May 19, 2007
Sorun, Milletin Ta Kendisi...
Ülkemizde “Cumhuriyet” kavramının anlam kaymasına uğradığını ve “demokrasi”ye karşı “elitler hakimiyeti”ni ifade eder hale geldiğini pek çok yazımda belirttim. Zaten söz konusu “Cumhuriyet”in ateşli savunucularına bakınca, “milli irade”den hiç hoşlanmadıkları, bunun önüne geçmek için her türlü yolu denedikleri açıkça görülüyor. Örneğin AK Parti’nin “Cumhurbaşkanı’nı millet seçsin” teklifi, malum, CHP ve taraflarınca kabul edilmiyor. Açıkça söylemeseler de “olur mu canım, millet gider yanlış adamı seçer” diye düşünüyorlar.
Murat Belge — ki bir “mürteci” olmadığından kimsenin kuşkulanamayacağı bir isimdir — bugünkü yazısında CHP’nin söz konusu zihniyetini şöyle yorumlamış:
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:46 AM | Yorumlar (38)
May 05, 2007
Laiklik İyidir—Sorun 'Laikçi'lerde
Bazı yazılarda kullandığım “laikçi” sözü üzerine bazı okurlardan soru ve itirazlar geliyor: Ne demekmiş “laikçilik”?
Benim kast ettiğim ve eleştirdiğim “laikçiliği” açıklayayım: Toplumun dinden uzaklaştırılmasını, toplumdaki dini cemaatlerin ve hareketlerin bastırılmasını, dini özgürlüklerin kısıtlanmasını savunmak. Türkiye’de bunu 80 küsur yıldır pek çok insan savunuyor ve zaten bu iş sistemli olarak yapılıyor. “Bu ülkede dincilere yer yok” gibi sloganlar havada uçuşuyor. Oysa özgür bir ülkede “dinci” ve hatta “gerici” olmak serbesttir; isteyen istediği boyutta ve şekilde dindarlık yaşayabilir. Aynı şekilde isteyen de istediği boyutta ve şekilde “seküler” yani din dışı bir hayat sürebilir. Buradaki tek sınır, başkalarının özgürlüğüne müdahale etmemektir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:07 PM | Yorumlar (85)
May 03, 2007
Hıristofobi Eken Vahşet Biçer
[Derin Düşünce sitesinde yayınlandı]
Son yıllarda sık sık Batı’daki “İslamofobi” tehlikesinden söz ediyor, İslam’a ve Müslümanlar’a yönelik korku ve nefret duygularından yakınıyoruz. Bunda da haklıyız elbette. Ama öte yandan iğneyi kendimize de batırmak ve son yıllarda Türkiye’ye giderek büyüyen “Hıristofobi”yle yüzleşmek gerekiyor.
Malatya’daki insanlık dışı cinayetlerin sorumlusu, hayali “karanlık mihraklar” değil, Türkiye’deki bazı çevrelerde cinnet boyutlarına varmaya başlamış olan Hıristofobi’dir. Eğer siz topluma, ülkenin yeni bir “Sevr”in eşiğinde olduğunu, vatanın satıldığını, dinin elden gittiğini, Hıristiyan misyonerlerin de bu “hayasız akın”ın beşinci kolu olduğunu telkin edip durursanız, durumdan vazife çıkaran lümpen faşistler de Hıristiyan avına girişirler. Tandoğan’daki kara cübbelileriniz “emperyalizmin yeni Haçlı Seferi”ne dair nutuklar atarsa, Malatya’daki “kara gömlekliler”iniz de haça inananları doğramaya koyulur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:21 PM | Yorumlar (10)
April 30, 2007
Her Laik Paranoyak Değildir
Bugün Batı dünyasında “şu aralar bizi hedef alan her terörist Müslüman olsa da, her Müslüman terörist değil” diye bir laf var. Bu lafın kendisini biraz sakıncalı bulsam da, Türkiye’ye yönelik bir adaptasyonu işe yarar diye düşünüyorum: Şu sıralarda ülkemizdeki her paranoyak laik olsa da, her laik paranoyak değil.
Bir başka deyişle Önce Tandoğan’a sonra da Çağlayan'a yüzbinleri taşıyan “laik Cumhuriyet elden gidiyor” nevrozu, seküler bir yaşam biçimine ve dünya görüşüne sahip olan pek çok kişi tarafından paylaşılmıyor. Bunlardan biri, Türkiye’nin en ünlü ve saygın akademisyenlerinden biri: Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı, Türkiye Bilimler Akademisi üyesi hukukçu ve siyaset bilimci Prof. Metin Heper. Prof. Heper Radikal’den Neşe Düzel’in kendisiyle yaptığı söyleşide çok önemli şeyler söylemiş. Tümü mutlaka okunmalı.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:19 PM | Yorumlar (48)
April 28, 2007
Genel Kurmay’ın İnternet Mesajı Üzerine
Türkiye dün gece yarısından bu yana Genel Kurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan laiklik uyarısını konuşuyor. Ben, meseleyi fazla büyütmek gerekmediği kanısındayım. Bu, hükümeti istifaya zorlayan bir “muhtıra” değil. Metinde işaret edilen hususlar ise — örneğin genç kız öğrencilerin başları örtülü halde ilahi okumaları — ne “rejime tehdit” olarak görülebilecek şeyler, ne de hükümetle bir ilgileri var. TSK’nın laiklik konusunda hassas olduğunu zaten biliyorduk, bir kez daha duymuş olduk. Mesele, bu.
Kanımca bundan sonraki süreç için de fazla endişelenmeye gerek yok. Ülke en fazla altı ay içinde zaten genel seçimlere gidecek. Millet, tüm bu “laiklik tehlikede” mesajlarına ne kadar katılıp katılmadığını, AK Parti hükümetini güvenilir bulup bulmadığını sandıkta gösterecek. Onun üzerine hiç kimse hiç bir şey diyemez.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 07:54 PM | Yorumlar (52)
Laik Devlet, ‘Laiklerin Devleti’ Değildir
[28 Nisan 2007 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Emin olun, eğer Türkiye’nin müstakbel 11. Cumhurbaşkanının bir “AK Partili” olması ihtimali ufukta belirmeseydi, “367 tartışması” diye de bir şey yaşanmayacaktı. Daha önce hiç bir Cumhurbaşkanı seçiminde hiç kimsenin aklına gelmemiş olan bu “laik hile-i şeriye”, Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na malum olmayacak ve CHP’nin savaş baltasına dönüşmeyecekti.
Buna benzer tartışmalar ve gerilimler Türkiye’de onyıllardır sürüyor. Sorunun temelinde ise, “laiklik” kavramını kendilerine bayrak haline getirmiş bazı kesimlerin, bu ilkeyi tamamen çarpık bir şekilde anlamaları yatıyor. Bu kesimler, “laik devlet”in “laiklerin devleti” olması gerektiğini zannediyorlar. Yani devletin “laik” (dini olmayan) bir yaşam biçimine sahip olanlara ait olması, dindarların ise üst düzey makamlardan (ve hatta üniversiteler gibi kurumlardan) uzak tutulması gerektiğini sanıyorlar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:12 AM | Yorumlar (52)
April 27, 2007
‘Merkez Sağ’ın Alçalışı
Anavatan ve Doğru Yol partilerininin liderleri, Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar, bugün ard arda yaptıkları açıklamalarla Cumhurbaşkanlığı seçimine katılmayacaklarını bildirdiler. Böyle yapmakla da, her ne kadar kendilerini CHP’den ayrıştıran laflar etseler de, fiilen CHP safına geçtiler. “CHP zihniyeti”nin uydurup savunduğu “laik hile-i şeriye”ye, yani “367 oyunu”na dahil oldular.
Sayın Ağar’ın son dönemde demokratik ve liberal bazı çıkışları olmuş, bunları takdirle izlemiştim. Ancak kanımca hem o hem de Mumcu, bu son kararlarıyla partilerinin tarihine karar birer leke sürdüler. Millet, vekillerini, Meclis’i çalışamaz hale getirsinler ve bürokratik oligarşiye kurban etsinler diye seçmez. Hele de merkez sağ seçmeni, o niyetle oy vermez. Çünkü merkez sağ, “Yeter, Söz Milletindir!” diyen bir geleneğin uzantısıdır. Oysaki bugün Ağar ve Mumcu, “Hayır, Söz Oligarşinindir!” diyenlerin safında yer aldılar. Yazık oldu...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:02 PM | Yorumlar (19)
April 24, 2007
Cumhurbaşkanı [Adayı] Gül, Ülkemize Hayırlı Olsun
Bugün Başbakan ve AK Parti lideri Tayyip Erdoğan, partisinin Cumhurbaşkanı adayını açıkladı: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül. Bunun son derece yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. Sayın Gül, devlet adamı vasıflarına haiz, dış politikaya vakıf, birikimli, ilkeli ve uzlaşmacı bir isim. Seçildiği takdirde, Türkiye’ye büyük hizmetlerde bulunacağına inanıyorum. Kuzey Irak konulu yazımda da belirttiğim şekilde, “kendisinden bir önceki ‘demokrat, sivil ve Müslüman’ Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yaptığı gibi" pek çok konuda önemli açılımlar getirebilir. Ülkemize hayırlı olsun.
Öte yandan Sayın Erdoğan’ın AK Parti’nin ve hükümetin başında kalacak olması da bence önemli bir kazanım. Başbakan, sadece 4.5 yıllık icraatı ile değil, bugün gösterdiği feragat ve kalenderlikle de gerçekten bir “hizmet insanı” olduğunu ortaya koydu. Kendisini tebrik etmek gerek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:29 PM | Yorumlar (46)
April 22, 2007
23 Nisan Mesajı...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bir “23 Nisan mesajı” yayınlamış ve “TBMM, O’nun (Atatürk’ün) yüce kişiliğine ve devrimlerine layık olduğunu kanıtlamak zorundadır” demiş.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:16 PM | Yorumlar (40)
April 16, 2007
Cumhurbaşkanlığı Düğümü Çözülüyor mu?
Son ayların en yüksek tansiyonlu iç meselesi olan cumhurbaşkanlığı seçimini ben kendi içimde çözdüm. Kendisiyle yeni müşerref olduğum Aliye Öztürk hanımefendi Çankaya'ya çıkarsa, sanırım memleketimiz düzlüğe çıkar. Bu çiçeği burnunda cumhurbaşkanı adayına başarılar diliyor, kampanyasına can-ı gönülden destek çıkıyorum.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:04 AM | Yorumlar (14)
March 27, 2007
Erdoğan’ın Çankaya Hesapları
[27 Mart 2007 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Bu günlerde bazı yorumcular, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı konusunda bir “oyun planı” kurduğu ve bunu uygulamakta olduğunu düşünüyor. Oysa AK Parti’nin bazı üst düzey isimlerinden aldığım duyumlara göre aslında Başbakan bu konuda hâlâ kararsız. Bunun nedeni ise Çankaya’ya çıkmanın da çıkmamanın da Erdoğan’ın önüne siyasi zorluklar koyuyor olması.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:51 AM | Yorumlar (27)
March 26, 2007
Vatana İhanet, Oligarşiye İhanet
Malum, Türkiye’de pek çok insan sık sık “vatana ihanet”le suçlanır. Bu suçlamaya maruz kalanların yaptığı ise, aslında, çoğu kez sadece devletin tarif edegeldiği “ideal vatandaş” tipinden farklı olmaları ve farklı şeyler söylemeleridir. Durum öyle gariptir ki, milyonların oyunu ve sevgisini kazanmış başbakanlar bile “vatana ihanet”le suçlanabilir. Merhum Adnan Menderes, bu suçlamayla idama mahkum edilmiş, daha doğrusu bir grup üniformalı zorba tarafından suçsuz yere katledilmişti.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 08:15 PM | Yorumlar (38)
March 12, 2007
‘Korkut ve Yönet’ Stratejisi
[12 Mart 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Biz Türklerin en iyi bildiği siyasi kavramlardan biri “böl ve yönet stratejisi”dir. İlkokuldan beri zihnimizin derinliklerine kazanmıştır bu. Dünyadaki büyük güçlerin, bizim gibi daha küçük ülkeleri bölerek yönetmek istediklerini, bu yöndeki stratejilerinin her daim geçerli olduğunu düşünürüz. “Bölünerek yönetilmekten” endişe etmemizin en büyük sebebi ise, bunun bize esaret getireceğini düşünmemizdir. Dış güçler bizi esir etmek, yani özgürlüklerimizi yok edip bizi diledikleri gibi kullanmak için “böl ve yönet” stratejisini uygulamaktadırlar. Başarırlarsa, bizi “uşak” yapacaklardır.
Ancak madem kimsenin esiri ve uşağı olmak istiyoruz, o zaman bir başka tehlikeli stratejiyi daha akılda tutmamız gerekiyor. Bu, “korkut ve yönet” stratejisidir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:36 AM | Yorumlar (46)
February 15, 2007
Vatanperestliğin Zararları
[15 Şubat 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Muhafazakar düşüncenin fikir babası ve Jakobenizm’in en güçlü muhalifi sayılan İngiliz düşünür Edmund Burke’ün vatanseverlik hakkında iyi bir sözü vardır. “Ülkemizi sevmemiz için” der Burke, “onun sevilebilir olması gerek.”
Milliyetçilik meselesini yeniden tartıştığımız günümüz Türkiyesi’nde bu özlü ifadeyi hatırlamakta yarar var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 10:07 AM | Yorumlar (37)
February 09, 2007
Derin Türkçülük
[10 Şubat 2007 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türk medyası Hrant Dink cinayetinden bu yana “milliyetçilik” kavramını tartışıyor. Bir yanda, cinayete sebebiyet veren nefret ideolojisi nedeniyle “sorun milliyetçilikte” diyenler var. Diğer yanda ise, bu düşünceye sahip çıkanlar, “elbette milliyetçi olacağız, bu Türkiye’nin temel değeridir” diyenler.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:02 PM | Yorumlar (55)
January 25, 2007
Dış Mihrak Değil, İç Faşizm Var
[25 Ocak 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı. Aynı konuda farklı içerikli İngilizce makale için, bkz. Meet The Monster: Turkish Fascism]
Hrant Dink’in alçakça vurulmuş cansız bedeni daha yerde yatıyordu ki, ülkemizin bazı kanaat önderleri bu işin arkasındaki “dış mihraklar” hakkında teoriler üretmeye başladılar. Bu cinayetin Ermeni lobisine yaracağı, dış dünyada “Türkiye’nin imajını bozacağı” uyarılarını sıralayıp, ardından da “bu işin ardındaki yabancı istihbarat örgütleri”ne dair atıp-tutmaya giriştiler.
Gelgelelim katil 32 saat sonra yakalandı. Ailesinin deyimiyle “öz be öz Türk” olduğu, bu vahşeti “Türk kanı”na olan sevgisinden dolayı işlediği, zaten kendisini ideolojik ve finansal yönden yetiştiren “abileri”nin bu gibi işlerde gayet tecrübeli ve kıdemli “milliyetçi” militanlar olduğu ortaya çıktı. Ama hayır, komplo-sever kanaat önderlerimizi bu da ikna etmedi. Hala “bu işten kim çıkar sağladı” diye sorup, “ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar” serisine yeni bir tanesinin eklendiğini söyleyip duruyorlar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 10:52 AM | Yorumlar (57)
January 19, 2007
Hrant Dink Cinayetine Lanet
Gazeteci-yazar Hrant Dink, bugün, yöneticisi ve başyazarı olduğu Agos gazetesinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. Türk Ermeni cemaatinin en entelektüel sesi olan, Ermeni kimliğini gururla taşırken Türkiye’yi de savunan, Ermeni diasporasının Türkiye karşıtı politikalarına karşı çıkan Dink, dürüst ve mert bir insandı. Allah rahmet eylesin. Katilini ve onu azmettirenleri lanetliyor, yakınlarına ve tüm Türkiye’ye başsağlığı dliyorum.
Cinayetin failleri henüz meçhul. Bu yüzden bir sorumlu göstermek doğru olmaz. Ama yine de Hrant Dink ve 1915’teki Ermeni trajedisi konusunda “aykırı” görüşler savunan diğer bazı aydınların, malum çevrelerce sürekli olarak hedef gösterildiğini, türlü hakaret ve tehditlere maruz bırakıldığını hatırlatmak gerek. Böyle bir “nefret propagandası”nın böyle vahim sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemeldir. Umarım bu vahim olay, Türkiye’deki nefret propagandasının daha da artmasına değil, sorgulanıp yenilmesine sebep olur.
Bugün Hrant Dink’in vurulduğu yerin önünde toplanan binlerce Türk “hepimiz Ermeniyiz” diyordu. Ben de öyle diyorum. Osmanlı İmparatorluğu’nda yüzyıllarca birlikte yaşadık, bugün de Türkiye’de öyle yaşamak istiyoruz. Katiller, bunu engelleyemeyecek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:35 PM | Yorumlar (105)
January 08, 2007
Kemalizm Terakkiye Mani midir?
[8 Ocak 2007 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'nin aydınları 20. yüzyılın ilk yarısında "İslam terakkiye mani midir?" sorusu üzerine çok kafa yormuşlardı. Günümüzde ise bu tartışmanın modası hayli geçmiş durumda. Türk İslamı demokrasiye çoktan uyum sağladı ve dahası toplumda "Müslüman işadamları"dan "Müslüman feministler"e kadar bir dizi çarpıcı "ilerleme" örneği var. İslam'la ilişkili zannedilen ama aslında böyle olmayan bazı gelenekler (sözgelimi töre cinayetleri) hâlâ birer problem teşkil ediyor, ama toplumsal eğilim bunların da aşılması yönünde.
Dahası Türkiye'yi "terakki"nin hedefi olan "muasır medeniyet"e, yani Avrupa Birliği'ne doğru yürütenlerin başında, Müslüman değerlere sahip çıkan bir siyasi parti geliyor: AK Parti. AK Parti hükümeti, geçtiğimiz dört yılda Türkiye'yi sadece AB rayına sokmakla kalmamış, aynı zamanda politik ve ekonomik yönden daha özgür hale getirmiş durumda. Bunu Batılılar da görüyor. 22 Ekim tarihli The Wall Street Journal'da yayınlanan - ve nedense bizde pek dikkat çekmeyen - "Turkish Tiger" (Türk Kaplanı) adlı makale, AK Parti'nin ekonomik başarılarını övüyor ve "özgürlük, 'İslamcı' bir hükümetin altında serpiliyor" yorumunu yapıyordu.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:00 PM | Yorumlar (49)
January 04, 2007
27 Mayısçı Zorbaların ‘Demokratik’ Anayasası
“Askeri darbe” kavramı, reel bir ihtimal olmasa da, gündemi meşgul eden bir söylem olarak yeniden ortalıklarda geziyor. Bu kavramı yerli yerine oturtabilmek için, “tüm darbelerin anası” olan 27 Mayıs'ı mutlaka hatırlamak gerekir. Hatırlamayanlar için ne olduğunu söyleyeyim: 27 Mayıs, bir grup üniformalı zorbanın halkın oylarıyla iktidara gelmiş Demokrat Parti hükümetini devirmesi, ülkenin meşru başbakanını ve iki bakanını düzmece bir mahkemeyle suçsuz yere idam etmesi olayıdır. 1960 yılındaki bu “iktidar gaspı”nın ardından 1961 yılında yapılan Anayasa, bir sonraki askeri darbeye kadar yürürlükte kalmıştır.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 10:44 PM | Yorumlar (18)
December 01, 2006
Papa Geldi, Ezberleri Sarstı
[2 Aralık 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Papa XVI. Benedict’in Türkiye ziyareti beklenenden çok daha olumlu geçti. Hemen herkes, sorunsuz yürüyen ve karşılıklı jestlerle bezenen, özellikle de Papa’nın cami ziyareti ile taçlanan gezinin, Türkiye için çok olumlu bir tanıtım olduğunu belirtiyor. Bu, doğru. Bir diğer önemli nokta ise, bu ziyaret sayesinde bazı ezberlerin ve klişelerin de sarsılması.
Bu ezberlerden biri, Batı-İslam ilişkileriyle ilgili. Bu ilişkilerin 90’lı yıllardan bu yana gerildiği, “medeniyetler çatışması”nın uğursuz rüzgarlarının esmekte olduğu herkesin malumu. Ama buna karşı ne yapmak lazım? Türkiye’deki muhafazakar kesimde iki farklı eğilimin varlığını görüyoruz: Birincisi, “Batı İslam’a savaş açtı, biz de savaş baltalarını çıkaralım” diyenler. İkincisi, “Batı’da İslam’la savaşmak isteyenler var, ama sağduyulu insanlar da var, çözüm diyalog ve uzlaşmada” diye düşünenler.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:00 PM | Yorumlar (15)
November 28, 2006
Ayasofya’nın Geleceği ve TV’de Papa Tartışması
Haziran 2006’da Ayasofya Cami/Kilise Olmalı başlıklı bir yazı yazmış ve bunun üzerine “Yunan uşaklığı” ve “vatan hainliği” gibi suçlamalar içeren bazı ters tepkiler almıştım. Bugün, vatanseverliğinden pek kimsenin kuşkulanacağını sanmadığım Sayın Hasan Celal Güzel de aynı teklifi getirerek şöyle yazmış:
Ayasofya, İslâmın en önemli mâbetlerinden biridir. Gönlümüz hiç şüphesiz onun câmi olmasından yanadır. Ancak, görünen odur ki, Hıristiyan âlemi de ona büyük bir kutsiyet atfetmektedir. Ayasofya'nın iki kurucusundan birisi Justinianus ise, diğeri de onu harap hâlinden kurtararak ikinci defa inşa eden Fatih Sultan Mehmed Han'dır. Bu konuda teklifimiz, Ayasofya'nın hem cami, hem kilise olarak ibadete açılması, hem de müze olarak ziyaret edilebilmesidir. Bunun modern teknolojinin imkânlarıyla (Meselâ, otomatik açılıp kapanan perdelerle) yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu bir proje olarak gerçekleştirilebilirse, dinler arası yakınlaşmaya da medar olabilecektir.
Belki bu konunun da gündeme geleceği, asıl olarak da Papa’nın Türkiye ziyaretinin tartışılacağı bir televizyon programına bu akşam konuk olacağım: CNNTürk’te yayınlanan, gazeteci Ahmet Hakan Coşkun’un yönettiği “Tarafsız Bölge”ye. Dileyenler saat 21.30’dan itibaren izleyebilir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:25 PM | Yorumlar (33)
November 26, 2006
Fikri Hür Gençlerden Atilla Yayla'ya Destek

Bu Pazar sabahı İstanbul Sirkeci’deki Büyük Postane önünde ilginç bir gösteri vardı: Liberal Hareket üyesi bir grup genç, Kemalizm hakkındaki eleştirel sözleri nedeniyle basının ve “üniversite”nin hışmına uğrayan Prof. Atilla Yayla’ya destek vermek için bir araya geldi. Yüzlerine Atilla Yayla’nın ağzı bantlı maskelerini tutan ve ona yapılan baskıları kınayan bir basın bildirisi okuyan grup, daha sonra da, Prof. Yayla’nın derslerini askıya alan Gazi Üniversitesi rektörü Prof. Kadri Yamaç’a bir kutu dolusu siyah bant postaladı. “Bundan sonra susturmak istediği öğretim üyelerine karşı kullanabilsin” diye, kolaylık olarak…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:47 PM | Yorumlar (32)
November 24, 2006
‘En Güvenilir Kurum’a Güvenememe Sorunu
[25 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Aktüel dergisinin kendisiyle yaptığı söyleşide “Türkiye için demokrasi lüks” demiş ve sonra da şu yorumu getirmiş:
Siyasi partileri idare edenler, başbakanlar, hükümet olanlar hep birazcık ulusal çıkarları da kollarlar ama kendi geleceklerini, kendi partilerinin menfaatini zaman zaman biraz daha ön planda tuttukları görülmüştür. Onun için Silahlı Kuvvetler'in zaman zaman ulusal çıkarlar aleyhine tecelli eden bazı tutumlar dolayısıyla, gericiliğe veya çağdaşlaşma konusunda sıkıntıları olan yönetimlere karşı tutumu, her zaman bir yerde siyasete karışma sonucunu doğurur."
Bunu okuyunca ister istemez akla iki soru geliyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:09 AM | Yorumlar (45)
November 22, 2006
TESEV: Laiklik Tehdit Altında Değil
[22 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Kısaca TESEV diye anılan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı yeni kamuoyu araştırmasını açıkladı. Sabancı Üniversitesi’nden Profesör Ali Çarkoğlu ile Boğaziçi Üniversitesi’nden Profesör Binnaz Toprak’ın yönetiminde, ülke genelinde 1492 kişiyle yüzyüze görüşme yapılarak hazırlanan araştırma, Türkiye’nin hararetli tartışmalarının odak noktası olan konulara dair önemli veriler sunuyor.
TESEV’in araştırması, Türkiye’deki “irtica” endişesinin çok da gerçekçi olmadığına işaret ediyor. Araştırmaya göre Türkiye’de dindarlık gerçekten de yükselişte; ama bir taraftan da liberalleşiyor ve modernize oluyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:39 AM | Yorumlar (30)
October 28, 2006
Birlik ve Beraberliğe İhtiyacımız Yok
[28-29 Ekim tarihli Referans gazetesinde yayınandı]
Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun. Bize demokrasi ve özgürlük getiren, en azından getirmesini umduğumuz Cumhuriyet, kuşkusuz tüm vatandaşlar için büyük bir değer. Dolayısıyla onun “bekçisi” olmak ve yıl dönümlerini kutlamak, gerçekten de iyi fikir.
Ancak Cumhuriyet’i “beklerken”, onu durağan bir yapı olarak tutmaya çalışmak yerine, geliştirmeye ve güncellemeye de ihtiyacımız var. Dünya hızla değişiyor, yeni olgular ve anlayışlar doğuyor. “Muasır medeniyet” hedefiyle ve “inkılapçılık” okuyla yola çıkmış bir Cumhuriyet’in bunlara gözlerini kapaması düşünülemez. Aksi takdirde Cumhuriyet bizzat kendi “temel nitelikleriyle” çelişmiş olur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:00 PM | Yorumlar (16)
October 27, 2006
Yoksa Laikçilerimiz Komünist mi?
[27 Ekim 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

ABD Başkanı John F. Kennedy, 20 Ocak 1961 tarihli ünlü "göreve başlama" konuşmasında şöyle diyordu:
"Atalarımızın uğrunda mücadele ettiği devrimsel düşünce, bugün dünyada yayılıyor: Bu, insan haklarının, devletin bonkörlüğünden değil, Tanrı'nın elinden kaynak bulduğu inancıdır."
Kennedy'nin bu sözleri, Amerikan ve Sovyet devletlerinin temel felsefeleri arasındaki farka vurgu yapıyordu. Harvard Üniversitesi hukuk profesörü Harold J. Berman'ın ifadesiyle, ABD'de, "bireylerin temel haklarının devletten bağımsız olarak var olduğu" kabul edilegelmişti. ABD'nin Bağımsızlık Bildirgesi'nde "insanların… Yaratıcı'ları tarafından verilmiş asla çiğnenemez haklara sahip oldukları" yazılıydı. Marksist-Leninist ideolojiye dayalı olan Sovyetler Birliği'nde ise "tüm haklar devlet tarafından verilmiş ve dolayısıyla devlet tarafından geri alınabilir" nitelikte idi.
İnsan haklarının kaynağı arasındaki bu iki farklı yaklaşım, Cumhurbaşkanımız Sayın Sezer'in geçen haftalarda yaptığı "temel hak ve özgürlüklerin laik Cumhuriyet’in gereklerine göre sınırlandırılabileceği" şeklindeki yorumu üzerine aklıma geldi. Kendisi bunun farkında mı, bilmiyorum, ama Sayın Cumhurbaşkanı'nın siyasi felsefesi Sovyet Birliği'ninkini andırıyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:15 AM | Yorumlar (34)
October 16, 2006
Orhan Pamuk'a Tebrikler
Orhan Pamuk'un Nobel kazanması üzerine ne düşündüğüme dair bir kaç soru geldi. Açıklayayım.
Ne yazık ki iyi bir roman okuyucusu değilim. Çok isterdim daha fazla roman okuyabilmek, ama zaman bulmakta zorlanıyorum ve sanırım "yaşamın kökeni" üzerine okuduğum kitap sayısı bile bitirebildiğim romanlardan daha fazla. Pamuk'un da sadece "Beyaz Kale"sini okuyabildim ve açıkçası çok da beğenemedim. Ama dünyanın dört bir yanında Pamuk okuyan ve beğenen insanlarla karşılaştım. İyi bir edebiyatçı olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
Pamuk'un politik görüşlerine gelince; Kürt sorunu ve Ermeni meselesi konularında yaptığı o ünlü açıklamayla Türkiye'ye haksızlık ettiğini düşünüyorum. (Onun ağabeyi ve benim de üniversiteden hocam olan Prof. Şevket Pamuk'un görüşlerini çok daha takdire şayan bulurum.) Ama bu durum; Pamuk'un aldığı Nobel'in değerini düşürmez, o Nobel'i bir edebiyat ustası olarak kazandığı gerçeğini değiştirmez, dahası bu ödülün Türk (ve sadece kültürel düzeyde de olsa Müslüman) bir yazara verilmiş olmasının benim açımdan ifade ettiği anlamı ortadan kaldırmaz diye düşünüyorum.
Dolayısıyla, Pamuk'u kutlamayan Sayın Cumhurbaşkanı gibi değil, kutlayan Sayın Başbakan gibi davranmayı tercih ediyorum: Kendisini tebrik ederim. Kazandığı Nobel ödülü, Türkiye için bir gurur ve sevinç vesilesi.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:31 PM | Yorumlar (37)
August 29, 2006
Cumhurbaşkanı'nın Dünyası
Cengiz Çandar, hükümetin Lübnan'a barış gücü askeri gönderme kararını yorumladığı bugünkü yazısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in aynı konuda hükümeti eleştiren sözleri hakkında şunları yazmış:
[Sezer'in] Cuma günü [Lübnan'a asker göndermeye] neden karşı olduğunu sıralarken ileri sürdüğü gerekçeler, Ankara’da Çankaya’da oturup, kapısını ve pencerelerini dünyaya kapatan bir emekli memurun ruh haletini yansıtıyordu; tarihin bu döneminde Türkiye gibi bir ülkenin yönetim sorumluluğunu üstlenmiş bir devlet adamının sahip olması gereken bakış açısını değil. Açıklamaları affedilmez “maddi hatalar”la da doluydu. Fransa ve İtalya, Lübnan’a asker göndermekte ayak sürürken “bizimkilerin maşallah konunun üzerine atladıklarını” söylediği sırada, Fransa 2000, İtalya 3000 askerle katkı yapacağını Brüksel’deki AB toplantısı sırasında açıklamışlardı. Konunun üzerine “maşallah” atlamakla suçladığı hükümetin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ise, bir hafta içinde Lübnan, İsrail, Filistin ve Suriye’de temaslar yapmış olan tek yabancı yetkiliydi. Tam tersine, hükümet tam olarak “yoğurdu üfleyerek yemek” görüntüsündeydi. Bir Cumhurbaşkanı, güncel gerçeklerden bu kadar habersiz, onlara bu kadar kapalı olabilir mi?
Lübnan'a asker gönderilmesi konusunda kesin bir tavrım yok. Ancak Sezer'in tavrında ortaya çıkan şaşırtıcı bilgisizlik ve "kapalılık" çarpıcı. Bu "zihinsel dünya" içinde düşünen Sayın Cumhurbaşkanı'nın başka konulardaki fikirlerine de ne kadar itibar etmek gerek, varın siz hesaplayın.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:22 PM | Yorumlar (9)
June 21, 2006
Baykal'ın 'Cumhuriyet'i İstismarı
CHP lideri Deniz Baykal'ın "Cumhuriyet, Milli Mücadele ile kazanıldı, sandıkta kaybedilmeyecek" şeklindeki zırvası — evet, bunu tanımlamak için "zırva"dan daha iyi bir kelime bulamıyorum — Türkiye'de siyasetin geldiği cinnet noktasını göstermesi açısından kayda değer.
Sayın Baykal'a ve CHP'lilere sormak gerek: "Sandıkta kaybetmek" ne demek? Bir sonraki seçimde halk, size değil, sizin hiç sevmediğiniz bir siyasi partiye oy verecek, sorun bu mu? Peki bu parti iktidara gelince Cumhuriyet'i kaldıracağını, rejimini değiştireceğini mi söylüyor? Hayır!.. Böyle bir şey mümkün mü? Yine hayır!..
O zaman hangi mantıkla, "sandığı", yani milli iradeyi rejim için tehlike olarak gösterebiliyorsunuz? Eğer milli iradeyi tehlike olarak görüyorsanız, sizin özlem duyduğunuz rejimin adı demokrasi değil de otoriterizm (hatta faşizm) olmaz mı?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:08 PM | Yorumlar (105)
June 09, 2006
Washington, Demokrasinin Arkasında
[10 Haziran 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
WASHINGTON, D.C. - "Türkiye'deki demokratik sürecin aleyhindeki bir girişimi asla desteklemeyiz, desteğimiz sadece demokrasiye". Bu cümle, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndaki üst düzey bir yetkiliye ait. Bunu, "Türkiye'deki bazı çevreler AK Parti Hükümeti'ne karşı demokrasi dışı bir muhalefet yöntemi için Washington'dan yeşil ışık umuyor, ne diyorsunuz" şeklindeki sorum üzerine söylüyor. Ve devam ediyor:
"Bizim için Türkiye demokratik bir ülkedir ve onu her zaman öyle görmek isteriz. İktidardaki parti ile şu veya bu konuda anlaşamayabiliriz, ama bu, iktidardaki partiye karşı demokrasi dışı bir girişimi destekleyeceğimiz anlamına gelmez."
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:44 AM | Yorumlar (49)
June 02, 2006
Ayasofya Cami/Kilise Olmalı
[03 Haziran 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet gazetesinde yer alan "Ayasofya kilise olabilir iddiası" başlıklı habere göre, Vakıflar Yasa Tasarısı’nın ele alındığı Adalet Bakanlığı Alt Komisyonu’nda bir Ayasofya tartışması yaşanmış. CHP’liler, tasarıdaki bir maddeyle Ayasofya’nın yeniden kiliseye dönüşmesinin önünün açılacağını ileri sürmüşler. Ve, tahmin edebileceğiniz gibi, buna büyük tepki göstermişler.
CHP'lilerin bu çıkışı, Türkiye'deki "sol"un, özellikle de onun "ulusalcı" kanadının, "kilise" veya "misyonerlik" gibi kavramlara yönelik uzunca bir zamandır süregiden tepkisinin yeni bir halkası gibi duruyor.
Ben ise, bu tepkiye "din özgürlüğü" perspektifiyle karşı duran birisi olarak, CHP'lileri daha da kızdırabilecek bir şey söyleyeyim: Ayasofya sadece "kilise olabilir" değildir; olmalıdır!
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:28 PM | Yorumlar (78)
May 30, 2006
NYT: Türkiye Demokrasiden Vazgeçmemeli
Bugünkü The New York Times gazetesinde yer alan "A Violent Detour in Turkey" (Türkiye'de Şiddetli Sapma) başlıklı editoryal yorum, kayda değer. Danıştay baskını çerçevesindeki gelişmelerin objektif bir değerlendirmesinin yapıldığı yazıda, baskının ilk başta laikliğe yönelik bir saldırı olarak algılandığı, fakat daha sonra gelen bilgilerin durumu "belirsiz" hale getirdiği ve olayın zamanla çözümlenebileceği söylenmiş ki, bence şu anki durumun iyi bir özeti.
Yazıda asıl enteresan nokta, "muhafazakar bir Müslüman" olarak tanımlanan Başbakan Tayyip Erdoğan'a demokratik reformları sürdürmesi için tavsiyede bulunulması ve ABD yönetiminin de Türkiye'deki demokratik süreci desteklemesi gerektiğinin altının çizilmesi. "Washington," deniyor yazıda, "Türkiye'nin generalleriyle olan geleneksel ilişkilerini kullanmak suretiyle, ordunun siyasete karışmasına sıfır tolerans gösterilmesini telkin ederek, Türkiye'deki demokrasiyi destekleyebilir."
Bu ise, Atlantik'in ötesinden demokrasi karşıtı bir "yeşil ışık" bekleyenler için can sıkıcı bir yorum. Bakalım, demokrasiyi kesintiye uğratma sevdasını terk etmelerini sağlayabilecek mi...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:16 PM | Yorumlar (12)
May 27, 2006
27 Mayıs: Bir Daha Asla!
Bugün 27 Mayıs darbesinin yıldönümü. 46 yıl önce yaşanan bu haksız, hukuksuz ve vicdansız darbeyle, Türkiye'nin seçilmiş iktidarı silah zoruyla devrilmiş, milletin iradesini temsil eden TBMM kapatılmıştı. Türkiye tarihinin en yüksek oyunu alan Başbakan Adnan Menderes'i ve diğer Demokrat Partililer'i suçsuz yere idam veya hapse mahkum edecek olan hain ve zalim süreç, bugün başlamıştı.
Kusursuz bir despotizm ve barbarlık örneği olan 27 Mayıs'ı lanetle anıyorum. Yahudilerin Soykırım için dedikleri gibi; bir daha asla!
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:13 AM | Yorumlar (43)
May 24, 2006
Misyonerler, Ulusalcılar, Haçlılar ve Haçsızlar
Türkiye'de uzunca bir süredir "misyoner tehlikesi"nden söz ediliyor. Bu "tehlike"yi dillerinden düşürmeyenler, Hıristiyan dinini kabul eden vatandaşlarımız yüzünden ulusal kimliğimizin eriyeceğini, böyle giderse yakın gelecekte "emperyalistlere" boyun eğeceğimizi ileri sürüyorlar. Bu endişeyi paylaşmayan, hatta bir de üstüne üstlük Hıristiyanlara dostça yaklaşıp onlarla "diyalog" kuranları ise "hain" diye suçluyorlar.
Bu suçlamaya bizzat hedef olmuş birisi olarak, tüm bu "misyoner alarmı"nı ciddiye almadığımı, çünkü fikri altyapısını hiç ama hiç benimsemediğimi belirtmeliyim. Bunun belki de en önemli nedeni, "misyoner tehlikesi"ni dillerine dolayanların önemli bir kısmının, İslami duyarlılıklarından çok kaba milliyetçilikleri ile dikkat çeken gruplar ve bireylerden oluşması. Hatta bazılarının İslam'la hiç bir ilgisi yok; aralarında ateistler bile var. Bu durumda kuşkusuz sormak gerekiyor: Acaba İslami kaygı taşıdıklarına dair hiç bir inandırıcı gerekçe olmayan bu çevreler, neden bir tür "anti-Haçlı seferi" başlatmış durumdalar?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:14 AM | Yorumlar (52)
May 20, 2006
'Provokasyonsa Bile Hükümet Suçlu', Öyle mi?!..
Danıştay cinayetinin bir provokasyon, yani hükümeti zor duruma düşürmek için tezgahlanmış bir "operasyon" olduğu görüşü, olayın yaşandığı saatten itibaren dile getirilmeye başlandı. Ben, veri olmadan peşin hüküm vermek istemediğim için bu konuda bir şey yazmadım. Ancak katilin kimliği ve bağlantıları ortaya çıktıkça, provokasyon açıklaması giderek daha inandırıcı hale geliyor. Her şeyden önce dindardan çok "ulusalcı" bir profil çizen katilin "AKP tabanı"nı temsil etmediği ayan-beyan ortada. Dahası, ona tetiği çektiren birilerinin var olduğu ve bunların da hiç ama hiç "İslamcı" olmadıkları ortaya çıkmış durumda. Sabah gazetesinin "Bombalı Saldırı Planı Barda Yapılmış" başlıklı haberi bile, tek başına pek çok şeyi özetliyor. Sanırım önümüzdeki günlerde "operasyon"un içyüzünü daha iyi anlayacağız.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:52 PM | Yorumlar (79)
May 19, 2006
Öz Eleştiri Zamanı
[20 Mayıs 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türkiye, Danıştay İkinci Dairesi'ne yapılan kanlı saldırının şokunu yaşıyor. Hakim Mustafa Yücel Özbilgin'in yaşamına neden olan bu vahşet, ne yazık ki ülkemizi bir kez daha gerdi. Hükümete yönelik büyük bir tepki var. Başta Deniz Baykal olmak üzere pek çok kişi AKP'yi saldırıyı "cesaretlendirmekle" suçluyor.
Baştan hemen söyleyeyim; bu "cesaretlendirme" suçlaması, haksızdır. Kimse fanatiğin birinin çıkıp da Danıştay'ı basacağını önceden kestiremezdi. Demokratik ve özgür bir ülkede başka her şey gibi yargı kararları da eleştirilebilir. Eğer "siz eleştirdiniz, başkası da gidip vurdu" gibi bir mantık kurarsanız, o zaman her eleştiriyi suç gibi görmeye başlarsınız. Bu yol bir ülkeyi ancak kapalı rejime götürür; akıl sağlığına değil.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:29 AM | Yorumlar (62)
19 Mayıs Mesajları
Bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Milli Mücadele'nin başlangıcı olan 19 Mayıs 1919'un bu 87. yıldönümü, hepimize kutlu olsun. Günün anlam ve önemine binaen, iki "19 Mayıs mesajı" yayınlamakta yarar gördüm. Birisi, Kürt sorununda gelinen noktayı eleştiren, "Genç Siviller Rahatsız" başlıklı Sivil 19 Mayıs Bildirisi. Bir grup genç kalemin birlikte hazırladığı ve son günlerde medyada da geniş yankı bulan bu bildiri, kayda ve imzaya değer.
Öteki mesaj ise, bugün muhtemelen çok duyacağımız "Gençliğe Hitabe"den mülhem bir metin: Devlet'e Hitabe. Gençliğe Hitabe kuşkusuz müstesna bir metin, ancak Cumhuriyetimizin 80 küsuruncu yılında artık toplumun da devlete hitap etmesinde yarar var. Bu düşünceyle kaleme aldığım ve 2 Ocak 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanan aşağıdaki yazıyı arşivden çıkarıp yeniden dikkate sunmak istedim.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:44 AM | Yorumlar (15)
May 17, 2006
Danıştay'a Kanlı Saldırı ve 'Anti-Laik Terör'
İstanbul Barosu'na kayıtlı Alparslan Arslan adlı avukat, bu sabah Danıştay üyelerine karşı silahlı saldırıda bulundu. Beş yargıç silahla yaralandı ve birisinin durumu çok ağır. Saldırganın "Allahu Ekber" diyerek tetiği çektiği ve "türban yasağına kızdığım için bunu yaptım" dediği aktarılıyor.
Hiç bir şekilde mazur görülemeyecek bu korkunç saldırıyı tüm kalbimle lanetliyor, olayda hayatını yitiren hakim Mustafa Yücel Özbilgin'e Allah'tan rahmet, yaralılara şifa diliyorum. Umarım bu felaket Türkiye'nin kötü bir sürece girmesine sebep olmaz.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:16 PM | Yorumlar (220)
May 11, 2006
Fransa'ya Bakıp Kendimizi Görmek
Türk basında son günlerde pek çok kalem Fransa'ya ateş püskürüyor. Sebep, bu ülkede "Ermeni soykırımı"nı tarihsel bir gerçek olarak ilan eden ve bunu "inkar edenlere" hapis cezası verilmesini öngören bir yasa tasarısı. 1915 olayları daha önce de yazdığım gibi bir "soykırım" olmadığı için, Fransa'nın bu olaylara getirdiği tarif elbette yanlış. Ama daha da yanlış olan, bir konudaki görüş farklılıklarını yasa yoluyla cezalandırmakta sakınca görmeyen despot Fransız zihniyeti.
Bence en ilginç olan nokta ise, söz konusu Fransız zihniyetine karşı öfkeyle ayağa kalkan Türk elitinin önemli bir bölümünün, aslında aynı despot zihniyetin — hatta onun daha da katısının — temsilcileri olmaları. Türkiye'de din ve dindarlar üzerinde baskılar getiren otoriter laiklik anlayışı, Fransa'nın bir kopyası, hatta ondan bile daha radikal. Cengiz Çandar "Eğer koca Avrupa’da Türkiye’yi hatırlatacak ölçüde bir 'yasakçı kafa yapısı' varsa, orası Fransa olmalı" derken iki ülkenin elitleri arasındaki zihinsel paralelliği doğru özetliyor.
Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi de Fransa'yı "çağdışı, baskıcı, demokrasiyle asla bağdaşmayan" bir yasa hazırlamakla suçlamış. Çok güzel. Peki ama madem bu ülke "çağdışı, baskıcı, demokrasiyle asla bağdaşmayan" yasalar ve fikirler üretiyor, onun ürettiği laiklik anlayışına neden bu kadar aşkla bağlıyız? Yoksa bizim de "çağdışı, baskıcı, demokrasiyle asla bağdaşmayan" bir zihnimiz mi var? Fransa'ya bakınca aynada kendimizi görmüyor muyuz?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:11 PM | Yorumlar (55)
May 03, 2006
'İrtica'ya Dair Yarım Asırlık Bir Yorum
Türk düşünce ve edebiyat hayatının büyük ustalarından biri olan Peyami Safa'nın vefatından iki yıl önce, 1959'da yazdığı "İsbatsız İddialar" başlıklı bir makale, ülkemizdeki "irtica tehdidi" söylemine dair bugün de son derece anlamlı olan yorumlar içeriyor. Safa, Zaman gazetesinin arşivlerden çıkardığı sözkonusu makalesinde öncelikle gerçek ile vehim arasında ayrım yapabilmek için "isbat şartının" önemine vurgu yapıyor:
Her iddianın doğruluğu, isbat edilmek şartına bağlıdır. Onu tahminden, vehimden, iftiradan ayırmanın başka çaresi olmadığını vicdan ve mantık sahibi her insan bilir. Türkiye’de sosyal yapının normal icaplar çerçevesini aşıp emniyet kuvvetlerinin müdahalesini lüzumlu gösterecek derecede bir irtica hareketi olduğunu iddia edenler bunu isbat etmekle mükelleftirler.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:32 AM | Yorumlar (11)
May 01, 2006
Şu Sakıncalı Vatandaşlar Olmasaydı...
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Türbanlılar Arabistan'a gidip okusun" demiş. Yani Türkiye'nin başörtülü vatandaşlarının kendi ülkelerinde eğitim hakkına sahip olmadıklarını, ancak başka bir ülkeye göç ederek bu hakka kavuşabileceklerini duyurmuş.
Kuşkusuz hak ve özgürlük isteyen vatandaşlara "burada bulamazsınız, başka ülkeye gidin" demek, pek demokratik bir zihniyetin ifadesi gibi durmuyor. Sayın Demirel'in açıklaması, ne yazık ki, devletin vatandaşların sadece bir kısmına ait olduğu, diğerlerinin ise "öz yurtlarında parya" olarak yaşamaya mahkum edildikleri, çareyi ancak ülkeyi terk etmekte bulabilecekleri gibi vahim bir sonuç ortaya çıkarıyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:59 PM | Yorumlar (62)
April 25, 2006
Demokrasi Manifestosu'na Destek
TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın 23 Nisan konuşması çok önemli ve değerliydi. Basında "Demokrasi Manifestosu" olarak tanımlanan bu metni tümüyle destekliyorum. Orada da belirtildiği gibi, Türkiye'deki din-laiklik geriliminin asıl nedeni, bizdeki laikliğin, "dinler karşısında tarafsızlık" anlamına gelen gerçek laiklikten çok uzak oluşu. Ve bunun, toplumu temsil etmeyen, milli iradeye dayanmayan seçilmiş kurumlar tarafından ısrarla korunması...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:58 AM | Yorumlar (159)
April 21, 2006
Fransa'nın Sefaleti
Bir kaç hafta önce Abant Platformu toplantısı için bir kaç günlüğüne Paris'e gittim. Gördüklerim, Fransa hakkında önceden edindiğim izlenimleri doğruladı. İleri derecede sekülerize olmuş ve bu yüzden "yaşama heyecanı"nı yitirmiş, sosyalizmin verdiği tembellik ve "devlet versin" rehavetiyle pasifize olmuş, korkunç bir kendini beğenmişlikle dünyada giderek önemsizleşmenin getirdiği aşağılık kompleksi arasında gidip-gelen sorunlu bir ülke buldum. Kiliselerin boş ve sessiz olduğu, kimilerinin zaten "devrim" yoluyla "Aklın Tapınağı"na veya ulusal liderlerin anıt mezarına dönüştürüldüğü bu ileri derecede "dinsiz" ülkede, ileri deredece "ruhsuzluk" gördüm.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:13 PM | Yorumlar (11)
April 13, 2006
Evet, Tehlikenin Farkındayız
[15 Nisan 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı]
Madem Cumhuriyet gazetesi yemyeşil harflerle özene-bezene yazıp ilk sayfasına yerleştirmiş "tehlikenin farkında mısınız" sorusunu, bir demokrat olarak cevap verelim: Evet tehlikenin farkındayız. Onyıllardır hep demokrasi karşıtlığı, özgürlük düşmanlığı ve darbe çığırtkanlığı yapmış bir gazetenin yine kendisine uygun puslu hava bulduğunu açıkça görüyoruz.
Bu puslu havayı ve yaratıcısı olan kadroyu yakından tanıyoruz. Türk toplumunu kendi zihnindeki ideolojik kalıplara göre "adam edeceğini" iddia eden ve aslında bu otoriter "misyon" bahanesiyle kendi iktidarının ve menfaatlerinin bekçiliğini yapan bu "oligarşi"yi iyi biliyoruz.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:35 PM | Yorumlar (142)
February 21, 2006
Ermeni Patriğinin Sağduyusu
Daha önceki bir yazımda günümüzde İslam'a yönelik ideolojik saldırıların, özellikle de son karikatür krizindeki gibi alay ve hakaretlerin, çoğunlukla "haçlı" değil "haçsız" — yani materyalist — Batı'dan kaynaklandığını vurgulamıştım. Başta Papa XVI. Benedict ve Ekümenik Patrik Bartholomeos olmak üzere Hıristiyan dünyasının dini önderlerinin Hz. Muhammed karikatürlerini kınaması ve İslam'ın kutsal değerlerine saygı ifade etmesi, bunu doğruluyor.
Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob da Vatan gazetesinin kendisiyle yaptığı röportajda karikatürleri "iğrenç ve terbiyesiz" olarak niteleyerek "Allah'ın izzetine küfürdür bu" demiş. "Ben Müslümanların tepkilerini haklı buluyorum" diye ekleyerek, "ancak, gösterilerde şiddete kesinlikle başvurulmamalıydı" yorumunu yapmış. Sayın Patrik'in bu sağduyusunu saygı ve şükranla karşılıyorum.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:44 PM | Yorumlar (0)
'Kurtlar Vadisi'ne Dair Okunası Bir Yazı
"Kurtlar Vadisi", Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi, ve genel olarak Irak'taki durum hakkında Gülay Göktürk'ün bugünkü Bugün gazetesindeki Çuval Olayı başlıklı yazısı, bence okunmaya değer. Altına imzamı atarım.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:24 PM | Yorumlar (3)
February 16, 2006
Türkiye İran olacak mı?
[17 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
'Türkiye İran olmayacak' sloganı geçtiğimiz on yıllar içinde bu ülkenin sokaklarında çok yankılandı. Bugünlerde ise Türkiye 'İran olmaya' değilse bile İran'a benzemeye her zamankinden daha yakın. Ancak söz konusu sloganı dillerine dolayanların sandığı yönden değil. Tam aksi yönden...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:01 AM | Yorumlar (152)
January 02, 2006
Devlet'e Hitabe
[2 Ocak 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Ey Türk devleti, birinci vazifen, vatandaşlarına hürmet ve hizmet etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temelin üzerine kurulu demokratik düzen, senin en kıymetli hazinendir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de seni bu vazifenden saptırmak, seni vatandaşlarına hürmet ve hizmet yerine tahakküm etmeye davet edenler olacaktır. Kendi ideolojik saplantıları veya çıkarları nedeniyle demokrasi düşmanı kimi güçler ve vatandaşlarına hep tepeden baktıkları için hiçbir zaman onların teveccühünü ve oyunu kazanamamış bir kısım siyasiler, seni milletin meşru temsilcilerine karşı tahrik etmeye çalışabilirler. Milletin iradesini, cebren ve hile ile safdışı bırakmaya kalkabilirler.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:59 AM | Yorumlar (14)
September 30, 2005
Ulusal Çıkar mı, Ulusalcıların Çıkarı mı?
[30 Eylül 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Fransızların 18. yüzyıldaki ünlü siyaset teorisyeni Jean-Jacques Rousseau'nun ortaya attığı 'genel istek' diye bir kavram vardır. Rousseau bununla bir toplumun ortak, kolektif taleplerini ifade eder. Ancak bu yüzden çok da eleştirilmiştir. Çünkü 'genel istek' çok belirsizdir ve bu nedenle toplum adına düşünüp karar verdiğini ileri süren diktatörler ya da cuntalar tarafından da tanımlanabilir. Bu nedenle denir ki, 'genel istek' tehlikelidir, çünkü kolaylıkla 'generalin isteği' haline gelebilir!..
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:12 PM | Yorumlar (7)
June 14, 2005
AKP Neden Anti-Amerikan Olsun ki?
[14 Haziran 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.]
Pek çok yorumcu, 'tabandaki anti-Amerikanizm'i verili ve dahası tutarlı bir durum olarak ele alıp sonra da AKP liderliğine 'ne yapalım, siyaset böyle, duyarlılıklarınızı bir kenara bırakın' diyor. Oysa belki de "durun bir dakika, neden Müslümanlar anti-Amerikan olsunlar ki" diye sormak daha doğru. Gelin, bunu sorup üzerinde birlikte düşünelim.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:36 PM | Yorumlar (2)
April 23, 2005
CHP'nin ABD'ye Uzanan Paranoyası
[23 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
AKP'yi eleştirmek serbest. Dahası gerekli de. Ancak haklı ve akılcı eleştiriler yerine "laik devleti yıkmaya hazırlanıyorlar" gibi paranoyalar üretmek, ucuz karalamalara başvurmak, iç siyaseti düzeysizleştirdiği gibi, dışarda da olumsuz yankılar yaratıyor. CHP'li Ali Topuz'un AKP'ye yönelik salvosu, tam da böyle...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:03 PM | Yorumlar (1)
CHP'nin ABD'ye Uzanan Paranoyası
[23 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
AKP'yi eleştirmek serbest. Dahası gerekli de. Ancak haklı ve akılcı eleştiriler yerine "laik devleti yıkmaya hazırlanıyorlar" gibi paranoyalar üretmek, ucuz karalamalara başvurmak, iç siyaseti düzeysizleştirdiği gibi, dışarda da olumsuz yankılar yaratıyor. CHP'li Ali Topuz'un AKP'ye yönelik salvosu, tam da böyle...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:03 PM | Yorumlar (1)
April 15, 2005
Naziler İslam'ın da Düşmanıydı
[15 Mayıs 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'de Hitler'in 'Kavgam' kitabının satış rekorları kırması ve bunun üzerine bir de Prof. Ümit Özdağ'ın, "Arkadan hançerlendiklerini düşünen iyi Türkler, Hitler'i okuyorlar" gibi bir yorum getirmesi, hayli yankı uyandırdı. Türkiye'de gerçekten Nazi ideolojisine bir sempati duyulup duyulmadığı tartışılıyor bugünlerde.
Ancak bu tartışmayı yaparken Nazi ideolojisinin gerçekte ne olduğuna ve buna sempati duymanın, Türkiye'deki hangi ideolojik çevreler açısından teorik düzeyde mümkün olduğunu incelemek gerek.
Elbette bu, nazizme sempati duymanın, hangi çevreler için aslında hiçbir şekilde mümkün olmaması gerektiğini de ortaya çıkaracak. Bu ise önemli, çünkü aslında Hitler hakkında 'iyi yapmış, eline sağlık' diye düşünenlerin çoğu, ne dediklerinin ve bunun sahip çıktıkları kimlikle ne kadar çeliştiğinin farkında değiller.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:41 PM | Yorumlar (15)
April 13, 2005
Sezer ve 'Ilımlı İslam'
[13 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer geçenlerde şöyle demiş: "Deneyimler gösteriyor ki ılımlı İslam uygulamaları, köktendinci rejimlere yol açmaktadır."
Sayın Cumhurbaşkanı'nın din-devlet-toplum ilişkisine bakışının bir özeti gibi duran, ve kendisinin "başörtülü kabul etmeme" gibi uygulamalarının da "teorik altyapısını" oluşturduğu anlaşılan bir yargı bu. Peki bu yargı doğru mu?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:21 PM | Yorumlar (9)
April 05, 2005
Papa'yı Materyalistçe Yanlış Anlamak
[5 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'nin koyu seküleristleri dünyadaki "de-sekülerizasyon"u kavrayamadılar. Onun için hala Yılmaz Güney filmlerinin puslu atmosferinde "Türk Aydınlanması"nı bekliyorlar. "Ulusalcılık" yoluyla da zaten kendilerini dünyaya kapatmış durumdalar. Türkiye'de veya dünyanın bir başka yerinde din güçlendiğinde, bunun altında illa "Amerikan emperyalizmi" yahut "yeşil sermaye" arıyorlar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:23 PM | Yorumlar (2)
March 18, 2005
"Türkiye Modeli" Solarken...
[18 Mart 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Eskiden beridir bazı Batılılar Türkiye'yi İslam dünyasına "model ülke" olarak gösterirler. "Model" değilse bile "örnek" terimini kullanırlar. Ve nüfusu neredeyse tümüyle Müslüman bir ülkede laik bir devlet ve demokratik bir sistem kurulmuş olmasının, başka Müslüman ülkelere emsal oluşturduğunu söylerler.
Ama son dönemde birbiri ardına yaşanan bazı gelişmeler, bu "model ülke" kavramının geçerliliği konusunda kuşkular uyandırıyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:30 PM | Yorumlar (0)
March 09, 2005
"Eski Ankara"ya Dersler
[9 Mart 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
"Eski Avrupa" ile birlikte "Fransız tipi laikliğin" de suyu ısınıyor. Aksine, Irak'ta demokrasiyi Ayetullah Sistani'nin yardımıyla kuran Amerikalılar, "dine karşı hoşgörüsüz laikliklerin" de demokrasinin önünde bir engel olduğunu görüyorlar. Bu da, "Eski Ankara"yı yakından ilgilendirebilir. Bizden söylemesi...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:35 PM | Yorumlar (0)
February 17, 2005
Türkiye Neden Federasyon Olamaz?
[17 Şubat 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Kürt milliyetçileri gerçekçi olmalılar: Kültürel, coğrafi, ekonomik, demografik yönlerden Türk toplumu ile iç içe geçmiş durumdalar. Kendileri de Türkçe konuşuyor, Türkçe düşünüyor, Türk kültürüyle besleniyorlar. Durum bu iken, "Kürdistan" kurma hayalini bir kenara bırakmalılar.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:53 PM | Yorumlar (17)
February 10, 2005
Kürtler de Bizim Soydaşımız
[10 Şubat 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Kuzey Iraklı Kürtler de, aynı ordaki Türkmenler gibi, bizim akrabalarımız. Türkiye nüfusu "Türkler'den, Kürtler'den ve diğer anasır-ı İslam"dan oluştuğuna göre, Kuzey Iraklı Kürtler de soydaşlarımız.
Peki bu soydaşlarımıza hiç kulak veriyor muyuz?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:02 PM | Yorumlar (34)
January 17, 2005
Türkiye'nin Dini Özgürlükleri Genişletmesi Gerek
[17 Ocak 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Misyonerlere düşmanlıkta, Rahşan Ecevit, Doğu Perinçek veya Haydar Baş gibi isimleri bir arada görmek mümkün. Farklı kökenlerden gelseler de, devletin din üzerinde egemenlik kurmasını savunmakta birleşiyorlar. Oysa AB ülkelerinin sahip olduğu laiklik anlayışı, daha ziyade devletin dinden ayrılmasını, dinin de devletten özgürleştirilmesini gerektiriyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:04 PM | Yorumlar (2)
January 15, 2005
Tanrı'nın Hakkı Tanrı'ya
[5 Ocak 2005 tarihli Refarans gazetesinde yayınlandı]
Sadece Rahşan Hanım'ın anti-misyoner salvosu değil, son yıllarda Türkiye'deki AB karşıtı garip çıkışların hemen hepsi, aslında "din elden gidiyor" endişesinden ziyade "statüko elden gidiyor" kaygısından doğuyor. Ancak bunu böyle açıkça, dürüstçe ifade etmek pek işe gelmediği için, statüko taraftarları, son çare olarak din gibi kutsal bir değeri kullanmayı tercih ediyorlar. Hem de son 80 yıldır din ve dindarlar üzerinde uygulanan baskıların mimarı sayılabilecek "Jakoben elit"in tam da kendileri veya uzantıları olmalarına rağmen.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:38 PM | Yorumlar (0)
December 19, 2004
"Türkiye Daha İslami olacak, Avrupa ise Türkleşecek"
[19 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Siyasal İslamcılığın muhafazakarlığa dönüşmesinden sonra, artık "çağdaşlık" adına dinin kısıtlanmasını savunmanın bir gerekçesi yok. Eğer "çağdaşlık", dine yönelik felsefi bir karşıtlığı ifade etmek için kullanılan bir örtü değilse..
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:56 PM | Yorumlar (0)
December 10, 2004
Brüksel Abant ve Kürtler
[10 Aralık 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Akşam gazetesi yazarı Güler Kömürcü, Abant Platformu'nda neler konuşulduğunu yazarken, benim, orada "Türkiye, Kürtlere asimilasyon yaptığını kabul etmek zorundadır, mesela dil asimilasyonu. Bunun çözümlenmesi şart artık" dediğimi de belirtmiş. Evet, doğru, buna benzer bir şey söyledim. Ama bundan dolayı dehşete kapılmayı gerektiren bir durum yok...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:12 PM | Yorumlar (4)
Brüksel Abant ve Kürtler
[10 Aralık 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Akşam gazetesi yazarı Güler Kömürcü, Abant Platformu'nda neler konuşulduğunu yazarken, benim, orada "Türkiye, Kürtlere asimilasyon yaptığını kabul etmek zorundadır, mesela dil asimilasyonu. Bunun çözümlenmesi şart artık" dediğimi de belirtmiş. Evet, doğru, buna benzer bir şey söyledim. Ama bundan dolayı dehşete kapılmayı gerektiren bir durum yok...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:12 PM | Yorumlar (4)
November 19, 2004
BBC'de Türkiye İzlenimleri
[19 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
"Her Türk asker doğar" diye bir laf vardır ya, işte o da aynı militarist kültürün ifadesi. Oysa, elbette askerlik de lazım, ama, bu devirdeki Türk bebekleri daha çok mühendis, düşünür veya sanatçı olarak doğsalar daha iyi olacak. Ellerine tutuşturduğumuz oyuncaklar ise ilerde kolayca sahicisine dönüşebilecek plastik silahlar olmamalı.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:58 PM | Yorumlar (1)
October 15, 2004
Fransa'dan İbret Almak
[15 Ekim 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
AB süreci ile birlikte, Türkiye'nin 150 yıllık "çağdaşlaşma" maratonunun en önemli etaplarından birindeyiz. Ama bu gidişe taş koyanlar var, bildiğimiz gibi. Fransa bunların başında geliyor. Eski Cumhurbaşkanları Valery Giscard d'Estaing, zaten uzun zamandır "Türkiye AB'ye alınırsa, Avrupa'nın sonu gelir" diyerek alarm zilleri çalıyordu. Son günlerde Başbakan Jean Pierre Raffarin biraz daha üstü kapalı olsa aynı "endişe"yi seslendirdi. Cumhurbaşkanı Chirac'ın partisinin önde gelen isimleri olan Sarkozy ve Touboun gibi milletvekilleri de "Türkiye Avrupa'ya yaramaz" görüşünde.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:51 PM | Yorumlar (0)
October 08, 2004
Kürtler, "Azınlık" Olmayı Lozan Döneminde Reddettiler
[8 Ekim 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Ekim 2004 tarihli "Türkiye Raporu"nda, ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımız "azınlık" olarak tanımlanıyordu, ancak hükümet son dakikada müdahale ederek bu ifadeyi değiştirtti. Yine de bu konu önümüzdeki dönemde sorun olacağa benziyor.
Nitekim, Cengiz Çandar'ın da işaret ettiği gibi, raporun İngilizce baskısının 48. sayfasında Türkiye'nin azınlıkları Lozan terminolojisi çerçevesinde anladığı işaret ediliyor ve bunun "azınlık haklarının korunmasını önlemek açısından kaygı verici olduğu" ileri sürülüyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:14 PM | Yorumlar (20)
Misyonerlere Özgürlük!
[8 Ekim 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türkiye, Avrupa Birliği'ne girebilmek için çabaladıkça, onyıllardır süregiden anti-demokratik geleneklerinden de kurtulmaya başlıyor. Bence AB sürecinin en büyük yararı burada.
Sözünü ettiğim anti-demokratik geleneklerinden biri, Türkiye'deki Hıristiyanlarla ilgili. Onyıllardır "misyoner", hatta "haçlı" diye suçlanan, taciz edilen Türk Hıristiyanları, görünen o ki, AB süreci sayesinde biraz daha rahat nefes alabilecek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:03 PM | Yorumlar (3)
September 17, 2004
ABD, "Katı Laikliği" Desteklemiyor
[7 Eylül 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Amerikan dış politikasına yön veren ünlü düşünce dergisi Foreign Affairs'in son sayısında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği ele alınıyor. Yorumcu David L. Phillips'e göre, Türkiye'nin AB'ye kabulü, Amerikan çıkarları ve küresel dengeler açısından zorunlu.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:42 PM | Yorumlar (1)
September 11, 2004
Bağımsızlığın Zararları
[11 Eylül 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'de son dönemde en çok vurgu yapılan kavramlardan biri, "bağımsızlık". Osmanlı dönemi kapitülasyonlarını bugünün ekonomik trendleriyle ilişkilendiren ulusalcı siyasetçilerimiz veya entellektüellerimiz soruyorlar: "Sizce Türkiye bağımsız mı?"
Bence hayır, Türkiye bağımsız değil.
İyi ki de değil...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:23 PM | Yorumlar (0)
September 08, 2004
Bağımsızlığın Sonu
[8 Eylül 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Siz bu satırları okurken, ben Roma'da "Karşılıklı Bağımlılık Günü"nü kutluyor olacağım. "Bağımsızlık" kavramının kutsallığına inandırılmış bir yüzyılın çocukları olarak, biraz garip geliyor ilk başta insana. Ama Romano Prodi'den Mihail Gorbaçov'a kadar bir dizi dev uluslararası şahsiyetin katılımı, bu yeni kavramın ciddiyetini kanıtlıyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:40 PM | Yorumlar (1)
July 17, 2004
Bush, Amerika ve Din
[17 Temmuz 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]
Gelecek kasım ayındaki başkanlık seçimi, sadece ABD'nin değil tüm dünyanın geleceğini etkileyecek bir dönüm noktası. Daha öncekilere kıyasla çok daha çekişmeli ve kavgalı geçecek olan seçimde, Cumhuriyetçi (yani muhafazakar) Başkan Bush'un karşısında Demokrat (yani liberal) John Kerry var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:55 PM | Yorumlar (0)



