« İslam ve Şiddet | Ana Sayfa | Erdoğan’ın Çankaya Hesapları »
March 26, 2007
Vatana İhanet, Oligarşiye İhanet
Malum, Türkiye’de pek çok insan sık sık “vatana ihanet”le suçlanır. Bu suçlamaya maruz kalanların yaptığı ise, aslında, çoğu kez sadece devletin tarif edegeldiği “ideal vatandaş” tipinden farklı olmaları ve farklı şeyler söylemeleridir. Durum öyle gariptir ki, milyonların oyunu ve sevgisini kazanmış başbakanlar bile “vatana ihanet”le suçlanabilir. Merhum Adnan Menderes, bu suçlamayla idama mahkum edilmiş, daha doğrusu bir grup üniformalı zorba tarafından suçsuz yere katledilmişti.
Son günlerde CHP lideri Deniz Baykal da mevcut Başbakan Tayyip Erdoğan’ı kast ederek, “Çanakkale’yi koruduk, Ankara’yı da koruyacağız, Ankara da geçilmez” gibi saçma-sapan laflar ediyor. (Çanakkale’de can veren 250 bin şehidin herhangi biri bugünleri görse, büyük olasılıkla, uğrunda kendini feda ettiğini inancı “irtica” diye yaftalayıp aşağılayan, “kamusal alan”dan kovan insanların bir de kendilerinin hatırasını bu şekilde hayasızca sömürmelerini hayretle karşılardı.)
Söz konusu “vatana ihanet” suçlamasını ve genel olarak Türkiye’deki benzeri söylemlerin doğru manasını anlamak için, kavramları yerli yerine oturtmak gerekir. Nasıl günümüzde “Cumhuriyet” kelimesi anlam değiştirmiş ve “halk idaresi” değil de “seçkinler idaresi”, yani “oligarşi” anlamında kullanılır hale gelmişse, “vatana ihanet” de ilk anda akla gelenden farklı bir anlama karşılık geliyor. Aslında asıl anlam vatana değil, oligarşiye ihanet. Bir başka deyişle, ülkeyi kendi dar ideoloji ve felsefelerine göre yönetmek ve halkın meşru temsilcilerini bastırmak isteyenlere “ihanet”.
Sabah yazarı Emre Aköz, Neşe Düzel’in kendisiyle yaptığı ve bugünkü Radikal gazetesinde yayınlanan söyleşide bu konuda önemli bazı noktalara işaret etmiş. Aköz’ün açıklamalarının hepsi kanımca önemli, ancak şu pasajı özellikle belirlemek gerek:
Çok büyük siyasetçidir Atatürk. Önce Meclis'e seçim kararı aldırıyor. Sonra seçime katılacak adayları tek tek kendisi belirliyor. Ardından Vatana İhanet Kanunu'nu öyle değiştiriyor ki, kendisine karşı bir siyasi oluşum artık imkânsız oluyor. Çünkü Halk Fırkası'nın fikirlerine aykırı siyaset yapmak hainlik addediliyor ve tek parti sistemi böylece getirilmiş oluyor.
Evet, “vatana ihanet” denen şey çoğu zaman aslında “Halk Fırkası”nın fikirlerine aykırı düşünmek ve davranmaktır. 80 yıl önce de öyleydi, bugün de öyle. Dolayısıyla Halk Fırkası’nın şimdiki genel başkanı Deniz Baykal sürpriz bir davranış sergilemiyor; gelenekleri izliyor.
Oysa Türkiye, Halk Fırkası’nın hegemonyası öncesinde çok daha çoğulcu ve demokratik bir düzene sahipti. Emre Aköz buna da işaret ederek şöyle demiş:
Ayrıca bu Meclis'te 'ikinci grup' diye bir muhalif grup var. Bunlar Mustafa Kemal'in diktatör olmasından çok korkuyorlar. Çünkü sonuçta bunlar Osmanlı. Bunlar, Osmanlı'nın her şeyi tartışan, yarı demokrasi tecrübesi sayılan Meclis-i Mebusanı'nı biliyorlar. Yeni kurulacak cumhuriyetin tek adam diktatörlüğü olmasını istemiyorlar ve milli hâkimiyet prensibini savunuyorlar.
İşte Türkiye’nin siyasi tarihi, aslında söz konusu “İkinci Grup” ile Halk Fırkası’nın arasındaki çekişmenin tarihidir büyük ölçüde. Birincisinin gücü sandıklardan, ikincisinin gücü silahlardan gelir. Birincisi hep seçimle iktidara gelmiştir, ötekisi askeri darbelerle.
Günlük siyaseti izlerken, bu arka planı hep hatırda tutmak lazım…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 26, 2007 08:15 PM




Elinize sağlık Mustafa Bye,
gerçekten güzel bir yazı olmuş. Şimdiden muhalif sesleri duabiliyorum ki bu sesler hep bana siyasi tarihimizdeki sesleri hatırlatıyor.
Muhabbetle...
Yazan: Talha Can Tarih: March 27, 2007 12:13 AM
1324 yılında kurulan Yeniçeri Ocağı 1658 yılından itibaren tüm önemini kaybetmiş ve bir ayaklanma yuvası haline gelmişti. Sürekli ayaklanan Yeniçeriler istemedikleri padişahları ve devlet adamlarını indiriyor, hatta öldürüyorlardı.
Askerlere yakışmayan davranışlar içine giren sarhoş Yeniçeriler, zaman zaman halkın canına ve malına zarar vermeye başlamıştır. Bu nedenle de halkın nefretini kazanmışlardı. O dönemlerde çok değer verilen ilmiye sınıfına yaptıkları hakaretler, halk ile ilmiye sınıfının, Yeniçerilere karşı, cephe almalarına sebep olmuştu.
Sultan II. Mahmud Yeniçeri ocağına karşı birtakım tedbirler almaya başladı. Yeniçerilerin, Avrupa orduları gibi eğitilmeleri gerektiğini düşünüyordu, bu amaçla "eşkinci" adlı yeni bir askeri örgüt kurulmasını emretti. Bu yeni eğitimi istemeyen Yeniçeriler, At meydanında toplanarak gösteri yaparak ayaklandılar. Babıali’ye saldırarak altı bin kese para aldılar.
(...)
(...)
Sultan İkinci Mahmud, artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826).
KAYNAK: FORSNET
Yazan: Haydar Tarih: March 27, 2007 06:13 AM
Evet ben de Talha Bey'in hissiyatini paylasiyorum. Mustafa Bey Baykal'in bu caresizlik zirvasi gibi gorunen ifadesinebir miktar taihi perspektif getirmis. Bu bakis onemli bence. Bircok mihraklarin bu gunku soylemleri ile 1950 oncesi soylemler arsindaki benzxerlik te tesadufi degil.
Boyle zamanlarda tedavukle surulen terimlerden biri de "rejim". Bu nda ne va diyecekler icin: Problem su: Anayasa ve kanunlarla korunamayan bir rejim olamaz. Cumhuriyet doneminin butun anayasalari, devrim ve darbe urunudur ve Cumhuriyetciler tarafindan yapilmistir. Kendi yaptiklari anayasalarin dahi rejimi korumaya yetersiz oldugunu, onun maddeleri disinda laiklilk, cuhuriyetin ruhu, rejim gibi mefhumlar geregi mesruiyet tanimlari yapilabilecegini dusunmek bir cinnet hali olsa gerek.
Baykal hic demokratik siyasete girmedi. "soyal demokrat" partisi Sosyalist Enternasyonel tarafindan fazla miltarist, antidemkratik oldugu icin gozleme alinmis, karsisindaki "muhafazakar" iktidar partisine davetiye ciklarilmis bir olmaktan daha hazin bir durum dusunemiyorum. Turkiyede mesru siyasi harekletler asker eli ile tasfiye edilir gayrimesru olanlar da millet eli ile. Gunes Motel vekil pazari ile girdigi siyasi hayattan basarisiz darbe girisimi ile cikacak gibi gozukuyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 27, 2007 07:51 AM
Kutlarım.Çok yerinde ve anlamlı olmuş.Bir de dürüstlük penceresinden bakarsak milyonlarca dolar rüşvet alanlarla sırf iktidar sahibi olmak için yalan söyleyen,iftira atan,kul hakkı yiyenler arasında ki fark nedir?Bence ikincisi daha iğrenç.İkincisi koynuna aldığınız bir yılana benziyor.Beraber yattığınız,ısındığınız hayat sürdüğünüz bir yılan.Söylerken ben bile irkildim.Soğukkanlı sürüngenlerden.
Saygılarımla
Yazan: Salih N. Tarih: March 27, 2007 09:04 AM
Tebrikler Mustafa Bey, yazınız benim gibi düşünen insanlara tercuman olmuş. sizin gibi ufku açık, olaylara samimi, gerçekçi, çıkarsız, objektif, akılcı yaklaşan insanlara ihtiyacımız var. Tabiki sizin yazdığınız düşüncelere karşı çıkanlar, hakaret edenler olacaktır. Ama eminim siz aynı kararlılıkla bildiğiniz yolda ilerleyeceksiniz. Şunu bilinki sizin gibi,düşünen aklın ve mantığın yanında olan, birgün mutlaka bu çarpık düzenin yok olacağına inanan milyonlar var. Tekrar teşekkürler.
Yazan: mesut Tarih: March 27, 2007 09:28 AM
Bu kadar çarpıtmaya da pes doğrusu. Hani ortada ATATÜRK'ün kendi el yazması NUTUK olmasa Mustafa Akyol bey'e ŞIP diye inanıverecek herkes.
Tam tersi o ikinci grup Cumhuriyet'in ilan edilmesine de egemenliğin kayıtsız şartsız millet'e gecmesine de karşıydılar. O ikinci gruptakiler Egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın yeryüzündeki temsilcisi olduğu iddia olunan Halifelik ve hilafet makamından yanaydılar.
İşte o ikinci grubun uzantıları komünizme karşı Amerika'nın ılımlı islam yeşil kuşak senaryoları sayesinde son 25 yıldır iyice palazlanmış tekrar ortaya çıkmışlardır.
O ikinci gruptakiler asıl ATATÜRK'ün cumhuriyeti ilan etmesinden korkuyordular ve korktukları da başlarına geldi zaten. Yoksa herkesin çok iyi bildiği gibi o ikinci gruptakiler ATATÜRK'e Halifelik bile teklif etmişlerdi. İşte Mustafa Akyol bey'in asıl gizlediği gerçek budur.
Oldu olacak hilafet taraftarı o ikinci gruptakileri cumhuriyet ve demokrasi kahramanı ilan ediverin kapansın bu konu.
Beyhude çabalıyorsunuz. Gerçekleri istediğiniz gibi çarpıtın çarpıtabildiğiniz kadar. Bu ülkede tek bir gerçek var. O da ATATÜRK gerçeği. En büyük eserim dediği bu cumhuriyeti tek başına kurdu. Hepsi birer kurtuluş savaşı kahramanı olan ama hepside aynı zamanda hilafet yanlısı, İslam devleti yanlısı olan en yakın silah arkadaşlarına rağmen Cumhuriyeti ilan etti. Egemenlik Allah adına halifenin değil Kayıtsız Şartsız Milletin'dir demiştir.
Türkiye'nin siyasi tarihi ATATÜRK'ten bu yana millet egemenliğine dayalı Cumhuriyetçiler ile hilafet yanlısı demokrasi ve cumhuriyet karşıtları arasındaki sürtüşmeden ibarettir. Bütün bunlara rağmen ister kabul edin ister etmeyin demokrasi'yi de CHP getirmiştir bunu da unutmamak lazım. Merhum Adnan Menderes'in idam edilmesi tabiiki zorbalıktır ama sadece üniformalı zorbaları değil Adnan Menderes hükümetinin yaptığı zorbalıklardan da bahsedersek zorbalığa prim vermemiş oluruz.
Günlük siyaseti izlerken, bu arka planı hep hatırda tutmak lazım…(MA)
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
Yazan: Hülagü Tarih: March 27, 2007 05:27 PM
yahu, atatürk sanki sizlerin gibilerin asla ortadan kalkmayacağını görmüş ve
"gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde olabilirler" demiş.
zavallı osmanlı padişahları... zavallı günümüz post-cumhuriyetçi sözde islam aydınları
zavallılar..
Yazan: celal Tarih: March 28, 2007 12:08 AM
"Çanakkale’de can veren 250 bin şehidin herhangi biri bugünleri görse, büyük olasılıkla, uğrunda kendini feda ettiğini inancı “irtica” diye yaftalayıp aşağılayan, “kamusal alan”dan kovan insanların bir de kendilerinin hatırasını bu şekilde hayasızca sömürmelerini hayretle karşılardı."
Bu nasıl çarpıtma böyle? Çanakkalede ölenler "İslam için" ölmedi bu bir. "İslam = Türban" değil bu da iki. Çanakkele şehitleriyle Türbanlıları nasıl aynı saflara koymayı başardınız kaşla göz arasında?
Yazan: Keskin Tarih: March 28, 2007 07:21 AM
"Bastardization of A Nation" boyle olur herhalde! Abdullah Cevdet'in torunlari simdilerde Ney York sperm kliniklerinden dol aliyorlar. 15 milyon daha "genc yaratmak icin he yastan"!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 28, 2007 11:44 AM
Mustafa Akyol bey,
Aşağıdaki küstahça ifadeleri hiçbir sakınca görmeden yayınladığınıza göre size tavsiyem bu ifadeleri sitenizin en baş köşesine yanar sönerli flash olarak koyunuz. Bu ifadeler sayın başbakanımız ve meclis başkanımızın üslubuna ne kadar çok benziyor değil mi? Bu aziz vatanı yoktan var edenlerle, canları pahasına bu aziz vatanı koruyanlarla geçin dalganızı bakalım geçin. Allah hepinizin sonunu hayretsin! Sizler her şeye müstehaksınız çünkü.
"Bastardization of A Nation" boyle olur herhalde! Abdullah Cevdet'in torunlari simdilerde Ney York sperm kliniklerinden dol aliyorlar. 15 milyon daha "genc yaratmak icin he yastan"!(Bekir L. Yildirim)
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
Yazan: Hülagü Tarih: March 28, 2007 03:20 PM
OO Sayın Keskin buradaymış. Ben de ne zamandır "Derin Düşünce" sesi çıkmıyor diyordum.
Şöyle yazmış:
"Bu nasıl çarpıtma böyle? Çanakkalede ölenler "İslam için" ölmedi bu bir. "İslam = Türban" değil bu da iki. Çanakkele şehitleriyle Türbanlıları nasıl aynı saflara koymayı başardınız kaşla göz arasında?"
Yahu bu siteye bir haller oldu. Yani daha doğrusu bazı yorumculara.
Eskiden karşıt fikir cephesinde bile aklı başında yorumcular görürdük. Adam gibi tartışırdık.
Çanakkale'de ölenler İslam için ölmemişmiş.
Ne için öldü Çanakkaladekiler? Çağdaşlık için mi? Laiklik için mi? Kamusal alan için mi?
"Yetiş Ya Muhammed, Kur'an gidiyor" diye çarpışanlar, "Allah Allah" diye savaşanlar ne için savaştılar?
Yoksa savaşta "Allah Allah" değil de "çağdaşlık çağdaşlık, laiklik laiklik, darwin darwin" diye mi savaştılar?
Çanakkalede savaşanlar için "vatan", "darul İslam" Halife-i Müslümiyn Ordusu" kavramı neyi ifade ediyordu a be zavallı..
Allah korusun tekrar savaş olsa insanlar hangi motivle savaşacaklar a be zavallı? "Allah Allah" nidalarıyla mı? 9. Senfoninin fonuyla mı?
"Şehit" ne demek, "mehmetcik" ne demek?
Şu ağzımı bozmayayım diyorum ama namümkün!!..
Yazıklar olsun size..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: March 28, 2007 05:26 PM
Sayın Akyol, sitenizi uzun bir süredir okuyorum, bilgileniyorum. Ama bu yazınıza birtakım itirazlarım olacak.
“Çanakkale’yi koruduk, Ankara’yı da koruyacağız, Ankara da geçilmez” lafını saçma-sapan olarak değerlendirmişsiniz. Haksız değilsiniz onu söyleyeyim baştan. Ama bu tip davranışlar, ‘oy kaygısı’ - ‘seçim dönemi’ gibi parametrelere göre değerlendirildiğinde çok abes kaçmıyor cânım ülkemde. Keza Erdoğan, ‘her kesimi kucaklıyorum’ düşüncesiyle Nazım Hikmet şiiri okudu daha birkaç gün önce.
“cumhuriyet”, “oligarşi” ve “vatana ihanet” eksenine gelince…
Genel olarak Cumhuriyet gazetesini ve Vakit gazetesini okuyan kesimin aynı konularda tamamen zıt görüşte fakat benzer bir taraftarlık kimliğinde birleştikleri, buna rağmen Cumhuriyet okuyan kesimin, Vakit okuyan kesime karşı ezici bir diploma üstünlüğü taşıdığını düşünüyorum, geçtim (yanlışsam düzeltin).
Devleti, devleti yönetme vasıflarına haiz kişiler yönetmelidir. Bunda hepimiz hemfikiriz herhalde. Ama halkın eğitim düzeyi dikkate alındığında, (örn; 2006 yılında okuma bazında her12 vatandaşa 1 kitap düşmesi) cânım insanlarım belirli bir standart belirleyip, oyunu buna göre kullanabilecek durumda olmadıkları aşikâr. Genelde duygusal davranıp Atatürk diyene oy verecekler. Döner-ayrana kanıp ‘Genç’ partileri destekleyecekler. ‘İsrail evine futbol senin neyine’ diye bol slogan, az icraat üretenleri baş belleyip, oylarının kanlı mı kansız mı olacağını tartışan partilere gidecek oylar.
Oligarşiyi bir de bu açıdan değerlendirmenizi rica ediyorum sizden.
‘’ 80 yıl önce de öyleydi, bugün de öyle. Dolayısıyla Halk Fırkası’nın şimdiki genel başkanı Deniz Baykal sürpriz bir davranış sergilemiyor; gelenekleri izliyor.’’ Demişsiniz. CHP, şahsımca o zamanki durumdan daha farklı bir durumdadır. Hatta o dönemdeki ve bu dönemdeki oligarşik söylemler bile değişik tanımlanmalıdır kanaatindeyim. Yeni kurulan bir Türk Devleti tabi ki Atatürk’ün kafasındaki şablona göre şekillenecekti, aksini düşünmek bana mantıksızca geliyor. Deniz beyin ise yaptığı daha çok koltuğunu korumak ve bir devlet geleneği olarak maalesef kökleşmiş olan ‘ucuz politika’…
Arkadaş meclisinde Atatürk dönemi için bana hep ‘ismi koyulmamış bir diktatörlük bu’ derler. Peki o zaman derim. 80 yıl geçmesine rağmen hâlâ devrimleri özümsemekten fersahlarca uzak bir millete nasıl bir devrim düşünülebilirdi o zaman? diye sorarım. Bu tabi ki çok ayrı bir tartışma konusu. (beni de çok aşan bir konu ayrıca)
‘Birincisinin gücü sandıklardan, ikincisinin gücü silahlardan gelir.’ cümleniz beni özellikle üzdü. Cümlenin çokça yanlış olmasından değil yine, sizin objektif duruştan uzaklaştığınızı düşündüğümden… Söylenen doğru. Atatürk de İsmet Paşa da, sonraki paşalar da, paşa olmasalar da paşa gibi davranıp çaktırmadan ülke yönetiminde söz sahibi olanlar da halkı yok saydılar. Ama halk hiçbir zaman karşılarına rasyonel şeylerle çıkamadı, sadece konsensüse güvendiler, okumadılar, bilgilenmediler. Osmanlı’nın şâşâsından, Çanakkale harbi diye başlayan cümlelerden, hayatında bir sefer dahi okumadıkları Kuran’ın ne kadar olağanüstü bir kitap olduğunu tekrarlamaktan bıkmadılar. Ahlak felsefesi hakkında tek bir şey bilmeden yozlaşmayı İslam’dan uzaklaşma olarak yorumlamaktan vazgeçmediler, İsrail-Filistin olaylarının tarihi boyutu hakkında tek bir şey bilmeden 17 yaşlarında sloganlar attılar. Ama bilmediler. Hiçbir zaman bilmediler. Osmanlı döneminde de bilmiyorlardı, şimdi de bilmiyorlar. Ne İslam hakkında iki kelam edebilirler, ne de minareli süngülü şiirlerinin yazarının başka tek bir şiirini söyleyebilirler. Okumazlar çünkü. Amaçları ‘iyi’ bir şey yapmak değil, kısa yoldan ‘voleyi vurmak’tır. Konformizmi kıble edinmişlerdir. Okuyanı da küçümserler ha. Sonra utanmadan kalkıp ‘halktan kopuk aydın’ tanımlamaları yaparlar kahvehanelerinde.
Ülkeyi öyle bir duruma soktular ki ‘kamusal alan’ diye bir kavram uydurulmak zorunda kalındı. Bunda tek suçlu CHP kafası mıydı sayın Akyol?
Siz ülkeyi -üstte saydığım- bu insanların mı yönetmesini tercih edersiniz, yoksa CHP kafasının mı?
(Mevzubahis Türkiye olunca maalesef teori ile pratik arasında dağlar kadar fark oluyor.)
Saygılar. (Yazımda amacını aşan bir şey varsa affola)
Bekir Bey, Sağlık bakanımızın 'çocuk doğurun' tarzı öğütlerini de benzer şekilde ele alabilir miyiz?
saygılar.
Yazan: Mert Karbay Tarih: March 28, 2007 05:39 PM
Mustafa Bey
Adil davranmıyorsunuz.hülagü tarkan haklı.
Saygılarımla
Yazan: salih N Tarih: March 28, 2007 05:50 PM
Mert Bey,
Benim sifreli cumlemin acilimini Suat Bey yapmis.
Burada kendi anne babasinin atasini lanetlemyi siar edimis Ozdemir Ince'den isigni alan guruha sesleniyordum o satirlarla.
Hatirlatma; O. Ince'de bir yazisinda bilmem kimin romanindan alinti yaprak Kurtulus Savasi'nin dindar hassolar memolar kazanmadi"diyordu. Suat Beyín dedigi gibí Canakkale'de Allah, Allah diyerek degil "Kemalizm, Cagdaslik, mini etek, laiklik diyerek"kafayi cekerek yurumusler dusman ustune Selanikililer, donmeler , Istanbullu seckin subaylar. Seyit Onbasi falan uydurma imis. Yasayan uc kurtulus savasi gazisinden birini dun ugurladik ebediyete. Ucu de ehl-i takva, "gericiler" idiler. Istisna olmali! PKK Sehit anlari'nidami gormediler bu kendinden nefret eden serefliler?
Ben buradaki forum kurallarin hesaba katarak Turkcesin soylemedim, her ne kada Elif Safakín kitabinin adinda dahi kullanimlis olsa da kelime.
Ataman''ín bilgisi sokatan, ve Okey masasindan geldigi icin "ben"diye parmak kaldirdi. Oysa "bastardization" bir bilimsel terimdir. Biyoliojide de kullanilir, antroplojide de siyaset bilimde de. Saniyorum bu isimde kitap ta vardir. Salman Rushdie kendisi icin "I am a bastard of the history"(ben tarihin bir piciyim) der" ornegin.
Ataman, senin "benim" diye parmak kaldirmana ne gerek vardi evlat? Sen Kocaa sanli Cengiz Han soyundan ...yuzbinlerce muslumani kirilictan geciren Yuce Mogol-Turk Hakan degilmisin? O zaman Cumhuriyetín ilk on yilinda yaratilmis 15 milyondan biri olmak nerden geliyor? Neyse sen daha iyi bilirsin kim oldugunu. Kavgaya gerek yok. Saygilarimiz sonsuzdur.
Gelelim Mert Beyín sorusuna:
walla neyle neyi arasinda baglanti kurdugunuzdan emin degilim. Belki yukardaki aciklama isiginda yanlis soruyu sormus oldugunuzu dusunursunuz.
Ben bu Canakkale'deki, Kurtrulus Savasindaki Suat Beyín tanmladigi ruhu reddeden zihniyet ile New York'taki kilinikten sperm alacan kadar alcalabilen arasindaki devamliliga isaret ediyor, ikisini iliskilendiriyordum.
Bakan "cocuk dogrun" falan demedi (baslibaasina bir baglam disinda akli basinda birinin sadece b cmleyi kullandign dusunemiyorum; saniyorum kendisnin 6 cocugu olmasindan "teslis, testis"medyasi yakistirdi bunu) ama diyelimki dedi, nasil alakalandirdiginizi anlayamadim.
Mesru olrak cock yapma ile "bilinmeyen ensest cocuklari"gibi sonucla doguracak (ki bunun pek cok ornekleri var Bati'da). TV'lerde reality sov"" larda "Oh my God, I did it with my brother" (kardesime yaptim) hikayelerini cok gordum ABD'de. Ayni "sperm kaynagi"ndan olusan babasi belirsiz bircok cocuk bir zaman sonra "sperm bagislayiciyi" buluyorla ve "partner"larinin veya eslerinin kardesleri oldugunu kesfediyorlar. (Abdullah Cevdet referansi ise bu aydinlanmacinin "Amerika'dan damizlik erkek getirelim" teklifine gondermedir.)
Bununla mesru evlilik ici cocuk yapmayi herhalde ayni kefeye koymuyorsunuzdur.
Herkese selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 28, 2007 06:57 PM
ne yazan islamcilar nede laikler hakkin yanindalar,cünkü osmanli saltanat idi ,islami bir yönetim sekli degil idi,islami motifler tasimasi pek birsey ifade etmiyor....cumhuriyet ise saltanatin sekil degistirmesiydi,daha önce padisahlar saltanati sürdürmekteyken simdi artik padisahlarin yerini TSK ve Kemalist bürokrasi aldi,degisen pek bise yok yani...ama kanaatimce yinede osmanli saltanati simdiki saltanattan daha insafli idi.. :) http://www.mustafaakyol.org/mt/mt.cgi?__mode=view_log&blog_id=2
Yazan: metin Tarih: March 28, 2007 07:08 PM
Allah korusun tekrar savaş olsa insanlar hangi motivle savaşacaklar a be zavallı? "Allah Allah" nidalarıyla mı? 9. Senfoninin fonuyla mı? (Suat Öztürk)
Suat Öztürk bey artık geçmiş olsun. Allah Allah nidalarıyla cenk edenler artık İslamcı Terörist olarak tanımlanıyor. Buda iflah olmaz İslamcılar sayesinde malesef. Onlar artık emperyalizm'e hizmet ediyorlar. Allah'a değil. Emperyalizm'den icazet alan insanlarda motivasyon diye bir şey söz konusu dahi olamaz. Burada Allah'ın hiçbir suçu yok ama. Bütün suç iflah olmaz İslamcılarda. İktidarlarını muhafaza etmeleri için emperyalistlere hizmet etmek zorundalar.
Bugün bir savaş çıksa ve ülkemiz işgal edilse sizin endişelenmenize hiç gerek yok. Her şeyden önce ATA'mızdan yadigar bizde ATA barı var. ATATÜRK gençliği olarak bizim için en büyük motivasyon ATATÜRK'ün gençliğe hitabesidir. Çok iyi biliyoruz ki, muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kan'da mevcuttur!
Çok iyi biliyoruz ki, Gelibolu'da, "ben size taaruz etmeyi değil ölmeyi emrediyorum bizler ölene kadar geçecek sürede yerimize yeni kuvvetler yetişecektir!" Kurtuluş savaşı'nda, "Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır bu satıh'ta bütün vatandır!" diyen kahraman bir komutan'ın ahvadıyız biz.
Varsın olsun yine Allah Allah diye cenk edelim bundan hiç gocunmam ama en önemli şey onurumuzdur. Onurum için savaşırım. Allah için değil. Onursuzca yaşamaktansa ölmek daha iyidir. Onursuzca yaşayıp Allah'a ibadet etmişsin dindar olmuşsun neye yarar.
Zaten Allah için savaşmak demek Allah'a hakarettir. Aynı şekilde Allah için savaşıp ölmekte çok anlamsızdır. Çünkü Allah'ın böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. O halde bu akılsızlık değilde nedir?
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
Yazan: Hülagü Tarih: March 28, 2007 07:39 PM
"Allah korusun tekrar savaş olsa insanlar hangi motivle savaşacaklar a be zavallı?"
Suat Bey,
Öncelikle zavalı gibi saldırgan kelimelerinizi size iade ediyorum.
"İslam İÇİN" savaşmakla, "İslam katalizörüyle" savaşmak farklı şeylerdir. Savaş sırasında insanları motive etmek için İslami unsurlar kullanılmış olabilir. Bu, o insanları "İslam savaşçısı" yapmaz! Bu insanlar vatanları için savaşmışlardır.
Burada yapılan, açık bir çarpıtma ve kendine pay çıkarmadır. Atatürk de mi "islam için" savaştı?! Yoksa Atatürk'le diğerleri başka başka şeyler için mi savaşıyordu??
Deniz Baykal Çanakkale'den bahsedince "sömürüyor" diyorsunuz. Ama şehitler savaşta "allah allah" dedi diye, onlar üzerinden türban ve din sömürüsü yapmakta bir sakınca görmüyorsunuz!
Yazan: Keskin Tarih: March 28, 2007 09:44 PM
Deniz Baykal'ın Çanakkalede savaştığımız düşmanla Erdoğan hükümetini aynı kefeye koyması çok büyük talihsizlik olmuş..çok panik yapıyor galiba..fakat daha çok antipatik olmasına sebep oluyor..
muhalefetsiz demokrasi olmaz..siyasiler böyle hakaretamiz muhalefet yapınca vatandaşta etkileniyor doğal olarak..
burdaki bazı muhalif yorumlara bakıyorumda mutlaka bir iki kelime hakaret ediliyor..zavallılar,küstahlar,siz herşeye müstehaksınız vs..
hakaret etmeden muhalefet yapılamaz sanılıyor galiba..
Hülagü'de Mustafa beye kendince baskı yapmaya çalışıyor..nasıl hakaret ettiğini yayınlanan bir yazısında gördük..o yazısı yayınlanmayınca bir sürü laf ediyor,hoşuna gitmeyen yorumlara da niye bunları yayınlıyorsun diyor..
bu siteyi idare etmek ne kadar zor böyle..
Yazan: deniz Tarih: March 28, 2007 10:57 PM
Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında Terakkiperver Fırka adıyla din siyasete alet edilirse, bölücülük yapılırsa, halk dini duygularla kandırılırsa elbette yeni bir aksiyon kendini korumaya alacaktır. Bu koruma da halen devam etmektedir. Edecektir. Aydınlanmadan sonra tekrar saltanat ve arap milliyetçiliği karışımı bir yönetim biçimine mi dönelim? Elbette Cumhuriyet bazen Oligarşidir. Medine'de Beni Kureyza'ya yapılan edilenler gibi bir oligarşi. Vatan ve aydınlanma bilinci ucuz rant dincilerine ve kimliksiz hilafet özlemcilerine mi teslim edilecek? Beynini şeyhlerine yobazlara kiralayanların blok oyları geleceğimize sekte mi vuracak? "İrtica" olduğu sürece Cumhuriyetin bazı dönemlerdeki oligarşik tabir edilen tavrını sonuna kadar destekliyorum. Yüce Allah kendi dinini bir oyun ve hurafeler komedisine çevirenlerle sonra sınırsızca put helvası yiyenler ile mücadele edenlerden Razı olsun.
Yazan: Hakan DAĞTEKİN Tarih: March 30, 2007 10:49 PM
Bekir Bey,
http://www.milliyet.com/2006/06/15/siyaset/siy07.html
bahsettiğim -galiba- bu konuşmaydı. Birkaç tane daha gördüm, bu tatmin etmezse onları da koyarım.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=recep+akdag%2F%40evrim+iyi+bak
bu yorum da okunmaya değer. Ama konu bu olmadığı için geçiyorum.
İkincisi Çanakkale Savaşları konusu. Yazımda bunu anlatmaya çalışmıştım.
http://www.canakkale1915.com/sehitsayisi.htm
Bu savaşta ölenler (hadi şehit olanlar diyelim, sizin de gönlünüzü alalım), ne Hiksosların istilasında ölen Mısırlı askerlerden daha kutsallar, ne de Auschwitz’de ölen insanlardan. Daha fazla övgüyü de yergiyi de hak etmiyorlar. Çanakkale’de cepheden kaçan 10 bin asker de şerefsiz değil efendim. (Çarşamba Gallipoli’de izledim) Dışkıları içinde boğulan 300 kadar asker de, kahramanlıksa söz konusu olan, İstanbul’u fethetmeye gelen 2. Mehmet’e karşı savaşan Bizans askeri kadar değerlidir, kahramandır, daha fazla ya da noksan değil.
Tek söylediğim bu. Bunu idrak edemiyoruz bir türlü. Hiçbir ‘değerin’ insan hayatından kıymetli olmadığını düşünmüyoruz. Savaşların altı üstü siyasi ve ekonomik çıkar için yapıldığını, savaşanların da emir eri olduğunu, bazen tasvip etmedikleri bir oyunun parçası oldukları halde tek kurtuluşlarının, verilen emri en iyi uygulamaya çalışmaktan başka bir şey olmadığını göremiyoruz. Daha vahimi bunu göremeyenleri de yaftalıyoruz.
http://www.gallipoli1915.org/
Şu site dikkatimi çekti mesela. ‘Bu maskaralık daha ne kadar sürecek!’ diyor. Başlık bile faul.
Tabii ki Çanakkale’de insanlar Allah için öldüler. Namus için öldüler. (namustan tanım, din, vatan toprağı vs.) Zaten aksi düşünülemez. Eşitlik, Adalet gibi kavramların savunulacağı yer, (istisnalar dışında) fikirlerin savaştığı arenalardır. Medyadır, konferanslardır, kitaplardır, üniversitelerdir.
Belki de sürekli ismini zikrettiğiniz Özdemir İnce de böyle düşünüyordur. Çünkü bana göre kimse yapmadığı seçimlerin arkasında durmak zorunda değildir. Toplumsal değerler ister benimsenir, ister benimsenmez, bu bireyin kendisini bağlar. Din, milliyet, Atatürk sevgisi, Cumhuriyet aşkı, Çanakkale savaşları hep bu tanımın içine girebilir. Bu toprakta doğdu diye kimse burayı sevmek zorunda değildir. Ancak vergisini vermek, askere gitmek vs zorundadır. Velhasıl bu toprakta yaşayan herkes Ak Partiyi eleştirmek zorundadır. Nasıl daha iyi yaşayabiliriz diye düşünmek zorundadır. Yakında 3 lü hanelere geçeceğimiz dünya refah düzeyi sıralaması varken 23 CHP’sinden başlayıp 2007 Ak Partisine kadar herkesten hesap sorulmalıdır.
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_Human_Development_Index
İlkin gözüme bu adres çarptı.
‘Gelişmek, Avrupalılaşmak ahlaktan uzaklaşmak mı demek?’ Tarzı serzenişlerde, ilk önce ahlak tanımı yapılması gerektiği kanaatindeyim. İslam Ahlakıysa bahsedilen, kimse bunu benimsemek zorunda değil ki... Ör Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı’da, 16. 17. yüzyılda İstanbul’da oturmuş her erkeğin illa erkeklerle yattığını söylüyor. Bu açıdan şimdinin İstanbul’u o zamanınkine nazaran daha ahlaklı, kahrolsun Osmanlı denilebilir mi?
Benim sayın Akyol’un yazısı hakkındaki eleştirilerime kendisi zaten 3 sene önce, muhafazakarlaşan Türkiye yazısında cevap vermiş. http://www.mustafaakyol.org/2004/04/muhafazakarlasan_turkiye_ve_ece_temelkuran.php
Gözden kaçırmışım. Yine de Peygamber’in ismini zikretmeden önce ‘hazreti’ demenin ‘zorunlu!’ olduğu, hatta bırakın peygamberi, Mevlânâ’nın bile ‘hazreti’ demeden zikredilemediği bir toplumda yaşadığımız gerçeği varken, muhafazakarlaşmaktan değil de can güvenliğinden tedirgin olmak ‘Beyaz Türkler’ için anormal değil diye düşünüyorum. Kimse kimsenin değerlerini ‘saygıdeğer’ olarak addetmek zorunda değildir. Sadece ‘saygısızlık etmemek’ zorundadır.
İşte bu yüzden modernleşme ‘Atatürk hakkında müstehcen fıkra’ anlatmak olduğu kadar, hazreti demeden İslam peygamberini anmaktır. Çanakkale Savaşları’nı hamasi edebiyat boyutu olmaksızın objektif değerlendirmektir. 2. Mehmet’in Hurufilik hakkındaki görüşlerini tartışmaktır. Deli İbrahim’in fantezilerini konuşabilmek kadar Mustafa Kemal’in Genç Türkiye’sinin Araplara neden bu kadar sırt çevirdiğini sorgulamaktır.
Daha önemlisi, bunları bir ideolojiye hizmet etmek için değil de, sadece bilgilenmek için, ders almak için, kendi tarihine hakim olmak için sorgulamaktır modernleşme. (dar tanımıyla tabi ki)
(amacını aşan bir değerlendirme varsa veyahut sürç i lisan eylediysek affola)
Saygılar…
Yazan: Mert Tarih: March 31, 2007 03:05 PM
Sayın Hülagu,
Benim muhatabım değilsiniz okey oynamayı sevmem kahveye de hiç gitmem. Dördüncü lazımsa başka kapıya, by.
Sayın Keskin,
Önce Çanakkale savaşı yıllarındaki "vatan" kavramlarının anlamına bakın, geri kalan saçmalıklarınıza ondan sonra eğiliriz..
Bir de siz şimdi "Atatürk Balıkesir hutbesinde, ilk meclisin açılışı sırasında, kurtuluş savaşı döneminde halka hitaben yaptığı söylemlerinde inanmadığı halde İslama inanmış gibi konuştu ve halkı arkasına almak için İslami motifler kullanarak yalan söyledi, insanları kandırdı, üçkağıtçılık yaptı." mı demek istiyorsunuz? Burasını tam anlayamadım.
(Ben yakın tarihi iyi bilirim de hani sizin bakışınızı duymak istedim. :-)
Yazan: Suat Öztürk Tarih: March 31, 2007 05:02 PM
Mert Bey,
Yazınızda tashihe muhtaç yerler vaktim yok geçiyorum da şurasını değinmeden geçemedim:
"Gelişmek, Avrupalılaşmak ahlaktan uzaklaşmak mı demek?' Tarzı serzenişlerde, ilk önce ahlak tanımı yapılması gerektiği kanaatindeyim. İslam Ahlakıysa bahsedilen, kimse bunu benimsemek zorunda değil ki... Ör Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı'da, 16. 17. yüzyılda İstanbul'da oturmuş her erkeğin illa erkeklerle yattığını söylüyor. Bu açıdan şimdinin İstanbul'u o zamanınkine nazaran daha ahlaklı, kahrolsun Osmanlı denilebilir mi?" MERT
Şimdi nedir bu? Romandan alınmış bir yorum mu, istatistiksel bilgi mi, veri mi, analiz mi? Böyle mi oluyor artık objektiflik?
Bunu bize "bilgi" diye mi kakalamaya çalışıyorsunuz? Bir "Çanakkale Savaşları'nı hamasi edebiyat boyutu olmaksızın objektif değerlendirmektir." demişsiniz. Böyle mi olacak objektif değerlendirme? "Kalsın almayalım." desek haksız mıyım?
Hadi Orhan Pamuk sallamış siz de yutmuşsunuz dedik, biz de inanmış gibi yaptık diyelim. Bunun ideal "ahlak" tanımı ile alakası ne? Ve Bekir Bey'in söylediği ile ilgisi nedir? Burada geçmişi katıksız öven birisine mi rastladınız?
Hele, " İslam Ahlakıysa bahsedilen, kimse bunu benimsemek zorunda değil ki... dedikten sonra bunu "Ör Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı'da, 16. 17. yüzyılda İstanbul'da oturmuş her erkeğin illa erkeklerle yattığını söylüyor. Bu açıdan şimdinin İstanbul'u o zamanınkine nazaran daha ahlaklı, kahrolsun Osmanlı denilebilir mi?" cümlesiyle bağlamak nasıl bir mantıktır?
İslam ahlakı ile livatayı nasıl ilişkilendirsiniz?
Yoksa bu bir sinsilik midir?
Eee, " Kimse kimsenin değerlerini 'saygıdeğer' olarak addetmek zorunda değildir. Sadece 'saygısızlık etmemek' zorundadır." demişsiniz. Eyvallah. Doğru
Da... Bu saygısızlılığın, çarpıtmanın, İslam ahkalına iftiranın daniskası değil mi? El çabukluğu marifat ile İslam ahlakıyla ilişkilendirmeye çabaladığınız böyle bir iğrençliği nereye koyacağız?
İnsan bir yazıda bu kadar kendi kendini çürütebilir mi?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: March 31, 2007 05:05 PM
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ LAİKLİK İÇİN Mİ ÖLDÜ? HAYIR HAYIR HAYIR
Kurtuluş savaşının başlangıç ve bitiş tarihi olan 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan Lozan antlaşmasının tarihine bakın (23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM tarafından onaylandı), birde cumhuriyetin ilan (KURULMADI, ilan edildi) edildiği (29.10.1923) tarihine bakın,
*Lozan antlaşması yapıldığı yıllarda Türkiye henüz Cumhuriyet Değildi.
M.K. Kimi telkinlere kapılarak "Türkiye meşruti monarşi olsun, Yeni padişah benim,
Meclisde çalışmaya devam etsin" diyebilirdi. (Gerçi CHF nin başına geçip sonrada bu memlekette CHF dediği olur dedi ama ).
Laikliğin geldiği (5 Şubat 1937), dinin kaldırıldığı (1928) tarihine bakın. Yani 1928 e kadar devletin dini vardı islam dı. 1937 ye kadar laiklik yoktu.
* Burdan da anlıyoruz ki Kurtuluş savaşında savaşan insanlar islam için şehit oldu Hilafet için şehit oldu, ama sanki laiklik için savaşılmış gibi cumhuriyet için savaşılmış gibi lanse ediliyor bunlar için savaşılsa insanlar şehit olurmu bikere onu düşünün.
Lozan Türkiyenin rejimiyle ilgili bir antlaşma olmadığı gibi laiklikle ilgili bir kabulde değil.
Çünkü Laiklik Anayasaya 5 Şubat 1937 de girdi.
Tekrar söylüyorum 1928 e kadar da devletin dini vardı, anayasal noktada islamdı.
***/***
SONUÇ: Cumhuriyet kurulmamış İLAN edilmiş.
Kurtuluş savaşında savaşan insanlar islam için hilafet için savaşmış.
Yazan: Öncü Nesil Tarih: March 31, 2007 07:49 PM
Mert,
Anlasildi "sperm bankasi" ve "bastardization" hassasiyetinizin nedeni. Canakkale'yi saldirgan tarafin propogandasindan ogrenen tarafa bunu da "aydinlanma", entellik bilmem ne kilifina sokmaya calisan idrak, haya vaziyeti icin bu kadar! Iyi aydinlanmalar. O propogandayi sunan Yetkin Iscen'midir ne bankadan kazanilmis ise ona da haddini bildirdim yazismamizda.
Bye bye Mert
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 31, 2007 08:07 PM
Bekir Bey, ne mal olduğumu ortaya koymuşsunuz, helal olsun diyorum. Bana gazeteciliği bıraktırdınız gerçekten, hatta internetten Bursa, Mert Karbay diye aratırsanız, cinsiyetim kadın yazıyor…
Lakin bu yazıların hiçbirini ‘ben aydınlandım, sizi de aydınlatayım’ düşüncesiyle yazmıyorum. Gerçekten bu kadar ukala olsam bile, Suat Bey ile yaptığınız gri propagandadır. (-ki en tehlikesi budur- yani çaktırmadan konuyu benim bir İslam düşmanı falan olduğuma, Özdemir İnce’nin genç versiyonu olduğuma getiriyorsunuz.) ‘Ad hominem’dir, (şahsımı etiketleyerek söylediklerimi yanlışlıyorsunuz). Üstüne abartılı yorumlarla gol atmaya çalışmak ve konuyu yazıklar olsuna getirip tavlayı koltukaltıma verip göndermektir. Tartışma kültürüne dahil olmayan her şeydir.
Orhan Pamuk konusuna gelince… Yazım tekrar incelenirse orada İslam ahlakına en bir yakışmayan örneği, hatta abartılı şekilde sunmam gerekir retoriğe göre, ki insanlar aksini düşünsünler, ve ben yargımı kanıtlayayım. Zaten Suat Beyin ilişkilendiremediği şeyi ilişkilendirmesin, ilişkilendirilmesin diye yazdım oraya (aksini yanlışlayarak gitmek bir ispat yöntemidir, tek olmayan bütün pozitif tam sayılar çifttir). Madem yanlış anlaşıldı, değiştireyim örneğimi.
‘İslam komutanı Yezid, 12bin kişiyi tek bir hamlede öldürdü, kanlarını nehre doğru akıttı, onları değirmene yönlendirdi ve değirmende bu kanlarla öğüttüğü ekmekleri afiyetle yedi, bunu da Allah adına yaptı’ (Nasıl Müslüman Olduk sf:95)
Şimdi bu olaydan yola çıkarak İslam’ın savaş ahlakı bu denilebilir mi? Bunlar İslam’a mâledilebilir mi? (bunlar retorik sorudur, cevap istenmiyor burada diye belirteyim de buradan da saldırmayın bana)
Ben genel olarak savaş kavramından bahsediyorum. Bence insan hayatından daha kutsal bir değer olamaz diyorum. Çanakkale’de ölen insanlar tabii ki Allah için öldüler diyorum. Ama Orhan Pamuk için de ölseler, Hitler için de ölseler, bu ölüm Allah için ölmelerine nazaran daha az ulvi olarak değerlendirilmez diyorum. Yukarıda bir sürü örnek saydım. Ya okumuyorsunuz, ya da okuduğunuzu anlamıyorsunuz.
Çanakkale sizin değerini olabilir, okursunuz, duygulanırsınız, bunu istediğiniz şekilde yaparsınız.
Aynı askerlerin 5 sene sonra Atatürk komutası altında Yunanlılara taarruzu da Özdemir İnce’nin değeridir. O da bu savaştan nasiplenir, o da O’nu ilgilendirir.
(genel konuşuyorum). Ezber bozmaktan bahsediyorsunuz. 23 Cumhuriyeti ezberinden bahsediyorsunuz. Ama sürekli bir Çanakkale tutturmuşsunuz, tek söylemek istediğim bu. Ezberleri bozalım diyorum, hemfikirim. Tarihi sadece merak ettiğimizden, hatta kendi tarihimizi bilmek zorunda olduğumuzdan öğrenelim, zihinsel mastürbasyonlar yapmayalım diyorum. Yukarıda yapmadığımız seçimlerin arkasında durmaktan falan bahsetmiştim, onu da okumamışsınız herhalde.
Okumak, üzerinde düşünmek, yorum yapmak, ‘Aha, İslam Düşmanı, Çanakkale ruhunu özümseyememiş bir meczup, bir ucube’ demeye nazaran çok daha kolay yoksa.
Suat Bey,
‘Atatürk yalan mı söyledi demeye çalışıyorsunuz’ demişsiniz. Alttaki yorumunuz da bana sanki bu doğrultuda düşündüğünüzü hissettirdi. Meraktan soruyorum, düşüncemin doğru olup olmadığını tartmak için.
1-Tarihi olaylar o zamanın şartlarıyla mı değerlendirilir, yoksa bu zamanın şartlarıyla mı?
2-Devir insanları ‘dinsiz’ bir insanı nasıl karşılarlardı? Sizce eski itibarı kalır mıydı kurtarıcı komutanın?
3-Bize ne? Bunu çok samimi soruyorum. Atatürk el yazmaları hariç (ki onlar da bizi ilgilendirmiyor) din hakkında pek bir görüş belirtmemiştir. Arkadaş arasındaki konuşmalar sonradan yazıya geçtiyse de o dönem insanını bağlamaz. Okullarda okuttuğu kitap ise tartışılabilir. ‘Laik devlette din dersi olmalı mı’ tartışmasıyla paralel bir ortamda lakin.
Atatürk resmi ağızda dini övmüştür, savunmuştur. Bizi de resmi söylemleri bağlar. O konuşmasında da (bende orijinal metni var) gayet güzel konuşmuştur.
Peki siz o yorumu niye yaptınız diyorum? Çünkü sayın Keskin’i az da olsa takip edebildim. Atatürk’e yalancı diyebilecek potansiyeli göremedim kendisinde. Bu yaptığınıza anlam veremedim yani Suat Bey. ‘Freud Sürçmesi’ diye bir şey vardır. Konuyla alakalıdır belki… (alın size, gri propaganda böyle yapılır)
Madem ben de bir bomba patlatayım da ertesi gün gazeteler ‘hem gazeteciliği bırakmadı, hem de gol atamadı’ demesinler.
Yalan dediniz oradan aklıma geldi.
Bir başbakan saat 10.30da çıkıyor. Görüşmedim diyor. Sonra görüştüğüne dair belgeleri çıkıyor. Bu başbakan 72 milyon’a karşı ne yapmıştır?
http://www.milliyet.com.tr/2005/09/23/ekonomi/aeko.html
Yazan: Mert Karbay Tarih: March 31, 2007 11:33 PM
Sayın Akyol;
Öncelikle bu harikulade yazınızdan dolayı tebrik ederim. Yorumların genelinde kutuplaşmalar yer alıyor. Düşündüklerinizin anlaşılmaması gibi bir sorun var sanıyorum. Bende tam anlamamış olabilirim ama daha önce okuduğum yazılarınızın birinde Atatürk ün askeri ve siyasi özelliklerini belirttikten sonra bu özelliklerin bile saygı duymaya yeterli olduğunu vurgulamıştınız.
Evet Atatürk büyük bir cumhuriyetin kurucusudur. Düşmanının bile taktir ettiği özellikleri vardır. Ama ülkemizde kendisinin ilahi bir güç ile hristiyanlıktaki İsa tarzı bir model yaratılmaktadır. Öyleki bu ülkedeki herkes Atatürk ü sevmek zorunda olduğu gibi komşu ülkeler ve hatta deniz aşırı ülkelerde ki insanlarda sevmek zorundaymış gibi hissediyoruz. Elbette sevmek zorundayız. Ama bir ilahi gücü sever gibi değil. Cumhuriyet başarısını sadece Atatürk'ün üzerine yıkmak, en az 1 milyon şehide haksızlıktır. Bu Atatürk en az 1 milyon insanı kendi fikirleri için kullandı demeye gelir ki bu da Atatürk' e haksızlıktır. Bu ayrımı en iyi Mustafa beyin yazılarında görüyor, kendisini tekrar en içten dileklerimle kutluyorum.
Yazan: Yavuz Selim Tarih: April 11, 2007 07:51 AM
bekir bey...
Gözden kaçırmışım. Yine de Peygamber’in ismini zikretmeden önce ‘hazreti’ demenin ‘zorunlu!’ olduğu, hatta bırakın peygamberi, Mevlânâ’nın bile ‘hazreti’ demeden zikredilemediği bir toplumda yaşadığımız gerçeği varken, muhafazakarlaşmaktan değil de can güvenliğinden tedirgin olmak ‘Beyaz Türkler’ için anormal değil diye düşünüyorum. Kimse kimsenin değerlerini ‘saygıdeğer’ olarak addetmek zorunda değildir. Sadece ‘saygısızlık etmemek’ zorundadır
arkadas bu yazısına bekır bey dıye baslarken peygamberın adını zıkerederken hazretı demek zorunda oldugu bır ulkede yasadıgından bahısle karsılıklı saygı anlayısına degınerek cumlesını surdurmus:) boyle bır mantıga yorum yapmaya ne gerek var ..
bır de ne garıp bır sacmalıktır bu vatan ıcın olme sehıtlık canakkale uzerıne yapılan yorumlar, buna yorum eklemek sacmalık cunku ;
ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLENLERE (ŞEHİTLERE) ÖLÜ DEMEYİNİZ. ZİRA ONLAR DİRİDİRLER. FAKAT SİZ BUNU ANLAYAMAZ, İDRAK EDEMEZSİNİZ ( Bakara Suresi 154. Ayet) ...
Maide/5/33. Allah ve peygamberiyle savasanlarin ve yeryuzunde bozgunculuga ugrasanlarin cezasi oldurulmek veya asilmak yahut capraz olarak el ve ayaklari kesilmek ya da yerlerinden surulmektir. Bu onlara dunyada bir rezilliktir. Onlara ahirette buyuk azab vardir
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir
Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır.Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile, kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Yazan: ancazin Tarih: April 15, 2007 03:26 AM
eee suat öztürk, bakın yine yorumum cevapsız kaldı yukarıda! Ne tesadüf değil mi? Bakın kaç sorum var cevaplanmayı bekleyen yine.
Neyse canım biz alıştık bu durumlarınıza, hala güldürmeye devam ediyorsunuz beni zaten.
EE NE OLDU GARANTİ CUMHURBAŞKANLIKLARINA? NE OLDU GARANTİ BAŞBAKANLIKLARA?
Duvara mı tosladı bütün GARANTİ planlar? Hukuk devleti midenizi mi bozdu yoksa?
Şu hale bakar mısınız? Bu kadar milletvekili ile şu akp nin çektiklerine. Ne demiştim ben, bu kadar imkan ile bu kadar limit. Tıkandılar diyordum, şimdi tıkanmaktan beter oldular, resmen duvara tosladılar.
Üstüne bir de demokrasi dersleri veriyor ya rtE, e maşallah diyeceğim ben de. yine tramvaya binmeye çalışıyor, ve ben de çok gülüyorum kendilerine. Ha bunu yiyen insanlara ise malesef çok üzülüyorum.
Halk seçsinmiş CB yi, 5+5 olsunmuş, erken seçimmiş!
NE OLDU, jeton geç mi düştü? Yoksa planlarınız darmadağın mı oldu? Hani yazıyordu anayasada nasıl seçileceği CB nin. Seçsenize, ne duruyorsunuz?
Eee suat Öztürk, adayın açıklanmasını bekleyecektik, işte hal ve vaziyet, hadi bakalım sandıklara. akp şimdi açsın ellerini seçmenden oy istesin.
Açsın ellerini 'oligarşiden tarafa geçen' ANAP ve DYP nin oy almaması için dua etsin
Açsın ellerini sol partilerin birleşip yüksek oy almaması için dua etsin.
Hadi bakalım suat Öztürk, ben oyumu vereceğim partiyi biliyorum, ve de oyumu vereceğim, sizlere de kolay gelsin şimdiden.
Yazan: Beagle Tarih: May 3, 2007 10:22 AM
Sayın Beagle,
Oligarşi ayak oyunları ile hukuk kepazeliği ile insanların gözünün içine baka baka hokkabazlık yapıyor. Sizin de etekleriniz zil çalıyor he mmi?
Ama acele etmeyin, şurada iki-üç ay sonra seçim var.
Aslında CHP zihniyetinin kendi ayağına nasıl kurşun sıktığı ortada. Bu son kararla ister eski sistem devam etsin isterse halk seçsin artık militarist ve antidemokratik zihniyetli solculara köşk yolu kapanmıştır.
Mevcut sisteme göre ileride de TBMM’de her halukarda 183 tane sağ-muhafazakar vekil olacağına göre onların onaylamadığı hiçbir kimse C.Başkanı olamayacak.
TBMM meclis çoğunluğu da sağda olacağına göre içlerinden bir ılımlı üzerinde uzlaşma şart olacak. Bu da bundan sonraki cumhurbaşkanlarımızın sürekli ”ılımlı bir sağcı/sağ kökenli” olacağı anlamına geliyor.
Bu mevcut sisteme göre.
Halkın seçmesi durumunda işleri daha da zor. Bu ülkede solun oyu %30 u geçmez. İki turlu seçimlerde her zaman sağ-muhafazakar kesim kazanır. Baykal’ın şimdiden buna itiraz etmesi ve “Yandım Allah” mealindeki telaşı da buna işaret.
Daha düne kadar TBMM halk iradesini tam yansıtmıyor diyenler şimdi halk seçsin deyince çil yavrusu gibi dağıldılar. baykal hewbele hübele yapıp duruyor. Bunu nasıl izah edecek millete?
Yüzsüzlüğün, aymazlığın bu kadarına pes..
Şimdi oligarşinin temsilcileri kanal kanal gezip C.başkanı’nı halkın seçmesinin mahzurlarına değinip duruyorlar.
Galiba derinler sistemin değişmesini istemiyor, 367 hokkabazlığı revizesiyle yetinmeyi düşünüyorlar. Böylece bir daha kendilerinden birini seçemeyecekler ama “çevre”nin, hassolarla memoların adayı üzerine de pazarlık yapabilecekler.
“Vuruşarak çekişmek” diye buna derim ben.
Bu millet cahil ama salak değil. Herkesin evinde TV var, ne kepazelikler yapıldığı açıkça görülüyor. Sırf AKP'li birisini C.Başkanı yapmamak için hukukun nasıl çiğnendiğini cümle alem görüyor.
Üye olduğum mail gruplarında insanlar öfke kusuyor. İlkesel olarak “oy kullanmama” kararı olanlar, AKP’ye pek çok açıdan karşı olanlar bile “artık AKP’ye oy atmam farz oldu” diyor.
Erdoğan ayarlasa bu kadar lehinde olamazdı herşey..
C.başkanlığını halka seçtirmeyi de başaramazsa al sana bir mağduriyet daha. Akşam “Birikim”ci Laçiner “AKP oy patlaması yapabilir” diyordu TV’de; galiba çok sıcak günler bekliyor bizleri.
Bakalım Tandoğan - Çağlayan mı daha kalabalık sessiz çoğunluk mu 22 Temmuzda göreceğiz.
Salih Memecan'ın çizdiği gibi sandık muhtırası geliyor:
http://www.sabah.com.tr/haber,2296D0BEB76B4D1793AFDE561487F6D7.html
Bakalım sizin gibi sahte demokratlar seçim sonrası çıkan sonuca karşın ne yapacaklar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 3, 2007 01:51 PM
27 Mart tarihinde yukarida soyle bir yorum yazmistim:
--------------------------------------------------
1324 yılında kurulan Yeniçeri Ocağı 1658 yılından itibaren tüm önemini kaybetmiş ve bir ayaklanma yuvası haline gelmişti. Sürekli ayaklanan Yeniçeriler istemedikleri padişahları ve devlet adamlarını indiriyor, hatta öldürüyorlardı.
Askerlere yakışmayan davranışlar içine giren sarhoş Yeniçeriler, zaman zaman halkın canına ve malına zarar vermeye başlamıştır. Bu nedenle de halkın nefretini kazanmışlardı. O dönemlerde çok değer verilen ilmiye sınıfına yaptıkları hakaretler, halk ile ilmiye sınıfının, Yeniçerilere karşı, cephe almalarına sebep olmuştu.
Sultan II. Mahmud Yeniçeri ocağına karşı birtakım tedbirler almaya başladı. Yeniçerilerin, Avrupa orduları gibi eğitilmeleri gerektiğini düşünüyordu, bu amaçla "eşkinci" adlı yeni bir askeri örgüt kurulmasını emretti. Bu yeni eğitimi istemeyen Yeniçeriler, At meydanında toplanarak gösteri yaparak ayaklandılar. Babıali’ye saldırarak altı bin kese para aldılar.
(...)
(...)
Sultan İkinci Mahmud, artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826).
KAYNAK: FORSNET
-------------------------------------------------
1658 senesi Yenicerilerin kontrolden cikmaya basladigi tarih.
Ayni zamanda askerlerin devlete mudahale etmeye basladigi donem.
Ayni zamanda Osmanlinin "Yukselme" devrinin sona erdigi donem.
Ayni zamanda Estergon yenilgisi ile baslayan toprak kaybetme caginin baslangici.
Ayni zamanda Avrupalilarin kesif-icat-bilim-savunma-ekonomi de atilimlar yapmaya basladigi donem.
Ayni zamanda bugunku zengin Avrupa devletlerinin ic cekismeleri birakip demokratiklesmeye basladigi donem...
***
...350 senedir hala ayni sayfadayiz ve Yenicerilerin mudahalesinden nasil kurtulacagimizi bir turlu anlayamadik.
...350 senedir Kurtulus Savasindan baska onemli bir savas da kazanmadik (Canakkale; kaybettigimiz Dunya Harbinin parcasidir). Isin garip tarafi Kurtulus savasini kazananlarda Anadolulu milis guclerinin M Kemalin etrafinda biraraya gelmesiyle olusan dedelerimizdi.
Yazan: Haydar Tarih: May 3, 2007 04:28 PM
çok kısa :
siz Anayasa Mahkemesi kararlarına hukuk kepazeliği mi diyorsunuz? Bu birinci sorum.
İkincisi önceki tahminlerinizin havada kaldığını tasdik ediyorsunuz. Konumuz sizin önceki tahminlerinizin garanti diye söz ettiğiniz seçimlerin ve bunlar hakkındaki öngürüler bayağı bir havada kaldı ha! Nerede o garanti cumhurbaşkanlıkları? Bu da ikinci sorum.
Yazan: Beagle Tarih: May 3, 2007 05:09 PM
Sayın Beagle,
Ben sorularınızın cevaplarını yazımda enine boyuna verdim.
Tahminlerim havada kalmadı; tahminler yürürlükteki kanunlara göre yapıldı, şapkadan tavşanın çıkarıldığı muz cumhuriyetine göre değil..
Şimdi size göre bu karar hukuk kepazeliği değil, değil mi?
O halde Şimdi Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplantı yeter sayısı olarak "367 şart" dediğine göre Özal'ın Demirel'in ve Sezer'in seçimleri mevcut şarta göre hukuksuz olmuş durumda.
Mevcut Cumhurbaşkanımızın hukuka ne kadar bağlı olduğunu biliyoruz.
Mevcut durumda hukuksuzluğu anlaşılmış bir seçimle C.Başkanı olmayı/kalmayı Sayın Sezer nasıl içine sindirebilir? Hukukçu hassasiyeti hemen istifa etmesini gerektirmez mi?
Yoksa "nalıncı keseri demokrasisi" gibi "nalıncı keseri hukuku" ile mi karşı karşıyayız?
Bir de CHP'yi Uluslararası Sosyalist Enternasyonel'den atabilirlermiş.
Ee normaldir, böyle faşist, ulusalcı, darbe şakşakçısı antidemokratik bir partiye "sol" denmesi bile hata..
DSP ile bütünleşme -pardon birleşme mi idi yoksa? :-) işi de yatmış.
Baykal 22 Temmuz'da seçime de karşı çıkıyordu.
Tabii şimdi bu sosyal demokratlar yazlığa falan giderler. Ya da başka tatillere. Çoğu memur kesimindendir bunların, maaşlar tıkır tıkır ödenir. Kriz mriz etkilemez bunları. O sebeple ekonominin batması oligarşinin umrunda değildir.
Tabi bir de "Beyaz Türk"tür bunlar, idealist de değillerdir. Tatili bırak, sıraya gir oy kullan, parmağını boyat falan bunlara zor gelir.
O sebeple yazın seçim istemez Baykal. Ama iş TBMM'ye gelince seçimden kaçtı dememek için evet oyu kullandılar bugün. Ama hafızalarda yazın seçim olmaz, eylülde yapalım sözü kaldı.
Ölmez sağ kalırsak bir okka samandan ne kadar duman çıkar 22 Temmuz'da hep birlikte göreceğiz..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 3, 2007 08:09 PM
Yani şu anki işlemler ve iptal kararları mevcut kanunlara göre yapılmadı mı suat öztürk? Bu 1.
İkincisi yine soruyorum çünkü garanti dediklerinizin hiçbirisi gerçekleşmedi. Bir de çıkmış tahminlerim havada kalmadı diyorsunuz. Nasıl oluyor bu garanti dedikleriniz gerçekleşmemişken acaba??
Bunları mutlaka cevaplamanızı bekliyorum.
Ayrıca bana göre anayasa mahkemesi kararları dahil hiçbir yargı kararı hukuk kepazeliği olamaz. Bunlara kepazelik demek, hukuk devletinden bihaber olmak demektir. Yargı kararları yazılı kurallar çevresinde alınır. Yazılı kurallar ise yasama gücünce belirlenir. Aksi halde siz dediniz diye hiçbir karar kepazelik olmaz. Ancak bu tür önermeleri yapmak kepazelik olabilir. Tıpkı sizin yaptınız gibi.
Sezer veya diğer konularla ilgili yorumları yapacağım ama önce şu kepazelik mevzusunu bir ahlledelim. İlk iki soru yani. Ama 22 Temmuz u araya sıkıştırmak istiyorum. Tabiki 22 Temmuz da insnlar tatilde olacak diye seçime karşı çıkmak yanlış olur, ama şunu hatırlamak gerekir ki, o dönem birçok insanın mevsimlik işçi olarak başka illere gittiği zamanlardır. Bu nedenle malesef ekmeğinin peşinde birçok insan seçimlere rahatça katılamayacak. Ama sırf bu nedenle seçim tarihinde oynamak da hata olur bence.
Neyse ilk iki soruma kısa ve net cevapları alayım, diğer mevzulara geçelim. Malesef CHP den ve DSP den çok çektik ama iyi ki ADAM GİBİ ADAM SAYIN SEZER var.
Yazan: Beagle Tarih: May 4, 2007 02:57 PM
Yani diğer konulara geçmeyeyim diyorum ama malesef siz tutarsızlıkta öyle bir başarı sağlıyorsunuz ki cevap vermezsem insanlar yanlış bilgi öğrenecek.
Diyorsunuz ki:
-O halde Şimdi Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplantı yeter sayısı olarak "367 şart" dediğine göre Özal'ın Demirel'in ve Sezer'in seçimleri mevcut şarta göre hukuksuz olmuş durumda.-
suat Öztürk, ÖĞRENİN. 367 katılımı gerektiren içtüzük değişikliği 16 Mayıs 1996 da yapıldı. 424 sayılı karar ile. ÖĞRENİN olur mu? ÖĞRENİN de başkalarını da yanlış bilgi sahibi yapmayın. O nedenle 367 katılım Özal ve Demirel i bağlamaz. İktisat bilmek yetmiyor- hoş onu da bilmiyorsunuz ya- biraz da hukuk bilmez lazım. Hele hele hepsinden önemlisi hukuk bilmeden başka olgula kepaze demek, bu sadece size layık bir yetenek suat Öztürk. Güldürmeye devam ediyorsunuz beni.
Yazan: Beagle Tarih: May 4, 2007 03:23 PM
Sayın Beagle,
(Uslubunuza dikkat edin. Bir daha böyle yazarsanız size cevap vermeyeceğim.)
Evet benim tahminim 82 Anayasasına göre seçilen C.Başkanlarının seçim yöntemine göreydi; şapkadan tavşan çıkartacaklarını, karar yeter sayısını aynı zamanda toplantı yeter sayısı saymak gibi daha öçnce kimsenin aklına gelmemiş bir hokkabazlık yapacaklarını, karardan önce muhtıra yeneceğini nereden bileyim? Ben biran kendimi demokratik hukuk devletinde yaşıyorum sanmışım meğer burası bir muz cumhuriyeti imiş. yanıldığım için özür dilerim.
Kafası az buçuk çalışan herkes biliyor ki bu kavganın ardında Çankaya adayının eşinin başörtülü olması var. Burada “başörtüsü bir siyasal simge” diye yutturulmaya çalışılıyor ama mesele bu değil. Mesele köylülerin, hassoların, memoların, yani çevrenin, merkeze yürümesidir. “Merkez”; “çevre”nin demokratik süreçleri kullanarak yönetim erkini ele geçirmesini bir türlü kabullenememiyor. Bu hukuk hokkabazlığının sebebi de bu zaten.
Ayrıca ben iç tüzük değişikliğinden değil Anayasanın maddelerinden bahsediyorum.
Ve Sezer'i soruyorum; Özal ve Demirel'i değil..
Sezer seçilirken 367 sayısı ile alakalı yoklama yapıoldı mı? hayır. (Bana hemen ama oy kullanan 500 kusur vekil var demeyin. Oy kullan başka "oturum açma" zaömanında salomnda olan vekil sayısı başka. O anda yokla yapılması gerekir yeni karar göre.)
Yani Sezer şuanda orada hukuksuz şekilde oturuyor. O halde niçin istifa etmiyor? Buna cevap vermemişsiniz. Sebep?
Anaya mahkemesi konusunda bu kararın hukuki değil siysi olduğunu ben değil birçok hukukçu söylüyor.
Birkaç link vereyim size, ideolojik gözlikleri çıkartıp okuyun:
Anayasa Komisyonu Eski Başkanı A.İyimaya
,
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=483415
Yargıtay Onursal Başkanı S.Selçuk, köşesinde bir süredir işliyor:
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=118601
Bu da Sami Selçuk’tan:(Mutlaka okuyun derim)
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=532387
Bizzat 1982 Anayasası’nı hazırlayan Danışma Meclisi üyelerinden Fahri Öztürk:
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=532598
Sol cenahtan İsmet Berkan(Hukukçu değil am sizden :-)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=208503
ve Mustafa Erdoğan. Erdoğan'a göre mahkeme bu konuda bırakın karar vermeyi konuyu görüşemez bile:
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=119511
Erdoğan'ın yazısından:
Bir kere, dört aşamalı ve henüz tamamlanmamış bir seçim sürecinde yapılan bir ‘oylama’yı başlıbaşına bir Meclis kararı olarak görmenin hiç bir mantıki ve hukuki temeli yoktur. Açıktır ki, oylamaların hiç birisi bir ‘karar’ değildir. Karar ancak cumhurbaşkanlığı seçimi süreci tamamlanınca olumlu veya olumsuz yönde ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, burada herhangi bir bir yargı organının inceleyebileceği hukuki bir işlem bulunmamaktadır.
Aynı nedenle bu oylamanın yapılmış olması fiili bir İçtüzük değişikliği niteliğinde de sayılamaz. Çünkü, İçtüzük, Meclisin görüşme ve karar alma usullerini gösterir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde öngörülmüş olan usul ise dört aşamadan oluşan bir süreçtir. Yani, usulün aşamaları tamamlanmamıştır ki, uygulanan usulün yanlış olduğuna karar verebilebilsin. Kaldı ki, doğrudan doğruya Anayasada düzenlenmiş olan bir konu bir İçtüzük meselesi olamaz. Anayasada düzenlenmiş bir konudaki bir uygulamayı İçtüzükle ilişkilendirmek Anayasayı normatif olarak ‘tenzil’ etmek, böylelikle onu yok saymak anlama gelir.
"Bu kararın ikinci tuhaflığı aynı anda hem iptale hem de ‘yürütmenin durdurulması’na hükmetmiş olmasıdır. Çünkü, o sözde işlem iptal edilmişse, zaten yürütülemez. Mahkeme’nin sözlü açıklamasında vurgulu olarak belirtildiği gibi, eğer iptal edilen birinci tur oylamaysa, bunun sonucu birinci turun tekrar edilmesidir. Yani, ‘durması’ gereken bir işlem yoktur. ‘Yürütmenin durdurulması’ndan muradın ikinci tur oylamaya geçilemeyeceği olduğu da söylenemez; mantıken, bu ancak 102. maddedeki süreç bir bütün olarak iptal edilseydi söz konusu olabilirdi.
Neresinden tutsanız elde kalıyor. Hadi görüşebilir desek bile çıkan karar tam bir hukuk cinayeti. Yukarıdaki linklerde enine boyuna konu işleniyor.
Anlayacağınız derinler devreye girdi hukukun çarkına okudular. İki kere ikiyi beş yaptılar.
Artık siz de ben de bir muz cumhuriyeti vatandaşıyız.
Seçimden de kaçacak bir yer yok artık. Bir zahmet sosyal demokratlar 2 günlüğüne tatillerini kesecek.
Bir soru: CHP C.Başkanını halkı seçmesine niçin karşı çıkıyor? Buna dair yazdıklarıma da birşey söylememişsiniz. Siz ne diyorsunu bu konuda? C.başkanını halk seçsin mi?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 4, 2007 07:08 PM
Şu bir gerçek ki ülkemiz bir değişim süreci içinde. Statükonun bekçileri bu değişime engel olmak için her türlü hayasızlığa başvuracaktır emin olun. Orduyu göreve çağırmalar, hukuğun en üst mercisinin bizzat hukuğa aykırı davranması, tehditler, muhtıralar... bunlar bu değişim sancısının dışa vurumu. Halk neredeyse 100 yıl aradan sonra kendi yönetimini devralmaya ilk defa bu denli yaklaşmış bulunuyor. Ülkemizi bugünkü haline sokmuş mevcut devlet geleneği, yerini halk merkezli bir anlayışa bıraktığında kürt meselesi, istikrarsızlık, militarizm, kutuplaşma, işsizlik gibi birçok sorunun aslında bu gelenekten kaynaklanmış olduğunu göreceğiz. Ne diyim... Allah bizlere acısın da o günleri daha fazla geciktirmesin.
Aşağıdaki makale eminim birçoğunuza çok ilginç gelecektir. Konuyla ilgisi ve enteresanlığı bakımından sonuna kadar okumanızı salık veririm.
http://www.ozguruniversite.org/guncel_tolga_scp.php
Yazan: Nazım Tarih: May 5, 2007 03:40 AM
suat Öztürk,
Üslubumu bir kenara bırakıp yazdıklarımın içeriğine gelecek olursak, bu hokkabazlık değildir , ÖĞRENİN okuyun karar gerekçesini, ÖĞRENİN neye dayanarak bu karar alınmıştır. Ayrıca burası muz cumhuriyeti değil, asıl bu ülkeyi muz cumhuriyeti zanneden akp nin ta kendisidir ve de siz gördüğüm kadarı ile. O kadar uyardılar hukukçular 367 gerekli diye, ama dinleyen kim! En sonunda böyle özür dilersiniz tahminleriniz tutmadı diye. Ama üzülmeyin suat Ö. Bakın ANAP-DYP de birleşti. akp den oy dökümü başladı yaprak misali, hele bir de CHP-DSP birleşirse sol daha da yükselecek ( ki bu bence de bu birleşme çok zor, ama korku vermiş olmalı ki akp yanlısı basın olayın üzerine pek bir fazla gidiyor, ee esen rüzgar korkuttu tabii onları ) işte o zaman görün siz sandıktan kim çıkar. Daha önce dediğim gibi akp ellerini açsın da dua etsin bari bu birleşme gerçekleşmesin diye. Zaten Büyükanıt ve CB konuları dahil bütün hesapları şaştı.
Ayrıca şunu söyleyeyim ikinci paragrafınıza geçerken kafanın çalışmasına gerek yok asıl gerçeği görmek için suat Ö. Sadece karar gerekçesini okuyun yeter, olur mu bir zahmet?
Ayrıca arkadaşım gördüğüm kadarı ile itiraf etmeseniz de ÖĞRENMİŞSİNİZ Özal ve Demirel ile Sezer in seçilmesi arasındaki farkı. Neyse bu da bir ilerleme. Ama sizin daha hukuk ile yolunuz uzun. ÖĞRENİN: Anayasa mahkemesinin görevleri arasında Meclis İçtüzüğü denetimi de vardır. Madde 148. Eh hayırlı olsun bunu da ÖĞRENDİNİZ.
Ha araya bir sıkıştırma yapayım da yine insanları yanlış bilgilendirmeyin.Daha önceki yazınızda ‘Bir de CHP'yi Uluslararası Sosyalist Enternasyonel'den atabilirlermiş.’ dediniz. Haber kaynağınız nedir çünkü dün İtalyan üye tam tersini söyledi. Ya siz, ya da haber kaynağınız GAİPTEN SALLIYOR.
Eee tüm bu dediklerimden sonra sizin hokkazlık iddialarınız yeterince havada kalmıştır herhalde.
Siz Sezer i sordunuz, ben de cevapladım. Bahsedilen içtüzük değişikliği 1996 da yapıldı. Siz ne yazdığımı okumuyor musunuz? Hala komik bir şekilde soruyorsunuz Sezer i sordum diye. SİZİNLE İŞİMİZ ZOR SUAT Ö.
Üstelik bana bir de çıkmış birçok hukukçunun söyledikleri felan birşeyler söylüyorsunuz. ÖĞRENİN YİNE suat Ö. Hukuk kararları veya uygulamalar tartışılabilir. Ama sonucu yetkili tek bir karar organı verir. ‘Birçok Hukukçu’ değil. Var mı Anayasamızda birçok hukukçunun karar yetkisi diye birşey? Ayrıca insanları yine yanlış bilgilendiriyorsunuz çünkü aynı şekilde birçok hukukçu da tam tersini savunuyor. İsterseniz ben de vereyim size linklerini. Ama vermeye gerek görmüyorum, çünkü siz bunları biliyorsunuz suat Ö. Bilemeyecek kadar küçük olamazsınız. Belki yazmayacak kadar samimiyetsiz olabilirsiniz. Ama durumunuz ilk seçenek ise bu daha kötü tabii.
Siz benim sorularımı cevaplamıyorsunuz ama ben sizin sorunuzu cevaplayayım: Tabii sorunun muhatabı ben değilim, CHP. Keşke bunu gidip bir CHP liye sorsa idiniz. Ama basında birçok CHP li ve Baykal dahil bunu cevapladı.
Bende size aktarayım da ÖĞRENİN suat Ö.:
CHP anayasa değişikliğine, ya da halkın seçmesine karşı değil. Bu anayasa değişikliklerinin bu ortam ve bu meclisçe yangından mal kaçırır gibi çıkartılmaya çalışılmasına karşı. Baykal bu konuların ancak yeni meclisçe konuşulması gerektiğini belirtti. Siz mi duymadınız, yoksa suat Ö, duydunuz duymamazlıktan gelip samimiyetsiz mi davrandınız? Hangisi- hadi bu da benim sorum olsun!
Ha ayrıca haberiniz olsun, ben zaten sizin yazdığınız her şeye cevap vermek istemiyorum, bunu da daha önce mustafa ajlan Budak tı sanırsam, ona da belirtmiştim , size de belirttim daha önce. Açılmış konular kapanmadan yeni konulara geçmeyi istemiyorum. Ama maalesef birçok kez sizler beni zorladığınız için geçmek zorunda kalıyorum. Haberiniz olsun, tıpkı yabancı sermaye konusunda olduğu gibi. Hala hangi ODTÜ öğretim üyelerinin ordu göreve pankartını sorduğum gibi.
Ama yine de aklınız da olsun, eğer ki cevaplanmadığını düşündüğüz veya özellikle cevaplanmasını istediğiniz birşey olursa lütfen çekinmeyin belirtin, ben sizi SEVE SEVE cevaplarım.
Size ve ülkemize güneşi bol güzel günler diliyorum - Arınç gibi konuştum belki ama bugün onun memleketi ve seçim ölgesi Manisa da hava gerçekten güneşi bol ve güzeldi. Bir de Çanakkale de tabiki.
Umarım ülkemizin hergünü böyle güneşi bol ve güzle olur. Arınç ın bu tahmini gerçekten doğru mu çıkıyor ne?
Yazan: Beagle Tarih: May 5, 2007 08:32 PM
elinize emeğinize sağlık mustafa bey.evet demokrasi dediğimiz şey sizinde bahsetiğiniz gibi kurnazca sayılabilecek bi plandan bu güne süregelen diktatörlük rejiminin bir sonucudur.çoğu vatandaşımız bunu bilmiyor veya bildikleri halde işlerine gelmiyor.yanlış atılmış bir temelin üzerine kurulmuş bir binayız şimdi her an çökme tehdidi ile karşı karşıyayız.bize cihan imparatorluğunu kazandıran değerlerimiz kutsal inançlarımız örf ve adetlerimiz yaşam tarzımız irticai gerici deneyden uzak eski çağ adetleri suçlaması adı altında yok edildi ve ediliyor.bunlara dur diyebilecek günümüzün tek partisi ve yönetimi durmadan haksızlığa uğruyor aşağlanıyor susturulmaya çalışılıyor.ama sevindirici bi olay var ki türkiye eski türkiye değil.artık haksızlığa dur diyebilecek çoğunluğumuz var.hiç kimse hiç bir güç millet iradesine karşı koyamaz.meydanda toplanan 2 milyon insan çoğunluk olamaz.zira türkiye 2 milyondan çok daha fazla bi nüfusa sahip ve emin olsunlarki bunlar bi konuşsa sesleri dünyanın en ücra noktalarına dahi ulaşır.biz gönlümüzü ferah tutalım devir uyanış devridir zorbaların rütbelerin devri geçti artık.hepimiz allah'ın (c.c) askerleriyiz sadece ondan emir alır onun için ölürüz.bunu unutmasınlarki orta asya türkü bitti artık hak dini olan batıldan uzak türk var.geriye dönmek isteyen o ünüformalılar kendi sonlarını hazırlıyorlar farkında olmadan.bilsinlerki onlara bu gücü sağlayan millet iradesidir.halk olamasa bunların çelenkleri yıldızları bit pazarında süs eşyası niyetine satılır alıcısı olurmu bilmem.ben korkmuyorum çünkü benim gibi düşünen 2 mil.*30= 60 mil.insan var.hadi kalın sağlıcakla
Yazan: mehmet salih Tarih: May 6, 2007 01:11 PM