February 15, 2007
Vatanperestliğin Zararları
[15 Şubat 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Muhafazakar düşüncenin fikir babası ve Jakobenizm’in en güçlü muhalifi sayılan İngiliz düşünür Edmund Burke’ün vatanseverlik hakkında iyi bir sözü vardır. “Ülkemizi sevmemiz için” der Burke, “onun sevilebilir olması gerek.”
Milliyetçilik meselesini yeniden tartıştığımız günümüz Türkiyesi’nde bu özlü ifadeyi hatırlamakta yarar var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 10:07 AM | Yorumlar (37)
February 08, 2007
Hangi Milliyetçilik?
Bugünlerde Türkiye’de “milliyetçilik” tartışılıyor. Oysa bence bu kavram iki farklı anlama geldiği için problemli: Bir, Türkiye’yi ve Türkiye vatandaşlarının tümünü sevmek anlamında milliyetçilik var ki, bence bunda hiç bir sorun yok. Ama bir de etnik bir grup olarak “Türkler”in tarafını tutmak ve Türkiye içindeki diğer etnik kökenlerden gelen vatandaşlara (örneğin Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Araplara vs.) karşı inkarcı, küçümseyici ve düşmanca davranmak anlamına gelen milliyetçilik var. Bu ikincisi—ki buna “ırkçılık” veya daha da doğru bir ifadeyle “etnik milliyetçilik” demek gerek—Türkiye için büyük bir tehlike. (Tabii bir de Kürt etnik milliyetçiliği var ki, o da ayrı bir facia.)
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:34 AM | Yorumlar (58)
January 29, 2007
Kilise'ye Saldırıya Lanet
Türkiye'deki faşist hareketin hedefleri arasında gayrı müslim azınlıklar ve onların ibadet mekanları başta gelir. Dün yine böylesi bir hedefe saldırı düzenlenmiş. Milliyet'in "Samsun'da Kilise Derneğine Taşlı Saldırı" başlıklı haberine göre, kentteki Agope Kilisesi Derneği'nin camları kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce taşlarla kırılmış.
Söz konusu kişilerin kimlikleri belirsiz olabilir, ama ideolojilerinin gayet belirli olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu ideoloji, bir önceki yazıda “Türk faşizmi” diye nitelendirdiğim şey. Bu öfke dolu ideolojiyi ve tüm saldırılarını nefretle kınıyorum.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:43 PM | Yorumlar (24)
December 14, 2006
Sitenin Öteki Yüzünden İnciler
Malum, bu siteye gelen yorumlar yayınlanmadan önce kontrolden geçiyor. Bu, belirli bir düzeyi korumak ve özellikle de hakaretlerin önüne geçmek için belirlediğim bir ilke. Bu yüzden de siteye — ve dolayısıyla bana — arada bir gelen çirkin sataşmaları sizler görmüyorsunuz. Ben de pek önemsemeyip siliyorum.
Ama çirkinlikleri arada bir göstermekte fayda var. Çünkü bazıları çirkinliğinin yanında aynı zamanda hem traji-komik hem de ibretlik. “Laikçilerin Faşizanlaşması Sürpriz Değil" başlıklı yazımın sayfasına dün gelen şu yorum, mesela, tam da öyle:
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:56 AM | Yorumlar (38)
December 04, 2006
Bir Kaç Not
Geçenlerde bir okur, Kürt sorunu ile ilgili bir yazıma “Kürtlerin hakkını savunduğunuza göre siz de Kürt olmalısınız” gibi bir yorum eklemişti. Kürt değilim, uzaktan-yakından bir alakam da yok, ama bu yorumu önemli buldum. Çünkü, kanımca, Türkiye’de çok yerleşik ama bir o kadar da yanlış olan bir zihniyete işaret ediyor: Ancak kendi “kabilemizden” olan insanların hakkını savunma alışkanlığına. “Kürtlerin hakkını savunduğunuza göre siz de Kürt olmalısınız” diyen kişinin “ben Kürt olmadığıma göre onların hakkı beni ilgilendirmez” diye düşünmesi kaçınılmaz.
Bu “kabileci” bakış, sadece Kürt sorununda değil, ne yazık ki “bizden” saymadığımız hemen herkes için, onların hakkını göz ardı etme sonucunu doğuruyor. Dahası bu haklara belirli ahlaki ilkeler gereği sahip çıkanlar da “gizlice onlardan biri olmak” veya “onlardan para almak”la suçlanabiliyor. Hem kabileci düşünen hem de bunun dışına çıkanlara dair komplo teorileri üreten bir zihin yapısı var kısacası. Türk toplumu bunu aşamaz ise, gerçek bir özgürlük ve demokrasiye kavuşamayacağı gibi, sahip olduğu inançların özündeki ahlaki ilkelere de aykırı hareket etmiş olur.
Türkiye’de dini özgürlükleri sadece Sünni Müslümanlar için değil, Aleviler, Şiiler, Hıristiyanlar ve diğer azınlıklar için de istemek, yine aynı ahlaki ilkelerin bir gereği. Bu meseleye bu yüzden önem veriyorum. Voice of America radyosunun geçtiğimiz günlerde bu konuda benimle yaptığı (İngilizce) söyleşiyi, ilgilenenlere tavsiye ederim.
Söz İngilizce çalışmalardan açılmışken, son günlerde İngilizce siteme eklenen bir dizi Papa gezisi analizini ve özellikle de de Papa’ya yönelik “açık mektubu” da tavsiye edeyim. Bir de iki koyu İslam düşmanının da katıldığı “Papa ve İslam” başlıklı sempozyumu... Yorum ve eleştiriler için, şimdiden teşekkürler.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:45 PM | Yorumlar (18)
November 27, 2006
Papa, İyilikle Karşılanmalı
[27 Kasım 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Katolik dünyasının lideri Papa XVI. Benedict yarın Türkiye’ye geliyor. Yanında da dev bir gazeteci ordusunu ve dünya kamuoyunun dikkatini sürüklüyor ülkemize. Boşuna değil: İslam hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle dünya Müslümanlarının tepkisini çeken Papa, ilk kez bir Müslüman ülkeye ayak basmış olacak. Herkes, “Müslümanlar, kendilerini kızdırmış olan Papa’ya nasıl davranacak” diye bekliyor.
Bazı Müslümanlar, özellikle de kendilerini “Bozkurtlar” olarak tanımlayan “milliyetçi Müslüman”lar, Papa’yı pek sıcak karşılamaya niyetli olmadıklarını geçtiğimiz günlerde gösterdiler. Ayasofya’yı basıp, “Papa, sabrımızı taşırma!” diye slogan attılar. Saadet Partisi de “cahil ve sinsi Papa gelmesin” kampanyası başlattı.
Oysa Papa’ya — ve bir başka Hıristiyan lidere — karşı takınılması gereken “doğru İslami tavır” bu mu? Aslında sadece Papa’nın İslam hakındaki sözlerine değil, genel olarak Batı’dan İslam’a gelen eleştiri, suçlama ve hatta hakaretlere karşı nasıl tepki vermek gerek, bunu bir düşünmek lazım.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:20 AM | Yorumlar (21)
September 18, 2006
Kör İdeolojinin Muhakeme Üzerindeki Tahribatı
Siteye yorum ekleyen "muhalif" görüşte çok okur var, çoğunlukla argümanlarına herhangi bir yorum getirme ihtiyacı hissetmiyorum, zaten bu cevapları çok yetkin biçimde veren okurlarımız da var.
Ancak bazen öyle "inci"ler oluyor ki, değinmeden geçmek mümkün değil. Tüm ilahi dinlerin düşmanı olan, kendisini "pagan" olarak tanıtan "Hülagü" rumuzlu okur, "Hangi Komplo Gerçek?" başlıklı yazımın sayfasına eklediği yorumda şöyle demiş:
Dinlerde barış, sevgi, hoşgörü diye bir şey olmadığı gibi dünyada kendi isteğiyle din seçen hiçbir millet'te yoktur. Hepsi kılıç zoruyla mecburen olmuştur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:59 PM | Yorumlar (51)
July 11, 2006
Kur'an Hakkında Cehalet Sorunu
Bir okur (Sezgin Kıroğlu), "Yeniden Filistin ve Irak" başlıklı sayfaya eklediği bir yorumda şöyle demiş:
Diğer dinlerden olan insanlarla konuşulması bile ayetlerle yasaklanmıştır... Ancak zincirlerini kıran ve özgürlüğü dinlerine tercih eden bazı modern müslümanlar, bu ayetleri dikkate almamakta ve birçok yabancı dost edinmektedirler.
Kıroğlu'nun yorumlarının çoğunda büyük yanılgılar var, siyasi olanları şimdilik geçiyorum, ama buradaki derin bilgisizlik ve "bilgi sahibi olmaksızın argüman sahibi oluş" problemine işaret etmek gerek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:47 AM | Yorumlar (205)
May 06, 2006
Kültür Emperyalizmi Yok, Kültür Boşluğu Var
[6 Mayıs 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Geçen haftaki "Düz Dünyadan Dönüş Yok" başlıklı yazımda New York Times yazarı Thomas Friedman'ın "Dünya Düz" adlı kitabından söz etmiştim. Friedman, internetin ülkeler ve toplumlar arası sınırları kaldırdığına vurgu yapıyordu. Bu hafta ise bu "düz dünya"nın Türkiye için ne anlam ifade ettiğine bakalım.
Lafa "kültür emperyalizmi" ile girmek istiyorum. Bu kavram Türkiye'de çok kullanılır; özellikle de zamane gençlerinin Batı müziği ve Hollywood filmlerine rağbet edip bolca fast-food tüketmesine hayıflanan orta ve ileri yaş kuşağından insanlar, bunlar yüzünden kültürümüzü yitirdiğimizden yakınır. Onlara göre, Batı, kendi kültürünü bize empoze ederek bizi "zehirlemekte"dir. Çözüm de bu "kültür emperyalizmi"ne karşı set çekmek, toplumumuzun yüzünü dışa değil içe çevirmektedir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:12 AM | Yorumlar (9)
April 27, 2006
İki İyi Yazı
Günün gazetelerinde iki iyi yazı dikkatimi çekti. Biri devleti, öteki toplumu eleştiriyor. Birincinin yazarı olan Mümtaz'er Türköne, "İdeolojik Aygıtlar" başlığı altında, şöyle demiş:
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:23 PM | Yorumlar (4)
April 15, 2006
Bira Baskını ve Küpe Dayağına Kınama
[17 Nisan 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde bira içip halay çeken bir grup öğrenci, sopalı ve bıçaklı bir saldırının hedefi olmuş. Gazi Üniversitesi'nde ise bir erkek öğrenci saçı uzun olduğu ve küpe taktığı için dövülmüş.
Türkiye'de bu gibi "hizaya getirme" saldırıları sık sık yaşanır. Ortaokulda saçınızın azıcık uzun olması durumunda kulağınıza yapışan çatık kaşlı müdür ve muavinlerden, üniversite kampüslerinde atılan meydan dayaklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, "zibidi" addedilen gençlere hadleri bildirilir. Başörtüsü yasağı gibi despot laiklik uygulamalarına ne denli karşıysam, bu gibi "sağcı despotizm" örneklerine de o kadar karşıyım.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:34 PM | Yorumlar (24)
April 06, 2006
Fuhuş Yapan Ünlüler ve Namusun Cinsiyeti
Geçtiğimiz günlerde bazı futbolcularla para karşılığında ilişkiye girdikleri ileri sürülen bir grup genç kadın göz altına alındı. İsimleri gazete ve televizyonlarda manşetlere taşındı, "fuhuş yapan ünlüler" olarak daha bir ün kazandılar.
Görüşlerine değer verdiğim bir yazar olan Nurhayat Kızılkan bu konuda bir e-mail mesajı geçmiş ve "neden 'fuhuş yapan manken operasyonu'na adı karışan mankenleri boy boy her yerde görüyoruz da futbolcu (erkekler)in ifadeleri gizli alınıyor, adları basından gizleniyor" diye sormuş.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:27 AM | Yorumlar (41)
March 06, 2006
Medya ve Popüler Kültür
Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Kulübü tarafından düzenlenen "Türkiye'de Medya" başlıklı konferansta, diğer bazı gazeteci-yazarlarla birlikte Mustafa Akyol da söz alacak. Akyol'un "Medya ve Popüler Kültür" konulu konuşmasını, yarın Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü'nde dinleyebilirsiniz.
Zaman: 7 Mart Salı, 12:00-13:00
Yer: Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü, İbrahim Üzümcü Konferans Salonu
Yazan: WebMaster Tarih: 01:14 PM | Yorumlar (4)
January 23, 2006
Anlama ve Eleştirme Usulü Üzerine
Son yazılarım üzerine bazı okurların getirdiği eleştiriler, Türkiye'de yaygın olan bir problemin yeni dışavurumları niteliğinde. Bu problem, her türlü meselenin siyah-beyaz katılığında algılanması ve bir bütünün bir parçasına getirilen eleştiri karşısında, o bütünün tümünü savunma tepkisi verilmesi.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:13 PM | Yorumlar (27)
November 20, 2005
İsviçre Seferi ve Gündelik Faşizm
[20 Kasım 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
"Cehenneme hoşgeldiniz"... Böyle yazıyordu, İstanbul'a gelen İsviçre Milli Takımı'nı "karşılayan" Türk taraftarların elllerindeki pankartların birinde. Bu pankartı açanlar ve onlar gibi düşünenler, bu "hoşgeldirme"nin lafta kalmaması için de ellerinden geleni yaptılar. Normalde 10 dakikayı aşmayan, hatta yabancı sporcular için daha da hızlandırılan gümrük ve pasaport sürecini iki saate çıkardılar. Hava alanından çıkan İsviçreli futbolcular hakaret ve yumurta yağmuruyla karşılandı. Maçın sonrasında tekme-tokat yeyip küfür işittiler. Sonunda FİFA Başkanı Türkiye'nin önümüzdeki yıllardaki kupalardan men edilebileceğini söyledi.
Peki tüm bunlar neden? Ne diye ülkemize gelen bir futbol takımına "cehennem" tablosu çizmeye kalktık?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:15 AM | Yorumlar (0)
October 27, 2005
Türkiye'nin Ahlak Krizi
Türkiye iki haftadır Malatya'daki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun yurdunda yaşanan rezaleti tartışıyor. Küçücük çocukları kafalarını tokuşturarak, terliklerle vurarak döven, aşırı sıcak suyla yıkayıp yakan zalim "bakıcılar"dan daha da kötü olan ise, televizyonlarda gördüklerimizin buzdağının sadece su üstündeki kısmı olması.
Bu gibi "esirgeme" kurumlarında yaşanan alçaklıkların, sadece şidettle sınırlı kalmadığı, cinsel taciz ve tecavüzlere kadar uzandığı da, mesele biraz deşildikçe ortaya çıkıyor. Taha Akyol, Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü'nün, kendini savunurken, "Livatalar yaşanmış bir yurdu devraldım" dediğine işaret etmiş. Bu, erkek çocuklara tecavüz demek... Devletin "esirgeme" kurumlarında...
Eğer daha önce hiç böyle şeyler duymamış, görmemiş olsaydık, şaşırabilirdik. Ama, hayır. Bu gibi olaylar, biz Türkler için ucu-bucağı olmayan bir toplumsal skandallar zincirine yeni bir halka olarak ekleniyor. Bürokraside, siyasette, iş dünyasında, emniyette, toplumun hemen her köşesinde bir takım dolapların sürekli dönmekte olduğunu, savunmasız insanların ezildiğini ve "zalim"lerin at oynattığını zaten herkes adı gibi bildiği için, artık bu tip şeyler "sıradan vaka" olarak karşılanıyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:40 AM | Yorumlar (6)
July 12, 2005
Nasıl Mutlu Olunmaz?
Beyaz Türklerin ve genel olarak modern insanın yaşadığı kriz, insanoğlunun amaç ve özlemlerini, maddesel dünyayla sınırlamalarından kaynaklanır. Oysa Hz. İsa'nın İncil'de söylediği gibi, "insan yalnızca ekmekle yaşamaz". Dahası, tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanlar; almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı tercih edenlerdir. Bir bildikleri vardır belki de...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:39 PM | Yorumlar (59)
June 28, 2005
Darwin’e İman da Sorgulanmalı
[28 Haziran 2005 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı.]
İman kavramından, Teistik dinlere iman kadar, ateizme ve materyalizme imanı da anlamak lazım. Darwinizm’i ısrarla savunanların bazıları, söz konusu “izm”lere imanları nedeniyle öyle yapıyor gibi duruyorlar; çünkü kanıtları tartışmak yerine itirazları diskalifiye etmeye çalışıyorlar.
Dizayn teorisini savunan bilim adamlarının çağrısı ise çok daha objektif: “Gelin kanıtları izleyelim; bizi hangi sonuca götürüyorlarsa götürsünler...”
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:54 PM | Yorumlar (10)
April 05, 2005
Papa'yı Materyalistçe Yanlış Anlamak
[5 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'nin koyu seküleristleri dünyadaki "de-sekülerizasyon"u kavrayamadılar. Onun için hala Yılmaz Güney filmlerinin puslu atmosferinde "Türk Aydınlanması"nı bekliyorlar. "Ulusalcılık" yoluyla da zaten kendilerini dünyaya kapatmış durumdalar. Türkiye'de veya dünyanın bir başka yerinde din güçlendiğinde, bunun altında illa "Amerikan emperyalizmi" yahut "yeşil sermaye" arıyorlar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:23 PM | Yorumlar (2)
November 26, 2004
"Avrupalıların Gerçek Yüzü" ve Bizim Halimiz
[26 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Memlekette "bana barbar dersin öyle mi, şimdi alırım seni ayağımın altına" gibisinden, yani kendisine yöneltilen suçlamayı tepkisiyle doğrulayan bir garip hal var. Bu halden milletçe kurtulmamız gerekiyor. Bilmeliyiz ki, olgunluk ve saygınlık, hataları kabul etmekle başlar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:13 PM | Yorumlar (0)
November 24, 2004
Futbol Faşizmine Sıfır Tahammül
[24 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş veya Siirt Köy Hizmetleri Spor.. Bunlar, "uğrunda ölünecek" kutsal varlıklar değil. Nedir ki, sonuçta en fazla 100 sene önce kurulmuş, bir takım adamların bir hayli kar etmesine vesile olan, en iyi tanımla birer "jimnastik kulübü" her biri... Bir insanın bu takımların herhangi birini tutmasının da, çocuk yaştaki çevresi veya tesadüfler dışında, bir nedeni yok aslında.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:16 PM | Yorumlar (2)
November 04, 2004
Bilimi Ateizmden Kurtarmanın Zamanı Geldi
[4 Kasım 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]
Tabii ki isteyen ateist olabilir. Bunu savunabilir, yaymaya çalışabilir de. Sorun, bilimin ateist bir temele oturtulması gerektiğinin savunulmasıdır. Sayın Türker Alkan’ı sanırım en çok bu yönden eleştirmem gerekiyor. Çünkü 11 Temmuz 2003 tarihli sütununda “Bilim, bir düşünce etkinliği olarak zaten ‘ateizmi’ var saymak zorundadır.” diye yazmıştı.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:36 PM | Yorumlar (8)
October 15, 2004
Fransa'dan İbret Almak
[15 Ekim 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
AB süreci ile birlikte, Türkiye'nin 150 yıllık "çağdaşlaşma" maratonunun en önemli etaplarından birindeyiz. Ama bu gidişe taş koyanlar var, bildiğimiz gibi. Fransa bunların başında geliyor. Eski Cumhurbaşkanları Valery Giscard d'Estaing, zaten uzun zamandır "Türkiye AB'ye alınırsa, Avrupa'nın sonu gelir" diyerek alarm zilleri çalıyordu. Son günlerde Başbakan Jean Pierre Raffarin biraz daha üstü kapalı olsa aynı "endişe"yi seslendirdi. Cumhurbaşkanı Chirac'ın partisinin önde gelen isimleri olan Sarkozy ve Touboun gibi milletvekilleri de "Türkiye Avrupa'ya yaramaz" görüşünde.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:51 PM | Yorumlar (0)
September 23, 2004
Murat Belge'nin Yanılgısı
[23 Eylül 2004 tarihli Referans'ta yayınlandı]
Murat Belge, Türkiye'nin en nitelikli entellektüellerinden biridir. Radikal'deki her yazısını okurum. Büyük çoğunluğunu beğenirim. Ancak geçen günlerde Neşe Düzel'in kendisiyle yaptığı söyleşide söylediklerinin bir kısmını beğenemedim. Pek çok doğrunun yanında, önemli bir yanılgı da vardı çünkü Belge'nin söyledikleri arasında.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:29 PM | Yorumlar (0)
September 17, 2004
Zina, İnsanlar ve Hayvanlar
[17 Ekim 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Zina yasası tartışması, son haftaların en sıcak gündem maddesiydi. AKP hükümeti, karşılaştığı yoğun muhalefet üzerine, daha önce de bu gibi çetrefilli konularda yapmak zorunda kaldığı gibi, geri adım attı. Daha önceki çetrefilli konularda olduğu gibi, belki bu tartışmayı hiç başlatmamalıydı.
Ben, kendi adıma, ahlaki bir mesele olan zinanın ceza hukukuna dahil edilmesini yanlış buluyorum. Çünkü ahlak kanunla empoze edilemez. Eğer empoze ediliyorsa, zaten o ahlak olmaz. İnsanlara "ahlaksız bir şey yaparsanız hapse girersiniz" derseniz, onları ahlaklı değil, en fazla ikiyüzlü yapmış olursunuz.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:38 PM | Yorumlar (6)
September 03, 2004
Gezegenimiz Ne Kadar Anlamlı?
[3 Eylül 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Geçen günkü Radikal gazetesinde "Uzayda İki Komşu Daha" başlıklı bir haber vardı. Söz konusu "komşular", varlıkları yeni keşfedilen iki gezegendi. Radikal, Güneş sisteminin dışında, Dünya'nın 10-20 kat büyüklüğündeki bu iki gökcisminin "yaşama müsait olduğunun sanıldığını" da ekliyordu. Yani, bu gezegenlerin üzerinde küçük yeşil adamlar bulmayı bekleyebilirdik.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:46 PM | Yorumlar (1)
April 03, 2004
"Muhafazakarlaşan Türkiye" Hakkında Yersiz Endişeler
[[3 Nisan 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]
"Türkiye inanılmaz bir hızla muhafazakârlaşıyor!” Milliyet’in genç kalemi Ece Temelkuran, seçim günü yayınlanan yazısında böyle diyordu. Ancak bunu sadece bir “tespit” olarak değil, bir “alarm sinyali” olarak duyuruyordu. Toplumdaki belirli bir kesimin düşünce ve duygularını ifade eden bu “alarm sinyalini” ciddiye alıp incelemek gerekiyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:51 PM | Yorumlar (12)



