« Tabularla Nereye Kadar? [Tarihsel Atatürk'ü Keşfetmek] | Ana Sayfa | Mine Kırıkkanat'ın Ezberleri »
July 23, 2005
Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi
ABD'deki devlet okullarında Darwin'in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori. Gücünü de, Darwinizm'in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.
Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin'in 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm'e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi. Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyon ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde "tasarlayıcı bir aklın" olduğunu savunuyorlar.
Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD'de ateşli bir tartışmanın odak noktası. Bilim dünyasında Akıllı Tasarım'ı kabul edenlerin sayısı artarken, bazı eyatler de teoriyi ders kitaplarına Darwinizm'in alternatifi olarak koymayı tartışıyorlar.
Bu teori, 1990'lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı, Pennsylvania'daki Lehigh Üniversitesi'nden biyokimya profesörü Michael J. Behe'nin "Darwin'in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı" adlı kitabı oldu. Behe, kitabında canlı hücresinin Darwin zamanında içeriği bilinmeyen bir "kara kutu" olduğunu, hücrenin detayları anlaşıldığında ise, burada çok kompleks bir "tasarım" bulunduğunun ortaya çıktığını anlatıyordu. Behe'ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkansızdı ve bu durum hücrenin "bilinçli bir şekilde tasarlandığını" gösteriyordu. Fransız felsefe profesörü Peter van Inwogen, bu kitabın önemini şöyle vurgulamaktaydı:
"Eğer Darwinistler bilimsel gerçeklerle dolu bu kitabı, önemsemeyerek, yanlış anlayarak veya ona gülüp geçerek karşılarlarsa, bu durum bugün Darwinizm'in bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideoloji olduğu yönündeki gitgide yayılan şüpheler için önemli bir kanıt olacaktır."(1)
Darwinistler Behe'ye tatminkar bir cevap veremediler. Ve Akıllı Tasarım teorisi giderek daha fazla bilim adamı tarafından savunulmaya başlandı. Bugün bu hareketin önemli isimleri arasında California Berkeley Üniversitesi'nden Philip Johnson; MIT, Chicago, Princeton Üniversiteleri'nden Willam Dembski; doktorasını Cambridge'de yapmış olan Stephen C. Meyer; Chicago Üniversitesi'nden Paul Nelson gibi isimler yer alıyor. Seattle merkezli Discovery Institute adlı bilimsel enstitünün çatısı altında bilimsel çalışmalar yürüten gruba, internet üzerinden ulaşmak mümkün. (www.discovery.org)
İndirgenemez Komplekslik
Akıllı tasarım teorisini savunanların en çok vurgu yaptıkları kavramlardan biri, "indirgenemez komplekslik" (irreducible complexity).
Bu kavram, aslında Darwin tarafından ortaya konmuş bir "kıstas"a dayanıyor. Darwin, kendi teorisinin nasıl yanlışlanabileceğini Türlerin Kökeni'nde şöyle ifade etmişti:
"Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Ama ben böyle bir organ göremiyorum."(2)
Darwin'in buradaki kastını iyi incelemek gerekiyor. Başta belirttiğimiz gibi, Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar). Darwinist teoriye göre, bu iki mekanizma, canlı hücresinin kompleks yapısını, kompleks canlıların vücut sistemlerini, gözleri, kulakları, kanatları, akciğerleri, yarasaların sonarını ve daha milyonlarca karmaşık tasarımlı sistemi meydana getirmiş durumda.
Ancak son derece kompleks yapılara sahip olan bu sistemler, nasıl olur da iki bilinçsiz doğal etkenin ürünü sayılabilir? İşte bu noktada Darwinizm'in başvurduğu kavram, "indirgenebilirlik" kavramı. Teori, sözkonusu sistemlerin çok daha basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe kademe gelişmiş olabilecekleri iddia ediyor. Bu kademeler sayesinde, Darwinizm'in iddiasına göre, önceden gözü olmayan bir canlı türü kusursuz bir göze sahip oluyor, önceden uçamayan bir başka tür de kanatlanıp uçar hale geliyor.
Ancak Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu klasik hikayede çok önemli bir yanılgı olduğunu savunuyorlar. Dikkat edilirse, Darwinist teori, bir noktadan bir başka noktaya (örneğin kanatsız canlıdan kanatlı canlıya) doğru giden aşamaların hepsinin tek tek "avantajlı" olmasını öngörüyor. A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor. Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
İşte Darwin bu nedenle "eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır" demişti.
Akıllı Tasarım teorisyenleri, işte bu noktayı vurguluyorlar ve 20. yüzyıl biliminin, Darwin zamanında yeterince bilinmeyen pek çok "indirgenemez kompleks" yapı ortaya çıkardığını belirtiyorlar.3 Michael Behe'nin kitabında indirgenemez kompleks sistemlere verdiği ilginç örneklerden biri, bakteri kamçısı.
Bakterinin Kamçısı
"Kamçı" olarak Türkçe'ye çevrilen "flagella" isimli organ, bazı bakteriler tarafından sıvı bir ortamda hareket edebilmek için kullanılır. Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.
Bakterilerin kamçısı, uzun zamandır biliniyordu. Ancak son 10 yıl içindeki gözlemler, bu kamçının detaylı yapısını ortaya çıkarınca bilim dünyası şaşkına döndü. Çünkü kamçının, önceden sanıldığı gibi basit bir titreşim mekanizmasıyla değil, çok karmaşık bir "organik motor" ile çalıştığı ortaya çıktı. 
Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).
Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır. Bunlar kusursuz bir mekanik tasarımla yerlerine yerleştirilmiştir. Bilim adamları kamçıyı oluşturan bu proteinlerin, motoru kapatıp açacak sinyalleri gönderdiklerini, atom boyutunda harekete imkan sağlayan mafsallar oluşturduklarını ya da kırbacı hücre zarına bağlayan proteinleri hareketlendirdiklerini belirlemişlerdir. Motorun işleyişini basitleştirerek anlatmak amacıyla yapılan modellemeler bile, sistemin karmaşıklığının anlaşılması için yeterlidir.
Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi "yıkmak" için yeterli olduğunu savunmaktadır.(4) Çünkü kamçı hiç bir şekilde basite indirgenemeyecek bir yapıdadır. Kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi bile olmasa, kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiç bir faydası olmaz. Bakteri kamçısının ilk var olduğu andan itibaren eksiksiz olması gerekmektedir. Bu gerçek karşısında evrim teorisinin "kademe kademe gelişim" modeli anlamsızlaşmaktadır.
Tasarım Nasıl Belirlenebilir?
Bakteri kamçısı kuşkusuz Akıll Tasarım savunucularının tek örneği değil. Behe kitabında daha pek çok "indirgenemez kompleks" yapının örneğini veriyor. Sadece Behe'nin kitabında değil, Akıllı Tasarım'ı savunan pek çok biyolog tarafından yayınlanan kitaplarda ve bilimsel makalelerde, evrimin "kör" mekanizmalarının açıklayamadığı kompleks tasarımlara dair sayısız örnek var: İnsan gözünün anatomisi, retina hücrelerindeki karmaşık biyokimyasal düzenek, DNA replikasyonunda görev yapan enzimler (5), insanın diz ekleminin tasarımı(6) veya "tek yönlü ve daimi nefes akışı" sağlayan özgün kuş akciğeri (7) gibi.
Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu yapıların hiç birinin "doğal mekanizmalarla" oluşmuş olamayacağını, mutlaka bilinçli bir düzenlemenin ürünü olduğunu savunuyorlar. Peki bir yapının tasarım ürünü olduğu nasıl anlaşılıyor? William Dembski The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında bu soruyu cevaplıyor.(8)
Dembski'ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor. Örneğin fonksiyonel bir protein molekülünün, doğadaki 20 farklı aminoasitin rastlantısal biraraya gelmesiyle oluşma ihtimali, matematikte "imkansız"ın başladığı nokta sayılan 10 üzeri 50'de 1'den bile çok çok daha (trilyarlar kere trilyarlarca kat) küçük. Bu durum, proteinin rastlantısal bir sürecin ürünü olmadığını, "tasarlanmış" bir yapı olduğunu gösteriyor.
Daha kolay anlaşılır bir örnek ise şöyle: Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur? Doğal faktörlerin bu heykeli oluşturmuş olmaları ihtimali çok çok küçük olduğu (yani böyle bir alternatif "imkansız" olduğu) için, heykelin tasarlanmış olduğu sonucuna varırsınız. Akıllı Tasarım teorisyenleri, canlıların kompleks mekanizmalarının, bir ormanda bulunan heykelden çok daha açık birer "tasarım kanıtı" olduğunu savunuyorlar.
Bilim İçin Bir Dönüm Noktası
Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci?
Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar. Profesör Philip Johnson'a göre, "herkes bu sorulara kendi inançlarına ve düşüncelerine göre cevap arayabilir, ama önemli olan bilimin, hayatı amaçsız bir rastlantılar zinciri olarak gören Darwinist teoriyi reddediyor olması."(9)
Akılı Tasarım teorisi, hem bilim dünyasını hem de toplumu derinden etkileyeceğe benziyor. William Dembski, teoriyi yeni bir bilimsel devrim olarak niteliyor. Nitekim son 10 yılda ABD'de büyük bir Akıllı Tasarım fırtınası esiyor. Teorinin Behe, Johnson, Dembski gibi öncüleri, ABD'nin saygın üniversitelerinde bilimsel konferanslarda söz alıyor, Darwinist bilim adamlarıyla tartışmalara katılıyor ve teorinin her geçen gün daha fazla yayılması için çalışıyorlar. Darwinistler ise, her ne kadar teoriyi çeşitli suçlama ve saldırılarla diskalifiye etmeye çalışsalar da, bunun 150 yıldır karşılaştıkları en ciddi bilimsel meydan okuma olduğunda birleşiyorlar.
Akılı Tasarım teorisinin en önemli mesajı, tüm doğayı "planlanmamış, amaçlanmamış bir rastlantılar yığını" olarak gören ortodoks biyoloji anlayışının geçersiz olduğunu savunması. Michael Behe, bu yeni anlayışın bilim dünyası tarafından kabullenilmesinin kolay olmadığını, ancak zaten hiç bir bilimsel devrimin kolay gerçekleşmediğini belirtiyor:
"Hayatın üstün bir akıl tarafından tasarlanmış olduğu anlayışı, hayatı basit doğa kanunlarının bir sonucu olarak algılamaya alışkın bizlerde bir şok etkisi yaratmış durumda. Ama diğer yüzyıllar da benzer şokları yaşamışlardı ve şoklardan kaçmak için bir neden de yok."(10)
Bilim dünyası bu "şok"u kabullenecek mi, bunu zaman gösterecek.
NOTLAR
1) Michael Behe, Darwin's Black Box, New York, The Free Press, 1996
2) Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189
3) Ayrıca bkz. Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnett Books, 1985, ss. 199-220
4) Michael Behe, Darwin's Black Box, The Free Press, New York, 1996, s. 69-73
5) Stephen C. Meyer, "Word Games: DNA, Design and Intelligence", Signs of Intelligence, (ed. William Dembski James Kushiner), 2001, Brazos Press, ss. 102-117
6) Stuart Burgess "Critical Characteristics and the Irreducible Knee Joint", 1999, http://www.trueorigin.org/knee.htm
7) Michael J. Denton,. Nature's Destiny. Free Press. New York. 1998, s. 361
8) William Dembski, The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities, Cambridge University Press, 1998
9) Phillip Johnson, The Wedge of Truth, Splitting the Foundations of Naturalism, InterVarsity Press, 2000, s. 23
10) Michael Behe, Darwin's Black Box, New York, The Free Press, 1996, s. 252-53
Akıllı Tasarım teorisi hakkında bu sitede yer alan diğer makaleleri, Bilim, Din ve Ateizm kategorisi içinde bulabilirsiniz.
AKILLI TASARIM KONUSUNDA ÖNERİLEN TÜRKÇE YAZILAR
Michael J. Behe, "Yaşamın kökeni Akıllı Tasarım"
Phillip E. Johnson, "Darwinizm’in derin anlamı nedir?"
Hilmi Yavuz, "Hayatın Başlangıcı ve Evrim Kuramı"
Ertuğrul Özkök, " Her yol Allah'a mı çıkıyor?
AKILLI TASARIM KONUSUNDA ÖNERİLEN İNGİLİZCE LİNKLER
Discovery Institute
Intelligent Design Network
Access Research Network
The Design Inference
Post-Darwinist
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 23, 2005 11:28 PM




Marmara Üniversitesindeki konferansınıza katıldım ve çok memnun kaldım. Ancak bu kadar güzel bilgiler içeren bir konferansa çok az kişinin katılmış olması beni üzdü. Ben başka bir üniversitede okuduğum için konferanstan geç haberim oldu yoksa diğer arkadaşlarımı da haber verirdim. Mustafa Bey ayrıca siteniz de çok güzel. Allah sizde razı olsun.. dualarımız sizinle inşallah
Yazan: Erva Tarih: December 29, 2005 7:36 PM
Sayın Öztürk'ün isteğine aynen katılıyorum.Özel olarak Sayın Mustafa Bey' e de bu dileğimi ayrıca iletmiştim.
İnşallah bu ve benzeri programların ,sonrasında izleme ya da dinleme imkanı sağlanabilir.
Selam ve saygılarımla...........
Yazan: ceren Tarih: December 29, 2005 11:14 PM
En iyi cozum, buna benzer konferansların Istanbul'da bir kac kez daha ve Istanbul disindaki illerde de yapilmasi olur...
Yazan: damla Tarih: December 30, 2005 8:26 AM
Üniversitede İstatistik Fizik okumuş bir fizikçi olarak bu tartışmalar bana çok komik geliyor:
İstatistik Fizik'te çok kullanılan bir örnek olarak bir odanın içindeki gaz moleküllerinin tamamının odanın bir yarısında toplanmış olması ihtimalini hesaplıyorduk. Ortaya imkansızdan başka bir sonuç çıkmıyordu.
Hesap kısaca şöyledir: Bir molekülün odanın mesela sağ yarısında bulunması ihtimali 1/2'dir. İki molekülün sağ yarımda bulunması ihtimali ise 1/2 * 1/2 olacaktır. N molekülün sağ yarımda bulunması ihtimali ise 1/2^N dir. Burada N sadece 1 mol (yani 6x10^23) bile olsa sonuç imkansızdan başka bir şey olmaz. Kısaca denebilir ki moleküllerin odanın bir yarısında toplanması, dışarıdan bir etki olmadığı sürece, imkansızdır. Evet sadece imkansız.
Dış etki sözüne dikkatinizi çekmek isterim. Eğer sonuç, moleküllerin odanın bir yarısında toplanmasının çok daha ötesinde, insan aklını aciz bırakacak derecede mükemmel varlıkların oluşması ise, dış etki "Akıllı Tasarım"cıların bahsettiği gibi çok akıllı bir "şey" olmalıdır.
Gerisi bilim adına akılsızlık yapmaktan başka birşey değildir. Bu "aklı" kabul etmeyince çaresiz kalır, cansız varlıklara, kör tesadüflere akıl yüklemek zorunda kalırsınız.
Yazan: fizikci Tarih: December 30, 2005 7:02 PM
Marmara Üniversitesindeki konferansa bende katıldım,ve gerçekten de başarılı buldum Mustafa Akyol u,ancak dikkatimi çeken bir nokta vardı,o da ilahiyatçılarımızın hitabette olsun,konuyu iyi dinleyip kavrama da olsun,soru cevap kısımlarındaki konuşmalarındaki,sorularındaki performansları olsun,hiç de iç açıcı degildi...en azından benim görüşüm bu şekilde..
(Blawknox)
Yazan: blawknox Tarih: January 3, 2006 10:11 AM
Mesa-i sini böylesine hayirli saatlere tüketen arkadasimiz, Mustafa Akyol'a cok tesekkür ve tebrik ediyorum.
PatriarchFAz'in görüslerine (kismen) katilamiyorum dogrusu, katilamiyorum cünkü bir konu hakkinda birseyler anlatiyor olmak, isterseniz 10 alan'da Prof. olasiniz, kesinlikle dogruyu söylüyorsunuz anlamina gelmez, biri digerine gerekce sayilamaz. Yani birakin ögrenci olmayi, en yüksek Lisans sahibi olmak, yillarca o alanda tahsil yapmis olmak, mutlaka dogrusunu biliyor, söylüyor anlamina gelmedigi gibi buna gerekce bile olamaz.
Ikincisi, konu ne olursa olsun, insan da ön yargilar var oldugu sürece, en keskin beyin dahi "tarafli" gözlemleme yapacaktir.
Böylesine bir akim'i(intelligent design) topyekün bilimdisi olarak ilan etmek, Ate'lere özgü bir davranismidir, belli basli bir ideoloji yikilacak kaygisimidir nedir, bilemiyorum.
Varsa nasibi, Ateist'in bilim'den edinecegi pay, bu Dünya'dan ibarettir.
Selam
Yazan: Sinan Tarih: January 6, 2006 11:12 AM
"Ancak tüm bu süreçlerde mutasyonla yeni genetik bilgi üretilmediğine dikkatinizi çekmek isterim."
yukarda M.Akyol böyle bir cümle sarfetmiş kul gribinin mutasyonu ile ilgili olarak
yeni bilgi ne demek? mutasyyon ile gen segmentinde bir harf bile değişse ortaya çıkan yeni bilgidir. sadece varolan bilginin değişmesi değil mutasyon olarak yeni bir harfin ortaya çıkması yada varolan bir harfin silinmeside mümkündür ve bunların hepsi bilgi üretmedir
Harf diye kastedilen şey nükleotittir
Yazan: dehri Tarih: January 15, 2006 2:08 PM
bir biyolog olarak öncelikle şunu söylemek istiyorum.bu konularda yorum yapmak için illede biyoloji okumak gerekmiyor.nice meslektaşlarımı tanıyorum ki sadece önyargılarının ürünü olarak darvin teorisini yada akıllı tasarım teorisini kabul ediyorlar.bu konularda okumak ,sistemdeki mükemmeliyeti görmek ,yaradıcının hernereye bakarsak bakalım kusursuz yaradışını görmek eğitimle doktora yapmakla yada akademik başka kariyer yapmakla mümkün değil.peygamberimize inen ilk emrin, eline yazılı bir belge verilmeksizin ona 'oku' denmesinin ,onunda neyi okuyayım demesi üzerine sistemi okuması gerektiği; ve hatta ilk olarak orada ona sperm - yumurta birleşmesi olayındaki harika mekanizmanın örneğinin verilmesi bizlere ders olmalıdır.peygamberimiz biyoloji eğitimi almadığı halde ona ve diğer insanlara ilk inen emir ,yüzümüzü nereye çevirirsek çevirelim yaradanı göreceğimizi fark etmemizdir.(ikra'dan bu anlaşılmalıdır) birbaşka gözlemim mustafa beyin ceviz kabuğu programında karşısına türkiyeden hiçbir biyoloğun (özellikle biyoloji eğitimi veren üniversitelerdeki sayın profesörlerin) çıkamayışı bu teorinin hem sahipsiz kaldığını hemde biyoloji eğitimi alan değil veren kişilerin bile sırf akademik kariyerlerini korumak pahasına darvin teorisini savunduklarını gösterir.ömer kardeşim çevrene bak mükemmeliyet karşısında tesadüf kelimesi çok komik kalıyor bunu farket.biyoloji eğitimi alırken edindiğin görüşler hazmedilmesi gereken zamanla değişime uğramaya müsait görüşlerdir.önyargılarımızdan siyasi kimliğimizden sıyrılarak ve çevresel etkilerden kurtularak objektif düşünerek doğru yolu bulacağımızı düşünüyorum.doğadaki herşeyde algılama gücümüzün zayıflığından kaynaklanan (kesitsel algılama araçlarımızdan )görememe durumu mevcut olabilir.belkide gözlerimiz UV'yi kızıl ötesini yada daha yüksek dalga boylarını görse idi hiç tartışmazdık.maddenin izafiliği ortada tek birşey bırakıyor YARADANI....
Yazan: öz-den Tarih: January 24, 2006 4:13 PM
Bedeninizden geçip ruhunuza hayat verin 40 gün.
Ne var ne yok alemde görürsünüz.
Şüpheniz de kalmaz,
Yazan: yok ol Tarih: February 24, 2006 8:07 AM
ben canlilarin, uzayda bizim goremedigimiz ancak var oldugu bilinen 5. boyutun otesindeki tencere-kapaklarin yarattigi manyetik etkilesimden dolayi var oldugunu dusunuyorum. nitekim evrendeki her turlu duzenin bu manyetik etkilesimden olustugunu dusunuyorum. bunun aslinda dusundugunuz kadar sacma sapan bir teori olmadigini gostermek icin de 500 tane tencere-kapak ureticisinden imza topladim, ayrica imza atanlarin icinde iki tane de metalurji muhendisi var.
bu cigir acan yeni teorimin "intelligent desing" ve evrim teorisi ile birlikte okullarda okutulmasini talep ediyorum.
eger siz okutulmamasi gerektigini dusunuyorsaniz lutfen teorimin neden intelligent design'dan daha yetersiz kaldigini aciklar misiniz?
degerli dusunceleriniz icin simdiden tesekkur ederim.
Yazan: Arslan Tarih: February 24, 2006 10:16 PM
Flagellum icin verdiginiz ornegin yanlis ve yetersiz oldugu butun biologlar tarafindan kabul edilmistir. Bunun en guzel ornegi otomobil ile verilebilir. mesela eskiden mekanik olan otomobiller cok basit mekanik sistemler ile calisiyordu, ancak bugun bir surusunun bilgisayar cipi var. bugun otomobilin bilgisayar cipi olmadan calismasi mumkun degil, ancak bu otomobilin "daha basit" bir sistemden evrimlesmedigini gostermez.
bu konuda sizi biraz daha bilgilendireyim:
http://www.actionbioscience.org/evolution/nhmag.html
------------------------------------
The Flaw in the Mousetrap
Intelligent design fails the biochemistry test.
By Kenneth R. Miller
Michael J. Behe fails to provide biochemical evidence for intelligent design.
To understand why the scientific community has been unimpressed by attempts to resurrect the so-called argument from design, one need look no further than Michael J. Behe's own essay. He argues that complex biochemical systems could not possibly have been produced by evolution because they possess a quality he calls irreducible complexity. Just like mousetraps, these systems cannot function unless each of their parts is in place. Since "natural selection can only choose among systems that are already working," there is no way that Darwinian mechanisms could have fashioned the complex systems found in living cells. And if such systems could not have evolved, they must have been designed. That is the totality of the biochemical "evidence" for intelligent design.
Parts of a supposedly irreducibly complex machine may have different, but still useful, functions.
Ironically, Behe's own example, the mousetrap, shows what's wrong with this idea. Take away two parts (the catch and the metal bar), and you may not have a mousetrap but you do have a three-part machine that makes a fully functional tie clip or paper clip. Take away the spring, and you have a two-part key chain. The catch of some mousetraps could be used as a fishhook, and the wooden base as a paperweight; useful applications of other parts include everything from toothpicks to nutcrackers and clipboard holders. The point, which science has long understood, is that bits and pieces of supposedly irreducibly complex machines may have different -- but still useful -- functions.
Evolution produces complex biochemical machines.
Behe's contention that each and every piece of a machine, mechanical or biochemical, must be assembled in its final form before anything useful can emerge is just plain wrong. Evolution produces complex biochemical machines by copying, modifying, and combining proteins previously used for other functions. Looking for examples? The systems in Behe's essay will do just fine.
Natural selection favors an organism's parts for different functions.
He writes that in the absence of "almost any" of its parts, the bacterial flagellum "does not work." But guess what? A small group of proteins from the flagellum does work without the rest of the machine -- it's used by many bacteria as a device for injecting poisons into other cells. Although the function performed by this small part when working alone is different, it nonetheless can be favored by natural selection.
The blood clotting system is an example of evolution.
The key proteins that clot blood fit this pattern, too. They're actually modified versions of proteins used in the digestive system. The elegant work of Russell Doolittle has shown how evolution duplicated, retargeted, and modified these proteins to produce the vertebrate blood-clotting system.
Working researchers see evolution in subcellular systems.
And Behe may throw up his hands and say that he cannot imagine how the components that move proteins between subcellular compartments could have evolved, but scientists actually working on such systems completely disagree. In a 1998 article in the journal Cell, a group led by James Rothman, of the Sloan-Kettering Institute, described the remarkable simplicity and uniformity of these mechanisms. They also noted that these mechanisms "suggest in a natural way how the many and diverse compartments in eukaryotic cells could have evolved in the first place." Working researchers, it seems, see something very different from what Behe sees in these systems -- they see evolution.
Behe's points are philosophical, not scientific.
If Behe wishes to suggest that the intricacies of nature, life, and the universe reveal a world of meaning and purpose consistent with a divine intelligence, his point is philosophical, not scientific. It is a philosophical point of view, incidentally, that I share. However, to support that view, one should not find it necessary to pretend that we know less than we really do about the evolution of living systems. In the final analysis, the biochemical hypothesis of intelligent design fails not because the scientific community is closed to it but rather for the most basic of reasons -- because it is overwhelmingly contradicted by the scientific evidence.
Yazan: Arslan Tarih: February 24, 2006 10:26 PM
Darwın'ın zamanında tek bir bir hücrenin bile muhteşem olduğu bilinemiyor,hücre içi su dolu bir şeye benzetiliyordu.ancak elektron mikroskopunun ortaya çıkışıyla tek bir hücrenin bile mükemmel bir yapıda olduğu anlaşıldı.şimdi ise ateistler gerekli kaynak buldukları için değil ALLAH'ı redetmek için evrimi tekrar gündeme taşıyorlar.
isteyenler harunyahya.org sitesinden aldığım yazıları anafikir.com'da okuyabilirler.
saygılar...
Yazan: melih Tarih: March 14, 2006 3:35 PM
evrimci biyologların olasılık dersinide almalrını arzu ediyorum.sayılarla saka yapılmaz ufak bir oynama adamı çarpar.kişi inandığı gibi yaşayamayınca yaşadğı gibi inanrmış.fen bil son sınf öğrnc
Yazan: katre Tarih: March 17, 2006 3:30 PM
Şu durumda akıllı tasarım varsa, tasarımcının neden sadece bir tane olduğu düşünülüyor, birden fazla olamaz mı? Benim bu düşüncem de akıllı tasarım kadar bilimseldir sanırım...
Yazan: deniz Tarih: March 27, 2006 2:37 PM
Bilirken susmak bilmezken konuşmak kadar çirkindir...
İş Değil Karanlıkta Aydınlığı Görebilmek Bana Aydınlıktaki Karanlıkları Görebilcek Gözler Gerek Şeyh Müslüm İNCEDAL
Yazan: Şeyh Müslüm İNCEDAL Tarih: April 12, 2006 8:55 AM
akıllı tasarım teorisi evrim teorisine karşı bir teori olarak çıkmış gibi görünüyor. ancak bunun bilimsel olmadığını söylemek pek doğru olmaz kanısındayım. evrim teorisinin de teori olduğunu unutmayalım. ben bu teorinin kanıtlandığı bir örnek istiyorum. akıllı tasarım teorisinin bakteri kamçısı gibi...
Yazan: harun Tarih: April 12, 2006 6:47 PM
bence matematikde imkansız nedir istatistikle matematik arasıdaki farklar nelerdir? sorularının cevabını daha iyi bilmek herkes için faydalı olur. o konuda çok yetkin değilim ama saydığınız isimlere şunu hatırlatacak kadar yetkinim. bütün bakteriler kamçı sahibi değildir ve kamçısı olmadan daha basit şekillerde yaşayabilen bir bakteri varsa bu o organın indirgene bileceğini gösterir. ayrıca darwinst değilim onunda birçok eksiğini sayabilirim. ancak burdaki eleştirilerin hiç biri darwin teorisinde asıl tartışılması gerekenler arasında değildir kanımca. ne yaradılış teorisinin nede darwin teorisinin deneylerle kanıtlanabilir yanı yoktur. buda onları pozitivist bilim alanında tartışılabilir olmaktan çıkarır.
Yazan: selin Tarih: April 12, 2006 11:57 PM
Sayın Mustafa Bey
Başta bu yazımın bilimsellikten tamamen uzak,hamasi bir yazı olacağını belirteyim.
Bu yazılanlar,tartışılanlar... hepsinin kökeni çok eskiye dayanır.Bunlar hepsi baştan beri var olan hatta bir anlamda varolma nedenimiz olan imtihanın bir parçasıdır:İman-küfür kavgası(terim anlamıyla kullanılmıştır).
Ezeli ve Ebedi Olanın ilmi sonsuzdur.Bizim bütün yapmaya çalıştığımız(bilim dediğimiz) bu ilmi müşahede edip anlamaya çalışmaktan ibaret.Zaten bu konudaki temel araç olan 'aklı' bile O vermiş bize.Hiç bir iradesi olmadan yaşama gelen canlı varlıkta-çok açıkça ve basit haliyle- küstahlık yapıp aklı verene sözüm ona akılcılık yapıp karşı geliyor.
Bana göre bilim ulaştığı bu düzeyde yavaş yavaş varolma amacına hizmet etmeye başlamıştır.Zamanla daha iyiye gideceğine eminim.Buna rağmen inanmayan gene inanmaz,kısmet işidir bu.Mesela siz yukarıda bir sürü link vermişsiniz okumaları için sayın yazarların.Büyük ihtimalle bakmamışlardır bile bırakın okumayı analiz etmeyi.İşine gelen gerçek gerçektir zira.İnanan biri olarak biliyorum ki mucizeleri görenler bile 'bu sihirdir' demişlerdir.
Özetle ak-kara hepsinin belli olacağı bir güne az kaldı
YAZIMI OKUDIKTAN SONRA ŞU GERİCİYE BAK BU NE BASİTLİK BU KADARINA PES DİYECEKLERE NOT:
Bilmenizi isterim ki,en az sizin kadar 'analitik' ve 'akademik' yazardım ama sizin samimi olamdığınızı 150 200 yıllık insan oğlunun yaşadığı tecrübeden rahatça çıkarabiliyorum.Bilimin işinize geldiği kadarını kullandığınızı düşünüyorum.Bu sebeplerden ötürü de bir anlamda 'gerek görmüyorum'
Yazan: beyazit Tarih: April 13, 2006 1:38 AM
Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....
*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.
*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...
-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda çevresel faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...
Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...
Yazan: dharma bum Tarih: April 21, 2006 8:24 PM
Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....
*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.
*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...
-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda "çevresel" faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...
Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...
Yazan: dharma bum Tarih: April 22, 2006 2:47 PM
""hidrojen siyanit(HCN), asetilen(C2H2) ve suyu birlikte bir test tüpüne koyup üzerinde yoğunlaştırıp tepkimeye girmeleri için tetikleyici ve yüzey sağlarsanız içlerinde aminoasitler ve ADENİN!!! adlı bir DNA bazı da bulunan bir sürü organik bileşik elde edersiniz""
ben lise öğrencisiyim meb biyoloji olimpiyat sınavlarına hazırlanmak için günlerce milli kütüphaneden evrim biyolojisiyle ilgili araştırma yaptım, az buçuk bilgim oldu ve yukardaki yazıyla karşılaştım.
Yazının başlarında dünyanın ilk zamanlarından atmosfer ve toprak bileşenlerini yazmış(tabi burada hepimiz! bilimsel olaylardan haberdarız dünyanın çok eski zamanlardaki bileşenlerini özellikle kutuplardan, toprak derinliklerinden, eski kayalardan, volkanlardan vb. anlaşılabildiğini biliyoruz)
Hatırladığım kadarıyla C,H,N gibi elementler çok bol özellikle metan bileşiği.(oksijen az miktarda var çünkü çoğu oksitlenme ile kayalara demirlere veya okyanus diplerine geçmiş, oksijen daha sonra klorofil benzeri yapıları oluşturabilen bakterilerden sağlanır)
Yukardaki deney teoride değildir, bu deney bilimadamları tarafından defalarca yapılmıştır alın size basit yapılardan karmaşık yapıların oluşturulması yönünde büyük bir adım.
Ayrıca bilimsellik inanç istemez siz izafiyet e inanmıyorum diyerek kendinizi ondan soyutlayamazsınız zamanında ona da imkansız diyenler olmuştur, hatta galileo nun ölüm nedenini bilenler de burayı daha iyi anlayacaktır.
Ortada bir fizik sorusu olsa acaba bu soruya kaç kişi yanıt verip yorum yapabilecekti, ama doğru ya fizik bilgisi eksiklerimiz var yorum yapamayız peki nasıl oluyor da evrim hakkında yorum yapabiliyoruz
"""Akıllı tasarım bir teori değildir bir gerçektir. Bunun için ne uzun uzun bio kimya incelemelerine gerek var ne de bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalara."""
Sayın Farshad Mohajeri "Biyoloji bilimseldir" önermesine katılıyorsanız eğer "Bilim gerçeklerle açıklanır, kimsenin inancı bilime etki etmez" önermesine de katılıyor olmanız gerekir bir yanlışım varsa bilmek isterim ve şunu da söylemek istiyorum: biyolojik bir şeyi açıklamak , ispatlamak ya da çürütmek için muazzam biyoloji, kimya bilgisine sahip olmanız gerekir. Yoksa sokaktaki adam neden gökdelen inşa etmesin ne eksiği var???? Çok merak ediyorum
Ben kendimi yorum yapabilecek kadar evrim bilgisine sahip olmadığımı düşünüyor, evrimle ilgili şöyle gerçektir böyle değildir diye bir yorum yapmadığıma dikkat çekmek istiyorum ve iyi günler diliyorum.
Yazan: baran Tarih: April 24, 2006 7:37 PM
bir şey daha var yukardaki başlıkla ilgili "Darwin yargılanıyor" yargıçların hangi meslekten olduğunu yukarda okuduk.
Darwin suç mu işlemiştir, bilim suç mudur, bunu kim söylüyor, "bilim suçsa gerçekler suçtur" önermesi doğru mudur, doğruysa başa döndük herhalde insan doğduğunda suç işlemiştir mantığı geri mi dönmüştür, dini böyle işlere alet etmek gerçekleri dinle saptırmaya "çalışmak" ne kadar doğrudur, belki sizin kadar dindar değilim ama din insan düşünebildiği ölçüde yararlıdır yoksa bu şekilde kendisine çıkar çevresi yaratmak amacıyla değişik tarikatlarla ya da bireysel olarak insanları dinsiz olarak adlandırarak bilimsel olduğunu sandığı düşüncelerle bilimi çürüttüğünü iddialarıyla insanları aldatarak dindar olunuyorsa ben dinsiz olmaya razıyım.
Yazan: baran Tarih: April 24, 2006 8:09 PM
IntelligentDesign teorisini ilk duyduğumda benim de çok ilgimi çekmiş ve "İşte Evrim saçmalığına son verecek yaklaşım.." demiştim. Ama neticede ColaTurca içmek CocaCola'ya darbe indirmek midir? Bence evrim teorisine inanmayan insanların dabılyu buş'un desteklediği bir teoriye ihtiyaçları yok. Olayı da çetrefilleştirmeye gerenk yok arkadaşlar. Allah yaratmıştır bizleri. İsterse yoktan yaratır, isterse maymundan çevirir insana. Mesele insan olmanın hakkını verebilmektir. Sen maymun bile olamadıktan sonra öyle ya da böyle ne farkeder ki?
Selam ile...
Yazan: demirbim Tarih: May 3, 2006 9:57 AM
Akıllı tasarım teorisi ilk insanla başlar ve bilebildiğimiz her dinin temel taşıdır. Yani bu teori zaten vardı. Genetik bilimler ve mutasyon teorileri mükemmeliyetçidirler. Yani mükemmel olmayan zaten oluşmaz oluşsada yaşam şansı yoktur. Kısa süre var olup kaybolan yaşam biçimleri akıllı tasarım teorilerini çürütürler. Burada akıllı tasarımın hata yapabildiği akla gelirki bu dinsel toplum dayanaklarını sarsacağından tehlikelidir. Özetle devrim teorisine karşı şu ana kadar geliştirilen dini savunma biçimleri bu ihtiyacı karşılıyabilmişken bu konunun tamamen dini temellere taşınmak istenmesi toplum dengeleri açısından zararlı olacaktır.
Yazan: ercan bardakcı Tarih: May 3, 2006 10:34 AM
-İNDİRGENEMEZ KOMPLEKSLİK YANILGISI-
İndirgenemez komplekslik kavramı, Akıllı Tasarım (AT) hareketini savunanların en fazla başvurdukları ve belki de AT’nin bilimsel bir teori olduğunu savunmak için kullandıkları yegâne argüman olarak karşımıza çıkıyor. Aslında indirgenemez komplekslik, AT’nin ispatlanması için kullanılamaz yani doğru olması AT’nin doğruluğunu göstermez ama bu yazımda bu konuyu bir kenara bırakıp indirgenemez kompleksliğin bilimsel konumunu inceleyeceğim.
İndirgenemez komplekslik kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:
By irreducibly complex I mean a single system composed of several well-matched, interacting parts that contribute to the basic function, wherein the removal of any one of the parts causes the system to effectively cease functioning. (s. 39)
An irreducibly complex system cannot be produced directly (that is, by continuously improving the initial function, which continues to work by the same mechanism) by slight, successive modifications of a precursor system, because any precursor to an irreducibly complex system that is missing a part is by definition nonfunctional. (s. 39)
Burda Michael Behe, aşağı yukarı şöyle diyor:
İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum.
İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direk olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.
İşte Michael Behe indirgenemez kompleks sistemi böyle tanımlıyor ve canlılarda bu özellikleri gösteren biyokimyasal yapılar olduğunu iddia ediyor. Bu yapılara örnekler veriyor ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Örnek olarak bakteri kamçısı (bacterial flagellum), kan pıhtılaşma sistemi (blood clotting system) ve bağışılık sistemi (immune system) gibi birkaç sistem veriyor ve bunların kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olduklarını ve bu sebeple de evrimleşmiş olamayacaklarını iddia ediyor.
Şimdi ilk olarak Michael Behe’nin yaptığı indirgenemez komplekslik tanımını ve daha sonra da bu tanım gereği evrimleşmiş olamayacağını düşündüğü sistemleri inceleyelim.
Behe yaşamın tasarlanmış olması gerektiği sonucuna şu mantıksal düzen içinde ulaşıyor. Tanım gereği, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçası eksik öncüsünün işlevsiz olması gerekiyor. Böylece doğal seçilimde işlevsiz bir yapının seçilmiş olamayacağı ve böylece indirgenemez kompleks yapının bir bütün olarak tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varlıyor. Ama gerçekte durum böyle değil. İlk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan oluşması gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da oluşuyor olabilir. İkinci olarak öncü sistem farklı bir görevi yapıyor olabilir, yani öncü sistemin tanımdaki gibi işlevsiz olması şartı yoktur. Öncü sistem farklı bir fonksiyonu gerçekleştiriyor olabilir. Görüldüğü gibi Behe’nin kurmuş olduğu mantıksal düzende belirgin bir sorun var. Behe’nin indirgenemez komplekslik tanımına uygun yapılar olabilir ama bu onların evrimleşmiş olamayacağı anlamına gelmez.
Peki Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü, dolayısıyla da evrimleşmiş olamayacağını ileri sürdüğü ve “biyokimyasal makineler” olarak adlandırdığı yapılar gerçekten evrimleşmiş olamaz mı? Bu yapılar gerçekten de bir bütün halinde mi ortaya çıkmış olmak zorunda? İşte bu noktada, Behe’nin vermiş olduğu örnekler incelendiğinde, bilim adamları bu yapıların evrimleşmiş olabilecekleri sonucuna varıyor. İlk olarak bakteri kamçısını ele alalım.
Bakteri kamçısı
Flagellum yani kamçı organı prokaryot ve ökaryot hücrelerde bulunabiliyor. Bakteriler kamçılarını sıvı ortamlarda hareket etmek için kullanıyorlar. Bakteri kamçısının işlevini ve yapısını Mustafa Akyol şöyle açıklıyor (1):
Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.
[…] Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).
Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır.
[…] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.
Aslında bakteri kamçısının indirgenemez kompleks olup olmadığıyla veya evrimleşmiş olup olamayacağıyla çok ilgisi yok ama yine de belirtmek lazım. Burda adı bahsi geçen bakteri kamçısını oluşturan farklı protein sayısı olan 240 doğru değil. Bakteri kamçılarının çok daha az proteinle oluştukları yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Örneğin E. coli türü bakterinin kamçısının yapısında 18-20 farklı protein bulunmaktadır (2). Ayrıca farklı bakteri türlerinde farklı (E. coli’ninkinden daha az) sayıda proteinden oluşan kamçı türleri vardır. Ökaryot hücrelerdeki kamçı ise “cilium” olarak adlandırılmaktadır. Yapı olarak bakteri kamçısından oldukça farklı yapıdadır. Örneğin bir hayvan sperm hücresindeki cilium 250 civarında proteinden oluşmaktadır (2). Aslında sayılarda yapılan bu yanlışlığın çok da önemi yok. Asıl önemli olan nokta bakteri kamçısının herhangi bir parçası çıkarıldığında işlevsiz olacağı ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağı gibi hatalı bir sonuca varılmış olmasıdır.
Yapılan homoloji çalışmaları bakteri kamçısı ile “tip III salgılama sistemi” (type III secretory system) (TTSS)’nin birçok parçasının birbiriyle ilişkiliği olduğunu hatta bazı bakterilerde tamamen aynı olduğunu göstermektedir (3). TTSS bakterilerin başka hücrelerin içine protein aktarmak için kullandığı bir yapıdır. Hatta bazı ölümcül bakteriler ürettikleri protein toksinleri bu yöntemle kurbanlarının hücrelerine bu yolla aktarırlar (4). TTSS’nin protein yapısı üzerinde yapılan araştırmalarda bakteri kamçısının bazal (temel) bölümünün TTSS ile direk homolog olduğunu göstermektedir (4). Yani indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bakteri kamçısının ufak bir bölümünün oldukça işlevsel olduğu görülmektedir. Behe ise tek bir parçanın bile çıkarılmasının geri kalan kısmı işlevsiz kılacağını ve doğal seçilim mekanizması tarafından seçilemeyeceğini söylüyordu. Ama görüldüğü gibi indirgenemez kompleks kavramına yapılan itirazdaki gibi öncü bir sistemin asıl sistem ile aynı görevde olması zorunluluğ yoktur. Farklı görevi yapan bir sistem gen eşleşmesi, mutasyon ve doğal seçilim sayesinde başka bir işlev gören bir yapıya dönüşerek sağladığı avantaj sayesinde de korunarak gelecek nesillere aktarılabilir.
Peki bakteri kamçısının TTSS’den nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili neler biliniyor? Bu konuda en geniş bilgiye Nick Matzke’nin makalesinden (4) ulaşmak mümkün. Matzke makalesinde bakteri kamçısının ve TTSS’nin yapısıyla ilgili bilgi veriyor, bakteri kamçısının evrimiyle ilgili önceki modeller hakkında bilgi veriyor ve daha sonra kendi modelini anlatıyor. Bu modellerin kesin doğru olduğunu iddia etmek mümkün değildir ama zaten bu modellerin amacı da bu yapıların nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili mantıklı, olası varsayımlar ortaya koymaktır çünkü Behe indirgenemez kompleks olduğunu söylediği yapılar için bu tip olası modellerin oluşturulmasının mümkün olmadığını söylemektedir.
Bakteri kamçısını bir kenara koyarsak yılan balığı sperm hücresinin kamçısında (ökaryot bir hücrede olduğu için cilium) üç önemli bölüm eksiktir. Yani Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği ve bu yapının vazgeçilmez parçaları olarak belirttiği bazı parçalar bu yılan balığı sperm hücresi kamçısında bulunmamaktadır ve buna rağmen normal olarak görevini görmektedir (6). Bu da Behe’nin belirttiği yapının kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olmadığını göstermektedir.
Kan Pıhtılaşma Sistemi
Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği bir başka sistem de omurgalılardaki kan pıhtılaşma sistemidir. Omurgalıların kan pıhtılaşma sistemi “kaskat” olarak adlandırılan bir yapıdadır. Yani bir nevi domino taşlarından kurulmuş bir sistemdir ve son hamlede kan pıhtılaşması gerçekleşir. Sistemde görevli proteinler, kofaktörler (enzimlerin çalışmasını sağlayan maddeler) ve proteazlar (proteinleri peptit bağlarını kopararak parçalayan enzimler) görev almaktadır. Kan pıhtılaşması iki farklı yolla gerçekleşebilir: İntrensek ve ekstrensek yol. Bu iki yol Jeremy M. Berg’un Biochemistry kitabında aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.
Bu şekilde pembe ile gösterilenler maddelerin aktif olmayan, sarı ile gösterilenler ise aktif halledir, mavi ile gösterilenler ise kofaktörlerdir. Ayrıca tüm Roma Rakamıyla gösterilenler rakamın önüne “faktör” koyularak okunur. Örnek vermek gerekirse faktör VIIIa bir kofaktördür ve aktif haldeki faktör IX (yani faktör IXa)’un yardımcı olarak inaktif haldeki faktör X’u aktive hali olan faktör Xa‘ya dönüşmesini sağlar. Şekilden bakarak aynı mantıkla her adımda neler olduğunu anlayabilirsiniz.
Şekilden görülebileceği gibi intrensek ve ekstrensek yollar bir noktada birleşir. İki yolla da faktör X aktive edilir ve faktör Xa ile faktör Va, protrombini trombine dönüştürür. Trombin ise kan plazmasında çözünebilir bir protein olan fibrinojeni parçalayarak fibrine dönüşmesini sağlar ve daha sonra faktör XIIIa‘nın da devreye girmesiyle fibrin pıhtıları oluşarak gerekli yerlerin tıkanması sağlanır. Burda temel yapıyı kısaca anlatmak istedim, daha ayrıntılı bilgi için buraya, buraya ve buraya bakabilirsiniz.
İşte Michael Behe bu sistemin indirgenemez kompleks olduğunu ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağını iddia ediyor. Yani Michael Behe’nin tanımına göre bu sistemin bir parçasının bile olmaması sistemin çökmesine, çalışmamasına sebep olacaktır. Ama intrensek yolda karşımıza çıkan faktör XII veya diğer adıyla Hageman faktörü yunuslarda ve balinalarda yoktur (5) ama kan pıhtılaşma sistemleri çalışmaktadır. Yani kan pıhtılaşma sisteminin indirgenemez kompleks olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Ama bunu Michael Behe de görüyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bir forumda Kenneth Miller ile Michael Behe karşılıklı tartışırken (tartışma metnine buradan ulaşabilirsiniz) Miller yunuslardaki bu olayı dile getiriyor ve Behe kan pıhtılaşma sisteminde gereksiz parçalar olduğunu kabul ediyor. Behe bu sebeple bütün pıhtılaşma sistemi yerine bu sistem içindeki sadece 4 parçayı (fibrinojen, protrombin, Stuart faktörü, and proakselerin) seçerek bunların indirgenemez kompleks bir sistemin parçaları olduğunu söylüyor. Ama ortada sadece bu parçalardan oluşan bir sistem yok gerçekte ve evrim sürecinde sadece bu parçalardan oluşan bir sistemin oluşması şart değildir. Kaldı ki Behe’nin kitabında söylediği gibi kan pıhtılaşma sisteminin moleküler evrimiyle ilgili hiçbir şey bilinmiyor falan değildir. Literatürde bu konuyla ilgili birçok makale ve çalışma vardır. PubMed‘de arama yaparak bu konu ile ilgili yazılmış makalelerin listesini görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da bu konuyla ilgili önemli birçok referansa ve linke ulaşabilirsiniz. Yani Michael Behe ya bilimsel literatürü pek iyi takip etmiyor ya okuyucularının takip etmediğini düşünerek bol keseden atıyor ya da hiçbir açıklamayı nedense tatmin edici bulmuyor.
Bağışıklık Sistemi
Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu kitabının 6. bölümünü bağışıklık sisteminin parçası olan ve indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği 3 sisteme ayırıyor. Bu 3 sistemin neden indirgenemez kompleks olmadığı Matt Inlay tarafından Evolving Immunity başlıklı yazısında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu 3 sistemden biri olan tamamlayıcı sistemin (Complement System) neden indirgenemez kompleks olmadığı Mike Coon’un Is the Complement System Irreducibly Complex? başlıklı yazısında incelenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiği konusunda da birçok bilimsel makale mevcuttur. Mesela daha önce linkini vermiş olduğum PubMed‘de arama yaparak bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili ne kadar çok makale olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da konu ilgili faydalı kaynaklara ulaşabilirsiniz. Ama nedense bunların hiçbiri Michael Behe için yeterli olmuyor. Amerika’da Dover’daki Akıllı Tasarım davasının kararında Yargıç Jones, Behe’ye bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili 58 peer-reviewed (hakemli dergilerde) makale, 9 kitap ve birkaç ders kitabı bölümü gösterildiğini ama Behe’nin bunların hiçbirini yeterli görmediğini söylüyor. Hem de bu kitapların ve makalelerin çok büyük bir kısmını okumamış olmasına rağmen kendi istediği şekilde bir evrim sürecinin bu kitap ve makalelerde anlatılmadığını düşündüğünü söylüyor. Ayrıca yine bu davada verdiği ifadesinde bir yerde bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiğiyle ilgili araştırma yapmadığını çünkü bunun verimli bir çalışma olmayacağını (yani sonuca ulaşamayacağını) düşündüğünü söylüyor. Yani Behe bunun olamayacağına kendini öyle inandırmış ki konuyla ilgili ne tüm bilimsel görüşleri ve bakış açılarını inceleme gereği duyuyor ne de nasıl evrimleşmiş olabileceğini ve kökenini kendi araştırıyor. Aslında bu sadece bağışıklık sistemi ile ilgili de değil. Yukarda anlattığım diğer yapılar için de aynı şey geçerli.
Sonuç
Tüm bunlar bize Michael Behe’nin en başında önemli bir hata yaptığını göstermektedir. Michael Behe bir biyokimyacıdır ve özellikle de protein sistemleriyle uğraşmaktadır. Proteinlerden oluşan kompleks yapıların evrimi konusunda yanlış bir düşüncesi var. Behe şöyle düşünüyor: Elimizde 100 proteinden oluşan kompleks bir sistem varsa bu sistemin evrimleşmiş olması için daha önce 99 proteinden oluşan ve aynı görevi yapan bir yapı olmalıdır. 99 proteinlik yapı ise ancak 98 proteinlik ve aynı görevi yapan bir yapıdan evrimleşmiş olmalı. İşte Behe biyokimyasal yapıların evriminin böyle olması gerektiğini düşünüyor. Ama bunun böyle olması gerekmediği çok açık. Proteinlerden oluşan yapıların evrimi DNA yapısındaki değişikliklerle olur ve DNA yapısında oluşacak değişikliğin tek bir protein eklenmesine veya yapı içindeki sadece bir proteinin değişmesine sebep olmak zorunda olmadığı çok açıktır. Ayrıca öncü bir sistemin aynı görevi yapıyor olma gibi bir zorunluluğu da mevcut değildir. Ama Behe böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu tip adım adım kademeli bir evrim sürecinin bilim adamları tarafından açıklanamadığını söylüyor. Yani yukarda anlattığım gibi Behe’nin kendisine sunulan ve bu yapıların olası evrim modellerini anlatan makale ve kitapları bu sebeple kabul etmiyor ve yeterli görmüyor. Sanırım bu sebeple Behe hiçbir zaman bu açıdan kendini tatmin eden bir evrim modeliyle karşılaşmayacak çünkü beklediği şey zaten mümkün olmayan birşey.
En son olarak da Michael Behe’nin veya başka birinin şimdiye kadar, herhangi bir yapının indirgenemez kompleks olduğunu ve evrimleşmiş olamayacağını savunduğu ve hakemli dergilerde yayınlanmış hiçbir makale olmadığını belirtmek istiyorum. Sanırım Behe artık, konuyu fazla bilmeyen ve araştırma yapma imkanı olmayan insanları etkilemek için kitap yazmak yerine bilimsel olduğunu iddia ettiği argümanlarını hakemli dergilerdeki makaleleriyle bilim adamlarına sunmalı.
Akıllı Tasarım hareketi önceki yazılarımda da belirttiğim gibi argümanlarını bilgisizlikten almaktadır. Bilimde bazı boşluklar yaratıp bunların sebebini akıllı bir tasarımcıya atfetmek bilimin araştırma, gözlem ve deney gibi kademelerini ortadan kaldırmak ve yüzyıllar öncesinin gücünü bilgisizlikten alan düşüncelerini kabullenmekten başka birşey değildir. Baksanıza Behe bağışıklı sistemiyle ilgili araştırmalarda sonuca ulaşılamayacağını düşündüğü için araştırmadığını söylüyor. Bu nasıl bir bilimsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı böyle önyargılarla hareket etmemelidir. Behe işin başından kendi kriterlerine göre evrimleşmiş olmayacağına karar veriyor ve bu sebeple o yapıları araştırmıyor hatta yapılan tüm araştırmaları inceleme gereği bile duymuyor.
Bir de Akıllı Tasarımcılar teorilerinin bilimsel olduğu iddiasıyla okullarda öğrencilere öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar. Hakkında hakemli saygın bilim dergilerinin hiçbirinde bir tane destekleyici makale yazılmamış bir teorinin (aslında ortada teorisi falan yok ama…) okullarda öğretilmesi çok yanlış olur.
Referanslar:
1. Mustafa Akyol, Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi, 2004
2. N. J. Matzke, Evolution in (Brownian) space: a model for the origin of the bacterial flagellum, 2003
3. Ian Musgrave, Evolution of the Bacterial Flagella, 2000
4. Kenneth R. Miller, The Flagellum Unspun: The Collapse of “Irreducible Complexity”, 2004
5. Robinson, A. Jean, Kropatkin, Mona, and Aggeler, Paul M. 1969. Hageman Factor (Factor XII) Deficiency in Marine Mammals. Science 166:1420-1422.
6. Kenneth R. Miller, Answering the Biochemical Argument from Design, 2003
Yazan: Gerçeğin Peşinde Tarih: May 6, 2006 3:33 PM
Sayın "Geçeğin Peşinde"
Ne o "Da Vinci" kendisi gelemedi de artık sizi mi gönderiyor ? Da Vinci'nin sitesinde ocak ayında yazılmış bir yazıyı kopyalayarak AT'nin İK argümanına "gerçek" bir cevap verdiğinizi mi zannediyorsunuz ? Hem de kimliğinizi gizleme ihtiyacı duyarak..
Behe, referans aldığınız Matzke'nin , Musgrave'in, Milller'in tüm itirazlarına cevap verdi.Araştırma ve kopyalama yeteneğiniz olduğuna göre Behe'nin cevaplarına artık aynı yeteneğinizi kullanarak AT ile ilgili sitelerden ulaşabilirsiniz.
Bu arada Da Vinci'yi görürseniz selamımı söyleyin..:-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 6, 2006 5:21 PM
Akıllı tasarımın bilimle ilgisi olmadığı nasıl düşünülebilir? neye dayanarak söyleniyor bunlar..
bir teorinin bilimle ilgisi olması için " ilk yaşam sıcak bir gölde başlamış olabilir" gibi fantezilerle desteklenmesi mi gereklidir?
Yazan: cagri Tarih: May 9, 2006 4:20 PM
Biyolog arkadaşların "bilmediğiniz konuda konuşmayın" üslubundaki yaklaşımları ancak bildiklerini anlayabileceğimiz şekilde bize aktarmalarıyla anlamlı olur. Tez karşısında bir antitez sunabilmelisiniz ki yaklaşımınız doğru olsun. Mustafa bey bakteri kamçısı konusunda çok açıklayıcı bir örnek verdi. Bakteri kamçısının kompleks yapısını evrim teorisi ne şekilde açıklıyor bilmek isterim. Bu konuyu bilen siz evrimci arkadaşlar bir açıklama getiremiyorsanız bilimsel bir yaklaşım sergileyin ve bir antitez keşfedilinceye kadar bari yorum yapmayın.
Şu bir gerçek ki evrim teorisi konusunda şimdiye kadar yapılan bilimsel sahtekarlıklar teoriye olan güveni çok sarstı. Evrimci ateistlerin de bu teoriyi ateizme malzeme yapması teoriyi bilimsellikten uzaklaştırdı. Biyoloji, zooloji, antropoloji vs. tüm bilimlerin evrim teorisi üzerine oturtulmuş olması bu teorinin çok güçlü olmasından değil, şimdiye kadar karşısında geliştirilen başka bir teori olmamasındandı. Evrim teorisine 100 yıldır güç kazandıran bu oldu. Akıllı Tasarım bu anlamda tüm bilim literatürünü çöpe gönderebilecek mi hep beraber göreceğiz...
Yazan: blue Tarih: May 13, 2006 9:45 AM
evrim konusu hiç bir zaman çözüme kavuşamaz. her zaman tarafında veya aksinde görüş bildirenlerin haklılık derecesi eşit olur. çünkü ispat, mümkün değil. evrimciler doğayı, sonsuz uzay içerisindeki dünya'yı, "piyangodan çıkmış şanslı zarlar" olarak görür; evet kompleksite çoktur, ama bu zaten kazanan numaralardır.
evrime karşı görüştekiler ise, uzayı da içine katarak nizamı ve doğal kompleksiteyi kaynak gösterir. sonsuz uzay içerisinde dünyada hayat vardır, bu sıradışı bir şeydir ve bu bir "güç" tarafından yapılmışitır.
bu konu hep havada kalacak. ve tarafında/karşısında seçimini, kişinin kendi vicdanı yapacak.
ben şahsen evrime inanmıyorum.
Yazan: tahsin Tarih: May 15, 2006 9:27 PM
akilli bir tasarim, buyrun izleyin:
http://www.steelcitysfinest.com/HondaAccordAd.htm
insan denen mahluk, reklamin sonunda gordugunuz arabadan cok, cok, cok daha karmasik bir mekanizma...
Degil mi?
Yazan: FK Tarih: May 15, 2006 9:56 PM
Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....
*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.
*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...
-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda "çevresel" faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...
Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...
Yazan: DA DA Tarih: May 16, 2006 12:30 PM
DA DA,
Peki, bu dediklerinizi soyleyemiyor olalim, sunlari bir izah ediverin o halde:
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?
Ureyecek mekanizma, uremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerektigini nereden biliyor?
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gerektigini nereden biliyor?
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerektigini, herhangi bir uyum biciminin baska bir uyum biciminden daha avantajli oldugunu nereden biliyor?
...
...
Yazan: FK Tarih: May 16, 2006 4:42 PM
Özellikle amerika'da akıllı tasarım fikrinin bilim dünyasında olmasa da politika ve yönetim mercilerinde güçlenmesinin nedenini amerika da bulunan şu anki yönetime bağlıyorum Bush'un dindar olduğunu biliyoruz...
Ancak tabi tartışmalı konu akıllı tasarım konusunu kabul eden ya da benimseyenlerin teist mi deist mi oldukları... Deistlerin ezelden beri akıllı tasarımı savunduklarını biliyoruz. "Amerikalıların" ve bazı bilim adamlarının savundukları görüş İslamiyetin geniş manzumelerle tanımladığı Allah olgusuna (cennet-cehennem, sınav-ödül, mükafat-ceza, kadına yaklaşım) mı götürüyor bizi yoksa deizm tanımı içerisindeki tanrı olgusuna mı?
Akıllı tasarım konusunda hem fikir olan teistler (tüm teistler) ve deistler bu defa akıllı tasarım olarak tanımlanan olgunun tanımı ve misyonu üzerinde tartışmaya girişeceklerdir. Burada kimin tanrısının tasarımsal ürünüdür dünya sorusu kafaları kurcalayacak sanırım...
Amerikadaki okullarda evrim teorisi içerikli eğitimlerin kaldırılması önerisi amerikanın başındaki şimdiki yönetimden geldiğini biliyoruz ancak bilim adamlarının ve "bilim kurumlarının" böyle bir istemi olduğuna dair kanıtımız yok!...
Avrupa da ise akıllı tasarımı destekleyen herhangi bir yayın çarpmıyor gözümüze; Siyaset mi belirliyor acaba bilimin yönünü?
Saygılar,
Yazan: Bahadır Yalçın Atalay Tarih: May 19, 2006 5:30 PM
Bakın Mustafa bey,fikirleriniz bilginiz güzel ama her şeyi tek yanlı algılamanız yanlış,okadar çok fikir atılabilirki ortaya size bunları anlatacak kadar zaman yok.Fakat bir konu varki buna cevap bulmak henüz çok zor.Oda tanrı varmı yokmu bu bir çizgidir,bir tarafında var diyenler diğer tarafında yok diyenler.Hiç bir sonuca varamaz,ben de var olduğunu sananladanım ama dinler için bunu söyleyemem,illa bu bilimsel olayları bir dine dayamakta gerekmez,ben fizikçiyim,şimdi her konuya giremeyeceğim ama hücrelerin çok zeki canlılar olduğuna ve zorlama karşısında birleşip kolonileşebildiklerine inanıyor ve bu dünyanın ürünü olmadıklarını zannediyorum,ototurof ve heterotrof beslenme olayı örneği gibi.Basit bir örnek kanser olan birinin düşünceyle kanseri yenmesiveya üzüntü bir çok hastalığı getirmesi gibi bu işi enerji+ hücreler yapıyor,bu ortaya koyduğum düşüncelerden sadece biri saygılar.
Yazan: serhat Tarih: May 22, 2006 11:58 PM
ıı benim kemdi yorumlarım şunlardır sayın syciler;benim adım
ADI:SENA
DİĞER ADI:ÖZGE
SOYADI:MUSLU
YAŞI:11
SINIFI:4/B
OKULU:MEHMETÇİK İLKÖĞRETİM OKULU
NO:1117
Yazan: sena özge Tarih: May 24, 2006 10:40 AM
Sena hanim,
Bu ilmekteki en (belki de tek) anlamli yorum sizinki.
Elinize saglik.
:-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 24, 2006 4:27 PM
Tolga bey,
Siyaset,tarih sosyoloji gibi beseri bilimlerde fikir belirtmek için uzman olmaya gerek yoktur.Güncel olayları takip ederek yada kaynak belge araştırması yaparak cok rahatlıkla tarihsel yada siyasi iddialar,savlar ortaya atabilirsiniz.
Mesela Osmanlı döneminde İstanbul'un fethini bilmek için bütün Osmanlı tarihini bilmeye hiç luzüm yoktur.O dönemin belgelerini inceleyen, o dönem ile ilgili kitabları okuyan insanlar rahatca fikir sahibi olabilir.
Peki pozitif bilimler de de böle midir?
Buna yanıtım hayır olacaktır.Çünkü pozitif bilimler bir binanın inşaatı gibi en temelden en üst kata kadar üst üste yığılmış sıralı bilgiler oluşturur.
Newton mekaniğini bilmeden kuantum mekaniğine, yada limit,türev ve integral bilmeden difransiyel denklemleri anlayamıyacağımıza göre demek ki pozitif bilimlerde sağlıklı cıkarımlar yapmak için eğitimini görmek gerekir.
Acıkcası ilk ve muhtemelen son mesajım,bu konular hakkında tartışmak,sorularınıza veya eleştirilerinizi bilim adamlarına yöneltmek için "www.bilimfeneri.gen.tr" adresini tavsiye ederim.
İyi günler
Yazan: hikmet Tarih: May 25, 2006 6:05 PM
kopyalama dan önce bahsetmeliyim ki bu yazı alıntıdır.Önceki mesajda yazmayı unutmuşum,üstüne söyleyecek pek bir lafım olmadığı için olduğu gibi yapıştırıyorum:
su siralarda (sevval 1425*) ingilterenin en onde gelen, daha dogrusu halk tarafindan en cok saygi goren entellektueli. her ne kadar aristoteles misali her konuya el atmasi yuzunden, dile getirdikleri bazen yuzeysel fikirler olsa da, hakikaten en asil duygunun* insani.
herhalde savundugu fikirler --gerci fikir demek haksizlik olur, harun yahyalarin "objektif" zirvalari da fikir-- arasinda en kolay anlasilabilir olanlarindan biri, kor saatcide dile getirildigi gibi, karmasik bir duzenin olusmasinda zeki bir yaraticinin olmasi gerekmedigi. aslinda bu o kadar eskiden cozulmus bir sorun ki, temelinde yatan fikirlerin insanlarin buyuk kismi tarafindan hala kavranilmamis olmasi esef vericidir. cesitli orneklerle kisa kisa durumu izah edelim.
karinca hayvani: eger bir karinca kolonisinin olusumuna taniklik ettiyseniz, ki ben sayisiz kereler bu serefe eristim, surecin cok tesadufi oldugunu gorursunuz. hic de oyle bir "koloni zekasi" gorunmez ortalarda, tum bireyler anlamsizca hareket ederler, ta ki nufus belirli bir miktara ulasincaya dek. bu kritik esik gecildi mi, organizasyon yetenegi muthis artar; koloni sanki idare ediliyormuscasina hareket eder. bunun nedeni bu mahluklarin, birbirlerinin salgiladiklari kokulari takip ederek organize olabilmeleri ve gereken isbolumunu yapmalaridir. eger da bir alanda fazla sayida karinca bulundurursaniz, bir cikintinin hata yapma orani oldukca duser ve sistem kisa surede dengeye ulasir, daha dogru tabiriyle converge olur. isin asil ilginc yani ise gelismis bir kolonideki nufusu yavas yavas azaltmakla ortaya cikar. hic de sanildigi gibi esrarengiz bir koloni zekasi olmadigini kanitlarcasina, nufusu azaltmanin onceleri hicbir etkisi olmaz. ne zaman ki kritik esige geldiniz, o zaman butun koordinasyon veya bize "zeka" gibi gorunen olgu aninda coker. ortamda baska kokular da varsa veya ruzgar mevcutsa bu esige daha cabuk ulasilir. madem oyle, durumu disaridan gozlemleyen bizlerin koloniye atfettigi zeka, eksilttigimiz karincalarin hangisiyle beraber yokoldu? eger sisteme "esit" olarak yayilmis olsaydi, zekadaki dususun lineer olmasi gerekmez miydi?
simdi bu tip orneklerle dawkins amca ne anlatmaya calisiyor? karinca son derece basit bir hayvandir. belli etkiler belli tepkiler dogurur, bir makine gibi. ama basit kurallarin(cesitli kokulara tepki) yonettigi bir iliski (koloni koordinasyonu) yeterli karmasikliga (karinca nufus) ulastiginda, isin icinde bir zeka oldugu izlenimini uyandirir, ozellikle bu sistemde bir feedback mekanizmasi varsa.
daha kolay bir ornek icin "evrim"lesebilen bilgisayar programlarina bakalim. zor bir matematik problemini cozmek icin bir program yazdiniz. bu programin problemi 20 islemde cozebilme ihtimali belli. fakat her deneme sonunda programa dogru cevabi bildiriyorsunuz ve program kendini ona gore modifiye ediyor. modifiye islemi de cok basit olsun, ornegin bir sonraki denemede, simdiki cevabiyla dogru cevap arasindaki farkin ortalamasini cevap verecek sekilde ayarlansin. hatta son bes denemedeki bilgilerin de agirlikli ortalamasini alsin. eger agirliklar isabetli belirlenmisse, bu kod programda kaliyor ve yenilikler onun ustune insa ediliyor. herhangi bir basarisizlik da ise kodun son gecirdigi son degisim bir daha tekrarlanmamak uzere geri cevriliyor. tipki kullanicisinin elyazisini veya konusma bicimini "ogrenen" programlar gibi. bu yontemle programi 1500 kere calistiriyorsunuz ve artik cevabi 8 islemde yuzde yuze yakin kesinlikle bulabiliyor. sonra seytan durtuyor, icini acip bakayim su programa diyorsunuz ve hakkaten de bakakaliyorsunuz. zira programin sizin biraktiginiz halle ilgisi kalmamis, o kadar karmasiklasmis ki siz bile anlamiyorsunuz.
simdi bu ornekte, bu kadar karmasik ve mukemmel calisan bir sistem tesadufen ortaya cikamaz deyip, hemen zeki bir tasarimci oldugunu iddia etmek gulunc olmuyor mu? tek gereken birkac basit kural, bir feedback mekanizmasi ve zaman. cok benzer bir ornegi iletisim sistemlerinin bir altdali olan autonomous networksde gorulur. son derece ucuz ve aptal onbinlerce ufak alici/verici sistemini genis bir alana yayip, "haydi koclar, kurun bir network" diye gaz verirseniz, birkac dakika icinde yillarca ugrassaniz dizayn edemeyeceginiz karmasiklikta networkler olusur. hatta bunlar o kadar "zeki" olurlar ki, aradan birkac yuz tanesi bozulsa veya pili bitse dahi, sistem kendiliginden duruma adapte olur, yapisini degisitirir (yani kimin kime, ne gucle ve ne siklikla hangi sinyalleri gonderecegi)
dawkinsin iddia ettigi, ve kendisiyle gecenlerde yaptigimiz cay sohbetinin ardindan dogruluguna tamamen ikna olmus oldugum asil gorus ise, bu karmasiklasma surecinin cok daha eski zamanlarda, kimyasal reaksiyonlar duzeyine basladigidir. bir suru atom ve 4 tane fizik kanunundan ibaretbir sistemde, isinin ve zamanin yardimiyla sonsuz sayida reaksiyon meydana gelmis, giderek daha stabil ve karmasik molekuller olusmus ve daha karmasik iliskilere yolacmis. konunun ayrintilarini evrim teorisinin yaninda, anne sevgisi ve ask gibi ilgili basliklarda aciklamis oldugum icin burada sadece sonuca degineyim: butun evren de sonucta aptal temel taslarin, basit kurallarla yonetilen iliskilerinin karmasiklasmasindan baska birsey degil. darwinin gozlemledigi de, bu surecin, bizim gezegenimizdeki en karmasik molekul yapilari tarafindan yasatilmasidir. douglas hofstadter (bkz: godel escher bach) abimizin de acikladigi, bu alt surecin bir alt sureci olan, bilinc gelisiminden ibarettir. (bu noktada elbette ki, noron-beyin orneginin onceki orneklerle paralelligi akla gelmeli)
zaten bugun herkesin de bildigi gibi evrende oyle mukemmel bir denge, mukemmel bir duzen yok. evrenin buyuk kisminda karadelikler cirit atiyor, galaksiler patliyor, yer gok inliyor. biz de milyonlarca yil suren bu olusumlar icinde kicikirik 60-70 senelik omrumuzle cikmis, gunes sistemimiz ne mukemmel, dogamiz ne guzel diye zeki bir yaratici dusluyoruz. oysa ki omrumuz 60-70 milyon sene olsaydi --veya tarihimiz diyelim-- patlayan supernovalari birak, kendi gezegenimizde bile bir dengeden bahsetmenin ne kadar aptalca oldugu anlasilacakti*. sartlar, evrenin bu bolgesinde mevcut molekullerin yeterli karmasikliga ulasabilmesini saglamis ve bu molekul yapilarinin bir cesidinin de cikip, "ulan gunese 1cm daha yakin olsaydik hepimiz yanardik, oyleyse kesin allah var" demesine yolacmis. bunun uzerine dawkins amca da cikip, "merak etme canim, gunes dunyaya daha yakin olsaydi, o zaman ayni seyleri jupiterdeyken dusunuyor olurdun" diyerek durumu izah etmis.
ama heyhat, yukarida bahsedilmis olan ornekler ne kadar bilimsel veriyle desteklenirse desteklensinler, insan beyninin alisik oldugu neden sonuc iliskileri sonucunda, karmasik bir duzen, daha uzun bir sure, zeki bir yaratici veya zeki bir neden ile iliskilendirilecek. tesadufun guzelliginin ve muazzamliginin farkina varmamiz icin aklimiz henuz yeterince "bilimsel" calismiyor.
edit: o fizik kurallarina gelince bilim sevdalisi dostlarim, onlar da dawkins ve onun gibilerin tanrisi, tabii simdilik.
Yazan: Hikmet Tarih: May 26, 2006 4:03 PM
Hikmet Bey/hanım,
Öyle bir yazı alıntılamışsınız ki tam evlere şenlik..
Yazan kim ? Zeki tasarımcı :-)
Ohh ne ala alanen tasarım devam ediyor.. Bildiriyoruz ki ona göre evrilsin :-)Eğer programı baştan yazmasakta, tutup ne yapacağını bildirmesek garibim program durduğu yerde sayacak :-)
ayarla ayarla, bunlar "tasarım" değil kör evrim değil mi ? :-)
Walla bu değilde bu kadar bilinçli ayarlamadan sonra hala kör evrim var demek gerçekten gülünç oluyor. :-)Tesadüfen olmadığı onca ayarla, önceden belirlenmiş bir proses oluşturulduğu belli değil mi? :-)
Kurallar ve feedbackta kendiliğinden çıkar artık tıpkı az önceki yazılım gibi :-)
Öyle mi ? Çok mu basit? Şu karıncaların koloni sistemindeki davranışlarını belirleyen salgılarının, hem salgılanmasının hem de aynı salgıların "algılanmasının" nasıl olupta aynı nesilde ortaya çıktığını bizahmet gösteriverseniz .. Ya da bu salgıların kimyasal yapısının hangi enzimden nasıl bir yöntemle evrimleştiğini gösterseniz ? Veya şu karıncanın üyesi olduğu flumdaki milyonlarca böcek türünün spesifik olarak nasıl ve hangi türlerden evrildiğini gösteriverseniz? Eğer gösteremiyorsanız nasıl olupta kambriyen flumlarının ata izi olmadan yani hiç fosil kaydı bırakmadan ortalığa saçılıvermesini izah ediverseniz.
Hadi kolaylık olsun karıncadan böcekten vazgeçtim, şu basit karıncayı, böcekleri oluşturan hücrelerin bir tanesini sentezleyiverseniz de bu "basitliği" gözümüze gözümüze soksanız.. Bu ilk hücrenin nasıl olupta tesadüfen oluşup "çalışmaya" başladığını mantıklı bir biçimde gösteriverseniz?
Yada daha makbulü bütün bu bilgisayar örneğiyle basitleştirmeye çalıştığınız ama zeki tasarım olmadan bir halta yaramayan ana süreçleri analoji yaparak doğada tesadüfi evrim örneği diye bize yutturmaya çalışmasanız.
Ve bu sitede daha önce sorduğum, doğada evrimin kanıtları diye sunulan, ders kitaplarına kadar giren ikonlarla ilgili yanlışlıklara cevap vermeye çalışsanız?
Mesela çocuklara birer önkabul ifadesi olan homoloji ve anoloji kavramlarının neden öğretildiğini , kladıstik gibi akıllara sakat yöntemin niçin fosil yorumlamada kullanıldığını, ilkel dünya atmosferine uymayan kurgulama Miller deneyinin neden hala ders kitaplarında hayatın başlangıcı olarak anlatıldığını, sahtekarlığı defalarca kanıtlanan Heackel’in sahte embriyo çizimlerinin niçin hala dergi sayfalarını süslediğini, Kettlewell’in o meşhur biberli kelebeklerinin aslında ağaç gövdelerine konmadığını, ölü kelebeklerin ağaç gövdelerine iğnelendiğinin niçin gizlendiğini ve bu sahtekarlık ortaya çıkmasına rağmen Londra Doğa Tarihi Müzesinde bu sahte doğal seçilim kanıtının neden hala sergilendiğini, ağaçtan çok çalıya benzeyen Darwin'in hayat ağacının kökten kaldırılması gerektiği halde niçin bilim kitaplarında yeraldığını, mutant dört kanatlı meyve sineklerinin ilave iki kanatının aslında uçuş kaslarından yoksun olduğu yani “sakat” olduğu bilinmesine rağmen niçin mutasyonların bilgi üretimine örnek verilerek çocuklara dikte edildiğini, Darwinin ispinozlarının çeşitlenmesinin aslında varyasyon olduğu halde neden doğal seçilimin evrimleştirici gücü olarak lanse edildiğini ve tam bir uçucu olan Archaeopteryx konusunda daha ünlü evrimci kuşbilimci A.Feducca’yı ikna edememişken niçin 100 yıldır Archaeopteryx ‘in dino-kuş kayıp halkası olarak tanıtıldığını bizahmet açıklayıverseniz.
Eğer açıklayamıyorsanız bilim diye bize bunu yutturmaya çalışmasanız..
Herkes için daha iyi olmaz mı ?
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 27, 2006 1:17 AM
Sanırım o kopyaladığım yerdeki bir bölümü daha iyi vurgu yapması için bir daha kopyalayayım:
"simdi bu ornekte, bu kadar karmasik ve mukemmel calisan bir sistem tesadufen ortaya cikamaz deyip, hemen zeki bir tasarimci oldugunu iddia etmek gulunc olmuyor mu? tek gereken birkac basit kural, bir feedback mekanizmasi ve zaman. cok benzer bir ornegi iletisim sistemlerinin bir altdali olan autonomous networksde gorulur. son derece ucuz ve aptal onbinlerce ufak alici/verici sistemini genis bir alana yayip, "haydi koclar, kurun bir network" diye gaz verirseniz, birkac dakika icinde yillarca ugrassaniz dizayn edemeyeceginiz karmasiklikta networkler olusur. hatta bunlar o kadar "zeki" olurlar ki, aradan birkac yuz tanesi bozulsa veya pili bitse dahi, sistem kendiliginden duruma adapte olur, yapisini degisitirir (yani kimin kime, ne gucle ve ne siklikla hangi sinyalleri gonderecegi)"
Kurallar ve feedback ler kendiliğinden cıkar ortaya,sanırım siz fizik yasalarının,maddenin davranışının da bir bilinç ile olduğu düşünüyorsunuz ki fizik yasaları da kendiliğinden cıkmaz gibi bir sonuca ulaşıyoruz.
Açıkcası burada ki konu bu değil,tartışdığımız olay maddenin kendiliğinden biraraya gelerek bir bilinçi ve farkındalığı olurşturması.Bunu yaparkende rastgelelik ve kendi davranış kurallarına uyarak yapması.
Evrim ile ilgili yazdığınız diğer örneklere cevap vermiyeceğim,aslında evrimin ileri düzeydeki,canlılık boyutundaki gelişimi konularında uzman olmadığım için bir söyleyemiyeceğim.
Ama bu konuda sizinle aynı fikirde olmayanların yazdıkları yazılara bakabilirsiniz.
http://bilimvedin.blogspot.com/
Soldaki köşede miller deneyi Archaeoptery ile ilgili yazılara bakabilirsiniz.
Yazan: Hikmet Tarih: May 27, 2006 9:10 PM
Ayrıca bana bey diye hitab edebilirsiniz.
Bu karınca olayına gelirsek,burada yapılanın bir analoji/benzetme olduğu aşikar.Yani karınca gibi vasıfsız,içgüdülerinden başka bir şekilde davranamayan bir hayvan,cok büyük miktarlarda kolonileşince birden sanki düşünebilen, etki ye tepki gösterebilen ve ortam koşullarına uyum sağlayan bir hal alıyor.
Mesela alıntı yaptığım kişinin evrim teorisi ile ilgili diğer yazıları da şöyle:
http://eksisozluk.com/show.asp?id=evrim%20teorisi/@immanuel%20tolstoyevski
Neyse bunları gecelim,benim başka bir meramım var.
Öncelikle sanırım direk alıntı yaparak başlamam tartışmada bir taraf olduğum izlenimimi verdi ama öyle değil,her iki tarafında ne demek istediğini anlamaya calışıyorum.Zira bilgilerim karar vererek bir tarafa dahil olmama yetmiyor.
Mesela sizin söylediğiniz Miller deneyi ile ilgili itirazlara karşı söyleyecek bir şeyim yoktu ama google'da arayınca az önce verdiğim sayfayı buldum
Spesifik bir konunun dalının alt dalında dahi kütübhaneleri dolduracak kadar bilgi olduğundan bu konuları aslında amatörlerin değilde bilim adamlarının,eğitimini almış kişilerin tartışmasını isterdim ama öle bir lüksümüz de yok.
Bir şey sormak ve bir de davet yapmak istiyorum.
İlk olarak darwin'in öne sürdüğünü düşündüğüm rastlantısallığa mı, yoksa toptan evrime mi karşısınız?
Bir diğeride eğer bu kadar iddialı iseniz(ki cok belli oluyor) www.bilimfeneri.org'a davet eder , fikirlerinizi orda tartışmaya acmanıza öneririm.Gayet seviyeli ve için de dediğim uzmanları biyologları barındıran bir forum.
Kolay gelsin,teşekkürler.
Yazan: Hikmet Tarih: May 27, 2006 11:15 PM
Hikmet Bey/Hanım,
Maddenin kendini örgütleme senaryoları ve ilk macromolekülün oluşumu ile ilgili teorilerin hepsi çıkmaz sokaktadır.Bu konuda yapılan hiçbir çalışma hayatın ortaya çıkışını açıklayamamıştır.Bahsettiğiniz miller deneyi zaten çoktan tedavülden kalkmıştır.Ders kitaplarında yeralması sizi yanıltmamalıdır. Çünkü (materyalist açıdan) yerine koyacak bir şey bulunmamaktadır.:-)
Bence alıntıyı bir daha kopyalayacağınıza benim değindiğim noktalardaki "tasarım" aşamalarını prosesten çıkartıp tekrar deneyin.Ancak o zaman tesadüfi evrim kavramını örneklemiş olursunuz.R.Dawkins'in bu anolojisi hiçbir yönden darwinist evrime örnek teşkil etmez.Tek kaynaktan beslenmeyin.AT-Evrim tartışmaları için detaylı bilgiler içeren
http://www.arn.org/
http://www.discovery.org/
http://www.intelligentdesignnetwork.org/
gibi darwinist evrime itirazlarda bulunan bilimadamlarının da görüşlerini de incelerseniz daha sağlıklı kararlar verebilirsiniz.Bu linklerde hem hayatın başlangıcı ile ilgili öz-örgütlenme teorilerinin eleştirilerini hem de diğer darwinist mekanizmaların geçersizliğini, hem de R.Dawkins'in ilgili analojisinin komikliğini ve hiçbir yönder darwinist evrime örnek teşkil edemeyeceğini okuyabilirsiniz.Bu senaryoların geçersizliği için ingilizce biliyorsanız linklerini verdiğim sitelerdeki makalelere, bilmiyorsanız hayatın başlangıcına dair materyalist teorilerinin enine boyuna tartışıldığı bu kitaba, evrim ile ilgili efsanelerin ve tartışıl(a)mayan mitlerin nasıl çürük birer faraziyeden ibaret olduğunu okumak için bu kitaba, evrim teorisinin bilgi üreten süreçleri gösteremeyen, kanıta dayanmayan, salt felsefi bir materyalist teori olduğunun detaylı şekilde görmek için de bu kitaba bakabilirsiniz.AT'nin argümanlarının anlatıldığı ve AT'ye yapılan itirazların cevaplandırıldığı çeşitli makalelerden oluşan türkçeye çevirilmiş kitap içinde buraya bakabilirsiniz.
:-) :-) :-)
Siz beni güldürdünüz Allah'ta sizi güldürsün e mi?
Buralarda çok yeni olduğunuz hemen belli oluyor.Biz o verdiğiniz linkteki sitenin sahibi Da Vinci Bey/hanım ile burada epey teşrik-i mesai yaptık. Kendisi ile evrim tartışmalarımız, sitenin çeşitli makalelerinin altındaki yorumlarda mevcuttur.Da Vinci Bey/hanım tartışmalardan bunaldığı için olsa gerek kısa bir veda yazısı ile terk-i diyar eyledi.Kendisi ile görüşürseniz selamımı söyleyiniz.Beni iyi tanır :-)
Sorduğum sorularla ilgili uzman olmadığını söylemişsiniz. Endişelenmeyin yalnız sizin değil, uzman darwinistlerin de bir cevabı yok.Ders kitaplarına kadar giren bu ikonların hepsi ya yanlışlığı sonradan ortaya çıkartılmış bir takım bulgulardan ya da kasıtlı olarak çarpıtılmış araştırma sonuçlarından ve sahtekarlıklardan oluşuyor.Bu konuda bilgi için bkn:
http://www.iconsofevolution.com
Ayrıca jonathan wells 'in hem bu konudaki hem de AT konusundaki makalelerine ismini tıklayarak ulaşabilirsiniz. Linkteki kitabının türkçesi de mevcuttur
Tekrar söylüyorum, hiçbir zaman tek kaynaktan beslenmeyin.Gerçek sandığınızdan farklı olabilir.Siz farkında olmayabilirsiniz ama Darwinin problemi hala çözümsüzdür.
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 28, 2006 11:06 AM
Hikmet Bey,
Sanırım siz "evrim" kavramıyla "darwinist evrim" kavramını karıştırıyorsunuz.Buradan da AT'(akıllı tasarım)yi hiç anlamadığınız anlaşılıyor.Bu konuda biraz araştırma yapmanızı öneririm. Daha önce verdiğim sitelerde birçok makale var.
Mustafa Bey birçok kereler yazdı. AT ,darwinist mekanizmalarla rastlantısal bir evrimin gerçekleşmesinin imkansızlığını belirtmektdir. Ama evrim kavramını da dışlamamaktadır. Yönlendirilmiş evrim kavramı AT'ye uygundur.Bazı AT teorisyenleri de böyle bir türetimin "yönlendirilmiş" süreçlerle olmuş olabileceği ihtimaline de vurgu yapar.
Yani bu konuda AT içinde tam bir eğilim yok.Yaşamın biyokimyasal yapısı üzerinde duran AT teorisyenleri bu yapıların bilinen doğal mekanizmalarla oluşmuş olmasının imkansızlığı üzerinde duruyorlar.Dolayısı ile Tasarımcının türetiminin/yaratımının biçimi daha sonraki aşama olarak görülüyor.Çünkü asıl önemli olan bu yapıların kökenleri.. Bu yapıların kökenini doğal yollarla açıklanamadıktan sonra türetimin yöntemi üzerine tartışmak abesle iştigal..
Fakat doğa tarihi aşama aşama gelişim ile ilgili yönlendirilmişte olsa bir evrim süreci göstermemektedir.Canlıların belirli bir sıra ile jeolojik katmanlarda ortaya çıktığı doğrudur ama bu "ortaya çıkmanın" yöntemi hala sırdır.Bu türüstü grupların ayrı ayrı yaratılması şeklinde de olabilir "common descent"(ortak atadan türeme) şeklinde de.. Fakat söylediğim gibi "common descent" için bir kanıt yoktur.Milyonlarca tür arasında başlangıcından bu güne kadar fosil kayıtlarıyla belgelenmiş darwinist mekanizmalarla aşama aşama gelişimi gösteren bir tek tür ve bunun bağlı olduğu soy ağacı yoktur.Kambriyen patlaması flumları commen descentin geçersizliği için iyi bir kanıttır.
Meseleye İslam açısından bakacak olursakta birçok kereler söylediğim gibi benim ya da mensubu olmaktan şeref duyduğum İslam'ın evrim ya da benzeri hipotezlerle bir alıp veremediği olamaz.Yine tekraren söylüyorum ki evrim benzeri hipotezleri İslam'ın ateşin zekalı düşünürleri avrupalılar daha popolarını yıkamayı bilmiyorlarken M.1000 li yıllarda kitaplarına almışlar ve tartışmışlardır.
Amma bugünkü gözlemler böyle bir süreç ortaya çıkarmıyorsa durup dururken neden böyle bir teoriye inanalım ki ?
Şunu da belirteyim eğer darwinist mekanizmalarla bir evrim gerçek olsa bile bu düşünce Theism'e hiçbir bakımdan zarar veremez. Bunu evrim teorisine güvenerek a-theist olma yanılgısına düşenler için söylüyorum.Bu, atheism ve theism konusunda hiçbir felsefi bilgisi olmayanlar için -belki- mazur görülebilecek bir şeydir.Theism konusunda okunabilecek makaleler için de buraya bakabilirsiniz
Bilimfenerini biliyorum. Mutlaka kaliteli bir sitedir.Ben yoğunluğum nedeniyle nete fazla vakit ayıramıyorum.Mustafa Bey'in sitesini de kalitesinden ve konu yelpazesinin genişliğinden tercih ediyorum.Vaktim olursa tabii ki katılmak isterim ama kısa vadede pek mümkün değil gibi görünüyor.
Miller deneyinin geçersizliği uzun zamandır darwinistler tarafından da bilinmektedir.Daha önce verdiğim linklere bakabilirsiniz.Verdiğiniz linkte bahsettiğini şeyi göremedim.-Ayrıca laf aramızda size bir tavsiye: ekşi sözlüğü böyle platformlarda referans vermeyin, ciddiye alınmazsınız :-)
Taraf olmadığınızı, meseleyi anlamayı çalıştığınızı söylemişsiniz.Bu çok iyi bir başlangıç.Eğer darwinistlerde olduğu gibi "metaryalizm mutlak doğrudur ve yaşamın tarihi de ona göre açıklanmalıdır" şeklinde bir önyargınız yoksa AT'in "evren ve yaşam" için bugünkü bilgilerimize en uygun açıklamayı sunduğunu görmeniz uzun zaman almayacaktır.
Saygılarımla..
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 28, 2006 1:21 PM
Merhaba,
Darwinist evrimin teizmi cürütmeyeceğini cok iyi biliyorum.Tanrıya inanan,var olduğunu umut eden bir agnostik olarak ateizm'inden bilimsel olduğuda söylemedim(herhalde öle sandığımı düşündünüzde belirtme ihtiyacı duydunuz).
Ayrıca miller deneyi ile ilgili olarak verdiğim kaynağın tam linkini vereyim:
http://bilimvedin.blogspot.com/2005/11/miller-urey-deneyi-ve-harun-yahyann.html
Ekşi sözlük konusunda ise neden böyle söylediğinizi anlamadım.Ekşi sözlüğü argoya izin verdiği için eleştiriyor yada beğenmiyor olabilirsiniz ama bu ordaki fikirleri yanlış yapmaz.Küfür eden insanların yanlış,ciddiye alınmayacak şeyler söylediğini düşünüyorsanız acıkcası üzüldüm(bunu iddia etmek sanırım ad hominem oluyor)
Neyse,yinede teşekkürler.Ben belirttiğim gibi tam olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı aptallık olarak gören birisiyim(kimse ithafen söylemiyorum bunu).O yüzden söylediklerinize karşı eleştiriler getirme cesaretini bulmuyorum kendimde(sağdece sizin için değil bu, evrim ile ilgili her konuda yada herkeze karşı bu tutumum)
Bilimfeneri'de sizi görmek dileğiyle.Kolay gelsin.
Yazan: Hikmet Tarih: May 28, 2006 5:21 PM
Hikmet Bey,
Yanlış anlamayın size yönelik bir şey söylemedim.Ekşi sözlüğün sağlam bir kaynak olmaması argo içermesinden değil.Ekşi sözlükten minimum düzeyde yararlanılabilir ancak.Ve çoklukla yüzeysel bilgilerden oluştuğu için referans niteliği taşımıyor.Tabii bu referanstan ne anladığınıza göre değişir.
Ekşi sözlük yanlış bir biçimde wikipedia ile kıyaslanıyor.Oysa wikipedia ile ekşi sözlüğün arasında ciddi farklılıklar var.Wikipedia, kullanıcıların ortaklaşa yazdıkları başlıklardan oluşuyor. Ve bilgi verebilmek amacıyla yani "referans olma" amacıyla hazırlanıyor. Bir yazar diğerinin hatasını düzeltiyor. Eğer ortada bir ihtilaf varsa ilgili sayfaya "bu konuda yazılan bilgilerde ihtilaf vardır" notu koyuluyor.
Ekşi Sözlük'teki başlıklar ise, ortaklaşa olarak değil, şahsi girdilerden oluşuyor.İhtilaflı bilgiler gösterilmiyor, ciddiyetsiz entryler giriliyor, argoya izin veriliyor vs vs.
Bu açılardan, ilk anda bir yazıda/konuşmada geçen anlamlandıramadığınız şey için "bu adam ne diyor yahu?" diyerek ekşi sözlüğe bakılabilir, ama nihayetinde konu ile ilgili detaylı bilgi vermeyeceği gibi yanıltıcı da olabileceğinden daha detaylı bir araştırmaya girişmek en sağlıklısıdır diye düşünüyorum.
Saygılarımla..
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 28, 2006 9:19 PM
Öztürk bey,
Acıkcası kısmen haklı kısmen haksızsınız.Sözlük bazen sağdece yüzeysel bilgiler icerirken bazende oldukca akademik bilgileri barındırabiliyor(bunun nedeni orada yazı yazan akademik şahsiyetlerin olması).Diğer yandan bilgi edinilmek istenen konuda yazarların şahsi deneyimlerini ve tanık oldukları ilginç anektorlarada rastlıyoruz,o yüzden bakılası bir kaynaktır.Tabii wiki ile kıyaslamak oldukca yanlış,bunda hemfikirim.
Herneyse konu saptı,teşekkür eder sagılar sunarım.
Yazan: Hikmet Tarih: May 29, 2006 5:57 PM
Konunun o kısmını izah etme iddiam yoktu aslında. Ben yanlış olarak değerlendirdiğiniz bölüme değindim. Siz o konunun biraz dışında sorular sordunuz. Tabi herkes kendi bilgisinin baskın olduğu konulara kaydırmak istiyor mevzuyu..
--------------------------
-öncelikle şunları yazmaktan bıkmayacağım zira yazınızın o kısmında değişiklik göremedim:
ördeğin varlığını devam ettirmesi ve bugünlere kadar gelebilmesi için tek yol vardır: o da yukarıda belirttiğim evrensel yaşam kanunu...Buna uymayanlar elenir. bu yolu seçen gen kendini devam ettirir.
ördek çiftleşmeyi reddederse genlerini ileriki nesillere aktaramaz ve gen havusunda izi kalmaz. Böylece çiftleşmeyi reddeden gen yok olur. Fakat çiftleşen ördekler de olacaktır ve bunlar genlerini aktarabildiği için varlığını sürdürmeye devam edecektir...
-------------------
İhtimallerin sadece biri yaşam için uygun olandır. Ve varlığın önüne sunulan seçeneklerden sadece biri onu yaşam yoluna sürükler( ve seçilen bu yolun bilgisi genlerle aktarılır /yine de evrim bu yolları çoğaltır çeşitlilik bunun sonucudur fakat "kanun aynıdır")
---------------------
-Gelelim sorularınıza
Unutmayın ihtimaller havusunda yüzüyoruz ve bu ihtimallerden sadece bazıları yaşamı oluşturur.
Bir varlığa pat diye yaşam denilen yol sunulmamıştır. ihtimaller havusundan o yolu seçen/deneyimleyen varlık yaşamla tanışmıştır.
özetle;
-Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?
sorusuna şöyle cevap verebilirim:
Varlığını sürdürmek için üremek gerektiğini canlı bizim tabirimizle "deneyerek yanılarak öğreniyor"
Doğru yolu bulan yaşamı devam ettiriyor( ve nesilden nesile hafızasında taşıyor)...bulamayan yada mevcut yolu reddeden eleniyor.
Yazan: DA DA Tarih: June 1, 2006 4:10 PM
Sizleri(evrim'i savunan Biyologlar) dinleyince düşünen birisi olarak, mesleği ne olursa olsun bizler fikir beyan etmeyelim. Ancak unutmayınki anlattıklarınız bizleri tatmin etmiyor ve inandırıcı gelmiyor. Her iki faklı görüşü okuyorum, inceliyorum, kafamdaki soru işaretlerine en yakın cevabı veren tarafa katılıyorum. O cevabı verenin ne iş yaptığı beni pek ilgilendirmiyor. Ayrıca evrimciler ihtimallere pek cevap vermiyorlar. yoksa matematiğ'ide bilimden saymıyorlarmı?
Yazan: İdris Tarih: June 4, 2006 12:50 AM
Konunun o kısmını izah etme iddiam yoktu aslında. Ben yanlış olarak değerlendirilen bölüme değindim. Tabi herkes kendi bilgisinin baskın olduğu konulara kaydırmak istiyor mevzuyu..
-------------------------
öncelikle şunları yazmaktan bıkmayacağım:
ördeğin varlığını devam ettirmesi ve bugünlere kadar gelebilmesi için tek yol vardır: o da yukarıda belirttiğim evrensel yaşam kanunu...Buna uymayanlar elenir. bu yolu seçen gen kendini devam ettirir.
ördek çiftleşmeyi reddederse genlerini ileriki nesillere aktaramaz ve gen havusunda izi kalmaz. Böylece çiftleşmeyi reddeden gen yok olur. Fakat çiftleşen ördekler de olacaktır ve bunlar genlerini aktarabildiği için varlığını sürdürmeye devam edecektir...
-------------------
İhtimallerin sadece biri yaşam için uygun olandır. Ve varlığın önüne sunulan seçeneklerden sadece biri onu yaşam yoluna sürükler( ve seçilen bu yolun bilgisi genlerle aktarılır /yine de evrim bu yolları çoğaltır çeşitlilik de bunun sonucudur fakat kanun aynıdır)
---------------------
Gelelim sorularınıza
Unutmayın ihtimaller havusunda yüzüyoruz ve bu ihtimaller yaşamı oluşturur.
Bir varlığa pat diye yaşam denilen yol sunulmamıştır. ihtimaller havusundan o yolu seçen/deneyimleyen varlık yaşamla tanışmıştır.
özetle;
-Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?
sorusuna şöyle cevap verebilirim:
Varlığını sürdürmek için üremek gerektiğini canlı bizim tabirimizle "deneyerek yanılarak öğreniyor"
Doğru yolu bulan yaşamı devam ettiriyor( ve nesilden nesile hafızasında taşıyor)...bulamayan yada mevcut yolu reddeden eleniyor.
Yazan: DA DA Tarih: June 5, 2006 3:43 PM
İdris bey;
17. yy sonlarında insanlık dünyanın yaşının 5000 yıl olduğuna inanıyordu. fakat bugün dünyanın yaşının yaklaşık 4.5 milyar yıl olduğu biliniyor. Fakat biz hala 17. yy ve bakış açısıyla olan biteni değerlendiriyoruz..
Ama artık bilim Dünyanın izlerini daha iyi okuyabiliyor(jeoloji paleontoloji paleantropoloji vs.)
İnsanlık yaklaşık 1.5 myıllık tarihi boyunca son 10 000 yılda(tarım devrimi)dünyaya olan bakış açısını değiştirerek yıkılmaz bir kale inşa etti.Bu bakış açısının gelişmesi sonucunda herşeyin dışında herşeyi insan için yaratmış bir tanrı aradık,bulduk ve ona sıkısıkı sarıldık...
evrimi sadece biyoloji olarak değerlendirmediğiniz takdirde size inandırıcı olanın aslında evrensel olmadığını görebilirsiniz.
Şu an size inandırı gelen şeyler tarım devrimi olmasaydı söz konusu bile olmazdı...(unutmayınız ki modern insan tarım devrimi öncesinde de yüzbinlerce sene dünya üzerinde yaşadı. Şayet avcı toplayıcı bir insanı yakalayıp bizim tanrı modelini önüne sunsaydık ve namaz kılmasını isteseydik o da ona inandırıcı gelmeyecekti...
umarım demek istediklerimi anlatabilmişimdir.
iyi günler dilerim.
Yazan: DA DA Tarih: June 5, 2006 8:59 PM
Evrim ve Akıllı tasarım...
Yaşamın ve varolmanın gerçeklerine ulaşmak isteyen fakat bütünü kavramaktan uzak kalmış görüşlerin kullanageldikleri iki kavramdır Evrim ve Akıllı tasarım...
Öncelikle Akıllı tasarım kavramı !
Herşeyi yaratan Yaratıcı'nın yaratımını , "akıllı" olarak niteleyemeyiz.
Demek istediğimi bir örnek vererek açıklayayım.
Benim buraya yazdıklarımın akıllıca yazılmış olduğunu kabul etmeyebilirsiniz ama ben yazdıklarımı bilinçli olarak yazıyorum.
Akıllıca olduğunu kabul etmeyebilirsiniz , dedim ; çünkü yazdıklarımı kendi aklınızın değerleri ile karşılaştırır ve uyum sağlamadığını tespit ettiğinizde benim yazdıklarımın akılsızca olduğunu düşünüp kabul edersiniz. Veya tam tersi akıllıca da bulabilirsiniz ama her iki sonuçtada da benim aklımı , kendi aklınız ile mukayase etmektesinizdir.
Ama bu örnekte olduğu gibi , Yaratıcı'nın yaratımını kendi aklınızla mukayese edebilirmişsiniz gibi "akıllılıkla" değerlendiremezsiniz , tabii ki Yaratıcı'nın var olduğunu hissedebiliyorsanız.
Eğer böyle bir hissedişiniz var ise , Yaratıcı'nın yaratımının sadece BİLİNÇLİ TASARIM olduğunu , olabileceğini düşünür ve kabul edersiniz. "Biliş ve istem" bir bütün olarak BİLİNCİ tanımlar ve Yaratıcı'mız yarattığı herşeyi BİLİNÇLİ OLARAK TASARLAYIP YARATMIŞTIR.
Yaratmayı akletmemiştir (böyle bir gereksinimi olamaz zaten) , yaratımı süreklidir , kesintisizdir ve bilinçlidir.
O'nun yaratımını akıllılıkla ölçüte vuramayacağımız için buna aklımızın yeterli olmaması nedeniyle yaratım , akıllı tasarım değil bilinçli tasarımdır. Herşeyi bilen Yaratıcı , istediği için yaratmıştır.
Bu ayırım tabii ki nüans farkı olarak değerlendirilip algılanabilir. Ama nüans farkı olarak değerlendirilemeyecek kadar önemli bir kavrayış ve biliştir.
Evrim konusuna gelince ; evrimin anlamı değişim ve başkalaşımdır. Ama gerek Darwin öncülleri , gerek Darwin'in kendisi ve gerekse günümüze kadar uzanan takipçileri için bu süreç Yaratıcı'nın olmadığını kanıtlarmış gibi algılanmaktadır. Bu algılamanın sonuç olarak ortaya çıkma nedeni Yaratıcı'nın olmadığı konusundaki ön yargıya dayanmaktadır.
Gerçekte ise evrim yani değişim ve başkalaşım evrensel bir kural olarak Yaratıcı'nın varlığını ortaya koyup kanıtlar. Hani derler ya , Yaratıcı'nın varlığı bilimsel olarak kanıtlanamaz diye.. Evrim teorisi de bilimsel olarak kabul edildiğinden , evrim teorisinin Yaratıcı'nın varlığını kanıtlamak şöyle dursun O'nun olmadığını kanıtlıyormuş gibi sunulur ki bu sunum da evrimin yani değişim ve başkalaşımın özünün kavranamadığını , gerçeklerin hala kavranamadığını ortaya koymaktadır.
Düşünsenize , Yaratıcı'nın koyduğu bir kural , kendisinin olmadığını göstermez , sadece yaratımın bilinçli bir tasarım olduğunu anlatır bizlere...
Evrim (değişim ve başkalaşım) teorisi ki artık teori değil evrensel kural olarak tanımlamak gerekir , bu kural bütünün işleyişine ait özelliklerden sadece bir tanesidir. Ki bu yüzden tek başına ele alındığında anlamsızlaşır , nedensizleşir ve gerektiği gibi değişim ve farklılaşmaları açıklığa kavuşturmada ve evrenin bütünün anlamada yetersiz kalır. Evrim ,kendisinin (yani değişimin ve başkalaşımın)nasıl ve neden olduğunu bile tek başına açıklayamaz. Herşeyin değişim geçirdiği ileri sürer ( ve bu olgu ve süreç tabiiki bir gerçektir.) ancak değişimin nereden kaynaklandığını , değişime neyin yol açtığını , bazı değişimlerin neden çok yavaş veya neden biraz hızlı olduğunu ortaya koyup açıklayamaz.
En önemlisi , evrenden enerjinin sakınımı kanunun neden var olduğunu ama bunun yanında evrimle ortaya çıkan ve doğal seleksiyon sınavını başaran türlerin , popülasyonların sakınımı kanununun neden olmadığını açıklayamaz.
Binlerce , milyonlarca hatta milyarlarca yıl süren evrimin en gelişmiş sonuçlarının bir katastrofik olayla bir anda yok oluşunun nedenlerini ve devam eden sürecin ne olduğunu anlatamaz , açıklayamaz. Bırakın bir insanı veya bir başka canlıyı , bir galaksinin , milyarlarca yıllık evrim sürecine rağmen bir başka galaksi veya karadelik tarafından yutulmasının nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koyamaz..
Bütün bunların ele alınıp tartılaşacağı bir mail grup kurmayı düşünüyorum. Grubu buradan bildirebilirim.
Son olarak ; var olan herşey YARATICI'NIN eseridir ve O'nun tarafından BİLİNÇLİ OLARAK TASARLANMIŞTIR.
Bu yazdıklarımı okuyup , kendilerinde bazı düşünsel değişim farkedenlere söylüyorum. Kendinizde fark ettiğiniz düşünsel değişimler , burada yazdıklarımı okuyarak edindiğiniz bilgiler nedeniyle olmuştur. Sizde meydana gelen düşünce değişikliklerini meydana getiren bu satırları okuyarak edindiğiniz bilgilerdir. Bir iletişim süreci içinde burada yazılan bilgileri edindiniz ve değişim geçirdiniz. Ama değişim sadece düşüncelerinizde gerçekleşti. Bu sayfada var olan iletişime bir nedenle ben dahil oldum ve benden , bu yazılanları okuyanlara uzanan bir iletişim hattı gerçekleşerek bende var olan bilgiler aktarıldı ve bazılarınızda bu bilgiler düşünce değişikliklerine yol açtı. Bazılarınızda hatta hiçbir kimsede herhangi bir değişikliğe de yol açmamış olabilir. Ama şurası bir gerçektir ki okuduğunuz anda buradaki bilgiler tarafınızdan alınmış durumdadır. Değişikliğe yol açmış mıdır , açmamış mıdır , bu sadece sizin düşünce yapınıza bağlı olarak ortaya çıkabilecek bir sonuçtur.
Ama değişim , iletişim sürecinde karşı taraftan alınanlarla gerçekleşebilir. Hiçbir şey alınmıyorsa değişim söz konusu olamaz. Değişimin nasıl gerçekleştiği için alınan şeyin ne olduğunu anlamak gerekir. Bununda sadece bilgi olabileceğini yazarak iletimi bitireyim.
Yazan: irfan Tarih: June 7, 2006 9:53 AM
Bilim İçin Bir Dönüm Noktası
Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci?
Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar.
Mustafa Aksoy 'un ana yazısındaki bu bölümü okuduğumda hayretler içersinde kaldığımı ifade edeyim..
TASARIMCI'NIN KİM OLDUĞU KONUSUNUN BİLİMİN DIŞINDA KALDIĞININ İFADE EDİLMESİ !!
"Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret."
Hem Bilinçli Tasarımın gerçekliğini savunacaksın hem de yolun başında iken , " ben bu yükü ancak şuraya kadar taşırım.." diyeceksin..
Canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmek !!
Peki , bu tespit nasıl yapılacak ?? Canlılık tasarlandı da cansızlık tasarlanmadı mı oluyor ?
Yaratıcı böyle bir tasarım ayırımı mı yapmış ola ki de sadece canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmek durumu söz konusu oldu?
Diğer yazılarımda da ifade ettiğim gibi , bütün bu sapmalar , daraltmalar algı yetersizliğinden
meydana gelmektedir. Darwinizmi savunan da , karşı çıkıp bilinçli tasarımı savunan da maalesef bütünün tamamını algılayıp göremiyorlar.
Zaten verilen saat veya heykel örnekleri de , hala karşı takım oyuncularından farklı algılama konumlarında bulunulmadığını gösteriyor !
Bilim evrensel sistemlerin işleyişini algılayıp anlamak için yapılıyor. Eğer bilimsel olarak varılan noktada Yaratıcı 'yı bulamıyorsanız , o bilim , olması gereken gerçek bilim değildir.
Gerçek bilim , herşeyi benzersiz var eden Yaratıcı'ya giden yolu bulup aydınlatan bilimdir.
Yaratıcı , bilinçli tasarımı ile bunu tasarlamıştır ve bu tasarımını da aklını kullanarak o metinleri okuyabilecek olanlara anlatmıştır.
Yaratıcı , bilinçli bir tasarımla herşeyi benzersiz yaratacak ve yarattığı herşeye akli özellik kazandıracak ve sonra yarattıklarından bazıları akılları sayesinde gerçekleştirdikleri bilim ile O'nu bulamayacaklar , O'nun varlığını kanıtlayamayacaklar!!
Ve birileri de çağımızda ortaya çıkarak bu döngüden Yaratıcı'nın bilinçli tasarımı olarak sözedecekler. Ve bunu söyleyenler de bilim insanı olduklarını iddia edecekler...
Of ki of !!!!!
Yazan: irfan Tarih: June 8, 2006 9:35 PM
İdris bey;
17. yy sonlarında insanlık dünyanın yaşının 5000 yıl olduğuna inanıyordu. fakat bugün dünyanın yaşının yaklaşık 4.5 milyar yıl olduğu biliniyor. Fakat biz hala 17. yy bakış açısıyla olan biteni değerlendiriyoruz..
Ama artık bilim Dünyanın izlerini daha iyi okuyabiliyor(jeoloji paleontoloji paleantropoloji vs.)
İnsanlık yaklaşık 1.5 myıllık tarihi boyunca son 10 000 yılda(tarım devrimi)dünyaya olan bakış açısını değiştirerek yıkılmaz bir kale inşa etti.Bu bakış açısının gelişmesi sonucunda herşeyin dışında herşeyi insan için yaratmış bir tanrı aradık,bulduk ve ona sıkısıkı sarıldık...
evrimi sadece biyoloji olarak değerlendirmediğiniz takdirde size inandırıcı olanın aslında evrensel olmadığını görebilirsiniz.
Şu an size inandırı gelen şeyler tarım devrimi olmasaydı söz konusu bile olmazdı...(unutmayınız ki modern insan tarım devrimi öncesinde de yüzbinlerce sene dünya üzerinde yaşadı. Şayet avcı toplayıcı bir insanı yakalayıp bizim tanrı modelini önüne sunsaydık ve namaz kılmasını isteseydik o da ona inandırıcı gelmeyecekti...
umarım demek istediklerimi anlatabilmişimdir.
iyi günler dilerim.
Yazan: DA DA Tarih: June 8, 2006 10:21 PM
Sayın DA DA,
Bu acayip analizi nasıl bir bilgi birikimiyle yaptınız bilmiyorum ama "modern" insan bu dünya üzerinde varolduğu andan itibaren hiçbir an "dinsiz" yaşamamıştır.
Değişen sadece şirkin şekilleri.O zaman yaşayanlar anlayamadıkları doğa olaylarına ve bunların arkasında bir Yaratıcı'ya "ortaklaşa" taparken bugünküler direk doğa olaylarına ve bütün bu yaratımın zaman+madde+tesadüf eseri olduğuna inanarak maddeye tapıyorlar.
Şirk saplantısında bir değişiklik yok.Bugünkü materyalizm şirkin en peypaye halidir.
Tersten akıl yürütme yapacağınıza düzden bakın ve bu "varlığın" açıklamasını yapın. Nedir bu "madde"? Ve "nereden" gelmiştir?
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 9, 2006 8:11 AM
Yorumlara sadece bir goz atabildim ancak. Varabildigim kani burdaki tarismanin seviyesinin (AT -evrim tartismalarinda genellikle oldugu gibi) sosyal-politik agirlikli ilmekllerden yuksek olusu.
En hosuma giden de "Gercegi Arayan"in Da-Vinci'ye selam ricasindan sonra gerecgi aramaktan vaz gecmis olmasi :)
Ilerde yorumlari okumayi umid ediyorum. Sanki laiklik-demokrasi memokrasi tarismalarinda kaybettigim beyin hucreleri burda tekrar canlaniyor.
Sezgin Kiroglu, Yilmaz, Sibel Fidel gibi dusunurleri mesgul ederek buradan uzak tutmakla sagladigim hizmetin kiymeti bilinirmi acep? :)
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 10, 2006 8:13 PM
akıllı tasarım olduğu zaten açık
bildiğim kadarıyla darwinizm zaten çok daha önce çökertilmişti
önemli olan akıllı tasarımı kimin yaptığı
ordada zaten bilim tıkanıyor
yukarda bi arkadaş yazmış ya istesem bende en az sizin kadar bilimsel konuşurdum die
gerçekten çok iyi yazmışsın adeta benim düşüncülerimi okumuşsuın
eğer akıllı tasarımı kabul edip ataistseniz bu işte bi çelişki var
bence bu teori(h0atta teori deil çünkü kanıtlanmış) tek tanrılı inancı savunuo
bu teoriiyi iyi anlayan sonra tüm dinleri şöyle bir araştıran herkezin doğru yolu bulacağına inanıyorum
çünkü allah herkese bu kadar akıl verdi
Yazan: gökmen Tarih: June 13, 2006 7:59 PM
akıllı tasarım teorisini tamamen doğru buluyorum fakat bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim
üstün bir akıl herşeyi planlamıştır, tasarlamıştır diyoruz ya
fakat şu bilinmelidir
aslında tasarım yoktur allah tasarlamaz planlamaz
emreder ve olur
Yazan: gökmen Tarih: June 13, 2006 8:12 PM
Doğal seleksiyon bulundukları coğrafi konumun doğal şartlarına uygun yapıda olan canlıların hayatlarını ve nesillerini sürdüreceklerini,uygun yapıdaolmayanların ise yok olacaklarını öngörür.Örneğin yırtıcı hayvanların tehdidi altında olan bir geyik sürüsü içinde doğal olarak hzılı kaçabilen geyikler hayatta kalacaktır.Ama bu süreçne kadar uzun olursa olsun geyikleri bir başka canlı türüne dönüştürmez.Geyikler hep geyik kalır.Bu tamamen basit bir göz boyamadır.
Mutasyonlar ise canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan ve genetik bilgiyi taşıyan DNA molekülünde radyasyon veya kimyasal etkiler sonucunda meydana gelen kopmalar ve yer değiştirmelerdir.Mutasyonlar DNA'yı oluşturan nükleotidleri tahrip eder ya da yerlerini değiştirirler.Çoğu zaman da hücrenin tamir edemeyeceği boyutlarda hasarlara sebep olur.
Yni evrimcilerin arksına sığındıkları öutasyon hiçbir zaman canlıları daha gelişmişe ve mükemmele götüren tılsımlı bir değnek değildir.
Mutasyonların etkisi zarardır.Mutasyonların sebep olacağı değişklikler Hiroşima,Nagazaki,Çernobil'deki gibi insanların uğradığı türden değişiklikler olabilir.yani sakat kalmak.
Mutasyonlar küçük rasgele ve zararlıdırlar.Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler.
Yani canlıların evrimleşmesi mümkün değildir çünkü doğada onları evrimleştirebilecek bir mekanizma yoktur.
Yazan: zeynep ç. Tarih: June 23, 2006 3:46 PM
ben kendi capimda Allaha ve Kurana inanan birisiyim, ve ayni zamanda evrim olayinin Allahin Kuranda cesitli ayetlerle isaret ettigi cok buyuk bir mucizesi olabilecegini de dusunuyorum. nitekim Allahin "vahyi" dogrultusunda her turlu mutasyonun mucizevi bir sekilde cok kisa bir zamanda olabilecegine de inaniyorum. fakat ayni zamanda
"vahiy" gibi deney ve gozlemle kanitlanmasi mumkun olmayan kavramlarin bilim olarak okutulmasina da karsiyim. bu ancak inanan insanlarin gonlundeki kuvvetli bir inanc olarak kalmalidir sanirim. ayrica evrim teorisini
sadece materyalist-ateist-maoist vs komplosu olarak gosterip kestirme ucuz delillerle curuttugunu iddia eden populist-dinci yazarlarin da dine iyilikten cok kotuluk yaptiklarini dusunuyorum.
Yazan: ahmet karan Tarih: July 11, 2006 11:09 AM
Selam
Yazılarda çok yararlı bilgiler var, yorumlarda da çok güzel şeyler var.. Evrimcilerin kanıtlayabileceği herhangi bir olay olmadığı için evrimi tartışmanın anlamı olmadığını bu yazılarda tekrar gördük. Vesselam ...
Ve de ki: "Hak geldi, batıl yok oldu; gerçekten batıl pek zavallıdır!" İsra Suresi / 81
Yazan: Alper BATIGÜN Tarih: July 26, 2006 1:15 PM
saygı deger arkadaşlar katalolik kilisesi yazıyor sizler okuyorsunuz daha düne kadar yaratılış teorisi vardı şimdide akıllı tasarım her iki teoridede birçok ortak nokta var fakat bu iki teoriyi yek pare şekilde ayakta tutan ve var kılan EVRİM teorisidir darwinin temelini attıgı bu teori her geçen gün fosil ve jeolojik kanıtlarla ispat edilmekte darwin allah inancınızı gasp etmiyor ama bu cehalet bilim yapmamıza engel oluyor
Yazan: geranticus Tarih: August 4, 2006 5:33 PM
yukarıda bir arkadaşım evrim teorisinin insanın maymundan geldiğini öne sürdüğünü söylüyor.evrim teorisi kesinlikle insan maymundan gelmiştir demiyor.sadece insan ve maymunun primat adında aynı ataya sahip olduğunu ve çeşitli aşamalardan geçerek insan ve maymun olarak farklı türlere ayrıldığını söylüyor.bence evrim teorisini veya akıllı tasarımı savunsak bile yeterli bilgi edinerek biryerlere varmalıyız.okumadan bilgi edinmeden belli dogmalara dayanarak birşeyler yazmak doğru değil.
Yazan: özlem Tarih: August 4, 2006 10:46 PM
yukarıda bir arkadaşım evrim teorisinin insanın maymundan geldiğini öne sürdüğünü söylüyor.evrim teorisi kesinlikle insan maymundan gelmiştir demiyor.sadece insan ve maymunun primat adında aynı ataya sahip olduğunu ve çeşitli aşamalardan geçerek insan ve maymun olarak farklı türlere ayrıldığını söylüyor
Aradaki fark nedir? Primat dediğiniz maymuna benzeyen bir yaratıktır. Evrimciler kelime oyunlarını çok sever. Sanki maymun yerine primat desek durum çok daha farklı oluyor. Evet Evrim Teorisi insanın maymuna benzyen bir yaratıktan geldiğini söylüyor. O maymundan litaretürlerde Primat olarak bahsedilmesi durumu değiştirmez.
Primat ve maymunu bir yana bırakalım. Evrim Teorisi aslında hepimizin bakterileriden türediğimizi iddia ediyor. Asıl inmemiz gereken mesele budur. Bakterilerin 100 milyonlarca yıl doğal değişim ve evrim sürecinden sonra 9. semfoniyi besteleme yeteneğine kavuşmuşlardır. Bu muhteşem teori işte bu kadar güzel herşeyi açıklıyor. Buna inanların inancına saygı duyarım. Tüm inançlara saygılı olmamız gerekmez mi?
Yazan: Farshad Tarih: August 6, 2006 11:53 AM
Nefis bir yazı. Kaleminize sağlık. Bu yazıyı okuyunca bir islam alimin sözü aklıma geldi. Şöyle diyordu: "Dünya yaşlandıkça Kur'an gençleşiyor..."
Yazan: Burhanmt Tarih: August 7, 2006 3:22 PM
Dembeskinin görüşlerine karşıt argümanlar yazılmıştır mutlaka ama ben de dikkat çekmek istiyorum.
"""William Dembski The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında bu soruyu cevaplıyor.(8)"""""""""""""
Bu kitabın adı harika. Günümüzde rekabet o kadar zorlaştı ki, en optimal çözümşlerle üretim yapamayan şirketler göçer. Eskilerde bir şirket
patronu ile anılırdı ama sonraları o potronlar tasfiye olmak zorunda kaldı. KENDİ ŞİRKETLERİNİN YÖNETİM KURULLARINI en iyi tasarımcılara, endüstüri mühensilerine bırakmaya başladılar.
Bu süreç 1980 lerden itibaren başladı. Şirketler önce yupilerin kontrol alanına girmeye başladı sonra Geo lar patronlardan önemli olmaya başladı.
Buna bilgi çağı diyorlar.
Yani mısır devrinden örnek verecek olursam,
o zaman tanrı güneşin oğlu olarak kabul edilirdi.
O bir yönetici ve sürü başıydı.
bir özelliği de yoktu.
şuanda dünyada olan devrim şu;
BİZ günümüzde ünlü piramit Keopsun miamar ve mühendislerini tanrısal varlıklar olarak görüyoruz. Kafa gücüne ve emeğe değer verilmesi olarak algılıyorum . insanlığın tanrı algıısında bir evrimleşme olarak görüyprum ama
gerçek değil. işin o tarafını teoloji sayfasında yazarım.
şimdi eleştirime geçeceğim.
"""""""""""""Dembski'ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor. Örneğin fonksiyonel bir protein molekülünün, doğadaki 20 farklı aminoasitin rastlantısal biraraya gelmesiyle oluşma ihtimali, matematikte "imkansız"ın başladığı nokta sayılan 10 üzeri 50'de 1'den bile çok çok daha (trilyarlar kere trilyarlarca kat) küçük. Bu durum, proteinin rastlantısal bir sürecin ürünü olmadığını, "tasarlanmış" bir yapı olduğunu gösteriyor."""""""""""""""""""""""""""""""""
aminoasitlerin göktaşları vasıtasısıyla evrenin herhangi bir uzak köşesinden gelme ihtmali var.
yaşam ne dünyada başladı ne de orada bitecek.
evrenin yaşını henüz tam bir doğrulukta hesaplayamıyoruz.
evrenin opak dönemine ait fiziksel yasaları da tam kesinlikle bilemeyiruz.
aminoasitlerin atıl bir şekilde bir potansiyel olarak galaksiler arası uzayda serseri mayın gibi dolaştıklarını kabul edersek, bu yaşam nüvesinin hareket geçmesi için uygun koşullarda ortam gerekmektedir.
evet dünya güneşten milim uzaklıkta kaysa bu nüve harekete geçmezdi.
şimdi sadece samanyolunda 200 milyardan başka yıldız olduğunu biliyorsak, saman yolunun milyarlarca galaksiden biri olduğunu biliyorsak,
ona bakarsanız sprem hücresinin bir yumurtayı döllenesi nerdeyse imkansız gibidir; ama dünyada 5 milyardan fazla insan var, nüfüs artışı hala sorun.
amino asit nasıl oluştu sorusnun, elektron nasıl oluştu sorusundan farkı yok.
yani sorunun komplkesilkle ilgisi yok.
dev yıldızların çekirdekleri ağır metalleri üretiyor. Supernova patlamaları oluyor.
sürekli çarpışmalar, şok dalgaları ve etkileşimler oluyor.
evren çok büyük.
zaman sonsuz ise ihtimal hesabı diye bişey kalmıyor.
yani debreskinin örnek verdiği şu olayda;
""""""""Daha kolay anlaşılır bir örnek ise şöyle: Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur? Doğal faktörlerin bu heykeli oluşturmuş olmaları ihtimali çok çok küçük olduğu (yani böyle bir alternatif "imkansız" olduğu) için, heykelin tasarlanmış olduğu sonucuna varırsınız. Akıllı Tasarım teorisyenleri, canlıların kompleks mekanizmalarının, bir ormanda bulunan heykelden çok daha açık birer "tasarım kanıtı" olduğunu savunuyorlar"""""""""""""""""""""""""""""""""""
zaamn parametresini 1 ssat alırsan imkansıdır.
ama zaman paratmetresini jüpiterde 10 bin yıl alsan yine imkansızdır.
ama bir aminoasit dünya koşullarındaki bir gezegene çarpıktan onbin yıl sonra imkansız değildir.
şöyle bir örnek vereyim kısır bir sperm, kısır bir yumurtya çarparsa çocuk kendiliğinden olmaz.
tabi bir tüp bebek merkezinde sağlıksız spermlerin elelnip, yumurtanın hormanlanıp bir bebek oluşturma ihtimali de vardır. en uygun üreme günü hesaplanarak tespit edilir. Mongolit genler elenir., vs vs..
ama tüp bebek merkezi sadece ve sadece doğayı taklit etmektedir., var olanı gözleyerek taklit etmektir.
yani bizler günün birinde sunni bir gezgende parametreleri oynayarak yaşam fışkırtabiliriz ama bu yaşamın doğal yolla başlamadığına işaret eder mi ?
amino asitler yaşam için uygun olan çok hasas parametreli bir yere rastladığında domino taşların birbirini izlemesi gibi yaşam süreci başlar.
o çok çok çok hasas parametreli bir yerin( mavi gezgen) bulunma olasılığının çok çok hassas parametreleri, evrenin ne kadar büyük olduğunu algılamaya başladığımızda o kadar küçük gelmez gözünüze..
ÇOK NADİR AMA İMKANSIZ DEĞİL.( bence yani )
evrenin çok büyük olmasından alın ilhamınızı :)
yazıdklarımın dinle, dinsizlikle, onla bunla iddilaşmakla bir ilgisi yok.,
Yazan: knz Tarih: August 8, 2006 11:21 AM
Sevgili Knz;zaten bir trilyon rakamlı bir piyango bileti bile kazanmaya mahkumdur ve bu günlük sıradan bir olaydır.Ama bunun günlük sıradan bir olay olması kendiğinden olabileceği anlamına gelmez.Biz o olayı kanıksadığımız için ardındaki mucizeyi göremiyoruz.Aslında derinlemesine düşününce bir yazı tura olayı bile kendiliğinden gerçekleşemez.Çünkü dediğim gibi biletin rakamlarını sonsuza dek çoğaltsan bile o bilet yine de kazanıyor olacak.
Ama burada önemli olan ,örneğin bir trilyon rakamlı biletin rakamlarının tam bir trilyon kez üstüste şaşmadan kuradan çıkması düzenidir.Birşey yüzlerce kez kendini tekrarlıyorsa bile orada bir düzen var,tesadüf yoktur deriz.Peki bu piyango bileti tam bir trilyon kez sekmeden kazanıyor,artık burada şanstan bahsedebilir miyiz?Bence kesinlikle hayır.burada bir düzen ve yönetim var "demeliyiz".İşte kaderi görme meselesi burada başlıyor.O verdiğin örneklerde yine mucuzeyi görebiliyor musun yoksa göremiyor musun bütün mesele burada.
İkinci olarak,o olayların yaşamı başlatıp gerisini getirebileceği iddiası bir fanteziden başka birşey değil.Eğer bilim kurgudan sıyrılıp gerçek bilime yönelmek istiyorsan bunu labaratuvarda ispatlamalısın.hem yaşamın başlamasını,hem bir canlının değişerek bambaşka bir yaratığa dönüşebileceğini göstermelisin.hayır tam tersine genetik programın neyse hep o devam ediyor deneylere bakıldığında.Eğer bir değişim olursa bu yozlaşma oluyor ve tabiat seni ayıklayıveriyor.Kurbağalar gibi baştan genetik programa sahip olup balıktan kara canlısına dönüşmenin ise bununla yakında uzaktan bir alakası yoktur.Çünkü orada en başından kusursuz bir program vardır ve bu program sayesinde milimetrik bir hata bile olmaksızın canlı solungaç solunumundan akciğer solunumana geçiveriyor.Aniden,bir bütün halinde,bir program ve kusursuz hesap sonucunda......
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 1:24 PM
Sevgili emre,
"""""Peki bu piyango bileti tam bir trilyon kez sekmeden kazanıyor,artık burada şanstan bahsedebilir miyiz* """"
evet. kaç defa çektiğine bağlı. eğer trilyon kere tirilyon çekiliş varsa bunun olması nadir ama imkansız değildir.
sizler evrenin büyüklüğünden feragat edyorsunuz ?
başka galaksilerdeki yıldızları bile gözleyemiyoruz.
yaşam evrende dolanıyor emre,
evet uygun koşulları bulması mucize ama,
buluyor, buldu.
biz şahit olduk buna.
bu evren yaşamı varedebiliyor.
amino asit, demir nasıl oluştuysa öyle oluştu.
bütün canlı veya cansız varlıkların temel yapı taşı aynıdır.
ben şunu bile diyebilirim.
hepimiz ve herşey elektron ve protonlardır.
""""""""2- Eğer bilim kurgudan sıyrılıp gerçek bilime yönelmek istiyorsan bunu labaratuvarda ispatlamalısın.hem yaşamın başlamasını,hem bir canlının değişerek bambaşka bir yaratığa dönüşebileceğini göstermelisin""""""""""""
ŞİMDİ BEN GÜNEŞİN KÜTLESİ 10 7 KG DERSEM, bana gidip ölçtün mü diye soracaksın ?
bigbang hakkında konuşurken git evreni labratuvada yap demiyoruz değil mi ?
evet çıkarımdır bu,.
dünya doğurgandı.
çok nadirdi.
maviydi.
yaşamı var edebilirdi.
ve bir göktaşı dünyaya değdi.
herşey başladı
bir suyun vadiden akışı gibi
herşey var olmaya mecburdu
nasıl su akmaya mecbursa öyleydi
Yazan: knz Tarih: August 8, 2006 7:23 PM
Sevgili knz;hayır piyango örneğini tam anlatamamışım.
Her bir piyango bileti bir trilyon rakama sahip.
Ve otomatik olarak bir bilete çıkacak zaten.Yani nasıl ki bizim 7 rakamlı biletlerimizden biri kazanıyorsa,aynı şekilde bir trilyon tane üzerinde rakam(veya sayı) bulunan biletlerden biri de kazanmak zorunda.Yani ortada bir trilyon bilet falan yok,"üzerinde bir trilyon rakam olan" biletler var.Ve kazanan biletin tam bir trilyon kez üst üste rakamlarının kuradan çıkması gerekmektedir.
Bu olmak zorundadır.Ama birşeyin kendiliğinden bir trilyon kez üst üste kazanması imkansızdır.Ve burada kaderi görmeye başlarız.Ve anlarız ki aslında yazı tura bile büyük bir mucizedir ve kendiliğinden olamaz.
Hayır ben evrenin büyüklüğünden feragat etmiyorum,tam tersine bir piyango biletinin içindeki sonsuzdan bile bahsediyorum.Yani evrene gitmene gerek yok diyorum.Sana çok daha sınırsız ve büyülü bir örnek sunuyorum.
Bu mucize hep gerçekleşmekle birlikte kendiliğinden olamayacağını gösteriyorum.Birşey kendiliğinden-şansa bir trilyon kez üst üste kazanamaz.Sadece bir düzen ve yönetici olursa bu gerçekleşebilir.Tesadüf diye birşey yoktur.
Bu evrenin yaşamı var edebildiğine şahit falan olmadık,sadece fantezi kurgu veya bilim kurgularımızda bunu hayali olarak var ettik o kadar.
Bir kanıt yok,laboratuvar yok,sadece olmasını istediğin varsayımların var.
Big bang ise teleskoplarla büyük ölçüde gözlemlenip,matematiksel olarak hesaplanıp,laboratuvarlarda ise minyatür modellemeleri başarıyla gerçekleştirilmiş bir bilgi(hem de bu deney çok tehlikeliydi).
Evrim bir bilim kurgu,big bang ise bilimin ta kendisi.
İnsanlığa düşen de bence bilimi takip etmektir.Bilimkurgularımız ise ne dine ne de bilime bulaştırılmamalı,ispatsız hiçbirşeyi kabul etmemeliyiz.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 10:11 PM
Sevgili knz;hayır piyango örneğini tam anlatamamışım.
Her bir piyango bileti bir trilyon rakama sahip.
Ve otomatik olarak bir bilete çıkacak zaten.Yani nasıl ki bizim 7 rakamlı biletlerimizden biri kazanıyorsa,aynı şekilde bir trilyon tane üzerinde rakam(veya sayı) bulunan biletlerden biri de kazanmak zorunda.Yani ortada bir trilyon bilet falan yok,"üzerinde bir trilyon rakam olan" biletler var.Ve kazanan biletin tam bir trilyon kez üst üste rakamlarının kuradan çıkması gerekmektedir.
Bu olmak zorundadır.Ama birşeyin kendiliğinden bir trilyon kez üst üste kazanması imkansızdır.Ve burada kaderi görmeye başlarız.Ve anlarız ki aslında yazı tura bile büyük bir mucizedir ve kendiliğinden olamaz.
Hayır ben evrenin büyüklüğünden feragat etmiyorum,tam tersine bir piyango biletinin içindeki sonsuzdan bile bahsediyorum.Yani evrene gitmene gerek yok diyorum.Sana çok daha sınırsız ve büyülü bir örnek sunuyorum.
Bu mucize hep gerçekleşmekle birlikte kendiliğinden olamayacağını gösteriyorum.Birşey kendiliğinden-şansa bir trilyon kez üst üste kazanamaz.Sadece bir düzen ve yönetici olursa bu gerçekleşebilir.Tesadüf diye birşey yoktur.
Bu evrenin yaşamı var edebildiğine şahit falan olmadık,sadece fantezi kurgu veya bilim kurgularımızda bunu hayali olarak var ettik o kadar.
Bir kanıt yok,laboratuvar yok,sadece olmasını istediğin varsayımların var.
Big bang ise teleskoplarla büyük ölçüde gözlemlenip,matematiksel olarak hesaplanıp,laboratuvarlarda ise minyatür modellemeleri başarıyla gerçekleştirilmiş bir bilgi(hem de bu deney çok tehlikeliydi).
Evrim bir bilim kurgu,big bang ise bilimin ta kendisi.
İnsanlığa düşen de bence bilimi takip etmektir.Bilimkurgularımız ise ne dine ne de bilime bulaştırılmamalı,ispatsız hiçbirşeyi kabul etmemeliyiz.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 10:13 PM
gelecek yüzyıllarda yaşayan olursa, yaşam hala devam ediyorsa, insanlar aptallıkları yüüznden yer yüzü halifeliğini hamam böceklerine bırakmadıysa( radyasyon tehlikesi ); bizim şimdiki tartışma gündemimize hayret edeceklerdir. gelecek nesillerden özür dileyim ve devam edelim;
ben hayatımda AT kadar materyaist bir teori görmedim. Ama çok hoş tarafı var yukarda yazdım,.
tembel ve yeteneksiz Ramses yerine, keopsun adı bilinmiyen mühendis ve mimarlarını tanrılaştırıyor., Amerikalıları emeğe bu derece saygı düzeyine getiren sebep, herhalde çin 'in rekabeti olmalı.
Adamlar bir YTL ye türkiyede sandalye satabiliyor. Ancak bir Tasarımcı benim firmamı kurtarabilir ? Bu artık patronların önemsiz, tasarımcının ise önemli olduğu bir çağ. Bir çeşit Marksit devrim :)))) Marks mavi yaka devrimi diyordu, ama BEYAZ Yaka zaferi oldu.,
her zaman başka bir tez vardır :)
Toplumsal bilinçaltı biryana bırakırsak şimdilik;
öte yandan bu işte kafa bulandırıcı şekilde koparılan fırtınadaki bulanıklık şu; bir teorininin cinsiyeti olmaz değil mi ? Buradaki hata bir teoriye katılan yorumu teorinin kendisi gibi görmek haatsı var.
üstelik bunu yapanların hayal dünyası o kadar kıt ki ? derslerde AT okutulursa müslümanlar amerikayı seveckmiş.,güler misin, ağlar mısın ?
Ekonomi derslerini düzeltsinler ya,, TOM HAWK Füzesinin borsa tahtasında işi ne ? Mustafa bey sizin foundation şu işe el atsa ya,.
Dünyada savaş çıkmazsa adamlar borsa da değer kaybediyor. Konuyla ilgisi yok demeyin bakın yazının sonynda ne bağlantı çıkacak.
şimdi sevgili emre sözüm senden dışarı,
""""""""""""""""Her bir piyango bileti bir trilyon rakama sahip. Ve otomatik olarak bir bilete çıkacak zaten.Yani nasıl ki bizim 7 rakamlı biletlerimizden biri kazanıyorsa,aynı şekilde bir trilyon tane üzerinde rakam(veya sayı) bulunan biletlerden biri de kazanmak zorunda.Yani ortada bir trilyon bilet falan yok,"üzerinde bir trilyon rakam olan" biletler var.Ve kazanan biletin tam bir trilyon kez üst üste rakamlarının kuradan çıkması gerekmektedir."""""""""""""""""""""""""""""""
Şimdi Mustafa BEYE YENİ BİRŞEY İş çıkarttın Emre.
Nasa'nın "astrobilioji" ile ilgili kısımlarına da savaş açacaklar. Kansasta mahkeme bitmez artık. yine de senin örneğe bakalım.,
yaşam olasılığı hesabın asrobiyologlerın yaptığı gibi olmasa da, senin dediğini kabul edelim.
emre eğer zaman sonlu ise, dediğinde haklısın.
sadece o zaman haklı olursun.
çünkü bir trilyon dediğin sayı ile 7 dediğin sayı arasında fark yoktur./ eğer zaman sonsuzsa.
AT işte bu yönden materyalist,
taş gibi materyalist.
sonuç şu çıkıyor ;tanrının zamanı yoktu.
SEVGİLİ emre senin vaktin yok, ama evreni bu hiç ilgilendirmez.,
sonsuzluğu insan beynin algılaması çok zor biliyorum ama, dediğim gibi bu evreni hiç ilgilendirmez.
üstelik tartıştığımız konu; dünyada yaşamı oluşturan parametrelerin hassas bağımlılığı ile uzayda amino asit taşıyan göktaşlarındaki yaşam tetikliyicilerin buluşmasıdır.
güneş siteminin dışında uzaysal boşluktan gelen
göktaşları olduğu sanılmakta,.
güneş sitemi oluşmadan önce supernova patlaması olmuş yakında,.
yani kısaca yaşam bir tohum gibi evrene yayılmış
(Elektron, proton ve herşeyle birlikte)
ama yaşama "ol" dedirtecek koşullar çok nadir.
ama evren o kadar büyük ve sonsuz ki,dünya gerçekten çok nadir.
AT bakış açısıyla , bu dünyayı sevmezsiniz.
nadirliğini hissetmeniz lazım.
çok büyük
ve çok uzak
ve çok çok nadir
benzerleri vardı ve olacaktır ama ulaşılmaz ve çok uzak.., ha çook uzak, ha yok.
Bu dünyayı tüketirken bunu düşünün.
ne olacak canım, tasarımcı hamili yakınımdır bize yenisini yapar diye bakmayın.
bu gezegen çok nadir, çok nadir, çok sağlam gibi görünür ama dışardan bakınca öyle kırılgandır ki.,yere her bastığınızda hissetmeniz lazım., aman dokunmayım diye içimizin cız etmesi lazım.
"""""""Bu evrenin yaşamı var edebildiğine şahit falan olmadık,sadece fantezi kurgu veya bilim kurgularımızda bunu hayali olarak var ettik o kadar."""""""""""""""""""""""""
nasıl yani biz yok muyuz ? kendi varlığımızın farkına varmadık mı ? ışığı görmedik mi ?
Tanrının evrenin işleyişine müdalahesinin olduğunu nerden biliyorsunun ki ?
Yazan: knz Tarih: August 10, 2006 9:31 AM
Sevgili knz;yine piyango örneğimie dönmek zorundayım çünkü söylediğimi duygusal bir şekilde anlamamakta ve kabul etmemekte ısrar ediyorsun.
Burada ben senin verdiğin örnekten daha büyük bir sonsuzluktan bahsediyorum.Diyorum ki piyango biletinin rakamları bir trilyon da olsa,sonsuza kadar bir sayı da olsa o piyango bileti yine kazanacak.Yani gerçek bir sonsuz dünyadan bahsediyorum.Ama buna karşılık bir biletin rakamlarının trilyon veya katrilyon kez kuradan durmadan çıkması "kendiliğinden" imkansız.Ama çıkmak zorunda.Bu da aslında piyango çekilişlerinde bile şans diye birşey olmadığını,bir düzen ve yönetime sahip olduğunu bize gösteriyor.Şans diye birşey yoktur ve yazı tura bile şans işi değildir diyorum.
Senin verdiğin evren örneği bunun yanında minyatür bir çocuk oyuncağı kalıyor :)
İkincisi evren ve zaman sonsuz değil,bu hurafeler sana ruhçu öğretiden kalma yanlış doğmatik inançlar.Asıl gelecek kuşaklardan bu yanlış dogmalarınızı ısrarla savunup beyinlerini yıkamaya kalktığınız için özür dilemeli ve affedilmeyi beklemelisin vijdanen.
Bu arada islam zaten materyalist bir dindir.Ruhçu olan senin evrimci,sosyalist ,reenkarnasyoncu dinin.
Gerçek islam'da ruhlar alemi,madde ötesi yaratılmış metafizik alem gibi yanlış inançlar yoktur.Onlar senin evrimci,komunist,reenkarnasyoncu ve sonsuz evrenci hurafe dininde var.
İslam'da Allah'ın dışında madde ötesi olan hiçbirşey yoktur.melekler bile maddidir.ama senin öğretinde maddeye ve bilime gizlice düşmanlık vardır.
İşte ancak böyle şiirlerle dogmatik inancını savunabilirsin.Çünkü yapabileceğin başka birşey yok.Bilime karşı dogmalarını savunabileceğin tek yol duygusal sözler etmek,şiirler yazmak veya evrim masalını gösteren çizgi filmler yapıp "işte bu söylediklerimize iman edin" demekten başka birşey elinden gelmez.
Ama insanoğluna düşen bilime ve gerçeklere sarılmaktır.Hurafeler ve sahte dinler insanları mahvetmekten başka birşey yapmaz.Gelecek nesillere karşı sonsuz bir vijdan azabıyla kalmaman için,senin de akla,bilime ve yalnızca ispata dayalı bilgiye dönmen dileğiyle...
Selam ve sevgiler.
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
SAYIN "EMRE 1974", GÖRÜŞLERİNİZE SAYGIM VAR, FAKAT "İSLAM MATERYALİST BİR DİNDİR" GİBİ, ÇOK AZ MÜSLÜMAN TARAFINDAN KABUL EDİLECEĞİNİ SANDIĞIM FİKİRLERİNİZİ, ÇOK AÇIK GERÇEKLERMİŞ GİBİ SUNMANIZI PEK YERİNDE BULMUYORUM. AYRICA TÜM İSLAMİ GELENEĞİ HURAFECİLİKLE SUÇLAMANIZ DA BENCE YANLIŞ. EĞER SAVUNDUĞUNUZ GÖRÜŞLERİN CİDDİYE ALINMASINI İSTİYOR İSENİZ, İDDİACILIK ÇITASINI BİRAZ DAHA AŞAĞIDA TUTMANIZ, KESKİN HÜKÜMLER VERMEK YERİNE KADEMELİ ARGÜMANLAR SUNMANIZ DAHA İYİ OLABİLİR. BİR DOST TAVSİYESİ...
SAYGILAR,
M.A.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 10, 2006 11:38 AM
Sevgili Mustafa Akyol;
Ben tespitlerimi sunarken ona kesin bir şekilde inanıyorsam, tabii ki kesin bir ifadeyle sunacağım.Burada başkası adına yorum yapmıyorum,kendim adına konuşuyorum.
Ve ayrıca burada(bu iletimde) eleştirdiğim islami gelenek değil,başka bir inanç sistemidir.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 10, 2006 2:49 PM
Bi de bu çıktı şimdi. Neymiş akıllı tasarım? Doğanın mükemmelliğinin kendi makinalarından daha iyi çalıştığını gören insanoğlunun,illa suretinde yaratılmış olduğunu düşünebileceği cosmic babasını arama çabası. Öyle ya bir bakteri bile kamçısını bu kadar iyi organize edebildiğine göre,kesin onu yaratan insan gibi düşünmüş bir baş yaratıcı varlık olmak zorundadır. Bu safsatayı ortaya atan bilim adamlarının ne Kuant lardan ne de evrendeki belirsizlikten haberleri var. İnsan aklı doğadan çıkmıştır neden insan aklının yarattığı tanrıdan doğa yaratılmış olmak zorunda ki çok mantıksız bir anlayış bu. İnsan zihni kendi bağımlılıkları ve özgürlükten olan korkusu yüzünden,kendine benzeyen birtakım yaratıcılar bulamadan bir türlü ayaklarını yere basamıyor anlaşılan. Yaratıcı doğa nın kendisidir onu yaratacak başka bir şeye ihtiyacı da yoktur. Bize düzensiz gelen sayısız değişimin kurallarını bulabilmek için zeka geliştirdik yaşama savaşı sırasında ancak artık bunu bırakıp tam tersini yapıyoruz. İnsan biçimcilik, yani tüm olguları insan yaşamı ve zihni ile tek biçimde açıklama arzusu aslında boşluğa düşme korkusu gibi bir şeydir. dünya uzayda nasıl bi yere bağlı olmadan kendi kütleçekiminin merkezinde hareket edebiliyorsa, doğa da evrim geçirmek için insansal bir mantık üretmek zorunda değildir. Tek yapabileceğimiz onu takip edip uyum içinde varolmaya çalışmaktır ona bir kral uydurmak değil. Bu olsa olsa ırkçıların ve hegemonyacıların bize düşündürmek istediği bir şeydir. Bugüne dek ırkçılığa ve savaşlara neden olan ne bilim ne de darvin dir kimsenin suçunu örtbas etmek için onları kullanmayın. Asıl tam tersine üstün ve öncelikli varlık anlayışı öncelikli insanların yani ırkçılığın temel düşüncesidir. Bu durumda Din Irkçılığın asıl kökeni olmaktadır eğer seleksiyon yüzünden ırkçılık çıktı diyorsanız. Akıllı tasarım da buna getirilmeye çalışılan başka bir mekanizmadır. Yani aklımızın nasıl olması gerektiğine sözde evreni araştıran bilim adamı müsveddeleri karar vermek istemektedir. Asıl amaçları budur ama maalesef kimse bir şey görmemekte denize düşen yılana sarılır misali bundan medet ummaktadır. Oysa doğaya uyum sağlayıp yüzmeyi öğrenmek daha akıllıcadır.
Yazan: ercan Tarih: August 20, 2006 1:18 AM
Sayın Akyol, çok merak ettim, acaba siz evrim teorisi üzerinde ''Yalandır!'' şeklinde kesin bir fikir yürüten bir insan olarak aşağıdaki makaleyi anlayıp yorumlayabilecek ve dahası eleştirebilrecek bilgiye sahip misiniz?
http://www.talkdesign.org/faqs/flagellum.html
Selametle...
...........
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
SAYIN "TRORGE"
EVRİM TEORİSİ HAKKINDA "YALANDIR" ŞEKLİNDE BİR FİKİR YÜRÜTMEDİĞİM BİLGİSİNE SAHİP OLUR İSENİZ, İLK BAŞTAN, HİÇ FENA OLMAZ.
SAYGILAR,
MUSTAFA AKYOL
Yazan: trorge Tarih: August 20, 2006 2:08 PM
Ercan Bey,
"Bir canlı kompleks bir yapıdaysa illa birisi tarafından yaratılmış olması gerekir." görüşüne alternatif bir tez ortaya koyabiliyor musunuz? Koyamıyorsanız bunun safsata olduğuna nasıl karar verebiliyorsunuz?
Yazan: Ahmet Tarih: August 21, 2006 1:13 PM
67 ülkenin bilim akdemilerine inanmıyorsanız kime inanacaksınız
http://www.interacademies.net/Object.File/Master/6/244/Evolution_press%20release%20June06.pdf
Türkçesi : http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=9&ArsivAnaID=34439&ArsivSayfaNo=2#ilgili
Genel olarak bilimin dediklerine inanmıyorsanız o zaman neden apandist ameliyatı olunca iyileşeceğinize inanıyorsunuz, olmayın.
Peki madem 'çok akıllı dizayn' bilimsel o zaman onu tartışalım. İlk İnsan ne zaman oluşmuş? Onun anası babası yokmuymuş? dili nerden öğrenmiş? hepsi bi anda mı oluşmuş. Peki onu oluşturanı kim oluşturmuş? Yanında da bir kadın mı varmış, mesela havva mı? peki zenciler nasıl oluşmuş? yoksa ademle havva zencimiymiş? yoksa çinli mi? aborjinler de aborjin olarak mı dünyaya gelmiş, yoksa onlar farklılaşmış mı? peki herkesin kökeni ademle havvaysa neden çinlilerle zenciler farklı ya da hem de genetik olarak aborjinler daha da farklı,yoksa ademden sonra da bire evrim süreci mi varmış? afrikalıların arasında sadece derileri daha pigmentli olanlar mı evrimleşmiş yoksa? zencileri de mi akıllı dizyn yaratmış, yoksa bir anda adem havva değil de birsürü insan mı yaratmış, mesela 250 tane olsun...kimisi zenci kimisi çinli tipli olsun....
evrimi kabul etmemek için bahaneye gerek yok.. kabul etmiyorum, ben bu konuda düşünmek istemiyorum diyin yeter, akıllı dizynlar uydrmaya gerek yok (bunu uyduran amerikalı koyu katolik bilim karşıtlarına diyorum alınmayın)
Yazan: Ahmet Tarih: August 28, 2006 1:06 AM
Ahmet Bey,
Kuzum siz darwinist evrim ya da Akıllı tasarım ile ilgili herhangi bir makale/kitap ya da araştırma okudunuz mu?
Akıllı tasarımın ne dediğini bilmiyorsunuz hadi tamam da insan ırklarının çeşitliliğinin varyasyon olduğunu, varyasyonun da evrime bir kanıt olmadığını bari size kimse söylemedi mi?
Ama soru sormak iyidir. Zihnin çalışmasına gelişimine ve sabit fikirlilikten kurtulmaya yardımcı olur. Fakat salt soru sormak yetmez; bu konuda biraz bilgi sahibi olmak yani konu ile ilgili okumalar yapmak da gerekir.
Apandist ameliyatı ile evrime inanmak arasında kurduğunuz dehşet ilişki için ise nutkum tutuldu şimdilik birşey söyleyemeyeceğim.
Kendime geldiğimde bu konuya bir eğilelim beraberce :-))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 28, 2006 6:35 AM
birde bu çıkmış şimdi.neymiş akıllı tasarım.hatta bu safsatayı ortaya atanlar kuantlardan bi haber-miş..mış..muş..kuantum dünyasının bize öğrettikleri nedir?kuant olarak nitelendirilen dalga,tanecik,enerji,vs.ne varsa birbirinden ayrı ve bağımsız olamaz.yani parçalara bölünmez.birşey herşeye bağlı ve evrenide birbirinden yalıtılmış parçalara ayıramayız.mükemmel ve ayrılmaz bir bütünlük söz konusu.peki onca elektrik ve manyetik yüklü tanecikler mükemmel bir sistemle,gayet düzenli ve şaşmaz bir periyotla hareket ederken birlik ve bağımsızlığını bir bütün olarak kendilerimi koruyor yoksa burada da herşeyde olduğu gibi bir "akıllı tasarım"mı söz konusu.aklınızdan geçen "doğa" kabulünün ne kadar sığ ve mantık dışı olduğunun sizde farkındasınuz."insan aklının yarattığı tanrıdan doğa yaratmak mantıksız","insan aklının zamanla doğadan çıkması" mantıklı.akıl kendine benzeyen bir yaratıcı çıkartmış.pardon neye benzeyen kime benzeyen?ya hu bu kadarda kıt olunmaz ki.bir yaratıcının yaratma gücüne sahip olanın kendine benzeyenleri "yaratması" en mantıksız...önce bu kavram kargaşasını aşmak lazım."doğada evrim geçirmek için insansal bir mantık üretmek zorunda değil" yok ya...işinize gelince mantık üretmek zorunda,işinize gelmeyince zorunda değil.siz çoktaaa..n bir kral uydurmuşsunuz bile."bugüne kadar ırkçılığa neden olan darwin değildir"tabi o yüzden kendileri the descent of man(insanın türeyişi)adlı kitabında medeni ırkların zamanla vahşi ırkları yok edeceklerini söylemiş,türk milletinide zamanla yok edilecek bu vahşi ırklardan saymış,ve sosyal darwinizmi
ortaya çıkartmıştır.bence darwin uydurmalarını koşulsuz kabul eden bu darwin sever arkadaşlarımızın biraz daha iyi araştırması ve tanıması lazım darwini,darwinizmi,sosyal darwinizmi..."insan biçimcilik yani tüm olguları insan yaşamı ve zihni ile tek biçimde açıklama arzusu aslında boşluğa düşme korkusu gibi birşeydir"siz çoktaa..n boşluğa düşmüşsünüz bile.Allah kurtarsın.
Yazan: zeynep Tarih: August 28, 2006 1:40 PM
Ahmet Bey,
Bir tezin doğruluğunun ölçütü çoğunluğun benimsemesi değildir. O tezin ne derece kanıtlar sunabildiğine bağlıdır. "Şu kadar kişi Darwinizmi savunuyor, demek ki haksızsınız." gibi yargılarla değil, elinizdeki bilimsel kanıtlarla gelin.
Not: Mevzubahis Ahmet'in üstünde yer alan ileti benimki. İki Ahmet'i karıştırmayalım. :)
Yazan: Ahmet A. Tarih: August 29, 2006 1:13 PM
hipotez, teori, bu kavramlarin ne demek oldugunu once ogrenmeli. Seattle da discovery intitute ile ilgli yerel gazetede cikan muhtesem yazi...> http://www.seattleweekly.com/news/0605/discovery-darwin.php hayir yillarca amerikaliliarin saksakciligi yapmak yetmedi bir takim zumreye, simdide katoliklerin kanatlari altinda calisiyorlar...yapmayin bu kadar muslumanlik bu kadar hristiyanliga sokulur mu, carpilirsiniz valla....
Yazan: sarduri Tarih: September 4, 2006 11:30 AM
:) mustafa abimin yanındayım. Akıllı tasarımı destekLerim evrimi destekLeyeceğime :)
Yazan: Sinan POSTACI Tarih: September 29, 2006 11:51 PM
İyi günler Arkadaşlar,
Ben bir matematik bölümü mezunuyum. Fakat bazı şeyleri, yıllarca matematik öğrenimine sahip olmadanda sadece birazcık düşünerek de görmek mümkün...
İnsan vücudunda 1 trilyon başka bir görüşe göre ise 3 trilyon hücre olduğu tahmin edilmektedir.
Bir düşünürsek şu ana kadar yaşamış olan insanlar içinde hangi kemik hücresi gözün içinde oluşmuş veya beynin içinde ağrıyı hissedebilecek hangi hücresi gözlemlenmiş?
Benim yüksek lisans tezim rastsallık (rasgelelik) üzerine araştırdıkça gördümki tabiattaki tesadüf(!) diye bildiğimiz rastsallık elementleride meğer bir intizam üzerine seçili. her birisinin bir olasılık teorisi var ve hiçbiri bu teorinin dışına çıkmıyor. Çıkarsa tesadüfi(!) değer diye nitelendirilmiyor. Bir kez daha anladımki rastsallık bizim biliğimiz anlamdaki rasgelelik ve öyle düzensizlik anlamına gelmiyor. rastsallık demek RASTLANMASI OLASI anlamına geliyor. Yani TESADÜF DİYE BİRŞEY YOK. Her tabloyu yaoan bir sanatçı var ve elbette hiçbir sanatçı sanat cincinden olamaz. Söz gelimi bir ressam boya ve tuval cinsinden olabilir mi? O nesnelerden daha üstün daha seçki(irade) sahibi olması gerekmez mi? Aynen öyle de canlıları ve cansızları var eden yine canlıların yada cansızların kendisi (tabiat) cinsinden olamaz. Yani TABİAT YAPTI, yada TABİİDİR diye birşeyde olamaz. Geriye Kaldı bir tek ihtimal.
Yazan: BAHADIR KUTLU Tarih: October 6, 2006 2:33 PM
Sayın Sarduri
Bilim yerine gene politik siyasi bir yorum.Amerikadaki enstitünün parasal kaynakları amerikalıların sorunu biz elimizdeki tüm evrensel çalışmalar ile Akıllı Tasarım için varız.ABD de teoriyi destekleyenlerin fundementalist kökenli Hristiyanlar olması amerikanın siyasi kamplaşmasının tezahürüdür bilimsel veri değildir.Lütfen Akıllı Tasarım hakkında yorum yaparken ya anti-tez sunabilecek kadar konuya bilimsel vakıf olalım vede lütfen yoruma açık çarpıtması kolay edebiyat kokan sözler üzerinden yarım yamalak eleştirmeyelim.Bu hem AT desteklemeyenlerin acziyetini ortaya koyuyor hemde bilimsel veriler yerine siyasi ideoloji gibi garip bir ictiadi durum halini alıyor.(linkini verdiğiniz yazıda olduğu gibi) Sitemize bir göz atın orda siyaset yerine bilimsel açıklamalar göreceksiniz.Bu açıklamalar üzerinden itirasınız varsa bilimsel olmak koşulu ile itirazlarınız sevinerek duymak isteriz. Son makale Japon bilim insanlarının ömürlerini şakşakçılıkla nasıl geçirmeye ant içtiğini gösteriyor...Saygılarımla
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 9, 2006 3:18 AM
açıksası bu tartışmalar dünyanın sonuna kadar devam edecek. insan oğlu doyumsuz bir varlık olduğu için sürekli kafalarında bir soru işareti ile gezer. israil oğullarının allahın varlığını gösteren o kadar mucize görmelerine rağmen inanmamakta diretmeleri bir örnek olabilir.yukarıda bir arkadaş araba örneğinden bahsetmiş beki soruyorum o araba kendi kendine mi o bilgisayar cipini bulup takmış?. yani pes bu kadar dar pencereden ve önceden peşin hükümlü bazı şeyleri kabul etmeden nasıl gerçeği öğrenecez..doğada birşeyle var ve hiç de basit oluşmadı herşey. şahsen ben kendimi basit tesadüflerle oluştuğum fikrini çok komik buluyorum.
ama şu var bu kadar canlı nasıl geliyo....bu da araştırılınca tek bir gerçaği verir o da allahı.
doğada okadar kompleks yapı varki hangi birini leylek getirdi misali tesadüflere bağlayabiliriz.. düşün ve bul
selamlar ....
biyoloji öğrt.5. ögre ncisi
erurum zekerya bıçak
Yazan: zekerya Tarih: November 3, 2006 2:56 PM
Merhaba, ben İngilizce öğretmeniyim ve bir eğitmen olarak bu konu oldukça ilgimi çekiyor.Araştırmacı yazar Ahmed HULUSİ'NiN yazmış olduğu çok çarpıcı bir o kadar da beyin açıcı yazısı "Tanrı Ulu Mudur?" okunmadan ve anlaşılmadan bence insanlığın oluşumu veya akıllı tasarım konuları anlaşılıp fark edilemez. Tanrı kavramından arınmadan olayın gerçeğini fark edemeyiz. Bu sebepten dolayı bu çok ilginç ve bir o kadar da önemli olan yazıyı aşağıda Sizinle paylaşmak isterim.Saygılarımla.
Tanrı ulu mudur?..
Ne kadar uludur?..
Tanrıya tapınılır mı?..
Kimilerine göre, tanrı vardır gökte bir yerde, arşı üstünde oturur, uludur; o ulu tanrıya da tapınılır; yoktur ondan başka tapılacak; çünkü o tek kraldır, pardon tanrıdır gökte!!!
Oysa...
Yeryüzünde yaşamış en muhteşem beyin ve Hakikatin dillenişi olan Allah Rasûlü Muhammed Mustafa’yı ve de açıkladıklarını, çeşitli sebeplerle kavrayamayanların, uydurdukları “tanrısallık” dini, sonu teröre varan bir şiddet anlayışıyla toplumları kuşatmaya başlarken…
Bir kısım düşünen beyinler de, her türlü kavga ve siyaset anlayışından ötede; kendi ebedî yaşamlarını inşâ etmeye çalışmaktalar, “Allah” ve “sünnetullah” isimlerinin işaret ettiği anlamların doğrultusunda.
Bir süre evvel düşünen beyinlere yeniden hız vermek amacıyla şu cümleyi yaymıştım:
“ALLAH” ismiyle neye işâret edildiğini fark etmeye çalışın!
Çünkü, “DİN” kelimesi kapsamındaki her şeyin çıkış noktasının hakkıyla anlaşılması ve değerlendirilebilmesi, “ALLAH” isminin neye işâret ettiğinin fark edilmesine bağlıdır.
“DİN”leri dedikodudan oluşmuş, taklitçi-tekrarcı beyinlerin bu tarz derin düşünsel konulara girmesi, elbette yaratılış programları gereği mümkün değildir! Bu yüzden de onlar, “Yukarıda tanrı var, ölünce biz onun oturduğu yere, huzuruna çıkacağız; o da bizi karşılayıp yargılayarak ya cennetine sokacak ya da cehennemine atacak! Şimdi gökten bizi seyrediyor; ne mezarda sorgu var, ne mahşer, ne kıyamet, ne de sırat!” şeklindeki bir anlayış içinde ömürlerini tüketirler. Zaten bu konuları tartışmaya akıl ve mantık kapasiteleri de müsait değildir! Sadece ezberledikleri, ama birbiriyle bütünleştiremedikleri bilgilerin hamallığıyla ömür tüketmişlerdir.
Oysa…
O, en muhteşem bilinç ve hakikat zuhuru Zât, daha işin başında “Lâ ilahe = Tanrı yoktur” (ve buna bağlı olarak tanrılık kavramı geçersizdir), diyerek; “DİN” olayının, tanrısallık esası üzerine değil, “Allah” ismiyle işâret ettiği üzerine, kurulu olduğuna dikkat çekmiştir!
Özellikle “Hazreti Muhammed’in Açıkladığı ALLAH” isimli kitabımda ve diğer yazılarımda bu konuyu vurgulamaya çalıştım.
Bu yazımda ise “ALLAH İSMİYLE NEYE İŞARET EDİLİYOR” konusuna biraz daha farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum.
Bu konuda şu iki hususa çok iyi dikkat etmeliyiz:
“ALLAH âlemlerden Ganî’dir” âyeti vurgusuyla evrensellik ve boyutsallık noktasından öteye dikkatlerin yönlendirilmesi…
“ALLAH âlemlerin RABBİ’dir” işaretiyle, her algıladığımız veya algılayamadığımız zerrede, dilediği gibi açığa çıkanın; ve dahi kendisi dışında varlık müşahede edilemeyeceğinin, vurgulanışı yanında…
String teorisi, derin düşünebilme yetisi olan beyinlere, evren içre evrenler gerçeğini boyutsal derinlikli “TEK KARE RESİM” olarak fark ettirmeğe çalışırken…
Holografik evren gerçeği de, her zerre olarak algılanan, gerçekteki “tek kare resmin” her bir noktasının, tümel TEK’in açığa çıkış seyrinden başka bir şey olmadığını vurgulamaktadır!
Fili tanımaya koşuşan körlerin her birinin, fili bir yerinden tutuşu ve tuttukları organa göre fili tarif edişleri örneğindeki gibi; gerek bilim dünyası ve gerekse mistik dünya insanları, tanrıyı bir yerlere veya kendi içlerine oturtmaya çalışmakta iken; Hakikat Güneşinin mesajını anlamış bulunan beyinler, tenzih-teşbih dengesinde Vahdeti yaşayarak sonsuzluğa kanat açmaktadırlar.
Gelin önce âfâka (ufuklara), yani evrensel boyuta bir bakış atalım…
Dikkat!
Unutmayalım ki…
Ya da…
Fark edelim ki…
Tüm bu sorgulamaları, evrendeki sayısız ve sınırsız dalga boylu okyanus içinde, sadece santimetrenin onbinde 4’ü ilâ 7’si arasındaki dalga boylarını beynimize aktarabilen gözümüze GÖRE yapmaktayız…
Ya biraz daha kapsamlı algılayan organımız olsaydı!?
Neyse…
Hiç olmazsa bunu da hatırlayarak irdeleyelim konuyu…
1 milyon 303 bin dünya büyüklüğünde bir yıldız (güneş) çevresindeki uydu üzerinde yaşıyor ve evrenin sırrını çözmeye çalışıyoruz!.. 1 milyon 303 bin Dünya büyüklüğünde olan o yıldız yanı sıra, 400 milyarının daha varolduğunu saymış bilim adamları Samanyolu Galaksisinde... Hani şu varoşlarında yaşadığımız Galakside… Milyarlarca galaksi hesap edilmiş evrenimizin algıladığımız kadarında; her biri kendi içinde milyarlarca yıldızı barındıran…
Milyarlar kere milyarlar… Galaksiler… Yıldızlar… Parlayan veya sönük olan bize GÖRE!..
Tanrı bunun neresinde? Tapınılacak ulu tanrı; yanına varılıp konuşulacak tanrı; kendisinden başka tapınılacak olmayan ulu tanrı; ya da oğlunu(!) yanından yeryüzüne yollayan tanrı!!! Bu sonsuzluğun, neresinde oturmakta?
Neyse devam edelim…
Tüm bu, hayâlin alamayacağı, sadece rakamların tekrarlandığı boyutlardaki bir evrende lokalize olmuş “tanrı” anlayışını; veya bu anlayışa “ALLAH” ismini etiketleyenleri bir yana bırakıp; konuyu deşmeye devam edelim...
Bilim göstermiştir ki, milyar kere milyarlarca ve milyarlarca(!?) yıldızlar, aslında birbirinden kopuk, bağımsız bir halde boşlukta gezmiyorlar! Aralarında bir madde var gözümüzün göremediği! Her şey birbirine bağlı bir ara madde(!) ile, ve dahi gerçekte, evren tek bir bütün, onu algılayabilecek bir göze veya beyne veya bir bilince göre!..
Tek bir yapı, tek bir organik yapı evren; canlı, şuurlu!.. Uzay, bu şuurun bedeni!.. Hani şu eskilerin, “Allah’a ait ilim sıfatı” diye işaret ettikleri; “evrensel şuur-kozmik bilinç” adı altında açığa çıkış, Uzay ve sînesinde barındırdıkları!
Bilim derin daldı milyar kere milyar kere milyarlarca yıldızdan birinin içine… Baktı, yıldız adını verdiği kitle, yüz küsur atomdan bir kısmının bileşik hâli imiş meğer!
Hızını alamadı daha da derinlere inmeye çalıştı…
Onyüzbinmilyarlarca büyüklük ve küçüklük arasında turlayıp durdu… Proton ismini taktı, kuark ismini taktı, “string” ismini taktı çeşitli oransal büyüklükler olarak algıladığı terkiplere…
Bir kuark bir dünya büyüklüğü ise, dünya üzerindeki bir ağaç büyüklüğüdür “string” dedi…
Kuark, protona göre ne; proton, atoma göre ne; atom, dünyaya göre ne; dünya, yıldıza göre ne; yıldız, galaksiye göre ne; galaksi, evrene göre ne?.. Gel sen, yanına gidip huzuruna çıkacağın, seninle konuşup hesaba çekecek olan o Tanrını oturt istersen bunların arasında bir yere!.. Sonra da ister yolladığı oğluyla(!) muhatap ol, ister yeryüzünden seçip yolladığı postacılarıyla, elçileriyle, peygamberleriyle!!!
Fesubhanallah!.. Fe tebârekallahu ahsenül Halikiyn!.
İşte burada akıl çivileri attı bazılarının!.
Düşündüler...
Anlam veremediler!
ATEİST oldular!.. “Tanrı” ve “tanrılık” kavramını reddedip!
Akılları, bu sonsuz büyüklük ve küçüklük arasında şaşkına döndü… “Olmaz, n’olamaz, “tanrı” yoktur, din dedikleri de masaldır, afyondur! Akıllı kişilerin, toplumları uyutmak ya da gütmek için uydurmasıdır din” noktasında karar kıldılar!.
Haklı yanları vardı elbette; ama fark edemedikleri pek çok gerçeklik; deşifre edemedikleri çok fazla şifreler, mesajlar ve kodlar da vardı fark edebildiklerinin çok ötesinde…
Muhammedî şifre ve kodlara, kendilerine ulaşan şeklinden, ambalajından dolayı gereken değeri ve önemi veremedikleri için, evrensel gerçeklikleri değerlendiremediler.
Yeryüzüne gelmiş en muhteşem bilinç okyanusunun kıyısında, kumlarla oynayıp, okyanusun ihtiva ettiği güzellikleri tadamadılar; derinliklerindeki gizlere ulaşamadılar!.
TEK karelik evrensel resmin sahip olduğu şuurun (insan-ı kâmil), yeryüzündeki “halifesi” durumundaki bilinç olduklarını fark edip; evrensel şuur ile bir bütün olduklarını ve bunun getirisini yaşayamadan geçip gittiler bu dünyadan… Yalnızca bedensel zevklerle sınırlı kalarak!.
Yaşayamadılar “AŞK” denileni! Yaşayamadılar sevgiyi ve karşılıksız vermenin zevkini… “Veren Allah’tır”daki benliğin “yok”luğunu yaşamanın hazzını!. Yaradılışlarında olmadığı için, karşılıksız verme kavramını ve olayını anlayamadılar! Tanrının yokluğunu farketmekle perdelendiler, özlerindeki, sonsuzluk boyutundan ve evrensel şuurdan!.
Oysa…
Sır…
Derûnunda “GİZ”li idi her bir birimin!.
HOLOGRAFİK EVREN gerçekliği, bilim dünyasında “Âlemlerin Rabbı ALLAH’tır” gerçeğini-sistemini deşifre ederken; evrensel ruhtaki (RUH adlı melek) şuurun, her zerrede, o zerrenin yapısına göre açığa çıkmakta olduğunu vurgularken; düşünemediler bunların sonuçlarını...
“Zerre küllün aynasıdır” benzetmesiyle, en muhteşem evrensel gerçekliği 1400 küsur yıl önce insanlığa bildiren O yüce Zât’ın mesajını kavrayamadılar, değerlendiremediler...
“Ahad” ve Samed” tanımlamalarıyla kendini, Rasûlullah adı ve kisvesi altında açıklayanın seslenişini işitemediler, “holografik gerçekliğin” ne olduğunu kapsamlı düşünemedikleri için!. Zerrede yansıyan küllü, mikroda açığa çıkan tümel Tek’i fark edemediler!
Oysa işin sırrı, evren içre evrenler gerçeğini açıklayan “string teorisi” ile “holografik evren” gerçekliğini bir arada düşünerek, Mutlak TEK’liğin açılımını fark edebilmekte gizliydi...
“Subhanallah” kavramının, string boyutundaki stringlerin altı yönlü hareketiyle, evren içre evrenlerin “her an yeni bir şan” alışının dillenişi olduğuna...
“Elhamdulillah”ın, bu boyuttaki tekil hareketin (çokluktaki tekilliğin), ancak, onu meydana getiren tarafından değerlendirilebileceğinin dile gelişi olduğuna...
“Allahuekber”in, “tanrı uludur” demek olmadığını, bu yüzden ezanın böyle Türkçeleştirilemeyeceğine; sonsuz boyutları ilminde yaratanın, yaratılmış ilimle kavranamayacağına, işaret ettiğini...
Hiç düşünmediler… Akıllarına hayallerine bile getiremediler!
“Arşı taşıyan meleklerin tesbihidir bu” denildiğinde, varlığın oluşumundaki derinlikleri fark etmek yerine, gökte oturan tanrının koltuğudur arş, demeyi daha kolay veya yerinde gördüler!..
Evet…
Evren içre boyutsal evrenler, paralel evrenler, bir evrende olup bitenin diğer evrende açığa çıkması (suya atılan taşın yayılan dalgası gibi), ya da aynı anda değişik evrenlerde yer alan aynı bilinç türünden yaklaşımlar; hakikati noktasından hareketle “külden zerreye gidişi” ifade etmektedir…
“Tüm çokluk görüntüsü (algılayandan kaynaklanan), gerçekte, TEK şuurun (ilmin), her mikroda, onun yapısal özelliğine göre açığa çıkmasıdır” gerçeğini vurgulamaktaydı “holografik gerçeklik”…
İyi, peki bütün bunlar hoş da...
O zaman gelelim “peygamber neden gelmiş; kuran neden inmiş; tanrı yoksa kime hesap verilecek; berzah, mahşer, sırat, kıyamet masal mı; bizi kim cehenneme atacak ya da cennete sokacak” sorularına… Adaletin bu mu tanrı; 60 yıl yaşatıp 600 bin milyon milyar sene yakacaksın; bu ne biçim adalet” falan lâkırdılarına...
Akıl çivisi olmayan, tahtaları bir araya bağlayıp tekne yapamaz ve okyanusa da açılamaz!. O zaman da, tahta parçaları denizde kopuk kopuk kalır. Ancak bir tanesine tutunup belki hayatta kalabilir!.
Bu konuyu çözmenin sırrını eskiler şöyle açıklamaya çalışmışlar o günün mecazları arasında:
“Kul Allah’a eremez, Allah kulunu kendine erdirmedikçe!”
Bunu günümüzde yıllar önce şöyle açıklamaya çalışmıştık…
“Çokluktan TEK’liğe giden yol kapalıdır; TEK’ten çoka bakmasını öğrenenler sırlara ererler!”
Allah Rasûlü Muhammed Mustafa’yı, gökteki arş üzerinde oturan tanrının, tahtını taşıyan kanatlı melekleriyle yeryüzünde seçilmiş özel ulak peygamberi şeklinde kabullenen ilahiyatçıların kapasitesiyle değerlendirenler, elbette ki yukarıda sıraladığımız sayısız soru dalgaları arasında bocalayıp kalacaklardır.
Sistemi ve düzeni kavrayamayan sınırlı düşünce sahipleri, “DİN”i dogma olarak kabullenirler!.
“ALLAH” ismiyle neye işâret edildiğini fark edemedikleri için, “tek tanrılı bir dindir İslâm” derler!.
“Lâ ilâhe….” mesajını algılayamamışlardır.
Bu yüzden de kabullenişlerini, gökte tanrı, yerde özel ulak postacı peygamber anlayışı üzerine bina etmişlerdir!
“İslâm” kitabındaki “Materyalist Müslümanlık” başlıklı yazımda işaret ettiğim üzere, her şeyi beş duyu - madde boyutuyla ele almış, anlamaya çalışmışlardır.
Olayın, noktadan açılan string konisi içinde açığa çıkan şuursal algılamanın sonsuzluğu şeklinde, sonsuzluk yolculuğu olduğunu, hiç fark edememişlerdir.
Evren içre evrenlerin, tek bir noktanın konisel projeksiyonu olduğunu kavrayabilmek; ayrıca, içinde bulunan her şeyin dahi, o projeksiyon içindeki kendi noktasından oluşan konisel bir projeksiyon olduğunu algılayabilmek!
Bunun ötesinde, bilinmeli ki, evren içre evrenleri oluşturan stringler projeksiyonunun meydana geldiği nokta, sonsuzluk platformundaki sonsuz noktalardan yalnızca biri mesabesindedir!.
İşte “ALLAH“ ismiyle, bu sonsuz noktaları kapsayan ve her bir “nokta”dan sonsuz âlemler yaratana işaret edilmektedir ki, bu özellik “EKBER” kelimesiyle anlatılmaya çalışılmıştır.
Bu yüzdendir ki, Kurân-ı Kerîm’de “Allah’ın âlemlerden Ganî oluşu” vurgulanmıştır. (Ganî: Algılananla sınırlı olmaktan beri olan!)
Evren içre evrenler, adeta koni içre koniler olması itibariyle, ortak bir “nokta”dan varlıklarını almaktadırlar.
Çünkü “nokta”nın varlığı, “ilim sıfatı” diye anlatılan “nokta”lar düzlemindeki, ilmî-şuursal açılımlardır. “Akl-ı evvel” diye bahsedilen, ilim sıfatının “nokta”daki şuursal açılımıdır.
Holografik gerçeklik doğrultusunda tüm konisel projeksiyonlar ve bunun hâsılası olan “göresel bilinçler”, varlıklarını, kendi derûnlarındaki “nokta”larından alırlar. “Allah âlemlerin Rabbidir” işareti de, müşahede edebildiğimiz kadarıyla bize bunu anlatır...
İşte bütün bu gerçeklikler doğrultusunda…
Allah Rasûlü Muhteşem Bilinç, bize, içinde yaşadığımız, “sünnetullah” denen sistem ve düzenin yapısını anlatmıştır; kendindeki Hakikat “nokta”sından, bilincine gelen Cebrâil’î kuvve bilgisi doğrultusunda; “İKRA” hükmüyle “OKU”yarak sistemi ve “sünnetullah”ı!..
Bildirmiştir ki Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed Mustafa aleyhisselâm…
Tanrı yoktur ve tanrılık kavramı sözkonusu değildir; yalnızca ALLAH ismiyle işaret edilen vardır! ALLAH, tapınılacak dışımızdaki bir tanrı değil, kulluk edilen özümüzdeki Rabbimizdir (varlığımızı meydana getirip her an onu yeni hale sokan).
Dünya yaşamı süresince kişiden ne yolda bir kulluk açığa çıkmışsa (düşünsel-bedensel), ötesinde (âhıretinde) bunun getirisini-sonuçlarını yaşayacaktır.
Kabir âlemi haktır; bu boyuta geçen kişi dünyada yaşadıklarıyla geçtiği boyutun gerçekliğini sorgulayacaktır kendisindeki melekî kuvvelerle... Sorgu melekleri dışardan gelmeyecektir; kendi varlığında mevcuttur ve açığa çıkacaktır.
Kabir azabı ve kâbir cenneti haktır. Otomatik yaşanacaktır, kaçınılmazdır.
Kıyamet kopacaktır! Dünya eriyip yok olacaktır! Tüm insan ruhları, bilinçli olarak, bir ortamda toplanacaktır. O ortamda kişiler dünyada inandıklarına göre topluluklar oluşturacak ve inandıkları kişinin peşinden gideceklerdir.
Cehennem o ortamdaki tüm insanların içine girecekleri bir ortamdır. Mahşerden çıkanlar, cehennem ismiyle tanımlanan boyut veya ortamdan geçecekler ki bu yol “sırat”; çıkabilenler bir başka boyutta (cennet) yaşamlarına devam edeceklerdir sonsuza dek...
Bu konuda detaylı bilgi “İNSAN VE SIRLARI” isimli 1985 yılında yazmış olduğum kitapta mevcuttur.
Bu bir süreçtir. Herkes bunu yaşayacaktır Allah Rasûlü’ne göre…
Dünya yaşamında insana “ibadet” adı altında tavsiye edilen tüm çalışmalar, hep insanın ölüm ötesi yaşamda sıkıntı çekmemesi ve geleceğinin daha güzel olması içindir. Yapılacak çalışmaların gökteki tanrıya yaranmakla ilgisi yoktur. Hasta olmamak için tedbir almak veya hasta olunca iyi olmak için ilaç almak neyse, ölüm ötesi yaşam için de bu çalışmaları yapmak ve o ortama kendini hazırlamak aynı şeydir. Kişi ne yapacaksa kendi için yapacaktır.
Yukarıda kimse yoktur yaratılmışlardan başka!.
Kişi Rabbini kendi derûnunda keşfedecektir!.
Ölümü TADARAK boyut değiştiren kimse, yaşamın ve bulunduğu boyutun gerçekliğine göre, kendi kendini sorgulayacaktır derûnu itibariyle ki, bu durum “hesaba çekilmek” şeklinde tavsif edilmiştir!. “O gün hesap görücü olarak nefsin yeter” âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.
Zerre kadar hayır işleyen bunun karşılığını görecek, zerre kadar kötülük yapan da bunun sonuçlarını kaçınılmaz biçimde yaşayacaktır. Zelzele suresi bir kere daha ölüm tadıldıktan sonra yaşanacaktır.
Bunları bilmemek veya duymamış olmak gibi bir mazerete yer yoktur sistemde!
Çünkü mazeret serdedilecek bir tanrı yoktur kimsenin karşısında!
İşte dostum anlatılabilir kadarıyla, “DİN” olayının geçmişteki mecâzlarla bezenmiş anlatımının, çağımız gerçekleri ışığındaki bir kısım kodları...
Yaşam senin yaşamın!. Ne yapacağına kendi aklınla kendin karar ver! Olayı kendin değerlendir!
İster Allah Rasûlü’nün dediklerini değerlendir; ister onun dışında bir yol seç kendine!.. Tercih senin; sonucuna katlanmak da sana ait olacak!. Bu yüzden de DİN zorlama kabul etmez. Herkes kendi aklının getirisini ve sonuçlarını yaşar. Kimsenin kendi inancını zorla başkasına kabul ettirmesi mümkün değildir.
“Din dogmadır, bilimle açıklanmaz; din ve bilim ayrı şeylerdir; dini bilimle bütünleştirmek saçmalıktır” diyen aydınlarımıza(?) selâm olsun!.
Bu vesile ile, Ramazan Bayramı hepimize bereketli olsun.
AHMED HULÛSİ
19 Ekim 2006
North Carolina, USA
Yazan: Aylin Erkek Tarih: November 7, 2006 9:37 PM
olay hakkinda yorum yapmak icin AYDIN olmaya gerek oldugunu pek sanmiyorum.Zira konu her ne kadar bilimsel olsa da öznesi insan olduğu için herkesin görüşüne saygı duyulmalı.ilkel ya da başka deyişle magara devri taş devri gibi devirlerin yaşanmadığına inanan biriyim.darwinizim ile yetişirseniz onu savunursunuz,akıllı tasarım ile yetişirseniz de onu...asıl mesele bence gerçeği hala kabul etmeyen tesadüflere bağlı olarak yaşadığını kabul etmeye çalışarak Yüce Yaratıcıyı yok saymaya çalışan ama sadece kendilerini küçültenlerin
gerçeği görmek istememeleridir.
"Biz hepinizi tek tek yarattik."
Yazan: Can Eser TAYFUR Tarih: November 20, 2006 3:19 PM
çok iyi bir yazı olmuş ellerinize sağlık
Yazan: LEYLA Tarih: November 20, 2006 4:33 PM
akıllı tasarımın gerçek ve doğru olduğunu varsayarak yazacağım.
yandığımızın resmidir. genleriyle ( ya da tasarımsal adı ne ise) oynanmış mısırları yiyen tavukları soframıza getiren bilim adamları kendine kaçacak yer aramalı.
kısır tohumlar yaratıp ektiğiniz mısırları tekrar tohum olarak kullanmanızı engelleyen bilim adamları da kaçacak yer aramalı.
hatta tüp bebek için kadınlara verilen onca hormonu reçeteye yazan bilim adamları , hatta hatta soluduğumuz havayı (hücrenin yakıtını) kirleten her üretici ve kullanıcı da kaçacak yer aramalı.
dünyanın çivisini nasıl takacağımızı bize , çiviyi bizzat çıkaran bilim adamları söyleyemeyeceğine göre..
eminim yukarıda kaçacak yeri olmayanlar bu teoriyi şiddetle reddedeceklerdir. aksi taktirde kendilerine ihanet etmiş olurlar..
Yazan: pembepatiler Tarih: January 5, 2007 6:35 AM
Melih bey`in bakteri kamçısının akıllı tasarımı destekleyemeyeceğini iddia ederken öne sürdüğü örnek açıkçası gülünç.Modern otomobillerin,çok gelişmiş sistemlere sahip olmasının,son derece basit mekanik sistemlere sahip ilkel otomobillerden gelişmiş olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğini söylerken unuttuğu bir nokta var o da otomobillerin kendiliğinden gelişmediği gerçeğidir ki,iki ve üzeri yaşlarda bulunan herkesin bildiği gibi modern otomobiller,onların düşünemediklerini düşünüp,tasarlayabilen,tartışma götürmez bir şekilde onlar üzerinde hakimiyet sahibi olan ve oları dilediği gibi dönüştürebilen üstün zeka sahibi insanlar tarafından akıllı bir biçimde tasarlanmıştır;yaratılmış olan her şeyin (yani Allahın kendisi hariç her şey)Kadir-i mutlak Allah tarafından akıllı bir biçimde tasarlanması gibi...
Yazan: raşit Tarih: January 6, 2007 10:55 PM
Sayin Beyler/Bayanlar,
Bu tartismalarin cok ilginc bana geldigini ve ne yazik ki bilime uygun yazdigini zanneden arkadaslar tarafindan cok yanlis zeminlere cekildigini dusundugumu soylemek isterim.
Oncelikle 'Biyolog' arkadaslara bir sey hatirlatmak isterim. Beyler/bayanlar artik yeni yuzyildayiz. Biyoloji biliminin atilim yaptigi zamanlar ne zaman oldu diye dusunun? Diger bilimler belli bir seviyeye geldikten sonra! Ve bu bilimlerin bir kisminin urunlere donusup bu urunlerin biyolojideki bilgi seviyesini arttirmasindan sonra!
Hemen sunu hatirlatmak isterim ki su an dunyanin gozu/kulagi ve yonelen eforu biyoloji bilimi ustune. Dolayisi ile diger bilimlerin kaynaklari giderek artan bir hizla biyolojiye/canli bilimine kaymakta. Bunun sebepleri arasinda tarimda bu bilgiden faydalanma, tip uygulamalari ve olasi super irklar yaratma projeleri sayilabilir.
Artik diger bilim dallarindaki insanlar da bu daldaki arastirmalara katiliyor.. Evet.. Elektronikciler, bilgisayar muhendisleri, matematikciler, biyo-fizikciler, biyo-kimyacilar, makine muhendisleri, bilisim bilimciler v.b ve hatta sanatcilar, psikologlar v.b. dusunce ve birikimleriyle katilmayi bekliyor..
Bu cok dogal cunku. Biyolojinin cevabini aradigi sorularin cevaplarini bulmak icin elimizdeki tum kaynaklara ihtiyac var. Gecmiste savas ve daha sonralari uzay arastirmalarina yonelen 'kuresel' efor simdi biyoloji bilimine yonelmekte..
Simdi. Beyler/Bayanlar. Bir dusunun. Biyoloji bilim olarak tabi ki insanligin basindan beri dogal olarak hayatimizin icinde ancak DNA ne zaman bulundu? Bir de tabi DNA icin dusunulen rolun hangi madde icin dusunuldugunu de bakabilirsiniz. Biyolojideki diger kesiflere de baktiginizda cok yakin tarihler goreceksiniz.
Bunlarla anlatmak istedigim su. Biyolojideki bir cok iddia/kuram ancak yeni yeni sinanma asamasinda veya birakin test edilmeyi, bulunma - onerilme asamasinda. Biyoloji daha yeni gelisme cagina girdi bile denilebilir. Dedigim gibi bu da dogal cunku gereken bilgi/teknoloji daha yeni hazir olma asamasina geldi/geliyor.
Esas konuya gelirsek. Evrim kurami da diger biyolojinin 'ilk zamanlarinda' one surulen bir kuramlar gibi test edilmeye 'CIDDI' olarak yeni basliyor. Ve LUTFEN, bir kurami savunmak BILIMI SAVUNMAK gibidir gibi bir gayri ciddilik ve gayri bilimsel bir tavira girmeyelim. Bilim TARAFTAR olmak degildir. Bilimde aksi ispatlanana kadar HIPOTEZ one surmek vardir. Belli bazi asamalari gecen hipotezlerde KURAM/TEORI olarak adlandirilir. Bu asama da kuramlarin YEGANE DOGRU anlamina geldigini GOSTERMEZ. SONSUZ bilgiye sahip olmadiginiz takdirde de yapabileceginiz yegane sey budur. Sonsuz bilgiye sahip oldugunu zanneden yok herhalde aranizda! Bilim mutlak dogrulari aramaz-arayamaz. Bilinen bilgiler isiginda arastirmalar yapilir. Bildigimiz bilgiler arttikca ve/veya eski bilgilerin yanlisligi ogrenilince yeni hipotezlere yonelinir..
Bir de yanlisligi bilinmesine ragmen kullanilan bilgiler vardir. ornegin Newton dinamigi isik hizindan cok dusuk hizlar icin gecerlidir. Isik hizina cikip da Newton mekanigi ile is yapamazsiniz. F=ma yanlis olur orada..Isik hizina asamadiginiz icin, o hizin ustunde canli var mi diye tartisamazsiniz.. Muhendislikte te yaklasik hesaplamalar cok sik kullanilir..
Kisaca ozetlersem, evrim kurami diger tum kuramlar gibi tartismaya aciktir ve tartisilacaktir. Bu kurami aciklayabildikleri ile beraber ACIKLAYAMADIKLARININ yeni kusaklara aktarilmasi gerekir. Bununla beraber canli olusumunu aciklayan diger tezlerin de arastirilmasi, soylenmesi, aktarilmasi ve bunlarin TALEP EDILMESI en dogal haklardir.
Ayrica, gecmis makalelerin - arastirmalara saygi duymakla beraber tum bu arastirmalarin yeni bilgiler-teknojiler isiginda bu kuram icin tekrar gozden gecirilmesi de gerekmektedir. Bunu kabul etmeden, bak burda su makale var v.b. demek biraz insanlari kandirmaktir ..SORU (CANLILARIN NASIL OLUSTUGU) BUYUKSE ARASTIRMALAR DA DIGER DALLARA GORE DAHA FARKLI-AYRINTILI OLMAK ZORUNDA. OLDU BITTIYE GETIRMEYE KIMSENIN HAKKI YOK!
Birkac ornek verebilirim. Klasik biyoloji egitiminde biyoinformatik egitimi yoktur. Istatistik ve de bilgisayarli yontemleri iceren bu yeni bilim dali ile canlilarin benzerligi cok daha ciddi bir bicimde, 'tabiri caizse bakkal hesabi gibi benzerliklere bakmadan' arastirilabilir. Mekanik bilimi kullanilarak evrimde insan icin 'ongerilen ara bicimlerin' yurume - kosma ve tabi ki buna bagli hayatta kalma olasiliklari arastirilabilir. Benzetimler -simulasyonlar- ile (matematik- bilgisayar bilimi-v.b. kullanilarak) rastgele (!) mutasyonlar sonucu hangi canlilarin olusabilecegi, bunlarin hayatta kalma olasiliklarinin neler olduklari, gen bilgilerinin ne anlama geldigi daha da anlasildikca incelenebilir. Tabi bu bilgisayarli benzetim arastirmalari hangi fosillerin bulunmasi gerektigi konusunda da yardimci olabilir.
Sunu dusunuyorum ki bazi biyologlar evrim konusuna 'duygusal' yaklasiyorlar. Bu da, -dusunun- egitiminizin belli bir kismi bu teori ustune kurulmus ve bunun yanlisligi kanitlanirsa 'bosuna bunlari okumus olacagim' gibi bir icgudu duygusuna baglanabilir.. Sunu belirtmek isterim ki yalniz degilsiniz:) Her bilim dali cok hizli ilerlemekte artik, degisen/gelisen/eskiyen kisimlar her sahada var. Ayrica onemli olan ogrenmeye/calismaya devam etmek.. Statukocu olmak degil..
Bilgilerimin ve dusuncelerimin degisebilecegini (!), su ana kadar ki bilgilerim isiginda belirtmis oldugumu soyler, yanilmis olabilecegim noktalar oldugunu kabul eder, on yarginizi beslemek icin (!) Allah'a inandigimi ve yaratilisi mantikli buldugumu belirtir, herkese saygilar sunarim...
Omer Sayli
B.U. Biyo-Medikal M. Enst.
Doktora Ogrencisi
Yazan: Omer Sayli Tarih: January 8, 2007 5:06 PM
Ömer Bey,
Alandan bir kimse olarak, "İndirgenemez Karmaşıklık" kavramı hakkındaki görüşlerinizi öğrenmek isteriz. Siz bu kavramı bir "özel/yasadışı tasarım" ölçütü olarak görüyor musunuz?
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: January 9, 2007 1:37 AM
Teori düşünmeye değer doğrusu. Ancak Serhat bey'in dediğinede katılmamak elde değil. Tanrı'nın varlığını bilimle açıklamaya çalışmak akvaryumda kedi beslemek gibi bir durum. Ne kadar bilimsel veriler sunsanızda ortaya, yinede inanan-inanmayan gruplar olmaya devam edecektir. Ama bu teori Darwin "ideoloji"sini çürütmek içinse devam edilmeli tabiki.
Saygılar.
Yazan: Özkan Tümer Tarih: February 3, 2007 4:35 AM
Özkan Bey,
"Tanrı'nın varlığını bilimle açıklamaya çalışmak akvaryumda kedi beslemek gibi bir durum."
Tanrının varlığını bilimle açıklamaya çalışanlar vardır mutlaka, ben bunun nasıl yapılacağını pek kestiremezsem de. Tanrının varlığı ne demek, bu bile oldukça sorunlu.
Akıllı Tasarim teorisinin bu tür bir amacı teorik olarak olamaz, bu teoriyi boyle bir şey olarak algılamak oldukça yaygın ise de. Bilimsel bir teorinin amacı eldeki fenomene rasyonel bir açıklama getirmektir. Bu açıklamanın ne olduğu değildir önemli olan. Gözlemsel veri ve mantıksal akıl yürütmedir asıl olan.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: Cengiz Cebi Tarih: February 5, 2007 12:02 AM
Merhaba;
Genel olarak bir şey belirtmek istiyorum. Akıllı tasarım teorisyenleri "tasarımcının" kim olduğu konusunda bir şey söylemiyorlar. Ama birçok insan kendi inancına göndermede bulunuyor ve "işte, Allah'ın varlığı kanıtlandı." gibi sonuçlara varıyorlar (akıllı tasarımcı pekala dünya dışı zeki varlıklar da olabilir). Benim anlayamadığım nokta şu: Benim bildiğim, Allah tasarlamaktan münezzehtir. Yani tasarlamaya ihtiyacı yoktur. O halde nasıl oluyor da inançlı bireyler (müslümanlar ya da hristiyanlar) akıllı tasarım teorisinin peşinden gidiyorlar? Sizce bu bir çelişki değil midir?
Selamlar
Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 1:19 AM
Bazı aklı evvellerin ortaya attığı akıllı tasarımı bir an için bilimsel kabul edersek. Hatta bunun bir hipotez olduğunu varsayarsak. Bu konuyu savunan arkadaşlara akıllı tasarımın bilimsel olarak hangi delillere ve/veya gözlemlere dayandığını sormak istiyorum.
-Akıllı Tasarımı destekleyen gözlemler var mıdır?
-Birden fazla bilim adamı tarafından bu gözlemler doğrulanmış mıdır?
-Doğrulanmış gözlem varsa nelerdir?
-Dünya üzerinde yaratılış ne zaman olmuştur bir tarih veya tarih aralığı var mıdır?
-Peki yapılan kazılarda aynı dönemlere denk gelen katmanlarda dinozor ile birlikte keçi-koyun-deve fosili bulunmuş mudur? Bulunmamışsa sebep bilim adamlarının ateist olması mıdır?
-Bulunan fosillerde yaşamın basitten karmaşık olana doğru değiştiği gerçeğine ne yanıtları var?
Madem bilimsel bir hipotez ve/veya (olmaz ya) teoriniz var bunu bilimsel olarak destekleyin.
Yazan: Cenk Y Tarih: February 23, 2007 1:03 PM
Darwinin amatör bir doğa bilimci olduğunu unutuyorsunuz...
Yazan: Fatihcann Tarih: March 4, 2007 11:47 PM
sayın akyol ben hukuk öğrencisiyim uzun süredir evrim teorisiyle ilgili bir çok kitap makale okudum ve açıkça gördüm ki evrim terisi şu an tamamen bir ideoloji hale gelmiş.Ancak ben miller terisi hakkında geniş bir bilgi elde edemedim ve bazen tartışırken bu konu hakkında kendimde bi eksiklik hissediyorum.Bu konuda bilgilerinizi paylaşırsanız sevinirim ayrıca bu konu hakkında bir kitap önermenizi istiyorum.Özellikle M. Behenin darvinin kara kutusu kitabının türkçe çevirsi var mı veya bi başka bilim adamının ya da sizin kitabınız varsa olabilir.Ancak Harun Yahyanın eserleri olmamasını rica ederim.Şimdiden yardımlarınız için tşk ederim,çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim
Yazan: hkk Tarih: March 7, 2007 6:46 PM
sayın akyol ben hukuk öğrencisiyim uzun süredir evrim teorisiyle ilgili bir çok kitap makale okudum ve açıkça gördüm ki evrim terisi şu an tamamen bir ideoloji hale gelmiş.Ancak ben miller terisi hakkında geniş bir bilgi elde edemedim ve bazen tartışırken bu konu hakkında kendimde bi eksiklik hissediyorum.Bu konuda bilgilerinizi paylaşırsanız sevinirim ayrıca bu konu hakkında bir kitap önermenizi istiyorum.Özellikle M. Behenin darvinin kara kutusu kitabının türkçe çevirsi var mı veya bi başka bilim adamının ya da sizin kitabınız varsa olabilir.Ancak Harun Yahyanın eserleri olmamasını rica ederim.Şimdiden yardımlarınız için tşk ederim,çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim
Yazan: hkk Tarih: March 7, 2007 6:46 PM
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? Allah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar. (Yunus Suresi, 99-100)
"Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti." (İnfitar Suresi, 6-8)
Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler: Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım." (Hud Suresi, 118-119)
“Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.” (Enbiya Suresi, 18)
Yazan: kadir Tarih: March 17, 2007 1:28 PM
slm
çok güzel bir site.
Yazan: birol Tarih: March 17, 2007 9:47 PM
mustafa bey ben sizden evrim teorisine ilişkin bi kitap önermenizi rica edecem.özellikle m.behenin darvinin kara kutusu adlı kitabın türkçe çevirisi varmı.yada sizin kendi kitabınız varmı.saygılar
Yazan: hkk Tarih: March 18, 2007 5:13 PM
sadece tek bir cümleyle ve kanıtla evrime inanmak istiyorum...Bana bir tane ara geciş formu gösterilirse buna inanıcam.lütfen,gencler evrime inanmak istiyor,bunun için yanıp tutuşuyor da siz bilim adamları neden bilimsel gerceklerle değilde süslü laflarınızla bizleri inandırmaya calışıyorsunuz...Artık 1800 lerde değiliz ve tüm gencler gercekleri sorgulamasını biliyor...Saygılar
Yazan: kaan Tarih: March 22, 2007 6:41 PM
en basitinden şunu sorayım,diyelimki evrim var peki ilk hücre nereden geldi,evrimi savunan biri bana bunu açıklasın Einstein büyük bir bilim adamıydı ve şunu söyledi hiçbir atom yoktan var edilemez ve varsada yok edilemez,o halde bu atomu yaratan bir şey olmalı yani allah,peki siz daha büyük bilim adamları(evrimi savunan) ve biologlar olarak bana bunu açıklar mısınız?
Yazan: ahmet Tarih: March 27, 2007 3:08 AM
Akıllı tasarım redden görüslere inanamıyorum
Öncelikle 1-2 haftadır bu konuyu arastırıyorum
tüm evrimci sitelerde Akıllı tasarım dediginiz ve soru sordugunuz zaman genellikle size
cahil diyorlar fakat soruların en ufak cahillik kokan yanı yoktur ama somut delil veremedikleri icin cahil deyip geciyorlar bu durum cidden cok acı verici ayrıca akıllı tasarım tür kendi icinde çeşitlenemez demiyor türler evrimleşerek baska tür olusturamaz diyor ki bu yadsınamaz bir gerçek hic bir mutasyonun evrimlestirici etkiye sahip olmadıgı artık kanıtlanmıstır lutfen aptal bir ideolojiye saplanıp kalmayalım ayrıca eger sizin dedikleriniz dogruysa ben Allah'a inanmakla hic birşey kaybetmeyecegim fakat benim dediklerim dogruysa siz neleri kacıracagınız farkıda degilsiniz
Yazan: pumparas Tarih: March 28, 2007 5:07 PM
Olayları tek yanlı algılayanlar,evrendeki muhteşem dengeyi görmezden gelmeye çalışanlardır.Darwinizm dünyadaki savaş ortamlarının,açlığın,sefaletin tek kaynağıdır.Şu muhteşem kelamları yazalım..Anlayana..
"Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. "
..................
"Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar"...........
Komiksiniz hem de çok komik...
Yazan: Salih Tarih: April 8, 2007 2:22 PM
selamdan sonra
Akıllı tasarım , yaradılışın bir amaca matuf olduğunu dile getirsede, temadisi hakkında bir şey söylemiyor. Biz müslümanlar Allah'ın bir kurmalı saat gibi mevcudatı yarattığını düşünmeyiz, onun her an yaratılışa müdahil olduğuna inanırız. Yani bizim inandığımız Allah hem Evvel hem Ahir ve hem de Halıktır. dolayısıyla (Risale-i nurda kün emriyle ve sanatlı olan diye iki şekilde olan ) yaratma, devamlı olmaktadır. Bu mevzu daha açılabilir ama dikkat çekilmesi gereken bu tasarımın insanların kafasında yaratılışı kurmalı bir saat olarak vehmettirmesidir.
Yazan: yılmaz sarıtemur Tarih: April 10, 2007 1:14 AM
bızlerı mukemmel aydınlatıyorsunuz.konuları ve acıklamaları cok begendım.konferanslara katılmak ıstıyorum.ben İHL MEZUNUYUM.
Yazan: kubra bayır Tarih: April 17, 2007 9:02 PM
öncelikle, böyle hasas bir konuda, düzeyli bir şekilde iletişim kurduğunuz için herkese teşekkür ediyorum.ancak dikkatinizi çektimi bilmiyorum akıllı tasarım teorisi, evrim teorisinin acıklayamadıkları üzerinden teoriyi reddediyor.yani referans olarak aldıkları bir şeye yok demeleri biraz çelişkili olmuş.bakteri kamçısı olayına gelince bılindiği üzere bakterilerin dünya üzerindeki varlığı cok daha eski, kalıntı bırakamayacak kadar küçük oldukları için yukarda mustafa akyolun kuş gribi için yapmış olduğu savunma, kamçı içinde geçerli olbilir.şimdikompleks biyolojik yapı değil diyebilirsiniz ama farklı bir virüs daha kompleks.olasılıklar dediğiniz ise rakamlarla yapılır ve rakamlar zaten gerçekliği olmayan sanal ve referansı insan beyni olan izlerdir. sonsuz uzayda olasılıksızlığı ne olasılıktadır bilinemez.diğer taraftan evrim teoriside adı üstünde teoridir kendisi açıklaya madığı daha doğrusu geçmişteki küçük değişimlerini bilmediği durumları yine ona bak bunları açıklayamıyorsun demek bence yeni bir teori olamaz ve bu kamçı böyle demek bilimsel değil bilim nasılı sorgular kamçı nın nasılını bulmadan başından beri böyle demek ortaya bir olasılık atıp buna kendinizin inanmasıdır .
Yazan: saraha Tarih: April 28, 2007 5:34 PM
Gerçekte Darwinin evrim teorisi sadece bir teori değildir.
1)İnkar edilmesi imkansız bir olgudur.Darwinizm , aynı siyaha ak denmesi gibi bir şeydir.
2)Tüm bilimsel varsayımlar ona dayanmalı yoksa bilimsel olmaz (daha doğrusu materyalist :)
3)O tüm gerçekleri ortaya çıkaracak olan sözde tek kaynaktır
4)Bilim camiasını etkisi altına almış bilim insanlarının bir tür transa geçmesini sağlayan materyalist felsefenin son kaleleinden biridir.
Ve de kolaylıkla bilim kisvesi altında sunulan ,bilimden çok bir siyaset idoloji felsefe gibi bi şey olan darwinizmin dumura uğradığını söyleyebilirim.Şimdilerde yıkılmadım ayaktayım misali hazırlanan bilim dergileriyle yaşadığı hayal kırıklığı perişanlığı bir kez daha görüyorum.Sundukları argumanlar ise bilime hakaret eder cinsten.
Dotlukla BB
Yazan: beyaz beyaz Tarih: May 12, 2007 3:02 PM
Mustafa bey,
Bakteri kamcisina iliskin cok acik tonlarca calisma var IC olmadigini gosteren. Onceki ornekleri olan, fare kapanindan tutunda goz yapisi, kan pihtilasmasina kadar cok ayrintili calismalar var IC olmadiklarina dair. Bunlar neden "ignorant" bir tavir ile gormezden geliniyor? Yada ayni sekilde "irreducable complexity" kavraminin bilimsel statusu ile ilgili tonlarca bilgi birikmis durumda.
Temel "bilimsel" argumanlarini bir benzetme uzerine kurmuslardi cikis olarak. Bir fare kapanina, ve bunun irreducable complex olusuna dair. En temel metinlerinde diyorum!
Iste o fare kapaninin degisik reduced halleri:
http://udel.edu/~mcdonald/mousetrap.html
iyi eglenceler!
Yazan: barissevim Tarih: September 1, 2007 10:42 PM
Bilim hakkında sayın Akyol'un öğrenmesi gereken bir kaç basit şey var.
1)Bilimsel teorileri, eksik yanlarını göstererek değil, bilimsel olarak ispatlanmış kısımlarını yanlışlayarak çürütebilirsiniz
yani: bir teorinin bazı şeyleri açıklayamaması onun tamamıyle yanlış olduğunu göstermez.
2)Bilim doğayı, evreni maddesel olarak anlama çabası güder. Ne bir ideolojiyi nede bir dini desteklemek için "araç" olarak kullanılamaz.
3)Bilim dogmatik değildir yeniliğe değişime açıktır. bir teori yada hipotez "bilimsel olarak" yanlışlanmışsa körü körüne savunulmaz, bilimsel irade onu dışlar. Tarihte bunu bir çok örneği bulunuyor.
4)Bilimsel teoriler ve kanunlar, konuyla ilgili olmayan bir kişinin tümüyle eleştirip "çürütebileceği" kadar yüzeysel değildir. Mesela bu durumda uluslar arası ilişkiler mezunu olan siz, biyoloji- genetik le ilgili olan evrimi çürütmeye akademik altyapınız yetmez. Örnek vermek gerekirse termodinamiğin 2. yasasıda doğanın düzensizliğini ispatlar ama "evrim" gibi basite indirgenemediği için, felsefik(!) yorumlar yapılamadığı için gündeme getirilmez.
4)Bilim açıklamaya çalışır. Bu karmaşık diyerek kolaya kaçmaz.Eğer "anlayamadığımız", "açıklayamadığımız herşeyi doğa üstügüçlerle açıklasaydık, ne kuşları inceleyip uçak yapardık ne beyni inceleyip yapay zeka.
son olarak
5)Bilim maddeseldir, fizikseldir. Evreni, dünyayı fiziksel kurallar çerçevesinde açıklamaya çalışır. Tanrı kavramı meta-fizikseldir yani fizik ötesidir. bu yüzden bilimde bu tür doğaüstü güçlere yer verilmez.
Yazan: ebaris Tarih: March 30, 2008 10:43 PM
"...Eğer "anlayamadığımız", "açıklayamadığımız herşeyi doğa üstügüçlerle açıklasaydık, ne kuşları inceleyip uçak yapardık ne beyni inceleyip yapay zeka..."
Positivist propagandanın klasik cümleleri...
Mesela Abdusselam ve Faraday'ı nereye koyacaksınız? Hiç merak ettiniz mi onları motive eden şeyin ne olduğunu? Ya da diğer pek çok bilim adamını motive eden şeyin ne olduğunu?
Yazan: Uluğ Tarih: April 5, 2008 11:28 AM
Selam,
Abdusselam hiçbir şekilde doğa-üstü açıklamalar getirmiyor çalışmalarında. Kendisi kaliteli bir bilim insanı olarak bilimin en son standartlarına göre bilim yapmıştır. Ayrıca kendisi müslüman olmamakla "suçlanmış" bir bilim insanıdır, protesto için ülkesini terk etmiştir. Bakışlar farklı yani. Bilim "bilgi" üretilebilecek süreçlerle ilgilenir. Bu insanlar da somut bilgi ile üretmeye çalışmıştır. Bunlardan inanç sahibi insanlar elbette kendi inançlarıyla uyumlu şekilde algılayacaktır, inancını doğrudan çalışmalarına bulaştırmadan.
Ayrıca Abdus Salam kendi ülkesinde ve dünyanın o taraflarında bilimsel bilginin özümsenmesi konusunda yaşanan problemlerden hep şikayetçi olmuş birisidir. Bu konularda verilmiş uzun söyleşileri var... Evrim teorisine o taraflarda hala o kadar muhalefet ediliyor oluşuna çok üzülürdü herhalde.
Yazan: fuatogl Tarih: April 5, 2008 4:57 PM
Gerçekten de doğadaki tasarımlardan öğreneceğimiz çok şey var. Teknolojimiz ilerledikçe hayat içersindeki tasarımlardan ” daha çok ve etkin ” şekilde faydalanıyoruz. Zaten bunların tasarım olduğunuda ancak bu şekilde kavrayabiliyoruz. Kısaca teknolojimiz geliştikçe doğanın ilkel kabul ettiğimiz canlıları bile bize teknolojimizin ilersinde olan bilgelikleri ile gülümsüyorlar. İnsan kibrini alaşağı eden bu canlı yapıların, bundan daha 20 sene önce amaçsız, bilinçsiz kısaca tamamıyla öngörüsü olmayan kör süreçlerce , sadece deneme-yanılma ve kayrılmış avantaj kısır döngüsü ile ” kendiliğinden ” orta çıkabileceğini düşünüyorduk. (Darwin Dini için hala geçerli olan bir düstur.) oysa Adaptasyonların optimisazyon kaynağının genelde eskilerde sanıldığı gibi mutasyon havuzu değil, orta dereceli proteinlerin başka işlevler üstlenerek kombine bir görev ortaya koyması ile oluştuğunu biliyoruz. (adaption from a different function- artik balıkları crystallin örneği)
Bunların ışığında evrimsel gelişimin kör bir şekilde yönlendirilmeden bu denli mükemmel optimisazyonlar sağlaması, sadece hakim paradigma öğretisine binaen ortama göre hayatta kalma güdüsünün eseri olabilir mi? Yoksa canlıların içersindeki potansiyel evrilme kapasiteleri çevre şartlarına göre mi kendilerini optimize ediyorlar ? Bu seçeneklerden İkincisinin akla hitap ettiği açık. Bu önden yüklemeli bir evrimsel patikanın canlıların içeriğinde olduğunu düşündürmektedir. Oysa bu optimum tasarımlar ilk bakışta gerçektende tasarlanmış gibi görünen hayatın moleküler seviyedede içine girildiğinde tasarım argümanına delil sunmaya devam ettiğini gösteriyor. Yani gözle gördüğümüz görüntünün yüksek çözünürlükte tarandığında da, hala tasarım gerçeğinin karşımızda olması tesadüfü ile karşı karşıyayız. Bu tasarım çıkarımı, yüksek çözünürlüklü bilimsel taramalarımızda bile devam ediyorsa, hayatın arkasında bir evrensel aklın olması sonuçu çok mu zorlama olur ? Yoksa Dawkins’in deyimiyle bu tasarlanmış gibi görünen ama kör saatçi tarafından meydana çıkarılan tasarımlar, rasgeleliğin o büyülü, kutlu sonuçları mı demek zorunlu olarak ulaşılması gerekli olan ” bir zorunluluk ” mu olmaktadır bilim açısından ? Eğer bu tasarımlar doğada bakterilerden , böceklere , bitkilerden, balıklara, kuşlardan balinalara kadar her yerde karşımıza çıkıyorsa, ve biz akıllı evrimsel yapılar tersine mühendislik uygulamasıyla bu yapıların evriminin salt bir uyum ve hayatta kalma çabasının sonuçları olamayacak kadar o ortamlar için varolduklarını gözlemliyorsak, kendi aklımızın açtığı bilimsel yoldan üstün bir aklın planına daha da yaklaşıyor olmaz mıyız ? İşte buna güzel bir örnek National Geographic Türkiye 2008 Nisan sayısı sayfa 126-149 arasında yayınlanan ” doğanın tasarımı ” yazısı. Elbet bu sitedeki bakış açısından farklı bir perspektifle kaleme alınmış fakat akıl yine akıl sahiplerine hitap ediyor.
devamı blogta yada NG2nin sitesinde..
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 6, 2008 12:36 AM
İkincisi, hevesle öldürmeye çalışdığınız "dünün" diye atıfta buunduğunuz şey tartışmasız en önemli bilgi kaynağı bugün. Üretilen bilgi ondan geliyor, sizin bahsettiğinizden hiçbir bilimsel kıvılcım çıkmıyor, tek bir üniversite ciddiye almıyor, bir tanecik araştırma programı yok!. Bari biraz mütevazi olunuz Mustafa Ajlan bey, birazcık olsun.
Yazan: fuatogl Tarih: April 6, 2008 4:07 AM
"Abdusselam hiçbir şekilde doğa-üstü açıklamalar getirmiyor çalışmalarında. Kendisi kaliteli bir bilim insanı olarak bilimin en son standartlarına göre bilim yapmıştır."
Sevgili Fuatogl, size laf anlatamadığım için kısa kesmek istiyorum. Ben izlediği bilimsel metodu sormadım. Ben motive eden şeyin ne olduğunu sordum. Bilirsiniz insanlar anlaşmak için bir takım kelimelere bir takım anlamlar yüklemiştir. Ve anlaşabilmek için bu anlamları bilmek, idrak etmek ve ona göre karşındakine cevap vermek gerekir.
Her şeyden önce inanan bir insanın gözünde bu kainat öyle ya da böyle bir şekilde tasarım olarak algılanır ve bu yüzden araştırılmaya layık olarak görülür.
En kısası bu kadar oluyor.
Yazan: Uluğ Tarih: April 6, 2008 12:32 PM
Fuat Bey
İlk olarak önden yüklemeli evrim bir zorlama değil son 20 yılda elde edilen veriler ışığında gözlenen açık bir gerçek.Bunun araştırmasının olmaması demenin iki açıklaması olabilir.Bir henüz daha çok yeni bir kavram olduğundan ve tüm araştırmalar eski templati kanıtlaman için yapıldığından bu şekilde oluşmuştur.İkinciside bu olgular kasti şekilde göz ardı edilmektedir.Buyrun sizden bir örnek verelim araştırmayı sizin tayfa yapmış. K.Miller dahil birçok Darwinci B.flagellumun indirgenemezliğinin olası evrimsel oluşumu için başka görevlerden yeni görevler oluşturma mekanizmalarını kullanır.(şansın etken olamayacağı durumlarda yönlendirme olur.Bizler bile tasarım yaparken işimiz şansa bırakmayız.Şans esindir tasarım yönlendirmedir.)Bu tip bir açıklamada daha önce başka görevler üstlenmiş ve uzmanlaşmış proteinlerin bir şekilde başka bir görev için birleşerek bambaşka bir görev yerine getirmesidir.Bunlara siz bilirkişiler için dahi olsa birkaç küçük örnek verelim. Örneğin gephyrin .. bu proteinin görevi temel olarak beyin hücrelerinde sinyal taşınması görevidir.Fakat gephyrin molbdenum co-factor (moco diyede bilinir) olarak bilinen ve çoğu metololik enzimlerin içersinde yer alan bir maddeninde sentezlemesini yapmaktadır.Daha önce sitemde verdiğim iki örneğide burda bir kez daha vereyim;
Fikrimce, bir işlevden başka bir işleve dönüşme açıklamasına en açık iki örnek şunlardır:
1. Antartika da ki notothenioid balıklarının kanlarındaki antifriz glycoprotein, onların buz denizlerinde hayat da kalmasını sağlar ve işlevsel olarak ilgisi olmayan bir pankreatik trypsinogen-benzeri protease‘dan evirildiği kabul edilir. Kimerik genleri üzerine yapılan en son kesifler (ki bunlar hem protease ve hem antifriz glycoprotein in kod açılımının yaparlar.) bu teoriyi büyük oranda destekler.
2. Crystallinsler (göz lenslerinde ki ışık kırıcı işleve sahip proteinler) göze ait olmayan dokulardaki stres-önleyici proteinlerle benzemektedirler ve çok yakın olarak ilişkilidirler. (Drosophila a-crystallinsler ve ufak ısı-şok proteinleri homologdurlar.)Fakat bu iki duruma da dikkat ederseniz, bu proteinler bir indirgenemez karmaşık sistemin içinde tam bir bütünleşik parçalar olarak işlev görmemektedirler. Bundan ötürü, bazen bir protein birçok eşle etkileşimde olmaya zorlandığından dolayı farklı bir işlev kazanabilir ve indirgenemez karmaşıklıkla bir yapının bu yolla oluşturulabilmesi mümkün değildir.
Farklı bir işlevden uyum sağlayan işleve geçiş ağırlıklı olarak saf şansa dayandığından beri indirgenemez karmaşıklığa genel bir açıklama ve çözüm olmaktan çok uzaktır. Behe’nin gösterdiği gibi, sistem ne kadar karmaşık ise, bu yolun indirgenemez yapı oluşturması o kadar zordur.Karmaşıklık artıkça şansın üretkenliği azalır. (M.Gene ) Yetmediyse bilebildiğim 10 kadar farklı örneği daha verebilirim.
Şimdi burda genom içersine dışardan input olarak veri konulmadan içerdeki halihazırda var olan orta derecede özelleşmiş proteinlerin başka kritik görevler üstlenerek organizmaya yeni işlevler ve etkinlikler kazandırdığı açıktır.Yani sizin meşhur mutasyonlarınızın tek başlarına genom içersine veri ekleyemediği durumlar ortadadır.Şimdi gelelim sizin bugün lafsınıza hani siz güncelsiniz ya o meseleye;
Şuan önümde sevgili dostum M.Gene'nin kitabında yaptığı bir araştırmanın grafiği durmakta. Grafik PubMed (ne olduğunu bildiğinizi var sayıyorum)veritabanında 1965lerden 2005 değin yapılan bir araştırmayı gösteriyor.araştırmada sayın M.Gene veritabanı içersinde ''moleküler makine'' tanımın bu yıllar arasında yapılan tüm akademik çalışmalarda ne kadar kullanıldığını araştırmış. 1965 yılından 85 yılına değin bu konuda bir kullanım gönderme yada bilimsel araştırma yok.86-90 yılları arası hafif kıpırdanmalar olmuş 40 küsur makalede bu terim kullanılmış.işin ilginç yanı 1991 den itibaren roket fırlatılmış. 91 de yüz üzerindeki makale bu konuya değinmiş daha sonra 96-2000 arası 200 üzerinde makale konuyla daha da çok ilgilenmiş.2001-2005 arası ise roket hızını alamamış 613 hit almış moleküler makineler.Moleküler makineler lafzının bugüne değin kayıtlı bilimsel araştırmalar içersinde aldığı hitin %90 1991-2005 yılları arası şu kutlu tesadüfe bakın. 2005 den sonrasını siz değerli bilim varlıklarına bırakıyorum.
İşte görüldüğü gibi gerçekten de doğadaki tasarımlardan öğreneceğimiz çok şey var. Teknolojimiz ilerledikçe hayat içersindeki tasarımlardan ” daha çok ve etkin ” şekilde faydalanıyoruz. Zaten bunların tasarım olduğunuda ancak bu şekilde kavrayabiliyoruz.Benzetimler kurarak onları anlamaya ve onlardan faydalanmaya çalışıyoruz. (National geographic okumuşsunuzdursanırım)
''Üretilen bilgi ondan geliyor, sizin bahsettiğinizden hiçbir bilimsel kıvılcım çıkmıyor''
Evet galiba haklısınız.Tersine mühendislik ,önden yüklemeli evrimsel patikalar bunlar zorlama şeyler.1965lerin metadolojisi ise bazı sofular için ''en önemli bilgi kaynağı bugün''.
''Bari biraz mütevazi olunuz Mustafa Ajlan bey, birazcık olsun.''
Sizden bazı konularda öğreneceğimiz çok şey var :)
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 6, 2008 6:07 PM
Ulug arkadasim;
Positivist propagandanın klasik cümleleri...
dedikten sonra Abdus Salam dan bahsediyorsunuz. Aciklamadan bahseden birseye karsilik olarak vermissiniz, kanimca benim yorum uygun dusuyor.Mustafa Ajlan bey,
Once bir sormak istiyorum, baya "advanced" biyoloji konularina girmissiniz bakiyorum. Karsimda kuru gurultuye copy-paste yapan birisi mi var yoksa bu sekilde buyuk punto ile konusacak bilgili birisimi var merak ediyorum. Yazdiklariniza bir goz attim, bana pek ikincisi gibi gelmedi acikcasi. Biyoloji ile profesyonel iliskiniz nedir merak ediyorum? Boyle bir iliskiniz var mi, yoksa sadece hobby olarak amerikan yeni-yaratiliscilarindan(helal bizim wikiye) alintilar mi dozeyip duruyorsunuz "tartisma" adina?
Once bir onu bilelim neyle hangi duzeyde tartistigimizi bilelim.
Yazan: fuatogl Tarih: April 7, 2008 11:29 AM
Benim ne olduğumda olmadığımda , söylemimde, gerçek kimliğimle açık olarak ortada. Müstear isimlerle ortada dolaşıp ahkam kesen birinin bu soruları sorması ne kadar garip! Cevap verilemeyince copy paste oluyor :)(Bahsi geçen kitap daha Amerikada henüz çıktı. Türkiyede kaç kişide vardır bilemiyorum.Netten copy paste de sizler kadar iyi beceremiyorum) sanki kendi yaptığı araştırmaları doğrudan bizle paylaşan Cern fizikçisi var karşımızda.(belkide öylesinizdir:) değil mi ? ) Şurası muhakkaki müstear isimle atıp tutmak kolay içindeki kini kusmakta kolay.
Yukarıdaki gibi bir söyleme gerçek bir karşılık yazamayınca genelde acziyet, eziklik oluşur.(gerçek bir cevabı hala bekliyoruz).ateist camiaada ,yapılabilen en iyi karşı yorum tarzı strawman argümanı kurmak oluyor. (elbet her iki taraf birbirini bu şekilde şuçlar durur. Genel olarak delillere göre karar verilsin.Yani kim neye nasıl cevap veriyor burada ona bakılsın sonuça ulaşmak zor olmaz.)
Bilmiyor olabilirsiniz öğrenmemek ayıp.(Bakın ben Da Vinciden hatta sizden bile öğrenmekten gocunmadım gocumamda denetiminizi bekliyorum daha iyiye gitmek için bir fırsat ) Yazdıklarımın kaynağınıda verdim.Göz atarken gözünüze bişey kaçmış olmalı.Mike Gene adını ıskalayı vermişsiniz!! Mike Gene'nin The Design Matrix kitabından tüm alıntılar. Sayfa numarası 89-99 Makişnelere hoşgeldiniz adlı bölüm. Bu bölümdeki verilerin küçük bir kısmını verdim..(merak emteyin devamı gelicek) Yada sitemde kitabı alabileceğiniz link mevcut.Sizler Akademisyensiniz ,bilim varlıklarısınız ya ! alır okursunuz belki güncel olmak adına .. yoksa bakın hobby olabilecek insanlar günceli sizden daha sıkı takip ediyor olmasın!materyalist bilim adına ne büyük bir ayıp olur sonra.Bu seçlamayla bizim karşımıza '' eski teraneler yeni-yaratılışcılık vesaire'' diyerek karşımıza çıkmayın.Ayrıca okuma mahsunu olduğunuzu düşünüyorum.Bu sitede birçok kez (kendi sitemde her fırsatta) yaratılışcılıkla ilgili söylemimi açıkca ortaya koymuşken(Da Vinci bile bunu bloglarında argüman olarak kullandı) tartışmada yön saptırma, bişey söyleyemeyecek olunca kaçamak güreşme vs.. bunlar bilindik ateist tavırlar.Cımbızla bişey çek genel ifadeyi es geç, hata olarak ispat etmeye çalış ve daha acıklısı tüm argümanı çürüttüğünü san:)
''Yazdiklariniza bir goz attim,(vah vah!) bana pek ikincisi gibi gelmedi acikcasi.''
Gayet materyalist-bilimsel hatta özlü bir Darwinci açıklama olmuş...
Sıradaki lütfen.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 7, 2008 5:47 PM
Positivist propagandanın klasik cümleleri...
dedikten sonra Abdus Salam'dan bahsediyorsam bunun anlamı Abdus Salam açıklayamadığı olayları doğaüstü güçlerle açıklar demektir. Doğal olarak herkes bunu bu şekilde anlar. Doğal olarak Fuatogl da doğal bir insan olarak bu şekilde anlamış meseleyi. Özür dilerim sevgili Fuatogl. Ben sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim.
Yazan: Uluğ Tarih: April 7, 2008 9:01 PM
Mike Gene, berlinski, behe, dembski, johnson, bu ideolojik hareketin neredeyse tum onde gelenlerini biliyorum. Kendi alaninda itibarli tek bir calismasi olmayip Discovery altinda san sohret ve kitap satacak kitle elde eden insanlar. Kendi bagli bulunduklari universite bolumleri bile ozel aciklama yapmak zorunda birakan insanlardan daha kaliteli yaptigini belgeleyen, avukatla degil cikip kendisi dobra dobra savunan insanlari biliyoruz. Mike Gene ve arkadaslarinin ne dedikleri burada ve baska yerde sayisiz defa ele alindi, nesini gormezden gelecekmisiz. Gormezden geliyor gibi bir halimiz mi var? Nedir bu adamin kredibilitesi, ne yapmis hakkinda atip tuttugu alanda? Adi amerikali olunca sizi cok etkiliyor sanirim.
Yazan: fuatogl Tarih: April 8, 2008 1:03 PM
Fuat Bey
Yazmayacaktım ama baktım son bir kez deneyim dedim.Çıkmadık candan ümit kesilmez misali fakat bunun imkansıza yakın olduğunu biliyorum yinede takip edenlere saygı mahiyetinde olsun burdaki son yorumum..
Ben sıradan bir öğretmenim.Pijamalarımı üstüme giyip ilgilendiğim bazı konularda aklımın yettiğince okuyan sorgulayan ,kısıtlı maaşla ABD den ilgilendiği konulardaki kitapları edinmeye çalışan.Torrent siteleri sayesinde süreli yayınları takip edebilen son derece sıradan halktan biriyim. Öğrendiklerimide paylaşmaya çalışan biriyim.Yanıldığım yada yanlış yaptığım yerdede eleştirler düzeltmeler yardımlar sayesinde daha iyiye gidebiliyorum. Elbet ben tamamen doğru yada haklı bir söylemin içersinde olmayabilirim. Ateistlere karşı söylemimde bugüne değin okuduklarımdan beslenmiş bir ideolojik örüntüye sahipte olabilir.Fakat ben dünyayı sizler (yaratılışcılar ve ateistler) gibi siyah-beyaz değil gri skalada algıladığımdan ideolojik bir inkar hezeyanında olmadım bugüne kadar.Da Vinci karşılaştırılması saçma olur ama Yaratılışcılarla kendi capımda mücadele etmişimdir, yorum yazanlar için kriterlerimide bilir Da Vinci..Blogumda doğrudan bir dini öven yada makaleyle ilişkilendirilen bir yazımı bulamazsınız...
Evrimi,ortak atayı savunurum.Yobaz Darwinciliğe karşı(ve yaratılışcılığa karşı) mücadele etmeme rağmen Darwinin mekanizmalarını kesinlikle kabul ederim.Sadece bunların alet cantamızdaki en belirgin aletler olduğunu söylerim ve bunların üzerine bina edilmeye çalışılan bir felsefi doktrini karşı (ateizm) söylem oluşturmaktayım.Daha fazla bilmek isterseniz zaman ayırın okuyun blogu..
Şimdi gelelim giderek daha da elim bir duruma doğru yol alan son yorumunuza..
Mike Gene, berlinski, behe, dembski, johnson, bu ideolojik (kendileri sanki tamamen steril biliminsanı) hareketin neredeyse tum onde gelenlerini biliyorum... gerçekten mi çok şaşırtıcı:)
Mike Gene ve arkadaslarinin ..bir kere Mike Gene'ni kimse şahsi olarak tanımıyor . İkincisi kendisinin ne discovery nede evangelistlerle (yeni yaratılışcılarla) organik bir ilişkisi yok.Kanıtlayın bu konudaki bilginizide aydınlanalım!
Mike Gene müstear bir isim sizinki gibi kendi ismi değil profesörün :) ama siz hem biliyor hem tanıyorsunuz sayın Gene'ni, o zaman şu kimliğini akademik geçmişini açıklayında, ABD Biyoloji dünyasında bunca merak konusu olan bu gerçekleri herkes öğrensin.İlk önce Mike Gene müstear isminin arkasında kim varmış bir bakalım.Sonuçta müstear isim arkasına gizlenip sallayan birimi :) yoksa gerçektede Konunun uzmanı (kitabı ve sitesindende belirlenebileceği gibi) bir şahsiyet mi?
Mike Gene, a university professor who writes under a pen name in order to keep his day job,(ARN)
neden müstear isim kullandığına gelince oda amazondaki reviewda verilmiş;
''The author, a friend has informed me, is a professor at an ''Ivy league '' university and uses a pseudonym to avoid repercussions for questioning orthodox Neo-Darwinism. He stresses that his arguments should be accepted on their own merits,''
Sizin gibilerin bile kendi ismiyle Darwinciliğe karşı mücadele eden bazı Profesörlere takındığınız tutum (kendinizin ne ismen ne cismen ne olduğu tam belli olmadan) bu söylemi haklı çıkarıyor sanırım.
Birde Mike Gene kredilibitesi hakkında kısa verili bir link vereyim.;
http://www.thedesignmatrix.com/content/about-the-author/
Bu linkteki açıklamanın bir kısmında akademik kariyerli insanların neden belirli bir hazımsızlığı sergilediğini ve hakim paradigmanın elindeki ''seçkinçilik'' kozunu nasıl alaşağı ettiklerini göstermesi açısından çok hoş.Ayrıca Türkiyedeki siyasi tartışmalarıda hatırlattı sonra üniversitelerimizin Yüksek demokratik standartlarını yeniden belirleyen tepkilerinide bir gönderme olarak düşünülebilir :) hani pijamalı adamları akademisyenler pek sevemez ;
''Do scribbles on the internet even matter? Many people see a writer on the internet as just “a guy sitting in his living room writing in his pajamas,” being read only by himself and a few other people on the internet. Be that as it may be, the writings of this pajama-clad investigator have garnered the attention of Scientific American and Allexperts.Com, along with several university classrooms... '' (linkler sayfada mevcut)
Son olarak kitabın amazon gibi bir sitede yeni çıkmış olmasına rağmen aldığı eleştirilere bakalım. :)) Ateistler Flew, Dembski ve Behe'nin kitaplarını nerdeyse çıktığı dakka, tek yıldızlamışlardı ama bu kitaba nedense cesaret edilememiş.Belki söylem hakkında azda olsa fikir edinebilirsiniz umuduyla ;
http://www.amazon.com/review/product/0978631404/ref=_dp_top?%5Fencoding=UTF8&showViewpoints=1
Durun durun daha iyiside var ;
http://www.thedesignmatrix.com/content/reviews/
En iyisi bu konularda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın. Mesela alın kitabı biz pijamalılar gibi okuyun sonra tartışalım..
Sizle birkaç makale altında karşılıklı yorum yazışmaya başladığımızdan beri söylemin kaynağına dair belirli mantık örgüsüyle ulaşabildiğim bilimsel veriyi burda size sundum. Varsa buna söyleyebileceğiniz (Mike Gene söylemine) söyleyin yoksa elim sende kalsın oynamayalım. Sizden aldığım cevaplar ise yukarıdaki gibi şeyler olacaksa zahmet edip yazmayın. Özür dilerim sevgili Fuatogl. Ben (de) sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim.Koşuya gitmem lazım...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 8, 2008 5:44 PM
Fuat Bey Yazmayacaktım ama baktım son bir kez deneyim dedim.WSizin onca yıllık muğlak emeğinizi meraktan kurtarayım. Çıkmadık candan ümit kesilmez misali hendek atlatmanın imkansıza yakın olduğunu biliyorum. Yinede takip edenlere saygı mahiyetinde olsun burdaki son yorumum.. Ben sıradan bir öğretmenim.(kariyer olarak ne kadar kötü:) Pijamalarımı üstüme giyip ilgilendiğim bazı konularda aklımın yettiğince okuyan sorgulayan ,kısıtlı maaşla ABD den ilgilendiği konulardaki kitapları edinmeye çalışan.Torrent siteleri sayesinde süreli yayınları takip edebilen son derece sıradan halktan biriyim. Öğrendiklerimide paylaşmaya çalışan biriyim.Yanıldığım yada yanlış yaptığım yerdede eleştirler düzeltmeler yardımlar sayesinde daha iyiye gidebiliyorum. Elbet ben tamamen doğru yada haklı bir söylemin içersinde olmayabilirim. Ateistlere karşı söylemimde bugüne değin okuduklarımdan beslenmiş bir ideolojik örüntüye sahipte olabilir.Fakat ben dünyayı sizler (yaratılışcılar ve ateistler) gibi siyah-beyaz değil gri skalada algıladığımdan ideolojik bir inkar hezeyanında olmadım bugüne kadar.Da Vinci karşılaştırılması saçma olur ama Yaratılışcılarla kendi capımda mücadele etmişimdir, yorum yazanlar için kriterlerimide bilir Da Vinci..Blogumda doğrudan bir dini öven yada makaleyle ilişkilendirilen bir yazımı bulamazsınız... Evrimi,ortak atayı savunurum.Yobaz Darwinciliğe karşı(ve yaratılışcılığa karşı) mücadele etmeme rağmen Darwinin mekanizmalarını kesinlikle kabul ederim.Sadece bunların alet cantamızdaki en belirgin aletler olduğunu söylerim ve bunların üzerine bina edilmeye çalışılan bir felsefi doktrini karşı (ateizm) söylem oluşturmaktayım.Daha fazla bilmek isterseniz zaman ayırın okuyun blogu.. Şimdi gelelim giderek daha da elim bir duruma doğru yol alan son yorumunuza.. Mike Gene, berlinski, behe, dembski, johnson, bu ideolojik (kendileri sanki tamamen steril biliminsanı) hareketin neredeyse tum onde gelenlerini biliyorum... gerçekten mi çok şaşırtıcı:) Mike Gene ve arkadaslarinin ..bir kere Mike Gene'ni kimse şahsi olarak tanımıyor . İkincisi kendisinin ne discovery nede evangelistlerle (yeni yaratılışcılarla) organik bir ilişkisi yok.Kanıtlayın bu konudaki bilginizide aydınlanalım! Mike Gene müstear bir isim sizinki gibi kendi ismi değil profesörün :) ama siz hem biliyor hem tanıyorsunuz sayın Gene'ni, o zaman şu kimliğini akademik geçmişini açıklayında, ABD Biyoloji dünyasında bunca merak konusu olan bu gerçekleri herkes öğrensin.İlk önce Mike Gene müstear isminin arkasında kim varmış bir bakalım.Sonuçta müstear isim arkasına gizlenip sallayan birimi :) yoksa gerçektede Konunun uzmanı (kitabı ve sitesindende belirlenebileceği gibi) bir şahsiyet mi? Mike Gene, a university professor who writes under a pen name in order to keep his day job,(ARN) neden müstear isim kullandığına gelince oda amazondaki reviewda verilmiş; ''The author, a friend has informed me, is a professor at an ''Ivy league '' university and uses a pseudonym to avoid repercussions for questioning orthodox Neo-Darwinism. He stresses that his arguments should be accepted on their own merits,'' Sizin gibilerin bile kendi ismiyle Darwinciliğe karşı mücadele eden bazı Profesörlere takındığınız tutum (kendinizin ne ismen ne cismen ne olduğu tam belli olmadan) bu söylemi haklı çıkarıyor sanırım. Birde Mike Gene kredilibitesi hakkında kısa verili bir link vereyim.; http://www.thedesignmatrix.com/content/about-the-author/Bu linkteki açıklamanın bir kısmında akademik kariyerli insanların neden belirli bir hazımsızlığı sergilediğini ve hakim paradigmanın elindeki ''seçkinçilik'' kozunu nasıl alaşağı ettiklerini göstermesi açısından çok hoş.Ayrıca Türkiyedeki siyasi tartışmalarıda hatırlattı sonra üniversitelerimizin Yüksek demokratik standartlarını yeniden belirleyen tepkilerinide bir gönderme olarak düşünülebilir :) hani pijamalı adamları akademisyenler pek sevemez ; ''Do scribbles on the internet even matter? Many people see a writer on the internet as just “a guy sitting in his living room writing in his pajamas,” being read only by himself and a few other people on the internet. Be that as it may be, the writings of this pajama-clad investigator have garnered the attention of Scientific American and Allexperts.Com, along with several university classrooms... '' (linkler sayfada mevcut) Son olarak kitabın amazon gibi bir sitede yeni çıkmış olmasına rağmen aldığı eleştirilere bakalım. :)) Ateistler Flew, Dembski ve Behe'nin kitaplarını nerdeyse çıktığı dakka, tek yıldızlamışlardı ama bu kitaba nedense cesaret edilememiş.Belki söylem hakkında azda olsa fikir edinebilirsiniz umuduyla ; http://www.amazon.com/review/product/0978631404/ref=_dp_top?%5Fencoding=UTF8&showViewpoints=1 Durun durun daha iyiside var ; http://www.thedesignmatrix.com/content/reviews/En iyisi bu konularda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın. Mesela alın kitabı biz pijamalılar gibi okuyun sonra tartışalım.. Sizle birkaç makale altında karşılıklı yorum yazışmaya başladığımızdan beri söylemin kaynağına dair belirli mantık örgüsüyle ulaşabildiğim bilimsel veriyi burda size sundum. Varsa buna söyleyebileceğiniz (Mike Gene söylemine) söyleyin yoksa daha fazla batmayın :) Sizden aldığım cevaplar ise yukarıdaki gibi şeyler olacaksa zahmet edip yazmayın. Özür dilerim sevgili Fuatogl. Ben (de) sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 9, 2008 8:15 PM
Evrim, pagan ruhçuluğun inanç temellerindendir ve binlerce yıldır insanlara ustaca aşılanıyor.
Tıpkı ruhlar alemi ve reenkarnasyon hurafeleri gibi(İslam da canlıların ruhu yoktur gerçekte)
Ruhçuluk, evrim inancıyla
1- Yaratılışı bir yasa gibi göstermeyei başararak , ateizm gibi inançlara da dayanak sağlıyor.
2- Canlılların gittikçe daha mükemmele doğru yol alarak(tekamül) tanrısallaşma yolunda ilerlendiği ilizyonunu yaratıyor.Böylelikle "günah işlemeyi büyüme yolunda bir gereklilik gibi gösteriyor". Çaktırmadan günahı ve kötüleri yüceltiyor.
3- Ahirete inanan evrimcilere de(örneğin sufiler) "siz ahirette de sürekli değişip Rableşecek, O'na dönme yolculuğunuz devam edecek" mesajını benimsetiyor. Böyleşikle şirk tuzağını başka bir açıdan daha benimsetmiş oluyor.
Kısacası şirk, ateizm, ırkçılık ve birçok batıl inancın kapısını açma gibi işlevleri var evrimin.
Şu anda "evrimsel yaratılış" adı altında birçok günümüz hristiyan ve müslümanının da benimsemeye başladığı bu tuzak, gün geçtikçe insanları daha da çok kıskacına alıyor.
"Yönlendirilmiş evrim" gibi kasmalara da hiç gerek yok. Çünkü;
Bir inançsızın "şans-tesadüf" dediği şey zaten bir inanır için "kaderdir".
Yani bir zar attığınızda eğer 4 geliyorsa bu bir materyalist için "şansa-kendiliğinden olmuş birşey iken", bir imanlı için "kaderin, yönlendirilmenin ta kendisidir".
Bu yüzden eğer "akıllı tasarım" adı altında bu evrim hurafesini savunacaksanız, hiç öyle biyolojik detaylara girmenize bile gerek yok. Benim yukarıdaki iletilerimin birinde verdiğim "piyango örneği" ile bile tasarım-yönlendirme açıktır.
Son olarak bu 21. yüzyılda "ruhlar alemi" ve "reenkarnasyon" batıl inançları da "bilim maskesiyle" tüm dünyaya benimsetilmeye çalışılacaktır. Ve bunlara inanmayan insanların "yobaz " olarak adlandırılacağı bir ortam hazırlanacaktır.
Nasıl ki Kuran "ruhlar alemi" gibi pagan inançlarla mücadele için geldiği halde, bugün birçok müslüman ve diğer dinden insanlar ruhların var olduğunu zannediyorsa, yarın da evrim ve reenkarnasyon için aynı şey geçerli olacaktır.
Ruhçuluğun daha önceden dinlere(kimine kısmen kimine tamamen) sokuşturduğu hurafelerden örnekler:
Ruhlar alemi, tekamül-evrim, reenkarnasyon,kutsal insanlar, çilecilik, komunizm ve panteizm.
Bir tek Kuran bu öğretiden korunmuştur.
Eğer ayetlere sembolik anlamlar yüklemek gibi hinliklere başvurmaz , kitabı bütünlük içinde okur ve "din alanında" başka hiçbir kaynağı ortak etmezsek, ancak o zaman gerçeklere ulaşabileceğiz.
Yoksa görüldüğü üzere, sözde evrim inancıyla mücadele eden Akıllı Tasarım bile artık evrimin maşası durumundadır.Zaten binlerce yıldır paganizm "yönlendirmeyle evrimi savunmaktaydı". Şimdi bu şeytani inanç yepyeni bir koldan daha vücud bulmakta. Tıpkı ruhlar, reenkarnasyon ve diğer putperest inançlar gibi.
Konuyla ilgili forumlardaki yazılarıma örnekler:
http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=4361&PN=0&TPN=1
http://www.forum.iktibas.info/thread.php?threadid=4980&boardid=41&sid=0f1ebf48d2f4b2211d7b95f2d85f5874&page=1#1
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: April 12, 2008 2:27 AM
Emre Bey,
yazınız komplo teorilerini andırıyor..öyle karışık şeyler söylüyorsunuz ki anlayamadım doğrusu..
mesela,
Ruhçuluk, evrim inancıyla
1- Yaratılışı bir yasa gibi göstermeyei başararak , ateizm gibi inançlara da dayanak sağlıyor.E.1974..
----------------------
Ruhçuluk,evrim,yaratılışçılık,ateizm ve nihayet akıllı tasarım..hepsi birbirine bağlı üçüncü dünya savaşı hazırlığı yapıyorlar..bilemiyorum yani..
İslamın materyalist yorumunu benimsemişsiniz..öldükten sonra bir hayat olmayacak diye inanmanız düşüncelerinizin temelini oluşturuyor anladığım kadarıyla..buradan hareketle de hadislerin hepsini inkar ediyorsunuz..
Kur'an insanı ilk olarak topraktan yaratılmış bir varlık olarak tanıtıyor bize..toprak canlı olarak tanımlanan bir yapı değil..canlı nedir bunu da ayrıca konuşmak gerekir..neden insanlar,hayvanlar,bitkiler canlı,toprak cansız?..can nedir?
bu soruları bir kenara bırakarak asıl mevzuya dönersek,
topraktan insan oluşuyor Kur'an'a göre..işte bu bir evrimdir..ben size şunu sormak isterim bu bağlamda;
sizin inancınıza göre insan nasıl yaratıldı,dünyada ne zaman,nasıl ortaya çıktı?..
ruh konusundaki yanılgılar ruha yüklenen anlamın yanlışlığından kaynaklanıyor olabilir..insanda Allah'ın üflediği bir ruh var bir de insani olan nefs var..insanlarda bulunan nefs ,zamanla ruh yerine kullanılmaya başlamış..
insan,beden,ruh ve nefsten müteşekkil bir varlık..
bu kouyla ilgili A.özemre hocanın güzel tesbitleri var..
http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=215&Itemid=57
merak ettiğim bir şey var,
evrende tekamül yoksa ne var?..hokus pokus yapar gibi birden açığa mı çıktı herşey..böyle mi diyor Kur'an?..bence böyle söylemiyor..
Yazan: deniz Tarih: April 13, 2008 7:38 PM
Sevgili Deniz;
Öncelikle ölümden sonra yaşama inanmadığımı nerden çıkardınız :)
Linklerini verdiğim yazılarda ahiret yaşantısından detaylıca bahsediyorum.
Öldükten sonra yaşam var. Ama bu da yine bedenli ve de maddi.
"Ruhsal yaşam" diye birşey ise, yok diyorum. Zaten Kuran bunu veriyor.
http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=4361&PN=1
Ahiret evreni de maddidir, cinler ve melekler de maddidir Kuran'a göre.
Konuya dönecek olursak, hayır topraktan yaratılış evrim değildir.
Evrim inancına göre canlılar hep birbirinden türemek durumundadır, artı, sürekli değişim içinde olmak durumundadır.
Bu bağlamda topraktan yaratılış, insanın doğması-büyümesi-yaşlanması, kainatın doğması-büyümesi ve yaşlanıp çökmesi,başlangıçta solungaç solunumu yapan bebek kurbağanın sonra akciğer solunumuna geçmesi vs. evrim değildir.
Evrim pagan inancında ise tüm canlılar ilk canlıdan türüyorlar ve yine ortama göre sürekli değişmek zorunda kalıyorlar. Zaten ruhçuluk binlerce yıldır bu inancını insanlara benimsetti.
Son olarak şu "hokus pokus" meselesine değinelim.
Burada da birçok şey birbirine karıştırıldığı için böyle düşüncelerle savunma yapılmaya çalışılıyor.
Evren isterse trilyonlarca yılda oluşmuş ve sonra da içine çöküp yok olmuş olsun. Bunlar evrimi değil, bağımsız olarak yaratılan evrenin doğuma- büyüme ve sonlanma aşamalarını anlatmaktadır.
Aynı şekilde bir insanın doğup, büyüme ve ihtiyarlama aşamaları da evrimi değil, aynı yaşamın dönemlerini anlatmaktadır.
Hayır evrende bir tekamül falan yok. O da bizler gibi önce doğdu, sonra büyüdü ve en sonunda da ihtiyarlama(dejenere olup tükeniş) aşamalarını yaşıyor.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: April 14, 2008 1:09 AM
74'lü Emre Bey,
öncelikle sizi çok samimi gördüm..daha önce tanışıklığımız var mı?..tanımadığınız insanlarla ilk etapta böyle samimi konuşmanız size puan kaybettirir..hatırlatayım..
esas mevzumuza dönersek,
evet..siz ahirete yani kıyametten sonraki hayata inanıyorsunuz..fakat ölümden sonraki ba's olayına(vel ba'su bağdel mevte) inanmıyorsunuz..
sizinle şu noktada hem fikirim..ruhlar aleminde sırasının gelmesini bekleyen ruhlar yok..halk arasında şöyle bir inanç var..sırası gelen ruh,bir melek tarafından alınıp anne rahmindeki cenine üfleniyor..diğer ruhlarda sırası gelene kadar bir yerde bekleşiyorlar..
bu inanç tasavvuf ehlinin inancı değildir..bunun altını önce kalın kalın çizmek isterim..
biraz önce bahsettiğimiz inanç,dini anlayıp yorumlamada ilmi açıdan çok yeterli olmayan zahirde kalmış insanların inancıdır..tahkik ehli,din meselesinde derinlemesine inceleme yapmış,sembollerin arkasını okumuş insanlardır..
bu konuda bazı alimlerin görüşlerini vereceğim,
İmam Gazali'den örnek verelim,
--------------------------------------------
Halk ve İcad’ın Farkı
Denirse ki: Ruhlar bedenlerle beraber yaratıldığı halde, Resulullah’ın, “Allah ruhları cesetlerin yaratılmasından iki bin yıl önce yaratmıştır,” sözü ile, “Ben yaratılışça peygamberlerin ilkiyim. Peygamberlikçe de sonuncusuyum. Ben nebiyken Adem, su ile çamur arasında bir halde bulunmaktaydı,” sözünün manası nedir?
Hakikat şu ki: Bunların hiçbirisinde ruhun kadim olduğuna dair bir delil yoktur. Fakat, “Ben yaratılışça peygamberlerin ilkiyim...” sözünün zahiri manasına göre, onun varlığının cesedinden önce yaratıldığına delalet ihtimali mevcuttur. Zahiri olmayan manası ise bellidir. Tevili, açıklaması da mümkündür. Fakat kati delil, zahire meyletmez. Bilakis zahirin teviline hükmetmede kullanılır. Nitekim Allah Teala hakkındaki teşbihin zahirlerinde olduğu gibi.
“Allah Teala ruhları cesetlerden iki bin yıl önce yarattı...” sözüne gelince: Buradaki ruhlardan maksat, melaikenin ruhlarıdır. Cesedlerden maksat da, Arş, Kürsi, semavat, yıldızlar topluluğu, hava, su yeryüzü gibi alemlerin cesedi, bünyesidir.
“Ben yaratılışça peygamberlerin ilkiyim,” sözüne gelince: Buradaki yaradılışça (halkça) kelimesi, takdir manasınadır. İcad (yaratıp vücut verme) manasına değildir. Çünkü Resulullah (Allah’ın Selamı Üzerine Olsun), anneleri tarafından dünyaya getirilmeden önce mevcut ve yaratılış değildi. Fakat gayeler ve kemaller takdir hususunda önce varlık hususunda sonradır. Zira Allahu Teala ilahi meseleleri, hadisleri, kendi ilmine uygun olarak önce Levh-i Mahfuz da takdir eder, şekillendirir.
Buraya kadar şayet varlığın iki şeklini de anladıysan, Resulullah’ın varlığının Adem’in varlığından önce, yani gözle görülen varlık değil de ilk takdir edilen varlıktan önce olduğunu da anlamış olursun.
Bu, ruh hakkındaki son sözdür.
Bu mevzuda doğruyu bilen Allah’dır.
İmam-ı Gazali Hazretleri
Ravzatü’t Talibin: Tasavvufun Esasları’ndan
------------------------------------
yazının başına bakıldığında ruhlar bedenlerle beraber yaratıldığı halde diyor Gazali..yani ruhlar aleminde bekleşen ruhlar yok..bedenle beraber var olan bir şey ruh..
120.günde anne rahminde insanın canlandığı söyleniyor..bedenin canlanması,bedenin ruhla beraber belli bir kıvama gelmesiyle oluyor..ruh ve beden birbirinin ikizi gibi..zahir ve batın gibi..ruhu da beden üretiyor..
yine bir alıntı yapacağım,
-------------------------------------------------
Üç yahudi bilgini kendi aralarında, Hz Muhammed'e üç sual sormak üzere karar alırlar ve derler ki;
-"Şâyet gerçekten Allah Rasûlü ise, bu üç soruya birden cevap vermeyecektir; zîra daha evvel de hiç bir Rasûl bu konuda açıklama yapmamıştır.
Ama cevap verirse, biliriz ki şarlatandır..."
İşte böyle düşünüp, anlaşarak huzuru Rasûlullah'a gelip birinci sorularını sorarlar:
-RUH nedir?..
Hazreti Rasûlullah, ilâhi inâyet ile onların niyetini bildiği için, suale cevap vermez ve cevabı erteleyerek, yahudi bilginlerine:
-Yarın gelin, inşâallah cevap veririm, der...
Ertesi gün geldiklerinde de onlara, 17'nci sûre olan İsrâ sûresinin 85'inci âyetini okur; der ki:
-"Yes'eluneke anir RUH... Kul er RUH'u min emri Rabbiy ve ma utiytüm minel ilmi illa kaliyla..."
Burada vurgulanan gerçeği dilimize şöyle çevirebiliriz:
“(yahudiler) SORUYORLAR, RUH NEDİR?.. DE Kİ (o yahudilere) RUH RABBİN EMRİNDENDİR!.. VE BUNUN İLMİNDEN SİZE KÂLİL BİR ÖLÇÜ VERİLMİŞTİR..."(17-85)
Şâyet biraz iz’an sahibi isek, görürüz ki, bu âyetin muhatabı, âlimler arifler, veliler, nebiler değil; maddeyi ve maddeciliği esas alan görüşün sahibi YAHUDİLERDİR!..
Yâni, Yahudilere denmektedir ki:
"Her şeyi maddeden ibaret sanıp, göremediğini inkâr eden; üstelik doğrusunu açıkladığı takdirde Rasûllüğünü reddetmeye karar verdiğiniz; tefekkürü, beş DUYUSUNDAN ileri geçemeyen siz Yahudilerin RUH hakkında ilmi yoktur!..
Siz ancak elinizdeki kadarıyla kalmaya mahkûmsunuz... Çünkü madde ötesini değerlendirmekten âcizsiniz...
Zaten bu yüzden, gerçek âlemin ölümötesi ruhlar âlemi olduğunu açıklayan Hazreti İSA'yı da inkâr ettiniz, kabullenemediniz... Öyle ise nasıl olur da RUH hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz ki!"
Nitekim, aynı görüşü paylaştığımız değerli İslam âlimi ve velisi İMAM GAZALİ dahi "İhya-u Ulumiddin" isimli kitabının 1'inci cilt "Rub'ul ibâdat" bölümünde şöyle demektedir:
-"Yoksa sanma ki, Hz.Rasûlullah Efendimiz (salla'llahu aleyhi ve sellem) RUH'un hakikatını bilmiyordu!..
Zîra, RUHUNU bilmeyen kendini bilmemiş olur!.. Kendini bilmeyen ise nasıl Rabbini bilebilir?..
RUHUN hakikatını Nebi ve Rasûller bildiği gibi; bazı veliler ve âlimlerin bilmesi dahi uzak değildir!.."
--------------------------------------------------
insanlarda ruh denilen ve insan bedeni dünya ile bağlantısını kopardıktan sonra da yaşamına devam edecek olan manevi bir beden vardır..maddi bedenimiz bu dünya ile manevi bedenimiz ise ölüm ötesiyle ilgilidir..bu dünyada yaptığımız amellerimizin sonucu manevi bedenimize yansıyor..ve bu dünyada ne yapmışsak sonucunu ölümden sonra yaşamaya başlayacağız..manevi bedenle yaşadığımız ölüm sonrası hayata kabir alemi denir..mezarları düşünmemek lazım..herkes mezara girmiyor çünki..
şu anda manevi bedenimiz gelişmesine devam ediyor..maddi bedenle kazandığımız şeyler ruha kaydediliyor..olumlu veya olumsuz her ne yapıyorsak sonucu ruha yansıyor..
ruhlarla temas kurduğunu sanan insanlar aslında cinlerin oyuncağı oluyorlar..sizin ruhçuluk dediğiniz şeye ben cincilik diyorum...
siz Resulullah'ı İslamdan dışlayıp O'nun öğretisi yerine kendi aklınızı koyduğunuz için bu tür düşüncelere yöneliyorsunuz..
Resulullah'ın öğretisiyle barışmanızı ve Kur'an'ı sünnet çerçevesinde değerlendirmenizi dilerim..
Kur'an'ın korunduğuna inanıyorsanız sahih sünnetin de korunacağına inanın,rahat edersiniz..
Yazan: deniz Tarih: April 14, 2008 5:10 PM
Bir de evrimciler ile maymuncular çıktı.
Bugün hala teoriler ile açıklanmaya çalışan, varsayımlar ile mesafe katedilmeye çalışılan konu canlıların meydana gelmesi.
Bakınız ne dedim?
"Meydana gelmesi."
"Oluşması" da diyebilirdim.
Birileri çıkıp "yaratılması" da diyebilir.
Yaratılması kelimesi bir yaratanın olduğunu ve bunu nasıl yaptığını araştırmaktır.
Haaa, derseniz ki "yaratanın yaptığı sorgulanamaz" o zaman sorgulamaz oturur inanırsınız.
Ancak birileri "olmuştur", "oluşmuştur", "meydan gelmiştir" şeklinde düşünüyor ise onun izleyeceği yol ayrıdır.
Pekiiii.
Mesela açalım kuranı;
Nuh suresi "11" den "17" ye kadar okuyalım.
Bakın neler diyor;
Mesela;
Nuh suresi; 14. ayet;
"Halbuki, o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır."
Neylerden geçirerek yaratmış?
Evrelerden.
Buyrun bakalım...
Devam edelim;
Aynı surenin 17. Ayeti
‘Allah, sizi (babanız Adem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’
Bu durumda evrim teorisine bakıpta bana "atan maymun mu" diye sorana ben de çıkop "senin atan hıyar mı" diyebilemez miyim?
Bitki mi?
E bitki...
Nasıl sorduğunuz önemlidir.
Değil midir?
Yazan: hubbez Tarih: April 14, 2008 6:07 PM
Sayın Hubbez,
Ömer Nasuhi Bilmen ayeti; "Halbuki, sizi muhakkak türlü türlü derecelerde yaratmıştır" şeklinde çevirmiş ve şu şekilde tefsir etmiştir:
Haalık-ı Kerim (sizi muhakkak türlü türlü derecelerde) muhtelif suretlerde (yaratmıştır) Siz başlangıçta birer nutfe idiniz, sonra kan parçası, et parçası, kemik sahibi oldunuz, sonra da bir insan olarak vücut sahasına atıldınız. Bütün bu muhtelif, ibret feza hadiseler, inkilaplar, bir Haalık-ı Hakim'in varlığına, kudret ve azametine birer parlak delil değil midir? Ne için siz kendi yaradılışınızı hiç düşünmüyorsunuz!"
Allah başka ayetlerde insanın yaratılış aşamalarını anne rahmindeki aşamalar olarak anlatmaktadır. (Hac Suresi, 5) Dolayısıyla "etvaren" kelimesinden de bu mananın çıkarılması gerekir. Bu kelimeden, insanın kökenini bir başka canlı türüne bağlamaya çalışan evrim teorisine dayanak aramak, temelsiz bir yorumdur.
"Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır." (Nuh Suresi, 17-18)
Bu ayet, evrimsel yaratılışı savunan Müslümanların kendi görüşlerine dayanak, hatta çoğu zaman da temel olarak kullandıkları bir ayettir. Ayette bildirilen "yerden bir bitki gibi bitirdik" ifadesi evrimciler tarafından inorganik evrime bir delil olarak gösterilmektedir. Oysa bu ifade pek çok mealde ve tefsirde işaret edildiği gibi, ilk insanın topraktan yaratılmasını ifade etmektedir ve "topraktan başlamak üzere cinsinizi yarattı" anlamında kullanılmaktadır. Nitekim Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinde de aynı bilgi verilir:
"Ayette iki vecih var: Birisi, sizi arzdan bitirdi demek babanızı arzdan bitirdi-ibtida topraktan onu yaratmak suretiyle cinsinizi yarattı- demektir. Diğeri hepinizi arzdan yarattı olur, çünkü Allah bizleri nutfelerden, onları gıdalardan, onları nebattan, onu da arzdan yaratıyor."
Taberi Tefsiri'nde ise ayet şu şekilde yorumlanır:
"... Allah sizi yerin toprağından yaratmıştır. Yoktan var edip meydana getirmiştir... Sonra sizi tekrar daha önceki halinize, yani toprağa döndürür. Yaratılmadan önceki halinize dönersiniz. Dilediği zaman sizi yerden diri olarak çıkarır. Dünyadaki canlılığınıza yeniden kavuşursunuz."
bitki bitirir "gibi" dediğiniz anda bunun bir teşbih/benzetme olduğu ve aslın anlatımına yönelik bir açıklama olduğu görülür, yani atanız hıyar diyemezsiniz.
yerden bitirdi/yarattı derseniz, bu toprak anlamına da gelir.
Kendinize göre yorum yaparken biraz da tefsir okumak sanırım daha anlamlı iddialar ortaya atmanıza yardımcı olur.
Yazan: Anonymous Tarih: April 15, 2008 12:05 AM
Tefsir ve ben. Mümkünatı yoktur. Hem Allahın kelamı değişmez, değiştirilemez diyeceksiniz hem de her kafadan bir sesin çıktığı tefsirlere rücu edeceksiniz. Ben okuduğumu anlayabilen biriyim.
Bakınız bu şu kelimeyi kullanmış, bir diğeri başka kelime kullanmış gibisinden bir anlamı başkalaştırmak, bir tefsiri diğerinin tefsiri ile çürütmeye kalkmanın ne ahlaki bir yanı vardır ne de akılcı bir tarafı.
Elalemin yorumuna gerek yoktur.
Aslolan kendi aklınızın anladığıdır.
Kuran evrimle çelişmez. Ama tefsirler hem birbirleri ile hem de akılla çelişir.
Yazan: Hubbez Tarih: April 17, 2008 2:26 PM
Sayın Hubbez,
Aslolan kendi aklınızın anladığıysa, tefsir yazanlar kendi akıllarıyla yazmıyorlar mı demek istiyorsunuz? Bu ifade de aklın anladığının aslolması anlayışının zıttı değil mi?
Yani akıl size gelince asloluyor da sizin dışınızda, üstüne üstlük bu alanda ilmi bilgisi olanlara gelince mi, asıl dışı ve akıl dışı oluyor?
Yazan: Anonymous Tarih: April 20, 2008 3:51 AM
Azıcık açayım. Allahın kelamına ortak olmak müşrikliktir değil mi?
Yazan: Hubbez Tarih: April 22, 2008 12:31 AM
Evrim teorisini yıkamayınca yerine akıllı tasarım safsatasınımı getirdiniz. Din diye bir şey olmadığı bundan yüzyıllar önce kanıtlandı zaten bilim salt gerçeklikle ilgilenir.
Dogmalara inanmak için çaba sarfeden insanlar bilimsel platformda genelde yer alamaz ve kaale alınmazlar.
Yazan: Erdal Kcr Tarih: January 31, 2009 1:05 PM
Yahu niçin bana gönderdin?.
Darwinizm,Almanyanın safsatasıdır.ee tabiiki Kafir Amerika destekliyecektir.İt itin ayağına basarmı?.Hıristiyan safsatasıdır.İçgüdü ile hareket eden hayvanlar,meğer maymun soyundan geliyormuşlar,bende domuz soyundan geldiklerini biliyordum.Yanılmışım.
Vay hayvan oğlu hayvanlar.vay.
İnsanlıktan ne zarar gördünüzde maymunluğa özendiniz.Babanız,dedeniz hayvanmıydı yoksa?.
Sakın eşek olmasında,sonra eşşek oğlu eşşek derler.
Yazan: mehmet selim polat Tarih: March 15, 2009 9:35 PM