January 10, 2007

Seküler Fundamentalizm Tehdidi

Son bir kaç onyılda dünya “dini fundamentalizm” tehdidini bol bol dinledi ve tartıştı. Bu söylemin kimi yerde—özellikle Türkiye’de—abartılsa da, reel bir tehlikeye karşılık geldiğine kanımca kuşku yok. Çünkü siyasi otoriteyi ve kaba kuvveti kullanmak suretiyle belirli bir dini görüşü başka insanlara zorla empoze etmek isteyen “dinci”ler gerçekten var. Bunlar, İslam dünyasında olduğu gibi Yahudi ve Hıristiyan dünyasında, dahası Hinduizm gibi başka dinlerde de ortaya çıkabiliyor.

Ancak “dini fundamentalizm” tehdidini dillerinden düşürmeyen bir kısım çevrelerin de, aksi bir yönde tehdit oluşturduğunu görmek gerek. Bunlar, siyasi otoriteyi veya “akıl ve bilim” gibi bir takım söylemleri kullanarak, kendi din-dışı felsefelerini başkalarına empoze etmek isteyenler. Bu seküleristlerin (bazen “laikçi”de deniyor) “dinci”lere çok benzer bir tarafı var: Her iki grup da kendi bildiği doğruyu herkese dayatmak istiyor. (Bu doğruları anlatıp savunmalarında bir sorun yok kuşkusuz; sorun “teklif”in yerini “baskı”nın almasında.) Bu dayatmanın içinde ne kadar idealizm, ne kadar egemen olma hırsı yatıyor; bu ise ayrıca incelemeye ve tartışmaya değer bir soru...

İlgilenenlere, bu konuda yayınlanmış iki iyi İngilizce makaleyi tavsiye edeyim. Birincisi, İngiliz The Guardian gazetesinde geçen hafta yer alan “Yeni Totaliterler: Seküler Fundamentalistler” başlıklı köşe yazısı. Tobias Jones imzalı yazıda, çağımızın en militan ateisti, ateşli Darwinist Richard Dawkins örneğinden hareketle, seküleristlerin ne denli saldırgan ve baskıcı olabildiğine dikkat çekilmiş. (Örneğin bu yazıda belirtilmemiş ama, Dawkins, çocuklarını dindar yetiştiren ailelerin “çocuk tacizi” suçundan yargılanmasını ister.) Yazıda Fransa’daki başörtüsü yasağı da bir totaliterizm örneği olarak belirtilmiş ki, bu işin en “has”ının Türkiye’de olduğunu biliyoruz.

Konuyu daha detaylı ve akademik bir biçimde inceleyen bir ikinci yazı ise Amerikan Markets & Morality dergisindeki “Seküler Fundamentalizm ve Demokrasi” başlıklı makale. Yazıda Batı’daki seküler fundamentalistlerin “gelişmekte olan ülkeler”deki benzerlerine göre nispeten daha az baskıcı oldukları, ikincilerin dine karşı devlet gücünü daha çok devreye soktukları da belirtilmiş ve örnek olarak da Türkiye verilmiş. Bu da yine isabetli bir yorum.

Tabii ki ideal olan çözüm, dindar ve seküler insanların kendi görüşlerini bir diğerine dayatmadan bir arada yaşayabilecekleri, birbirlerini “kamusal alan”dan kovmaya çalışmayacakları bir toplum oluşturabilmek. Türkiye’deki resmi söylem, bu ideal modelin önündeki engelin hep “dincilik” olduğunu telkin eder; oysa en az onun kadar büyük bir sorunu “seküler fundamentalizm” oluşturuyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:18 PM | Yorumlar (0)

December 21, 2006

Bir Diktatörün Ölümü

Turkmenbasi1.jpg Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov bugün öldü. 1991 yılından bu yana ülkesini demir yumrukla idare eden, hiç bir siyasi muhalefete izin vermeyen, rejim muhaliflerini hapishanelere ve hatta akıl hastanelerine kapatan “Türkmenbaşı” lakaplı Niyazov, her ölümlü gibi, toprak oldu.

Eski bir Komünist Parti üyesi olan, komünizm yıkıldıktan sonra da ülkesini Stalinvari bir zihniyetle yöneten “Türkmenbaşı”nın rejiminin bana en ilginç gelen yönü, “lider kültü” olagelmiştir. Hemen tüm dikta rejimlerinden rastlanan “lider kültü,” toplumun iradesinin safdışı edilebilmesi için, baştaki diktatörün insanüstü vasıflara sahip bir “kurtarıcı” olarak resmedilmesine dayanır. Lider, karanlık ve cehalet içindeki halkını “bir güneş gibi” aydınlatan şaşmaz ve yanılmaz bir “kurtarıcı” olarak tasvir edilir.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:22 PM | Yorumlar (26)

September 03, 2006

Devletin Affetmeye Hakkı Var mı?

Victor Hugo'nun ünlü romanı: SefillerBugün gazeteleri çevirirken, ""Kadın dişçinin katili seri tecavüzcü çıktı" başlıklı bir habere rastladım. İzmir'de bayan bir diş hekimi önce tecavüze uğramış, sonra da öldürülmüş. Polis faili yakalamış. Adam tam bir "suç makinesi" imiş: 11 yıl önce yine bir diş hekimi kadına tecavüzden hapse girmiş, ama afla serbest bırakılmış.

Bu, ilk değil. Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde — ve eşi Rahşan Ecevit'in fikri öncülüğünde — çıkarılan af yasası sonucunda serbest kalan bir sürü katil, ırz düşmanı, hırsız ve bilumum suçlunun eski alışkanlıklarına geri döndüğünü gösteren bir dizi feci olay yaşandı son yıllarda. Affedilenlerden bazıları aynı suçları tekrar işleyip yeni masum insanları kurban ettiler.

Bu olaylar ne zaman yaşansa, Türk medyası "afla çıkan katil yine adam öldürdü" diye manşet atıyor. Doğru da yapıyor. Ama sanki problem sadece "Ecevit affı"ymış gibi bir hava var. Oysa kanımca devletin suçluları affetme hakkına sahip olması başlı başına sorunlu bir düşünce: Devlet kimi hangi yetkiyle affedebiliyor ki?

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:25 AM | Yorumlar (40)

July 15, 2006

İzninizle... [İsrail, Zımmilik, Teizm, Hümanizm, vs.]

Son günlerin en önemli konusu, kuşkusuz, İsrail'in önce Gazze Şeridi'ne sonra da Lübnan'a karşı yürüttüğü haksız saldırılar. Her iki cephede şu ana kadar toplam 100'den fazla insan yaşamını yitirdi. İsrail'in kaçırılan askerlerini gerekçe göstererek, böylesine dengesiz bir güç kullanıma başvurması, tüm bir Gazze ve Lübnan halkını "cezalandırmaya" kalkması ve bunu katliam boyutuna vardırmasını her akl-ı selim sahibi insan gibi ben de şiddetle kınıyorum. Olayların gelişimi hakkında iyi birer değerlendirme için, Filistinli yazar Marwan Bishara'nın The Nation dergisindeki "Israel on the Offensive" başlıklı İngilizce yazısını ve Richard Falk'ın Zaman'da yayınlanan "İsrail çıldırdı, dünya kaygılı!" başlıklı makalesini tavsiye ederim.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:23 AM | Yorumlar (75)

June 03, 2006

Sekülerist Yorumcuların Satır Aralarında Gezinti

Okur yorumları büyüteç altındaSon Ayasofya yazısı üzerine siteye gelen yorumlardan biri ilgimi çekti. Yorumun sahibi olan Yılmaz bey şöyle diyor: "Ben dinci değilim. Akılcıyım. Ayasofya'nın müze olmasını istiyorum".

Bu üç kısa cümlede çok şey gizli. Yılmaz beyin şahsını değil, onun temsil ettiği militan sekülerizmi anlamak açısından iyi bir "case study" (örnek çalışma) çıkarılabilir bu üç cümleden.

Önce "dinci değil, akılcıyım" lafını ele alalım. Bu, elbette, dinlerin akılcı olmadığı, dinsizliğin (sekülerizmin) ise öyle olduğu anlamına geliyor. Ama acaba gerçekten durum öyle mi?

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:34 PM | Yorumlar (106)

May 21, 2006

Da Vinci Şifresi'nden Şifreler

Leonardo da Vinci'nin ünlü 'Son Yemek' tablosu

[27 Mayıs 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Dan Brown'un aynı adlı romanından uyarlanan Da Vinci Şifresi adlı filmi izledim. Hıristiyanların, özellikle de Katoliklerin tepkisini çeken, bazı Müslüman ve Yahudi gruplar tarafından da Hıristiyanlarla dayanışma niyetiyle — yani aslında benim isabetli bulduğum bir yaklaşımla — ortaklaşa protesto edilen filmde enteresan bulduğum noktalar var.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:43 PM | Yorumlar (64)

April 27, 2006

Düz Dünyadan Dönüş Yok

[29 Nisan 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Friedman'ın The World is Flat adlı kitabının kapak resmiNew York Times gazetesinin ünlü köşe yazarı Thomas'ın Friedman'ın "Dünya Düz" (The World is Flat) adlı kitabını bir köşeye not edin. Mümkünse okuyun veya özetlerine göz atın. Çünkü 21. yüzyılda dünyanın nasıl bir yer olacağına ve bunun bizleri nasıl etkileyeceğine dair isabetli bir sezgiye sahip olmak için, Friedman'ın sözünü ettiği olguyu anlamak, dünyanın giderek "düzleştiğini" kavramak şart.

Friedman'a göre dünyanın düzleşmesi, farklı kültürlerin birbirine bağlanmasını ifade ediyor. Dünyanın "düz" olmadığı çağların — yani 90'lı yıllar öncesindeki tüm tarihin — özelliği, dünyadaki farklı kültürlerin coğrafi engeller ve siyasi sınırlarla birbirlerinden büyük ölçüde izole edilmiş olmaları. Denizler, okyanuslar, vadiler, dağlar veya dikenli tellerle ayrılan toplumların her biri kendine ait bir kültür ve yaşam biçimi geliştiriyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 08:13 PM | Yorumlar (15)

January 18, 2006

İlginç Bir Soru: "Aşk mı, Para mı?"

Bir köşe yazısından öğrendim ki, bir cips markası, ürün paketlerinin içine, üzerinde "aşk mı yoksa para mı?" yazan bir kupon yerleştirmiş. Tüketicilerden beklenen, iki şıktan birini seçip Turkcell'e mesaj yoluyla bildirmeleriymiş. Ve bu kampanyaya yaklaşık 1.5 milyon kişi katılmış...

Bu bilgiyi veren makale söz konusu reklam kampanyasının ekonomik getirisinden söz ediyor, ama benim ilgimi çeken nokta başka: Belli ki kampanyayı organize edenler, insanın mutlu olabilmesinin, aşk veya parayla — veya her ikisiyle birden — sağlanabileceğine inanmışlar. Kampanyaya katılan 1.5 milyon insan da belli ki bu "inanca" katılmış. Muhtemelen hiç birinin aklına, insanı mutlu edebilecek başka bir şey gelmemiş...

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 08:34 PM | Yorumlar (39)

November 07, 2005

'Seküler Ahlak'a Dair Düşünceler...

Seküler, yani din-dışı bir ahlak olur mu? Bu soru sıkça tartışılır ve bu sitenin yorum bölümlerinde de son günlerde gündeme geldi. Kanımca, evet, seküler ahlak olur. Dine inanmayan insanlar da ahlaki erdemler (sözgelimi dürüstlük, fedakarlık, tevazu, namus) gösterebilirler. Nitekim böyle pek çok insan vardır da...

Fakat mesele bu noktada kapanmaz.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:38 AM | Yorumlar (3)

October 23, 2005

Ahmet Altan'dan Din Üzerine İlginç Duygular

Ahmet Altan'ın bugünkü Hürriyet'teki "Cami ışıklarına bakan çocuk..." başlıklı yazısı, okumaya değer. Herkese öneririm. Bir ateist olan Altan, çocukluğundaki inançlı yıllarını, iftar sofralarını, teravih namazlarını özlemle anmış. Dahası, "içinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu" nasıl fark ettiğini anlatmış. Allah hakkında ise, "Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum" demiş.

Turan Dursunvari "gözünü nefret bürümüş tepki ateizmleri" bir kenara bırakılırsa, hayattan demini almış pek çok ateistin geldiği noktadır aslında bu. Dinsiz bir yaşamın insan doğasındaki tahribatını bizzat yaşar ve "keşke inanabilseydim" derler. İnanamamalarının nedeni ise, Allah'ın varlığını irrasyonel (akıl dışı) bir inanç olarak tarif eden, dahası Allah'ın varlığına dair kanıtları gözlerden uzak tutup diskalifiye eden materyalist felsefedir. Modern dünyada "akıl" ve "bilim" kavramları materyalist bir temele oturdulduğu için, "akılcı" olmakla Allah'ı kabullenmek, ister istemez çelişik durumlar gibi görülür. Nitekim Ahmet Altan da çocukluğundaki dindarlığı anlatıp, "Sonra büyüdüm, inanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim" diyor.

Ama buradan daha ileri gitmek de mümkün. Amerikalı hukuk projesörü ve yazar Phillip E. Johnson da "dini incelediğimde, 'yazık, keşke doğru olsaydı' diye düşünmüştüm" der. Johnson bugün inançlı bir Hıristiyan ve Akıllı Tasarım hareketinin en önemli beyinlerinden biridir. "Keşke doğru olsaydı" dediği şeyin zaten doğru olduğunu ise, materyalizmi çözümlediğinde görmüştür. İşte bu nedenle materyalizmi eleştirmek, neden "bilimin temeli" değil, aksine ona aykırı olduğunu ısrarla göstermek gerekiyor.

Bir de şunu düşünmek gerek: Acaba din neden insana huzur veriyor? İnsanın doğası ile din arasındaki bu uyum, ikisinin birbirine uygun olarak "tasarlandığını" gösteriyor olmasın?...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:47 AM | Yorumlar (14)

July 12, 2005

Nasıl Mutlu Olunmaz?

Beyaz Türklerin ve genel olarak modern insanın yaşadığı kriz, insanoğlunun amaç ve özlemlerini, maddesel dünyayla sınırlamalarından kaynaklanır. Oysa Hz. İsa'nın İncil'de söylediği gibi, "insan yalnızca ekmekle yaşamaz". Dahası, tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanlar; almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı tercih edenlerdir. Bir bildikleri vardır belki de...

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:39 PM | Yorumlar (49)

June 14, 2005

AKP Neden Anti-Amerikan Olsun ki?

[14 Haziran 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.]

Pek çok yorumcu, 'tabandaki anti-Amerikanizm'i verili ve dahası tutarlı bir durum olarak ele alıp sonra da AKP liderliğine 'ne yapalım, siyaset böyle, duyarlılıklarınızı bir kenara bırakın' diyor. Oysa belki de "durun bir dakika, neden Müslümanlar anti-Amerikan olsunlar ki" diye sormak daha doğru. Gelin, bunu sorup üzerinde birlikte düşünelim.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:36 PM | Yorumlar (2)

April 15, 2005

Naziler İslam'ın da Düşmanıydı

[15 Mayıs 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Türkiye'de Hitler'in 'Kavgam' kitabının satış rekorları kırması ve bunun üzerine bir de Prof. Ümit Özdağ'ın, "Arkadan hançerlendiklerini düşünen iyi Türkler, Hitler'i okuyorlar" gibi bir yorum getirmesi, hayli yankı uyandırdı. Türkiye'de gerçekten Nazi ideolojisine bir sempati duyulup duyulmadığı tartışılıyor bugünlerde.

Ancak bu tartışmayı yaparken Nazi ideolojisinin gerçekte ne olduğuna ve buna sempati duymanın, Türkiye'deki hangi ideolojik çevreler açısından teorik düzeyde mümkün olduğunu incelemek gerek.
Elbette bu, nazizme sempati duymanın, hangi çevreler için aslında hiçbir şekilde mümkün olmaması gerektiğini de ortaya çıkaracak. Bu ise önemli, çünkü aslında Hitler hakkında 'iyi yapmış, eline sağlık' diye düşünenlerin çoğu, ne dediklerinin ve bunun sahip çıktıkları kimlikle ne kadar çeliştiğinin farkında değiller.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:41 PM | Yorumlar (11)

April 13, 2005

Sezer ve 'Ilımlı İslam'

[13 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer geçenlerde şöyle demiş: "Deneyimler gösteriyor ki ılımlı İslam uygulamaları, köktendinci rejimlere yol açmaktadır."

Sayın Cumhurbaşkanı'nın din-devlet-toplum ilişkisine bakışının bir özeti gibi duran, ve kendisinin "başörtülü kabul etmeme" gibi uygulamalarının da "teorik altyapısını" oluşturduğu anlaşılan bir yargı bu. Peki bu yargı doğru mu?

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:21 PM | Yorumlar (5)

April 05, 2005

Papa'yı Materyalistçe Yanlış Anlamak

[5 Nisan 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Türkiye'nin koyu seküleristleri dünyadaki "de-sekülerizasyon"u kavrayamadılar. Onun için hala Yılmaz Güney filmlerinin puslu atmosferinde "Türk Aydınlanması"nı bekliyorlar. "Ulusalcılık" yoluyla da zaten kendilerini dünyaya kapatmış durumdalar. Türkiye'de veya dünyanın bir başka yerinde din güçlendiğinde, bunun altında illa "Amerikan emperyalizmi" yahut "yeşil sermaye" arıyorlar.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 05:23 PM | Yorumlar (2)

January 17, 2005

Türkiye'nin Dini Özgürlükleri Genişletmesi Gerek

[17 Ocak 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Misyonerlere düşmanlıkta, Rahşan Ecevit, Doğu Perinçek veya Haydar Baş gibi isimleri bir arada görmek mümkün. Farklı kökenlerden gelseler de, devletin din üzerinde egemenlik kurmasını savunmakta birleşiyorlar. Oysa AB ülkelerinin sahip olduğu laiklik anlayışı, daha ziyade devletin dinden ayrılmasını, dinin de devletten özgürleştirilmesini gerektiriyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:04 PM | Yorumlar (1)

January 15, 2005

Tanrı'nın Hakkı Tanrı'ya

[5 Ocak 2005 tarihli Refarans gazetesinde yayınlandı]

Sadece Rahşan Hanım'ın anti-misyoner salvosu değil, son yıllarda Türkiye'deki AB karşıtı garip çıkışların hemen hepsi, aslında "din elden gidiyor" endişesinden ziyade "statüko elden gidiyor" kaygısından doğuyor. Ancak bunu böyle açıkça, dürüstçe ifade etmek pek işe gelmediği için, statüko taraftarları, son çare olarak din gibi kutsal bir değeri kullanmayı tercih ediyorlar. Hem de son 80 yıldır din ve dindarlar üzerinde uygulanan baskıların mimarı sayılabilecek "Jakoben elit"in tam da kendileri veya uzantıları olmalarına rağmen.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:38 PM | Yorumlar (0)

January 12, 2005

Bilim ve Dogmatik Düşünce

[12 Ocak 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.]

Sayın Türker Alkan ile olan tartışmamızın özü, bilimin yöntemi. Kendisi, 'Bilim ateizmi varsaymak zorundadır' diyor. Ben ise bilimin hiçbir felsefeyi varsaymak zorunda olmadığını, tüm dogmalardan özgür olması gerektiğini savunuyorum. Ateizm-teizm tartışmasına gelince (ki açıkça ikinci taraftayım) diyorum ki, bırakalım bilimi, bizi ne yöne doğru götürüyorsa götürsün.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:44 PM | Yorumlar (21)

November 24, 2004

Futbol Faşizmine Sıfır Tahammül

[24 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş veya Siirt Köy Hizmetleri Spor.. Bunlar, "uğrunda ölünecek" kutsal varlıklar değil. Nedir ki, sonuçta en fazla 100 sene önce kurulmuş, bir takım adamların bir hayli kar etmesine vesile olan, en iyi tanımla birer "jimnastik kulübü" her biri... Bir insanın bu takımların herhangi birini tutmasının da, çocuk yaştaki çevresi veya tesadüfler dışında, bir nedeni yok aslında.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:16 PM | Yorumlar (1)

November 04, 2004

Siyonizme Saygı ve Eleştiri

[4 Kasım 2004 tarihli Şalom gazetesinde yayınlandı]

"Siyon Protokolleri" denen uydurmadan olacak, "Siyonizm" denince, Türkiye'deki bazı insanların zihninde dünyayı sarıp kuşatan bir "Yahudi komplosu" imajı belirir. Oysa ortada böyle bir komplo bulunmadığı gibi, Siyonizm teriminin de böyle bir anlamı yoktur. Siyonizm, tek cümleyle, 20. yüzyıla kadar devletsiz bir ulus olan Yahudilerin, tarihsel yurtları olan Filistin'de bir Yahudi Devleti kurma hedefidir.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:40 PM | Yorumlar (2)

Bilimi Ateizmden Kurtarmanın Zamanı Geldi

[4 Kasım 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]

Tabii ki isteyen ateist olabilir. Bunu savunabilir, yaymaya çalışabilir de. Sorun, bilimin ateist bir temele oturtulması gerektiğinin savunulmasıdır. Sayın Türker Alkan’ı sanırım en çok bu yönden eleştirmem gerekiyor. Çünkü 11 Temmuz 2003 tarihli sütununda “Bilim, bir düşünce etkinliği olarak zaten ‘ateizmi’ var saymak zorundadır.” diye yazmıştı.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:36 PM | Yorumlar (7)

(ABD Seçimlerini) Muhafazakarlık Kazandı

[4 Kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Kısacası Bush'un zaferiyle birlikte, ABD'de zaten güçlü olan muhafazakarlık, biraz daha da güçlendi. Dünyanın en modern ve gelişmiş ülkesi olan Amerika'nın, aynı zamanda da en dindar toplumlardan biri olduğu, bir kez daha tescillendi. Acaba bu durum, "muasır medeniyet"in de - bizdeki geleneksel "Aydınlanmacı" zihniyetin varsayımlarının aksine - giderek muhafazakarlıkla özdeştiği anlamına mı geliyor?

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:00 PM | Yorumlar (0)

October 15, 2004

Fransa'dan İbret Almak

[15 Ekim 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

AB süreci ile birlikte, Türkiye'nin 150 yıllık "çağdaşlaşma" maratonunun en önemli etaplarından birindeyiz. Ama bu gidişe taş koyanlar var, bildiğimiz gibi. Fransa bunların başında geliyor. Eski Cumhurbaşkanları Valery Giscard d'Estaing, zaten uzun zamandır "Türkiye AB'ye alınırsa, Avrupa'nın sonu gelir" diyerek alarm zilleri çalıyordu. Son günlerde Başbakan Jean Pierre Raffarin biraz daha üstü kapalı olsa aynı "endişe"yi seslendirdi. Cumhurbaşkanı Chirac'ın partisinin önde gelen isimleri olan Sarkozy ve Touboun gibi milletvekilleri de "Türkiye Avrupa'ya yaramaz" görüşünde.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:51 PM | Yorumlar (0)

September 23, 2004

Murat Belge'nin Yanılgısı

[23 Eylül 2004 tarihli Referans'ta yayınlandı]

Murat Belge, Türkiye'nin en nitelikli entellektüellerinden biridir. Radikal'deki her yazısını okurum. Büyük çoğunluğunu beğenirim. Ancak geçen günlerde Neşe Düzel'in kendisiyle yaptığı söyleşide söylediklerinin bir kısmını beğenemedim. Pek çok doğrunun yanında, önemli bir yanılgı da vardı çünkü Belge'nin söyledikleri arasında.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:29 PM | Yorumlar (0)

September 17, 2004

Zina, İnsanlar ve Hayvanlar

[17 Ekim 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Zina yasası tartışması, son haftaların en sıcak gündem maddesiydi. AKP hükümeti, karşılaştığı yoğun muhalefet üzerine, daha önce de bu gibi çetrefilli konularda yapmak zorunda kaldığı gibi, geri adım attı. Daha önceki çetrefilli konularda olduğu gibi, belki bu tartışmayı hiç başlatmamalıydı.

Ben, kendi adıma, ahlaki bir mesele olan zinanın ceza hukukuna dahil edilmesini yanlış buluyorum. Çünkü ahlak kanunla empoze edilemez. Eğer empoze ediliyorsa, zaten o ahlak olmaz. İnsanlara "ahlaksız bir şey yaparsanız hapse girersiniz" derseniz, onları ahlaklı değil, en fazla ikiyüzlü yapmış olursunuz.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:38 PM | Yorumlar (6)

September 03, 2004

Gezegenimiz Ne Kadar Anlamlı?

[3 Eylül 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Geçen günkü Radikal gazetesinde "Uzayda İki Komşu Daha" başlıklı bir haber vardı. Söz konusu "komşular", varlıkları yeni keşfedilen iki gezegendi. Radikal, Güneş sisteminin dışında, Dünya'nın 10-20 kat büyüklüğündeki bu iki gökcisminin "yaşama müsait olduğunun sanıldığını" da ekliyordu. Yani, bu gezegenlerin üzerinde küçük yeşil adamlar bulmayı bekleyebilirdik.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:46 PM | Yorumlar (1)

April 03, 2004

"Muhafazakarlaşan Türkiye" Hakkında Yersiz Endişeler

[[3 Nisan 2004 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]

"Türkiye inanılmaz bir hızla muhafazakârlaşıyor!” Milliyet’in genç kalemi Ece Temelkuran, seçim günü yayınlanan yazısında böyle diyordu. Ancak bunu sadece bir “tespit” olarak değil, bir “alarm sinyali” olarak duyuruyordu. Toplumdaki belirli bir kesimin düşünce ve duygularını ifade eden bu “alarm sinyalini” ciddiye alıp incelemek gerekiyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:51 PM | Yorumlar (6)