle genel ifadelerden kaçınmak gerekir. İnsanlara bilgi tasavvuratımızı böyle mahdut bir ortamda tam anlamıyla açamasak bile en azından neye dayandığımıza dair bazı ipuçları vermeliyiz.İnandırıcı olmak bakımından bunu yapmalıyız.
Şunu hatırlatmakta sanıyorum fayda var; yorumlarımız İslam'a ömürlerini vermiş Güzide karakterleri çok ciddi töhmet altında bırakıyor bu düşünürlerin bütün mesaisini maalasef tek bir cümle ilmi/objektif eleştiri olmaksızın etkilerini silmeye yönelebiliyor..O halde böyle ilmi bakımdan hiçbir şey ifade etmeyen genellemeler yerine ilim adamının ilmi kimliğinin hakkını vererek objektif eleştirilerde bulunmak daha etkili ve öğretici olur kanaatindeyiz.
Tabii baÅŸka bir gayeniz yoksa...
Saygılar...
Muhammed Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: October 1, 2006 2:25 PM
"İslam dünyasındaki açlık ve sefaletin batının ve destekçilerinin kurduğu bir komplo yüzünden meydana geldiğini düşünüyorlar" diyorsunuz, bu gerçekten böyle değil mi? Sözgelimi Nijer'de hergün insanların açlıktan ölmesinin sebebi, Amerika ve Avrupalıların hergün biraz daha obez olmaları değil mi?
Yazan: efilti Tarih: April 20, 2007 5:14 PM
müslümanların çağdaş bir kurani yoruma ihtiyaçlarınnın olduğu kesin. Bunu eli kalem tutan herkes söylüyor fakat bu yorum nedir sınırları nelerdir kimse bunu somut olarak ortaya koyamıyor saın Akyoldan somut birşeyler bekliyoruz
Yazan: Åž.D Tarih: October 2, 2007 11:39 AM
Merhabalar Sizin bu yazinizdaki dusuncelerinize katiliyor.Avrupadaki muslumanlarla ilgili ozellikle Fransa'da yasayan bir kisi olarak su yorumu eklemek istiyorum.Fransada yasanilan islamiyet gelenekten ote gitmiyor.Birakin islamin normlarini insanlarda hala yillar oncesindeki gocun verdigi bir sosyallesme fobisi var.Hala ozellikle turk ailelerde gordugum cocuklarimizi okutmalimiyiz?Hayir okuyupta ne olacak gibi dusuncelerinden dolayi medeniyetin ortasinda tam bir ortacag zihniyeti hakim ve degisen dunyayi yakalamada ciddi gerilerinde otesinde bir gerilik var.Daha Avrupa muslmanlarinin bir bolumunu olusturan Fransa'daki musluman aileler bu mevzulari tartisirken ve yapilacak olan degisimleride yada kendilerinde olmasi gereken degisikligi kabul etmeden Avrupadaki islama bakis ve her yapilan cirkin teror olaylarinin faturasinin islama cikartilmasi cok kolaylikla yapilabilecek bir zemin olusturuyor.Bu yuzden Fransaya ya da Avrupaya Turkiye'den gelislerin kalitesi yukselmeden ve Turkiyeyi yargisiz bir sekilde Fransa tanimadan ve diger Avrupa ulkeleride ayni sekilde dusunmeden Islamin bir gunah kecisi gibi her karalanmak istendiginde obur tarafa bir malzeme olusunun onu alinamaz.Burada devlet buyuklerine ve egitimcilere cok is dusuyor .Gelen akademisyenler hep buradaki hep kaybolan neslin problemlerini ve Avrupa'daki islama bakisi yaziyorlar.Yillardir bu universite kursulerinde tartisiliyor.Ama gorulen o ki eglem planinda yapilan seyler cok kucuk.Buralardaki sorunu cozmek ve yikilan imaji yeniden kaldirmak icin buralardaki nesle yol gostermek icin bir iki sene de olsa buralara gelip cozumler ureten gonullu egitimciler olmasi gerekiyor.Problemi halkin icine girerek onlari yargilamadan ve kinamadan ellerinden tutarak dogruyu gostermek gerekiyor;Cunku kendileri yasadiklari problemleri bile problem olarak gorebilmis degiller.Ve Islami yasadigini dusunen insanlar arasinda muthis derecede ayriliklar var.Birbirlerinin ardindan kuyu kazabilecek kadar ileri gidebiliyorlar.Belki konunun sinirlarini astim konuyu Fransa durbnune yaklastirdim.Ama bunun nedeni; yaziniz buradaki sikintilari yasayan bir kisi olarak benim ve buradakilerin bir yarasi oldugu icindir.Tesekkurler Tekrar Fransa'da karsilasmak uzere Calismalarinizda kolayliklar
Yazan: Nuriye Top Tarih: January 30, 2008 5:41 PM
ya benım anlamdıgım bısey var
zulme razı gostermedıklerı ıcın markıst lenınst bı dusunceye sahip olduklarını itham etmek ali seriatı mevdudi ve seyyid kutub gıbı dusunurleri mustafa akyol ne kadar islam mucadelesi verdi..mustafa akyol o donemde sıze somurgecılık anlayısına sahıp bı devlette ve mustafa bey komplo olarak degerlendıklerı ezenlere karsı muslumanların ıcınde ısbırlıkcıkler vardı...bu dusunurlerın komplo kurduklarını ve cıhadin canlanmasının yanlıs bır anlayıs oldugunu soyluyor...oyle bı devlettesın ki dusunun hıc bir hakkın yok yapacagın tek sey var savasmak ve buda bugun ku radikal islamcılar tarafından elestıriliyor..mustafa o donemde olsaydıda bıze okullar falan acsaydı yaparmıydı..hıcbır sosyal gucun yokkken somuru bı devlette sen kalkıp egıtımden bahsedeceksın..verimllilkten bahsedeceksin saglık sartlarından bahsedeceksin...sanki imkanlar varmısta yapmamıslar gıbı bı dusunce onlara yapılan bı haksızlık degıl mı.?onlar o donemde yapacakları en onemlı seylerde bırı cıhad kavramını tekrar canlandırmak..yani o donemde yapılacak tek sey var fıkrı mucadele verıp cihad kavramı etrafında toplamak ve sonra bagımsızlık mucadelsı vermek..ve bagımsız bı devlet olduktan sonra butun ınsanlıgın selameti ıcın calısmak..
mustafa akyol bide bugun cihad kavramını heralanda mucadesını veren erbakan hocayı ne kadar desteklıyorsunuz bunu merak ettim...
islamın sosyal hayata aksetterılmesı ıcın calısan erbakan hocayı en buyuk cıhadında ınsanlıgın selameti ıcın calısmak diyen erbakan hoca acaba hangi safta sızın gozunuzde
Yazan: Anonymous Tarih: March 5, 2008 9:45 PM