« Siyonizme Saygı ve Eleştiri | Ana Sayfa | BBC'de Türkiye İzlenimleri »
November 19, 2004
Mustafa Akyol Hakkında
1972 Ankara doğumlu olan Mustafa Akyol, TED Ankara Koleji, Nişantaşı Anadolu Lisesi ve Özel Tercüman Lisesi'nde okuduktan sonra 1996 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü'nden mezun oldu.
Aynı üniversitedeki Atatürk Enstitüsü’nde hazırladığı “Kürt Sorununun Kökeni” başlıklı master tezini, daha sonra genişleterek “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek: Yanlış Giden Neydi? Bundan Sonra Nereye?” isimli bir kitaba dönüştürdü. (Doğan Kitap, 2006)
Bir dönem ABD'de "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) hareketinin öncülüğünü yürüten Discovery Institute bünyesinde din ve bilim ilişkisi üzerinde çalışmalar yürüttü. 2005 mayısında ABD'nin Kansas Eyaleti Eğitim Bakanlığı'nda eğitim müfredatı değişikliği tasarısı konusunda "bilirkişi" olarak dinlendi.
Akyol’un, Türkiye, İslam dünyası, İslam ve modernite gibi konulardaki İngilizce makaleleri, The Washington Post, The Wall Street Journal, International Herald Tribune gibi Batılı gazetelerde ve çeşitli düşünce dergilerinde yayınlanmaktadır. Halen, Turkish Daily News gazetesi köşe yazarı ve editörüdür. Akyol'un İngilizce yazılarının tümüne, İngilizce sitesinden ulaşabilirsiniz.
Akyol'un Türk basınındaki çeşitli yazıları ise bugüne dek Radikal, Referans ve Zaman gibi gazetelerde yayınlanmıştır. Halen, Star gazetesinde düzenli köşe yazarıdır.
NOT: Türkiye'de birden fazla "Mustafa Akyol" vardır ve internette de bu ismi taşıyan farklı kişilere rastlayabilirsiniz. Örneğin www.mustafaakyol.com sitesinde yayın yapan "yazar, şair, müzisyen, karikatürist" Mustafa Akyol, bu sitenin sahibi olan Mustafa Akyol ile aynı kişi değildir. Aynı şekilde "Feke Orman İşletme Müdürü” olan veya "iki çocuk annesini eşini aldattığı" ve intihara sürüklediği yönündeki haberle basına konu olan Mustafa Akyollar, bu sitenin sahibi ile aynı kişi değildir. İsim benzerliklerinden sakınınız.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 19, 2004 12:02 PM




Bir de benim matematik ogretmenim olan Mustafa Akyol vardi. Sanirim o da yani kisi degil. Sizin benzerlerinizden sakiniyoruz. Gayet liberal yazilariz icin tesekkurler.
Yazan: Chadash Sungur Tarih: January 25, 2008 11:16 PM
Bir de benim matematik ogretmenim olan Mustafa Akyol vardi. Sanirim o da yani kisi degil. Sizin benzerlerinizden sakiniyoruz...
:))
başarılarının devamını dilerim..
saygılar.
Yazan: deniz Tarih: February 8, 2008 11:51 PM
benim de tokattan köyden bir mustafa akyol isminde arkadasim var. o bu islere bulasmaz :)
Yazan: hrn Tarih: February 20, 2008 3:49 AM
Evet ismim mustafa soyadim da Akyol ama vallahi ben de "SEN" degilim. Yazilar liberal, hos. Basarilar dilerim...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 22, 2008 11:27 AM
sayın Mustafa Akyol,
yazılarınızı okuyunca boş biri olmadığınızı anlamıştım. türkiyenin gerçekleri hakkındaki mükemmel tespitlerinize ve bu tespitleri yazma cesaretinize hayranım.. bu ülkenin kendini modern, aydın sanan budalalardan daha çok size ihtiyacı var. yazılarınızn ve başarılarınızın devamını diliyorum..
Yazan: selim tr. Tarih: April 1, 2008 4:11 PM
Merhaba Mustafa Bey, yazilarinizi okuyan ve analiz eden biri olarak, kurgunuzu ve ilerlediginiz yoldaki adımlama temponuzu begenenlerdenim. Ozelikle Cobanlar ve ayak Takimi temelinde ilerleyen konu basligina dair yaziniza ben de ek yapmak istedim kendi kose yazimla...
ÇOBANLAR VE AYAK TAKIMI!
Aslında toplumsal ezikliklerimiz arasında dolaşırken, farkına varamadığımız bir eksikliğimizin birileri tarafından fark edilip, anında görüntü tarzında değerlendirilmesi ne hoş!
Öyle ki, aşağılanan bireyselliğimiz, bu değerlendirmeyi yapan kişiye ne demeli ya da nasıl bir karşılık vermeli, bilemiyoruz.
Aslında bunu söyleyen kişiyi dinlediğinizde hafif gülümseten bir şeyler de bulmuyor değilsiniz bu ifadelerde ama bu, içinde biraz da acı olan bir gülümseme.
NTV gibi, haber kalitesi noktasında tartışmasını yapmayı dahi gerek görmediğim bir kanalda yayınlanan bir programda, manken olarak bildiğimiz ama katıldığı programla düşünür sıfatını da almaya hak kazandığını hisseden Aysun Kayacı’nın eksikliğimizi (!) doldurma (!) çabasını takdirle (!) karşılıyorum.
Çünkü bu ülkede raiting yaratma adına neler yapıldığını iyi bilen bizlerin ama bu noktada geliştirilen kişisel bir meydan okumayı ama farkına varılamayan bir toplumsal aşağılama şekline dönüştüğü için kınamamız gerekiyor.
Kayacı, "Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, çok özür dilerim herkes üstüme gelecek ama kalıp olarak söylüyorum, 'dağdaki çoban'la benim oyum eşit mesela. Niye? Hiç vergisini vermeyen biriyle niye benim oyum eşit. O benim kadar duyarlı benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba" şeklinde konuşurken, cümleleri içinde geçen ‘Duyarlı’ kelimesinin tam anlamını bir zahmet her hangi bir Türkçe sözlük içerisinde bulsun ve bir zahmet okusun.
Ama kelime kelime…
Duyarlılık isteyen ya da bu kelimeyi sahiplenen birinin, kelimeleri ile bir kesimi ama kendi ülke insanını, sahip oldukları mevcut yaşam şartları nedeniyle küçümsemesini, salt bir eleştiri olarak almak bana bile ciddi bir iyimserlik olarak geliyor.
Demokrasi içinde var olan bireysel karar alma ve yönlendirme gücümüzü bir çeşit sınıfsal özerk bölgelere ayırmamız gerektiğini ifade eden Kayacı’nın, demokrasi kavramını bir an önce içselleştirmesinde fayda var.
Çünkü bu ülkedeki ötekileştirme kavramlarına getirdiğimiz eleştiri boyutu hiçbir zaman, ‘Benim oyum seninkinden değerlidir’ seviyesine düşmemişti ama ne diyelim ki, ‘Burası Türkiye…’
Ama yine de inanılmaz geliyor, niye mi?
Avrupa Yakası’nda izlediğimiz zengin ve şımarık ‘Şahika’ rolünün ama sıklıkla, ‘Seni statümle ya da paramla döverim’ şeklindeki esprilerinin bir gün gelip, Türkiye demokrasisinde, ‘Seni ben sahip olduğum sınıfsal farklılığımın verdiği oy kalitemle döverim’ aşamasına getirilmiş olması gerçekten de acı veriyor.
Ama bu defa gülmüyoruz…
Bizler, geri bırakılmışların, unutulmuşların, ötekileştirilmişlerin, bir köşede bırakılmış ve unutulmuşların mücadelesini verirken, bir gün birinin çıkıp, ‘Bırakınız onlar orada kalsınlar’ demesi ve ardından da ‘Zaten onların oyu bizimkinden değersiz’ deyivermesi, kulaklarımızı ama çok derinden tırmalıyor.
Ama insanlığımız adına, ama kırıntıları ile idare ettiğimiz demokrasimiz adına…
"Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, çok özür dilerim herkes üstüme gelecek ama kalıp olarak söylüyorum, 'dağdaki çoban'la benim oyum eşit mesela. Niye?” şeklinde konuşan Aysun Kayacı’ya o halde kendi oyunun değersizliğini de şu şekilde hatırlatalım bizler.
Belki de biraz kendi ülke gerçeklerini daha yakından izler, merak edip, bu gerçeklerin arasında biraz gezinir ve bazılarının yanaklarında hiç kurumayan gözyaşını silme ihtiyacı duyar.
Çünkü bu ülkede yoksulluk sınırının çok altında yaşayan milyonlarca asgari ücretlinin, yaşam kalitesizliğine, ay sonunu nasıl getiririm sendromuna ve geçindirmek zorunda olduğu ailesine rağmen, kendi maaşından kesilen vergiden kalan çok az bir parayla nefes aldığını bilsin Sayın Kayacı.
Eğer, kesilen vergilerle değerli kılıyorsak yaşamlarımızı…
Eğer, sınıfsal bir kategorilendirme ihtiyacı yaşıyorsa birileri…
Eğer, bu ülkede artık ‘Biz” kavramının yerine ama bir o kadar da net bir ifadeyle ‘Ben’ kavramı yerleştirilmek isteniyorsa…
Eğer, eğer, eğer…
Ama bu arada bir konu daha var tabi ki…
Unutmadan ama es geçmeyelim bu küçük (!) ayrıntıyı da.
Aynı programda sohbet ederken, Sayın Kayacı vergiden başlayarak kırdığı potlara bir yenisini ekleyerek bakın ne diyor…
"Ama şu an sizin şikâyet ettiğiniz şey, ayak takımının iktidara getirdiği partiden şikâyet etmiyor musunuz?"
İnanın şu noktada biraz durup, derin bir nefes almam gerekiyor.
Gerçekten de inanılmaz.
Hindistan’daki kast sisteminin Türkiye’nin üzerine bir elbise gibi oturtma aşaması bitti ama şimdi de insanları, bir partiye oy vermeleri nedeniyle yargılama aşamasına geçildi.
Bu ülkede neler oluyor…
DTP’ye oy verenler terörist, AK Partiye oy verenler şeriatçı, CHP’ye oy verenler Atatürkçü mü oluyor bu ülkede?
O halde ne yapalım biliyor musunuz?
Başka da çaremiz kalmadı’
Bize başka bir çare de bırakmadılar!
Hani bir taraftan parti kapatma davaları sürerken, rejim ve cumhuriyet için tehlikelidir damgasını vurmaya hazırlananlar, aslında bugün tartışmaya konu olan partiye oy veren yüzde 47’lik bir kalabalığı da bu ülke için tehlikeli ilan etsinler, ki hatta, bu ilan ediliş de yeterli değil…
Bence bu partiye oy veren ve birileri tarafından Ayak Takımı (!) olarak nitelendirilen insanları da tek tek fişleyelim, tehlikeli ilan edelim!
Evet…
Güzel Türkiye’min Güzel İnsanları, sizce biz neyi konuşuyoruz, neyi tartışıyoruz ama asıl acı olanı bizlere bunları konuşturan ve tartıştıranlar ne konuşuyor ya da ne tartışıyor?
Ben karar veremedim, ya siz!
Yazan: Tamer Yazar Tarih: April 5, 2008 10:14 AM
yazılarıznızı okuyorum gerçekten türkiye için gerçekleri yazıyosunuz,bu kadar genç olmanıza ragmen.devamınızı diliyorum teşekkürler
Yazan: adile Tarih: April 21, 2008 4:06 PM
sayın mustafa akyol ben bir öğrenciyim we sizin hayranınızm
bence siz harikasınız bukadar donanımlı olmak zor olsa gerek tebrikler size ulaşmak harika olurdu saygi we sewgilerimle
Yazan: fatma Tarih: April 22, 2008 5:08 PM
YAzarın biyografisinden anlayamadım...kendileri hala Amerika da mı yaşamaktalar?
Yazan: hubbez Tarih: April 27, 2008 5:07 PM
sayımm m.akyoll ben bir ögrenciyim yazdıklarınızı okudumm ve gerçekten çokk inandımmm başarılarınızın devamnıı dilerr saygılar sunarım
Yazan: halil ibrahim herdem Tarih: July 27, 2008 11:45 PM