« Cumhurbaşkanlığı Düğümü Çözülüyor mu? | Ana Sayfa | Kemalistler Kapitalizmi Neden Sevmez? »

April 17, 2007

İngilizce Makale: ‘Render Unto Atatürk’

Din ve toplumsal yaşam konusunda ABD’deki en itibarlı fikir dergilerinden biri olan First Things’in Mart sayısında, "Render Unto Atatürk" başlıklı bir makalem yayınlandı. (Başlık, İncil’deki “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” sözünden geliyor — “Render unto Caesar the things which are Caesar's, and unto God the things that are God's.”)

Türkiye’deki laiklik anlayışının dini özgürlükleri kısıtladığını, bundan hem Müslümanların hem de Hıristiyanların mağdur olduğunu anlatan makale, “İslami köktencilik” kadar “laik köktencilik”in de bir tehdit olduğunu, zaten ilkinin kimi zaman bu ikincisine tepki olarak doğup geliştiğini savunuyor. İlgi duyan okurlara tasviye ederim.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 17, 2007 12:38 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Yazida katildigim ve katilmadigim kisimlar da var. Tabii ki yazinin okuyucusunu da hasaba katarak mesajlarini "tasarlamis" (veya harfler kediliginden bir arayami gelmis? neyse) Mustafa Bey. Yazinin buyukce bolumu Ataturk veya bizdeki laisizm (laikcilik) dini ile alakali degil. Katilmadigim kisimlar genellikle oralarda. "kilicli ayetler" "barisci ayetler" mevzuudaki tesbitini bircok ulemanin problemli bulcagini saniyorum ama ne o cumlenin tartismasina girilmesini arzu ediyorum ne de benim ehliyetim var mevzuuda. Yazinin ana fikri de o degil zaten.

Hirisiyan_Islam dunyasi iliskileri konusundaki tesbitlerini de bir miktar nesnel tesbit ve bir miktar "wishful thinkiing" veya daha hafif bir ifade ile arzu edilenleri barindirdigi kanaatindeyim. Mustafa Bey yazilarinda ozellikle "dinlerarasi catisma demeyin, Bati'dan gelen her negatifligi kiliseye-havraya mal etmeyin, sekuler Bati daha fazla sorunlu" vurgusu yapar mealen. Bunda onemli dogruluk payi olsa da Islam dunyasina oryantalist bakis konusunda Judeo-Hiristiyan kilsesi ile sekuklerist kilise arasinda fazlaca bir fark olmadigi gercegini ihmal ediyor bu bakis. Bunun delilleri Imparator'un fetih savaslari karsisinda Judeo_Hiristiyan kilsesinin (ifadeyi ozellikle sectim Bati'daki dini establishmenti kapsamasi icin) aldigi tavirlara bakmak yeter (dun ve bu gun). Papa'nin Paskalya konusmasina bakarsaniz Bush-the-Barabarian'i cok memnun edecek bir lisan kullandigini gorursunuz. Bu konuda blogumda yazdim. Reklam yapmak gibi olsun.

Nihai tahlilde boyle onemli bir derginin oldukca birikimli okuyuculari icin bilgilendirici, ve eksisi artisi toplandiginda yararli bir yazi. Belki su meshur "14 Mayis Tabdogan cikrmasini" Bati'ya nakleden muhabirler bu yaziyi okumus olsalar idi, o kadar basit yuzeysel cumlelerle anlatmazlardi neyin ne oldugunu. Ozet olarak soyle naklettiler: Toplananlar Erdogan'in Islamci gecmisnde dolayi CB oldugunda yonetimin Islamist olacagindan kaygililar. BBC'de toplananlardan iki kisi ile kisacik soylesiler yayinlandi. Bir universiteli genc Tarzan Ingilizcesi ile "he is Ismamic, we don't want Islamic president" dedi. 60 yaslari civarinda bir bayan da "he wants to make Turkey Islamic country; Turkey is not Islamic country" dedi. "laikci entellektuel oxymorondur" demisi birisi :) Bati medyasi toplanan kalabaliklarin "demokrasi sinirlarini kabul edip etmedikleri" konusuna pek deginmedi.

Hasil-i kelam bu tur yazilar onlarin Batili tuketicilerin onlarin biraktigi acigi kapatici ve "informed opinion" (bilgiye dayanan fikir) sahibi olmalarina yardimci olur umarim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 17, 2007 08:13 AM

Mustafa Bey, yazınızı okudum. Bu sitede yazdığınız yazılarla aynı doğrultuda bir yazı olarak gördüm ve görüşlerinize katılıyorum. Ama aklımdan da şöyle bir düşünce geçti okurken, acaba Türkiye'deki hristiyan özgürlüğüne müslüman özgürlüğünden daha mı fazla önem veriyorsunuz? Lozan Antlaşması'yla özgürlük tanınan hristiyan kiliselerinden ve şu anda yasaklı olan mezheplerden bahsetmişsiniz. Bu kiliselerin de açılabilmesi gerçekten o kadar önemli mi? Türkiye'deki laiklik-dindarlık çatışmasının düğümü burada mı? Sorun bu mu? Hristiyanlar gerçekten bu kadar yasaklı mı bu ülkede? İnancın yolu hristiyan özgürlüklerinden, ekümenik patrikhaneden mi geçiyor? Ekümenik partikhane Türk müslümanlığına, Dünya müslümanlığına ne getirir ne götürür?

Yazan: yunus Tarih: April 17, 2007 09:00 AM

Çok ustaca yazılmış bir yazı, tebrik ediyorum.

Yurt dışında, Türkiye'de yaşayan azınlıklara gelen baskıların müslümanlardan geldiği algısı hakim. Eminim Papa bile Türkiye'ye gelmeden, Sezer'le müşerref olmadan :) böyle bir düşünceye sahipti. Bu insanlara müslümanların hiçbir hristiyan, süryani, musevi dindarla alıp veremediğinin olmadığını anlatmak lazım. Baskıların seküler ulusalcılarımızın eseri olduğunu anlatmak lazım. Umarım bu yazı çok kişiye ulaşır...

Yazan: blue Tarih: April 17, 2007 10:59 AM

Bu uyarıyı yapmaya kendimi zorunlu hissediyorum: Laik-dinci çekişmesini bir çatışmaya dönüştürmek için her iki taraf provoke ediliyor. Çünkü tüm çabalara rağmen bu ülkede yaşayanlar ne sağ-sol diye, ne Kürt-Türk diye, ne de Sünni-Alevi diye birbirine yeteri ölçüde düşürülemedi. Hepsinden bir şekilde sıyrılmayı bildik. Fakat provokatörler yükselen dini eğilimler konjonktüründe, bir süredir ümitlerini kestikleri bu ayrımın aslında en keskin ayırıcı olduğunu hatırladılar. Bu sürecin 80 li yıllardan sonra geliştiği herkesçe kabul edilir. 80 sonrası İslamcılık neredeyse bir moda akım haline geldi.

Biliniyor ki bu ülkede laik kazanımlardan taviz vermek istemeyecek bir kesim var ve büyük meydanlara cami, Ayasofya cami, başörtüsüne özgürlük gibi söylemler çalkantı yaratır. Adım adım bir gerilim tırmandırma stratejisi izleniyor. Laiklerin endişelerini kimse hayalet görme sendromu olarak yutturamaz, biliniyor ki 80 sonrası sadece bir Kutub'un bile şeriat düzenini öneren kitapları satış rekorları kırdı. Diğer sayısız şeriat çağrıcısı kitabı saymıyorum bile. Pompalanan bu fikirler bir anda buhar olup uçmadı.

Kasıtlı olarak Avrupa ülkeleri müslümanlara hoşgörü gösterdi ve "bakın işte gerçek demokrasi" propagandaları yapıldı. Kimse Avrupalıların zaten tuzunun kuru olduğunu düşünmedi. Dinci tehlikenin var olmadığı, bunun bir hayalet olduğu savunuldu. Şeriattan "korkanlar" (tırnak içine özellikle alıyorum) öcü görüyor diye alaya alınmaya çalışıldı. Ordu polemiğin içine çekilmeye çalışıldı ve kısmen başarıldı. Birtakım kraldan fazla kralcılar tabii ki her zaman olduğu gibi doğal olarak çıktı ve yetmiş yaşındaki ananın başörtüsüyle uğraştı, hemen bunlar tantanayla afişe edildi.

ABD dışışlerinin "Türkiye İslam Cumhuriyeti" laflarını sehven ağzından kaçırdığını mı sanıyorsunuz? ABD tabii ki Türkiye'nin bir İslam cumhuriyeti olmasını istemez. Ama tartışmanın yoğunlaşmasını ve tartışmanın ardından ne çıkacağını görmeyi ister. Önce "İslam devleti olun" der, ama olunca da "izin veremem" diye tepene binecektir. Bu işler böyle, "Kuveyt hakkındır, al" deyip, alınca tepesine bindiği gibi.

Tüm bu kışkırtmalar yapıldı, yapılıyor. Devam edin. Bu halkın sağduyusunun bunu da aşacağına inanıyorum. Bütün bunlarla çok zaman yitiriyoruz, yitirdik fakat sonuçta aşıyoruz. Gerçi belki de yüz yıldır batının politikası da zaten bu. Zaman yitirsinler, ne olsunlar ne ölsünler. Bu kilit toprakların tamamen çöküp çiğnenip yok olmasını da istemezler. Tarihsel tampon işlevini sürdürmesinden yanadırlar.

"Ilımlı laikçi" sıfatı yakıştırılarak elimden geldiğince tansiyonu düşük tutarak diyaloga çalıştım. Fakat korkarım burada yapılmak istenen bu değil, tam tersine zıtlaşmanın artırılması amaçlanıyor. Bu sürecin parçası olmamak daha iyi sanırım...

Bu ülkede din özgürlüğü kısıtlanması mı var, yoksa tersine laiklik mi tehdit altında tartışması yaptıkça bu provokatörlere alet olmuş olacağız.

"Vah vah, yine küstü" "Aman gitme ılımlı laikçi, seni özleriz" türü yaklaşımları umursamadığımı peşinen belirtirim.

Yazan: demirkan efegil Tarih: April 17, 2007 11:43 AM

Demirkan Bey'e kim "ilimli laikci" dediyse halt etmis! Ilimli oldugunu da nerden cikariyorsunuz? ben "kurnaz laikci" denildigini hatiliyorum, kimdi acaba diyen..:)

Demirkan Bey'i okuyunca gene ABD'deki bir "bir ayda miyoner ol" turu program pazarlayicisini hatirladim. Adam once makroekonomiden "pasta"nin nasil kuculdugunden bahsetderek sofistike tahiller yapabilen, guvenilir imaji olusturdu uzerinde. Ordan hemen sattigi urune atladi. Kimse "bununla ne alakasi var" sorusunu sormadi.

DEmirkan Bey'de genellikle felsefi, makul agumanlrla "ortadan" giris yapar ve cok cevik halelerle kulvar degistirerek sonucta laikci argumanlari makul tepkiler olarak sunmaya calisir. Yorumunun basindaki "laik-dinci" ifadesine fazla takilmazdim ama fikirlerini bildigim icin bu yanlis kelime secimi mana kazaniyor. (ikisi de yanlis: Laikci literature girmis, bilmsel tanimi olan bir kelime, dinci ise bizdeki laikcvilerin icadi, yabanci dillerde olmayan bir kelimedir. Kisi laik olmaz devlet olur). Ve bu gunku laikciler laiklik ve demokrasi karsitidir. Bunu CB Sezer ve diger laikciler acik secik ifade ettiler. Sezer'in Harp Okulu (!) konusmasi "cuhuriyet" in nasil demokrasiden korunacagi dersi idi. Daha once "devlet ibadet hurriyetini yasaklayabilir", "laiklik din vicdan hurriyetine indirgenemez: incilerini sahibi bu defada "butun ozgurluk istemlerini "demokrasi adi altinda" yaftasi le sundu. Laikci terminolojide Musluman yoktur "dinci" vardir. Sami inancli dindar diye birsey yoktur "din s=taciri, somurucus" vardir. Ve Seze sayesinde "demokrat" diywe bir sey olmadigini sadece "demokrasi adi altinda" ulkeyi din devleti yapacak bolecek "ic ve dis dusmanlar: oldugunu ogrendik. Kimse ben fasistim, Islam dusmaniyim, korudugum kazanimlar da "benim gasp ettigim menfaastim, mevzim" deme omurgasini sergilyemedi.

Gerisine cevap defalarca verildi. Ben yoruldum DE'ye velevki yerinde "korku" veya "endiseleri" ni izale etmek icin niye demokrasiyi cerceve olrak kabul etmedigini sormaktan..

Yabanci medya da Tandogan mitinginde bu noktayi gozden kacirdi. Protestoclari adeta Bati dunyasinda gorulen demokrasi sinrlari icersinde bir fikre veya siyasete karsi olanlar olarak sundular, kasrtli olrak veya bilgisizlikten. Islama ve Erdogan'a karsi oldugu mesaji cikti ama "BU INSANLAR DEMOKRATIK COZUM PESINDEMI" sorusu sorulmadi. DE'de burada 80'lerde ne oldugundan, insanlarin inanislainin gecirdigi evim gibi sosyal gozlemler yapiyor , felsefeden falan bahsediyor ama bir turlu demokrasaidenmi oligarsidenmi yana oldugunu soylemiyor.

Bak yazmayacaktim. Adamin birinin dedig gibi "I can resist anything but temptation" (tahrik disinda her seye direnebilirim).

Belki Suat Bey veya diger arkadasla daha kapsamli cevap yazarlar.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 17, 2007 01:21 PM

Jekyll ve Hyde sendromu mu var nedir bilemiyorum. Bir bakıyorsun belirli bir mantık örgüsü içinde yazılmış hoş yazılar, sonra tanıdığımız, bildiğimiz klasik laikçi muhabbeti. İrtica, din devleti, cumhuriyet elden gidiyor paranoyaları...
Hani yeni bir şey yazmış olsan, "vallahi Demirkan bey konuya değişik bir açıdan yaklaşmış, hiç böyle düşünmemiştim" filan diyeceğim... Yüz yıllık muhabbet. 31 Mart hadisesinden beri gelecek şu irtica... İrtica diye diye başbakan asıldı, bakanlar ipe götürüldü, merhum Özal zehirlendi, yetmedi. Gerçek tehlike bu işte... Reşolarla Memoların başa geçmesi; "vatandaşa ait plajları halkın gaspetmesi" tehlike...
Bir yandan laikçilerle İslamcıların çatışmaya sürüklenmesi oyunundan bahsedeceksin, bir yandan da buna çanak tutacaksın. Bu ne iştir ya?

Yazan: blue Tarih: April 17, 2007 02:14 PM

"Belki Suat Bey veya diger arkadasla daha kapsamli cevap yazarlar."

Kaçıncı cevap Ağabey? Yoruldum artık bunlara cevap yetiştirmekten. Aynı teraneleri zekamıza hakaret eder gibi söyleyip duruyorlar. Bir yazı yazıyor başı başka ortası başka sonu başka..

En başta sen ne demiştin? "Laikçi entelektüel oksimorndur" Bunu değiştirmeye çalışmak eşyanın tabiatına savaş açmak gibi.

Sitenin daimi yorumcularından Haydar Bey de yaşama dair Demirkan Bey gibi bir felsefî bakışa sahip. Ama onun gibi laikçi değil. Haydar Bey ile insan hak ve özgürlükleri - demokrasi bağlamında aynı çatıda buluşabiliriz ama Efegil ile bu namümkün.

Demirkan Bey şunu demeye getiriyor. "Nasılsa siyasi erki ele geçiren tahakkümü devam ettirecek, ben enayi miyim de bunu hassolarla memolara bırakayım?" Burda sistemi de suçlamış oluyor tabi ama gizlemeye çalıştığı şey şu: Bu tahakküme imkan veren mevcut çürük ve güdük demokratik sistem de kendi ittihatçı zihniyetlerinin zırt pırt müdahalesi yüzünden bu hale geldi.

Biz ise herkes için daha fazla özgürlük ve demokrasi diyoruz; laikçiler için de müslümanlar için de seküler ya da başka inanç sahipleri için de... Gerçekten kavram olarak içi boşaltılıp maymuna çevrilmemiş bir laiklik istiyoruz.

Zaman azaldı. Türkiye'de yeni bir dönem başlıyor.

Sayın Efegil, bırakın bu paranoid korkuları artık da şu çöreklendiğiniz ülkenin üstünden kalkıp bir yol verin demokrasiye..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 17, 2007 09:49 PM

Oksimoron kavramının anlamını ben zıtların uyumunu yakalamak ve bu yolla anlatımı güçlendirmek olarak biliyorum. Ölüm-doğum, neşe-keder, iyi-kötü çelişkilerinin aslında hayatın içinden gelen tezatların, gerçeğin farklı yüzleri olduğu temeline dayanır. Bu temeli iyi işlemek ve zıtların uyumunu ifade edebilmektir oksimoron. Bir anlamda bir söz ve ifade sanatıdır.

Sayın katılımcılar, gerçekten zor ve ince konular üzerinde tartışıyoruz. Ben çıkışlarınızı fevri ve tepkilerinizi sert buluyorum ama kötü niyetli olduğunuzu düşünmüyorum. Siz de benim hakkımda böyle düşünün isterim. Ben örneğin demokrasiyi araç olarak kullandığınızı ve onu basamak yaparak kendi dünya görüşünüzü topluma dayattıktan sonra kullandığınız aracı bir kenara atacağınız savını öne sürmüyorum. Demokrasiyi samimi olarak istediğinize inanıyorum. “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir” sözünü bilirsiniz. Adolf Hitler de Alman toplumunda her türlü porno yayın, genelev işletmeciliği, uyuşturucu satışı gibi işlerin genellikle Yahudiler eliyle yürütüldüğünü görmüş ve bu ırkı temizlemenin Alman ırkını ileri götüreceğini düşünmüştü. Büyük de bir halk desteğiyle görüşlerini uygulamaya koymuştu. Nihai hedefi Almanya liderliğinde birleşik büyük bir Avrupa idi ve bu düşte Yahudilere yer yoktu. Onları sürmek gibi bir planı da yoktu, temiz bir çözüm tasarlıyordu. Karşısındaki en büyük engelin de Sovyetler olduğunu biliyordu. En büyük düşmanı oydu. Tarihçiler Moskova hedefinin en büyük hatası olduğunu söylerler fakat asıl hedef buydu. Bunu hedeflemeden diğer hiçbir hedefin anlamı yoktu. Alman toplumu için son derece gurur verici yüksek hedeflerdi ve çoğunluğu bu düşleri paylaşarak Hitler’e toplumdaki aykırıları imha etme yetkisini, dikta gücünü verdiler. Başara da bilir ve soğuk savaş, hayır hatta sıcak savaş ABD-SSCB arasında değil, iki ABD (biri Avrupa Birleşik Devletleri) arasında geçebilirdi. Ancak olmadı ve bu ideoloji tüm kıtayı kasıp kavuran bir cehennemin fitilini ateşledi. 2. Dünya savaşı dünyada insanların en büyük toplu kıyıma uğradığı ve en büyük acıların çekildiği süreçtir. Bundan dinsizlik sorumluymuş, din bu değin acılara hiç neden olmamışmış, bu beni fazlaca ilgilendirmez ve bunu tartışmam. Benim bildiğim, inanca dayalı ayrımların yeryüzünde bilinen en keskin ayrım olduğu ve ırkçılığın bu denli güçlü bir ayrıma yol açamayacağıdır. Tarihte ırkçı değer yargılarının yükseldiği dönemde ırkçılık büyük kıyımlara yol açmıştır, dincilik yükselen değer yargısı olunca da o yol açar.

Kıyımlardan sorumlu olanlar ve olmayanlar diye bir ayrım yapmak zaten güçtür, ben burada yine “oksimoron” yapacağım: İlk bir hücreli canlılardan itibaren en kolay beslenme şekli en yakında bulunan ve temel besinleri özümseyerek hazır besin haline getirmiş diğer canlılardı. Hayat yamyamlıkla başladı, öyle de süregeliyor. Bu konuda bizim henüz fazla yapabileceğimiz bir şey olmadı ve yok. Belki gelecekte doğada evrilen teknoloji dönüp doğayı evirmeyi başarırsa süreç farklı bir seyir izleyebilir.

Bugün yapabildiklerimiz temele inmeyen, beyin korteksimizin üst kabuğunda yer edinen insanlık değerlerimiz. Sanatımız, kültürümüz, bilim, felsefe, din gibi… Din kesinlikle yabana atılamaz bir entelektüel çabadır ve insana özgü olduğu için insanın artı kültür değerlerinden birini oluşturur. Mevlana Mesnevi’sinin dini bir yapıt olma yanında edebi bir eser oluşunu örnek verebilirim. Hatta bence edebiyat yapıtı olma yönü ağır basar. Hindistan’daki kast sistemini yıkmak için İslam’ın insanların tarağın dişleri gibi eşit olduklarını söyleyen öğretisinden daha güçlü bir araç olabilir mi? Din tabii ki yerine göre insanın en güçlü kültür araçlarından biridir. Dinsiz bir toplum formatı oluşturulmak istenmesine de aynen dine dayalı bir toplum formatı oluşturulması kadar karşı çıkarım.

Konuyu bağlamamakla eleştirildim, bağlıyorum: Aksın karasın diye birbirimizi yemeyelim, bu mücadele sahnesinde güçlü aktör biz olalım. Hayatın gerçeği mücadele değil, dayanışmadır denir. Yanlış. Dayanışma da güçlü olmak ve mücadelede avantajlı konuma geçme amacı taşır.

Son sözüm: Zamanı gelmiş, sürecin dayattığı bir oluşumdan daha güçlü bir şey yoktur. Sonuçları ister olumlu olsun, ister olumsuz, önüne çıkan tüm engelleri yıkarak gerçekleşir. Sürecin nereye götüreceğini en bilgeler dahi kestiremeyebilir. İçinde yaşayanlar görecekler. Sürecin önünde ne benim, ne kimsenin oturma lüksü yok. Süreç kendini dayatsın, siz de ben de kalkar yol veririz, hiç merak etmeyin.

Yazan: demirkan efegil Tarih: April 18, 2007 01:40 PM

Sayin Yunus,

Bu kiliselerin de açılabilmesi gerçekten o kadar önemli mi? Türkiye'deki laiklik-dindarlık çatışmasının düğümü burada mı? Sorun bu mu? Hristiyanlar gerçekten bu kadar yasaklı mı bu ülkede? İnancın yolu hristiyan özgürlüklerinden, ekümenik patrikhaneden mi geçiyor? Ekümenik partikhane Türk müslümanlığına, Dünya müslümanlığına ne getirir ne götürür?

Müslüman olarak haksizligin her türlüsüne karsi çikmamiz gerekmez mi? Yunanistan'daki veya Bulgaristan'daki Müslüman Türklere yapilan bir haksizligi ülkemizdeki hristiyanlara reva görmek elbette bizim gibi büyük bir millete yakismaz. Zira gerçek suçlular yerine onlarin dininden diye baskalarini cezalandirmak dinimize aykiri olur kanaatindeyim.

Gene Balkan savaslari veya kurtulus savasi sirasinda Türklere ihanet ettiler diye bütün bir kavmin sonsuza kadar "suçlu" ilan edilmesi kanimca Islâm'a aykiri. Bunun adi düpedüz kin tutmak olur.

Elbette kliseler veya baska dini örgütler ibadet maskesi altinda TR'nin kötülügüne çalisirlarsa bunlarla mücadele için MIT var, polis teskilati var, ...

Ama müslüman aileden dogup da TR'te ihanet eden yok mu?

Bi isin vicdanî kismi. Simdi bir de stratejik olarak bakalim : Özgürlükleri kisitlanmis bir hristiyan topluluk elbette ihanet etmeye daha yatkin olacaktir. "Güvenlik" veya "laiklik" veya her ne ise onun adina hristiyan vakiflara, hristiyan vatandaslara, kliselere karsi yaptigimiz haksizliklar onlari biraz daha bizim düsmanlarimizin kucagina iter.

ALLAH korkusu bize yeter, komplo korkusu müslümanlara yakismaz diye düsünüyorum. Bir ermeni belki ihanet eder diye bütün ermenileri (rumlari, süryanileri, yahudileri...) düsman görmek bildiginiz gibi Kur'an'in hükümlerine de aykiridir.

Dostlukla


Yazan: Tunç Tarih: April 18, 2007 04:29 PM

Veciz soz guzel de sayin Efegil zaten surec dayattigi zaman kimse sizden destur ismtemeyecekki. Simdiye kadar laikci, rejim muhafizlarinin yaptigi sureci engellemeye calismak, Turkiye'yi icine kapatmak, gercek bir tefekkur ortaminin olusmasini, hassolarin memolarin gozunun acilmasini emgellemek, cevrenin cevre merkezin merkez kalmasini ve kendilerinin merkez oldugu cari rejimi ulkenin batmasi pahasina korumak olmustur. Bunlar yakistirmalar degil. "iyi sair" Behcet Kemal Caglar'in 20'lerde soylediginin aynisini kotu sair Ozdmir Ince 21. yuzyilda tekrarliyor. "cumhuriyet batancagina ekonomi batsin" (INCE) ve "isterse refah yok olsa, donmeyiz atam donmeyiz..." (Caglar). Lutfen cumhursuz cumhuriyetinizi, demokrasi, dunya ile entegrason, gelisme, seffaf yonetim, ozgurlukler gibi "tehlikelerden" koruma misyonundan vaz gecin. Sizi kimse coban tain etmedi; millet de suru degil.

Sizden istenen erdemli yolu sacip, isigi gormeniz, ve kendinizi kurtarmaniz. Aynaya baktiginizda gurur duymaniz. Liyakat ile mevkilerm hak ederek servet edinmeniz. Yani "aydinlanma" nin ta kendisi! Bunu da yapamiyorsaniz golge etmeyin baska ihsan istemez. Korkarim "zaman" geldi. Sizin saatiniz bozuk olabilir.

Not: oksimoron tanimini yanlis biliyorsunuz. Belki bahsettiginiz kavram paradokstur. Tezatlarin tevhididir, yani olmayacak sey "cumhursuz cumhuriyet" "cagdisi cagdaslasma" gibi.

Birde su kulavar degistirmeden vaz gecmenizi dilerim. Biz cerceve olarak demokrasiyi kabul ediyoermusunuz diyoruz, siz II. dunya savasinin cikis nedenleri uzerine tez yaziyorsunuz. Soru bu kadar zor degilki.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 18, 2007 05:47 PM

Tunç Bey

Haklısınız. Söylediklerinize katılıyorum. Zaten benim kastettiğim hristiyanların özgürlüklerinin kısıtlanması, onlara haksızlık yapılması değildi. Bir müslüman olarak inancım, inancı ne olursa olsun, hiç bir insana asla ve kat'a haksızlık, zulüm, baskı yapmamak yönündedir. Benim kastettiğim sadece müslümanların nicelik olarak daha fazla bulunduğu bir ülkede müslüman özgürlüklerine daha fazla önem ve öncelik verilmesi gerektiği idi.

Malatya'da yapılan nefsini bilmez, Allah'ını bilmez, amaçsız (belki de amaçlı) saldırıyı lanetlliyorum. Hristiyanlar da Tanrı'ya inanıyor, onları ateistlere tercih ederim. (Bu tercihim saldırının başka Allah'ın kullarına yapılmasını tercih ettiğimi asla göstermez.)

Yazan: yunus Tarih: April 19, 2007 12:35 PM

Akyol yine etki ile tepkinin yerini karıştırmış.

70'lerde muhaliflere yönelik şiddet eylemlerinin işbirlikçiliği...
80'lerde teker teker kurşunlanan, bombalanan yazarlar, öğretim üyeleri, gazeteciler...
90'larda kitlesel katliamlar, linçler...
Bugün de İslamcı köktenciliğe dayalı şiddet devam ediyor, ve seçtikleri hedefler, şiddetin illa da laik köktenciliğe tepki şeklinde geliştiğini göstermiyor.

Bütün bunlar ortadayken, "türbanı yasakladılar, ondan insanlar şiddete yöneliyor" demek biraz ayıp değil mi? Türban yasağına yönelik (ne yazık ki) kitlesel desteğin kökeninde İslamcı köktenciliğin kendini bu topluma her zaman şiddetle, baskıyla, zorla göstermiş olması yatmıyor mu?

Yukarıda bakın, göreceksiniz. En liberal müslüman da, "asalım keselim" diye çığırıp duran "köktenci" de geçen haftasonu kitlelerin sokağa dökülmesine karşı aynı tahammülsüzlüğü gösteriyorlar. Çünkü cumhur'un sadece kendilerinden yana bir kitle olarak tanımlandığına inanmışlar. Halk'ın, yani elitlerin zorbaların değil, basbayağı Haso'ların Memo'ların, kitleler halinde İslami köktenciliğe karşı durabileceğini tahayyül edemiyorlar. Olabileceğini görünce de öfkeleniyorlar.

Oysa, o kitleden (her ne kadar söylemlerini ben de haklı bulmasam da) öğrenilmesi gereken şeyler var. Çünkü o kitle, her ne kadar öfkeli olsa da, davranışları, tepkisini gösteriş biçimiyle, her fırsatta tahrik olup, "tepki göstermek amacıyla" toplanan, sonra da yakıp yıkan "müslüman" kitlelerden çok farklı. Onun için, hemen, "onlar öyle davranıyorlar, bizimkiler de ona tepki olarak azıyor" deyip kurtulmak yerine, "bu adamlar neden böyle davranıyorlar" diye sormak daha yararlı olabilir.

Yazan: Balbazar Tarih: April 19, 2007 05:52 PM

Her fırsatta dindar dinsiz ayrımı yapanlar, laikliği yeniden tanımlamaya kalkanlar ayaklarını denk almak zorundalar. Aksi takdirde yüzyıllardır dökülen ve bundan sonrada dökülecek kanlardan onlar sorumludurlar!

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: April 19, 2007 06:48 PM

Var Demirkan Beyde epeyce birseyler var ama Bekir Beyin tarif ettigi gibi kulvar degistirince aroma kayboluyor...
...ustelik Dunya savaslarinin cikis sebebi konusundada tespit hatasi var.

Dunya kesif ve icatlari doneminde birbirinin girtlagina cokmek yerine birligini olusturan Ingiltere (UK), Fransa gibi bazi ulkeler ozellikle 19 YY raconu olan somurgecilik sayesinde zengin oldukca benzer kultur ve teknolojiye sahip olan fakat birligini kuramadagi icin somurgeden mahrum olan Almanya ve Italya havasini aliyordu. I Dunya Harbi boyunca-orada burada Ing-Fr vs ile savasan ve akabinde kaybeden Almanya, II Dunya Harbine gelindiginde "ulan taa uzalklara gidip savasacagina bu memleketin kendisini al... somurgeside senin olur" anlayisi ile hesap yapti. Fakat bunun finansmani kolay degildi. Simdi oldugu gibi, o zamanda kapital (Fabrikalar, Ticaret vs ornegin Krupp) Yahudilerin elinde idi ve... propaganda o isi halledivedi. Akabinde kafaya koydugu ulkeleride yuttu. Hitler iki onemli faktoru planlamamisti 1- O zamanlar pek adam yerine konulmayan ve Ingiltereyi ayakta tutan ABD faktoru 2- Napolyonun zaafinin at oldugunu zannettigi ve bu zaafi tanklarla halledecegini zannettigi Rus tabiat sartlari ve organize SSCB tasra orgutlenmesi.
...gerisi tarih.
***

Daha demokrat Demirkan Bey yorumlari okumak dilegiyle.

Yazan: Haydar Tarih: April 21, 2007 08:38 AM

Sayin Hulagu,
Kan dokulmesi konusundaki yorumuzu uzulerek okudugumu ve sizden bu sozleri duymanin talihsizlik oldugunu ifade etmek isterim.

Yazan: Haydar Tarih: April 21, 2007 09:26 AM

içinizden kimisi neden kürtler terorist oluyor diye sorup laylaylom çözümler üretiyor da neden islami şiddet kökten saldırganlık felan gibi lafları evirip çeviriyorsunuz.. bence nedenleri tek taraflı değil çok yönlü ve karşılıklı tartışmak gerek eger sorunu bu halkın bu vatanın bır sorunu toplumsal uzlasının ve huzurun geregı olarak goruyorsanız

Yazan: ancazin Tarih: April 21, 2007 10:29 PM

Bana niye hep demokrasi konusunda atıflar yapıldığını anlamıyorum. Demokrasinin bir geliverdi mi saadetler bahşedecek büyülü bir iksir olmadığını, zaten böyle herhangi bir başka kavram da olmadığını söyledim.

Demokrasi "iman" gibi varsa saadetlere, yoksa felaketlere götürecek bir kavram değildir. Zihnimizi bu tür zıt uç kavramlardan arındırmadığımız sürece böyle yanılgılara düşeriz.

Demokrasi kavramı, kendisini ortadan kaldıracak güçlere karşı kendini korumayı da içerir. Bu güçler sınıf ve zümre egemenliği, cunta, dikta ve teokratik eğilimler olabilir. Demokrasi bu eğilimleri birbirlerine karşı dengede tutar. Bu dengeyi sağladığı oranda da başarılı olur.

Teşbihte hata olmasın, demokrasi güzel ve narin bir kadın gibidir ve onu korumaya, aynı zamanda sahiplenmeye talip bir çok erkek vardır. Onu tek başına sahiplenmeye kalkan taliplerini diğerleri ile engeller. Böylece hiç biri onu tek başına elde edemez. Zayıf demokrasiler bir kesime fazla taviz vermek zorunda kalır. Çözüm demokrasiyi güçlendirmektir.

Yazan: demirkan efegil Tarih: April 25, 2007 09:33 AM

Yapmayin be Demirkan Bey. Siz bunu yaparsaniz ben simdi Ataman-Hulagu'ya ne diyeyim?

Kasitli olrak konulari bulaniklastriyorsunuz. Demkrasinin alademik analizi ilginc olabilr ama burada o kadar egzotik kavramlar degil temel hak ve ozguluklerden yani D'sinden bahsediyoruz. Gri yok konstugumz konuda. Siyah, beyaz. Demokrasinin "surec" oldugu, gokten zembille inmdigini anladik.

Daha once bu "surec" in onune fasuizan yontemlerle suni engeller konulmasindan bahsettim. Cevap vermediniz. Guncel bir siyasi analoji yapacak olursak, eski Meclis Baskan Bozbeyli'nin cok guzel bir veciz sozu vard su 367 zirvasi ile ilgili. "Hem kendin meclise girmeyip hem de bak hakim bey 367 yok" diyemezsin dedi mealen. Cem Uzan'in "devletin kesesi bosaldi" demesi gibi, Calmasaydin bosalmaz idi.

Haydar Bey bazi ifadeklerimin tekra oldugun no etmis ama ne yapayim Efegil gibi bircoklari soylenenleri duymazdan geliyor. Sizin gibi dusunenler DEMOKRATIK SURECI engellemyip sonra da "ne yapiyim ben; surec dayatmadi" demekle sucluyorum. Bun da kendi ifadelerinize dayandiriyorum. Diyalog niyetiniz va ise b elestiriyi tahlil edip cevap vereckasiniZ. Tabii mecburiyet yok.

Simdi spesifikleri konusmuyoruz. Milli iradeye saygi, insan haklari, mesruiyert gibi kavramlari tartisiyoruz. Biraz daha ilimli tartismami iin agir bir ifade gibi gelecwek ama demagoji disinda kelime ilmiyorum kullanduiginiz usul icin.

Ilke olrak kabul edeceksiniz demokrasinin ruhunu; ve kucuk bir kesimin toplum icin iyisin bilmedigini; cumhuriyet seckinleri, cumhuriyetin sahipleri gibi anadan dogma haklari reddettiginizi, laikligin de demokrasinin de "cagdas" tanimlarini en azindan hedef olarak kabul ettiginzi soyleyeceksiniz. Burada Yayla-Mahcupyan "liberalizm" mi demokrasimi tartismasi yapiyoruz. Veya bu ilkelerden kanunlarin metnini cikran komitede degiliz.

Neden size demokrat olup olmadiinizin sorulmasinin nedenini bazen resmen otoriter totaliter, bazen ikircikli fikirler beyan tmenizden olabilir.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 25, 2007 05:08 PM

Bekir bey defalarca tekrar etmekden sitem ediyor. Hic de haksiz degil. Fakat caresiz kafasindakileri ve gonlundekileri buraya dokmek zorunda.
Maalesef insanlarimiz beyaz birer sayfa degil ve pek coguda olan biteni anlamaya donanimli kimseler degil... tersine onemli bir kismi –resmi- abur cubur ile karalanmis sayfa misali kafasi karma karisik bir kitle. Aramizda resmi dogmalarin ördugu duvarin otesine bakabilenler oldugu gibi, o duvarlarin verdigi guvenden dolayi yeniliklere kapali zihniyette olanlarda mevcut.
Caresiz, konusarak, birer birer hepimiz demokrasiyi anliyacagiz ve suratle gerisinde kaldigimiz dunyadaki hakettigimiz payimizi talep edecegiz.
Birikimi olanlarin tekraren ve onca fedakarlikla yaptiklari yorumlarin bosa gitmedigini, biliyorum.
***
***

Burada bahsettigimiz "cagdas demokrasi"dir… yoksa demokrasinin sozlukteki kisacik tarifiyle yetinmek degil.
Zaten sorunda buradan cikiyor. Herkes bu kisa tarifi alip "bakin demokrasi budur... biz de demokratik bir ulkeyiz" deyiveriyor.

Daha ileri gitmeden 3 tarif yaparak konunun –benim anladigim kadari ile- haritasini anlatmaya calisayim.

Demokrat insan: Kendisinin haklarinin baskasinin haklarinin bittigi yere kadar oldugunu kabul eden ve kendisine layik gordugu herseyin baskasininda hakki oldugunu savunan kimsedir.

Demokratik devlet: Hizmet verdigi halkin herbir bireyine TAM esit mesafede duran ve bu esitligi muhafaza eden MEKANIZMA.

Demokrasiye dayali Adalet: Yerel halkin olusturdugu yerel jurilere adaletini teslim edebilecek kadar bireylerine ve kendisine guvenen adalet sistemi (bize nekadar ucuk gelen bir kavram degilmi?).
***

Sayin M Akyol’un favori ulkesi komunist Kuzey Kore, benim favorim askeri diktatorluk olan Myanmar (Burma/Birmanya), Kralicesi olan Ingiltere, Danimarka, Chavez’i olan Venezuela, Turkiye ve daha duzinelercesi “biz demokratik bir ulkeyiz” diyebiliyor ama birinin digerine benzerligi yok.

Nasil oluyor bu?
Herbirinin iyi kotu bir secimle olusan parlamentosu, yetkili/yetkisiz hukumeti ve oyle veya boyle mahkemeleri var da ondan.

Mesele; bu meclisin/hukumetin/mahkemenin birilerinin vesayeti, yasagi, gudumunde olup olmadigi vede olusturulurken nasil engellerin, yasaklarin, barajlarin, filtrelerin konuldugu meselesidir.

Daha evvel bahsetmistim; bagimsiz devletler genel olarak ya isgalcilerin kovulmasi yada mevcut ulkeye baskaldirmakla kurulur.
Kurulus asamasinda ya bir Manifesto, Deklarasyon, Celiski Belgesi vs gibi belge olusturulur yada Gecici Anayasa yapilir. Kurulustan sonra ismi Anayasa olur. Anayasa aslinda DEVLET ile BIREY ARASINDAKI SOZLESMEDIR. Yani bireyin haklari ve gorevleri ile ona hizmet etmekle yukumlu devletin haklari ve gorevlerini tanimlar.
Dogru durust anayasalara baktigimizda Bireyin haklari cok fakat gorevleri sadece bir iki madde iken, devletin gorevleri cok fakat haklari azdir.
***

Iste bu oran Liberal Demokrasi ile Oligarsi/Diktatorluk arasindaki farki belirler. Yani toplum alabildigince ozgurdur yada bin turlu yasaklarla kivranir. Fakat her iki durumdada o devletin yoneticilerine “Demokratik devletmisiniz?” diye sordugunda cevap “Evet” tir. Turkiyenin bu cetveldeki yeri neresidir? Nerde olmalidir?

Anladigim kadariyla buradaki yorumcularin bazilarinin kisir dongu icerisinde oldugu sorun budur.

Yazan: Haydar Tarih: April 25, 2007 09:15 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)