« Vesayet Altındaki Çocuklar | Ana Sayfa | »

May 05, 2007

Laiklik İyidir—Sorun 'Laikçi'lerde

Bazı yazılarda kullandığım “laikçi” sözü üzerine bazı okurlardan soru ve itirazlar geliyor: Ne demekmiş “laikçilik”?

Benim kast ettiğim ve eleştirdiğim “laikçiliği” açıklayayım: Toplumun dinden uzaklaştırılmasını, toplumdaki dini cemaatlerin ve hareketlerin bastırılmasını, dini özgürlüklerin kısıtlanmasını savunmak. Türkiye’de bunu 80 küsur yıldır pek çok insan savunuyor ve zaten bu iş sistemli olarak yapılıyor. “Bu ülkede dincilere yer yok” gibi sloganlar havada uçuşuyor. Oysa özgür bir ülkede “dinci” ve hatta “gerici” olmak serbesttir; isteyen istediği boyutta ve şekilde dindarlık yaşayabilir. Aynı şekilde isteyen de istediği boyutta ve şekilde “seküler” yani din dışı bir hayat sürebilir. Buradaki tek sınır, başkalarının özgürlüğüne müdahale etmemektir.

Öte yandan bir de devletin laik olması ilkesi var ki, bu aslında özgür dünyada “dinlere ve felsefelere karşı tarafsızlık” demek. Bu ise, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bence doğru bir ilke ve zaten din için de daha iyi. Dolayısıyla “laik devlete taraftar olmak” anlamında bir “laiklik” benim de benimsediğim bir çizgi.

Türkiye’de sorun, devletin laik olması için, toplumun ve hatta bireylerin de sekülerleştirilmesi gerektiğinin sanılması. Bu yüzden dindarların özgürlükleri kısıtlanıyor, başörtülülerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor, mütedeyyinlerin “devlete sızması” engelleniyor. (Zaten “sızma” gibi lafların kullanılması, devletin belirli bir grubun egemenliği altında olduğunu açıkça gösteriyor.)

Bu sistem, tek kelimeyle despot bir sistem. “Halk için, halka rağmen” düsturuyla işleyen, ve aslında halka değil seküler elitlere yarayan bir otokrasi. Çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi, tüm vatandaşların “birinci sınıf vatandaş” haline gelmesi. Bugün ne yazık ki durum böyle değil.

Bugün durum şu: Toplumun 80 yıldır dışlanan, baskı altına alınan, “ikinci sınıf vatandaş” sayılan kesimi, toplumda giderek yükseliyor, siyasette güçleniyor, Cumhurbaşkanı bile çıkarma noktasına gelmiş durumda. Kendilerini “birinci sınıf vatandaş” görenler ise, “bunları eşit kabul edersek, sonra bizim üzerimizde egemenlik kurar, bizi alaşağı ederler” diye korkuyor. Onun için Tandoğan’da, Çağlayan’da yürüyorlar. Durumları, “apartheid” (ırk ayrımı) rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen ırkçı Güney Afrikalı beyazlara benziyor.

Oysa “ikinci sınıf vatandaşlar” sadece eşit ve özgür olmak istiyorlar ve Türkiye’yi de bunun en kestirme yolu olan Avrupa Birliği’ne taşımaya çalışıyorlar. Birinci mevkide seyahat etmeye çalışanlar, bunu anlayacak ve eşitliğe razı olacaklar mı, yoksa “eğer bizim olmazsa yakarız bu ülkeyi” mi diyecekler, önümüzdeki süreçte göreceğiz. Ben, birinci yolu seçmelerini can-ı gönülden diliyorum.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 5, 2007 11:07 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bu sitede ayni mevzuuda bir yazinin altina yaptigim yorumda laikcilere mealen "korkularinizi yenininz, sizin mini eteginize de ickinize de birsey yapan olmayacak" dedigimde bir youmcu "niye laikligi belden asagi indiriyorsun, senin kafan bununla mesgul vb" demis idi; cevaba gerek gormemistim.

Simdi konu laiklik/laikcilik oldugu icin aklima geldi. Medyada sikca rastlariz, ne zaman birileri bazi toplum ahlakina aykiri davranis sergilese ya "cagdas" ya "laik" oldugunu soyler. Bir yil kadar once idi saniyorum bir yabanci dans veya plaj voleybolu turnuvasina katilan birkac kizimiza soruyor yabanci gazeteci "siz Musluman degilmisniz , bu derece acik sacik kiyafet normalmi" turu bir soru. Kizlarin cevabi: "Biz laikiz". Oysa bireyin Mustafa Bey'in yazisinda tanimladigi "laik devletten yana olan" manasinda "laik" olmasi ile hayat tarzi arasinda ne iliski olabilir? Kisi dindar ve "laiklikten yana" olabilecegi gibi dinsiz fakat laiklik karsiti da olabilr. Nitekim her ikii de mevcuttur bizde. Ulkenin laik olmasi ancak o tur giyim sama devletin mudahele etmemesini aciklayabilr. Oysa adam bu kisisel tercihler le Islam dinini nasil bagdastirdiklarni soruyordu. Kizla bizim kisesl secimimiz, Muslaman degilz, dinda degiliz, liberal hayat tarzini benimsioyoruz....vb diyebilirlerdi.

Bundan 10 kusur yil once bir gazetede okumus idim. Muazzez Abaci onemli bir resmi geceye konuk olarak katiliyor seffaf bir elbise ile. Kendisini elestiren magazin medyasna cevabi da ayni : "Ben cagdas, Ataturkcu, laik bir Tuk kadiniyim" mealen. Bunun gibi binlerce ornegi bulabiliriz. Ba pavyon, meyhaneler icin kirmizi bolge uygulamasi gibi butun medeni ulkelerde olan bir uygulamanin adinin dahi sozu gectiginde butun laikciler ayaga kalkiyor "laiklik elden gidiyr, irtica geliyor" diye. Ve Ertugrul Anadolu'nun dort bir yanina muhabirlerini salip icki serbestisi raporu hazirlatiyor. Kendisi Basdakan'in ucaginda kac kisinin icki icip icmedigin sayarak cagdaslik, laiklik degerlendirmesi yapiyor. Cumhuriyet'in yazarlari Uskudar 'da ortalikta siseyi kafaya dikerek "laiklige bagliligi" gosteriyor.

Hal boyle olunca benim laikciler icin "korkmayin mini eteginize , kafayi cekmenize karisan yok" dememin benim kafamin mesguliyetimi yoksa tam da yerinde bir teminatmi oldugu degerlendirilebilir.

Laikligi tanimlamis Mustafa Bey. Butun demokrasilerde (bu konuda en kati olan Fransa dahil) uygulama budur. Turkiye'de kati, saldirgan laikciligi laiklik olarak yutturmaya calisanlarin "gelin laikligi tanimlayalim, Anayasa'da bu tanim muallak" diyenleri "irticaci", "Bulentinejad gibi tasviflerlwe susturmalari bosuna degil. Cunku kelimenin gercek manasinin anlasilmasi da uygulanmasi da islerine gelmiyor. Onlar icin halkin cagdaslasma, Batililasma, ilerleme, demokrasi, ozgurlukler gibi kavramar konusunda da milletin karanlikta kalmasi ontolojidir. Millet bunlaerin manasini ogrense idi Tandogan. Caglayan meydanini kim doldururdu?

Laikciligi bircoklarimiz Mustafa Bey gibi bize ozel olan, laikligi carptip din dusmanligi haline getirenler icin kullaniriz. Aslinda kelime bizdeki demokrat, dindar cevrelerin uretimi degil hukukta sosyal bilimlerde yeri olan laicism kelimesinin Tukcesidir. Hangi mana ile kullanirsak kullanalim tarif ettilen grupta bir yanlislik yoktur; bilimsel tanim ile pratik kullanimimdaki fark bizdeki lakcilerin bu yolda zirvaliklarinin derecesidir. Yani bundan cok daha azi ile de laikci (laisist) olunur.

Asagidaki alinti bu konuda Turkiye'deki en otoriter kalemleden Yargitay Onursal Baskani Sami Selcuk'a ait:

Kaynak:‘Laisizm’">http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435&keyfield=2273616D692053656C63756B22">Kaynak:‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)


Laiklik, başkalarının dinsel duygularına saygıda; laisizm ise, zaman zaman zora başvurarak bireysel baskıda yoğunlaşmaktadır, Laisizmin en aşırı biçimi, Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında (1789-1795) ve, materyalizme dayandığı ve dini afyon olarak benimsediği için sistemin doğası gereği, komünist ülkelerde uygulanmıştır. Ülkemizde, evrensel, daha doğrusu küresel sözcükler ve terimler, ne yazık ki, kimileyin içleri boşaltılarak ve onlara yeni anlamlar yükletilerek ya da birbirlerinin yerlerine geçirilerek kullanılmaktadır. Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan paylarını almışlardır. Bunlar, eşanlamlı değildirler. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır. Laisizm, profan söylemli, ama dinsel bir inşa içinde olan bir totalliktir. Bu yüzden öncelikle laisizm ile laikliği birbirinden ayırmak gerekmektedir. Unutmayalım. “Kavramlar yansızdır”. (Weber) Doğru konuşurlar; insanı yanıltmazlar, aldatmazlar. Son çözümlemede, laiklik ile laisizm ayrı ayrı kavramlardır ve ayrı kurumsallaşma ve uygulamalara yol açmışlardır. Laisizm, “rejime göre din” ister ve dini belirler, güdümler. O yüzden çatışmalara gebedir. Oysa, laiklik “dine göre rejimi” ve “rejime göre dini” reddeder. Bu nedenle Akoun’un da belirttiği gibi, belki de, “laiklik kavramını, bugün hâlâ kullanılabilir kılabilecek biricik şey, laiklik ile laisizm arasındaki ayrımdır”. Bu iki terimin başkalıkları tartışmasının Fransa’da çıkmasının bir nedeni vardır. Çünkü Fransa’da laikliğin değil, laisizmin uygulandığı görüşü egemendir. Fransız devrimcilerinin, dini ve ibadetleri yok etme girişimleriyle başlayan ve ruhban sınıfının kökünü kazımaya dayanan anlayışlarının uzantıları Fransa’da bugün de bir ölçüde sürmekte; dine karışan, onu güdümleyen, aşırı pozitivist, gerçek laikliği ve devletin yansızlığını zaman zaman dolanlı biçimde dışlayan ya da tehlikeye düşüren, sosyalist ülkelerde din karşıtlığını öngören, dini kimileyin zararlı ya da yararsız, dinsel gelenekleri gelişmeyi engelleyici gören, geleneği dinden arındırmayı amaçlayan, dinsel inançların bireysel ve toplumsal yansımalarından hoşlanmayan ve bu amaçları gözettiği için bir “izm”e, yani ideolojiye dönüşerek, laiklik gibi bir niteliğe vurgu yapmayan en uç anlamda “laisizm”, bir bilim adamımızın dediği gibi, Fransa’da laikliğin çocukluk hastalığıdır. Nasıl şovenizm ulusçuluğun yozlaşmış biçimiyse, laisizm de laikliğin en sapkın biçimidir. Tourain, militan rasyonalizm ya da laisizmin başka mutlakçı politikalar kadar tehlikeli olduğuna, çünkü kendi ilkelerini uygulatmak için devletin cezalandırıcı yönüne başvurduklarına değinmiştir. Yeri gelmişken belirteyim ki, Fransa’dan esinlenilerek, laikliğin devlet ve Kilise’nin ayrımı ilkesi olduğu söylenir sıklıkla. Eğer bu ayrımı devlet belirler ve Kilise’yi (dini) denetlemeye kalkarsa, laisizme kayılır. Fransa’nın başına gelen budur. Fransız laikliği bu yüzden hâlâ sorunludur. Buna karşılık, her kurumunu ve hukukunu Fransa’dan alan Belçika’nın başına bu gelmemiştir. Çünkü Belçika, laikliği, çoğulculuğu ve devletin yansızlığını zorlayan “devletin ve Kilise’nin karşılıklı bağımsızlığı ilkesi”ne dayandırmış ve bu doğrultuda uygulamıştır.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 6, 2007 09:12 AM

iyi de laiklik “dinlere ve felsefelere karşı tarafsızlık” değil ki??!!!

"din ve devlet işlerinin ayrı tutulması" demek.

sizin tanımınız doğruysa, şeriatla yönetilen bir ülke de laik olabilir!!!

cevabınız var mı?

Yazan: hasan Tarih: May 6, 2007 05:34 PM

Türkiye'deki laiklik anlayışı, 20. yy'ın başında Osmanlı fobisi içindeki Batı'nın Anti-İslam tutumunun Lozan'da aynen olduğu gibi kabullenilmesidir. Mustafa arkadaşımızın da bahsettiği gibi, aşırı dinci veya ateist olma özgürlüğü garanti alınmamış bir ülkede laiklikten bahsek havanda su dövmekten başka birşey değildir.

Yazan: Nazım Tarih: May 6, 2007 10:41 PM

1. Mustafa Bey'in yazisindaki veya benim alinti yaptigimSami Selcuk yazisindaki tanimlar "bizim" tanimlarimiz degil, standart tanimlardir.

2. "birbirinden ayrilmasi" icinin doldurulmasi gereken ve bizde ozellikle yapilmayan muglaj, istismara acik bir ifadedir.

3. "Setriat devleti" laik olamaz. Cunku adi ustunde Islam hukukunu esas alan bir devlettir. "dinlerden esit uzaklikta" oldugu soylenebilirmi?

Laik devlet dinlerden esit uzaklikta, yonetimde dini esas almayan, ama insanlarin din ve vicdan ozgurluklerine saygili, bu ozgurluklerini de diger hak ve ozgurlukle gibi serbestce kullanmasini saglayan devlettir.

"Biliyorsan soyle ibret alsinlar, bilmiyorsan sus arif sansinlar". Once yazilari okuyun, anlamaya calisin.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 7, 2007 03:58 AM

Kisi dindar ve "laiklikten yana" olabilecegi gibi dinsiz fakat laiklik karsiti da olabilr. Nitekim her ikii de mevcuttur bizde.

laiklik labratuvara girerken giydiğiniz beyaz önlük gibi birşeydir. içeri girerken önlüğünü giyersin, dışarı çıktığında çıkarırsın.

Önlük size hem bir labratuvar kimliği verir, hem de korur. Bu önlüğü herkes giymelidir. Sizin dindarlığınız size kıymetlidir. Bana birşey ifade etmez. Dindarlığınızın bir sahtekarlık mı, yoksa gerçek dindar mı olduğunuz gibi vesveselerle iş yaparken de uğraşmak zorunda kalmak istemem. Malum günümüzde vicdan= cüzdan.
Gnümzde, laikliğin bir tüketici hakkı olması tanımı var.

ben vatandaş olarak sahtekarlıktan da korunmak isterim, öte yandan kamusal alanda provoke edilmek de istemem. inglize makale sayfasında yazdım bunları.

laiklik insanların içeri girerken,/ yani kamuya/ yol kurallarına uymak üzere anlaşmasıdır.
Dolayısyla kamusal temsilde bu anlaşmayı benimseyen kişi laiktir.
Alev Alatlıya sorsanız trafik kuralları bile sıkıcıdır.,

kısaca yol kurallarını benimsemiş kişiye laik denir. Sadece ruhbanların işine laik olmak gelmez.


Yazan: knz Tarih: May 7, 2007 06:39 AM

şu tespit enteresan:"Bugün durum şu: Toplumun 80 yıldır dışlanan, baskı altına alınan, “ikinci sınıf vatandaş” sayılan kesimi, toplumda giderek yükseliyor, siyasette güçleniyor, Cumhurbaşkanı bile çıkarma noktasına gelmiş durumda. Kendilerini “birinci sınıf vatandaş” görenler ise, “bunları eşit kabul edersek, sonra bizim üzerimizde egemenlik kurar, bizi alaşağı ederler” diye korkuyor. Onun için Tandoğan’da, Çağlayan’da yürüyorlar. Durumları, “apartheid” (ırk ayrımı) rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen ırkçı Güney Afrikalı beyazlara benziyor."

tamamen katılamadığım iki nokta var:

1- mütedeyyinlerin devlete sızması engelleniyor...(bu mevcut resmi ideolojiyi tenkit için kullanılan politik ya da eleştirel bir ifade ama, Türk bürokrasisindeki realite bunu asla doğrulamaz, yani kimse kimsenin bir yerlere sızmasına engel falan olamıyor aslında)
2- birinci sınıfta seyahat edenler aslında kimler? bu noktada da realite biraz farklı olabilir. yani buralarda sık kullanılan deyimle sadece "sekülerler" ya da "laikler" mi birinci sınıfta seyahat ediyor bu ülkede? bence hayır, hatta son on yıllarda seküler diye nitelendirilenler gene buralara özgü deyimle zencileştiriliyor.

Yazan: Kubilay Ant Tarih: May 7, 2007 09:12 AM

Newsweek'te güzel bir makale var. Mustafa Akyol'a da atıf yapmış. Okumanızı tavsiye ederim:
http://www.msnbc.msn.com/id/18507649/site/newsweek/

Yazan: blue Tarih: May 7, 2007 02:23 PM

Bilmem hatırlayan olur mu,eskiden vapurlarda ve trenlerde 1.sınıf ve 2. bilet vardı.
Çocukluğumdan bir anı; annemle vapura binerken sağ tarafta masaların ve sandalyelerin olduğu bir bölüm görmüştüm “orda oturalım ”dediğimde aldığım cevap orası 1.sınıf olmuştu.Henüz 4 yada 5 yaşındaydım ve benim için 1.sınıfın anlamı masa ve sandalyelerin olduğu yer olarak kalmıştı.Ama bu birinci sınıf bomboştu..Sonraları bazen tek tük gazete okuyan insanlar görmüştüm ama çoğunlukla bu bölümler boştu.Merak etmiştim bu 1.sınıf bölümlerde neden kimseler yoktu yada bu 1.sınıf insanlar nasıl bir şeydi,neden vapurda yada trende görünmezlerdi yada sayıları çok mu azdı, eğer öyleyse bu kocaman alanları niye onlara tahsis etmişlerdi,diğer alanlardaki yolcular sıkış sıkış oturuyorken vs vs.Tüm bunlar çocuk aklımın sorduklarıydı.
Anlamamıştım..1.sınıf olmak için ne olmak gerektiğini yada nasıl olmak gerektiğini anlayamamıştım.Etrafımdaki insanlara baktığımda gördüğüm insanlar ile o bölümlerde oturan tek tük insan arasında gözle görülür fark neydi anlayamamıştım,bana hepsi aynı görünüyordu bizden farkları yoktu.
Zaman içinde tv ile ve dolayısı ile ABD filmlerindeki siyah beyaz ayrımını konu eden filmleri gördükçe, bunu bizde gördüğüm 1.sınıf ve diğerlerine adapte ettim ve kendi çocuk aklımca yaptığım yorum;bir çalışanlar bir de onlar için çalışılanlar vardı,demek 1.sınıf, onlar için çalışılanlardı.
Hıı bu arada bu 1.sınıf insanların nasıl olduklarını hiç aileme yada öğretmenime sormadım çünkü benim çocuk gözümün gördüğü herkes aynıydı ,kimse kimseye benzemiyordu ikizler haricinde ama herkes aynıydı.
O halde 1.sınıf insanlar bizim aramızda yaşamıyorlardı,onların şehirleri okulları yada evleri masal kitaplarının sayfalarının bir yerlerindeydi ama henüz ben o kitabı okumamıştım.
Ve ben bu yaşımda aradan çookk uzun seneler geçmesine vapur ve trenlerde bu 1.sınıf ibaresi kaldırılmış olmasına rağmen 1.sınıf insan tanımlamasının içini dolduracak sıfatları bulamadım.Ya bulmak için isteksizim ya da hala çocukluğumdaki kadar saf ve bilgisizim.. 1.sınıf insanları tanımlayamadığım için hiçbir zaman kendimi 2.sınıf vatandaş gibi hissetmedim.Hissetmediğim halde birileri bana öylesin mi diyor ve yolumu mu kapatmaya çalışıyor, benden farklı değil mücadele edebilirim!

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: May 7, 2007 03:25 PM

Boyali medya baslangicta, 28 Suabat'tan bit nebze ders almis gibi gorunmustu. Simdi toptan rapturapt altinda. Birbiri ile yarisiyorlar, cavislari, diger komutanlarin, pasalarin gozune girmek icin. Kumari Turkiye'ye demokrasinin kendi hayatlarinda girmemesi uzerine oynuyorlar. Ancak bu sekilde geleceklern garant altibnda uyorlar.

Dusunun cocuk Ertugrul Ozkok'un Almanya muhabiri. Ertugrul diyor ki: Oglum git Shroeder ile konus. Sor bakkim bizim Islam tehlikesi, turbanin Cankayaya girmesi, Erdogan'in Gul'un seriatciligi falan konularnda Baykal'in aynisini mi dusunuyor. O da gibip soruyor. Shroeder ise Hurriyet'i "sasirtan" ("sasirtan" ne kelime SAMAR GIBI) cevap veriyor. Gerek cevap, gerek haberin ve CNN Anketi'nin Hurriyetce tercumesi:

Hürriyet Sosyal Demokrat’ın Darbeci Olmayışına Şaşırmış!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 7, 2007 04:01 PM

"Benim kast ettiğim ve eleştirdiğim “laikçiliği” açıklayayım: Toplumun dinden uzaklaştırılmasını, toplumdaki dini cemaatlerin ve hareketlerin bastırılmasını, dini özgürlüklerin kısıtlanmasını savunmak. Türkiye’de bunu 80 küsur yıldır pek çok insan savunuyor ve zaten bu iş sistemli olarak yapılıyor. “Bu ülkede dincilere yer yok” gibi sloganlar havada uçuşuyor. Oysa özgür bir ülkede “dinci” ve hatta “gerici” olmak serbesttir; isteyen istediği boyutta ve şekilde dindarlık yaşayabilir. Aynı şekilde isteyen de istediği boyutta ve şekilde “seküler” yani din dışı bir hayat sürebilir. Buradaki tek sınır, başkalarının özgürlüğüne müdahale etmemektir."

---

Bir kere şunun cevabını vermelisiniz: Kim veya kimler "toplumun dinden uzaklaştırılmasını" savunuyor? "Toplum bu dinden uzaklaşmalı, islam yalandır, insanlar buna inanmamalı" diyen kim? (Bunun cevabını verirken açıkça dine karşı olan birisini göstermelisiniz. Dinin siyasallaşmasına karşı olup, kendisine karşı çıkmayanları değil.) Sürekli dilinize dolanmış bir "toplumu dinden uzaklaştıranlar" söylemi var, ama ben hiçbiryerde islam dinine karşı çıkan bir laiklik yanlısı kitle görmüyorum! Belki ben körüm de ondan görmüyorum. Gösterin. (Kaldı ki bunu (yani dinsizliği) savunmak bile demokratik bir haktır. "Suç" değil.)

Bir diğer nokta, "isteyen istediği gibi dindar olabilir, isteyen istediği kadar seküler olabilir" diyorsunuz. Bu sorunlu bir söylem. Çünkü "din" dediğiniz, çeşitli yorum ve algılayış biçimleriyle toplumları tehdit eden, onlar üzerinde baskı kuran, totaliterleşmeye meğilli bir olgu. Tanım gereği böyledir. İslam coğrafyalarında bu görülür. "İsteyen istediği kadar dindar olabilir" diyorsanız, mesela bir kimse açık giyinmiş bir bayan görmek istemiyor olabilir! "Benim dinim bunu emrediyor" der. O zaman bu insanın "dinini yaşayabilmesi" için öteki insanlara baskı kurulması gerekir! (Bkz. İran) Bunun pekçok örneği var, sadece giyim değil. Mesela oruç. Ramazanda yemek yenilen mekanlar görmek istemeyebilir bir dindar... Din sosyal bir olgudur, bireysel değil. Yani "insanlar dinini yaşasın" sözü, ucu açık ve nereye varacağı belirsiz bir sözdür!

İkincisi "insanlar istediği kadar seküler olsun" sözü de garip, çünkü sekülerlik bir devlet tarzıdır. İnsanlar "kendi çapında" seküler olmazlar. Bir devlet, ilke olarak, bütünsel bir yapı olarak seküler olur... Bu, Adolf Hitler'in çıkıp "isteyenler kendi hayatında demokratik olabilir" demesine benziyor.

Laiklik, din ve devlet sisteminin ayrılmasıdır. Devletin, bir dinin yada mezhebin inanç esaslarının güdümüne girmemesidir. Devlet idaresinden dinin uzak tutulmasıdır. Yani devletin dinsiz olmasıdır. Devletin etnik köken konusunda tutumu neyse, din konusunda da tutumunun bu olmasıdır.

Laikliği sulandırıyorsunuz. Laik bir devlette diyanet işleri gibi bir kurum olup, bir mezhebin sözcülüğünü üstlenebilir mi? Laik bir devlette okullarda din dersi, bir dinin perspektifinden anlatılabilir mi? Laik bir devletin çeşitli din kurumlarıyla, ibadethanelerle ve din adamlarıyla organik bağlantısı bulunabilir mi? Bulunsa bile böyle taraflı olabilir mi?

Laiklik, dinin "topluma ait" olmasıdır. Çünkü din, sadece gelenek görenek değil, EMREDİCİ niteği olan ve hegemonya kurmaya çalışan bir canlıdır.

Her kavramı çarpıtıyorsunuz. Mesela "başörtülülerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor" demişsiniz. "Başörtüsü" ve "başörtülü insan" farklı farklı şeylerdir! Burada engellenen şey "insan" değil bir "nesne"dir. Eğitim hakkını engelleme söylemi büyük bir çarpıtma... Mesela okula "mayoyla" girmeye izin verilmez. Bu durumda çıkıp "mayolu insanların eğitim hakkı engelleniyor" desek, ve insanlar mayolarını giyip gösteri filan yapsa ne kadar komik olur değil mi? Çünkü mayo, insanın üzerine yapışık değildir, bir kıyafettir.

Eğitim hakkının engellendiğinden bahsedebilmemiz için, insanların "değiştiremeyeceği" bir niteliğinden bahsediyor olmamız gerekir. Mesela "esmer insanların okula girmesine izin verimiyor" olsa, o zaman "eğitim hakkı" diyebiliriz. Türban kıyafeti problemini bilinçli olarak "eğitim hakkı" cephesinden savunmanız, sizin bakış açınızın ileride doğurabileceği sorunlar hakkında insanlarda şüphe yaratmaktadır.

"Türkiyenin demokratikleşmesi" demişsiniz. Anlatın: Nasıl olup da, %35 oy almasına rağmen yasamayı işgal eden, ve CB makamına da kaşla göz arasında (oldubittiye getirerek) "Abdullah Gül KARDEŞİNİ" atamaya çalışan bir zihniyet, "demokrasiye uygun" bir tablo oluşturabilir?? Demokratik düzende çoğunluğun azınlığa hükmetmesi zaten eleştirilen bir sakınca. Fakat siz, azınlığın çoğunluğa hükmetmesini bile eleştirmiyorsunuz!... Üstelik bu kadar "demokratikleşme yanlısı" görünen sizin, mesela hemen yanımızda İran'da olup bitenleri eleştirdiğiniz neden hiç görülmüyor? İranda sokakta başını "tam örtmeyenler" tutuklanıp uyarılıyor!... Siz "demokratlar"(!) böyle şeyleri (dinin baskısını) ne görüyor, ne rahatsız oluyor, ne eleştiriyorsunuz.

Yazan: Keskin Tarih: May 7, 2007 04:27 PM

Laiklik demek sadece din ve devlet işlerinin ayrı tutulması yada devletin inançlar karşısında tarafsız kalması değildir. Bunlarla beraber bir devlette, yönetenin yönetme gücünü kimden aldığını gösteren bir kavramdır. Bence bizi ilgilendiren en önemli yönü de budur. Yöneten yönetme gücünü ilahi bir güçten mi aldı? Yoksa maddi bir varlık olan insandan mı aldı?
Gerçek manada bireyi kendi hayatının ve içinde yaşadığı toplumun öznesi haline getiren ve çoklu seçeneklerle donatılmış bir yaşama giden yolun temelidir laiklik.
Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde laik olmadı ki laik kalabilsin. Ne inançlar karşısında tarafsız kalabildi. Ne devlet ve din işlerini ayırabildi. Ne de gücünü doğrudan halktan alan bir iktidara sahip olabildi.
Laiklik de diğer kavramlar gibi, yaşamsal pratiğini üst bir bilinçle sarmalamış insanların algılayıp uygulayabileceği bir yöntem olabilir. Aksi durum şimdi olduğu gibi hiç de komik olmayan bir komedi olur.

Yazan: Bülent Tarih: May 7, 2007 05:30 PM

Sayin Keskin,

Demagoji yapiyorsunuz.
Bile bile gormemezlikten gelmek, cifte standart uygulamak buna denir.

Mahallemizin kizi olan Cumhuriyet'e "sakallilar" tecavuz edecek diye veryansin ediyorsunuz ama "sapkalilar" tecavuz ederken sesiniz cikmiyor.
Her 10 senede bir secilmis kimselere atanmis olanlarin mudahale etmesi sizi rahatsiz etmiyor anlasilan... niye? elinde sopasi var ondanmi? Yoksa “onlar bizim takimdan” diyemi?
Tecavuz tecavuzdur! Kim yaparsa yapsin.

Elinde sopasi olanin "benim dedigim sekilde yasayacaksin!" demesi benim hosuma gitmiyor. Bu iranda olsada hosuma gitmiyor, Arabistandada, KKorede de, Kosovada da...
***

Sahsen bir kadinin basini ortmesini ben dogru bulmuyorum. Ama kadin inanmis ve "orterim" diyorsa bundan bana ne. Siz inanan bir insana inanmadigi seyleri zorla yaptirmanin travmasinin, sonuclarinin farkindamisiniz? Turklere domuz verdiginizde "ya aclik ya domuz eti" dediginizde insanlar nasil hisseder? Bu durumda "o da et bu da" diyebilirmisiniz? Elinde sopa olan Bulgarlar ismiMizi "Keskinovic" diye degistirdiginde cokmu hos oluyordu? Obur adama gore en nihayet o da soyadi bu da.

“Mayo ile okula gel” diyen komik bir duzen yok. Ama zorla basini orteceksin/acacaksin diyenler var, 15 milyon muslumanin yasadigi Avrupanin bazi hapishanelerinde, ucaklarinda ESKiDEN zorla domuz verildigi vaki idi. Insanlarin, koylerin ismini zorla degistiren ulkeler pek uzakta degil… pencereden bakin yeter.

Karsi oldugunuz seyi iyi tarif edinde anliyalim!
Insanlarin basini zorla ortmeye/acmaya mi destek veriyorsunuz? Yoksa zor kullanmanin yanlisliginami?

Buradaki yorumcularin size anlatmaya calistigi nokta bu insanlarin izdiraplarini anlamaniz.

Cokmu zor bunu anlayip... "haklisiniz" diyebilmek.

Yazan: Haydar Tarih: May 7, 2007 06:29 PM

açıkçası ben soruma tatmin edici bir cevap alamadım.

tekrar ediyorum: laiklik, din ve devlet işlerinin ayrı tutulmasıdır. bir başka deyişle, din kurallarının devlet yönetiminde rolünün olmamasıdır. örneğin laik devlet, din emrediyor diye içkiyi yasaklayamaz. ancak içki içilmesi örneğin aile kurumuna zarar veriyorsa o şartla yasaklayabilir.

laik devlet, din kurallarına göre değil, akıl ve yararcılık kurallarına göre yönetilir (şunu önemle vurgulayayım: din kuralları mutlaka akıl kurallarına aykırıdır demiyorum.)

laiklik budur. sanırım sizler buna laikçilik diyorsunuz.

Yazan: hasan Tarih: May 7, 2007 09:46 PM

Konuşulanların hepsi baştan saçma, insanlık tarihinde milletler vardır ve belli süreçlerden geçerler. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanlarda asırlardır millettirler ve son 200 yıl(yaklaşık)dır benliğinden koparak başka milletlere özenmeyi halt sanmaktadırlar.200-300 yıl geriye gidilse ve bu milletin atalarını oluşturan milletlere yukarıdaki konuşmalar aktarılsa eminimki kafayı yerlerdi yada anlayamazlardı.
işte bu yüzden herkes saçmalıyor, başkalaştıklarının farkında bile değiller.Hıristiyan taassubunu bu millet ne zaman yaşadıki laikliği kendine şiar edinebiliyor. Okuyun ve düşünün insan olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşayanlara selam olsun...

Yazan: centil71 Tarih: May 8, 2007 12:49 AM

Bu yazıyı okurken aklıma Amerika'da ki toplumsal yaşamdan ve laik bağlayıcılıklardan uzak yaşayan Amishler geldi. Acaba Amerikan Devleti'nin onlar için nasıl bir strateji ürettiğini merak ediyorum. Sonuçta açıkça görüldüğü üzre Amish toplumu salt dini sebeplerle ayrık bir yaşam sürebiliyor. Bazı kaynaklarda Amishlerin vergiden bile muaf olduklarını okumuştum. Daha kapsamlı bilgi için: http://gelenek.wordpress.com/2006/10/04/amishler-irtica-ve-inanc-ozgurlugu/
ve Fehmi Koru'nun yazısı; http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=04.10.2006&y=FehmiKoru

Toplumlar için laikliğin şart olduğuna inanmıyorum ama devletler için kaçınılmazdır. Amishler gibi toplumların huzur içinde yaşamalarını sağlayan şey Laik Devlettir. Ama devletin toplumlar üzerinde kurduğu baskının adı laiklik ise bu da kabul edilemez. Hiçbir inanç ve anlayış bir baskı aracı olamaz. Başkasına yönelik bir tehlike arzetmediği sürece devlet laiklik dışı kişi ve toplulukları kabullenebilmelidir. Yine Amerika'da başka bir dini grubun silahlı eylemleri ve çok eşlilik gibi konularda sınırları oldukça zorlayan tutumları sebebiyle nasıl silindir gibi ezildiğini hatırlıyorum. Amerika'dan verilen iki örnekte olumludur bence. Toplum kendi dinamikleri içinde devletin geleceğine ve bugünkü birliğine tehlike arzetmeyen farklılıkları yaşayabilmelidir.

Yazan: Gökhan Tarih: May 8, 2007 10:24 AM

Sayın Keskin,

Bir kere şunun cevabını vermelisiniz: Kim veya kimler "toplumun dinden uzaklaştırılmasını" savunuyor?
Sizin de bahsettiğiniz gibi devletin özelliği olan laikliği topluma endoktrine etmeye çalışan kimlerse onlardır. Laik devlet dine, dinsizliğe ve her türlü felsefeye aynı uzaklıkta ve yakınlıkta olur. Dini tahakküm altına alamaz, topluma kendi görüşünü empoze edemez.
İsteyen istediği kadar dindar olabilir" diyorsanız, mesela bir kimse açık giyinmiş bir bayan görmek istemiyor olabilir! "Benim dinim bunu emrediyor" der. O zaman bu insanın "dinini yaşayabilmesi" için öteki insanlara baskı kurulması gerekir! (Bkz. İran)
Mesela bir kimse kapalı bir bayan görmek istemiyor olabilir ! Atatürk'ün cumhuriyetinde böyle manzaralar olamaz diyebilir. Sütlüce'de bu sıkmabaşlar yüzünden uykuluğumu yiyemedim diye ağlayabilir ( http://www.derindusunce.org/2007/04/05/iran-ve-sutluce%e2%80%99nin-meshur-uykulugu/ ). O zaman bu insanların göz zevki bozulmasın diye öteki insanlara baskı kurulması mı gerekir ! (bkz: Türkiye)
Laikliği sulandırıyorsunuz. Laik bir devlette diyanet işleri gibi bir kurum olup, bir mezhebin sözcülüğünü üstlenebilir mi? Laik bir devlette okullarda din dersi, bir dinin perspektifinden anlatılabilir mi? Laik bir devletin çeşitli din kurumlarıyla, ibadethanelerle ve din adamlarıyla organik bağlantısı bulunabilir mi? Bulunsa bile böyle taraflı olabilir mi?
Ditto ! Türkiye laiktir laik kalacak diyenlere de bir söyleyiverseniz... Önce bir laik olalım da sonra laik kalırız. Ben ilave yapayım: Devlet din adamlarının cuma vaazlarının içeriğine müdahale edebilir mi, bir devlet cami vakıflarına el koyup kendisi kiralayıp paralarını cukka edebilir mi? Böyle devlete laik denilebilir mi?
Mesela okula "mayoyla" girmeye izin verilmez. Bu durumda çıkıp "mayolu insanların eğitim hakkı engelleniyor" desek, ve insanlar mayolarını giyip gösteri filan yapsa ne kadar komik olur değil mi? Çünkü mayo, insanın üzerine yapışık değildir, bir kıyafettir
Bu örneği bulmakta çok zorlandınız mı? Tebrik ediyorum. Emre Kongar da İU'de sakalının kesilmesini istedikleri için istifa etmişti. Neden? Çünkü o, bireysel bir özgürlük alanı. Neden? Çünkü onun sakalıyla eğitimin bir ilişkisi yok. Neden? Çünkü o sakal kişiliğinin bir parçası. Kişilerin kıyafetleriyle ancak 3.dünya ülkelerinde uğraşılır. Bireysel hak ve özgürlüklerin geliştiği ülkelerde böyle bir sorun yok. Demek ki olay basit bir kişiliğe-değer-verme-vermeme olayıdır. Yasak, kanun var, filan derseniz yine daha makul olursunuz. Öyle deneyin bence. Mayo örneği ise olaya ne kadar "derin" baktığınızı gösteriyor. Kombinezon deseydiniz daha çarpıcı bir örnek olurdu. Ve ben o göstericilere destek vermezsem namerdim.
Demokratik düzende çoğunluğun azınlığa hükmetmesi zaten eleştirilen bir sakınca. Fakat siz, azınlığın çoğunluğa hükmetmesini bile eleştirmiyorsunuz!...
Eleştiriyoruz. Oligarşik azınlığın nasıl halk egemenliğine hükmettiğini eleştiriyoruz. %95 de alsanız sizi indiririz diyen gözü dönmüş azınlığı sabahtan akşama kadar eleştiriyoruz. Zaten mesele halkın çoğunluğu değildir, Bekir Coşkun'un bahsettiği gibi göbeğini kaşıyanların; Mine Kırıkkanat'ın bahsettiği gibi şambrenli lastikle donla yüzenlerin, Zamanın CHP'sinin bahsettiği gibi Hasso'larla Memo'ların iktidarı seçmeye hakları yok, iktidara gelmeye hiç hakları yok. Bu azınlığın oligarşik saltanatlarını bırakmaya da hiç niyetleri yok. İrtica da, başörtüsü de, din de, yasalar da birer bahanedir, asıl mesele saltanat-ı şahanedir.

Yazan: blue Tarih: May 8, 2007 03:01 PM

Evet, bu soruyu soranlardan birisi bendim, ve de gördüğüm kadarı ile bu LAİKÇİ kavramı tamamen sizin eseriniz çünkü hiçbir referans göremedim. Zaten KİM BU LAİKÇİLER diye sorup soruyordum, sonunda ilk kez m Akyol kendince cevaplamaya çalışmış. Eh bu da bir ilerleme.

Bu soruyu sorup duruyordum çünkü kendim 4 yıl siyaset bilimi okudum, hiçbir makale veya yayında LAİKÇİLİK diye bir şey görmedim. Yazısından anladığım kadarı ile m Akyol da herhangi bir akademik yayında okumamış bu kavramı. Hatta hiçbir yerde okumamış bence, ya da ya da okumuş da hiç referans vermemiş. Eee ne de olsa hala fehmi Koru ve nazlı Ilıcak ın referans olabilme seviyesine ulaşamadığından olsa gerek belki de.

Ama yine de ben iyi niyetimi bozmadan m Akyol un kendince anlatmaya çalıştığı akademik çizgiden yoksun LAİKÇİLİK tanımına itirazlarımı bildireyim. Ne tesadüf ki LAİKÇİ olmayan ben de toplumun dinden uzaklaştırılmasına karşıyım. Din toplumun ve de onun kültürünün bir parçasıdır. Onu koparmak topluma haksızlık olur. Ama ben toplumdaki cemaatlerin ve de dini özgürlüklerin sınırsız yaşanmasına da karşıyım. Sınırsız özgürlüğe zaten karşı olmamak mümkün değil, tıpkı klasik liberal öğretide bahsedildiği gibi. Tabiî ki cemaatlere ve dini hareketlerin serbest bırakılması gereklidir, fakat tıpkı toplumun birey dahil bütün öğeleri gibi cemaatler ya da dini gruplar sınırsız özgürlüklere sahip olamazlar, olmamalıdırlar. Devlet veya toplum otoritesi gerekli gördüğü yerde toplumsal hayatın bekası için her özgürlükte olduğu gibi dini özgürlükler üzerinde de baskı kurabilir, gerektiği zaman kurmalıdır da. En özü ile konuşacak olursak; toplum için herhangi bir baskının aşırı olmasından daha tehlikeli olan bir şey varsa o da sınırsız özgürlüktür ve de bunu birey dahil toplumun hiçbir öğesi sahip değildir.

Evet, devam edecek olursak yine m Akyol un akademik seviyeden yoksun, tamamen kendi düşüncesi ile yaptığı LAİKÇİLİK tanımında sorunlar devam ediyor. Kimmiş bunu 80 yıldır savunanlar? İsimler nedir? Havadan değil, yere temas ederek gidelim lütfen. Bu ülkede dincilere tabiî ki yer yok. Dinin eksenine sıkıştırılmış bir toplum düzenine tabiî ki geçit verilemez. Bunu hiçbir laik ülke kabul edemez. Türkiye dahil. Yoksa size göre bu ülkede dinci siyasete yer var mı? ÖĞRENİN mustafa Akyol, bir ülkenin anayasal ilkelerinin değiştirilmesinin amaçlanması o ülkenin varlığına kast etmek demektir. Örneğin laikliğin kaldırılması amacını gütmek, veya merkezi otoriteye kast ederek federasyon ya da ayrılma istemek, veya hukuk devletini değiştirmeyi amaçlamak, cumhuriyete karşı yapılmış bir harekettir. Kabul edilemez. O nedenle şeriata izin verilemez, bölücülüğe izin verilemez, komünizme izin verilemez, darbeye izin verilemez. Bunlardan birisi gerçekleşirse ona karşı mücadele verilir, verilmesi gerekir.

Ha tabiî ki bir birey ya da parti çıkıp derse ki “bize ne arkadaş, biz illaki şeriat isteriz” derlerse onları tutuklamak mı gerekir, tabiî ki hayır, isteyen istediğini istediği gibi arzular savunur, ama yasal zeminde bunun hesabı mutlaka verilir. Nasıl ki bugün PKK yı övmek suç ise aynısı diğer cumhuriyet prensiplerine karşı faaliyetler için de geçerlidir.

Ayrıca, evet özgürlükler başkalarına müdahele aracı olacak seviyeye gelmemeli sizin de dediğiniz gibi, ama sizin demediğiniz gibi aynı zamanda toplumsal kurallara ve işleyişe de karşı ve engel de olmamalıdır.

Evet, devlet otoritesi dine karşı tarafsız olmalı, ama dincilere göre bu böyle olmamalı, onlara devlet direkt bir dine taraf olmalı. Oysaki laik devlette bu tür bir şey düşünülemez. Ama aynı zamanda devlet kendi varlığını da korumalı. Eğer ki herhangi bir dini eğilim, artık bir baskı oluşturuyorsa müsaade edelim devlet bunu engelleyebilsin. Bunu varlık sebebine tehdit yöneltilmiş her devlet yapar. Yapmalıdır da, eğer ki kendi ülküsünü yaşatmak istiyorsa. O nedenle laiklik karşıtlığına devlet geçit vermemelidir.

Ayrıca m Akyol, devletin laik olması için bireylerin illaki laik olmasına gerek yoktur. İllaki gerek olan asıl şey toplumsal işleyişin seküler olmasıdır. Toplumun herhangi bir işleyişini herhangi bir dini anlayışa göre şekillendiremezsiniz.

Türkiye’deki asıl sorun ise inadına laikliği yıkmak isteyenlerin olmasıdır. Laikliğin yıkılması demek, devletin temelini sarsmak, hatta yıkmak demektir. Buna da asla müsaade edilemez.

Ha şimdi nazlı Ilıcak ın favori konusuna geldik: Türban ( bakın siz de aynı yanlışı yapıyorsunuz, başörtüsü ile türban aynı şey değildir. Benim babaannem giydiği türban değil, kendisi başörtüsü kullanıyor ve hiçbir yasak ile karşılaşmış değil. Türkiye de yasak olan şey başörtüsü değil, türban ya da sıkmabaştır.)
Türban için konuşacak olursam, bana göre isteyen herkes istediği gibi inanabilir, dinini yaşayabilir. İsteyen kapkara çarşaf giyer, isteyen Budist gibi giyinir. Ama ayrımı yapılması gereken şey şudur ki; kişisel dünyanız ile toplumsal yaşam arasındaki farkı gözetmek gerekir. Örneğin ben evimde rahat kıyafet ile gezebilirim, ama sokakta bunu yapamam. Ya da diyelim ki ben hard rock seven bir insanım diye devlet dairesine deri ceketle gelemem. Ya da ben bir bayansam ve de bir bankada çalışacaksam o banka nasıl müsaade ediyorsa o şekilde çalışabilirim. Örneğin eğer ki banka her bayan çalışan türban giyecek diye bir prensibi varsa tabiî ki giymek zorundayım, ya da o bankada çalışmam. Ya da tam tersi.

Eee ülkemizdeki türban yasağına gelecek olursak m Akyol, bu ülke laik bir ülkedir, laik bir devletin dini kimliği olamaz. Bir bankanın çalışanları nasıl ki bankayı temsil ediyorsa, ve bu nedenle banka kendi çalışanlarına müdahele edebiliyorsa, devletin çalışanları da devleti temsil eder ve de devlet nasıl öngürüyorsa o şekilde çalışır. Bu nedenle hiçbir kimse, etnik kimliğini, veya dini kimliğini ortaya koyarak çalışamaz, çalışmamalıdır. Örneğin alevi bir öğretmen sınıfta çocukların karşısında kocaman bir Ali kılıcı giyerek ders yapamaz. Ya da bir kamu doktoru Kürt kimliğini ortaya koyarak başına sarı, kırmızı ve yeşil bir bandana takarak çalışamaz. Aynı şekilde bir devlet memuru da dini kimliğini ortaya sererek kamu adına iş yapamaz.

Ha ben bu türban yasağında eksikler bulmuyor muyum? Tabiî ki var, örneğin ben üniversite öğrencilerine konulan yasağı yanlış buluyorum, çünkü bir üniversite öğrencisi (lise ve ilköğretim değil) kimsenin temsilcisi olmak zorunda değildir, istediğini istediği gibi giyebilmelidir. İster bandana takar, ister kılıç, ister türban. Aynı şekilde kamu hizmetlerinden faydalanan vatandaşlar için de böyle bir yasak olmamalı. Örneğin hastaneye gelen ya da üniversiteyi ziyaret eden birisine engel çıkartılmamalı çünkü o kimsenin temsilcisi değildir.

Herhalde yeterli olmuştur, varsa eksik, ya da itiraz lütfen belirtin.

Bitirmeden önce şunu da belirtmek istiyorum m Akyol, eşit ve özgürlükçü yaşamanın tek yolunu AB yolu zannediyorsunuz galiba, bence bir an önce UYANIN. Eşit ve özgürlükçü yaşamanın AB dışında oldukça onurlu ve mümkün olan birçok yolu vardır.

Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: Beagle Tarih: May 8, 2007 03:13 PM

Laiklik konusunda bazı dindar kesimlerin şikayetleri var. Kendilerine baskı kurulduğunu söylüyorlar. Bunların temel sebebi, İslam dininin bu devlet tarafından "sahiplenilmiş" olmasıdır! Çözümü de liberal bir zeminde laikliği devlet sisteminde kurmaktır.

AKP'nin ise böyle bir tavrı yok. AKP islamın devlet kontrolünde olmasından (yani laikliğin olmamasından) şikayetçi değildir! Ve fakat bu çarpıklığı "kendi lehine" kullanmaya çalışmıştır. "Hayır, devlet dini kotrol edemez" dememiş, "Evet, devlet dini kontrol edebilir ve şimdi sıra bende!" demiştir.

Sorun bu noktayla ilgili. Sorumluluk da daha çok İslamcıların üzerine düşmektedir. Eğer devlet-din ilişkilerine itiraz etmeyip daha da bunları birleştirmeye çalışırlarsa, sorun büyüyerek devam edecek! Eğer din üzerindeki devlet kontrolünü dışlarlarsa ve fiilen liberal bir laikliği savunurlarsa, sorun küçülüp çözülmeye başlayacak.

Yazan: Keskin Tarih: May 8, 2007 03:48 PM

Gökhan bey,

çok güzel bir noktaya değindiniz. O kadar güzel ki, sanırım laiklikle ilgili tüm soru(n)lara cevap verecek nitelikte.

Amish'lere dokunulmuyor çünkü Amishler dinlerini yaşıyorlar ancak bunu devlet yönetiminine getirmeye kalkmıyorlar. isteyen dinini dilediği gibi yaşar, kime ne?

işte laiklik bu. din ve devlet ayrı. mükemmel örnek. tebrikler.

Yazan: hasan Tarih: May 8, 2007 05:30 PM

Sayin Keskin, AKP hala benim BiREYSEL statdartimda bir parti olmadigi icin AKP liyim diyemiyorum. Fakat siyasi sahnedekiler icinde demokratik cizgiye en yakin olani AKP dir. Ozellikle kendisini RP/FP cizgisinden ayirdigi gunden buyana laiklik de dahil demokrasiyi kucaklamaya baslamistir. 2005 Aralik ayindan sonra bir iki -icki yasagi, kirmizi lamba- vs ve kisisel teklemeler olsada yinede ana hatlariyla demokrasiye yakinligi ile hem Turkiyede hemde Dunyada itibarini yukseltmistir.

Elbette AKP nin demokrasi konusunda gidecegi daha cok yol var. Arkasindaki halk destegi zaten bu sarti ariyor, sendelediginde itirazini duyuruyor.
AKP ye destek veren kitle sizin korktuguinuz gibi seriatci olup laiklik, demokrasi, hukuk devleti olma gibi konulara hassas olmasa FP/RP turu partiler orada duruyor... gider oylarini onlara verirler.

Sandiklarda politik olarak son nefesini vermeye yaklasan kemalist Asker-sivil muhalefet konuyu oylesine carpitarak kamuoyuna sunuyorki zaten yeterince korkutulmus kitleler panige kapilircasina sokaklara dokuluyor.

AKP korkulacak kadar gerici bir parti olsaydi AB, ABD ve Dunya tarafindan kabul gormezdi.

CHP yi alkislayan bir dunya lideri, orgutu, ulke taniyormusunuz?

Yazan: Haydar Tarih: May 8, 2007 08:44 PM

süper yazı herşey anlatılmıs beni ikinci sınıf yapan elit kesim sen cumhuriyetçisinde ben değilmiyim sen laik sinde ben değilmiyim bende ATATÜRK' ün 6 ilkesini savunmuyormuyum artık bizi hor görmeyi birakın zaten sandıkta da O İKİNCİ SINIF VATANDAS size gereken cevapbı verecektir artık bıktık sizden elit kesim

Yazan: samet atikkurt Tarih: May 9, 2007 03:47 PM

Fakir, Anayasa Mahkemesi'ndeki macin daha baslamadan sokrunun belli oldugunu (9-2) yazmis idei. Eminim bunu bilen coktu ama kimileri "yok canim bu kada da yapamazlar" diyecek kadar naif idiler; bazilari da muhtemelen soylemeyi sakincali buldular.

Her halukrda basta CHp olmak uzere laikci cephenn "yargida kadrolasma" derken neden bahsettigini anlamayan kalmamistir eminim. Daha detayli aciklama icin:
Dünden bugüne devlette kadrolaşma ve “bürokrasinin gözdesi” üzerine

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 9, 2007 04:29 PM

Sayın Akyol şöyle demiş:

“Bu yüzden dindarların özgürlükleri kısıtlanıyor, başörtülülerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor, mütedeyyinlerin “devlete sızması” engelleniyor.”

Ben bunu şöyle anlıyorum:

“Biz müslümanız, dindarız, inananlarız, müminleriz; ama bizim dışımızda kalanlar – müslüman olsalar bile - böyle değiller. Zira bizim savunduklarımızı savunmuyorlar, bizim partimize veya hizbimize katılmıyorlar. Mütedeyyinlerin devlette yer alması engelleniyor, o yüzden devlette sadece mütedeyyin olmayanlar çalışıyor. Dindar kişilerin özgürlükleri kısıtlanıyor, bu nedenle özgürlüklerden sadece dini bütün olmayan insanlar yararlanıyor. Başörtüsü takıp dini vecibelerini yerine getiren kızların eğitim hakkı ellerinden alınıyor ve bu hak sadece bu vecibeler ile ilgilenmeyen kimselere tanınıyor. Sonuçta bizim gibi müminler 80 küsur yıldır, yani 1923’ten beri bu ülkedeki despot rejimin baskısı altında yaşıyor.”

Yazan: bliyaal Tarih: May 9, 2007 05:38 PM

Sayın bliyaal,

Peki ben Türk bayrakları pencerelerden sarkıtıldığı zaman ne düşünüyorum biliyor musunuz? Sanki biz Japonuz ya, sanki Türk olmak için CHP'li olmak gerekiyor ya. Sanki o bayrağın üzerindeki kırmızı bizim Deniz Baykal'ın miting ordusunun kanlarının rengi ya... Hani başörtüsü siyasal simge ya, Türk bayrağını asanlar onu hiç siyasal simge olarak kullanmıyorlar he mi?Peki "cumhuriyete sahip çıkıyoruz" diye bağırdıkları zaman ne anlıyorum biliyor musunuz? Biz mutlakiyeti savunuyoruz sanki. Vahdettin'in torunu gelsin de saltanatı, hilafeti ilan edelim diye can atıyoruz ya hani. Türkiye laiktir laik kalacak diye bağırırlarken ne hissediyorum hiç anlama ihtiyacı hissediyor musunuz? Biz anayasa Kuran olsun diyoruz sanki. Türk hukuk sistemi kaldırılsın da yerine fetva makamı başlasın istiyoruz ya hani. Peki Kutlu Doğum haftasına karşı çıkılırken ne düşünüyorum biliyor musunuz? Hani Kutlu Doğum Katalonya devlet başkanının doğumu ya... İlahi söyleyen küçük kızlar da intihar bombacıları ya, Irak'tan gelmişler rejimi yıkacaklar...
Hiç yukarıda yazılanları anlamamazlıktan gelmeyin. Dindarın anlamı bellidir. Ben dindar değilim ama ne anlama geldiğini biliyorum. Siz de biliyorsunuz. Pious, devout... İnançlı olmak, Allah'a inanmak başkadır, dindar olmak başka bir şey. Benim hayatımı din'in kuşattığını ve Allah'a boyun eğerek yaşadığımı söyleyemem, ama böyle bir insanın siyasete de, bürokrasiye de, tepe yöneticiliğe de, Cumhurbaşkanlığına da gelmesini isterim.
Bir düşünün bakalım Mevlana, engin hoşgörüsü ve açık fikirliliğiyle bugün cumhurbaşkanı olsaydı yaparlar mıydı sizce? Yoksa kendisinin "dinci" ve "karısının başı örtülü" olması sebebiyle darbe yapmayı mı tercih ederlerdi? You know what I mean? You really know what I mean !

Yazan: blue Tarih: May 10, 2007 08:59 AM

Sayın Bliyaall,

Çok marjinal bir kesimden bahseder gibi yazmışsın. Bir oran verebilir misin? mesela kadınların kaçta kaçı başını örtüyor ülkede?

***

Emre Aköz'den bir yazı: (Konu ile direk alakalı)

http://www.sabah.com.tr/akoz.html

Bak sen şunun yaptığına!

Dün burada sosyalist siyaset bilimci Fikret Başkaya’dan alıntı yapmıştım: “27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında, askeri cuntanın ‘ demokratik anayasası’ için referandum yapıldığı günlerde, lise mezunu olmayanların referanduma katılmasının engellenmesi hararetle savunuluyordu.”

1960′lardan günümüze, yarım asra yakın zaman geçti ama zihniyet değişmedi:

“Fikret Bey’e benden selam söyleyin” diye başlayan bir okur mesajında şu cümle göze çarpıyordu: “Tabii ki ilkokul mezunu ile benim oyumun değeri aynı olmamalı…”

‘Okul eğitimi’ ile ‘oy verme hakkı’ ya da ‘oyun ağırlığı’ arasında nasıl bir ilgi var acaba?

Bu soruya cevap vermeden önce, bir noktaya daha değineyim: Geçenlerde Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, TV karşısında ‘göbeğini kaşıyarak’ oturan adamdan söz ediyordu. (3 Mayıs)

Tayyip Erdoğan işte “o cahil, bilgisiz, dünyayı umursamayan, gözünü magazin programlarından ayırmayan” adama güveniyormuş.

Doğru! Tayyip Erdoğan göbeğini kaşıyan adama (da) güveniyor. Ancak bu saptamayı yaparken bir şeyi unutuyoruz: O adam aynı zamanda bir ‘ekonomi aktörü’.

Yani bir ‘çalışan’: İşçi, köylü, küçük esnaf… Üretim ya da dağıtım sektöründe yer alıyor.

Göbeğini kaşıyan adam, Coşkun’un yazdığı gazetenin üretilmesi için matbaada çalışırken, iyi…

Ya da o gazeteyi okura zamanında yetiştirmek için direksiyon sallarken de iyi…

Ama aynı kişi oy verirken birdenbire kötü adam oluveriyor.

Şu örneği sık sık veririm:

Bir simitçiyi düşünün. (Göbeklisinden!)

Simit satmak ilk bakışta dünyanın en sıradan işidir. Acaba gerçekten öyle mi? O kadar basit mi?

Gelin simitçinin yaptıklarına bakalım: Sabahın köründe uyanır… Fırından simitleri alır… Onları müşteriye gelişigüzel sunamayacağı için itinayla yerleştirir… Nasıl bağıracağını hesaplar: ‘ Çıtır’ mı diyecek, ‘ sıcak’ mı?.. Piyasa çeşitlenmiştir: Simidin yanında zeytin ezmesi ve krem peynir de satar… Simitleri alıp götürmek isteyen müşteri için kâğıt mı bulundurmalı yoksa küçük poşetler mi?.. Camlı tekerlekli tezgâhının üstünde hangi yazılar bulunmalı?.. En çok simit hangi köşe başında satılır?..

Bunlar bir anda aklıma gelenler. Kim bilir başka hangi ayrıntıları düşünmek zorundadır ‘göbeğini kaşıyan’ simitçi? Mesela: Ara sıra patakladığı ama canı gibi sevdiği oğluna en uygun ayakkabıyı nereden satın alacak? Ayakkabı ucuz ve kalitesiz olursa, kısa sürede eskir, yenisi gerekir. Pahalı ama kaliteli olursa, bu kez de bütçesi sarsılır.
Göbeğini kaşıyarak TV izleyen ilkokul mezunu simitçi, neticede sizin gibi, benim gibi, ülke ekonomisinin bir parçasıdır.

O da işini geliştirip ’simit dünyası’ türü bir dükkân açmanın hayallerini kurmaktadır.

Bunu nasıl yapacaktır?

Bekir Coşkun’un yazdığı Hürriyet gazetesi, Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Bangladeşli iktisatçı Muhammed Yunus’a alkış tutuyordu bir haberinde.

‘Alkış tutmakta’, övmekte haklıydı da: Çünkü Yunus, yoksul ve dar gelirlilere, ‘mikro kredi’ sağlayan bir sistem geliştirmişti.

Sadece üç-beş bin lirayla (hatta çok daha az) iş kuran ‘küçük’ insanların mucizevi başarıları karşısında kim sevinmez, kim umutlanmaz?

Göbeğini kaşıyan simitçi, bu krediden faydalanarak dükkân ya da atölye açtığında memnun oluyoruz da… Aynı adam, oy verdiğinde niye bozuluyoruz?

Sorduğuma bakmayın; ben biliyorum sebebini: Çünkü karısının başı örtülü… Çünkü yaz geldiğinde oğlunu Kuran kursuna gönderiyor…
Çünkü cuma namazına gidiyor…

Ve hepsinden önemlisi:

Çünkü Deniz Baykal’a değil, Tayyip Erdoğan’a oy veriyor. Bak sen şunun yaptığına. Seni gidi göbeğini kaşıyan simitçi seni!

***

Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 10, 2007 01:02 PM

Öte yandan bir de devletin laik olması ilkesi var ki, bu aslında özgür dünyada “dinlere ve felsefelere karşı tarafsızlık” demek. Bu ise, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bence doğru bir ilke ve zaten din için de daha iyi. Dolayısıyla “laik devlete taraftar olmak” anlamında bir “laiklik” benim de benimsediğim bir çizgi.



Bir meclis başkanı düşünün ki, ben dindar cumhurbaşkanı isterim diyor. Bu kişinin dindar olması değil problemim, bu kişinin mevcut durumda bile olması gereken laiklik ilkesini uygulayamaması.


Bunun için sizi ve Arınç'ı aynı kefeye koyuyorum.


Onun için Tandoğan’da, Çağlayan’da yürüyorlar. Durumları, “apartheid” (ırk ayrımı) rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen ırkçı Güney Afrikalı beyazlara benziyor.


Tandoğan ve Çağlayan mitinglerindeki aşırı milliyetçi tutumu benimsemem mümkün olmasa da, Apartheid benzetmenizi son derece talihsiz, -bilgisizce diyeceğim, değil- bilinçli bir saptırma (harp hüdadır!) olarak görüyorum. Güney Afrika'daki beyazların oranı ile siyahların oranını, nasıl mevcut (dindarlar değil, Bliyaal'in çok doğru tespitine katılarak) AKP yandaşları ile karşıtları arasındaki orana indirgeyebiliyorsunuz? Kusura bakmayın, yalan söylüyorsunuz!!!


Sorun, benim gibilerin yaşamlarını değiştireceğiniz korkusundan dolayı değil, bunun sinyallerinin her geçen gün biraz daha ayyuka çıkmasındandır. Ortada da apartheid rejimi değil; mal bulmuş mağribi gibi, yönetimi ele geçirmiş bir azınlığın yaşamlarımızı, eğitimi, sağlığı ve daha birçok mevcut yapıyı din eksenli bir yapıya kavuşturmak isteklerinde yatmaktadır.


Siz, kendinizi gerçekten laik mi görmektesiniz?

Yazan: İki bir Tarih: May 10, 2007 04:36 PM

Mal bulmus magribi" bu malin sahipleri kimler, Magripliler bu mali buldular mi? yoksa birileri verdi mi? üstelik "ellerine gecirdiler" derken CHP zihniyetli eli silahli güclerin her on senede bir ellerine "gecirmeleri" gibi bir ele gecirmeyi mi kastediyorsunuz, ve kalbini okumak veya akildan gecenleri bilme becerisi " din eksenli bir yapiya kavusturmak isteklerinde yatmaktadir" herhalde bu yolda en büyük destekcileride olsa olsa su bizim ser-i Avrupa Devletler toplulugudur

Yazan: özkan barikan Tarih: May 10, 2007 08:31 PM

Laikcilere ragmen!

15 Gun once..

-Cankaya'nin, GK'in, Kurumlarin, danistayin butun karsi gayretlerine ragmen hala kredi notu yukselen, ekonomik, siyasi istikrari dunyaya guven veren, GSMH'si 4.5 yilda 3 katina cikmis bir Turkiye var idi..
-Bir lumpenin kaleminden cikmis bildiri ve CHP'nin kara cuppeli militanlarin kaleminden cikan 9-2 karar, ve meydanlara doldurulan demokrasinin nimetini kullanan fakat kendisi ile tanismamis kalabaliklar sonrasi durum:

-Turkiye'nin kredi notu dusuruldu (hesaplamadim ama milyarlarca dolar direkt kayip demek)
-Turkiye'ye yeni yatirimlar planlayanlar bunlari askiya aliyor; mevcut yatirimlar SIKI takipte
.............

Biraz yakin tarih bilenler icin hic te sasirtici olmamasli. Hep boyle oldu. Hep krizden, calkantidan, ice kapanik, baskici, ekonomisi alt ust olms, "70 cente muhtac" Turkiye'den medet umdular kalpazanlar, mafyalar, vurguncular, fasistler!

Simdi yonetime talipler!! Simdiye ada sadece fren idiler. Simdi direksiyonu da istiyorlar.Bir tahayyul edin yonetimi bunlara teslim ettigimizi.
Aslinda tahayyul etmenize gerek yok. Acin eski gazeteleri okuyun. Dun bunlarin buyuk sairi "isterse refah yok olsun" demis id. Bu gunku buyuk sairleri de" Cumhuriyet batacagina ekonom batsin" diyor. Onlarin hayalindeki Cumhuriyet Kuzey Kore Cumhuriyeti!

Demokrasi, mesru duzen, adalet projesi ayni zamanda bir ekonomik projedir. Siyasi, felsef farkliliklari koruyarak demokrasiye sahip cikilabilir. Sahip cikin cocuklariniz ve onlarin cocuklari icin.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 11, 2007 06:35 AM

Amish'lere dokundular. FBI tutkladı. yaşlı adamlar küçük kızlarla evleniyormuş. Bunu vicdani baskı ile yaptıkları belli. Anala ses edemiyor. yani devlette sızmaları gerekmiyor.

eşine şiddet uygulayan erkeğe yaaa, acaba haklı bir nedeni mi var ? diye sormazlar. Değil toğluluğa, aileye bile karşılır gerekirse.

dini kararlar bireyseldir ve öyle kalmalıdır.
topluluk din adına daha iyi karar alamaz.
aksine topluluğun hipnoza girme tehlikesi vardır ( amishler basit bir örnek )

daha önceki dinlerden topluluk kararları nedeniyle sapıtmaıştı. sizlerin de sapıtmayacağınızın garantisi verilmemişti.

devlete "din etkilet"li hiç bir şey sızmamalıdır.
devlet iyi din , kötü din, patates dini, mumin, münafık ayrımını yaptığı anda dinin kötüye kullanımı da başlar.

ben sezer mi daha dindar, arınç mı daha dindar bilmiyorum. siz biliyor musunuz ? ben ancak onları işleri ile yaptıklrı işlerle kıyas edebilirim.

ama siz, birinin namaz kıldğını gördünüz
öbürünü görmediniz. ve kıyas yapma haddini kendinizde buldunuz. haşa sizlere.

yusun emere ne diyor bakın.

Bana namaz kilmaz diyen
Ben kilarım namazimi
Kilarisam kilmazisam
Ol Hak bilir niyazimi

Hak'tan ayri kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür
Ben kilarim namazimi
Hak geçirdiyse nazimi

laiklik beyaz önlük gibi, içeriye giyekken üzerine alırsın.


Yazan: knz Tarih: May 11, 2007 07:00 AM

merhaba blue, yazına samimi cevap vereceğim.

Peki ben Türk bayrakları pencerelerden sarkıtıldığı zaman ne düşünüyorum biliyor musunuz? Sanki biz Japonuz ya, sanki Türk olmak için CHP'li olmak gerekiyor ya. Sanki o bayrağın üzerindeki kırmızı bizim Deniz Baykal'ın miting ordusunun kanlarının rengi ya

bayrak orada siyasi başssızlığı temsil ediyor.
bunu yazıdıklarını siz de biliyorsunuz. Boşa giden oylar. temsil edilemeyen insanların dışavuurmu
psikolojik tabi, ben psiklojik tepkilere pek kendim uymam

Hani başörtüsü siyasal simge ya, Türk bayrağını asanlar onu hiç siyasal simge olarak kullanmıyorlar he mi?

bayrak simgedir tabi :)
ben devamlı yazdığım bir şey var.
milliyet ve vicdan hürriyetimiz yoktur ama din ve vicdan hürriyeti vardır ve olmalıdır.

başörtüsünü pozitivist ve buyurgan din eğitimini savunrak sizler simge haline getirilmesine oldunuz. Suçu başka yerde aramayın.

bence ali bulaç beye panelde ( evren pek güzel paneli yapılacakmış ya)hatırlatın bunu.

Peki "cumhuriyete sahip çıkıyoruz" diye bağırdıkları zaman ne anlıyorum biliyor musunuz? Biz mutlakiyeti savunuyoruz sanki. Vahdettin'in torunu gelsin de saltanatı, hilafeti ilan edelim diye can atıyoruz ya hani.

Bu cumhuriyetin özellikleri var tabi.
2. cumhuriyet diye bişey çıkardılar mesela.
neyin nesi bu ? yoksa yeni bir amerikan mandası mı diye endişe eden insanlar var. Demokraside olur bunlar. Siz cumhuriyetin değerlerini savunuyor musunuz ? bir daha anlatın,.

Türkiye laiktir laik kalacak diye bağırırlarken ne hissediyorum hiç anlama ihtiyacı hissediyor musunuz? Biz anayasa Kuran olsun diyoruz sanki. Türk hukuk sistemi kaldırılsın da yerine fetva makamı başlasın istiyoruz ya hani.

diyin kardeşim. Kuran kötü bişey mi ?
alla alla , kıyruğunu ısıran kediye döndük.

Hem dini boğan bir siyasete yapışıp kalıyorsunuz, sonra dindar, Kuran cumhuriyet sanki boğuşuyor gibi milleti gaza getiriyorsunuz.

şurda bunca insan varsınız, ayetlerin tek bir yorumu konusunda buradakilerin nekadar saldırganlaşıldığıa sayfalar şahit oldu.
hem müslüman mahalesinde salyongoz satırmayın, sonra kuran anayasa ile çelişiyor olsun.

ben derim arkadaşım.
"kuran anayasa olsun" derim.
ama bir tek kişi eline bayrak alıp sokaklara taşmaz. önemli olan bunu yapabilmekte.

Peki Kutlu Doğum haftasına karşı çıkılırken ne düşünüyorum biliyor musunuz? Hani Kutlu Doğum Katalonya devlet başkanının doğumu ya... İlahi söyleyen küçük kızlar da intihar bombacıları ya, Irak'tan gelmişler rejimi yıkacaklar...

7 göbek müslüman mahlesinde doğdum. kutlu doğum haftası diye bi icadı yeni gördüm. Hani mahallede salyongoz sattırmayan kardeşler nerde ??? bana sorsanız, o tören tamamen hristiyan, protestan hevesi bişey geliyor bana. neyse o benim görüşüm.

o fotoğrafta karşı olunan şey, peygamberin kutlu doğum haftası değil ki ? islam dininde herşeyden önce kız çocukların örtünmesi yok. ya çocuk o.
herşeyi baratıp abartıp yapmaktan yakında müslüman ülke olmaktan çıkacağız.
ya bi dursun ya, kendi kendine otokontrol girseler ya.

Pious, devout... İnançlı olmak, Allah'a inanmak başkadır, dindar olmak başka bir şey. Benim hayatımı din'in kuşattığını ve Allah'a boyun eğerek yaşadığımı söyleyemem, ama böyle bir insanın siyasete de, bürokrasiye de, tepe yöneticiliğe de, Cumhurbaşkanlığına da gelmesini isterim.

Bize ne kardeşim ?
Bizi ilgilendirmez ki ?
bir insanın dindarlığı bizi ilgilendirmez.
allah versin.

biz insanlar yaptıkları işlerle kıyaslarız.
yolsuzluk yapmasın. işe yarayan işleri olsun.

sonra kişinin dindarlığını nerde göreceksin ?
mesela cumhurbaşkanı düğün yapmış köşkte, elektrik parasını sayaçtan okutup maaşından kestirimiş( cevdet sezer)

Sizler böyle dindarlıkları hiç farketmezsiniz. bir bakarsınız bu dindarlıktır,
ama ben desemki; sezerin elektrik parasını ödemesi lakliğe aykırı, bana gülerler değil mi ?

kıssadan hisseyi söylemeyeCEğim. SİZ bulun :)

siz herhangi birinin gece kendi evinde namaza durmadığını nerden bilirsiniz ?
hem size ne ? BBG evi gibi gizli kamera mı koyacaksınız ? göstere göstere ibadet yapanların ibadetini acaba allah kabul etmiş mi ?
Yanş ben mi kabul edecem onun ibadetini.
son sözüm; bize ne ?
Onlara allah versin.

bi önceki yazımı da okumayı unutmayın.

Yazan: knz Tarih: May 12, 2007 08:46 AM

Sayın knz,

Kusura bakmayın sizinle tartışmayacağım. İki kulağını kapatıp soru soran insanların sorusuna cevap vermem. Beni anlamak için hiçbir çaba göstermiyorsunuz. Kendi bildiğinizi okuyup duruyorsunuz. Vaktimi boşuna harcayamam. Kızımı lunaparka götürmem lazım.
Bir önceki yazınızı da siz okuyun. Umrumda bile değil.

Yazan: blue Tarih: May 13, 2007 07:37 PM

Neden demokrasi mitingi yapmıyoruz?
Eğer darbeciler ‘halk oyu’ndan ürkmezse...

Eğer Ankara’daki ‘siyaseti tanzim etme’ numaralarının başarılı olacağına kanaat getirirlerse...

22 Temmuz’da seçime gideceğiz..

Seçimlere gidildiğinde oy pusulasının boyu seksen santimi geçecekmiş... Eğer herhangi bir seçim bölgesinde yirmi-yirmibeş civarında bağımsız aday da çıkmış ise, oy pusulasının boyu bir buçuk metreyi bulacakmış..

***

Kendi varlığını tehdit eden muhtıraya karşı birleşip tavır almayan parlamento siyaseti, bazen hep birlikte de hareket ediyor?

Ne zaman?

Hiçbir demokratik ülkede olmadığı kadar yüksek tutulan yüzde onluk seçim barajını korumak için..

Ne zaman?

Demokratik Toplum Partisi bu baraj nedeniyle bağımsız adaylarla seçime girmeye karar verdiğinde..

Ne yapıyorlar?

Kurnazlık.. Tüm bağımsız adayları seçim pusulasına ilave ederek okuma yazma konusunda sıkıntılı olan bölge halkının adaylarını seçmesini zorlaştırmayı amaçlıyorlar..

Deveye sormuşlar ‘boynun neden eğri’, cevap vermiş ‘nerem doğru ki?’...

Demokratik seçim kurallarını içine sindiren parlamento, askeri müdahale karşısında da tabii sessiz kalır.. Men dakka da dukka...

Halkının oyundan korkan bir parlamento..

Parlamentonun iradesinden korkan bir askeriye..

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan ?

***

Böyle bir ülkede...

Neden ‘cumhuriyet mitingi yapıyorsunuz, padişahlık mı geri geliyor?’ diye sormanın manası var mı?

Cumhuriyet’in tek pratik yararının ‘hanedanın elinden iktidarı almaya yaradığını’ yazmanın anlamı mı var?

Demokrasi yoksa cumhuriyetin diktatörlerin iktidarı için bir suni çerçeve olduğunu yinelemenin gereği mi var?

Suriye de cumhuriyet...

Azerbaycan da cumhuriyet...

Ama demokratik bir kültür olmadığı için siyasal iktidar babadan oğula geçiyor...

Suriye’de... Azerbaycan’da insanlar sokaklara dökülse ve ‘cumhuriyet mitingi’ yapsa bunu nasıl değerlendirirsiniz?

***

Fanatik darbecilerin yüzde yüz yönlendiremediği Cumhuriyet mitinglerine gene de umutla bakıyorum...

Oralardaki canlı kalabalıkların büyük kesimi kentli orta sınıf kadınlar... Dertli aleviler..

Kadınlar ‘din devletine’ karşı.. İktidarın kimi uygulamalarına ve mesajlarına tepki duyuyorlar.. İstedikleri ‘yaşam biçimlerini, tüketim kalıplarını’ korumak..

Aleviler ise bizde ‘din devleti’ olmayalım diye yaratılan ‘devlet dinine’ kızmaktalar..

Bu talepler ‘temel hak ve özgürlüklerin’ talebi..

***

Ama..

Cumhuriyet yerine ‘temel hak ve özgürlük’ istersen... Senin gibi olmayanın da.. Sana benzemeyenin de.. ‘Öteki’nin de hakkını ve hukukunu savunacaksın..

Askerin siyasete girmesine de tavır alacaksın..

Yazarlar mahkemelerde sürünürse de miting düzenleyeceksin..

Seçim barajı demokratik değilse de ayağa kalkacaksın..

Türban kadar vicdani ret ile de ilgileneceksin..

Cumhuriyetçi değil, demokratik cumhuriyetçi olacaksın...

***

Alanları dolduran kadınlar...

Kemalist bir tüketim kalıbı ve modernleşmesinden...

Düşüncenin özgürlüğüne..

Diğerinin de hakkına hukukuna sahip çıkmaya terfi ettiklerinde..

Cumhuriyet kavramının içini demokrasiyle doldurup, bunu içlerine sindirdiklerinde..

Türkiye kurtulur...

Bu uzak mı, yakın mı bilemem..

Ama şimdiki cumhuriyet anlayışından demokrasiye bir yol olduğu çok açık..

Gene de meydanlara çıkmak..

Gene de demokratik hakları kullanmak..

İyidir.. Hem de çok iyi..

Demokratik refleks geliştirir çünkü...

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=120493

Yazan: Haydar Tarih: May 14, 2007 05:25 PM

syn knz kesinlikle katılıyorum dogru tespit yapmıs bence..

Yazan: Taner Tarih: May 14, 2007 05:30 PM

Peki ne demis Sayin Knz Taner?

Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 14, 2007 05:57 PM

Laiklik, devlet yönetiminde (“Buraya dikkat devlet yönetiminde!”) her hangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. (Kuran’da bunu istemez mi? Kuran’da sadece Müslüman olanlara tarafsız davranın diye bir ayet mi var?) Laiklik kavramı zaten devlet için geçerlidir. İnsanların laik olmasından söz etmek, anlatım bozukluğu olmakla beraber, fikirlerinizin ciddiye alınmamasına neden olur. İnsanların inançlı olmaları laikliğe karşı mıdır sorarım size? Ya da bizler Müslüman’ız diye Cumhuriyet ve laiklik düşmanı mıyız? Bu iki kelime maalesef iki zıt kelime gibi lanse edilmeye başlandı. (Neden acaba bir sorun kendinize? Tabi ki de, bizi yıpratmaya çalışanlar bunu etnik unsurlarla gerçekleştiremeyeceğini anlayınca toplumu kamplara ayırmaya başladılar.) Laik olduğunu söyleyenler biz Müslüman değil miyiz diyorlar. Peki, Bizim Müslüman olmamızın laik olmamıza engeli ne?

Yazan: Taner Tarih: May 14, 2007 06:08 PM

Yani simdi boolemi demis KNZ? Her zaman soylediklerini boyle tercume etseniz de anlasak. Simdiye kadar KNZ'nin soylediklerini analayana ratlamadim da. KNz'nin bu tercumeye itirazi oksa benim de yok.

Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 14, 2007 09:30 PM

ben blue'nun fikri bir yazısına cevap vermedim , hissi bir yazısına karşılık verdim.
ne anlatamayacak bişey var, ne de anlaşılmayacak birşey yok. Taner çok iyi anlamış mesela. iletişim sabır ister.

bülent arınç cumhurbaşkanı "dindar" olacak derken, o ipi kesecek adama ben lider derdim. parti bölünecek diye düşünmeyecek. kimseden korkmayacak. Öyle kendini kabul ettirecek.

dindar tanımı kişiye göre değişiyor, yazdığım gibi., köşkün elektirktirk parasını sayaçtan okutana da dindarlık denir , ama biz bunu zaten yapması gereken şey olarak bakıyoruz.

bunu dindarlıktan mı yapması, işin gereği mı yapmış olması bizi ilgilendirmez.
biz allah makamı değiliz.

işini yapsın diyorum . işini düzgün ahlaki ve etik kurallara uygun yapsın ve nitelikli insan olsun.

toplumun önünde sülayman demirel de namaz kılardı, turgut özal da kılardı. herikisi de cumhuriyet tarihinin önemli bir zamanını siyasi kişiler olarak doldurdular.
herhalde namazı bizim için kılmıyorlardı.
halk için de yapmıyorlardı.
o halde bize ne ? diyorum.
size ne ?
dindarlığını bir siyasi nitelik olarak sunanlarla , allah versin diyorum.
ben vermem.
bence blue da aynısını desin.

kuran'nın laikliğie aykırı olmaması gelecekte islamiyeti şanslı kılar. islamiyet nasıl bir din sorusuna sizlerin düşünmesi gerekiyor ? tabi bu ayrı bir konu.,

Yazan: knz Tarih: May 15, 2007 07:42 AM

beagle'in mükemmel yazısına kimse cevap vermemiş/yorum yapmamış??!

"laikçi" denilen uydurma kavramı yerin dibine geçirmiş. devletin ideolojik olarak tarafsız olmadığını/olamayacağını, türban sorununun kaynağını açıklamış.

bir ses yok mu yahu?

Yazan: the man from tallahasse Tarih: May 15, 2007 08:31 AM

Simdi kafam karisti. Tanermi dogru anlamis KNz'yi yoksa KNZ'mi? Sanki ikisi biribirine zit seyler soyluyor gibi. Simdi gel de "KNZ'yi simdiye kadar bir kisi anladi. O da yanlis anladi" deme.

Yazan: Sibel Tukover Tarih: May 15, 2007 09:16 AM

Bırak ya, su paralarını sayaçtan okutuyormuş. Çankaya'yı düğün salonuna çeviren kim? Cumhurbaşkanlığı maaşı otelde düğün yapmaya yetmiyor belli ki kamusal alan, Sezer'in oğlunun düğününe mekan olabiliyor. Peki Sezer, ADD'e su sayacından tasarruf ettiği paraları mı gönderiyor, yoksa senin benim cebimdeki paraları mı? Bırak Allah aşkına dindarlık neymiş, ne değilmiş, dürüst olsa yetermiş. Kimi kandırıyorsunuz ya?

Adam namazını ilkokuldan beri kılıyorsa başbakan olunca da kılar, cumhurbaşkanı olunca da kılar. Kılamazsın, laiklik vaar ! dersen halt edersin... Laiklik, rahmetli İnönü'nün cuma namazlarını evde kılmasını (!) ve "inşallah, maşallah" gibi kelimelerin dahi tabu haline getirildiği abuk subuk bir şey değildir. (Askerler siyasetçi olursa sosyolojik terimler de böyle alt üst olur tabi)
Bunun yanında nasıl bir Avrupalı büyükelçinin iftar yemeği vermesi, Papanın Kıblede rükuda durması bir "jest" ise, siyasilerin, ateist de olsa, agnostik de olsa, bu toplumun değerlerine saygı göstermesi önemlidir. Bu yüzden kalbini yarıp bakmadığım için kimin samimi, kimin yalancı olduğunu bilemem. (Sizin samimiyet aramanıza da şaşarım, Özal'ın, Demirel'in namazlarının samimiyetini sorgulamak müslümana yakışmayan pest bir tutum). Bana bayram namazına yeğenini alıp götüren Baykal sevimli gelir mesela. Şeyh Edebali'den alıntı yapması da hoş gelir. Çünkü bunlar, bu toplumu birarada tutan değerlerdir, bizi bunlar birleştirir; Fransız tipi laiklik anlayışı değil.
Bu toplum seçilmişler değil, padişahların dahi dindarlığını hep takip etmiştir. Toplum değerlerine aykırı davranan, Bektaşi tarikatını yasaklayan, tekke şeyhlerini devletin ataması uygulamasını başlatan, memurlara fes takma mecburiyeti getiren 2. Mahmud'u "gavur padişah" diye niteleyen bu toplumdur. Çünkü "dayatmıştır", çünkü toplum değerlerine "saygısızdır", çünkü "her şeyi ben bilirim" edasındadır. Sezer de kendi ideolojisinin ikonu haline getirilmiş olmakla beraber, Anadolu halkının belleğinde maalesef benzer bir şekilde anılacaktır. Cumhurbaşkanlığı dedikçe "hani bir adam vardı, asık suratlı, eşsiz davetiye gönderen.." diye anılacağına emin olabilirsiniz. Köşke sayaç takmak, hizmetçilerin masraflarını kısmak gibi, klasik devlet memuru icraatları ile halkın sempatisini kazanacağını zannedenler zannetmeye devam etsinler.
Bu toplum, değerlerine sahip çıkan, en azından saygı gösteren yöneticiler görmek istiyor. Bu milletin tercihidir. Adnan Menderes dindar değildi, ama Türkçe ezan denilen topluma zorla kabul ettirilmeye çalışılan, uymayanları cezalandıran uygulamayı sona erdirdi ve Türk siyasi tarihinin en yüksek oyuyla iktidar oldu. Hala aynı zihniyet topluma zorla kendi isteklerini dikte etmeye çalışıyor. Hala usanmadı, hala başarılı olacağını umuyor.
Laiklik Amerika'da da var, İngiltere'de de var. Bizim laikliği import ettiğimiz Fransız tipi laiklik bize uymadı, uymaz... Çünkü farklı toplum şartları var, bizler soğuk Fransızlar gibi yarısı ateist olan bir toplum değiliz. Bizler Osmanlıyız. Multi-kültürel, farklı etnik yapıların birarada yaşadığı, muhafazakar Amerikan ve İngiliz tipi laiklik anlayışını ikame etmeye mecburuz. Yoksa bu kör dövüşü ilelebed devam edecek. Toplum da laik/ anti-laik, Atatürkçü/İslamcı diye ikiye bölünüp çatışmaya başlayacak. Zaten bu ortam oluşturuldu. Kardeşler birbirlerine düşman olmaya başladı. Demek ki bu laiklik anlayışı bu topluma göre değil.
Madem bu laikliği ben çocukluğumdan beri tartışıyoruz, madem hala çözemedik, demek ki çözülebilecek bir şey değil. Çözülse çözülürdü.
Madem çözemedik, yeniden tarif edeceğiz. Ya da aynı salak salak tartışmalara devam edeceğiz. Aynen: Salak salak tartışmalar... Bıktım yahu. Biz ne zaman felsefeden, sanattan, müzikten, edebiyattan bahsedeceğiz. Toplumda şair kalmadı, çünkü his kalmadı, aşk kalmadı, ince ruh kalmadı. Yazık bize...

Yazan: blue Tarih: May 15, 2007 10:20 AM

Sayın the man....

Laikçilik teriminin sosyoloji literatüründe olmaması, dünyada Türkiye dışında böyle bir laiklik anlayışının olmamasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla literatüre bizim (Türklerin) kazandırdığımız bir kavram. Bu küçümsenme amaçlı icat edilmiş bir sözcük değil. Fakat bizdeki laiklik anlayışını çok sarih bir şekilde ortaya koyuyor. Sami Selçuk'un aşağıdaki yazılarına müracaat ediniz:
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=337892
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=339059

Yazan: blue Tarih: May 15, 2007 10:41 AM

"Peki, Bizim Müslüman olmamızın laik olmamıza engeli ne?"

#

Biz müslümanların böyle bir sorunu yok ki zaten.. ama laik geçinenlerin müslümanlık ile ilgili bariz sorunları var galiba. Başörtüsünü Çankaya'ya çıkarmamak için deokrasiyi bile hiçe sayıyorlar.

Sonra da Demokratız diye meydanlarda halkın gözünü boyuyorlar. Bunu yapanlar aslında güya müslüman, ama sıfatları var benim gözümde: korkak 'lar.

İnandıkları değerleri muhafaza etmeye korkuyorlar, dindar damgası yemekten korkuyorlar. Laik ve cumhuriyetci kimliklerini ön plana çıkarmak kavgasındalar.

Ne uğruna peki, müslümanlığı yaşayan bir iradenin iktidara gelmesini engellemek pahasına. Diğerlerinin dinsiz olduklarını imâ etmiyorum, nazik bir dil ile diyorum ki: Bunlar, materyalist! Anayasayı, Kuran'ı Kerim 'in şeri hükümlerinin üstünde olduğunu sanan uzaylı materyalistler.

Şeriat 'a hayır diyen insanlar görünürde dinsiz değillerdir.. Kur'an-ı Kerim 'in şeriat demek olduğunu bilmeyen zavallı cahillerdir. Bir de bunlar namaz kılıyorlar ya.. işte komik olan burası. İllaki yönetim şekli olarak şeriat gelsin demiyorum, ama bu sözün İslamiyet'e hayır demek olduğunu bilmeyen insanların aklı ile kuyuya inilmez diyorum.

Cehaletin tam kendisidir bu durum..

Var mı aranızda şeriata hayır diyen bir müslüman.. çıksın bakalım. Nasıl da İslamiyet'i ve Kuran-ı Kerim 'i ve Hz. Peygamberin sünnetini hangi akli savuncayla inkar ediyor bir görelim.

Bana cumhuriyeti müdafaa hikayeleri anlatmayın, biz Allah'a inan(mı)yoruz diyebilecek kadar cesur olun. Ya da, inanıyoruz ama.. işimize gelmeyen hükümleri değiştirip adına laiklik deriz diyebilecek kadar mert olun. Çıkıp sokaklarda, armut dibine düşeri oynamayın.

Laiklikmiş.. ben ortada din ve devlet işlerini beraber yürüten bir sistem göremiyorum. Ha bire.. milletin dini inançlarına tecavüz eden dayatmacı bir devlet düzeni görüyorum. Bana martaval anlatmayın.. ya olup biteni göremeyecek kadar körsünüz, ya da aklınızdan zorunuz var.

İnsanların dini inaçlarına saygı duyup inanç özgürlüğünü savunan gerçek laikliği getirin de karşıma, alnınızdan öpeyim sizin. Evde müslüman olacaksınız, kamu alanında müslümanlığı beyaz önlük gibi kapı dışarı edeceksiniz öylem mi.. nedir bu be, çocuk oyuncağı mı? Hangi müslümanlıktan bahsediyorsunuz siz?

Günümüz laikleri, gerçek laik değillerdir.. bunu anlamak için ordinalyus olmaya gerek yok. Müslümanlık, laik anlayış ile çelişmez. Bunu sayın Abdullah Gül gibi liderler gösterecekdir, ama Tehlikenin Farkında mısınız paranoyası ile bu milleti kışkırtıp sokaklara dökmeye devam ettiğiniz sürece.. din ve vicdan hüriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti güvencesi altına alınması da engellersiniz.

Bunu yapmayın lütfen,

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 15, 2007 02:07 PM

Sayin Mustafa Akyol

Laikcilik diye bir kelime yok dolayisi ile yorumcularin sizin tabiriniz ile

"Ne demekmiş “laikçilik”? MA

(bu cumle, cok alayci ve bu soruyu soran yorumcularin sanki cok bilinen bir kelimeyi bilmiyormus gibi bilgisiz olduklarini kucumser bir sekilde, ayrica biraz da cocukca bir kizginlikla kurulmus hissi veriyor bana) sorusunu sormalari kadar dogal bir sey olamaz. Sizin, olmayan bir kelimeye, ayrica anlam vermeye calisarak, ne anlama geldigini aciklamaya calismanizi ise hic yorumlayamiyorum. Ustune ustluk bir de konu olarak secip tartismaya koymaniz...eger Turk Dil Kurumunun yayinlamis oldugu kelimelerin disinda kelime kullanmayi dusunuyorsaniz, her yazinizin sonunda kendi yaratmis oldugunuz kelimelerinizi ve ne anlama geldiklerini ya da sizin icin ne ne ifade ettiklerini yazmaniz gerekiyor...Yorum yazan kisiler de referanslarininizin kaynaklarini gorup ona gore yorum yazabilirler.

Yazan: gunka Tarih: May 15, 2007 04:53 PM

"""laiklik labratuvara girerken giydiğiniz beyaz önlük gibi birşeydir. içeri girerken önlüğünü giyersin, dışarı çıktığında çıkarırsın."""

Sayın knz nin labratuvar benzetmesi gerçekten mantıklı siz müslüman,hristiyan ,yahudi... olabilirsiniz. Ancak devlet kurumuna girdiğiniz zaman devletin belli kurallarına uymanız gerekir. bunun başında dini temsil eden türban,haç,kipa... gibi bir takım şeylerin ortamda giyilmemesi gelir[türban,haç,kipa vs. gibi seylerin cıkarılması diyorum çünkü bu olmazsa devletin dinden referans aldığı görüntüsü ortaya çıkabilir.(yani türbanlı birinin mecliste bulunması o devletin şeriat kurallarını hukuk alanında benimsediği görüntüsünü ortaya çıkarır.).Bu gibi şeylerin olmaması için mecliste bir dini temsil edecek şeylerin olması sakıca doğurabilir bu yüzden meclise giren kişinin türbanını çıkarması gerektiği görüşünü savunuyorum.Buda laik devlet anlayışını ortaya çıkarır]. çünkü bu durum kişilerin farklı inançta olmaları bireyler arasında zıtlaşmaya neden olabilir.

benim sayın knz nin görüşüne katıldığım kısım burasıdır. ancak diğer görüşlerinde de benim görüşümün 180 derece zıttı bir tavır sergilediğini düşünmüyorum.

Yazan: Taner Tarih: May 15, 2007 05:33 PM

Sayın Kazım Mızrak DEMİŞ Kİ;

"""Evde müslüman olacaksınız, kamu alanında müslümanlığı beyaz önlük gibi kapı dışarı edeceksiniz öylem mi.. nedir bu be, çocuk oyuncağı mı? Hangi müslümanlıktan bahsediyorsunuz siz?"""

Bu tepki sadece müslüman kimseye değil yarın bu ülkenin başına haçıyla birlikte bir hristiyan çıksa gene aynı tepki verilirdi. karşı olanlar türbana değil onun siyasi bir kimlik olarak gösterilmesine ve devletin sanki dinlerden referans alması gibi gözükmesine karşıdır.


"""Var mı aranızda şeriata hayır diyen bir müslüman.. çıksın bakalım. Nasıl da İslamiyet'i ve Kuran-ı Kerim 'i ve Hz. Peygamberin sünnetini hangi akli savuncayla inkar ediyor bir görelim."""

Kimse şeriata karşı değil şeriat=dindir.Ben değil sadece ülkemin tüm dünyanın şeriat hükümlerine göre yönetilmesini isterim. Ancak günümüzde ki en büyük sorun şudur şeriatı laik’i ile uygulayacak bir lider[KENDİNİ DİNDAR GÖSTEREN KİMSELERİNDE YOLSUZLUK DOSYALARININ KABARIK OLDUĞUNU BİLİYORUZ. VE BU KİŞİLERİN DİNİ KULLANARAK PRİM YAPMASINI KABUL ETMİYORUZ.] ya da siyasi oluşum var mıdır?

Hayır, ne yazık ki yoktur. Şeriat en güzel çağını sevgili peygamberimiz ve halifeleri döneminde yaşamıştır. Padişahlık döneminde de buna çok yakın uygulamalar görülmekle beraber padişahların soylarının bozulması sonucu hem milli benliklerinden hem şeriat hükümlerinden uzaklaşan padişahlar ortaya çıkmıştır. Buda bizi hepimizin bildiği sona götürmüştür.

Evet, doğrudur Atamız şeriatı ülkemizden kaldırmış ve bize laikliği getirmiştir. Ve o gün o şartlarda benim elimde aynı imkânlar olsa tereddütsüz aynı şeyi yapardım. Çünkü Atamızın kaldırdığı ve süreç içerisinde kendine şeriat ismini veren düzen tıpkı günümüzde olduğu gibi dini alet ederek insanları yanıltmaktan ve başka emeller peşinde koşmaktan başka bir işe yaramayan çarpık bir düzendi. Ve o günkü şartlarda gerekli olan bu idi.

Ancak Atatürk bunları yaptı diye onun gerçek Dini kurallara toplumsal açıdan yaklaşma biçimini ve hatta bu kurallara olan saygısını ve sevgisini görmezden gelemezsiniz. Şundan eminim ki Atamız sevgili Peygamberimiz döneminde yaşasa idi. Tarihe adını altın harflerle yazdırmış en büyük kumandanlarından biri olurdu. Çünkü temel amaç aynı, İnsanları özgür iradelerine kavuşturarak gerçek doğruyu kendilerinin bulmalarını sağlamak. Tekrar günümüze döndüğümüzde rejim tartışması yapan arkadaşlar için söylüyorum.

Şu anki gidişimizle ne yazık ki sonumuz hiç iyi gözükmemektedir. Bu hadi şeriatı uygulayalım anlamına gelmez çünkü onu hakkı ile uygulayacak bir babayiğit yoktur. Ancak şu da bir gerçektir ki millet olarak sevgili Atamızın bizlere verdiği seçme seçilme hakkının bile içine etmeyi başardık.

Değişim konusu ile ilgili olarak: Türkiye tabi ki değişmek zorunda, değişiyor da. Yalnız ülkelerdeki değişiklikler 'daha iyiye, daha mükemmele' yönünde eğilim gösterir. Türkiye'yi 80 yıl önce bıraktığı sözde şeriat (Sözde şeriat diyorum. Çünkü Atamızın kaldırdığı ve süreç içerisinde >kendine şeriat ismini veren düzen tıpkı günümüzde olduğu gibi dini alet ederek insanları yanıltmaktan ve başka emeller peşinde koşmaktan başka bir işe yaramayan çarpık bir düzendi.) yönetim biçimine döndürmeye çalışmak, >kusura bakmayın ama gericiliktir.

biz şeriata değil zaman içinde kendine şeriat diyen çarpık düzene karşıyız. ve şuan bu ülkenin başına getirilmeye çalışan bu.

ülkemiz 'de Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, Budist, ateist. Her kim varsa o bir diğerinin işine gelen hükümle değil, toplumun işine gelen bir hukukla yaşamaktadır ve en güzeli de budur.

Yazan: Taner Tarih: May 15, 2007 05:55 PM

Gunka,

Yukrdaki bir yorumdan alnti:

"Kaynak:‘Laisizm’">http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435&keyfield=2273616D692053656C63756B22">Kaynak:‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)


Laiklik, başkalarının dinsel duygularına saygıda; laisizm ise, zaman zaman zora başvurarak bireysel baskıda yoğunlaşmaktadır, Laisizmin en aşırı biçimi, Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında (1789-1795) ve, materyalizme dayandığı ve dini afyon olarak benimsediği için sistemin doğası gereği, komünist ülkelerde uygulanmıştır. Ülkemizde, evrensel, daha doğrusu küresel sözcükler ve terimler, ne yazık ki, kimileyin içleri boşaltılarak ve onlara yeni anlamlar yükletilerek ya da birbirlerinin yerlerine geçirilerek kullanılmaktadır. Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan paylarını almışlardır. Bunlar, eşanlamlı değildirler. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır. Laisizm, profan söylemli, ama dinsel bir inşa içinde olan bir totalliktir. Bu yüzden öncelikle laisizm ile laikliği birbirinden ayırmak gerekmektedir. Unutmayalım. “Kavramlar yansızdır”. (Weber) Doğru konuşurlar; insanı yanıltmazlar, aldatmazlar. Son çözümlemede, laiklik ile laisizm ayrı ayrı kavramlardır ve ayrı kurumsallaşma ve uygulamalara yol açmışlardır. Laisizm, “rejime göre din” ister ve dini belirler, güdümler. O yüzden çatışmalara gebedir. Oysa, laiklik “dine göre rejimi” ve “rejime göre dini” reddeder. Bu nedenle Akoun’un da belirttiği gibi, belki de, “laiklik kavramını, bugün hâlâ kullanılabilir kılabilecek biricik şey, laiklik ile laisizm arasındaki ayrımdır”. Bu iki terimin başkalıkları tartışmasının Fransa’da çıkmasının bir nedeni vardır. Çünkü Fransa’da laikliğin değil, laisizmin uygulandığı görüşü egemendir. Fransız devrimcilerinin, dini ve ibadetleri yok etme girişimleriyle başlayan ve ruhban sınıfının kökünü kazımaya dayanan anlayışlarının uzantıları Fransa’da bugün de bir ölçüde sürmekte; dine karışan, onu güdümleyen, aşırı pozitivist, gerçek laikliği ve devletin yansızlığını zaman zaman dolanlı biçimde dışlayan ya da tehlikeye düşüren, sosyalist ülkelerde din karşıtlığını öngören, dini kimileyin zararlı ya da yararsız, dinsel gelenekleri gelişmeyi engelleyici gören, geleneği dinden arındırmayı amaçlayan, dinsel inançların bireysel ve toplumsal yansımalarından hoşlanmayan ve bu amaçları gözettiği için bir “izm”e, yani ideolojiye dönüşerek, laiklik gibi bir niteliğe vurgu yapmayan en uç anlamda “laisizm”, bir bilim adamımızın dediği gibi, Fransa’da laikliğin çocukluk hastalığıdır. Nasıl şovenizm ulusçuluğun yozlaşmış biçimiyse, laisizm de laikliğin en sapkın biçimidir. Tourain, militan rasyonalizm ya da laisizmin başka mutlakçı politikalar kadar tehlikeli olduğuna, çünkü kendi ilkelerini uygulatmak için devletin cezalandırıcı yönüne başvurduklarına değinmiştir. Yeri gelmişken belirteyim ki, Fransa’dan esinlenilerek, laikliğin devlet ve Kilise’nin ayrımı ilkesi olduğu söylenir sıklıkla. Eğer bu ayrımı devlet belirler ve Kilise’yi (dini) denetlemeye kalkarsa, laisizme kayılır. Fransa’nın başına gelen budur. Fransız laikliği bu yüzden hâlâ sorunludur. Buna karşılık, her kurumunu ve hukukunu Fransa’dan alan Belçika’nın başına bu gelmemiştir. Çünkü Belçika, laikliği, çoğulculuğu ve devletin yansızlığını zorlayan “devletin ve Kilise’nin karşılıklı bağımsızlığı ilkesi”ne dayandırmış ve bu doğrultuda uygulamıştır."


Simdi hala LAIK ve LAIKCI farkini anlamadnsa git Ingilizce sozlugu ac ve Secular ve SUCULARIST kelimelerinin karsiliklarina bak. Wikipedia'ya bak diyecegim ama anlasilan laikcisin. Bir tane irticaci tercuman lazim olcak. Fransizca sozluk veya nsiklopedilerdenm lisiste ve laisism kelimlerine bakmak ta isi gorur ama ayni problem. Ogrenmemek ayp degil. Kafayi kuma gomup YOK YOK demeyi YOK'tenmi grendin evlat?

Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 15, 2007 06:35 PM

@ Taner bey..

İlginize teşekkür ederim, karşılıklı fikir alış verişinde bulunduk.. neler düşündüğümüzü gözlemlemiş, tahlil etmiş olduk. Birikiminizden istifade etmek çabasında olacağım inşâ Allah. Bu ifademiz, düşüncelerinizi hepten kabul gördüğümüz anlamına da gelmesin.. .

Sevgiyle, saygıyla efendim..

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 15, 2007 10:00 PM

Laiklik İyidir—Sorun 'Laikçi'lerde

#

Gunka kardeşimiz.. yazı 'nın başlığana takılmış, ya hu ne demek istiyor diye düşünüyordum. Jeton yeni düştü.. Laiklik, ve Laikçilik ayrı kavramlar mış meğerse, daha önce böyle düşünemiyor bu açıdan bakamıyordum konuya. Ne güldüm kendime :))

Bir, Laiklik var.. bir de Laiklik üzerinden geçinen Laikçi tayfası var. İkisi farklı kavramlar. Biz müslümanlar da, zaten Laikliğe karşı değiliz. Laiklik üzerinden, dine saldıranlar Laikçi'ler ile meselem(iz).

Bu tayfayı hababam felaket senaryoları üreten paranoyak hastalara benzetiyorum, şapkanın içinden tavşan çıkartan ilizyonistlere de benzetebilirim tabi :)

Kusura bakmasınlar, biz nerede yanlış yapıyoruz acaba diye sorsunlar kendilerine ? Dost olarak bize gerçekleri konuşmak düşüyor, aklınızı başınıza alınız bir zahmet lütfen..

Cumhuriyetimizin selâmeti için, rica ediyorum.

Sizin yüzünüzden, olan birlik ve beraberliğimize oluyor. Kavga, kışkırtma, tahrik, aşağılama, sınıflama, fişleme, zorlama, muhtıra ile olmaz bu işler.. mutlu bir toplum istiyoruz, devleti ile çekişmede olan bir toplum değil.

* * *

@ Sibel Turkover

"Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan paylarını almışlardır. Bunlar, eşanlamlı değildirler. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır."

Gerekli, yerinde, ve faydalı bir katkınız olmuş.. teşekkür ederiz. Siz(ler) sayesinde meseleyi (ucundan başından) anladığımı düşünüyorum. Laiklik iyidir, sorun Laikçi'lerde :)

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 15, 2007 10:57 PM

Basini ortunce "is yapmasina engel olur" diyen tunel-vizyonlulara...
yada
"kadindir yapamaz" diyen inkarcilara


Linkteki resim (RCMP) Kanada Federal Polislerinden ikisini gosteriyor.

http://photos1.blogger.com/blogger/7204/768/1600/RCMPSikh.jpg

20 kusur senedir sakalindan veya basindakinden dolayi hic bir sorun olmadi.
Sih'ler Kanadaya "Sihizm" kanunlarida dayatmadilar.

Kafaya kodummu bahane cok elbetteki.

Yazan: Haydar Tarih: May 15, 2007 11:07 PM

Adam namazını ilkokuldan beri kılıyorsa başbakan olunca da kılar, cumhurbaşkanı olunca da kılar. Kılamazsın, laiklik vaar ! dersen halt edersin... Laiklik, rahmetli İnönü'nün cuma namazlarını evde kılmasını (!) ve "inşallah, maşallah" gibi kelimelerin dahi tabu haline getirildiği abuk subuk bir şey değildir.

hayatımın en az 20 yılı süleyman demirel'in iktadarında geçti, namazını kılardı. Tansu Çiller
diye bir hanım başbakan oldu camiye başörtüsü ile gitti.

ne oluyoruz ? birden bire dindar cumhurbaşkanı arar olduk ? daha ne lazım ? dindar olamk için. adı bülent soyadı arıç mı olması lazım ?

ya ben ne diyorum ?
size ne ? bana ne ?

dindarlığı siyasi bir meziyet, cumhurbaşkanı seçimi için bir nitelik olarak sunulmasına karşıyım ?

tansu hanım mı daha samimi ? bülent arınç mı ?
bana ne ? yoksa necdet sezer mi daha dindar ?
hala bana ne ? diyorum.,

siyasi camiye gitmek istiyorsa, camiye herkes gider ve eşittir. beyaz önlüğünü giyersin gider kılarsın. tantana yapmasalar kimsenin dikktini çekmez. Magazin basınına döndü bu iş . sonra köşküne gelirsin ve beyaz önlğü çıkarırsın.(kazım baba kızma, yazacam sana da)

Bunun yanında nasıl bir Avrupalı büyükelçinin iftar yemeği vermesi, Papanın Kıblede rükuda durması bir "jest" ise, siyasilerin, ateist de olsa, agnostik de olsa, bu toplumun değerlerine saygı göstermesi önemlidir.

Bu dediğiniz din ve vicdan hürriyetine aykırı birşey. Ben putpresetlere saygı göstermek zorunda değilim, beni zorlayamazsınız. Beni de aykırı gören başkası varsa ben de onu zorlayamam.
kendime zola saygı beklemem yani.
sadece zararı dokunmasın yeter.

ne zaman din ve vicdan hürriyetini anlayacağız bakalım ?

bundan sonra yazdığınız herşeyi sayın bülent arıça postalayın ?

nasıl dindarlık bir siyasi nitelik oluyormuş ?


2. Mahmud'u "gavur padişah" diye niteleyen bu toplumdur. Çünkü "dayatmıştır", çünkü toplum değerlerine "saygısızdır",

valla toplum değerlerine en saygısız kişi ibrahim peygamberdi bence., insanlar bir şeylere inanıyorlar işte. sen kalk kırmaya :) bir de dalga geç :)

tayip erdoğanda bir gün bi yerden geçiyor. halk ağaca çaput bağlamış., bu ne diyor ? korumlarına sökün diyor ? allm ya, sen imamm eğitimi almış olabilirsin ama halk buna inanıyor., teselli buluyor rahatlıyor.

herkes kendine saygu bekliyor.

Cumhurbaşkanlığı dedikçe "hani bir adam vardı, asık suratlı, eşsiz davetiye gönderen.." diye anılacağına emin olabilirsiniz.

bu çok nezaketsiz bir davranıştı.Sezrin bu davranışını beğenmemiştim. Daha zekice bir yol bulabilirdi.


Köşke sayaç takmak, hizmetçilerin masraflarını kısmak gibi, klasik devlet memuru icraatları ile

bu iyi bişi ama. iyi ye iyi derim.

bizler soğuk Fransızlar gibi yarısı ateist olan bir toplum değiliz. Bizler Osmanlıyız. Multi-kültürel, farklı etnik yapıların birarada yaşadığı, muhafazakar Amerikan ve İngiliz tipi laiklik anlayışını ikame etmeye mecburuz.

ingilizlerin 8. henry bütün manastırları bombalatıp, ama büütn hepsini, bütün ülkede, sonra buraya yeni din kurdum, demiş. Bundan böyle ingilizlerin dini bu demiş.

bi daha din ve devlet çatışmamış.
fransızlar bunu yapamamış çatışmış durmuş.
en çok ta katolik nikahı yüüznden çektiler.
çatışmayacak ta ne olacak. adam hayatı boyunca evli mi kalsın ? prenses coroline bile neler çekti

Yazan: knz Tarih: May 15, 2007 11:58 PM

Gündem çok ısındı ve gerginleşti. Tabii foruma da yansımış. Sayın Akyol bile ipin ucunu oldukça kaçırmış. Güney Afrika benzetmesi çok talihsiz olmuş. “Laikçi paranoyası” filan anlatımıyla ipin ucu iyiden kaçmış. Yerli yerinde yanıtlar da gelmiş gerçi ama, ben yine soğukkanlılığa davet edecek ve bazı belirlemeler yapacağım. Gündemin baş sorusu: “Hani nerde kaldı demokrasi?” ya da “Bu nasıl demokrasi?”

Başta alakasız gibi gelecek ama; alakayı sonra kuracağım:

Dindeki iman kavramını ele alacağım. İmanın Allah’a iman bir aşaması da, peygamberlere iman ikinci aşaması diye bir şey yoktur. Bunlar İslami dille söylersem külli kavramlardır, cüzünü inkar eden küllünü inkar etmiş olur. Anlamayanlar için: Küçük bir parçasını inkar eden Allah dahil tümünü inkar edenle aynı kategoridedir. İsterse küçük bir parçası olsun. Örneğin cinlere inanmanın meleklere iman gibi bir asıl rükün olmadığını düşünebilirsiniz, yanılırsınız. Cinlerin varlığı Kur’an’da geçtiği için başka bir temel iman rüknü olan Kitaplara imanı ihlal ediyorsunuz. Bir tek ayeti inkar ile Kur’an’ın tümünü inkar aynı değerlendirilir.

Bunu niye anlattım? Çünkü bu şartlanmayla oluşmuş zihinler demokrasiden de aynı özellikleri bekliyor. Koskoca üniversite bitirmiş fakat zihnini bu anlayıştan kurtaramamış insanların demokrasinin aşamaları, dereceleri olmadığını, ya var ya yok olduğunu iddia ettiklerini görüyorum. Çünkü demokrasi onlar için dine karşı öne sürülmüş bir tağut, bir put. Aynen “taptıklarınız bir sineği yaratsın da görelim” mantığını siyasete uyguluyorlar. Demokrasi şeriat kadar mükemmel olsun da görelim! Mantık bu.

Halbuki Allah’ın elbisesi gökten iner, şak diye toplumun üzerine oturur ve her şey güllük gülistanlık olur diye bir şey yok! Hep söylerim: Bilim gün gelecek evrende açıklanmadık hiçbir olgu bırakmayacak diye bilime üstesinden gelemeyeceği bir misyon yüklemek de demokrasiye sihirli değnek gibi toplumu bir anda uygarlaştıracak diye bir misyon yüklemek gibi haksızlıktır. Ne dinin, ne bilimin, ne felsefenin elinde böyle araçlar yoktur. Hatta din, evreni açıklamanın en zayıf aracıdır. Hemen hemen hiçbir açıklama içermez. Bu görüş sahipleri, insanın kullanma kılavuzu olan kutsal kitap benzetmesine de sık başvurur. Böyle bir şey kesinlikle yoktur. İnsanın yanında kullanma kılavuzu kesinlikle verilmemiştir. Kılavuzu biz yazmaya uğraşıyoruz, daha da yazacak çok cilt var.

Bakın millet, doğa boşluktan nefret eder. Toplumun refleksleri uyuşmuş, neyi istediğini bilmeden bir şeyler istiyorsa, birileri o bilinç kaybını doldurur. Bu ordu da olur, anayasa mahkemesi de. Gerçi toplumun bu bilinç uyuşukluğu kendi suçu değil. 1980 sonrası başlayan çalma götürme furyası ve bunun ayıp sayılmaktan çıkarılması, tersine uyanıklık sayılması süreci bunu başlattı. O döneme damgasını vuran zatı ben o yüzden ağzıyla yedi kuş birden tuttu deseler rahmetle anmam. Hatta belki bu devleti ele geçirme sürecinin böyle başlayacağı bilinciyle kasıtlı böyle yaptığını bile düşünürüm. Hortumcuların öncü birlik olarak hedefi çökertip asıl kuvvetlerin ele geçirmesine hazırladığı planını uygulamış bile olabilirler. Gele gele en son darbeyi de milliyetçi-solcu ittifak bankaları paylaşıp birer birer içlerini boşaltınca vurdu, deniz bitti. Milletin yapacağı başka şey kalmadı, ne yapsın? Tayip Erdoğan da İstanbul belediye başkanlığında güven kazandı şimdi, inkar edilmez. Başbakanlığı için de millet umutlandı. Bu umudu çok boşa çıkardığı da iddia edilemez. Genel çizgilerde hiç başarılı değil demek el insaf artık, aklı selime yakışmaz...

Fakat bu ülkede siyaset gelip dolaşıp aynı batağa niye saplanıyor ben anlamıyorum. “Bakın bizim kadrolarımız inançlı, ondan yemiyorlar. Haramı helalı biliriz. Siz hele bir şeriatı getirin, asıl o zaman görün. Bakın nasıl şahlanıyoruz!” İş gelip buna düğümleniyor. Yahu etmeyin! Yahu yapmayın!

Zihin şartlanmış, bunun başka açıklaması yok. Be canım kardeşim, dine kimse karşı değil. Fakat dine dayalı iktidar olmaz, bunu dayatırsan demokrasi de tatile girer, her süreç de durur! Bunu yapmayın bu ülkeye be canım kardeşim, etmeyin, kıymayın ya! Kendi inandığına başkalarının da inanmasını sağlamak dinin temelinde, özünde yatar, bu iki kere iki eşittir dört kesinliğindedir. Yediyüzkırkyedi kez yemin billahla, şart olsunla yemin etseniz “Valla billa mini eteğe, rakıya ilişmeyeceğiz” deseniz kimse inanmaz! “Dinde zorlama yoktur” hükmünü kimse yutmaz. Herkes bal gibi biliyor ki bu, İslam içre kalma ya da kalmama hürriyetidir. İslam sana kendi yorumuna göre bir İslam’a inanma özgürlüğü tanımaz. Resmi, yönetim doğrultusunda bir İslam içre ya varsındır, ya gayri Müslim olmayı seçer, cizye ödersin. Bu da sadece başlangıçtadır. Anan baban İslam’sa artık başka din seçme hürriyetin yoktur. Seçersen mürtetsin. Mürtedin katli vacip ya da değil, tartışılır. Ama mürted’sin. Katli ne gelir, cehennemin gayyasına uçacak, inanılan bu olunca mürtet denmek katilden beter!

Nasıl böyle inanılmasın ki, dinde ayrımlar son derece kesindir. Bir insan ya mümindir, ya kafir. Ya cennetliktir ya cehennemlik. Bu empozelerle yetiştirilen hangi çocuk aklı biraz kesmeye başlayınca “elektriği bulan Edison’un bile mi cehennemde ebedi yanacağı”nı düşününce kabullenemeyip kafası karışmamıştır? Millet beri gelmezse cehennemde cayır cayır yanacak kardeşim, bu zihniyet sana rahat verir mi? Anaa, saçının teli çıkmış, vah bacııım, elli sene yanacaksın. İran’daki gibi polisler köşelere dikilir elbette. Bu zihniyetin etkisi öyle birkaç nesil değil, çok uzun sürer. Koskoca anlı şanlı, gerçekten şiir sanatını takdir ettiğim Necip Fazıl’a “görevi olmasa sol elimi keserdim” demek yakışıyor mu? Bu abuk, saçma ve zırva söz ona hiç yakışmıyor, ama söylemiştir. Böyle bir söz üstadının bu kadar zırva bir laf etmesi dehşet vericidir. Açık söyleyeyim, Necip Fazıl’ın söz sanatını Nazım Hikmet’in şairliğine bin kez tercih ederim. Ama zihniyet! Sorun burada yatıyor. Binyıllar süren empozenin izleri. Bunlar çok zor siliniyor. Bu ne zırvadır, bu ne fecaattir kardeşim, sabah yüzünü yıkarken iki elinle suyu suratına çarpmıyor musun? Fıkıh kitaplarını bir tarayın, ne inciler, ne dehşet veren zırvalar. Sağ elinle burnuna su verip, sol elinle sümkürecekmişsin! Sağ elin şerefi varmış! Yok devenin hamudu! Bu zırvalarla bir saniye uğraşmaya sabredemeyecek insanlar çoktur. Din iktidarı dedin mi bu insanların tüyleri diken diken olur mu olur!

Din kavramının doğası böyle, böyle olmadan din, din olmaz. Bu işi kaşımayınız, lütfen. Adam gibi olun, dürüst olun, başımız üstünde yeriniz var. Ama her artınızı din hanesine yazıp “dini devletin başına geçirin, bakın ne iyi oluyor” dediniz mi demokrasinin aksaması ne kelime kardeşim, savaş çıkar savaş! Yoksa bu mu isteniyor? Eski ahmak devrimcilerin zihniyeti mi sirayet etti de kan gölü üzerinden güneş doğacak diye mi umuluyor? Ben bundan ciddi olarak endişe ediyorum. Bu ülkede ancak bu yolla iç savaş çıkarabiliriz diye plan yapılmış olmasından endişe ediyorum. Yok siz bizim demokrasiyi Allah’ı bırakıp edindiğimiz put mu sanmıştınız da ölümüne vazgeçmeyeceğiz? Uçak düşecek olursa elbette kokpiti fırlatıp paraşütle ineceğiz, uçak düşmesin istiyoruz yoksa! Temel’e uçakta uyurken türbülans olunca “uçak düşüyor, uyan” demişler de “duşerse duşsun, babamun mali midur?” demiş. Aslında akıllı olduğundan, paraşütü olsa fırlardı yerinden inanın bana. Zaten (gerçek) laz fıkraları böyledir, vatandaşı saf gibi gösterir ama vatandaş gerçekte son derece uyanıktır.

Gerçekten demokrasiyi tapılan bir put, Allah’ın yerine geçirilmiş bir tağut sanıyorlar. Çünkü günde elli kere şunu savunuyorlar: Akıl ürünü ve semavi ayrımını milletin zihnine yerleştirmek için çabalıyorlar. Demokrasi insan aklının ürünü, şeriat ilahi, semavi! Aynı zihniyet: Ya aksın ya kara, ya cehennemliksin, ya cennetlik. Ya Allah’a taparsın ya tağuta!
Zihniyet bu olursa ya camiden yana olacaksın, ya kışladan ikilemi içinde bocalarız işte böyle… Devletin tepesine dikmeye kalkma da camiye mi gidiyorsun, kiliseye mi, bana ne? İstersen havraya git kardeşim, beni ilgilendirmez.

Yok bakın, bırakılır dinciler kadroları ele geçirsin. Bu tahammülsüzlük değil, asla. Fakat sonunda kan çıkar, savaş çıkar. Mesele bu. Hani Avrupa’da bir olay olur, polis gelir, ifadeleri alır, tarafları serbest bırakıp konuyu adliyeye intikal ettirir. Ama bizde, değil adli suç, kaza olsa bile adamları tutuklayacaksın illa! Yoksa olay durduğu yerde durmaz, dallanır budaklanır. Güvenliği için mağduru bile tutuklaman gerekebilir. Küçük ölçekte demokrasimizin var, ama olgunlaşmış olmadığını bu ölçekten kıyaslayabiliriz. Siz ölçeği büyütün, polisi ordu, tarafları toplum kesimleri olarak düşünün. Yoksa ordu iktidara gelip de gitmemeyi hiç düşünmedi.

Hemen parlayıp “hani demokrasiydi?” diye zıplamak tüm bu nedenlerden dolayı ya akılcı değil, ya niyet gerçekte demokrasiye karşı olup ondan yana gibi görünmek olarak açıklanabilir…

Belki de çözemeyeceğiz, aşamayacağız bu ikilemi ama, çözmemiz, aşmamız gerekiyor. Toplumun geleceği buna bağlı.

Yazan: demirkan efegil Tarih: May 16, 2007 09:18 AM

Asil problem laiklikte falan degil ,problem birbirimize nekadar tahammül edebiliyoruzda! Temel olan karsimizdakine "ötekine" ne denli saygi duyuyoruz sorusu altinda yatiyor? kisacasi birilerine göre kutsal olan ramazan ayinda "ötekinin" elinde simitiyle gecmesine dayanabiliyormuyuz? yada "ötekiysek" ya disarda(ortalikta) yemiyeyim insanlara ayip olmasin diyebiliyormuyuz?hosgörü ortami yaratmak icin..
insanlar inanip inanmamakta serbesttir,türbanla istedigi yere girebilmelidir o onun kisisel inancidir ,devlet dairesine giricek diye cikarmasi manasizdir,türban ister sembol olsun ister olmasin o kisiyi ilgilendirir. Bu problem ne yazikki kangren haline geldi zamaninda uygun cözüm bulunamamasi sebebi ile. Eger o türbanlinin devlet dairesine o sekilde gelmemesinden laiklik anlasiliyorsa cok yazik ,fakat o türbanlinin digerlerinin acik gezmesine yada mayo ile güneslenmesine itirazi var ise laiklik burada devreye girer ,dur bakalim kardesim sen nasil örtünme hakkina sahipsen "ötekide" mayo ile gezme hakkina sahiptir demelidir devlet,yada uluorta icki icmesi kisiyi ilgilendirir (taskinlik yapmadigi sürece)eger birini elinde icki sisesi ile görüp mutsuz oluyorsak yada kara carsafla gördügümüzde ,laikligimizi ve demokratligimizi sorgulamamiz gereklidir,bütün mesele bunun altinda yatmaktdir yani tahammül ve hosgörü..Yada bir devlet bilmem nerede icki icilmiycek deme hakkina sahip degildir, olamamalidir !! bir devlet eger icki icip vatandasi rahatsiz edenler oluyorsa bunun önlemini almalidir devlet vatandasina güvenmelidir, ya bu icince kesin sapitir diye yasak koymak yada sapiticaksa surada(üsküdarda sapitsin) demek vatandasi öteki ve beriki diye ayirmak demektir,ötekinin kara carsafliya bakip ya ne geri kafalilar demesine yada berikinin sunlara bak ayyas,dinsiz diye dislamasina neden olurki, buda bugün oldugu gibi memleketimizde kutuplasmaya sebep olur..Zaten demokrasiyi gerekli sekilde benimseyememis olmamizla birlikte birbirimizden nefret etme konumuna sürüklenmektedir olay..nasilki devlet su sehrin sadece bilmem neresinde ibadet yapilicak diyemesse bilmem nerede sadece icki icilcek diyemez,derse onun demokrasiye ve bireysel haklara verdigi önem ortaya cikar !! Bazilarimiz ickiyle -ibadetin ne alakasi var? düsünebilir fakat ikiside bireysel tercihtir kisitlama getirelemez,yada sadece surada olacak denilemez..eger uygulamada "ötekinin" hakina tecavüz asamasina gidiliyorsa devlet ozaman dur bakalim vatandas deme hakkina sahiptir..kisacasi kisiler bazinda asil problem laiklik yada diger söylemlerde degildir "ötekine" ne denli saygi duyuyoruz hususundadir,yoksa ancak kendimizi kandirmis oluruz,orda burda kendimizi ve ideolojimizi hakli cikarmak icin konusur-yazip dururuz.."ötekine" saygi duymayi beceremiyorsak kisir cekismelerle hayatimizi sürdürüp gideriz..bu laiklik tartismasinin özü "ötekine" saygidir..Yoksa devlet her kosulda vatandaslarina karsi tarafsiz olmakla yükümlüdür..

Yazan: muzzi Tarih: May 16, 2007 11:01 AM

Yorumlara şöyle bir göz attım, sayın knz güzel şeyler yazmış. blue kardeşim de pek bir hırçın gözüktü gözüme.

Yazan: bliyaal Tarih: May 16, 2007 12:29 PM

bliyaal,

Bu günlerde hırçınım biraz, geçer...

Yazan: blue Tarih: May 16, 2007 01:29 PM

Demirkan bey,

Bırakın Allah aşkına demokrasi düşmanlığıymış, şeriat istiyorlarmış. Kim şeriat istiyor? Kimdir? Hangi veriye dayanarak insanların demokrasiyi "tağut" olarak gördüğünü söylüyorsunuz. Oturtmuşsunuz karşınıza tipik cumhuriyet gazetesi karikatürü yobaz tiplemeyi, abdülcanbazı onun üzerinden portre çıkarıyorsunuz, analiz yapıyorsunuz.
Bizim kadrolarımız inançlı ondan yemiyorlar... olarak bahsettiğiniz kelimelerin uygulama olarak tasdiklendiğinde hemfikir miyiz? Ondan sonra hele bir şeriatı getirin zart zurt kısmını söyleyen kimdir, ne zaman, nerede söylemiştir?
Hayal üzerine ben de çok güzel senaryolar üretebilirim. Mesela:
Bu mitingi organize edenler diyor ki, işte toplumu dinden koparma projesinin başarısı, bundan sonra İslam dinini zir ü zeber edeceğiz, başörtülüleri Arabistan'a, namaz kılanları İran'a göndereceğiz. Nedir bu yani? Yorum mu? Böyle karşılıklı, gizli ajanda varsayımlarıyla komplo teorileriyle neye ulaşacağız?
Bakın mitingler bir kesimin hayat şekillerine müdahale edilme "korkusunu" iyi yansıtıyor. Peki bu korkuyu bırakın, bunu yaşayanlar ne yapsın? Bu ülkede insanların hayat şekillerine müdahale ediliyor. Bu bir korku, paronaya, endişe değil, fiiliyat, gerçek, realite... Neden kimse çıkıp buna karşı durmuyor? AKP şeriatle ilgili ne yapmış? Zina tasarısı mıdır, gizli ajandaya delil; kırmızı bölgeler midir, ulemaya sorsunlar mıdır? Bunların ne anlama geldiğini ve ne amaçla kullanıldığını siz de biliyorsunuz. İstanbul'da belediye köşkleri turingden alınırken de aynı yaygaralar kopartılmıştı. Şimdi Hidiv Kasrı'na halk da girebiliyor. Çamlıca'da ite, kopuğa bulaşmadan çay, kahve içebiliyor. Muhafazakarlıkla şeriatçılığı karıştırıyorsunuz. Bu millet muhafazakar bir yapıda, CHP'lisi de öyle, MHP'lisi de, AKP'lisi de. Zina tasarısına CHP de önce destek vermişti, sonra Baykal birden bunun iyi bir fırsat olduğunu düşündü ve desteği geri çekti. Bunlar siyasetin bel altı oyuncakları. Ulema konusundaki çıkış da tipik muhafazakar bir çıkış. Ne kadar tasvip etmesem de, AİHM'nin bir müslüman alimin görüşünü almaması bence de yanlış. Bunu çekip, sündürüp şeriatçı bir söylem şekline getirmek yanlış. Ama propoganda bu şekilde çalışıyor...
Dinlerin çok keskin olduğundan dem vurmuşsunuz. Ya Cehennemliksin, ya Cennetlik keskinliğinde. Peki sizce %50 günah işleme kredisi fazlaca geniş değil mi? Üstelik susuz bir köpeğe su verdiği için affedilen fahişe gibi günahlarını affettirme bonus imkanları olan bir imtihan. Ve siz buna keskinlik diyorsunuz? Bunun yanında Allah; günahlar ve sevaplara farklı ağırlıklar veriyor. Ve gülümsemek sadakadır, yerden taşı kaldırmak sadakadır, namazını kılanın her yaptığı sevaptır, Kadir gecesinde, Berat gecesinde bütün günahların bağışlanması, ve bilumum vesilelerle kilometrenin sıfırlanması gibi kampanyalar sunuyor, ve siz buna keskin diyorsunuz?
Ama ben allah'a ve gaybe inanmıyorum; herşey tesadüf ürünüdür, rastgele, anlamsız bir kainattır vs. ama olur da kazara cennet diye bir şey varsa oraya da girmek isterim yani, filan diyorsanız, pek adil olmaz değil mi?.
Ve evet bahsettiğiniz gibi vahiyde işinize gelen kısma inanmak gibi bir lüksünüz yok. Ama belli ki mürekkep yalamışsınız, vahyin değişmeyeceğini ama dinin hükümlerinin zamanla değişeceğini bilmeniz gerekir. Müslümanlar, bu yüzden Aristo ve eski Yunan medeniyetini bu kadar kolay bünyelerine almışlar. Eğer sizin bahsettiğiniz gibi selefi bir anlayış hakim olsaydı bugün hepimiz develerle dolaşıyor ve güvercinlerle haberleşiyor olurduk. Demokrasi de, İslam'a aykırı bir şey değildir. Senin dinin sana, benim dinim bana... Dinde zorlama yoktur... Arabın aceme üstünlüğü yoktur... Hepiniz bir tarağın dişleri gibi eşitsiniz... vs. vs. Neden müslümanlar kabul etmesin? Çok saçma.
Aşmamız gereken ikilemi aşmak sizin elinizde... Bunlara insan muamelesi yaparsak, bize hükmederler, en iyisi tepelerine binelim, ezelim; demokrasi için demokrasiyi rafa kaldıralım, filan derseniz bu ikilem çözülmez. Bu ülkedeki dindar insanlara Talibancı muamelesi yaparsanız bu iş çözülmez. Önce Yunan'ı denize döktük, şimdi bu gericileri dökeceğiz derseniz bu ikilem çözülmez. Türk bayrağını ayrımcılık unsuru olarak kullanırsanız bu ikilem çözülmez. Askerle, darbeyle bu iş çözülmez. Bir siyasi partiye karşı çıkmayı, toplumun büyük bir kesiminin tercihlerine karşı çıkmakla karıştırdığımız sürece bu ikilem çözülmez. Tabularımızı elletmeyiz, üzerinde tartışmayız, farklı yorumları kabul etmeyiz derseniz bu ikilem çözülmez.

Yazan: blue Tarih: May 16, 2007 03:58 PM

demirkan efegil in yorumunu hem begendim hem elestirmem gerekiyor.
Begendigim tarafi: cogunlukla harika analizler yapmis.
Elestirdigim tarafi: cok konuya girerek dagitmis.

Sayin Efegil, ezber degil "FiKiR" ureten, iyi analiz yapan bir kimse oldugunuzu hissediyorum.
Hani "halktan irtibatini koparmis" denilen kimseler vardir ya... o noktada burada yorum yapan pek cok kisiden cok daha iyi -nabzi- tutmussunuz ve bunuda iyi analiz etmissiniz.

Kimi yerlerinde yorumunuza kesinlikle katilmasamda DEVAM! diyorum.

Yazan: Haydar Tarih: May 16, 2007 04:11 PM

demirkan efegil kardeşim demiş ki;

""""Dinde ayrımlar son derece kesindir. Bir insan ya mümindir, ya kafir. Ya cennetliktir ya cehennemlik. Bu empozelerle yetiştirilen hangi çocuk aklı biraz kesmeye başlayınca “elektriği bulan Edison’un bile mi cehennemde ebedi yanacağı”nı düşününce kabullenemeyip kafası karışmamıştır? Millet beri gelmezse cehennemde cayır cayır yanacak kardeşim, bu zihniyet sana rahat verir mi? Anaa, saçının teli çıkmış, vah bacııım, elli sene yanacaksın. İran’daki gibi polisler köşelere dikilir elbette. Bu zihniyetin etkisi öyle birkaç nesil değil, çok uzun sürer.""""

güzel noktaya değinmişsin. dinde kurallar kesindir. bugün ülkemi dini hükümlere göre yönetsen bu ülkede yaşayan farklı inançtaki kişileri kesin bir dille yargılaman gerekir buda toplumda uçurumlara neden olabilir.

Bu arada Kâzım Mızrak kardeşim yapmış olduğunuz yorum çok hoşuma gitti. Anlaşabildiğimiz noktalarda varsa ne mutlu bana ki sizin gibi saygıdeğer bir şahıs tarafından düşüncelerimin bir kısmı kabul görmüş.

Yazan: Taner Tarih: May 16, 2007 04:58 PM

ingiliz geleneğinin dind çatısmamasının nedeni dine yaptığı reform bile değil, oluşturulan yeni dinin bir devlet dini olmasını görmüyorsunuz ?

fransızlar bunu yapamadığı için didişip duruyordu.

işinize gelmeyen knz yazısını görmezden gelirsiniz.

biz fransa ve ingiltereden başka birşeyiz.

ingilizler gibi devlet dinine sahip olmaktansa fransızlar gibi o dinle didişmeyi tercih ederdim.
ama fransızlar da bunu yaparken dinle iyice soğudular. dinle didişmekte çok iyi değil.

Ben kaynağı beslemekdiyorum.
ben dinle ddişmiyorum mesela kaynağı beslemeye çalışıyorum.

fakat kaynak hakkında herkes farklı düşünüyor. sorun bu. aramızda hakemlik( edecek kimse yok.

blue diyorki topluluğun dediği olur.
hayır yanlış.
çünkü dinler hep toplulukların bir inanc saptırması üzerine geldi. ama topluluklar hep dinleri yeniden saptırdı. arkadan gelen müslümanlar da bu kaderden kaçamadılar.

o halde kaynağı beslemek için insan aklının rekabetinden başka birşey yok elimizde.

o rekabekte tutarlı ve çelişkisiz olamktan başka bir yolumuz yok. Kutsal ve ittifakla kabul edilmiş mezheplerin veya akımların hep son kullanma tarihi var. Arkanıza kendinizden başka kimseyi alamazsınız. Allah , Peygamber benden yana diyemezsiniz. Yalnız olmak zorundasınız.

ben diyorum ya, kamuda uzlaşmak bir zorunluluk.
en iyi çözüm değil ama, günümüzde mahkemeleri
incelediğimde başka daha iyi yol bulmadığımız
için kamuda uzlaşmak bir zorunluluk diyorum.

başörtüsünü müslünalığın simgesi haline sokan, farz haline getiren,inaçnın bir zorunluluğu haline sokanlar müslümanlar oldu malesef. Türkiyedeki devlet dini de buna seyirci kaldı.
o zaman da uzlaşma alanına girdi. kamuda herkes biraz fedakarlık edip, ortak bir alanda , sen yapma ben de yapmayacağım şeklinde oluşan bir uzlşama alanına girdi. Buna ben sebep olmadım ki,...

Yazan: knz Tarih: May 17, 2007 06:50 AM

knz,

Bir yazıda bu kadar çok çelişkiyi birarada yazmak ancak kafası karışık birinin eseri olabilir. Bir göz atın bakalım:

ingiliz geleneğinin dinle çatısmamasının nedeni dine yaptığı reform bile değil, oluşturulan yeni dinin bir devlet dini olmasını görmüyorsunuz ?
Türkiyedeki devlet dini de buna seyirci kaldı.
ingilizler gibi devlet dinine sahip olmaktansa fransızlar gibi o dinle didişmeyi tercih ederdim.
dinle didişmekte çok iyi değil.
ben dinle ddişmiyorum mesela kaynağı beslemeye çalışıyorum.

Allahım kimlerle tartışıyoruz yaw, akıl fikir ver !

Yazan: blue Tarih: May 17, 2007 11:07 AM

Konu hakkında yazılan tüm yorumları okumadım, ama genel tepkiyi anlayabiliyorum. Özellikle laiklik tanımı konusunda devletin ideolojik bireylerinin bir anda felaket senaryoları uydurması, ve bu ihtiyacı, sağduyularıyla değil, çığlıklarıyla bastırmaları, kimin davasını savunmada aciz olduğu konusunda pek fazla söze gerek bırakmıyor. Cemil Meriç'in çok sevdiğim bir tespiti vardır;

"düşünce ile çığlık bağdaşmaz. şuurun sesi çığlık değildir. yabani bağırır. medeni insan konuşur"

Bir de şu konu var, "sızma" "devlette kadrolaşma" vb.. Şimdi şu anki iktidarı, bir kesim dinci gördüğü için, yapılan atamaların niteliğine değil, ama sayısına bakarak ortaya bir "kadrolaşma" sosu çıkarıyorlar. Böyle düşünenlerin, örneğin bir X kurumunun başına gelecekte atanacak bir memura da direk "içeri sızan şeriatçı" gözüyle bakacaklarını söylemek, bir nostradamus kehaneti olmayacaktır.

Olmayan tehlikeyi varmış gibi göstermek konusunda yapılanla, laiklik konusunda yapılan aynıdır. Mümtaz'er Türköne'nin son yazısından alıntı yapıyorum;

"Cumhuriyet mitinglerinde meydanlarda toplanan kalabalıklar, sol ve sosyal demokrat kimliklere yakın olduklarını ifade ediyorlar. Merkez Sol, Merkez Sağ ile rekabet edemediği ve bir iktidar alternatifi haline gelemediği için kronik olarak hep yandan destek arayışında oldu. Bu yandan destek basit siyasî konuları bile rejim tartışmalarına dönüştürmek, böylelikle rejime sahip çıkmak ve siyaset üzerindeki askerî vesayete çanak tutmak şeklinde tecelli etti."

Yani "elinden geleni ardına koyma" felsefesi var işin ucunda. Onlar da en az benim kadar Türkiye'nin bir şeriat ülkesi olamayacağını, hatta yukarıdan böyle bir gayret gelse bile, Türk toplum yapısının böyle bir hayale izin vermeyeceğini biliyorlar, ama böyle gös