« Laiklik İyidir—Sorun 'Laikçi'lerde | Ana Sayfa | Laikliği Asıl ‘Laikçiler’ İhlal Ediyor »
May 11, 2007

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 11, 2007 11:01 AM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)




İlk bakışta Kopernik, astronomik sistemi temelden sarsacak bir şey yapmış değildi. Sadece Güneş’i evrenin ortasına yerleştirmişti. Ne var ki, öldüğü yıl basılan eserinde ulaştığı sonuçlar, Ortaçağ inanç ve düşünce sisteminin çöküşünü başlattı.
Kopernik (1473-1543) geçmiş çağlarda birkaç örneği olan, ama bizim karmaşık modern dünyamızda eşine rastlamayı pek ummadığımız evrensel dehalardan biridir. Din adamı, devlet adamı, bilgin, hukukçu, sanatkâr, şair, hekim, ekonomist, matematikçi, astronom -o, bunların hepsiydi; ama onun asıl tutkusu- eğer “tutku” bu denli ılımlı ve ince bir düşünür için yerinde bir sözse- matematiksel astronomiydi. 1473’de Polonya’nın Torun kentinde doğmuştu. Önce Cracow Üniversitesi’nde, daha sonra Bolonya (Bologna) ve Roma’da uzun süren bir öğrenim döneminden sonra, 1506’da 33 yaşındayken Frauenburg Katedrali rahipliğini üstlenmek üzere ülkesine döner; 1543’te ölünceye kadar çeşitli etkinliklerini sürdürür; ama, onu sürekli uğraştıran şey, kafasında oluşturduğu astronomi sistemini yetkinleştirmektir.
Bu sistem neydi? Bilindiği gibi, Kopernik’in yaşadığı dönemde insanlar, yerküreyi, çevresinde yıldız ve gezegenlerin döndüğü, küresel evrenin tam ortasında sabit bir yer sayıyorlardı. Buna göre, göksel cisimler (Güneş, Ay, tüm gezegen ve yıldızlar) kürelerle bağlıydı ve hareketleriyle, dolaylı olarak, kürelerin nasıl hareket ettiğini gösteriyordu. Belli bir gezegenin (Örneğin Mars’ın) hareketindeki düzensizlik, her birinin kendine özgü yarıçapı, ekseni ve dönme hızı olan pek çok kürenin hareketinin sonucuydu. Kürelerin kendileri görünmediğinden onların sayı ve özelliği görünen göksel cisimlerin hareketlerinden çıkartılıyordu. Böylece astronominin başta gelen sorunu, görünen hareketlerin, düzgün hareket eden kürelerin ne tür bir kombinezonundan oluşabileceğini bulmaktı. Gökteki tüm cisimlere ilişkin olan bu sorun, astronomları 1400 yıl boyunca uğraştıran başlıca sorundu.
Şimdi, bu görüş çok kez sanıldığı gibi ne basit bir tahminin, ne de aptalca bir önyargının ürünüydü. Antikçağ’ın ilk döneminde böyle herkesin kabul ettiği bir sistem yoktu; hatta sistemin özünü oluşturan nokta (yerkürenin evrenin merkezinde sabit konumu) bir araştırma ve tartışma konusuydu. Görünüşe bakılırsa, yerkürenin sabit olduğunu kabul etmek gerekiyordu. Ancak kimi düşünürler (en başta MÖ 1. yüzyılda yaşayan Sisamlı Aristarchus) yerkürenin kendi ekseni çevresinde dönmekle kalmadığını, aynı zamanda, Güneş’in etrafında dolaştığını, gökteki hareket görüntülerinin ise yerkürenin bu hareketinin bir sonucu olmaktan başka bir şey olmadığını ileri sürmüşlerdi. Ne var ki, MS 2. yüzyılda İskenderiyeli Batlamyus (Ptolemy) tüm sorunu inceler; özellikle yerkürenin döndüğü olasılığı üzerinde dikkatle durur; ama sonunda, kendisine kesin görünen, o zamanki bilgi düzeyi düşünülürse gerçekten akla yakın gelen birtakım nedenlere dayanarak bu olasılğı reddeder. İşte bundan sonradır ki, yer-merkezli sistem herkesçe kabul edilir. Ancak sistemin göksel cisimlerin hareketlerinde gözlenen düzensizlikleri karşılamak için durmadan eklenen yeni küreler nedeniyle giderek içinden çıkılmaz bir karmaşıklığa büründüğünü görmekteyiz.
Kopernik’in duyarlı matematik kafasını rahatsız eden şey de işte sistemin aldığı bu karmaşıklıktı. 15. yüzyıla gelindiğinde, “görüntüleri karşılamak için” eklenen kürelerin sayısı sekseni aşmıştı; ama gene de gözlenen düzensizliklerin tümünün açıklandığı söylenemezdi. Tüm işlerinde yetkin olan Tanrı’nın böylesine çirkin bir evreni yaratabileceği Kopernik’e son derece aykırı geliyordu. Bu nedenle o, çoktan saygınlığını yitirmiş yerkürenin döndüğü düşüncesine yönelir; bu teorinin gözlenen göksel hareketleri daha iyi açıklayıp açıklamadığını görmek ister. Çok geçmeden bunun olanaklı olduğunu görünce, yaşamının son otuz yılı boyunca daha basit yeni bir sistem oluşturmak için çalışmaya koyulur; bir an durmaksızın notlar alır, düşüncelerini eline geçen kâğıt parçalarına, kitap kenarlarına, hatta duvarlara kaydederek, açıklama gücü Batlamyus (Ptolemy) sisteminden daha yüksek, üstelik küre sayısını otuza indiren daha basit sistemini kurmayı başarır. Çalışmasının tüm öyküsünü Latince kaleme aldığı De Revolutionibus Orbium Caelestium (Göksel Kürelerin Dönüşleri Üzerine) adlı büyük yapıtında veren Kopernik’in kitabının ilk nüshasının yatağında ölümle pençeleştiği son günlerinde eline geçtiği söylenir.
Kopernik’in kitabını, engizisyonun kovuşturmasından korktuğu için yayımlamayı geciktirdiği pek çok kez söylenmişse de, bunu kanıtlamak mümkün olmamıştır. Tam tersine, sistemin bir özetini ölümünden yıllarca önce Commentariolus adlı yapıtına koyduğunu, 1540’da öğrencisi Rheticus’a kitabını bastırması için izin de verdiğini biliyoruz. Kaldı ki, yaptığı çalışma hem Papa tarafından, hem de Roma Kilisesi Yüksek Şurası üyelerince yakından bilinmekte ve beğenilmekteydi. Gerçekte Kopernik’i alıkoyan şey, alay konusu olmaktı. O dönemde yerkürenin sabit durduğu o denli açık bir gerçekti ki, tersini savunmak aptallığın da ötesinde gülünç olmak demekti. Kopernik, gülünç olmayı göze alamayacak denli duyarlı bir kişiydi. Bu yüzden sistemini uzun süre yalnızca anlayışına güvendiği dostlarına açmakla yetinmişti.
Peki öyleyse, kurduğu sistem neden ölümünden yüz yıl geçtikten sonra dünyanın tanık olduğu en sert entelektüel çatışmalardan birinin merkezi oldu? Nedenini hemen belirtelim: Görünüde basit ve zararsız olmasına karşın, etkisi yönünden Ortaçağ düşüncesine ölüm darbesi indirmişti getirdiği sistem! Ortaçağ anlayışının bir bütün oluşturduğu olgusunu bilimin değişik ve çok kez birbirinden kopuk sayısız kollara bölündüğü günümüzde anlamak son derece güçtür. Bizim astronomi, fizik, kimya, teoloji, psikoloji, fizyoloji vb. diyebildiğimiz konular o zaman bir tek sistem içinde kaynaşık toplanmıştı. Astronominin en dış küresinin üstünde teolojiye ait küre yer alıyordu. Yıldızlar şimdi bildiğimiz gibi uzak gaz kitleleri değil, insanların kişiliklerini etkileyen, bir ölçüde alınyazılarını belirleyen göksel varlıklardı. Gezegenlerin yerküreye benzer özellikleri vardı. İnsan bedeni küçük ölçekte evreni temsil ediyordu. Örneğin, bizim “madde” dediğimiz her şey Ortaçağ düşünürlerine göre dört elementin (toprak, su, hava ve ateşin) değişen ölçülerde karışımından oluşuyordu. Örneğin, sıvılarda su, katılarda toprak elementi ağır basıyordu. Aynı şekilde insan kişiliği de “hümor” denilen dört şeyin değişik ölçülerde karışımından oluşuyordu. Öyle ki, karışımda ağır basan “hümor”un türüne göre, kişileri duygusuz, huysuz, iyimser ya da üzgün diye dört gruba ayırma olasılığı vardı. Elementler maddesel dünya için ne ise “hümor”lar da ruhsal dünya için oydu. Aradaki koşutluk o derece ileriydi ki, Shakespeare’in bir oyununda Antonius, Brutus’u şöyle niteler: “Elementler onda öylesine karışmıştı ki, doğa ayağa kalkıp tüm dünyaya şöyle seslenebilirdi: ‘İşte bir insan!’” Bu dünyada, ya da daha sonra, insanın başına gelen hiçbir şey yoktu ki, evrensel sisteme bağlı olmasın. Yerleşik astronomik sisteme bir kez dokundunuz mu tüm düşünce sistemini alt üst etmiş olurdunuz.
Ne ki, ilk bakışta Kopernik, astronomik sistemi temelden sarsacak bir şey yapmış değildi. Gerçi yerküreyi değil, Güneş’i evrenin ortasına yerleştirmişti; ama, gezegen ve yıldızlara egemen olan göksel küreler ve onların oluşturduğu esas düzen yerli yerinde duruyor, değişmez, düzenli hareketlerini sürdürüyordu. Kaldı ki, Kopernik sisteminin daha basit yapısıyla, tüm evreni Tanrı’ya özgü bilgeliğin bir anlatımı sayan bir felsefeyi içermekle dinsel görüşe ters düşmediği söylenebilir. Ne var ki, sonuç hiç de öyle olmadı: Ortaçağ inanç ve düşünce sistemi tümüyle çöktü.
Yazan: ancazin Tarih: April 22, 2007 04:32 PM
ne zamandır bekliyordum bu yeni bir konferansı!
4 saat oluşu da güzel..
ayrıca soru cevap kısmına daha çok yer ayırırsanız sevinirim sayın Akyol!
Yazan: lagrima Tarih: April 23, 2007 07:21 PM
SAYIN AKYOL,
"Yaşanabilir ilk gezegene doğru
Güneş sistemi dışında “yaşamaya uygun olabilecek” ilk gezegen keşfedildi.
PARİS - “Astronomy and Astrophysics” adlı derginin son sayısındaki makaleye göre, astronomlar Güneş sistemi dışında Dünya’dan 20.5 ışık yılı uzakta keşfettikleri gezegenin insanların yaşamasına elverişli şartlar taşıyabileceğini düşünüyor. NTV-MSNBC VE AJANSLAR "
Bu bilimsel açıklamaya,Yazar KAZIM YARDIMCI 1974 yılında yayınlanan, "VARLIK" isimli kitabında değinmiş. İnsanlık için çok sevindirici bir haber.
http://www.varliktanveriler.com/new/kitap/varlikyeni/
Yazan: Ekin Tarih: May 1, 2007 04:41 PM
Kopernik Devrimi ni yeniden düşünmekten konuşacaksınız demek ha mustafa Akyol? Ne kadar komiksiniz?
Kopernik in yaptığı gibi deney ve gözlem üzerine kurulu bilgi arayışını anlatırsınız artık insanlara, EEE NE DE OLSA SİZ DE AZ DENEY VE GÖZLEM YAPMADINIZ DEĞİL Mİ BİYOLOJİ-YAŞAMBİLİM ÜZERİNE!
Celal Şengör ün sizin yapmadığınız için eleştirdiği deney ve gözlemleri sizden farklı olarak Kopernik yaptı, bakalım aradaki farkı orada sizi dinlemeye gelenlere açacak mısınız?
Ve de bakalım ne zaman Ankara'ya Evrim çalışma grubunun konferanslarına gelip yaptığınız DENEY ve GÖZLEMLERİ açacaksınız? Haberiniz olsun, kapıları size açık. Her türlü sorunuz dahil.
Yazan: Beagle Tarih: May 3, 2007 10:28 AM
Ünilerde araştırma mı yapılıyor yoksa ing çeviri mi acaba ?
Evrimcilerin söylediklerini kanıtlamak amaçlı yabancı üniversiteleri ballandıra ballandıra örnek wermesi doğru da? at'cıların dünyada yapılan araştırmaları örnek wermesi mi yanlış?
Yazan: lagrima Tarih: May 4, 2007 05:51 PM
Sayın Beagle, ne yapalım çağımız "yeniden düşünme" çağı!
-Çağdaşlığı yeniden düşünmek.
-Yobazlığı yeniden düşünmek.
-Demokrasiyi yeniden düşünmek.
-Türbanı yeniden düşünmek.
-Fundamentalizmi yeniden düşünmek.
-Atatürk'ü yeniden düşünmek.
-Laikliği yeniden düşünmek.
-Kopernik'i yeniden düşünmk.
Yeniden düşüne düşüne, herşeyi kalıbına uyduruyoruz! Kolay gelsin.
Yazan: Keskin Tarih: May 7, 2007 07:48 PM
Oradayım inşallah; çok güzel bir organizasyon olması dileğiyle...
Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: May 10, 2007 02:18 PM
Bu sitede AT'ye olanca eleştiriyi yapan arkadaşlar, işte fırsat. Bu konferansa katılın, katılmakla kalmayın aktif eleştirilerinizi bizzat konferansta sunun. Kalvye başından kolaya kaçmakla olmuyor...
Yazan: JaneDo Tarih: May 11, 2007 03:29 PM
İlk, her zaman zordur. İkinci konferansa sizi daha bir hazırlıklı gördüm. Özellikle billboard afişlerini ve broşürleri görünce. Umarım bomba gibi bir konferans olacak.
Yazan: blue Tarih: May 11, 2007 04:32 PM
Evrim/yaratilis konusuna ilgi duyan bir biyolog olarak Konferans'a katilacagim insallah.
Gecen Konferans'ta fazla evim taraftari yoktu saniyorum; bu defa fazla olmasini umit ediyorum. Bir evrim-bilimci katilimcidan yakinda tavuklarin kub seklinde yumurtayacagi bilgisini almis artik buz dolaplarina bir de yumurtalik kismi koymak zorunda kalmayacagimiz umidi ile heryeceanlanmis idim tabii.
Sayin Beagle,
Bahsettiginiz Evrim Calisma Grubunun konferanslar da ilginc geldi. Onlara da katilmayi cok isterim yalniz bir problem olmamasi icin su sorulari cevaplarmisiniz:
1. Benm basim ortulu (bazilarinin ifadesi ile turbanliyim); katilmamda mahsur varmi?
2. Aykiri soru soranlar (faraza evrimi sorgulayanlar) linc, universite gorevine son verme, fisleme, gazetelerde irticaci diye teshir edilme, GK uyarisinda behsedilme gibi cagdas muamalelere taabii tutulurlarmi yoksa devrimsel bir zihniyet degisikligne mi gidildi?
Davet icin simdiden tesekkurler.
Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 11, 2007 08:06 PM
"Merdi kipti secaatin arzederken sirkatin soyler" sozune sundan guzel delil olabilirmi? Buyurun:
"Sayın Beagle, ne yapalım çağımız "yeniden düşünme" çağı!
-Çağdaşlığı yeniden düşünmek.
-Yobazlığı yeniden düşünmek.
-Demokrasiyi yeniden düşünmek.
-Türbanı yeniden düşünmek.
-Fundamentalizmi yeniden düşünmek.
-Atatürk'ü yeniden düşünmek.
-Laikliği yeniden düşünmek.
-Kopernik'i yeniden düşünmk.
Yeniden düşüne düşüne, herşeyi kalıbına uyduruyoruz! Kolay gelsin."
Ne diyor bu bilimi, cagdasligi, acik fikri savunan arkadas?
Hic ir seyi YENIDEN DUSNMEYELIM. NASIL EZBERLEILDI ISE ESKIDEN NASIL BILINIYORSA RESM DOGMA NE ISE OYLE KALSIN! Baska turl izahi varmi bu kisinin soylediginin?
ASrkadas;a lutfen simdi iyi bi sozluk bulun ve IRTICACI REACIONARY GERIC BACKWARD BAGNAZ kelimelerinin karsiligin bakin. Hic bir fark varmi bu zihniyetle?
Peki bu cocuk Islami yeniden dusunme fikrinede mi karsidir?
Nu kavamlari yeniden dusunmeyeceksek HANGI YILDAKI SEKLIYLE KABUL EDECEGIZ? Ozdemir Ince 1923 Cumhuriyetin sadkim diyor. Demokrasiyi reddediyor. Cok partiyi reddediyor. Acik acik FASISTIM diyor.
Ornegin Cumhuriyet 1923'te laik defildi. 1937'de oldu. (yani yeniden dusunludu).
Cumhuriyet demokratik degild. 50'de demokrasiye gecildi. 60'ta vaz gecildi, secilmisler asildi. "yeniden dusunmeyeceksek" hangi tarihi baz alacagiz. 27 Mayis Bayram idi. 81'de vaz gecildi.
Iste budur ulkemizdeki problem:
Gerici, yobaz, lumpen, cuhela bilmci, ilericiyim der.
Fasist, darbeci SOSYAL DEMOKRATIM der. Ama Sosyalist Enternasyonal irkci, devetci fasist oldugu icin ihrac etmek uzeredir.
-Ahlaksiz, sorguncu rantci "ulkenin aynaklari" der bolca
-Ingiliz misyoner Turkan Saylan adini alir bir taraftan ilkokullara ensestin, porngragfinin oguldugu kitaplar dagittirir, obur yanda Hiristiyan misyonerlik yapar ve TURK BAYRAGINI SALLAR ULUSALCIYIM DIYE.
-AB bizi kandiriyor, tum yabancilar da dusmanimiz diyen, ozgurluk dusmani CAGDAS ve BATICDIR.
-Din dusmani, devletin dini daha SIKI KOntrolunden, dine karsi cephe almasindan yana olan laiktir.
-BILIM ADAMI YENIDEN DUSUNENDIR ARKADASLAR. YENIDEN DUSUNMEDEN BILIM YAPIOLMAZ. Bu cocuga YOK universitesinde dusunmeyi yasaklamslar. Kemalizm dinine mensup bu irticacilar. Einstein Newton'u yeniden dusunmemeli idi buna gore!!!
BU yobaz zihinsel ozurlu, cehaletin curetinin kisellesmis hali ile ne bilim tartisacaksiniz?
Bir kavramin sozluk anlamini ezberlemedi iseniz bakin laikcilere. Onlarin savundugunun tam tersidir.
Kime anlatiyorum bunlari? Belki kafasi karisik biriler duser buralara diye.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 11, 2007 09:14 PM
Einstein Newton'u yeniden dusunmemeli idi buna gore!!!
sakin sakin eistein ve newton hakkında ne düşünecekerini söyler misiniz ?
Yazan: knz Tarih: May 12, 2007 08:56 AM
Mustafa Bey, size ve İsa Beye bu organizasyonu düzenleyerek, bize değerli bilim adamları ve yazarlarla birleşme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz. Diğerlerini sekiz gözle bekliyor olacağız, konferans sırasında söylediğiniz "sonbahar" tabirini ise çok uzak bulduk.
Yasemin&Emel
Yazan: Yasemin Tarih: May 12, 2007 09:40 PM
Konferans için çok teşekkür ederim inşallah devamı gelir daha..
Genel bir yorum yapmak gerekirse konferansın uzun oluşu geçen konferansa göre daha iyiydi..
Özellikle prof.bloom ve ali bulaç'ın konuşmaları çok güzeldi..gordon'un konuşması nedense pek anlaşılmadı gibi geldi bana..belki simultanedeki arkadaş zorlanmıştı kavramlardan ötürü..
Devamını bekliyoruz!
Ayrıca sayın Akyol son konferansta ben olsam karşıt görüşlü proflarıda çağırırdım illaki tanıdıklarınız vardır ya da katılmak isteyen olacaktır diye düşünüyorum!
Yazan: lagrima Tarih: May 12, 2007 10:59 PM
Çok faydalı bir konferanstı. Gordon'ın tebliği kelam argümanına ve karşı tezlerin çürütülmesine dair olduğu için biraz felsefi kaçtı, çok kimse anlayamamış. Fakat bizimkilerin gerici, yobaz diye tukaka ettiği Gazali'nin Amerika'da bilim felsefesi konusunda üstat kabul edilmesi gerçekten çarpıcı.
Mr. Bloom'un sunumu daha ilgi çekiciydi. Evrende, canlılığın olabileceği tek gezegenin dünya olabileceğini ispatlamaya çalıştı. Dünyanın, evrenin fiziksel olarak merkezinde olmamasına karşın, canlılığın oluşması ve sürmesi için en uygun bölge olan evrenin kenarında bulunması, ve diğer yıldızlardan uzak bulunması, yörüngesinin tam da yaşam için uygun olması ve bunun gibi bir çok sebepten ötürü ateistlerin Kopernik devrimini kullanarak ulaştıklarını sandıkları zaferin nasıl bir ilüzyon olduğunu güzel bir şekilde anlattı. Bloom'a sorum ise kelime kurbanı oldu. Sormak istediğim: Koca evrende yalnız olduğumuz, yanında şu soruyu beraberinde getiriyor: Peki evrenin diğer kısmı ne için? Evrenin farklı bölgelerinde farklı canlı formlarının bulunması teistik görüşe neden aykırı olsun? Evren yerine dünya yazmışım. Bloom sorumdan ne anladı, merak ediyorum...
Ali Bulaç her şeyden bahsetti, tebliğ konusu olan pozitivizmin türk aydınına etkisine vakit kalmadı. Çok hazırlıksızdı, ve daldan dala atladı.
Ümit Şimşek iyi başladı, sonra saran plak gibi aynı şeyleri tekrar etmeye başladı. Çok güzeldi anlattıkları ama.
İsa Tatlıcan bey'in hazırladığı video konferansın en etkili sunumuydu.
Din ve bilim konusu, altı doldurulmaya müsait çok geniş bir konu. 3.konferansın da aynı konu üzerinde olması faydalı olur diye düşünüyorum.
Faydalı bir 3,5 saatti. Teşekkürler M.Akyol.
Yazan: blue Tarih: May 13, 2007 09:56 AM
Konferans genel itibari ile çok iyi geçti.
Organizasyon güzel tertip edilmiş ayrıca öncesindeki kokteyl de iyi düşünülmüş.Devamının gelmesi dileğiyle tüm emeği geçenlere başta Sayın Akyol'a çok teşekkür ederim.
Konuşmacılardan Sayın Şimşek iyi bir sunum yaptı isede bana göre çokça kendini tekrarladı eser-müessir ilişkisi üzerinde gereğinden fazla durdu ama genel itibari ile tabii birde konferans sonunda kendisine yöneltilen soruya verdiği cevabı saymazsak gayet iyi iş çıkardı diyebiliriz.
Sayın Akyol gayet iyi bir organizatör konuşmacıların tebliğlerindeki muhtemel anlaşılmayacak yerleri konudaki engin bilgisinide hissettirir şekilde açıkladı.
Ayrıca Mustafa Bey'in öyle saniyorum ki heyecandan kaynaklanan tedirginliği özellikle ilk sunumda kürsüdeyken gözlerden kaçmadı.
Fakat genel genel itibari ile kusursuzdu.
Sayın Ali Bulaç'ın gelenekçi çizgisi hissedilir biçimde sunumuna yansımıştı söyledikleri genel mana tüm modernizmi paketliyor hatta delikten aşağı süpürüyordu bununlka birlikte konuşmasına Dostoyevski ve Martin Heidegger gibi varoluşçu edebiyat ve düşün adamlarının hemen heryerde karşımıza çıkan bazı sözlerini hatırlatıp hastalıklı ilan ettikten sonra Kuran'dan birkaç ayet söyleyip sözde meseliyi halletmiş oluyordu. Beklenirdi ki Sayın Bulaç bunları propagandatif bir söylemle değilde daha derinlemesine felsefi biçimde tahlillerini yapsın ve bir sonuca bağlayacaksa öyle bağlasın.Bunlar eksi yönler olarak gözüktü bana.Tüm bunlara rağmen İSLAMIN KLASİK YORUMLARININ bize verdiği temel sebep-netice ve gaye ilişkilerini gayet güzel ve doyurucu biçimde verdi.
Diğer bilim adamları ise işin daha teknik yönünü anlattılar bize benim son derece ilgimi çeken fizik konularını can kulağıyla dinlememe rağmen salondan rahatsızlanma ve sıkılma sesleri duydum bilim adamlarının sunumları boyunca. Fakat bu bilim adamları bu gelişmeleri Akyol'unda salondakileri uyardığı gibi Hrıstiyan öğretisine kaynak ya da doğrulama biçiminde kullanıyor olmaları bu argümantasyonun hiçbir dinin öğretisini tümüyle isbatlıyor olamayacağının isbatıydı buna Bulaç kendi tebliğinde üstü kapalı işaret etti.
Ezcümle bu konferans: son derece öğretici ve entelektüel bir kazanım sağladığı için zannedildiğinden çok daha fazla yararlı oldu.
Tüm emeği geçenlerden Mevla razı olsun ve şevklerini artırsın.
Not: Bekir Bey ve Mustafa Bey'le tanışma imkanına sahip olduğum içinde ayrıca mutluyum.
Sayglıar Sevgiler Selamlar
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: May 13, 2007 03:48 PM
"Peki evrenin diğer kısmı ne için?"Evet,bu sorunun cevabını ben de merak ediyorum,yanıtı olan var mı?
Yazan: çuvaldız Tarih: May 13, 2007 03:55 PM
Blue’nun da değindiği gibi prof Gordon’un modern fizik ile Gazali’nin kelam görüşünü anlatma çabası anlaşılamamış olabilir..biraz plansız bir anlatım olduğu için ya da zaman elvermediği için kafa karışıklığı olmuş olabilir..bu konuyu işlerken Gazali’nin kelam görüşünü biraz açıklamak gerekir..
Aristo ve yeni-eflatuncu felsefeye göre alem ezeli olarak mevcuttu ve İslam dünyasında da bu sudur nazariyesini benimseyen filozoflar vardı..İslam kelamcısı imam Eşari’den bu yana bu görüşün olumsuz neticeleri görülmüş fakat Gazali’ye kadar bu fikri reddecek sistemli bir düşünce geliştirilememişti..sadece bu fikrin Kuran’daki yoktan yaratma anlayışına ters olduğu söylenebiliyordu..
Gazali alemin(evrenin) ezeli olarak var olduğu düşüncesini reddeder..Evrenin,Allah’ın ezeli takdiriyle zaman içinde yaratılmış olduğunu yani bir başlangıcı olduğunu savunur..
Bunu savunurken matematik bir delil ileri sürer;….alem ezeli olarak mevcutsa feleklerin dönüşünün sayısınında sonsuz olması gerekir..fakat biz Güneş feleğinin bir dönüşünü bir yılda,Satürnün 30,Jüpiterin 12 yılda tamamladığını biliyoruz..Güneşin ve diğer feleklerin dönüşleri arasındaki sonlu oran sırasıyla 1/30,1/12 olarak verebiliriz ki bu durum bu dönüşlerin sonsuz olduğu ve sonsuz bir zamanda meydana geldiği şeklindeki faraziyeyi tekzip eder.
Ayrıca bu dönüşler ya tekdir ya da çifttir ve netice olarak sonludur..çünki sonsuz ne tekdir ne de çifttir..
Gazali bu alemin bir başlangıcı olduğunu ortaya koyduktan sonra bu alemdeki varlıkların oluş ve yok oluşu kabul eden varlıklardan olduğunu söyler..(Gazali’nin varlık kategorisindeki sınıflandırmaya göre..)
Gazali alemdeki yaratıkları Allah’ın yukarıdan aşağıya doğru bir tertip üzere yoktan var etmiş olduğunu söyler..
Bu alemde çeşitli şekillerde oluşan varlıklar aynı zamanda yok oluşa da tabidirler..
Gazali oluş ve yokoluş bahsinde hareketin ne olduğunu da tanımlar..hareket;birbirine bitişik mekanlarda birbirini takip eden oluşların ancak devamlı surette ardı ardına varolup yokolmalarıyla meydana gelen bir şeydir..eğer ard arda oluşlar baki kalsaydı hareketten değil sükundan bahsedilirdi.yani hareket varlığıyla beraber yokluğuda zaruri olarak düşünülmesi gereken bir olgudur..
Gazali buradan hareketin ancak zaman içinde meydana gelebileceğini söyler..çünki özü itibariyle varoluş ve yokoluşa tabi olduğu için hareketin bir geçmişi ve geleceğinden söz edebiliriz..bu da zaman kavramını ortaya çıkarır.
Hareket zaman içinde meydana geldiğinden zaman ve hareket arasında yakın bir ilgi vardır..
Gazali zamanı nasıl tanımlamaktadır?
Zaman,hareketin mikdarıdır,öncelik ve sonralık bakımından kendini belli eder..Gazali, eğer varlıkta hareket olmasaydı zaman da olmazdı der..ve ileri sürdüğü bazı delillerden sonra zamanın hareketin süresinden yani uzanımından ibaret olduğu sonucunu çıkarır..
Hareket halinde olan cisimlerin mutlaka bir ilk hareket ettiricisi olmalı,sonsuza uzayan bir silsile olamaz düşüncesini zamana da tatbik eder Gazali..zaman ve hareket birlikte var oldukları için zamanında sonsuz geçmişe giden bir silsilesi olamaz..geçmiş zamanda bir ezeliyet kabul etmez ve zamanında bir başlangıcı olduğunu,yaratılmış bulunduğunu kabul eder.
Zaman,alemin hareketinin sonucudur..hareket varolmaya başladığı anda zamanda varolmaya başlamıştır..geçmiş ve gelecek bizim vehmimizde vardır..yani geçmiş ve gelecek olduğunu zannederiz,vehmimizin bizi yanıltmasıdır..hareket ortadan kalkınca bu algıda ortadan kalkar..
Mekan kavramını da Gazali harekete bağlar ve cisim ile hareketin olmadığı yerde mekanın da olamayacağını söyler.
Burada biraz kelamın sahasından çıkıp tasavvufi anlayışa baktığımızda sufiler nazarında varlık sadece TEK BİR AN’dan ibarettir ve hakikatte var olan yalnız ALLAH’tır....İmamı Rabbani algılar dünyasında yaşadığımızı söyler..algılarımız bizi hakikat konusunda yanıltıyor..böyle algılanmamız istendiği için programlanışımız gereği hakikatte zamanın geçtiğini sanıyoruz..
buradan tekrar konumuza dönersek;
Big bangten önce bilim dünyası evrenin durağan olduğunu,başlangıcı ve sonu olmadığını ve sonsuz boyutlara sahip olduğunu düşünüyordu.madde de bu bağlamda ezeli ve ebedi idi.
Prof.Gordon’un da anlattığı big bang teorisi ile evrenin aslında ezeli olmadığı,bir başlangıcı olduğu ve durağan olmayıp sürekli genişlediği ortaya çıktı..ve yine big bangden önce madde olmadığı için maddeye bağımlı olan zamanında varlığından söz edilemiyor.
Modern fiziğin geldiği bu nokta Gazalinin metafiziğiyle paralellik arzediyor..
Gazalinin ortaya koyduğu zaman ve mekanla ilgili açıklamaları ve sufilerin algılar dünyasında yaşadığımız görüşleri Einstein’in modern fizikte izafiyet görüşleriyle uyuşuyor.
---------------------------------------------------
Mekan dediğimiz şey,hariçte mevcut değildir.Bizim mekanda idrak ettiğimiz nesneler,aslında mevcudatın öz yapısından dış yapısına,yahut,dış yapısından öz yapısına doğru dizilme içinde bir bütündür ve zaman dahi bu diziliş içinde yer alan ,birini ötekine kıyaslama metodundan başka bir şey değildir.’EİNSTEİN-----------------
Modern fizikteki gelişmelerden önce klasik fiziğin öğretisine göre durağan,başlangıcı ve sonu olmayan,sonsuz boyutlara sahip bir evrenimiz vardı..madde bu evrende ezeli ve ebedi olarak mevcuttu ve tüm fiziksel olayların açıklanabilir bir sebebi vardı..bu nedensellik ilkesi aynı zamanda materyalist felsefeninde temel argümanıydı..aynı nedenler aynı koşullarda aynı sonuçları verir..aynı neden aynı sonuca yol açtığından bu ilke kesindir ve evrendeki tüm olaylar bu ilkeye göre gerçekleşir..
nedensellik ilkesinin doğal bir sonucu olarak da dinlerin kabul ettiği mucize olayları açıklanamaz ve hayali,masalsı anlatımlar olarak görülmüştür..
bu fikrin kelamdaki tartışma şekline baktığımızda yine Aristotales ve Gazali metafiziğinin bir çatışma noktasıyla daha karşılarız..
Aristo’da sebep ve sonuç arasındaki bağ zaruridir.Aristo’nun bu determinist görüşü Eşari kelamcıları tarafından benimsenmemiş ve zaruret (illiyet)bağını reddetmişlerdir..Fakat büyük Eşari kelamcısı Gazali bu determinist anlayışın dini sahaya tatbikinde sorun çıkacağını görmüş ve selefleri gibi bu zaruret bağını inkar etmemiş fakat sebepteki zarureti ortadan kaldırmıştır.
Gazali’ye göre sebeple sonuç arasındaki bağlantı zaruret bağlantısı değil,alışkanlık bağlantısıdır.
Filozoflara göre her varlığın bir tabiatı vardır ve bunun getirisini zaruri olarak yapacaktır..ateş tabii olarak yakıcıdır..pamuk da tabii olarak yanıcıdır..birinin yakması diğerininde yanması zaruridir..bu yüzden ateş pamuğu zaruri olarak yakar..
Gazali bu düşünceye itiraz eder..yanmanın esas sebebi ateş değildir..pamuğu karartıp cüzlerine ayırarak kül eden esas faili Allah’tır.Gazzali’ye göre ateşin fail olduğuna pamuğun yanmasını gözlemlemekten başka bir delil yoktur..halbuki gözlem sadece ateşle yanmanın meydana geldiğine delalet eder yoksa yanmanın ateş yüzünden meydana geldiğine değil.Çünki Allah’tan başka hakiki fail ve illet yoktur..
Gazali,bir şeyin bir şeyle beraber bulunmasının,o şeyin o bir şey sebebiyle meydana geldiğine delalet etmeyeceğini,aynı zamanda hadiseler arasında da,her zaman bir sebep-sonuç münasebetinden söz edilemeyeceğini iddia eder..
Ateşin yakma fiilini gerçekleştirdiği alışkanlıklarımız sonucunda edindiğimiz bir bilgidir,zaruri bir şart değildir..pamuk ateşle karşılaştığı zaman iradesiyle yanmayı yaratan Allah aynı iradeyle ateşin yakmamasını da yaratabilir..Hz.İbrahim’in ateşe atıldığında yanmamasını buna delil olarak gösterir.ayrıca Gazali kendisini talk tozuna bulayan kimseye ateşin tesir etmediğini bu gerçeği bilmeyen kimsenin ise bunu inkar edeceğini söyler..
nanoteknoloji sayesinde yanmayan ,ıslanmayan kumaşlar icat edildiğini de günümüz bilimi çerçevesinde örnek verebiliriz.
Sebep ve netice arasında zaruret bağı kalkınca mucizelerinde akli izahı yapılabilir..
Klasik fizik determinizm ilkesinden dolayı bu izahları mümkün kılmazken modern fiziğin geldiği noktada bu kadar kesin sebep-sonuç zaruri bağından söz edemeyişimiz Gazali ile modern fiziği buluşturan bir başka önemli nokta.
Prof..Gordon’un da bahsettiği Heisenberg’in belirsizlik ilkesi ile nedenselliğin zaruret prensibi sarsıntı geçirmiştir...kesin sonuçların yerini olabilirlikler almıştır..
Yani ateş yaktığı gibi yakmayabilirde..neden olmasın:)
konferansta işlenen konular üzerine çok şeyler söylenebilir..ben daha fazla dağıtmadan bırakayım..Gazalinin metafiziğinin modern fizikle uyuşma noktaları kısa bir konuşmaya sığmayacağı için sıkıcı gelmiş olabilir ama meraklıları açısından çok keyifliydi:)..
herşey çok güzeldi..devamını bekliyoruz..saygılar.sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: May 14, 2007 01:58 AM
Konferansa maalesef katılamadım. Arkadaşların açıklamalarına bakılırsa çok iyi geçmişe benziyor. Mustafa Bey ses/video kayıtlarını koysa ya da sunum metinlerini paylaşıma açarsa çok makbule geçecek..
Evrenin geri kalani niçin?
Birşey için olması gerekmiyor. Bu, kozmik denge için olabileceği gibi bizim sınırı aşmamizi engellemek için de olabilir. :-) Düşünsenize evren samanyolu kadar olsaydı neler olurdu?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 14, 2007 07:43 AM
Evrenin geri kalanı niçin? önemli bir soru. Cevabı gaybdan şöyle gelebilir:
-None of your business ! :)
İnsan, acizliğiyle beraber güneşin kendi çevresinde dönmesine meraklı bir yaratık. Her şey insan için olmayabilir mi acaba?
Bu muammaya cevap verebilirsek zaten soracak pek fazla soru kalmamış olacak.
Farklı "alem"lerde farklı canlıların olabileceğini düşünüyorum. Ateistlerin düşündüğü gibi tesadüflerin eseri bir kainat olduğu için değil, tam tersi tesadüflerin eseri bir kainat "olamayacağı" için. Boş ve sessiz bir kainat olamaz. Dünyada, her kaldırdığın taşın altına canlılık bahşeden, oraları da farklı canlı formlarıyla şenlendirmiştir. Şu yeni bulunan gezegene bakalım, haklı çıkacak mıyım...
Yazan: blue Tarih: May 14, 2007 11:43 AM
Sibel Turkover
Merhaba,
tabiki konferanslara katılabiliyorsunuz, ama haberiniz olsun konferanslar şimdilik Ankara da yapılabiliyor sadece. Bu arada emin olun rahat bri ortam, istediğiniz kıyafetle gelebilir, ve istediğiniz gibi soru sorabilirsiniz.
Yazan: Beagle Tarih: May 14, 2007 12:49 PM
Aslında Gazali mevzu bahis olunca söylenecek çok şey var fakat şunları söylemekle yetineyim.
Alemin ''ezelden beri var olduğu görüşünün'' eşari kelamcılar tarafından reddedilmesinin sebebi Allah'tan başka bir ezeli varlık olduğunun kabulu ve bunun da Allah gibi 2. bir mutlak varlık anlamına geleceği dolayısıyla bunun evreni Allah'ın yaratması değilde Allah'la birlikte ezelden beri varolagelen mutlak bir varlık olacağından bunun Allah'ın kudreti noktasında sıkıntıya sebep vermesinden dolayı redddilmiştir.
İmdi;Bu nazariye bakalım gerçekten İslam filozofları tarafından gerçekten böyle sunulduğu gibi mi anlaşılmış veya savunulmuştur.
El Cevap: Hayır!
Yukarıdaki yazıda mevzu bahis İslam filozoflarının özelde Farabi'nin Antik grekten dahası Aristo'dan mülhem geliştirdiği ''AKILLAR TEORİSİ'' birebir kopya değildir Farabi burdaki akıl yürütmeyi eklektik/seçmeçi olarak alıp kendini düşün sistemini oluşturmuştur.
Şöyle ki Farabi'nin alemin ezeli oluşundan kasdı aslında Allah'ın ezeli olduğunun dolayısiyle ezeli bir varlığın fiilininde ezeli olacağı görüşüne dayanıyordu.Allah'ın zamandan münezzeh olmasından dolayı fiillerini biz insanlar gibi biraz bekleyip gerçekleştirmeyeceğinden alemin ilk yaratıldığı anın zamanüstü oluşundan dolayı Farabi aleme ezelidir demiştir.Ona göre Allah'ın kainatı yaratmasıyla zaman ve mekan başlamıştır bundan önce hiçbiri mevcut değildi. Farabi'ye göre Allah alemin asli sebebidir dolayısiyle görece olarak Allah, alemden önce gelir yani felsefi bir terimle Allah cevher- Kainat ise araz' dır.Farabi Allah'ın sonsuzu yaratmaya gücü yettiği gibi yani bir maddeyi sonsuza değin varedebileceği gibi ezeli olarakda varetmeye gücünün yettiğine inanıyordu.Bir sayı doğrusunu örnek olarak verirsek bu doğrunun birtarafı sonsuza diğer tarafı ise ezele gider ama tüm bunların en üstünde Allah'ın kendisi vardır.Umarım anlaşılmştır.
Şimdi gelgelelim şu bizim Gazalinin ''Meşşai''leri tenkid ettiği görüşlerine...
1. Yukarıdaki anlatılanlardan haraketle Gazalinin Tehafüt'ünde filozofları tekfir ettiği ''Ezeli alem görüşü'' aslında onun Filozofların ne dediğini pek iyi anlamamamsından kaynaklanmıştır.Bu durumu İbn rüşd'ün ona reddiye olarak yazdığı tehafüt'ün de daha iyi görebiliriz.
2.
Gazalinin mensubu bulunduğu eşari kelam ekolunun o zamana değin hesabı verilmemiş bir takım yeni atomcu nazariyeden hareketle sebep netice ilişkisini keyfiliğe terketmesi böyle yaparak aslında Allah'ı tenzih etme güdüsü ile hareket etmesi alemi İslamda olayların gayelerini araştırıp bulmaktansa hepsi zaten Allah'ın işi hiçbiri genel geçer yasalara göre hereket etmez dolayısıyla bu gibi ilimlerle uğraşmaya luzum yoktur bunların arkasında bir fizik kanunu aramaya gerek yok anlayışını hakim kılmıştır.
Aslında Gazali bu söylediklerinin sonucunu pek kestirememiş aslında yukarıdaki anlatılanları da kastetmemiştir fakat sonucu çok pahalıya mal olmuştur.
Yukarıdaki Tenkitte de de görüldüğü gibi Gazali filozofları kendi silahıyla vurayım derken aslında onlarla aynı sahaya inmiş ve bu sahanın gerçek sahibi filozoflar tarafından sanılanın aksine darmadağın edilmiştir.İbn rüşd'ün tehafütün'e biraz bakılması yeterlidir.Yukarıdaki örneklerlede görüleceği gibi Gazali olaylar arasında zaruri sebep netice ilişkilirinin olmadığını yalnızca iddia etmiştir bunu destekleyecek bir nas mevcut değildir yalnızca Gazalinin burada yapmaya çalıştığı cedel yöntemiyle muarızlarını galebe çalabilmektir.
Aslında bu durumda Gazalinin dayandığı tek veri mantığıdır yani Filozofları herşeye akılları ile dahil oluyorlar diye suçlarken onlarla aynı duruma düşmüş mantığının Allah'ı tenzihte şaşmaz bir delil gibi görmüştür.Özellikle belirtmek gerekir ki bu tip paradoks durumlar sadece Gazali'de değil birçok mütekellimde görülür aslında yaptıkları şey; Helen mantığını evirip çevirip O zamana kadar temelde kabul görmüş pek de hesabı verilmemiş nazariyelerine uygulamaktan ibarettir.Tabii çok ciddi paradoks durumlar ortaya çıkmamış değildir fakat cedel'e mahir kelamcılarımız bununda üstesinden Allah'ı
nda yardımıyla! :))bi hakkın üstesinden gelmişlerdir.
Saygılar Selamlar
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: May 14, 2007 01:32 PM
(Kazım YArdımcı'nın Varlık kitabından)
bir bölüm.......
VAR NEDİR VE BİRTEK VARDAN BAŞKA VAR VAR MIDIR?
“Var olan, varlığını ispat edendir. Var olan, varlığını gösterendir."
Varın varlığını isbatı, kendisini bir yandan göstermesi ve etkilemesi ile olur. Kendimize ve çevremize baktığımız zaman, bir varın var olduğunu ve çevremizi altı yönden kuşattığını apaçık görürüz. Ayrıca gördüğümüz varı ve Onun belirtileri olan nesneleri, gökte ve yerde olan nesneleri hem görür, hem düşünürüz. Demek ki bir varın var olduğunu hem görüyoruz, duyuyoruz, hem de düşünüyoruz. Mesele Varı kabul etmemizdir. Varın var olduğu güneş gibi meydandadır. Var vardır ve sonsuzdur. Öyleyse yok yoktur. Çünkü yoktan var olmaz, var da yok olmaz. Var olursa yok olmaz, yok olursa var olmaz. Varın varlığı isbatlı olduğuna göre, yok diye bir şey yoktur. Yok kelimesi gramerlerde vardır ve âlet bir kelimedir. Varı, daha kuvvetli belirtmek için bu kelime icat edilmiştir.
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.” “Ya Rabbi, bana eşyanın mahiyetini- cevherini, aslını göster" Peygamber sözü, konumuza ışık tutar ve bizi gerçeğin özüne iletir. Eşya - şeyler, taayyünler -beliren nesnelerin aslı nedir? Yüce Peygamberimiz, “Ya Rabbi! Bana eşyanın aslını göster" diye dua edince, Yüce Tanrı Ona “yukarı bak" dedi. Peygamber yukarı baktığında; Melekût bir daire, Ceberut bir daire ve varlığın kaynağı Lahut bir daire olarak kendine göründü. O zaman, o çok anlayışlı Peygamber anladı. Yerden bir taş aldı, kırdı. İyice kırdı, ufaladı, avucunun içine koydu baktı. O taşın küçük küçük daire şeklinde zerreciklerden meydana geldiğini gördü ve gerçeği Rabbının yardımı ile öğrendi. Bunun üzerine her şeyin aslının olduğu gibi, insanın da küçük birer daire şeklindeki zerreciklerden- atomlardan- meydana geldiğini anladı. Bunun üzerine: “Kendini bilen, Rabbini bilir” dedi. Yani aslını. O büyük Peygamber, her nesnenin O büyük var, her yöne yayılan, sonsuz varın belirtileri olduğunu ve eşyanın aslının Tanrı olduğunu kesinlikle bildi. Bu bilgiyi sözü edilen Hadis ile beşeriyete açıkladı. Demek ki; küçük veya büyük her nesnenin asli cevheri daire şeklindeki küçük zerreciklerden meydana geliyor ve cevher mutlak var Tanrı oluyor.
Daire 360 derece, başı sonu yok. Büyür, sonsuza gider, küçülür sonsuza gider. Şimdi çevremize bir bakalım: Kâinatı büyük bir daire olarak görürüz. Öyleyse nokta da küçük bir dairedir. Demek ki daire büyük bir nokta, nokta da küçük bir dairedir. Pi sayısı da bunun isbatıdır. En küçük daire olan noktanın ve en büyük nokta olan dairenin, hatta evren’in çevresini çapa bölsek aynı pi sayısını verir.
Atom en küçük parça. Bu çok önemli. Atomu ilk sebep kabul eden Eflatun ve onun etkisinde kalan Maturidi ve Eş’arinin yanılmış olduklarını, Muhiddin-i Arabi, Abdülkadir Geylâni, Seyyid Ahmed er Rufai, Celaleddin-i Rumi ve tüm Tasavvufçular iddia etmişler ve bugün atomun bölünmesi ile bu ilk sebep teorisi ve dolayısıyla Maturidi - Eş’ari felsefesi, ekolu iflas etmiştir. Çağın bilimi, İslâm Tasavvufçularını haklı çıkarmış ve ilk sebebin atom olmadığını isbatlamıştır. Gerçek su yüzüne çıkmıştır. İslâm bilginleri ilk sebebin Tanrı’nın ilk belirtisi, Tanrı’nın Yüzünün Nurundan, yani Zâtından peyda ettiği büyük Muhammedi Ruh olduğunu açıklamış ve isbatlamışlardır. En küçük parça atom bölününce, Maturidi ve Eş’ari’nin iddia ettiği gibi yok olmamış, tersine büyümüş ve sonsuza açılmıştır. Bu da; hiçbir şeyin “adem” yokluktan yaratılmadığını ve nesnelerin aslının Nur - Işık, elektrik olduğunu isbatlamıştır.
Varın kenarı olmaz, var sonsuzdur. Eğer varın kenarı olsa, onun bittiği yerde yokluk düşünülür ki, yokluğu akıl mantık ve bilim kabul etmez. Yok yoktur. Bunun en güzel ifadesi şudur: “Var vardır, yok yoktur”. Lâ İlâhe İllallah’tan maksat da budur. Lâ, yok’u, nefi, illa varı isbat eder. Onun için bu güzel kelimeye nef-i isbat denir.
Daire bir bütündür, dairenin başladığı ve bittiği nokta olmaz. Dairenin her noktası hem başlangıç, hem de bitim noktasıdır. Bunun gibi, varın da başı sonu olmaz. İlk de O vardır, son da. Var ezeli ve ebedidir. Varın kenarı olmaz. Kenarı olsa yokluk başlar, yokluğu bilim kabul etmez. Öyleyse var eşsiz birdir. Mutlaktır ve sonsuzdur. Birdir, çünkü varın kenarı olmadığı gibi, bölünmesi de mümkün değildir. Var bir bütündür, bölünse yine sınırlanır, sınırlanırsa yokluk kabul edilir. Yani yokluk başlar. Yokun olmadığı isbatlı olduğundan, var bütündür, kenarsız, sonsuz ve eşsizdir, bir tektir.
Şeyler -nesneler-, bir tek varın içinde, ondan ayrılmadan ve onun üstünde görülen geçici varlıklardır. Denizin üstündeki köpükler gibi. Köpükler sınırlı, büyük ve küçük hallerde boldur. Ancak, hepsi denizdendir ve deniz onları çepeçevre kaplamıştır. İki köpüğün arasında onları birleştiren ve onları yaratan deniz vardır. Bizi şaşırtan, nesneler ve şekillerdir. Bunlar, hep O varın (bir tek) çeşitli belirtileridir. Hiç bir şey yoktur ki onların arasında yokluk olsun. Biz boşluğu yokluk zannederiz. Aslında, boşluk dediğimiz yerde illa bir şey vardır. Hava kürecikleri, gözle görülmeyen gazlar ve benzeri gibi…
Var birdir, eşsiz birdir, yani bir tektir. Örneği: her şeyin bir benzeri, eşiti veya eşdeğerlisi vardır. İnsan birdir, ağaçlar ve nesneler birer birerdir. Fakat başka insan, ağaç ve başka nesneler de vardır. Ama kenarsız var olan Tanrı’nın eşi yoktur. Tanrı hem birdir, hem de eşsiz, benzersiz tektir. Nesneler çoktur, fakat nesneleri kendinden kendi nefsinden peyda edip, şekil ve suret veren mutlak ve sonsuz var olan Tanrı tek’dir, birdir.
Yukarıda; daire bir nokta, nokta ise küçük bir dairedir denildi. Geometride de nokta ile dairenin formülü aynıdır. Pi sayısı bunun delilidir. Vücut bir noktadır, büyür sonsuza gider, küçülür sonsuza gider. Yok olmaz. Çünkü yok yoktur. Nesnelerde bir kapanıp açılma, yumulup çözülme vardır. Düz bir yere bir bardak su döksek, açılır geniş bir sahayı kaplar. Toplasak, yine bir bardak sudur. Varlığında büyüyüp küçülmesi ile artma ve eksilme olmaz. Sıkleti aynıdır. Yoktan da var olmaz ve var yok olmaz. Varın varlığı isbatlı olduğuna göre, öyle ise yok yoktur. Çünkü varın kenarı olmaz. Kenar kabul etsek, sonra yokluk başlar ki; yoku akıl kabul etmez.Yok diyoruz, ötesi kaldı mı?...
Yok denen şey olur mu? Yok denen şey olsa, o da bir şey, yani var olur. Demek ki ne varsa varda var. Bir varlık var ki; düşünüyoruz ve konuşuyoruz. Yok olsaydı, ne varlık olurdu ve ne de biz olurduk, ne düşünen, ne düşünülen, ne konuşan, ne de konuşulan… Bu hareketler, bu renkler, bu hayat, bu ses seda, bu düşünüş, bu heyecan ve zevkler olmazdı. Yoku kabul etmek, ikinci bir var aramaktır ki; bu imkânsızı imkânlı kılmaya kendini zorlamak olur. Bir nevi delilik, şaşkınlıktır. İki var olmaz. Var ikiliği red eder. Çünkü varın kenarı olmaz, var sonsuzdur. Var bölünmeyi de kabul etmez. Bölünse sınırlanır. Mutlak varın, nesnelerin özü mutlak çekirdeğin kenarı olmaz.
Sonsuzluk… İşte bu Ulûhuyettir, Tanrılıktır. Her nesne, tek tek noktalardan meydana gelmiştir. Deniz binlerce su damlalarından, madde binlerce atomdan, insan binlerce hücrelerden ve benzeri… meydana gelmiştir. Hangi şeyi zerrelerine ayırsak, teker teker hep birer noktadır. Yağmur birer birer yere düşer, her yağmur damlası bir daire çizer ve sonsuza gider. Yıldızlar dediğimiz zaman, onlarda bir birlik görürüz ve yıldız âlemi akla gelir. Ev , hayvan, insan, ağaç dediğimizde onlarda bir birlik görürüz, birerden hep küme küme...
Bir insan, evine “bu benim evim” der. Halbuki; evin çocukları da evin hanımı da “benim evim” der, hizmetçiler de “evim” der, o evdeki kedi de “evim”, fare de “evim” der. Tanrı da öyledir. O hiç kimsenin değil, herkesin, her nesnenin Tanrı’sıdır. Hepsi onun Rahmet kubbesinin altındadır. Herkesi görüp gözetir, herkese niyetine göre verir, esirger, yardım eder. Biz biribirimize düşeriz, kötülük ederiz. O hiçbir yaratığından vazgeçmez. Nasıl vazgeçer ki, onlar ister ulvi, ister süfli olsunlar hep kendisinin Cemâli ve Celâli tecellileri, taayyün -belirti-leridirler........KAzım YArdımcı-ADIYAMAN-TÜRKİYE varliktanveriler.com
Yazan: Ekin Tarih: May 14, 2007 02:00 PM
selamlar..
konferansa katıldığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.sayın mustafa bey ve ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunarım.allah emeklerinizi boşa çıkarmadı emin olabilirsiniz..
konferans hakkındaki yorumlarıma gelince; mustafa beyin sunumu bana çok az geldi. biraz daha detay ve açıklayıcı olabilirdi diye düşünüyorum.
arkadaşlarında dediği gibi sayın gordon'un sunumu anlaşılması zor bi hal almıştı.yine de teşekkürler bizim için onca yol katedip engin fikirlerini paylaştıkları için.
sayın bloom çok net ve anlaşılır bi sunum yaptı.hemde çok zevkliydi anlatımı.ona da ayrıyetten teşekkür ediyorum.
sayın şimşek hakim olduğu konusunu biraz tekrarla da olsa iyice anlattı.teşekkürler ona da.
sayın bulaç' ın anlatımı bana biraz sert geldi. daha yumuşak olabilirdi.emek verdiği için onada çok teşekkür ediyorum.
genel olarak özetlersek ; konferansınız başarıyla misafirlerinizle buluştu. devamını dört gözle bekliyorum.
bu arada bişey sormak istiyorum. sayın bloom ve gordon'un hazırlamış oldukları slaytların altında türkçe anlamları da yazsa daha iyi olmazmıydı.belli ki çok güzel hazırlanmıştı.
herşey için teşekkürler ...
saygılarımla..
nihal..
Yazan: nihal Tarih: May 14, 2007 09:41 PM
Muhammet Ali Bey;
Big bang ve tanrı isimli siteden bir alıntı yaptım aşağıda:
_____________________________________________________
ZAMANIN BAŞLANGICI VE ÖZET
Einstein’in “izafiyet teorisi” zamanın mutlak olmadığını, zamanın, hız ve çekim gücü gibi değişkenlerden etkilendiğini ortaya koydu. Bu, evrenin, hareketin ve zamanın birbirine bağlı olduğu ve bu üçünden birinin olmadığı durumda, diğer ikisinden söz etmemizin mümkün olmadığı anlamını taşımaktadır. Öyleyse, evrendeki hareketin kaynağını İlk Hareket Ettirici’de bulanlar, evrendeki zamanın ve evrenin kendisinin de kaynağını bu İlk Hareket Ettirici’de bulmak zorundadırlar. Yoksa kendi içlerinde çelişkide kalırlar.
Big Bang teorisinin ve fizik bilimlerindeki gelişmelerin, Eski Yunan felsefesinde yaptığı düzeltmeler kısaca şöyle özetlenebilir:
1- Evrenin ve maddenin ezeli olmadığı anlaşıldı. Tek Tanrılı dinlere inananların evrenin ve maddenin başlangıcı olduğuna dair yaptıkları muhalefetin doğruluğu anlaşıldı.
2- Aristo-Ptolemy sisteminde statik sınırlarla çevrili bir evren öngörülmüştü. Big Bang teorisinin her an genişleyen evreni gözler önüne sermesi, evrenin statik sınırları olmadığını, evrenin sınırlarının dinamik bir şekilde her an genişlediğini ortaya koydu.
3- Big Bang teorisi ile yıldızların tamamen yok olacağı ve başlangıçları olduğu ortaya kondu. Yıldızlar üzerine yapılan gözlemler ve hesaplamalar da bunu doğruladı. Böylece yıldızların ezeli ve ebedi bir yakıtla yandığına ve Ay üstü alemin tanrısal yapıda olup olduğuna dair Eski Yunan görüşünün geçersizliği anlaşıldı.
4- İzafiyet teorisinin formülleriyle evren-hareket ve zaman birbirine bağlandı. Böylece evrenin başlangıcının ispatı, hareketin ve zamanın başlangıcını da ispatladı. Böylece harekete başlangıç bulan, fakat evreni ve zamanı ezeli kabul eden Eski Yunan’a ait yaklaşım düzeltildi.
5- Big Bang teorisi, evrenin ezeli olmadığı gibi ebedi de olmadığını, tüm evrenin bir gün “kıyamet” sürecini yaşayacağını gösterdi. Evrenin bir kıyamet süreci ile yok olmasına Platon ve Aristo’nun felsefesinde rastlanmaz. Big Bang, onların felsefesindeki bu açığı göstermiş ve sonsuza dek var olacak evren tasarımının yanlışlığını ispatlamıştır.
_________________________________________________
Big bangle evrenin ezeli olmadığı ortaya çıktığından alemin ezeliliği bahsinde artık ibn Rüşd'den bahsetmemek gerekir diye düşünüyorum..izafiyet konusunda Einstein'in zaman ve hareket birlikteliği yorumuyla Gazali'nin sistemi örtüşüyor.
İbn Rüşd'ün sebeplilik meselesindeki itirazları ise genel olarak Eşari kelamcılarını bağlasada Gazali'nin bunlardan ayrılması gerekir..Çünki Gazali zorunluluğu mutlak anlamda reddetmiyor.
eğer Eşarilerin yaptığı gibi reddedilirse İbn Rüşd haklıdır ve bu hikmeti ortadan kaldırark tesadüfçülüğe ve materyalizme kapı açabilir..fakat Aristodaki gibi mutlak zorunluluğa inanmak ise bize pozitivizmi,materyalizmi getirmiştir malesef..İbn Rüşd bu günleri görseydi Gazali'ye hak verirdi eminim..determinizmden hareketle dinlere nasıl darbe vurulduğunu aynı çağın insanları olarak hepimiz biliyoruz..Gazali burada sebepler mutlak zorunluluğu gerektirmez diyerek mucizenin olabilirliğini ifade etmeye çalışmıştır ki bugün modern fiziğin geldiği noktada da olasılıklar konuşulmaktadır..
Hz.İsa'nın babasız olarak dünyaya gelmesinin determinizmde yeri olmasa gerek..ya da Hz.İbrahimi ateşin yakmaması muhaldir.
biz Gazali ile İbn Rüşd'den birlikte istifade edebiliriz..ilim olarak gelinen noktada bu iki zattan ortak faydalanmaya bakmak lazım..
konferanstaki konuşmacılardan prof.Bloom dünyanın ayrıcalıklı bir gezegen olduğunu ve evrende dünya gibi bir gezegenin ve yaşamın olma ihtimalinin bilimsel olarak her geçen gün azaldığını anlattı
Bloom,Blue arkadaşımızın da dediği gibi evrende canlılığın olabileceği tek gezegenin dünya olduğunu ispata çalıştı ve bunun teizmin argümanları açısından önemine değindi.
Bloom;benzer şartlara sahip başka gezegenlerde var mı?sorusu etrafında konuştu..
Bloom tezinde,evrenin yaşamak için çok tehlikeli bir yer ve dünyanın bu evrende çok nadir olarak görülebilecek bir gezegen olduğunu bunun ise özel olarak tasarlanmış olması gerektiğinden bahsetti...bunu sadece inanan insanların değil,agnostik ve ateist bilim adamlarının da dile getirdiğini anlattı.
ayrıca sunumunda kumsalda kumdan yapılmış bir şato görsek bunun mutlaka bir yapanı olduğunu düşüneceğimizi slayt olarak da örneklendirdi..
bu tartışmanın kelami tarafına baktığımızda İbn Rüşd'ün alemin mümkünatı konusuna getirdiği açıklamalarla paralellik arz ettiğini söyleyebiliriz..
kelamcılardan Cüveyni dünyamızın bütünüyle mümkün bir alem olduğunu söyler..yani Bloom'un sorusuna evet cevabını veriyor..örneğin atılan bir taş düşmek yerine yukarıda çıkabilir bu mümkündür der.bu ise alemde görülen olayların daha farklı biçimde de olabilmesinin mümkün olduğunu yani evrenin tesadüfen de oluşmuş olabileceğini düşündürür.
birçok dünya kombinasyonlarından biride tesadüfen bizim dünyamız gibi.
İbn Rüşd buna itiraz eder..dünyamız olabilecek en mükemmel sistemdir ve bundan daha mükemmeli mümkün değildir der..eğer alemi hem şu andaki durumu gibi hem de başka bir türlü düşünecek olursak mesela insanın kulağıyla görmesinin de mümkünatını gibi..o zaman eşyadaki hikmet ortadan kalkar bu ise bizim yaratıcıyı tanımamızı muhal hale getirir..İbn Rüşd;'hikmet,birşeyin illetlerini bilmek demektir' der..hikmet anlayışı ortadan kalkarsa alemden Allah'a akıl ile gitmek mümkün olmaz Allah'ın hakim ismine de ters olur bu.
eğer alem mümkün alemlerden biriyse bu anlayış bize dünyamızın daha mükemmel olabileceği halde belki daha az mükemmel bir dünya olmuştur diye düşündürtebilir...eğer alemin canlılık açısından şimdiki durumundan daha az mükemmel olması imkan dahiline girerse, bu dağdan doğal etkilerle rasgele yuvarlanan taşların bir yerde toplanmalarının bize hiçbir bilinçli müdahaleyi,planı ve nizamı hatırlatmamaları gibi bir plansızlığı ve rasgeleliliği anlatır..
bütün bu sebeplerle İbn Rüşd bu alemin mümkün alemlerden biri olduğu düşüncesine katılmaz.Filozofumuza göre içinde bulunduğumuz bu alem,biricik alemdir ve bu alemde şimdikinden daha sağlam ve mükemmel olamayacak derecede bir tertip ve düzen vardır..
dr.Gordonun görüşlerini Gazzali çerçevesinde ele alırken,Bloom'unkini İbn Rüşd'ün yaklaşımı ile değerlendirmek daha isabetli olur..bizim bu çağda
Gazali ve İbn Rüşd'ün ihtilafları değil uzlaşma noktalarına bakmak ve isabetli taraflarını ayıklamak gibi bir işimiz olduğunu düşünüyorum modern bilimin geldiği nokta itibariyle..
EVREN NEDEN BU KADAR BÜYÜK??
Herşey insan içinse bu uçsuz bucaksız evren insanın ne işine yarayacak gibi bir mantık yürütme görüyorum arkadaşlarda..
bugünki bilim evrende milyarlarca galaksi olduğunu bize söylüyor.bizim birkaç yüz milyar yıldızdan oluşan galaksimiz ise bu galaksiler arasında toplu iğne başı gibi kalıyor.
bu sadece makro aleme ait kapasitemiz ölçüsünde gördüğümüz büyüklük..mikro alemin derinliklerine inildiğinde de milyar kere milyar ölçekte küçüklüklerle karşılaşıyoruz..
elimizdeki cihazların ölçmekte aciz kaldığı büyüklükler ve küçüklükler..bu sadece algılayabildiğimiz kadarıyla tabiki..
Kuranda Allahın alemlerin Rabbi olduğu ve mülkün yegane sahibi olduğu bildirilir..
bizim evrende müşahede ettiğimiz büyüklükler O'nun mülkünden küçük bir parçadır aslında.
bu evrenin büyüklüğünü müşahede etmemiz bize Allah'ın EKBERİYETİ hakkında bir fikir verir..bir sultanın elinin altında bulunan mülkünün büyüklüğü ve ihtişamı nasıl ki o sultanın gücü hakkında bize bir fikir veriyorsa alemin bu büyüklüğünü makro ve mikro ölçekte seyretmemizde bize Allah'ın EKBER oluşu ile ilgili bir kıyas imkanı verir..
insanın merkezi önemini,eşrefi mahlukat olmasını ve alemin insan için yaratılmışlığını fiziksel değil manevi olarak yorumlamak gerekir..Allah'ı idrak etme ve tanımadaki kapasite başka bir varlığa verilmemiştir..bu yüzden insan merkezdedir..
mutlak olan bir şeyin ne olduğu bilinemez ..mutlak olan bir şeyi idrak edebilmek için onu kıyas edebilecek bir ölçü gerekir..eğer karanlık olmazsa gündüzün ne olduğu bilinemez gibi..karanlık gündüzün mutlaklığına bir sınır çizer ve biz gündüz hakkında bir fikir sahibi oluruz..
teşbihte hata olmasın..
Allah mutlak varlıktır ve O'nun esması da mutlaktır..yaratılmış olan tüm alemlerde Allah'ın esmasından yansımalardır..Allah'ın bu mutlak sıfatlarının bilinebilmesi için hayali bir sınır çizmek gerekir..İNSAN denilen varlık yaratıcının esmasına çizilen hayali bir sınırdır..insan kendinde mevcut olan cüzi malikiyet,ilim,irade gibi vasıflarıyla Allah'ın mülkünü,ilmini ve iradesini aklıyla tefekkür eder.
insan sahip olduğu eşyasına bakıp bunlar benim mülküm diye düşünür ve Allah'ın mülkünün ne demek olduğu ile ilgili onda bir fikir oluşur..biz kendi elimizin altında olan mülkümüze sonra da evrene baktığımızda Allah'ın mülkünün büyüklüğünü ve ekberiyetini kendimize kıyas yoluyla anlayabiliyoruz..bu kapasite insandan başka bir varlığa bu ölçüde verilmemiştir..
insanı evrenin merkezine taşıyan ondaki bu mana büyüklüğüdür..yoksa maddi ölçekte kıyaslar yapılacak olursa bununla başedemeyiz..bunun sınırı yok çünki..Allah EKBER'dir ve O kendi mülkünde ekberiyetini seyretmektedir..
Hristiyanların incilde İsa'nın evrenin merkezine geldiği düşüncesinden hareketle dünyayı merkezde sanmaları ve Kopernik devrimine direnmeleri de buna benzer bir yanlış algılamanın sonucu..
tabii bu yorumlarım müslümanlar içi yorumlar,bilim çevreleri heyecanlanmasın:)
EKİN kardeşime;
Kazım Yardımcı isimli yazarın kitabından yaptığınız alıntı bana bir fıkrayı hatırlattı..
“Hazreti İsa eline kılıcını aldı, kızını yatırdı, tam kafasını kesecek iken Allah yukarıdan bir öküz indirdi”,,:))
biraz yazar işleri karıştırmış bana göre..söyleyecek birşey bulamıyorum:)
selamlar,saygılar..
Yazan: deniz Tarih: May 15, 2007 02:57 AM
Ne güzel yorumlar yapılmış, arkadaşlara teşekkürler.
Bir Gazali hayranı olmakla birlikte Muhammed Bey'in de söylediği gibi İ.Rüşd, Gazali'ye hem "ezeliyet" hem de diğer tekfir edildikleri iki konuda çok iyi cevaplar vermiştir. Açıkcası ben Gazali'nin filozoflara, onları anlamaMaktan ziyade ilgili düşüncelerinin meseleyi kavrayamayacak olanları düşüreceği mahzurlardan dolayı sertçe mukabele ettiğini düşünüyorum.
Burada konu mantıksal paradoksda düğümleniyor. Mesele o kadar çetrefilli ki Nasreddin Hoca'nın dediği gibi "sen de haklısının sen de hakslısın" demek mecburiyet adeta. Sıfatlar bakımından İ.Rüşd kesinlikle haklıdır; Yaratıcı -alemin yaratılışı için- "sonradan aklına birşey gelmek" gibi bir insani hasletten münezzeh olduğuna göre alemin ezeliyeti kavramını düşünürken "maddi" temelde düşünmeyip kavram ötesi olduğu akıldan çıkarılmadan "Yaratıcı Zihin"e atıfta bulunmak gerekir. Ki Farabi'nin, İ.Sina'nın ve İ.Rüşd'ün yaptığı da budur.
Söylediğim gibi avam açısından bunu açıklamak zor olacağı için Gazali böyle davranmıştır diye düşünüyorum. Yoksa Gazali gibi bir filozofun-evet Gazali bir filozoftur- bunları anlamaması mümkün değildi.
Gazali'nin meşşilere hücumları sebebiyle İslam düşüncesini donukluğa ittiği görüşüne ise katılmıyorum. Bence Gazali "dengeye" işaret etmiştir; bugün Batıda gördüğümüz "dengesiz" materyalist tahribatı adeta yüzyıllar öncesinden görerek. Gazali ki daha Batı dünyasında ilim tasnifi yapılmadan "dünyevî ilimler, uhrevî ilimler" ayrımını yapan; bir nev'i ilimleri atomize etmenin temellerini atan kişidir. Nasıl olur da dünyevî ilimler noktasında gelişmeye sekte vurmak ister? İslam dünyasındaki atalet birçok kozmopolit etken içeren kaotik bir sebepler zinciri ile olmuştur. Bu, konumuz dışında.
Gazali, evet varlık felsefesinde nassa ya da delile dayanmadan ama sıfatlar ışığında bir çözümlemeye gitmiştir ama ilginç olan bu çözümleme ile bugünkü fizik bulgularının örtüşmesidir. Bu sebeple hem İ.Rüşd'den hem de Gazali'den maksimum derecede yararlanmalıyız diye düşünüyorum.
Gazali'nin görüşleri doğrultusunda "Tümevarım" ve "illiyet" konularında Dr.Yamina Bouguenaya'nın iyi bir makalesi var. İlgilenenler okusun derim:
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=260
Selamlar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 15, 2007 11:59 AM
big bang'le ve evrenimizle ilgili güzel bir sitenin linkini veriyorum..ilgilenenlere sevgilerimle..
http://www.bulutsu.org/evreninharitasi/universe.php
Yazan: deniz Tarih: May 15, 2007 08:28 PM
Genel anlamda faydalı bir fikir paylaşımı olduğu söylenebilir. Sayın Akyol'un girişi açık ve anlaşılırdı. Gordon, kuantumdan felsefeye uzanan yolda kimileri için ninni edasıyla tamamladı konuşmasını. Alkışları duyan zihinler, bilinç anahtarını kapatıp devreyi aktif hale getirdiler ve dünyaya geri döndüler. Akyol'un toparlaması yerinde oldu.
Bloom ise espiritüel bir yaklaşımla bilimin kalın duvarların inceltmeye çalıştı kitle için. Harun Yahya'nın kullandığı argümanları yeniden dinledik "asıl kaynağından"(Discovery Institute). Sadece veriler değil stil de aynıydı neredeyse. Sunumun sonuna yerleştirilmiş Aziz sözler ve İncil'den ayetler.
Sayın Ümit Şimşek'in konuşması ise orada bulunan materyalist, agnostik, deist ve nihilistler açısından son derece güzel bir konuşmaydı. O kadar çok hatalı benzetmeler kullandı ki sayın Şimşek, soru kısmında vakit darlığı imdadına yetişmese açık bir iç saha mağlubiyeti gelebilirdi. İki bayan arkadaşın, Şimşek'in mükemmeliyet algısına indirdiği baltanın hemen ardından katil örümceklerle ilgili sorum da havada kalıp atmosfere karıştı. Kişisel kanaatim Şimşek'in program ve sunumlarının inananlar üzerinde daha çok etki yarattığı yönünde. Daha fazla skeptik bir empati beklerdim.
Ancak Sayın Ali Bulaç'ın sunumuna edecek söz yoktu doğrusu. Son derece itina ile hazırlanmış bir literatür ve bunun ışığında gelen tespitler. Açıkçası beni en çok etkileyen sunum oldu Bulaç'ınki.
Genel anlamda eleştirilebilecek diğer bir olgu da bilginin amaç üzere kullanılma yöntemi ile ilgili. Bir kaç yaratıcının toplanıp, "İşte size yaratılışın delilleri! Bugün Tanrı'nın varlığını kanıtlayacağız!" şeklinde öne sürülen fikirler, bilimsel yöntemin işleyişi açısından biraz sakıncalı gibi. Evrimciler nasıl evrimi kanıtlamak için durmaksızın çalışıp, "İşte bak, evrimi kanıtladım. Yaşasın artık özgürüz! Bilim yanımızdayken kimse bize dokunamaz!" şeklinde şovenist çıkarımlar yapıyorsa yaratılışçılar da tümdengelim-tümevarım mantıksal işleyişi açısından sıkıntı yaşıyorlar. Bu da evrimciler tarafından "dogmatik" olarak etiketleniyor.
Düşünce dünyasına yaptığınız katkılardan dolayı teşekkürü bir borç biliyorum. Hatta hemen ödemek en mantıklısı: Teşekkürler...:)
Yazan: George Michael Tarih: May 16, 2007 12:05 AM
aşağıdaki soruları sormayın boşuna lütfen, cevap alamazsınız. "tısssssssssssssss" sesi gelir:
"Peki evrenin diğer kısmı ne için?"
"Peki canlı türlerinin %99'unun niçin soyu tükenmiş?"
Yazan: evren Tarih: May 16, 2007 07:32 AM
evrenin diğer kısmı ne için sorusu materyalist düşünmenin bir ürünü..bu sorunun eğer maddi ölçekte bir cevabı varsa bilim dünyası,tesadüfçüler versin.
niçin sorusuyla bugüne kadar bilim dünyası uğraşmadı ki şimdi sanki cevap vermiş gibi kasılıyor..
güneş kara deliğe dönüştüğünde dünyamız ortadan kalkacak güneş sistemiyle beraber..fakat bu uzaydaki başka yıldız sistemlerinin yok olacağı anlamına gelmiyor..hepsinin ömrü farklı..biz uzayın sonunu göremeyeceğiz..insan türü evrende yok olmuş olacak..peki bu büyük evren insansız ne işe yarayacak gibi sorularda sorulabilir..
burada Allah'ın Ekberiyetinin anlaşılamaması,büyük sandığımız evrenin Allah'ın mülkünde küçük bir yeri olduğunu idrak edemeyişimiz yatıyor sanıyorum.
sanki Allah'ın mülkünde olan herşey harıl harıl insan için çalışıyor..insan bu mülkte bir parça sadece..kendini ve Rabbini bildikçe yücelebilir ve
eşref-i mahlukat olabilir, bu da mana itibariyle..
yoksa kendini bilmeyenin mana olarak bir değeri yoktur ve uzayın çöplüğüne gidecektir..ama dünya yok olduğunda da felekler dönmeye devam edecek..
mükemmellik algısında da yanlış bir değerlendirme yapılıyor..Allah eşyayı hikmetle ve güzel bir formda yaratmış..kusur gibi gözüken şeyler bizim algımızın yanıltması..onların da Allah'ın hikmetinde ve evrene koyduğu planda bir yeri var..
insanın anatomik yapısının nasıllığı bilimsel olarak biliniyor..her organ bir gayeye göre tasarlanmış,mükemmel..özürlü olarak dünyaya gelen insanlar ise sağlıklı insanlara emanet olarak veriliyor..özürlülüğü sen bir kusur olarak görürüsün fakat onun ilahi sistemde bir yeri vardır..
bazı canlı türlerinin soyunun tükendiğinden bahsediliyor..yaratılmışlar yaratık olmalarının gereği olarak oluşla beraber yok oluşa da tabidirler..insan soyu da tükenecek..bizim bilmediğimiz o kadar değişik alemler var ki insan bunların sırf kendi için yaratılmış olduğunu düşünürse tabiki bunlara bir anlam bulamaz..
insanoğlu bu mülkün sahibi değildir o yüzden kendini merkeze fiilen oturtmaya çalışması ve herşey benim için diye düşünmesi doğru olmaz.
sadece Allah'ın yaratma gücü ve büyüklüğü hakkında bir fikir edinebiliriz ama yaratıcıya bunlar niçin diye soramayız.O'nun büyüklüğünü idrak için bir vesiledir seyrettiğimiz alem..yoksa Allah insana sormadı neyi ne kadar büyük ya da küçük yapacağını,gayesini,hikmetini..
bilim ise bu sorulara hiçbir zaman cevap veremeyecektir..bu sonsuz büyüklüğün niçininin bilimsel bir izahı olamaz..fiziksel olarak dahi izahta çaresiz iken..niçin bir mana sorusudur.bilimin gücü yetmez bunu cevaplamaya..bilime tapınanlar bunun cevabını bilimde ararlar..bilimin vereceği tek bir cevap var..o da BİLMİYORUM..BİLEMİYORUM..ACİZİM..
bilimde mana arayanlar çabalamaya devam etsinler bu arada güneşte kendi kendini yiyor büyük yok oluş için..o zamana kadar bir cevap bulursunuz umarım..kum saati hızla akıyor çünki..
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: May 16, 2007 11:36 AM
dinden ve maneviyattan yoksun insanın evrenin diğer kısmının ne için olduğunu anlamasını beklemiyorum!
şahsi görüşüm
Yazan: lagrima Tarih: May 16, 2007 12:37 PM
Aşağıdaki yazıyı dün Deniz hm’ın yorumundan sonra yazmış ama göndemekten vazgeçmiştim ama bugünkü iki yorumdan sonra elzem oldu.Düzeltme yada değiştirme yapmadım ve şimdi kimse kimsenin imanını kalbinden geçeni sorgulamasın diyorum.Soru sormak için düşünmek gerekir kimse kimseyi düşüncelerinden men edemez ve düşüncelerini de imanına bağlayamaz değil mi?İmanı akılla aramıyoruz !
“insanoğlu bu mülkün sahibi değildir o yüzden kendini merkeze fiilen oturtmaya çalışması ve herşey benim için diye düşünmesi doğru olmaz.”(Deniz hm-bugünkü yorumunuzan)
Yazılarınızdan çok faydalanıyorum ve hatta dün siteniz olsaydı keşke diye düşünmüştüm ama toptan hükümlere vardığınız gördüğüm için üzüldüm.Sizden iki cümle alıntısı yapmış oldum dün ve bugün yazdıklarınızdan;insan merkezde mi değil mi?Yoksa duruma göre değişir mi?
*****
“Gayesiz varlık olur mu?
Gayesiz var olanı kabul etmek tesadüfi yada keyfi yaratılmışlık anlamına gelmez mi?
Rastgelelik;dağdan yuvarlanan taşların bir yerde birikmesi,plansızlık
Mükemmellik ne için neye göre?Anlayamama noktasında mı mükemmel diyeceğiz anladığımız noktada mı?
Aklımızın alabileceği bir sistemi biz kafamızın içinde sınırları ile tahayyül edebilirmiyiz?
“Allah'ı idrak etme ve tanımadaki kapasite başka bir varlığa verilmemiştir..bu yüzden insan merkezdedir..”(Deniz hm)
Sonsuzluğun tarifini mümkün kılmak için evren var olmuş olmaz mı?kozmik denge vs bunlar aklın kabul edebileceği açıklamalar.
Suat beyin dediği “sınırı” bilmek yada Nihal hanımın alıntıladığı yazıdaki gibi var olanın sınırsızlığının, sınırlı ispatı!
Evrenin insanın ne işe yaracağından maada “insanın bundan ne anlam çıkarması gerektiği” mantığındaydım.
Zorunluluk düşüncesi ile materyalizm ve pozitivizme uzanabilmek için asıl amaçtan sapmak gerekir.
Sebepler mutlak zorunluluğu gerektirmez;diyerek Gazali mucizelerin olabilirliğini açıklamıştır”(Deniz hm)
Mucize, ateşin yakmaması,yada suyun yarılması yada Hz.İsa’nın babasız dünyaya gelmesi değildir bu insanoğlunun idrak ve akıl ile algılama kapasitesinin üzerinde bir derstir.”Bugünkü fiziğin geldiği noktada bu olasılıklar konuşulmaktadır”(Deniz hm)Nasıl yani bir zaman sonra ateşin yakmadığı elyaftan mamul kıyafeti giyip kreme bulanan bir insan yanmayınca mucize diye baktıklarımıza artık mucize gözüyle bakmayacak ve geçmişe arkeolojiye dönüp benzer delillerini mi arayacağız?
Merkezde olan insanın varlığına hizmet eden her şeyi bencilce dünyevi varlık idamesi için kullanmak ve algılamaktır var olan yaratılmış her şeyin arkasındaki hikmeti anlama,idrak edebilmek için sorulan sorulara cevaptır.”
*******
Akıl bedende olduğu sürece kendi kapasitesince sorular sorup cevaplar bulmaya çalışacak,bilmek için önce merak etmek gerekir değil mi,sorular cevabı bilen için ne kadar saçma olursa olsun.
Saygılarımla,
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: May 16, 2007 02:44 PM
Konferans oldukça olumluydu.Bende George Michael rumuzlu yorumcunun bazı eleştirilerine katılıyorum mesela incilden ayetler olayı;bu maalesef evrimcilerin itirazlarını destekleyen bir durum ama sanırım sponsorun Kültür A.ş ve İstanbul belediyesi olması din başlığınında konferansta yer alması bu durumu doğurmakta fakat Discovery'nin esas kaynak olması söz konusu değil Discovery en büyük evangelist mali kaynağa sahip kuruluş ARN ise çok daha bilimsel bir örgütlenme ve dini yorumlar olması gerektiği gibi yorumu yapanı bağlıyor makalelerde yani Discovery gibi temelden bir ilahi şiar yok ve işe asıl başlayan kuruluşta ARN dir.Neyse Ben ilerde Mike Gene, Jean Staune gibi benim için Akıllı Tasarımın asıl ağır toplarının konferanslarını bekliyorum arzuluyorum hele ki M.Behe.Bu bilim adamalrının argümanları ilahi direk gönderimler değil sadece var olan Evrim sürecinin en iyi şekilde tasarım argümanına dayanarak açıklanmasıyla ilgili.Zaten Behe ve Gene sonbaharda iki kitap çıkaracaklar ve eminim ki Black Box dan çok daha sarsıcı olacak Darwinizm için bu iki kitap.Hiç değilse Gordon, Nelson ve bizzat Mike Gene'den edindiğim izlenimler bu yönde.Kişisel olarak konferansın bana çok faydası oldu. Linguistic filolojik olarak AT'nin ciddi çalışmasının olduğunu bilmiyordum.Bay Gordonun rehberliği ve yardımıyla benimle aynı sonuçlara varan Joseph Poulshock gibi bilim adamlarının çalışmalarını öğrenmek ve edinmek benim için muhteşem bir kazanç oldu. inşallah konferansa katılan herkes kendince benim kadar faydalanmıştır bu güzel organisazyondan.Başta buna vesile olan Mustafa Akyol ve Kültür A.Ş yetkililerine minnet borçluyum.İlerde Darwinci bilim adamları ve Mike Gene gibi AT cibilim adamalarının evrimi tartıştığı akıl fırtınaları koparan nice konferanslar dileğiyle...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: May 17, 2007 12:01 AM
Deniz hanım;
Sanıyorum ben iyi anlatamdım.''İbn Rüşd'den bahsetmemek gerekir ''demişsiniz aslında her zamankinden fazla bahsetmek gerekir ben burda dikkat ettiyseniz işin felsefi yönüyle daha çok ilgileniyorum o yüzden şu an bilimin ne noktaya geldiği başka bir tartışma konusu.
Konferanstaydım ve gayet iyi dinledim Bilimin Gazali'nin görüşüyle örtüştüğünü de takdir ettim fakat bu aynı şekilde Farabi'nin anlayışıyla da örtüşebilir eğer teorideki felekler anlayışını çıkarırsak bu tarafı antik yunandan gelen bilgidir bunu önemsemeyebiliriz dahası bugün önemsememeliyiz.Bununla birlikte yukarıdaki yorumumda da belirttiğim gibi bu durum meşşai filozofların söylediklerini tümüyle atıl kılmıyor bilakis bu bakış açısından da meseleye bilimsel bir arkaik plandan bakılabilir demek istiyorum.Aslında yine tekrar olacak ama burada beni daha çok meşşailerin uğraştıkları sorunsal ilgilendiriyor yani alem Allah'ın eseri olduğuna göre bu eser ne zaman yaratıldı? Bunu büyük bir patlama ile birkaç milyar yıl önce yaratıldı diye açıklarsanız o zaman o ana kadar Allah'ın ne iş yaptığı sorusu akla gelir ki bu da Allah'ı insan düşüncesi sınırları içinde mütala etmek anlamına gelecektir daha açık bir ifade ile Allah' biraz bekledi sonra büyük bir patlamayla alemi yarattı demek Allahı kendi yarattığı zaman içinde düşünmek olur ki biz müslümanlar olarak Allah'ı genel kabule göre böyle durumlardan tenzih ederiz. Aynı zamanda Bing Bang 'in henüz daha teori düzeyinde olması erkenden birşeyler söylemememiz gerektiğini bana öğütlüyor.Aynı zamanda Gazali'nin söyledikleriyle şu an bilimin geldiği noktanın paralellik arz etmesi elbetteki Gazali'nin bundan yaklaşık bin yıl önce tamamen soyut verilere dayanarak oluşturduğu düşüncesini bugünü öngörerek planladığı anlamına gelmeyecektir.Bu olsa olsa tesadüfi bir durumdur tabii Gazali'nin bing bang'dan haberi olduğunu iddia etmediğiz sürece.
Son zamanlarda her bilimsel gelişmenin altına Kuran'dan bir ayet yazmayı maharet sanan bazı ilahiyatçılarımızın hipotez doğrulanmayınca düştükleri gülüç duruma açıkcası düşmek istemem.
Aslında yukarıda ki yorumlarda da çokça bahsedilmiş olan bu bilimsel gelişmeleri; her inanç sahibinin kendine yontabileceğini sanırım açıkça görüyoruzdur.Bilimsel verilerden hareketle yola çıkıp bilimin bize gösteremediği yani aciz kaldığı yerleri dogmalarımızı yerleştirebileceğimiz boşluklar olarak görmemeliyiz.Bir tanrının varlığından ve onun yaratmasından bahsettiğimiz an bize bilimsel metod şu nu sorar! nasıl! bunu determine etmek isteyecektir şimdi o halde Bulaç'ın sözlerini hatırlatmanın tam vaktidir ''YANLIŞ YERDE ARIYORSUNUZ'' yaratma olayına vukuf edip bunu determine etmedikçe aslında hiçbir şey kanıtlamış olmazsınız.Bilmem şöyle birşey iddia edermisiniz aynı mucizelere getirdiğiniz açıklamalar gibi gün gelecek Allah'ın nasıl halk ettiğinide bilim bize açıklayacak hatta bizzat Allah'ın kendi varlığını da.
Tüm bu anlattıklarım muvazenesinde açıkça görüleceği gibi bu teori kanunlaşsa dahi materyalist felsefeyi ortadan kaldırmada nihayi bir açıklama olamaz.Çünkü bir kere deney üstülüğü kabul ederseniz yapacağınız tüm açıklamalar apolojist/mazaretçi olarak karekterlenecektir.O halde alemin ezeli olduğunu veya olmadığını bize bilimin açıklıyor olması onun bir tanrı tarafından yaratıldığını öyle sanıyorum ki aynı açıklıkta açıklamıyor.Burada ister yaratıldığına inanın ister tam aksine durum değişmez bilim yani insan zihni yine sorar dahası bir felsefeci sormalıdır nihayete kadar, nasıl diye çünkü unutmayın bize sorgulatanında Allah olduğunu düşündüğümüzde demek ki biz ancak böyle bilebilir ya da bir yere varabiliriz sizi bilmem ama; Allah beni direkt muhatap almıyor demek istiyorum ki bana vahiy gelmiyor dolayısı ile tüm yaptığımız açıklamalar hatta Descartes'in dediği gibi bizzat tanrı fikri bile bizi bir tanrı varlığına götürüyor olsa bile onu perdeyi kaldırıp göstermediğiniz müddetçe birilerininde her zaman sizin ki kadar tutarlı mazeretleri olacaktır.Tez anti tezi getirir yoksa fazla mı? diyalektik oldu?
Sevgiler Selamlar
Yazan: Muahmmed ALi DİKTAŞ Tarih: May 17, 2007 05:24 PM
Yaratilis, bazi yerlerde "unintelligent design" gibi gozukuyor. Bir tavsanin "tasarimi" cok kotu yapilmistir mesela.. Ekteki video'da seyredebilirsiniz.
http://onegoodmovemedia.org/movies/0705/flockofdodos_baddesign.mov
Yazan: hasan cemak Tarih: May 21, 2007 12:20 AM