« 300 Spartalı, Oryantalizm ve Faşizm | Ana Sayfa | Vahiy ve Bilim Üzerine Bir Not »
April 04, 2007
Akıllı Tasarım Teorisine Yönelik Bir Eleştiri ve Cevap
Türkiye’nin en birikimli ve vasıflı Müslüman entelektüelerinden biri olan Sayın Ali Bulaç, 28 Mart 2007 tarihli “Darwincilerden Tık Yok!” başlıklı yazısında Darwinizm’in yanısıra Akıllı Tasarım teorisine de eleştiri getirmişti. “Allah, zeka sahibi insan gibi tasarlamaz; ilmi, iradesi ve kudretiyle halkeder ve bu yaratma "Kün" emriyle vuku bulup devam eder” demiş, “insana ait bir sıfatla Allah nitelendirilemez” diye de eklemişti.
Ali Bulaç’ın "Akıllı Tasarım" başlıklı bugünkü köşesinde ise, benim kendisine yolladığım bir okur mektubu yayınlandı. İlgi ve nezaketine çok teşekkür ediyor, mektubun metnini aşağıya ekliyorum:
Çok saygıdeğer ve sevgili Ali Bulaç ağabey,28 Mart tarihli "Darwincilerden tık yok!" başlıklı yazınız için sizi tebrik etmek, ancak izninizle bir de şerh düşmek isterim.
Sözünü ettiğiniz "tasarımcı teori", canlıların Darwinizm'de ileri sürüldüğü gibi tesadüflerle ortaya çıkmadığını, "tasarlandıklarını" savunur. Siz "Allah, zeka sahibi insan gibi tasarlamaz; ilmi, iradesi ve kudretiyle halk eder" demişsiniz. Çok haklısınız. Ancak bunun üzerine iki hususu belirtmem lazım.
Birincisi, söz konusu teoride geçen "tasarım" kelimesinin, aslında beşeri bir "tasarlama süreci"ni kastetmediği. Burada biraz modern Türkçenin yetersizliğinden kaynaklanan bir problem var. İngilizce aslı "design" olan kelime aslında "tesadüf" kavramının zıddı olarak kullanılıyor ve "maksatlılık" ifade ediyor. Yani bu teoriyi savunanlar, "Canlılık tesadüfen ortaya çıkmamıştır, belirli bir maksatla var edilmiştir." diyorlar.
İkinci nokta ise, bunun dinî bir açıklama değil, bilimsel bir teori oluşu. Tabiata bilim yoluyla baktığımızda, Darwincilerin ve diğer materyalistlerin iddiasının aksine büyük bir düzenlilik, planlılık ve bilgiyle karşılaşıyoruz. "Tasarım teorisi" bu gerçeği yine sadece bilimin sınırları ve terminolojisi içinde kalarak inceliyor. Tabiatı var etmiş olan Zat'ı, yani Allah'ı ve O'nun sıfatlarını ise, bilim gibi beşeri bir yolla değil, vahiy yoluyla tanıyoruz.
Bir insan eğer beşeri bir bilgiden yola çıkarak Allah'ın sıfatlarını tarif etmeye kalkarsa, kuşkusuz büyük bir hataya düşer. Yazınızda işaret ettiğiniz tehlikeye bu açıdan katılıyorum. Ancak tasarım teorisinde böyle bir yaklaşım yok. Aslında bu teoriyle yapılan şey, Allah'ın Halik (Yaratan) ve Musavvir (Tasvir Eden) gibi sıfatlarının tecellilerinin, bilim yoluyla müşahede edilmesi.
Kuşkusuz vahiy mutlak doğrudur; bilim gibi beşeri bilgi kaynakları ise eksik, kusurlu ve değişkendir. Bunu tasdik ettikten sonra, vahyin mesajını doğrulayıcı bilimsel veri ve teorilerin dile getirilmesi sanırım mahzurlu olmaz; aksine belki "tahkiki iman"a destek olabilir. Nitekim günümüzde "kainat yaratılmıştır" hakikatini desteklemek için fizikteki "Büyük Patlama" teorisini, yahut kader gerçeğini izah etmek için "Zamanın İzafiyeti" teorisini kullanan Müslüman (veya Ehli Kitap) yorumcular var. Aynı şekilde, bir sosyal bilimci, toplumların yükseliş ve çöküşünün ahlakla ilişkisini ortaya koyan bir teori geliştirebilir. O sosyal teorinin seküler bir ismi ve terminolojisi olacaktır, ama ifade ettiği hakikat vahye uygun düşecektir. Kanımca, "tasarım teorisi" de böyledir. Saygı ve sevgilerimle."
Mustafa Akyol
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 4, 2007 10:33 AM




Bulac'in gecenlerdeki "Darwin'cilerden tik yok" yazisini okuyunca "Mustafa Bey garanti buna cevap yazar" demistim. Guzel de cevap olmus, ozellikle "design" in "tasarim" olarak tercume edilmesi noktasi onemli. Bizde "tasarim" cok sinirli manda kullaniliyor, kelime ilk olarak sanirim moda dunyasi ile girip sonradan teknolojide de kullanildigi icin (bir zamanlar desinator diye bir kelme kullasnidi cagdaslar). Bulac'in son yazisindaki su ifadeyi ozellikle problemli buldum.
" Niyeti ve amaçladıkları dolayısıyla Akyol'a katılıyorum; ama akıllı tasarımın temel argüman ve kurgusu itibariyle varlıktaki yaratılış, hikmet ve gayeyi ifade etmeyeceğini düşünüyorum." (A. Bulac).
Oysa Mustafa Bey'in cevabini tam anladi ase AT'nin boyle bir misyona soyunmadigi sonucuna vamasi gerekirdi.
Ayrica AT'nin oldukca mutevazi diyebilecegim "bir design urunu olmak zorunda" (tesaduf degil maksatlilik) argumani bilimsel bulgular ve gozlemlere dayanarak "hikmet ve gaye" konusunda daha derin tahliller yapan Bediuzzaman ve genel olrak kelamcilara daha kuvvetli muhalefet serhi oymasi gerekir Bulac'in. Belki de koymustur; ben her yazip soyledigine vakif degilim. Biz insaniz . Dusundugumuz her konu, kullandigimiz dil insan acziyeti ile sinirli. "bu yapinin bir mimari olmak gerek" diyen Bediuzzaman'i da elestirmek gerek o zaman. "imar etme" bir insani vasif olduguna gore.
Ben "tasarlanmis" i "yaratilmis" okurum. AT'nn benim icin derin bi felsefi manasi yok. Pratik kullanici olrak sekule toplumlarda tedrici bir kanna degisimi icin bir arac lrak gorurum. Mevzu ile ilgm bu kadardir. Cevabini bilmedigim bir soruya cevabi aramam AT'de. Ustelik tartismalar guzel bir zihin cimnastigidir; bu da cabasi.
Bu noktada "kose yazarligi" ile akademik tahlller iceren tebligler arsindaki fark uzerine bir not: Her ne kadar bir yazinin "akademi" den cikmasi onun bir kose yazisinan degerl oldugunu gostermez fakat kose yazisinn aksine "akademik" urunler mercek altina alinir (Turkiye istisna bu gunlerde). Kose yazari her guncel konuda ilk intibasini yazmakta beis gormez.
Mevzu ile alakasi su: Saniyorum Bulac AT'yi benim kadar dahi arastirmamis. "bilimsel yonuyle ilgilenmiyorum" notunu dusmes guzel ama bunu cikardiginizda geriye A. H. Coskun'un "fideizm" (ne luzum var) argumani kaliyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 4, 2007 12:37 PM
sevgili mustafa abi.ali bulaç çok değerli bir din ve felsefe adamı ama bende onun akıllı tasarım hakkındaki eleştirilerine katılmıyorum.bence siz kendisine çok mantıklı ve sağduyulu bir cevap vermişsiniz.bence akıllı tasarım teorisine bilim adamları gibi sağduyulu din adamlarının da sahip çıkması gerekir.bence ALİ BULAÇ bey'in yapması gerekende budur.AKILLI TASARIM FIRTINASI ESMEYE DEVAM EDİYOR.
Yazan: CÜNEYT CENGİZ Tarih: April 4, 2007 01:25 PM
Ali Bulaç bey Darwincilerden Tık Yok! demiş ama namı diğer Adnan hoca'nın (Harun Yahya) bedava dağıtılan safsatalarını okumaktan sanırım diğer bilimsel yazıları okumaya fırsat bulamamış.
Ateizm.org'dan alıntıladığım aşağıdaki yazıyı Ali Bulaç bey'e de gönderdim.
http://portal.ateizm.org/modules.php?name=News&file=article&sid=98
Bir de Ali Bulaç'ın yazısında Darwin'den yapılan alıntının çarpıtılması var. Darwin'in söylediği şu:
I could show fight on natural selection having done and doing more for the progress of civilization than you seem inclined to admit. Remember what risk the nations of Europe ran, not so many centuries ago of being overwhelmed by the Turks, and how ridiculous such an idea now is! The more civilised so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world.
Burada Türk barbarlığı diye bir şey geçmiyor. Sadece, yüzyıllar önce Türklerin Avrupa'yı tamamen istila etmesi durumunun artık geçtiği söyleniyor. Tam çevirisi şu:
'Size doğal seçilim kavgasının uygarlığın ilerlemesine sandığınıdan daha çok etkisi olduğunu gösterebilirim. Çok değil,birkaç yüzyıl öncesi,Avrupa uluslarının Türkler'in istilasıyla karşı karşıya kalmış olduğunu anımsayınız birkez, şimdi böyle bir düşünce ne kadar gülünç geliyor. Daha uygar Kafkas denen ırklar, yaşam için verdikleri kavgada Türkleri tümüyle yendiler. Çok uzak olmayan bir geleceğe baktığımızda, sayısız aşağı ırkın yüksek uygarlıktan olanlar tarafından yeryüzünden elimine edileceğini görebiliriz.'
Bu da çarpıtılmış çeviri:
"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, hayat mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini görüyorum."
Burada Darwin, yorum değil, tespit yapıyor. Yazısında bunun ahlaki olarak böyle olması gerektiği, bu yaşam mücadelesi ve ırklar arasındaki savaşın doğru ve olması gereken bir şey olduğu yolunda hiçbir şey yok. Yaptığı bir tespit.. Kaldı ki, bunlar evrim kuramı ile ilgisi olmayan, siyasi görüşler. Bugün baktığımızda Darwin'in kullandığı, aşağı ırk, üstün ırk gibi terimlerin bilimsel olarak doğru olmadığını görüyoruz. Ayrıca, bugün uluslar ve uygarlıklar arası kavgaların doğal seçilimle bir ilgisi olmadığı da anlaşılmıştır. Ancak, Darwin'in yaşadığı çağdaki yaygın anlayış böyleydi. Bunun yanlış olması, evrim kuramının yanlış olduğunu göstermez. Çünkü evrim kuramının konusu, üstün ya da aşağı ırklar değil, ortama daha iyi uyum sağlayan veya sağlamayan genlerdir. (Hülagü TTT)
Yazan: Hülagü Tarih: April 4, 2007 04:14 PM
Ben yazacaktım, Bekir bey önce davranmış. Dizayn'a, Allah ol derse, oluverir'den yola çıkıp karşı çıkmak çok abes. O zaman Allah'ın tüm sıfatlarını boşa çıkarmış olursunuz. Ne Müdebbir diyebilirsiniz, ne Müzeyyin, ne Musavvir, ne Müntakim, ne Kahhar, ne hiçbir şey. Şunu anlamak gerek: Yaratıcının mahiyeti bilinmez. Ancak kendi mahiyetimizden bildiklerimizle kıyas yapabiliriz. "Basir", yani "gören" nasıl gözü olan bir yaratıcıyı anlatmıyorsa, "musavvir" de tasarım yapan, cetvelle ölçüp biçen bir Tanrıyı anlatmaz.
Biz, gördüğümüze tasarım deriz. O yaratıcı için tasarım değildir, "ol" bile değildir. (Allah bir şeye olmasını istediği zaman "ol" der, "oluverir!" sözü bile biz insanların kavraması içindir. Allah bir şeye olmasını istediği zaman "ol" demesine gerek mi vardır? Allahın istemesi ne demektir?) Nasıl ki biz gördüğümüze sanat eseri deriz, O'na Sani deriz, o yaratıcı için bir sanat değildir. Veya biz gördüğümüze güzel, çirkin deriz. Güzellik ve çirkinlik bizim algımıza ait kavramlardır, mutlak çirkinlik diye bir şey yoktur.
Dizayn kelimesi de bu bağlamda düşünülmeli. Asimov robotuna, veya Ferrari motoruna 'mükemmel dizayn etmiş şu Japonlar' diyorsak, kendi bedenimize de veya bakteri kamçısına da 'mükemmel dizayn edilmiş bir beden veya yaratık' demekte beis olmaması gerekir. Hangi perdeden konuştuğumuzla ilişkili.
Ezeli perdeden konuşuyorsak bile ki insan neden bilmediği ile ilgili konuşmayı sever bilinmez, 'Kader' ve 'levh-i mahfuz' tabirleri de bir dizaynın olduğunu gösteriyor.
"Biz her şeyi bir ölçü ile yarattık" ayeti içinde tasarım yok mu? Beşer için var, Halık için yok.
Tartışmaya değmeyecek bu 'tasarım' tabiri neden muhafazakarlarca eleştiriliyor anlamak güç? Belki Akıllı Tasarım tabirini değiştirip ne bileyim Bilinçli Tasvir gibi bir isim verseniz çözülür mü?
Hem bilim dünyasını memnun edeceksin, hem de 'yok böyle bir şey dinimizde !' diyenlere dert anlatacaksın, Allah kolaylık versin...
Yazan: Ekrem Senai Tarih: April 4, 2007 05:46 PM
Niyetim bit tegetten cikip temel mevzudan uzaklasmak degil ama Ekrem Bey'in yorumunun yatigi bir cagirsim var, buraya not edetmek arzusu hissettim.
Ogrencilik yillarimda bazi arkadaslar insan icin "yraticilik" vasfi kullanmamin sirk oldugunu hatrirtirlardi. Ben de ne demek stedigimi acikla baska kelime nermelerini isterdim. Hala lisanimda vardir "yaratici zeka" "yaraticilik" gibi ifadeler, cunku alternatif kelmeler yeini tutmuyor.
Gelmek istedigim nokta bazen insanlarin usul ile muhtevay karistirmalari olgusu. Kelimeler toptan kuifayetsiz. Benim gibi bircoklarninki bazi knularda tamme kifayetsiz. O zaman cenemzi kapayallimmi?
Insanlara milyarlrca isik yil uzaktaki bir yildizdan bahsetmelerin istersek hang lisanla anlatacak onu. Tabiiki bldigi ile. Uzay Kurgu filmeleinde dikkatinizi cekmistir. UFO'larda nen yaratiklarda. Hemen hepsi iki ayak uzernde ; hemen hepsinin bir kafasi, iki gozu bir var. bazilarninki tepede falan. Yani nsanin deforme olmus sekilleri hemen hepside. Ne yapsinla tahayyuleri de bildikler ile sinirli? Insan olma hali.
Biz de butun insani vasiflardan munezzeh olan Allah icin de birtakim beseri vasiflar veya turevlerin kullaniyoruz, sinirli beynimizin kapsitesi bu.
Mustafa Bey'in duzenledig "Yeryuzunde Yasamin Kokeni" konfransinda da saniyorum bir ilhiyatc hoca "tanri" kelimesine itiraz etmisti. Oysa kelime tum inanislardaki ilhlari kapsayan jenerik manada gecmisti. Ustelik AT'cilerin Musluman olma sarti da yokur. Katilimcilar arsinda Yahudi agnostik, Katolik ve Protestan ve Musluman vardi.
O zaman gerek Bulac gerek o ilhiyatci ve digerleri icin "innemel a'malu binniyet" (ameller niyetlerle olculur) cevap olabilir saniyorum. Ornegin biri "bu ifadenle Allah'a beseri vasiflar atfediyorsun" derse "niyetim o degil; kelimleler kifayetsiz" diyerek kurtulamazmiyim? Retorik soru. Ama dilerse Bulac cevaplayabilir.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 4, 2007 08:11 PM
Ali Bulaç ne zaman kendi alanının dışına çıksa abuk subuk şeyler söylüyor. "Bilim beni ilgilendirmez" ne demek, "bu konuda bilimi baz alamam, bilim bu konuda önceden belirlenmiş bir çerçeveyi doldurur" ne demek?
Ben evrim teorisini bildiğim için evrimi eleştirebiliyorum. Açıklarını yakalıyorum, uzmanlara soruyorum, araştırıyorum. Bilimin iddialarını bildiğim için de "neyin ne ne kadar ne" olduğunu iyi biliyorum. Ben bilimi kaale almayıp, "önyargılı yaklaşıyorlar" diye sırtımı dönemem. Öyle olsa bile dönemem... Ali Bulaç bey felsefeci bildiğim kadarıyla. Böyle bir deyim hatasını en son onun yapması gerekirdi. Harun Yahya kitaplarını bu kadar met edip, üzerine bilime sırtını dönmek, dogmatistçe bir davranış...
Pozitivist yöntemle ateizm de teizm de kanıtlanamaz zaten. Neden bilimden bu kadar korkuluyor anlamıyorum. Varsa bir iddia, araştırıp sorarsın ve yanıt alamadığın anda o iddia temelsiz kalmıştır, neden korkuyoruz ki...
Yazan: tahsin Tarih: April 4, 2007 09:14 PM
Ekrem Senai Beyin açıklamaları çok hoşuma gitti..
güzel açıklamalar getirmiş..teorinin isminin Türkçe'de daha farklı kullanılması konusuna katılıyorum..maksat ifade edilemiyor ve sırf isimden dolayı teoriye karşı bir tutuculuk meydana geliyor.
Fakat akılı tasarım ile bilinçli tasvir arasında pek fark göremedim.bence akıllı,bilinçli gibi sıfatları kullanmayalım.bilinçsiz bir tasvir olabilir mi?
sadece dizayn diyelim ya da tasarım..dizayn teorisi çok güzel oldu bence..ben artık AT'ye dizayn teorisi diyorum..
hayırlı olsun:)
Yazan: deniz Tarih: April 4, 2007 10:44 PM
Kemal Tahir Yorgun Savaşçı’da güzel söylemiş: “Bir şeyin tabu olması için anlaşılması değil, anlaşılmaması şarttır.”
Akyol şöyle demiş:
“Kuşkusuz vahiy mutlak doğrudur; bilim gibi beşeri bilgi kaynakları ise eksik, kusurlu ve değişkendir.”
Bu ne kadar vahim bir cümle. Bu anlayışa sahip olan kişi daha en baştan itibaren bilime değil, sadece vahiye dayandığını itiraf etmektedir. Halbuki vahiyin mutlak doğru olduğuna dair elimizde herhangi bir kanıt yok. Hatta varoluşun bilinçli olarak yaratıldığına dair bir kanıt da yok. Birilerinin varoluşun amaçlı olarak yaratıldığını a priori kabul edip, sonra da bunu kanıtlamak için bilime başvurması ne kadar zavallıca. Hal böyleyken, akıllı tasarımın bilimsel olduğunu iddia etmek insanın kendisini ve başkalarını kandırmaya çalışmasından başka bir şey değil.
Bilimin verilerinin değişken olması onun bir dogma olmasını engeller. Popper yanlışlamacılıktan bahsetmiyor muydu? Kendisine sunulan şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmemek ve her defasında bunun doğruluğunu sınamak ya da araştırmak, ancak aklını kullanıp sahip olduğu iradenin hakkını veren kişilere mahsustur.
Bilim, vahyi tasdik etmenin değil, gerçeği aramanın aracıdır.
Bu insanlar inançlarını, doğru veya gerçek olup olmadığını araştırmaksızın, her şeyin önüne geçiriyorlar. Ve gerçek onların inançları ile çatıştığında da, gerçeğe yüzlerini çevirip inançlarını takip etmeyi seçiyorlar.
Yazan: bliyaal Tarih: April 5, 2007 02:13 AM
Ben de okuduğumda Bekir Ağabey gibi "Mustafa Bey buna cevap yazar" demiştim, elize sağlık. Ekrem Bey'e de Bekir Ağabey'e de katılıyorum.
Ali Bulaç çok değerli bir entelektüel ama Tahsin Bey'in de söylediği gibi bazen alanı dışında çıktığında anlamsız şeyler yazıyor.
Hepsi bir tarafa Ali Bulaç gibi bir ismin asırlardır kelamcılar tarafından kullanılan bu argümanı atlaması çok ilginç geldi.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 5, 2007 07:24 AM
Sayın Bliyall,
Dikkat ederseniz Mustafa Bey o sözü AT bağlamında söylemiyor; Ali Bulaç'ın değindiği konuda ve zaten müslümanların inandığı Allah tasavvuru bağlamında söylüyor.
Bunu AT bağlamında söylemiş gibi yapıp teoriye ilişkin önkabulle olduğunu iddia etmeniz şık olmamış.
Size daha önce de söylemiştim; AT hakkında hiçbirşey bilmediğinizi. Bu yorumunuzla bunu ispatlamış oldunuz.
AT konusunda biraz okuma yaparsanız tümdengelim sandığınız şeyim tümevarım olduğunu anlayabilirsiniz. Birkaç link vereyim belki yardımcı olur:
http://www.discovery.org/
http://www.arn.org/
Ön kabuller konusunda ise sanırım naturalistlerin eline kimse su dökemez.
Naturalizm gereği "Bismillah, evrim gerçeklemiştir"le başlayan sonra da ordan buradan delil kotarmaya çalışıp güya bilimsel teori ortaya attıklarını öne süren darwinistler değil mi?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 5, 2007 03:25 PM
Sayın bliyaal,
Bu cümlede takıldığınız vahyin mutlak doğru olması mı, bilim gibi beşeri bilgi kaynaklarının eksik, kusurlu ve değişken olması mı? Bilim dediğimiz eğer insanın aklını kullanarak, gözlem ve deney gibi yöntemlerle tabiatı anlama çabası ise, bu anlamanın beynimiz ve algımızla sınırlı olduğunu kabul etmek durumundayız. Nitekim evrenin nasıl yaratıldığına dair, atom altı parçacıkların hareketine dair, canlılığa dair bilimin bize sunabildiği gözlemlediğimiz ve anlayabildiğimiz kadarıdır. Bilim, bize tahminler sunuyor. Tahmin gerçeği ifade edemediğine göre EKSİK olduğunu teslim etmemiz gerekir. Aynı şekilde bugün İndeterminist yaklaşım, kaos teoremi, kuantum mekaniği bize şimdiye kadar doğru bellediğimiz "gerçeklerin" KUSURLU ve DEĞİŞKEN olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak cümlenin ikinci yarısında bir yanlış yok. Zaten siz de bilimsel verilerin değişmesinin dogma olmasını engellediği için iyi olduğunu söyleyerek bunu tasdik ediyorsunuz. Cümlenin ilk yarısına gelince buna "iman" veya "inanç" deniliyor. Bunun doğru veya gerçek olduğu araştırılmaksızın kabul edilmesi yanlış olabilir, bu konuda size katılabilirim. Ben, Mustafa Akyol'un yazılarında şimdiye kadar hiç böyle bir dogmatik yaklaşıma rastlamadım. Yani "vahiyde böyle yazıyor, bu yüzden inanıyorum" dediği bir satırı ben hiç bilmiyorum. Aslına bakarsanız bunun tam tersi bir yaklaşıma sahip. Olayı Mustafa Akyol'un şahsında genel olarak düşünüyorsanız belki haklı olabilirsiniz Mesela ben şahsen birçok konuda vahye körü körüne inanıyorum. Cennet, cehennem, melek, cin, şeytan... bunları neden inkar etmem gerekiyor? Bilim doğrulamadığı için mi? Halbuki böyle bir iddiada bulunmak bile bilimsel değil. Bilim, eğer her şeyi çözmüş ve her dalga boyuna, evrenin her karışına, atom altı parçacıklarına nüfuz edip bir şey bulamamışsa "yoktur!" deyip kesip atalım. Bu gerçekleşinceye kadar inanmak veya inanmamak seçenekleri olmak durumunda. Bilim adamlarının hepsi ateist mi? İnanmak gibi inanmamak da bir seçenektir. Bunu bilimi kutsayıp desteklemek çok anlamsız. Bilim insanlar için değil mi? Dogmatik olmayayım diye sizin inanmadığınız şeylere ben de inanmamak zorunda mıyım? İnanıyorum kardeşim, ben dogmatik olmak istiyorum, eğer bu dogmatiklikse.Yazan: Ekrem Senai Tarih: April 5, 2007 04:04 PM
Sevgili Bekir yıldırım,
Sizin değindiğinizin konuyu açıklaması bakımından:
Mecellede ''Lüzumi küfür, küfür değil iltizami küfür, küfürdür.''
''Küfrü lüzumlu kılan herşey küfür değil, küfür kasdıyla söylenen küfürdür.'' şeklinde osmanlıcadan çevirebileceğimiz söz ile formüle edilen:
İlk akla gelen manasıyla yalnız Allah için kullanılan bir sıfat ya da filli insana atfetmek maksadıyla söylendiği düşünülen bir sözü beşer ağzından duyduğumuzda hemen şirk ya da küfür diyebilir miyiz? sorusuna cevaben klasik ulemanın görüşü odur ki önemli olan burada kasdı mütekellim/söyleyin muradıdır.Kişinim maksadı iltizam etmek yani kelimedende anlaşılacağı üzere sözün ilk küfür manasını ''yüklenerek '' bilerek isteyerek yukarıdaki gibi Allah'a eş, yaratma iddiası ile kulanılıyorsa bu küfürdür fakat kişinin kasdı başka birşeyi dile getirmekse yani ilk bakışta küfrü lüzumlu kılan bir lafız söylemişse buna hemen küfür denemez kişinin murad ettiği mana önemlidir başka birşeyi bu yolla anlatmış olabilir.Buradan amlaşılacağı üzere yaratma kelimesini kimsenin önceden aklına gelmeyen bir düşünce vs olarak kullanan kimsenin tekfir edilemeyeceği sonucu çıkar.
Son olarak
''ameller niyetlere göredir'' sözü bildiğim kadarı ile genel geçer bir kabul değildir niyetimizi de doğru ifade etmek durumundayız yanlış anlaşılmamak bakımından.
Fakat sizin kullandığız bağlam doğru.
Selam Sevgi ve muhabbetle
Yazan: Muhammed ALi DİKTAŞ Tarih: April 5, 2007 04:39 PM
Akıllı tasarım..Bu tanımı ilk okuduğumda ben de Ali Bulaç gibi “tasarım’ı”,tasarlanmış şey yani isim olarak değil fiil olarak düşünmüştüm.
Tasarımın olduğu yerde akıldan söz etmeye gerek yoktur.Bu nedenle de tasarımın bir de “akıllı” sıfatı ile tanımlanması, bir anlam arttırma çabasıdır.
İşlevsel yada değil tüm tasarlanmışlar için ve pek tabii ki bilgi gerekir.Hiçbir insani tasarım da yoktan var edilmiş değildir.İnsan ürünü tasarımlar,aklın anlayabildiği kadarı ile doğanın imkan verdiği ölçüde gerçekleştirilebilmiş taklitlerdir.
Akıl ve onun ürünü tasarım insana ait görünür ama bir kuşun dal parçaları ile yaptığı yuva,su samurunun baraj inşası,bir arının bal peteği,bir karıncanın yuvası da tasarımdır ve bu canlılar için işlevseldir.Bu canlıların sahip olduğu bilgi kaynağına biz sadece içgüdü deyip geçsek de onlar genlerine kodlanmış bilgilerdir.
Akılsız doğa düzenini tesadüfler zinciri kurmuştur yada akıllı doğa, bilinçli tercihini kuvvetli olandan yana kullanır,bu onun seleksiyon yöntemidir demek, “yaradan” inancı taşımayan birinin kendi varoluşunu “akli” açıklama gayretidir.
Tüm canlılar varlıklarını sürdürebilmek için bazı yeteneklerle donatılmıştır.İnsanoğlunun, yaşanmayacak hale getirmek için verdiği zararlardan başka doğaya kattığı hiçbir artı değer yoktur.
Doğa akıllı bir seleksiyon gerçekleştiriyorsa kendine bu denli zarar veren insanoğlundan yana neden seçim yapsın ki?
En akıllı olduğu için mi?Sizce varolmak için ihtiyaç duyduğunu fütursuzca tüketen kendine zarar veren akıllı mıdır?
Yada insan evrimleşebilecek kadar kuvvetli olduğu için mi?
Akılsız doğa ise piyangodan ikramiye kazanan biri kadar şanslı olmalı ki tesadüflerin sonuçları tüm canlılar gibi insanların da hayatlarını idame ettirecek pozitif değerlere denk gelmiş.
İnsanoğlu “akıllı tasarım” tanımını salt bilgi ile değil aynı zamanda bu bilgiyi “muhakeme” yeteneği ile değerlendirip kullanabilen,kendi eli ile yaptığı bir robot için kullanabilir. İnsanoğlu sahip olduğu akıl ve bilgi ile çevresini anlamlandırabilir.Aklının alacağı basitliğe indirgediğinde anlar ve tanımlar.
Yoktan var etmek ”ol” demektir, bunu anlayabilen için kelimelerin ne anlamı kalır?
Allah’ın yaratıcılığını tanımlayabilecek, bilinen kelimelerle cümle kurabilen var mıdır ki bu mükemmel düzeni tanımlayabilecek en doğru tanımı yapabilsin.
Yazan: çuvaldız Tarih: April 5, 2007 06:35 PM
Tesekkurler Muhammet Ali Bey, Cuvaldiz Hanim bilgece yorumlariniz icin.
Tamamen ayni fikirdeyiz Muhammet Bey. Ben de ifadeyi "genel gecer" oldugunu dusunerek kullanmamistim, aklima gecerli olmayan yuzlerce ornek geliyor. Ibadetleri emredildigi usuller dairesinde yapmamak gibi. Bu mudafayi genellikle dinle aklakasi olmayanlar cok kullanir "din gosteris icin degildi gizli olur, Allah'la kul arsinda, ben ibadetimi gizli yaparim..." edebiyati standart sakizdi laikci agizlarda).
Bu baglamda uygun buldum. "AT dedigin zaman vahyi, hikmeti beseri terimlerle aciklamis oluyorsun" diyen birine cevap olarak "ben onu demek istemiyorum" demektir "amel" ve "niyet" baglantisi.
Sair bosuna dememis "bilemezdim kelimelerin bu kada kifayetsiz oldugunu.." diye C-Z Hanim :)
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 5, 2007 09:37 PM
Tesekkurler Muhammet Ali Bey, Cuvaldiz Hanim bilgece yorumlariniz icin.
Tamamen ayni fikirdeyiz Muhammet Bey. Ben de ifadeyi "genel gecer" oldugunu dusunerek kullanmamistim, aklima gecerli olmayan yuzlerce ornek geliyor. Ibadetleri emredildigi usuller dairesinde yapmamak gibi. Bu mudafayi genellikle dinle aklakasi olmayanlar cok kullanir "din gosteris icin degildi gizli olur, Allah'la kul arsinda, ben ibadetimi gizli yaparim..." edebiyati standart sakizdi laikci agizlarda).
Bu baglamda uygun buldum. "AT dedigin zaman vahyi, hikmeti beseri terimlerle aciklamis oluyorsun" diyen birine cevap olarak "ben onu demek istemiyorum" demektir "amel" ve "niyet" baglantisi.
Sair bosuna dememis "bilemezdim kelimelerin bu kada kifayetsiz oldugunu.." diye C-Z Hanim :)
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 5, 2007 09:38 PM
Takke düştü kel göründüü! :)
İşinize geldiği zaman "AT bilimseldir, Allah başka bir meseledir" diyorsunuz (bilimsel düşünceli insanları ikna etmek için). Bazen de burada olduğu gibi "AT, Allah'ın Halik ve Musavvir gibi sıfatlarının tecellilerinin, bilim yoluyla müşahede edilmesidir" deyiveriyorsunuz. :)
Hangisine inanacağız? AT'nin "dini bir misyonu" mu var, yoksa yok mu? AT, "tarafsız birşekilde sonuçları aramak" mı istiyor, yoksa "allahın bilmemne sıfatlarının müşahade etmek" mi??
Yazan: Keskin Tarih: April 6, 2007 02:38 PM
Ekrem Bey,
Mustafa Bey'in cümlesini yorumlamışsınız. Fakat bir noktayı hatırlatmak istiyorum.
Biz evrene nasıl bakarız? Birşeyleri nasıl "öğreniriz?" (Her konuda)... Bunun belirli yolları vardır. Görürüz, duyarız, dokunuruz, vs. ve bunların gelişmiş/sistematik şekilleri olarak "bilimsel yöntemler" kullanırız.
Gelelim Vahiy'e. Vayih demek "Allah'tan haber almak" demektir. Fakat bu nasıl olur? Örneğin bir insan, kendisine vahiy geldiğine nasıl karar verir? Bunun da yolları yukarıdakilerle aynıdır. Yani o da birşeyileri görür, duyar ve bunları "vahiy" olarak yorumlar. İnsanın 5 temel duyusu vardır, insan bu yollardan öğrenir. 6. bir "vahiy duyusu" "vahiy kanalı" yoktur.
Demek istediğim, Mustafa Bey'in cümlesindeki iki kısım birbirinden bağımsız değildir. Eğer bizim duyularımız KUSURLU ise, bu duyular yoluyla edindiğimiz bütün bilgilerin de şüpheliliği artar. (Bu vahiyleri de kapsar.) Yani duyularımızın ve bilimin kusurluluğu, vahyi daha güvenilir bir bilgi kaynağı yapmaz.
Yazan: Keskin Tarih: April 6, 2007 04:18 PM
keskin
siz bayağı keskin bir biçimde bilenmişsiniz anlaşılan..Allah'a inanmayan birçok insan hiç olmazsa saygı duyuyor ve bilmemne sıfatları demiyor.
çok yakışıksız..kınıyorum..
siz anlatılmak istenen şeyi anlamamışsınız..Mustafa Bey müslümanca bakışı ifade ediyor..
ben size sorayım..
evrimin ateist bir misyonu var mı yok mu?
neden bu teoriye iman etmemiz isteniyor?bunu neden sorgulayamıyoruz bile..sorgulanamayan bilimsel teori olur mu?
bir teziniz varsa karşında ant-i tezide üretilecektir elbette..
tesadüfçülüğü bilimsel iddia olarak ortaya koyarsanız tasarımda karşısına dikilir..
acaba evrim gerçekten tarafsız bir şekilde sonuçları mı aramak istiyor?
eğer öyle ise bırakın AT'de bu meydanda konuşsun..hakikat ne ise ortaya çıkar..fikirlerin zıtlığından hakikatler ortaya çıkar demişler..neden susturulmaya çalışılıyor..
hodri meydan diyebiliyor musunuz?
Yazan: deniz Tarih: April 6, 2007 05:18 PM
Sayın Yorumcular herkes gene açmış ağzını yummuş gözünü.Son makalemin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha gördüm hem buradaki yorumlardan hemde Sayın Bulaç'ın yazısından benim makalemdeki yakınlamalarımın bir nevi sağlaması yapılmıştır.Sayın Bulaç yazıyı yazdığı gün çok geniş bir cevap verdim mail adresinde okumuşmudur bilinmez.(nede olsa okunması için Mustafa Bey gibi gazeteci değiliz.)
Bıktım; özetle AT'nin felsefenin argümanı olmasından bıktım.Keskin beye bu konuda hak vereceğimide hiç düşünmezdim ama Hangisine inanacağız? AT'nin "dini bir misyonu" mu var, yoksa yok mu? AT, "tarafsız birşekilde sonuçları aramak" mı istiyor, yoksa "allahın bilmemne sıfatlarının müşahade etmek" mi? soruları gerçekten önemli.Daha önceki tartışmalarımızda ben Akıllı Tasarım adına bunlara cevap verdim Keskin bey biliyor ama yukarıdaki bazı yorumlardan sonra Keskin Bey maalesef soruları sormakta son derece haklı.Ben bir Müslüman olarak ve AT üzerindede işin en başında beri ciddi kafa yoran bir kardeşiniz olarak bir kez daha şunu söylemek istiyorum;
AT ne yaratılışcı görüşün ispat odası...nede Evrimin toptan reddiyesidir.AT evrimi düzenleyen yönlendiren bir Üstün Zekanın doğaya müdahale ettiğini gösteren bir teoridir.Darwinizmin evrim algısına TAMAMEN değilse bile karşıdır.Darwinin mekanizmalarının küçük çaplı değişiklikler oluşturabilecek kısıtlı yetilere sahip kanunlar dahilinde işlevleri olduğunu, türden türe geçiş gibi olgular için mutlak yönlendirilmesi gereken genetik bir dil olduğunu,bu dilden mütevellit 3.2 milyar harflik bir romanında mutlaka Üstün bir yazarının olduğunu ortaya koyar. Bunu yaparken nesnellik adına Matematiksel olasılıkları genetik algoritmaları,indrigenemez doğrusal olmayan yapıları (Flagella,Cyhla etc)İnsani ilkeleri kullanır.Üstün zekanın Evrenin içinde mi dışında mı olduğu isminin sıfatlarının ne olduğu,ibadet edilmesi gerekli mi değil mi? sorularını aramaz.Bu
sorular teorinin UMRUNDA bile değildir.
Medyadaki ve bu sitedeki yorumlar yada bloglardaki yazılar genelde karşıdakini ikna etmek,bir görüşü dayatmak yada benim bilgim senin bilgini döver gibi gelişen felsefi kuyulardan su çekme çabası.Görünen o ki,Dindarlar için ateistleri köşeye sıkıştırmak için bir bilimsel başkaldırış,yada bugüne değin akılla imanın birbirlerinden alakasız olduğunu savunanlara karşı önemli bir anti tez.Aslında genel algı bunların hepsi yada hiç biri.Sadece bende artık bir Müslüman olarak son derece rahatsız olmaya başladım AT'nin inançın bilimsel odası algısından.Çünkü bu AT'nin sürekli felsefe yada epistemoloji açısından tartışılmasına neden oluyor.Halbuki Kekin Beyin bana Rhadopsin, Traduscin, Nexin gibi proteinleriin görevlerini sormasını, Flagellanın nasıl 20.000 rpm de dönen bir kamçısının evrimsel yolla oluşabileceğini yada Gözdeki iyon kanallarındaki sodium oranının neden çok kritik veri taşıma görevleri olduğunu sormasını istiyorum.Evrimsel aşamalarda neden archtic balıkları crystalinler sayesinde antifriz özelliğine benzer bir dolaşıma sahip olduğunu sormasını istiyorum.İşte Bunlar AT'nin GERÇEK KONULARIDIR.
Halbuki AT ile ilgili bir yazı çıkmaya görsün,ufacık bilgi paketleri olanlar bile bol keseden epistemolojisini pseudo bilim oluşunu, evangelizme dayanmasını,AT tasarım öğesinin hangi sıfatı nesi olduğunu tartışıp duruyor.ortada AT teorisyenlerinin bulduğu birçok tasarım kanıtı boşa gidiyor.Bence bu AT'nin kendi içinde de bir problem.William Dembski gibi işin metfizik yönünü matematik ile formülleştirmeye çalışanlar ile Miichael Behe(Katolik olamsına rağmen) gibi tasarımı salt bilimsel açıklama gayretinde olanlar var.Ve maalesef Amerika'da da burda olduğu gibi dindarlar yada elitler finansman konusunda kendi argümanlarını destekleyen ve gönderimde bulunanları paraya boğuyor.Buda bilimsel gelişme için belki bir katalizör ama onu boğuyor alakasız noktalara çekiyor,onun arayışını gölgeliyor.
Ali Bulaç Beyin yazısının ve neden Darwinizme yüklendiğinin altında bence Sayın Harun Yahya grubu ile olan iyi ilişkileri var.AT yede uçundan dokundurması bu sebeble.(umarım yanılıyorumdur)Esasen bu belkide menuniyet verici sonuçlarıda olabilecek bir durum.Ne HY nede skolastik Darwinciler AT yi bundan 2 sene önce kendilerine bir tehlike olarak görüyorlardı.Her iki yandan gelen butür yorumlar 2 senede AT'nin küçük bir topluluğun(Mustafa Bey ve Bizim Platformve bazı yan bloglar) çabası ile iyi bir mesafe katettiğini göstermekte.
Artık AT konusu tartışılcaksa daha çok AT'nin gerçek konusu olan Biyoloji,kozmoloji yada Matematik ve Fizik üzerinden tartışılmasının daha nesnel,daha ilkeli ve bilim adına anti dogmatik olacağını düşünüyorum.Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 6, 2007 05:33 PM
Mustafa Ajlan Beyin bu büyük çabalarına saygı duyarken kendisine yine katılamayacağım malesef..
merak ettiğim olay Ajlan Beyin bilimsel formasyonu nedir?
eğer bu teorinin felsefi ortamlardan çıkıp bilimsel makaleler üzerinden tartışılmasını istiyorsanız bu teoriye sahip çıkacak bilim adamları bulmanız lazım..
blog ortamlarında tartışarak olmaz..
olayın felsefi yönü vatandaşın daha çok ilgisini çekiyor..buna alışsanız iyi olur bence..
gerçekten bilimsel kaygılarınız varsa fen fakültesinde araştırmalarınıza devam edebilirsiniz.
blog ortamında bu kadar oluyor,kusura bakmayın.
ben biyoloji konuşmaktansa bu konuda ne kadar bilimsel makale yayınlandığını sormak isterim..
sizinle bu konuları derinlemesine tartışacak yorumcular bulmanızı dileğiyle..
saygılar.
Yazan: deniz Tarih: April 6, 2007 07:42 PM
Nasreddin Hoca hesabi Deniz Hanim'a da M. Ajlan kardesime de katiliyorum.
Ajlan Bey surada hakli: AT yi ortaya atanlar ne diyorsa AT odur. "yok sen vahye inandigina ve ayni zamanda AT'yi savunduguna gore.." mantiginin elle tutulur tarafi yok.
Laboratuarda musluman da, Yahudi de ateist te ayni seyleri yapar. Belki musluman besmele ile baslar. Basardiginda tekbir ceker, Hiristyan hallelujah, laikci de 10. yil marsi soyler (veya ne yaparsa laikci kafa cekip darbe yapmaktan firsat bulup laboratuara girdiginde...)
Ancak bir musluman AT'den konusurken inanisini on kabul olrak ortaya suer, bir boslugu inanisi ile doldurur veya birinin deyimi ile "inanisini girdi" olarak kullanrsa Keskin veya Biliyal'in argumanlari manali olur.
Oysa Mustafa Bey'in aintiladigi Lewontin sozleri "materyalizmi" dogma yapip, bilimini ona uydurdugunu soyluyor.
Deniz Hanim'in Mustafa Ajlan Bey'e cevabindaki temel argumanini paylasiyorum. Burasi bilimsel konfrans foruim degil. Siz bit AT'ci olrak AT'nin hangi cercevede tartisilmasini isteyebilirsiniz ama bizler icin bu sinirlatyici degildir.
Sahsen AT'nin ben ne derece ilgilendirdigini ve cikaimimi dahaobc soylemistim. AT=Anti-darwin.
AT=Dinsiz sekuler estabilshment'in (Turkiye'de laikciler) diktatorlugunun cocuklarimizin beiynleri uzerindeki ipotege karsi araclardan biri. Ajlan krdesimin AT'nin ne oldugu aciklamasini da boyle okuyorum ben. Benim inanisimin AT'ye ihtiyaci yok daha once de soyledigim gibi.
AT savunuculaei din baglaminda konunun tartisilmasini startejik olarak ta zararli bulabilirler, o onlarin bilecegi is.
Dolayisi ile Ajlan kardesim, bu konu acildiginda tartismanin dini, epistemolojik, hatta siyasi yonlere kaymasini normal karsilamak lazim.
selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 6, 2007 08:46 PM
Deniz Hanım,
"evrimin ateist bir misyonu var mı yok mu?
neden bu teoriye iman etmemiz isteniyor?bunu neden sorgulayamıyoruz bile..sorgulanamayan bilimsel teori olur mu?"
Evrimin ateist misyonunu bilemiyorum. Fakat evrim sorgulanmaya ve çürütülmeye sonuna kadar açıktır. Burada sanki evrim dogmatik birşeymiş gibi görüntü oluşuyor bazen. Bunun nedeni, evrimin dogmatik kesimlerin saldırısı altında olmasıdır. Birşeye saldırırsanız, o şey "savunmaya" geçer. Bu savunma da evrimi bazen bir inançmış yada dogmatikmiş gibi gösterebilir. Evrim sorgulamaya açıktır, fakat "AT"nin bilimsel olarak böyle bir işlevi yoktur. Evrimin içinde başka tartışmalar vardır. AT'cilerin eleştirileri bilime katkı sağlama amaçlı değildir ve sağlamamaktadır. (Sağlamışsa da ben hiç duymadım.)
Yazan: Keskin Tarih: April 6, 2007 10:02 PM
Bekir Bey,
"Ancak bir musluman AT'den konusurken inanisini on kabul olrak ortaya suer, bir boslugu inanisi ile doldurur veya birinin deyimi ile "inanisini girdi" olarak kullanrsa Keskin veya Biliyal'in argumanlari manali olur."
Bana bir tane kişi gösterin "inanışını girdi olarak" kullanmayan!
Behe de dahil herkes, "inanışından" yola çıkmaktadır. "Tanrıya inanıyoruz, öyleyse bakalım biyolojide bunu bulacak mıyız" mantık budur.
Yazan: Keskin Tarih: April 6, 2007 10:13 PM
Sözün erdemi programının arşivinden şu an izlediğim bir sohbeti tavsiye etmek istiyorum..
Ahmet Yüksel Özemre hoca konuk olmuş..inanılmaz zevkli bir konuşma..doyamadım malesef çok kısa geldi bana..aman Allah'ım..bu nasıl bir insan:)
çok etkilendim.
fizik ve metafiziğin sınırlarını anlatıyor..çok istifade ettim..ama sonlara doğru..önce biraz Galatasaray muhabbeti var:)
21-02-2007 tarihli program.
iyi seyirler.
Yazan: deniz Tarih: April 7, 2007 01:40 AM
Yorumlara cevabıma elbette Deniz hanımdan başlıyorum.Deniz hanım bilimsel formasyonumu sormuş.Bu bana çok tanıdık geldi tıpkı dogmatik neo-Darwincilerin sizene bilimden, bizim kamusal alanımız bilime ilişmeyin nidalarına benziyor ama Bunu karşı tarafta olduğunu söyleyen birinden duymak hem şaşırtıcı hem eshef verici.
Benim iki sıra önümde lise okul hayatını bitirmiş ve Ankara Üniversitesi Fen fakültesinden mezun bir arkadaşım var. Hocaları kim azcık araştırın,bu bakımdan dogmatik teorik formasyonu gerçekten sağlamdır.İnanın benim moleküler biyolojiye bir cahil olarak hakim olduğumun yarısı kadar hakim değildir.Yukarıdaki yorumda bahsettiğim hiç bir yapıyı bilmemekte ve bana abiogenesis ne onu bile doğru dürüst söyleyememektedir. Dahada acısı kendisi kolaylıkla okuldan mezun olmuş ve ayrıca sarsılmaz bir Darwinisttir :) Şimdi bu hayat tecrübemden şunu anlıyorum; illa fen fakültesi formasyonu ile bilim aşkı oluşmaz yada bilgisi bir insana hediye edilmez.(Bunu diyerek Sayın Akyoluda bir kalemde siliyorsunuz.Kendisinin eğitimi belli ama hodri meydanına bugüne kadar o meşhur formasyon formatörlerinden bir yanıt gelmedi.Şimdi Akyol Fen fakültesi formasyonsuzu iken yaşanalar böyle ve siz sadece amacı beni bu tartışmada arkadan vurma isteği diyebileceğim bir çıkış yaparak kendinize göre argümanınıza çok mühim bir destek alıyorsunuz.Takdire şayan)Tıpkı işletme fakültesi okuyup MBA bitirip CEO kolay olunamayacağı gibi.Mesela Türkiye'ye hala alaylı patronlar hakim demek teorik bilgiyi, akademik formasyonla almak herzaman en iyiye ulaşmak demek değil.Şu konuda haklısınız elimde bir tercih olsa, lise hayatıma geri dönebilsem ve ailemin durumu refah içinde olsaydı.Hiç süphesiz çok değer verdiğim akademik eğitimide almak isterdim.Özelliklede Moleküler biyoloji hususunda.Hayat bu kadar bonkör değil herkese Deniz hanım .Bir arkadaşım da doktor olmak istiyordu ama ailesi için asker olmuştu yani seçimler hep bizim elimizde değil hayata dair.Sizi formasyonum olmadığı için hayal kırıklığına uğrattı isem özür dilerim.
Bekir ağabey sağ olsun gerçekten anlamış beni.Bekir ağabeyimin imanının elbette sağlamaya bilimsel formüle ihtiyaçı yok!Hatta hiç bir İmanın.
Deniz hanımın yada bazı diğer yorumcuların tarzı bu ön kabulün nedenselleşmesi ve zemini için uygun saha kazandırmaktadır.AT ile ilgisi doğrudan olmayan insanların daha doğrusu doğru düzgün bir AT tanımı yapamayacak insanların AT üzerinden felsefe anti söylem yada başka bişey yapması kanser hücresi şeklinde oluşan önyargının beslenmesinden ibaret bir çabadır.
Bu sebeple Keskin Bey gibi konuya karşıt alakalı insanlarda psikolojik bariyer oluşuyor.Ön kabul atomu parçalamaktan bile zor ve hatta daha tehlikelidir.Zaten bende ne söylüyorum iman Gaybedir.İnanç için Rasyonellik temelli bir içselleştirme gerekli değildir.(ama olması ahbar sınıfına girmeyi sağlar tabi)Böyle düşünülmese o zaman AT çıkmadan önceki tüm Müslümanlara haşa irrasyonel mi diyeceğiz ne alaksı var.Bekir ağabeyimin konuyu bu noktadan anladığını sanıyorum kendisinede teşekkür ediyorum umarım bu açıklamamda kendisine bu konuda ne düşündüğümü aktarmıştır.
Benim ısrarla bilimsel bilgi üzerinde konuyu aktarma tartışma isteğim AT nin temelinin bu olmasıdır.(Keskin bey ikide bir iyiki adını öğrenmiş Behe'nin sayıklayıp duruyor Din-AT ilişkisinde size bir ipuçu o kişinin adı William Dembski :)) Varsayalım Behe Katolik olduğu için papa tarafından aziz ilan edilmek için tüm bu çabayı gösteriyor.Kutsal bir amacı var.(çok yakında çıkacak son kitabı Keskin Bey'in bu konuda hayal kırıklığına uğratacak.Hatta Behenin biyografisini okusa, söylediklerinin ne kadar büyük bir ön yargı olduğunu görebilir.arn.org da yeterince belge var bu konuda) Peki haberiniz bile olmadığımdan emin olduğum Mike Gene,Jean Staune etc gibi diğer AT teorisyenlerine ne diğeceksiniz.Bu bilim adamlarının dini kurum, kuruluş yada bağlantılarla yakından uzaktan bir alakası yok. Hodri meydan buyrun zahmet olucak araştırın. Dilerseniz size bu bilim adamları gibi en az 100 tane akademik ad verebilirim Dünyadan. Pdf sini göndereyim dilerseniz.İçlerinde inanması zor ama Berkley'den Michigan Institute of Technology den bile bilimadamları var, ne kadar garip değil mi?
Behe de dahil herkes, "inanışından" yola çıkmaktadır. "Tanrıya inanıyoruz, öyleyse bakalım biyolojide bunu bulacak mıyız" mantık budur.demişsiniz sitem emrinizde benim yukarıda dediğiniz şekilde yayınlanan tek bir makalemi gösterin ben Din-AT ilişkisinde sizi haklı göreyim.Madem iddanız var,hadi buyrun kanıtlayın. İslama ait direk göndermeler yada inanın ey dogmatikler işte Allahın şu sıfatlaı At nin şu açıklamalarıyla parelelik gösteriyor gibi bişey var mı makalelerimde burdaki yorumlarımda bulun herkesle paylaşın.
Bir diğer noktada ,siyasi yön ve felsefi yön bu sitede elbette daha çok ilgi çekecek.Site saygın bir gazeteciye ait ve ilgi çatısında da sadece AT yok.Fakat 1 buçuk senedir süren AT tartışmalarındaki kısır döngü ve ideoloji savaşları artık can sıkıcı birer monoton tekrar ve belagatı son derece düşümüş bir hal aldı.Bunlar bilimsel nesnelliğin değil Dünya algısın tezahürleri,bunlar ideolojiye hizmet eden kamplaşmaların savaş alanlarındaki silah ihtiyaçından doğan monotonluklar... Buda asla AT nin olmaktan hoşlandığı bir alan değil.(Maalesef ABD de de durum giderek bu hali almakta neyseki Avrupadaki akademik çevreler son zamanlarda Paley'in ilk mirasına sahip çıkıp onun üzerinden evrime yeni açılımlar kurabilmekte)
AT imkanlar dahilinde hayatın kökenindeki tasarımı anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.Konuya ispat odası gibi bakanlar Pseudo Science diyenlerin ekmeğine yağ sürüyor.Oysa bu sitedeki yorumcular arasında AT'yi fikren gerçekten temsil eden(Mustafa Akyol dışında elbet) tamamen AT konusuna vaktinin büyük bölümünü ayıran biriyim.Bu konuda elinden geldiğince 'herkesi' bilgilendirmeye çalışan, anladığını paylaşmaya çalışan bir genç kardeşinizim.Ben kendim içinde konuşuyor değilim.
Ahkam kesmek kolay entellektüelitedir.Şu örnekle açıklayayım nasıl ben Müslüman olduğum halde oturup Fıkıh üzerine ahkam kesme cürreti göstermiyorsam.Korkarak çekinerek yorum kabiliyetimi kullanmaya gayret gösteriyorsam,yada Süper iletkenlerle alakalı sosyal bağlantılı çıkarımlar yapamıyorsam, birileride lütfedip 1 sayfadan çok hakkında bilimsel konuşamayacakları ve bilimsel olan bir teori için ahkam kesmesin.Biliyorum bu yorumumda çok sert ifadeler kullanmış olabilirim ancak AT'ye zarar veriliyor.Hemde bunla samimi derecede ilgilenenler ve hatta savunanlar tarafından bu zarar verilmekte. Buda hiç hoşuma gitmiyor.Benim yerimde kim olsa Deniz hanım da dahil bu şekilde hisseder...
Çünkü AT bilimin özgürleşmesi için gene bilimin kendi bulguları içinden gelen en büyük çabadır.Bunu enaniyet dairelerimizin karşıt köşelerine gol atmak için kullanmayalım,kulanmamalıyız.Buna hem gerek yok,hemde üzerinde gerçekten çok emek verilen AT hareketine istemeden de olsa zarar vermek olmamalı yorumlarımız.İmanın formüle ihtiyaçı yoktur.AT tasarımcının kimliği dışında herhangibir metafizik gönderme içermez.Kimlik konusu kişisel bir çıkarımdır.İsteyen Allah der ,isteyen Hristiyanların inandığı gibi inanır isteyen YHW der ,isteyen bilinemez diyerek geçiştirir yada isteyen yok kendisi ama tasarım doğanın kör satçisinin zaman sarkacı der.Bunlardan hiç biri AT'yi daha bilimsel yapmaz ona bilimsel bir veri katmaz.Yada onu anti bilimsel yapmaz.Sadece kişisel olarak bunları diyenlere dini-felsefi bişeyler katar yada eksiltir.Bunlada AT'nin hiç bir ilgisi yoktur,AT'nin kutsal bir görevide yoktur. Olduğunu iddia etmek Scoptomadır. Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 7, 2007 03:15 AM
Sn Keskin,
Sorunuzun cevabi sadece bu sitede en az on defa verildi. Farkettigim kadari ile size karsisindajkinin oyledigini duymama problemi var. Sadece bu baslik altinda ben dahil bircok yorumcu AT argumani ile inancin ayrimini on defa anlattik.
Siz bana Lewontin'in sozlerinden ne anladiginizi yazin ben size bir kere daha bu siteden alintilarla cevap verecegim. Slogan atmak isi ile olsaydi bu is Ataman Hulagu basarirdi.
Malesef nefretiniz idrak kabiliyetinizin cok onunden gidiyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 7, 2007 05:46 AM
"Laboratuarda musluman da, Yahudi de ateist te ayni seyleri yapar. Belki musluman besmele ile baslar. Basardiginda tekbir ceker, Hiristyan hallelujah, laikci de 10. yil marsi soyler (veya ne yaparsa laikci kafa cekip darbe yapmaktan firsat bulup laboratuara girdiginde...) " Bekir L. Yildirim)
İlahi Bekir Abi, koptum burayı okuyunca sabah sabah.. Eline sağlık.. :-))
Ben de hem Mustafa Aclan'a hem de Deniz hanım'a katılıyorum.
Fakat Aclan'ın temel yanılgısı şu. Bu konu din bağlamına çekenler darwinistler, müslümanlar değil. Dikkat edin, -sadece bu başlıkta değil- bu konu açıldığı zaman argüman konuşmaktan ziyade hemen "AT'ciler şöyle böyle demeye" başlıyorlar. Bu sebeple cevap veriliyor. Anlama sorunu varmış gibi de onca açıklamaya rağmen biteviye eksenleri etfrafında tekrar yapıyorlar.
Bu başlıkta Bliyall'a ilk cevabı ben verdim ve konunun AT bağlamında olmadığını, "müslümanlar içi" olduğunu söyledim. Konunun açılması da Bulaç'a verilen bir cevap. Bulaç'ın değindiği kısım ise yine "İslam içi" bir konu. Yani AT'ci müslümanların konuyu bile isteye getirip felsefesini tartıştıkları yok bence.
Bu malum kakafonıcı kesimin çığırtganlığını dawinizmi tartışmaya çalışırken de görürsünüz. "Çalışırken" dedim dikkat edin; çünkü tartışmak hiç kolay değildir. Çünkü bir türlü konuya giremezsiniz. Yani argüman konuşamazsınız; tıpkı AT'de yaptıkları gibi bu kez de "bilimin aydınlık yolu", "işte şu an açıklayamıyor ama ileride açıklayacak", "sizin kabulleriniz var, dogmatiksiniz" "evrim ispatlandı detayları konuşalım", "bi şekilde türedi" vs vs bi bir sürü palavraya sığınırlar. Biliyorlar ki argüman konuşulunca çuvallayacaklar. En iddialıları, macroevrimi sorduğunuzda alakasız şekilde ezberledikleri birkaç varyasyon örneği verir. "Onu değil macroyu soruyorum" deyince de artık dinlemeye başlayın sallamayı. İnsan zekasına hayran olursunuz. Daldan dala zıplayan dinoların kollarının kanat olduğundan, balıkları seven ayıların balinaya dönüştüğünden bahsederler. "Nasıl dersiniz, kanıt dersiniz, hangi mekanizma dersiniz, bu kollar kanatlara dönüşürken hiç ara süreçler geçirmediler mi, neden fosilleri yok" dersiniz, cevap vermezler. Akıldan fikirden yoksun masallar; oğlumu uyutmak için okuduğum masallardan daha mitolojik. Öyle olması gerektiğine inanmışlardır çünkü. Dogmatizmin zirvesi bu değil de nedir?
Kanıttan teoriye değil teoriden kanıta giderler. Bu dogmatiklerin AT gibi amprik gözleme dayanan bir teoriyi önkabulle suçlamaları ise ironiye zirve yaptırıyor.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 7, 2007 08:00 AM
Ben de hem Mustafa Aclan'a hem de Deniz hanım'a katılıyorum.
Fakat Aclan'ın temel yanılgısı şu. Bu konu din bağlamına çekenler darwinistler, müslümanlar değil. Dikkat edin, -sadece bu başlıkta değil- bu konu açıldığı zaman argüman konuşmaktan ziyade hemen "AT'ciler şöyle böyle demeye" başlıyorlar. Bu sebeple cevap veriliyor. Anlama sorunu varmış gibi de onca açıklamaya rağmen biteviye eksenleri etfrafında tekrar yapıyorlar.
Suat Abim ben her iki tarafı kastettim:) ama dindarların yapması çok daha kötü çünkü zaten hazır kıta çamur ellerinde bekleyen dogmatikler AT'ye bilirbilmez saldırma cesaretini kendilerine verilmiş kutsal hak olarak görüyorlar.Yorumumda genel çerçevei çizmeye çalıştım sıkıntılardanda açıkca bahsettim.Şimdi karşı taraf kötü eylem yapıyor diye dindarlar da mı kötü eylem yapmalı?AT halihazırda dindarlar için oluşturulmuş bir söylem değil,kimsenin bir şeyi için oluşturulmuş bir teori değil.(ki Darwinizm işin en başından materyalizm amacı ile yola çıkmıştır kabul ediyorum)
Fakat dindarlar maalesef amaca uygun kullanmakta bir an tereddüt göstermemekteler.Çünkü Ateistler bunu Darwin teorisi için 100 küsur senedir yapmakta.İlahi olan bir neden yada İlahi olmayan bir nedene bağlanması bir teoriyi daha bilimsel yada dogmatik yapmamalı, yapamazda.Bir taraf için bu gönderimler ilahi manalar içeriyorsa bu teori dogmatizme dayanıyor demek değildir.Eğer materyalizme yol açıyorsada bu bilimselliğin ta kendisi de değildir, yada inançsızlığın kalesi.(yada dogmatizmin ta kendisi ile sonuçlanabiliyorsa) Bunu böyle yapanlar algılayanlar insanların kendisi, bilimide dinide kendi hevalarına göre yordamlayıp içselleştiren varlıklar olması sebebiyle tüm bu tip sıkıntılar yaşanmakta.Ben bundan şikayetçi oldum Suat abi.Felsefenin dipsiz kuyularında ne aranıyorsa aransın insan ilk önce kendini kaybeder.Sonra ne aradığını unutur en sonunda başladığı yere döner.(Cengiz Bey alınmasın bilim manasında değil sosyal manada aldım) O zaman bu yolla bilimsel girdiyi yorumlamak araştırmanın yolundan sapması demektir.Meğer ki yanılıyorum,düzelmem için duanızı bekliyorum.Sağlıcakla kalın...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 7, 2007 11:46 AM
Mustafa Ajlan Bey
sizin bu tartışmada asıl anlaşamadığınız kişi Mustafa Akyol'dur bence..AT Allah'ın bazı sıfatlarının tecellilerinin bilim yoluyla müşahede edilmesidir demiş mektubunda..sizin itirazınız buna.
hiçbirimizi suçlamayın.
Mustafa Beyin bu mektubuda çok anlaşılır fakat yayınlanmış olması bir hata bence..
sizin bu savunmanızdan sonra hata olduğuna karar verdim daha doğrusu..
AT'nin savunucusu olarak teorinizi hiçbir felsefi tartışmaya konu yapmak istemiyorsunuz fakat Mustafa Akyol Bey bu konuda sizin kadar kendini sıkmıyor..aranızda bir anlaşmazlık olduğu ortaya çıkıyor..bu konuyu kendi aranızda çözün bence.
ben sade bir vatandaş olarak istediğim kadar saçmalama hakkına sahibim..iddiam yok çünki..seviyemizi beğenmiyor olabilirsiniz ama napalım olanı bu:)
sizin formasyonunuza gelince..istediğiniz kadar bilimsel veriye sahip olun..proflarla tartışma kapasiteniz olsun..farketmez..teorinin bilimselliği bu konudaki uzman bilim adamlarının tartışmalarıyla yürür..siz sadece bize yapılan tartışmaları aktarabilirsiniz..
sizin bilimsel bilimsel demenizle olmaz bu iş..o yüzden biz sade vatandaşların üstüne çok fazla gelmeyin..Mustafa Akyol'da aynı konumda..sadece araştırmacı..
sizin bir ingilizce öğretmeni olarak bilimsel konularda bu kadar çok veriye sahip olmanızı da çok takdir ettiğimi belirteyim..
size iyi çalışmalar.
Yazan: deniz Tarih: April 7, 2007 12:00 PM
aşağıdaki cümleyi A.Yüksel Özemre hocanın bir makalesinden aldım..
------------------------------------------------
Din alanında da Einstein kendisini herhangi bir dinin üyesi addetmemiş, fakat buna rağmen ömrü boyunca Baruch Spinoza'nın (1632-1677) miztisizminden etkilenmiş mistik bir zât olarak kalmıştır. Bu konuda kendisi hakkındaki şu tesbiti ilgi çekicidir: "Benim dinim, kendisini, kırılgan ve âciz zihinlerimizin algılayabildiği küçük ayrıntılarda izhâr eden sonsuz sınırsız Yüce Rûh karşındaki mütevâzî bir hayranlıkdan ibârettir".
-------------------------------------------------
AT teorisine bakıpta 'Allah'ım ben sana hayranım'
dedirtmiyorsunuz ya bize Ajlan Bey ,aşkolsun yani..
bende size teessüf ediyorum..
Yazan: deniz Tarih: April 7, 2007 01:08 PM
Mustafa Ajlan Bey,
"...sitem emrinizde benim yukarıda dediğiniz şekilde yayınlanan tek bir makalemi gösterin ben Din-AT ilişkisinde sizi haklı göreyim.Madem iddanız var,hadi buyrun kanıtlayın. İslama ait direk göndermeler yada inanın ey dogmatikler işte Allahın şu sıfatlaı At nin şu açıklamalarıyla parelelik gösteriyor gibi bişey var mı makalelerimde burdaki yorumlarımda bulun herkesle paylaşın."
Böyle bir cevap geleceğini tahmin ediyordum.
Diyorsunuz ki, "siteme bakın, hiç böyle bir bağlantı yok". Aslında -açıkçası- bunun bir anlamı yoktur. Siz, yazılarınızda bilerek buna dikkat ediyor olabilirsiniz. Burada önemli olan, sizin iddianızın (yani AT'nin) yapısıdır. Şöyle özetlemişsiniz: "AT evrimi düzenleyen yönlendiren bir Üstün Zekanın doğaya müdahale ettiğini gösteren bir teoridir."... AT, "tasarlama" ve "üretim" sorunlarını es geçerek, bir "tasarlayıcı" olduğunu kabul etmektedir! AT'nin, evrimi düzenleme ve yönlendirme mekanizmaları hakkında bir söylemi var mı? Eğer AT'ciler önkabulle hareket etmiyor olsalardı, canlıların "tasarım ürünü" olduğunu söylemeden önce, bunların kökeninin ne olabileceği hakkında (Evrim'in yaptığı gibi) fikir yürütmeleri gerekirdi. Örneğin AT'ciler bakteri kamçısının "karmaşıklığından" söz eder, oysa bu karmaşık şeyin nasıl var olduğunu açıklamaya çalışmazlar! (Diyelim ki baktesi kamçısını sahiden birisi tasarladı, peki ama bu nasıl var oldu??) Bunu çözmeye çalışmadan, hatta bunun çözümsüzlüğünden yararlanarak, "tasarım vardır" demek, sizin önkabulleriniz olduğunu açık etmektedir.
Eğer AT bilimsel olsaydı, canlıların kökeni hakkında pozitif açıklamalar üretmeye çalışması gerekirdi. AT'nin üretiği ne vardır? Sürekli "okuyun araştırın" diyorsunuz, sanki arkada bir bilgi hazinesi varmış da kimse bakmıyormuş gibi. Ben ingilizce kaynakları fazla okumadım, fakat türkçe kaynakları (sizin aktardıklarınızı, yazdıklarınızı) okudum. Hiçbirinde bilimsel bir açıklama çabası görmedim. Yukarıdaki mesajınızda bazı detaylardan bahsetmişsiniz, halbuki bunlar evrimsel açıklamaların reddinden ibaret.
Özetle AT'nin önkabule dayanması, onun yapısından ileri gelmektedir. AT'cilerin ifade tarzı yada eğitim durumlarından değil.
Yazan: Keskin Tarih: April 7, 2007 02:23 PM
Suat Bey,
"Bu konu din bağlamına çekenler darwinistler, müslümanlar değil. Dikkat edin, -sadece bu başlıkta değil- bu konu açıldığı zaman argüman konuşmaktan ziyade hemen "AT'ciler şöyle böyle demeye" başlıyorlar. Bu sebeple cevap veriliyor. Anlama sorunu varmış gibi de onca açıklamaya rağmen biteviye eksenleri etfrafında tekrar yapıyorlar.
Bu başlıkta Bliyall'a ilk cevabı ben verdim ve konunun AT bağlamında olmadığını, "müslümanlar içi" olduğunu söyledim. Konunun açılması da Bulaç'a verilen bir cevap. Bulaç'ın değindiği kısım ise yine "İslam içi" bir konu. Yani AT'ci müslümanların konuyu bile isteye getirip felsefesini tartıştıkları yok bence."
Bir Yaratılışçı, AT hakkında din ekseninde yorum yapıyor. Bir AT'ci de Yaratılışçıya cevap vererek din ekseninde AT'yi anlatıyor. Başka bir AT'ci de AT'cilerden müslümanlar diye bahsediyor..... Sonra bu ilişkilerin sorumlusu "Darwinistler" mi oluyor? :))
Yazan: Keskin Tarih: April 7, 2007 02:41 PM
Sayın Keskin,
Sanırım siz Bulaç'ın yazısını iyi okumadınız. Bulaç yazısında meselenin bilimsel yönüne hiç değinmiyor. Bulaç teoriden müslümanlar açısından çıkacabilecek felsefi bir sonucu konuşuyor. Tıpkı ateistlerin darwinist treoriden ıkacak sonuçları felsefi olarak konuşmaları gibi.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 7, 2007 03:15 PM
"VAHYIN MUTLAK DOGRU OLDUGU"NA DAIR
KANIT VAR MI, YOK MU?
Tartismaci bir arkadas: "Halbuki vahyin mutlak dogru oldu-
guna dair elimizde herhangi bir kanit yok Hatta varolusun
bilincli olarak yaradildigina dair bir kanit da yok" demis...
Bu sözlerin bir anlami da: "Kur'anin Allah'tan indigi ve bir
Allah'in bulundugu süphelidir. Kur'an, yalan bir kitap da o-
labilir" demektir. Tartismaci arkadas bunlari demek istemi-
yor olsa bile, o cümle bu anlamlari da icerir. Bize de, bunun
dogru olmadigini isbatlamak düser.
Kur'anin kendisine indirildigi Allah Elcisi olan Hz. Muham-
med'in dogrulugunu, dostlarindan baska düsmanlari da tas-
dik etmistir. Hz. Muhammed(sav) yalanci bir kimse degilse,
ona indirilen kitabin "Allah'tan oldugu" da dogruluk kazanir.
Her biri yüz bilgin kiymetinde binlerce Alim ve Evliya, Allah'
tan aldiklari ilham ve isikla, Kur'anin "Allah'tan inme bir kitap"
oldugunu tasdik etmislerdir. Eger onlarin tasdikleri olmasaydi,
Kur'an bugün "ya$ayan bir Kitap" olmazdi. Ve ortalikta birbi-
rini tutmayan binlerce Kur'an dolasirdi.
Kur'an tarafindan onbes asir önce haber verilen, fakat bilim-
in henüz yeni kesfettigi ve kesfetmekte oldugu Kur'ana ait
onlarca bilimsel hakikatlerin dogrulugu, bugünkü pozitif
bilim tarafindan da desteklenmektedir.
Bu deliller belki muhatabimizi tatmin etmeyebilir. O halde biz
de baska bir delile gecelim.
Kur'anin üzerinde durdugu 5 büyük mesele var. Bunlar da:
Ilahlik, Elcilik, Âhiret, Ahlâk ve Ibadet ve Adalet'tir. Kur'
anin özeti mahiyetinde olan bu 5 maddenin her biri, "Kur'
anin Allah'tan oldugunu" isbatlayacak bir icerik tasimakta-
dir. Ancak biz sözü uzun etmemek icin burada sadece
"Ilahlik" maddesi üzerinden dâvâmizi isbata calisacagiz.
Kur'an der: "Allah'tan baska ilah yoktur". Yani: "Bu kâina-
tin ve icindekilerinin Yaraticisi, Ya$aticisi ve Yöneticisi tek-
tir". Yani: "Bu kâinati yaratacak, ya$atacak ve yönetecek
bir kudret, ilim, irade ve kabiliyete sahip olmayan bir kimse
veya $ey ilah olamaz".
I$te Kur'anin en büyük dâvâsi olan bu iddianin hakikatini
cürütemeyen bir kimse, Kur'anin mutlak vahiy olmadigini
veya "vahyin mutlak dogru olmadigi"ni isbatlayamaz.
Kur'anin bu dâvâsini cürütmek isteyen itirazcilarin öne sür-
dükleri iddialari nedir?: Kendikendinelik, tesadüf ve sebep-
cilik gibi seylerdir.
Simdi Kur'an itirazcilarinin bu iddialarini teker teker ele ala-
lim ve "tesadüf nedir" diye soralim?
Cevap: Tesadüf; kör, sagir, bilincsiz harekettir. Peki, akilsiz
hem de kör bir hareketin bu kâinati ve icindekileri in$a etmis
oldugu nasil iddia edilebilir? Kör ve akilsiz bir adamin hârika
bir tablo meydana getirebilecegine hic inanilabilir mi?
Bu gerceklerle birlikte tesadüfün kendi basina varolamaya-
cagini, onun üstünde bir etkileyicinin de bulunmasi gerektigi-
ni ve onun da kör, sagir, aptal olmamasi lâzim geldigini he-
sab edersek, tesadüfün bir "hic" oldugunu anlayabiliriz. Ay-
rica bilim adamlari da bu kâinatin tesadüflerle ortaya cika-
bilme ihtimalinin "sonsuzda bir" oldugunu söylemis bulun-
duklarini da unutmamaliyiz.
Gelelim "kendikendinelik"e: Hersey bir etkilesim icinde oldu-
gundan ve bir etkileyiciye muhtac bulundugundan, "kendiken-
dinelik" diye birsey yoktur.
Kendikendinelik yoksa, "sebepler"in "kendikendine bir ara-
ya gelmesi"nden bahsedilebilir mi? Demek ki, bu kâinati se-
bepler de var edemez.
"Kendikendinelik"le ilgili olarak $u gercegi de görmemiz ge-
rekir: "Bu kâinat kendikendine olusmustur" dediginiz zaman,
kâinati meydana getiren bütün atomlarin hem "Yaratici" hem
de "yaratik" olduklarini iddia etmis olursunuz. Bu halde bü-
tün atomlarin birbirlerine hem hâkim hem de mahkûm olma-
lari gerekir. Yani bütün atomlar hâkim olsa, bu halde ortada
yaratilacak birsey kalmaz. Eger bütün atomlar mahkûm olsa,
bu sefer de onlara hâkim olacak atom kalmaz. Yani atom-
larin hem hâkim hem mahkûm olmalari mümkün degildir.
Yani meselâ: Bir ülkenin bütün fertleri basbakan olsa, ortada
millet kalmaz. Eger bütün millet köle olsa, bu durumda da o
köleler efendisiz kalir. Basbakansiz ve efendisiz bir millet ise,
acliga ve anarsiye mahkûm olur. Bu da onlarin yok olusu de-
mektir. Bir milletin ayni anda hem yöneten, hem de yönetilen
olmasi ise, asla mümkün degildir.I$te aciz, akilsiz, cansiz ve
acimasiz atomlar da bu haldedir. Onlari kullanacak bir Ilah
olmazsa, kâinat var olamaz.
Fakat ortada atomlarla olusturulmus bir kâinat bulundugun-
dan anliyoruz ki, bütün atomlar "mahkûm" vaziyettedir. Bu
vaziyet de, atomlara hâkim olan ve onlara "Sahiplik" eden
bir "Ilah"i gösterir. I$te o yüce Ilah, Kur'anda: "Kâinati Ben
yarattim. Her seyin sahibi Ben'im" demektedir.
Bu gercegi iptâl etmek isteyen bir kimsenin önce bu kâinatin
sebepler, tesadüf ve kendikendinelik gibi seylerle meydana
geldigini isbatlamasi gerekir. Fakat bu geregi hemen yerine
getirmelidir. Zira ömür kisa, dünya da kiyamete yaklasmis
bulunmaktadir. Insanin kalbi ise, "ebedî bir hayat" ve "mutlu-
luk" istemektedir. Bu mutlulugun yolu da Kur'an'dan baska
bir yerde bulunmamaktadir. Simdi isteyen inansin, isteyen
inkâr etsin!
Ancak, inkârcilar icin cehennem, inanclilar icin de cennet
var oldugu gercegi unutulmamalidir. Cünkü bu kâinat fab-
rikasi bosuna i$letilmemektedir. Eger cennet ve cehennem
olmazsa, bu kâinat fabrikasi bosuna i$letilmis olur ki, bu da
kâinatin bütün anlamini yok eder. Yüce Yaratici ve Ya$atici
ise bu anlamsizliga izin veremez. Demek cennet ve cehennem
insanlik icin kesin bir gercek ve Yaratici icin de vazgecilmez
bir gerekliliktir.
Demek insan: "Istersem inanirim, istemezsem inanmam" de-
mekle keyfine bakamaz. Cünkü bu kâinati insan yaratmadi!
Demek, insan bu kâinati "gercek Sahibi"ne teslim etmek ve
kendinden istenen inanc ve ibadet ve adalet gibi gerekleri
yerine getirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülügü kabul etme-
yen ve inkâr edenler ise, adaletsizlige düsmüs ve kâinat ka-
dar büyük bir zulüm yüklenmis olurlar. Gercek bir insan
olmak isteyen bir insan ise bu yükten kurtulmak zorundadir.
Bu zorunlulugu yerine getirmek isteyen bir kimse bilimden
faydalanabilir. Fakat bu konuda tamamen bilimin verilerine
dayanmak ve onun sonucunu beklemek insani zarara ugratir.
Cünkü bilim, zamanla gelisen ve ilerleyen bir yapiya sahiptir.
Insan ise, onunla sonsuza kadar ya$iyabilecek bir ömre
sahip degildir. Bu noktada vahiyden yardim almaktan bas-
ka caresi yoktur. Dogru vahiy ise: "Kur'andir ve onun ha-
kikatlaridir".
Ey insanlar! Iyi düsününüz: Bu evreni siz yaratmadiniz. Sizin
koskoca aklinizla yapamayacaginiz bir yaratisi nihayetsiz a-
ciz ve akilsiz atomlara yüklemeniz, en büyük akilsizlik olmaz
mi? Bu akilsizliktan kurtulmak isterseniz, kendinize herseye
gücü yeten ve her yaratmayi yapabilen bir "Sahip" arayiniz.
O aradiginizi da ancak Kur'anda bulabilirsiniz.
Eger bu arama ve bulusu yapmazsaniz ve yaratilisi "bilincli
tasarim"a vermezseniz, bu halde "kör tesadüf" ve "akilsiz
madde"nin eline düsersiniz. Onlar ise sizin nihayetsiz acizlik
ve fakirliginize ve ebedî mutluluk arzulariniza cevap veremez-
ler. Öyle ise bu madde ve tesadüf gibi sahte yaraticilari dün-
yanizdan kovunuz ve cikariniz. Bu cikarmayi yapmazsaniz,
cok büyük bir zulüm kazanmis olursunuz. Zira sizler bütün
kâinatla beslenen varliklarsiniz. Yani sizin yaratilmaniz ve
ya$atilmaniz icin kâinat kadar büyük bir masraf yapilmak-
tadir. Gercek Yaratici'yi aramak yerine "madde" ve "tesa-
düf" gibi sahte tanrilara yönelirseniz, size yapilan ve yapilmak-
ta olan kâinat kadar masrafi bo$a cikarmis ve "Gercek Ya-
ratici"nin hukukuna tecavüz etmis olursunuz. Bu tecavüzün
de cezasiz kalmayacagi Kur'anla size bildirilmis bulunmakta-
dir. Eger akliniz varsa ve onu iyi i$letirseniz, bu bildiriyi yaba-
na atmaz ve kâinatin neticesi olan evren kadar büyük "hayat"
iyiligine karsi inkârcilikla karsilik vermezsiniz ve vermemelisi-
niz. Kazancli cikacak olanlar, bu hayat iyiligine "inanc" ve
"ibadet"le karsilik verenler olacaktir. Sizler de, "kazananlar"
olmalisiniz ve bunun icin caba göstermelisiniz.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: April 7, 2007 06:20 PM
Sayın Keskin Bey
Militanlık bir insanın aklından önde olduğunda hiç bir açıklama ona bişey ifade edemez.Siz benim sitemdeki makaleleri okuduğunuzu söylüyorsunuz.Maalesef bu ancak en hafif tanımıyla göz atmak diyebileceğim bir şekilde olmuş.Mesela bir örnek vereyim.Japon Profesör Keiichi NAMBA nın çok önemli bir makalesini Türkçe yayınladık.Orada Flagellanın olası Evrimsel basamaklarının oluşmuş olabileceği patikalardan ve bunların yönlendirilmeden oluşma olasılıklarının detaylı açıklaması yer almaktaydı. Bilimsel veri ile bahsedilmekteydi,Felsefi yorumun ''F'' si yoktu!.
NAMBA bir evrimci ve açıklamalarının hiç birinde AT atıfta bulunmaz ama makalesini okuma zahmetine katlansaydınız,oradaki detaylı açıklamaların AT'nin argümanınla nasıl paralellikler gösterdiğini olaki görebilirdiniz(Buda bir ihtimal yani sizin nesnel bakabilmeniz ama öyle görünüyor ki bu flagellanın doğrusal olmadan var olma ihtimali kadar fantastik).Rhadopsin vs örnekleride Michael Behe bir makalesine aitti onuda okumadınız demek ki! Crystalinler ise Mike Gene'nin T.Ussery'e verdiği yanıttan bir örnekti.Bunların hepsi evrimi kabul eden ama Darwinci mekanizmanın türden türe geçiş masalını reddeden bilim adamları.(sadece adaptasyon mevzusunda Darwinin bir açıklama getirdiğini söylüyorlar)Behe dışındakilerin de dini bir kimlikleri yok,ama AT'nin argümanına katkıda bulunuyorlar ya,koyun topunu biyolojiye Tanrı arama yolculuğuna çıkan gruba.(Halelujah) Böylece mutlu olun,kendi fikrinizinde hakikatine iman edin durun.Kolay gelsin demek düşer...
Deniz hanım size daha fazla bir karşı yorum yapmak istemiyorum. Mustafa Bey'in(yada herhangibi bir AT destekçisinin) ne söylediği daha önce BİNLERCE kez yazdığım gibi kendi çıkarımıdır onu bağlar AT'yi bağlayan bir tarafı yoktur o bahsettiğiniz bağlamda.Bunu anlamayacak kadar sığ okuyorsanız yorumlarımı boş verin!Ne yapmak istiyorsanız yapın sizde kendinizi felsefe yaparak mı karşı tarafa gol atarak mı daha iyi hissediyorsunuz.Devam edin....
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 7, 2007 09:40 PM
Mustafa Ajlan Kardesim,
Seninle benim aramda aslinda fazla tartisacak bir konu yok ama her zamanki gibi bilgelik ve birikim mahsulu yorumun uzerine bir iki tesbit yapma geregi hissettim.
Saniyorum Deniz Hanim'in "sizin formasyonunuz ne" sorsu "siz kim oluyorsunuz" dan ziyade "siz AT'yi bilmeyenler konusmasin dediginize gore siz AT uzerine bilimsel calismalar yapan biri olarakmi bize bunu soyluyorsunuz" manasinda idi.
Baskalarini bilmem ben sahsen senin simdiye kadar okudugum yazi, yorumlari ve sohbetimizden edindigim kadari ile gerek konustugun konulara hakimiyetin gerek analitik kaabilyetinden cok etkilendim.
Adlarinin basinda "Prof. Dr." yazan cok cahiller tanidim. Hatta bu YOK doneminde benim icin Prof. Dr. kirli bir onek halini almis duruumda. Bence kimse yakinlarda bu universitelerden aldiklari diplomalari gozmuze dayamasin. Gorduk sizler "genc Bakis" larda rektorlerinizdeem, universiteler siralamalarinizda. Turkiye de universiteler bilim yuvasi falan degildir. Bizim zananimizda da cok daha iyi degildi durum ama birazcik daha ciddiyet vardi ve biraz daha saygin ogretim kadrosu vardi. Gene de yurt disina gidince herseyi sifirdan ogrenmem gerekti. Simdiklier resmem cetelerin elinde.
Bu demekmidir ki butun univ. mezunlari cahildir? Asla, Sizin, Mustafa Bey, Suat Bey, Esra Hanim Blue Bey gibi burada ve baska yerlerde rastayip birikim ve kaabilyetlerine hayran oldugum coklari var. Ama bu o universitenin urunu degil'kisiswel gayret ve kaabiliyet mahsulu. Onlarin urunu senin bahsettigin Fen Fakukltesi mezunu, "o kadar az biliyorum ki fakat o kadar eminim ki" tipleri. Onlara da buralarda cok rastliyoruz.
Prensip olarak kisileri muhtevalaeri ile degerlendirmeye onem veririm. Kara cahil Harvard'lilar da biliyorum.
Gelelim sana katilmadigim noktaya. Burada benim gibi AT konusunda temel argumani disinda fazla birsey bilmeyenlerin ajandalari AT'ciligi adeta kariyer yapmis kimseler ile ayni olmak zorunda degil. Tabii ki ben AT'yi gerektiginde senin tabirin ile "gol atmak" icin kullanmacagim. AT benim ne hobim ne davam,. Daha once de soyleduigim gibi aklima yatan ve kor olmayan herkesin gorecegi bir hakikatin biraz bilimsel bir izahi. Benim icin onemi ancak islevseldir. O da daha once soyledigim gibi gelecek nesillerin zihinlerini ozellikle icerdeki zorba, fasist ahlaksiz laikcilerin ipoteklerinden kurtarmak. Buna hizme ettigi olcude AT manalidir benim icin. Yoksa Berlinski, Neloson veya sisko burnu yukrda adi neyse Ingiliz'le ne ortak davam olabilir? (burada "gol atmayi" munazara kazanip nefsi tatmin otesinde bir gayeye matuf olrak kullanmadigimda suclu hissederim kendimi). Bir takim kibirli, simarik kara cahile haddini bildirmek te yarali bir islevdir benim icin ozellille "Turkiye'nn ozel sartlari" cercevesinde.
AT'cilige zarar veya kar getirmek gibi bir derdi olmak zorunda degil diger insanlarin. Burada kimsenin de bu AT'ciler dindar kardeslerimiz, onlara yardim edelim gibi bir kaygilari oldugunu sanmiyorum. Ben mevzunun ihtiyacim oldugu derinligine indim ancak (ki o da fazla degil). Mevzuda konustugumda da mevzudaki bilgi seviyemi her defasinda belirtirim.
Herhalde biraz gereksiz detaylara girdim ama saniyorum "kimin hangi konuda ne kadar konusabilecegi" konusu ile ilgili.
Son olarak buradaki tartismalarin en fazla "populer bilim" olarak addedilebilecgini de not edelim. Her ne kadar AT cok multi-disiplinli bir sahadir ama her disipilnde de ihtisaslasma vardir. Dolyisi ile bu tur forumlardaki tartismalar tabiati ile mevzulain sosyal, politik boyutlari hakim olcaktir.
Ozet olarak AT icinm AT'ci degiliz cogumuz. veya AT gaye degil vasitadir.
Herkese selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 8, 2007 01:40 AM
Sevgili Bekir Ağabey bu yorumlarımın yaklaşık birbuçuk senedir süregelen tartışmaların birikimi olduğunu bilmeni isterim.Sende şöyle bir geriye bakarsan Müzmin ile DaVinci tartışamlarından beri durum bahsettiğin zümre içinde, dindarlar içinde bir ''Circle of Beliefs or Faiths''durumunu aldı.AT mevzu bahis olduğunda vasıta olarak kullanılmasın demiyorum.Dediğim gibi yorum kendisini yapanı bağlar.Fakat sürekli bu vasıta belli bir yol için ve vasıtanın vasıta yapısına aykırı bir şekilde kullanılırsa,bu vasıtayı yozlaştırır.Vasıtanın bir yere gitmek için kullanım alanını kısıtlar ve onu (fikir) entropisi ile başbaşa bırakır.Ki normal entropide en çok çölde gözlemlenir.AT bir fikir çölüne itecek olan (erezyon temelli) yorumlar AT'nin karşısında olanlara ne sağlar?Fırsat zaten hayatlarını scavengers how to survive ideali ile şekillendirmiş pragmatist dogmatiklerle mücadele eden bir teoriye yapılabilecek en büyük tahribattan bahsediyorum.Bunu senin epistemoloji ile bağlantı kurarak nelere sonuç acabileceğini öngörebileceğinide biliyorum.Derin Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 8, 2007 02:11 AM
Bugün sabah kalktım ve Pazar okumalarıma başladığımda nerden bilebilirdim bu kadar harika bir makale ile karşılaşabileceğimi.Burada az çok üzerinde tartıştığımız ve benim sürekli sıkıntısını hissetiğim şeylerin,bir başka konu üzerinden ama aynı doğrulta oluşan sıkıntıların anlatıldığı bir yazıyla karşılaşacağımı... Her paragrafını okurken bu kadar olur dedim.
Şimdi ben burda Yaratılışcılarla(Six days creationists) ve Darwinci militanlarla kalem savaşına girmişken aslında ayrı saflarda aynı tip algıyla mücadele ettiğimin farkındaydım.Mümtaz'er Türköne ağabeyim bugün öyle bir yazı yazmış ki bu algımın yani kimin bilimi ''araç'' olarak gördüğü kimin ''inanç'' olarak gördüğünü kiminde ''ispat odası gördüğü''nü güncel bir olaydan yakalayı vermiş.Kalemine sağlık,üniversitelerdeki durum hakkında bu kadar güzel bir genel çerçeve çizilebilir.Sizlerle paylaşayım ilk üç paragrafı gerisi adresinde ;
"Çağdaş bilime inanmak" denilen şeyin nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz?
Rektörler Komitesi "Çağdaş bilime inanmış bir cumhurbaşkanı" seçilmesini istedi, hafta içi yayımladığı tartışmalara yol açan bildiride. Bu talebi, dünyanın herhangi bir başka yerinde dile getirselerdi, acaba ne olurdu? "Bilime inanmak" ne menem bir iştir? Bilim inanç konusu mudur? Bilimi inanç konusu yapan kişiden bilim adamı olur mu? Bilimi inanç meselesi yapan rektörlerin, YÖK başkanının yönettiği üniversitede bilim üretilebilir mi?
Bilim ve felsefe tarihi konusunda asgari bilgi sahibi olanlar, "inanç konusu olan bilim"in 19. yüzyıldan bu tarafa geçememiş, ilkel ve geri bir pozitivizmden başka bir şey olmadığını bilirler. Bu kadar geri ve ilkel bir düşüncenin 21. yüzyılda savunulması, üstelik üniversiteyi temsilen dile getirilmesi, sadece bilimsel geriliğimizin sebepleri hakkında bir fikir verebilir. Daha ötesini bekleyemezsiniz.
Bilim, inanç konusu olduğu an bilim olmaktan çıkar. Farklı teorilerin, varsayımların sürekli çatıştığı, acımasızca eleştirildiği bir alanda inançtan söz edenler, ilk defa gördükleri uçağı kutsal bir varlık olarak selamlayan ilkel Amazon yerlilerine benzerler...
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=524852
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 8, 2007 11:29 AM
Mustafa Ajlan Kardesim,
Dusuncenin vicsdani sorumlulugu olarak tasvif edebilecegim yorumun ve bunu tutarli olarak kullanma gayretini takdirle karsiliyorum. Ama bu sorumlulga sahip senin dahi ilertsimde optimal yolu bulabilecegni sanmiyorum. Kimsenin buna muktedir olcagini dusunmuyorum insanin aczinden mutevellit.
Dolayisi ile elimze verilen kartlarla oynamak zorundayiz. Ama idealist yaklasimin, tam optimizasyon olmasa da (bu baglamda gayeye donuk nesnel iletisim) bunun gaye edinilmesini takdirle karsiliyorum. Konudan fazla uzaklasmadan sunu not edeyim: Benim de sikca seslendirdigim dusuncelerden biri sosyal, politik mevzulain da bilmeselestrilmesi, yani pozitif bilimlerdeki nesnel metodlarin uygulanmasi. Boylece birbirinin yuzseksen derece ziddi iki kisi e bilge veya dogru olmaz. Entropy boyle azalir. Ve dunyanin Ozdemir Inceleri saf disi edilir.
Ama basa donecek olursam "you work with the carsds you are dealt" veya "ne kadar ekmek o kada kofte". Optimum veya ideali kullanamayiz argumanlarda, onemli gayelere maksimum hizmet icin. Ve bizler duygusal varliklariz, soyledigimiz her sozu tartarak, rasyonaliteyi maximize edecek tarzda iletisim yapabilecek varliklar degiliz.
AT konusunda da aracsallastirmada bir ortak gaye beklemek fazla idealist olur, hele hele bilimsel olmayan boyle bir tartisma forumunda.
Yani senin "high minded" tartisma sekli yaklasimin biraz fazla idealist kanimca. Dolayisi ile bizler termodinamik terimi ile "kucuk sistemlerle" ugrasmaya mahkumuz.
Bu yazdiklarimda da bu forumda bilgi transeferine fazla birsey katmadigi icin argumanimi destekleyen guzel bir ornek kanaatimce :) Benim gibi bolca "buyuk resim" den bahseden birinden gelen bu sozler benim icin dahi hayal kirici. Ama ekmek bu kadar ben naapasyim. Kader utansin.
AT'den bahsetmedim farkindayim. Ama saniyorum soylediklerim AT icin d diger "sistemler" icin de gecerli.
Son olarak biraz yere basmak babinda sunu ilave edeyim, yorumsuz olarak: Aylarca once bir yorumcu diger bir blogda evrim uzerine acilan bir tartismada "bu konuyu bilmeyenler ille tartisacaksa, Ingilizce bilenler gitsin 'notral bir forum' olan Talkorigins'te tartissin; Mustafa Akyol'un sitesine trafik gondermeyelim" demis idi. Ben de "digerlerimiz naapalim" diye sormusum.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 8, 2007 12:33 PM
Mustaf Ajlan Bey ben herşeyi çok güzel anlıyorumda siz beni anlamıyorsunuz..
beni Bekir Bey güzel anlamış..
felsefe yapmama izin verdiğiniz içinde teşekkür ederim:)
Yazan: deniz Tarih: April 8, 2007 01:07 PM
Bekir ağabey
Ben bu sitede tartışılma şeklinden çok pragmatik dozuna artık bir dur densin diyorum.Elbette düşünceye gem vurmaktan bahsetmiyorum.Ama herkes bilip bilmeden senin yaptığının onda biri okumadan,kafa yormadan AT ile ilgili kabaca atıp tutunca bu çok can sıkıcı oluyor.Yoksa Platon idealistliğim tutmuş değil :)sadece kendini tekrar eden yapıların fikir bazında entropisini sorguladım okadar.
Deniz Hanım size izin filan gerek değil haşa! O kadar alakasız bakıyorsunuz ki AT konusuna mesela Panteizm filan demiştiniz. Dilediğiniz konuda,Felsefeyi yeniden bile kurabilirsiniz .Başarılarınızın devamını dilerim...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 8, 2007 06:31 PM
Ajlan Bey
ben kendi felsefi sistemimi kuracağım zaten..böyle olmuyor bu iş:)
evrimin felsefesini yapınca ateizmden bahsedebiliyorsak AT konusunda da panteizmden bahsedebiliriz..bilimsel konuların arkasından bir felsefe illaki geliyor..Aristo'nun fiziği metafizik ile içiçeydi..Aristo'nun fiziğinin arkasındaki felsefe deizmdi..bu tartışmalar her zaman olmuştur..sizin bunu garipsemenizi garipsedim doğrusu..sizin mutlak anlamda bilimsel yaklaşma hakkınız olduğu gibi başkalarınında bunun felsefesini yapma hakları vardır..
ben başkalarının ezberlerini tekrar etmektense kendi sistemimi kurmayı tercih ederim..başarılarım devam edecek..teşekkür ederim katkılarınız için..
bende size başarılar dilerim..bence çok geç kalmış değilsiniz..bu sene sınava girip bir fen fakültesine kayıt yaptırabilirsiniz..emeklerinizi akademik ortama taşırsınız böylece..blogcuların seviyesiyle uğraşmazsınız o zaman.
başarılar.
Yazan: deniz Tarih: April 8, 2007 08:26 PM
Deniz Hanım bir noktada haklı: Akademi konusunu gündeme getirmekte.
Eğer AT'nin "bilimsel olduğu" iddiası varsa, bunun "savaşı" böyle ortamlarda verilir mi? Niçin AT'ciler AT'yi bilimsel platforma taşımaya çalışmıyor da, sıradan insanları etkilemeye uğraşıyorlar? AT konusunda halka konferans veriliyor örneğin. Bunun yerine adam akıllı bir bilimsel makale yazılıp, ilgili kurum ve kuruşların değerlendirmesine sunulabilir. Neden bu yol seçilmiyor?? ("Bu işte bir bit yeniği var" diye düşündüğünüz oluyor mu?)
Örneğin Mustafa Ajlan Bey, sitesinde bilimsel olarak anlamlı yazılar olduğuna beni ikna etmeye çalışıyor. Halbuki -varsa böyle yazılar- bunları toparlayıp bilimsel bir merciiye gösterebilir.
Yazan: Keskin Tarih: April 10, 2007 01:06 AM
Sayın Keskin
Demişsiniz ki ;
''Örneğin Mustafa Ajlan Bey, sitesinde bilimsel olarak anlamlı yazılar olduğuna ''beni ikna etmeye''(öyle bir gayretim kimse için olmadı ki sizin için olsun) çalışıyor. Halbuki -varsa böyle yazılar- bunları toparlayıp bilimsel bir merciiye gösterebilir.''(bknz.alttaki iki link)
İkna etmek inançların işidir.Bilim ikna etmeye değil yapıların oluşumunu imkan dahilinde anlamaya çalışır.Bunun araçıdır.Sizin gibi algılayanlar içinse maalesef bir ''amaçtır'' ve neye inanılıyorsa yada red ediliyorsa ona hizmet eder.(Dünya görüşünün ispat odasıdır)Benim AT için söylediklerim ve yazdıklarımın içinde dini gönderim bulamazsınız!Deistliğe kapı açabilecek imalardan bile özellikle kaçındığım bilinmekte.İster materyalizm ister dini olsun.(Yaratılışcılarla Darwincilerin en temel ortak noktası budur.İkna olmak için bakarlar ve olurlar.Scoptoma adlı bu durumunda benim bildiğim bir tedavisi,çözümü yok.) Okuduğunuz makalelerimde son buluntular bize Tanrı hakkında şunu kanıtlamıştır şeklinde bir cümle var mı?Doğrudan İslama ait bir gönderim var mı?Yada bir başka deyişle Tasarımcı=Allah yada Tasarımcı= YHW gibi..(Ben İslam dinine mensubum fakat bu benim kendi dini yada felsefi metazfizik çıkarımımdır.Benden başka kimseyi bağlamaz. AT'yi ise hiç bağlamaz)
AT'nin teorisyenlerinin büyük ksmının Tanrıya inanan bilim adamlarından oluşması onun bilimsel bir teori olamayacağı anlamınada gelmez.(Buna karar verecek olanlar bilim Kartelleri midir? Yoksa bilimin epistemolojik manada kendisi midir?AT salt Empirik nedenlerle red edilen bir teori ise, Kuantum altındaki deneylerin nesnellik kriteri nedir?Bugün kanıtları apaçık ve meşru olan Bigbang ve Entropi bile materyalistlerce ''bilimsel jargon'' kullanılarak bulandırılmaya çalışılmakta iken ne kadar garip bir Ruh halidir materyalistlerdeki. Yoksa kuantum bilim değil midir? Zaten dogmatikler statik algları dışındaki yorumlara karşı kin güdenlerdir.(Ha Papanın sözüne karşı çıkmışsın ha Darwinin kuramına karşı çıkmışsın Excommunication!Halelujah!!!)Karşıt da olsa bir faklılığı dinleyebilenler, onu anlamaya çalışanlar gerçek bilim insanlarıdır.Bir bilim adamının karşısına Dünya'nın Atlasın boynuzlarında durduğu iddiasınla bile gelinse.Bilim adamının bunu bilimsel metot gereği olarak duyar duymaz reddedemez.Elindeki kanıtları gösteririr,bunu rasyonel bir biçimde karşısındakine aktarır.Sonra onu ikna etmeye değil sadece eldeki verilerle ulaşabildikleri sonuçları görmeye davet eder.
Şimdi gelelim ilk başta Keskin Beyin dilek ve arzularına.Bakalım neler yapılmış,karşılığında neler olmuş;
Elimde hazırladığım pdf bir kitap var.İki sene kadar önce Hacettepe Fen.Fak. Biyoloji Bölümünden Prof. Metin Özata Beye pdf şeklinde yolladım.BiyoTürk sitesi aracılığla mailleştik.Daha sonra aynı Fakülteden Dr. Hatice Mergen bana konu ile bir Moleküler Biyolog olarak ilgileneceğini söyledi. Dedim ki itirazınız varsa yada yanlışlıklarım bana maille bildirin.Çok yoğunsanız sadece şu konularda yanlışsınız bu sebeple olmaz bile deseniz olur dedim.Sonuç; Cevap hala yok!
Blogum, kurulduğundan beri(tam 1 yıl) aşağıda linklediğim bilim sitelerinden ilgi görmekte.Birinci linklerdeki teşekkürler herhalde sizin iddianız üzere masallar anlattığımız için gelmiyor.Size kısadan hisse Davul,zurna ve saz....
1.http://www.bioforum.gen.tr/smf/index.php/topic,247.0.html
2.http://www.genbilim.com/component/option,com_smf/Itemid,114/topic,326.0#new
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 10, 2007 06:27 PM