December 23, 2006

Günün Alıntısı: Özdemir İnce'nin İstatistik Vizyonu

Hürriyet gazetesinin ultra-laikçi yazarlarından Özdemir İnce, bugünkü yazısında TESEV’in “Türkiye’de irtica tehlikesi yoktur” sonucunu veren bilimsel araştırmasını eleştirirken söze şöyle başlamış:

1952-1956 yılları arasında bir tarihte ya Bedii Faik ya da Çetin Altan aşağı yukarı şöyle anlamda bir cümle yazmışlardı: "İstatistik bikiniye benzer, ayrıntıyı açar işin aslını gizler!" O zamandan bu yana istatistiklerin ipiyle kuyuya inmem.

Görüyor musunuz, ne kadar da bilimsel bir zihniyet... İstatistik bilimi hakkındaki tüm vizyonu 50’li yıllardan kalma bir “kahvehane sohbeti” cümlesine dayanan bir yazar var karşımızda.

Sitemizin müdavim yorumcularından Bekir Yıldırım Bey’in “laikçi* entellektüel oxymoron**”dur diye bir sözü var; üstteki gibi “verileri” görünce, kendisine katılmamak mümkün değil.


* Laik değil, laikçi. Bu ikincisi, seküler düşünceyi topluma zorla empoze etmek isteyenleri kast ediyor. Yoksa kuşkusuz pek çok seküler entellektüel vardır.

**Oxymoron: Gerçekte yan yana getirilmesi mümkün olmayan iki çelişkili kavramı barındıran kavram.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:06 PM | Yorumlar (29)

December 04, 2006

Bir Kaç Not

Geçenlerde bir okur, Kürt sorunu ile ilgili bir yazıma “Kürtlerin hakkını savunduğunuza göre siz de Kürt olmalısınız” gibi bir yorum eklemişti. Kürt değilim, uzaktan-yakından bir alakam da yok, ama bu yorumu önemli buldum. Çünkü, kanımca, Türkiye’de çok yerleşik ama bir o kadar da yanlış olan bir zihniyete işaret ediyor: Ancak kendi “kabilemizden” olan insanların hakkını savunma alışkanlığına. “Kürtlerin hakkını savunduğunuza göre siz de Kürt olmalısınız” diyen kişinin “ben Kürt olmadığıma göre onların hakkı beni ilgilendirmez” diye düşünmesi kaçınılmaz.

Bu “kabileci” bakış, sadece Kürt sorununda değil, ne yazık ki “bizden” saymadığımız hemen herkes için, onların hakkını göz ardı etme sonucunu doğuruyor. Dahası bu haklara belirli ahlaki ilkeler gereği sahip çıkanlar da “gizlice onlardan biri olmak” veya “onlardan para almak”la suçlanabiliyor. Hem kabileci düşünen hem de bunun dışına çıkanlara dair komplo teorileri üreten bir zihin yapısı var kısacası. Türk toplumu bunu aşamaz ise, gerçek bir özgürlük ve demokrasiye kavuşamayacağı gibi, sahip olduğu inançların özündeki ahlaki ilkelere de aykırı hareket etmiş olur.

Türkiye’de dini özgürlükleri sadece Sünni Müslümanlar için değil, Aleviler, Şiiler, Hıristiyanlar ve diğer azınlıklar için de istemek, yine aynı ahlaki ilkelerin bir gereği. Bu meseleye bu yüzden önem veriyorum. Voice of America radyosunun geçtiğimiz günlerde bu konuda benimle yaptığı (İngilizce) söyleşiyi, ilgilenenlere tavsiye ederim.

Söz İngilizce çalışmalardan açılmışken, son günlerde İngilizce siteme eklenen bir dizi Papa gezisi analizini ve özellikle de de Papa’ya yönelik “açık mektubu” da tavsiye edeyim. Bir de iki koyu İslam düşmanının da katıldığı “Papa ve İslam” başlıklı sempozyumu... Yorum ve eleştiriler için, şimdiden teşekkürler.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:45 PM | Yorumlar (17)

November 27, 2006

Papa, İyilikle Karşılanmalı

[27 Kasım 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Katolik dünyasının lideri Papa XVI. Benedict yarın Türkiye’ye geliyor. Yanında da dev bir gazeteci ordusunu ve dünya kamuoyunun dikkatini sürüklüyor ülkemize. Boşuna değil: İslam hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle dünya Müslümanlarının tepkisini çeken Papa, ilk kez bir Müslüman ülkeye ayak basmış olacak. Herkes, “Müslümanlar, kendilerini kızdırmış olan Papa’ya nasıl davranacak” diye bekliyor.

Bazı Müslümanlar, özellikle de kendilerini “Bozkurtlar” olarak tanımlayan “milliyetçi Müslüman”lar, Papa’yı pek sıcak karşılamaya niyetli olmadıklarını geçtiğimiz günlerde gösterdiler. Ayasofya’yı basıp, “Papa, sabrımızı taşırma!” diye slogan attılar. Saadet Partisi de “cahil ve sinsi Papa gelmesin” kampanyası başlattı.

Oysa Papa’ya — ve bir başka Hıristiyan lidere — karşı takınılması gereken “doğru İslami tavır” bu mu? Aslında sadece Papa’nın İslam hakındaki sözlerine değil, genel olarak Batı’dan İslam’a gelen eleştiri, suçlama ve hatta hakaretlere karşı nasıl tepki vermek gerek, bunu bir düşünmek lazım.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:20 AM | Yorumlar (21)

November 21, 2006

Atilla Yayla ve Cadı Avı

Gazi Üniversitesi öğretim üyesi ve Liberal Düşünce Topluluğu başkanı Prof. Atilla Yayla’nın İzmir’de yaptığı bir konuşmada Kemalizm’i “gericilik” olarak tanımlaması ve Atatürk heykel ve resimlerinin çokluğunun garipliğinden söz ederken “Avrupalılar sorarlar bu adamın resimleri niye her yerde” demesi, Türkiye’de infial yarattı. Yerel bir gazete Yayla’yı “hain” diye manşetine taşıdı, Gazi Üniversitesi rektörü ders vermekten men etti. Dahası Yayla hakkında soruşturma açıldı.

Tüm bunları abartılı ve haksız tepkiler olarak görüyorum. Bu konuda Gülay Göktürk’ün bugünkü yazısına da tümüyle katılıyorum. Yayla’nın sözlerindeki tek sorun, Atatürk’ten bir alıntı formatında dahi olsa “bu adam” diye söz etmesi. Daha hassas bir dil seçse sanırım daha iyi olurdu. Ama sözlerinin kalan kısmı entelektüel bir eleştiri niteliğinde. Bu yüzden kınanması, lanetlenmesi, ders vermekten men edilmesi, adeta “manevi linç” kampanyasına uğratılması ise, büyük bir haksızlık.

İşin ilginç yanı, Prof. Yayla’ya gösterilen bu histerik tepkinin, tam da onun ve diğer liberallerin savunmakta olduğu görüşü doğrulaması. Bu insanlar “Türkiye’de Kemalist bir baskı rejimi var” diyorlar, bunu söyleyince de Kemalist baskıya ve hatta cadı avına maruz kalıyorlar. Prof. Yayla, bu cadı avını karşıladığı Zaman’daki yazısında şöyle demiş: “Ben söz sarf ediyorum. Siz kurşun sıkıyorsunuz. Hakaret ediyorsunuz. Tehdit ediyorsunuz. Ne yaparsanız yapın, John Milton'ın söylediği gibi, hakikat eninde sonunda galip gelir; ve, herkesin bildiği gibi, fikirlerden daha güçlü silah yoktur.” Kendisine katılıyorum…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:32 PM | Yorumlar (78)

September 11, 2006

Hangi Komplo Gerçek?

[11 Eylül 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Türkiye enteresan ülke. Güncel siyasi tartışmalara bakınca, aynı konuda birbiriyle taban tabana zıt komplo teorilerinin havada uçuştuğunu, bu teori sahiplerinin de 'Bu işte bir gariplik yok mu' diye düşünmeye hiç zahmet etmediklerini görüyorsunuz.

ABD ve özellikle de Bush yönetimi hakkında komplo teorileri, tam da böyle. Türkiye'deki bir grup 'kanaat önderi', Washington'daki güç odaklarının Türkiye'de bir İslam devleti kurmaya karar verdiği, AKP iktidarının ise bu karanlık planı hayata geçirmek için göreve gelmiş bir 'taşeron' olduğu kanısında. İlhan Selçuk, Cumhuriyet'teki köşesinde sık sık, 'laik ve bağımsız bir Türk ulusuna diş geçiremeyeceğini anlayan emperyalizmin şeriatçılığı tercih ettiği'ni savunuyor. Ruhat Mengi, Vatan'daki 'Sıra geldi Atatürk'ün inancına!' başlıklı yazısında, aynı görüşü paylaşıyor ve Atatürk'ün 'deist' (Allah'a inanıp dine inanmayan) bir insan olduğuna dair tarihçi Rıfat Bali'nin ortaya çıkardığı ve Radikal'de de yayımlanan 'Amerikan kaynaklı' ifşaatları endişeyle karşılayarak, ABD'nin 'Türkiye'nin modern, laik, demokratik, Atatürk'ün izinden yürüyerek akılcı çizgisini koruyan, onun ilkeleri etrafında bütünleşen bir topluma sahip olmasını' istemediğini ileri sürüyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:32 PM | Yorumlar (107)

April 27, 2006

İki İyi Yazı

Günün gazetelerinde iki iyi yazı dikkatimi çekti. Biri devleti, öteki toplumu eleştiriyor. Birincinin yazarı olan Mümtaz'er Türköne, "İdeolojik Aygıtlar" başlığı altında, şöyle demiş:

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:23 PM | Yorumlar (4)

April 15, 2006

Bira Baskını ve Küpe Dayağına Kınama

[17 Nisan 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde bira içip halay çeken bir grup öğrenci, sopalı ve bıçaklı bir saldırının hedefi olmuş. Gazi Üniversitesi'nde ise bir erkek öğrenci saçı uzun olduğu ve küpe taktığı için dövülmüş.

Türkiye'de bu gibi "hizaya getirme" saldırıları sık sık yaşanır. Ortaokulda saçınızın azıcık uzun olması durumunda kulağınıza yapışan çatık kaşlı müdür ve muavinlerden, üniversite kampüslerinde atılan meydan dayaklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, "zibidi" addedilen gençlere hadleri bildirilir. Başörtüsü yasağı gibi despot laiklik uygulamalarına ne denli karşıysam, bu gibi "sağcı despotizm" örneklerine de o kadar karşıyım.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:34 PM | Yorumlar (24)

April 13, 2006

Evet, Tehlikenin Farkındayız

[15 Nisan 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı]

27 Mayıs dikta rejiminin suçsuz yere idam ettiği merhum Başbakan Adnan MenderesMadem Cumhuriyet gazetesi yemyeşil harflerle özene-bezene yazıp ilk sayfasına yerleştirmiş "tehlikenin farkında mısınız" sorusunu, bir demokrat olarak cevap verelim: Evet tehlikenin farkındayız. Onyıllardır hep demokrasi karşıtlığı, özgürlük düşmanlığı ve darbe çığırtkanlığı yapmış bir gazetenin yine kendisine uygun puslu hava bulduğunu açıkça görüyoruz.

Bu puslu havayı ve yaratıcısı olan kadroyu yakından tanıyoruz. Türk toplumunu kendi zihnindeki ideolojik kalıplara göre "adam edeceğini" iddia eden ve aslında bu otoriter "misyon" bahanesiyle kendi iktidarının ve menfaatlerinin bekçiliğini yapan bu "oligarşi"yi iyi biliyoruz.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:35 PM | Yorumlar (134)

April 06, 2006

Fuhuş Yapan Ünlüler ve Namusun Cinsiyeti

Geçtiğimiz günlerde bazı futbolcularla para karşılığında ilişkiye girdikleri ileri sürülen bir grup genç kadın göz altına alındı. İsimleri gazete ve televizyonlarda manşetlere taşındı, "fuhuş yapan ünlüler" olarak daha bir ün kazandılar.

Görüşlerine değer verdiğim bir yazar olan Nurhayat Kızılkan bu konuda bir e-mail mesajı geçmiş ve "neden 'fuhuş yapan manken operasyonu'na adı karışan mankenleri boy boy her yerde görüyoruz da futbolcu (erkekler)in ifadeleri gizli alınıyor, adları basından gizleniyor" diye sormuş.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:27 AM | Yorumlar (40)

March 18, 2006

Özdemir İnce, Çapsızlık ve Cehalet

Özdemir İnceHürriyet gazetesi yazarlarından Özdemir İnce, bir gün önceki yazısında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'i "çapsız ve cahil" olarak tanımlamakta ısrar ettiğini ima etmişti. Sebep de, Sayın Bakan'ın yaratılışa verdiği destekti...

Tabii bir insan bir başkasına "cahil ve çapsız" diyorsa, kendi durumunun sorgulanmasına da hazırlıklı olmalı.

Sayın İnce'nin hararetle savunduğu evrim teorisini aslında pek bilmediğine daha önceki bir yorumumda işaret etmiştim. Bugünkü yazısında yer alan "DNA sayesinde Evrim Kuramı’nın 'yasa' özelliği kazandığının kanıtlanması" iddiası da, aynı gerçeği teyid ediyor. Hiç bir ciddi Darwinist, böyle bir iddia ileri sürmez. Evrimin "gerçek" (fact) olduğunu ileri sürerler, ama farklı bir bilimsel konsepti ifade eden "yasa" ifadesini kullanmazlar. "Evrim kuramının kanıtlanması"nın da DNA'yla bir ilgisi yoktur.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:26 PM | Yorumlar (9)

March 17, 2006

Enteresan Bir Anekdot

Radikal gazetesi genel yayın yönetmeni ve köşe yazarı İsmet Berkan, bugünkü yazısında şöyle diyor:

Önceki akşam Ankara'da Turkish Daily News gazetesinin 45. kuruluş yıldönümü için düzenlenen koktelyde Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, benimle ve Hürriyet köşe yazarı, şair Özdemir İnce ile dalga geçerken, yakında bir yazı yazacağını ve bizim yaratılışçılıkla ilgili görüşlerimizi eleştireceğini, kendisinin 'akıllı tasarım' taraftarı olduğunu söylüyordu. Ben başta Özkök'ün şaka yaptığını anlamadım, ciddi konuşuyor zannettim ve Özdemir İnce'ye dönüp, "Bakın" dedim, "Ertuğrul Özkök bile böyle düşünüyorsa vaz halimize." Benim bu sözlerime karşılık Özkök, "Eee" dedi, "Pozitivizm de bir yere kadar."

Sayın Özkök'ün Akıllı Tasarım'a desteği ne derecede "şaka" boyutundaydı bilemiyorum, ama bundan beş yıl önce de bu teori hakkında "Her yol Allah'a mı çıkıyor? başlıklı bir yazı yazmıştı. Gayet iyi, takdire değer bir yazıdır o...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:35 PM | Yorumlar (2)

February 15, 2006

Faşist Kurtların Vadisi

[15 Şubat 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Kurtlar Vadisi IrakAmerikan The New York Sun gazetesinde yer alan Jim Geraghty imzalı bir makalede şöyle deniyor:

"İlginçtir ki dünyanın pek çok yerinde Amerika, yaptıklarından dolayı, örneğin Taliban'ı yıktığı, Irak'ı işgal ettiği veya İsrail'i desteklediği için nefret topluyor. Ama bir kısım Türkler'in Amerika'dan nefret etmelerinin nedeni, kurgusal filmlerde ve kitaplarda yaptıkları."

Geraghty, "Metal Fırtına" romanını ve "Kurtlar Vadisi Irak" filmini kast ediyor.

Haksız sayılmaz. Söz konusu romanı okumamıştım. "Kurtlar Vadisi" dizisini ise hiç izlemedim. Ama sinemadaki "Irak" versiyonuna gittim. Ve ülkem adına üzüldüm. Çünkü bu film ve toplumdaki etkisi, Türkler'in, gerçek dünyada yaşadıkları sorunları sanal dünyada kendilerini tatmin ederek çözmeye çalışan bir toplum olma yolunda ilerlediğini gösteriyor. Hayra alamet değil bu.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:48 AM | Yorumlar (36)

January 23, 2006

Anlama ve Eleştirme Usulü Üzerine

Son yazılarım üzerine bazı okurların getirdiği eleştiriler, Türkiye'de yaygın olan bir problemin yeni dışavurumları niteliğinde. Bu problem, her türlü meselenin siyah-beyaz katılığında algılanması ve bir bütünün bir parçasına getirilen eleştiri karşısında, o bütünün tümünü savunma tepkisi verilmesi.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:13 PM | Yorumlar (27)

December 02, 2005

Kadına Ayrımcılık, İslam'dan mı, Gelenekten mi?

AKP'li bir bakanın eşinin ayrı bir masada yemek yemesi üzerine, medyadaki "sekülerist düşünce polisi" yeniden ayağa kalktı ve "dincilerin bağnazlığı" üzerine koro halinde söylenmeye başladı. Bu söylenmenin ne denli yüzeysel ve bilgisizce olduğu, Taha Akyol'un köşesinde iyi izah edilmiş. Murat Belge ise Radikal'deki yazısında aynı konuda şu yorumu yapmış:

AKP için 'İslamcı' deniyor, 'muhafazakâr' deniyor. Bu sıfatlarla anılmayan toplumsal kesimler kadın-erkek ilişkilerinde nasıl davranıyor, bu toplumda?... Kurulduğundan beri içine bir kere kadın ayak basmamış bütün o kahveleri düşünün. Oyun oynayan, fosur fosur duman saçan o adamlar 'şeriatçı' mı hepsi birden? İçeri giren kadına kötü kötü bakmayı AKP mi öğretti onlara?... Devrimci köylünün köyünde, evinde kaldım. Aile reisi Mao'cu olmuştu. Aile içinde herkes de onu izlemişti, doğal olarak. Ama o kalabalık ailede ev halkı akşam yemeğine bir arada oturmuyordu. Yemek, ayrı odalarda yeniyor, bizim oturduğumuz odaya kadınlar yalnız dolu tabak getirip boş tabak götürmek için geliyorlardı...

Kısacası toplumumuzda kadını "ikinci sınıf vatandaş" olarak görme yönünde bir eğilim gerçekten de var. Ama bu İslam'ın veya ona inanan "dincilerin" ürettiği bir sorun değil. Dine de bulaşmış, ama aslında dinin değil geleneklerin ürettiği bir sorun. Çözümü için bir taraftan din ile geleneği ayrıştırmak, bir taraftan da gelenek üstünden dine saldıran bağnaz seküleristlerin propagandasını etkisizleştirmek gerek...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:51 PM | Yorumlar (4)

November 26, 2005

Modernleşmek, Sekülerleşmek midir? [Ve İrtica Sorunu]

Merve Kavakçı'yı protesto eden TBMM militanlarıDaha önce "bilim ateizmi varsaymak zorundadır" görüşü üzerinde kendisiyle tartıştığımız Sayın Türker Alkan, Radikal gazetesindeki Tesettür Güzelliği başlıklı yazısında şöyle bir yorum yapmış:

"Tesettürü şıklıkla bağdaştıran kadınlardan birisi Merve Kavakçı hanımdır. Geçenlerde ikinci eşinden boşandı. Kendisi gazetelerde köşe yazarlığı yapıyor, Amerika'da oturuyor, yanında bir erkek olmadan seyahat ediyor, istediği gibi evleniyor, boşanıyor... Başı açık kadınların yapacağı her şeyi fazlasıyla yapıyor. Bu arada da başını örtüyor. Siz 'laikçilere' bakmayın. Merve hanım da 'sekülerleşmiş' ama kendisi henüz farkında değil işte."

Merve hanımın özel yaşamıyla hiç ilgili değilim, ama onun kendi başına düşünen ve ayakta duran bir birey oluşunun Sayın Alkan tarafından "sekülerleşme", yani dinden uzaklaşma olarak yorumlanması, enteresan.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 08:55 PM | Yorumlar (1)

November 20, 2005

İsviçre Seferi ve Gündelik Faşizm

[20 Kasım 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

İngilizce "Cehenneme hoşgeldiniz"... Böyle yazıyordu, İstanbul'a gelen İsviçre Milli Takımı'nı "karşılayan" Türk taraftarların elllerindeki pankartların birinde. Bu pankartı açanlar ve onlar gibi düşünenler, bu "hoşgeldirme"nin lafta kalmaması için de ellerinden geleni yaptılar. Normalde 10 dakikayı aşmayan, hatta yabancı sporcular için daha da hızlandırılan gümrük ve pasaport sürecini iki saate çıkardılar. Hava alanından çıkan İsviçreli futbolcular hakaret ve yumurta yağmuruyla karşılandı. Maçın sonrasında tekme-tokat yeyip küfür işittiler. Sonunda FİFA Başkanı Türkiye'nin önümüzdeki yıllardaki kupalardan men edilebileceğini söyledi.

Peki tüm bunlar neden? Ne diye ülkemize gelen bir futbol takımına "cehennem" tablosu çizmeye kalktık?

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:15 AM | Yorumlar (0)

November 18, 2005

Son Halife, Modernite ve Ruhat Mengi

Son Halife Abdülmecid Efendi kızı ve oğlu ile birlikte, 1931Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi, geçen günlerde yayınlanan "Halife ve Tesettür" başlıklı yazısında, Başbakan Erdoğan'ın "başörtüsü konusunda ulemanın da görüşü" alınmalı sözüne yüklenirken şöyle diyordu:

"Türban konusunda mahkemeye söz düşmez, söz hakkı din ulemasınındır" diyenler acaba Osmanlı'da "din konularında en çok söz sahibi olan, Müslümanların yaşayan en büyük dini otoritesi" Halife'nin ne düşündüğünü biliyorlar mı? IV. Mehmet'in (Vahideddin) amcasının oğlu, son Halife Abdülmecid sanata önem veren, tablolar, portre çalışmaları yapan, yabancı dil bilen modern bir insandı. Kızları da bugünkülere benzer tesettür kıyafeti giymedikleri gibi, başları kapalı değildi.

Kısacası Sayın Mengi Osmanlı'da kültürel yönden sofistike bir İslami gelenek olduğunu vurgulamış. Kaldı ki bu gelenek, son halife Abdülmecid Efendi'yle sınırlı değildi. Onun selefi olan ve tarihe "pan-İslamizm"in mimarı olarak geçen Sultan II. Abdülhamid de son derece dindar bir Müslüman olmakla birlikte, piyano çalıp opera dinlemekten hoşlanan bir sanatseverdi. İmparatorluğu da pek çok yönden modernize etmişti.

Kemalist kimliği belirgin olan Sayın Mengi ise bu geleneğin kaybolduğunu vurguluyor. İyi ama bunu söylerken kendi tarafına yönelik bir "çuvaldızı" da ortaya çıkardığının farkında mı? Sormazlar mı insana, "Osmanlı'daki o yüksek İslami kültüre ne oldu" diye? Sahi, ne oldu?..

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:06 AM | Yorumlar (0)

October 27, 2005

Türkiye'nin Ahlak Krizi

Türkiye iki haftadır Malatya'daki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun yurdunda yaşanan rezaleti tartışıyor. Küçücük çocukları kafalarını tokuşturarak, terliklerle vurarak döven, aşırı sıcak suyla yıkayıp yakan zalim "bakıcılar"dan daha da kötü olan ise, televizyonlarda gördüklerimizin buzdağının sadece su üstündeki kısmı olması.

Malatya Çocuk Yurdunda Banyo İşkencesiBu gibi "esirgeme" kurumlarında yaşanan alçaklıkların, sadece şidettle sınırlı kalmadığı, cinsel taciz ve tecavüzlere kadar uzandığı da, mesele biraz deşildikçe ortaya çıkıyor. Taha Akyol, Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü'nün, kendini savunurken, "Livatalar yaşanmış bir yurdu devraldım" dediğine işaret etmiş. Bu, erkek çocuklara tecavüz demek... Devletin "esirgeme" kurumlarında...

Eğer daha önce hiç böyle şeyler duymamış, görmemiş olsaydık, şaşırabilirdik. Ama, hayır. Bu gibi olaylar, biz Türkler için ucu-bucağı olmayan bir toplumsal skandallar zincirine yeni bir halka olarak ekleniyor. Bürokraside, siyasette, iş dünyasında, emniyette, toplumun hemen her köşesinde bir takım dolapların sürekli dönmekte olduğunu, savunmasız insanların ezildiğini ve "zalim"lerin at oynattığını zaten herkes adı gibi bildiği için, artık bu tip şeyler "sıradan vaka" olarak karşılanıyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:40 AM | Yorumlar (5)

August 02, 2005

Mine Kırıkkanat'ın Ezberleri

[2 Ağustos 2005 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]

Radikal yazarı Mine Kırıkkanat, geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Halkımız Eğleniyor”, “Halkımız Temizleniyor” ve “Halkımız Öğren(em)iyor” başlıklı üç yazısıyla, “sokaktaki vatandaş”a adeta savaş açtı. Onların günlük yaşamdaki bazı hoş olmayan hallerini ağır hakaretlerle süsleyerek tasvir eden Kırıkkanat’ın yazısı, pek çok şey demeyi gerektiriyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:24 AM | Yorumlar (35)

July 12, 2005

Nasıl Mutlu Olunmaz?

Beyaz Türklerin ve genel olarak modern insanın yaşadığı kriz, insanoğlunun amaç ve özlemlerini, maddesel dünyayla sınırlamalarından kaynaklanır. Oysa Hz. İsa'nın İncil'de söylediği gibi, "insan yalnızca ekmekle yaşamaz". Dahası, tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanlar; almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı tercih edenlerdir. Bir bildikleri vardır belki de...

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:39 PM | Yorumlar (49)

June 28, 2005

Darwin’e İman da Sorgulanmalı

[28 Haziran 2005 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı.]

İman kavramından, Teistik dinlere iman kadar, ateizme ve materyalizme imanı da anlamak lazım. Darwinizm’i ısrarla savunanların bazıları, söz konusu “izm”lere imanları nedeniyle öyle yapıyor gibi duruyorlar; çünkü kanıtları tartışmak yerine itirazları diskalifiye etmeye çalışıyorlar.
Dizayn teorisini savunan bilim adamlarının çağrısı ise çok daha objektif: “Gelin kanıtları izleyelim; bizi hangi sonuca götürüyorlarsa götürsünler...”

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:54 PM | Yorumlar (10)

April 05, 2005

Papa'yı Materyalistçe Yanlış Anlamak

[5 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Türkiye'nin koyu seküleristleri dünyadaki "de-sekülerizasyon"u kavrayamadılar. Onun için hala Yılmaz Güney filmlerinin puslu atmosferinde "Türk Aydınlanması"nı bekliyorlar. "Ulusalcılık" yoluyla da zaten kendilerini dünyaya kapatmış durumdalar. Türkiye'de veya dünyanın bir başka yerinde din güçlendiğinde, bunun altında illa "Amerikan emperyalizmi" yahut "yeşil sermaye" arıyorlar.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:23 PM | Yorumlar (2)

November 26, 2004

"Avrupalıların Gerçek Yüzü" ve Bizim Halimiz

[26 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Memlekette "bana barbar dersin öyle mi, şimdi alırım seni ayağımın altına" gibisinden, yani kendisine yöneltilen suçlamayı tepkisiyle doğrulayan bir garip hal var. Bu halden milletçe kurtulmamız gerekiyor. Bilmeliyiz ki, olgunluk ve saygınlık, hataları kabul etmekle başlar.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:13 PM | Yorumlar (0)

November 24, 2004

Futbol Faşizmine Sıfır Tahammül

[24 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş veya Siirt Köy Hizmetleri Spor.. Bunlar, "uğrunda ölünecek" kutsal varlıklar değil. Nedir ki, sonuçta en fazla 100 sene önce kurulmuş, bir takım adamların bir hayli kar etmesine vesile olan, en iyi tanımla birer "jimnastik kulübü" her biri... Bir insanın bu takımların herhangi birini tutmasının da, çocuk yaştaki çevresi veya tesadüfler dışında, bir nedeni yok aslında.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:16 PM | Yorumlar (1)

November 04, 2004

Bilimi Ateizmden Kurtarmanın Zamanı Geldi

[4 Kasım 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]

Tabii ki isteyen ateist olabilir. Bunu savunabilir, yaymaya çalışabilir de. Sorun, bilimin ateist bir temele oturtulması gerektiğinin savunulmasıdır. Sayın Türker Alkan’ı sanırım en çok bu yönden eleştirmem gerekiyor. Çünkü 11 Temmuz 2003 tarihli sütununda “Bilim, bir düşünce etkinliği olarak zaten ‘ateizmi’ var saymak zorundadır.” diye yazmıştı.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:36 PM | Yorumlar (7)

October 15, 2004

Fransa'dan İbret Almak

[15 Ekim 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

AB süreci ile birlikte, Türkiye'nin 150 yıllık "çağdaşlaşma" maratonunun en önemli etaplarından birindeyiz. Ama bu gidişe taş koyanlar var, bildiğimiz gibi. Fransa bunların başında geliyor. Eski Cumhurbaşkanları Valery Giscard d'Estaing, zaten uzun zamandır "Türkiye AB'ye alınırsa, Avrupa'nın sonu gelir" diyerek alarm zilleri çalıyordu. Son günlerde Başbakan Jean Pierre Raffarin biraz daha üstü kapalı olsa aynı "endişe"yi seslendirdi. Cumhurbaşkanı Chirac'ın partisinin önde gelen isimleri olan Sarkozy ve Touboun gibi milletvekilleri de "Türkiye Avrupa'ya yaramaz" görüşünde.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:51 PM | Yorumlar (0)

September 23, 2004

Murat Belge'nin Yanılgısı

[23 Eylül 2004 tarihli Referans'ta yayınlandı]

Murat Belge, Türkiye'nin en nitelikli entellektüellerinden biridir. Radikal'deki her yazısını okurum. Büyük çoğunluğunu beğenirim. Ancak geçen günlerde Neşe Düzel'in kendisiyle yaptığı söyleşide söylediklerinin bir kısmını beğenemedim. Pek çok doğrunun yanında, önemli bir yanılgı da vardı çünkü Belge'nin söyledikleri arasında.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:29 PM | Yorumlar (0)

September 17, 2004

Zina, İnsanlar ve Hayvanlar

[17 Ekim 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Zina yasası tartışması, son haftaların en sıcak gündem maddesiydi. AKP hükümeti, karşılaştığı yoğun muhalefet üzerine, daha önce de bu gibi çetrefilli konularda yapmak zorunda kaldığı gibi, geri adım attı. Daha önceki çetrefilli konularda olduğu gibi, belki bu tartışmayı hiç başlatmamalıydı.

Ben, kendi adıma, ahlaki bir mesele olan zinanın ceza hukukuna dahil edilmesini yanlış buluyorum. Çünkü ahlak kanunla empoze edilemez. Eğer empoze ediliyorsa, zaten o ahlak olmaz. İnsanlara "ahlaksız bir şey yaparsanız hapse girersiniz" derseniz, onları ahlaklı değil, en fazla ikiyüzlü yapmış olursunuz.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:38 PM | Yorumlar (6)

September 03, 2004

Gezegenimiz Ne Kadar Anlamlı?

[3 Eylül 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Geçen günkü Radikal gazetesinde "Uzayda İki Komşu Daha" başlıklı bir haber vardı. Söz konusu "komşular", varlıkları yeni keşfedilen iki gezegendi. Radikal, Güneş sisteminin dışında, Dünya'nın 10-20 kat büyüklüğündeki bu iki gökcisminin "yaşama müsait olduğunun sanıldığını" da ekliyordu. Yani, bu gezegenlerin üzerinde küçük yeşil adamlar bulmayı bekleyebilirdik.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:46 PM | Yorumlar (1)

April 03, 2004

"Muhafazakarlaşan Türkiye" Hakkında Yersiz Endişeler

[[3 Nisan 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]

"Türkiye inanılmaz bir hızla muhafazakârlaşıyor!” Milliyet’in genç kalemi Ece Temelkuran, seçim günü yayınlanan yazısında böyle diyordu. Ancak bunu sadece bir “tespit” olarak değil, bir “alarm sinyali” olarak duyuruyordu. Toplumdaki belirli bir kesimin düşünce ve duygularını ifade eden bu “alarm sinyalini” ciddiye alıp incelemek gerekiyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:51 PM | Yorumlar (6)