« Vahiy ve Bilim Üzerine Bir Not | Ana Sayfa | Papa’dan Sömürgeciliğe Eleştiri »

April 06, 2007

Panel: Avrupa Birliği Süreci ve Türkiye

Bu Pazar (8 Nisan) günü Köprü Grubu’nun düzenlediği “Avrupa Birliği Süreci ve Türkiye” konulu bir panelde konuşacağım. (Sanırım tartışma AB sürecinden başlayıp Türk siyasetine kadar uzanacak.) İlgi duyanlar, Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde saat 16’da başlayacak olan programa izleyici olarak katılabilir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 6, 2007 12:35 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Ingiliz Lordlari 13 YY da ulkenin gidisatindan memnun olmayip, o gunku Kral John'a Magna Carta denilen ve kralin gucunun bir kisminin lordlara devredilmesini saglayan bir belgeyi kabul ettirmistir.

Sanayi devrimi sonucunda bu "asil" Lordlar Kamarasina bir de vatandaslardan olusan ve secimle isbasina gelen Avam Kamarasi eklenmistir. Avam Kamarasi bati demokrasilerindeki halen varligini surduren en eski parlamentolardan biridir. Tarihi boyunca fiziksel oturum duzeni dahil, cok az degisiklige ugramistir.

Oturum duzenininde; iktidar partisi Meclis Baskaninin saginda, muhalefet ise solunda yeralir. Sanayi devrimi sirasinda (sanayici ve tuccar zumreyi savunanlarin atesli iktidar oldugu gunlerde - HAYDAR) Baskanin sagindaki zenginler ile solunda oturan emekciler zaman icinde "sagcilar" ve "solcular" olarak adlandirilmislardi. Zaman zaman emekcileri savunanlar iktidar olmus ve Baskanin saginda oturmussalar dahi "solcu" etiketinden kurtulamamislardir.
***

Bu kavram zamanla Dunya ulkelerinede yayilmis ve siyaset literaturundeki yeri boylece betonlasmistir. Devaminda gerek sagci gerekse solcu goruslerin icinden "ultra/asiri" vs gruplar ciktiysada, genel anlamda sag daima muhafazakar, sermaye yanlisi... sol ise emekci kimselere yakinligi olan deyimler olarak kullanilmistir.
***

Asagidaki makalede Star gazetesi yazari Mehmet Altan kendine sol diyen ama ne sag ne de sol oldugu belirsiz olan malum partileri elestiriyor. Tavsiye ederim.
----------------------


SOL YOK KI BIRLEŞSIN...

Sol nedir?
Hümanizmdir.. Yani insana en üstün değeri veren düşünce sistemidir..
Sol nedir?
En ileri üretim biçiminden yana olmak demektir..

Teknolojik değişime arka çıkmak demektir.. Sol nedir? Evrenseliktir.. İnsanlık değerlerinin sahipliğidir..
Sol nedir?
Adalettir.. Vicdandır..
Sol nedir?
Hakkı, hukuku yenilenin yanında durmaktır..
Sol nedir?
Çaresize çare olmaktır..
Tabiii..
Bu gerçek..
Evrensel..
Doğru ve sahici bir sol...

***
Bizde kendine ‘sol’ adı veren madrabazlık ne?
Askeriye safında ‘askeri laiklik’ ezberini sürekli tekrarlamak..
İşsizlikmiş..
Yoksullukmuş..
Gelir dağılımı adaletsizliğiymiş..
Bölgeler arası dengesizlikmiş..
Hakmış, hukukmuş..
Ne gezer..
Eski bir çukulata reklamı gibiler..
Halkın sorunlarını sıralayınca hep aynı cevap..
İşsizlik..
‘Laiklik elden gidiyor ‘
Yoksulluk..
‘Laiklik elden gidiyor’..

***
Bu topraklar hiçbir zaman gerçek bir sol üretemedi..
Batının ‘tüketim kalıplarını’ taklit etmeye..
Batı gibi ‘para harcamaya’ buralarda sol dendi..
Halbuki solun varlığı üretim biçimi ve üretim biçimindeki değişimdir..
Batı burjuva devrimini Türkiye’ye üst yapı kurumu olarak taşımanın sol ile ilgisi nedir, anlaşılır gibi değil..
Üretim biçimini değiştirmeyince bunların ne ciddiyeti, ne kalıcılığı var..
Zaten şu soruya bir türlü cevap alamıyorum:
Türkiye’de Atatürk devrimleri tahlikede mi?
Değilse, laiklik şamatası ne?
Yok, eğer Türkiye’de Atatürk devrimleri oturmadıysa da o zaman neden oturmadı diye sormak ve daha ciddi bir analizle olup bitene bakmak gerekmez mi?
Ama iş darbecilikle başlayıp, darbecilikle bitince bu sorular da duyulmuyor..

***
Yaşadığımız dönem Türkiye’deki üretim biçiminin ilk kez dönüştüğü bir dönem,,
Sol felsefeden gelen aklı başında herkesin tüm varlığıyla bu dönüşümü destekliyeceği bir süreçten geçiyoruz..
Türkiye’nin Bizans’tan bu yana kıpırdamayan yapısı değişiyor.. Köylülük çözülüyor.. Esnaflık çözülüyor.. Sanayi yapısı farklaşıyor.. Teknoloji nitelik kazanıyor..
Sanayi yapısı nitelik kazandıkça sosyolojik yapının modernleştiği bir dönem..
Nasıl?
AB sayesinde..
Bu sürece karşı durarak ilerici olunabilir mi?

***
Solun işlevi bir yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu hızlı modernleşmeyi desteklemek..
Diğer yanda ise bu dönüşüme ayak uyduramayanların sorunlarına..
Çaresizlere..
Tutunamıyanlara el uzatmak olmalı..
Modernleşmenin yarattığı toplumsal çıkmazlara makro çareler üretmek olmalı..
Bizde askeri muhtıra ile sol adnı kulanan parti genel merkezi arasında fark olmadığı için bunlardan çok uzağız..

***
Bizde sol diye yutturulan..
Enternasyonolizme karşı çıkar..
Üretim biçimin dönüşümünü değil köylülüğün mevcut halini savunur..
İnsana boş verir..
Adaletsizliğe aldırmaz..
Darbeciliğe tavır almaz..
Haksızlığa isyan etmez..
Halkı dışlar.. Halka güvenmez..
Hak ve hukuka değil, güce endeksli siyaset güder..
Sosyallik de..
Demokrasi de umuru olmaz..
Askeri zihniyetin yanıbaşında tak amentüsü olan laiklikle yatar, laiklikle kalkar.. Ama demokrasiye sahiplenmez..
Şimdi bunlar birleşemiyormuş..
Birleşmeyip, dağınık kalsınlar..
Bir mahsuru yok ki..
Mahsuru olan, solla ilşkisi olmayan kışla taraftarlarını sol diye sunmak..

Yazan: Haydar Tarih: May 15, 2007 09:43 PM

Suriye’de cumhuriyet tehlikede mi?


İlginizi çekti mi, bilmiyorum ama Pazar günü Suriye’de bir referandum vardı. Neyin referandumu? Cumhurbaşkanı Esad’ın görev süresinin bir kez daha uzatılıp, uzatılmayacağının...

Başka aday var mıydı?Tabii ki yoktu... Ve Beşar Esad ülkedeki fiilen tek parti olan Baas’ın parlamentodaki temsilcileri tarafından tek aday olarak belirlendi.

Peki seçime ne kadar kişi katıldı?

Suriye’de 12 milyon kayıtlı seçmenden 11 milyonu bu referanduma katıldı.

Peki, kaçı evet dedi?

Referanduma katılanların yüzde 97,62’si...

Böylece ‘Suriye Cumhuriyeti, şu andaki iktidardaki cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıl daha uzatmış oldu.’

***
Suriye Cumhuriyeti’nin ‘demokrasi’ ile ilişkisinin ne durumda olduğunu BBC’nin yorumu çok berrak bir şekilde resmetmekteydi:

‘Suriyeli yetkililer referandumu ülke demokrasisine örnek olarak gösteriyor. Fakat oylamayı boykot eden muhalefet partileri tam aksini düşünüyor.

Referandumun öncesinde ülke istikrarını tehlikeye attıkları gerekçesiyle bir grup siyasi muhalife 3 ila 12 arasında değişen hapis cezaları verilmişti.

Suriye’deki 12 milyon kayıtlı seçmenden 11 milyonunun katıldığı referandumda Beşar Esad’ın ikinci bir dönem görevde kalmasına evet ya da hayır oyu kullanıldı.

Sadece 200 bin seçmen hayır seçeneğini işaretledi ya da boş oy attı.

Sonuçları duyuran İçişleri Bakanı Bassam Abdülmecid, referandumun ortaya koyduğu mutabakatın Suriye’nin siyasi olgunluğunu ve çok partili demokratik sisteminin güzelliğini kanıtladığını söylüyor.

Fakat Orta Doğu’daki muhabirimiz Kim Ghattas’a göre, herkesin sıkı kontrol altında tutulduğu ülkede referanduma katılmamak, cesaret işi.

Muhalefetin ülke içinde neredeyse hiç varlık gösteremediği Suriye’de tek bir adayın katıldığı bir seçimin demokratikliği konusunda farklı düşünenler var.

Beşar Esad iktidara geldiğinde ülkede yeni bir reform sürecini başlatacağını vaad etmişti. Ancak muhabirler ekonomik liberalleşme politikasının son derece yavaş ilerlediğine dikkat çekiyor.

Önde gelen insan hakları eylemcileri ve muhalif aydınlardan oluşan bir gruba geçen ay verilen hapis cezaları, demokratik özgürlükler açısından da bir ilerleme kaydedilmediği şeklinde yorumlanıyor.’

***
Türkiye hala cumhuriyet ile demokrasi arasındaki çok büyük farkı görmezden geliyor...

Cumhuriyet hanedanın elinden iktidarı alır, ama çoğulculuğu garanti etmez.

İşte Suriye’nin durumu...

Üstelik Suriye Cumhuriyeti’nde hanedanın elinden iktidarın alınmış olduğunu söylemekte çok zor.
Çünkü aynı Azerbaycan Cumhuriyeti’nde olduğu gibi burada da iktidar babadan oğula geçti.

Dün, Suriye’de iktidarda Hafız Esad vardı. Bugün ise Beşar Esad...

***
Demokrasi ise çoğulculuğu, benzemezliği, farklılığı, ötekinin hakkını ve hukukunu güvence altına alır.

Şiddet önermeyen her türlü fikrin özgürce ifadesini vazgeçilmez sayar...

Bugün azınlıkta olanın yarın çoğunluk olabileceğini asla unutmaz.

Bir ülkenin rejiminin demokratik cumhuriyet olması, yani iktidarı hanedanın elinden alıp bunu diktatörlere sunmak yerine çok partili bir rejime dönüştürmesi, tabii ki ideal olanıdır.

Ama böyle bir olanak yoksa, demokrasinin cumhuriyetten çok daha önemli olduğu gün gibi ortada...

Nasıl mı ortada?

İngiltere, cumhuriyet değil ama en gelişmiş demokrasi...

Suriye, cumhuriyet ama tek parti faşizminin en koyusundan bir rejim...

***
Yarın bir gün Suriye’de demokrasi talepleri yükselse...

Tek parti rejimi kendini tehdit altında hissetse...

Baas Partisi’ni...

Suriye Ordusunu...

Suriye istihbaratını kontrol eden Beşar Esad...

Altındaki zeminin kaydığını düşünse...

Ne mitingleri yaptırırdı?

Beşar Esad için cumhuriyet mi tehlikede sayılırdı, yoksa demokrasi mi?

***
Yarın bir gün, Suriye’de ‘cumhuriyet tehlikede’ mitingleri görürseniz anlayın ki demokrasi tırmanıyor...

Demokrasinin olmadığı ülkelerde her nedense cumhuriyetin tehlikede olduğu varsayılır...

M ALTAN
Star, 31.05.2007

Yazan: Haydar Tarih: May 31, 2007 05:42 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)